DÖNEM: 23                            CİLT: 10                    YASAMA YILI: 2

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

41’inci Birleşim

25 Aralık 2007 Salı

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI

1.- Tokat Milletvekili Hüseyin Gülsün’ün, Dünya Kooperatifçilik Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Mersin Milletvekili Ali Oksal’ın, Tarsus’un düşman işgalinden kurtuluşunun 86’ncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, Gaziantep’in düşman işgalinden kurtuluşunun 86’ncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) ÖNERGELER

1.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu’nun (6/197, 198) esas numaralı sözlü soru önergelerini geri aldığına ilişkin önergesi (4/9)

2.- Manisa Milletvekili Mustafa Enöz’ün (6/228) esas numaralı sözlü soru önergesini geri aldığına ilişkin önergesi (4/8)

B) MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- İzmir Milletvekili Bülent Baratalı ve 26 milletvekilinin, Küçük Menderes Nehri’ndeki kirliliğin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/68)

2.- İzmir Milletvekili Canan Arıtman ve 25 milletvekilinin, şehit aileleri ve gaziler ile harp ve vazife malullerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/69)

3.- Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay, İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu ve İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un, Türkçedeki yabancılaşma ve bozulmanın araştırılarak Türk dilinin korunması ve geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/70)

C) TEZKERELER

1.- İran İslamî Danışma Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu Heyetini İran’a davetine icabet edilmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/247)

 

V.- ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1.- Gündemdeki sıralama ile 56 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak ve bölümler halinde görüşülmesine; (10/35), (10/43), (10/49) ve (10/70) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin birleştirilerek 25/12/2007 Salı günü görüşülmesine ve görüşmelerin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına; 26 Aralık 2007 Çarşamba günkü birleşimde sözlü soruların görüşülmeyerek kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine; Genel Kurulun 26 Aralık 2007 Çarşamba ve 27 Aralık 2007 Perşembe günleri 14.00-20.00 saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

 

VI.- SORULAR VE CEVAPLAR

A) SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Pülümür Dağı-Mutu arası anayolun asfaltlanması ve Pertek Köprüsü’nün yapımına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/22) ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı

2.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Tunceli-Pülümür’de meydana gelen depremlerde zarar gören binalara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/23) ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı

3.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’in, okul servislerinin denetimine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/85) ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı

4.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Tuzla Gemi Tersanesinde çalışan işçilere ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/86) ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı

5.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in, Side’deki anıt mezar ve çevresinin bakımına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/137) ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı

6.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, şaraptaki vergilendirmenin üzüm üretimine etkisine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/138) ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı

7.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, bazı bürokrat atamalarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/146) ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı

8.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Amerika seyahatine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/152) ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı

9.- Mersin Milletvekili İsa Gök’ün, Anayasa değişiklik taslağı hakkındaki bir toplantıya ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’ten sözlü soru önergesi (6/159) ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı

10.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ziraat Bankası Hanak Şubesinin personel ihtiyacına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren’den sözlü soru önergesi (6/140)

11.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, personel atamaları ile tadilat ve tamirat işlerine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından sözlü soru önergesi (6/141)

12.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, süpermarket ve hipermarketlere ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/142)

13.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, Malatya’daki bazı baraj ve sulama kanalı projelerine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/143) ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

14.- Mersin Milletvekili Kadir Ural’ın, Mersin’deki bazı baraj ve sulama suyu projelerine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/165) ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

15.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, bir sulama projesi ihalesine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/187) ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

16.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu’nun Kızlaryolu Barajı projesine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/199) ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

17.- Manisa Milletvekili Mustafa Enöz’ün, Gördes Barajı projesine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/229) ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

18.- Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, Bandırma’da fosfat-asit fabrikası kurulmasına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/248) ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

19.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Umurbey sulama projesine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/252) ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

20.- Manisa Milletvekili Mustafa Enöz’ün, Çaltıcak Barajı projesine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/258) ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

21.- Manisa Milletvekili Mustafa Enöz’ün, Kelebek Barajı projesine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/259) ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

22.- Manisa Milletvekili Mustafa Enöz’ün, Güneşli Barajı projesine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/260) ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

23.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Çekerek Barajı projesine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/269) ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

24.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Amasya’daki bir fabrikanın arıtma sistemine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/280) ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

25.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in, hava kirliliğine ve dağıtılan kömürlerin kalitesine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/294) ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

B) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, akarsularda işletme hakkı devriyle enerji üretimine ilişkin sorusu ve  Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/540)

2.- İzmir Milletvekili Abdurrezzak Erten’in, İzmir’in tarihi ve kültürel değerlerinin korunması için yapılacak projelere ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/825)

3.- Kocaeli Milletvekili Hikmet Erenkaya’nın, Kocaeli’de koruma altındaki tarihi yapılara ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/826)

4.- İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, ilköğretim öğrencilerine önerilen 100 Temel Esere ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/832)

5.- Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, Geben Barajı projesine ilişkin sorusu ve  Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/884)

6.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in, yönetici atamalarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/896)

7.- İstanbul Milletvekili Hüseyin Mert’in, öğretmen atamalarına ve okul yöneticilerine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/899)

8.- İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın, İzmir’deki okulların depreme karşı güçlendirilmesine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/901)

9.- Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, öğretmenlerin özlük haklarının iyileştirilmesine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/958)

10.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, öğretmen atamalarına ve özlük haklarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/959)

11.- Mersin Milletvekili İsa Gök’ün, Aydıncık ilçesindeki bazı ilkokullarda 10 Kasım anma etkinliklerinin yapılmadığı iddialarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/960)

12.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, Denizli Belediye Başkan Yardımcısının İl Millî Eğitim Müdürü olarak görevlendirilmesine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/961)

13.- Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş’in, Amasya’daki bir lisede bazı öğrencilere baskı yapıldığı iddialarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/979)

14.- İstanbul Milletvekili Hasan Macit’in, İğneada Longaz Ormanları Millî Parkına ilişkin sorusu ve  Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/985)

15.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, bazı baraj projelerine ilişkin sorusu ve  Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/986)

16.- İzmir Milletvekili Canan Arıtman’ın, kadına karşı şiddeti önleme kapsamında yapılan kampanyalara,

- Aydın Milletvekili Özlem Çerçioğlu’nun, dul kadınların ve yetimlerin mali ve psikolojik olarak desteklenmesine,

İlişkin soruları ve Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı (7/989, 990)

17.- Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın, yönetici atamalarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/1016)

18.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in, akaryakıt kaçakçılığına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın  cevabı (7/1025)

19.- Isparta Milletvekili Mevlüt Coşkuner’in, Yalvaç Organize Sanayi Bölgesine ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/1073)

20.- Isparta Milletvekili Mevlüt Coşkuner’in, Yalvaç Yeni Deri İmalatçıları Küçük Sanayi Sitesine ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/1074)

 

VII.- MECLİS ARAŞTIRMASI

A) ÖN GÖRÜŞMELER

1.- Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün ve 20 milletvekilinin, Türkçedeki bozulma ve yabancılaşmanın araştırılarak Türk dilinin korunması ve geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/35)

2.- Samsun Milletvekili Suat Kılıç ve 25 milletvekilinin, Türkçedeki yozlaşma ve yabancılaşmanın araştırılarak Türk dilinin korunması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/43)

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 38 milletvekilinin, Türkçedeki bozulma ve yabancılaşmanın araştırılarak Türk dilinin korunması ve geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/49)

4.- Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay, İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu ve İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un, Türkçedeki yabancılaşma ve bozulmanın araştırılarak Türk dilinin korunması ve geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/70)

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.03’te açılarak iki oturum yaptı.

Yapılan yoklamalarda toplantı yeter sayısı sağlanamadığından, 25 Aralık 2007 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşime 15.19’da son verildi.

Eyyüp Cenap GÜLPINAR

 

 

Başkan Vekili

 

 

 

Murat ÖZKAN

Fatoş GÜRKAN

 

Giresun

Adana

 

Kâtip Üye

Kâtip Üye

 

 

                                                                                                                                        No.: 55

II.- GELEN KÂĞITLAR

24 Aralık 2007 Pazartesi

Tasarılar

1.- Askeri Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/482) (Milli Savunma ve Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.12.2007)

2.- Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı (1/483) (Plan ve Bütçe ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Süleymaniye Külliyesinin Korunması Hakkında İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/484) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor  ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.12.2007)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Tacikistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı Program Koordinasyon Ofisinin Faaliyetine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/485) (Plan ve Bütçe ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.12.2007)

5.- Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/486) (Anayasa ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 7.12.2007)

Teklifler

1.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun; Tokat İline Bağlı Hasanşeyh Adlı İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/100) (İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

2.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanuna Ek Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/101) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor  ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 5.12.2007)

3.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; 5084 ve 5350 Sayılı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/102) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 5.12.2007)

Raporlar

1.- Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EİT) Kaçakçılık ve Gümrük Suçları Veri Bankasının Kurulması ve İşletilmesine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/336) (S. Sayısı: 83) (Dağıtma tarihi: 24.12.2007) (GÜNDEME)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında Askeri Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İş Birliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/443) (S. Sayısı: 84) (Dağıtma tarihi: 24.12.2007) (GÜNDEME)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ukrayna Bakanlar Kurulu Arasında Savunma Sanayi İş Birliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/447) (S. Sayısı: 85) (Dağıtma tarihi: 24.12.2007) (GÜNDEME)

Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, uluslar arası tahkim davalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/352)

2.- Tokat Milletvekili Orhan Ziya Diren’in, pompaj sistemiyle içme suyu sağlanan köylere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/591)

3.- Kocaeli Milletvekili Cevdet Selvi’nin, Kocaeli-Gebze-Dilovası Beldesindeki sanayi atıkları konusunda kurulan Meclis Araştırması Komisyonu raporu doğrultusundaki çalışmalara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/703)

4.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, depreme karşı hazırlık çalışmalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/710)

5.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Kırklareli Valisinin ziraat mühendislerini sınava tabi tutmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/711)

6.- İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek’in, bir şirketler grubuna ve bazı iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/712)

7.- Adana Milletvekili Tacidar Seyhan’ın, Adana Yüreğir’de yapılan arıtma tesisine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/714)

8.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, terörle mücadelede ele geçirilen silahların menşeine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/717)

9.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’ın, İstanbul-Sulukule’de uygulanacak olan kentsel dönüşüm projesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/718)

10.- İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın, maden-altın arama faaliyetlerine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/722)

11.- İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın, Kaz Dağlarındaki maden arama faaliyetlerine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/723)

12.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, arazi toplulaştırılması ve toplu sulama projelerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/724)

13.- Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, Balıkesir’deki çeşitli projelere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/726)

14.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, İl Genel Meclisi üyelerinin emeklilik haklarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/727)

15.- Bursa Milletvekili Onur Öymen’in, Umurbey Belediyesine aktarılması gereken bir ödeneğe ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/728)

16.- Aydın Milletvekili Özlem Çerçioğlu’nun, Kuşadası’nda turistlerin alışveriş için belli yerlere yönlendirilmesine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/729)

17.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Mersin-Adana arasındaki ulaşıma ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/748)

18.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, Göksun-Kahramanmaraş bölünmüş yol projesine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/749)

19.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Bigadiç-İskele Beldesi arasındaki yolun asfaltlanmasına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/750)

20.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, İzmir-Aydın otoyoluna bir bağlantı yolu yapılmasına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/751)

21.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in, Danimarka’da batan bir geminin kayıp Türk mürettebatına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/753)

22.- Isparta Milletvekili Mevlüt Coşkuner’in, Şarkikaraağaç Devlet Hastanesinin uzman doktor ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/754)

23.- İzmir Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, belediye zabıta memurlarına fiili hizmet zammı verilip verilmeyeceğine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/755)

24.- Isparta Milletvekili Mevlüt Coşkuner’in, Sümer Halı Isparta Fabrikası çalışanlarının mağduriyetine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/756)

25.- Adana Milletvekili Tacidar Seyhan’ın, Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının maliyetine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/779)

26.- İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek’in, Türkmenistan’da gözaltına alınan bir işadamı için girişimlerde bulunduğu iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/780)

27.- Amasya Milletvekili Hüseyin Ünsal’ın, İstanbul-Üsküdar’daki bir plan tadilatına ve villa inşaatlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/781)

28.- Erzincan Milletvekili Erol Tınastepe’nin, TEKEL İçki Fabrikasının özelleştirilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/782)

29.- Bursa Milletvekili Onur Öymen’in, Suudi Arabistan Kralının ziyaretine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/783)

30.- Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, kaçırılan askerlerin Türkiye’ye getirilmesiyle ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/784)

31.- Uşak Milletvekili Osman Coşkunoğlu’nun, Türk Telekom’daki greve ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/785)

32.- Artvin Milletvekili Metin Arifağaoğlu’nun, KÖY-DES yatırım programına ve Yusufeli Barajı inşaatına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/786)

33.- İzmir Milletvekili Canan Arıtman’ın, Suudi Arabistan Kralına Devlet Şeref Madalyası verilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/787)

34.- İzmir Milletvekili Canan Arıtman’ın, ABD Başkanı ile görüşmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/788)

35.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, vekaleten görev yapan personelden asaleten atananlara ilişkin Bayındırlık ve İskan Bakanından yazılı soru önergesi (7/791)

36.- İzmir Milletvekili Abdurrezzak Erten’in, Kadifekale’deki kentsel dönüşüm projesine ilişkin Bayındırlık ve İskan Bakanından yazılı soru önergesi (7/792)

37.- Tekirdağ Milletvekili Kemalettin Nalcı’nın, belediyelerin alt yapı çalışmaları için İller Bankasından ayrılan ödeneğe ilişkin Bayındırlık ve İskan Bakanından yazılı soru önergesi (7/793)

38.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, vekaleten görev yapan personelden asaleten atananlara ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/809)

39.- Bursa Milletvekili Onur Öymen’in, AB ile tam üyelik müzakerelerine ve Fransa’nın tutumuna ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/810)

40.- İstanbul Milletvekili Atila Kaya’nın, Kuzey Irak’taki bir Türkmen mezarlığına iş merkezi yapıldığı iddiasına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/811)

41.- İstanbul Milletvekili Hasan Macit’in, doğalgaz anlaşmalarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/813)

42.- Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın, elektrik üretimi, iletimi ve tüketimine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/814)

43.- İzmir Milletvekili Abdurrezzak Erten’in, İzmir’deki enerji üretim ve tüketimine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/815)

44.- Adana Milletvekili Tacidar Seyhan’ın, kurulması planlanan nükleer santrale ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/816)

45.- Aydın Milletvekili Mehmet Fatih Atay’ın, Eskişehir İl Özel İdaresinin bir vakfa para aktardığı iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/818)

46.- İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, kadın sığınma evlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/819)

47.- İstanbul Milletvekili Mehmet Ufuk Uras’ın, grevde bulunan Telekom işçilerine polisin müdahale ettiği iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/820)

48.- İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, TEKEL’in sigara fabrikalarının özelleştirilmesine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/831)

49.- İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, ilköğretim öğrencilerine önerilen 100 temel esere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/832)

50.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, vekaleten görev yapan personelden asaleten atananlara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/839)

51.- Edirne Milletvekili Bilgin Paçarız’ın, Edirne Göğüs Hastalıkları Hastanesinin Uzunköprü İlçesine taşınmasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/840)

52.- İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın, ishal vakalarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/841)

53.- Erzurum Milletvekili Zeki Ertugay’ın, hayvancılıktaki kayıt sistemine ve aşılama programına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/842)

54.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, vekaleten görev yapan personelden asaleten atananlara ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/843)

55.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, Serinhisar Tarım Kredi Kooperatifinin kapatılmasına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/844)

56.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, kuraklığın zarar verdiği ürünlerin hibe kapsamına alınmasına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/845)

57.- İzmir Milletvekili Abdurrezzak Erten’in, İzmir’deki tarım alanlarına ve tarımsal projelere ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/846)

58.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, terör örgütü mensubu bir şahsa doğrudan gelir desteği ödendiği iddiasına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/847)

59.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, süt teşviklerinin ödenmesine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/848)

60.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, vekaleten görev yapan personelden asaleten atananlara ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/849)

61.- İzmir Milletvekili Abdurrezzak Erten’in, İzmir’deki demiryolu projelerine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/850)

62.- İzmir Milletvekili Abdurrezzak Erten’in, Aydın-İzmir otoyoluna ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/852)

63.- Uşak Milletvekili Osman Coşkunoğlu’nun, Türk Telekom’daki greve ve personel politikasına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/853)

64.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, Türk Telekom’daki greve ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/854)

65.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, tahrip olan bir balıkçı barınağına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/855)

                                                                                                                                        No.: 56

25 Aralık 2007 Salı

Teklifler

1.- Malatya Milletvekili Mahmut Mücahit Fındıklı ve 7 Milletvekilinin; Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Kanunu ve Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/103) (Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.12.2007)

2.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; 24.06.2006 Tarih ve 5522 Sayılı Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Kanunu ve Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/104) (Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.12.2007)

Tezkere

1.- Hastane Enfeksiyonları ile Mücadele Başlıklı Performans Denetimi Raporuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/246) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.12.2007)

Sözlü Soru Önergeleri

1.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu’nun, İstanbul Sigorta İl Müdürlüğünün taşınmasına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/298) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.12.2007)

2.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu’nun, özelleştirilen KİT’lerin çalışanlarının geçici personel olarak istihdamına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/299) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.12.2007)

3.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, çocuklarına ait şirketlere ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/300) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

4.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, Antalya’nın bazı ilçelerinde ÖSYM sınav merkezi açılıp açılmayacağına ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/301) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

Yazılı Soru Önergeleri

1.- İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın, sorun yaşayan bazı öğrencilere yaklaşımına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1174) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.12.2007)

2.- Adana Milletvekili Tacidar Seyhan’ın, Cumhurbaşkanının Türkmenistan ziyaretine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1175) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.12.2007)

3.- Adana Milletvekili Tacidar Seyhan’ın, RTÜK’ün  METEKSAN ve TÜBİTAK’a verdiği işlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1176) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.12.2007)

4.- Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın, Balkan göçmenlerinin sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1177) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.12.2007)

5.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’in, TMSF’nin bir yayın grubunu satışına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1178) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.12.2007)

6.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, özürlü çocukların eğitim giderlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1179) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

7.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, istihbarat hizmetleriyle ilgili bazı iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1180) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

8.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’ın, İstanbul’un nüfusuna ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1181) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

9.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, YÖK Başkanının bir şirkete ortak olup olmadığına ve bu şirketin aldığı ihalelere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1182) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

10.- Muğla Milletvekili Metin Ergun’un, Milas Ovası Sulama İkmali işine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/1183) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

11.- İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, İstanbul-Tuzla’da sanayi kaynaklı çevre kirliliğine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/1184) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

12.- Sivas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu’nun, Heybeliada’da orman arazisine kilise inşaatı iddiasına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/1185) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

13.- Amasya Milletvekili Hüseyin Ünsal’ın, RTÜK’teki personel istihdamına ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet Aydın) yazılı soru önergesi (7/1186) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

14.- Amasya Milletvekili Hüseyin Ünsal’ın, Eurovision şarkı yarışmasında ülkemizi temsil edecek gruba ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet Aydın) yazılı soru önergesi (7/1187) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

15.- Amasya Milletvekili Hüseyin Ünsal’ın, RTÜK’ün televizyon ve radyolara verdiği cezalara ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet Aydın) yazılı soru önergesi (7/1188) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

16.- Muğla Milletvekili Metin Ergun’un, Kerkük’te yapılması planlanan referanduma ve Türkmenlerin haklarına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1189) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

17.- İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Özpolat’ın, Yunanistan ile Güney Kıbrıs Rum Kesiminin Mısır’la imzaladığı Akdeniz’de Bitişik Bölge Anlaşmalarına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1190) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.12.2007)

18.- İstanbul Milletvekili Mehmet Ufuk Uras’ın, Hrant Dink cinayeti soruşturmasında Trabzon Jandarma Komutanlığı ve Emniyet Müdürlüğü görevlileri hakkındaki tespitlere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1191) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.12.2007)

19.- İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, Pendik Belediyesinin belli bir okula yönelik servis hizmetine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1192) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.12.2007)

20.- İstanbul Milletvekili Mehmet Ufuk Uras’ın, bir yargı kararının uygulanmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1193) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

21.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, bir milletvekilinin yurtdışına çıkışına, İmralı’daki görevlilerin seçimine ve teröristlerin aileleriyle yapılan görüşmelere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1194) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

22.- Sivas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu’nun, Heybeliada’da orman arazisine kilise inşaatı iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1195) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

23.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın özel harekat polislerine terörle mücadelede aktif görev verilmesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1196) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

24.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, bölücü terör örgütü mensuplarının Türkiye’ye iadesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1197) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

25.-  Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı ve ailesi hakkındaki bazı iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1198) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

26.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, Adana turizmiyle ilgili bazı konulara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/1199) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

27.- Muğla Milletvekili Metin Ergun’un, Bodrum yarımadasındaki imar yetkisine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/1200) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

28.- Muğla Milletvekili Metin Ergun’un, turistlerin ülkemize yeniden gelmesine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/1201) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

29.-  Muğla Milletvekili Metin Ergun’un, konut sahibi yabancıların gelir getirici turistik faaliyetlerine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/1202) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

30.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’ın, İstanbul’un 2010 Avrupa Kültür Başkenti olmasına ve bazı tarihi yerlere ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/1203) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

31.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, Adana kültür merkezi inşaatına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/1204) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

32.- Aydın Milletvekili Mehmet Fatih Atay’ın, özelleştirme İdaresi Başkanlığının işgücü uyum programına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/1205) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.12.2007)

33.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Milli Piyango İdaresi Mensupları Yardımlaşma Vakfı ile ilgili iddialara ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/1206) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

34.- İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Özpolat’ın, bir öğretmenle ilgili bazı iddialara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1207) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.12.2007)

35.- İstanbul Milletvekili Feyzullah Kıyıklık’ın, bir milletvekilinin bilimsel çalışmalarında intihal yaptığı iddialarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1208) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.12.2007)

36.- İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, bir okulun isminin değiştirilmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1209) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.12.2007)

37.- İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, öğrenim ve borç kredisi geri ödemelerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1210) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.12.2007)

38.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, izinsiz il dışına çıkan personele ve yönetmeliğe aykırı kıyafetli öğrencilere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1211) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.12.2007)

39.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, özürlü çocukların eğitimine ve eğitim giderlerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1212) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

40.- Edirne Milletvekili Rasim Çakır’ın, bir yükseköğretim bölümünün ikinci öğretim harç miktarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1213) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

41.- Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın, bulaşıcı sarılık hastalıklarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1214) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.12.2007)

42.- Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak’ın, Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesine bir hastane binasının tahsisine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1215) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

43.- Adana Milletvekili Mustafa Vural’ın, pamuk üreticilerinin desteklenmesine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1216) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.12.2007)

44.- Bursa Milletvekili Onur Öymen’in, Marmarabirliğin zeytin bedeli ödemelerine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1217) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

45.- Muğla Milletvekili Metin Ergun’un, Milas Avşar Ovasında toprak tuzlanmasına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1218) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

46.- Bursa Milletvekili Onur Öymen’in, havalimanlarına ILS sistemi yerleştirilmesine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/1219) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.12.2007)

47.- İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın, İzmir-Kordon’dan otoyol geçişine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/1220) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.12.2007)

48.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, İstanbul-Ankara hızlı tren projesiyle ilgili bazı iddialara ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/1221) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

49.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’in, Yargıtay’da bekleyen dosyalar nedeniyle oluşan tahliye gecikmelerine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/1222) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.12.2007)

50.- Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un, Hazine arazileri ve meralardaki kaçak yapılaşmalara ilişkin Bayındırlık ve İskan Bakanından yazılı soru önergesi (7/1223) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

51.- İzmir Milletvekili Harun Öztürk’ün, esnek çalışma ve AB sosyal politikalarına uyuma ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1224) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.12.2007)

52.-  Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, özürlü çocukların eğitimlerine ilişkin Devlet Bakanından (Nimet Çubukçu) yazılı soru önergesi (7/1225) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

53.- Amasya Milletvekili Hüseyin Ünsal’ın, Türk Futbol Milli Takımının forma rengine ilişkin Devlet Bakanından (Murat Başesgioğlu) yazılı soru önergesi (7/1226) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

54.-İstanbul Milletvekili Süleyman Yağız’ın, EPDK’nın akaryakıt denetimlerine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/1227) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.12.2007)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İzmir Milletvekili Bülent Baratalı ve 26 Milletvekilinin, Küçük Menderes Nehrindeki kirliliğin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/68) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2007)

2.- İzmir Milletvekili Canan Arıtman ve 25 Milletvekilinin, şehit aileleri ve gaziler ile harp ve vazife malullerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/69) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2007)

3.- Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay, İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu ve İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un, Türkçe’deki yabancılaşma ve bozulmanın araştırılarak Türk dilinin korunması ve geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/70) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/12/2007)

25 Aralık 2007 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Yusuf COŞKUN (Bingöl)

BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 41’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Konuşma süreleri beşer dakikadır. Hükûmet bu konuşmalara cevap verebilir. Hükûmetin cevap süresi yirmi dakikadır.

Gündem dışı ilk söz, “Kooperatifçilik Günü” münasebetiyle söz isteyen Tokat Milletvekili Hüseyin Gülsün’e aittir.

Sayın Gülsün, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI

1.- Tokat Milletvekili Hüseyin Gülsün’ün, Dünya Kooperatifçilik Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

HÜSEYİN GÜLSÜN (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 21 Aralık “Kooperatifçilik Günü” dolayısıyla şahsım adına gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle tüm milletvekillerimizin ve aziz milletimizin geçmiş Kurban Bayramı’nı tebrik ediyor, selam ve saygılarımı sunuyorum.

Kooperatifler, birbirine meslek, sanat, toplumsal çıkar bağlarıyla grupların kendi aralarında kurdukları kuruluşlardır. Amaç, verimli çalışmak, ortak ihtiyaçlarını karşılamak, emek ve ürünleri değerlendirmektir. Kooperatiflerde esas olan iş birliği ve dayanışmadır. İnsanlar bireysel yapamadıkları şeyleri kooperatifler kurarak ortaklaşa başarabilirler.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde kooperatif sayısına bakıldığında önemli bir büyüklüğe ulaştığı görülmektedir. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığına bağlı faaliyet gösteren 27 ayrı türde 86.300 kooperatif bulunmakta. Bunların ortak sayıları toplamı ise 6 milyon 760 bine ulaşmıştır. Kooperatifler içinde sayıca en fazla yapı kooperatifleridir. Toplam 62 bin yapı kooperatifi bulunmaktadır ki bu rakam, toplam kooperatif sayısı içinde yüzde 70’lik bir payı ifade etmektedir.

Değerli milletvekilleri, sayısal olarak bu rakamlara ulaşan kooperatiflerimizin büyük çoğunluğu beklenen faydayı maalesef sağlayamamaktadır. Geneli itibarıyla, yönetim ve yönetime yakın olanlar güçlü, üyeler ise zayıf. Kooperatifçilik bir çıkar kapısı olarak görülmekte. Şöyle bir çevremize baktığımızda kooperatifçilik faaliyetleriyle ilgili yakınmaların hiç bitmediğine şahit oluruz. Özellikle yapı kooperatiflerinin de bazı kişilerin mesleği olduğu, kamuoyunda yaygın bir güvensizlik oluşturduğu aşikârdır. Yapı kooperatiflerinde parasal konulara ilişkin şikâyet ve iddialar da oldukça fazladır. Kooperatiflerin çok uzun süre devam ettiği, yöneticiler ile üyeler arasındaki bilgi akışının zayıflığı, yapılan konutlara teslim edildikten sonra yeniden yapılıyormuşçasına masraf edildiği, hatta bazı kooperatiflerin, üyelerini aldatıp ortadan kaybolduğu da bilinmektedir.

Değerli milletvekilleri, bugün artık tarımdaki değişim ve dönüşüm süreci, konut sektöründeki TOKİ sistemi, ulaştırma sektöründeki değişmeler, finans sektöründe uluslararası kriterlerin uygulamaya konulması gibi gelişmelerle birlikte kooperatifçiliğimizin sorunlarına ve çözüm yollarına daha farklı yaklaşımlar getirilmesi gerektiği ortaya çıkmıştır.

Hükûmetimiz, 2003 yılında başlattığı planlı şehirleşme ve konut atağıyla, yerel yönetimlerle iş birliği içerisinde, cumhuriyet tarihimizde bugüne kadar görülmemiş hızda ve kapsamda bir çalışma başlatmıştır. Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı vasıtasıyla  seksen bir il ve üç yüz yetmiş bir ilçede yürütülen projelerle hem kentsel dönüşüme öncülük edilmiş hem de tüm yurtta modern şehirlerin oluşumuna katkı sağlanmıştır. 250 bin konut olan 2007 hedefi çoktan aşılmış, bugüne kadar toplam 283 bin konutun yapımına başlanmıştır. Bunların yanında, sosyal donatılar kapsamında okul, hastane, sağlık ocağı, spor alanları, ticaret merkezleri ve parklar yapılmaktadır. Bu dönemde ise tamamlanması düşünülen konut sayısının sosyal donatılarıyla birlikte toplam 500 bine çıkarılması planlanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, AK Parti, kooperatifçilikle ilgili atılan bütün adımların yanında, yapılandırma çalışmalarını sürdürmekte olup bu harekete hız kazandırmamız hayati önem taşımaktadır.

Kooperatifçilik Günü’nün tüm kooperatifçi arkadaşlarımıza hayırlı olmasını temenni ediyor, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gülsün.

Gündem dışı ikinci söz, Tarsus ilçemizin kurtuluş yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Mersin Milletvekili Ali Oksal’a aittir.

Sayın Oksal, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Mersin Milletvekili Ali Oksal’ın, Tarsus’un düşman işgalinden kurtuluşunun 86’ncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

ALİ OKSAL (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 27 Aralık 1921, Tarsus’un kurtuluş tarihidir. Bu bağlamda gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Sözlerime başlarken yüce Meclisin üyelerini saygıyla selamlıyorum.

Büyük devlet adamı İnönü’yü ölüm yıl dönümünde rahmetle anıyor, ailesine başsağlığı diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; milletçe vermiş olduğumuz olağanüstü kurtuluş mücadelemizin önemli adımlarından biri olan Tarsus’un kurtuluşunun 86’ncı yıl dönümünü büyük bir gurur ve coşkuyla kutluyoruz. Türk milleti tarihin hiçbir döneminde tutsak edilememiş, yüzyıllarca özgür yaşamış ve bağımsızlığından asla ödün vermemiştir. Milletimiz bağımsızlığa olan bu tutkusunu kurtuluş mücadelemizle tüm dünyaya kanıtlamış, canını hiçe sayarak benzeri görülmemiş bir kahramanlık destanı yazmıştır. Bu destanın güney cephesine yönelik en mühim adımlarından biri de, bildiğiniz gibi, Tarsus’ta atılmıştır. İlk olarak Tarsus’ta Molla Kerim’in Kuvayımilliye güçlerine destek vererek ateşlediği bağımsızlık meşalesi, Mersin, Çukurova, Adana, Erzin ve Dörtyol’un kurtuluşlarıyla bölgemizi aydınlatmıştır. Böylelikle, Yüce Önder Atatürk’ün Tarsus’a yaptığı ziyaretinde de belirttiği gibi Tarsus’ta Türk’ün sönmez ateşi yanmaya devam etmiştir. Bugün burada, Yüce Önder Atatürk ve silah arkadaşlarını, vatan topraklarını canları pahasına müdafaa eden kahraman Türk askerlerini ve şehitlerimizi, minnet ve şükran duygusuyla anıyoruz.

Değerli milletvekilleri, bugün, Tarsus’un kurtuluşu vesilesiyle ilçemizin birtakım sorunlarına da dikkat çekmek istiyorum. Ülkemizin en gelişmiş ilçelerinden biri olan Tarsus, sadece coğrafi koşulları bakımından değil, yedi bin yıllık tarihî geçmişi ve uygarlıkların beşiği olması dolayısıyla da oldukça önemlidir. Aynı zamanda, her dönemde ekonomik büyümenin ve kalkınmanın itici gücü olan turizm bakımından Tarsus, dünya ülkelerinin arayıp da bulamadığı önemli bir kenttir. Tarsus’un tatil ve inanç turizmi değerleri, dünya çapında önem arz etmektedir. Vatikan’ın, Tarsus’ta doğup büyüyen, Hazreti İsa’nın havarilerinden Saint Paul’un evini ve kuyusunu hac yeri, 2008 yılını da “Saint Paul Yılı” ilan etmesi, Tarsus’u inanç turizmi açısından da öne çıkartmaktadır. Ayrıca, Kur’an-ı Kerim’de adı geçen Yedi Uyurlar Mağarası’nın da Tarsus’ta bulunması, İslam ve Hristiyan âlemi için kutsal bir değer taşımaktadır.

Tarsus, zengin tarihî birikimi, eşsiz doğa güzellikleri, emsalsiz kumsalı ve deniziyle, elverişli iklim ve ulaşım koşullarıyla birlikte düşünüldüğünde, Tarsus’umuzu bir turizm cenneti hâline getirmek ve ülkemiz için bu kadar büyük bir potansiyelin atıl kalmasına seyirci kalmamak hepimizin asli bir görevi ve sorumluluğudur.

Bölgemizdeki turizm potansiyelini hayata geçirmek için planlanan Tarsus-Kazanlı sahil bandı projesi, giderek büyüyen tatil turizmi talebinin batıdan doğuya kaymasını sağlayacak, ayrıca Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan göç almasının da etkisiyle artan işsizlik sorununa çözüm üretecek, hem Tarsus halkı hem de Türkiye kazanacaktır. Bu nedenle, bölgeye gerekli altyapının sağlanması bir zorunluluktur. Ancak, Tarsus ekonomisinin bel kemiğini oluşturan sahil bandı projesine, bu çevrede bulunan 9 bin dönümlük organik tarıma elverişli araziye -ki bu da oldubittiye getirilerek ormanlık alan içerisine dâhil edildi üç ay evvel- halkın sağlığına ve 2 milyon insanın içme suyunu karşılayan Berdan Baraj Gölü havzasına darbe vuracak bir proje olan Doğu Akdeniz Endüstriyel Atık Entegre Bertaraf Tesisi hayata geçirilmek istenmektedir ki bu tesis, ilçemizde birinci sınıf tarım toprağının sulanmasında kullanılan Kusun Deresi’ne 30 metre, Berdan Baraj Gölü’ne 4,5 kilometre, baraj havzasına 380 metre mesafededir. Dünyadaki yeni atık bertaraf tekniklerini takip etmek ya da daha az zarar verecek başka bir yerde kurmak yerine söz konusu tesisin Tarsus gibi turizm potansiyeli yüksek bir yerde kurulmasında ısrar edilmesini anlamak son derece güçtür. Sözde bacasız sanayiyi geliştireceklerini iddia eden makamların konuya kayıtsız kalması, Çevre ve Orman Bakanlığının da ÇED raporuna olumlu karar vermiş olmasını büyük bir talihsizlik olarak görüyorum. Endüstriyel atık entegre bertaraf tesisi yapımına karşı olan Tarsus halkı, siyasi partiler, TEMA Vakfı temsilcileri, çevreciler ve Tarsus Belediyesi, Çeksan, TASİAD, ticaret borsası, Tarsus Barosu ve muhtarlarımızın öncülüğünde diğer tüm sivil toplum örgütlerinin de katılımıyla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Oksal, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

ALİ OKSAL (Devamla) - …verilen haklı mücadele olumlu ses getirmiş, sırasıyla Mersin ve Adana Bölge İdare Mahkemesinin önce yürütmeyi durdurma, daha sonra da projenin iptali kararı alması büyük bir sevinçle karşılanmıştır. Umuyorum ki bundan sonra Tarsus-Kazanlı Sahil Bandı Projesi’yle ilgili gelişmeler de Tarsus’un lehine olacak, Tarsus turizmde hak ettiği değeri görecek, bölge halkı için ekonomik kurtuluşun miladı olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün bu gelişmeler ışığında ve özel konumu nedeniyle Tarsus’un il yapılması gerekliliğine inanıyor, yetkililerden bu konuda katkı bekliyorum. Sözlerime son verirken geçmiş Kurban Bayramı’nızı kutlar, 2008 yılının laik, demokratik ve çağdaş bir Türkiye adına yeni kazanımların ve başarıların yılı olmasını diler, hepinizi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Oksal.

Gündem dışı üçüncü söz, Gaziantep ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Gaziantep Milletvekili Mehmet Erdoğan’a aittir.

Sayın Erdoğan, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

3.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, Gaziantep’in düşman işgalinden kurtuluşunun 86’ncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gaziantep’in düşman işgalinden kurtuluşunun 86’ncı yıl dönümü münasebetiyle gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi hürmetle, muhabbetle selamlarım.

O zamanki adıyla Ayıntap, gaziliğini hak etmek için kan, can, servet ve verebileceği her şeyi veriyor, yetmiyor, açlık ve âcizlik içinde kıvranan şehir ve halkı mecburiyetten teslim olurken, emperyalist Fransızlara ve dünyaya bir ilk olarak ders vermekten de geri kalmıyor, teslim bayrağının yanında şanlı Türk bayrağımızı da beraberce göndere çekiyor. Bayrak şehidi, efsane komutan Yüzbaşı Şahin Bey, Elmalı Köprüsü’nde 28 Mart 1920’de şehit olduğu gün, aynı tepenin eteğinde çok acı bir trajedi daha yaşandı. Buranın 300 metre doğusundaki Dokurcum Değirmeni’ne saklanan 14 silahsız çocuk, emperyalist Fransızlar tarafından, Şahin Bey ve çetelerine yiyecek getirdiği için, değirmenin önündeki dik kayaların önüne dizilip, elleri birbirine bağlanıp önce kurşuna dizildiler, sonra da süngülendiler. Böylece, millî mücadelede resmî kayıtlardaki Gaziantep’in verdiği şehit sayısı 6.317 oluyordu. Bu vaka, katliamı yapanların tarihinin kanlı ve kirli sayfalarında yer alırken, bizim tarihimizde altın harflerle, altın tarih olarak yerini aldı ve bir türkü oldu anaların ağzında:

“Antep’in harbi on bir ay oldu.

Kanımız kurudu, benzimiz soldu.

Analar, bacılar saçın yoldu.

Vurun Antepliler, namus günüdür.

Vurun Türk uşağı, gayret günüdür.”

“Ben Gazianteplilerin gözlerinden nasıl öpmem ki! Onlar, yalnız Gaziantep’i değil, Türkiye’yi de kurtardılar.” Gazi Mustafa Kemal Atatürk.

Atatürk bir Gazianteplinin gözlerinden öperken ben Anteplilerin gözlerinden nasıl öpmem ki. Onlar, yalnız Gaziantep’i değil, Türkiye’yi de kurtardılar.

“Millî mücadelede mutlak muvaffak olacağımız inancını bütün Türklere, Antep müdafaasının takip ettiği seyir ilham etmiştir.” Mareşal Fevzi Çakmak.

“Gaziantep’in Kurtuluş Savaşı’nda yaptığı muharebeleri ve çektiği ıstırapları, Genelkurmay Başkanı olarak günü gününe yaşadım. Benim Garp Cephesi kumandanlığım, Gaziantep mücahitlerini izledikten sonra başlar.” Mustafa İsmet İnönü.

Bugün, Gaziantep’imizin kurtuluş yıl dönümü. Sevincimizi ve seksen altı yıl önce Antep halkının çektiği ıstırapları sizlerle paylaşmak için söz aldım. Atatürk’ün dediği gibi, Türkiye’nin her köşesinde düşmanla mücadele olmuş, bütün şehirlerimiz, köylerimiz, vatanımız için, dünümüz için, bayrağımız için dövüşmüşlerdir. Doğunun dadaşı da batının efesi de Antep’in çetesi de aynı kahramanlığı göstermişlerdir, çünkü kan aynı kandır. Ancak Antep, 20 bin düşmana karşı 2.920 çetesiyle kendini savunurken büyük acılar çekmiştir.

Atatürk’e “Türk’üm diyen her şehir, her kasaba ve en küçük Türk köyü, Gazianteplileri kahramanlık misali olarak alabilirler.” dedirten Antep harbi nedir?

Fransız Şark Orduları Komutanı General Goubeau, büyük topları, 300 makineli tüfeği, 6 uçağı ve 4 tankı ile 20 bin kişilik Fransız tümeni ve 1.500 kişilik Ermeni gönüllüsüyle geldi Antep’in üstüne, aylarca bombaladı, yaktı, yıktı, çembere aldı. Hiçbir yerden yardım gelmedi. Antepli ustalar barutu da fişeği de yaptılar; aç kaldılar, acı çekirdek ekmeği, ot yediler, on ay sekiz gün düşmanı Antep’e sokmadılar; 6.317 şehit verdiler ama dedelerimizin yattığı toprağı çiğnetmediler, bayrağımızı yere düşürmediler. Türkiye Büyük Millet Meclisi de “Gazilik” unvanını Antep’e verdi.

Antep’i almaya gelen, alamadan Suriye’ye dönen General Goubeau, Fransa’yı temsilen Londra Konferansı’na katıldı, İngiliz delegelerinin “Yunanlılara daha çok destek verelim de Türklerin işini çabuk bitirsinler” sözü üstüne kürsüye çıktı: “Beyler, siz hayal görüyorsunuz. Biz, koca Fransa devleti, bir Antep sancağıyla başa çıkamadık…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Erdoğan, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – “…Anadolu’da daha bin Antep var.”

İşte, bugün, o şanlı Antep müdafaasının yıl dönümünü kutluyoruz. Vatan için canını veren şehitlerimizi, gazilerimizi saygı ve rahmetle anıyoruz. Gaziantep’in ve Gazianteplilerin yıllardır beklediği ve fazlasıyla da hak ettiği gazilik madalyası için, hiçbir parti ayrımı yapmadan, Antepliye yakışan birlik ve beraberlikle, Gaziantep milletvekilleri olarak verdiğimiz kanun teklifine desteklerinizi bekliyoruz.

“Ben Antepliyem, Şahin’em ağam/Mavzer omuzlarımda yük/Ben yumruklarımla dövüşeceğim/Yumruklarım memleket kadar büyük.” der, hepinize saygılar sunarım. (AK Parti, CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğan.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 15.21

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.42

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa), Fatoş GÜRKAN (Adana)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 41’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, gündemin “Sözlü Sorular” kısmının 1, 2, 3, 4, 5, 6, 11, 15 ve 17’nci sıralarındaki soruları; Çevre ve Orman Bakanı Sayın Veysel Eroğlu, gündemin “Sözlü Sorular” kısmının 10, 20, 35, 44, 45, 46, 75, 76, 79, 80, 95, 99, 105, 106, 107, 116, 127 ve 141’inci sıralarındaki soruları birlikte cevaplandırmak istemişlerdir. Sayın Bakanların bu istemini sırası geldiğinde yerine getireceğim.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Sözlü soru önergelerinin geri alınmasına dair iki adet önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum.

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) ÖNERGELER

1.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu’nun (6/197, 198) esas numaralı sözlü soru önergelerini geri aldığına ilişkin önergesi (4/9)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin sözlü sorular kısmının 44 ve 45 inci sıralarında yer alan (6/197) ve (6/198) esas numaralı sözlü soru önergelerimi geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                                                       Mehmet Serdaroğlu

                                                                                                              Kastamonu

2.- Manisa Milletvekili Mustafa Enöz’ün (6/228) esas numaralı sözlü soru önergesini geri aldığına ilişkin önergesi (4/8)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin sözlü sorular kısmının 75 inci  sırasında yer alan (6/228) esas numaralı sözlü soru önergemi geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                                                           Mustafa Enöz

                                                                                                                 Manisa

BAŞKAN – Sözlü soru önergeleri geri verilmiştir.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

B) MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- İzmir Milletvekili Bülent Baratalı ve 26 milletvekilinin, Küçük Menderes Nehri’ndeki kirliliğin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/68)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Tarihin ilk çağlarından beri insanoğlunun dikkatini çekmiş olan 175 km uzunluğundaki Küçük Menderes Nehri verimli ve bereketli Ege bölgesi toprakları için büyük önem taşımaktadır. Çünkü bu topraklarda başta tarımsal ihraç ürünlerimiz üzüm, incir, zeytin, pamuk ve tütün olmak üzere zengin çeşidiyle değişik birçok tarımsal ürün yetiştirilmektedir. Ayrıca nehrin beslediği delta, sahip olduğu irili ufaklı birçok göl, bataklık ve biyolojik canlılık açısından da çok zengindir.

Ege bölgemizin can damarı sayılabilecek kadar önemli olan Küçük Menderes nehri, ne yazık ki son yıllarda evsel ve endüstriyel atıkların tehdidi altında her geçen gün daha da kötüye gitmektedir. Kiraz, Bayındır, Tire, Ödemiş ve Torbalı'daki sanayi kuruluşlarının atıkları kontrolsüz bir şekilde Küçük Menderes'e akıtılarak nehir kirletilmektedir. Kirliliğin boyutları o kadar artmıştır ki nehirden tarımsal sulama dahil hiçbir şekilde yararlanılamamaktadır. Doğa göz göre göre katledilmiştir. "Nehrin çeşitli bölgelerinden alınan su örneklerinin yapılan analizlerinde kirliliğin üst düzeylere çıktığı, kimyasal ve biyolojik oksijen ihtiyacı, canlıların ölümüne yol açacak derecede düşük kurşun, nikel ve çinko gibi ağır metallerin en üst düzeyde olduğu, suyun asidik özellik gösterdiği ve sülfür oranının çok yüksek olduğu İzmir Valiliği Çevre Kurulu tarafından tespit edilmiştir. Bu kadar tehlikeli olan suyla, üreticiler bilmeden tarla ve bahçelerini sulamakta, topraklar hızla çoraklaşmakta, yer altı suları kirlenmektedir.

Öte yandan sulak alanların kurutulması, Küçük Menderes'in taşıdığı kirlilik ve balık avcılığı deltadaki doğal yaşamı tehdit eden başlıca etkenlerdendir. Pamucak sahilindeki sulak alan ve kumul ekosistemlerinin tahribi, sulak alanların turizm ve ikinci konut amaçlı yapılaşmaya açılması, taban suyunu çeken okaliptus ağaçlarının dikilmesi baskı unsuru olmaya devam etmektedir.

Ülkemiz ve özellikle Ege bölgemiz için yaşamsal öneme sahip bulunan ve döküldüğü dünya cenneti Pamucak sahillerini de kirleten Küçük Menderes'in acilen kurtarılması, kirliliğin gerçek boyutlarının ortaya çıkarılması ve kirlenmesine neden olan unsurların tespit edilmesi, gerekli ıslah çalışmalarının yapılması ve bir daha kirlenmemesi için gerekli önlemlerin alınması amacıyla Anayasanın 98. İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.

1)  Bülent Baratalı                           (İzmir)

2)  Turgut Dibek                             (Kırklareli)

3)  Ali Arslan                                  (Muğla)

4)  Mevlüt Coşkuner                       (Isparta)

5)  Ensar Öğüt                                 (Ardahan)

6)  Şevket Köse                               (Adıyaman)

7)  Ali Rıza Öztürk                          (Mersin)

8)  Hulusi Güvel                             (Adana)

9)  Ali İhsan Köktürk                      (Zonguldak)

10)                                                   Halil Ünlütepe         (Afyonkarahisar)

11)                                                   Fehmi Murat Sönmez              (Eskişehir)

12)                                                   Muhammet Rıza Yalçınkaya   (Bartın)

13)                                                   Akif Ekici                                (Gaziantep)

14)                                                   Birgen Keleş                           (İstanbul)

15)                                                   Nesrin Baytok         (Ankara)

16)                                                   Ramazan Kerim Özkan           (Burdur)

17)                                                   Suat Binici                               (Samsun)

18)                                                   Ahmet Ersin            (İzmir)

19)                                                   Mehmet Ali Özpolat                (İstanbul)

20)                                                   Tekin Bingöl           (Ankara)

21)                                                   Enis Tütüncü           (Tekirdağ)

22)                                                   Canan Arıtman        (İzmir)

23)                                                   Gürol Ergin                             (Muğla)

24)                                                   Gökhan Durgun      (Hatay)

25)                                                   Fevzi Topuz                            (Muğla)

26)                                                   Mehmet Şevki Kulkuloğlu      (Kayseri)

27)                                                   Vahap Seçer            (Mersin)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

2.- İzmir Milletvekili Canan Arıtman ve 25 milletvekilinin, şehit aileleri ve gaziler ile harp ve vazife malullerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/69)

                                                                                                                        19 Kasım 2007

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Anayasamızın 61. maddesinin ilk cümlesi "Devlet, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malul ve gazileri korur ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlar" şeklinde düzenlenmiştir.

Harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malul ve gazilerin hayat şartlarını düzeltmek, sosyal, ekonomik ve sağlık sorunlarını çözmek, sahipsizlik duygularını gidermek, onurlu bir yaşam sürmelerini sağlamak devlet ve millet olarak öncelikli görevimizdir.

Onların vatanımıza sahip çıktığı gibi, vatanın da onlara sahip çıkması gerekir.

Ülkemizde şehit-gazi-harp ve vazife malullerinin kurumlarına göre dağılımını belirleyen sağlıklı bir veri tabanı bile yoktur. Tam olarak sayılarını dahi bilmiyoruz. Zaten bu insanlarımızı birer "sayı" olarak değerlendirmek de yanlıştır. Her birinin farklı, kahramanlık dolu ama bir o kadar da trajik öyküleri vardır. Yaşadıkları, hissettikleri ve sorunları hassas konulardır.

Hem Osmanlı Devletini hem de Türkiye Cumhuriyetini kuranların Gazi unvanını taşıması tesadüf değildir. O gaziler binlerce şehit vererek bu Türk devletlerini kurmuşlar ve on binlerce şehit ve gazi vererek bekasını sağlamışlarıdır. Günümüzde de ne yazık ki kutsal vatan topraklarının korunması, bağımsızlığımız, terörle mücadele, milletimizin güven ve huzurunu temin için hâlâ her gün şehit ve gazi vermeye devam ediyoruz. Sadece son bir ay içerisinde 50 şehit verdik.

Ülkemizde İstiklal Savaşı, Kore Savaşı, Kıbrıs Barış Harekâtı ve son olarak da terörle mücadele şehit ve gazileri bulunmaktadır. Kolluk kuvvetlerinin yanında çok sayıda öğretmen, hâkim, savcı, doktor, hemşire gibi kamu görevlilerimiz de terör mağduru olarak hayatlarını kaybettiler veya yaralanıp sakat kaldılar. Onlara sadece "vazife malulü" unvanını verebildik.

Ülkemizin, ulusumuzun bölünmez bütünlüğü, bağımsızlığı ve bekası uğruna, uzun yıllar süren bölücü terörle mücadelede on binlerce asker, polis ve kamu görevlimiz şehit, gazi ve vazife malulü olmuştur. Aileler en değerli varlıklarını; evladını, eşini, babasını, kardeşini vatan uğruna şehit vermiş, gazilerimiz sağlıklarını, vücut bütünlüklerini kaybetmişlerdir. Bu kahraman ve aziz vatandaşlarımıza millet olarak hak ettikleri saygıyı göstermek, onurlandırmak, sosyal güvencelerini sağlamak, hak ettikleri saygın ve iyi yaşam standartlarını sağlamak borcumuzdur, görevimizdir.

Devlet, şehitlerimizin ailelerine ve gazilerimize nakdi tazminat ve maaş verilmesi ile sağlık yardımı imkânları sağlamaktadır. Sosyal güvenlik sistemi kapsamındaki bu çözümlerin yanında şehit ailelerine gazi ve vazife malullerine iş temini, konut kredisi, kamu taşıtlarından ücretsiz yararlanma ve eğitim öncelikleri gibi imkânlar sağlamaya çalışılmaktadır. Ancak bu konularda pek çok sorunun yaşandığı da herkesin malumudur. Şehit, gazi, harp ve vazife malulleriyle ilgili mevzuatın çok dağınık olması, bürokratik hatalar, maaşların yetersizliği, yeterli hukuksal desteğin olmayışı, sağlık hizmetlerindeki yetersizlikler gibi nedenlerle bu kahraman ve aziz insanlarımız ve aileleri toplumda hak ettikleri yaşam standartlarına ulaşamamakta, büyük sorunlarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Ortaya çıkan tablo yapılanların yeterli düzeyde olmadığıdır. Gelişmiş ülkelerde gazi işlerini yürüten bir Gazi Bakanlığı varken, böylesi sıcak bir coğrafyada yer alan ülkemizde değil bir gazi bakanlığı devlet kademesinde kurumsallaşmış bir mekanizma, bir merci dahi yoktur.

Son zamanlarda artan terör olayları nedeniyle medyaya sıklıkla yansıyan görüntülerden de net bir biçimde görüldüğü gibi şehit aileleri ve gaziler pek çok sorunla karşı karşıyadır ve millet olarak hepimizin yüreği burkulmakta bu aziz insanlarımıza borcumuzu tam anlamıyla yerine getiremediğimiz duygusuna kapılmaktayız. Yaşadığımız kritik coğrafyadaki terör gerçeğinden hareketle geniş bir nüfusu ilgilendiren bu sorunların yıllar geçtikçe de çığ gibi büyüyeceği görülmektedir.

Bu gerekçelerle şehit aileleri, gaziler, harp ve vazife malullerinin yaşadıkları sorunların tespiti ve çözüm önerilerinin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci ve İçtüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılması hususunda gereğini saygılarımızla arz ederiz.

1) Canan Arıtman                            (İzmir)

2) Turgut Dibek                               (Kırklareli)

3) Ali Arslan                                   (Muğla)

4) Mevlüt Coşkuner                        (Isparta)

5) Ensar Öğüt                                  (Ardahan)

6) Enis Tütüncü                               (Tekirdağ)

7) Ali Rıza Öztürk                           (Mersin)

8) Şevket Köse                                (Adıyaman)

9) Ali İhsan Köktürk                       (Zonguldak)

10) Ramazan Kerim Özkan             (Burdur)

11) Hulusi Güvel                             (Adana)

12) Akif Ekici                                  (Gaziantep)

13) Halil Ünlütepe                           (Afyonkarahisar)

14) Fehmi Murat Sönmez                (Eskişehir)

15) Muhammet Rıza Yalçınkaya     (Bartın)

16) Birgen Keleş                             (İstanbul)

17) Nesrin Baytok                           (Ankara)

18) Suat Binici                                 (Samsun)

19) Ahmet Ersin                              (İzmir)

20) Mehmet Ali Özpolat                  (İstanbul)

21) Tekin Bingöl                             (Ankara)

22) Gürol Ergin                               (Muğla)

23) Gökhan Durgun                        (Hatay)

24) Fevzi Topuz                              (Muğla)

25) Mehmet Şevki Kulkuloğlu        (Kayseri)

26) Vahap Seçer                              (Mersin)

3.- Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay, İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu ve İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un, Türkçedeki yabancılaşma ve bozulmanın araştırılarak Türk dilinin korunması ve geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/70)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkçede ortaya çıkan yabancılaşma ve bozulmanın nedenlerinin ortaya konması, bu konuda eğitim sistemindeki eksikliklerin saptanması ile Türk dilinin korunması ve geliştirilmesine yönelik alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasanın 98 inci, TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105. maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

                         

Hakkı Süha Okay

Kemal Kılıçdaroğlu

Kemal Anadol

 

 

Ankara

İstanbul

İzmir

 

CHP Grup Başkanvekili

CHP Grup Başkanvekili

CHP Grup Başkanvekili

Gerekçe:

Yazı dili olarak 1500, konuşma dili olarak ise yaklaşık 5000 yıllık bir geçmişi olan Türkçe bugün çok geniş bir coğrafyada konuşulmakta ve bu açıdan ilk beş dil arasında yer almaktadır.

Geniş bir coğrafyada kullanılan ve zengin bir dil olan Türkçe tarih boyunca çeşitli saldırılarla karşı karşıya kalmıştır. Ancak, bugün geldiğimiz noktada Türk dilinde yaşanan yabancılaşma ve bozulmanın tehlikeli boyutlara ulaştığı görülmektedir.

Özellikle 1980'Ierle birlikte başlayan yabancı sözcük kullanma özentisi, yozlaşmanın boyutlarını ortaya koymaktadır. Bu yabancılaşma işyeri adlarında da kendisini göstermiş, mahalle bakkalından büyük mağazalara kadar her alanda yabancı isimler yaygınlaşmıştır. Bu konuda Türkçenin batı dillerinin etkisine açık hale getirilmesinin yanında, Türkçe karşılıkları bulunmasına karşın bazı çevrelerce Farsça ve Arapça kelimelerin kullanılmasının özendirilmesi hatta bunun zaman zaman kamu otoritesinin şekillendirmesi ile sağlanmaya çalışılması düşündürücüdür. Bu açıdan Türk dili batı dillerine olduğu kadar Farsça ve Arapçanın etkilerinden de arındırılmasına ilişkin politikalar oluşturulmalıdır.

Ayrıca dünyada bilişim alanında yaşanan gelişmelerin ülkemize yansımaları da zamanında önlem alınmaması nedeniyle Türk dilini olumsuz etkilemiştir.

Yabancılaşmanın yanında, Türk dilinde kullanım bozukluklarının yaygınlaşması eğitim sistemimizin sorgulanmasını da gerektirmektedir.

Bunlarla birlikte radyo ve televizyon yayınlarında Türkçenin özensiz kullanımı çocuklardan yetişkinlere toplumun tüm kesimlerini yanlış yönlendirmektedir. Radyo ve televizyonlarda Türk dilinin yanlış ve eksik kullanımı kitleleri olumsuz etkilemekte, yabancı sözcüklerin yaygınlaşmasına neden olmakta, kaba ve çirkin ifadeler toplumun değer yargılarının yanlış oluşması sonucunu doğurmaktadır. Bu konuda tam bir denetimsizlik egemen durumdadır.

Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla 12 Temmuz 1932'de Atatürk'ün talimatıyla kurulan Türk Dil Kurumu, 12 Eylül 1980 darbesiyle özerkliğini yitirmiş, işlevinin içi boşaltılmaya çalışılmıştır. Türk dilinde bugün yaşananlar Türk Dil Kurumunun içine düşürüldüğü bu süreçten ayrı düşünülemez.

Dil konusunda ulusal politika oluşturulamamış, bu durum toplumu kültür emperyalizminin etkilerine açık hale getirmiştir. Bu açıdan dil bilincinin oluşturulmasında toplumun tüm kesimlerine görev düşmektedir. Yazılı ve görsel medyadan, sivil toplum kuruluşlarına, aileden, eğitim ve öğretim kurumlarına kadar her alanda sorunlar saptanmalı ve toplumun tüm unsurlarını çözümün parçasına dönüştürecek politikalar oluşturulmalıdır.

Atatürk'ün, "Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil, şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır." şeklinde ifade ettiği düşünceleri, bugün bu konuda yapılması gerekenlere de ışık tutmaktadır.

Yukarıda belirtilen gerekçelerle, Türk dilinin yabancılaşmaya karşı korunması, etkin ve yanlışlardan arındırılmış olarak kullanılmasının sağlanması, yozlaşmanın önüne geçilmesi, kültür emperyalizmin etkilerinden arındırması konularının Yüce Meclisimizce ele alınması büyük önem taşımaktadır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

C) TEZKERELER

1.- İran İslamî Danışma Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu Heyetini İran’a davetine icabet edilmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/247)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

İran İslami Danışma Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu heyetini İran’a davet etmektedir.

Söz konusu davete icabet edilmesi hususu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 Sayılı Kanun’un 6 ncı Maddesi uyarınca Genel Kurul’un tasviplerine sunulur.

                                                                                                          Köksal Toptan

                                                                                              Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                               Başkanı

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı aranmasını istiyorum.

BAŞKAN – Tamam.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                Kapanma Saati: 15.57

 ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa), Fatoş GÜRKAN (Adana)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 41’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi, tezkereyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Karar yeter sayısı vardır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, bu öneriyle ilgili bir cümle söyleyebilir miyim?

BAŞKAN – Hangi öneriyle? Bu tezkereyle ilgili mi?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tezkereyle.

BAŞKAN - Evet.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, daha önceleri… Bakın, ben 1987’den beri bu Mecliste çalışıyorum. Bunun emsali bir önerge yok. Şimdi, ne yapıyorlar? Komisyon başkanları, dışarıdaki ülkelerin komisyon başkanlarıyla yazışıyorlar ve siz bizi davet edin diyorlar. Biz bu önergelerle, şimdi, komisyon başkanlarını ve üyelerini İran’a göndereceğiz; devlet tarafından kendilerine harcırah ödeniyor.

BAŞKAN – Peki.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, her toplantıda bunları dinliyoruz artık! Yani, yeter Sayın Başkanım!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu komisyon başkanları İran’ı gezmek istiyorlarsa, ceplerinden paralarını versinler, gitsinler efendim. Yani, günah değil mi devletin parasını kullanıyorlar!

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

V.- ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1.- Gündemdeki sıralama ile 56 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak ve bölümler halinde görüşülmesine; (10/35), (10/43), (10/49) ve (10/70) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin birleştirilerek 25/12/2007 Salı günü görüşülmesine ve görüşmelerin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına; 26 Aralık 2007 Çarşamba günkü birleşimde sözlü soruların görüşülmeyerek kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine; Genel Kurulun 26 Aralık 2007 Çarşamba ve 27 Aralık 2007 Perşembe günleri 14.00-20.00 saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

 

Danışma Kurulu Önerisi

        No: 19                                                                                      Tarihi: 25.12.2007

Danışma Kurulunun 25 Aralık 2007 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

                                                                                                                     

Köksal Toptan

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi

 

 

Başkanı

 

 

Nurettin Canikli

Hakkı Suha Okay

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu Başkanvekili

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Başkanvekili

 

 

Mehmet Şandır

Selahattin Demirtaş

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu Başkanvekili   Demokratik Toplum Partisi Grubu Başkanvekili

Öneriler:

1. Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 33 üncü sırasında yer alan 56 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 3 üncü sırasına, 34 üncü sırasında yer alan 72 sıra sayılı kanun teklifinin 4 üncü sırasına ve 23 üncü sırasında yer alan 55 sıra sayılı kanun teklifinin 5 inci sırasına alınması ve diğer kanun tasarı ve tekliflerinin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

2. 56 sıra sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının İçtüzüğün 91 inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması,

3. 25 Aralık 2007 Salı günü, gündemin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler" kısmının 26, 34 ve 40 ıncı sıralarında yer alan 10/35, 10/43 ve 10/49 esas nolu ve 25.12.2007 tarihinde Başkanlığa gelen ve aynı tarihli gelen kâğıtlar listesinde yayınlanarak biraz önce okunan 10/70 esas nolu, Türkçe'deki bozulma ve yabancılaşmanın araştırılarak Türk dilinin korunması ve geliştirilmesi ile ilgili Meclis araştırması önergelerinin birleştirilerek görüşülmesi ve görüşmelerin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılması,

4. Genel Kurulun 26 Aralık 2007 Çarşamba günkü Birleşiminde sözlü soruların görüşülmeyerek kanun tasarı ve tekliflerin görüşülmesi,

5. Genel Kurulun 26 Aralık 2007 Çarşamba ve 27 Aralık 2007 Perşembe günleri 14.00-20.00 saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesi,

Önerilmiştir.

56 SIRA SAYILI TEMEL CEZA KANUNLARINA UYUM AMACIYLA ÇEŞİTLİ

KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (1/335)

        BÖLÜMLER                          BÖLÜM MADDELERİ                             BÖLÜMDEKİ

                                                                                                                         MADDE SAYISI

        1 inci BÖLÜM                        1 ila 30 uncu Maddeler                                            30

        2 nci BÖLÜM                         31 ila 60 ıncı Maddeler                                            30           

        3 üncü BÖLÜM                      61 ila 90 ıncı Maddeler                                            30

        4 üncü BÖLÜM                      91 ila 120 nci Maddeler                                           30

        5 inci BÖLÜM                        121 ila 150 nci Maddeler                                         30

        6 ncı BÖLÜM                         151 ila 180 inci Maddeler                                        30

        7 nci BÖLÜM                         181 ila 210 uncu Maddeler                                      30

        8 inci BÖLÜM                        211 ila 240 ıncı Maddeler                                        30

        9 uncu BÖLÜM                      241 ila 270 inci Maddeler                                        30           

        10 uncu BÖLÜM                    271 ila 300 üncü Maddeler                                      30

        11 inci BÖLÜM                      301 ila 330 uncu Maddeler                                      30

        12 nci BÖLÜM                       331 ila 360 ıncı Maddeler                                        30

        13 üncü BÖLÜM                    361 ila 390 ıncı Maddeler                                        30

        14 üncü BÖLÜM                    391 ila 420 nci Maddeler                                         30

        15 inci BÖLÜM                      421 ila 450 nci Maddeler                                         30

        16 ncı BÖLÜM                       451 ila 480 inci Maddeler                                        30

        17 nci BÖLÜM                       481 ila 510 uncu Maddeler                                      30           

        18 inci BÖLÜM                      511 ila 540 ıncı Maddeler                                        30

        19 uncu BÖLÜM                    541 ila 570 inci Maddeler                                        30

        20 nci BÖLÜM                       571 ila 600 üncü Maddeler                                      30

        21 inci BÖLÜM                      601 ila 630 uncu Maddeler                                      30

        22 nci BÖLÜM                       631 ila 651 inci Maddeler

                                                        (3 Geçici Madde)                                                    24

 TOPLAM MADDE  SAYISI                                                                                     654

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, söz istiyorum Danışma Kurulu önerisi hakkında.

BAŞKAN – Lehte mi aleyhte mi?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Aleyhte.

BAŞKAN – Evet, Danışma Kurulu önerisinin aleyhinde, Tunceli Milletvekili Kamer Genç.

Buyurun Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Geçmiş Kurban Bayramı’nızı da kutluyorum. Kurban Bayramı’mızın ülkemize, milletimize sağlık ve refah getirmesini diliyorum.

Bu arada, otuz dört sene önce kaybettiğimiz, Yüce Atatürk’ün silah arkadaşı, Türkiye Cumhuriyeti’nin büyük kurucusu, büyük bir devlet adamı Sayın İsmet İnönü’yü de rahmetle anıyorum, ailesine başsağlığı diliyorum, milletimizin başı sağ olsun.

Değerli milletvekilleri, tabii, Meclis çalışmasını, iktidar partisi 340 milletvekiline, gücüne dayanarak istediği biçimde yapmaya çalışıyor. Şimdi, bu elimdeki 651 maddelik kanun ama, bu kanun belki 3 bin tane kanunda değişiklik yapmış. Şimdi, biz, bu kanunları 30’ar madde hâlinde görüşeceğiz. Peki, bu kanunlar ne getiriyor? Millete ne getiriyor? Bu kanunlar kimin tarafından hazırlanmış? Komisyonda ciddi incelenmemiş. Geçen komisyon zamanında incelenmiş, ama bu Parlamentonun kendine göre bir yapısı var. Bu getirilen, yani bütün kanunlardaki ceza kanunları, işte güya Hükûmet kendisine göre bir toparlama yapmış, getirmiş. Biz, şimdi, burada, 30 maddeler üzerinde zaten konuşma yapmadan bu cezaları tasdik edeceğiz, ama bunlar ülke yararına mı, millet yararına mı veyahut da hazırlayanların kendi geleceklerini düşünerek, vergi kaçakçılığı yapanların vergi kaçakçılığı, silah kaçakçılığı yapanların silah kaçakçılığıyla ilgili olarak işledikleri, naylon fatura kaçakçılığı yapanların naylon faturadaki cezaları kendine uygun hafifletici cezalar getirmek suretiyle, işte, böyle kanunları milletin gözünden kaçırarak, ondan sonra, yarın öbür gün bu fiillerle karşı karşıya kaldıkları zaman da kurtulacaklarını bildikleri için, rahatlıkla vergi kaçakçılığını yapabilir, silah kaçakçılığını yapabilir, eroin, afyon kaçakçılığını yapabilir. Neyse, kaçakçılık miktarını burada saymak kolay değil tabii.

Şimdi, böyle bir yasama çalışması olmaz. Ha, şimdi, siz, zaten Anayasa değiştirmeye şey ediyorsunuz. Bana göre de siz, bu Parlamento Anayasa değiştirmemelidir, çünkü bu Parlamentodaki irade tektir, yani Tayyip Erdoğan’ın iki dudağı arasından çıkacak kelime Anayasa hükmü olur. Böyle bir Anayasa’nın ülkeye, millete getireceği bir fayda yok

Değerli milletvekilleri, bakın, bunu ciddiyetle söylüyorum. Ama, eğer hakikaten memlekette bir kargaşa yapmak istemiyorsanız… Haa, getirirsiniz, çoğunluğunuz var. İşi bir noktaya, türbana dökeceksiniz. 340 milletvekiliyle kabul  de edersiniz. 367’yi bulmadığı için, bilmiyorum…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, bu konuşmanın Danışma Kurulu önerisiyle ne alakası var?

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, Meclis çalışmasıyla ilgili…

Bir defa, sen ne müdahale ediyorsun! Ben, Meclis çalışmasıyla ilgili burada konuşma yapıyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Danışma Kurulu önerisiyle ilgili olarak aleyhinde söz aldı Sayın Başkan.

KAMER GENÇ (Devamla) – Danışma Kurulu bu işte… Anayasa değişikliğini getirecek değil misiniz?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, Meclis İç Tüzüğü’nü çalıştırır mısınız lütfen.

BAŞKAN – Sayın Canikli, lütfen…

Sayın Genç, Genel Kurula hitap ediniz.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ondan sonra, bir parti kendini desteklemezse, referanduma gideceksiniz. Referandumda çok tali noktaları öne çıkaracaksınız. Dolayısıyla, Türkiye rejimi çok ciddi tehlikeye sokacaksınız.

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Belki “hayır” diyecekler.

AHMET YENİ (Samsun) – Millet “evet” diyecek.

KAMER GENÇ (Devamla) - Şimdi, efendim, bir YÖK Başkanlığına atanan kişinin TRT’deki konuşmasını… Bugün dinliyoruz, Meclis Başkanımız, TRT kameramanları ve yöneticileri hakkında soruşturma açmış. Çok hayret ettim yani. Yani, Sayın Başkan, biz seni tarafsız bir Meclis Başkanı olarak seçtik. Orada, YÖK Başkanı size ziyarete geliyor. Diyorsunuz ki: “Yahu Sayın Başkan, işte, arada sırada YÖK’le ilgili konuş.” O da diyor ki: “Tayyip Erdoğan’la, Abdullah Gül’le ben görüştüm, sakın, Hocam, dikkat et, bir hata yaparsan ipimizi çekerler.” Bunu da TRT getirmiş, basına vermiş.

Şimdi, hayret etmek istiyorum ve öğrenmek istiyorum, sayın milletvekilleri, bu memleketin bu makamında bulunan kişilerin acaba hangi suçları var ki ipleri çekilecek? Bunları, biz, kamuoyu olarak bilmek zorundayız. Yani, bu makamda bulunan insanlar “Aman ha, Hoca, sakın...” Ondan sonra “Sus, söyleme, ipimizi çekerler…” Böyle bir laf denilmişse, bu kamuoyuna açıklanmalıdır. Yani, geçmişte birtakım ipler atıldı ortaya ama, bu ipler mi dolaşıyor ortada, yoksa başka ipler mi? Yani, bu iplerden mi korkuyorlar?

Sonra, bir YÖK Başkanlığına atanan kişi, 14 sefer, 14 defa doktora tezi reddediliyor. Hiçbir…

BAŞKAN -  Sayın Genç, bu YÖK Başkanının bu çalışmalarla ilişkisi yok.

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, bakın, oraya getireceğim, konuyla ilgili olduğunu…

BAŞKAN - Lütfen konuya geliniz.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ve hiç bilimsel… Hiçbir yöneticilik görevi yok, getiriyorlar, o 115 üniversitenin başına getiriliyor. Türkiye bu kadar keyfî yönetiliyor.

Şimdi, bu kanunları getiriyorsunuz, bu insanlar… Zaten bu insanlara keyfî yönetim imkânlarını getiriyorsunuz. Üniversitelerle ilgili cezalar var burada.

MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) – Çok güzel maddeler var.

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim?

MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) – Çok güzel maddeler var içinde, okumamışsın ki!

KAMER GENÇ (Devamla) – Nereden okuyayım kardeşim? Sen okudun mu?

MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) – Ben okudum.

KAMER GENÇ (Devamla) - Bak, şimdi imtihan edeceğim. Şuradan bir maddeyi açarım sana, ondan sonra bir maddeyi sorarım sana, bakalım, okudunuz mu okumadınız mı?

Geçmişte bir AKP’li milletvekili ile uçakta yolculuk ediyoruz, geçmiş dönemde, 22’nci Dönemde. “Biz 800 tane kanun çıkardık.” dedi. “Yahu, sayın milletvekilim, o kanunlardan bir tanesinin maddesini söyle bakalım.” dedim. “Bir tanesini ya, bir tanesini söyle, de ki, biz şu falanca kanunun falanca maddesiyle şunu kabul ettik.” deyin. Böyle bir şey olmaz sayın milletvekilleri. Parmağı çocuklar da kaldırıyor, ilkokul çocukları da kaldırıyor. Milletvekili halkın temsilcisidir. Halkın temsilcisinin oy verdiği konuyu bilmesi lazım. Ben bazen önerge veriyorum. Hemen benim önergeme kabul veriyorsunuz, sonra Başkan sizi ikaz ediyor, ondan sonra değiştiriyorsunuz. Yani, milletvekili kaldırdığı parmağı bir daha geri indirmez.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bence, tabii, bu kanunların temel kanun olarak görüşülmesi gerekmez bana göre. Bunları tek tek inceleyelim. Daha, milletvekillerine inceleme süresi tanıyalım. Dolayısıyla, bu kanunları bu yolla çıkarırsınız bundan memleket zarar görür. Bakın, demin de söyledim. Arkadaşlar, bu Hükûmet içinde, bu Parlamento içinde, bu iş adamları içinde Parlamentoyla bağlantısı olan birtakım insanlar gelecekte işleyecekleri suçların cezalarının hafifletilmesi konusunda mevcut kanunlarda ağır cezaları hafiflettiriyorlar. Mesela, Vergi Usul Kanunu ile ilgili cezalar hafifletiliyor, Petrol Piyasası Düzenleme Kanunu ile ilgili cezalar hafifletiliyor, 6183 sayılı Amme Alacakları Kanunu ile ilgili cezalar hafifletiliyor. Yani, düşünebiliyor musunuz, vergi kaçakçılığını yapıyor, hileli mal bildiriminde bulunuyor veyahut da ödeme emri tebliğ ediyor mal beyanında bulunmuyor veya edindikleri malları bildirmeyen insanların cezalarını indiriyorsunuz bu kanunlarla. Kime hizmet ediyorsunuz? Ben öğrenmek istiyorum. Bunlar, bu ilgili maddeler buraya geldiği zaman, biz çıkıp konuşmamız lazım. Bu maddeler kime ne fayda getiriyor arkadaşlar? Yani, insanlar, iyiyse, çıksın burada, desinler ki, işte, yani benim söylediğim gibi, ya, gelecekte bizim birtakım suçlarımız var. İşte, zaten Meclis Başkanlık Divanında bekleyen hayalî ihracat dosyaları var, naylon fatura dosyaları var, işte, birçok suçlardan dolayı dokunulmazlığın kaldırılmasını bekleyen dosyalar var. Bu dosyalar, tabii, milletvekilliği süresi bitince işleme konulacak. İşleme konulunca da getirilen bu kanunlarla da cezalar hafiflettirilecek.

Şimdi, Parlamentonun bir görevi var. Bakın, ülke… Bayramda siz halkın arasına girdiniz mi arkadaşlar? Yani, şimdi, inanmanızı istiyorum; gittiğimiz insanlar da -Türkiye'de çok ciddi bir sıkıntı olduğunu herkes söylüyor- ekonomik sıkıntı var diyorlar, işsizlik zaten had safhada. Bu insanlar hiç mi size bir şey söylemiyor? Hatta, Türkiye'de yaşayan belli başlı, aklı başında insanların, laik Türkiye Cumhuriyeti devletinin temel kurumlarının geleceğinin tehlikede olduğunu, Türkiye'de laik düzenin her an için tehlikeli bir safhaya yönlendiğini...

SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) – Geç onu geç! Başka bildiğin yok mu!

KAMER GENÇ (Devamla) – İşte, atadığınız kişilerden belli kardeşim. YÖK Başkanlığına getirdiğiniz kişi belli işte. Yani, yarına…

Bakın, Galatasaray Üniversitesinin, Hacettepe, Konya Selçuk ve dört tane, üç tane üniversitenin, aşağı yukarı otuz beş gündür, rektörleri, gitmiş Çankaya Köşkü’nde bekliyor. Niye bekliyor? Acaba, birisi, bekle oraya yine… Niye bekliyor, niye atanmıyor; ben onu öğrenmek istiyorum.

Bakın sayın milletvekilleri, üniversitelerle oynamayın, üniversite öğrencilerini sokağa çıkarmayın. “Ben, üniversiteyi kendime göre yönlendiririm.” düşüncesiyle hareket ederseniz bunun ülkeye ne kadar zarar getireceğini siz de göreceksiniz, hepimiz göreceğiz. Bakın, durup dururken bu memlekette huzuru bozmayın. Yani “İlle benim kafama göre rektör bildireceksin de ben ona göre atarım.” diye bir hesap yok.

Bakın sayın milletvekilleri, ben buradan sizlere ciddi şeyler söylüyorum. Bu memleket hepimizin. Türkiye'de sokakta gezen insanlarda ciddi kuşkular var, bu memleketin parçalanacağı konusunda ciddi kuşkular var, ekonomik bir krizin yolda olduğu konusunda ciddi kuşkular var ve Türkiye'de, bu memleketin, kurulan cumhuriyetin yok edilme tehlikesinin, çok ciddi tehlikelerle karşı karşıya olduğu konusunda halkta ciddi bir şüphe var. Korkuyor insanlar.

Bakın, Fazıl Say niye bunu… Ben onun dediğini tasvip etmiyorum ama o kişi, yani, öyle bir şey ifade etti ki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Genç, konuşmanızı tamamlayınız.

KAMER GENÇ (Devamla) – Yani, öyle bir tehlikeyi hissettirdi ki, yani, insanların bundan bir şey sezmesi lazım. Yahu, arkadaşlar, çoğunluk olmak önemli değil. Bu memleket hepimizin. Bu memlekette huzur olursa, güven olursa, insanların sokakta yüzleri gülerse, işsizlik ortadan kalkarsa, hırsızlık, soygunculuk ortadan kalkarsa hepimiz rahat ederiz. Bizlerin, böyle bir Meclisin üyesi olarak iftihar etmemiz lazım. Yoksa, işsizlik almış yürümüş, hırsızlık almış yürümüş, soygun almış yürümüş, memlekette herkesin yüzü gülmüyor, memlekette büyük sıkıntılar var. “Ee, biz burada, gücümüzle, istediğimizle yaparız.” derseniz, bu, akla da, vicdana da, onura da sığmayan davranış biçimleridir. Ben burada birtakım düşüncelerimi söylüyorum ama, yani, bir düşünün bakalım, bir de halkın içine girin “Yahu, acaba biz doğru mu yapıyoruz, yanlış mı yapıyoruz?” deyin, bunu, sizler de vicdanınızda tartın ve ona göre karar verin.

Saygılar sunuyorum.

Bu önergenin aleyhindeyim efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Lehte konuşacak arkadaş? Yok.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

Gündemin “Sözlü Sorular” kısmına geçiyoruz.

VI.- SORULAR VE CEVAPLAR

A) SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Pülümür Dağı-Mutu arası anayolun asfaltlanması ve Pertek Köprüsü’nün yapımına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/22) ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı

2.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Tunceli-Pülümür’de meydana gelen depremlerde zarar gören binalara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/23) ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı

3.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’in, okul servislerinin denetimine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/85) ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı

4.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Tuzla Gemi Tersanesinde çalışan işçilere ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/86) ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı

5.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in, Side’deki anıt mezar ve çevresinin bakımına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/137) ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı

6.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, şaraptaki vergilendirmenin üzüm üretimine etkisine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/138) ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı

7.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, bazı bürokrat atamalarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/146) ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı

8.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Amerika seyahatine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/152) ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı

9.- Mersin Milletvekili İsa Gök’ün, Anayasa değişiklik taslağı hakkındaki bir toplantıya ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’ten sözlü soru önergesi (6/159) ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı

BAŞKAN – Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Cemil Çiçek, gündemin “Sözlü Sorular” kısmının, 1, 2, 3, 4, 5, 6, 11, 15 ve 17’nci sıralarındaki soruları birlikte cevaplandırmak istemişlerdi.

Şimdi, bu  soruları sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aracılığınızla aşağıdaki sorularımın Sayın Başbakan tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.            29/08/2007

                                                                                                           Kamer Genç

                                                                                                                Tunceli

Tunceli Pülümür ilçesinde yapılan Kültür Evi ve Bal Festivaline katılan Almanya’nın Münih Şehri Belediye Başkanı yaptığı konuşmada, 35  yıl önce Pülümür’e geldiğini, o zaman da Pülümür-Erzincan arası yollar toprak ve tozlu idi bugün de öyle, 35 yılda değişen bir şey yok demiştir. Bilindiği üzere Tunceli-Pülümür-Erzurum-Erzincan yolu kuzeyi güneye bağlayan çok önemli bir kara yolu olup, bu yolun devamı olan Pertek Köprüsünün yapılması da hayati bir öneme sahip bulunmaktadır.

1- Pülümür Dağı-Mutu arası bu ana yolun stabilizeden kurtarılarak asfaltlanması ne zaman yapılacaktır?

2- Keban Barajının yapılması ile meydana gelen su birikintisi, Hozat, Çemişgezek ve Pertek ilçelerinin özellikle büyük şehirlere ulaşımı feribotlar kanalı ile sağlanmakta ve akşamın belli saatlerinden sonra da ulaşım yapılamamaktadır. Bu hâl özellikle sağlık hizmetlerinden önemli ölçüde yoksun olan bu bölge halkını çok zorluklarla karşı karşıya bıraktığından bu köprü ne zaman yapılacaktır? Bu köprü yeri etüt edilip bir projeye bağlanmış mıdır? Maliyeti ne kadardır?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın aracılığınızla Sayın Başbakan tarafından sözlü olarak cevaplanmasını saygılarımla arz ederim. 31/08/2007

                                                                                                            Kamer Genç

                                                                                                                 Tunceli

Ocak 2003 tarihinde Tunceli Pülümür ilçesinde meydana gelen depremde; İlçe Hükûmet Konağı, Emniyet Hizmet Binası ile lojmanları, PTT Binası, Yatılı Bölge Okulu ve 1992 yılında meydana gelen deprem sonucu Meydanlar Mahallesi’nde yapılan 177 afet konutu oturulamayacak derecede hasara uğramış, ilçedeki kaymakam ve diğer kamu görevlileri gecekondu durumundaki çok ilkel binalarda görev yapmaktadır.

1- Aradan dört buçuk yıl geçmesine rağmen depremde zarar gören bu binalar neden iskâna elverişli hâle getirilmemektedir? Yapılacaksa ne zaman yapılacaktır?

2- Depremde zarar gören bu ilçe halkına bugüne kadar neden hiçbir hizmet yapılmamaktadır? İlçedeki kaymakam ve diğer kamu görevlilerinin gecekondu gibi ilkel yapılarda hizmet görmesi doğru mudur?

3- 177 afet konutu yeniden oturulacak duruma ne zaman getirilecektir?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını talep ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                            Ahmet Ersin

                                                                                                                  İzmir

Okul servislerinin denetimi, Millî Eğitim Bakanlığından Ulaştırma Bakanlığına devredilmiş ve yönetmelik değişikliği de yapılarak servis personelinin kılık kıyafetiyle ilgili düzenleme yürürlükten kaldırılmıştır.

Böylece, okul servislerinde sakallı, türbanlı ve hatta kara çarşaflı personelin görev yapmalarının yolu açılmıştır.

1- Okul servislerinin denetimi neden Millî Eğitim Bakanlığından Ulaştırma Bakanlığına devredildi?

2- Okul servislerinde çalışanların kılık kıyafetleri ile ilgili yönetmelik maddesi neden yürürlükten kaldırıldı?

3- Bu durum servislerle okula giden çocuklar için sakıncalı değil mi?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın aracılığınızla Sayın Başbakan tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.            05/09/2007

                                                                                                            Kamer Genç

                                                                                                                Tunceli

Tuzla Gemi Tersanesinde çalışan 25 bin işçinin 20 bininin sigortası olduğu ve çalışanların çok ilkel şartlarda çalıştığı, hiçbir iş güvenliğinin ve çalışma güvenliğinin bulunmadığı, bu nedenle de son iki hafta içerisinde tersanelerde çalışan 5 işçinin iş kazasında yaşamını yitirdiği, Birlik  Başkanının basına intikal eden beyanlarından anlaşılmaktadır.

1- Bu olaylar doğru mudur?

2- Doğruysa sigortasız işçi çalıştırmayı önlemek için ne gibi tedbirler alınmıştır?

3- İş yerinde çalışan işçilerin sağlık ve can güvenliğini sağlamayan işveren için herhangi bir cezai müeyyide düşünüyor musunuz?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                                                            Tayfur Süner

                                                                                                                Antalya

Antalya’nın Manavgat ilçesine bağlı Side beldesindeki tarihî yapılar sahipsizlik nedeniyle içler acısı bir durumdadır. Side girişinde belediye binasının karşısındaki orta refüjde bulunan anıt mezar, turistlerin rahatça inceleyebilmeleri için 1999’da başlatılan bir çalışmayla özel cam korumasına alınmıştır. Ancak geçen süre içerisinde 1 santimetreden fazla kalınlığı bulunan bu özel camların çoğu kırılmıştır. Lahit mezarların içi çöplerle dolmuştur.

Soru 1: Ülkemiz turizminin başkenti olan Antalya’mızın güzide beldelerinden Side’deki bu anıt mezar ve çevresi ne zaman kontrol altına alınacaktır?

Soru 2: Anıt mezar alanındaki kırık camlar, ziyaretçiler için büyük tehlike oluşturmaktadır. Burada oluşabilecek bir kazanın sorumluluğu kime ait olacaktır?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın aracılığınızla Sayın Başbakan tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.            17/09/2007

                                                                                                            Kamer Genç

                                                                                                                 Tunceli

Bilindiği üzere son yıllarda özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da birçok yurttaşımız arazilerine önemli boyutta bağcılık yapmak üzere üzüm fideleri ekmiş ve bu yıl bölgede bol miktarda üzüm elde edilmiştir. Ancak elde edilen mahsulü satın alacak olan şarap fabrikaları, Hükûmetimizce şaraptaki ÖTV ve KDV’nin artırılması sonucunda bu mahsuller satın alınmamış ve mahsul tarlada kalmıştır.

1- Bu üreticilerin mahsullerinin değerlendirilmesi için ne gibi önlemler alınacaktır?

2- Şarap fabrikaları bu mahsulleri satın almazsa mahsuller nasıl değerlendirilecektir?

3- Şaraptan alınan ÖTV ve KDV’yi düşürmeyi düşünüyor musunuz?

                Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın aracılığınızla Sayın Başbakan tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.            17.09.2007

                                                                                                            Kamer Genç

                                                                                                                  Tunceli

İçişleri Bakanlığı Müsteşarlığına atanan Şahabettin Harput ile Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğine atanan Tahsin Burcuoğlu, daha önce hükümetinizce adı geçen iki kişinin aynı görevlere atanması yolundaki teklifleri Eski Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer tarafından uygun görülmeyerek reddedilmiştir.

1- Bu iki bürokratın daha önce aynı görevlere atanması yolundaki teklifleriniz hangi gerekçelerle reddedilmiştir. Bu gerekçeleri açıklar mısınız?

2- Daha önce Devletin bu önemli yerlerine atanması uygun görülmeyen bu bürokratların ret gerekçeleri ortadan kalkmış mıdır? Kalkmış ise hangi nedenlerle kalkmıştır?

3- Devlette devamlılık kuralı hükümetinizce kabul edilmekte midir? Kabul edilmekte ise bu atamaları nasıl izah edersiniz?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın aracılığınızla Sayın Başbakan tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.            03.10.2007

                                                                                                            Kamer Genç

                                                                                                                  Tunceli

Birleşmiş Milletler Toplantısı için Amerika’ya giden Tayyip Erdoğan, önce Washington’a giderek ailesini ziyaret etmiş ve 4-5 gün kalmıştır. Gezinin kalan süresini de Newyork’ta geçirmiş ve Birleşmiş Milletler Toplantısında bulunmuş, bu arada da gerek ailesinin ve gerekse başkalarının verdiği iftar yemeklerine katılmıştır.

1- Bu geziye Tayyip Erdoğan kaç aile efradını götürmüştür?

2- Hükümet üyesi olan kişilerin devletin uçağı ile aile efradını geziye götürmesi etik midir?

3- Bu gezinin Washington kısmı tamamen aile ziyareti olup özel amaçlı olduğuna göre burada otel, yemek vs. ne kadar masraf yapılmıştır? Bu masrafları kim ödemiştir?

4- Bu gezinin tüm masrafları kaç liradır? Bu gezide Tayyip Erdoğan’ın oğlunun verdiği iftar yemeğinin parasını kim ödemiştir?

5- Bu gezide ATV ve Sabah gazetelerini satın alacağını beyan eden yabancı bir basın patronu Tayyip Erdoğan’la hep birlikte olmuştur. Bu görüntü etik midir?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıda yer alan sorularımın Başbakan Yardımcısı Sayın Cemil Çiçek tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                            Av. İsa Gök

                                                                                                                Mersin

9 Ekim 2007 tarihinde Anayasa değişiklik taslağı hakkında bilgi vermek üzere çeşitli sivil toplum örgütlerinin temsilcilerini toplantıya çağırmış olduğunuz bilinmektedir.

Soru 1: TOBB Ekonomi Üniversitesi’ndeki Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırmalar Vakfında gerçekleştirileceği belirtilen söz konusu toplantıya Yargının kurucu unsurlarından olan, bağımsız savunmayı temsil eden 55 bin avukatın yasal gücü olan Türkiye Barolar Birliği davet edilmiş midir? Edilmediyse sebebi nedir?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Soruları cevaplandırmak üzere, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Cemil Çiçek.

Sayın Bakanım, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, geçmiş Kurban Bayramı’nızı ve gelecek yeni yılınızı tebrik ediyorum ve yine sözlerimin başında, bugünkü tarih itibarıyla aramızdan ayrılmış olan istiklal mücadelemizin temel taşlarından ve cumhuriyetimizin İkinci Cumhurbaşkanı olan merhum İsmet İnönü’yü saygıyla anıyorum.

Değerli milletvekilleri, birisi hariç, Sayın Başbakan tarafından cevaplanması isteğiyle sorulan sorulara cevap vermek üzere huzurunuzdayım.

Yalnız, sözlerimin bu kısmında bir hususu ifade etmek istiyorum. Tabiatıyla, soru sormak her sayın milletvekilinin hem İç Tüzük’ten hem de Anayasa’dan doğan hakkıdır. Tabiatıyla, bu denetim yolu kullanılırken, İç Tüzük’teki kurallar çerçevesinde, oradaki formata uygun olarak bu soruların sorulması bu sorunun sorulmasından beklenen fayda açısından daha faydalı olacaktır diye düşünüyorum.

Ancak, soruların bir kısmı İç Tüzük’ün 97’nci maddesindeki şartları taşımıyor. 97’nci maddede deniliyor ki:

“Sorulamayacak konular

Aşağıdaki sorular Başkanlıkça kabul edilemez:

a) Başka bir kaynaktan kolayca öğrenilmesi mümkün olan konular;

b) Tek amacı istişare sağlamaktan ibaret konular;

c) Konusu, evvelce Başkanlığa verilmiş gensoru önergesiyle aynı olan sorular.”

Şimdi, bu açıdan baktığımızda, Sayın Başbakana sorulan bu soruların bir kısmını Başbakanlığa sormak yerine, bir başka kaynaktan bunları öğrenme imkânı vardır. Mesela, kara yoluyla ilgili bir soru sorulacaksa, bu, Genel Müdürlükten pekâlâ öğrenilebilir. Hatta, bazılarını hiç genel müdürlük seviyesinde değil, ilçe seviyesindeki, il seviyesindeki bir müdürlükten, valilikten de öğrenme imkânı vardır, buna rağmen Sayın Başbakana soruluyor. Peki, sorulunca ne oluyor? Sorulunca olan şey şu: Ya da, bu sorular Başbakana sormak yerine ilgili bakana sorulmuş olsa, daha tafsilatlı, daha kapsamlı cevap alma imkânı olacak. Şimdi, yapılan işlemi ben sizin takdirlerinize arz ediyorum, ondan sonra, eğer bu yol devam edecekse, onu bir vuzuha kavuşturmamız lazım.

Şimdi, diyelim ki, filanca ilçenin yolunun ne zaman asfalt yapılacağıyla ilgili bir soru geliyor, Başbakana soruluyor. Başbakanlık bunu ilgili bakanlığa, ilgili bakanlık genel müdürlüğe, genel müdürlük bakanlığa, bakanlıktan Başbakanlığa yazılmak suretiyle bir defa kırtasiyecilik yapıyoruz, israf yapıyoruz bu noktada. Hâlbuki, doğrudan ilgili bakana sorulmuş olsa, o bakanlar, nasıl şimdi biraz sonra diğer arkadaşlarınız kendileriyle ilgili konulara cevap verecekse, onlara da verebilir.

Şimdi, bugün cevaplayacağım sorulardan iki tanesi dışında, hepsi, bu söylediğim usulle cevaplanması mümkün olan sorulardır. Biz ne yapacağız şimdi? Sayın Başbakan hakkında ilgili bakanlıklardan gelen cevabı burada kısaca ifade etmiş olacağız. Hâlbuki ilgili bakana sorulmuş olsa daha tatminkâr cevap alma imkânı da olacaktır, bunu ifade etmek istiyorum. Soru sormak hakkınız ama bu usulle sorulursa, bu yolla denetim yapılırsa, daha maksada uygun bir düzenleme yapılmış olur, aksi hâlde kırtasiyeciliği artırmış oluyoruz.

Şimdi, birinci soru: Pülümür Dağı-Mutu arası ana yolun asfaltlanması ve Pertek Köprüsü’nün yapımına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi. Bunu, demin ifade ettiğim gibi, pekâlâ, Karayolları Genel Müdürlüğü ve şimdi Ulaştırma Bakanlığı cevaplayabilirdi. Ben, şimdi, oradan gelen yazıyı kısaca bilginize sunmuş olacağım.

Pülümür 16’ncı Bölge hudut yolu 22 kilometre olup bugüne kadar 16 kilometre asfalt kaplama seviyesinde bitirilmiştir. 2007 yılında 8 kilometre yeni asfalt kaplama yapılmıştır. Kalan 6 kilometre olup bunun 2 kilometresi temel seviyesinde bitirilmiş, 4 kilometresindeki toprak işleri 2008 yılı içinde tamamlanacak ve yolun tamamı asfaltlanacaktır.

Ayrıca Pertek ilçesinde baraj gölünün bir köprüyle geçilmesi konusu eskiden beri sıkça gündeme gelen bir konu olup, yapılan teknik değerlendirmeler ve araştırmalar sonucunda yapım maliyeti yüksek ve baraj gölü içinde yüksek dolgu yapılması zorunluluğu gerektiğinden teknik olarak yapılabilirliliği mümkün olamamaktadır. Alternatif güzergâh arama çalışmaları baraj gölünün sığ olduğu kesimde devam etmektedir.

İkinci soru: Tunceli Pülümür’de meydana gelen depremlerde zarar gören binalara ilişkin Başbakandan soru önergesi. Afet İşleri Genel Müdürlüğü bu soruyla ilgili şunları ifade etmektedir: 27.1.2003 tarihinde meydana gelen Pülümür depreminden dolayı 216 konut “evini yapana yardım” metoduyla yapılarak afetzedelere teslim edilmiştir. 1968 ve 1992 yıllarında afetler nedeniyle hak sahibi olup konutunu alamayan afetzedeler için 384 konut, 14 ahır yaptırılmış, afetzedelerin iskânı sağlanmıştır. 2007 yatırım programında 1968’den bu yana yapılamayan konutların yapımı için 194 konut programlanmış, 3/9/2007 tarihi itibarıyla 73 konut bitirilmiştir ve Afet İşleri Genel Müdürlüğü tarafından 2007 yılında 2.340 bin YTL bu işler için ödenek ayrılmıştır.

Tunceli ili Pülümür ilçesi ve bağlı köylerinde 1978 yılında meydana gelen deprem afeti nedeniyle 7269 sayılı Kanun hükümleri gereğince hak sahibi kabul edilen 178 aile için Pülümür merkez Meydanlar Mahallesi’nde beş grup hâlinde 1988-1992 yılları arasında ihale yöntemiyle konutları bitirilmiş ve noter kurasıyla hak sahiplerine dağıtımları da yapılmıştır. Söz konusu konutların 2003 yılında meydana gelen depremden dolayı hasar gördüğü belirtilmekteyse de, Bakanlık tarafından yapılan incelemelerde ve teftişler sonucunda, konutların depremden az hasar gördüğü, müteahhit firmanın, projeleri esasına göre uygulamadığı ve sorumlulukları bulunduğu belirlenmiş ve bununla ilgili işlemler yapılmıştır. Hasarlı konutların güçlendirilmesi veya ikmalinin yapılması için makam oluru alınmış ve gereğinin yapılması ile ödeneklerin güncelleştirilmesi, 2008 yatırım programına alınması için makam oluru 5/11/2007 tarihinde Yapı İşleri Genel Müdürlüğüne yazı ekinde aktarılmıştır.

Üçüncü soru önergesi: İzmir Milletvekili Sayın Ahmet Ersin’in, okul servislerinin denetimine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi.

Değerli milletvekilleri, okul servis araçlarının geçmişte denetimi ve bununla ilgili yönetmelik 28/8/2007 tarihine kadar İçişleri Bakanlığı tarafından yürütülmekteydi. 28/8/2007 tarihinden itibaren ilgili bakanlıkların bir araya gelerek ortak bir mutabakatı sonucunda, bu tarihten itibaren bu işlemlerin yürütülmesi Ulaştırma Bakanlığına devredilmiştir ve bununla ilgili yönetmelik de 28/8/2007 tarih 26627 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

İçişleri Bakanlığınca yürütülen Okul Servis Araçları Hizmet Yönetmeliği’ndeki kılık kıyafetle ilgili 8’inci madde, Ulaştırma Bakanlığınca yürütülen Hizmet Yönetmeliği’nin 8’inci maddesinde de yer almıştır.

Bu birleştirmenin temel amacı ise, hizmetlerin daha etkin daha kontrollü yürütülmesini amaçlamak içindir ve bu niyetle yapılmış bir çalışmadır. Bundan böyle de okul servis araçlarının yönetimi, denetimi, bununla ilgili mevzuatların -varsa eksiğinin- hazırlanması Ulaştırma Bakanlığına aittir.

Dördüncü soru: Tuzla Gemi Tersanesinde çalışan işçilere ilişkin soru önergesi. Evet, belirtilen tarihlerde ölümlü iş kazası meydana gelmiş, 5 vatandaşımız bu kazalar sonucunda hayatını maalesef kaybetmiştir, Allah’tan rahmet diliyoruz. Bununla ilgili, bu kazalar meydana geldikten sonra, işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuatı açısından gerekli denetimler Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yapılmıştır ve bu denetimler zaman zaman belli aralıklarla da, zaten, kaza olsa da olmasa da yapılmaktadır. Olayı takiben ise bununla ilgili raporlar düzenlenmiş, işleme konulmuştur. Tabiatıyla, sigortasız işçi çalıştırmayla ilgili olarak çeşitli mevzuatlarda zaten cezai müeyyideler söz konusu olmaktadır ve işçi çalıştırmanın kaçak olup olmadığıyla ilgili denetimler ise zaten iş müfettişleri ya da ilgili vatandaşların zaman zaman ilgili idareye başvurmalarının sonucu olarak, bu denetimler, doğrudan veya dolaylı olarak da sürdürülmektedir.

Beşinci soru: Antalya Milletvekili Sayın Tayfun Süner’in Side’deki anıt mezar ve çevresinin bakımına ilişkin soru önergesi. Evet, önergede belirtilen mezarın mülkiyeti Kültür ve Turizm Bakanlığına aittir. Lahit mezar için özel cam sipariş edilmiş ve yerleştirilmiş bulunmaktadır. Ayrıca, bugün itibarıyla çevre temizliği de düzenli olarak yapılmaktadır.

Bir başka soru önergesi şaraptaki vergilendirmenin üzüm üretimine etkisine ilişkin soru önergesi. Üzüm fiyatları serbest piyasa koşullarında belirlenmekte olup, üzüm üreticileri, doğrudan gelir desteği ve sertifikalı asma fidanı desteğiyle diğer bazı tarımsal desteklerden yararlanmaktadır, bu yönde teşvikler vardır. Ayrıca, ülkemizde mevcut ÖTV sisteminde, şarap için maktu vergi tutarları, diğer alkollü içkilere nazaran daha düşük uygulanmaktadır. Daha düşük verginin uygulanıp, uygulanmaması ekonomik gelişmeye bağlı ve o izlenen ekonomik politikalar çerçevesinde önümüzdeki günlerde gerekiyorsa değerlendirilmesi yapılabilecektir.

Yine, bürokrat atamalarına ilişkin olarak sorulmuş olan bir soru var Sayın Başbakandan. Bürokrat atamaları Türkiye’deki mevzuat çerçevesinde yapılmaktadır. Türkiye bir hukuk devletidir. Hangi makama atama yapılacaksa onun tabi olduğu bir usul var. Bazıları bakan tasarrufuyla, bazıları üçlü kararnameyle, bazıları Bakanlar Kurulu kararlarıyla bu atamalar yapılmaktadır. Dolayısıyla, bu atamalar, ilgili yasadaki usullere ve o çerçevede orada aranan niteliklere göre yapılmaktadır. Eğer, bunlarda bir takdirde hata varsa veya başka türlü bir hata varsa, tabiatıyla ilgilinin yargı yoluna başvurması da zaten Anayasa’da, yasalarımızda önceden belirlenmiş olan bir husustur. Soru önergesinde bahsedilen hususlar, yasal şartlar yerine getirilmediğinden değil, makamın takdirinden kaynaklanan bir farklılıktan kaynaklanmaktadır. Nitekim, eğer bir atama Sayın Cumhurbaşkanları tarafından geri gönderiliyorsa, neden bunun geri gönderildiği o geri gönderme yazısında yazılmış olsa biz de bunun neden dolayı olduğunu anlama imkânımız olacaktır; sadece “Uygun görülmemiştir.” demektedir, spekülasyonlara da açıktır. Bundan dolayı, ümit ederiz ki yeni Anayasa çalışmaları yapılırken, işte yargı denetimine kapalı olan bu türlü tasarruflarla ilgili kişinin neden o göreve layık görülmediği, atamasının yapılmadığının gerekçesi de yazılırsa o takdirde yargı yoluyla bunu vuzuha kavuşturmak ve bu tartışmaları da ortadan kaldırmak mümkün olacaktır. Ancak, şu ana kadar yaptığımız atamalar, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da mevzuatta hangi usul ve esaslar belirtilmiş ise onlara uygun olarak yapılmaya devam edecektir.

Bir başka soru önergesi Sayın Başbakanın Amerika seyahatiyle ilgilidir. Sayın Başbakan, beraberinde Saygıdeğer Hanımefendi olmak üzere Birleşmiş Milletler 62’nci Genel Kurulu vesilesiyle Amerika Birleşik Devletleri’ne gitmiştir. Beraberinde Hanımefendi’nin gitmiş olması usul gereğidir, geleneklerimizde vardır ve Sayın Başbakana mahsus, istisnai bir durum da değildir. Geriye dönüp baktığımızda birçok kişi, ister Silahlı Kuvvetler mensubu ister Hükûmet üyesi ister Cumhurbaşkanı, Başbakan bu ziyaretlere eşleriyle beraber katılabilmektedir. Burada usullere, yasalara aykırı bir taraf yoktur ve teamüllere uygundur.

Sayın Başbakanın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu vesilesiyle 20-29 Eylül 2007 tarihlerinde Amerika’da gerçekleştirdiği ziyaretin Washington kısmının masrafları devlet bütçesinden karşılanmamıştır, Sayın Başbakan bizzat kendisi karşılamıştır.

Soru önergesinde sorulan bir başka madde: Washington’da 22/9/2009 tarihinde düzenlenen iftar yemeğinin bedeli de devlet bütçesinden karşılanmamıştır.

Son soru, Mersin Milletvekilimiz Sayın İsa Gök’ün Anayasa değişikliğiyle ilgili benden sorduğu bir sorudur.

Evet, Türkiye Odalar Birliği, Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu, Türk-İş, Hak-İş, TESK, TİSK, Türkiye Ziraat Odaları Birliği gibi yedi sekiz tane önemli meslek kuruluşumuzun “Anayasa’yla ilgili tartışmalara ve düzenlemelere biz aktif olarak katılmak istiyoruz.” tarzında bir talepleri oldu ve bu taleplerin gereğini yerine getirmek üzere de kendi aralarında birçok toplantılar yaptılar, bunlardan bir tanesi de TOBB Üniversitesinde yapılmıştır. Bu toplantının ev sahipliğini yapan, bu toplantıya kimlerin katılacağını belirleyen biz değiliz, Hükûmet de değil, ben de değilim, bir başkası da değil, doğrudan doğruya bu inisiyatifin kendisidir. Daha sonraki çalışmalarda, benim bildiğim kadarıyla, Türkiye Barolar Birliği bu toplantılara katılmıştır, hatta son kamuoyuna açıkladıkları bu meslek kuruluşlarının bildirisinde ve yeni anayasada görmek istedikleri hususlarla ilgili olarak önemli ölçüde Barolar Birliğinin görüşlerinin etkin olduğunu, oradan istifade ettiklerini de biliyoruz.

Dolayısıyla, bizim düzenlemediğimiz ancak davete icabetle ve Hükûmet üyesi sıfatıyla da değil, partide yürütülen anayasa çalışmalarına katılmış olmam sebebiyle -ki, onu da orada ifade ettim- ben de misafir olarak katıldım.

Dolayısıyla, eğer, Barolar Birliğinin katılmamış olması bir eksiklik gibi kabul ediliyorsa bu bizden kaynaklanmıyor, tam tersi, biz, Barolar Birliğinin bu sürece dahil olmasını hep baştan beri söyledik, üstelik de parti olarak “Neden yeni bir anayasa?” sorusuna cevap ararken de en evvel başladığımız husus, daha 1982 yılında Türkiye Barolar Birliğinin bu işe öncülük ettiğini, bu Anayasa’nın Türkiye’nin şartlarına uymayacağını daha 1982 yılında Anayasa yürürlüğe girmeden evvel ifade ettiğini söylemeye çalıştık.

Dolayısıyla, bundan sonraki çalışmalara, eğer biz davet edersek Barolar Birliğini şüphesiz davet etmekten büyük onur duyarız. Ama, o çalışma bizim yaptığımız bir çalışma değil. Bunu da bilgilerinize arz ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet…

Önerge sahipleri sisteme girecekse onlara çok kısa söz vereceğim.

KAMER GENÇ (Tunceli) -  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; benim sorularıma çok net cevap verilmedi ve bizim, Başbakan aracılığıyla soru sormamızın nedeni, yapılmayan birtakım işlemlerin Başbakanlığın da haberi olması içindi. Yoksa, yıllarca bu Parlamentoda çalışan bir kişi olarak sorunun nasıl sorulacağını bana cevap veren kişiden daha iyi bilirim ben bu işi.

Şimdi, bu birinci sorumda Pülümür-Mutu dağ yolu… Bu, çok önemli bir ana yoldur, kuzeyi güneye bağlayan bir yoldur ve hâlâ tamamlanmamıştır. Orada çok büyük tonajlı arabalar gitmektedir, hem millî servettir. Yani, burada küçük bir masrafla bu yol yapılabilir. Çok orayı da uzatmak da istemiyorum.

Pertek Köprüsü çok ana bir köprüdür. Bunun maliyeti, olsa olsa 80-90 milyon dolarlık bir yerdir. Bu memleketin… Tunceli’ye şimdiye kadar doğru dürüst de bir yatırım yapılmamıştır. Bu köprü yapıldığı takdirde, kuzey ve güney yolu, aşağı yukarı 60 kilometre kısalıyor, maliyeti de çok yüksek değildir. Zaten, Genel Başkanları Pertek’e 2 defa gelmiş ve ikisinde de “Efendim, bu köprünün temelini atmak lazım.” demiştir. Biz de devleti yöneten insanların sözünde durup durmadığını anlamak için, “Buyurun, köprüyü ne zaman yapacaksınız?” diye kendilerine sormuşuz.

Şimdi, ikinci sorum Sayın Başkan, Tunceli Pülümür’de meydana gelen depremde, işte, hükûmet konağı hasar görmüş, hükûmetin bütün binaları -adliyesi, kaymakamı, emniyeti- gecekondu tipindeki yerlerde kalıyor, bölge yatılı okulu öyle. Bunun bir an önce yapılıp, orada da çalışan kamu görevlilerinin rahat çalışacağı bir zeminin kendilerine sağlanmasıdır.

Fazla da üzerinde durmuyorum. Bundan da bu soruları sormaktan da bu kadar hiddetlenmeye de gerek yok. Bakanlık makamında oturan insanlar soru sormaya cevap vermekten âcizlerse bu Bakanlığı terk edebilirler.

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen konuşmanızı tamamlayınız efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, ama, altı tane sorum yani, hepsine iki dakika…

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Genç, burada sayın bakanları yargılamak size düşmez. Bakınız, o bir usul şeyinde cevap veriyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Neyse, efendim, ben sorularımı…

BAŞKAN – Yani, ben daha iyi bilirim, ben şöyle yaparım… Yani, bunlar şık olmuyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani, o kendileri bana…

BAŞKAN - Yani, siz, açıklamayı yapınız. Olmaz…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, onlar, bize öğütte…

BAŞKAN – Sayın Bakanlar da nihayetinde, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin bakanlarıdır ve bizleri temsil ediyorlar. Bu millî iradenin temsilcileridir yani. Lütfen…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendi, tamam da, benim de ismim anılmadığı için ben de aynı şekilde, aynı metotla cevap veriyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, Tuzla Tersanesi… Şimdi, denildi ki burada: “Efendim, 5 tane işçi ölmüş.” Hayır, efendim, bakın, Tuzla Tersaneleri’nde 2001’de 1 işçi, 2002’de 5 işçi, 2003’te 3 işçi, 2004’te 5 işçi, 2005’te 8 işçi, 2006’da 10 işçi, 2007’de 12 işçi ölmüş. Burada, DİSK Limter-İş Sendikasının yaptırdığı bir  şey… Bu kadar büyük bir insan kitlesinin, emekçinin orada hayatını kaybetmesi, devlet olarak, Hükûmet olarak ve milletvekili olarak bizi üzüyor. Dolayısıyla, Hükûmeti bu konuda ciddi tedbir almaya davet ediyoruz efendim.

Şimdi, şarapçılık konusuna gelince Sayın Başkan, doğu, güneydoğuda birçok yerlerde, yani, vatandaşlarımız üzüm ekmeye büyük bir gayret sarf ettiler. Dolayısıyla, ama, bu sene, oradaki Tekel fabrikaları da özelleştirildiği için, Amerikalılara da verdiği için, bu üzümler alınmadı. Bir de üstelik de ÖTV çok yükseltildi. Bizim amacımız, bu müstahsilleri korumaktır. Şimdi, burada denildi ki: “Bunlara tarımsal destek veriliyor.” Ben, böyle bir tarımsal destek verildiğini görmedim ve birçoğunun üzüm mahsulleri tarlada kaldı. Dolayısıyla, Hükûmetin bu kişilere sahip çıkmasını istiyoruz.

BAŞKAN – Peki.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, daha sekizinci sıradaki soruma şey ediyorum. Personel atamaları ve tazminat alımına ilişkin şeyler.

Benim burada sorduğum sorulara hiç cevap verilmedi, kaçak ifadeler verildi. Ben diyorum ki: “Bu kişiler, daha önce, Cumhurbaşkanı tarafından veto edilmişti. Neden veto edildi?” Sebeplerini soruyorum.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

Bitti mi sorular?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, daha sorum bitmedi Sayın Başkan, daha işte…

BAŞKAN – Hangisi bitmedi efendim?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, kaç tane soruma birden cevap verildi yani? Ama, istemiyorsanız konuşmayayım da… (AK Parti sıralarından “konuşma, konuşma” sesleri)

Amerika seyahatiyle ilgili: Biliyorsunuz, Amerika’ya 5 Kasımda zaten randevulu bir seyahat yapılıyordu. Ondan önce, Başbakan kendi torununu görmek için on iki gün özel bir seyahat yaptı. Yani, Birleşmiş Milletler toplantısına katılmasına da gerek yoktu, dört gün önce gitti ve benim hatırladığım kadarıyla, o zamanki uçaklarda kendi çocuklarından da olanlar vardı. Ama, burada denildi ki: “Sadece Hanımefendi gitti.” Hayır, o tarihteki gazetelere baktığımız zaman, çocuklarının da olduğunu gördük. Zaten zaman zaman, bugünkü iktidar mensuplarının çocuklarını da eşlerini de alıp seyahat yaptıklarını görüyoruz, diyoruz ki: “Yani, hiç olmazsa bunları devletin parasıyla karşılamayın.”

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Madem siz çok rahatsız oldunuz, ben cevaplayayım yeter!

BAŞKAN – Şimdi, saygıdeğer arkadaşlarım, bakınız, buradaki cevap süresi… Sayın Bakan diyor ki: “Sayın Cumhurbaşkanımız, önceki Cumhurbaşkanımız bu makamın takdiri olarak geriye iade etmiş, yani kendi takdirini sunmuş; yeni Cumhurbaşkanımız da takdir olarak atamış.” Yani, eski Cumhurbaşkanının takdir hakkı varsa, yeni Cumhurbaşkanının da takdir hakkı vardır. Burada bizim yapacağımız hiçbir şey yok. Yargıya da tabi değil biliyorsunuz Cumhurbaşkanının kararları. Burada Sayın Bakanın da yapacağı bir işlem yoktur. Öylece beyan etmiş.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hükûmet bana cevap veriyor Sayın Başkan.

Sonra, Sayın Başkan, hep siz Başkanlık makamına çıkıyorsunuz, niye böyle ben anlamıyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, oradan mı konuşacaksınız?

Buyurun.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bugün sorulan sorular içerisinde… Sayın İsa Gök bildiğim kadarıyla burada yok, Sayın Tayfur Süner yok, Sayın Ahmet Ersin yok. Kamer Genç’in sorularına da fazlasıyla cevap verdim kanaatindeyim. Daha fazla cevap vermeye de gerek görmüyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Madem bu seviyede cevap veriyorsunuz, ben de yine sorarım.

KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) – Kamerciğim, sen yeniden sor, biz cevaplarız.

10.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ziraat Bankası Hanak Şubesinin personel ihtiyacına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren’den sözlü soru önergesi (6/140)

BAŞKAN – Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan? Yok.

Ertelenmiştir.

11.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, personel atamaları ile tadilat ve tamirat işlerine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından sözlü soru önergesi (6/141)

BAŞKAN – Soruyu cevaplandıracak Başkanlık üyesi? Yok.

Ertelenmiştir.

12.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, süpermarket ve hipermarketlere ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/142)

BAŞKAN – Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan? Yok.

Ertelenmiştir.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Çevre ve Orman Bakanı Sayın Veysel Eroğlu, gündemin “Sözlü Sorular” kısmının 10, 20, 35, 44, 45, 46, 75, 76, 79, 80, 95, 99, 105, 106, 107, 116, 127 ve 141’inci sıralarındaki soruları birlikte cevaplandırmak istemişti. Ancak, bu sorulardan 44, 45 ve 75’inci sıralardaki sorular, biraz önce sunuşlarda okunan önergelerle sahiplerine geri verilmiştir.

Ayrıca, daha sonra, Manisa Milletvekili Sayın Mustafa Enöz 79 ve 80’inci sıralardaki sorularını geri aldığını Başkanlığımıza yazılı olarak bildirmiştir.

Bu nedenle, bu soru önergelerini okutmuyor, diğer soruları sırasıyla okutuyorum:

13.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, Malatya’daki bazı baraj ve sulama kanalı projelerine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/143) ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

14.- Mersin Milletvekili Kadir Ural’ın, Mersin’deki bazı baraj ve sulama suyu projelerine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/165) ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

15.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, bir sulama projesi ihalesine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/187) ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

16.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu’nun Kızlaryolu Barajı projesine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/199) ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

17.- Manisa Milletvekili Mustafa Enöz’ün, Gördes Barajı projesine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/229) ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

18.- Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, Bandırma’da fosfat-asit fabrikası kurulmasına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/248) ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

19.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Umurbey sulama projesine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/252) ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

20.- Manisa Milletvekili Mustafa Enöz’ün, Çaltıcak Barajı projesine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/258) ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

21.- Manisa Milletvekili Mustafa Enöz’ün, Kelebek Barajı projesine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/259) ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

22.- Manisa Milletvekili Mustafa Enöz’ün, Güneşli Barajı projesine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/260) ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

23.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Çekerek Barajı projesine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/269) ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

24.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Amasya’daki bir fabrikanın arıtma sistemine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/280) ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

25.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in, hava kirliliğine ve dağıtılan kömürlerin kalitesine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/294) ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

                                                                                                          20 Eylül 2007

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Çevre ve Orman Bakanı Sayın Veysel Eroğlu tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                   Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                                                                                                               Malatya

1- Malatya Çat Barajı 10 yıl önce bitirilip ve yaklaşık 280 milyon dolar harcama yapılmasına karşın, bu barajın temel yapılış amacı sulama olmasına karşın 10 yıldır sulama kanalları tamamlanmamıştır. Son 5 yılda konulan çok düşük ödeneklerle kanallar tamamlanmadığı için, devletin yıllar önce harcadığı paralar boşuna mı beklemektedir?

2- Kapıkaya Barajı ve Boztepe Barajı her yıl konulan 3-4 milyon YTL ödenekle 30 yılda mı bitirilecektir?

3- 15 yıldır terk edilmiş ve hiçbir çalışma yapılmayan Arguvan-Yoncalı Barajı için ne düşünüyorsunuz?

4- Darende-Gölpınar Sulama Kanallarına ise her yıl 3-4 milyon YTL ödenek konularak bu ödeneklerle 30-40 yılda mı bitirilecektir?

5- 2008 bütçesi öncesinde yukarıda belirttiğim projelere yeterli ödenek konularak, 2008 içerisinde bitirilmesini düşünüyor musunuz?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Çevre ve Orman Bakanı Sayın Veysel Eroğlu tarafından sözlü olarak yanıtlanması için gereğini arz ederim.             03.10.2007

                                                                                                              Kadir Ural

                                                                                                                 Mersin

1) Göksu Irmağı üzerine yapılması planlanan ve yaklaşık 30-40 yıldır çalışması devam eden, Mersin/Silifke Kayrak Tepe Barajı ile ilgili çalışmaların son durumu nedir?

2) Mersin’in Silifke ve Erdemli ilçelerine içme ve sulama suyu getirmek amacıyla yapımına başlanan Mersin-Aksıfat sulama projesinin son gelindiği nokta nedir?

3) Bölgeye yapılması düşünülen, öngörülen Aksıfat Barajı hakkındaki son gelişmeler nelerdir?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Çevre ve Orman Bakanı Sayın Veysel Eroğlu tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

                                                                                                      İsmet Büyükataman

                                                                                                                 Bursa

Özellikle son yıllarda ülkemizde büyük kuraklık yaşanmaktadır. Kuraklık bütün bölgelerimizde olduğu gibi Bursa İlimizde de çiftçilerimizi zor durumda bırakmıştır.

Bu bağlamda;

1) Bursa İli Orhangazi İlçesi Narlıca-Sölöz-Gölyaka “Güneyyaka Sulama Projesi”nin ihalesi yapılmış mıdır?

2) İhalesi yapıldı ise çalışmalara ne zaman başlanacaktır?

3) İhale hangi firmaya verilmiştir? İhale bedeli nedir?

4) Söz konusu sulama projesini ne zaman bitirmeyi düşünüyorsunuz?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın aracılığınızla Çevre ve Orman Bakanı Sayın Veysel Eroğlu tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.                                                                                                                     08/11/2007

                                                                                                      Mehmet Serdaroğlu

                                                                                                             Kastamonu

Kastamonu ve Çankırı sınırları içerisinde Tosya ilçesinin Aşağı Devrez ve Yukarı Devrez ovalarını sulayan Devrez çayının su debisinde, son yıllarda yaşanan kuraklığın da etkisiyle farklılıklar olmuş, dünya çapında marka olan Tosya pirincimiz başta olmak üzere bütün tarım etkilenmiştir. Çankırı ili Kurşunlu ilçesine 7 km mesafede, Kızlaryolu Tepesi ile İkicami Tepesi arasında 20 yıldır yapılması planlanan, her türlü teknik çalışması yapılmış, Kızlaryolu Barajı projesinin hayata geçirilmesi ile 15586 hektar alan sulu tarıma açılacak, bölge ve ülke ekonomisine büyük katkı sağlanacak, özellikle ithalatına milyonlarca dolar ödenen çeltik ve pirinç üretimi, dolayısıyla bölge insanının refahı önemli oranda artacaktır.

Soru 1- Kızlaryolu Barajını ihale etmeyi düşünüyor musunuz?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Çevre ve Orman Bakanı Sayın Prof. Dr. Veysel Eroğlu tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

                                                                                                           Mustafa Enöz

                                                                                                                Manisa

Sorular:

1- Manisa İli Gördes Barajı yapımı hangi aşamadadır?

2- Gördes Barajını ne zaman tamamlamayı düşünüyorsunuz?

3- Gördes Barajı tamamlanıp su tutulmaya başlandığında Gölmarmara Gölünde su azalmasına yol açacağı varsayımları doğru mudur?

4- Eğer bu varsayımlar doğru ise, Gölmarmara Gölü suyunda bir azalma meydana gelmemesi için Bakanlığınızca bir çalışma yapılmakta mıdır?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Çevre ve Orman Bakanı Sayın Veysel Eroğlu tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                         Ergün Aydoğan

                                                                                                               Balıkesir

Balıkesir İlimizin güney ve batısı asit, gübre, maden fabrikalarıyla çevrilidir. Bandırma ilçesi Sahil Yenice Köyü’ne fosfat asit fabrikası kurulması istenmektedir.

1- Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın oğlunun Işıl Grubu öncülüğünde AB Gıda ortaklarından olduğu için fosfat asit fabrikasına Bakanlığınız tarafından ÇED raporu verilmiş midir?

2- Fosfat asit fabrikasının ÇED raporunu almak için Bakanlığınıza başvuru tarihi nedir? Ne kadar sürede verilmiştir? Ne kadar sürede sonuçlandırılmıştır?

3- Bu fabrika da kurulursa Bandırma’nın zararlı gaz ve katı atık oluşturan fabrikalarla tamamen çevrili olacak ve bunun sonucunda kanser ve solunum sistemi hastalıklarının daha da artacak olması düşünülmüş müdür?

4- ÇED raporu verilirken kanser oranı dikkate alınmış mıdır?

5- Bu husus Bakanlığınızca değerlendirilmiş midir?

6- AB Gıda ortaklarından Abdullah Unakıtan, babasının Maliye Bakanı olması istenilen ÇED raporunun sürecinin işletilmesinde etkili olmuş mudur?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Çevre ve Orman Bakanı Sayın Veysel Eroğlu tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

                                                                                                       İsmet Büyükataman

                                                                                                                  Bursa

Bursa İli Gemlik İlçesi Umurbey Belde halkının tek geçim kaynağı zeytinciliktir. Özellikle son yıllarda yaşanan kuraklık sebebiyle zeytin bahçeleri yeterince sulanamamaktadır. Belde halkı yıllar önce gündeme alınan sulama projesinin bir an önce faaliyete geçmesini beklemektedir.

Sorular:

1- İznik Gölünden Umurbey Beldesindeki zeytin bahçelerinin sulanabilmesi için düşünülen “Umurbey Sulama Projesi” hangi aşamadadır?

2- Söz konusu bu projeyi ne zaman hayata geçirmeyi düşünüyorsunuz?

3- Umurbey Beldesi için hayati önem taşıyan bu sulama projesi hakkında Bakanlığınızın düşünceleri nelerdir?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Çevre ve Orman Bakanı Sayın Veysel Eroğlu tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

                                                                                                           Mustafa Enöz

                                                                                                                 Manisa

Sorular:

1- Manisa İli Kırkağaç İlçesi Gelembe mevkiine kurulması düşünülen Çaltıcak Baraj yapımı için Bakanlığınız 2008 bütçesinden ödenek ayrılmış mıdır? Çaltıcak Baraj yapımıyla ilgili çalışmalar hangi aşamadadır?

2- Çaltıcak Barajı yapımına ne zaman başlamayı düşünüyorsunuz?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşadağıdaki sorularımın Çevre ve Orman Bakanı Sayın Veysel Eroğlu tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

                                                                                                          Mustafa Enöz

                                                                                                                Manisa

Sorular:

1- Manisa İli Ahmetli İlçesi Kelebek Deresi üzerine kurulması planlanan Kelebek Baraj yapımı için Bakanlığınız 2008 bütçesinden bir ödenek ayrılmış mıdır? Kelebek Baraj yapımı ile ilgili çalışmalar hangi aşamadadır?

2- Kelebek Baraj yapımına başlamak için Bakanlığınızca bir tarih belirlenmiş midir?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Çevre ve Orman Bakanı Sayın Veysel Eroğlu tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

                                                                                                          Mustafa Enöz

                                                                                                                Manisa

Sorular:

1- Manisa İli Gördes ilçesi Güneşli Beldesinde İnderesi üzerine kurulması planlanan Güneşli Baraj yapımı için Bakanlığınız 2008 bütçesinden ne kadar ödenek ayrılmıştır? Güneşli Baraj yapımı ile ilgili çalışmalar hangi aşamadadır?

2- Güneşli Barajı yapımına ne zaman başlamayı düşünüyorsunuz?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Çevre ve Orman Bakanı Sayın Prof. Dr. Veysel Eroğlu tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Saygılarımla.                                                                                         27/11/2007

                                                                                                         Dr. Reşat Doğru

                                                                                                                  Tokat

Soru: Yozgat ve Tokat ili sınırları içerisinde Sulama, Enerji ve Taşkın Koruma amaçlı olarak yapılmakta olan Yozgat’ın yanında Tokat ilimize de hizmet verecek Çekerek (Süreyyabey) Baraj projesinde gerçekleşme yüzde kaç olmuştur. Proje ne zaman bitirilecektir?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Çevre ve Orman Bakanı Sayın Prof. Dr. Veysel Eroğlu tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                         Dr. Reşat Doğru

                                                                                                                  Tokat

Soru: Yeşilırmak’tan sulama suyu kullanmak suretiyle üretim yapmakta olan Tokat Erbaa ilçesi Çevresu, Çalkara, Kızılçubuk ve Kale köylerimizde başta sebze üretimi olmak üzere bitkisel üretimde yanma ve kuruma nedeniyle üreticilerimiz zarar görmekte mağdur olmaktadır. Atıklarını Yeşilırmak’a akıtan sanayi tesislerinden Amasya ilinde bulunan Maya Fabrikasının arıtma sistemi var mıdır, var ise düzenli olarak kontrolleri yapılmakta mıdır?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Çevre ve Orman Bakanı Sayın Veysel Eroğlu tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                                                            Tayfur Süner

                                                                                                                Antalya

Soru 1: Kışın özellikle ısınmak için doğalgaz kullanılan illerimizde hava kirliliğinin ciddi oranda düştüğü görülmekte idi. Oysa sizin hükümetiniz zamanında hava kirliliğinin tekrar arttığı gözlenmektedir. Oy uğruna dağıttığınız kömürlerin standartlarının uygun olup olmadığı denetlenmekte midir?

Soru 2: Doğalgaz kullanılan illerde, kömür kullanımı belli saatlerde yapılmakta idi. Şu anda denetimsizlik sonucunda bacalardan sağlıklı duman çıkmadığı gözle görülmektedir. Bu uygulamaya devam ediyor musunuz? Etmiyorsanız, tekrar bu uygulamayı başlatmayı düşünüyor musunuz?

Soru 3: İnsanların Türkiye’de üçüncü ölüm nedeni olan “kronik obstrüktif akciğer hastalığı” kış aylarında ciddi artış göstermektedir. Bu hastalığın kış aylarında artış göstermesinin nedeni kalitesiz ve kaçak kömür kullanımı nedeniyle oluşan hava kirliliğidir. Hasta olan ve hayatını kaybeden bu insanların vebalini kim taşıyacaktır?

BAŞKAN – Sayın Bakanım, normalde süremizin 17.20 itibarıyla tamamlanması gerekiyor. Evet, siz de biraz daha seri davranırsanız…

Buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçmiş Kurban Bayramı’nızı canı gönülden tebrik ediyorum hepinizin. Ayrıca bu bayramların milletimizin birlik, beraberliğine ve mutluluğuna vesile olmasını diliyorum.

Malatya Milletvekili Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun suallerine kısaca cevap vereceğim.

Bilindiği gibi, Malatya Çat Projesi, özellikle Malatya’daki Derme ve Çerkezyazıcı Ovalarını sulayacak olan…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Çerkezyazısı…

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) –…bir projedir. Çat Barajı ve isale tünelleri tamamlanarak geçmişte, geçici kabulleri yapıldı. Ancak takdir edersiniz ki -bilhassa, ben, Malatya’ya defalarca geldim- özellikle burada herhangi bir sulama yoktu. 2003 yılından itibaren bu Malatya’daki Derme ve Çerkezyazıcı Projesi’ne önemli miktarda ödenek ayrıldı ve proje hızlandırıldı. Özellikle projeye 2007 yılı içinde, DSİ Genel Müdürlüğümüzce ayrılan ödenek çerçevesinde, tarım sektöründen 9 milyon YTL ödenek ayrıldı; ayrıca, bu projeye verdiğimiz önem dolayısıyla, 4 milyon YTL de başka projelerden ilave ödenek sağlandı. İnşallah, bunu çok kısa zamanda bitireceğiz. O konu da zaten ilerliyor biliyorsunuz.

İkinci husus, Malatya Kapıkaya Projesi. Bu proje, bilindiği gibi, Malatya için gerçekten çok önemli bir proje ancak bizden önce bu proje iz bedelle durdurulmuş idi. 2004 yılında benim Malatya’yı ziyaretimde -o zaman Devlet Su İşleri Genel Müdürüydüm- bu barajın gerçekten Malatya için çok önemli olduğunu gördüm ve iz bedelden kurtarılmak suretiyle, yıldırım hızıyla inşaatlarına başlandı. Yani, şu anda, özellikle baraj inşaatı, bugüne kadar, malzeme ocak yolları, ulaşım yolları, derivasyon tüneli, enjeksiyon işleri, vesaire tamamlandı. Aynı iş sezonunda batardo inşaatını da tamamladık. Gövde sıyırma kazıları ile kapak ve perde enjeksiyonları ve dolu savak birinci kademe kazıları devam ediyor. Gövde dolgusuna başlanarak hatta 1 milyon 580 bin metreküp dolgu yapıldı. İnşallah, barajı 2009 yılı sonunda bitirmeyi planlıyoruz. 2007 yılında tarım sektöründen 4 milyon YTL ayrıldı. Ancak, projeler arası aktarma suretiyle bu projeye 3 milyon YTL de ilave ödenek tahsis edildi. Dolayısıyla, bu da hızlı bir şekilde yürüyor.

Boztepe Barajı da bilindiği gibi geçmişte iz bedel olarak duruyordu, bekliyordu. Biz -bu proje 1997 yılında ihale edilmiş olmasına rağmen maalesef bir gerçekleşme sağlanamamıştı- 2006 yılında iz ödenekten çıkardık ve yüzde 32 nispetinde şu anda bir gerçekleşme sağlandı, onu özellikle vurgulayayım. 4 milyon YTL ödenek 2007’de ayrıldı, ayrıca 2 milyon YTL de ilave ödenek sağlandı.

Yoncalı Barajı, şu anda iz bedelle bekliyor. Çünkü, takdir edersiniz ki Malatya’da bu projeleri bitirmeden… Her birisine ayrı ayrı para aktardığımız zaman, böldüğümüz zaman mevcut ödenekleri, çoğunun bitme imkânı olmadığı için, şu anda Yoncalı bekliyor. Ancak ileriki yıllarda, inşallah, Yoncalı Barajı’nı tekrar ele alarak değerlendireceğiz.

Son sorunuz, Darende Gökpınar Projesi. Bu su kaynağı Gürün yakınlarında çıkan Gökpınar kaynakları malumunuz olduğu üzere. Bu, hem sulama maksatlı hem de hidroelektrik santral var bilindiği gibi, nehir santrali. Hacılar HES tesisleri devreye girdi ve şu anda yaklaşık 89 milyon kilovat saat yılda enerji üretiyor. Sulama inşaatı 1995 yılında ihale edilmiş. Ama o yıllarda gerçekten çok cüzi miktarda ödenekler ayrılıyordu. Geçmişte 400-500 bin YTL ödenek ayrılırken, şu anda, biz, 2007 yılında bilhassa buraya 4 milyon YTL ödenek ayırdık. Ayrıca 2 milyon YTL de ilave başka projelerden ödenek sağladık.

KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) – Hep Malatya’ya çalışılmış!

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Malatya’ya gerçekten çok önemli yatırımlar yapıyoruz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Trabzon’u da çıkarın Sayın Bakanım, Malatya’yı da...

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Mersin Milletvekilimiz Sayın Kadir Ural Bey’in suali vardı.

Şimdi, Kayraktepe Projesi, bunun safahatı çok uzun. Aslında zamanımız sınırlı olduğu için ben sadece özetleyeyim: Bilindiği gibi, bu proje daha önce başlamış. Ancak, bu deltadaki, Göksu Deltası’ndaki birtakım problemler, olumsuzluklar sebebiyle bu proje yeniden ele alınmış ve netice itibarıyla, 1997 yılında yükseklik 34,5 metre düşürülerek, su altında kalacak köylerin sayısı 43’ten 10’a -hatta kısmen veya tamamen- düşmüştür. Yani, 43 tane köy su altında kalıyordu, 10’a düştü.

Şu anda, aslında, burada hidroelektrik santrali var, sulama da yapılacak. HES’in kurulu gücü 431 megavattan 290 megavata düştü bu yükseklik azaldığı için. Dolayısıyla, yıllık elektrik enerji üretimi de 991 milyon kilovat saatten 768 milyon kilovat saate düştü. Ancak, daha önceki hükûmetler zamanında, 12/12/2001 tarih, 2001/3458 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla, bu, 2001 yılında yatırım programından çıkarıldı. Ancak, ben projeyi biliyorum. Gerçekten önemli proje. Bu yıl ben Çevre ve Orman Bakanı olduktan sonra ilk ele aldığım projelerden biri, bunu tekrar masaya yatırdık. Şu anda çok iyi gelişmeler var. Çalışmalarımız şu anda devam ediyor. İnşallah ocak başlarında Silifke’ye giderek, güzel bir müjde vermeyi planlıyoruz. Yani netice iyi olacak.

Bir de Sayın Vekilimiz, özellikle Aksıfat Barajı’yla ilgili sual sormuştu. Şimdi, buradaki su sıkıntısını ben yakinen biliyorum, hakikaten o bölgede büyük bir su sıkıntısı var. Dolayısıyla, biz, özellikle Bakanlığımıza bağlı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2007 yılı Ek Yatırım Programına, projenin planlama raporunun yapımı, hazırlanması işini ele aldı. İnşallah, ihale çalışmaları devam ediyor, 2008 yılında bunun planlamasıyla ilgili ihale yapılacak. Planlamadan sonra kati proje ve inşaatın yapım safhasına projeler hazırlandıktan sonra geçilecektir.

Bursa Milletvekili Sayın İsmet Büyükataman’ın suallerine gelince: “Bursa İli Orhangazi İlçesi, Narlıca, Sölöz, Gölyaka, Güneyyaka Sulama Projesi’nin ihalesi yapıldı mı?” Evet, yapıldı. 1995 yılında bunun ihalesi yapılmış. Çalışmalara zaten başlandı ama şu anda yüzde 15 bir gerçekleşme var. İhale, o tarihlerde, 1995 yılında, 397.150 YTL ihale bedelli Akyol İnşaat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi tarafından üstlenilmiş, eski bir ihale.

Tabiî, şu anda, İznik İkinci Merhale Projesi’ne, 2008 yılında, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğümüz bütçesinden ayrılan tavan içerisinden 3 milyon 500 bin YTL ödenek tahsis edildi. İnşallah, bu projeyi 2011 yılında bütünüyle bitirmeyi planlıyoruz.

Kastamonu Milletvekilimiz Sayın Mehmet Serdaroğlu’nun suali vardı. Efendim, tabiî bu, şu anda yatırım programında değil, özellikle Kızlaryolu Barajı yatırım programında değil. Ancak, konuyu ben tekrar yerinde inceleyeceğim, Kastamonu’ya gittiğim zaman. Belki ileriki yıllarda, duruma göre, fizibıl olması hâlinde, bütçe imkânları dahilinde, ileriki yıllarda değerlendireceğiz yani şu anda yatırım programında değil.

Gördes Barajı’yla alakalı suali vardı Manisa Milletvekilimizin. Gördes Barajı hem İzmir’e içme suyu temin edecek, hem de o bölgede sulama suyu olarak kullanılacak. Gerçekten çok önemli bir proje. Zaten, ben 15 Aralıkta Manisa’daydım. Orada, Valilikte Bakanlığımıza bağlı bütün kurum ve kuruluşlarla birlikte ortak bir toplantı yaptık ve Gördes Barajı’nın hızlandırılması talimatı verdim. Hatta, aslında, biz 2009 yılında su tutacaktık. Barajın bu su tutma işleminin Kasım 2008’e yetiştirilmesi konusunda bir talimat verdim. Kasım 2008’e yetişirse, gerçekten muhteşem bir iş yapmış olacağız. Gördes Barajı’nın Manisa için, İzmir için önemini biliyorum. O bölgede Beydağı’ndan sonra ikinci hedefimiz Gördes Barajı’dır. Onu özellikle vurgulayayım efendim

Balıkesir Milletvekili Sayın Ergün Aydoğan’ın suali vardı. Efendim, altı suali var. Herhangi bir başvuru yapılmamış. Dolayısıyla, böyle bir fabrika kurulacağına dair de -fosfat asit fabrikası- bir haberimiz yok. Zaten başvuru yapıldığı zaman -ÇED süreci yönetmeliklerle bellidir- ona göre gereken yapılacaktır, onu özellikle vurguluyorum. Şu anda, herhangi bir müracaat da yok, bir işlem de yok.

Bursa Milletvekili Sayın İsmet Büyükataman… Efendim, özellikle, “İznik Gölü Umurbey beldesindeki zeytin bahçelerinin sulanabilmesi için düşünülen Umurbey Sulama Projesi hangi aşamada? Bir de projeyi ne zaman hayata geçirmeyi düşünüyorsunuz?” Hayata geçiyor, herhâlde “bitirme” manasında diye tahmin ediyorum.

Şimdi, efendim, proje kapsamında yer alan Umurbey Barajı’nda depolanacak yaklaşık 53 milyon metreküp su var. Bu suyla Umurbey ve Lapseki civarında toplam 3.661 hektarlık alanın sulanması hedeflendi. Esasen, şu müjdeyi vereyim: Baraj inşaatı 1995 yılında ihale edilmesine rağmen… Özellikle, 2003 yılında ben Umurbey’de bizzat inceleme yaptım, hakikaten durumu çok kötüydü ama 2003 yılından itibaren önemli ödenek ayırdık ve büyük bir baraj, 2 milyon 600 bin metreküplük bir gövde dolgusu vardı. Gövde dolgusunu tamamladık ve baraj inşaatı bitti.

Şimdi hedef, sulama projesi. Sulama projesiyle ilgili olarak da gerçekten, bundan sonra bunun önünü açmamız gerektiğine inanıyorum. 2007 yılında DSİ Genel Müdürlüğü tarafından sulama için 3 milyon YTL ödenek ayrılabildi. Ancak, bu proje önemli olduğu için, projeler arası ödenekleri aktarmak suretiyle 2 milyon YTL de ilave ödenek sağlandı. Böylece, 2007 yılı ödeneği 5 milyon YTL’ye ulaştırıldı. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Ancak, 2008’de, şimdilik 3 milyon YTL’lik bir ödenek tahsis edebildik. Ama, zaman içinde imkânlarımız ölçüsünde onu da artırmayı düşünüyoruz.

Manisa Milletvekili Sayın Mustafa Enöz’ün suali vardı: “Efendim, Çaltıcak barajı yapımına ne zaman başlamayı düşünüyorsunuz?” dedi. Bu konuda da bir müjde vereyim. Çaltıcak barajı kati proje yapımı 16 Şubat 2007 tarihinde ihale edildi. Projenin 2008 yılında tamamlanmasını planlıyoruz. Kesin projesinin bitmesinden sonra, tabii, 2009 yılında, bütçe imkânları çerçevesinde baraj yapımı için teklif etmeyi planlıyoruz.

Gene Sayın Milletvekilimiz Mustafa Enöz’ün suali var: “Manisa ili Ahmetli ilçesi Kelebek Deresi üzerinde kurulması planlanan Kelebek barajı…” Bunu ben zaten Manisa’da da söyledim. Özellikle şunu belirteyim: Kelebek barajının proje yapımı ihalesi… İlana çıkıldı ve 15 Şubat 2008 tarihinde proje yapım ihalesi gerçekleşecek. Dolayısıyla, ileride, tabii projesi bitince bunu da yapacağız. Bu müjdeyi de vereyim. Zaten Manisa’da da 15 Aralıkta bu müjdeyi vermiştik Sayın Vekilim.

Şimdi, bir diğer husus, gene Mustafa Enöz Bey’in bir suali var: Güneşli barajı. Güneşli barajı kati proje yapımı 15 Şubat 2007 tarihinde ihale edildi. 2008 yılında projeyi tamamlayacağız ve bütçe imkânları çerçevesinde ileriki yıllarda devreye girecek. Böylece, Manisa için gerçekten önemli yatırımlar yapıyoruz. Zaten birkaç tesisin de açılışını yapmıştık.

Tokat Milletvekili Sayın Reşat Doğru’nun suali var efendim. Süreyyabey, Çekerek Barajı yüzde kaç nispetinde gerçekleşmiş diye soruyor. Çekerek Barajı -Sayın Vekilimiz biliyor- gerçekten çok önem verdiğimiz ve o bölgeyi tamamen, gerçekten, hem enerji hem de sulama açısından ihya edecek bir proje. Şu ana kadar, baraj gövdesinin yüzde 46’sını tamamladık, enjeksiyon işlerinin yüzde 95’i bitti. Yani bütünüyle baktığımız zaman, barajın yüzde 74’ü tamamlandı. Şu anda, inşallah, bu barajı 2010 yılında tamamlamayı hedefliyoruz.

Gene Tokat Milletvekili Sayın Reşat Doğru’nun bir suali daha var. Amasya ilinde bulunan maya fabrikasının atık su arıtma tesisi bulunmakta. Ancak, Çevre ve Orman İl Müdürlüğümüz tarafından 24 Temmuz 2007 tarihinde yapılan denetimde… Yeşilırmak Nehri’nde biliyorsunuz balık ölümleri olmuştu. O tarihte ben de talimat vermiştim, gittiler ve neticede burası suçlu bulundu ve 64.680 YTL idari para cezası uygulandı ve firmaya da tebliğ ettik. Ayrıca, 7 Ağustosta da cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunduk. Şu anda tekrar kontrol ediliyor, böylece denetimlerimiz sürüyor. Tekrar, herhangi bir suç işlemesi hâlinde, kirletmesi hâlinde Yeşilırmak Nehri’ni, gerekli cezalar verilecektir diye düşünüyorum.

Antalya Milletvekili Sayın Tayfur Süner tarafından son sual. Hava kirlenmesiyle ilgili bir soru. Efendim, şunu belirteyim, özellikle ısınmadan kaynaklanan hava kirliliğinin azaltılması gayesiyle, Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği bildiğiniz gibi 2005 yılında yayımlandı, buna göre işlemler yapılıyor. Esasen, Sosyal Yardımlaşma Vakfı aracılığıyla fakirlere dağıtılan kömürlerin de illerin kirlilik derecesine göre belirlenen kömür özelliklerini sağlaması gerektiğini özellikle bu yönetmelik ve genelgelerde belirttik. Bunlar mahallî çevre kurulları tarafından kontrol ediliyor. Ayrıca belediyeler tarafından -bazı yetkileri de belediyelere verdik- denetim yapılıyor ama Sayın Vekilimiz müşahhas bir rakam verirse veya il, bunu özellikle kontrol ederiz.

İkinci husus da yakma kontrolünden bahsetmişti. Özellikle şehir merkezlerinde doğal gazın kullanılması, yaygınlaşması ve buna bağlı olarak kömür kullanımında da önemli ölçüde azalma oldu. Buna rağmen, hava kirlililiğinin yaşandığı bölgelerde, yakma sistemlerinin, ilk yakma saatlerinin her ilin durumuna göre belirlenmesi gerektiğini 25 Temmuz 2007 tarihinde bir genelgeyle belirledik. Bu konuda mahallî çevre kurullarına gerekli kararları almak ve kontrol etmek üzere yetki devredildi. Onu da takip ediyoruz ancak şunu özellikle belirtmek isterim: Bilhassa Bakanlığımız, şu anda seksen bir ilimizde en az bir tane olmak üzere otomatik hava kalitesi ölçüm istasyonu kurdu. Bunları, hatta, bizim Bakanlığımızın web sayfasından günlük olarak takip etmek mümkün diye düşünüyorum.

Bir soru da kronik obstrüktif akciğer hastalığı. Bu akciğer hastalığının, esasen kömürlerden mi, hava kirliliğinden mi kaynaklandığı konusunu da tabii Sağlık Bakanlığına sormak gerekir. Hakikaten anlamlı bir korelasyon var mı, yok mu, onu bilmek zor. Ona, belki Sağlık Bakanlığı bir inceleme yaparak neden kaynaklandığına -sadece kömürlerin yakılmasından doğan hava kirlilikleri olduğu kanaatinde değilim ama- özellikle hekimlerimizin cevap vermesi daha doğru olur.

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Yüzde 80 sigara Sayın Bakanım, yüzde 80 sigara.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Ben de bir zaman teknik üniversitede hoca iken hava kirlenmesiyle uğraşmıştım ama önemli ölçüde -Sayın Vekilimizin de işaret ettiği gibi- sigara içenlerde, sigaradan kaynaklandığını özellikle vurgulamak istiyorum yani dış hava kalitesinden ziyade, oda, iç hava kalitesine dikkat edilmesi gerektiği kanaatindeyim. Dolayısıyla vatandaşlarımızın kendi sağlığına, akciğer hastalıklarına, pek çok kansere sebep olan sigarayı bir an önce bırakmalarını da buradan diliyorum.

Evet, benim cevaplarım bu kadar.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sağ olun efendim. (AK Parti ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım.

Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlarım; hepinize saygılar sunuyorum. Geçmiş Kurban Bayramı’nızı bir kez daha kutluyorum. Herkese sağlık, sıhhat dileklerimi iletiyorum.

Bugün, rahmetli İsmet İnönü’nün ölümünün 34’üncü yıl dönümü. Özellikle Kurtuluş Savaşı’nda büyük mücadele veren, büyük devlet adamı, ilkeli, düzgün, dürüst Sayın İsmet İnönü’yü bir Malatyalı olması nedeniyle, bir Malatya Milletvekili olarak rahmetle anıyorum, şükranla yâd ediyorum ve bir kez daha, Türkiye’nin o süreçlerdeki ilkeli, düzgün ve dürüst siyasetinin her zaman olmasını diliyorum ve bir kez daha rahmetle anıyorum.

Sayın Bakanım, bir teşekkür edeceğim, üç tane hiç teşekkür etmeyeceğim, bir tane hiiç teşekkür etmeyeceğim.

Şimdi, “2009” dediniz Kapıkaya Barajı’na, bir söz verdiniz. 2009’da biterse, bir kez daha dönüp çok teşekkür edeceğim. Söz verdiniz.

İki: Biz adalet istiyoruz. Bir başka ilin hakkını bize vermeyin. Ama, bizim hakkımızı yıllarca vermediniz. Hakkımızı istiyoruz. Demin bahsedilen barajların başlangıç tarihi 1992, 1993, 1994. Dikkatinizi çekiyorum. 290 milyon dolar para harcanmış. Baraj on beş yıl önce bitmiş, amacı sulama. Kanal yok!

İki: Darende’deki Gökpınar Projesi. Amacı sulama. Diyorlar ki Sayın Bakanım “Bilerek yapıyorlar. Burada birilerine elektrik ürettirmek için, onu koruyor.” diyorlar. Ben söylüyorum bak. Her duyduğumu söylerim. Sonra, günah bende kalır.

Üç: Hiç teşekkür etmiyorum. Yoncalı Barajı, bu ülkenin devletinin verdiği bir sözdür. Söz namustur. Devlet adam kandırmaz. 1992 tarihinde başlamış, insanlara düğün bayram yaptırılmış orada. “Burada baraj yapacağız.” demişler. Herkesi yerinden etmişler, köyleri kaldırmışlar baraj yapılacak diye. Köyler gitmiş oradan.

KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) - Kim atmış o temeli?

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) - On yıl ne yaptınız?

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, konuşmanızı tamamlayınız lütfen.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Devletin devamlılığı önemlidir arkadaşlar. Beş yıl ne yaptınız o zaman? O zaman, on yıl ne yaptığını soruyorsan, beş yıl ne yaptınız? Niye bunu iz bedelden çıkarmıyorsunuz?

Arkadaş, benim hakkım, hakkımı istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Enöz…

MUSTAFA ENÖZ (Manisa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanıma da çok teşekkür ediyorum, Manisa ile ilgili verdiği bilgilerden dolayı.

Elbette, Selendi Ayanlar, Salihli Yeşilkavak, Alaşehir Avşar-2 gibi proje aşamalarının ön inceleme safhasında olan; yine, Kırkağaç Karakurt Çaltıcak Barajı’nın kesin projesinin yapıldığı, Gördes Barajı’nın da yüzde 72 gibi büyük bir oranda bitirildiği, Ahmetli Kelebek Barajı’nın da yine planlama aşamasında olduğunu, Gördes Güneşli’nin de kesin projesinin hazırlandığını ifade ettiler. Elbette ki bu barajların, tarımsal sulamanın, içme suyunun ve hidroelektrik santrallerindeki enerji üretiminin ne kadar önemli olduğu bilinciyle biz bu soruları tevcih etmiştik. İnşallah, Sayın Bakanımızın dediği gibi, Gördes Barajı’mız -hem Manisa hem de İzmir için çok önemli içme suyu bakımından- 2008 yılında su tutmaya başlar. Yine, Gördes Güneşli Barajı’mızın ve Salihli Yeşilkavak Barajlarının da bir an önce kesin projelerinin hazırlanıp ihale aşamasına gelmesini diliyorum ve saygılar sunarak Sayın Bakanımıza teşekkür ediyorum.

Sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Enöz.

Sayın Büyükataman…

İSMET BÜYÜKATAMAN (Bursa) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, ben de verdiğiniz cevaplardan dolayı teşekkürlerimi arz ediyorum.

İfade ettiğiniz gibi bu projeler, gerçekten hem son derece büyük ve önemli projeler hem de sizin bu projeleri önemsediğinize samimiyetle inanıyorum. Ancak, bu son derece önemli ve Bursa için hayati ehemmiyeti haiz bu projelerle alakalı ayrılan ödenekleri, Bursalı hemşehrilerimin de ben takdirlerine arz etmek istiyorum. Bu kadar önemli ve hayati proje olduğunu ifade ettiğiniz her iki projeye, 2 bin-3 bin YTL civarında ödenek ayrılmış.

Bursa, Türkiye’nin dördüncü büyük vilayeti. Bursa, her dönem, merkezî hükûmete ciddi anlamda katkı sağlamış olan bir vilayetimiz. Geçmişte, merkezî hükûmete verdiği vergilerin üçte 1’ini hizmet olarak Bursa aldı ama üzülerek ifade ediyorum, son beş yıldır, sizin Bakanlığını yürüttüğünüz AKP Hükûmetleri döneminde, Bursa hizmete hasret kaldı. Bursa ve Bursalı hemşehrilerim, ikinci sınıf vatandaş muamelesine tabi tutulmaktan son derece müştekiler. Bayram ziyaretimiz münasebetiyle, bu konudaki hassasiyetlerini de bu vesileyle sizlere nakletmemizi bizlere görev olarak tevdi ettiler. Bu sorumluluğu da bu vesileyle yerine getirmiş oluyorum ve tekrar teşekkürlerimi arz ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, soru önergelerinin cevaplandırılması işlemi tamamlanmıştır.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, bir açıklama yapayım müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Açıklama mı yapacaksınız?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Evet.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakanım.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Mevlüt Bey herhâlde gitti, ama şunu ifade edeyim: Biz, özellikle Malatya’daki sulama inşaatını çok hızlı şekilde yürütüyoruz, hatta, 4.500 hektarlık alanı da sulamaya açtık, durum öyle değil. Geçmişte, evet, ihale edilmiş ama hepsi bekliyordu ve bunlar, özellikle Kapıkaya olsun Çerkezyazıcı Ovası sulaması olsun, bu projeler, tamamen dönemimizde, yani 2003 yılı ile 2007 yılları arasında çok hız kazandı, onu özellikle vurgulamak istiyorum.

Yoncalı Barajı, tabii öbür projeler bitince ona sıra gelecek, yani hepsini birden yapmak mümkün değil, onu özellikle vurgulamak istiyorum.

Bursa Milletvekilimiz İsmet Büyükataman… Evet, Bursa’da biz çok şey yaptık. En azından, daha ayın 16’sında, Bursa’nın 2050 yılına kadar içme suyu ihtiyacını karşılayacak olan Nilüfer Barajı’nı açtık. Ayrıca, Babasultan Barajı ve diğer barajların inşaatları çok hızlı şekilde ilerliyor, onu da vurgulayayım. Bursa’da yapılan çalışmaları ben size ayrıca -burada vaktimiz yok, saatler sürer- özel olarak göndereceğim Sayın Vekilim.

İSMET BÜYÜKATAMAN (Bursa) – Takip ediyorum.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Gerçekten, 2003 ve 2007 yılları arasında Bursa’ya çok büyük yatırımlar yaptık. Diğer illere göre farklı bir durum var, onu özellikle vurgulamak istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım.

Evet, soru önergelerini cevaplama işlemi tamamlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 17.36

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.49

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Fatoş GÜRKAN (Adana), Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 41’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmına geçiyoruz.

Alınan karar gereğince, gündemin 26’ncı sırasında yer alan, Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün ve 20 milletvekilinin; 34’üncü sırasında yer alan, Samsun Milletvekili Suat Kılıç ve 25 milletvekilinin; 40’ıncı sırasında yer alan, Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 38 milletvekilinin; bugün okunularak bilgiye sunulan Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri, Ankara Milletvekili Hakkı Süha Okay, İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu ve İzmir Milletvekili Kemal Anadol Türkçedeki yozlaşma ve yabancılaşmanın araştırılarak Türk dilinin korunması ve geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerin birlikte yapılacak ön görüşmelerine başlıyoruz.

VII.- MECLİS ARAŞTIRMASI

A) ÖN GÖRÜŞMELER

1.- Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün ve 20 milletvekilinin, Türkçedeki bozulma ve yabancılaşmanın araştırılarak Türk dilinin korunması ve geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/35)

2.- Samsun Milletvekili Suat Kılıç ve 25 milletvekilinin, Türkçedeki yozlaşma ve yabancılaşmanın araştırılarak Türk dilinin korunması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/43)

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 38 milletvekilinin, Türkçedeki bozulma ve yabancılaşmanın araştırılarak Türk dilinin korunması ve geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/49)

4.- Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay, İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu ve İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un, Türkçedeki yabancılaşma ve bozulmanın araştırılarak Türk dilinin korunması ve geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/70)

BAŞKAN – Hükûmet? Burada.

Meclis araştırması önergeleri Genel Kurulun, 7/11/2007 tarihli 17'nci, 14/11/2007 tarihli 20'nci, 20/11/2007 tarihli 22'nci ve bugünkü birleşimlerinde okunduğundan tekrar okutmuyorum.

İç Tüzük'ümüze göre Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunda sırasıyla, hükûmete, siyasi parti gruplarına ve önergelerdeki birinci imza sahibine veya onların göstereceği bir diğer imza sahibine söz verilecektir.

Konuşma süreleri hükûmet  ve gruplar için yirmişer dakika, önerge sahipleri için onar  dakikadır.

Şimdi, söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum: Gruplar adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sinop Milletvekili Engin Altay, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Akif Akkuş, AK Parti Grubu adına İstanbul Milletvekili Necat Birinci.

Önerge sahipleri: Mevlüt Akgün, Karaman; Suat Kılıç, Samsun; Alim Işık, Kütahya; Fatma Nur Serter, İstanbul milletvekilleri.

İlk söz, hükûmet  adına Millî Eğitim Bakanı Sayın Hüseyin Çelik'e aittir.

Sayın Bakanım, buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de bütün milletvekili arkadaşlarımın geçmiş Kurban Bayramı'nı tebrik ediyorum ve gelecek yeni yılınızı da kutluyorum. Ülkemiz, milletimiz ve insanlık açısından hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Değerli milletvekilleri, aslında aynı konuyla ilgili olarak yine değişik parti gruplarına mensup milletvekili arkadaşlarımız tarafından bazı araştırma önergeleri verilmişti geçen dönem. Bununla ilgili olarak bir komisyon kuruldu. Komisyon, çalışmalarını tamamladı ancak rapor burada görüşülmediği için bu rapor kadük oldu. Bundan dolayı yeniden bu meselenin ele alınması amacıyla yine muhtelif siyasi partilerimize mensup milletvekili arkadaşlarımız birer önerge verdiler. Bu önergeler şu anda burada görüşülmektedir. Bir komisyonun kurulup kurulmamasına yüce Meclis karar verecek.

Öncelikle şunu belirtmek isterim: Tabii, bir milleti millet yapan en önemli unsurlardan birisi, o milletin dilidir. Yahya Kemal’in ifadesiyle “Dilimiz ağzımızda annemizin sütüdür.” ve “Dilimiz bizim ses bayrağımızdır.” Bir milleti diğer milletlerden farklı kılan özelliklerden ve güzelliklerden bir tanesidir. Dolayısıyla, dil üzerinde titrememiz, dilimizi koruyup geliştirmemiz ve dilimizi en güzel şekilde bizden sonraki nesillere aktarmamız, bizim en önemli vazifelerimizden birisidir. Sadece Millî Eğitim Bakanlığı olarak bizim ve öğretim kurumlarımızın, okullarımızın değil, aynı zamanda medyamızın en önemli görevleri arasında olması gerekir. Bütün toplum olarak bu konuda gerekli hassasiyeti ortaya koymak zorundayız.

Hemen şunu belirteyim: Bildiğiniz gibi, Osmanlı Döneminde, malumunuz, özellikle dilimiz 15’inci, 16’ncı, 17’nci, 18’inci yüzyıllarda çok sayıda diğer dillerden kelime aldığı gibi, aynı zamanda kurallar da Türkçeye gelip girmeye başladı ve hâkim olmaya başladı. Ancak 20’nci yüzyılın başında Selanik’te bir grup, Ömer Seyfettin’in öncülük ettiği bir grup gencin başlattığı Genç Kalemler hareketiyle birlikte, Yeni Dil, Yeni Lisan akımıyla birlikte bizim konuşma dilimiz ile yazı dilimiz arasındaki uçurum asgariye indirildi, hatta cumhuriyetin ilk yıllarında neredeyse sıfırlandı, yazı dili ile konuşma dili aynı şekle getirildi ve Türkçe, Halide Edip Adıvar’ın, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun, Yahya Kemal’in, Şevket Süreyya’nın, Kemal Tahir’in, Reşat Nuri Güntekin’in ve daha sayabileceğimiz birçok yazar ve çizerimizin kaleminde en güzel şeklini, en mükemmel şeklini görmeye başladı.

Malumunuz, Atatürk döneminde kurulan Dil Encümeni Türk dilinin gelişmesi için, Türk dilinin güzelleşmesi için, Türk dilinin en iyi şekilde yeni nesillere aktarılabilmesi için birçok bilimsel çalışma yaptı. Haddizatında Türk Dil Kurumunun aslında kurulması da bu amaca yöneliktir.

Peki, diğer dillerden, diğer dünya dillerinden bizim kelime almamız aslında çok yanlış bir şey miydi? Elbette yanlış değildi. Bildiğiniz gibi, imparatorluklar kurmuş olan bütün milletler hâkim oldukları coğrafyaları etkilerler, aynı zamanda oralardan etkilenirler. Türk milleti de Osmanlı döneminde dünyanın en büyük cihan devletlerinden birisini kurmuştur ve gittikleri, hâkim oldukları coğrafyalarda Türkçeden oraya kelimeler bıraktıkları gibi oralardan da kelimeler devşirmişlerdir ve bu, Osmanlıca dediğimiz –aslında Osmanlıca tabiri belki çok doğru değil- Osmanlı Türkçesi dediğimiz Türkçe, bir dönem çok aşırılıklara kaçılmış olmasına rağmen çok zengin bir dil hâline gelmiştir. Ama aşırılıklar törpülenmiş ve cumhuriyetimizin –dediğim gibi- ilk yıllarında, 20’nci yüzyılın ilk çeyreğinde Türkçe, biraz önce ismini zikrettiğim yazarlarda bir manada mükemmel şekline ulaşmıştır. Fakat her konuda uçlardan hoşlandığımız gibi bu konuda da ne yazık ki uçlara kaçmayı tercih etmişiz. Bir grup insan “dilde sadeleşme” adı altında dilimize diğer dünya dillerinden geçmiş olan bütün kelimeleri tasfiye etme yoluna girmiş, ama bir kısmı da hiçbir süzgece ve hiçbir şekilde elemeye tâbi tutmadan, gelen bütün kelimeleri alarak dilde gerekli gereksiz, çok fazla yabancı kelimenin oluşmasına yol açmıştır.

Değerli arkadaşlarım, her konuda aşırıya gitmenin zarar verdiği gibi bu konuda da aşırıya gitmek aslında zarar vermiştir. Nasreddin Hoca’ya sormuşlar, demişler ki: “Sen yazı mı, kışı mı seversin?” Demiş: “Niye? Baharın canı mı çıktı?” Yani, bahar varken ille de yaz veya kışı tercih etmek zorunda  değiliz. Deveye sormuşlar: “Sen inişten mi, yokuştan mı hoşlanırsın?” Demiş ki: “Niye? Düzün canı mı çıktı?” Neticede, düz yol, orta yol, olması gereken yol her zaman tercih edilmesi gereken yoldur. Her iki uçtaki aşırılıklardan kaçınılması gerekiyor.

Osmanlılara, özellikle 19’uncu yüzyılın son çeyreğinde Batı dünyasıyla özellikle bilim alanında da çok daha sıkı temaslar başlayınca birçok bilim dalında teknik terimler geliyor. Osmanlılar da, bugün bazılarımızın telaşa kapıldığı gibi “Eyvah, bizim dilimiz istila mı ediliyor?” diye bir Türkçeleştirme hareketine başlamışlar. Diyelim ki “oksijen” kelimesini mi aldık Batı’dan, oksijen kelimesine bir karşılık bulalım demişler, oksijene, hidrojene “müvellid-ül-, müvellid-ül-humûza,” demişler. “Atom” kelimesi gelmiş. Atom kelimesini kullanmayalım, ne diyelim? Ona “cüz’-i lâ yetecezz┠demişler. Efendim, akyuvarlara, alyuvarlara isimler bulurken “küreyve-i hamrâ, küreyve-i beyz┠demişler ve sonunda bakmışlar ki bu işin içinden çıkılmıyor. Siz gümrüğe bilim adamlarını koyacaksınız, bir makine parçası geldi, öte taraftan bir teknik terim geldi, derhâl buna bir Türkçe karşılık bulalım gibi bir faaliyet ve fiil içerisine gireceksiniz. Bakmışlar ki bu mümkün değil, bunun altından kalkılmıyor, işi tabii seyrine bırakmışlar değerli arkadaşlar.

Bakın, şu anda, tıpta kullandığımız, daha doğrusu tıp dilinin yüzde 80’i diyebilirim ki Latincedir, Latin kökenlidir. Bütün dünyada Batı dillerinde de bunlar kullanılır, bizim dilimizde de bu terimler kullanılır.

Şimdi, otomotiv teknolojisini biz icat etmedik, otomotiv teknolojisini biz bulmadık, otomotiv teknolojisini biz hazır aldık. Şimdi biz diyoruz ki, bunları Türkçeleştirelim. Bazı aksamı Türkçeleştirebilirsiniz, ama şunu bilelim ki değerli arkadaşlar, bütün olarak bunları Türkçeleştirmemiz kesinlikle mümkün değildir. Şimdi “araba” derseniz, araba Arapçadır. “Otomobil” derseniz o da İngilizcedir. “Motor” derseniz Türkçe değil, “kaput” derseniz Türkçe değil, “sinyal” derseniz değil, “direksiyon” derseniz değil, “şaft” derseniz değil, “diferansiyel”, “rot” deseniz, bütün makine aksamını sayın hiçbirisi değil. Dolayısıyla, bunun altından çıkamazsınız.

Bakın, ben size tipik örnek olması için bugün bir sözlük getirdim, çünkü, bazı arkadaşlarımız verdikleri araştırma önergesinde bilişim teknolojisinin gelişmesiyle de Türkiye’nin böyle bir istilaya uğradığını ve buna tedbir alınması gerektiğini söylüyorlar.

Şimdi, elimdeki sözlük, değerli arkadaşlar, Profesör Doktor Bülent Sankur tarafından hazırlanmış olan Bilişim Sözlüğü 2005. 2006’da, 2007’de ve daha sonraki sürelerde de bunun yeni versiyonlarının çıkması lazım, çünkü, o kadar hızlı gelişiyor ki… Ve bu sözlükte değerli arkadaşlarım, 16.354 kelime ve kavram var.

Bakın, sadece NASA kurulduktan sonra uzay bilimleri ve uzay terminolojisiyle ilgili İngilizceye giren kelime sayısı 18 bin civarındadır. Bunlara Türkçe karşılık bulacaksınız. Nasıl bulacaksınız? Burada, bakın, bir örnek vereyim, mesela “chip” kelimesine karşılık bulunmuş. Hani “mikrochip” dediğimiz zaman şu bilgisayar “chip”lerini biliyorsunuz. Aklınıza ne gelir? Mesela, “chip”in Türkçe karşılığı ne olabilir? Hocamız veya Türk Dil Kurumu, bir başkaları oturmuşlar “chip”in karşılığı olarak “yonga”yı bulmuşlar. Yonga… “Mikrochip” de “mikro yonga.” Şimdi, bugüne kadar, siz bunu kullanan bir bilgisayarcı duydunuz mu? “Mikrochip”in yerine “mikro yonga” kullanacağız.

Bakın, “CD” kelimesi bizim hoşumuza gitmiyor. Diyoruz ki “CD” kelimesinin niye Türkçesi yok? “Compact disk” demeyelim. “Compact disk” yerine ne diyelim? Şimdi, buna Türk Dil Kurumumuzun, bugünkü Türk Dil Kurumumuzun bulduğu kelime: “Yoğun disk.”

Şimdi, ben milletvekili arkadaşlarıma soruyorum: Bu önergeyi veren arkadaşlarım başta olmak üzere, içinizde, hakikaten bugüne kadar “yoğun disk” diyen var mı? Yok. “CD” kullanıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, “bilgisayar” kelimesinin kendisine “computer” demeyebiliriz, ki demiyoruz zaten. “Bilgisayar” bulunmuş ve yerleşmiş. “Buzdolabı” yerleşmiş, “beygir gücü” yerleşmiş. Bunları sayarsanız, bu şekilde 100 tane kullanılan, günlük hayatımıza mal olmuş kelime bulabilirsiniz. Bunu niçin anlatıyorum? Bu, Türkçeye mahsus değil değerli arkadaşlarım. Bu, Türkçeye mahsus olan bir şey değil. Bu, bütün dünya dillerinin karşı karşıya bulunduğu bir şeydir.

Netice itibarıyla, bakın, tekrar altını çiziyorum, bu sözlükte 17 bine yakın kelime var ve bilgisayar teknolojisi, bilişim teknolojisi ilerledikçe bu çok çok daha fazla artacak ve bu sözcüğün yeni yeni versiyonları çıkacak. Bu açıdan meseleye baktığınız zaman, aslında bizim dilimize şöyle bakmamız gerekiyor, Fransız şairi Valery’nin yaptığı çok güzel bir benzetme vardır, Valery der ki: “Aslanın vücudu yediği diğer hayvanların vücudundan meydana gelir ama aslan, her zaman kendisidir. Aslan, sabah kahvaltısında bir tavşan yediği zaman kulakları uzamıyor, öğle yemeğinde de bir geyik yediği zaman boynuzları çıkmıyor. Ona, Allah tarafından öyle bir mide, öyle bir mekanizma verilmiş ki neyi yese aslana dönüştürüyor.”

Bakın, özellikle küreselleşme sürecinde kültürler arası etkileşim, etkileme, etkilenme dediğimiz olay, çok çok daha hızlanmıştır değerli arkadaşlarım. İnsanların “Allaha ısmarladık” yerine birbirlerine “bay bay” demesi, elbette hepimize itici geliyor veya böyle olur olmaz, yerli yersiz bazı yabancı kelimeler kullanmak  bize elbette itici geliyor. Diyelim ki, “merkez” yerine “center” kelimesinin kullanılması elbette kulaklarımızı tırmalıyor. Bunları gereksiz görüyoruz, ancak şunun da altını çizmem gerekiyor: Biz, “Hangi kelimeler Türkçedir?” sorusunu sorduğumuz zaman, burada verilecek cevap şudur arkadaşlar: “Türkçeleşmiş Türkçedir.” Bir şey Türkçeleşmişse, o artık Türkçedir. “Meclis” kelimesi orijinalde Türkçe olmayabilir, ama “Meclis” Türkçedir. “Kürsü” kelimesi Türkçe değil, ama Türkçedir. “Mikrofon” kelimesi Türkçe değil, ama Türkçedir. “Ceket” değil, ama Türkçedir. “Hükûmet” değil, ama Türkçedir. “Hak”, “hukuk”, “kanun” değil, ama Türkçedir. Yüzde 80’imizin, 90’ımızın ismi, köken itibarıyla Türkçe olmayabilir, ama bunlar Türkçedir. Biz, Türkçeyi sadeleştirelim, arı Türkçe oluşturalım derken bir tehlikeyle de dilimizi karşı karşıya bırakmamalıyız.

Her zaman söylüyorum değerli arkadaşlarım, duru Türkçeye sonuna kadar evet ama kuru Türkçeye sonuna kadar hayır. Bu, zaman zaman, maalesef, uydurulan kelimeler, aslında Türkçeyi ciddi bir kuruluğa mahkûm etmektedir. Bakın, Türkçede, şeref, haysiyet, itibar manasına gelebilecek on-on iki tane kelimeyi peş peşe sıralayabilirsiniz. Bunların hepsini görmemezlikten gelerek sadece bütün Türkçeyi “onur” kelimesine sığdırırsanız, bu Türkçenin onuruna yakışmaz. Bizim yapmamız gereken şey şudur: Bir kavramın karşılığında birden fazla kelimemiz olması lazım. Eğer birçok kavramın karşılığında bir tane kelime varsa o dil fakir bir dildir demektir ve değerli arkadaşlarım, biz başka dillerden kelime alabiliriz. Buradaki ölçü şudur: Biz ona Türkçenin damgasını vurabiliyor muyuz? Biz kendi markamızı onun üzerine basabiliyor muyuz? Önemli olan budur. Dilin âdeta DNA’larını koruyarak, dilin asli kodlarını koruyarak, eğer başka dillerden kelime alıp onu hazmedebiliyorsak -tıpkı aslan örneğinde olduğu gibi- burada aslında üzülecek, yadırgayacak, garipsenecek bir şey yoktur demektir. Bakın, “gül” kelimesini biz Farsçadan almışız. “Gül” kelimesinin kullanıldığı en az yüz tane hanım adı vardır Türkçede. Ama “gül” kelimesine Farslar, İranlılar “gül” demezler, “gul” derler -hani “gul” var ya- bülbüle de “bulbul” derler. Biz “gül”ü “gül” olarak telaffuz edip inceltmişiz. Şimdi, “gül” kelimesinin kökenini falan sorgulamak bence abesle iştigal etmektir.

Sonra, sevgili arkadaşlarım, kelimeler zamanla farklı anlamlar yüklenirler ve bazı anlamları da yitirir, bu anlamlardan da soyutlanırlar. Bakın, “serbest” kelimesi nedir biliyor musunuz Farsçada? “Serbest” kelimesi aslen Farsça bir kelimedir ve Farsçada “serbest” kelimesi “tutsak” demektir, “esir” demektir. Fakat biz “serbest” kelimesini “özgür” manasında kullanırız. Bunu alıp kendimize mal etmişiz. Siz Arabistan’da “şemsiye” dediniz mi Arapların aklına “güneşlik” gelir ama hiçbir Türk vatandaşının aklına “şemsiye” dediğiniz zaman “güneşlik” gelmez, bizde “yağmurluk” gelir. Ama “şems” güneştir, şemsiye de güneşlik demektir. Bu, çok önemli bir şey değildir.

Bakın, İngilizce için bu geçerli midir? İngilizce için de geçerlidir. Bakın, “culture” kelimesi İngilizcedir, ama “kültür” kelimesi Fransızcadır. İngilizler, Fransızlardan almıştır, ama “kültür” olarak almamışlar, “culture” olarak almışlar, kendi damgalarını üstüne basmışlar. “Final” kelimesi Fransızcadır, ama “final (faynıl)” kelimesi İngilizcedir, orada da kendi damgalarını üstüne basmışlar.

Bizim diğer bütün dünya dillerinden -bakın, Batı’dan aldığımız kelimeler var, Doğu’dan aldığımız kelimeler, Arapçadan, Farsçadan aldığımız, İngilizceden, Fransızcadan, Yunancadan- aldığımız kelimeler var. Şimdi, zaman zaman… Bakın, “iktisat” kelimesini Arapçadan almışız, “ekonomi” kelimesi Batı dillerinden gelmiş; “içtimai” kelimesini Arapçadan almışız, ama “sosyal” kelimesi aslen Yunanca bir kelimedir, oradan almışız.

Bazen de, kendimizi bir şeye hapsetmek zorunda değiliz. Dil, değerli arkadaşlarım, bir ortak buluşma noktası, bir milletin ortak paydalarından birisidir. Hâlbuki, üzülerek ifade edeyim ki, bizim ülkemizde insanlar, bizim ülkemizde dil bir çatışma alanı olarak maalesef nesillerin önüne sürülmüştür. İnsanlar kullandıkları kelimelere göre, kullandıkları deyimlere göre kategorize edilebiliyor: “Ha, bu insan bu kelimeyi kullanıyorsa, onun, aslında fikir dünyası, ruh ve düşünce dünyası şudur, eğer şu kelimeyi kullanıyorsa budur.” Bu da çok abesle iştigaldir. Ben, “hayat” kelimesini de kullanırım, “yaşam” kelimesini de; “istiklal”i de kullanırım, efendim, “bağımsızlık”ı da kullanırım; “egemenlik”i de kullanırım, “hâkimiyet”i de kullanırım. Bu, benim dilimin zenginliğidir aslında.

Dolayısıyla, sevgili arkadaşlarım, ben, Türkçenin diğer dillerin boyunduruğu altına girdiği, bu konuda âdeta felaket çanlarının çalındığı, Türkçenin elden gittiği şeklindeki karamsar bir tabloya şahsen katılmıyorum. Ancak, bu konuda yapılması gereken birçok şey var mıdır? Elbette vardır. Küreselleşmeyle birlikte, özellikle İnternet’le birlikte, maalesef bu konuda da bazı olumsuzluklar vardır, ama iş vahamet boyutunda mıdır? Elbette değil.

Eskiden Köroğlu diyordu ki: “Yağız atlar yakın eder ırağı.” Yani uzağı yağız atlar yakın ediyordu, şimdi İnternet uzakları yakın ediyor. Bugün küresel bir dünyada yaşıyoruz, dediğim gibi, etkileme, etkilenme ve etkileşim faaliyeti her zamankinden çok çok daha seri bir şekilde bugünkü dünyada tesirini icra etmektedir, işlemektedir.

Bizim yapmamız gereken, değerli arkadaşlarım, şudur: Bütün kelime dünyası 900 bin kelime olan, 500 kelimeyle yazan, 300 kelimeyle konuşan Türkiye Cumhuriyeti devleti vatandaşı Türkçe konuşan insanlar Türk milleti olmaz.

Ve zaman zaman şundan da şikâyet ederiz: “Efendim, şu şu kitapta çok anlaşılmayan sözcükler var.” Ben, daha önceki bir konuşmamda da burada ifade etmiştim. Ben, öğrencilerime, üniversitedeyken merhum Profesör Mümtaz Turhan’ın “Kültür Değişmeleri” kitabını verdim ödev olarak, okumaları ve bir değerlendirme yapmalarını istedim. Bana gelip dediler ki: “Sayın Hocam, burada çok anlamadığımız sözcükler var.” 70’li yıllarda Kültür Bakanlığının bastığı bir kitap, Namık Kemal’den, Fuzuli’den Yahya Kemal’den söz etmiyorum, Mümtaz Turhan’dan söz ediyorum. “Biz bunları pek anlamıyoruz.” dediler. Ben de öğrencilere espri yaptım. Dedim ki: “Sevgili gençler, bundan sonra size vereceğim kitaplarda anlamadığınız hiçbir kelime olmayacak, çok anlaşılır kitaplar size tavsiye edeceğim.” “Sayın Hocam, ne tavsiye edeceksiniz?” dediler. Dedim ki: “Cin Ali’nin Maceraları. Hiç anlamayacağınız bir kelime yoktur orada.”

Değerli arkadaşlarım, her okuduğumuz kitap bizim kelime dağarcığımıza ve kelime dünyamıza eğer 50 tane kelime katmıyorsa, biz o kitabı boşuna okuyoruz demektir. Bizim konumumuzdaki insanların bilmesi gereken kelime sayısı asgari 20 binlerle ifade edilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakanım, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, Meclisimizin muhtelif partilerine mensup değerli arkadaşlarımın Türkçeyle ilgili bir hassasiyet ortaya koymuş olmalarından dolayı Millî Eğitim Bakanı olarak şükranlarımı sunuyorum. Biraz önce de söyledim, bu bizim asli görevimizdir, bu konuda alınması gereken ne tedbir varsa, Türkçemizin güzelleşmesi, Türkçemizin zenginleşmesi, Türkçemizin yeni nesillere en iyi şekilde aktarılması, çocuklarımıza kitap okumanın sevdirilmesi, bu konuda yapılması gerekenler, bu konuda ne varsa, iktidar muhalefet ayrımı yapmaksızın, Meclis olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak siz bize bazı önerilerde bulunursanız, bu araştırma komisyonları bize derli toplu raporlar getirirse, bize tavsiye mahiyetinde eğer bazı bilgiler getirirlerse, yol haritaları getirirlerse, biz Meclisin bu iradesine müteşekkir oluruz ve üzerimize düşeni diğer kurumlarla da iş birliği yaparak yaparız. Ama, tekrar bir şeyin altını çizmek istiyorum. Küreselleşmenin meydana getirdiği olumsuzluklar vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakanım, lütfen tamamlayınız konuşmanızı.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Hindistan’a giderseniz, Fransa’ya giderseniz, Tayland’a, Tayvan’a giderseniz, özellikle küreselleşmenin bir diğer adı da oralarda Amerikanlaşma olarak ifade edilir, bunun getirdiği olumsuzluklar var. Mc Donald’s kültürünün getirdiği bir olumsuzluk var. Bunun neyin özeti olduğunu hepiniz çok iyi bilirsiniz. Ama, bundan yola çıkarak “Eyvah, dilimiz bitti, battı.” gibi bir korkuya kapılmak yerine, biz bu konuda… Bakın, biz 100 temel eseri tespit ederken de amacımız buydu. Kendi klasiklerimizi, Batı klasiklerini, Doğu klasiklerini çocuklarımıza okutalım. İlköğretimdeki, ortaöğretimdeki her çocuğumuz hiç olmazsa bir 100 kitap okumuş olsun bir tahsil hayatı boyunca; ilköğretimi bitirirken, ortaöğretimi bitirirken bir kelime dünyası olsun, zengin bir kelime ve kavramlar dünyası olsun. Biz kelimelerle düşünürüz. Bir insanın düşünme kapasitesi bildiği kelime sayısı kadardır değerli arkadaşlarım. Çünkü, siz ancak onu kavramlaştırarak düşüncelerinizi ifade edebilirsiniz, yazabilirsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Başkanım, bitiriyorum. Sabrınızı taşırmak istemiyorum. Son sözümü söylüyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, söyleyecek çok sözünüz var, ihtisas alanınız, ama, ben mecburen sözünüzü son defa uzatmayacağım.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Bu amaçla, arkadaşlarımın böyle bir araştırma önergesi vermiş olmalarını olumlu, hayırlı bir denetim mekanizması olarak gördüğümü ifade etmek istiyorum ve biz Hükûmet olarak böyle bir komisyonun kurulmasından yanayız. Bunu da huzurlarınızda belirtmek istiyorum.

Tabii ki, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesi ve kararı neyse ona saygı duyacağız ve bu vesileyle hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sinop Milletvekili Engin Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ENGİN ALTAY (Sinop) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ben de idrak ettiğimiz Kurban Bayramı’mızın hem sizlere hem milletimize kutlu olmasını, hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Yine, ölümünün 34’üncü yılında Batı Cephesi Komutanı, Lozan Fatihi, Türkiye Cumhuriyeti’nin 2’nci Cumhurbaşkanı ve partimin 2’nci Genel Başkanı İsmet İnönü’yü rahmetle, minnetle anıyorum. Çok iyi İngilizce bilmesine rağmen İsmet İnönü, hiçbir uluslararası toplantıda İngilizce konuşmamıştır, Türkçe konuşmuştur.

Sayın milletvekilleri, Türkçedeki bozulma ve yabancılaşmanın araştırılarak Türk dilinin korunması ve geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla grubumuzca verilen Meclis araştırması önergesi üzerinde söz aldık. Malum, içinizden anımsayan arkadaşlar olur. Geçen dönem de Parlamentomuz bu konuya bir duyarlılık göstermiş ve 22’nci Dönem Parlamentomuzda Sayın Ekrem Erdem Başkanlığında bir komisyon çok ciddi bir çalışma yapmış idi. Ama yaz sıcağına apar topar getirilen seçimler nedeniyle komisyon çalışmaları, raporu görüşülemediği için kadük kaldı, hükümsüz kaldı ve bir duyarlılıkla hem partim hem diğer partilere mensup milletvekilleri bu konuyu tekrar 23’üncü Dönem Parlamentosunun gündemine taşıdılar.

Yalnız, ben Sayın Bakanı dinlerken şaşırdım. Yani bir ülkenin Millî Eğitim Bakanı dilimizdeki bu yozlaşma, kirlenme, yabancılaşmayla ilgili olarak çok kesin bir ön kabul, peşin bir kabulle diller arasında alışverişin çok doğal olduğunu, her zaman bunun olabileceğini, buna da ayak uydurmak gerektiğini falan söyledi. Yani, şimdi, Sayın Bakanın biraz önce burada yaptığı yirmi üç dakikalık sunuşta, tıp diliyle şöyle bir durum var: Çok bariz bir kanser hastası var ortada, Sayın Bakan da doktor ve teşhisi grip. Dilimizle ilgili, Sayın Bakanın yirmi dakikada yaptığı sunuştan benim anladığım budur değerli milletvekilleri.

Şimdi, konu Türk dili olunca, tabii ki, Karamanoğlu Mehmet Bey’i rahmetle, minnetle ve biraz da mahcubiyetle anmak lazım. Karamanoğlu Mehmet Bey 13 Mayıs 1277’de bir fetvayla Türkiye'de, bu coğrafyada Türkçeden başka bir dil kullanılamayacaktır demiş ve çok açık bir tanım yapmış.

AVNİ ERDEMİR (Amasya) – Fermanla…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Fermanla, evet.

Demiş ki: “Bugünden geru divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır.” Ne güzel söylemiş. Mekânı cennet olsun.

Büyük Atatürk de aynı hassasiyeti göstermiş, malum, önce 1 Kasım 1928’deki harf devrimimizle ve sonra 12 Temmuz 1932’de kurduğu Türk Dil Kurumuyla dilin önemini bir Cumhurbaşkanı olarak, mesaisinin büyük bölümünü de bu işe ayırarak bize göstermiştir ve söylemiştir ki: “Türk ulusundanım diyen insanlar her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüyle, toplumuyla ilişiğini sav ederse buna inanmak doğru olmaz.”

Evet, Karamanoğlu Mehmet Bey ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk dilimize verdikleri önemleri, yaptıkları icraatlarla ortaya koymuşlardır.

Değerli arkadaşlar, Sayın Bakan bir parça rahat. Ben çok rahat değilim. Bakın, otoriteler, 21’inci yüzyılda dünyada kullanılan dillerin yüzde 50’sinin kaybolacağını, yok olacağını iddia ediyor. Kaybolur kaybolmaz bilmem, ama bunlar iddialar. Şimdi, Türkçenin yok olmasını elbette düşünemeyiz, bu mümkün değildir ama bir gerçek var ki, yani dilimiz, hızla yozlaşan, sulandırılan, kirlenen bir hâl aldı ve ne yazık ki, ne yazık ki, bu yozlaşma kamuda ve Millî Eğitim Bakanlığında da kendini fazlasıyla gösteriyor, sıkça gösteriyor.

Değerli arkadaşlar, dilimizin, Sayın Bakanın da söylediği gibi -biz her şeye peşinen “olmaz” demiyoruz tabii- geçmişte, Arapçadan, Farsçadan, Fransızcadan etkilendiği bir vakıadır, o günün koşulları içinde belki de bir zarurettir, ama şimdi, özellikle günümüzde, gereksinim dışı olarak, Avrupa dillerinden, özellikle İngilizceden etkilenmekten ziyade İngilizceden kirlenen bir dilimiz var sayın milletvekilleri, bunu görmemiz lazım.

Şimdi, Türkiye’de şu tartışma ben yüksekokulda okurken de yapılırdı: Efendim, eski Türkçeciler, öz Türkçeciler, konuşan Türkçeciler. Doğrusunu isterseniz, ben o günkü öğrencilik psikolojisi içinde de konuşan Türkçecilerden yanaydım, ama, bu “yana”lık -Sayın Bakan kadar ben rahat değilim- aldı başını gidiyor, ortada Türkçe kalmayacak. Onun için ben, bundan yirmi yıl önceki düşüncemi de gözden geçirmek durumunda kaldım ama, Türkiye, tabii, bu açmazdan da kurtulmalı, yani, eski Türkçe, öz Türkçe, konuşan Türkçe kargaşasından kurtulmalı, bu çok ciddi bir iş.

Dil, her şeyimiz. Ulusları ulus yapan dört temel özellikten, dört temel ögeden birisi malumunuz dil birliğidir. Bir coğrafyada bir ulustan söz ediyorsak, o coğrafyadaki ulusun dil birliğinden, hiç şüphesiz, söz etmek durumundayız, kabul etmek durumundayız, bunu korumak durumundayız.

Şimdi, bakın, dilimiz -önergede de geçti- konuşan sayısı bakımından dünyada 5’inci sırada, ama, ne talihsizlik ki, UNESCO, dünya dilleri olarak Türkçeyi tanımıyor. Bu konuda bir gayret, bir çaba var mı bilemiyorum, ama, 220 milyon insan bugün yeryüzünde güzel Türkçemizi konuşuyor. Anadolu’da hızla kirlenen, yozlaşan Türkçemizi dünyada 220 milyon insan konuşuyor.

Yaygınlığının yanında zenginliğiyle de göz kamaştıran bir dile sahibiz. Şimdi “Diller arası alışveriş hep var.” dedi Sayın Bakan; doğru, vardır. Biz Arapçadan 6.464 kelime almışız, ona da 2 bin tane vermişiz. Bir örnek daha vereyim: Bakın, Bulgarcadan 19 tane almışız, 3.500 tane vermişiz. Fransızcadan 5.232 tane almışız, 1 tane vermemişiz. Rumcadan 400 tane almışız, 1 tane vermemişiz. Sırpçadan hiç almamışız, 9 bin tane vermişiz. Mesela, Yunancadan 48 tane almışız, Türk Dil Kurumu kaynaklarına göre 3 bin tane vermişiz. Yani, müthiş zengin bir dile sahibiz, başka dillere ihraç ediyoruz kelimelerimizi, ama şimdiki bu kirlenmeyi de makul görüyor Sayın Bakan. Yani, bu kirlenmenin makul görülmesi düşünülemez, kabul edilemez. Sayın Bakan bir üniversite hocası olarak bunu kabul edebilir, ben bir ilköğretim okulu öğretmeni olarak, bir sınıf öğretmeni olarak bunu kabul etmiyorum ve bu konuda Meclisimizin bu girişimini çok takdire şayan buluyorum.

Şimdi, biraz renklendirelim; 1 Türkçe kelimenin İngilizce karşılığı tam 17 kelimedir değerli milletvekilleri. Bunu, dilimizin pratikliği açısından da dikkatinize sunmak istiyorum, bilenleriniz vardır ama mutlaka bilmeyenler de var: “Afyonkarahisarlılaştıramadıklarımızdan mısınız?” Bunu söylemek için İngilizcede şöyle bir cümle kuracağız: “Aren’t you one of those people whom we tried unsuccessfully to make resemble the citizens of Afyonkarahisar?” Böyle bir dile sahibiz, ne mutlu bize. Ama, gelin, Sayın Bakan bu duyarsızlıktan vazgeçin de bu dili biraz koruyabilelim.

Şimdi, Sayın Bakan “Ben ‘egemenlik’ de derim ‘hâkimiyet’ de derim.” diyor. Ama, şimdi soruyorum: “Sunucu”nun yerine “spiker”in, “speaker”ın, tanıtımın yerine “demo”nun, “dükkân”ın yerine “store”un, “ucuzluk”un yerine “damping”in, “bilgi alışı”nın yerine “brifing”in, “ilan tahtası”nın yerine “billboard”un, “koruma”nın yerine “badyguard”ın, önemli haberin yerine “flash haber”in, “olur”un yerine “okey”in, “hesap” yerine “adisyon”un içinize sinen bir tarafı var mı Sayın Bakanım? Bunlar olmasa daha iyi olmaz mı?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) – Söyledim zaten, olmamasını.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Şimdi, tabii, bakanlarımız bunu hep yapıyor. Şimdi, Sayın Mehmet Şimşek, Anadolu Ajansı, bugün düşen metin: “Nereden gelmiş yüzde 1,5 TRT payını kaldırmışız, yüzde 5 de indirim yapmışız. Tamam mı arkadaşlar? Okey.” Türkiye Cumhuriyeti’nin Bakanı basınla sohbet ederken “okey” diyor. Sayın Bakanın İngiltere’de yaşamış olması, orada çok iyi İngilizce bilmesi iyi bir şey tabii. Ama, bir ülkenin Bakanı, ekonomisini teslim ettiğimiz Bakanı basınla böyle “Okey” diye… Bir daha söylüyor. Burada tekrar diyor ki: “Reel bazda elektrik fiyatları yüzde 70’in üzerinde aşağı düşmüş. Okey.” Hoş mu?

HÜSEYİN DEVECİOĞLU (Kilis) - Zararı yok.

ENGİN ALTAY (Devamla) – E “hoş” diyorsanız, bu komisyonun kurulmasına ret oyu verin. Arkadaşlar, ciddi bir iş yapıyoruz. Bakın, şu Mecliste zaman zaman biz de geriliyoruz, biz de kastı aşan kelimeler kullanıyoruz. Dün grubumuz tarafından bana böyle bir görev verildiğinde yahu dedim, bizim de bazen işin tadını kaçırdığımız anlar oldu. İnşallah, bu da bana ders olur, hepimize ders olur, bunları yapmayız, yapmamalıyız.

Şimdi, bakın “Dilimizin sorunları çok. Çok temel sorunlarından birisi argo, hurafe, küfür, müstehcen ve kaba sözlerin kullanılması.” Geçen yıl kurulan Komisyon da “Sorun” başlıklarında bu cümleyi aynen böyle almış.

Şimdi, Sayın Bakan da az önce “Biz 100 temel eseri işte bu yüzden koyduk.” dedi. Eserlerin seçimine belki bir itirazımız yok. Ama, eserlerin basımı, Türkçeleştirilmesi, çevirisi, matbaalardaki tahrifatı konusunda bir Millî Eğitim Bakanı hiçbir şey yapmıyorsa ve işte, bu kitaplara böyle MEB antedi, amblemi basılıyorsa ve bu kitaplar orta yerde geziyorsa ve ben bunun içindekileri okumayı ahlaken doğru bulmuyorsam, yani çok ayıpsa, ben bunu burada söyleyemiyorsam, ama burada yazılanı ilköğretim okulu, yedi yaşındaki, birinci sınıftaki çocuk, ikinci sınıftaki çocuk okuyor, önünde buluyorsa bunun savunulacak bir tarafı yoktur. 

Biraz sonra oylarınızla kurulacak komisyonun yapması gereken, herhâlde, ilk iş, Millî Eğitim Bakanlığına bir yazı yazarak, bu 100 temel eseri derhâl yasaklattırmaktır. Bu, Türkçenin, devlet eliyle, devletin kurumlarında, eğitim-öğretim kurumlarında yozlaştırıldığına çok somut ve çok net bir örnektir.

Şimdi, buradan, inanın sayın milletvekilleri, birşeyler okusak yüzümüz kızarır, hanımefendiler de var, izleyenler var, yüzümüz kızarır, ben okumuyorum. Biliyorsunuz, 22’nci Dönem Parlamentosunda, bu 100 temel eser, diğer bazı konularla birlikte Millî Eğitim Bakanlığına bir gensoruya vesile olmuştu. O günden bu yana, Bakanlığın hiçbir gayreti olmadığı gibi, işin tadı daha da kaçırıldı, abartıldı, yeni basımlarda aksine, inadına daha değişik uygulamalara geçildi. Mesela, bir Hristiyan kız çocuğuna, işte, baş örtüsü takıldı, vesair. Böyle İslami motifli temenniler kitaplarda yer aldı. Alsın tabii, ama çocukları kandırmayalım. Yani, Avrupa’da yaşayan bir kız çocuğunun böyle temennilerde bulunmadığını bu çocuk, ilköğretimin altıncı sınıfına geldiğinde kavrayacak. O zaman diyecek ki, bana küçükken yanlış kitaplar okutturmuşlar.

Yani, bu konuda Sayın Bakandan ben de rica ediyorum: Bu 100 temel eser rezaletine, bu vesileyle bir son versin, çok basittir bu. Bir genelge yayınlar ve okullardan bu kitaplar toplatılır, gerekli, ilgili yayınevlerinden, kitapçılardan da toplatılabilir. Hakikaten, sayın milletvekilleri, çok sakıncalı şeyler var burada.

AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) – Okuma sakın, RTÜK kapatır her gün TRT 3’ü.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Okumayayım, peki. Evet…

Evet, RTÜK’e de değineceğiz tabii.

Şimdi, dilimizin bir başka sorunu da sayın milletvekilleri, imla yanlışları, söyleyiş bozuklukları, deyim ve bileşik fiil yanlışları… Alıntıları çok yanlış kullanmaya meraklıyız. Anlatım bozuklukları var. Peki, bunun düzeleceği yer Meclis mi? Yani, bu şimdi söylediklerimin düzeleceği yer, okul öncesi eğitim öğretim kurumlarından başlayarak yükseköğretime kadar uzanan süreçtir, oradaki mekanizmadır. Bu konuda, Türkçenin doğru kullanılması, düzgün kullanılması, yazılmasıyla ilgili Sayın Bakanın beş yıldır ciddi bir icraatı var mı? Yok, bu da yok.

Yani, bizim okullarımız bu konuda dökülüyor, öğrencilerimiz dökülüyor. Türkçe eğitimi alan öğrencimiz yığınla hata yapıyor. Ama, bunun çok ciddi bir iş olduğu her vesileyle millî eğitim camiasında hissettirilmelidir. Ama, bütün iş, kendi anlayışı içerisinde bir kadrolaşma anlayışı, felsefesi, okulların yöneticilerini, müdür yardımcılarını, hatta öğretmenlerini, kadrolaşarak, böyle, kendi zihniyet ve anlayışıyla götürme sevdası, Sayın Bakanın bu asli işlere vakit ayırmasına sanıyorum engel oluyor. Ama, bu çok önemli bir konudur. Dilin bizle ilgili, kamuoyuyla ilgili, medyayla ilgili, ticari kurumlarla, kuruluşlarla ilgili konuları çözülebilir, ama eğitim kurumlarındaki bu hataların, bu yanlışların bir an önce düzeltilmesi bizzat Millî Eğitim Bakanının uhdesinde, sorumluluğundadır.

Şimdi, değerli milletvekilleri, dilimizin yozlaşmasının temel sebeplerinden birisi de basın, radyo, televizyondur. Medyamızın ismi bile –şimdi isim vermeyeyim- televizyonlarımızın, radyolarımızın isimleri bile İngilizce birçoğunun, programları öyle ve RTÜK ne yapıyor? RTÜK’ün asıl uğraşması gereken işte bu konudur. Televizyonda, radyoda temiz Türkçe kullanımı RTÜK’ün görev alanına girmiyor mu? Peki, RTÜK’ün bu konuda bir iki istisna, çok uç şeyler dışında… Biraz önce ben de burada “100 temel eser”den bir şey okusaydım RTÜK Meclis TV’yi de kapatır. Evet, onun için okumuyorum, Meclis TV kapanacak. Ama bu konuda benim bilebildiğim RTÜK’ün bir uygulamasını ben duymadım, varsa gelsinler söylesinler.

Şimdi, “Türk dünyası” deyip deyip duruyoruz ama Türk dünyasının dil birliği konusunda -Türk dünyasına ağabeyliğe soyunan bir dönem- Türkiye'nin çok ciddi gayretleri var mıdır? “Efendim, şu dönemde şuraya gidildi, buraya gidildi…” En güzel yaptığımız işlerden birisidir sayın milletvekilleri, heyetçe bir ülkeye gideriz, orada yemeğimizi yeriz, bir iki toplantı, hadi döneriz, önemli diplomatik temas yapmış oluruz. Böyle değil. Bu işe çok ciddi bakılmalı. Yani, bu Türkiye Türkçesiyle sınırlı bir mesele değil. Biz 220 milyon insan Türkçe konuşuyor derken, bunun hepsi Anadolu coğrafyasında yaşayan Türkler değil ki. Dünyanın çeşitli yerlerine dağılmış milyonlarca Türk’ten, Türk kökenli insandan bahsediyoruz. Bu konuda da bir ağabeylik, bir hamilik yapılacaksa o da Türkiye Cumhuriyeti devletine ve onun hükûmetine düşer. Bu konuda da Hükûmeti ciddi bir gayret içinde görmüyoruz.

Şimdi, Türk diline -baştan da söyledim- en büyük darbe 12 Eylül faşizan askerî rejimiyle vurulmuştur ve Türk Dil Kurumu, Büyük Atatürk’ün kurduğu, kuruculuğunu yaptığı Türk Dil Kurumunun kapatılması aslında Türkiye üzerinde emelleri olan birçok kesimin de işine gelmiştir. Bir ülkeyi istila etmenin en pratik yollarından biri, o ülkenin dilini dejenere etmektir. Dili bozulan ulusların tek ulus olarak ayakta kalabilmeleri de mümkün değildir. Bu anlayışla Türk Dil Kurumu tahrip edilmiştir, kapatılmıştır. Yerine ne kurulmuş? Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu. Onu da… 1993 yılında çıkan bir kanun hükmünde kararname mahkemece iptal edilmiş. Orada bir sürü hukuksal boşluk var, sıkıntı var. Ne olacak böyle? Şimdi, bir komisyon yeniden kuracağız, çalışılacak, çalışılacak, burada görüşeceğiz, ilgili kurumlara ikişer satır yazı göndereceğiz ve Meclis görevini yapmış olacak. Bu görev Meclisin değildir. Meclis hükûmeti uyarmak göreviyle mükelleftir, Meclis hükûmeti denetler. Bu konuda da görev hükûmetindir. Alınması gereken bütün tedbirleri alması gereken hükûmettir. Biz, Meclis olarak hükûmete bu konuda yardımcı oluruz. Yoksa, bir komisyon kurarak bu işi bitireceğimizi falan zannetmeyelim. Bu komisyon raporları sizde de vardır, alın bakın; çok ciddi bir ön hazırlık teşkil eder bize, yapılacaklarla ilgili bir ön hazırlık, bir altyapı verir. Gerisi uzun bir iştir, meşakkatli bir iştir, masraflı bir iştir, mesai gerektiren bir iştir. Bunu yapmamız lazım. Bunu ulusal bağımsızlığımızın, bütünlüğümüzün korunması için de yapmaya mecburuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Altay, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bu vesileyle Hükûmet, umuyorum ve diliyorum ki gerekli mesajları almıştır ve temenni ederim ki Hükûmetin diğer üyeleri bu konuda Sayın Bakan kadar rahat değildir inşallah ve Hükûmet de bu konuda tedbir alır. Bütün Hükûmet üyeleri Sayın Bakan kadar rahatsa, değerli arkadaşlar, ben size söyleyeyim, Meclis, 22’nci Dönem Parlamentosu bir komisyon kurup aylarca bizim vaktimizi boşa almasın, boşa çalışmayalım.

Bakın, şimdi, Meclisten başlayarak bütün alanlarda, bütün kurumlarda dilimizi başka dillerin, dolayısıyla başka kültürlerin istilasından kurtarmak en temel görevimizdir. Bunu yapan bir Meclis olarak tarihe geçmeyi umuyorum, hep beraber bunu yapan bir Meclis olarak tarihe geçmeyi umuyorum ve Sayın Başbakandan başlayarak hepimiz temiz ve örnek bir Türkçe kullanmak zorundayız. Artık “yahu”ları, “lan”ları, “sen”leri, “hadi git”leri bırakalım diyorum, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Akif Akkuş.

Sayın Akkuş, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA AKİF AKKUŞ (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkçedeki bozulma ve yabancılaşmanın araştırılarak Türk dilinin korunması ve geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla konuşmak üzere MHP Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Ayrıca, önergeyi Milliyetçi Hareket Partisiyle birlikte veren CHP ve AKP’li milletvekillerine de teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, Bakan, konuşmasında öyle şeyler söyledi ki “Bunlar, dildeki normal değişimlerdir, endişe edecek bir şey yok.” anlamına geldi ve ben sandım ki kendi grubundan milletvekillerinin de verdiği bu önergeye ret oyu verecek ama sonra “Ben de katılıyorum.” dedi. Ona da teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkçenin konuşulduğu coğrafyaya şöyle bir baktığımızda, Orta Avrupa’dan Büyük Okyanus’a kadar olan hemen hemen her yerde Türkçe konuşulmaktadır. Bu bakımdan ele aldığımızda millî bir bağ olarak Türkçenin oynadığı rol, diğer dillerin hiçbirisinde bulunmamaktadır. Türkçe, yayılış sahası ve türlü şive şekilleri bakımından, tarihî devirlerde ve bugün çok geniş bir sahayı kaplamaktadır.

Türkçeyi konuşanlar, idari ve siyasi teşkilat bakımından farklı yerlerden, oldukça uzak kalmış ve kültür vasıtaları Türkçemizden oldukça farklı bir şekilde gelişmiştir. Özellikle sınır boylarında oturanlar birbirinden farklı millet ve devletlerle temasta bulunmuşlardır. Bütün bu olumsuzluklara rağmen Türk âleminin, önemsiz bir kısmı hariç, aynı dille konuştuğu ve yazdığı görülmektedir.

Burada, 13’üncü yüzyılda yaşamış olan Yunus Emre’den bir dize okumak istiyorum: “Şu dünyada bir kişiye, yanar gözüm, göynür özüm/ Yiğit iken ölenlere, gök ekini biçmiş gibi.” Bugün 20’nci yüzyıldaki ozanlarımızın yazdığı şiirlere bakıyoruz, onlar da sade bir dil kullanmışlar. Mesela diyor ki: “Unutmak kolay mı deme/Unutursun Mihribanım/Oğlun kızın olsun hele/Unutursun Mihribanım.” Dolayısıyla, yani, demek ki 13’üncü yüzyıldan beri konuştuğumuz Türkçede önemli bir değişikliğin olmadığını görüyoruz. Ancak, bu, daha çok halk dili diye, halk edebiyatı diye belirttiğimiz kısımda oluyor.

Türk yazı dilinin ne zaman ve hangi şartlarda meydana geldiği hakkında henüz kesin bir bilgiye sahip değiliz. Türk yazı dilini genellikle biz Orhun abidelerinden itibaren takip edebiliyoruz. Bu yazı dilinin bugünkünden çok farklı olmadığı da bilinmektedir. Yine, Bilge Kağan Orhun abidelerinde diyor ki: “Ey Türk, titre ve kendine dön.” Yani, bugünkü kullandığımız gramer yapısını aynen orada görmekteyiz.

Miladın ilk senelerinden 13’üncü yüzyıla kadar devam eden örneklerini gördüğümüz bu yazı dili, ses, kelime, cümle ve imla bakımından aynı özellikleri taşımakta ve hatta aynı mektebin ürünleri gibi görülmektedir. Biraz önce yukarıda okuduğum iki ayrı döneme ait dizeler bunları bize göstermektedir.

Türk milletinin 13’üncü yüzyıl dönemi içerisinde geniş bir bölgede, farklı coğrafi şartlarda ve farklı muhitlerde bulunmasına rağmen bir tek yazı dili kullanması, uzun müddet daha bir sır olarak kalacağa benziyor. Yani, bu henüz çözülmüş değil. Bunu belirtmek istiyorum.

İtalyan Türkolog Anna Masala’yı dinlerken “Türkçeden başka bir dil konuşmadan Adriyatik’ten Pasifik Okyanusu’na kadar rahatça gitmemiz ve oradaki insanlarla anlaşmamız mümkündür.” demişti.

Değerli milletvekilleri, 12’nci ve 13’üncü yüzyıllar Türk milleti tarihinde bir dönüm noktasıdır. Bu devirden itibaren Türk dilinde önemli sayılabilecek değişme ve gelişmeler yaşanmıştır. Türk dilinde gördüğümüz ses ve şekil bakımından en büyük gelişme bu yüzyıllara rastlamaktadır. Birçok seslerin değişmesi, isim ve fiil tasriflerinin yeni istikametleri, kök ve eklerdeki asli  vokallerin genel ahenge uymaya başlaması vesair bu devrin eseridir. Böylece, bugün gördüğümüz ve birbirlerinden biraz farklı olan yazı dillerinin ilk esasları ortaya çıkmıştır. Türk yazı dilinin yeni idare ve kültür merkezlerinde, bunları kuran Türk boylarının şive özelliklerini almak suretiyle, eski genel yazı dillerine göre nispeten ayrıldıkları gözlenmiştir. Türk coğrafyasının iki ucunda yaşamakta olan Yakut ve Çuvaş lehçeleri Türkçenin kardeş lehçeleridir ve birbirinden binlerce kilometre uzakta, arada tarihî engellerin bulunduğu bir coğrafyada bulunmaktadırlar.

Değerli milletvekilleri, bütün bunlardan çıkan sonuca göre, Türk coğrafyasının ve tarihinin gösterdiği veya düşmanları tarafından geliştirilmeye çalışılan suni engellere rağmen güneybatı ve kuzeybatı grupları arasındaki farkları ortadan kaldırarak veya bunları birleştirerek daha zengin ifade imkânları bulmak suretiyle bir tek yazı dili ortaya koymak için hiçbir engel söz konusu olamamıştır. Tabii, son zamanlarda, 1993 yılında başlayan Türk dünyası kurultaylarında, bütün bu birbirinden uzak coğrafyalarda yaşayan Türk dillerinin birleştirilmesi, aynı alfabeyi kullanmaları gibi birçok öneriler gündeme geldi, ancak bugüne kadar bunlar gerçekleşemedi ve bu konuda hepimize görev düştüğü de unutulmamalıdır.

Türk dilini koruma ve kollamada gerekli özeni göstermezsek ülkemizin bazı yörelerinde mecburiyet sonucu öğrenilen Farsçanın ana dil haline gelmesi gibi bir sonuçla karşılaşabiliriz. Bir örnek vermek gerekirse: Bir arkadaşım söylemişti. Afganistan’da elli yıl kadar önce isim değiştirme modasına gidilmiş ve bir yöreye “Samandalı” ismi verilmiş, ama burada yaşayan insanlar buraya yüzyıllardır kullanılan “Ayberk” ismini söylemeye devam etmişler. Ancak, üzücü bir şey, bu insanlar Türkçe bilmiyor, Türkçeyi unutmuşlar.

Bugün “Ana dille eğitim” adı altında Türkçeden başka dillerin eğitim sistemi içerisine şırınga edilmek istenmesi son derece yanlıştır. Ülkemizin her yerinde Türkçe eğitim imkânlarının artırılması mutlaka sağlanmalıdır. Şu unutulmamalıdır ki Türkiye Cumhuriyeti’nin dili Türkçedir. Bunun yozlaştırılması ve sulandırılmasına hiçbir şekilde müsaade edilemez. Yeni hazırlanmakta olan anayasaya da bunun bu şekilde konması yüce Meclisin, yani bizlerin asli görevlerindendir. Dolayısıyla “Türkiye Cumhuriyeti devletinin dili Türçedir.” ibaresi dışında herhangi bir istekle bu Meclise gelinmemelidir diyorum.

Avrupa Birliği istedi diye ana dilde eğitim girişimleri son bulmalı, güzel Türkçemiz sonsuza kadar korunmalıdır.

Türkçemiz Batılı bilim adamlarının bir kısmı tarafından âdeta bir şiire benzetilir. Çünkü, Türkçede bir kelimedeki her harfe mutlaka vurgu yapılır. Batı dillerinde ise bir kelimedeki bazı harfler dikkate bile alınmaz. Mesela, Almancadaki “ç” harfi “t, h” ve “c” harflerinin birleşimidir. Keza İngilizcede “dotır (daughter)” diye okunan kelime sekiz harften meydana gelmektedir. Bu bakımdan Türkçe semavi bir dil olarak da belirtilmektedir. Mesela, yine, büyük İtalyan Türk dilcisi Anna Masala tarafından böyle deniyor, “Türkçe bu durumu ile âdeta bir semavi dil.” diye belirtiliyor.

ABD’li bilgisayar uzmanlarına göre bilgisayar kullanım diline en uygun dil Türkçedir. Bu bakımdan, Türkçenin bir dünya dili hâline getirilmesi söz konusu olmalıdır, çalışmalarımız bu çerçevede devam etmelidir.

Bir başka güzel haberi veriyorum size: Almanya’da geçen hafta bir yarışma yapıldı. Bu yarışma “En Güzel Kelime Yarışması” ve burada, Avrupa dillerinden 2.500 tane kelime içerisinde bizim “yakamoz” kelimemiz, söyleniş tarzı ve ifadesi ile uyumluluğu bakımından en güzel kelime seçilmiştir.

Değerli milletvekilleri, eski Anadolu Türkçesi, yabancı unsurlar bakımından denilebilir ki Batı Türkçesinin en temiz olanıdır. Gittikçe artan yabancı kelime ve terkipler daha çok nesir dilinde görülür. Nazım dili ise çok temiz ve duru bir Türkçe olarak devrinin sonunda bile Arapça ve Farsça kelimeler ve bilhassa terkiplerden mümkün olduğu kadar uzak kalmıştır. Eski Anadolu Türkçesinin cümle yapısı ise Türkçenin başlangıcından bugüne kadar hep aynı kalan normal cümle yapısı dışına çıkmamıştır.

Osmanlıcayı Batı Türkçesi içinde, bilhassa Türkiye Türkçesinden ayrı bir devre hâlinde tutan şey onun dış yapısıdır. İç yapı, yani Türkçe bakımından yalnız eski Anadolu Türkçesinden farklı bulunan Osmanlıca, dış yapı, yani yabancı unsurlar bakımından eski Anadolu Türkçesinden de Türkiye Türkçesinden de çok büyük farklarla ayrılan bir devre manzarası gösterir. Bu devre, Türkçenin yabancı unsurlar tarafından tam manasıyla istila edildiği, Türkçeyi Arapça, Farsça unsurların son haddine kadar sardığı bir devredir.

Bilindiği gibi, Osmanlıca, üç dilli bir dildir. Yazıcılar, maalesef, Türkçeyi incitmeyecek bir nesir diline sahip olamamışlardır. Bunda Osmanlıcanın karışık dil olmasının çok büyük bir rolü bulunmakta. Bu karışık dilin öğretimi sırasında esas emek ve dikkat daima Arapça ve Farsça üzerinde toplanarak Türkçe ihmal edildiği gibi, yazı yazarken de Arapça ve Farsça terkipler yapmak hevesi Türkçeye itina etmeye vakit bırakmamıştır maalesef.

Türkiye Türkçesi Batı Türkçesinin üçüncü devresidir. Bugün de devam etmekte olan bu devre, 1908 Meşrutiyeti’nden sonra başlar, hasılı bu devir Osmanlıcanın son örnekleri ile Türkiye Türkçesinin ilk örneklerinin yan yana bulunduğu devirdir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, değişiklik bir neslin hayatı içinde ortaya çıktığı için, Osmanlıcadan yeni dilin ilk örneklerine bir şekilde ufak tefek taşmalar olmuştur.

Türkiye Türkçesini Osmanlıcadan ayıran başlıca hususiyet, onun yabancı unsurlar karşısındaki durumudur. Dilin iç yapısı, yani Türkçe bakımından Batı Türkçesinin bu iki devresi arasında bir devre farkı olmadığını, bu iki devrenin yabancı unsurlar bakımından ayrı devreler teşkil ettiğini yukarıda da açıklamıştık.

Değerli milletvekilleri, bugün, burada, güzel Türkçemiz ile ilgili konuşmaktayız. Türkçemiz, günden güne, bilerek veya bilmeyerek, bazılarının da bilgiçliğini ortaya koymak maksadıyla, erozyona uğratılmaktadır. Her gün Türkçenin biraz daha yozlaştığını görmekteyiz. Dilimizdeki yabancı kökenli sözcüklerin istilası artarak sürüyor. Pop çağının siyasete, sanata, edebiyata ve okumaya uzak gençleri Türkçeyi kendi dünyalarına göre konuşuyorlar. İngilizce-Türkçe, Fransızca, Türkçe-Arapça karışımı konuşmak, gençliği âdeta sarmış durumda. Bu bakımdan çocuklarımız iç dünyalarını da yansıtamıyorlar, iç dünyalarındaki güzellikleri ortaya koyamıyorlar. Bu yüzden, bu Meclisin bir görevi de bu gençlerimizin iç dünyalarını dışa vuracak, aksettirecek bir çalışmayı yapmaktır diye düşünüyorum.

Türkçe yazılmış bilimsel makalelerde bazen İngilizce, Fransızca veya başka bir dilden sözcükler kullanıldığı görülmektedir. Bunun ne anlama geldiğini sizlere bırakıyorum.

Günümüzde yüklemi, öznesi belli olmayan bir İnternet dili oluştu. Mesela şöyle bir cümle: “Akşam telefon faturasını görünce oha falan oldum. Bunun üzerine napıcan yani şimdi olduk. Bunun üzerine bir de telefon faturası kabarık gelince ‘Bismillah’ gibi. Böyle bir…” Çocuk, işte ne anlattıysa, kendince burada anlattı. Ama bu Türkçe değil, güzel Türkçemiz değil. Bu dille ne kadar konuşulur, ne kadar anlaşılır bilemiyorum. Zaten onların da fazla konuşmaya, muhakeme yapmaya, yazmaya, çizmeye niyetleri yok. Daha çok kısaltma sözcükleri kullanma, konuşma dilinin ana unsuru hâline geldi.

Yeni bir gömlek giydiniz “Üstünde eskit, iyi günlerde giy.” diyerek iyi dileklerde bulunmanın yerini artık “Gömlek yapmışsın.” gibi ahengi bozuk bir cümle almakta, küsenler arkadaşı için “Tavır yapma.” veya “Tavır yaptı.” ifadeleri kullanmakta. Ayrıca, kısaltmalar İnternet’ten çıkıp yazı diline de girdi. Mesela “selam” sözcüğü “slm” harfleriyle, “merhaba” “mrb” harfleriyle, yazışma yerine “chat’leşme, chat yapma” demeye alıştık. Bundan böyle Türkçe yazıyı anlayabilmek için İngilizce de bilmek gerekecek gibi.

Değerli milletvekilleri, bu, küreselleşmenin bir aracı, dilimizdeki güncel yabancı kelimeleri tespit eden ve Türkçe karşılıklarını yayınlayan Akalın, bunu ilgili yerlere göndermeye devam ediyor. Özellikle gazetecilere ve TV’de program yapanlara bu konuda büyük bir görev düşüyor. Çünkü yabancı kelimeler, maalesef, Türkçeden ekmek yiyen gazeteci ve televizyonculardan vatandaşa yayılmaktadır. Yani, okuma ve yazmayı sevmeyen kesimin Türkçe bilgisine de kitle iletişim araçları yön veriyor.

Özellikle gençlerin kullandığı bu dile “tepki dili” diyenler de bulunmakta. Ancak, Türk dilinin korunması, yüksek kültürel değerlerin edebiyata, konuşma ve yazı diline tekrar kazandırılması hepimizin özlemi olmalı.

Toplumun çok cılız bir dil kullandığını belirten Yavuz Bülent Bakiler şöyle bir inceleme yapmış ve diyor ki: “Batı dünyası sekiz yıllık eğitimde ders kitaplarını 71 bin kelimeyle, Japonya 44 bin kelimeyle, İtalya 32 bin kelimeyle, Türkiye ise 6 bin kelime ile yazıyor. Kullanılan kelime sayısı ne kadar azalırsa, bilimden ve bilimsellikten de o derece uzaklaşılacaktır.”

Toplumların gelişip kalkınması için bilim ipine sarılmaktan başka bir yol bulunmamaktadır. Bildiğimiz, tanıdığımız bir şeyin tarifi ancak kelime haznemizin doluluğuna bağlıdır. İngilizler, lise eğitimini almış her vatandaşına mutlaka Shakespeare’in “Hamlet”ini okuturlar. Çünkü, Shakespeare, eserinde bir kelimeyi ikinci defa kullanmamıştır. Bunu okuyan gençler aynı zamanda İngilizce’deki eski kelimelere de hâkim olmaktadırlar. Yani, bizim de “100 temel eser” yerine böyle klasikleşmiş bir eserimizin ortaya konulması gerekir ki Divanü Lûgat-it Türk bunun için son derece uygun bir kitaptır.

Dil, her türlü anlatımda anahtar rolü oynamaktadır. Gençlerimize mutlaka dilin imkânlarını, genişliğini, başka hangi işlere yarayabileceğini öğretmeliyiz. Güzel Türkçemizin bu duruma düşmesi ilgisizlik ve kayıtsızlık sonucudur. Ancak, günümüzde bu ilgisizlik sadece dilimize karşı değil, kültür değerlerimize karşı da söz konusudur. Gençler içlerindeki güzellikleri ifade etmekten uzaklaştılar. Dilin anlatım gizemini kullanamayanların ruh hâline de bu durum yansıyacak ve kabullenmediğimiz olaylar günbegün artacaktır.

Değerli milletvekilleri, yukarıda belirttiğimiz gibi “Bana ne dil ve kültür yozlaşmasından.” dediğimizde, içindeki güzellikleri anlatamayan, ruh hali bozuk genç bir gün sizin de kapınızı çalabilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akkuş, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

AKİF AKKUŞ (Devamla) – Bu yüzden, bugünden dilin korunması tedbirlerine hep birlikte sahip çıkalım. Bugün birkaç bin toplama kelimeyle hem dili ifade etmeye çalışan, ana dilde eğitim isteyen, bu dilde farklı etnik yapı iddiasında bulunanların karşısında en büyük silahımızın 120 bini geçen  kelimeye sahip olan dilimiz olduğunu unutmayalım. Türkçeyi, küreselleşme karşısında millî kültürümüzün kalesi haline getirelim.

Türk Dil Kurumuna bu konuda mutlaka destek vermemiz gerekmektedir. Türk Dil Kurumu, içerisinde 100 binden fazla kelime bulunan sözlüğü ücretsiz olarak dağıtmaktadır. Bunun içinde Terimler Sözlüğü, Kişi Adları Sözlüğü, Derleme Sözlüğü ve Tarama Sözlüğü de yer almaktadır. Bugün Türkçeye başka dillerden girmiş birçok kelime bulunmaktadır, ancak bunlar büyük ölçüde Türkçeleşmişlerdir. Bu yüzden, bunları çıkarıp yerine yeni kelimeler üretmek yerine, yeni girmekte olan kelimelerin Türkçeleri üretilmelidir.

Tabii, Sayın Bakanımız dilimizdeki her türlü yabancı kök ve ekli kelimelere karşı çıkıldığı gibi anlayışla konuşmasını sürdürdü, ben öyle anladım yahut da. Bu doğru değildir. Türkçeleşmiş olan kelimeler, artık diyoruz ki Türkçedir.

Değerli milletvekilleri, hemen hepimizin bildiği gibi, 1960’tan sonra “dilde sadeleşme” adı altında dilimize birçok kelime sokulmaya çalışıldı. Böyle bir çalışmanın başlıca iki gayesi olabilirdi. Birisi kelime uydurmak ve dili zenginleştirmek, birisi de nesiller arasında kopukluk yaratmak. Bu konuda şunu da belirtmek isterim ki, 1960 yılında yazılmış bir bilimsel eserin 1979 yılındaki baskısını anlamak mümkün olmamıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akkuş, konuşmanızı tamamlayınız.

AKİF AKKUŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, beni dinlediğiniz için hepinize, MHP Grubu ve şahsım adına teşekkür eder, güzel Türkçemizi güzel günlerde konuşmanızı dilerim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akkuş.

AK Parti Grubu adına, İstanbul Milletvekili Necat Birinci.

Buyurun Sayın Birinci. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA NECAT BİRİNCİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milletvekili Mevlüt Akgün ile yirmi arkadaşının ve bir de Suat Kılıç ile yirmi beş milletvekilinin, Türkçedeki Bozulma ve Yabancılaşmanın Araştırılarak Türk Dilinin Korunması ve Gelişmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Bir Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin Önergeleri üzerine AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; 1932 yılında, Birinci Dil Kurultayı’nda, Halit Ziya Uşaklıgil tebliğine şöyle başlar: “Ben Türkçenin ezelî bir âşığıyım.” Sonra, sanki bir şeyi unutmuş gibi durur ve hemen arkasından ilave eder, der ki: “Hepimiz öyle değil miyiz?”

İşte, değerli milletvekilleri ve bu saatte Meclis Televizyonunu dinleyen, Türklüğe, Türkçeye, Türkçenin gelişmesine âşık insanlar, sözümüz hem Meclise hem Türk milletinedir, çünkü o birinci kurultayda da bütün Türklüğün her kesiminden temsilciler vardı.

Evet, Türkçenin âşığı olmak, Türklüğe âşık olmaktır, Türk kültürüne âşık olmaktır, Türk tarihine âşık olmaktır velhasıl Türk’ün tarih sahnesine koyduğu her şeye âşık olmaktır. (MHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, ben sözlerimi kendi metnimden ayırarak, değerli milletvekillerinin ifade ettikleri bazı eksik bilgileri, bazı yanlış anlamaları ve bazı doğrudan yanlışları tashih ederek geliştirmek istiyorum.

Sayın Engin Altay -burada mı bilmiyorum- Sayın Bakanın dilini doğrudan eleştirdi. Sayın Bakan, burada, benim anladığıma göre uzlaştırıcı, Türkçeye geniş alandan bakan ve bir tartışmaya, tatsız bir duruma yer açmamak, yol vermemek için azami özen gösterdiği bir konuşma yaptı ama Sayın Altay beğenmedi.

Şimdi, Sayın Altay’ın, Karamanoğlu Mehmet Bey’in meşhur fermanından kelimeleri atacak mıyız? “Bargâhta”, “dergâhta”, “çarşıda”, “sarayda”. Hangisi Türkçe? Hepsi Türkçe. Oralar bizim fethettiğimiz alanlarımızdır. Türkçeye girmiş kelimeler, yani Karamanoğlu Mehmet Bey “bargâh”ı, “dergâh”ı kullanıyorsa, o Türkçedir, zaten onun kullanılmasını istiyor.

İkincisi, değerli arkadaşlar, gerçekten güzel bir noktaya temas etti Sayın Altay, 1928 Harf İnkılabına, ama Harf İnkılabından bahsederken bir şey hep göz ardı edildi: 1926’da Azerbaycan Latin alfabesine geçmiştir ve biz biliyoruz ki, Atatürk’ün en büyük ideali, Orta Asya Türk dünyasıyla kültürü ve dili birleştirmektir ve Atatürk 1880’lerden bu yana, hatta 1860’tan bu yana tartışmaları süren alfabe değişikliğini… Alfabe dil devrimini demiyorum, dil devrimi 1950’den sonra gelmiştir, Atatürk Alfabe İnkılabı yapmıştır, devrim değil. Dil devrimini Atatürk yapmamıştır, böyle bir düşüncesi yoktur. Evet, alfabeyi niçin birden değiştirmiştir? Azerbaycan’la birleştirebilmek için. Ama Azerbaycan’ı işgal etmiş olan o dönemin Sovyetleri, bunu hisseder ve 1932’de Kiril Alfabesini dört varyantıyla, dört ayrı kullanım şekliyle Azerbaycan’a uygular ve böylece Atatürk’ün bu büyük projesinin önüne geçer. Bunu da, Alfabe İnkılabını anlatırken mutlaka bu ayrıntıyı, Atatürk’ün bu büyük dehasını da göz önünde bulundurmak gerekir.

1932 Türk Dil Kurumunun kurulması ve 1982 de kapatılması. Arkadaşlar, 1932’de Türk Dili Tetkik Cemiyeti, Türk dilinin güzelliklerini bulmak, geliştirmek ve yaygınlaştırmak için kurulmuştur. Amaç maddesi budur. 1936’da Türk Dil Kurumu hâlinde ismi değiştirilmiştir ve yönetiminin başına Millî Eğitim Bakanlığı getirilmiştir. Millî Eğitim Bakanı, Türk Dil Kurumunun tabii başkanıdır yani devletin şemsiyesi altındadır. Atatürk sağdır o zaman ve o zamanki kurultayda “Bu iki kardeş kurumun en yakın gelecekte birer akademi olmasını gönül arzu ediyor.” dediğini, o kurultayın öncesinde söylemiştir, Meclis açılmasında.

İlk büyük köklü değişme 1949 senesinde olmuştur Türk Dil Kurumunda ve devrimci nitelikte olduğu yazılmıştır 1949’da. 51’de bu daha da kökleştirilmiştir ve şöyle getirilmiştir, onu size aynen vermek isterim: Türk dilinin zenginliğini ve güzelliğini meydana çıkarmak ve dünya dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek amacına “devrimci” kelimesi eklenir. 1951’de bu “devrim” kelimesi “dilin devrimci bir anlayışla ele alınması” şeklinde değiştirilir. Yani Atatürk’ün vefatından sonra, 1949’da ve 1951’de Türk Dil Kurumu, zaten Atatürk’ün kurduğu kurum olmaktan çıkarılmıştır. Ne yapılmıştır 1982’de? Atatürk’ün 1932 senesindeki tüzük aynen getirilmiştir, bir devlet şemsiyesine alınmıştır tıpkı kurulduğu zamandaki gibi. Doğrudur. Bir de çalışmalarına bakacak olursak… Oraya girmiyorum, merak edenler Türk Dil Kurumunun 1932 ile 2007 tarihi arasındaki çalışmalarına şöyle bir baksınlar; çalışmaların muhtevası nasıl değişmiştir, çalışmaların geniş alanlara yaygınlaşması nasıl sağlanmıştır, bunu buradan anlatmak Meclisin gündemini yersiz işgal olduğu için üzerinde durmayacağım.

Ayrıca, yine “kaybolacak diller” dedi Sayın Engin Altay “21’inci yüzyılda dillerin yüzde 50’si kaybolacak.” Size buradan kesinlikle söylüyorum, üç bininci yıla kalacak olan dört Avrupa dilinden biri Türkçedir. Üç bininci yıla… (AK Parti ve MHP sıralarından alkışlar) Üç bininci…

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – O da öyle dedi.

NECAT BİRİNCİ (Devamla) – Hayır, “21’inci yüzyıl” dedi.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Öyle dedi, öyle dedi.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Öyle dedi, kalacağını söyledi.

NECAT BİRİNCİ (Devamla) – O zaman tashih ediyorum. Kaybolmayacak, dört Avrupa dilinden…

Notumu yanlış aldım, özür dilerim kendisinden, teşekkür ederim ikazınıza.

Türk dili köklü bir dildir, sağlam bir dildir, öyle küçük alaboralarla devrilecek bir yapıda değildir, yani kaybolacak bir eser değil. Yabancı diller gelir gider.

Arkadaşlar, 100 temel eser -rahatlıkla ve inanarak söylüyorum ki- cumhuriyet dönemi millî eğitiminin en isabetli, en sağlam, en yerinde projelerinden birisidir.

MUHARREM VARLI (Adana) – Bu konuşmaya yakışmadı şimdi.

NECAT BİRİNCİ (Devamla) – Lütfen dinleyiniz, laf atmayınız. Mecliste beşinci ayımı doldurdum, hiç laf atmadım. Dinleyiniz, sonra dışarıda konuşalım.

Arkadaşlar, Türk gençlerinin en önemli problemlerinden birisi, ortak olarak bir kitabı hep birlikte okumamalarıdır. Fransa’ya gidiniz, tıp fakültelerinde, hukuk fakültelerinde, teknik fakültelerde Victor Hugo’yu okurlar, hepsi Victor Hugo’yu bilir. Bizim öyle bir kitabımız yok ve “Dilimiz, işte, zayıflıyor.” dedik. Ne yapacağız? 37 bilim adamını, kültür adamını ve gazeteciyi, bunları, Türkiye’nin çok popüler -İlber Ortaylı’dan başlayın- dönemin en önemli, bugünün en önemli popüler bilim adamlarını bir araya getirdik.

Çeşitli toplantılardan sonra ortak bir liste meydana getirildi. Bu listede ortaöğretim için 100 temel eser belirlendi. Aynı şeyi çocuk edebiyatı üzerinde çalışanlar için, ki basında da… Kendilerinin, yaşayan edebiyatçıların girmediği ve kendileri de çocuk edebiyatı ürünleri yazdığı için bize küsen arkadaşlarımız oldu, darıldılar. Onların kitapları girmedi diye projeyi yarıda bıraktılar, biz onu yine tamamladık. Yaşayan sanatkârlarımızın listeye girmemesinin sebepleri ayrıca anlatılabilir ve orada da -çok önemli- haklıydık. 

Şimdi, Sayın Altay’ın tenkit ettiği, bakınız, türkülerimiz, mânilerimiz, ninnilerimiz, masallarımız, tekerlemelerimiz, atasözlerimiz, deyimlerimiz. Tabii, büyük bir rant var burada. Liste verilince bütün yayınevleri kendilerine göre eserler yayınladılar ve üzerlerine “Millî Eğitim Bakanlığının tavsiye ettiği yüz temel eser serisindendir.” diye damga bastılar. Biz bunları mahkemeye verdik, mahkûm olanlar var, kitaplar toplatıldı. Ama, Millî Eğitim Bakanlığı… “Niçin Millî Eğitim Bakanlığını savunuyorsunuz?” derseniz, ben o dönemde Müsteşardım ve projede önemli yerim var. Sayın Bakan da burada, beraber çalıştık.

Şimdi, bunlar, ümit ediyorum ki nisan ayına kadar çıkacak. Yani, Bakanlık bunları sipariş etti uzmanlarına. Divan şiirimiz filanca profesörümüze, halk şiirimiz filanca profesörümüze, masallarımız filanca hocamıza sipariş edildi ve o zaman Millî Eğitim Bakanlığının bizzat bastığı ve dağıttı kitaplar olunca, sizler söylediklerinizde böyle şeyler görürseniz yerden göğe kadar haklı olacaksınız, beraber o zaman söyleriz. Ama, şimdi, korsan basılan bir kitap… Hatta, birisine telefon ettim: “Ya Necat Bey, benim bunlarla ilgim yok, ben Che Guevara’yla başladım zaten. Ama, iyi para getiriyor diye ‘Şunu da basalım.’ dediler bana. Benim yoksa, Millî Eğitim Bakanlığıyla filan ne ilgim var?” Adam, Che Guevara’yla… Che Guevara’yı desteklemek için bizim bu kitabı korsan olarak bastı, onu toplattık. Buradan da bir Sayın Milletvekili onu Sayın Bakana ve şeye gösterdi. Bunlar haksızlık. Dil adına yapılan çok güzel şeyler…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Realite var Sayın Müsteşar, realite…

NECAT BİRİNCİ (Devamla) – Size bakıyorum, siz söylüyorsunuz. Geçen sene ben oradayken de söylemiştiniz bana. Evet.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Doğru bunlar.

NECAT BİRİNCİ (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar, ben aşağı yukarı bütün zamanımı bu şeye… Ben söylemeyeceğim onu. Ne söylenir buna? Güzel bir atasözü var.

Sayın Akkuş’un “yakamoz” kelimesi… Ne kadar güzel bir yerden getirdi. Eğer, biz “yakamoz”u Türkçeden atarsak, Türkçe değil diye atarsak, Sait Faik’i atarsınız efendiler. Nasıl atarsınız? Böyle şey olur mu?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Kim söyledi onu Hocam ya?

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Kimse öyle bir şey söylemedi.

NESRİN BAYTOK (Ankara) – Kim söyledi?

NECAT BİRİNCİ (Devamla) – Akkuş diye söyledim. Sayın Engin, sizin defterinizi şey yaptık. Şimdi, Sayın Akkuş, Sayın MHP milletvekili…

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Sayın Hocam, ben de “atalım” demedim.

NECAT BİRİNCİ (Devamla) – Siz “atalım” demediniz. “Atalım deniyor” deniyor. “Birinci seçildi” diyorsunuz. Gerçekten, ama, Türkçe adına birinci seçildi. Rumca değil, Türkçe. Bunu atamazsınız. Sait Faik’i bütünüyle atarsınız. Böyle şey olur mu?

Değerli dostlar, notlarım burada. Bir projeden bahsedeceğim. Bu dil, 20’nci yüzyılın başında Fuad Köseraif isimli bir dilci tarafından tasfiyecilik Türkiye’nin gündemine getirilmiştir. 1936’dan sonra bu, Atatürk’e rağmen körüklenmiştir ve 1940 yılında bir proje vardır Nurullah Ataç’ın ve şöyledir, proje şudur: “Avrupa’yı Avrupa yapan Latince ve Yunancadır. Biz liselerimize Fransızca, Almanca, İngilizce boşuna okutuyoruz ve boşuna öğretiyoruz. Mademki Avrupa’yı Avrupa yapan Yunanca ve Latincedir, liselerimize Yunanca ve Latince zorunlu olarak konmalıdır.” Proje budur. İki: “Arapça ve Farsçadan ve Doğu dillerinden ne kadar kelime gelmişse, hepsi atılmalıdır.”

Bunlar başarılı olmaz. 1940-1942 senesi arasında iki sene, üç sene Latince resmî dil olarak okullarımıza girer. Netice: Olmaz, olamaz. Tenkit de edilir. Öyleyse, mademki biz Latinceyi ve Yunancayı bu milletin ana dili hâline getiremiyoruz ve mademki biz 1940’dan önce Arapça ve Farsçadan gelen ve doğu dillerinden gelen bütün kelimeleri atamıyoruz, öyleyse öyle bir dil meydana getirebilmeliyiz ki, bu milletin nesilleri, tarihinden, kültüründen, medeniyetinden ve bütün geçmişinden kopsun.

Bu doktora tezi –ismini veririm- Nurullah Ataç’ın dil yazıları üzerinde yaptırdığım, bizzat yönettiğim bir doktora tezinin, Nurullah Ataç’ın bu dil anlayışı etrafında söylediklerimin özetidir.

Yani, değerli dostlar, sevgili milletvekilleri; Türkiye, bir kültür bunalımının içinden geliyor. Şükür ki bugün bu risk kalkmıştır, ama yeni bir tehlike gelmiştir. Artık doğudan bir geliş yok, batıdan tehlike geliyor. Burada Nurullah Ataç sanki haklıymış gibi. Latinceden gelse belki olmazdı, ama Latinceden neşet edecekti, o kelimeler doğacaktı.

“Neşet edecekti” kelimesini nasıl atarsınız? Çünkü benim ilk önce dilime gelen o.

Arkadaşlar, bütün dil bilimcilerin dünyada üzerinde anlaştıkları bir tavır vardır. Bir kelime, bir milletin günlük hayatında ve kültür hayatında yüzde 40 kullanma payı buluyorsa kendisine, o kelime, o milletin dilinindir, kendi kelime dağarcığıdır, onu atmak o milletin kültürünü zayıflatmaktır. Bunu ben söylemiyorum, bütün dünyanın modern dil bilimcileri söylüyor.

Şimdi, değerli dostlar, Türkçe, bakınız nereden geliyor. Bunu ben bir arkadaşım söyler zannediyorum, çünkü çok kitaplara da girmiştir Türkçe dilin önemi. Konfüçyüs’e soruyorlar: “Bir memleketi idare etmek durumunda kalsaydınız, ilk önce ne yapardınız?” İşte bizde yapılan. “Konfüçyüs şöyle cevap veriyor: “Dili düzenlerdim. Dil düzgün olmazsa söylenilen söz demek istenilen değildir. Söylenilen söz demek istenilen değilse yapılması gereken yapılmaz. Gereken yapılmazsa ahlak ve sanat yozlaşır. Ahlak ve sanat yozlaşırsa adalet yolunu şaşırır. Adalet yolunu şaşırırsa insanlar güçsüz ve şaşkınlık içinde aylak kalırlar. Onun için, söylenilen sözü doğru söylemeli. Bu her şeyden mühimdir.” Yani, milletin karakterini bozmak için önce dilini bozacaksınız. Dilini bozduktan sonra onu rahatlıkla istediğiniz şekle getirebilirsiniz.

Şimdi bu noktada -tabii, ben şiiri de sevdiğim için ama- dilin felsefesinden bahsetmek gerekir. Yoksa “Şu kelime şöyle oldu, şu kelimeyi Orta Çağda böyle kullandık, Yeni Çağda şöyle gelmiştir.” Bunlar tenkidin en uç tabakasıdır. Tenkit, biliyorsunuz, üç yöndedir, fikir gelişmesi:

1) Teoriyle konuşursunuz,

2) Olaylarla konuşursunuz,

3) Şahıs isimleriyle ve örneklerle konuşursunuz.

Yahya Kemal’in bir şiiri var. Hep onu tahlilciler “aşk şiiri” olarak incelerler. Ben, dil ve Türkçe, Türkçe ve insan şiiri olarak, Türkçe ve Türklük olarak işliyorum. Şöyle diyor:

“Rüya gibi bir akşamı seyretmeye geldin

Çok benzediğin memleketin her tepesinde.

Baktım: Konuşurken daha bir kerre güzeldin,

İstanbul’u duydum daha bir kerre sesinde.”

Şimdi, arkadaşlar, bu, bir kadına söylenen, kadını kaldırın, bir insana, bir Türk’e söylenen söz.

“Rüya gibi bir akşamı seyretmeye geldin

Çok benzediğin memleketin her tepesinde.”

Ne oluyor? Vatan ve insan özdeşleşiyor, coğrafya insanla özdeşleşiyor. Siz o kadar güzel kır saçlıysanız, Uludağ’ın dağından, karından aldınız kır saçınızı. Sizin gözleriniz o kadar güzelse Boğaz’ın suyundan aldınız. Erzurum dadaşı eğer yere sağlam basıyorsa Palandöken’den aldı. İzmir’in zeybeği diz vuruşunu İzmir’in toprağından aldı. Yahya Kemal bunu söylüyor.

“Baktım: Konuşurken daha bir kerre güzeldin.” Dikkat edin: Konuşan insanın güzelliği. Albert Camus diyor ki: “Dünyanın en tahammül edilmez şeyi konuşan kadındır.” Ben söylemiyorum, Albert Camus söylüyor, okuduğumuz. Yahya Kemal öyle söylemiyor. “Baktım: Konuşurken daha bir kerre güzeldin.” diyor ve ne diyor: “İstanbul’u duydum daha bir kerre sesinde.” Dil ve vatan…

Değerli dostlar, Türkçe vatandır. Vatanın zenginliği, vatanın güzelliği, vatanın aşkı, vatanın çiçeği Türkçede vardır ve yine, belki yanlış okurum diye, Yahya Kemal’den yine bir örnek daha, Millî Mücadele’den size bir örnek okuyorum, dil ve vatan arasındaki ilişki için.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECAT BİRİNCİ (Devamla) – Bir dakika bana yetecek Sayın Başkanım.

BAŞKAN – İki dakika vereceğim Sayın Birinci, buyurun.

NECAT BİRİNCİ (Devamla) – Teşekkür ederim.

Yıl 1920… Ortada vatan coğrafyası diye bir şey yok. Sınırlar parçalanmış. Yunanlılar, Bursa’yı almış, Eskişehir’den geçmiş, Sakarya sınırlarına dayanmış. İtalyanlar, Konya’nın Akdeniz taraflarına bakanlar… İşte Antep’in destanı, Doğu Anadolu ve İngilizler Batum’u… İstanbul işgal edilmiş.

Yahya Kemal bir yazı yazıyor, şöyle diyor: “Bizi ezelden ebede kadar bir millet hâlinde koruyan, birbirimize bağlayan bu Türkçedir -Silah alalım, düşmanla savaşalım demiyor, tabii, o yapılıyor- bu bağ öyle metin bir bağdır ki, vatanın hudutları koptuğu zaman bile kopmaz, hudutlar aşırı yine bizi birbirimize bağlı tutar. Türkçenin çekilmediği yer vatandır, çekildiği yerler vatan olmaktan o zaman çıkar.”

İşte, arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde Türkçenin çekilmediği her zerre vatandır… (AK Parti ve MHP sıralarından alkışlar) …ve onu vatan yapan Türkçedir, Yahya Kemal’in dilidir, “annemin sütü ağzımda” dediği dildir.

O der de Faruk Nafiz geri mi durur? Bakınız, Faruk Nafiz de ne diyor onun için:

“Hangi sözlerde ninem gönlünü açmışsa bana

Ben o sözlerle gönül vermedeyim sevdiğime.”

Oğuz Kaan’dan bugün çıkan dergideki şairin şiirine kadar, işte, o sözlerle birbirimize seslenmek, Türklüğü ve Türkçeyi, bu milleti ebediyete taşıyacak en önemli aracımızdır. Türkçe hepimize kutlu olsun. Onun geliştirilmesi için yapılacak olan her çalışma mübarektir, Meclisin bu çalışması da hayırlara vesile olacak diyor, geçmiş Kurban Bayramı’nızı, gelecek yılbaşınızı tebrik ediyor, hepinize saygılar ve sevgiler sunuyorum. (AK Parti ve MHP sıralarından alkışlar.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Birinci.

Önerge sahipleri adına, Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün.

Sayın Akgün, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MEVLÜT AKGÜN (Karaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dil, insanlar arasında iletişimi sağlayan bir araç, kendi kanunları içinde yaşayan ve gelişen canlı bir varlık, milletleri birleştiren, koruyan ve onun ortak malı olan sosyal bir kurumdur. İnsanı diğer varlıklardan ayıran ve onlardan üstün kılan en önemli vasfı dilidir. Bir milletin fikirlerini, hayallerini, duygularını, daha geniş manasıyla ruhunu ve hayatını dil taşır. Bu anlamda, milletleri millet yapan unsurların başında dil gelmektedir. Tarihte büyük medeniyetler kurmuş birçok millet, tarih sahnesinden savaşlarla değil dillerini kaybederek silinmişlerdir. Anadolu’da önemli bir medeniyet olan Hititler ve İslamiyet’ten önce batıya gelmiş olan Oğuzlar, Peçenekler ve Bulgarlar, dilleriyle beraber Türklüklerini de kaybetmişlerdir.

Bu bakımdan, bir toplumun maddi ve manevi kalkınması, kullandığı ana diline sıkı sıkıya bağlıdır. Zengin ve gelişmiş bir dil olmazsa, derin düşünce ve bilim yeterince yapılamaz. Yaratıcı düşünce ise ancak ana dille olabilir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yahya Kemal’in deyimiyle, ağzımızda anamızın ak sütü kadar helal olan Türkçemiz, bugün yeryüzünün en eski ve en geniş coğrafya parçasında konuşulan gelişmiş, zengin bir kültür, bilim ve sanat dilidir. Bizim millî kimliğimiz olan Türkçe, sadece Anadolu’da, Balkanlarda, Türkistan’da ve Sibirya’da değil, çalışmak amacıyla Avrupa’ya, Amerika’ya, Avustralya’ya ve dünyanın diğer ülkelerine giden vatandaşlarımız sayesinde dünyanın dört bucağında konuşulur bir dil hâline gelmiştir. UNESCO, 1980’lerin ortasında hazırladığı bir raporda Türk dilini ve lehçelerini bir bütün kabul ederek Türkçeyi dünyanın 5’inci büyük dili olarak açıklamıştır. Türk dilinin çeşitli kollarını konuşan bugün 200 milyonu aşkın insan bulunduğu sanılmaktadır.

Anadolu’da yaşayan Türkçenin söz varlığı bugün 110 bine ulaşmıştır. Bana göre, Türkçeleşmiş kelimeler, Türkçeleşmiş sözcükler aynı zamanda Türkçedir. Örneğin “defter”, “kitap”, “kâğıt”, “meclis”, “devlet”, “millet”, “cumhuriyet”, “halk”, “parti”, “kravat”, “pantolon”, “saat”, “rozet”, “duvar”, “tavan”, “taban”, “elektrik” gibi kelimelerin hiçbirisinin aslı Türkçe olmamasına rağmen Türkçeye sonradan girmiş, fakat, Türkçeleşmiş kelimelerdir.

Türk Dil Kurumunun 1945’te çıkardığı birinci baskı Türkçe sözlükteki kelime ve sözcük miktarı sadece 32 bindir. Kendi kültür ve medeniyetimizin aracı olan dilimizde cumhuriyetin ilk dönemlerinde arılaştırma adına birçok Türkçeleşmiş kelime, “Arapçadır”, “Farçasıdır” gerekçesiyle maalesef dilimizden atılmıştır. Ama, şimdi, bugün geldiğimiz noktada yaşayan, konuşulan dil bizim olduğu için, bugün Türk Dil Kurumunun da kabul ettiği 110 bin kelimelik bir dil hâline gelmiştir. Yani, Türkçe, bugün asli hüviyetine kavuşmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün dilimize verdiği önem gerçekten çok büyüktür. Atatürk “İstiklalini ve bağımsızlığı korumasını bilen Türk milleti dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmasını bilecektir.” demek suretiyle, Türkçeyi yabancı dillerin etkisinden kurtarmak ve bir dünya dili hâline getirmek için büyük mücadele vermiştir. Ancak, Atatürk’ten sonra dilde yapılan sadeleştirmenin hududunun iyi çizilememesi, dilimizin iyi öğretilememesi ve dil bilincinin geliştirilememesi Türkçemizde bir yozlaşma ve yabancılaşmaya neden olmuştur. Bugün dilimizin iyi konuşulamadığı ve yazılamadığı herkesin kabul ettiği bir gerçektir.

Dilimizle ilgili bir diğer sıkıntı da Batı ile siyasi ve ekonomik ilişkilerin gelişmesine bağlı olarak yabancı dil öğrenme düşüncesinin, zamanla yabancı dille eğitime dönüşerek yaygınlaşmasıdır. Hâlbuki Oktay Sinanoğlu’nun deyimiyle “Eğitim dilinin Türkçeden yabancı dile kaydırılması kültürel soykırımdır. Zira, dil olmazsa kültür olmaz. Kültür olmazsa kimlik olmaz.”

Bugün konuşmalarımızda “konsensüs”, “poşet”, “star”, “şov”, “transformasyon” gibi pek çok kelimeyi Türkçelerinin yerine kullanıyor, günlük konuşmalarımızda “evet”lerin yerini “yes”ler ve “okey”ler alıyorsa, vedalaşmalarımızı maalesef “bye bye”larla yapıyorsak dildeki yozlaşma açıkça görülmektedir. Son zamanlarda “eskici”, “derici”, “paşa”, “neşe” gibi Türkçe kelimeleri “eskidji”, “derijci”, “neshe”, “pasha” gibi yabancı imla kurallarına göre yazıp, okuyarak, maalesef alfabemizin bozulmasına da sebep olmaktayız.

Diğer yandan, BBC (Be Be Ce)’ye “Bi Bi Si”, NTV (Ne Te Ve)’ye “En Ti Vi” demek suretiyle telaffuz yanlışlıklarına da sebep olmaktayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dilimize yabancı sözlerin girişi özentiyle birlikte son yıllarda giderek artmıştır. Türkçesi varken yabancı kaynakları, sözleri kullanmak bize göre özentiden başka bir şey değildir. “Divan Oteli” demek varken “Hotel Divan”, “Marmara Oteli” demek varken “The Marmara”, “Kule Site” varken “ Kule City” demek Türkçenin söz dizimi özelliklerini maalesef zorlamaktadır.

Bir de, son dönemde çeviri yoluyla anlatım türü ortaya çıktı. Sözler Türkçe ama anlatım kalıbı yabancı kaynaklı. Mesela “çay içmek, kahve içmek” yerine “çay almak, kahve almak” gibi yanlış kullanışlar. Bunlar sadece birkaç örnektir. Türkçenin yapısına ve mantığına aykırı bu yanlışlardan kurtulmamız gerekir.

Son yıllarda Batı dillerinden, özellikle İngilizceden bir söz akımı olduğu gerçektir. Sözlerin bir bölümü teknolojiyle birlikte gelmiştir. “Disket, faks, kamera, printer, radyo, televizyon, video, walkman” gibi. Dilimizin doğal gelişmesi içerisinde bunların birçoğuna karşılık bulunabilirdi. Mesela “buzdolabı, derin dondurucu, bilgisayar”da olduğu gibi. En son “mortgage” diye tabir edilen “tutulusat” ülkemize gelmeden aslında bunun adı konup ülkemizde, dilimizde yerleşmesi sağlanabilirdi.

Günlük hayatta maalesef yabancı dil kullanmak bir özenti hâline getirilmiştir. Pazarda, radyoda, televizyonda, basında, okulda, sporda, kısaca her yerde yabancı kaynaklı sözler bilinçsizce kullanım alanımıza girmiştir. Bugün, büyük şehirlerden Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar yabancı kelimelerden oluşan tabelalar, reklamlar, ürün adları, markalar, dildeki yozlaşmanın nerelere vardığının en önemli kanıtıdır.

Değerli arkadaşlarım, bu yozlaşmanın ve yanlış kullanımın önüne geçmenin önemli yollarından bir tanesi, öncelikle toplumda Türkçe bilincinin uyandırılmasıdır. Ayrıca, yabancı dille eğitimin mutlaka ortadan kaldırılması gerekir. İlköğretim çağından başlamak üzere öğrencilere Türk dilinin güzelliklerinin anlatılması, doğru ve güzel Türkçe kullanımının özendirilmesi, yine bir devlet politikası olarak Türkçe kullanımının yaygınlaştırılması gerekir.

Bu çalışma öyle bir seviyeye gelmeli ki, Türkçeyi doğru, güzel kullanmak bir ayrıcalık olarak algılanmalıdır. Ana dilimiz konusunda toplumda geniş bir duyarlılık oluşturulmalıdır. Yapılacak bazı yasal düzenlemelerle bu toplumsal duyarlılığın altyapısı oluşturulmalıdır.

Sayın Başkan, değerli  milletvekilleri; dilimizi bekleyen asıl tehlikeye gelince: 3’üncü binyılın henüz başlarındayız. İnsanlığı yeni binyılda nelerin beklediği, geleceğin dünyasının nasıl olacağı, bilimde, iletişimde, hangi noktalara ulaşılacağı gibi çeşitli konularda bilim adamları birtakım öngörülerde bulunmaktadır. Bu öngörülerden biri, yeryüzündeki dillerle ilgilidir. Yeni binyılın daha başlarında yeryüzündeki pek çok dilin yok olacağı öngörülmektedir. Bir dilin yok olması demek bir kültürün, bir medeniyetin ve bir ulusun yok olması demektir. Dili, yeryüzünden silinmiş bir milletin, varlığının da silinmiş olacağı bir gerçektir. Türk milleti olarak dilimize sahip çıkmak durumundayız. Türkçeye sahip çıkmak, deyim yerindeyse, en büyük vatanseverliktir. Türkçe bizim adımızdır, soyadımızdır, türkümüzdür, şarkımızdır; Türkçe bizim ses bayrağımızdır. Bir şair “Güzel dil Türkçe bize / Başka dil gece bize / İstanbul konuşması / En saf, en ince bize.” der.

Değerli arkadaşlarım, konuşmamın son kısmında, Karaman Milletvekili olarak, Karamanoğlu Mehmet Bey’den ve Karaman’dan bahsetmemek bir eksiklik olur diye düşünüyorum. Anadolu’da Türk birliğinin ve dil birliğinin dağılma tehlikesi içinde bulunduğu bir yüzyılda, 1277 tarihinde, Karamanoğlu Mehmet Bey, Türkçeyi yeniden devlet dili ilan etmek suretiyle ünlü fermanını yayınlamıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akgün, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

MEVLÜT AKGÜN (Devamla) – Saray dilinin Arapça, edebiyat dilinin de Farsça olduğu bir dönemde Mehmet Bey “Şimden girü hiç kimesne kapuda ve dîvânda ve mecâlis ve seyrânda Türkî dilinden gayri dil söylemeye” diyerek, Türkçenin sınırları ve çağları aşan mesajını tekrar etmiştir. Fermanın yayınlandığı 13 Mayıs günü, Karaman ilimizde, her yıl, Türk Dil Bayramı etkinlikleri olarak kutlanmaktadır. Dünya çapında dil bilimcilerinin katıldığı etkinliklerde, Türkçeye hizmet eden sanatçı, yazar, devlet adamı ve benzeri sahalarda ödüller verilmektedir. Karaman ilimiz, Türkçe konusundaki bu üstün gayretiyle, kendini, Türk dilinin başkenti olarak ilan etmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 22’nci Dönem, Türkçe konusunda bir komisyon kurulmuştu. O komisyonun da üyesi olarak görev yapmıştım. Maalesef, erken seçim kararının alınması sebebiyle komisyon, çalışmalarını tamamlayamamıştı. O komisyonda anlatılan bir hatırayı size anlatmak suretiyle konuşmama son vermek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akgün, hatıralara başlarsak, biter mi dersiniz.

Buyurun.

MEVLÜT AKGÜN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, Devlet Bakanımız Sayın Kürşad Tüzmen, Çin’e gittiği zaman, Çin Başbakanına fındık ikram etmek ister ve fındığı tanıtmak ister. Çin’e de Türkiye’nin fındık ihraç etmek istediğini bildirir. Çin Devlet Başkanı yanına hemen Çince konusunda uzman bir bilim adamını çağırır, fındığa önce Çince bir isim verilir, daha sonra Çin topraklarına kabul edilir. Bizden başlamak suretiyle, bütün devlet adamlarının aynı duyarlılığı göstermesinin zaruri olduğunu düşünüyorum.

Bu düşüncelerimle araştırma önergesinin kabul edilmesi dileğiyle, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akgün.

Önerge sahipleri adına Samsun Milletvekili Suat Kılıç. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Kılıç.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekilleri; Türkçedeki bozulma ve yabancılaşmanın araştırılarak Türk dilinin korunması ve geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önerge üzerinde imza sahipleri adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce heyetinizi en kalbî saygılarımla selamlıyorum.

Çok saygıdeğer milletvekilleri, yaklaşık iki saatten bu yana, Millî Eğitim Bakanımız Sayın Hüseyin Çelik Bey’in konuşmalarıyla başlayan bir sürecin içerisindeyiz. Sadece burada yapılan konuşmalardan ibaret olarak bile algılanacak olsa Türkçenin düzgün ve etkili konuşulmasının, Türkçeye önem ve değer verilmesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde bu kadar süreyle ele alınmış olmasını bile, Türkçemiz adına önemli bir kazanım olarak değerlendiriyorum. Zira, dil, bir milletin millet olabilmesinin en önemli etkenlerinden bir tanesi. Bir ailenin aile olarak bir arada yaşayabilmesinin en öncelikli şartının aynı aile içinde aynı dilin konuşulması olduğunu ön kabul olarak benimsediğimiz takdirde, bir milletin millet olarak varlık kazanabilmesi için de Edirne’sinden Diyarbakır’ına, Samsun’undan Antalya’sına aynı dilin sadece aynı kelimelerle değil aynı anlam birlikteliği içerisinde konuşulmasının çok önemli bir değer ifade ettiğine dikkat çekmek gerektiği kanısındayım. Bu çerçeveden bakıldığında, dilin yozlaşması ve yabancılaşması da aynı şekilde milletin millet olarak varlığını korumasına yönelik önemli bir tehdit hâline zaman içinde dönüşebilecektir. Zira, ortak bir kültür varlığının yaşatılabilmesi, ortak bir dil varlığının mutlaka yaşatılması ön koşuluna bağlıdır. Ana dili olarak vurguladığımız dil Türkiye toprakları üzerinde Türkçedir ve benden önceki konuşmacıların ifade ettikleri gibi, bir toprak üzerinde bir dil varlığını ne ölçüde koruyabiliyorsa, o topraklar, üzerinde yaşayan millet için o ölçüde vatan olarak varlığını korumaya devam edecektir.

Dilini koruyamayan, dilini zenginleştiremeyen, dilini konuşma diliyle güncelleştiremeyen ve ortak dil algısını milletin bütün hücrelerinde aynı şekilde hissettiremeyen milletlerin, maalesef, zaman içinde dilde başlayan yozlaşmayı kültürde baş gösteren yozlaşmayla idrak ettikleri kaçınılmaz bir vakıadır.

Türk dili olarak vurgu yaptığımız Türkçe, yakın bir zaman diliminin değil, dil bilimcilere göre beş bin yıllık tarih geçmişinin eseri olan bir dildir ve yazı dili olarak da bin üç yüz yıldan bu yana aktif bir yazı dili olarak kullanılmaktadır. Orhun Kitabeleri, Türkçe dilinin en nezih, en özlü, en vurgulu yazılı kayıtlarının başında gelen eserler olarak bilinmektedir.

Çok saygıdeğer milletvekilleri, bugün tartışmakta olduğumuz birden fazla araştırma önergesinin amacı Türk dilini, kökeni Türkçe olmayan bütün sözcüklerden katı bir yaklaşımla arındırmak olarak algılanmamalıdır. Aslına bakılırsa Türkçeyi, kökeni Türkçe olmayan bütün sözcüklerden arındırma girişiminin gerçekçi bir yanının olmadığı da çok aşikârdır.

1910’lu yıllarda Ömer Seyfettin ve arkadaşlarının Selanik’te başlatmış oldukları “Genç Kalemler” hareketinin Türkçeye yönelik vurgularına geriye dönük bakışla göz attığımız zaman, ne kadar gerçekçi ve ne kadar doğru bir yaklaşımın tam bir yüzyıl öncesinden ortaya konduğu gerçeğini idrak edebileceğimizi düşünüyorum. Ömer Seyfettin ve arkadaşları –bir örnek üzerinden ifade etmek istiyorum bunu- kökeni Arapça bir kelime olan “kitap” sözcüğünü, çoğulu olan “kütüp” olarak kullanmak yerine “kitaplar” şeklinde Türkçeleştirmeyi tercih etmişlerdir. Dolayısıyla, bugün belli noktalarda devam ettirilmekte olan, her kökeni Türkçe olmayan sözcüğün yerine bir sözcük türetme girişimlerinin çok gerçekçi ve çok kabul edilebilir olmadığı kanaatini ifade etmek istiyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, 1851-1914 yılları arasında yaşayan büyük gazeteci ve fikir adamı Gaspıralı İsmail’in özdeyiş hâlinde artık nesilden nesile aktarılan bir sözünü burada hatırlatmak istiyorum. Türk dünyasına yaptığı en önemli çağrılardan bir tanesi; ki, ifade ettiği çağda, Türk dünyası bütün cephelerde parçalanmayla karşı karşıya, sadece Türk dili değil, Türk vatanı, bayrağı, özgürlüğü her anlamda risk altında olduğu bir dönemde yaptığı çağrı şudur: “Dilde birlik, fikirde birlik, işte birlik.” Bu çağrı bugüne uyarlandığı zaman şunu ifade edebiliyorum çok rahatlıkla: Yüzyıl öncesinde seslendirilen “dilde birlik, fikirde birlik, işte birlik” çağrısı, bugün aynıyla sahip çıkılması, seslendirilmesi ve kuvvetle desteklenmesi gereken bir mesajdır. Dilde birlik olmadığı takdirde fikirde birliğin sağlam bir zemine oturtulabilmesi mümkün değil. İşte birliğin de sağlıklı bir koşulda sürdürülebilmesi, sağlıklı koşullarda yürütülebilmesi yine aynı şekilde mümkün değil.

Çok saygıdeğer milletvekilleri, zengin Türkçe dilimizin, başka dillerden intikal eden kelimelerin baskısı ve tehdidi altında yozlaşmaya maruz kaldığı bir gerçektir. Ancak, bu yozlaşma tehdidinin daha ziyade günümüz diline yabancı dillerden intikal eden ve Türkçe ile başka dillerin bir arada kullanılmasıyla ortaya çıkan yozlaşma şeklinde algılanması gerektiğini düşünüyorum. Söz gelimi, Türkiye’nin pek çok kasabasında, pek çok beldesinde, bırakın turistleri, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının bile çok seyrek uğradığı pek çok beldemizin girişinde “Welcome” çıkışında “Good-bye” ifadelerini görebilmek mümkün. “Hoş geldiniz” “Güle güle”nin yerini sanki bu beldeye ya da bu bölgeye Avrupa’dan, Amerika’dan, İngiltere’den turist akını olacakmış gibi yaklaşımlarla bu kabil ifadelerin çok fazla günlük lisanın içerisine katılmaması gerektiği ortak kanaatimizdir. Ancak, başka dillerden dilimize intikal eden bütün kelimeler konusunda aynı yaklaşımın ortaya konması, bırakın birkaç yüzyıl önceki tarih, kültür ve edebiyat mirasımızı, otuz yıl, kırk yıl öncesini bile, maalesef, anlaşılmaz kılacak birtakım hataların içerisine hepimizi sürükleyebilecektir.

Nutuk, Atatürk’ün eşsiz eseridir ve yine Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi sadece bugün değil, belki yüzyıllar sonrasında bile heyecanlarımızı kışkırtacak, edebî incelikte, kısa ama kuvvetli bir metindir. Fakat, gerek Nutku gerekse Gençliğe Hitabeyi günümüz Türkçesiyle sadeleştirmek gibi bir uğraşın içerisine girilecek olması hâlinde, her ikisinin de çok yoğun anlam kaymalarına maruz kalacağı açıktır. İfadelerin cılızlaşacağı, mana bütünlüğünün bozulacağı, ifade edilmek anlamın dışında birtakım daha zayıf anlamlara ulaşılacağı aşikârdır.

“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” Mustafa Kemal Atatürk. Türkiye Büyük Millet Meclisinin duvarında da bu söz var. Sözün orijinali “Hâkimiyet bilâ kaydü şart milletindir.” Söylendiği gün itibarıyla orijinal metin bu: “Hâkimiyet bilâ kaydü şart milletindir.” Elbette ki “Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir.” sözü de gereken manayı karşılıyor, ancak şunu ifade etmeliyim ki, bırakın üniversite öğrencisi olan gençlerimizi, ilköğretimdekileri de bir tarafa bırakıyorum, ortaöğretimi de bir tarafa bırakıyorum, yüksek lisans öğrencilerine bile “Hâkimiyet bilâ kaydü şart milletindir.” sözünden ne anlıyorsunuz sorusu sorulduğu zaman, üzülerek ifade ediyorum ki, pek çoğunun verebileceği bir mana, maalesef yoktur.

Değerli milletvekilleri, ifade etmek istediğim şey şudur: Bugünün Türk gençliği, Atatürk’ün Nutku’nu, Türkiye Büyük Millet Meclisinden okuduğu orijinal metinden anlayabilecek kadar bu dilin seksen yıl öncesine hâkim olmak zorundadır, Mehmet Âkif’in, Asım’ın nesline seslenişini, yazıldığı günün Türkçesiyle okuduğunda anlayabilecek Türkçe birikimine sahip olmalıdır. Aksi takdirde, bizi ve gençliğimizi bekleyen tehlike şudur: Mehmet Âkif’in, Asım’ın nesline seslenişi, eğer bugünkü Türk gençliği tarafından anlaşılamıyorsa, emin olun, bu gençlik…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kılıç, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

SUAT KILIÇ (Devamla) - …aynı yıllarda kaleme alınan İstiklal Marşı’nın on kıtadan oluşan tamamını da anlama konusunda aynı şekilde basiretsizlik içinde kalacaktır ve üzülerek ifade ediyorum, bugünün yedi-sekiz yaşındaki gençleri, belki bir on yıl sonra, İstiklal Marşı’nı, ruhuna, özüne, sözüne, vadettiği manaya, gelecek perspektifine ve işaret ettiği sonsuzluğa müdrik olarak değil, tam aksine, Millî Marşı’nın sözlerini ezberinden mırıldanırcasına, ama manasından kopuk bir yetişme tarzıyla, maalesef, sadece ezberi tekrardan ibaret kalacaktır.

Değerli milletvekilleri, Türk dilinin bugünüyle dünü arasındaki irtibat koparılamaz, koparılmamalıdır. Bunun, bu millete yapılacak, maalesef, en büyük kötülük olduğu ve olacağı kanaatindeyim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kılıç, bugün, Sayın Bakandan kaynaklanan, kaideleri ihlal ettik. Son defa sizin de mikrofonunuzu açıyorum.

Buyurun.

SUAT KILIÇ (Devamla) - Çok saygıdeğer milletvekilleri, gençlerimizin, Türkçeyi, ama düzgün, nezih, anlaşılabilir bir Türkçeyi gençlerimizin konuşabilmesi adına, bu komisyonun çalışmaları kapsamında gayret göstermemiz gerektiğini düşünüyorum.

Çok saygıdeğer milletvekilleri, benzer amaçlarla daha önceki yasama dönemlerinde kurulan komisyonlar maalesef amaçlarına ulaşamadan dağılmak durumunda kaldılar ya da seçim kararıyla çalışmalar yarım kaldı. Ancak bu komisyondan somut neticeler mutlaka çıkarılmalıdır. Gençliğin, kaynak eserleri daha fazla okuması, okuyup düşünmesi, düşünüp anlaması, anlayıp yazması, yazdığını ifadelendirmesi ve bunu sağlam, düzgün, iyi bir Türkçeyle yapması gerektiği kanaatini taşıyorum. Demokrasi kelimesini kökü eski Yunancadır diye reddetmek değil, demokrasinin “demokraasi” diye telaffuzuyla mücadele etmek durumundayız. Ekonomi kelimesini kökü İngilizcede diye reddetmek değil, ekonomi kelimesinin “ekönomi” diye telaffuzunu reddetmek durumundayız. İyi ve nezih bir Türkçenin Türkiye’nin okullarında öğretilmesi adına çok saygıdeğer Millî Eğitim Bakanımızdan istirhamımdır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kılıç, teşekkür ediyorum.

SUAT KILIÇ (Devamla) – En azından Genel Kurula hitap edeyim, tutanaklara geçsin Sayın Başkanım.

Türk dili ve edebiyatı derslerinde ve Türkçe derslerinde Türkçenin telaffuzunun olabildiğince düzgün ve Türkçenin konuşma dili olarak kelimelerin olması gerektiği gibi seslendirilmesine yönelik bir eğitim müfredatının mutlak suretle ilkokullardan başlayarak eğitim sistemimize dâhil edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu talebimi Genel Kurula ve Sayın Bakana arz ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK Parti ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Evet, önerge sahipleri adına Kütahya Milletvekili Alim Işık.

Buyurun Sayın Işık. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakanım, çok değerli milletvekilleri; Türkçenin kullanımı, korunması ve alınması gereken tedbirler konusunda Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna ait 38 milletvekili arkadaşımla birlikte sunduğumuz Meclis araştırması önergesiyle ilgili söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizin geçmiş Kurban Bayramı’nı tekrar kutluyor, yaklaşan 2008 yılının da milletimizin birlik ve beraberliğine, ülkemiz ve insanlık âlemine hayırlara vesile olmasını diliyorum. Ayrıca, ölümünün 34’üncü yıldönümü olan Atatürk’ün değerli silah arkadaşı İsmet İnönü’yü de rahmetle anıyorum. Bu vesileyle, son dönemde Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi tarafından Türkçenin öğretilmesi amacıyla başlatılan sertifika programı nedeniyle, başta Sayın Rektör Profesör Doktor Fevzi Sürmeli olmak üzere, emeği geçen tüm bilim adamlarını bu önemli uygulamalarından dolayı kutluyor, şükranlarımı sunuyorum.

Yine, değişik gruplar adına önerge veren tüm değerli milletvekili arkadaşlarıma da teşekkür ediyorum, böyle bir konuyu gündeme taşımalarından dolayı.

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi, bir toplumun tanımlanmasında en önemli unsur, o toplumun kullandığı dildir. Toplumlar ve ülkeler, genellikle, kullandıkları dil esas alınarak isimlendirilirler. Genelde de Türkçeyi kullanan toplumlar Türk toplumu olarak isimlendirilirler.

Bir vatan toprağı üzerinde yaşayan toplumların ortak tarih ve kültür birikimiyle bir bayrak altında oluşturdukları devletlerin yaşaması da şüphesiz ki kullandıkları dillerin ömrüyle yakından ilişkilidir. Ancak ne yazık ki zaman zaman Sayın Başbakanımız “Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet.” diyor ama özellikle “tek dil” diyemiyor. Bunun, bir unutkanlığın sonucu olduğunu temenni ediyorum. İnşallah bundan sonra bu tekerlemeye “tek dil”i de katar.

Bilindiği gibi, dil veya lisan, insanların düşündüklerini ve hissettiklerini bildirmek için kelimelerle veya işaretlerle yaptıkları anlaşmadır. İnsanlık tarihinin büyük bir bölümü boyunca dillerin dağılımı kesintili ve bölük pörçük olmuş, insan grupları dağıldıkça diller de birbirinden uzaklaşmış ve çoğalmıştır. Bir dili belirgin farklılıklarla konuşan iki insan birbirlerini anlayabiliyorlarsa ayrı lehçeleri, ancak birbirlerini anlayamıyorlarsa ayrı dilleri konuşuyorlar olarak kabul edilirler.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 3’üncü maddesinde yer alan “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.” ifadesinin son zamanlarda yeni anayasa taslağında “Resmî dili Türkçedir.” şeklinde değiştirilmeye çalışılması da Türkçemiz açısından önemli bir eksikliktir, tehlikeli bir girişimdir diye düşünüyorum. Bu konuda hepimizin dikkatli olması gerektiğine inanıyorum.

Altay dilleri içerisinde Türk dil ailesinin Oğuz grubuna mensup lehçesi olan Türkiye Türkçesi, Türkiye Cumhuriyeti, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Makedonya ve Kosova’nın resmî dilidir.

Türkiye Türkçesinin konuşulduğu ülkeler, Türkiye, Bulgaristan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Makedonya, Yunanistan, Kosova, Romanya, Azerbaycan, Suriye ve Irak’tır.

Türkçe konuşan göçmen toplulukların bulunduğu ülkeler ise, bilindiği gibi Almanya, Hollanda, Fransa, Avusturya, Amerika Birleşik Devletleri, Belçika, İsviçre, Birleşik Krallık, Danimarka, İsveç ve Avustralya’dır.

Diğer yandan, ayrıca, sürgündeki Ahıska Türklerinin yaşadığı ülkeler, Kazakistan, Azerbaycan, Rusya Federasyonu, Kırgızistan, Özbekistan ve Ukrayna’dır.

Bu geniş coğrafya dikkate alındığında Türkçenin ne kadar önemli bir dil olduğu da hemen göze çarpmaktadır.

Türkçe, gerçekte oldukça zengin ve işlek bir dildir. Bu gerçeği, Büyük Atatürk “Türk dili dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil şuurla işlensin.” sözüyle son derece güzel ve çarpıcı bir şekilde ortaya koymuştur.

Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önder Atatürk, 17 Şubat 1931 tarihinde, Adana’da yaptığı bir konuşmada -benden önceki bir konuşmacımızın da dile getirdiği gibi- güzel Türkçemiz için şu sözü söylemiştir: “Türk demek dil demektir. Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri dildir. Türk milletindenim diyen insan, her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır.” Bu öneminden dolayı da, Atatürk, 12 Temmuz 1938’de kurmuş olduğu Türk Dil Kurumunu yaşatmak ve bunu her yıl tekrarlamak adına 26 Eylül 1938 tarihinde Birinci Türk Dil Kurultayını başlatmış ve bu tarihin, her yıl bundan sonra kurultay olarak kutlanması yönünde telkinde bulunmuş ve nitekim o günden bugüne Türk Dil Kurumu bu tarihi Dil Bayramı olarak kutlamaktadır.

Dil bir iletim aracıdır, aynı zamanda bir kültür hazinesidir. Dil olmadan birikimler şüphesiz ki geleceğe aktarılamaz. Diğer yandan, dil, sosyal ve millî bir değerdir, kişilerin üstünde bütün topluluğu ve milleti ilgilendirir. Dil, bütün bir milletin ortak sesi ve bu sesin tek bayrağıdır. Yani, dil, bütün bu özellikleriyle bir millet için kimlik belgesi niteliğindedir. Eğer bu kimlik belgesi zaman içinde yozlaşarak eriyip kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya kalırsa, o dili konuşan toplum veya millet de kimliğini, yani varlığını yitirir ve eriyip yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalır.

Ünlü şair ve yazar Ziya Gökalp dilin önemini şu dörtlükle dile getirmiştir:

“Türklüğün vicdânı bir,

Dîni bir, vatanı bir;

Fakat hepsi ayrılır

Olmazsa lisânı bir.”

Dünya dilleri arasında önemli bir yeri olduğunu söyledim Türkçemizin. Bugün dünyada 100 milyondan fazla kişinin konuştuğu 12 dil arasında Türkçemiz beşinci sırada yer alıyor. Birinci Çince, yaklaşık 1,3 milyar kişi tarafından kullanılıyor; ikinci İngilizce, 407 milyon dolayında kişi tarafından konuşuluyor; İspanyolca 266 milyon; Hintçe 223 milyon; bunların ardından da beşinci Türkçe, yaklaşık 220 milyon kişi tarafından değişik lehçeler ile konuşulan bir dil. Arapça, Portekizce, Bengalce, Rusça, Japonca, Almanca ve Fransızca da diğer 100 milyonun üzerinde kullanım alanına sahip olan diller.

Yine, benden önce konuşmacılarımız da bahsetti, Türkçemiz birçok dille alışverişte bulunmuş, Arapçadan, Farsçadan, Fransızcadan ve İtalyancadan önemli düzeyde kelime almış, ama buna karşılık Arnavutçaya, Bulgarcaya, Ermeniceye, Farsçaya, Rumenceye, Sırpçaya ve Yunancaya da önemli düzeyde kelime vermiş bir dildir.

Türkçenin temel özelliklerini kısaca şöyle özetlemek mümkündür: Birincisi, en büyük zenginliği, sahip olduğu soyut sözleridir. Örneğin “sevgi, hüzün” ve benzeri gibi. İkincisi, Türkçedeki temel kavramlar kendisine aittir. Üçüncüsü, Türkçede kelime sayısı yeterince fazladır. Dördüncüsü, Türkçe çok sayıda fiile sahiptir. Beşincisi, Türkçeye rahatlıkla çok sayıda yeni kelime kazandırılabilmektedir. Son olarak da, Türkçenin anlatım yolları son derece kolay ve kıvraktır. İşte, bu özelliği nedeniyle Türkçe önemli bir dünya dilidir.

Peki, sorunları yok mu? Elbette ki çok sayıda sorunu bulunmaktadır. Geçen dönemde kurulan bir komisyonun -diğer arkadaşlarım da bazılarını dile getirdiler- önemlilerini sıraladığı birçok sorunu yazılı hale gelmiştir. Örneğin, bunlardan birkaç tanesini de, değinilmeyenlerini ben söyleyeyim: Tabii, yabancı kelime kullanma özentisi önde gelen sorunlardan birisi. Türkçede bulunmayan yabancı işaretlerin kullanılması. İşte “ve” yerine “and” ve benzeri işaret var. Alfabemizde bulunmayan “x, q” ve “w” harflerinin kullanımı. Kelime ve eklerin eksik ve yanlış yazılması. Düzeltme işaretlerinin kullanılmaması. Örneğin “hâl┠yerine, kaldırıldığında “hala”, “kâr” yerine “kar” kelimelerinin zikredilmesi. Büyük harflerin yanlışlıkları. “Ki” bağlacının, “de, da” gibi bağlaçların yazılışı ve kullanımları önemli eksiklikleri. Deyim ve birleşik fiil yanlışlıkları. Alıntıların yanlış kullanılması. Vurgu ve duraklama yanlışları gibi sorunlar kaçınılmazdır.

Peki, “Neden kaynaklanıyor bu sorunlar?” denirse, birkaç cümleyle de onlara değinmek istiyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Işık, buyurun efendim.

ALİM IŞIK (Devamla) – Sebepleri nelerdir dersek: Bir defa, toplum olarak dil bilincinin oluşturulamamış olması. Millî bir dil politikamızın olmayışı. Türkçe öğretimindeki yetersizlikler ve özellikle öğretmen faktörünün burada yer aldığı. Türkçeyi özensiz kullanma. Yabancı dille eğitim. Bilim dili olarak maalesef Türkçenin tercih edilmemesi gibi sebepler de bunlara eklenebilir. Tabii ki bu önergelerle beraber amaçlanan şu: “Aileden başlamak kaydıyla eğitim ve öğretimde, basın yayında, ticari alanda, bilişimde, sanatta, Türk dünyasında, Dil Bayramı’nda, Kültür ve Turizm Bakanlığında, Türk Patent Enstitüsünde, Türk Standartları Enstitüsünde, Nüfus ve Vatandaşlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü gibi birçok kamu kurum ve kuruluşunda ne yapılabileceği?” sorusunun ve bunun için gerekli olan yasal eksikliğin ortaya konması ve bunların düzeltilmesi amaçlanmakta.

Sözlerimi, Tunalı Hilmi’nin 1910 yılında söylediği şu dörtlükle bitirmek istiyorum:

“Türkçesizlik sanki Türk’ün canına yetti.

Bu yüzden Türk, nice milyon Türk’ü kaybetti.

Dilde bir ikilik, ayrılık illeti,

Körletti, mahvetti koskoca milleti.”

Saygılarımla diyorum.

Bu önergelerin hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinize iyi akşamlar diliyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

Önerge sahipleri adına son konuşmacı İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter. (CHP sıralarından alkışlar)

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkçedeki bozulma ve yabancılaşmanın araştırılarak Türk dilinin korunması amacıyla bir Meclis araştırması önergesi verilmiş olmasını ve özellikle de Meclis çatısı altında yer alan üç siyasi partinin bu önergenin verilmesi konusunda bir düşünce birliği içinde olmasını büyük bir memnuniyetle karşıladığımı belirtmek istiyorum.

Aslında, ilk başta taşıdığım umut, ne yazık ki, Sayın Bakanın konuşmasını dinledikten sonra bir miktar azalma gösterdi. Sayın Bakan ve daha sonra konuşan Sayın Necat Birinci, her ikisi de Türk dili ve edebiyatı bölümü öğretim üyeleridir. Türk dili ve edebiyatı bölümü öğretim üyeliği yapan kişilerin, neredeyse Türk dilinin Arapça ve Farsça kelimelere tutsak edilmiş olmasını alkışlamanın ötesinde fazlaca bir şey söylememiş olmasından, doğruyu söylemek gerekirse bir hayal kırıklığı duydum. Sayın Bakan, bütün konuşması boyunca, özenle ve titizlikle hiçbir yeni kelime kullanmamaya dikkat ettiler. Genellikle, Arapça kökenli kelimeleri konuşmasının içerisine yerleştirerek bu konudaki görüşünü ve bakış açısını ilettiler. O zaman, tabii, böyle bir komisyonun “Türkçenin yaşaması, gelişmesi ve bugünkü kuşatmadan kurtarılmasına ne getireceği” konusu kuşku doğuruyor.

Öncelikle, ben, bugün konuşma yapan AKP sıralarındaki bütün milletvekili arkadaşlarımızın da konuşmalarında sanki “Türkçenin tek sorunu, içindeki Arapça ve Farsça kelimeleri korumakmış, bunun dışında Türkçenin bugün yaşadığı hiçbir sorun yokmuş” üslubu içerisinde konuşma yapmalarını da doğrusu yadırgadığımı ifade etmek istiyorum. Çünkü, bugün, her ne kadar Sayın Bakan pek fazla üzerinde durmadı ve kabul etmeye yanaşmadı ise de, Türk dili, bırakınız geçmişi, ama bugün Batı dillerinin kuşatması altındadır ve bugün Türk dili vurgun yemiştir sayın milletvekilleri, vurgun yemiştir. Bugün, Türk dilinin, güncel dilin, sokakta konuşulan dilin ne hâle geldiğine baktığınızda, artık, doğru imla kurallarının giderek kullanılmaz olduğundan tutun da yabancı kelimelerin doğru yanlış güncel yaşamımızı neredeyse tümüyle kuşatma altına almış olduğu acı gerçeğiyle karşı karşıya olduğumuzu görürüz.

Bir dildeki yabancılaşma, aslında o toplumun kendisine yabancılaşmasının, aslında bağımsızlığını yitirmekte oluşunun da işaretidir. Tıpkı, Mustafa Kemal Atatürk’ün, Büyük Önder’in söylediği gibi “Ülkesini, bağımsızlığını korumasını bilen Türk ulusu, dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır.” sözünü bugün bir uyarı olarak almak ve gereğini yerine getirmek zorundayız.

Türkiye bir kültür emperyalizminin pençesinde inlemekte ve dilimiz Batı dillerinin egemenliği altına hızla sokulmaktadır. Ben beklerdim ki, bugün burada konuşma yapan Sayın Bakan ve geçmişte onun hocası olan Sayın Birinci, dilimizin Batı dillerinin boyunduruğu altına girmesinden duydukları kaygıları, endişeleri ve bundan nasıl kurtulacağımızı dile getirsinler; bununla ilgili çözüm önerilerini Türkiye Büyük Millet Meclisiyle paylaşsınlar. Umarım, gelecekte bunları işitme imkânına sahip oluruz.

Dildeki yozlaşmayla ilgili çok sayıda örnek verildi. Alfabemizde “q” “x” ve “çift v” ya da “w” harflerinin bulunmayışından kaygılanan bazı yöneticiler, alfabemizde var olan, bir ayrıcalık ve çeşitlilik olan “ş” ve “ç” harflerinin Türkçeden dışlanmasına her nedense hiçbir tepki göstermiyorlar. Büyük kentlerde artık, tabelalara baktığınızda, “simitçi”lerdeki “ç” harfinin yerini “c” ve “h” harfinin; “paşa” kelimesindeki “ş” harfinin yerini de “s” ve “h” harflerinin almakta olduğunu görüyoruz! Bırakınız dilimizdeki kuşatmayı, alfabemiz kuşatılıyor değerli milletvekilleri, alfabemiz kuşatma altındadır.

Gençlerimiz kendilerine özgü, farklı bir dil kullanmaya başladılar. Yarısı yabancı, yarısı Türkçe; imla kurallarından, takılardan tamamıyla uzak, garip bir dil. Bütün bunlardan burada çok söz edildi.

Ancak, kültür emperyalizminin yanı sıra, dildeki bu yozlaşmada bir başka önemli etken daha var, bunun da altının özenle çizilmesi gerekiyor: Özellikle 1980’lerden sonra, Türkiye’de ithalat odaklı bir tüketim alışkanlığının ve büyük sermayenin geniş kabul görmesi ve onlarla gelen tüketim maddeleri, kurulan zincir mağazalar, beraberinde, toplumun bütün alışkanlıklarıyla birlikte dildeki yozlaşmaya da katkı getirmiştir ne yazık ki. Hatırlayalım, artık, mağazalarımız, lokantalarımız, berberlerimiz, bakkallarımız ve manavlarımız kalmadı. Artık, “shopping center”lar, “kafe”ler, “restoran”lar, “pizzeria”lar, “bistro”lar, “market”ler, “hair-dresser”lar var. Artık, yaşamımızı bunların arasında geçirmeye başladık. Artık, lokantalara gittiğiniz zaman tatil yörelerinde, yemek listesi istediğinizde, önünüze sadece İngilizce yemek isimleri yazılı yemek listeleri getiriliyor. Yaşadığım ve tanık olduğum bir gerçeği paylaşıyorum sizinle. Türkçe bilen insanların Türkiye’de kendilerine herhangi bir lokantada yemek ısmarlama fırsatını bile bulamayacakları bir yozlaşma, kısırlaşma ve yoksullaşma içerisine, ne yazık ki, Türk dili itiliyor. Televizyon reklamlarının bir kısmı İngilizce oldu sayın milletvekilleri. İngilizce bilmiyorsanız, o ürünün tanıtımından bir şey anlamanız ne yazık ki mümkün değil. Herhangi bir ithal malı aldığınızda, bu ithal malının kullanma kılavuzunun sadece ithal edildiği ülkenin diliyle olması da, aslında, Türklüğe ve Türkçe’ye açık bir hakaret değil midir?

Bütün bunları inanınız ki sadece biz yaşıyoruz. Geçmişin sömürge ülkeleri bile bugün kendi dillerine sahip çıktılar. Bugün gidin Latin Amerika ülkelerine, bu kuşatmayı görmezsiniz. Gidin komşumuz Yunanistan’a, Bulgaristan’a; gidin Avrupa ülkelerine, hiçbiri böyle bir kuşatmayla karşı karşıya değil. Türk insanı kendine ait olan, kendine özgü olan kültüründen, değerler sisteminden ve bir yandan da dilinden, ne yazık ki, uzaklaştırılmakta ve soyutlanmaktadır. Bundan daha büyük bir tehdit var mıdır? Böyle bir büyük tehditle karşı karşıya bulunduğumuz bir süreçte dilimizi, ulusal benliğimizi, ulusal varlığımızı korur gibi korumak zorunda değil miyiz? Ama, ne yazık ki, bugün bunların hiçbirisinden burada söz edilmedi. Artık, caddelerimizde Türkçe tabela göremiyoruz. Şu Ankara’nın meşhur Tunalı Hilmi Caddesi… Ankara’nın Tunalı Hilmi Caddesine çıktığınızda, ister istemez, Türkçede özleşmenin en önemli savunucularından biri olan Bolu Milletvekili Tunalı Hilmi Bey’e sorulan şu soruyu insan hatırlıyor. 22 Aralık 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisinde sormuşlar: “Kazanılacak olan ulusal bağımsızlık savaşımızın bolluk getirici ve verimli olması neye bağlıdır?”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Serter, konuşmanızı tamamlayınız, buyurun.

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Tunalı Hilmi Bey cevap vermiş: “En önce Türkçede istiklal.” Şimdi biz soruyoruz: Seksen altı yıl sonra Tunalı Hilmi Caddesi’nde Türkçe tabela kullanan acaba kaç işyeri kaldı? Türkçenin bugün içine düştüğü durumun bir an önce giderilmesi için çok konuşuldu, ayrıntıya girmek istemiyorum. Ama, en önce Millî Eğitim Bakanlığına çok önemli görevler düşmektedir. Ama, bunun yanı sıra siyasetçilere, devlet adamlarına, bakanlara ve başbakanlara da çok önemli görevler düşüyor, sayın milletvekilleri. Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanının “Ekonomi kalkışa geçti” yerine “ekonomide take off’a geçtik” demesi Türkçeyi aşağılamaktan başka bir şey değildir ne yazık ki. Bu Hükûmetimizin bazı bakanlarının özgün, düzgün, nitelikli ve zengin bir Türkçeyle Türkiye’ye örnek olmak yerine, argo kelimelerle ve bazı ifade edemeyeceğim kelimelerle halkımıza hitap etmeleri, hiç kuşkusuz, halkımızın önünde kötü örnekler oluşturmaktadır.

Bütün bu olumsuzluklara karşın, ben, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kurulacak olan bir komisyonun, Türkçemizin yediği bu büyük vurgunun üstesinden gelecek önemli önlemler alacağına inanıyorum ve bu konuda elimizden gelen her türlü katkıyı yapmaya da hazır olduğumuzu ifade ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

NECAT BİRİNCİ (İstanbul) – Sayın Başkan, ismen bize sataşılmıştır.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Kötü bir şey söylemedim ki.

NECAT BİRİNCİ (İstanbul) – İç Tüzük’ün ilgili maddesine dayanarak sözlerimin çarpıtılmasını düzeltmek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Birinci, ben konuşmayı dinledim. Sayın milletvekili…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Birinci bana sataşmıştı esas da, ben dışarıdaydım bereket, cevap veremedim.

BAŞKAN – Arkadaşlar, konu şu: Yani, bir şahsın isminin geçmesi… Efendim, şöyle: Bir milletvekili arkadaşımızın isminin geçmesi sataşıldığı anlamını taşımaz. O zaman, ismi geçen bütün milletvekilleri ile diğerlerinin aynı görüş üzerinde birleşmesi lazım.

NECAT BİRİNCİ (İstanbul) – Çarpıtma varsa eğer,  vermeniz gerekir.

BAŞKAN – Ne çarpıtıldı Sayın Birinci?

NECAT BİRİNCİ (İstanbul) – Ben Arapça ve Farsçanın müdafaasını yapmadım. Bunun milletin huzurunda belirtilmesi gerekir. Eğer belirttirmezseniz, benim hakkım gasp edilmiş olur.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Sayın Birinci, siz yanlış anlıyorsunuz. Demin de yanlış anladınız.

RECEP KORAL (İstanbul) – Hayır efendim, aynen öyle söylediniz.

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen… Sayın Bakana şimdi söz veriyorum, Sayın Bakan cevaplandıracak.

Buyurun.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Öncelikle, önerge sahibi arkadaşlarıma, bütün konuşmacılara katkılarından dolayı teşekkür ediyorum.

Bir iki hususu belirtmek istiyorum Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri.

Burada, gerek benim gerek Sayın Birinci’nin, arkadaşlarımızın dile getirdiği husus çok açıktır, bunu anlayan arkadaşımız anlamıştır. Ben, başlarken, Türkçenin ses bayrağımız olduğunu, Türkçenin ağzımızda annemizin sütü gibi olduğunu, bir milletin olmazsa olmaz o milleti var eden, varlık sebebi olan unsurlardan birinin dili olduğunu; bu dilin mutlaka muhafaza edilmesi, geliştirilmesi ve bunların bizden sonraki nesillere aktarılmasının ne kadar hayati bir önem ifade ettiğini uzun uzadıya izah ettim. Bunlara tekrar girmeyeceğim. Bunlara hiç sanki değinmediğimiz, bunun önemi üzerinde durmadığımız şeklinde bazı yorumlar yapıldı, bu doğru değil arkadaşlar.

Şimdi, büyük Atatürk’ün biliyorsunuz, Güneş Dil Teorisi vardır, önce malumunuz bu dil encümeni, dili tetkik encümeni tarafından bütün kelimelerin atılması yönünden bir tavır benimseniyor ve bakıyorlar ki, ortada dil kalmayacak. Atatürk diyor ki… Güneş Dil Teorisini ortaya atarak, aslında girilen yanlış yoldan usta bir manevra ile dönüşün yolu aranıyor ve daha sonra bundan vazgeçiliyor. İsmet Paşa’nın -bugün de, kendisini andığımız bir günde, rahmetle anıyorum- bir ifadesi var diyor ki: “Lisanımızı ecnebi kelimelerden tecrit etmek lazımdır.” Bakın “lisanımız”, “ecnebi”, “kelime”, “tecrit” ve “lazım” kelimeleri aslında öz Türkçe kelimeler değil, bunların hepsi Arapça kelimelerdir ama İsmet Paşa dilin sadeleştirilmesi gerektiğini söylerken bunu kullanabiliyor.

Sevgili arkadaşlarım, şunun altını çizmem gerekiyor: Bakın, bugün, biraz önce özellikli MHP’li arkadaşımızın konuşmasında…

BAŞKAN – Sayın Bakan, toparlar mısınız lütfen?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - …Türkçenin hangi dünya dillerine kelime verdiğini anlattı. Türkçenin hangi dünya dillerini etkilediğini ifade etti. Hepimiz bunu uzun uzadıya anlatabiliriz. Bakın, biz diyoruz ki, bizim dilimizden başka dillere kelime geçsin, biz Avrupa’dan gidip arazi alalım ama onlar gelip buradan almasın, dilimize de kelime girmesin. Şimdi, bunlar bir anlayış meselesidir, bütün konularda aynı şeyleri düşünmek zorunda değiliz.

Sayın Başbakanın kullandığı “take-off” kelimesi, defalarca birçok siyasetçi tarafından kullanılmış teknik bir terimin ifadesidir. Uçağın kalkışa geçtiği anın  ifadesidir ve ekonomide literatüre geçmiş olan, kullanılan bir kelimedir. Sayın Başbakan “take off”un kalkışa geçmek anlamına geldiğini pekâlâ bilir.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Türkçeleşmiş yani take off!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) – Dolayısıyla, bu meseleleri çarpıtmaya gerek yok. Güzel bir çalışma yapıyoruz, hep birlikte buna katkıda bulunalım. Doğrusu budur.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sizinki ne teorisi oluyor?

BAŞKAN - Arkadaşlar, zaten komisyon kurulacak. Bilgisi becerisi olan bütün arkadaşlarımız orada görüşlerini ifade ederler ama…

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – “Bir daha kullanmayacak” deyiversin…

OKTAY VURAL (İzmir) – “Take off”u niye savunuyorsunuz yani? “Söz gelimi” deseniz…

BAŞKAN – Evet, Meclis araştırması önergeleri üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunacağım: Meclis araştırması açılmasını kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Meclis araştırmasını yapacak komisyonun 16 üyeden kurulmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Komisyonun çalışma süresinin, başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üyenin seçimi tarihinden başlamak üzere üç ay olmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Komisyonun gerektiğinde Ankara dışında da çalışabilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için 26 Aralık 2007 Çarşamba günü saat 14.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati : 20.19

Türkiye Büyük Millet Meclisi Resmi internet Sitesi
© 2009 T.B.M.M.