DÖNEM: 23                             CİLT: 8                     YASAMA YILI: 2

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

32’nci Birleşim

7 Aralık 2007 Cuma

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) TEZKERELER

1.- Arnavutluk Meclis Başkanı Jozefina Topallı Çoba ve beraberindeki heyetin ülkemizi ziyaret etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/241)

2.- Slovenya Meclisi Dış İlişkiler Komisyonunun vaki davetine istinaden, 11-14 Aralık 2007 tarihleri arasında bu ülkeye resmî ziyarette bulunacak olan TBMM Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan heyeti belirlemek üzere, siyasi parti gruplarınca bildirilen isimlere ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/242)

 

 

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ

1.- 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/426) (S.Sayısı:57)

2.- 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2006 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporlarının  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/267, 3/191) (S.Sayısı: 58)

A) GENÇLİK VE SPOR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

B) DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI

1.- Devlet Personel Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Devlet Personel Başkanlığı  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

C) BAŞBAKANLIK YÜKSEK DENETLEME KURULU

1.- Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

D) TÜTÜN, TÜTÜN MAMÛLLERİ VE ALKOLLÜ İÇKİLER PİYASASI DÜZENLEME KURUMU

1.- Tütün, Tütün Mamûlleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu  2008 Yılı Merkezi  Yönetim Bütçesi

2.- Tütün, Tütün Mamûlleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu  2006 Yılı Merkezi  Yönetim Kesin Hesabı

 

 

E) TÜRKİYE VE ORTA-DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ

1.- Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye ve Orta-Doğu Amme İdaresi Enstitüsü  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

F) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI

1.- Hazine Müsteşarlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Hazine Müsteşarlığı  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

G) BASIN–YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.-   Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.-   Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

H) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU BAŞKANLIĞI

1.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

I) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI

1.- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

İ) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI

1.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

 

 

 

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR VE AÇIKLAMALAR

1.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Uşak Milletvekili Osman Coşkunoğlu’nun, Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VII.- SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Mersin Milletvekili Behiç Çelik’in, 22’nci Dönemde yapılan personel atamalarına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Nevzat Pakdil’in cevabı (7/80)

2.- Hatay Milletvekili Gökhan Durgun’un, 22 nci Dönemde yapılan personel atamalarına ve açılan davalara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Nevzat Pakdil’in cevabı (7/85)

3.- İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın, İzmir’deki bazı hastanelerin çeşitli ihalelerine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/604)

4.- Balıkesir Milletvekili Hüseyin Pazarcı’nın, Manyas Barajı’nın sulamada kullanılmasına ve Kuş Cenneti’nin korunmasına ilişkin sorusu ve  Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/659)

5.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Mersin Vergi Dairesinin bazı kooperatiflere yaptığı uygulamalara ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/733)

6.- İstanbul Milletvekili Atila Kaya’nın, Türkiye İstatistik Kurumunda çalışan yöneticilere ve bazı iddialara ilişkin sorusu  ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren’in cevabı (7/806)

7.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in, Gökçeler Barajı yapımının 2008 yılı programına alınıp alınmayacağına ilişkin sorusu ve  Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/863)

8.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in, Antalya-Alara Çayı’ndan kullanılan içme suyuna ve Alaca Çayı’nın çevresindeki arıtma tesislerine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/864)

9.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’in, bazı yakınlarının yaptığı işlere ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/924)

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Ge­nel Ku­ru­lu sa­at 11.04’te açı­la­rak üç otu­rum yap­tı.

1-2 Ekim ta­rih­le­rin­de La­he­y’­e resmî zi­ya­ret­te bu­lu­nan Ba­yın­dır­lık ve İskân Ba­ka­nı Fa­ruk Na­fız Öza­k’­a,

11-14 Ka­sım 2007 ta­rih­le­rin­de İngil­te­re­’­ye resmî zi­ya­ret­te bu­lu­nan Sağ­lık Ba­ka­nı Re­cep Ak­da­ğ’­a,

Re­fa­kat eden he­yet­le­re ka­tıl­ma­la­rı uy­gun gö­rü­len mil­let­ve­kil­le­ri­ne;

Dev­let Ba­ka­nı Ni­met Çu­buk­çu­’­nun 1-5 Ka­sım 2007 ta­rih­le­rin­de Su­ri­ye­’­ye yap­tı­ğı resmî zi­ya­re­te iş­ti­rak et­me­si uy­gun gö­rü­len mil­let­ve­ki­li­ne,

İliş­kin Baş­ba­kan­lık tez­ke­re­le­ri ka­bul edil­di.

2008 Yı­lı Mer­ke­zi Yö­ne­tim Büt­çe Ka­nu­nu Ta­sa­rı­sı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun (1/426) (S. Sayısı: 57)

2006 Yı­lı Mer­ke­zi Yö­ne­tim Ke­sin He­sap Ka­nu­nu Ta­sa­rı­sı ile Mer­ke­zi Yö­ne­tim Büt­çe­si Kap­sa­mın­da­ki İda­re ve Ku­rum­la­rın 2006 Büt­çe Yı­lı Ke­sin He­sap Ta­sa­rı­sı­na Ait Ge­nel Uy­gun­luk Bil­di­ri­mi ve Eki Ra­por­la­rı­nın Su­nul­du­ğu­na Da­ir Sa­yış­tay Baş­kan­lı­ğı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun (1/267, 3/191) (S. Sayısı: 58)

Görüşmelerine devam edilerek;

Kül­tür ve Tu­rizm Ba­kan­lı­ğı,

Dev­let Ope­ra ve Ba­le­si Ge­nel Mü­dür­lü­ğü,

Dev­let Ti­yat­ro­la­rı Ge­nel Mü­dür­lü­ğü,

Güm­rük Müs­te­şar­lı­ğı,

Va­kıf­lar Ge­nel Mü­dür­lü­ğü,

Sos­yal Yar­dım­laş­ma ve Da­ya­nış­ma Ge­nel Mü­dür­lü­ğü,

Dev­let Plan­la­ma Teş­ki­la­tı Müs­te­şar­lı­ğı,

Tür­ki­ye İsta­tis­tik Ku­ru­mu Baş­kan­lı­ğı,

Ser­ma­ye Pi­ya­sa­sı Ku­ru­lu,

Ban­ka­cı­lık Dü­zen­le­me ve De­net­le­me Ku­ru­mu,

GAP Böl­ge Kal­kın­ma İda­re­si Baş­kan­lı­ğı,

Dış Ti­ca­ret Müs­te­şar­lı­ğı,

İhra­ca­tı Ge­liş­tir­me Etüd Mer­ke­zi,

2008 Yı­lı Mer­ke­zi Yö­ne­tim Büt­çe­le­ri ve 2006 Yı­lı Mer­ke­zi Yö­ne­tim Ke­sin He­sap­la­rı ka­bul edil­di.

Af­yon­ka­ra­hi­sar Mil­let­ve­ki­li Ha­lil Ay­do­ğan, İstan­bul Mil­let­ve­ki­li Bih­lun Ta­may­lı­gi­l’­in ko­nuş­ma­sın­da şah­sı­na sa­taş­tı­ğı id­di­a­sıy­la bir açık­la­ma­da bu­lun­du.

Alı­nan ka­rar ge­re­ğin­ce, 7 Ara­lık 2007 Cu­ma gü­nü sa­at 11.00’de top­lan­mak üze­re, bir­le­şi­me 20.40’ta son ve­ril­di.

               

Ey­yüp Ce­nap GÜL­PI­NAR

 

 

 

Baş­kan Ve­ki­li

 

 

Yu­suf COŞ­KUN

Ya­şar TÜ­ZÜN

 

Bin­göl

Bi­le­cik

 

Kâtip Üye

Kâtip Üye

                                                                                                                                        No.: 47

II.- GELEN KÂĞITLAR

7 Aralık 2007 Cuma

Teklif

 

1.- Kas­ta­mo­nu Mil­let­ve­ki­li Hak­kı Köy­lü­’­nün; Ce­za Mu­ha­ke­me­si Ka­nu­nu­nun Yü­rür­lük ve Uy­gu­la­ma Şek­li Hak­kın­da Ka­nu­na Bir Ge­çi­ci Mad­de Ek­len­me­si­ne Da­ir Ka­nun Tek­li­fi (2/91) (Ada­let Ko­mis­yo­nu­na) (Baş­kan­lı­ğa ge­liş ta­ri­hi: 3.12.2007)

Ra­por­lar

1.- Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti ile Ar­na­vut­luk Cum­hu­ri­ye­ti Ara­sın­da Ser­best Ti­ca­ret An­laş­ma­sı­nın Onay­lan­ma­sı­nın Uy­gun Bu­lun­du­ğu­na Da­ir Ka­nun Ta­sa­rı­sı ve Dı­şiş­le­ri Ko­mis­yo­nu Ra­po­ru (1/384) (S. Sa­yı­sı: 71) (Da­ğıt­ma ta­ri­hi: 7.12.2007) (GÜN­DE­ME)

2.-  Ira­k’a Kom­şu Dev­let­ler Hü­kü­met­le­ri ile Irak Cum­hu­ri­ye­ti Hü­kü­me­ti Ara­sın­da Te­rö­rizm, Sı­nır­lar­dan Ya­sa­dı­şı Sız­ma­lar ve Ör­güt­lü Suç­lar­la Mü­ca­de­le Ko­nu­la­rın­da Gü­ven­lik İş­bir­li­ği­ne İliş­kin Pro­to­ko­lün Onay­lan­ma­sı­nın Uy­gun Bu­lun­du­ğu­na Da­ir Ka­nun Ta­sa­rı­sı ve Dı­şiş­le­ri Ko­mis­yo­nu Ra­po­ru (1/347) (S. Sa­yı­sı: 73) (Da­ğıt­ma ta­ri­hi: 7.12.2007) (GÜN­DE­ME)

3.- Be­şin­ci Dün­ya Su Fo­ru­mu Or­ga­ni­zas­yo­nu İçin Çer­çe­ve An­laş­ma ile Be­şin­ci Dün­ya Su Fo­ru­mu An­laş­ma Mek­tu­bu­nun Onay­lan­ma­sı­nın Uy­gun Bu­lun­du­ğu­na Da­ir Ka­nun Ta­sa­rı­sı ve Dı­şiş­le­ri Ko­mis­yo­nu Ra­po­ru (1/396) (S. Sa­yı­sı: 74) (Da­ğıt­ma ta­ri­hi: 7.12.2007) (GÜN­DE­ME)

4.- Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti Hü­kü­me­ti ile Ja­pon­ya Hü­kü­me­ti Ara­sın­da Ka­man Ka­le­hö­yük Ar­ke­o­lo­ji Mü­ze­si­nin Hi­be Yo­luy­la Ya­pı­mı­na İliş­kin No­ta­la­rın Onay­lan­ma­sı­nın Uy­gun Bu­lun­du­ğu­na Da­ir Ka­nun Ta­sa­rı­sı ve Dı­şiş­le­ri Ko­mis­yo­nu Ra­po­ru (1/466) (S. Sa­yı­sı: 75) (Da­ğıt­ma ta­ri­hi: 7.12.2007) (GÜN­DE­ME)

 

7 Aralık 2007 Cuma

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.04

BAŞKAN : Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayımız… (AK Parti sıralarından “Var, var” sesleri)

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Hanımefendi, şunlara bir ders verin!

BAŞKAN – Toplantı yeter sayımız…

III. - YOKLAMA

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağım.

Yoklama için beş dakika süre vereceğim. Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini; buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise, yoklama pusulalarını, görevli personel aracılığıyla, bu süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Toplantıya on beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 11.10

 

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.27

BAŞKAN : Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III. - YOKLAMA

BAŞKAN – Biraz önce yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi tekrar yoklama yapacağım.

Yoklama için beş dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

2008 yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesinhesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Ancak, görüşmelere başlamadan önce Başkanlığın Genel Kurula iki sunuşu vardır, okutuyorum:

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) TEZKERELER

1.- Arnavutluk Meclis Başkanı Jozefina Topallı Çoba ve beraberindeki heyetin ülkemizi ziyaret etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/241)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı’nın 26 Kasım 2007 tarih ve 12 sayılı Kararı ile Arnavutluk Meclis Başkanı Sayın Jozefina TOPALLI ÇOBA ve beraberindeki heyetin ülkemizi ziyaret etmesi uygun bulunmuştur.

Sözkonusu heyetin ülkemizi ziyareti, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 7. Maddesi gereğince Genel Kurul’un bilgilerine sunulur.

                                                                                                              Köksal Toptan

                                                                                                  Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                   Başkanı

2.- Slovenya Meclisi Dış İlişkiler Komisyonunun vaki davetine istinaden, 11-14 Aralık 2007 tarihleri arasında bu ülkeye resmî ziyarette bulunacak olan TBMM Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan heyeti belirlemek üzere, siyasi parti gruplarınca bildirilen isimlere ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/242)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Slovenya Meclisi Dış İlişkiler Komisyonunun vaki davetine istinaden, Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir Parlamento Heyetinin, 11-14 Aralık 2007 tarihleri arasında Slovenya’ya resmi bir ziyarette bulunması Genel Kurul’un 27 Kasım 2007 tarih ve 25 sayılı birleşiminde kabul edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi hakkında 3620 Sayılı Kanunun ikinci maddesi uyarınca heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimler Genel Kurul’un bilgisine sunulur.

                                                                                                                    

Köksal Toptan

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi

 

Başkanı

Suat Kınıklıoğlu

(Çankırı)

Murat Mercan

(Eskişehir)

İlhan Kesici

(İstanbul)

Mehmet Şahin

(Malatya)

Metin Ergun 

(Muğla)

BAŞKAN – İki tezkere bilgilerinize sunulmuştur.

Program uyarınca bugün iki tur görüşme yapacağız.

Bugünkü beşinci turda, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Devlet Personel Başkanlığı, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu, Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu, Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü bütçeleri yer almaktadır.

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ

1.- 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/426) (S.Sayısı:57) (x)

2.- 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2006 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporlarının  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/267, 3/191) (S.Sayısı: 58) (x)

A) GENÇLİK VE SPOR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.-  Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.-  Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

B) DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI

1.-  Devlet Personel Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.-  Devlet Personel Başkanlığı  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

C) BAŞBAKANLIK YÜKSEK DENETLEME KURULU

1.-  Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.-  Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

D) TÜTÜN, TÜTÜN MAMÛLLERİ VE ALKOLLÜ İÇKİLER PİYASASI DÜZENLEME KURUMU

1.-  Tütün, Tütün Mamûlleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.-  Tütün, Tütün Mamûlleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

                          

(x) 57, 58 S. Sayılı Basmayazılar ve Ödenek Cetvelleri 4/12/2007 tarihli 29’uncu Birleşim Tutanağına eklidir.

E) TÜRKİYE VE ORTA-DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ

1.-   Türkiye ve Orta-Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.-   Türkiye ve Orta-Doğu Amme İdaresi Enstitüsü  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Sayın milletvekilleri, 27/11/2007 tarihli 25’inci Birleşimde, bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur için soru-cevap işleminin on beş dakikayla sınırlandırılması kararlaştırılmıştır. Buna göre, turda yer alan bütçelerle ilgili olarak soru sormak isteyen milletvekillerinin, görüşmelerin bitimine kadar şifrelerini yazıp parmak izlerini tanıttıktan sonra ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir. Mikrofonlarındaki kırmızı ışıkları yanıp sönmeye başlayan milletvekillerinin söz talepleri kabul edilmiş ve sıraya girmiş olacaktır.

Tur üzerindeki görüşmeler bittikten sonra, soru sahipleri ekrandaki sıraya göre sorularını yerlerinden soracaklardır. Soru sorma işlemi yedi buçuk dakika içinde tamamlanacaktır. Cevap işlemi için ise yedi buçuk dakika süre verilecektir. Cevap işlemi yedi buçuk dakikadan önce bitirildiği takdirde geri kalan süre için sıradaki soru sahiplerine söz verilecektir.

Bilgilerinize sunulur.

Şimdi, soru için söz isteyen ilk 10 kişinin ismini okuyorum: Sayın Kaplan, Sayın Birgün, Sayın Tütüncü, Sayın Doğru, Sayın Aydoğan, Sayın Seçer, Sayın Güvel, Sayın Ağyüz ve Sayın Çalış.

Beşinci turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Demokratik Toplum Partisi Grubu adına: Fatma Kurtulan, Van Milletvekili; Sırrı Sakık, Muş Milletvekili.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına: Mehmet Sevigen, İstanbul Milletvekili; Osman Kaptan, Antalya Milletvekili; Hüseyin Ünsal, Amasya Milletvekili.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına: Atila Kaya, İstanbul Milletvekili; Mehmet Akif Paksoy, Kahramanmaraş Milletvekili; Hüseyin Yıldız, Antalya Milletvekili; Mustafa Enöz, Manisa Milletvekili.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına: Hamza Yerlikaya, Sivas Milletvekili; Ömer Faruk Öz, Malatya Milletvekili; Yahya Doğan, Gümüşhane Milletvekili; Ahmet İnal, Batman Milletvekili; Ahmet Öksüzkaya, Kayseri Milletvekili.

Şahısları adına, lehinde, Abdurrahman Dodurgalı, Sinop Milletvekili; aleyhinde, Ali Uzunırmak, Aydın Milletvekili.

Şimdi, Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Fatma Kurtulan, Van Milletvekili.

Süreniz on yedi buçuk dakikadır.

Buyurunuz efendim. (DTP sıralarından alkışlar)

DTP GRUBU ADINA FATMA KURTULAN (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Devlet Personel Başkanlığı ve Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun bütçelerine ilişkin partim adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun durumuna ilişkin gözlemlerimizle başlamak istiyorum. Geçtiğimiz günlerde, Devlet Bakanı Sayın Cemil Çiçek’in, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kuruluna ilişkin, basına da yansıyan bir görüşü gündeme geldi. Sayın Çiçek, bu Kurulun, Başbakanlık bünyesinde çalışılarak TBMM’ye ya da Sayıştaya devrinin söz konusu olduğunu ve bunun hâlen tartışıldığını dile getirmişti. Ayrıca, Sayın Çiçek, bu konuda iki farklı görüşün ikisinin de birden uygulanabileceğini de belirtmişti. Bu konuda yakın zamana kadar farklı açıklamalar da yapıldı. Biz, bu konudaki görüşümüzü burada dile getireceğiz, fakat bundan önce bir konuya açıklık getirmek istiyoruz.

Bu Kurul, bugüne kadar Başbakanlık bünyesinde çalışmalarını sürdürüyordu. Şimdi ise merhum Bülent Ecevit döneminde de konuşulan bir uygulama gündemde. Bu da Kurulun hükûmetten bağımsızlaştırılması çalışmalarıdır. Buna yönelten sebepler ve sorumluluğun daha üst mercilere yüklenmesinin istenmesi çabaları bizce merak konusudur. Şüphesiz, üst denetleme kurullarının siyasal iktidardan bağımsızlaşması ve iktisadi konularda sosyal ve şeffaf devlet ilkelerinin yaşama geçirilmesi, bizim de kamu idaresine ilişkin yaklaşımımızın ana esasını oluşturmaktadır. Ancak, Hükûmetin, böylesi önemli bir konuda, şeffaflığın yanı sıra katılımcılığı da gözeterek bu Kurulun devri konusunu, kamuoyunun geniş kesimlerinin fikirlerini de alarak gerçekleştirmesini dileriz. Bizim prensip olarak beklentimiz, Kurulun denetleme işlevinin daha katılımcı hâle getirilmesi ve KİT’ler gibi tüm toplumu ilgilendiren ve AKP Hükûmeti dönemine dek ulusal ekonominin yeniden üretici olmuş kurumlarının daha sağlıklı bir biçimde denetlenmesidir.

DTP olarak biz, Yüksek Denetleme Kurulunun faaliyetlerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında yürütülmesini, saydamlık ilkesi gereği savunmaktayız. Yüce Meclisin ülkenin en önemli denetleme mekanizmalarından birinin yürütücülüğünü üstlenmesinin her bakımdan demokratik, kamu yönetimi ilkelerine katkı sağlayacağını, dahası, Kurulun kamu iktisadi teşekküllerine ilişkin yürüttüğü denetleme işlemlerinde Hükûmet etkisinde kalarak güdümlü sonuçlara varma riskini de azaltacağını öngörüyoruz.

Değerli vekiller, bu bağlamda, Yüksek Denetleme Kurulunun yetki alanına giren KİT’lerin finansal ve idari bakımdan denetlenmesi konusuna, daha da önemlisi, zarar ettiği öne sürülen KİT’lerin özelleştirilmesi meselesine değinmek istiyorum. AKP Hükûmeti, işbaşına geldiğinden bu yana, sürdürücüsü olduğu IMF programının gereklerini sıkı sıkıya yerine getirmeyi, bizlere ekonomik başarının gerekleri olarak sundu. 1986’dan 2002 yılına kadar gerçekleştirilen özelleştirme tutarının 2 katı, sadece AKP Hükûmeti döneminde gerçekleştirildi. Hükûmet, özelleştirmelerle ilgili olarak, zarar eden bu iştiraklerin kamu finansmanı üzerinde yük oluşturmasına son verme gerekçesini ileri sürüyor. O hâlde, TÜPRAŞ gibi, zarar etmek bir yana, Türkiye ekonomisinin dinamosu hâline gelmiş şirketlerin satışını Hükûmet nasıl açıklamaktadır? Hükûmet, TÜPRAŞ gibi bir kuruluşu eninde sonunda IMF’ye haciz olarak vermiştir. Nitekim, açıkça belirtiliyor ki özelleştirmeler sonucunda elde edilen gelirler borçların finansmanı için kullanılmaktadır. Borç sarmalından kurtuluşun yolu, kârlı şirketleri haraç mezat satmak, zararda olanları ölüme terk etmek olamaz.

Kamu yatırımları ve KİT’ler, üretmiş oldukları değerlerle bir yandan ulusal ekonominin sürdürülebilirliğini sağlarken, diğer yandan da aileleriyle birlikte çalışanlar için öngörülebilir bir gelecek zemini sağlarlar. Bu açıdan, KİT’ler, doğruluğu kendinden menkul neoliberal dogmalar uğruna ve masa başında IMF bürokratları tarafından hazırlanan ekonomik reçetelere kurban edilemezler.

Yüksek Denetleme Kurulunun bugüne kadarki performansı bu gerçeği gizleyememektedir. Elde avuçta ne varsa satarak borçların kapatılması perspektifinin yanlışlığı, geçmişte Özelleştirme İdaresi Başkanlığının gerçekleştirilen özelleştirmeler sonucu oluşan alacaklarına bakılarak da anlaşılabilir. Sonuçta, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı da Yüksek Denetleme Kurulunun yetki alanı içindedir. Dolayısıyla, kendi döneminde özelleştirmelere hız veren Hükûmetin, daha işin en başındayken bu Kurulu kendi bünyesinden çıkararak bağımsızlaştırması ya da Meclise devretmesi gerekirdi.

Bugün özelleştirmelerin hızının görece azaldığı bir döneme giriyoruz. Çünkü, zaten satılabilecek çok büyük bir meblağ yok önümüzde. Hükûmet, Yüksek Denetleme Kurulunu Başbakanlıktan ayırmayı işte tam da böyle bir dönemde hatırladı. Biz bu durumu manidar buluyoruz.

Öte yandan, Yüksek Denetleme Kurulu ile ilgili birtakım şaibeler Türkiye Büyük Millet Meclisi KİT Komisyonuna da yansımıştı. Personelin denetleme faaliyetleri sırasında gerçekleştirdiği gerekenden uzun süreyi kapsayan denetleme süreçleri, Toplu Konut İdaresi Başkanlığından ucuz konut talep etme gibi kimi usulsüzlükler Yüksek Denetleme Kurulunun itibarında zedelenmeye yol açmıştır. Dolayısıyla, denetleme sorununun en açık çözümü, konuyu katılımcılık ve saydamlık ilkeleri çerçevesinde ele alarak bu Kurulun yetkilerini Meclis çatısı altında yeniden düzenlemek olmalıdır.

Değerli milletvekilleri, toplumun çok büyük bir bölümünü ilgilendiren bir konu da kamu personel rejimidir. Kamuda çalışan milyonlarca memurun özlük hakları ve iş güvenceleri temel olarak Devlet Personel Başkanlığının çalışma alanına dahildir. Bu yüzden, kamu çalışanlarının yaşam koşulları, özlük haklarının içeriği, kısacası kamu personel rejimi Devlet Personel Başkanlığının durumunu yansıtmaktadır.

Türkiye’de kamu personel rejiminin düzenlenmesiyle görevli bir kurum olan Devlet Personel Başkanlığı bugüne kadar hükûmetlerin elinde bir oyuncak olagelmiştir. Her yeni hükûmetin Başkanlığı kendi çıkarları paralelinde yönetmesi, kadrolaşma faaliyetleri için bir araç olarak kullanması Türkiye’de kamu idaresinin geleneklerinden biri hâline gelmiştir.

2002 yılında işbaşına gelirken AKP Hükûmeti, kamu personel rejimini yolsuzluklardan, usulsüzlüklerden ve başıbozukluklardan arındırma vaatlerini sıralamıştı. Hükûmet, kamuda çalışan milyonlara, 2001 krizinden sonra çöken ekonomilerinin, bozulan düzenlerinin düzeltileceğini söylemişti. Fakat, ne yazık ki kamu personelinin bu beklentileri, IMF programının sadık uygulayıcısı AKP Hükûmetleri tarafından yerine getirilemedi. Kamuda çalışan memurların reel ücretlerinde hiçbir iyileşme gerçekleşmezken, yıllara dayanan sendikal mücadelelerin birikimi olan iş güvencesi hakları da teker teker ellerinden alındı.

Kamu personel rejimi, iş güvencesini ve sağlıklı yaşam şartlarını sağlayacak bir ücret dengesini gözetmeyen kamuyu, gözünü kâr hırsı bürümüş Amerikan şirketleri hâline getirdi. Çalışanlarını özgün hakları olan saygın birer birey olarak gören bir anlayış yerine, performans kriterleri adı altında getirdiği düzenlemeler ile bireyleri sosyal hayatın dışına itmiş, bir iş makinesine dönüştürmüştür.

AKP’nin uygulamaya soktuğu kamuda sözleşmeli kölelik düzeni, bugün kamu personelini geleceğe güvenle bakamayan, ay sonunda aldığı üç kuruşluk maaş ile geçinemeyen bireyler hâline getirdi. Bilhassa eğitim sistemindeki sözleşmeli öğretmen uygulaması, üniversite mezunu binlerce gencin ailelerinden bağımsızlaşarak özgürce yaşam kurma hayallerini altüst etti.

Hükûmet, gelecek kuşakları yetiştirecek kamu personeline kendi hayatını özgürce kurabileceği bir maaşı vermeyerek asla eğitim sistemini yapısal olarak zedelediğinin bilincinde değil. Faiz dışı fazla hedefini tutturabilmek amacıyla kamunun yatırım kaynaklarını kısan ve eğitim harcamalarını daraltan Hükûmet, kamu eğitim personelinin özlük haklarını ve genel olarak personel rejimini adil ve eşitlikçi bir biçimde yeniden düzenlemelidir.

Öte yandan, Hükûmetin eğitimde sürdürdüğü personel rejimi politikasının kusurları sadece bununla sınırlı değildir. İşbaşına geldiği günden bu yana en başarılı gerçekleştirdiği uygulamalardan biri olan kadrolaşma çalışmaları, Hükûmetin eğitim sisteminde de uzmanlaştığı konulardan biridir. İçinde bulunduğumuz yılda Hükûmet, Cumhurbaşkanı seçimi hengâmesi sırasında kendi yandaşı olan on binlerce yöneticiyi okullara atamıştır. Bunu biz değil, bu kadrolaşma operasyonlarının en yakın tanığı olarak eğitimci örgütleri ve Eğitim-Sen dile getirmektedir.

Hükûmetin kadrolaşma operasyonları ile, zaten 12 Eylülden sonra zar zor gerçekleşebilen bilimsel eğitim daha büyük bir yara almıştır. Okullar, çağdaş bilimin gereklerine uygun, akılcı ve bilimsel düşünceyi kavramış bireyler yetiştiren ocaklar olmaktan çıkma riskiyle karşı karşıyadırlar. Eğitim alanında partizanlık, bir ülkenin geleceğiyle oynamaktır. Çünkü, gelecek kuşakların ailelerinden sonra ilk eğitim ocağı okullardır ve ebeveynlerinden sonra onlara en yakın kişi öğretmenleridir.

AKP’nin uygulamaya soktuğu personel politikaları ile ülkenin çeşitli illerinden işbaşına gelen ilk ve ortaöğretim müdürlerinin performansları her gün gazetelere yansımaktadır. Daha geçtiğimiz ay, elinde makasla okul kapısında bekleyen, kız öğrencileri rencide edici uyarılarda bulunan müdürler basına yansımıştı. Bunlar gibi basına yansımayan birçok örnek, işte Hükûmetin kadrolaşma performansını yansıtmaktadır.

Değerli milletvekilleri, KESK tarafından yapılan bir araştırmaya göre, bankalarda biriken tasarrufların büyük bir bölümü ülke nüfusunun çok küçük bir kesimine aittir. Emeklilerin ise borç ödemekten tasarruf yapamadığı ortaya çıkıyor. Diğer bir araştırmaya göre ise Avrupa ülkeleri arasında Türkiye, kamu çalışanlarına gayrisafi millî hasılada en az payı ayıran ülke konumundadır. Araştırmaya göre, Avrupa Birliği ülkelerinde kamu çalışanlarına ayrılan ödeneklerin gayrisafi millî hasıla içindeki payı 2006’da yüzde 10,67 iken, Türkiye’de bu oran yüzde 6,55 olarak gerçekleşti. Binlerce doktor, öğretmen ve meslek sahibi insan, kamuda ihtiyaç olmasına rağmen istihdam edilemiyor. Öğretmensiz okullar, doktorsuz köyler varken ve kamu ihtiyacının olduğu alanlar sayısızken buralardaki açık, Hükûmetin tasarruf edilebilirleri gerekçesiyle istihdam edilemiyor.

Sözleşmeli olarak çalıştırılan, güvencesiz, bir süreliğine, ağır şartlarda, asgari ücretin de altında çalıştırılan binlerce insanımızın akıbeti ise derin kaygılar vermektedir.

Değerli milletvekilleri, AKP Hükûmeti döneminde tedrici olarak uygulamaya sokulan kamu personel reformu ve ortaya konulan yeni rejim toplumsal bir yıkıma ve geri gidişe tekabül etmektedir.

Ülkenin geleceğini etkilemesi söz konusu olan böylesi bir reform sürecinden bir an önce vazgeçilmeli, insanlarımıza elle tutulur bir gelecek ve insani yaşam standartlarında yaşatacak kadar ücret tahsis eden eşitlikçi, demokratik ve şeffaf bir personel rejimine geçilmelidir diyor, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kurtulan.

Şimdi söz sırası Sayın Sırrı Sakık’ta, Muş Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Sakık. (DTP sıralarından alkışlar)

Süreniz on yedi buçuk dakikadır.

DTP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Divan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Dün akşam bir trafik kazasında hayatını kaybeden 19’uncu Dönem Muş Milletvekili Muzaffer Demir’i saygıyla, sevgiyle anarken, Allah rahmet eylesin ve ailesine de başsağlığı diliyorum.

2008 mali yılı Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu bütçesi hakkında Demokratik Toplum Partisi Grubunun görüşlerini sizlerle paylaşmak üzere buradayım. Bu vesileyle hepinizi tekrar saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, daha birkaç gün önce bu Kuruldan geçen Futbol Federasyonuyla ilgili, bu yasayı hazırlayan ve bu yasaya oy veren herkese teşekkür ediyorum. Türkiye’nin bir yarasıydı. Diliyorum, umuyorum bundan sonra böyle bir sorun yaşanmaz, Türkiye’de keyfîlik olmaz.

Şimdi, bu noktada Sayın Bakanıma bir şey sormak istiyorum: Siz, görüşmeler öncesi bütün grupları ziyaret ettiniz ama DTP’yi dışlayan bir tavır içerisinde oldunuz. Bunun çok etik olmadığını düşünüyorum, hele hele size hiç yakışmadığını düşünüyorum, halkın iradesine hepimizin saygı göstermesi gerektiğini ve çok deneyimli bir politikacısınız, bu vesileyle küçük de olsa DTP’den bir özür borcunuz var. Eğer Sayın Cemil Çiçek yapmış olsaydı, bunu söylemezdik, çünkü her gün hakaret etme hakkını kendinde bulan ve bizleri aşağılayan bir tavır içerisinde. Biz, kendisinin bizimle ilgili o tavır, davranışlarla kendisine hitap etmeyeceğiz, ama kendisinin de bundan sonra bu gruba, bu halkın oyuna saygı duymasını diliyorum ve umuyorum.

Değerli arkadaşlar, şimdi, geçen gün bu yasa değiştirilirken kafalarda bir sürü soru işaretleri vardı. Öyle bir keyfiyet var ki kim, nedir, ne kadar para alıyor, ne oluyor, ne bitiyor Hükûmetin haberi yok, kurumlarımızın haberi yok. Mesela Fatih Terim ne kadar para alır, kimse bunu bilmez. Birkaç yeri aradım, yetkili birimleri aradım.

MEHMET SEVİGEN (İstanbul) – 130 milyarmış.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Kimi “130” dedi, “132” dediler, “120 milyar” dediler, ama en son 130’da anlaştık.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Aylık mı, haftalık mı?

SIRRI SAKIK (Devamla) - Şimdi, helal olsun, alsın, ama çok büyük paralar.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Büyük adamdır, dikkat edin.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Büyük adamdır tabii, büyük adamdır, ama bu ülkenin Cumhurbaşkanı da büyüktür. Fatih Terim’in aldığı bir aylık maaşı Sayın Cumhurbaşkanı bir yılda alamıyor. Genelkurmay Başkanı da büyük adamdır, Genelkurmay Başkanı da bir yılda alamıyor. Başbakan küçük bir adam mıdır? Fatih Terim’in aldığı maaşın bir yıl… Yani, Başbakanın aldığı maaş Fatih Terim’in aldığı bir yıllık ve siz milletvekili arkadaşlarımın aldığı maaş… Düşünün, yani, bizler küçük müyüz, halkımız küçük mü?

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Herhâlde… O imparator.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Şimdi, bunlar sadece ödenen maaş. Ama, son maçta alınan 800 milyar liralık o prim paraları, onlar… Bunların hepsi muamma. Nereden geliyor, nasıl oluyor, nasıl bitiyor? Türkiye’de asgari ücretle geçinen 310 tane vatandaşımızın aldığı aylık maaşla Sayın Terim’in aldığı aylık maaş bir. Adalet bu işte, büyük adam bu! Asgari ücretle geçinen insanlar küçük adamlar mıdır, emek sarf edenler?.. (DTP sıralarından alkışlar) Emek cephesinden geçmişten, emek cephesinden geldiğinizi iddia eden sosyal demokratlar…

MEHMET SEVİGEN (İstanbul) – Oradan geldiğimiz doğrudur yani. Yine de oradan geliyoruz, iddia etmek değil yani, gerçek.

SIRRI SAKIK (Devamla) – O zaman emeğe saygılı olacağız. O zaman, emeğiyle geçinenlere karşı da saygısızlık etmeyeceğiz.

GÜROL ERGİN (Muğla) – CHP ne yaptı da CHP’yi suçluyorsun? Ne yaptı CHP? Burada CHP’nin haksızlığı nerede? Nereden bu bağlantıyı kuruyorsun? Allah Allah!

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Sakık, arkadaşlar sizi destekleyecek, espri yaptılar.

SIRRI SAKIK (Devamla)- Sevgili…

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Yanlış anlaşıldı arkadaşlar.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Yanlış anlaşılmış. Ben, eğer destek amaçlı bir şey varsa özür diliyorum.

GÜROL ERGİN (Muğla) – Yanlış anlaşılmıyor, yanlış konuşuyorsun! CHP’yle bunun ne ilgisi var? Biz mi maaş veriyoruz?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Arkadaşımız “büyük adam” dediği için söyledim. Eğer destek amaçlıysa özür diliyorum, ama destek amaçlı değilse, haklı olduğumu da takdir edersiniz.

GÜROL ERGİN (Muğla) – Her konuyu istismar ediyorsun o kürsüde be!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Niye bağırıyorsun?

GÜROL ERGİN (Muğla) – Niye bağırmayayım? İstismar ediyorsun!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Niye bağırıyorsun? Sana kim bu hakkı veriyor? Niye bağırıyorsun? Niye bağırıyorsun? Yani, size kim bu hakkı veriyor? Bize bağırma hakkını kim size veriyor?

GÜROL ERGİN (Muğla) – Yanlış konuşuyorsun!

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Sayın Başkan, müdahale edin lütfen.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Yanlış konuşmuyorum. Doğruları konuştuğum için damarlarınıza basıyorum, bam telinize basıyorum ben. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Sakık, lütfen…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Fatih Terim’in maaşını destekleyen bir tek sosyal demokrat yoktur. Boşuna konuşma Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ben boşuna konuşmuyorum.

GÜROL ERGİN (Muğla) – Ya, Fatih Terim’in maaşını CHP mi veriyor kardeşim!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Kardeşim, arkadaşına sor o zaman.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sen ironiyi bile anlayamıyorsun, ben ne yapayım yani!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Değerli milletvekilleri, şimdi, tütünle ilgili, sizlerle bir dramı paylaşmak istiyorum. Tütün, yaklaşık dört yüz yıldır bu ülkede, bu topraklarda üretilen bir ürün, geleneksel bir ürünümüzdür.

Tütün, ülkemiz topraklarıyla tanıştıktan sonra topraklarımızdan hoşlanan, bu topraklara kök salan bir ürünümüzdür. Öyle ki, uluslararası şirketler bile ürettikleri sigaralarda Türkiye tütününü yüzde 7, yüzde 15 dolayında, katkı payı sunsun diye Türkiye tütününden faydalanmaktadırlar.

Sizlere tütün üretimi hakkında birtakım bilgiler vermek istiyorum. Tütün üretmek için on dört ay gereklidir. Tütün üreticisi, sadece yılda on iki aydan faydalanmaz. Tütün üreticisi, her gelen yıldan iki ay borç alarak tütün işlemini sürdürür, yani, tütün üreticisi, hem aylara borçludur hem devlete borçludur ve yeryüzünün belki en mağdur üreticileridir. O vesileyle, tütün üreticilerinin sorunlarını savunurken, konuşurken, bu yapıyı çok iyi bildiğim için, bu işin nasıl emek sarf edilerek hayata geçtiğini, nasıl tütün üreticilerinin yediden yetmişe tütünle ilgili ne kadar emek sarf ettiklerini biliyorum ve tanığıyım, gördüm, içinde yaşadım.

Şimdi, son dönemlerde, bu tütünümüz… Yani yedi yaşından yetmiş yaşına kadar tütün üreticileri, herkes tütüne emek sarf etmektedir. Son dönemlerde tütünümüzle ilgili kotalar uygulanmakta. Bu kota, Güneydoğu Anadolu’da ve Doğu Anadolu Bölgesi’nde 200 kilogram olarak uygulanmaktadır. Geçmişte ise tütün üreticileri- aile, kişi- 2 bin ton veyahut 1.500 kilogram tütünü devlete teslim ederken, ne yazık ki bugün geldiğimiz noktada, tütün üreticileri sadece 200 kilo tütün teslim etmek zorundadırlar.

Kotayla tütün üreticileri perişan. Tütün üreticileri yoksullaştı ve son yıllarda, artık bu 200 kilogramlık tütün üretimi bile bu üreticilere çok görülmektedir. Ve tütün üreticilerinin… Doğu Anadolu Bölgesi’nde bu politikalar uygulanırken, Ege’de ve Karadeniz’de 1.200 kilogram tütün kotası uygulanmaktadır. Oysaki, Türkiye’nin en yoksul bölgesi olan ve en yoksul illeri olan Muş, Kars, Bitlis, Ağrı, Adıyaman, Batman, buralarda 200 kilogram tütün kotası verilirken, diğer alanlarda 1.200 kilogram. Şimdi, bu nasıl bir adalet? Hani, bölgenin kalkınması için pozitif bir ayrımcılık gereklidir dediğimiz zaman, bunun sadece lafta kaldığını görüyoruz. Üreticiler arasındaki bu dengesizliğin bir an önce giderilmesi gerekirken, ne yazık ki, son dönemlerde tütünle ilgili bütün işletmeler bölgede tek tek kapatılmaktadır.

Sadece bölgede geçim kaynağı tütün ve pancar olan halkımızın, özellikle Muş bölgesinde, tütün, hayvan ve pancar… Şimdi, pancarda da kota uygulanıyor, tütünde de kota uygulanıyor.

Muş bölgesinde, tamamen, Muş Yaprak Tütün ortadan kaldırıldı. Bir grup işçi sağa sola gönderildi. 400’e yakın personel çalışıyordu, bunların büyük bir çoğunluğu bayan arkadaşlarımızdan oluşmaktaydı, bunların büyük bir kısmı, şu anda, her gün Muş’tan Bitlis’e gitmek zorundadırlar. Özellikle bayanlar günde 200 kilometre yol gitmek zorundadır. Bu nasıl bir sosyal devlet? Bu nasıl bir adalet? Yani, bu insanlar, her sabah, Muş’tan kalkıp Bitlis’e gidecek ve tekrar akşam dönüp gelecek, evde çoluk çocuğuyla yaşamını sürdürecek, sabahleyin tekrar hayata “merhaba” diyecek.. Uzun süredir bunu, bölge milletvekilleri, AKP İktidarı bildiği hâlde bu insanların sorunuyla ilgili küçük bir iyileştirme olmadı.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bölgenin ne kadar sıkıntı içerisinde olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Bir “Köye Dönüş Projesi” dediler, Köye Dönüş Projesi’ni uzun süredir hayata geçiremediler. Köye Dönüş Projesi’nde hâlen bölgenin büyük bir çoğunluğu kendi hak, hukuk, yani devletin kendisine tanıdığı olanaklardan faydalanamamaktadırlar.

Dün akşam Diyarbakır’da bir avukat arkadaşımla görüşürken… Bu hak sahiplerinden biri Diyarbakır’a davet ediliyor. Lice ilçesinde küçük bir iş yeri varmış, 93’te yakılmış. Komisyonlar oluşmuş illerde vali muavininin başkanlığında ve gelip pazarlık ediliyor: “Sizin 93’te şu yeriniz yakıldı, buraya 25 milyar lira veririz.” Pazarlığa başlıyorlar, sanki canlı hayvan pazarlığı. 2 lira aşağı, 3 lira yukarı. Devletimiz bu konuma düşmemelidir.

Vatandaş aynen şöyle diyor: “Sayın Valim, siz beni buraya çağırdığınızda ben zannettim ki, geçmişte uyguladığınız politikalardan vazgeçmişsiz, hatalarınızı görmüşsünüz. Benim yaralarımı bu 20 milyar sarmaz. Benim iş yerimi yakmasaydınız, çocuklarımı okutacaktım, bu ülke için yararlı olacaktılar, ama benim iş yerimi yaktınız. Gittim, varoşlardayım, Mersin’in varoşlarındayım. Çocuklarımı okutamadım ve ciddi bir dram içerisindeyim. Geldim buraya, devletim belki bir barış elini uzatır. Benim gözüm parada pulda değil, barış için buraya geldim, ama siz benimle 1 milyar, 2 milyarın hesabını yapıyorsunuz.”

Şimdi, böyle bir adalet, böyle bir hukuk olabilir mi? Kimi illerde 20 milyar, kimi illerde de 10-12 milyar lira para ödeniyor bu insanlara. Bu insanların 1993’te, 92’de, 95’e kadar evleri yandı, iş yerleri yandı ve perişan oldular, göçe zorlandılar. Bunların hepsi, kendi coğrafyasını terk etmek zorunda kaldı. İstanbul’da, Ankara’da, büyük kentlerin varoşlarında yaşıyorlar, acı çekiyorlar. Bunların yaralarını sarmamız gerekirken, sadece siyaseten bir malzeme olsun diye, buralara çıkıp, “Bunları hayata geçiriyoruz…” Ama, hayata geçen hiçbir şey yok. Onun için, bölgeyle ilgili önemli projeleri hayata geçirin.

Bakın, Muş bölgesinde üreticilerin ürettiği 150 ton tütün, şu anda, Kızılağaç’tan, Nevalümülk’ten, Kâbus’tan tutun, Şeğala’dan Hasköy’e kadar, Eğirmeç’e, Kasor’dan Petar’a kadar ve Kolosi’ye kadar, bunların evinde tütünleri bekliyor. Peki, devlet ne için var? Bu insanların elindeki tütün nedir biliyor musunuz -biraz önce söylediğim- Fatih Terim’in aldığı üç aylık maaştır ve bu insanlar, orada, en az 20-30 bin insandır. Devlet bu kadar zayıf olabilir mi? Bu kadar haksızlık edebilir mi? Ama, uluslararası sermayeden o tütün tüccarları taa bölgeye kadar geliyorlar, keyfiyet içerisinde bir uygulama içerisinde olabiliyorlar. Onların mağduriyetinin bir an önce giderilmesi gerekir.

Değerli milletvekilleri, Muş’un şeker fabrikası –başta da belirttim- bir an önce özelleştirilmek isteniyor. Orada zaten bir tek geçim kaynağı olan bu. Bunu özelleştirdiğiniz zaman o insanlar nasıl barınacak, o insanlar nasıl yaşamını sürdürecek? Hiçbir şey yok, yani, doğanın en acımasız koşulları orada. Bundan sonra altı ay, yedi ay kış koşulları ve devletin hiçbir olanakları da yoksa bu insanları nasıl kazanacağız? Ve hep şikâyet ediyoruz, diyoruz ki: İşte, işsizlik olduğu için, insanlar iş güç sahibi olmadığı için farklı alanlara doğru kayıyorlar, dağlara doğru gidiyorlar, şiddete doğru gidiyorlar. O zaman, bunun yollarını kesmemiz lazım, sadece şikâyet etmek değil, projeler üretmemiz lazım. Gelin, bu noktada, bizimle de oturun, tartışalım, konuşalım, neyi hayata geçirebiliriz, ne yapabiliriz… Ama bu yok, sadece birbirimizle… Önyargılarımız var, birbirimizi vurabilmek için, tuzak kurabilmek için tuzak kurmaya çalışıyoruz. Eğer bu ülkeyi seviyorsak, eğer bu ülkede birlikte yaşayacaksak, herkes kendi kimliğini aşarak, parti ve gruplarının çıkarlarını bir tarafa bırakarak, bu ülkenin, bu halkın birliğini, bütünlüğünü, bu ülkenin geleceğini birlikte inşa etmeliyiz. Ne yazık ki, seksen dört yıllık cumhuriyet döneminden bugüne kadar bizi yönetenler bizi ne özgürleştirdiler ne de zenginleştirdiler. O vesileyle, hem özgürlük hem zenginlik istiyor halkımız, ikisini bir arada hayata geçirebilirsek  çözemeyeceğimiz  hiçbir  sorunumuz da yok. Biz DTP olarak bu noktada atılacak her adımda -demokratikleşmeyle ve özgürleşmeyle ilgili- hiçbir kompleksimiz olmadan yan yana gelmeye hazırız. Biz bunun için buradayız, halkımızın sorunlarını bu noktada biliyoruz ve onun için de diyoruz ki: Bizim daha çok bir arada olmamız gerekir, daha çok birlikte yürümemiz gerekir. Kimi günahlar vardır ki üstü kapanır, kimi günahlar vardır kabir defterine yazılır. Gelin, halkımıza karşı öyle bir sorumluluk içerisinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Sakık, grubunuza ayrılmış süre için iki dakika daha ek süreniz var, onu kullanabilirsiniz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bitiriyorum, çok teşekkür ediyorum.

Evet, kimi günahlar var üstü örtülür, kimi günahlar vardır ki kabir defterine yazılır. Gelin, bu halka karşı kabir defterine yazılacak günahlardan arınalım, böyle günahlar işlemeyelim, hep birlikte barışı, demokrasiyi, kardeşliği inşa edelim.

Hepinize saygılar ve sevgiler sunuyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sakık.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Sevigen konuşacaktır.

Sayın Sevigen, konuşma süreniz on üç dakikadır, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET SEVİGEN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; önce hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Biz bize konuşacağız herhâlde, çünkü ana muhalefet…

CEMAL KAYA (Ağrı) – Kısa kesin de cumaya gidelim. Sevap işlersiniz. Siz de gideceksiniz, ben biliyorum, hep beraber gidelim.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Tamam, müsaade ederseniz Cemal Bey…

Şimdi, bugün cuma namazı, arkadaşlar gitmiş olabilir ama, bana göre buradaki millete hizmet etmek de cumaya gitmek kadar büyük sevap. Bunu Allah biliyor. Kimin gönlünde kim ne kadar Müslüman, kim daha çok ibadet yapıyor, onu Allah biliyor ve ben inanıyorum ki, millî bayramları olmayanların dinî bayramları olmaz. O millî bayramlar da, Kuvayımilliye’den gelen, Cumhuriyet Halk Partililerin içinde bulunduğu, Türkiye'de emek vermiş, Çanakkale’de şehit olmuş insanlar tarafından sağlanmıştır ve onları burada saygıyla anıyorum, ki onlar sayesinde cumalara gidiyoruz, ezanlar okunuyor, bayraklarımız dalgalanıyor.

Sevgili arkadaşlarım, Sevgili Milletvekilim Sırrı arkadaşımız Cumhuriyet Halk Partisini işte konuşurken… Biz gerçekten emekten yana bir partiyiz. Emek ağırlıklı bir partiyiz. Alın terinden yana bir partiyiz. Böyle geldik, böyle de devam ediyor, böyle de devam edecek. Bu, Cumhuriyet Halk Partisi. Yıllardır sizin de bir dönem beraber çalıştığınız, kökü Kuvayımilliye’den gelen bir parti. O bakımdan, Cumhuriyet Halk Partisi dün böyleydi bugün böyleydi, bir konuda farklı düşünüyor bir konuda farklı düşünüyor diye bir düşüncesi yok. Dün ne söylediysek bugün de onu söylüyoruz. Namuslu alın teri, emekten yana, hakça üreterek hakça paylaşacağız ve böyle bir partiyiz. Biz, böyle bir gelenekten gelen bir partiyiz. Böyle de devam edeceğiz.

Futbol Federasyonuyla ilgili söylenecek çok şey var ama Adalet ve Kalkınma Partisinden arkadaşlarım burada olsa da dinleseler isterdim ama biz varız, Genel Müdürlük var, onlar dinler diye düşünüyorum.

Spor deyince yalnız profesyonel akla gelmemeli. Sporun esas ana temeli amatörlerdir Sayın Bakanım. Biz bu amatörlere çok ciddi, uzun dönemden beri… Siz tabii yeni Bakan oldunuz, ama biz daha önceki bakanlarla beraber çalıştık. Mehmet Ali Şahin Bey bizim bölgeden milletvekiliydi, daha önceden spora bakıyordu, şimdi başka bir kuruma bakıyor, başka bir ilin milletvekili oldu, başka bir bakanlığı yönetiyor, ama o spordan geldiği dönemlerde yaptığı iyi şeyler, güzel şeyler ve yanlışlıklar da var.

Bu amatörlerle ilgili çok ciddi bir hazırlık yapamadık, onların bu saha sorunlarını, arsa sorunlarını çözemedik.

Hatırlıyorum, Tayyip Erdoğan’ın, Sayın Başbakanımızın Belediye Başkanlığı dönemi, İstanbul’da en çok gecekondu yapılan dönemdi. O dönemlerde aslında arsalarımız çok genişti, çok büyük arsalarımız vardı. Çocuklar yetişiyordu, sahalar yapılıyordu, sporlar yapılıyordu. Daha önceki tartışmalarda, işte, en çok gecekondu yapılan dönem, Sayın Tayyip Erdoğan’ın Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemdir İstanbul’da. Bütün arsalar, yeşil alanlar… Futbol sahası adına açıyoruz sahalarımızı, ama bakıyoruz ki, oralarda gecekondular yapılıyor, başka binalar yapılıyor ve bu dönem de devam ediyor o dönemden beri. Çünkü, aynı zihniyet devam etti yıllardır. İstanbul’da amatörlerimizi koruyacak, kollayacak -büyükşehirlerde de böyledir, Ankara’da da umuyorum böyledir- amatörlere sahip çıkacak, onları yetiştirecek, yani, alttan, o fakir fukara, yoksul kimselerin oynayabilecekleri, apartmanların arasından çıkıp da sahalarda oynayıp yeni futbolcuların, Emrelerin, Süreyyaların yarıştığı… Hatırlarsanız, eskiden biz yarışmalar yaparak seçerdik köylerden, onu da kaldırdılar. Süreyyalar böyle boşuna çıkmadı veyahut da işte Yerlikaya buradadır, sayın güreşçi arkadaşım. O da mı gitti? Peki. Milletvekili oldu şimdi biliyorsunuz o. O dönemde hep böyle yarışmalar yapılırdı mahallelerde, öyle gelirdi sporcular. Türkiye’de başarılı olduksak böyle başarılı olduk. Ama, maalesef, geçen dönemde bu amatörler unutuldu. Onlardan alınan vergiler, sahalarda hakemler, maç yaptığı yerlerden, soyunma odalarının susuzluğu… O kadar çok şey var ki, saymakla bitiremiyorum. 

Genelde, biz, Sayın Bakanım, bu sporu da, futbolu da başkalarına emanet ettik. Futbolda, Millî Takımda -biraz önce arkadaşlarım bahsetti- ulusal takımımızda tarikatlara göre takım kurmaya başladık. Bir futbolcu çıkıyor “Ben Allah’ın…”  İşte, “Beni buradan kimse kesemez…” Bir futbolcu beni arıyor, diyor ki: “Ben Millî Takım antrenörünü aradım, dedim ki, beni bir futbolcunun odasına koymayın kampta, çünkü sabaha kadar benim beynimi yıkıyor.” Biz, Millî Takımdaki çok iyi topçularımızı… Niye biz çok başarılı olamadık da son dönemlere bıraktık şansımızı? Çünkü, gerçekten çok başarılı gençleri, yetiştirdiğimiz gençleri seçme şansımız olmadı. Biz, ancak, tarikat üyelerinin baskısıyla, cemiyetlerin baskısıyla “Şu futbolcuları alacaksın, şu futbolcu çağırılıyor, şu futbolcuları da kampa çağıracaksın.” katkısıyla Millî Takımımız kendi grubumuzdan en son maçta mı çıkacaktık biz? Kayserili için söylenen “Önce eşeğini kaybettiriyor, sonra bulduruyor” diye bir hikâye var ya, böyle bir dönemden geçtik.

Ankara’da bir Ankaraspor var  biliyorsunuz. Melih Gökçek’in oğlunun oyuncağı. 250 milyon dolar verdi Melih Gökçek, oğluna bir oyuncak aldı. Bu oyuncakla, Çankaya Belediye başkanlığına aday olacak oğlunu işte bu oyuncak sayesinde çıkarmaya çalışıyor futbolu bahane ederek. Ankaraspor’un başına getirdi. Ankara’da hizmet eden kulüplerimiz var. Uzun süredir Cemal Aydın diye bir kulüp başkanımız var ve yine, yıllardır Türk sporuna hizmet eden İlhan Cavcav diye bir kulüp başkanımız var. Bunların yönetim kurulu üyeleri var, işte, Ankaragücü var. Bunlar yıllardır mücadele ediyor.

Ankaraspor’da Melih Gökçek bütün müteahhitlerden para alıyor, bütün dökülen dozerlerden para alıyor, belediyeye mal satanlardan para alıyor, bağış alıyor. Burada o büyük şirketlerin isimleri var. Unakıtan, talimat vererek holdinglere, kayıt dışı olarak -ciddi- istediği kadar parayı götürüyor, kulüplere veriyor. Bunların verilmesi bir şey değil de, bu insanlara, bu kulüplere nasıl eşit olarak yardım edeceğiz?

İstanbul Belediyesi encümen kararı çıkartıyor; 4,5 trilyon İstanbul Belediyesi İstanbulspor’a para çıkartıyor, encümen kararıyla belediyeden para çıkartıyor. Böyle bir uygulamaya nasıl kayıtsız kalacaksınız? O yoksul kulüpler, o fakir fukara kulüpler nasıl futbolcu bulacak da, para bulacak da, yetişecek de Türkiye’de birinci ligde maç yapacaklar? Bütün bunlar böyle bir… Müdahale etmek zorundayız. Bu sizin göreviniz olmayabilir, Futbol Federasyonunun görevi olabilir, görevlerinin içinde olabilir ama, sizin görevleriniz dâhilinde bunlara müdahale etmek zorundasınız. Ama, maalesef, bizim Bakanlığımız, eğer belediye bendense, AKP’li ise bu belediye devam etsin, bu kulüpler istediği kadar mücadele etsin, yoksullukla mücadele etsinler ve ondan bundan, üyeden, delegeden para toplasınlar, hayatlarını yaşamaya çalışsınlar ama, belediye başkanı istediği kadar, hele, Büyükşehir Ankara’da bütün müteahhitlerden haraç keserek, bütün herkesten kayıtsız para alarak oğluna 250 milyon dolarlık oyuncağı alsın, siyasete kullansın diye düşünüyorum.

Bunun yanında, Sayın Başkanım, yine ayrı bir konu: Bizim Beden Terbiyesinin elinde… Ben Sayın Genel Müdürle de bunu biraz önce konuştum, buraya çıkmadan önce; Kayseri Belediyesinin Genel Sekreterine de sordum. Beden Terbiyemizin 77 bin metrekare bir arazisi var bizim Kayseri’de. Bu 77 bin metrekare araziyi biz metresi 100 milyon lira değeriyle Kayseri Büyükşehire vermişiz. Buna karşılık Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanlığı bize -yani “biz” deyince, ben, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ve spordan sorumlu Devlet Bakanlığı diye alıyorum- onun karşılığında işte 100 milyon dolarlık bir tesis yapmış. Bakın, bu tesisin normal değeri 2 milyar lira, o arsanın. Yani, gidin sorun, Kayseri’de bu arsanın değeri kaç para kardeşim? Emlakçıya sormuşlar: “Bu arsayı kaça satarsınız sizin olsa?”  “2 milyara satarız.” Ama…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bir dakika… Kayserili burada, Kayseriliye sor istersen onu!

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Yani, ben Salih Kapusuz’u aradım… Tabii, size de sorarım, siz cevabını verirsiniz çıkar, arkadaşlar gelirler cevabını verirler.

Ben, Belediyenin Genel Sekreterine sordum, bana doğru anlattı, eksik yanlış, ama ben oradan aldığım bilgilerle paylaşıyorum. Sayın Genel Müdüre de sordum, Genel Müdür de “Bunu biz çeşitli illerde yapıyoruz, bu çok önemli bir konudur, işte yapmaya da devam edeceğiz, tesislere ihtiyacımız var.” diye cevap verdi. Kendileri de cevap verirler. Sonra, biz, bu 2 milyar değerindeki arsayı gitmişiz bir Hollandalı ve Türk ortaklı  şirkete 105 milyara satmışız. Şimdi, arada büyük fark var. Yani, bu Türk ortakları kimler bunların? Bu Hollandalı şirket kim? Nasıl bu kadar büyük parayı biz…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 2 milyar YTL mi Sayın Sevigen?

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Evet, 100 milyon lira metresi, 2 milyar lira arsa…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 2 milyar YTL.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – 2 milyar YTL, evet.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 2 katrilyon lira.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Evet, o civarda bir para.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 2 milyar YTL mi diyorsunuz?

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – 2 milyar, bak, 100 milyondan satmışız, 2 milyondan metresi.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Trilyon yani.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – 2 trilyon yani.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – 2 trilyon civarında, evet.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen karşılıklı konuşmayınız.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Yani, bu aradaki para, sevgili arkadaşlarım, Beden Terbiyesine kalması gerekirken oradaki şirkete gitmiş. Şirket kullanacak bu arsayı, belediye kullanmıyor. Belediye, yaptığı tesisi hazinenin arsasına başka bir yerde yapıyor ve bunu başka birilerine satıyorlar. Ben sordum, yine cevap verirler diye düşünüyorum.

Sonra, kadrolaşma döneminde, sevgili arkadaşlarım, daha önce İstanbul’da Yüzme İhtisas diye bir kulübümüz vardı bizim, burada binlerce sporcu yetiştirirler, yüzlerce ulusal şampiyonları, Avrupa şampiyonluğu yapmış bir… Tam böyle Boğaz’da, çok güzel bir yalı… İstanbul Yüzme İhtisas… Geçen dönem biz, Sayın Valiyle konuştuk, dediler ki, “Yüzme İhtisasın… Beden Terbiyesi ‘Yüzme İhtisasın bir yeri var.’ dedi, bu yeri alıyoruz ellerinden, ama biz onlara çok daha güzel bir yer yapacağız.” dediler. Fakat, bilin diye söylüyorum, İstanbul’da Beşiktaş’ta tek bir yerimiz yoktur Sayın Beden Terbiyesi... Ve bu Yüzme İhtisas’ta, yüzlerce çocuk, Avrupa şampiyonu olmuş yüzücülerimiz, yüzlerce genç, hepsi ortada kalmıştır, sahipsizdir, kimse yoktur. Orasını şimdi bir pastaneye vermişler, pastanenin yanında, o yalının yanında eski bir Gaziosmanpaşa İlkokulumuz vardı biliyorsunuz, Sabancı da 10 milyar vermişti tamir edilmek için, yandı. İkisini birleştireceklerdi, bir şeyhe vereceklerdi büyük otel olsun diye, fakat ondan da vazgeçtiler. Çünkü, İstanbul’daki kurul el koydu “öngörünüm var” diye, “buraya inşaat yapamazsın” diye. Onlar vazgeçince, şimdi orasını, aradan köprü yaparak otopark olarak kullanıyorlar. Yani, yüzlerce, binlerce… İstanbul Yüzme İhtisas Kulübü, sporcu yetiştiren arkadaşlarımız hepsi sokaklarda kaldı ve Sayın Vali söz verdi, sözünde durmadı, Beden Terbiyesi… Sahipsiz kaldı, orası yağmalandı gitti, şimdi bir pastanenin otoparkı, bir pastane olarak çalıştırılıyor. Yani, böyle, görmediğiniz, duymadığınız o kadar çok şeyler var ki.

Sevgili arkadaşlarım, geçen sene biz halterde çok ciddi ceza aldık. Halterden, biliyorsunuz, ihraç ettiler Türkiye’yi. İhraç ettikten sonra dünyaya rezil olduk, 200 bin dolarlık bir ceza geldi. Bunu Federasyon Başkanı ödemesi gerekirken, bunu Genel Müdürlük ödedi. Genel Müdürlük ödedi ve Genel Müdürlüğün de bunu TOKİ’den ödettiği söyleniyor. Bu konularda Sayın Bakanın da, Bakanlığın da bir şey yapması gerekir, buna bir cevap vermesi gerekir diye düşünüyorum. Gerçekten bu doğruysa, gerçekten çok vahim bir olay. Yani…

Sonra, bu kadrolaşma konusunda… 100 tane… 20 tane kadro varmış bizim, sevgili arkadaşlarım, Spor Toto teşkilatının 20-25 fazlalığı var bu Hükûmet geldikten sonra. 100 tane sözleşmeli kadro alınıyor buraya. Bu sözleşmeli kadrolar, yani buraya da, eski Genel Müdür görevden alınınca, Timurtaş Hoca’nın oğlu teşkilat başkanı olarak atanıyor oradan, Bekir Yunus Uçar diye bir arkadaşımız ve onun arkasından 100 tane işçi alınıyor. Bunlara da sıfatlar veriliyor, “sözleşmeli alınanlara sıfatlar verilmez” diye kanun maddesi olmasına rağmen.

Bütün müdürlerimiz değişiyor hemen hemen geçen dönem Hükûmet geldiği zaman, ne kadar spor müdürü varsa değişiyor.

Mehmet Ali Şahin’in yeğeni… Eski Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer’in kardeşi Karaman’a, Abdurrahman Dinçer. Mehmet Ali Şahin’in kardeşi Karabük’e.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Sevigen, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Hemen bitiriyorum.

Bu Teftiş Kurulu… Sevgili arkadaşlarım, Teftiş Kurulu Başkan Vekili arkadaşımız -yani kadrolaşmada da böyle, çok vakit yok diye hemen sıralıyorum- dört yıldır burada vekâleten oturuyor. Değil mi? Öyle, zannediyorum. Asaletini yapamıyoruz Teftiş Kurulu Başkanımızın ve Teftiş Kurulu Başkanı… (AK Parti sıralarından “Genel Kurula, Genel Kurula” sesleri)

Genel Kurulda kimse yok. Ha, geldiniz mi? Hoş geldiniz.

OSMAN GAZİ YAĞMURDERELİ (İstanbul) – Buradayız, buradayız.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Osman Bey, hoş geldiniz. Sevindim, çok sevindim.

…vekâleten oturuyor. Çünkü Teftiş Kurulu Başkanı bu yapılan yolsuzlukların, hırsızlıkların, uğursuzlukların üzerine gider. Fakat maalesef Teftiş Kurulu Başkanımız bu konuda… Hem Spor Toto teşkilatının yönetim kurulu üyesi hem Futbol Federasyonunun gözlemcisi. Yani yönetim kurulunda denetleyeceği Bekir Yunus Uçar arkadaşımızın yaptığı işlerle ilgili aynı kurulda çalışan bir arkadaşımız.

Sevgili arkadaşlarım, geçen dönem Sayın Bakanın söylediği konu, spordan sorumlu Bakan “700 binden sporcu sayısını…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sevigen.

Ek sürenizi de vermiştim, bir dakikanızı. Lütfen…

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – 7 bine çıkan sporcu sayısı…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Sevigen, süreniz bitti.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Müsaade ederseniz, müsaade ederseniz arkadaşlar, bitireyim. Bak ben çok sakin konuşuyorum, hiç kimseye müdahale etmiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bitirdiniz ama!

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Ama etmiyorum. Az kaldı. Diğer arkadaşımın şeyi var, ondan alırız, ona geçerseniz. O sizi ilgilendirmez ki!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ondan alırsanız, olur.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Sizi ilgilendirmez bu! İşinize bakın siz! Ben size laf atmıyorum. Konuşuyorum bakın. Anlatmaya çalışıyorum. Hiç buradaki yapılan çok büyük ihalelerden bahsetmiyorum, usulsüzlüklerden. Diyorum ki, bunları yapın. Güzel güzel öneride bulunuyorum. Laf atmayacaksınız, ben de bitireceğim.

Süreyya Ayhan diye bir kızımız var bu sporculardan çıkan. Bütün Genel Müdürlük bunu tu kaka etti. Bir Türk kadını eğer diyorsa ki “Ben namusum ve şerefim üzerine…” Bir Türk kadını, kim olursa olsun, laik, demokratik cumhuriyete inanmış, bu ülke için hayatını koymuş, dünya ikincisi olmuş ve elimizde zor yetişen bir kızımız “Ben namusum ve şerefim üzerine doping yapmadım.” diyorsa, buna sahip çıkacaksınız. Namus ve şeref bizim için çok önemli, hele Türk milleti için çok önemli. Sahip çıkacaksınız. Niye ortada bırakıyorsunuz? Yani varsa suçu, cezalandırırsınız. Ama siz bir sahiplenin, bir göreyim böyle, babayiğit gibi çıkın ortaya. Bu kız dünya ikincisi olmuş, Türk bayrağını almış dalgalandırmıştır. Bu kızımıza sahip çıkalım. Var mı, yok mu diye niye düşünceniz yok? Bir Türk kadını böyle diyorsa, ben düşünürüm yüzde 100 suçlu olsa bile. Suçu var mıdır yok mudur, bilemem. Kendisi “Yok.” diyor, “Zehirlendim.” diyor, “Beni kirlettiler.” diyor. Yarışmayla ilgili çeşitli iddialar sunuyor basın toplantısıyla. Vaktim yok diye söylüyorum. Ama bir kadın diyorsa, bir yarışmacı diyorsa, bir sporcu diyorsa, Sayın Bakan bunun arkasında duracaksınız. Diğer Bakanın durmamasını anlıyorum ama siz arkasında duracaksınız ve sahip çıkacaksınız kıza. En azından, geriye dönük yaptıklarının hatırı için sahip çıkacaksınız. Bu kadar vefasız mıyız biz? Biz bu kadar kadınlarımızı, yarışmacılarımızı… Biraz önce bahsederken arkadaşlarım… Özürlü sporcu arkadaşlarımız dünya şampiyonu olmuş -ben yürekten kutluyorum- gidip ödül verdiniz. Halil Mutlu dopingden yakalandı Sayın Genel Müdür, eski dönemde, çiçek alarak Halil Mutlu’ya gittiniz, kucakladınız onu. Niye bu kıza sahip çıkmıyorsunuz? Nedir bu kızdan istediğiniz? Bunu açıklayın. Bunu açıklasınlar eski bürokratlar. Bu kıza sahip çıkmak zorundasınız. Suçu varsa gerçekten, cezalandırın. Ama suçu yoksa da… Gerçekten söylüyorum: Eğer bir Türk kadını “Namusum ve şerefim üzerine ben doping almadım.” diyorsa, bu çok saygıdeğerdir ve dikkate almamız gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sevigen.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Ben arkadaşımdan müsaadesini aldım, şimdi hemen bitiyorum.

Sevgili arkadaşlar, maalesef, yolsuzluk, kadrolaşma, almış başını gidiyor, biraz önce de saydım. Bu Hükûmet döneminde… Bütçeleri karşılıklı konuşuyoruz, ama bilin diye söylüyorum: Bu Hükûmet hep kendi çocuklarına ve kendi yandaşlarına yardım etmiştir. Başbakan Erdoğan’ın oğlu, Maliye Bakanının oğlu, Ulaştırma Bakanının oğlu, efendime söyleyeyim, damatlar, yeğenler cirit atıyor. Türkiye’de nereye elinizi atsanız, iş kollarında hep bunlar var, başkaları yok. Yeni zenginler üretiyor. Yeni zenginler, kendi zenginlerini üretirdi, şimdi bu Hükûmet kendi çocuklarını üretiyorlar. Yani, biraz önce saydığım bakanların çocukları Uludağ’a, Kartalkaya’ya, bizim çocuklarımız Cudi’ye, Gabar’a. (AK Parti sıralarından gürültüler)

ASIM AYKAN (Trabzon) – Bölücülük yapma!

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Maalesef böyle bu iş. Böyle bu iş. Bu iş böyle. Bu iş böyle. Neyse… (AK Parti sıralarından gürültüler)

Bunlardan giden var mı?

ASIM AYKAN (Trabzon) – Herkesin çocukları gitti!

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Hangi çocuklar zengin oldu? Hangi çocuk gidip de devletten para alarak, gemi alıyor, ihale alıyor? Kimin çocuğu? Bankaya gidemiyorsunuz torpil olmadan, elinizde yazı olmadan gidemiyorsunuz. Gazetelerde manşet oluyorsunuz. İnsanları ki… Hangi çocuklar… Benim mahallemde -ben yıllardır milletvekilliği yapıyorum- kendi özüyle giden, araya torpil koymadan Ziraat Bankasından 5 milyon lira alan, bir kredi alan bir delikanlı yok.

ALİ TEMÜR (Giresun) – Yüzlerce, yüzlerce!

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Ama şuraya bakın... Kim aldı? Göstersenize birer tane. Kim aldı bunları görün. (AK Parti sıralarından gürültüler)

ALİ TEMÜR (Giresun) – Siz de alın.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – İşçilerimiz hapishaneye giriyorlar, hapishaneye. Hatırlamıyor musunuz? Çiftçilerimiz hapishaneye giriyor borçlarından dolayı. (AK Parti sıralarından gürültüler)

Biz oralardan geliyoruz beyler. Ne oldum delisi olmayın. Sizler bilmezsiniz, ben çok iyi bilirim, ben çok iyi bilirim. (AK Parti sıralarından gürültüler) Ben Gazi Mahallesi’nden, Gültepe’den, Nurtepe’den, Çeliktepe’den geliyorum. Ben oralarda yaşadım. Yoksulluğu bilirim, siz de bilirsiniz. Ben istiyorum ki oralara sahip çıkın. Benim istediğim, kadrolaşmayı size beş tane yapıyorsanız, bir tane de oraya yapın, o insanları da koruyun. Maksat bu. Kadrolaşmayı “hep kendime, hep bana, hep bana” olur mu bu iş ya? Günah. Allah var yukarıda. Bugün cuma. Gittiniz ya, ibadet ettiniz. Cumaya gittiniz ya siz.

ALİ TEMÜR (Giresun) – Cumaya gittin mi? (AK Parti sıralarından gülüşmeler)

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Dalga geçiyorsunuz. Bakın, siz gittiniz ya, Allah görüyor yukarıda. Herkesin kendine cuma namazı. Biz burada ibadet ediyoruz, ibadet. Bu da büyük bir ibadettir.

ALİ TEMÜR (Giresun) – Allah kabul etsin!

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Sizin tercihiniz orası. Bizim buradaki arkadaşlarımız işini bitirir, gider orada kılarlar, merak etmeyin. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri)

Hiç keyfinizi bozmayın. Bu Müslümanlığı kullanabildiğiniz kadar kullandınız, bundan sonra kullanamayacaksınız, size de kalmayacak -öyle görüyorum- kullanamayacaksınız. Artık herkes uyandı. Yoksulun üzerine paraydı, puldu, şekerdi, çuvaldı, devletin bütün imkânlarını salarak o insanları kıskaca aldınız.

ALİ TEMÜR (Giresun) – Kömür veriyoruz, kömür!

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Kıskaca aldınız. Vermediniz mi, yalan mı?

Ali, vermedik mi Allah aşkına? Rica ediyorum. “Başbakanlık bedava satılmaz” diye yoksul kesimlere tavana kadar kömürleri yığmadık mı? Göstermedik mi gecekondu mahallelerinde, insanların yıllardır görmediği kömürleri gecekondu mahallelerinde görmedik mi? O insanların gözünü boyamadınız mı? Allah aşkına ya, rica ediyorum sizden! (CHP sıralarından alkışlar) Yaşamadınız mı? Yaşamadınız mı? (CHP sıralarından alkışlar)

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Sokakta donsalar mıydı?

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – İnsanlar askere gidiyor. Askere gittiği yerdeki kaymakam talimat veriyor, diyor ki: “Bu kadının oğlu askere gitti, kadın perişan.”

ALİ TEMÜR (Giresun) – Alkışlanacak bir olay.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Kadının evine AKP’liler gidiyor, “Senin oğlun askerden gelinceye kadar biz bakacağız.” diyen yüzlerce yazı çıkardım ben size, yüzlerce söyledim. Kullanmadınız mı devletin imkânlarını?  (AK Parti sıralarından gürültüler)

Kullanmadınız mı? Hep bunları kullandınız, bunu da ortaya bıraktınız, ama bunlar az kaldı, merak etmeyin. Allah da biliyor, kul da biliyor. Demiş ki: “Kibirlenme padişahım senden büyük Allah var.” Gün gelir, devran gelir beyler, buralar size de kalmaz. Yapanın yanına kâr kalmaz bu, hiç merak etmeyin. (AK Parti sıralarından gürültüler)

Bakın, yaşayacağız göreceğiz, dünyadaki en kötü şey kul hakkı yemek, kibir. Bak, kibir. Allah diyor ki: Kibirle gelmeyin. Siz kibirle gidiyorsunuz. Bu kibirliliği bırakın, bu büyüklüğü bırakın. Ne kadar alçalırsanız, o kadar büyürsünüz. Herkes biliyor sizi. (AK Parti sıralarından gürültüler)

Sporda yapılan yolsuzluklar, şeyler, efendime söyleyeyim, yalnız sporla ilgili, kadrolaşmayla ilgili değil, esas yolsuzluk devletin diğer kurumlarında, kademelerinde. Biz bunu biliyoruz, bunu yaşıyoruz ve inanıyorum ki… (AK Parti sıralarından gürültüler)

Allah aşkına, şu Tayyip Erdoğan nasıl zengin oldu? Ben çok iyi tanırım, biz beraber il başkanlığı yaptık. O Refah Partisinin İl Başkanıydı, ben DSP İl Başkanıydım. Kendisi şeyde çalışırdı Tayyip Erdoğan, muhasebecilik yapardı, belli bir dönem. Şimdi nasıl zengin oldu? 1 milyar doları var dedi bir iş adamı çıktı. Tek bir cevap verebildi mi Belediye Başkanlığı döneminde? Bir tek çivi mi çaktı? Nasıl oldu? (AK Parti sıralarından gürültüler)

ALİ TEMÜR (Giresun) – İnsaf, insaf!

MEHMET SEVİGEN (Devamla) - Ama bir söyle bana, Allah aşkına, Ali, bir anlat, de ki arkadaş şu işi yaptı, şuraya girdi, girdi, girdi… Nasıl zengin oldu? Yani, ben… (AK Parti sıralarından “Dedikodu, dedikodu” sesleri)

Dedikoduyla alakası yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, konuşmacı ne zamana kadar konuşacak!

BAŞKAN – Sayın Sevigen… Sayın Sevigen…

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Bütçe bu, bütçe…(AK Parti sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, konuşmacı ne zamana kadar konuşacak!

BAŞKAN – Sayın Sevigen…

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Ya, arkadaş…

BAŞKAN – Sayın Sevigen, gruba ayrılmış süreniz azalmakta, diğer konuşmacıların… (AK Parti sıralarından gürültüler)          

Lütfen sessiz olur musunuz. (AK Parti sıralarından gürültüler)

Diğer konuşmacıların hakkı… Lütfen…

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET SEVİGEN (Devamla) - Ben hepinize, kul hakkı yememek dileğiyle, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK Parti sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Sevigen…

(İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen, Başkanlık Divanının önüne gitti)

Lütfen sözünüzü tamamlayınız Sayın Sevigen.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri)- Sayın Başkanım, ne yapıyorsunuz? Konuşmacıyı çağırıp ne söylüyorsunuz Sayın Başkanım? Böyle bir uygulama var mı? Oradan söylersiniz. Gizli bir şey mi söylüyorsunuz?

MEVLÜT AKGÜN (Karaman) – Adam olmazsın!

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Terbiyesiz! Hiç yakışmıyor! Ne konuşuyorsun! Yakışıyor mu sana! Hiç yakışmıyor! Çıkarsın burada konuşursun kardeşim! O zaman dinle burayı! Çıkarsın burada konuşursun! Hiç yakışmıyor!

BAŞKAN – Sayın Sevigen, lütfen sözünüzü bağlayınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Genel Kurulda gizli söylem olmaz. Söylersiniz konuşmacıya ne söyleyecekseniz, biz de duyarız. Niye çağırıyorsunuz, söylüyorsunuz!

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Sayın Başkanım…(AK Parti sıralarından gürültüler)

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – “Terbiyesiz” diyor bize ya!

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Kim terbiyesiz dedi!

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) –Siz dediniz…

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Özür dilerim senden, ama arkadaşım diyor ki… Bakın ne diyor: “Adam olmazsın!” diyor bana. Söylediği lafa bakın!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Konuşmacıyı oraya niye  çağırıyorsunuz, söylüyorsunuz Sayın Başkan!

BAŞKAN – Hayır, ben ona söylemedim, kendisi geldi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, siz çağırdınız.

BAŞKAN – Hayır, çağırmadım. “Sayın Sevigen, sözünüzü bağlayınız.” dedim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, siz çağırdınız.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Elitaş, bu kadar heyecan yapmayın. Lütfen, istirahat buyurunuz.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Ya, niye heyecanlanıyorsunuz arkadaşlar? (AK Parti sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, kimin süresini konuşuyor konuşmacı.

BAŞKAN – Sayın Sevigen, lütfen!..

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Peki.

Sayın Başkanım…

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – “Terbiyesiz” dedi…

BAŞKAN – Lütfen…

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – “Terbiyesiz” demedim.

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Dediniz efendim.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) - “Terbiyesiz.” demedim. Arkadaşımız dedi ki: “Adam olamazsın” dedi, ben de sen yapma dedim. Sadece “Yapma” dedim. Ben de geri alıyorum, tamam.

( Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı )

BAŞKAN – Sayın Sevigen, lütfen… Teşekkür ediyoruz, sağ olun.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Sevgili arkadaşlar, hepinizi, sevgi, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyoruz Sayın Sevigen.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, biraz önce, konuşmacı, Grup Başkanımız ve Genel Başkanımız hakkında çok çirkin ifadeler kullandılar. İzin verirseniz, Grup Başkanımız, Genel Başkanımız hakkında yapılan iftiralara cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Lütfen, tutanakları istetip bakacağım. Lütfen!..

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, lütfen!..

BAŞKAN – Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, tutumunuz hakkında söz almak istiyorum!

BAŞKAN - … Antalya Milletvekili Sayın Osman Kaptan; buyurunuz. (AK Parti sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, tutumunuz hakkında söz almak istiyorum!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen!.. (AK Parti sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, lütfen!.. Tutumunuz hakkında söz almak istiyorum!

BAŞKAN – Tutanakları… (AK Parti sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

(Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Başkanlık Divanının önüne gitti)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, tutanak değil, uygulamanız hakkında söz almak istiyorum. Yaptığınız uygulama yanlış, Meclis adabına yanlış, Meclis uygulamalarına yanlış! O yüzden, lütfen!..

BAŞKAN – Grubu adına diğer arkadaşların…(AK Parti sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tutumunuz hakkında söz almak istiyorum! Tutumunuz yanlış! 63’e göre söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Grubu adına diğer arkadaşlarının verdiği söz hakkını kullandı. Lütfen!.. (AK Parti sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, tutumunuz hakkında söz almak istiyorum diyorum! Siz buraya konuşmacıyı çağırıyorsunuz.

BAŞKAN – Konuşmacıyı çağırmadım. Ben “Sayın Sevigen, sözünüzü bağlayınız.” dedim. Lütfen!..

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, lütfen adil olun.

BAŞKAN – Adil oluyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tarafsız olmak zorundasınız.

BAŞKAN – Adil ve tarafsızım. Lütfen!..

CEVDET ERDÖL (Trabzon) – Değilsiniz.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, tutumunuz hakkında söz istiyorum.

BAŞKAN – Tutumumda bir şey görmüyorum. Ben Sevigen’i çağırmadım, “Lütfen, Sevigen, sözünüzü bağlayınız.” dedim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Konuşmacıyı çağırdınız ve talep etmeden ek süreler verdiniz.

BAŞKAN – Hayır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ek süreler verdiniz.

BAŞKAN - Kendisi sözünü grubu adına tamamlamak istedi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Meclisi bu şekilde mi yönetiyorsunuz?

BAŞKAN – Öyle yönetmiyorum. Lütfen yerinize...

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Temsil eder gibi yönetiyorsunuz.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Sayın Elitaş, yeter artık yeter! Otur yerine, yeter artık! Böyle bir usul yok, yeter! Olmaz böyle şey!

BAŞKAN – Sayın Osman Kaptan, lütfen… Sayın Osman Kaptan…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bu tutumunuzu kınıyorum!

BAŞKAN – Sayın Osman Kaptan, sözünüz…

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, o Sevigen’i dışarı atın!  O Sevigen’i dışarı atın.

CHP GRUBU ADINA OSMAN KAPTAN (Antalya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri…

BAŞKAN – Sayın Kaptan, söz süreniz yedi buçuk dakikadır. Lütfen sözünüze başlayınız.

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) – O Sevigen’i dışarı atın onu!

OSMAN GAZİ YAĞMURDERELİ (İstanbul) – Tutanakları istiyoruz.

OSMAN KAPTAN (Devamla) – Sayın Başkan, böyle bir uygulama yok.

BAŞKAN – Sayın Kaptan, grubunuz adına öyle bir söz istendi. Lütfen buyurunuz.

OSMAN KAPTAN (Devamla) – Ben de benden sonraki gelenin hakkını isterim.

BAŞKAN – Tamam, buyurunuz.

OSMAN KAPTAN (Devamla) – Sayın Başkan, ben de benden sonraki gelen arkadaşın hakkından dört dakika istiyorum, o zaman on bir dakika benim konuşmam olur.

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) – Bu iş böyle olmaz!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, tutumunuz hakkında söz istiyorum.

BAŞKAN – Başlayınız lütfen. (AK Parti sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

OSMAN KAPTAN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) – Yanlış yapıyorsunuz Başkan, yanlış!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Adil olun Sayın Başkan!

CEMAL KAYA (Ağrı) – Adil olun!

OSMAN KAPTAN (Devamla) - Devlet Personel Başkanlığı ve Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun 2008 bütçeleri hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım. (AK Parti sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

CEMAL KAYA (Ağrı) – Ayıp, ayıp!

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati : 12.39

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 12.53

BAŞKAN : Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Bütçe kanunu tasarıları üzerindeki görüşmelere kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, beşinci turda yer alan bütçeler üzerinde, söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Osman Kaptan’ın.

Sayın Kaptan, süreniz dokuz dakikadır.

Buyurunuz lütfen. (CHP sıralarından alkışlar)

SUAT KILIÇ (Samsun) – Yedi buçuktu, nasıl dokuz oldu?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Dakikaları bir açıklar mısınız Sayın Başkan?

CHP GRUBU ADINA OSMAN KAPTAN (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Benim aslında, on bir artı iki idi, yani on üçtü; dokuza indiyse, yine, dokuz dakikada konuşmamı bitirmeye çalışacağım; teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Devlet Personel Başkanlığı ve Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun 2008 bütçeleri hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Sayın milletvekilleri, konuşmama Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulundan başlamak istiyorum.

Bilindiği gibi, Yüksek Denetleme Kurulu (YDK) 1938’den beri KİT’leri denetlemektedir. YDK’nın denetim raporları Türkiye Büyük Millet Meclisi KİT Komisyonunun yapacağı denetimlere esas teşkil etmektedir, bu nedenle YDK’nın yapacağı denetimler önemlidir. Ancak, AKP Hükûmeti KİT’lerin bir kısmını satmış, bir kısmını kapatmış, bir kısmını peşkeş çekmiş, kalanların bazılarının denetimini de Sayıştaya verince YDK neredeyse görevsiz kalmıştır. Sayıştay Yasası’nın yeniden düzenlenmesi durumunda, bu konu mutlaka çözüme kavuşturulmalıdır.

Sayın milletvekilleri, şimdi de Devlet Personel Başkanlığıyla konuşmamı sürdürmek istiyorum.

Ülkemizde kamu hizmetleri düzenli ve hızlı bir biçimde yürütülmemektedir. Devlet personel rejiminin temel ilke ve politikaları tam olarak saptanarak uygulamaya konmamıştır. Kamu çalışanlarının mali ve hukuki statüleri de tam olarak belirlenmemiştir.

Türkiye’de kamu çalışanları denince, yoksulluk ve açlık sınırı altında ücret alan, fitre ve zekât verilebileceği müftülerce ifade edilen, borçla yaşayan, kredi kartları borcu 2002 ile 2007 arasında 13 kat artan, zorunlu ihtiyaçlarını bile zar zor karşılayan, yüzde 80’i gazete alamayan, yüzde 89’u sinema ve tiyatroya gidemeyen, yüzde 79’u tatil yapamayan ve yüzde 91’i de geleceğine umutla bakamayan Türkiye’de kamu çalışanları...

Kışta kıyamette sağa sola sürülürken, sağcı-solcu, inanan-inanmayan diye bölünürken “Benim memurum işini bilir.” denen, iktidar yanlılarının yöneticilik görevine getirildiği, “Emret bakanım.” diyenlerin ödüllendirildiği, cumhuriyet mitinglerine katılanların ise cezalandırıldığı, yükselmede eğitim, bilgi, beceri, yetenek ve liyakat yerine eş, dost, siyasi kayırmanın olduğu, bazı diplomatların bile torpil istediği, AKP’li bir milletvekilinin “Bu iş oldu bil.” dediği…

Yine, Türkiye’de kamu çalışanları denince, on beş yıllık öğretmenin bin YTL maaş aldığı, öğretmenlerin yüzde 30’unun ek işte çalıştığı, özelleştirme mağdurlarının on ay çalışıp iki ay boşta kaldığı, yıllık bazda maaşları açlık sınırı ve asgari ücretin altında olduğu, aynı işi yapanların farklı maaşlar aldığı, odacısı genel müdüründen, şoförü müsteşarından daha fazla vergi verdiği, sayıca çok denilen, ancak AB ülkelerinin oranından daha az olan, yirmi yedi AB ülkesi arasında gayrisafi millî hasıladan en az pay ayrılan, IMF’nin eline bakan siyasal iktidarın insafına bırakılan, grevli, toplu sözleşmeli sendikal hakkı olmayan, tüm bunlara rağmen, devletin hizmetlerini büyük bir özveriyle yapmaya çalışan kamu emekçileri akla gelmektedir; toplamı da, TÜİK’e göre, 3 milyon 7 bin 66’dır.

BAŞKAN – Sayın Kaptan, bir saniyenizi rica edeceğim.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince saat 13.00’te ara vermemiz gerekiyor. Ancak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına yapılan konuşmaların tamamlanmasına kadar sürenin uzatılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Buyurunuz Sayın Kaptan.

OSMAN KAPTAN (Devamla) – Sayın milletvekilleri, Danıştayın 12. Dairesi kararında da belirtildiği gibi, Anayasa’mıza göre devletin asli ve sürekli görevlerinin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülmesi gerekirken, siz memurluk statüsünü sözleşmeli statüsüne dönüştürürseniz, eğer siz “’Leb’ demeden leblebiyi anlayan bürokrat isterim.” derseniz, eğer siz “Vücut dilinden anlayan bürokrat isterim.” derseniz, eğer siz “Danıştayda birçok engelle karşılaşıyoruz, ya bunu aşacağız ya da bunu anlayanla yürüyeceğiz.” derseniz, eğer siz yargıyı siyasallaştırırsanız, “Hâkim ve savcıyı mülakatla alırım.” derseniz, eğer siz bu ülkede bürokratik oligarşi var diye şikâyet ederseniz, eğer siz, Meclis tutanağına geçtiği gibi, 5 kez adli ve idari yargı sınavını kazanan bir kişiyi her seferinde mülakatta başarısız kılarsanız, eğer siz “Özelleştirmeden kasıt şu kadar paraya sattım, bu kadar paraya sattım meselesi değil, özelleştirmeden maksat, devleti ekonomik faaliyetlerden kurtarmaktır.” diyen bir Maliye Bakanını özelleştirmenin başına getirirseniz, kısacası siz, bürokrasiyi özelleştirerek, siyasallaştırarak AKP’lileştirirseniz, memur devletin memuru değil AKP’nin memuru olur ki, kamu görevlisi devletin değil AKP’nin görevlisi olur ki, bu da, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini tehdit eder, tehlikeye sokar. “Hükûmet benim, devlet de benim, benim dediğim olur.” diyen zihniyet Orta Çağ’da kalmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; devlet personel rejimi hakkında AKP bakınız ne demişti, ne yaptı: 3 Ocak 2003’te, 58’inci Hükûmet, Acil Eylem Planı’nda “Altı ay ile on iki ay içinde devlet personel rejimi reformu gerçekleşecek.” demişti, aradan on iki ay değil altmış ay geçmesine rağmen bu konuda yapılan hiçbir şey yoktur.

Yine Acil Eylem Planı’nda “Personel rejimi içinden çıkılmaz hâle gelmiştir. 1980’den bu yana tüm hükûmetler bu konudaki vaatlerini yerine getirmemişlerdir.” diyen AKP, kendisi de sözünü tutmamış “içinden çıkılmaz” diye tanımladığı durumu daha da içinden çıkılmaz hâle sokmuştur. Örneğin, devletin asli ve sürekli görevleri arasında olan ve bir kariyer mesleği olan öğretmenliği, aday öğretmen, öğretmen, uzman öğretmen, başöğretmen, vekil öğretmen, sözleşmeli öğretmen, müdür yetkili sözleşmeli öğretmen, usta öğretici, ders karşılığı ücretli öğretmen diye, dokuz parçaya bölmüştür.

Yine AKP, Acil Eylem Planı’nda “Göreve alma ve yükselmede objektif kriterler getirilecek.” diyordunuz, ne yaptınız biliyor musunuz? 70 puan alanı kamuya almadınız, sıfır puan alanı kamu görevlisi yaptınız. “Maaş ve ücretlerdeki dengesizlikler giderilecektir.” demiştiniz, gidermediğiniz gibi daha artırdınız, memuru, işçiyi, emekliyi, dul ve yetimleri açlık ve sefalete terk ettiniz.

Sayın milletvekilleri, ülkemizde son bir yılda açlık sınırında yüzde 13, yoksulluk sınırında yüzde 8 artış olmasına karşın, kamu çalışanının ücretine yüzde 2, ocak ayında; yüzde 2, temmuz ayında artış yaparak, aslında, kamu görevlisi ve emeklisiyle alay ediyorsunuz. Daha yeni, Ankara’da ekmek fiyatına yüzde 20, İstanbul’da su fiyatına ortalama yüzde 37 zam yapılmıştır.

Asgari ücretli ayda 419 YTL’yle, SSK emeklimiz ayda 548 YTL’yle, Bağ-Kur esnaf emeklimiz 428 YTL’yle, Bağ-Kur işçi emeklimiz 286 YTL’yle, muhtarlarımız 288 YTL’yle, memur emeklimiz 716 YTL’yle, memurlarımız 843 YTL’yle nasıl geçineceklerdir?

Başbakanın bile “geçinemiyorum” dediği ülkemizde kamu çalışanlarına yüzde 2+2 artış yapmak kamu emekçilerini açlığa ve sefalete terk etmekten başka bir şey değildir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; kamu personel rejimi acilen yeniden düzenlenmeli, kamu çalışanlarımıza insanca yaşayabileceği…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaptan.

OSMAN KAPTAN (Devamla) – Teşekkür edeceğim.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Başbakan artık şikâyetçi değil, durumu düzeltti maşallah! İyidir, iyidir!

BAŞKAN – Teşekkür için açıyorum, lütfen hemen tamamlayınız.

OSMAN KAPTAN (Devamla) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; kamu personel rejimi acilen yeniden düzenlenmeli, kamu çalışanlarımıza insanca yaşayabilecekleri ücret verilmeli, kamu çalışanının saygınlığı artırılmalı ve tüm kamu çalışanlarımıza grevli, toplu sözleşmeli sendikal hak verilmelidir.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaptan.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Hüseyin Ünsal, Amasya Milletvekili.

Buyurunuz lütfen. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz dokuz dakikadır.

CHP GRUBU ADINA HÜSEYİN ÜNSAL (Amasya) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumunun bütçe kanun tasarısındaki kısmı üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizin çiftçisinden, üreticisinden sanayicisine kadar toplumun her kesimini ilgilendiren, Türkiye ekonomisinin üretim faaliyetleri içinde önemli bir payı olan, kısa adı “Tekel” olarak bildiğimiz kuruluş, cumhuriyet tarihimizin en önemli kuruluşudur ve en köklü kuruluşudur.

İzin verirseniz “Tekel” ile ilgili bir bilgi sıralamak istiyorum. 2007 yılında 145.658 üreticiden 34 milyon 155 kilogram tütün almış. 2006 yılında ise, 55 milyon 375 bin ABD doları karşılığı ihraç yapmış; 6 sigara fabrikası, 39 pazarlama müdürlüğü, 1 tütün işletme fabrikası, 57 adet yaprak tütün işletme müdürlüğü olan bir kuruluşumuz. 2005-2006 yılları itibariyle 35 milyon kilogram tütünü, mamulü üretmiş ve satmış. Uzun yıllar boyunca Türkiye’nin ilk 500 firması arasında bulunmuş, İstanbul Sanayi Odasının araştırmasına göre de, net satışlar sıralamasına göre 891 milyon YTL ile 34’üncü sırada bulunmakta. Kurumlar vergisi sıralamasında İstanbul’da 30’uncu, Türkiye sıralamasında ise 51’inci sıradadır.

Şimdi, bu büyüklükler, bu veriler gösteriyor ki, Tekel çok önemli bir kuruluşumuz. Bu, Tekel’in tütün kısmı ve bu önemli kuruluşumuzda özelleştirme aşamasına gelindi. Tekel’in 2001 yılındaki pazar payı Türkiye’de yüzde 69 iken, bugün 2006 yılına gelindiğinde yüzde 37, hatta yüzde 35 oranına da düştü.

Tekel’in tütün ve tütün mamulleri kısmının özelleştirilmesine geçmeden önce de, yine Tekel’in bir başka kısmı olan alkollü içeceklerle ilgili özelleştirme sürecini de size bir hatırlatmak istiyorum. Alkollü İçecekler Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi 2004 yılında dünyada örneği olmayacak bir şekilde özelleşti. Buna özelleştirme diyebilirsek ne âlâ, yani peşkeş çekildi de diyebiliriz. 292 milyon ABD dolarına özelleştirilen bu şirket, ödemeleri de vadeye yayılarak hatta ihaleyi alan firmaya da banka kredileri kullandırılarak özelleştirme yapıldı.

Bu ihaleyi inceleyen Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu o tarihte, özelleştirmenin sağlıklı olmadığını ve bu özelleştirme ihalesi aşamasında sıkıntılar olduğuna dair bir belgeyi, özel inceleme raporunu Başbakanlığa verdi. Başbakanlık da bunun üzerine gerekli incelemeyi yapmıştır ve bu özelleştirmede görüldü ki, bu, 292 milyon dolara değil, çok çok daha altına denk gelen bir fiyata satıldı. İşin ilginç tarafı, bu firma daha sonra -iki yıl sonra- Amerikan firmasına bu alkollü içkiler kısmını 810 milyon dolara sattı. Bu özelleştirme sonucu ne oldu? Türkiye ekonomisine bir fayda gelmedi. Bu, ucuza gitti. Alkollü içkiler konusunda üretim yapan, özellikle bağcılıkla uğraşan çiftçilerimiz mağdur oldular. Özelleştirmeyle birlikte üretimde ciddi bir tehlike yaşandı. Rakıda üretim 68 milyon litreden 45 milyon litreye, şarapta 47 milyon litreden 27 milyon litreye geçti. Üstelik alkollü içkilerde de kayıt dışı önemli bir safhaya geldi. Kayıt dışının dışında da bu sefer kaçak içkiler piyasaya sürülmek zorunda kalındı ve bu kayıt dışıyla ilgili de dönemin ekonomiden sorumlu Bakanı Ali Babacan’ın da zaten “Kayıt dışıyla mücadele edemedik.” diye itirafını da hepimiz biliyoruz.

Şimdi bu anlayış, tütünü özelleştirmek için büyük bir gayret içerisinde. Bu gayret zaten Sayın Maliye Bakanımızın bütçe sunuş konuşmasında da ortaya çıktı. Bütçe konuşmasını da isterseniz hatırlatmak isterim: “Özelleştirme konusunda kararlılık ve ekonomide sağlanan istikrar sonucu Hükûmetimiz döneminde gerçekleştirilen özelleştirme uygulamalarında mesafeler kat edildi” ve devam edileceğini söylüyor Maliye Bakanımız. Bunun özelleştirilmesine geçmeden önce, Tekel’in içkili kısımlarının özelleştirmesinden bir ibret alınması gerektiğini de ortaya koymak durumundayız.

Tekelle ilgili özelleştirmeyle bir fayda sağlanmayacağını söyledim. Fabrikalarda üretilen sigaraların satışından elde edilen kâr, yurt içinde kalacağı yerde, hisseleri oranında yurt dışına transfer edilmektedir. Tütün üreticisi mağdur olacaktır. Türk tütünü üretimi azalacak, “blend” diye adlandırılan Virginia tütününe ağırlık verilecektir ve “orient” tütünde -şark tipi tütünde- şu anda dünya birincisi olan ülkemizde üretilen tütün üretiminin katkı payı yüzde 10 seviyelerine inecek şekilde olacaktır, yani yüzde 10’lara düşecektir. Türkiye bu konuda sıkıntıya kalacaktır.

Tarım sektöründeki olumsuzluklar gibi Tekel çalışanları da mağdur olmuşlardır. Çıkarılan yasa ve yönetmeliklerle Tekel işçileri Adıyaman’ından Amasya’sına, Ege’sine kadar her yerde mağdur olmuşlar ve bu mağduriyetlerini sıkça dile getirmektedir. Düşük ücretlerle çalışan insanlar özelleştirmeyle birlikte daha da kötü duruma düşecektir.

Burada Sayın Başbakan konuşmasında “Öneri getirin.” diyordu. Şimdi biz önerimizi getiriyoruz bütçe görüşmesiyle. Tekeli özelleştirme kapsamından derhâl çıkarın, özel bir kuruluş olarak, özerk bir kuruluş olarak yapılandırın, Tekelde çalışan işçi ve memurlara onurlu bir yaşam imkânı tanıyın, çok uluslu şirketlerin yasaya aykırı reklam ve tanıtım faaliyetlerine son verin, 4733 sayılı Kanun’u Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine tekrar getirin.

Değerli arkadaşlarım, özelleştirmeyle ilgili bu iddialar devam ederken Sayın Maliye Bakanımıza ben bu özelleştirmelerle ilgili, bir kısmıyla ilgili, Mersin Limanı’yla ilgili bir soru önergesi getirdim. Yazılı önergemde Telemobil şirketinin -ki, bu şirketin sahipleri Abdullah Unakıtan, şirketin başkan yardımcıları da Fatma Unakıtan ve Zeynep Basutçu- Mersin özelleştirmesinden 2 milyon dolarlık bir iş aldıklarını ifade ettim ve bunu zaten herkes biliyor. Bu konuyla ilgili Sayın Maliye Bakanından bilgi istedim. Sayın Maliye Bakanının verdiği cevabı size okumak istiyorum. Değerli arkadaşlarım, Sayın Maliye Bakanı “Bu tür işlemler şeffaf ve kamuoyunda açık olarak yapılmakta, şirketlerin bundan sonraki ticari faaliyetleri de kendi idari mekanizmalarında aldıkları kararlar olup, ilgili şirketleri ilgilendirmektedir. Şahsımla ve Bakanlığımla alakası yoktur.” diyor.

Şimdi eğri oturup doğru düşünmek lazım. Maliye Bakanının çocukları, kızı, oğlu, özelleştirmeden ihale alan bir firmadan 2 milyon dolarlık kamera işi, telemobil işi alıyorlar ve bir bakan çıkıp “Benim bu işle alakam yok.” diyor. Bu kabul edilebilir bir gerçek mi? Hepimiz bu milletin menfaatini kollamak için buraya geldik. Bizim burada bulunuş nedenimiz de o.

Değerli arkadaşlarım, AKP Grubunda oturan arkadaşlarımızın da hepsinin bu konuda iyi niyetli bir yaklaşım göstereceklerini düşünüyorum. Bu işe suskun kalmanın, suça iştirak ediyorsunuz demiyorum, ama suskun kalmanın da çok büyük bir günah olduğunu biliyoruz. Hep beraber, bu konuyu, lütfen -hepiniz de mütedeyyin insanlarsınız- ciddiye alın. Böyle bir özelleştirme anlayışıyla, Türkiye halkının aklına bir sürü sorular getiriyorsunuz. Kaldı ki, PETKİM’le ilgili ihalede de aynı şeye cevap verdi Sayın Genel Başkanımızın Turcas’la ilgili iddiasına. PETKİM ihalesine giren Turcas Petrol Şirketinin sahipleriyle, Turcas Enerji Şirketinin sahipleri aynı insanlar. Dolayısıyla, bu insanların hepsi bu ihaleye girmişlerdir, ama ihale aşamasında, Turcas Petrol olarak değil, Turcas Enerji olarak girmişler, yasaklı olan Turcas Petrol Şirketi -ki Sayın Ulaştırma Bakanımızın da imzasıyla yasaklı olduğu ispatlanmış, gerekirse belgesini, buradadır, yanımda, gösterebilirim- bu firma ihaleye girmiştir. Şimdi, kalkıp da diyebilir miyiz ki hisse payları aynı olan Turcas Petrolle alakası yoktur bu şirketin deme şansımız var mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen, sözünüzü tamamlayınız Sayın Ünsal.

HÜSEYİN ÜNSAL (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye’de, maalesef, özelleştirme bu anlayış içerisinde gidiyor. Hükûmetinize çok önemli bir teklifte bulunuyoruz Sayın Bakanlar, gelin, bu özelleştirmeyle ilgili ne düşünüyorsanız getirin bu Meclise, hep beraber bunu tartışalım. AKP’nin kendi politikası, Hükûmet politikası olarak değil, bunu bir ulusal politika olarak hepimizin önüne bir getirin. Biz bu sürprizlerle bir daha karşılaşmış olmayalım. Bu anlayışı sergilediğiniz sürece, özelleştirmeyle ilgili bir ulusal politika anlayışını sergilediğiniz sürece, bizler çıkıp çıkıp burada itirazlar etmeyiz; ne Maliye Bakanım hakkında ne Ulaştırma Bakanı hakkında ne de Sayın Başbakan hakkında ileri geri konuşmaların yapılmasının bir nebze de önüne geçmiş olursunuz. Lütfen, bunu yapın. Bunu bir ulusal politika hâline getirin. Biz yaptık, bizim 340 tane milletvekilimiz var, biz istediğimizi yaparız gibi kibirli bir davranışa girerseniz, bu Mecliste daha çok çok tartışmalara sebebiyet verirsiniz. Bu tartışmanın önüne geçmek anlamında, özellikle AKP Grubundaki, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubundaki arkadaşlara söylüyorum, bu konuda ısrarcı olun, özelleştirmeyle ilgili sıkıntının içine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyoruz Sayın Ünsal.

HÜSEYİN ÜNSAL (Devamla) – Efendim, teşekkür ederim, saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime, 14.00’te toplanmak üzere, ara veriyorum.

 

Kapanma Saati : 13.15

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Şimdi, beşinci turda yer alan bütçeler üzerinde söz sırası, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Atila Kaya’ya aittir.

Buyurun Sayın Kaya.

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA ATİLA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü bütçesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Anayasa’mızın 58 ve 59’uncu maddeleri sporun geniş kitlelere yayılması görevini yerine getirmek üzere Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünü, daha doğrusu devletimizi görevlendirmiş, devletimiz de bu görevleri yerine getirmek üzere Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ile özerk spor federasyonlarını yetkili kılmıştır.

Ben, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü bütçesi üzerinde değerlendirmelere geçmeden önce, sporun hem fert olarak hem de toplum olarak hayatımızdaki yerini ve önemini dikkatlerinize sunmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün, artık, dünyada spor, sosyal hayatın vazgeçilmez unsurlarından birisi hâline gelmiştir ve aynı zamanda, yalnız fiziksel sağlığımız açısından değil, ruhsal sağlığımız açısından da çok önemli bir işlevi yerine getiren bir kitle eğitim aracı konumundadır ve yine, spor, hem gençlere hem de topluma en etkili ve en kolay bir şekilde ulaşmanın araçlarından birisidir. Bu yönüyle de spor sayesinde, insanlar ve özellikle de gençlerimiz, yardımlaşmayı, dayanışmayı, iş birliğini ve kurallara uyma gibi, aynı zamanda, toplumsal uyumu da pekiştiren ve geliştiren hususlar bakımından önemli işlevleri yerine getiren bir faaliyet alanıdır.

Tabii, bunun yanında, sporun, özellikle, dünyada yaşayan bütün insanlar arasında ırk farkı, dil farkı, din farkı gözetmeden, insanları birbiriyle yakınlaştıran, birbiriyle kaynaştıran ve bu yönüyle de dünya barışına sunduğu katkıyı dikkate aldığınızda ve aynı şekilde de ülkelerin tanıtımı noktasında çok önemli bir işlevi yerine getirmesi bakımından, sporun, hem fert olarak hem de toplum hayatındaki yeri ve önemini, zannederim, daha iyi idrak etmiş, daha iyi anlamış oluruz.

Bu vesileyle, bugün görüştüğümüz Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü bütçesine baktığımızda, gördüğümüz, karşımıza çıkan durum şudur değerli milletvekilleri; aslında, yalnız bu spor konusunda değil, birçok konuda, Adalet ve Kalkınma Partisi sözcülerinde şöyle bir yaklaşım tarzını gözlemliyoruz: Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidara geldiği 2003 yılı, âdeta, bir milat olarak kabul edilmekte ve neredeyse ondan önce, bütün cumhuriyet hükûmetlerinin yapmış olduğu faaliyetlerin yok sayıldığı bir anlayışı gözlemlemekteyiz. Aslında, sporda da baktığımız zaman, geçmiş hükûmetler döneminde -bu hükûmetlerin siyasi görüşlerinin hiçbir önemini dikkate almadan söylüyorum- önemli hizmetler yapılmıştır. Yani futbolu esas aldığımızda, çamur sahalardan yeşil sahalara geçilmesi ve modern tesislere kavuşmayla beraber, bu gelişmelerin bir neticesi olarak millî takımımız dünya üçüncüsü olmuş, bir kulübümüz Avrupa şampiyonu olmuş. Basketbolda, Avrupa Şampiyonasında final oynanma noktasına gelinmiş. Aynı şekilde, sporun temeli olan, anası olan atletizm dalında da Avrupa şampiyonluğu ve dünya ikinciliği gibi birtakım derecelere ulaşılmıştır.

Dolayısıyla, ben bu konuşmaya hazırlanırken Sayın Bakanın Bütçe Plan Komisyonunda Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün yapmış olduğu faaliyetler ve bundan sonraki programları hakkındaki sunuşunu dikkatlice okudum ve buradan bir mukayese yapılmak suretiyle - yani 2002 öncesindeki, işte, lisanslı sporcu sayısı, bunun yanında spor kulüplerinin sayısı - bir karşılaştırma yapılmak suretiyle bugün hangi seviyede olduğumuzu Sayın Bakan dile getirmiş. Ben, tabii, bu hizmetleri gerçekleştiren, bu sayıları artıran, sporumuzun yaygınlaşmasını, gelişmesini sağlayan bu çalışmaları elbette ki takdirle karşılıyorum. Ancak, değerli milletvekilleri, bu çalışmaların yanında -bu çalışmaları yürütürken daha doğrusu- bugün sporumuzun içerisinde bulunduğu, özellikle sportif anlamda ve tesis anlamındaki duruma baktığımız zaman, maalesef bazı konularda geriye gittiğimizi görüyoruz. Yani, bu yapılan hizmetleri takdir ediyoruz, ancak mesela, burada sormak ihtiyacını hissediyorum: Özellikle geçtiğimiz dönemlerde önemli madalyalar kazandıran spor alanlarından birisi olan halterde, bugün içinde bulunduğumuz durum nedir? Sürekli skandallarla, doping skandallarıyla karşı karşıya kalan ve hem Federasyonumuz hem de sporcularımızın ağır yaptırımlarla karşı karşıya kaldığı bu durumda Genel Müdürlüğümüzün hiçbir kabahati yok mudur?

Aynı şekilde -biraz sonra, zannediyorum, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına değerli kardeşim Hamza Yerlikaya konuşacak- yine buradan soruyorum: Yani, son beş yılda bizim dünya minderlerine sunduğumuz böyle başarılı sporcular acaba var mıdır?

Aynı şekilde, biraz önce dile getirildi, atletizm alanında, atletizmde başarılı olmuş bir atletimiz vardı Süreyya Ayhan diye. Hem Avrupa şampiyonluğu hem dünya ikinciliğini kazanmış bu kardeşimiz, maalesef, birtakım ihmaller, birtakım yanlışlar sonucunda bugün spor yapamaz, spor yapma hakkı elinden alınma gibi bir durumla karşı karşıyadır. Dolayısıyla, yapılan işlerin yanında bütün bu eksikleri de görmek ve bundan sonraki faaliyetleri bu anlamda yönlendirmek gerekir diye düşünüyorum.

Bir de, yine burada naçizane bir tavsiye olarak: Bu karşılaştırmaları yaparken, yani “2002’de şu kadardı, şimdi bu kadar” yerine, bugün Türkiye’de lisanslı sporcu sayısı 2 milyonlara ulaşmışsa, acaba bir de İstanbul kadar bir nüfusa sahip olan Norveç’teki ya da İsveç’teki ya da Almanya’daki lisanslı sporcu sayısıyla, kulüp sayılarıyla bir mukayese yapmamız daha iyi olmaz mı? Madem biz her konuda, her alanda çağdaş uygarlık seviyesini yakalama ve onu da aşma hedefini önümüze koymuşsak, dolayısıyla, o hedefi yakalamak için, kendi durumumuzu daha iyi görebilmek açısından bu mukayeseleri yapmamız daha yararlı olur diye düşünüyorum.

Bu hususta, özellikle, zaman zaman “Bu yapılan konuşmalarda tavsiyeler var mı?” diye dile getiriliyor. Bu anlamda, hem spordan sorumlu Devlet Bakanlığına hem de Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüze Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ve şahsım adına şöyle bir teklifte de bulunmak istiyorum: Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi, geçtiğimiz dönemler içerisinde, mecburiyetten dolayı çok uzun yıllar ayrı kaldığımız kardeşlerimiz, soydaşlarımız, dindaşlarımız var. Bunlar, Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra, Allah’a şükürler olsun, kendi bağımsız cumhuriyetlerini kurdular ve bugün, Birleşmiş Milletlerde, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bayrağının yanında diğer beş Türk cumhuriyetinin de bayrağı dalgalanmaktadır. Bundan dolayı, hem bu cumhuriyetleri kapsayan hem de özerk ve federasyon şeklinde olan Türk topluluklarıyla bir Türk olimpiyatlarının gerçekleştirilmesini Sayın Bakanımıza ve Genel Müdürlüğümüze bir teklif olarak sunuyorum.

Tabii, konuşmanın süresi içerisinde, amatör sporlara önem verilmesi, sporun yaygınlaştırılması, bu konuda okullarla bir iş birliğine gidilmesi gibi hususları bu vesileyle de dile getirmek istiyorum.

Ama çok önemli bir mesele, gençlik meselesi değerli milletvekilleri. Gençliğin de bir milletin hayatındaki yerini ve önemini ortaya koyması bakımından şöyle bir örnek vermek istiyorum: Bizim nüfusumuzun üçte 1’i on altı – yirmi dört yaş kuşağına mensup gençlerden oluşmaktadır. Dolayısıyla, bugün önümüze bir hedef olarak koyduğumuz ve birçok faaliyetimizi bu amaca göre planladığımız, yani cumhuriyetimizin yüzüncü yılını kutlayacağımız 2023 yılında, bugün bu on altı – yirmi dört yaş kuşağında olan gençlerimiz, bu Parlamentonun üniversitelerde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözünüzü tamamlayınız Sayın Kaya.

ATİLA KAYA (Devamla) – Teşekkür ederim.

Yani bugün, bu yaş kuşağına mensup gençlerimiz yarın ülkemizin idaresinde söz sahibi olan insanlar olacaklardır. Onun için, değerli milletvekilleri, bu gençlerimizin, Türkiye’nin, cumhuriyetimizin kuruluşunun 100’ üncü yılında Türkiye’yi bölgesinde bir kutup başı ülke, bölgesinde sözü dinlenir, sözü geçen saygın bir ülke ve bir lider ülke konumuna getirebilmek için bu gençlerimize tarihin ve talihin yüklemiş olduğu çok önemli bir misyon vardır. Dolayısıyla, gençliğimizi bu misyonu yerine getirebilecek bir donanımla yetiştirmek durumundayız. Bunun için, millî tarih bilincine sahip, millî kültürüne bağlı, ahlak sahibi, aynı zamanda çağdaş gelişmeleri yakından takip edebilecek anlama, kavrama ve yorumlama kabiliyetine sahip bir gençlik yetiştirmek en önemli hedeflerimizden birisi olmalı diye düşünüyorum. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüzün biraz da gençliğe bu yönünden bakmasını kendilerinden diliyoruz.

Bütçenin hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaya.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mehmet Akif Paksoy.

Buyurunuz Sayın Paksoy. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz dokuz dakikadır.

MHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Devlet Personel Başkanlığı ve Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü bütçesi hakkında, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi ve bizleri televizyondan seyreden vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Amme İdaresinin üç ana kuruluş gayesi bulunmaktadır. Bunlar: Kamu idaresinin geliştirilmesi amacıyla çalışmalar yapmak, idari alanda eleman yetiştirmek ve memurların hizmet içinde yetiştirilmelerini sağlamaktır. Ancak, uygulamada bu gayenin gerçekleştirilemediği aşikârdır. Dolayısıyla, bu kurumun işlerlik kazanabilmesi için, teşkilat yasasının süratle gözden geçirilmesi, kurumun görevlerinin ve yapısının yeniden tanımlanmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Bu düzenlemeyle Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresinin öncelikle kamu yönetimi içindeki yeri ve statüsü açıklığa kavuşturulmalıdır.

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü bu hâliyle, deve kuşu misali, ne akademik bir kuruluş ne de bir genel müdürlüktür. Teşkilatlanması itibariyle genel müdürlük, hizmetleri itibariyle akademik bir kuruluştur. Bu kurumun ne olması gerektiğine öncelikle karar verilmelidir. Akademik kuruluş olarak kabul edilirse, genel müdürlük şeklindeki örgütlenmesinin değiştirilmesi gerekmektedir. Mevcut yapı özerk olmadığından, kurum bağımsız hareket edememekte, teşkilat kanunundan kaynaklanan görev ve hedefleri ile hükûmet program ve hedefleri arasında sıkışıp kalmaktadır.

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi, Millî Güvenlik ve Adalet Akademisi gibi, kamuya yönetici yetiştiren bir akademiye dönüştürülmelidir. Kurum, rutin kamu personeline eğitim veren bir birim olmaktan çıkartılmalıdır. Aksi takdirde, bu kurum giderek işlevini kaybedecek ve atıl duruma düşecektir. Şu anki konumu itibarıyla, Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi, mahallî yönetim personeline seminer veren bir eğitim merkezine dönüşmüştür.

Sayın milletvekilleri, konuşmamın bu bölümünde Devlet Personel Başkanlığı bütçesi hakkında görüşlerimi arz etmek istiyorum.

Devlet Personel Başkanlığının temel kuruluş gerekçesi, kamu yönetiminin ihtiyaç duyduğu düzenlemeleri yaparak, kamu personel rejimini uyumlu bir şekilde yürütmektir. Oysa bugün kamu yönetimi sistemimizle ilgili sorunlar ve aksaklıklar içinden çıkılmaz bir hâl almıştır. AKP Hükûmeti, Türkiye'yi reform cehennemine çevirdi ancak personel reformunu bir türlü çıkaramadı. Ben bu durumu IMF'ye bağlıyorum. Eğer IMF bu reformun öne alınmasını isteseydi kuşkusuz hemen bu reform çıkarılırdı. Hâlbuki yapılan ve yapılacak reformların başarıya ulaşması öncelikli olarak personel reformunun hayata geçirilmesine bağlıdır. Reformu bir yana bırakalım mevcut kamu personel sistemi giderek daha adaletsiz, daha dengesiz ve içinden çıkılmaz bir hale getirilmiştir. Ancak kamu personel rejiminin sağlıklı işleyebilmesi için rasyonel bir teşkilatlanmanın olması şarttır.

AKP Hükûmeti döneminde rasyonel teşkilatlanma yerine daha çok hizmete alınma kıstaslarıyla oynanmaktadır. Önceki hükümetler döneminde uygulamaya geçen merkezî sınav sistemi sulandırılmaya çalışılmaktadır. Niçin? Birkaç eş dost, birkaç yandaş daha istihdam etmek için mi? Partinizin başında “adalet” kelimesi var. Partinize "AKP" denilmesine kızıyorsunuz ancak bir belediyenin alacağı zabıta memuru, itfaiye eri için mülakat yaptırıyorsunuz. Bu mu adalet? Daha da vahimi, sözleşmeli ve geçici personel uygulamasını yaygınlaştırarak kamu hizmetlerini taşeronlaştırıyorsunuz. Özellikle Tarım ve Sağlık Bakanlığındaki sözleşmeli personelin hali içler acısı. Tayin hakları yok, becayiş dışında mazeret hakları yok. Aynı işi yapan, hatta benzer ücretleri alan 2 kişiden 1'i memur, diğeri sözleşmeli. Ben bunun mantığını bir türlü anlayamıyorum. Hükûmetiniz adına biri çıkar da -hadi Şırnak, Ardahan'ı anladık- Gaziantep, Hatay veya Kahramanmaraş'ta niçin sözleşmeli sağlık personeli çalıştırıldığını yüce Meclis vasıtasıyla Türk milletine izah ederse hep beraber öğrenmiş oluruz.

4/C uygulaması: Sayın milletvekillerim, kamu çalışanlarına bir zulümdür, adınıza yakışmaz bir uygulamadır. Aynı işi yapan iki insan arasındaki bu farklılık kabul edilemez. 4/C çalışanı, yıl içinde çalıştığı süre on iki aya bölündüğünde, bazı kurum ve kuruluşlarda asgari ücretin altında ücret almaktadır. Yine altı ay çalışanı kadroya aldınız, beş ay yirmi dokuz gün çalışanı kadroya almadınız. Örneğin, Orman Genel Müdürlüğü, Şeker Fabrikaları Genel Müdürlüğünde işçiler mağdur edilmişlerdir.

Sayın milletvekilleri, AKP Hükûmetleri, söz verdiği hâlde personel rejimini hayata geçirmemişlerdir, memurlar arasındaki ücret adaletsizliğini devam ettirmektedir. Aslında Hükûmetin kafasındaki personel rejimi ile bizim bütçesini tartıştığımız personel rejimi arasında ciddi farklar vardır. Hükûmete göre, adalet, güvenlik, maliye ve bir kısım genel idare hizmetleri dışındaki tüm hizmetlerin hizmet alımı veya sözleşmeli personel eliyle yürütülmesi düşünülmektedir.

Bugün, kamu personelinin yapılarında, mali ve sosyal haklarında, statülerinde çok büyük farklılıklar bulunduğu aşikârdır. Personelin dağılımı dengesizdir. Bazı yerlerde fazla personel varken, bazı yerlerde hiç personel bulunmamaktadır. Ücret adaletini sağlamak bir yana, ücret rejimi giderek bozulmaktadır. Ücretlerin yetersizliğinden daha çok aynı işi yapanlar arasındaki ücret adaletsizliği çalışanları üzmektedir. Örneğin, bugün, hastanelerimizde bazı yardımcı hizmetler, hepimizin de bildiği gibi, temizlik şirketlerinin çalışanlarına asgari ücret karşılığı yaptırılmaktadır. Yani aynı odada aynı işi 1 kadrolu çalışan ile 1 asgari ücretli çalışan birlikte yapmaktadır. Buradan verimli bir çalışma ve sonuç almak mümkün müdür?

Yine okullarımızın yardımcı hizmetli kadroları yetersizdir. Bağış almak da yasak. Peki, okulda yapılması gereken işleri kim yapacak? Ben gittim, gördüm. Müdürler, müdür yardımcıları, hatta bir kısım öğretmenler memurların yapması gereken işleri memur olmadığı için kendileri yapıyorlar. Hizmetlilerin yapması gereken işlere ise dışarıdan vatandaş çağırılıyor. Parası olan okullar sigorta yaptırıyor, olmayan mecburen sigortasız çalıştırıyor. Okullarımızda sigortasız çalışan bu vatandaşlardan bir tanesi yarın okul müdürlerini şikâyet ederse bunun hesabını kim verecek? Varsa cevabınız, çıkınız bu kürsüde veriniz.

Devlet Memurları Kanunu’nun çıkartıldığı 1965 yılının şartlarına göre özellikli bazı görevler için uygulamaya konulan istisnai memurluğun kapsamı genişletilmiştir. Bu durum, hizmet ihtiyacından ziyade sistem dışına çıkılarak sınavsız memuriyete geçiş yolu olarak kullanılma çabasının bir sonucudur. Yapılan münferit düzenlemelerle bazı meslek gruplarının ücretlerinde iyileştirmeler yapılmışken, hâkim, savcı, sağlık personeli gibi, diğer memurlar ve kamu çalışanları göz ardı edilmektedir. Ücret adaletsizliğini giderecek çözümler yerine belirli baskı gruplarının talepleri dikkate alınarak gün kurtarılmaya çalışılmaktadır. Özellikle, polis, öğretmen, teknik personel ve diğer memurların ücretlerinin ekstra düzenlemelerle düzeltilmesi gerekmektedir. Örneğin, DSİ Bölge Müdürü 1.750 YTL, bir mühendis 1.200 YTL maaş alıyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Paksoy, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

MEHMET AKİF PAKSOY (Devamla) - …ama havuzdan, Telekom’dan gelen bir mühendis 3 bin YTL maaş alıyor, yine Telekom’dan gelen bir güvenlik görevlisi 2.500 YTL maaş alıyor. Bu, adaletsizlik değil de nedir?

Kamu çalışanları, beş yıllık dönemde ekonomik büyümeden aynı oranda pay alamamışlardır. Uluslararası standartlarda sendikal hakları olmadığından görüşme masasında söylediklerinin etkisi Hükûmetin insafıyla sınırlı olmuştur. Yine, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında, şehit yakınları ve gazilerin kendilerine veya yakınlarına kamu kurumları kadrolarının binde 5’i oranında kontenjan ayrılması gerekmektedir. Ancak, uygulamada, özellikle personeli çok olan Millî Eğitim Bakanlığı olmak üzere, diğer bakanların, bakanlıkların da bu kanun hükmüne yeterince riayet etmedikleri görülmektedir. İçişleri Bakanlığınca şehit ve gazi yakınlarının atamalarıyla ilgili talepler bu nedenden dolayı birikmektedir. Hükûmetimizin bu konuda bir açıklaması varsa bizi bilgilendirin.

Bütçemizin ülkemize hayırlı ve uğurlu olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Paksoy.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Antalya Milletvekili Sayın Hüseyin Yıldız.

Sayın Yıldız, süreniz sekiz dakikadır.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA HÜSEYİN  YILDIZ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu bütçesi hakkında söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Öncelikle, Antalya ilimizde meydana gelen sel felaketinde hayatını kaybeden vatandaşımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Antalyalılara da geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Hükûmetimizden de yaraları bir an önce sarmasını istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, Atatürk’ün direktifiyle 17/6/1938 tarih ve 3460 sayılı Kanun’la Yüksek Denetleme Kurulu, o günkü adıyla “Umumi Murakabe Heyeti” hayata geçirilmiş, 1982 Anayasası’nın 165’inci maddesiyle belirlenen devlete ait kamu kuruluş ve ortaklıklarının 24/6/1983 tarih ve 72 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle belirlenen yetkilerle, bugün itibarıyla 1 başkan vekili, 13 üye, 104 başdenetçi, 26 denetçi olmak üzere toplam 144 denetçiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi adına kamu kuruluşları denetlenmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüksek Denetleme Kurulunun denetimlerinde, kamu iktisadi teşebbüslerinin, belirlenen amaç ve esaslara, uzun vadeli kalkınma planıyla programlara uyulup uyulmadığını, işletmelerimizin bütçelere, maliyet, bilanço ve sonuç hesaplarının dönem faaliyetlerine uygunluğunu, çağdaş işletmecilik kurallarına uyulup uyulmadığını, işlemlerin hukuka uygunluğunu, verimlilik ve kârlılıklarını, işletmelerin zarara uğratılıp uğratılmadığını ve performans denetimi yaptıklarını görmekteyiz.

Yüksek Denetleme Kurulumuzun iki yıldır akıbetiyle ilgili belirsizlik ve beş yıla yakındır Başkan Vekiliyle yönetilmesi, 4 Kurul üyesinin uzun zamandır atanmaması ve denetçi azlığı, kamu iktisadi teşebbüslerinin denetlenmesinde gecikmelere, yetersizliklere ve kurumlarımızın kayıplarına neden olmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; seksen dört yıllık cumhuriyetimizin altmış yılında siyasetçiler Türk devletinin ve milletinin çıkarları için ülkeyi yönetmeye çalışmışlar, tek tük ortaya atılan yolsuzluk söylentilerinin muhatapları yargılanıp cezalandırılmışlardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda Sayın Maliye Bakanımızın bütçe sunuş konuşmasında ifade ettiği, aynen kitapçıktan okuyorum: “Bizden önceki on sekiz yıl boyunca 8 milyar dolarlık özelleştirme yapılmıştı. 2003 yılından 2007 yılı Kasım ayına kadar yapılan özelleştirme işlemi ise 25,5 milyar doları Özelleştirme İdaresi tarafından olmak üzere, TMSF ve Ulaştırma Bakanlığı tarafından yapılan özelleştirmelerle toplam 40 milyar doları aşmıştır.” diye her platformda övünülerek anlatılmaktadır. Elbette biz de, bu özelleştirmelerden dolayı, yasalara ve milletimizin menfaatlerine uygun olmak kaydı şartıyla tebrik ediyoruz, teşekkür ediyoruz, ancak bu yapmakla övündüğünüz özelleştirmelerdeki tesislerin hiçbiri sizin başlayıp bitirdiğiniz tesisler değil, aksine, beğenmediğiniz, sürekli eleştirdiğiniz ve kötülediğiniz sizden önceki iktidarlar tarafından ve ayrıca, sizin yaptığınız gibi 225 milyar dolar kamu borç stokunu arttırmadan yapılan tesislerdir. (MHP sıralarından alkışlar) Sizden önceki hükûmetlere ve siyasetçilere bir vefa örneği olarak bir teşekkür etmeniz gerekiyor sanıyorum. Vefasızlık ekenlerin vefasızlık biçeceğinin de bilinmesinin altını özellikle çiziyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce ifade etmiş olduğum konudan sonra, 1983 yılından beri geçen yirmi dört yıldır, bazı siyasetçiler devletin ve milletin çıkarlarının yanına bir de siyasetçi çıkarı eklemişlerdir. Ülkemiz, son yirmi dört yılda bu şekilde yönetilmeye çalışılmakta, bu nedenle de yolsuzluk söylentileri ayyuka çıkmış, yolsuzluk yapanlar cezalandırılamadığı için de yolsuzluk heveslileri her geçen gün artmaktadır. Elbette, ülkesi ve milleti için siyaset yapan, devletinin ve milletinin kör kuruşunda gözü olmayan siyasetçiler çoğunluktadır ve onları da tenzih ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerim, elinde bulundurdukları devlet gücünü siyasi yandaşlarına, çocuklarına, yakınlarına devlet imkânlarını peşkeş çekenlere ve yolsuzluk yapanlara. Hatta, pişkin pişkin “Benim çocuklarım aç mı kalsın?” diyenlere ve “Bunları kişiselleştirmeyin.” diyenleredir.

2002’de vatandaşımızın kaybolan kuzusunun hesabını Hazreti Ömer adaletiyle vereceklerini söyleyerek iktidara gelenler, devletin malı deniz felsefesi ve aceleciliğiyle ipin ucunu kaçırmışlardır. Yüzde 46 oy oranı ve Meclisteki sayısal üstünlüğün verdiği güçle, Başbakanınız ve bakanlarınızın halk katmanlarına yaptığınız hakaret içeren söylemleri, muhalefet milletvekillerinin en küçük eleştirilerine gösterdiğiniz hazımsızlıkları düşünürsek, işinize gelmeyen denetimlerde emrinizde olan devlet memurlarına neler söyleyip, neler yaptığınızı çok iyi biliyoruz.

Bu nedenle, Yüksek Denetleme Kurulu ve diğer denetim elemanlarının zorluklarını anlayabiliyor ve onları çok önemsiyoruz, Ancak, devletimizin, yetimlerimizin kör kuruşuna göz dikenlerin, devlet imkânlarıyla saltanat sürenlerin, sonlarını göz önüne getirip, bu işin bir de ahiret hayatı ve hesabı olduğunu unutmamanızı tavsiye ediyorum. Bu dünyada işlenen suçların da bu dünyada cezalandırılacağını unutmayınız. Çevrenize bir bakarsanız, bunları görebileceğinizi de ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk siyasetçisinin her anlamda kurtuluşu, siyasetçinin siyaseti ülkesi için yaptığı ve hiçbir yakınına devlet imkânlarıyla iş yaptırmamasıyla mümkün olabilecektir. Yolsuzluklarla mücadele edeceğini söyleyerek iş başına gelen AKP Hükûmetiyle, ülkemiz cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir yağma politikasıyla, cumhuriyetimizin tüm birikimleri “özelleştirme” adı altında talan edilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yıldız, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) – Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; yolsuzluklarını ve uygulamalarını sorduğumuzda da, millet iradesiyle dalga geçer gibi her platformda diğer siyasi partileri aşağılamaya, “Türk milleti size sandıkta göstermedi mi?” diyerek ucuz, ucuz olduğu kadar da Türk milletinin verdiği yetkiyi küçümseyen bir iktidar ülkemizi yönetmeye devam etmektedir.

Yüksek Denetleme Kurulu ve Sayıştayın tek çatı altında birleştirilerek daha etkin bir görev yapması, denetim yapması önerimizdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk milletinin çıkarlarını her şeyin üstünde tutan, tüm baskılara ve yıldırma taktiklerine rağmen çalışmalarını onurlu bir şekilde yürüten tüm Yüksek Denetleme Kurulu çalışanlarına Milliyetçi Hareket Partisi adına teşekkür ediyor, şükranlarımızı sunuyoruz.

2008 bütçesinin milletimize hayırlı olmasını diler, yüce Meclise saygılar sunarım. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldız.

Şimdi, söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Sayın Mustafa Enöz’ün.

Buyurun Sayın Enöz. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz sekiz dakikadır.

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA ENÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu bütçesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, bilindiği gibi, tütün kıraç topraklarda susuz ve gübresiz üretilen fakir insanların umut ürünüdür. Dört yüz yıl önce bu topraklarda atılan tohum, bugün tüm dünyada Türk tütünü olarak anılmaktadır. Türk tütünü, Anadolu insanının elinde sabırla işlenerek, kokusu ve harmanları ıslah edici özellikleriyle dünya piyasalarında en çok aranan tütün tipidir.

Milyonların geçimini temin ettiği, dünyada söz sahip olduğumuz ürünümüz yıllardır şöhretine uygun politikalarla yönetilememiş, önce ekonomiye yük olarak gösterilmiş, daha sonra da IMF politikalarıyla yok olma noktasına getirilmiştir. Başta ABD ve AB olmak üzere, gelişmiş Batı ülkeleri kendi topraklarında üretilen tütünler için tütün bedelini de aşan oranlarda primlerle ekonomik destek sağlarken, Türk tütüncüsü kendi kaderiyle baş başka bırakılmıştır.

Sayın milletvekilleri, Avrupa Birliğinde de tütün üretiminde sözleşmeli üretim modeli mevcuttur. Ancak, AB’de üreticinin örgütlü olması, üreticiye kota verilmesi ve Birlik bütçesinden ödenen primler sözleşmeli üretimin olumsuzluklarını gidermektedir. Ülkemizde alıcı firmalar tarafından tek taraflı olarak belirlenen fiyat üreticiye âdeta dayatılmaktadır. Zayıf konumda olan tütün üreticisi fiyatı kabul etmek zorunda kalmakta veya sözleşme yapmamaktadır. Hiçbir üreticinin tüccarın belirlediği sözleşme kilo fiyatına karşı itiraz etme şansı bulunmamaktadır. Üreticinin itiraz etmesi ya da alıcının o üreticiyle sözleşme imzalamaması durumunda üreticiyi riske karşı koruyabilecek bir düzenleme ve bir sistem de mevcut değildir.

Sayın milletvekilleri, kaçak ve sahte tütün mamulleri ticaretiyle etkin mücadele edilmelidir. Kurumlar arasında koordinasyon sağlanarak caydırıcı cezalar içeren yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Türkiye’deki toplam sigara pazarının küçülmesinde en önemli etken kaçak sigara ve sahte sigaradır. Boyutları tam olarak bilinememekle beraber, toplam pazarın yüzde 10-15’inin kaçak ve özellikle de sahte ürünlerden oluştuğu bilinmektedir. Bu durum, ülke açısından çok ciddi vergi kaybı oluşturmakla beraber, yasal sigara üreticilerinin ve tütün yetiştiricilerinin de pazar kaybetmesine neden olmaktadır. Gümrük Müsteşarlığı Teftiş Kurulunun 2005’te hazırladığı rapor her şeyi açıklığıyla ortaya koymaktadır. Bu raporda “Barzani’nin Kuzey Irak’ta kurulu iki sigara fabrikasına, başta makine olmak üzere, sigara üretiminde kullanılan her türlü maddenin Mersin Serbest Bölgede kurulu yedi şirket aracılığıyla gönderildiği” ifade edilmektedir. Raporda “Kuzey Irak’ta kurulu Barzani’nin fabrikasında her türlü marka sigarayı sahte olarak ürettiği ve tekrar Türkiye’ye soktuğu bilinmektedir.”

Sayın milletvekilleri, toplumu sigaranın zararlarından uzak tutacak tedbirleri almak zorundayız. Özellikle son yıllarda ülkemizde tütün ve alkol alışkanlığı edinmenin çok küçük yaşlara kadar indiği bilinmektedir. Bu durum hepimizi korkutmakta ve derinden düşündürmektedir. Devletimizin koruyucu elini uzatarak, bu konuda çok daha etkin tedbirler almasını istiyor ve bekliyoruz.

Değerli milletvekilleri, tütün, ülkemiz için kendi hâlinde bırakılacak bir ürün değildir. Bunun en önemli nedeni, küçük ölçekli aile ziraatı şeklinde üretimi gerçekleşen şark tipi tütünün dünyadaki en büyük üreticisi olmamızdır ve sektöre hâkim Amerikan harmanı sigaralarda da bu tütünlerin kullanılma zorunluluğunun bulunmasıdır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'de yapılan pek çok özelleştirme, sözde yerli alıcılar, çok uygun koşullarla, devlet desteğiyle aldıkları kuruluşları, kısa süre sonra 2-3 katı fiyatına yabancılara satmaktadırlar.

Tekelin alkol birimi 2004 yılında, iki yıl ödemesiz yedi yıl vadeli    230 milyon dolarlık kredi kullanılarak, 292 milyon dolara Nurol-Özaltın-Limak-TÜTSAB konsorsiyumu tarafından satın alınmıştır. Çok değil, iki yıl sonra bu Ortak Girişim Grubu tarafından Mey İçkinin yüzde 90’ı 810 milyon dolara özel yatırım şirketi Pasifik Grup’a peşin olarak satılmıştır. Bu örnek, Hükûmetin özelleştirme mantığını izah etmeye sanırım yeterlidir. Bu acemilik midir, yoksa başka planlar mı vardır; bunları siz değerli milletvekillerinin ve halkımızın takdirine bırakıyorum.

Dünyada hemen hemen bütün ülkelerde sigara endüstrileri yasal veya yasal olmayan tekellerin elindedir. Bu durum, katma değeri ve kâr marjı çok yüksek olan tütün ve tütün mamulleri sektörünün önemli ve ayırt edici bir özelliğidir. Son yıllarda, çok uluslu sigara şirketlerinin, başta devlet tekelleri olmak üzere, bazı küçük ölçekli sigara şirketlerini de satın alarak tröstleştikleri görülmektedir. Yabancı şirketlerin esas amacı, Tekelin mevcut pazar payını ele geçirerek tütün ve tütün mamulleri piyasasında mutlak egemen olmaktır.

Tekelin sigara ve yaprak tütün birimlerinin özelleştirilmesi, tütün ve tütün mamulleri piyasasında doğrudan belirleyici olacağından, muhtemel özelleştirme sonucunda, tütün üreticisinden tütün mamulleri tüketicisine, toplum sağlığından ülke ekonomisine kadar geniş ve olumsuz bir etkilenmenin olacağı muhakkaktır.

Tekelin alkollü içkiler biriminin özelleştirilmesi, bu sektörde yüksek oranlarda kayıt dışı bir vergi oluşmasına sebep olmuştur. Aynı kayıt dışılık ve vergi kaybı, Tekelin sigara fabrikalarının özelleştirilmesi hâlinde tütün ve tütün mamulleri sektöründe de yaşanacaktır.

Değerli milletvekilleri, 2006 yılı rakamlarıyla, 500 milyon doları bulan tütün ihracatımızda, Tekel çalışanlarımızın ve tütün üreticilerimizin önemli bir katkısı vardır. Tekelin sigara fabrikalarının özelleştirilmesi sonucunda yurt içi tüketim asgari miktarlara düşecek olan Türk tütününe karşılık, Virginia ve Burley tütünlerinin ithalatı giderek artacaktır. 2006 yılı sonu itibarıyla 250 milyon dolarlık tütün ithalatı yapan Türkiye, bu gelişmelerin sonucunda, dış ticarette, maalesef, net ithalatçı durumuna düşecektir. Kaldı ki, Türkiye’de tütün üretimi, 2006 ürününde, 1962 yılından bu yana, ilk defa 100 bin tonun altına gerilemiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuyla ilgili önerilerimizi, maddeler hâlinde, kısaca, sizlerle paylaşmak istiyorum:

1) 4733 sayılı Kanun, ülke tütüncülüğünü, Türk tütün üreticisini ve sektör çalışanını mağdur etmeyen ve gözeten bir anlayışla yeniden ele alınmalıdır.

2) Tekel sigara fabrikaları, politik etkilerden uzak ve özerk bir kuruluş olarak yeniden yapılandırılmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen, sözlerinizi tamamlayınız.

MUSTAFA ENÖZ (Devamla) – 3) Üretici örgütlenmeleri, Tütün Tarım Satış Kooperatifleri Birliği ya da üretici adına sözleşme yapabilen tütün üretici birlikleri şeklinde olmalıdır.

4) İhtiyaç duyulan tütün çeşitlerinin, üretimde miktar ve alan planlaması mutlaka yapılmalıdır.

5) Sözleşmeli tütün üreticisinin üretici aleyhine olan uygulamalarına son verecek hukuki ve yapısal düzenlemeler yerine getirilmelidir.

6) Tütün Fonu, amacına uygun olarak kullanılmalı ve kaldırılmamalıdır.

7) Türk tütünü, özel ürün statüsüne kavuşturularak, üreticisi, üretimi ve pazarlamacısı desteklenmeli, dünya pazarlarında rekabet edecek tarımsal ürünlerimiz arasında mütalaa edilmelidir.

8) Piyasadaki sahte ve kaçak tütün mamulleri ile mücadele edilmelidir.

Sigara şirketlerinin yasaya aykırı ve pervasız reklam ve tanıtım faaliyetlerine son verilmelidir diyor, bu duygu ve düşüncelerle, 2008 yılı bütçesinin ülkemize hayırlı olması dileğiyle, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Enöz.

Söz sırası, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunda.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına ilk söz, Sivas Milletvekili Sayın Hamza Yerlikaya’nın.

Buyurun Sayın Yerlikaya, süreniz yedi dakikadır. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HAMZA YERLİKAYA (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü bütçesi üzerinde, grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Spor gençlere enerjilerini doğru şekilde kullanma imkânı yaratırken kurallara uymayı, birlik, dayanışma, iş birliği ve paylaşma ilkelerini yerleştirerek bireyin topluma uyumunu sağlar. Aynı zamanda spor, toplumsal gelişimin ifadesidir. Bunun yanı sıra evrensel bir olgu olan spor, uluslararası alanda ülkelerin sosyal, kültürel yapısını tanıtabileceği bir propaganda ve reklam aracı hâline gelmiştir. Ülkelerin birbirleriyle yakınlaşmalarında bir araç olduğu gibi tüm insanların kaynaşmalarında, dünyada kalıcı barışın sağlanmasında çok önemli rol oynamaktadır.

Sporun gençlik ve toplum açısından önemini dikkate aldığımızda, ülkemiz Anayasası’nda sporla ilgili hükümler bulunan dünyada ender ve geleceği parlak ülkelerden bir tanesidir. Anayasa’mızın 58’inci ve 59’uncu maddelerinde yer alan hükümler ile sporun kitlelere yayılmasını teşvik etmesi görevi devlete verilmiştir. Bu çerçevede sportif faaliyetlerin disiplinli bir şekilde sevk ve idare edilmesi amacıyla kurulan Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüzün, özerk federasyonların Türkiye genelinde merkez, taşra teşkilatlarındaki çalışmalarıyla hizmetlerin yoğun bir şekilde sürdüğünü bilmekteyiz.

Türk sporunda elde edilen sportif başarıların neticesinde son yıllarda lisanslı sporcu ve kulüp sayısında büyük artışlar gözlenmektedir. Ülkemiz, dünya sporunun en büyük turnuvalarına, yarışlarına ve karşılaşmalarına ev sahipliği yaparak düzenlediği her organizasyonlardan başarıyla çıkan bir ülke hâline gelmiştir. Formula 1, Dünya Motosiklet Şampiyonası İstanbul Park Pisti’nde gerçekleştirilmiştir. Karadeniz Oyunları Trabzon’da yapılmış, Doğu ve Güneydoğu Kış Spor Oyunları, Doğu ve Güneydoğu Yaz Spor Oyunları yapılmıştır. Bu oyunlar ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde spora destek verilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk sporcusunun, spor idarecisinin, Genel Müdürlüğün ve Bakanlığımızın asıl hedefi 2008 olimpiyatlarıdır. Dünyanın en önemli organizasyonu olarak bilinen olimpiyatlara az bir süre kala yapılan hazırlıklar büyük önem taşımaktadır.

Dünyanın gelişmiş ülkeleri, kendilerini, uluslararası alanda yetiştirdikleri bilim adamları, sanatçılar, sporcular ile göstermektedir. Büyüyen, gelişen ve genç nüfusa sahip Türkiye’mizde gençlik ve spor eğitiminin önemi her geçen gün daha çok artmaktadır. Bu kapsamda bizlere önemli görevler düşmektedir. Gençlerimizi spora teşvik etmek ve başarı kazanmış sporcularımıza hak ettiği değeri vermek amacıyla, uluslararası alanda şampiyonalarda başarı kazanmış sporcuların beden eğitimi öğretmeni ve Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü bünyesinde uzman olarak KPSS’siz atanmasıyla ilgili, yönetmelikte bazı değişiklikler yapılarak gençler dünya ve Avrupa şampiyonasında derece yapmış sporcularımızı dâhil ederek, sporcularımızı spora daha çok teşvik etmek için çalışmaktayız ve hazırlıkları sürmekte.

Anayasa’mızın 59’uncu maddesinde belirtildiği gibi “Devlet başarılı sporcuları korur.” Buradan yola çıkarak, ülkemize büyük başarılar kazandırmış, bayrağımızı dalgalandırmış, bundan sonra da başarıyla temsil edecek sporcularımıza “devlet sporcusu” unvanı verilmesi için kanun teklifimizi de içeriye sunduk ve bu konuda çalışmalarımız hızla devam ediyor. Yakında, bu çalışmalarımızı huzurunuza getirmek konusunda da kararlıyız ve çalışıyoruz.

Bu vesileyle, çalışmalarımızda desteklerini esirgemeyen, başta Sayın Başbakan, spordan sorumlu Devlet Bakanımız, Gençlik ve Spor Genel Müdürümüz ve en önemlileri Maliye Bakanımız Kemal Unakıtan Bey’e desteklerinden dolayı çok teşekkür ediyorum.

Yıllarca ülkemize spor alanında üst düzey hizmet etmiş bir kardeşiniz olarak, spor camiamızın, ülkemize, sağlıklarını kaybetmek pahasına şampiyonluklar kazandırmış şampiyonlarımızın ve gençlerimizin serzenişine kulaklarımızı kapatmamız söz konusu olamaz. Bizi spor camiasının sesi olarak kabul eden herkese buradan şunları söyleyebilirim: Biz, ülkemiz gerçeklerinin ve sorumluluklarımızın farkındayız ve sonuna kadar da savunmaya devam edeceğiz.

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Türkiye çapında yeni spor salonları, gençlik merkezi, sporcu kamp eğitim merkezleri, güreş eğitim merkezleri, tenis kortları ve benzeri spor tesislerinde bütün tesislerin bakım, onarım, modernizasyonlarını tamamlamak ve ev sahipliğini üstlendiği ve üstleneceği çeşitli uluslararası spor organizasyonlarında kullanmak üzere tesislerin yapımı ve modernizasyonları gerçekleştirilmektedir.

Cumhuriyet tarihinden bu yana 2002 yılına kadar, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün bünyesinde toplam 830 spor salonumuz mevcut iken 2003 ve 2007 yılları arasında Hükûmetimizin döneminde 250’ye yakın tesis yapılmış, 50’ye yakın tesisin de inşaatı devam etmektedir. Bu göstergeler, Hükûmetimizin spora bakış açısı, tesisleşmedeki hassasiyeti göz önüne sermektedir.

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün 2008 yılı hizmet ve bütçe faaliyetleri içinde bu kanun tasarısıyla 2007 yılı toplu bütçe ödeneğine göre yüzde 16,5 artışla 405 milyon 275 bin YTL ödenek öngörülmüştür. Özellikle sporun genele yayılmasında en önemli unsurlardan olan gençlik ve spor il müdürlükleri için tahsis edilen ödenekler ile yatırım ödeneklerinin yıl içerisinde desteklenmesi gerekmektedir.

Bu da şunu gösteriyor, bana göre, benim şahsıma sorarsınız: Türkiye'nin yüz akı olmak isteyen spor camiamıza, bayrağımızı, milletimizi başarıyla temsil eden sporcu kardeşlerimize bu ödeneğin  tabii ki az olduğu kanaatindeyim. Zamanla bunların ek ödeneklerle destekleneceğine… Sporda bizi, ülkemizi, milletimizi, toplumumuzu dünyada en güzel şekilde, en layık şekilde temsil eden medarıiftiharlarımıza, o bayrağımızı dalgalandıran, İstiklal Marşı’mızı okutan sporcularımıza desteğin daha da çok artırılması taraftarıyım. Bu acıları çekmiş, bu sıkıntıları çekmiş bir sporcu olarak da          -zaman zaman serzenişler oluyor, sporda inişler çıkışlar olabilecektir- şunu üzüntüyle söylemek istiyorum: Sporu da siyasetin bir parçası hâline getirmeyelim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız Yerlikaya.

HAMZA YERLİKAYA (Devamla) – Spor üzerinden, lütfen, siyaset yapmayalım. Spor çok kutsaldır.

KÜRŞAT ATILGAN (Adana) – Yapmayacaksınız!

HAMZA YERLİKAYA (Devamla) – Yapmıyoruz. Biz, spor üzerine hiçbir siyaset yapmıyoruz.

Tabii ki benim de hassasiyetlerim var. Sayın Sakık  “Futbolda 130 milyar maaş alan bir hocamız var.” dedi. Hakkıdır, alabilir, ama bunu veren hükûmetimiz değil, bunu veren özerk bir federasyonun başkanıdır.

M. NURİ YAMAN (Muş) – Parası nereden geliyor?

HAMZA YERLİKAYA (Devamla) – Parası nereden bulunuyor; özerk federasyonlar, sponsorluk kanalıyla herhangi bir yerden alabiliyorlar. Bunu devlet karşılamaz, bunun da Genel Müdürlükle hiçbir alakası yoktur.

Bir ikincisi, bu doping mevzuları. Gerçekten, doping toplumumuzun bir vebasıdır. Bunun da yıllarca sıkıntılarını çeken bir arkadaşınız olarak… Ben hiç kullanmadım, kullananları da tasvip etmedim. Ama şunu da söylüyorum: Doping, bana göre, bir yemin vesilesi olmamalı, bunu da siyaset hâline getirmeyelim. Yemin etti diye, temizdir mantığıyla  ortaya çıkmayalım. Uluslararası kurallar vardır, WADA. WADA der ki: “Kullandıysan kullanmışındır, kullanmadıysan kullanmamışsındır.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Yerlikaya.

HAMZA YERLİKAYA (Devamla) – Bunu siyaset hâline getirmeyelim. Biz, bütün sporcuları seviyoruz ve Hükûmetimiz zamanında destekliyoruz. Bütün enerjimizle, bu Hükûmetin bu döneminde gerekli açılımları yapacağız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yerlikaya.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına ikinci söz, Malatya Milletvekili Sayın Ömer Faruk Öz’ün.

Buyurun Sayın Öz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz yedi dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Devlet Personel Başkanlığı bütçesi hakkında grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Devlet Personel Başkanlığımız, 1984 yılında 217 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kurulmuştur. Kamu personel istihdamının düzenli, sürekli, etkili ve ekonomik bir şekilde yürütülmesinin yanında, kamu kurum ve kuruluşlarının teşkilat görev ve yetkilerinin değişen, gelişen şartlara göre yapılandırılması görevleri başta olmak üzere, bu hususta birçok görev ve yetkilerle görevli kılınmış bir kuruluşumuzdur.

Devlet Personel Başkanlığının kendi bütçesi küçük bir bütçe olarak görülmesine rağmen, dolaylı olarak bakıldığında, tüm kamu bütçesi üzerinde yaklaşık yüzde 25, yüzde 30’luk bir kısma hitap etmektedir. Yani, kamu kurum ve kuruluşlarının bütçelerinin yaklaşık yüzde 30’una yakın kısmı personel harcamalarıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son yirmi yılda dünyada globalleşme, teknolojideki hızlı değişim, vatandaş odaklı hizmet anlayışı ve bu anlayışın hâkim kılınması, vatandaşların devletten beklentilerinin yaşanan değişim gibi nedenler sonucu katılımcı, gelişimci, saydam, beyan esaslı, hizmetten yararlananın ihtiyacına ve hizmetlerin sonucuna odaklı bir kamu yönetimi oluşturma çabaları Hükûmetimizin 58’inci ve 59’uncu dönemlerinde başlatılmış ve kısmen de hayata geçirilmiştir.

Yıllardır kamuoyunun gündeminde bulunan kamu personel reformu artık bu Meclisten çıkarılmalıdır. İktidarıyla muhalefetiyle yeni bir kamu personel yasası mutlaka bu dönem içerisinde çıkartılmalıdır. Personel reformunun en önemli hedefi, kamu çalışanlarımızın hak ettiği refah düzeyine ulaşmalarını temin edecek bir ücreti temin etmek ve artık kanayan bir yara hâline gelmiş olan kurumlar arası ücret farklılıklarının giderilmesini sağlamak olmalıdır.

Devlet Personel Başkanlığımız kamu personel sistemini yürütürken bunu iki ayrı kategoride yürütmektedir. Birincisi, hukuki statü, diğeri mali haklar kısmıdır. Devlet Personel Başkanlığı hukuki statü kısmında birçok yeniliklere imza atmıştır. Bunlardan birisi, merkezî memur alımı yöntemi başlamıştır ve zaman içerisinde bu görevini layıkı veçhile yaptıktan sonra Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezine devretmiştir.

Burada belirtmek istediğim bir diğer konu, yıllardır hep söylenen “Eşit işe eşit ücret” söylemidir. Bence bu çok yanlış bir söylemdir. Önemli olan görev tanımlarının, iş analizlerinin yapıldıktan sonra performansa dayalı ücret anlayışıyla ücretlendirilme yapılmalıdır. Şöyle ki: Bir örnek verecek olursak, Tarım Bakanlığı, Bayındırlık Bakanlığı gibi ülkemizin yatırımcı kuruluşlarında çalışan bir mühendisin almış olduğu ücret ile bir üst kurulda veya başka bir kurumda özel gayretlerle yeni personel yasasını, teşkilat yasasını çıkarmış ve bu teşkilat yasasında personelinin özlük haklarını iyileştirici hüküm getirmiş kurumlarda çalışan mühendis ücretleri arasında ciddi farklılıklar oluşmaktadır. Bunun mutlaka giderilmesi gerekmektedir, yani aynı unvandaki kişilerin aynı ücreti almalarıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; idari kültürümüz sanki çalışanı cezalandırma, çalışmayanı ödüllendirme kriterlerine göre yapılandırılmıştır. İş yapan memur mutlaka hata yapacaktır, iş yapmayan memurun hata yapma imkânı da yoktur. Dolayısıyla, personel yasa tasarısı hazırlanırken daha çok performansa dayalı, ödüllendirmeye dayalı bir personel sisteminin oluşturulması gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu duygu ve düşüncelerle, bu Meclisimiz, inanıyorum ki bu dönem içerisinde, yamalı bohça hâline gelmiş olan Devlet Memurları Kanunu ve kamu çalışanları arasındaki değişik statüleri düzenleyici yeni bir kamu personel yasasını bu dönem çıkaracaktır. Bunu, mutlaka, sadece iktidar partisiyle değil, iktidar ve muhalefetiyle birlikte, bu yamalı bohça hâline gelmiş olan kamu personel mevzuatını değiştirmek zorundayız.

Ben, bu duygu ve düşüncelerle, Devlet Personel Başkanlığının 2008 yılı bütçesinin kurumuna ve ülkemize hayırlı olmasını diler, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öz.

Şimdi, üçüncü söz sırası, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Gümüşhane Milletvekili Sayın Yahya Doğan’a aittir.

Buyurun Sayın Doğan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz yedi dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA YAHYA DOĞAN (Gümüşhane) – Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; 2008 mali yılı bütçe kanunu tasarısının görüşüldüğü bugün, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu bütçesi üzerinde Grubum ve şahsım adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hepinizin bildiği gibi, İstiklal Savaşı’ndan sonra, askerî zafer kazanılmış, bunun ekonomik zaferle taçlandırılması için birtakım çalışmalara girişilmiş ve nasıl bir strateji, nasıl bir yol izleneceği hususunda fikirlerin tartışıldığı İzmir İktisat Kongresi düzenlenmiştir. Bu toplantıya, toplumun çeşitli kesimlerinden, sanayicilerden, çiftçilerden, ziraatçılardan, değişik kesimlerin katıldığı bir kongre düzenlenmiş ve burada varılan sonuç kararında, kalkınmanın özel sektör eliyle gerçekleştirilmesi hususu benimsenmiştir. Fakat, aradan bir süre geçtikten sonra görülmüştür ki, ne bir özel sermaye, ne bir müteşebbis sınıfı, ortada, bu alınan kararı gerçekleştirecek şartlar bulunmamaktadır.

Yine, cumhuriyetin ilk yıllarında millî sanayinin kurulması hedeflenmiş, 1930’lu yıllarda bu yönde çalışmalar yapılmış fakat bir netice alınamamıştır. Çok iyi niyetli ve vatansever duygu ve düşüncelerle hareket edilmesine rağmen, biraz önce saymış olduğum sermaye ve müteşebbis sınıfın olmaması dolayısıyla yol alınamamıştır. Dolayısıyla devletin ekonomiye girmesi zorunluluklardan kaynaklanmıştır ve 1930’lu yıllardan itibaren devlet teşebbüslerinin ekonomik hayatta daha etkin görevler aldığını görmekteyiz.

Bu kuruluşların çalışma usul ve esaslarının denetimi ve bunların kanunla düzenlenmesi bir ihtiyaç olarak gündeme gelmiş ve Büyük Atatürk’ün 1937 yılı Meclis açış konuşmasında yapmış olduğu tavsiye ile 1938 yılında 3460 sayılı Umumi Murakabe Heyeti adıyla bir kanun çıkarılmış ve ilk defa kamu iktisadi teşebbüslerinin, kamu kurumlarının denetlenmesi hayat bulmuştur.

Detaylarına girmeyeceğim, daha sonra birçok mevzuat değişikliği yapılmıştır. İşte, bu kamu iktisadi teşebbüsleri çoğaldıkça bunların denetlenmesinde de çeşitli görüşler ortaya çıkmış, 1960 yılında “Efendim, mademki bunlar kamunun kaynaklarını kullanıyor, o zaman kamu adına denetimi Türkiye Büyük Millet Meclisi yapsın.” denmiş ve Yüksek Denetleme Kurulu Türkiye Büyük Millet Meclisine bağlanmış. Daha sonra 1964’te yine bir değişikliğe gidilmiş ve bu sefer tekrar Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu olarak düzenlenmiştir ve hâlen Yüksek Denetleme Kurulu 24 Haziran 1983 tarih ve 72 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye göre faaliyet göstermektedir ve buralarda bu kuruma yüklenen, yani Yüksek Denetleme Kurulunun asıl görevi, kamu iktisadi teşebbüslerinin veya sermayesinin yarıdan çoğu kamuya ait olan kuruluşların denetlenmesini yapmaktır. Tabii bunları yaparken sadece finansal yönden değil, aynı zamanda performans yönünden, verimlilik yönünden de denetlemesini yapmaktadır. Yani bu kuruluşların verimlilik ve kârlılık ilkelerine uygun hareket edip etmediği, zarara uğratılıp uğratılmadığı şeklinde de denetlemeleri yapılmaktadır.

Yine bildiğiniz gibi, Yüksek Denetleme Kurulu yapmış olduğu denetlemeler sonucunda hazırlamış olduğu raporları Türkiye Büyük Millet Meclisine, Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonuna göndermekte ve orada da milletin temsilcileri tarafından bu raporlar tartışılmakta, irdelenmekte, sonuca bağlanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konu üzerinde yapılan kıymetli eleştirileri, katkıları dikkatle dinledim, ancak bir hususa üzüldüm, sebebi de şu: Sanki bizi burada kamu iktisadi teşebbüslerinin düşmanı gibi gösteren bir söz söylendi, bu doğru değildir. Biraz önce söylediğim gibi, kamu iktisadi teşebbüsleri, zorunluluktan ortaya çıkmış, görevini ifa etmiş, İkinci Cihan Savaşı’nın yükünü sırtında çekmiş -bunu kuranlara, burada çalışanlara Türk milletinin minnet borcu vardır- ancak öyle bir noktaya gelinmiş ki, bunlar artık ayakta duramaz hâle gelmiştir. Sebepleri üzerinde durmayacağım. Konu, oldukça geniştir, üzerinde bir hayli çalışmalarımız vardır, yeri geldiği zaman bunları da konuşuruz. Ancak sürekli zarar eden, ayakta duramayan kuruluşları tutmak için sürekli bunlara kaynak enjekte etmek de ne derece rasyonel bir davranıştır, takdirlerinize bırakıyorum.

Konumuza dönecek olursak, Yüksek Denetleme Kurulunun alacağı yeni şekil, geçmiş dönemde yapılan kamu reformu çalışmaları, işte, şimdi, bir arkadaşımızın da çok isabetli bir şekilde söylediği, işte, bunların Sayıştaya bağlanması veyahut da ayrı bir şekil verilmesi, bunlar zaman içerisinde yapılabilecektir, ama bilinmesi gereken ana husus şudur:

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözünüzü tamamlayınız Sayın Doğan.

YAHYA DOĞAN (Devamla) – Kamu kaynağı kullanıldığına göre bunun da denetlenmesi tabiidir ve en uygun şekilde, verimliliği esas alacak şekilde denetlenmesi gerekir.

Günümüzde devletin ekonomik hayattan çekilmesi veyahut da işte, bir arkadaşımızın söylediği gibi, kamu iktisadi teşebbüslerinin özelleştirilmesi sebebiyle bu kuruma ihtiyaç kalmadığı gibi bir görüş ileri sürülmüştü, biz buna katılmıyoruz, ancak değişik bir biçimde, daha verimli bir şekilde bu kuruma olan ihtiyacın tartışılmasıdır, ihtiyaç vardır.

Sayın Başkan, kurum hakkında söyleyecek olduğumuz en önemli husus şudur: Verimlilik denetimine ağırlık vermesi, verimlilik denetimini yapacak şekilde organize olması temennimizdir, kendisinden beklenen hizmeti ancak o şekilde verir.

Hepinize saygılarımı sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Doğan.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz sırası Batman Milletvekili Sayın Ahmet İnal’ın.

Buyurunuz Sayın İnal. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Söz süreniz yedi dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET İNAL (Batman) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tütün ve Tütün Mamulleri Piyasası Düzenleme Kurumu 2008 yılı merkezî bütçesi hakkında AK Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ancak bugün burada Kurum’un bütçesinden bahsedip, sizi rakamlara boğmak istemiyorum. Dünyada ve ülkemizde çok geniş kitleleri ilgilendiren tütün ziraatı ve sorunlarından bahsetmek istiyorum. Tütünün ana vatanı Amerika Kıtası’dır, diğer kıtalara yayılması Amerika’nın keşfiyle olmuştur. Tütün 17’nci yüzyılın başından itibaren Osmanlı topraklarında yaygın olarak üretilmiş, 19’uncu yüzyılda Osmanlı Devleti önemli bir tütün üreticisi ve ihracatçısı olmuştur. Günümüzde ise dünyada her yıl ortalama 6 milyon ton civarında yaprak tütün ile 5 milyon ton civarında sigara üretilmektedir. Ülkemizde ise bu ziraatın, ortalama 250 ile 280 bin civarındaki üreticinin geçim kaynağı olduğunu görmekteyiz. Bu alanda geçinenlerin sayısının ise 1,5 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir. 2007 yılı alımı itibarıyla tütün ekicisi 99 bin ton tütün üretimi gerçekleştirmiştir. Her geçen yıl tütün üretiminin azaldığını görmekteyiz. Tütün ziraatı ülkemiz ihracatında önemli bir yere sahip olup toplam tarım ürünleri ihracatımızın yüzde 13 ile 16’sını teşkil etmektedir. Tütün ihracat verilerine baktığımızda ise geçen yıl yaklaşık 500 milyon ABD doları döviz girdisi sağlanmıştır. Biz, burada, tabii, tütün üretimi artsın derken sigara üretimi artsın diyemeyiz. Tütün konusundaki ısrarım, bu alanda uğraşı veren Anadolu çiftçisinin mağdur edilmemesidir. Arazilerini bu ziraata göre dizayn eden Anadolu çiftçisine alternatif ürün imkânları tanımadan bu üretimden vazgeçmesini söyleyemeyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçmiş hükûmetler döneminde 4733 Sayılı Kanun’la üretici ve alıcı arasında yazılı sözleşme yapılarak tütün üretimi belli bir kota dâhilinde serbest bırakılmıştır. Tüketici tercihlerinde meydana gelen değişmeler, yabancı sigaranın ve tütünlerin dolaylı reklam ve özendirilmeleri sonucu, 1990 yılında 3 bin ton olan yabancı yaprak tütün ithalatımız, maalesef 2005 yılında 67 bin ton olmuştur. Sanayisi ve özel sektör yatırımlarının gelişmediği, işsizliğin had safhada olduğu özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde sayıları on binleri bulan Batman, Diyarbakır, Bitlis, Adıyaman, Muş ve Siirtli ekicilerimiz, evlerini ve sulama tesislerini, tütünün sulanması, kurutulması ve barındırılmasına uygun inşa etmişlerdir. Ülkemizde tütün üretimi kır ve çorak arazilerde yapıldığından, tütüne alternatif tarım ürünlerine geçiş için ciddi bir çalışma da bugüne kadar yapılmamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tütün ziraatindeki düşüş, beraberinde yokluk ve göçü getirmiştir. Büyük şehirlerimize devam eden göçler, belediyelerin yükünü artırarak hizmetleri aksatmıştır, altyapı yetersizliği, sağlık sorunları, eğitim, iş ve aş sorunu meydana getirmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çözüm önerileri olarak şu hususları dile getirmek istiyorum: En ucuz istihdamın kişiye kendi toprakları üzerinde sağlanan istihdam olduğunu düşünüyorum.

Birinci olarak, ithal edilen tütünlerden alınan ve kilogram başına 3 ABD doları olan Tütün Fonunun yerli tütün üretimi ve ıslahı için bir kaynak olarak kullanılması gerekmektedir. Çünkü Tütün Fonu yerli üretim olduğu için vardır. Aksi takdirde, yıllık miktarı 230 milyon ABD doları olan Tütün Fonu ya kaldırılacak veya azaltılacaktır. Yerli tütün üretimi olmazsa, Dünya Ticaret Örgütü ithalat için böyle bir Fon’a izin vermeyebilir.

İkinci olarak, yöredeki çiftçiye alternatif ürün sağlanabilmesi için GAP yatırım bölgesindeki sulama tesislerinin kısa zamanda bitirilmesi gerekmektedir. Bunun için Devlet Su İşlerinin sulama yatırım bütçesi artırılmalıdır. Baraj inşaatlarıyla birlikte sulama tesislerinin de inşa edilmesi gerekir.

Üçüncü olarak, tütün endüstrisinin ziraatla ilgili kısmı olan yaprak tütünün Tekel İdaresinden alınarak Tarım ve Köy İşleri Bakanlığına bağlanması çok yerinde olacaktır diye düşünüyorum. Bu sayede tütün ekiminin bölge, arazi, iklim yapısı ve ürün çeşitliliği dikkate alınarak planlama cihetine gidilecektir.

Dördüncü olarak, özellikle Ege ve Marmara Bölgelerimizde tütün üretimine ihtiyaç duyulmasına rağmen, buranın çiftçisi alternatif alanlara yönelmiştir. Bu bağlamda Ege tipi tütün veya her yıl ortalama 70 bin ton civarında ithal ettiğimiz geniş yapraklı Virginia, Burley tipi tütünün Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde ekimi sağlanarak, tütün kalitesi artırılmalıdır. Uzmanlar arazi yapısının buna uygun olduğunu ifade etmektedirler.

Beşinci olarak, tütün ekicisine alternatif ürün tespiti ve alışkanlığı getirilene kadar tütün üreticisine gerekli teşvik ve destekler mutlaka sağlanmalıdır. Konuya ekonomik olarak değil, sosyal devlet olmanın gereği ve istihdama katkı anlayışıyla bakılmalıdır.

Konuşmama son verirken, geçtiğimiz yasama yıllarında da Parlamentoda vurguladığım bu hayati meselenin bir kez daha gündeme getirilmesi ve çözüm yollarının aranması inancıyla, 2008 yılı merkezî yönetim bütçesinin hayırlı olmasını diler, saygılar sunarım. (AK Parti ve DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın İnal.

 Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına son söz Kayseri Milletvekili Sayın Ahmet Öksüzkaya’nın.

Buyurun Sayın Öksüzkaya. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz yedi dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2008 yılı bütçe görüşmeleri, Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsünün 2008 Mali Yılı Bütçesi hakkında AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Dünya devletleri, sosyal, siyasal ve ekonomik alanlarda hızlı bir değişim süreci yaşamaktadır. Amme idaresi konularının bilimsel olarak incelenmesi ve yöneticilerin eğitilmesi tüm dünya ülkeleri açısından da önem arz etmektedir. Devletin bu değişim sürecinde önemli bir rolü olduğu görülmektedir. Bu nedenle, Hükûmetimiz, idari konuda devlet ve bürokrasi verimliliğinin artırılmasına ilişkin eğitim çalışmalarına özel önem göstermektedir.

Eğitim, insanımızın kültür düzeyini yükselten, ülkemizin refahı ve yaşam kalitesini yükselten, istikrar ve rekabet gücüne katkıda bulunan ve hayat boyu süren bir faaliyettir. İşte, bu bakış açısından dolayı insanın eğitim düzeyinin yükseltilmesi ve beşerî sermayemizin çağdaş standartlara ulaştırılması partimizin 59’uncu ve 60’ıncı Hükûmet Programlarında hedefine koyduğu ve uyguladığı en temel stratejilerden olmuştur.

Türkiye ve Orta Doğu İdaresi Enstitüsü de özel önem verdiğimiz bir eğitim kurumudur ve elli beş yıldan beri kamu yöneticilerinin eğitiminde Türkiye’de önemli bir misyon üstlenmiştir.

Üzerine aldığı görevi en güzel bir şekilde bütün çağdaş eğitim metotlarını da kullanarak yapan Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü hakkında siz değerli milletvekillerine bazı bilgiler aktarmak istiyorum.

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü, 8 Mayıs 1952 tarihinde, Türkiye ile Birleşmiş Milletler arasında var olan Teknik Yardım Anlaşması’na ek bir protokolle kurulmuştur. Daha sonra, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi ile işbirliği içinde ve özerk bir kuruluş olarak 1953 yılı mart ayında görevine başlamıştır. Enstitü 1958 yılına kadar bu statüyle çalışmış, aynı yıl haziran ayında çıkartılan 7163 sayılı kuruluş kanunuyla tüzel kişilik kazanmıştır

Kuruluş yıllarında Orta Doğu Bölgesi’nde aynı görevi üstlenen başka bir kurum bulunmadığı için Birleşmiş Milletler bursuyla Orta Doğu üzerinden de öğrenci kabul etmiş olan Enstitü, yabancı öğrenci kabulünü sürdürmekle birlikte, günümüzde daha çok ulusal bir nitelik kazanmıştır.

Enstitünün amacı, kamu yönetiminin çağdaş yönetim anlayışına göre gelişmesine ilişkin çalışmalar yapmak ve bu anlayış doğrultusunda kamu yöneticileri ve görevlilerin yetişmesine yardımcı olmaktır. Bu amacını üç ana etkinlik dalında gerçekleştirmektedir. Bunlar, öğretim ve yetiştirme, araştırma ve yardım, derleme ve yayın etkinlikleridir.

Öğretim ve yetiştirme etkinlikleri: Kamu görevlilerinin yönetim bilimi alanında uzmanlaşmasını sağlamak ve kamu yönetimine yönetici yetiştirmek yoluyla gelecekteki yönetici ihtiyaçlarının karşılanmasına katkıda bulunmak amacıyla yürütülen kamu yönetimi yüksek lisans programı; Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve diğer güvenlik personeline yönelik bir program olan kolluk yönetimi yüksek lisans programı; Adalet Bakanlığı personeli, hâkim, savcılar ile idari yargı mensupları ve kamu kuruluşlarında çalışan hukuk müşaviri ve avukatlara yönelik bir program olan adalet yönetimi yüksek lisans programı; Millî Eğitim Bakanlığı personeli, öğretmen, okul müdür yardımcıları ve okul müdürlerine yönelik program olan eğitim yönetimi yüksek lisans programı ve yönetim bilimi doktora programıdır. Bu programlarda hâlen 134 kamu görevlisi eğitim görmektedir.

Araştırma ve yardım etkinlikleri: Kamu yönetimi alanında gerçekleştirilen araştırma hizmetleri, enstitü, öğretim üye ve yardımcıları ile yüksek lisans ve doktora öğrencilerine çeşitli projeler dâhilinde sürdürülmüştür.

Enstitü bu bağlamda, birçok genel ve özel bütçeli kuruluşun yeniden yapılandırma ve norm kadro çalışmalarında danışmanlık yapmıştır.

Derleme ve yayın etkinlikleri: Enstitü tarafından  gerçekleştirilen derleme ve yayın etkinlikleri ise kuruluşundan günümüze kadar sayıları 340’a ulaşan, kamu yönetimi alanında çıkarılmış kitaplar ve süreli yayınlardan oluşmaktadır. Bu yayınlar arasında Amme İdaresi Dergisi, Çağdaş Yerel Yönetimler Dergisi, İnsan Hakları Yıllığı ve Türkiye Cumhuriyeti Devlet Teşkilatı Rehberi yer almaktadır.

Enstitü bünyesinde, ayrıca, sürekli eğitim, insan hakları ve yerel yönetimler alanlarında çalışan üç merkez faaliyet göstermektedir. Merkezler, görev alanları içinde yer alan konularda, dokümantasyon eğitimine ve yayına uzanan çeşitli alanlarda faaliyet göstermektedir.

Sürekli Eğitim Merkezince, kamu kurum ve kuruluşlarından gelen talepler doğrultusunda her yıl yaklaşık yirmi beş - otuz değişik konuda 1.500 kadar öğrenciye kısa süreli eğitim verilmektedir.

1989 yılında kurulan Yerel Yönetimler Araştırma ve Eğitim Merkezinin amacı, ulusal düzeyde yerel yönetimlerde ve bağlı kuruşlarında çalışanlara yönelik eğitim ve yetiştirme programları düzenlemek, bu kuruluşlara danışmanlık hizmeti sağlamak ve yerel yönetimlerin geliştirilmesine, daha etkili ve verimli çalışmalarına katkıda bulunacak araştırma ve etkinlikleri planlamak ve yürütmektir. Ayrıca, seçimler, mevzuat, ihaleler, yerel gündem gibi konularda verilerin toplandığı, gerek halka gerek yerel yönetim birimlerine gerekse ilgi duyan uzmanlara İnternet ortamında hizmet sunan geniş ve kapsamlı bir kaynak olarak web sitesi oluşturulmuştur.

Uluslararası ilişkiler konusunda, Enstitü 1986 yılından beri Uluslararası Yönetim Okulları ve Enstitüleri Birliğinin üyesidir. 2004-2007 yılları arasında Enstitü Genel Müdürü, bu uluslararası kuruluşun başkanlığı görevini üç yıl süreyle yürütmüştür.

Enstitü, 1991 yılından beri de Uluslararası Yönetim Bilimleri Enstitüsünün Türkiye ulusal seksiyonu olarak Bakanlar Kurulu kararıyla görevlendirilmiştir. Enstitü Genel Müdürü, bu kuruluşun yönetim kurulu, yürütme kurulu ve bilim kurulu üyesidir.

Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin de katkısıyla, merkezi Maastricht’te bulunan Avrupa Kamu Yönetimi Enstitüsünün, Avrupa Birliğine aday ülkeler ile Akdeniz ülkelerine yönelik Avrupa Birliği Eğitimi Programları’nda Enstitü de yer almaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız Sayın Öksüzkaya.

Buyurunuz.

AHMET ÖKSÜZKAYA (Devamla) – Avrupa Birliği Kamu Yönetimi Akreditasyon Birliğine üye olmak için başvuruda bulunulmuştur.

Enstitünün personel durumu: 26’sı akademisyen olmak üzere 109 personel çalışmaktadır.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Sayın Bakanımızın da Komisyonda vurguladığı gibi, kamuda belirli görevlere gelebilmek için Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü programlarına katılmış olmayı zorunlu hâle getirmek, sanıyorum ülkenin yararına olacaktır.

Bu Enstitümüzün milletimize hayırlı hizmetler yapmasını temenni ediyor ve tüm eğitim kadrosuna yeni dönem çalışmalarında başarılar diliyorum.

Bu dilek ve temennilerle konuşmamı tamamlarken, kurumun 2008 yılı bütçesinin kabulünü ve bu bütçenin hazırlanmasında emeği geçen başta bakanlıklar, kurum ve kuruluşlar ve komisyonlarda görevli arkadaşlarıma teşekkür ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öksüzkaya.

Şahsı adına lehinde söz isteyen Sinop Milletvekili Sayın Abdurrahman Dodurgalı.

Buyurunuz Sayın Dodurgalı.

(AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ABDURRAHMAN DODURGALI (Sinop) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 2008 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile ilgili olarak Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün bütçesini öne çıkartarak, lehte kişisel görüşümü belirtmek üzere huzurunuzdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bizim bu sene, biliyorsunuz, ilk Parlamentoya katılma yılımız. Daha önceki yıllarda Parlamentonun bütçe görüşmelerini zaman ve fırsatımız oldukça izliyordum. Bu seneki kadar olumlu ve sakin geçtiğine ben pek şahit olmadım. Onun için, bu bütçe görüşmelerinin çok olumlu geçtiğini düşünüyorum. Buna katkıda bulunan, tabii muhalefetteki arkadaşlarımıza özellikle teşekkür ediyorum. Bütçe görüşmeleri çok güzel geçiyor.

Benim üzerinde konuşacağım Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü bütçesiyle alakalı olarak, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün hizmet alanı ve sahalarıyla ilgili olarak, nüfusunun önemli bir kesimi genç nüfus olan bir ülkede vazife yaptığını her şeyden önce belirtmek istiyorum. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüzün omuzladığı, sırtına aldığı yükün son derece ağır ve o derece sorumluluk gerektiren bir yük olduğunu düşünüyorum.

Bütün eğitim kitaplarında, gençlik dönemine, özellikle Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüzün ilgilendiği on üç ile yirmi beş yaş dönemine temel etki eden psikolojik etkenlerin başında ergenlik ortamının geldiğini hepimiz biliyoruz. Bu ergenlik ortamının ve ergenlik döneminin de birçok sebepten dış etkilere açık, sosyal faaliyetlere açık ve kişiyi aileden bile kopartan bir sosyalite içinde olmaya götüren bir dönem olduğunu biliyoruz. Onun için, tehlikelerle dolu olan bu dönemi en güzel şekilde geçirmek, onları topluma uyumlu hâle getirmek, onların hem kendini gerçekleştirmesini hem de topluma uyum sağlayan bir fert olarak yarınlara hazırlanmasını kendisine vazife edinmiş Gençlik ve Spor Müdürlüğümüzün son derece önemli bir rolü, önemli bir fonksiyonu var.

Tabii, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü bütçesinden sonra, burada tütün mamulleri ile ilgili ve alkollü içkilerle ilgili genel müdürlüğün bütçesi görüşülüyor. Ben, özellikle, Sayın Bakanımıza gidip sordum: “Her iki genel müdürlük de size mi bağlı?” “Öyle” dediler. Şimdi, tabii, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü bir taraftan kötü alışkanlıklarla mücadele edecek, içki ve benzeri alkollü maddelerle, tabii, özellikle de uyuşturucuyla mücadele edecek… Daha önce toplumumuzun karşısında, gençlerimizin ve çocuklarımızın karşısında pek fazla tehlike olarak düşünmediğimiz ve çeşitli sebeplerle gençlerimizin, çocuklarımızın korunduğunu düşündüğümüz uyuşturucu alışkanlığı maalesef, kendisini çok emin hisseden ailelerde bile etkisini hissettirmeye başlamıştır. Bununla ilgili olarak Emniyet Genel Müdürlüğümüzün yeterli polisiye tedbirler aldığını, Millî Eğitim Bakanlığımızın eğitimsel tedbirler aldığını biliyoruz. Tabii, bir taraftan da, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüz kendi ilgi alanıyla ilgili olarak da birtakım tedbirler alıyor. Ama bir taraftan Sayın Bakanımız da tütün mamulleri ve alkollü içkileri üretip, bunları da satmak zorunda. Bana böyle bir çıkmaz gibi geliyor. Şöyle bir şeyi hatırlattı bu durum: Ben Sinop milletvekiliyim biliyorsunuz, Sinop’un ilçesi Boyabat’ın iki temel girdisi vardır: Birisi çeltik üretimi, birisi de tuğla üretimidir.

Bildiğiniz gibi, çeltik üretimi çok suya ihtiyaç hisseder, hatta çok sudan çok, çok yağmura ihtiyaç hisseder. Ama, bir taraftan, kurutmalı olmadığı için bizim kiremit ve tuğla fabrikalarımız, yağmurun yağmamasını ister tuğla üreticisi de.

Bir adamın, böyle, bir damadı tuğla üreticisi, bir damadı da çeltik üreticisiymiş. Her gün biri geliyor gidiyor, “Baba bize dua et, yağmur yağsın.”Öteki geliyor “Baba bize dua et, yağmur yağmasın.” diye. Bu sene, herhâlde, bu baba her ikisine de dua etmedi ki yağmur yağmadığı için çeltik üretimimizde randıman yüzde 40’ın altında kaldı. Birçok üreticinin elindeki malı Ofis almakta güçlük çekti. Dolayısıyla, açıklanan rakamlardan pek yararlanamadık.

Bir taraftan da biz geçmişte tuğlanın tanesini bir bardak çay parasına satarken, bugün dört tuğlaya ancak bir bardak çay alabiliyoruz. Böyle bir şanssızlığımı da bu vesileyle belirtmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız Sayın Dodurgalı.

ABDURRAHMAN DODURGALI (Devamla) - Efendim, tabiatıyla, gençliğin kötü alışkanlıklardan korunması için yapılmış birçok faaliyet var. Benden önce Grubumuzun görüşlerini aktaran Hamza Yerlikaya Bey bunları yeterince vurguladı. Ben bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Burada millî takım antrenörümüzün maaşı söz konusu edildi. Bilindiği gibi, bu maaş özerk Futbol Federasyonu tarafından verilmekte. Burada daha bir hafta önce, on beş gün önce bu kanunu biz buradan çıkartırken bu arkadaşlarımız bu özerkliğin bizim tarafımızdan ihlal edileceği konusunda gece yarılarına kadar bize burada ithamlarda bulundular. Ama, görüyorsunuz, toplumsal normlara uymayan bir durum hasıl olduğunda hemen Gençlik Spor Genel Müdürlüğü veya spordan sorumlu Devlet Bakanlığı bu işten sorumlu tutulmaya çalışılıyor. Tabiatıyla, özerkliğin acaba sınırları nereye kadar olmalıya da bir cevap hazırlamak gerekiyor.

Ben, burada, Sinop’umuza özellikle son yıllarda birçok tesis kazandıran, tabii ülkemize büyük tesisler kazandıran başta Sayın Bakanımız olmak üzere Gençlik Spor Genel Müdürümüze çok teşekkür ediyorum.

Kırk yedi amatör kulübü olan Sinop’un bir tek liglerde oynayan tek hentbol kulübü var. Bugün, bu kulübün dün bana yetkilisi telefon etti, “Efendim, önümüzdeki hafta deplasmana gidemeyeceğiz.” diye. Ben bu durumu da nazarı itibara alarak Gençlik ve Spor Genel Müdürümüzden amatör spor kulüplere daha yakın ve daha yoğun bir bütçeyle ilgi göstermesini rica ediyorum, istirham ediyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Muhalefet sıralarından da alkışlar.

BAŞKAN – Teşekkürler ederiz Sayın Dodurgalı.

Şimdi, Hükûmet adına Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Cemil Çiçek konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Çiçek. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz on beş dakika.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sözlerimin başında Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü ve Yüksek Denetleme Kuruluyla ilgili görüş serdeden arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.

TODAİE, 1955’ten bu tarafa, yarım asrı aşan bir süreden beri önemli bir görevi ifa etmektedir. Fakat, arkadaşlarımızın da bir ölçüde dile getirdiği gibi, yaptığı görevin ifasıyla mütenasip bir tanınmışlığı da söz konusu değildir.

Şunu hepimiz biliyoruz ki, etkin, verimli, süratli ve kaliteli bir kamu hizmeti, aslında kaliteli bir kamu yönetiminden geçmektedir. En modern yasaları da çıkarsanız, en modern sistemleri de getirip uygulamaya koysanız, yasal olarak, bunları uygulayacak kamu yöneticilerini bu maksada matuf iyi yetiştiremediyseniz, bu reformlardan, bu yasal düzenlemelerden gerekli fayda sağlanamıyor. Ancak, şunu görmek gerekir ki, 1955’ten bu tarafa, başta belediyelerimiz olmak üzere, pek çok kamu kuruluşundan insanlarımız o kurumda görev yaptılar, hizmet aldılar. Kuruluşundan bugüne emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Bu dönemde inanıyorum ki bütün bu tenkitler de dikkate alınmak suretiyle daha ileri bir noktaya gelebilecek, etkin ve verimli bir eğitim ve akademik hizmeti sunabilecektir. Bizim de kendilerinden beklentimiz budur. Şahsen bu görev bana verildikten sonra kendileriyle yaptığım iki görüşmede bu talebimizi ilettik. Neyi nasıl yapacakları siyasetçinin işi değildir. Biz, ancak siyasi kararlılığımızı, desteğimizi veririz. Bunu yüce Meclisin huzurunda bir defa daha ifade ediyorum.

Neden bunu yaptınızdan ziyade, neden bunları yapmadınız noktasında olsa olsa taleplerimiz olabilir. Özellikle reform açısından önemli adımların atıldığı ve atılacağı bir dönemden geçiyoruz. Bu dönemde, inanıyorum ki, bu kurumumuza daha fazla iş düşecektir, biz de kendilerine yardımcı olacağız. Bunu kısaca ifade etmek istiyorum.

İkinci olarak, Yüksek Denetleme Kuruluyla ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. Yüksek Denetleme Kurulu, Atatürk’ün direktifiyle kurulmuş olan ve o günden bugüne de imkânlar ölçüsünde başarıyla hizmet vermiş olan bir denetleme kurulumuzdur. O günden bugüne hizmet verenlere de yine huzurunuzda teşekkür ediyorum.

Bu kuruluş bir taraftan KİT’lerin yasalara uygun faaliyette bulunup bulunmadığını, öbür taraftan da verimlilik açısından olmak üzere birçok yönden bu kurumların denetimini yapmaktadır. Bu, aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin, yani sizlerin bu KİT’lerle ilgili yapılan faaliyetler ne ölçüde yasalara uygundur ya da değildir, ne ölçüde verimlidir ya da değildir, büyük ölçüde müzakerelere esas teşkil eden raporları hazırlıyorlar. Ancak, bir süreden beri bir tereddüt var. Bu burada da dile getirildi. Bunun kısa süre içerisinde ortadan kaldırılması gerektiğini ben de şahsen düşünüyorum. Şimdi, maalesef, ayrı ayrı zamanlarda çıkan kanunlar sebebiyle devlet hayatımız içerisinde aynı görevi yapan birden çok kuruluş vardır. Bildiğim kadarıyla, mesela devlette halıcılık işiyle uğraşan sekiz tane kuruluş var, üç tane ayrı emeklilik kuruluşu var. Denetim alanında pek çok mekanizmalar var. Bir taraftan kaynak israfı, bir taraftan insan israfı, öbür tarafta, özlük hakları bakımından da aynı görevi yaptıkları hâlde farklı statüde olmaktadırlar. Bu da beraberinde bir kısım adaletsizlikleri getirmektedir. Dolayısıyla, Yüksek Denetleme Kurulunun da bu dönemde hiç olmazsa bu tereddüdü ortadan kaldıracak bir yapıya kavuşması gerekir. Bir arkadaşımız tarafından “Bunu tartışmaya açalım, katılım” denildi. Ben de bu vesileyle tartışmaya açıyorum. Komisyonda da ifade etmeye çalıştım. Şimdi bir görüş, Yüksek Denetleme Kurulu üyelerinin Sayıştay mensubu olarak kabul edilmesi, buranın kaldırılarak Sayıştay bünyesi içerisinde faaliyetlerini sürdürmesidir. Sayıştay da denetim yapıyor Meclisimiz adına, onlar da rapor hazırlıyor, buralarda görüşüyoruz. Bir görüş budur. Bir görüş ise, özerk bir yapıya kavuşmasıdır. Başbakanlığa bağlı olabilir veya ayrı, özerk bir yapıya  kavuşabilir. Bu da bir tartışma konusu olan fikirdir. Bunun ortalaması başka bir fikir de olabilir. Yüksek Denetleme Kurulu kalsın, ama Meclise bağlı olsun denilmektedir. Demek ki ortada üç tane görüş var, ama arzu edilen şey şudur burada: Siyasi etki olacaktı olmayacaktı tartışmasından ziyade, bugün bulunduğundan çok daha iyi hizmeti hangi yapıda, hangi statüde verecektir, ona bakmak lazım. Biz bu tartışmaya açığız. Ümit ediyorum ki önümüzdeki günlerde, yani 2008’le beraber, demin söylediğim, aynı alanda görev yapan birden fazla kuruluşun tek çatı altında birleştirilmesiyle ilgili çalışmalara hız vereceğiz. Bunun ilk ayağı sosyal güvenlik kuruluşlarıdır. Arkasından, bir afet olduğunda ki geçmiş olsun diyorum buradan Antalyalı vatandaşlarımıza, hayatını kaybedenlere de rahmet diliyorum. Bir afet söz konusu olduğunda, Afet İşleri Genel Müdürlüğü müdahale ediyor; Acil Durum Yönetimi, o başka bir taraftan müdahale ediyor: Bayındırlık Bakanlığının kuruluşu da var, Sosyal Yardımlaşma var, Bakıyorsunuz bir çok başlılık, dağınıklılık oluyor. Bunların hepsini tek çatı altında birleştirmeye yönelik çalışmalara devam edeceğiz. Bu meyanda da denetleme görevi yapan Yüksek Denetleme Kuruluyla ilgili de bir karara varmış olmamız gerekir diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, denetim deyince, bir iki hususa da bu bütçe vesilesiyle temas edildiği için ben de temas etmek lüzumunu, hatta mecburiyetini duyuyorum. Şimdi, Türkiye bir hukuk devletidir. Hukuk devleti, sadece bir slogan değil, sadece Anayasa’da yazılı olduğu için değil, gerçekten önemli bir sıfattır Türkiye Cumhuriyeti devletinin. Bu ne demektir? Başta idare olmak üzere, devleti yönetenler olmak üzere, kişilerin ve kurumların yaptığı her işi hukuk kuralları içerisinde, kanuni usuller içerisinde, hukuki usuller içerisinde yapmasıdır. Bunlara aykırı bir durum söz konusu olduğunda da bunun yine hukukta ve yasalarda belirtilen usullerle soruşturulması esastır. Dolayısıyla, bir konuyu gündeme getirdiğimizde eğer bir hukuk ihlali varsa, bir yasa ihlali varsa, bunu Türkiye’de soruşturacak yeteri kadar makam vardır, hatta çoktur. Demin söyledim, birden fazla makam vardır. Dolayısıyla, burada öyle iddialar gündeme getirildi ki, bunlara cevap vermediğiniz takdirde… Biz burada birbirimizi tanıyoruz, birbirimizin ne demek istediğini anlarız, ama siyaset, biraz, konuşulandan ziyade dışarıda algılama meselesidir. Konuştuğumuzdan ziyade, buradaki konuşmalarımız dışarıda nasıl algılanıyor, ona bakmak lazım.

Şimdi, böyle bakıldığında hepimizi de bir ölçüde zan altında, töhmet altında bırakan bir kısım ifadeler oldu, evvela Silahlı Kuvvetleri, yargıyı ve denetim mekanizmalarını ve milleti zan altında bırakan.

Şimdi, bazılarımızın çocuklarının Türkiye’nin sıkıntılı bölgelerinde görev yapmadığı tarzında ifadeler var. Bu, farkında olmadan bir kısım bu meyandaki düşünceleri de tetikleyebilir, tahrik edebilir. Şunu görmek lazım: Silah altına alınması gereken gençlerimizin nerede, hangi sınıfta, ne kadar süreyle görev yapacaklarını Türk Silahlı Kuvvetleri kendisi tayin ediyor. Herhangi bir siyasi müdahale burada söz konusu değildir. Şırnak’a mı gidecek, Kars’a mı gidecek, Edirne’de mi görev yapacak, ne kadar süreyle görev yapacak, buna karar veren Türk Silahlı Kuvvetlerinin ilgili birimidir, Askeralma Dairesi, onunla irtibatlı birimlerdir. Dolayısıyla, objektif bir sisteme göre, burada bu tertipler, bu düzenlemeler yapılıyor. Kaldı ki Türkiye’de siyasetçileri, hep kötü yapar, her işi kendinden yana yontar tarzındaki oluşmuş bir kanaate de, maalesef, yeni deliller eklemiş oluyoruz.

Ben çok açık olarak söylüyorum, cevabını ben verdiğim için ben söylüyorum. Benim bir oğlum var. Çekti kurayı, gitti, Siverek’te sekiz ay görevini yaptı, geldi. Bir lütuf değildir, bir vatan görevidir. Kız yeğenim, kardeşimin kızı. Çekti kurayı - öğretmen- iki buçuk sene Şırnak Cizre’de, iki buçuk sene de Batman’da görev yaptı. Bunlar sorulabilir. Amcası bakandır, amcası milletvekilidir ama bu hiçbir şey ifade etmedi. Ben gine Kabine arkadaşlarımdan biliyorum. Jandarma Genel Komutanlığı kendisine bağlıydı. Kardeşinin çocuğu, öz çocuğu gitti, Çukurca’da, hudut taburunda, tam sınır çizgisi üzerinde görevini yaptı, geldi.

Şimdi bunlar ortadayken, hepimiz âdeta çocuklarımızı belli bölgelerden kaçırıyoruz, garibin gurebanın çocuğu oralara gidiyor, siyasetçinin çocuğu… Geri kalanının cevabını burada ben vermeyeceğim.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Bakan, bunlar bireysel, sizin… Oluyor mu, olmuyor mu?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Çünkü, neticede bu cevabı verecek olan Türk Silahlı Kuvvetleridir. Gidecek, görevini yaptı, yapıyor. Dolayısıyla, ortada somut bir delil olmadan bu türlü şeyleri söylemek, bence, en azından dışarıda yanlış anlamalara sebebiyet verir, bu doğru değildir.

İkincisi, bir kısım insanlarla ilgili burada iddialarda bulunuldu. Şimdi, bir taraftan “Yargı bağımsızdır.” diyoruz, “Her işi yargıya bırakalım” diyoruz. Şimdi, eğer burada iddia edilen hususlar doğru idiyse, hangi savcı görev yapmak istedi de buna engel olunmuştur? Bakın, biz buradayız. Ben, dört buçuk sene Adalet Bakanlığı görevini yaptım, şimdi de bir başka arkadaşımız yapıyor. Birisi bana desin ki “Burada zikredilen kişilerle ilgili savcı soruşturma açacaktı, soruşturmaya Adalet Bakanı engel oldu; filanca yerde bir işlem yapacaktı, devletin ilgili kişisi şuna mani oldu.” tarzında, gelip burada bir beyanda bulunsun. Eğer bu yoksa, o bir siyasi söylem meselesidir. Ama, bunun kimseye faydası yok. Bu vatandaş söyleyenleri de bilir, söylenenleri de bilir, hakkında konuşulanları da bilir.

Bakınız, bir hukuk devletinde, dedik ki, evvela bu iddiaları yargılayacak olan, değerlendirecek olan, sonuçlandıracak olan yargıdır. Ben, şimdi, buradan bir defa daha ifade etmek istiyorum: Bu bahsedilen kişilerin önemli bir kısmının dokunulmazlıkları yoktur. Dokunulmazlık olmadığına göre, kim, ne yapmak istiyor da hangi anayasal hüküm ya da yasal mevzuat buna engel teşkil etti? Şimdi, burada yargıyı töhmet altında bırakıyoruz, savcılarımızı zan altında bırakıyoruz. Bu savcılar, eğer ortada bir delil var idiyse, iddia var idiyse takipsizlik kararı mı verdi, bunların üstünü mü örtbas etti ki bunları konuşuyoruz?

İkincisi: Bakınız, burada dile getirilen hususların hiçbirisi seçimden sonra dile getirilen hususlar değil. Seçim öncesi bunların hepsini millete götürdük biz, herkes götürdü. Kimin eteğinde, heybesinde ne taş varsa, meydan meydan dolaştı, televizyon televizyon konuştu, bunların hepsini dile getirdi. Şimdi, en büyük hakem millet olduğuna göre, milletin vicdani bir kanaate sahip olabilmesi için ne usul hükümlerine ihtiyacı var ne dokunulmazlık engelleri var ne İç Tüzük mâniası var. Bunların hiçbirisi yok. Bunların hepsini götürdük millete. Millet dedi ki “Biz bunlara inanmıyoruz.”

O hâlde, aslında, bugün, burada yapılması gereken bunlar değil de şu 22 Temmuz seçim sonuçlarını bir değerlendirsek. Değerlendirsek acaba,siyasetin neresinde bulunuyoruz biz? Parlamento olarak neresindeyiz? Parti olarak neresindeyiz? (AK Parti sıralarından alkışlar) Yani, herkes birilerine ders vermeye çalışıyor da milletin verdiği dersten kimse nasibini almak istemiyor, hâlen, 22 Temmuz öncesinin bayatlamış konularını buraya getirmeye devam ediyoruz. Bundan bir fayda olmaz, bu, siyasete kalite de katmaz, siyaseti bir yere de getirmez. Getirmedi, elli senedir getirmedi, ama bir şeyi getirdi, siyaseti itibarsız hâle getirdi bakınız. Karşılıklı birbirimizi çürüteceğiz diye, siyasetçi dediğin, vurguncu, soyguncu, hırsız, yakınlarına menfaat sağlayan insanlardan müteşekkil bir faaliyet alanı hâline geldi. Bu doğru değil, ama bu kadar kesimin içerisinde yanlış yapanlar varsa bunun da hukuk düzeni içerisinde gereğinin yapılması lazım gelir. Gereğinin yapılmasına engel teşkil eden, mevzuatımızda da herhangi bir husus yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Soyguncunun…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Burada, ikide bir, bir konu gündeme getiriliyor bakınız. Şimdi, bir kısım, zaman zaman, burada, dokunulmazlıklar konuşuldu. Ben dedim ki: “En çok, dokunulmazlıklarla ilgili münakaşaların yapıldığı dönem 1999-2002 dönemidir.” 2002 seçimleriyle birlikte, bu iddiaların hepsi, artık, dokunulmazlık engeline de takılmadı, çünkü 2002’de o dönem Parlamentoda görev yapan arkadaşlarımızın hiçbirisi Meclis içinde değildi, dokunulmazlığı yoktu. Ee ne oldu? Hani bu kadar iddia vardı yoktu filan dedik de yerli yersiz, var olanlar yargıya gitti. Ne karar verildiyse başımız üstüne.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hangi bakanlara soruşturma açtınız?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Olmayanların ise tümünü suçlamaya devam ettik. Dolayısıyla şimdi, bunlardan… Şimdi, böyle bir…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakanlar hakkında, hangisine soruşturma açtınız?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Şimdi, bakınız, Sayın Genç, benim ne söyleyeceğime sen karar verecek değilsin. Evvela, sen karar verecek değilsin.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hangi bakanlar hakkında soruşturma önergesi verdiniz?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Dolayısıyla, sözümü kesme. Eğer bir sıkıntın varsa bunu usulü dairesinde her yerde konuşuruz, tartışırız. Evvela usule riayet et.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Bakan…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Zaten, belki de en büyük yanlışlık, işte bu türlü usulsüzlüklerdir. Konuşma tarzını bilmeyen, konuşma usulünü bilmeyen…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - …neyi, nerede, nasıl konuşacağını (AK Parti sıralarından alkışlar) bilmediğimiz takdirde, bu sisteme de demokrasiye de zarar veriyoruz.

SIRRI SAKIK (Muş) – Siz, çok mu biliyorsunuz?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Şimdi, Devlet Bakanı Sayın Murat Başesgioğlu.

Buyurunuz Sayın Başesgioğlu. (AK Parti sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Bakan Meclise yanlış bilgi veriyor. Hangi bakan hakkında, geçmiş bakanlar hakkında soruşturma önergesi getirdiler de… (AK Parti sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Bakan, süreniz yirmi dakikadır.

DEVLET BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında hepinizi şahsım ve ilgili kuruluşlarımız adına saygıyla selamlıyor, bütçelerimizin hayırlı olmasını diliyorum.

Değerli arkadaşlarım, huzurunuza, Bakanlığıma bağlı, sorumluluk alanımda bulunan Devlet Personel Başkanlığı, Gençlik Spor Genel Müdürlüğü ve Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kuruluna ilişkin görüşlerimi sizlerle paylaşmak ve daha önce bu kürsüde değerli görüşlerini aktaran, soru soran değerli arkadaşlarımın da zamanın elverdiği ölçüde sorularını cevaplamak istiyorum.

İzninizle, Tütün Üst Kuruluyla başlamak istiyorum değerli arkadaşlarım. 2002 yılında kurulan bir düzenleyici kurul, tütün mamulleri ve alkollü içki üretim ve ticaretinden devlet tekelinin kaldırılmasıyla birlikte piyasayı düzenlemek için öngörülen bir otoritedir. Ancak, 2002 yılında yasası çıkmasına rağmen, bu geldiğimiz nokta itibarıyla henüz daha tam işlevselliğine kavuşmamış, 2002 yılında Anayasa Mahkememizin personel rejimine ilişkin bozma kararıyla birlikte tam istenilen ölçüde bugüne kadar hizmet edememiş bir düzenleyici kuruldur. İnşallah, sizlerin de desteğiyle, Anayasa Mahkememizin bu bozma gerekçeleri doğrultusunda yasasını yeniden revize edeceğiz ve diğer fonksiyonlarına ilişkin maddelerde de değişiklik yapmak suretiyle, bu düzenleyici kurulun piyasayı denetleme ve düzenleme konusundaki fonksiyonlarını en üstün seviyeye çıkarmak istiyoruz. Zira, konuştuğumuz alan, yaklaşık 12 milyar YTL’lik bir pazarı ilgilendirmektedir. Tütünüyle, alkollü içkileriyle, işte, kaçak, bandrolsüz veyahut da yasa dışı üretimlerin de çok yoğun olduğu bu sektörde mutlaka bir kamu otoritesinin düzenleyicilik görevini yerine getirmesi gerekiyor. Onun için, önümüzdeki süreçte bu yasal eksiklikleri tamamlayıp bu Kurulun en iyi şekilde işlemesine yasal bir zemin hazırlamak istiyoruz.

Tütün konusu gündeme gelmişken, bazı konuşmacılar kotadan bahsettiler.

Değerli arkadaşlarım, bu tekelin kaldırılmasıyla birlikte artık tütünde kota uygulaması kaldırıldı, tamamen piyasa libere edildi. Sözleşme yapmak suretiyle üreticilere, hangi miktarlarda tütün ekecekleri yapılan sözleşmeler suretiyle kendilerine bildirilmektedir. Bizim de bu konuda, Üst Kurulun herhangi bir fonksiyonu veyahut da kural koyma durumu söz konusu değildir. Sadece, ifade etmeye çalıştığım gibi, Kurul, piyasayı denetleme ve düzenleme konusunda yasanın kendisine vermiş olduğu yetkileri kullanan ve önümüzdeki dönemde  de daha etkin bir şekilde kullanacak bir kurumdur.

Sorumluluk alanımdaki ikinci saygın kuruluşumuz Devlet Personel Başkanlığıdır. Yaklaşık kırk yedi yıllık bir geçmişi olan, bugüne kadar önemli görevler yapmış bir teşkilatımızdır. Ama, bugün itibarıyla, değerli arkadaşlarımın da ifade ettiği gibi, Devlet Personel Başkanlığını yeni bir vizyonla geleceğe hazırlamak durumundayız. Bugün ister kamunun isterse özel sektörün olsun en büyük sorunu nitelikli eleman sorunudur, insan kaynakları sorunudur. Özel sektör bu konudaki eksiğini zaman içerisinde gidermiştir. Ama, maalesef, kamu yönetimi bu konudaki eksiğini giderememiştir. İnsan kaynaklarını yönetme, etkin, verimli, kaliteli personel istihdamı konusunda özel sektöre oranla devlet bu konuda biraz daha geri kalmıştır. Onun için, önümüzdeki dönemde Devlet Personel Başkanlığımızı bu söylediğim çerçeve içerisinde yeniden teşkilatlandırmak ve yeni görevlerle donatmak istiyoruz.

Kamu personel rejimi çok konuşuldu. Doğrudur, gecikmiş bir reformdur. Belki de birçok reformun üzerine inşa edilmesi gereken bir reformdur. Örneğin, soysal güvenlik reformunu kamu personel reformundan sonra çıkarmak daha doğru olabilirdi. Bu gecikmiş reformu da yine sizlerle, sendikalarla, sivil toplum örgütleriyle tartışarak, ülkemizin şartlarına en uygun, kazanılmış hakları da koruyarak, yeni bir personel rejimi çıkarmak amacındayız, iddiasındayız. Bunu ülkemizin geleceği açısından çok elzem görüyoruz.

Çalışanlarımız açısından, sizin de bildiğiniz gibi, kurumlar arasında ücret farklılıkları var. Hepimiz bundan şikâyetçiyiz. Personelimizin bir kurumda aldığı ücret diğer kurumda aynı ücrete eşit değil. Dolayısıyla, çalışanlarımızın da bu konudaki haksızlıklarını gidermek reformun bir parçası. Onun dışında, kamudaki etkinliği, verimliliği artırmak yine reformun önemli amaçlarından biri. İnşallah, geçmiş dönemde önemli ölçüde hazırlanmış, yoğrulmuş bu tasarıyı tekrar güncelleştirerek yüce Meclisin huzuruna getirmek istiyoruz.

Devlet Personel Başkanlığımız, özelleştirme uygulamaları nedeniyle işsiz kalan vatandaşlarımızın diğer kamu kurumlarına yerleştirilmesi konusunda çok önemli bir görev ifa etmiştir.

Yine, kamu kurumlarına merkezî sistemle yerleştirilen memurlarımızın yerleştirilmesi konusunda da Devlet Personel Başkanlığımız aracılık yapmaktadır. Bu yıl, 2007 yılı itibarıyla yaklaşık 19 bin kişi bu merkezî sistem vasıtasıyla yerleştirilmiştir. Yakında 4.300 civarında yeni (b) statüsündeki personel, kadrolu ve sözleşmeli kadrolara yerleştirilecektir. Yani, 2007 yılı içerisinde 4 bin küsur vatandaşımız daha, sınavlara girmiş vatandaşımız iş imkânına, kadro imkânına kavuşmuş olacaktır.

Bunun dışında, Devlet Personel Başkanlığımız yaklaşık 220 bin geçici işçi kardeşimizin daimî kadroya geçmesi konusunda çok önemli bir görev ifa etmiş ve Hükûmetimizin çalışmasıyla kamuda çeşitli kurumlarda çalışan yaklaşık 220 bin vatandaşımız daimî kadroya geçmiş bulunmaktadır. Ama, bütün bunların ötesinde, değerli arkadaşlarım, Devlet Personel Başkanlığının devletimizin insan kaynakları yönetimini çok iyi idare eden bir departman olmasını, bir birim olmasını yürekten arzuluyoruz ve bugüne kadarki birikimlerinin üzerine, yeni bir misyonla, kendilerini, devletimizin bu ihtiyacını giderme konusunda çok saygın bir kuruluş konumunu, daha da açılım yaparak devam ettirmek en büyük arzumuzdur.

Üçüncü kuruluşumuz, taşra teşkilatı da bulunan, Büyük Atatürk tarafından, onun talimatıyla kurulan Gençlik Spor Genel Müdürlüğü teşkilatımızdır değerli arkadaşlarım. Bugün Türkiye’nin her tarafında taşra teşkilatı bulunan, gençlik ve spor alanında toplumumuza önemli hizmetler veren değerli bir kuruluşumuzdur.

İki önemli görevi var: 1) Gençliğe yönelik hizmetler. 2) Spora yönelik hizmetler.

Biz Bakanlık olarak bu iki görevinin de çok önemli olduğunu, yani gençlik hizmetlerinin spor hizmetlerinden daha aşağıda olmadığını, en azından yüzde 50-yüzde 50, hem gençlik hem de spora dikkat etmemiz gerektiğinin altını huzurunuzda bir kez daha çizmek istiyorum. Çünkü, gençliğimiz ve gençlerimiz, bugün maalesef birtakım tehlikelerle karşı karşıyadır, küreselleşmenin getirdiği tehditlerle karşı karşıyadır, ahlaksız, namussuz insanların, gözü dönmüş insanların çocuklarımızı zehirlemek suretiyle yaratmış olduğu tehditlerle karşı karşıyadır. Çağın getirdiği birtakım sıkıntılardan dolayı çocuklarımız bazı tehditlere maruzdur. Onun için, gençlerimizi bu tehditlerden korumak için mutlaka özen göstermemiz lazım. Bu konuda da Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüze önemli görevler düşüyor.

İl teşkilatlarımız bünyesinde kurulmuş gençlik merkezlerimiz şu anda bu görevi yerine getirmek üzere, yoğun bir şekilde çalışıyorlar, ama, bunu daha artırmak istiyoruz, sayılarını daha artırmak istiyoruz, oradaki programları daha çok çeşitlendirmek istiyoruz ve gençlerimizi bu kötü alışkanlıklardan koruyacak, onları hayata, aileleriyle birlikte en iyi şekilde hazırlayacak yardımcı hizmetleri bu gençlik merkezlerinde vermek istiyoruz. Bu konuda, önümüzdeki dönemde sizin yine yardım ve desteğinize ihtiyacımız olacak.

Spor konusunda, değerli arkadaşlarım, Türkiye, genç nüfusuyla büyük bir potansiyel oluşturan bir ülkemiz. Bugüne kadar oluşturulan spor politikalarını hep birlikte güncelleştirerek, çağdaş sporun yaygınlaştırılması konusunda gayretlerimizi artırmamız gerekiyor. Maalesef, diğer ülkelerle kıyasladığımız zaman, ülkemizde lisanslı sporcu sayısının çok az olduğunu görüyoruz, sporla iştigal eden vatandaş sayımızın çok az olduğunu görüyoruz.

Spor, malum, sadece bir yarışma sporu değil, bir müsabaka sporu değil. Kendi ruh ve fiziksel sağlımız için de spor yapmak, çağdaş sporun önde gelen özelliklerinden biri. Onun için sporu yaygınlaştırmak, ülkemizde spor bilincini artırmak gibi bir mecburiyetle de karşı karşıyayız. Önemli görevlerimizden birinin bu olduğuna inanıyorum. Ayrıca sporun yönetimi birçok ülkede artık bizdekinden farklı bir şekilde yönetilmektedir. Devlet olabildiğince bu alandan elini çekmekte, özerk federasyonlara, gönüllü kuruluşlara, sivil toplum örgütlerine ve yerel yönetimlere sporun yönetimini bırakmaktadır. Bizde de bu şekilde bir süreç başlamıştır,  57 branşta 54 branşımız özerk federasyon haline gelmiştir. İnşallah önümüzdeki dönemde özerk federasyonların tam işlevsel hale gelmesiyle birlikte spor yönetiminin kamuyla birlikte paylaşıldığı, yönetildiği, daha demokratik, daha özgün bir spor yönetimine ülkemizi kavuşturmak istiyoruz. Bunlarla birlikte sporcu sayımızın artırılması, kulüp sayımızın artırılması, sporcu sağlığına dikkat etmemiz, sporcularımızın iş ve emek durumları, onların sosyal güvenlikleri gibi, sporun vergilendirilmesi gibi birçok konu aslında masanın üzerinde duruyor, çözüm bekliyor.

Değerli konuşmacılarımız bahsettiler, bilhassa profesyonel kulüplerimizin bugün ekonomik durumları hiç iyi değil. Birçok kulüp kayyuma devredilmiş durumda, sahaya çıkamaz durumda. Onlara yeni kaynaklar yaratmak veyahut da kendi kaynaklarını kendilerinin yaratabilecekleri kanalları açmak gibi bir yönlendirme faaliyeti içerisinde de bulunmamız gerekmektedir.

Önümüzdeki iki veya üç yıl içerisinde ülkemiz çok önemli uluslararası organizasyonlara ev sahipliği yapacaktır. Bunlar, ülkemizin tanıtımı açısından son derece önemli organizasyonlardır. Millî Futbol  Takımımız 2008 dünya şampiyonasına katılacaktır. Yine, Pekin Olimpiyatları, önümüzdeki sene spor dünyamızın önemli aktivitelerinden biridir. 2010 dünya kupası yine Millî Futbol Takımımız açısından çok önemli bir sınav olacaktır. Dolayısıyla her günümüz dolu olarak geçecektir. Ancak, bu söylediğim konuların derli toplu bir şekilde bir politika haline gelmesi bizim birinci önceliğimizdir.  Bunun için yüce Meclise şöyle bir önerimiz var: Bütün partilerimizin katılımıyla bir Meclis araştırma komisyonu kurularak Türk spor politikasının bütün dinamiklerini, köşe taşlarını sizlerle birlikte belirlemek istiyoruz. (AK Parti ve MHP sıralarından alkışlar) Onun için, önümüzdeki dönemde bütün gruplarımızın iştirakiyle bir Meclis araştırma komisyonu kurularak üniversitelerimizin, kulüplerimizin, sivil toplum örgütlerinin de katkılarıyla derli toplu bir spor politikasını hayata geçirmek bizim için de bir yol haritası olacaktır. Onun için, katkılarınıza şimdiden peşinen teşekkürlerimi arz etmek istiyorum.

Evet, bu dar zaman içerisinde ülkemizin spor politikasına ilişkin görüşleri ifade etmek biraz zor. Onun için, belki başka bir zamanda daha geniş bu görüşlerimizi sizlerle paylaşmayı arzu ediyor ve yöneltilen sorulara yine zamanın elverdiği ölçüde cevap vermek istiyorum.

Değerli kardeşim Sayın Sevigen, bazı konulara temas ettiler. Aslında spora çok katkısı olan, çok yatkın bir arkadaşımız ama bugün biraz onu böyle tansiyonu yüksek gördüm. Biraz mahalle baskısı var herhâlde onun için, normal, rutinin dışına çıktı bugün biraz ama her zaman, dediğim gibi, spora çok yatkın bir arkadaşımız. Beraber futbol oynadık, güzel de futbol oynar ayrıca, hâlâ da oynuyor, iyi bir sportmendir. Kendisine de başarılar diliyorum. Sayın Sevigen, bu Kayseri Stadıyla ilgili bir husus belirttiler. 

Değerli arkadaşlarım, tabii, genel bütçe imkânlarıyla bu devasa spor tesislerini yapmak çok zor. Bütçe imkânlarımızı biliyorsunuz. Keşke imkânımız çok bol olsa da yatırım bütçelerimize büyük ölçüde rakamlar koyabilsek. Bunu yapamadığımız için bazı finansman modelleri üretilmiş. Kayseri de bu modellerden birisi. Nedir? Modelin özü şu: Mevcut stadımızı, yirmi yıl, otuz yıl, kırk yıl evvel yapılmış stadyumu biz herhangi bir kuruluşa devrediyoruz, ki bunlar, daha çok şehirlerimizde kalmış, şehirlerin merkezinde kalmış, otoparkı olmayan veyahut da ulaşımı çok güç olan stadyumlar. Onun için, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüz, kendi üzerine kayıtlı bu tesisleri belediyelere veyahut da diğer kuruluşlara vermek suretiyle yeni tesisler kazanmanın yoluna gitmiştir.

Kayseri konusu, değerli arkadaşlarım, şu şekilde gerçekleşmiştir: Bu bizden önceki bir konudur ama benim de onayladığım bir konudur açıkçası. Keşke bu modelleri diğer illerimizde de şeffaf bir şekilde çoğaltabilsek, artırabilsek. Bizim Kayseri Stadımız, kıymet takdir komisyonunun metrekaresine bin YTL değer koyduğu ve bunun karşılığında 77 trilyon liralık bir arsa değeri tutan bir gayrimenkulümüz.

Kayseri Büyükşehir Belediyesi, bu 77 trilyon liralık arsa değeri karşısında, gençlik spor teşkilatımıza tam 100 trilyon liralık bir tesis yapmış değerli arkadaşlarım. Bu tesiste neler var? Şu andaki bizim stadımız 20 bin kişilik. Büyükşehir Belediyemizin yapacağı stat, 33 bin kişilik bir stat. Bunun dışında, 7.200 seyirci kapasitesine sahip spor salonu, olimpik havuz, bin seyircili salon, yine 500 seyircili ikinci salon, gençlik merkezi, sentetik yüzeyli atletizm pisti ve il müdürlüğü hizmet binası, artı üç adet futbol sahası. Yani, biz, Kayseri Büyükşehir Belediyemize tek stadımızı vermişiz, bu stadın karşısında, Büyükşehir Belediye Başkanımız, bize şu anda saymış olduğum bu tesislerin yapımını taahhüt etmiş. Bu tesislerin şu anda yapımı devam ediyor. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Ayrıca, Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanımız, spora yatkınlığı dolayısıyla, Erciyes Dağı’na kış sporları için çok büyük miktarda yatırım yapmayı da planlamış. Gerçekten Erciyes’i kış sporlarının merkezi yapacak çok büyük bir proje. İnşallah gerçekleştiği zaman özellikle kış sporlarının yapılmasının merkezi hâline gelecek bir konum. Dolayısıyla, biz Gençlik Spor olarak, yeni tesisleri, Kayseri’deki spor camiasının ve Türk sporunun hizmetine vermekten büyük bir mutluluk duyuyoruz. Bu projeyi Bursa’da düşünüyoruz, Ankara’da düşünüyoruz. Antalya’da bu devam ediyor. İşte Galatasaray bu şekilde yaptı. Belki Beşiktaş da aynı şekilde bir yöntem deneyecek. Biz, bu teşvik ettiğimiz bir finansman modelidir, dolayısıyla bunlarla birlikte Türk sporuna yeni tesisler kazandırıyoruz.

Halter Federasyonumuz, değerli arkadaşlarım, bir ceza aldı maalesef. Bu ceza, Federasyon tarafından ödendi. Ama, bu cezaya sebep olan kişiler hakkında Federasyon rücu davası açtı. Federasyonun ödemiş olduğu bu parayı kendilerinden geri almak için böyle bir dava açılmış bulunmaktadır.

Süreyya Ayhan meselesi: Evet, Türkiye’yi temsil etmiştir, millî bayrağımızı dalgalandırmıştır, İstiklal Marşı’mızı söyletmiş bir değerli sporcumuz. Emin olun, geldiği nokta itibarıyla, hem kendi adına hem de ülkemiz atletizmi adına son derece büyük üzüntü duyduğum bir olay.

Değerli arkadaşlarım, biz Süreyya Ayhan’a, millî sporcularımıza sonuna kadar sahip çıkarız. Yani, ona sahip çıkmak konusunda hiçbir ön yargımız yok, hiçbir çekişmemiz yok. Hele ben bu Bakanlığa yeni geldim. Yani, geçmişte bir şey yaşandıysa onlar adına, benim kafamda hiçbir şey yok. Ama, bu kardeşimiz, bu arkadaşımızın bize uluslararası kuruluşlar nezdinde kendini haklı çıkarabilecek çok güçlü argümanlar vermesi lazım. Bu doping testi bilimsel bir test. Eğer uluslararası kuruluş “Pozitif çıktı.” diyorsa bunun aksini ispat etmek o kadar zor bir hadise ki. Birinci numune öyle çıkmış, “İkinci numuneyi aç.” demişler, ikinci numune de o şekilde pozitif çıkmış. Yani, bütün bunlara rağmen eğer savunabileceğimiz zerre bir nokta varsa biz bu kardeşimizin hakkını sonuna kadar savunuruz. Kendilerine randevu verdim, gelecekler antrenörüyle birlikte, bu konuyu etraflı bir şekilde konuşacağız. Yani, onu savunmaktan hiçbir şekilde geri durmayız. Ama, uluslararası  itibarımızı da mutlaka düşünmek zorundayız.

Doping konusunda diyeceğimiz şu: Ben, buradaki bir kanun vesilesiyle de arz ettim. Değerli arkadaşlarım, biz sporcularımızın temiz spor yapmasını istiyoruz. Başarılarına zerre kadar hile hurda, gölge düşsün istemiyoruz. Sportmence yarışsınlar, isterse yarışı en sonra tamamlasınlar. Ama, bizi, temsil açısından, sportmenliğe uygun şekilde, en iyi şekilde temsil etsinler. Yani, sporun zaten özünde bu var. Yani, dopingle, hileyle hurdayla kazanılmış bir başarı yerine dürüstçe yarışılmış bir sonunculuk daha onurludur diye düşünüyorum. Bizim tavsiyemiz budur. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Evet, millî takım’la ilgili bazı şeyler söylendi. Lütfen arkadaşlar, millî takım konusunu şey yapmayalım. “Fatih Hoca şu kadar para alıyor…” Bu, artık Federasyonun takdiridir veyahut da biçmiş olduğu bir değerdir. Fatih Terim bizim yetiştirdiğimiz bir evladımızdır. Futbolculuğunda, antrenörlüğünde Türk sporuna hizmet etmiş bir spor adamıdır. Ha, tartışılmayacak yönleri yok mu? Vardır, teknik yönden olabilir. Ama, Meclis kürsüsünde millî takım antrenörümüzü, millî takım sporcularımızı, cemaatti, tarikattı… Asla ve asla bunlara hiç girmeyelim. Bu, milli takımımıza çok zarar verir arkadaşlar. Spor, yeşil sahaya çıktığı zaman orada dini, milliyeti yok bu işin. Eğer gücün varsa, kabiliyetin varsa oynuyorsun. Başka hiç yan bir enstrüman seni orada kurtarmıyor; dayılık, torpil orada yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Başesgioğlu, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

DEVLET BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (Devamla) – Peki Başkanım.

Evet, soruların bir kısmı cevapsız kaldı.

BAŞKAN – Üç dakika süreniz var.

DEVLET BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (Devamla) – Peki, teşekkür ederim.

Bir de burada tutanakların düzeltilmesi açısından söylemeyi yararlı buluyorum. Bir arkadaşımız “Seksen dört yıllık cumhuriyet döneminde bizi yönetenler bizi ne özgürleştirdiler ne zenginleştirdiler.” dedi. Hayır arkadaşlar, cumhuriyetimizi kuranlar, seksen dört yıllık dönemde ülkemizi yönetenler bize özgür  bir ülke bıraktılar, hem de çıplak ayaklarla savaşarak bize özgür bir ülke bıraktılar, büyük bir zenginlik bıraktılar. (AK Parti, CHP ve MHP sıralarından alkışlar) Şimdi sıra bizde. Onların o gün gösterdiği fedakârlığı biz bugün göstereceğiz. Bununla bağlantılı olarak, işte, “Bakan çocukları, milletvekili çocukları” filan dediler. Bu da son derece yanlış. Bunu yapmayalım arkadaşlar. Benim çocuğum Ağrı’da askerlik yaptı. Şunu söylüyorum: Siyasetçi, adanmış hayat demektir. Siyasetçi bu topluma hayatını adamayı göze almıyorsa siyaset yapmayacak. (AK Parti sıralarından alkışlar) Eğer ölümse, ölüm sırası öncelikle bizdedir. Fakir fukaradan önce ölüm sırası öncelikle bizdedir. Biz, bu toplumun önündeki…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın  Bakan, rapor alanlar var çocuklarına.

DEVLET BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (Devamla) – Efendim, Duyamadım sesinizi. (AK Parti sıralarından “Boş konuşuyor.” sesleri)

DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) – Gerek yok Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (Devamla) – Onun için, şehitlikle, askerlikle, kutsal kavramlarla lütfen bu kadar kolay oynamayalım, basit oynamayalım. Vatandaşımızın maneviyatını bozmayalım. Evet, terörden canımız yanıyor. O canı yanan anaların acısıyla biz de sonsuz büyük üzüntüye düşüyoruz; ama, burası Parlamento, işte, maharet burada. Buyurun, bu terörü önleme konusunda gücümüzü, birikimimizi ortaya koyalım, bunu çözelim. Bizden beklenen bu. Türkiye’nin değişmezlerini, vazgeçilmezlerini ortaya koyalım. İşte, tek bayrak, tek vatan, tek ülke diyoruz. Çizdiğimiz büyük çerçeve bu. Bunun dışında da başka hiçbir şeye bakmıyoruz. Kim etnik kökenden gelmiş, kim nereden gelmiş, hiç bunlara bakmıyoruz. Bu kadar geniş çerçeve içerisinde biz bir uzlaşma bulamazsak, bir barış yaratamazsak, bizden sonraki nesiller bize ne diyecek acaba?

Bütçemizin hayırlı olmasını diliyorum. Katkı sağlayan bütün arkadaşlarıma, çalışma arkadaşlarım adına teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Başesgioğlu.

Şahsı adına, aleyhinde söz isteyen Aydın Milletvekili Sayın Ali Uzunırmak.

Buyurunuz Sayın Uzunırmak. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Gençliğin ve sporun aleyhinde olmak tabii ki mümkün değil. Ben hemen başta şunu ifade etmek istiyorum ki, görüşlerimi analizci, yapıcı, yol gösterici bir muhalefet anlayışı içerisinde sürdürmek istiyorum.

Kıymetli arkadaşlar, devletimizin banisi, kurucumuz Yüce Atatürk: “Ben sporcunun zeki, çevik, aynı zamanda ahlaklı olanını severim.” diyor. Ne kadar veciz bir sözle, sporun ve sporcunun ne anlama geldiğini, ne anlamda faaliyet göstermesi gerektiğini ifade etmiş. Bugün sporu tarif etmek istediğimizde, her dalda insanın bedensel, ruhsal ve zihinsel gelişimini temin eden en belirleyici, bireysel ve takım sporları olarak ele aldığımızda, en verimli faaliyet alanıdır. İşte, Atatürk de bu ruhsal, fiziksel ve bedensel gelişmeyi de “zeki, çevik ve ahlaklı” olarak tarif etmiş.

Kıymetli arkadaşlar, tabii ki, bu açıdan baktığımızda, dolayısıyla devlet, vatandaşlarının bu alanlardaki gelişimini temin etmek için her türlü imkân ve kabiliyetlerini kullanmalıdır. Günümüzde doğru değerlerle gelişmiş bireyler toplumun geleceğinin teminatıdırlar.

Kıymetli arkadaşlar, sporun siyaseti olmalıdır, ama, hiçbir zaman siyasetin sporu olmamalıdır. Eğer siyasetin sporu oluşturulmaya başlanırsa, bu, yanlışın en büyük başlangıcı olur.

Hemen konuşmamın başında, üzülerek de olsa, bugünkü iktidardaki arkadaşlarımızın dün ilk iktidara geldiklerinden bugüne, Kayak Federasyonundan Otomobil Yarışları Federasyonuna, en açık şekilde, daha dün Futbol Federasyonuna varıncaya kadar seçimlerinde “benden olan- olmayan” müdahalesi yapılmıştır. Bunun sporun amaç ve kabullerine sığdırılamayacağının altını çizerek belirtmek istiyorum.

Kıymetli arkadaşlar, ön yargılardan ve siyasi gayeden uzak, sporu organize etmek için bakış açılarımı sizlerle paylaşmak istiyorum. Günümüzde spor faaliyetleri iki eksende yapılmakta ve gelişmektedir: Bunlardan birincisi, profesyonel yarışmacı zirve sporları, bireysel ve takım oyunları olarak yapılıyor. İkincisi, amatörce kitle sporları, gene, bireysel ve takım oyunları olarak yapılan başlıklar altında toplanıyor. Bunların, her başlığın kendi ve içerisindeki unsurlarının ayrı bakış açıları, gerçekleri, problemleri ve çözümleri ele alınmalıdır. Ancak bu analizci ve yapıcı sürdürülebilir plan içerisinde, sporun, sporcunun problemlerini çözer, başarıyı yakalayabilir, kaynakları verimli, etkin kullanabiliriz.

Yoksa, bugün ve bugüne kadarki gibi, “Uydum geçmişe. Saldım çayıra, Mevla’m kayıra” gidiş, kaynakların verimli kullanılmaması ve tesadüf, geçici başarılara mahkûmiyetin devamı anlamına gelir.

Amatör kitle sporları, halk için ve mensubu sayıca çok fazla olan ve günden güne artan ve mutlaka teşvik edilerek daha yaygınlaştırılması gereken bir alandır. Özendirilmeli, kulüp ve dernekleri mutlaka kendi içinde denetlenmeli ve yönlendirme eğitim desteği planlanmalıdır. Burada bütün kurumlara görev düşmekte. Yerel yönetimler bugün olduğu gibi profesyonel kulüp ve yöneticiliğinden, denetlenemez konumlarından arındırılmalı, bütçelerinden kanunla ve denetlenebilir şekilde gerekli miktarlar ayrılmalıdır. Bunlar sadece belediye değil, özel idarelerce de görevlendirilmelidir. Profesyonel dallar da aynı şekilde değerlendirilmeli, ama yerel yönetimler amatörlere, kitle sporlarına daha ağırlık vermelidirler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Kıymetli arkadaşlar, ülkemizin en önemli problemleri, bilimsel, genetik manada sporcunun daha başlangıçtaki özellikleri, yarınlardaki başarısını hazırlamaktadır. Dolayısıyla, Türkiye’mizin spor dallarında genetik özelliklere uygun coğrafi haritası çıkartılmalı ve en önemli nitelik olarak, burada, bu dallarda sporcular ayrı ayrı alanlarda teşvik edilmelidir. Örneklendirmek istersek, mesela bugün Karadeniz Bölgemizde mümkündür ki, folklorik özelliklerinden olsa gerek, coğrafi yapıdan olsa gerek, hareketlilik beklenen bir spor dalında, futbolda başarılı futbolcular çıkmaktadır, İç Anadolu’dan minder güreşçilerimiz çıkmaktadır, başka alanlarda yağlı güreşçilerimiz çıkmaktadır, belli alanlarda yüzücülerimiz çıkmaktadır. Dolayısıyla, şunu teklif etmek istiyorum: Genetik coğrafyamız çıkarılıp, bu genetik özelliklerin yarışmacı sporlarda, özellikli olan bölgelerde o dalların teşvik edilmesi planlamamız dâhilinde olmalıdır.

Spor bütçemiz hayırlı olsun.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Uzunırmak.

Sayın milletvekilleri…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, biraz önce Cemil Çiçek benim ismimden de bahsederek, “Meclisin çalışma adabını bilmiyor, söz almasını bilmiyor.” dedi. Bir sataşmadır, sataşmadan dolayı söz istiyorum.

İSMAİL BİLEN (Manisa) – Doğru!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, müsaade eder misiniz iki dakika efendim.

BAŞKAN – Yerinizden, bir dakika cevap veriniz lütfen.

Buyurunuz, bir dakika.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR VE AÇIKLAMALAR

1.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önce konuşmalara cevap veren Cemil Çiçek dedi ki: “Efendim, 2002 seçiminden önce bayatlamış laflar…”

İSMAİL BİLEN (Manisa) – Yalan mı?

KAMER GENÇ (Tunceli) - Şimdi, Sayın Başkanım, esas suistimali yapan bakanlardır. Anayasa’nın 100’üncü maddesine göre bakanların ömür boyu dokunulmazlıkları vardır. Şimdi, AKP 2002’de iktidara geldikten sonra, ondan önce bakanlık yapan kişileri, suistimalleri kasıtlı olarak örtbas etti. Çünkü, bakanlar hakkında dokunulmazlığın kalkması önemli değil. En az 55 milletvekilinin soruşturma önergesi vermesi lazım ve bunun araştırılması lazım, suç unsurunun tespit edilmesi lazım.

Ben, şimdi kendilerine teklif ediyorum: Maliye Bakanı Unakıtan’la ilgili olarak bir soruşturma önergesini verelim, 55 kişi bana imza veriyorsa. Bakın bakalım kim hapishaneye gidecek? Oğlunun  o 30 bin dolarlık meselesini ispatlayalım. Buyurun. Savcıların yapacağı iş değil ki, bizim yapacağımız iş.

Tayyip Erdoğan’ın  oğlunun aldığı gemiyi hangi şartlarda aldığını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Süre dolmadı efendim.

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER  (Devam)

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ (Devam)

1.- 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/426) (S.Sayısı:57) (Devam)

2.- 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kap-samındaki İdare ve Kurumların 2006 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporlarının  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/267, 3/191) (S.Sayısı: 58) (Devam)

A) GENÇLİK VE SPOR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.-  Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.-  Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

B) DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI (Devam)

1.-  Devlet Personel Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.-  Devlet Personel Başkanlığı  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

C) BAŞBAKANLIK YÜKSEK DENETLEME KURULU (Devam)

1.-  Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.-  Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

D) TÜTÜN, TÜTÜN MAMÛLLERİ VE ALKOLLÜ İÇKİLER PİYASASI DÜZENLEME KURUMU (Devam)

1.-  Tütün, Tütün Mamûlleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu  2008 Yılı Merkezi      Yönetim Bütçesi

2.-  Tütün, Tütün Mamûlleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu  2006 Yılı Merkezi      Yönetim Kesin Hesabı

E) TÜRKİYE VE ORTA-DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ (Devam)

1.-   Türkiye ve Orta-Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.-   Türkiye ve Orta-Doğu Amme İdaresi Enstitüsü  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, beşinci turdaki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, soru-cevap bölümüne geçiyoruz.

Sayın milletvekilleri, sizlerden şunu rica ediyorum: Soru-cevap bölümü on beş dakikadır son Danışma Kurulu kararı gereğince. Bu on beş dakikanın yedi buçuk dakikası sorulara aittir, yedi buçuk dakikası da cevaba. Bunun için, sorularınızı, lütfen, en kısa şekilde ve özlü bir şekilde sorunuz.

Şimdi, ilk soru Sayın Kaplan’a aittir.

Buyurunuz Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başesgioğlu’na sorularım:

Öncelikle, Sayın Bakanın temennisine yürekten katılıyorum. Bu Meclisin evlat acısına son vermesi konusunda hep beraber, birlikte hareket etme sorumluluğunda olduğumuzu buradan ifade etmek istiyorum.

İkinci önerisi Meclis araştırmasına da katılıyoruz. Eski bir İdilspor Başkanı olarak gerçekten birlikte, ilk birliktelik adımına ortak bir komisyon oluşturarak başlayabiliriz ve buradan da hemen Sayın Bakanım, şiddet konusuna geliyorum, sporda şiddet. Sporda şiddeti sonlandıracak yasal düzenleme ne aşamada ve tribünlerde artık siyaseti nasıl durdurabiliriz?

İkincisi, 2008 Pekin Olimpiyatlarına hazır mıyız? İstanbul, altyapısıyla aday olmaya hazır oluyor mu? Akabinde, bir de Japon Sosyal Gelişme Fonu’ndan sağlanan yardımlar var yüklü. Bunların AB eğitim gençlik programlarıyla beraber katılımı ve programlanması nasıl yapılıyor? Biz bu konularda, gençliğimizin katılımı konusunda eksik olduğunu düşünüyoruz.

Teşekkür ediyorum, sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

Sayın Birgün...

RECAİ BİRGÜN (İzmir) – Sayın Bakanım, yapılan konuşmalardan, 2008 yılı içerisinde “Kamu Personel Reformu”nu gerçekleştirmeyi hedeflediğiniz anlaşılıyor. Oysa bütçe incelendiğinde, bu reform, yapılacak reform için herhangi bir kaynak göze çarpmıyor. Kamu Personel Reformu’nda çalışanların ve emeklilerin özlük haklarında nasıl bir iyileştirme düşünülüyor?

Kamu Personel Reformu’nda sözleşmeli personel uygulamasına ağırlık vermeyi düşünüyor musunuz?

Sporun temeli sayılan atletizmde tüm Türkiye’de 400 civarında antrenör sayısı, genç nüfus da dikkate alındığında, çok az kalmıyor mu oran olarak, sayısı artırılabilir mi?

Çocuklarımızın ilkokul çağında yatkın olduğu spor dallarına yönlendirilmesi için Gençlik Spor Genel Müdürlüğünün bir çalışması var mıdır?

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Birgün.

Sayın Tütüncü, buyurun.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurulu ile ilgili iki soru soracağım:

Birincisi şu: Bizim Tekirdağ’da üretilen bir şişe sofra şarabının orijinal fiyatı 1 YTL iken bunun üzerine 2 lira 70 kuruş, yani yaklaşık 3 YTL ÖTV getirildi. Ne var ki, bu verginin yükü tamamen gariban, küçük, yoksul üzüm üreticisinin üzerine düşüyor. Ayrıca, sofra şarabındaki böylesine yüksek vergi, yurt dışından kaçak, ucuz şarap talebini de artıyor. Küçük üzüm üreticilerini koruma amacıyla şaraptaki bu ÖTV’yi, sofra şarabındaki bu ÖTV’yi ne zaman düşüreceksiniz? Geçen dönem 3 kez söz verildi, yerine getirilmedi.

İkinci sorum efendim, son sorum: Sigara ve içki kaçakçılığını ortadan kaldırmak için, 2008 yılında, özel olarak 2008’e mahsus ne gibi önlemler, politikalar düşünülüyor?

Teşekkür ederim efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tütüncü.

Sayın Doğru, buyurunuz.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim.

Devletin çeşitli kademelerinde 4/B statüsüyle çalışan insanlar, eş durumu ve askerlik görevi dönüşü gibi mecburi sosyal durumlar için iyileştirme bekliyorlar. Bu konuda bir çalışma var mıdır?

Üniversite mezunu adayların kamu kurumlarına başvurularında, askerlikte geçirdikleri süreyi yaş sınırlarına ilave edecek bir kanunu çıkarma yönünde çalışma var mıdır?

Türkiye'den Körfez ülkelerine ihraç edilen tütünün Kuzey Irak’ta işlendikten sonra tekrar ülkemize sigara olarak sokulduğuna dair ihbar veya bilgi alınmış mıdır? Bununla ilgili öğrenmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Doğru.

Sayın Aydoğan…

ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ege Bölgemizde ve özellikle Balıkesir’de tütün önemli bir geçim kaynağı iken, uygulanan politikalar sonrası getirilen kota üreticilerimiz için ciddi sıkıntılar yaratmıştır. Şark tipi tütün, Türk tütününün arandığı günümüzde, kotaların artırılması düşünülmekte midir?

Bir de yaprak tütün ithalatı yapılmakta mıdır?

Bir de son, sporla ilgili bir soru sormak istiyorum. Çocuklarımızın ve gençlerimizin kötü alışkanlıklardan korunması ve daha iyi gelişim göstermeleri için, sporu okullarda daha etkin hâle getirmeyi düşünüyor muyuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aydoğan.

Sayın Seçer…

VAHAP SEÇER (Mersin) – Sayın Bakanım, amatör spor dallarının çözüm bekleyen sorunlarıyla ilgili somut projeleriniz nelerdir?

İkinci sorum: Özürlü vatandaşlarımızın spor yapmalarına katkı sağlayacak çalışmalarınız var mıdır? Varsa nelerdir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Güvel.

HULUSİ GÜVEL (Adana) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, Adana Şehir Stadyumu, nüfusumuz 200 bin iken yeterliydi, bugün 2 milyon nüfuslu şehrimiz için yetersiz kalmaktadır. Sorum: Bakanlığınızın, Adana merkez ve ilçeleri için yeni spor kompleksleri projeleri var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Ağyüz.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sayın Bakanım,  Tekelin içki bölümü satıldı. Sigara bölümünü de “babalar gibi(!)” satacaksınız. Biz, satılmasının karşısındayız. Satarken -içki bölümündeki satış gibi- var olan net aktiflerin tespiti iyi yapıldı mı? Hatırlarsanız, içki bölümü 292 milyon dolara satıldı, bir buçuk yıl sonra, alan konsorsiyum 890 milyon dolara sattı. Ayrıca, bu tütün bölümü satılırken, net aktiflerin çok gerçekçi biçimde değerlendirilmesi lazım.

Her yıl memurlarla bir toplu sözleşme pazarlığına oturuyorsunuz, maalesef, bu komediye son vermek zamanı gelmiştir. Bunun da yolu, grevli, toplu sözleşmeli sendikal haktan geçer.

Ayrıca, gençlik spor müdürlüklerimizin arazileri gerçek değerine verilmiyor. Özellikle, iktidar partisinin yandaşı belediyelere çok cüzi bedellerle veriliyor. Sizin farkına varmadığınız, imar tadilatıyla, buralar çok büyük ranta dönüştürülüyor. Örneğin Gaziantep’te son bir yılda verilen arsayı incelerseniz bunu çok net olarak görürsünüz. Gençlik ve Spor İl Müdürlüğüne kalması gereken kaynaklar, maalesef, belediyelere rant uğruna veriliyor efendim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Ağyüz.

Sayın Çalış…

HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Karaman Tekel Suma Fabrikası, Seydişehir Alüminyum özelleştirme mağdurları ve Tokat Sigara Fabrikası özelleştirme mağdurlarıyla ilgili, 4/C’yle ilgili bir çalışmanız var mı?

İkinci sorum: Son beş yılda ortaöğretim ve üniversitelerimizden kaç kişi mezun oldu, bunlardan kaç kişi devlet kadrolarında işe yerleşti, ne kadarı KPSS aracılığıyla yerleşti, ne kadarı sınav, artı,  mülakatla yerleşti?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çalış.

Süremiz dolmuştur.

Şimdi, cevap için Sayın Bakan?

Buyurunuz Sayın Başesgioğlu.

DEVLET BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan, soru soran arkadaşlara da çok teşekkür ediyorum.

Tabii, hepsini, zamanın yetersiz olması nedeniyle cevaplayamayacağım, geri kalanını yazılı takdim ederiz değerli arkadaşlarıma.

“4/C” diye tabir edilen, 657 sayılı Kanun’da öngörülen bir istihdam şekli; daha doğrusu, bu, şu şekilde gündeme geldi: Özelleştirilen bir iş yerinde memursanız başka kamu kurumlarına yerleşme imkânınız vardı, ama işçiyseniz bu imkân yoktu. Hükûmetimiz aldığı bir kararla, 1992 yılından bu tarafa özelleştirilen iş yerlerinde işçi pozisyonunda çalışan bütün çalışanları, 4/C kadrosuyla, ihtiyacı olan kurumlara nakletti. Şimdi, tabii sorun, bu arkadaşlarımızın on ay çalışmaları ve ücretlerindeki düşüklüktür, bunu biliyorum, Çalışma Bakanıyken de çok çalıştık bu arkadaşlarla. Bu, bizim gündemimizde olan bir konu, ama şu anda şu veya bu şekilde bir çözüm olacak, desek gerçekçi olmaz, ama konunun gündemde olduğunu ifade etmek istiyorum.

Bunun dışında, Sayın Kaplan, şiddet ve düzensizlikle ilgili bir soru yönelttiler. Malum, Meclisimizden çıkmış olan, sporda şiddetin ve düzensizliğin önlenmesine dair bir yasa var, bu Yasa’yı revize edeceğiz. Uygulamada karşılığı olmayan bazı hükümler var, işlemeyen konular var. Kulüplerimizi ve spor dünyasını da, futbol dünyasını da bütün dinamikleriyle birlikte revize edeceğimiz bu Yasa’nın işler hâle getirilmesini amaçlıyoruz ve statlarımızda, tesislerimizde sportmenliğe aykırı olumsuzlukların yaşanmaması için hep birlikte gayret edeceğiz.

Yine, 4/B ve değişik istihdam şekillerine ilişkin sorular yöneltildi, kamu çalışanlarımızın sendikal faaliyetlerine ilişkin sorular yöneltildi. Değerli arkadaşlarım, bütün bunların büyük ölçüde çözüme kavuşturulacağı konu, kamu personel rejimidir. Bu ülkede kamu personel rejimini çıkarmadan çeşitli istihdam şekillerini düzeltemeyiz, 4/B’yi düzeltemeyiz, 4/C’yi düzeltemeyiz. Bunların dışında, mesela sizin saymadığımız birtakım insanlarımız var; usta öğreticiler var, Millî Eğitim Bakanlığının çalıştırdığı, yıllardır halk eğitimde çalışan bayan kardeşlerimiz var, emekliliğe, sosyal güvenliğe kavuşturamadığımız arkadaşlarımız var. Bütün bunların çözümü, kamu personel rejiminin çıkarılmasından geçmektedir. Sendikal hak konusu da, yani toplu sözleşmeli grev hakkının da kamu çalışanlarımıza tanınabilmesi için bu yasal zeminin oluşturulması gerekiyor. Yani, bugün, evet, sendikalar var, ama tam anladığımız manada işçi sendikaları gibi enstrümanlara sahip değiller. Nihai hedefimiz, bu arkadaşlarımızın da işçi sendikaları gibi toplu sözleşme ve grev hakkına kavuşmasıdır, ama bunun için yapmamız gereken yasal düzenlemeler olduğunu ifade etmek istiyorum.

Kaç dakikam var?

BAŞKAN – Dört buçuk dakikanız var.

DEVLET BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakanıma da haksızlık etmek istemiyorum, ona da zaman bırakmak istiyorum.

Amatör spor konusu dile getirildi. Amatör spora ayni ve nakdî yardımda bulunuyoruz. Önümüzdeki dönemde, yine bütçe imkânlarımız nispetinde, amatör spor kulüplerimize gerek malzeme yardımı gerekse  nakdî olarak  yardımda  bulunacağız. Tabii  bunlar  kâfi değil amatör spor için, daha başka kaynaklara kavuşturmamız lazım, yerel yönetimlerin amatör sporu desteklemeleri lazım; belediyelerin, il özel idarelerin bu konuda amatör spor kulüplerimize yardımcı olması gerekiyor. Bu anlamda, okul sporları çok önemli, Değerli Arkadaşım ifade etti, bu işin kaynağı okullar değerli arkadaşlarım. Ama bugün, maalesef, müfredatlar, üniversite, dershane açmazı karşısında çocuklarımızın spora ve spor branşlarına zamanı kalmıyor daha doğrusu. Böyle bir çıkmaz içerisinde spor. Bunu da çok etraflı bir şekilde tartışmamız gerektiği kanaatindeyim.

Sayın Tütüncü “3 kere söz verildi.” dediniz. Ben söz vermeyeyim izin verirseniz vergi konusunda. Zaten benim konum değil, ama bu gündemde olan bir konu. Bana bağlı olan kurumun görevi… Kaçakçılık ve sahtecilik bizim görevimiz dışında. Ancak, bu konuda devlet birimleri arasında kurulmuş bir koordinasyona biz de katkı veriyoruz. Bizim esas görevimiz düzenleme konusudur, açılacak tesislere izin verme konusudur. Ama bu Koordinasyon Kuruluna da Üst Kurulumuz servis vermektedir. Hep birlikte, ülkemizde şikâyetçi olduğumuz sahtecilik ve kaçakçılık konusu üzerine elbette gitmek, diğer kurumlarla birlikte bu kurumun görevidir.

İzin verirseniz Sayın Başkanım, diğer soruları arkadaşlarıma yazılı takdim etmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Bir iki hususu ben de cevaben açıklamak istiyorum.

Biraz evvel Kamer Genç’in açıklamalarından sonra, kendisine konuşmamda “sayın” demiştim, “sayın” kelimesi fazladan olmuş, onu geri alıyorum. Evvela onu bir belirtmek istiyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

İkincisi, kaçakçılık konusu Türkiye'de Hükûmetin yakinen takip ettiği bir konudur. Çünkü birçok yasa dışı örgütün de kaçakçılık yoluyla örgüte finansman temin ettiği bilinmektedir. Aynı  zamanda kaçakçılık sınır aşan suçlar niteliğindedir. Bu nedenle, geçtiğimiz yasama döneminde MASAK, yani Mali Suçları Araştırma Kuruluyla ilgili olarak bir önemli yasa çıkardık. En başta petrol kaçakçılığı olmak üzere her türlü kaçakçılık bu birim yoluyla zaten takip edilmektedir. Aynı zamanda, emniyetin, jandarmanın ve devletin diğer birimlerinin koordinesi çerçevesinde biz bu faaliyetleri yakinen takip ediyoruz. Aynı zamanda, belli aralıklarla toplanan hem Millî Güvenlik Kurulunda hem de Terörle Mücadele Yüksek Kurulunda da kaçakçılık konusu bizim öncelikle üzerinde durduğumuz bir konudur. Sadece sigara, alkol kaçakçılığıyla ilgili değil, insan kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti de dâhil hepsi Türkiye’nin ve emniyet birimlerimizin, güvenlik birimlerimizin, zaten kamoyuna yansıyan faaliyetlerinden de görülmektedir ki, çok ciddi ölçüde bunların üzerinde duruluyor, durulmaktadır. Hatta bu yönden Türkiye takdir de almaktadır, uluslararası kuruluşlar nezdinde. Bu konuyla ilgili eğer yasal bir eksiklik varsa, önümüzdeki dönemde bunları da tamamlamaya çalışırız, ama şu an etkin bir iş birliği ve koordinasyon içerisinde bu faaliyetleri sürdürüyor, sürdürmeye de devam edeceğiz. Sair konularla ilgili hususlar varsa onu da zaman içinde açıklarız.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çiçek.

Şimdi, sırasıyla beşinci turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümleri ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım. 

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...  Kabul Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.14 - GENÇLİK VE SPOR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.– Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

Kodu

Açıklama

 

 

 

 

 

YTL

01

Genel Kamu Hizmetleri

21.901.000

 

 

 

 

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

02

Savunma Hizmetleri

122.000

 

 

 

 

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

275.000

 

 

 

 

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

07

Sağlık Hizmetleri

1.245.000

 

 

 

 

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

08

Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri

381.732.000

 

 

 

 

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

TOPLAM

405.275.000

 

 

 

 

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

B – C E T V E L İ

Kod

 

Açıklama

 

 

 

 

 

YTL

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

8.010.000

 

 

 

 

 

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

388.135.000

 

 

 

 

 

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

05

Diğer Gelirler

7.130.000

 

 

 

 

 

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TOPLAM

403.275.000

 

 

 

 

 

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün 2006 Yılı Merkezi Yönetim  Kesin Hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü 2006 Yılı Merkezi Yönetim  Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

A  –  C E T V E L İ

                                                                  (YTL)

- Genel Ödenek Toplamı :              333.318.265,60

- Toplam Harcama             :             298.463.450,59

- Ödenek Dışı Harcama     :                    120.293,07

- İptal Edilen Ödenek         :               34.975.108,08

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 (B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B  –  C E T V E L İ

                                                                 YTL

- Bütçe tahmini                :               316.810.000,00

- Yılı net tahsilatı             :               349.763.995,67

BAŞKAN–  (B) cetvelini kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü 2006 Yılı Merkezi Yönetim  Kesin Hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Devlet Personel Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07.78 - DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI

1.–  Devlet Personel Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

Kodu             Açıklama

 

 

                

(YTL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

9.535.750.

 

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

 

02

Savunma Hizmetleri

42.250

 

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 

TOPLAM

9.578.000

 

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Devlet Personel Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Devlet Personel Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim  Kesin Hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Devlet Personel Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim  Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

Devlet Personel Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

A  –  C E T V E L İ

                                                             (YTL)

- Genel Ödenek Toplamı   :             9.530.000,00

- Toplam Harcama             :             7.570.782,69

- İptal Edilen Ödenek         :             1.959.217,31

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Devlet Personel Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim  Kesin Hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07.79 - BAŞBAKANLIK YÜKSEK DENETLEME KURULU

1.–  Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

Kodu

Açıklama

 

 

 

       

     (YTL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

10.892.500

 

 

 

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 

 

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

77.500

 

 

 

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

TOPLAM

10.970.000

 

 

 

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 2006 Yılı Merkezi Yönetim  Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

A  –  C E T V E L İ

                                                               (YTL)

- Genel Ödenek Toplamı :               9.235.000,00

- Toplam Harcama           :              7.825.240,30

- İptal Edilen Ödenek       :               1.409.759,70

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 2006 Yılı Merkezi Yönetim  Kesin Hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

42.09 - TÜTÜN, TÜTÜN MAMÛLLERİ VE ALKOLLÜ İÇKİLER PİYASASI

DÜZENLEME KURUMU

1.– Tütün, Tütün Mamûlleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

Kodu

Açıklama

                                               

(YTL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

23.111.717

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

04

Ekonomik İşler ve Hizmetler

18.957.207

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

 

 

 

 

TOPLAM

42.068.924

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

(B) cetvelini okutuyorum:

B – C E T V E L İ

Kodu

Açıklama

(YTL)

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

40.068.924

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

05

Diğer Gelirler

2.000.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

TOPLAM

42.068.924

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tütün, Tütün Mamûlleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Tütün, Tütün Mamûlleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Tütün, Tütün Mamûlleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurulu 2006 Yılı Merkezi Yönetim  Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurulu

2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

A  –  C E T V E L İ

                                                                 (YTL)

- Genel Ödenek Toplamı :              43.400.712,00

- Toplam Harcama             :             38.420.115,45

- İptal Edilen Ödenek         :               4.980.596,55

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B  –  C E T V E L İ

                                                                  YTL

- Bütçe tahmini                :               43.400.712,00

- Yılı net tahsilatı             :               39.913.897,99

BAŞKAN–  (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu 2006 Yılı Merkezi Yönetim  Kesin Hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.07- TÜRKİYE VE ORTA DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ

1.– Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

Kodu

Açıklama

 

 

 

               (YTL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

3.192.000

 

 

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

180.000

 

 

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 

09

Eğitim Hizmetleri

1.745.000

 

 

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 

 

TOPLAM

5.117.000

 

 

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

B – C E T V E L İ

Kodu

Açıklama

 

 

                           (YTL)

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

660.000

 

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

 

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

4.307.000

 

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 

TOPLAM

4.967.000

 

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2006 Yılı Merkezi Yönetim  Kesin Hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2006 Yılı Merkezi Yönetim  Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü

2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

A  –  C E T V E L İ

                                                             (YTL)

- Genel Ödenek Toplamı :              4.250.000,00

- Toplam Harcama             :             3.848.754,19

- İptal Edilen Ödenek         :                401.245,81

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 (B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B  –  C E T V E L İ

                                                                 YTL

- Bütçe tahmini                :               4.150.000,00

- Yılı net tahsilatı             :               4.002.061,01

BAŞKAN–  (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Böylece Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Devlet Personel Başkanlığı, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu, Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu ve Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsünün 2008 yılı bütçeleri ve 2006 yılı kesinhesapları kabul edilmiştir. Ülkemize yararlı olmasını diliyorum.

Sayın milletvekilleri, beşinci tur görüşmeler tamamlanmıştır.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 16.49

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.07

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa), Harun TÜFEKCİ (Konya)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32’ncİ Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesinhesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ (Devam)

1.- 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/426) (S.Sayısı:57) (Devam)

2.- 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2006 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporlarının  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/267, 3/191) (S.Sayısı: 58) (Devam)

F) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI

1.- Hazine Müsteşarlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Hazine Müsteşarlığı  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

G) BASIN–YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

H) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU BAŞKANLIĞI

1.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

I) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI

1.- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

İ) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI

1.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Şimdi altıncı tur görüşmelere başlayacağız. Altıncı turda Hazine Müsteşarlığı, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı, Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı ve Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı bütçeleri yer almaktadır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince tur üzerindeki görüşmeler bittikten sonra on beş dakika süre ile soru cevap işlemi yapacağız. Soru sorma işlemiyle ilgili açıklamaları daha önce yaptığım için tekrarlamıyorum. Soru sormak isteyen milletvekilleri görüşmelerin bitimine kadar yerlerinden soru için giriş yapabilirler.

Altıncı turda grupları ve şahısları adına söz alan üyelerin isimlerini okuyorum: Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Oğuz Oyan, Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş, Uşak Milletvekili Osman Coşkunoğlu, İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Mithat Melen, Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş, Ankara Milletvekili Yıldırım Tuğrul Türkeş. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Alaattin Büyükkaya, Samsun Milletvekili Fatih Öztürk, Kocaeli Milletvekili Azize Sibel Gönül, Ankara Milletvekili Aşkın Asan, İstanbul Milletvekili Necat Birinci. Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal. Şahıslar adına lehinde Erzurum Milletvekili Muzaffer Gülyurt, aleyhinde Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Oğuz Oyan.

Buyurunuz Oğuz Oyan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; efendim, Hazine bütçesi üzerinde grubum adına konuşacağım.

Önce bütçenin tümü üzerinde şunu söyleyeyim: Bu altıncı AKP bütçesi ve eşittir altıncı IMF bütçesi. Tartıştığımız ve görüştüğümüz bütçe - daha erkenden de alabiliriz, 2000’den - dokuzuncu IMF bütçesi olurdu. Biz böyle bir bütçeyi tartışıyoruz. Bu IMF bütçesinin de en IMF özelliklerini yansıtan bölümlerinden biri Hazine bütçesidir ve Hazine Müsteşarlığı bütçenin yaklaşık yüzde 28’ini temsil etmektedir tek başına. Yüzde 28’ini temsil ediyor 62 milyar Yeni Türk Liralık bir boyutla, yani, 222 milyarlık bütçenin 62 milyarını Hazine yönetiyor. Hazine aslında neyi yönetiyor? Hazine borç yönetiyor. Hazine Müsteşarlığı borç yönetiyor. Bu bütçesinin 56 milyarı faiz ödemelerinden oluşuyor, yani, bütçe içi faiz ödemelerinden oluşuyor. Tabii, iç ve dış borç faizleri. Zaten faizlerin 2008 bütçesinde yüzde 25’lik bir orana oturduğunu görürsek, 2007’yi de aşan bir orana, nasıl Türkiye’de bütçenin tamamına hâkim olmayan bir yönetimin, bütçesinin sadece yüzde 75’ini yönetebilen bir iktidarın olduğunu görürsünüz. Dolayısıyla, Hazine Müsteşarlığı, evet, borç yönetimi müsteşarlığı, IMF’yle ilişkiler müsteşarlığı.

Şimdi, efendim, burada, açılış günü, bütçenin bütünü üzerinde konuşmalar yapıldı, doğru-yanlış birtakım ifadeler kullanıldı. Bu Hazine bütçesi ödeneği vesilesiyle, bunlarla ilişkili birkaç şey de söyleyeceğim. Türkiye çifte açıklar yaşayan bir ülke, yani, hem iç hem dış açıkları olan bir ülke. Türkiye’nin bu açıkları çok büyük bir sorun olurken, biz, burada, birinci gün, gerek Başbakanı gerek Maliye Bakanını bu sorunlarla ilgili bir çözüm üretirken görmedik ya da bunlara ilişkin kaygılarını dile getirirken görmedik. Onlar pembe tablolar çizmeye çalıştılar sanki bütün sorun alanları milletin moralini yükseltmek üzere görev yapmakmış gibi. Mesela, Sayın Başbakan burada dedi ki biraz da ders verir edayla:  “Ey muhalefet sizin iktisatçılarınız vardır, borçlar azalıyor, mutlak rakamları bırakın, oranlardan bahsedin.” İyi de hangi oranlar Sayın Başbakan, hangi oranlar? Hangi millî gelir hesabı üzerinden? Bu millî gelirin hesabı, sizin şu şişirilmiş yüksek değerli YTL üzerinden yapılan ya da bu millî geliri eğer dolara çevirirseniz, çok yüksek bir millî gelire ulaştığınız üzerinden mi bunları hesaplayacağız? Pamuk ipliğine bağlı bir şeyden bahsediyorsunuz. Yani, Türk lirasının… Sadece sizin 2007 yılında öngördüğünüz 1 dolar eşittir 1,54 YTL olması durumunda bile bu oranın nasıl şaşacağını görürdünüz; kaldı ki bugün 1,17 düzeyinde bir dolar kuru Türk lirasının herhâlde gerçek değerini yansıtmıyor. Bir şok düzeltme durumunda nasıl bütün bunların kâğıttan kaleler gibi çöktüğünü göreceksiniz. Ama buna karşı önleminiz nedir? Biz bunu görmek istiyoruz. Bu, bugünkü sizin uyguladığınız programın, bugünkü kur politakalarının, bugünkü iktisat politikalarının ortaya çıkardığı birtakım eğreti durumlardır. Biz, bunlara karşı önlem görmek istiyoruz.

Dünya çalkalanıyor, dünyada büyük bir bunalım yaşanıyor, Türkiye’de diyorlar ki: Hiçbir sıkıntımız yok, para giriyor, kaynak giriyor, bakın hatta faizleri de azaltıyoruz, buna rağmen giriyor. Bunlar boş avuntulardır, bu tür avuntularla Türkiye’nin kaybedecek zamanı yoktur.

Kaldı ki, değerli arkadaşlarım, Başbakan “Oranlardan bahsedin, mutlak rakamlardan değil.” dedi. Peki, oranları başka şeylerde niye kullanmıyoruz? Yatırımların oranı, millî gelire ve bütçeye oranı da azalıyor, niye oran vermiyorsunuz? Çiftçiye yapılan desteklerin oranı azalıyor, niye oran vermiyorsunuz?

Mesela, siz geçen yıl bir kanun çıkardınız. Bu kanunda “Tarıma yüzde 1’in altında destek verilmeyecek.” diye hüküm getirdiniz. Peki, 2007 bütçesine niye koymadınız? Niçin 2007 bütçesinde yüzde 1 destek yok? Yani, 2007 bütçesinde tarıma verilen destek 0,80 dolayında. 2008 için öngördüğünüz nedir? 0,75, yani azalıyor. Üç yıllık bütçeler dönemindeyiz biliyorsunuz, 2010 öngörünüz de var. 2010 için ne öngörüyorsunuz? 0,67; yani azalan ödenekler. Geçen yıl 5,3 milyar yeni Türk lirası tarıma destek, bu yıl yine 5,4, yani 5,390. Aynı şey. 2010’a bakıyorsunuz 6’yı gene bulmuyor, 5,8’desiniz. Bu mu çiftçiden, köylüden yana politika? Bu mu, bu bütçelerle Türkiye’nin gerçek ihtiyaçlarının çözüme kavuşturulması?

Değerli arkadaşlarım, reel ücretler meselesine değinelim. Yani, burada, gelip de işte “En az memur maaşı şuraya geldi” bilmem ne meselesiyle kimseyi kandırmayalım. Türkiye’de ücretler son beş yıldır reel olarak gerilemektedir. Bunu bizzat resmî devlet rakamları söylemektedir. Kaldı ki, 2007 bütçesinde, 2008 bütçesinde artış oranlarına bakın. Yani, bir taraftan, hemen şimdiyi alalım “Yüzde 4 hedef enflasyon” diyorsunuz 2008’de, Kasım ayında ortaya çıkmış enflasyon yüzde 8,4, muhtemelen yüzde 9’u aşacak, bir ihtimal yüzde 10’u aşabilir aralık enflasyonuna bağlı olarak, siz, yüzde 4’lük hedef… Yani, tam bir enflasyon tuzağına çalışanları ve emeklileri sokuyorsunuz. Bu mudur adalet? Üstelik “Yüzde 4” dediğiniz şey de ilk altı ay yüzde 2, ikinci altı ay yüzde 4; yani, ortalaması yüzde 3,2. Yüzde 9’luk enflasyon, yüzde 3’lük hedef !

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Farklar ödenecek.

OĞUZ OYAN (Devamla) – Her seferinde o farklar meselesi de bir aldatmacadır. O fark ödemeleri yoluyla da aslında reel ücret erimesi, maaş erimesi şimdiye kadar önlenmemiştir. Bunu bilginize sunayım.

Değerli arkadaşlarım, tabii, burada Maliye Bakanının incilerini de söylemekte yarar var. Maliye Bakanı dedi ki: “Bizim bir cari açık sorunumuz yok. Buraya gelecek arkadaşlar eleştirecekler, şimdiden uyarayım. Biz cari açığı finanse ediyoruz, hiçbir sorunumuz yok.”

Değerli arkadaşlarım, cari açığın finansman sorunu diye bir konu olmaz zaten. Cari açık bir sonuçtur. Finanse edilemeyen cari açık diye bir şey olmaz. Siz o cari açığı verdiyseniz zaten finanse etmişsiniz demektir. Dolayısıyla, buraya gelip, bilgiden yoksun olarak eğer ders verecekseniz, bu konuda çok dikkatli olmanız gerekir.

Bir başka konu: Sayın Bakan burada sunarken bütçeyi, bütçe açıklarını, şöyle dedi: “Bütçe açıkları azalıyor” dedi. Peki, 2007 ve 2008’deki artışlar nerede, ne oluyor? Bunları kim açıklayacak? Maliye Bakanı dışında başka biri mi açıklayacak, bunu müsteşara mı bırakacağız?

Bir başka şey söyledi. Dedi ki: “Biz, bütçe açıklarını tahmin ettiğinizin altında gerçekleştiriyoruz. Bu, cumhuriyet tarihinin başarısıdır, buna övgü isterim.”

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Doğru.

OĞUZ OYAN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, açığı yüksek tahmin edip sonra daha düşük gerçekleştirmek çok büyük bir hüner değildir; bunu, bizim mali bürokrasi çok öteden beri bilir. Ama başka şeyler var. Acaba, açıklar saydam bir şekilde tanımlanıyor mu? Saydam tanımlara baktığınız zaman, açıkların o kadar küçük olmadığını bir kere görüyorsunuz -kaldı ki büyüyor son iki yılda, 2007, 2008- yani, tahminlerin, daha doğrusu, altında olmadığını görüyorsunuz. Hesaba katılmayan özelleşme geliri, vesaire, birtakım şeyler sonradan ortaya çıktığı için bunlar yükselebiliyor.

Bir başka şeyi söyleyeyim…

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Şimdiki daha…

OĞUZ OYAN (Devamla) - Değerli arkadaşım, teknik olarak şunu yapıyor… Maliye Bakanlığının, Hazinenin dikkatini, tabii, burada çekmemize gerek yok, onlar zaten biliyorlar ama ben yasama organının dikkatini çekeyim. Aslında, başlangıç açıklarını yüksek tutarak, yüce Meclisten, yasama organından, daha yüksek borçlanma yetkisi alınmaktadır. Bunun hesabını kim verecek? Bakın, size örnek vereyim: 2005 yılında yüksek bir, 29 milyarlık bir açık tahminiyle gelinmiş ve bu açık, sonuçta 9,7 olmuş. Güzel ama o zaman bizim buradan verdiğimiz yetki 29 milyar liranın artı 5 üzerinde olan bir yetkiydi, yani biz, 32 milyarlık bir yetki vermiştik, borçlanma yetkisi. Dolayısıyla, 9,7 milyarlık bir açık varken, 20 milyar yeni Türk liralık bir borçlanma yaptık.

2006’da benzer bir durum; yani 2006’da da 3,9’luk, gerçekten düşük bir açık gerçekleşmişti -bütçe açığı- ama 6,8 milyar yeni Türk liralık bir borçlanma yapıldı, yani, 2 katı civarında.

Peki nasıl oluyor? Çünkü, başlangıçta açığı yüksek gösteriyorsunuz, Meclisten yüksek borçlanma yetkisi alıyorsunuz, rahat rahat borçlanıyorsunuz. Böyle bir şey olabilir mi? Yani, bu, Meclise karşı şeffaflık bakımından, bu Meclisin bütün rakamları özgürce görebilmesi açısından doğru bir yöntem midir?

Dolayısıyla, bu konularda dikkatinizi çekmek isterim, yasama organının da kendi hakları ve kendi yetkileri konusunda daha titiz olması gerektiğini hatırlatmak isterim.

Tabii, hazine nakit dengesine de bakarsanız, 2006’ya kadar azalan bu dengede açıklar 2007’yle birlikte ciddi bir artış içine girmiştir, azine nakit açığı yükselme eğilimindedir. Bunun çok kritik olduğunu düşünmek gerekir. Bu, sadece özelleştirme gelirleriyle kapatılamıyor. Bu, yeni borçlanmalar, özellikle iç borçlanmalar getiriyor.

Değerli arkadaşlarım, bu arada, biraz önce “ücret” dedim. Bir şeyi daha hatırlatmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Oyan, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

OĞUZ OYAN (Devamla) – Bir başka bakan, yani Hazineden sorumlu Devlet Bakanı Sayın Mehmet Şimşek şunu demişti: “Türkiye’de ücretler nispi olarak AB’deki ücretlerden yüksek.” İnsaf edin Sayın Bakan, insaf edin. Türkiye’deki ücretlerin yarısı kayıt dışı bir kere. Hangi ortalamayı alıyorsunuz? Sizin elinizde bir ortalama serisi varsa, buyurun verin, biz de bakalım. Yani, petrokimya sektöründen bakıyorsanız, çok yanlış yerden bakıyorsunuz. Önce Türkiye’yi öğreneceksiniz, sonra bu konuda ahkâm keseceksiniz. Dolayısıyla, bu tür yanıltıcı beyanlardan lütfen kaçınalım.

Son olarak -vaktim yok ne yazık ki- şunu söyleyeyim: Burada, Başbakanın yaptığı, “Cumhuriyetin başından itibaren 181 milyar dolara gelindi, biz bunu 300 milyar dolar artırdık…” İstatistikte biliyorsunuz bir yalan vardır. Daha doğrusu yalan, bir kuyruklu, bir de istatistik değerler. İşte, bu da kuyruklu yalanı aşan bir şeydir. Bunu meraklılarına anlatırım, vaktim kalmadı.

Bu arada, tabii, buranın en büyük incisi, altıncı IMF bütçesini getiren bir Maliye Bakanının, Atatürk’ün tam bağımsızlık şiarını biz burada hayata geçiriyoruz… Yani, bundan daha kuvvetli bir hicvi ben yapamam, kendisini kutluyorum gerçekten.

Değerli arkadaşlarım, bütçe hayırlı olsun. Daha sonra tekrar görüşürüz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Oyan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Yılmaz Ateş.

Buyurunuz Sayın Ateş. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz sekiz dakikadır.

CHP GRUBU ADINA YILMAZ ATEŞ (Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bütçesini görüşmekte olduğumuz Genel Müdürlük, Türkiye’nin tanıtımının ve Hükûmetin özellikle dış politikasının, dış ülkelerde de tanıtılmasını sağlamaya çalışan en önemli, en etkin kuruluşlarımızdan biridir. Ancak, ne yazık ki, bu çerçeveden baktığımız  zaman, birincisi, bunun şu anda hizmet verdiği bina, maalesef, kendisinin üstlendiği bu görevleri yerine getirmekten çok uzaktır, çok eskidir, çok yetersizdir. Başbakanlığa bağlı kuruluşlar arasında çalışanlarına en az ücret verilen bir genel müdürlüktür. Çalışanları arasında da bir ücret adaletsizliği vardır. Yine, çalışanları büyük bir baskı altındadır. Bu baskı, bu çalışanların özgürce sendikalarını seçmeleri konusunda yapılmaktadır.

Yine, bu iktidarın Maliye Bakanını affettirmek için sık sık af çıkardığını biliyoruz da, ama bir genel müdür yardımcısını, genel müdür vekili olarak tutmak için bir genelge, yönetmelikte sık sık değişiklik yaptığını da bu Genel Müdürlüğümüzde görüyoruz. Yabancı Dil Yönetmeliği’nde değişiklikler yapılarak bu zatın genel müdür vekilliğinde kalması sağlanmaktadır.

Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğümüzün bir diğer görevi yerel medyaya önemli katkı koymalarıdır. Maalesef, bu görevini de yerine getirmek konusunda hiçbir görev yapmadığını da biliyoruz.

Tabii, iktidarın basınla ilişkilerini de demokratik sistem içerisinde izah etme olanağımız maalesef yoktur. Bu, önemli ölçüde, iktidarın dinamik kurumları fethetme, işgal etme, ele geçirme anlayışından kaynaklanmaktadır. Sayın Başbakan, görüşünü beğenmediği gazetecileri “Bu ülkeyi terk edin.” diye tehdit etmektedir, işlerine son verdirmektir. Özgür yayın yapan televizyon kanallarının bürolarını Maliye Bakanlığının Teftiş Kuruluna çevirmektedir.

DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) – Kanaltürk mü özgür?

YILMAZ ATEŞ (Devamla) – Yine, bu gazeteciler, ilk defa bu cumhuriyet hükûmetleri döneminde, ilk defa yakalarına “sticker” taktırarak Meclis koridorlarında gezmektedirler. Çünkü, nedeni şu: Yıpranma hakkı olarak belirli iş kollarına tanınan bir hak vardır. Her ne hikmetse, iktidar, her tarafı buduyor, bir tek, güvenlik güçleriyle, Silahlı Kuvvetler mensuplarının yıpranma paylarına dokunmamıştır. Peki, şimdi sormak gerekir: Acaba bunların da bu yıpranma hakkına dokunmamanız için bu gazetecilerin ellerine kalem yerine silah mı almalarını önerirsiniz? Böyle bir anlayış olabilir mi? Elbette ki, bu kesime yıpranma hakkının tanınmasından son derece mutluyuz ama, gazetecilerin bu kırk beş yıldır kullandığı hakkı da zayi etmenizi, doğrusu demokratik düzen içerisinde anlama olanağımız yoktur.

Sayın milletvekilleri, gazete ve televizyonlar işletme kurallarına göre işleyen en ciddi işletmelerdir, ticari kurallara göre işlemektedirler. Türkiye’nin dışında bedava gazete dağıtan hiçbir ülke yoktur, haftalık reklam ve ilan gazeteleri dışında. Ama, üç dört tane gazetemiz var ki, günde altı yüz - yedi yüz bin tane gazeteyi bedava dağıtmaktadırlar. Bir araştırma yaptırdım: Bir gazetenin aylık zararı 2 milyon dolar, yıllık 24-25 milyon dolar ediyor. Ama, bu gazeteleri bedava dağıttıran bir gazetenin bağlı olduğu şirketler grubuna sağlanan bir işletme hakkından da -sıkı durun- ayda 50 milyon dolar kâr edilmektedir. Şimdi, bunu kabullenme olanağımız yok sayın milletvekilleri.

Şimdi, bir holdinge Samsun-Ceyhan boru hattını ihalesiz olarak verdiniz.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Kim veriyor?

YILMAZ ATEŞ (Devamla) – Şimdi, aynı holdinge Türkiye’nin ikinci büyük gazete grubunu da, medya grubunu da rekabetsiz olarak veriyorsunuz.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – TMSF bağımsız…

YILMAZ ATEŞ (Devamla) - Hiçbir vicdan bunu kabullenemez.

RTÜK Kanunu’nda değişiklik yapacağınızı sağır sultan duydu, hazırlıklar da son aşamaya geldi. Ama, bu değişikliği bekleseydiniz, yüzde 25’i -yabancı sermaye payını- yüzde 50’ye çıkaran yasa değişikliğini eğer kabul ettikten sonra bunu satışa çıkarmış olsaydınız, ben inanıyorum ki, rekabetçi bir ortam da sağlanmış olacaktı.

Sayın milletvekilleri, şimdi, “Bunu da efendim bağımsız kurullar yaptı…” bağımsız kurullar yaptıysa, daha önceki Kral TV’nin ihalesini iptal etti, şimdi bunu da iptal edebilir rekabetçi ortam oluşmadı diye.

Sayın milletvekilleri, ikinci bir Türkbank ihalesi skandalıyla yüz yüzeyiz. Bu gerçekler saklanamaz. İnanıyorum ki, önümüzdeki günlerde Türkbank ihalesindeki rezaletleri burada da görme olanağını bulabileceğiz, gün yüzüne çıkacaktır.

Sayın milletvekilleri, bir kısım çevreler radyo satın aldırabilir, gazete satın aldırabilir, televizyon satın aldırabilir, hatta hatta -üzüntüyle belirtmem gerekir ki- gazeteci de satın aldırabilir, ama, namuslu kalemlerin bitmeyeceğini de burada belirtmek istiyorum. Çünkü bitiremeyeceksiniz. Yolsuzluklarla, kayırmalarla, kadrolaşmalarla, kuşatmalarla iktidarlar bir süre daha iktidarlarını sürdürebilirler. Ama, dünyanın hiçbir yerinde iktidarlar, kalemlerin üzerine oturmamışlardır, siz de oturamayacaksınız. O nedenle, eğer demokrasiyi kendi amacınıza uygun kullanarak, halkın yararınaymış gibi söylemlerle günü geçiştirmeye çalışırsanız buna “demokrasi” denilmez, “demagoji” denir. Eğer, demokrasiyi demagojiye çevirirseniz de bu ülkede demokratik bir yönetimden söz edemezsiniz. Çünkü, gün gelir, demokrasi size de, bugünkü iktidara da lazım olur diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, dünyanın hiçbir yerinde gazeteler kategoriye ayrılamaz; gazetecilere karne, not verilemez. İşte, burada… Yani, dünyanın hangi demokratik ülkesinde gazetecilere not verilmiş? Dünyanın hangi demokratik ülkesinde gazeteleri kategorilere ayırarak “Bu bizdendir, bu değildir.” denir? Bu iktidara nasip olmuştur bu. Lütfen, gazetecilerin şu “sticker”la dolaşma ayıbını gazetecilere yaşatmayın.

Yüce Meclisi tekrar saygıyla selamlıyorum. Bütçemizin de hayırlı olmasını diliyorum. Bu önemli kuruluşun bütçesinin de yetersiz olduğunu belirtmek istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ateş.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Uşak Milletvekili Sayın Osman Coşkunoğlu, buyurunuz (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin hem ekonomik hem toplumsal, her boyutta en önemli konularından birisi olan bilim ve teknoloji konusunda iki değerli kuruluşumuzun, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu ile Türkiye Bilimler Akademisi Kurumunun bütçesi; bu vesileyle de ülkemizde bilim ve teknoloji konusunun durumu ve ne yapılması gerektiği üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi olarak görüşlerimizi sunmak için, belirtmek için huzurunuzdayım.

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumunun (TÜBİTAK’ın) bütçesinde bir sorun yok. Bütçe çok ciddi boyutlarda artırıldı. Sorun orada değil. Sorun, TÜBİTAK’ın ne yaptığı konusunda, oralarda ciddi sorunlar var.

Birincisi: TÜBİTAK’ın, bu değerli kuruluşumuzun, Türkiye’nin ekonomik ve sosyal yapısı bakımından çok önemli kuruluşumuzun faaliyet raporları kendi “web” sitelerinde 2005 yılında bitiyor. 2005 yılından sonra bir faaliyet raporu yok. Ne yaptığına, sekreteryasını yürüttüğü Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu raporlarında… Aslında bir bakıma, -İngilizce bir tabir vardır, Türkçesi “tespih çekmek” gibi- sadece birtakım rakamları aşağıya dizmek şeklinde, niteliksel bir değerlendirme yapmadan birtakım rakamları ve grafikleri incelemek mümkün. Fakat, TÜBİTAK’ın faaliyet raporu son iki yıldır - 2007’nin sonuna geldik, 2006’yla ilgili - yoktur.

 Plan ve Bütçe Komisyonunda TÜBİTAK’ın bütçesi görüşülürken sunulmuş olan, Sayın Bakanın bütçe konuşmasında sundukları… Ben, bunu burada söylemekten üzülüyorum, orada ifade ettim, ama TÜBİTAK’la ilgili, bana, daha önce, milletvekilliği öncesi, öğretim üyesi olarak ODTܒde birinci sınıfta bir öğrenci getirseydi öyle bir metni, ben onu kabul etmezdim. Ciddiyetten uzak, içeriksiz… Baştan sona otuz cümle kadar var ve bunun dörtte 1’i “Biz şöyle güzel şeyler yaptık, böyle atımlar yaptık, böyle başarılara imza attık…” Umarım öyledir. Onu göremiyoruz, ama umarım öyledir. Ama, bırakın onu biz takdir edelim. Siz, gelişmeleri, nereden nereye geldiğimizi… Ama, tespih çeker gibi “Şu kadar para vardı, şimdi bu kadar para var.” şeklinde değil, ülkemizin bilim ve teknolojisini nereden nereye getirdiğimiz konusunda niteliksel değerlendirmeleri görelim.

Yine, TÜBİTAK’la ilgili bir diğer konu da, ulusal bilim ve teknoloji vizyonunu 8 Eylül 2005 tarihinde toplanan 12’nci Bilim Teknoloji Yüksek Kurulu toplantısında alınan bir karar ile şöyle açıklıyor: “Toplumda bilim ve teknoloji kültürünün benimsenmesini sağlayan, bilim ve teknolojiyi ürüne dönüştürerek ulusal yaşam düzeyini yükselten ve sürdürülebilir kılan lider bir Türkiye."

Güzel gibi geliyor, fakat bilim ve teknolojinin tek amacı bir ürüne dönüşmek değildir. Bilim, bilimsel araştırma, bilginin sınırlarını genişletmek için, yeni bilgi üretmek için yapılır. Bunlar da gereklidir, bunlar da, burada ifade edilenler de gereklidir, elbette ürüne dönüşmesi, teknolojiye dönüşmesi de gereklidir. Fakat, bilim sadece bu amaçla değildir, bilgi üretmek için de yapılır. Eğer, TÜBİTAK bu şekilde bir amaca, hedefe, vizyona angaje olduysa, Türkiye Bilimler Akademisinin bilim konusuna daha fazla odaklanması gereği ortaya çıkıyor.

Türkiye Bilimler Akademisinin bilime daha çok sahip çıkmasının, sınırlı olanak ve bütçesiyle mümkün olacağını sanmıyorum. Daha geçen sene, o da kirada oturmak üzere, yeni bir yere taşındılar ve 2007’ye göre 2008 bütçesi sadece yüzde 5 mertebesinde artırılıyor. Bunlar yetersiz olanaklardır.

Şimdi, bu iki kurumumuzdan bahsettikten sonra bilim ve teknoloji politikamızın durumu üzerinde görüşlerimi sunmak istiyorum. Bilim ve teknoloji politikamız maalesef yoktur. Bu isim altında, strateji altında bazı dokümanlar vardır, bazı iddialar vardır, bazı rakamlar, istatistikler vardır; fakat, esasında bir bilim ve teknoloji politikası yoktur. Bu amaçla ifade edilen en önemli iki rakam, gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde kaçı ar-ge’ye, araştırma-geliştirmeye ayrılıyor. Bu rakamlar da son derece düşüktür. Hükûmetin önemli bir kaynak aktarmasıyla binde 6,9’dan sadece binde 8’e yükselmiştir. Oysa, Avrupa Birliğine 2010 yılı için yüzde 2 gibi bir taahhüdümüz var ve 2008 yılındayız.

Sorun, sadece ar-ge’nin gayrisafi yurt içi hasıla içerisindeki düşüklüğü değildir, aynı zamanda kompozisyon da sorundur. ar-ge harcamalarının yüzde 60-70’ini özel kesim, yüzde 30-40’ını kamunun yapması beklenir. Bu, Avrupa Birliği ülkelerinde ve Amerika Birleşik Devletlerinde böyledir, fakat Türkiye’de bu oranlar yaklaşık olarak tam tersinedir. Büyük ölçüde kamu yaparken, yüzde 60 – 70 mertebesinde, yüzde 30 mertebesinde ancak özel kesim yapmaktadır.

Bu kompozisyonun değiştirilmesi için elbette ki birtakım politikalar gereklidir, değil mi? Bu politikalar, geçen dönem çıkarılmış olan 5084 sayılı “Kim ne yaparsa yapsın biz teşvik verelim” anlayışıyla verilen teşviklerle değişebilir mi? Şimdi, gelmekte olan, zannedersem Bakanlar Kurulundan Başbakanın önüne gitmiş olan yeni bir ar-ge destek yasası var. O da bunun için yetersizdir. Bunun için gerekli olanı biraz sonra söyleyeceğim, ama buna somut bir örnek olarak, uzay konusuna değineyim. Sayın Başbakan… Şimdi “politikamız yok” derken ne belli teknoloji alanlarında belli bir önceliğimiz var ne de “şu teknoloji alanını biz buradan şuraya götüreceğiz” gibi bir hedef var. Buna örnek olarak uzay konusunu ele alayım. Neden uzay konusunu ele alıyorum? Çünkü Sayın Başbakan bundan dört yıl önce uzay konusunu himayesi altına aldığını ilan etti. Sayın Başbakan uzay konusunu himayesi altına aldığına göre, en çok önem buna verilmelidir değil mi? Şimdi bu isabetli bir karar mıdır değil midir, bunu tartışmayacağım. İsabetli olduğunu varsayalım veya nihayetinde Hükûmetin takdiridir, Sayın Başbakanın takdiridir, bunu kabul edelim. Peki uzay konusundaki araştırmalar nereden nereye gitti? Daha doğrusu, bu araştırmaları, çabaları yapan kurumlar nerelerde? Türksat kendine göre birtakım uydular yaptırıyor orada burada, Alcatel’e, Fransada; TÜBİTAK kendine göre birtakım uydular yapıyor, onları  uzayda hatta kaybediyor, BİLSAT gibi. Birtakım anlaşmalar imzalıyoruz Avrupa Uzay Ajansıyla. Bunu kim imzalıyor? Hükûmet adına TÜBİTAK imzalıyor. Şimdi bir uzay ajansı bile yok. Ha savunma sektöründe de var bu konuda, uzay konusunda araştırmalar, geliştirmeler ve çabalar. Uzay konusunda, Başbakanın himayesi altına aldığı, yani Hükûmetin, en azından Sayın Başbakanın en önemli gördüğü konuda derli toplu bir strateji, bir vizyon göremiyoruz. Öyleyse, bilim ve teknoloji konusunda da böyle bir şeyi göremememize şaşmamak lazım.

Şimdi ne yapmalı? Bunu zaman sınırı içerisinde ancak satırbaşlarıyla geçebileceğim: Önce hukuka uymalı. TÜBİTAK yönetiminin değiştirilmesi sırasında bir dizi hukuk ihlali yapılmıştır. Israrla yasalar çıkarılmıştır, Anayasa Mahkemesinden bozulmuştur, idare mahkemesinde reddedilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Coşkunoğlu, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

OSMAN COŞKUNOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Her mahkemede, maalesef, TÜBİTAK’ın eski yönetimi de, yeni yönetimi de mahkemelerde sürekli dava peşindedir ve hepsinde TÜBİTAK kaybetmektedir, Sayın Başbakan kaybetmektedir. Bir tanesini söyleyeyim: TÜBİTAK’ın geçmiş başkanı Profesör Doktor Namık Kemal Pak’ın, açtığı mahkemeyi kazanması üzerine, bu mahkeme kararını Sayın Başbakan yerine getirmemiştir. Bunun üzerine Sayın Profesör Pak bir mahkeme daha açmıştır Sayın Başbakan aleyhine ve onu da kazanmıştır. O mahkeme Sayın Başbakanı, yargı kararlarını ve hukuku dinlememekle suçlayarak tazminata mahkûm etmiştir. Hukuku başta bu kadar ihlal eden bir anlayış ve Sayın Başbakanın, bir kere… bu konuda daha titiz olan bir yönetim, TÜBİTAK yönetimi beklemek de biraz zor oluyor.

Bu sözlerle konuşmamı bitirir, bu iki önemli kuruluşa önümüzdeki yıl başarılar diler, sizlere sevgiler, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Coşkunoğlu.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Selçuk Ayhan.

Buyurunuz Sayın Ayhan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yedi dakikadır.

CHP GRUBU ADINA SELÇUK AYHAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2008 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı bütçesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 1982 Anayasası’yla birlikte kurulması öngörülmüş, 2876 sayılı 1983 tarihli Yasa’yla da kurulmuştur. Kuruluş amacı, Atatürk ilke ve devrimlerini, Türk kültürünü, Türk dilini ve Türk tarihini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak, yaymak ve yayınlar yapmaktır.

Kurum, dört bağlı kuruluştan oluşmaktadır. Bunlar: Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezidir. Kurum, bağlı kuruşlarıyla birlikte, bilimsel inceleme ve araştırma, araştırmalarını yayınlar hâlinde hazırlama ve gerektiğinde geniş kitlelere ulaştırmak amacıyla ücretsiz olarak dağıtma gibi hizmetleri yapmaktadır. Kurumun temel hedefi, çağdaş bir toplum olmanın gereklerinden biri olan uluslaşma sürecini başarıyla tamamlamaktır. Ulus olmanın koşulları arasında, ortak tarih, ortak ülkü, ortak kültür ve dil birliği sayılmaktadır.

Yüce Atatürk ve arkadaşları, uluslaşma sürecini hızlandırmak amacıyla, 1931 yılında Türk Dil Kurumunu ve 1932 yılında Türk Tarih Kurumunu açmışlardır. Bu özgün kurumlardan Türk Dil Kurumu, dilde sadeleşme, dil birliğinin sağlanması, öz Türkçenin konuşulması, Türk dilinin yabancı dillerin etkisinden kurtarılması için çalışmalar yapmak; Türk Tarih Kurumu ise objektif tarih araştırmaları yapmak, Türk tarih bilgisini ve bilincini gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla kurulmuşlardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kurumlar, kuruluş aşamasından 1983 yılında çıkartılan Kanun’a değin, devlet örgütlenmesinin dışında, dernek statüsünde çalışan kurumlardır. Bu kurumlar, özel hukuk tüzel kişisi olarak kurulmuşlardır, bu süre içinde görevlerini de gerektiği gibi yapmışlardır. Kurum Kanunu’nda yapılan değişiklik, Kurumun özerkliğini ve tarafsızlığını olumsuz yönde etkilemiştir. Başarılı pek çok çalışmaya imza atan Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu, yirmi dört yıldır dilimizde yaşanan kirlenmeyi durduracak çalışmalar yapmadığı gibi, Türk Tarih Kurumu da Türk tarihi konusunda yaptığı ilginç açıklamalarla kamuoyunun tepkisini almaktadır. Özellikle son zamanlarda Alevilerin kökeni konusunda yapılan açıklamalar ve onun toplumda yarattığı sıkıntıları hepimiz biliyoruz.

Mustafa Kemal Atatürk, 5 Eylül 1938 tarihli vasiyetnamesinde, bu kurumlara miras da bırakarak, bu kurumların kendi başlarına, devlet örgütlenmesinin dışında ayakta kalabilmelerini sağlamak ve daha sonradan oluşabilecek siyasi müdahaleleri engellemeyi düşünmüştür -ki geçenlerde burada da konusu oldu- Cumhuriyet Halk Partisinin kullandığını sandığınız İş Bankasındaki payı, Atatürk tarafından bu kurumlara aktarılmak üzere verilmiştir, miras olarak bırakılmıştır. 12 Eylül döneminde çıkarılan yasadan sonra bir dönem hukuki mücadele yapılmış, para bloke edilmiş ve daha sonra partimiz tarafından çıkarılan mahkeme kararı itibarıyla verilmiştir, verilmeye de devam edilmektedir.

Ne var ki, tüm kurumlarımızı ve toplumumuzu altüst eden 12 Eylül askerî müdahalesi, bu iki kurumu, kuruluş amacından ve hizmet ettikleri yörüngeden çıkartarak kapatmışlar ve Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun içerisinde bu kuruma bağlı kurumlar hâline getirmişlerdir. Hukuki statüleri değiştirilen, özel hukuk tüzel kişisi iken ve çalışmalarını Dernekler Kanunu’na tabi olarak yürüten bu iki kurum, 2876 sayılı Kanun’la birlikte kamu hukuk tüzel kişisi olmuşlar ve bu Kanun’a tabi olarak çalışmalarını yürütmektedirler. Ayrıca, bu kurumların isim hakları gasp edilmiş, mülkiyetlerine ve mal varlıklarına el konulmuştur. Bu durum Anayasa’nın 19’uncu maddesinde düzenlenen kişi haklarına, 35’inci maddesinde düzenlenen mülkiyet ve miras haklarına aykırıdır. Ayrıca, 82 Anayasası’nın 134’üncü maddesinin ikinci fıkrasında geçen Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu için Atatürk’ün vasiyetnamesinde belirtilen “Malî menfaatler saklı olup kendilerine tahsis edilir.” hükmüne de aykırıdır.

Türk Dil Kurumu ve Tarih Kurumuna 2876 sayılı Kanun’la yapılan bu haksızlık ülkemiz tarihine ne yazık ki bir hukuk ayıbı olarak geçmiştir.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Başbakan Sayın Erdoğan yaptığı konuşmalarda Türkiye’yi ve demokrasiyi ayıplarından kurtardıklarını iddia etmektedir. Elbette ki Türkiye, 12 Eylül rejiminin baskıcı, tehditkâr ortamında çıkartılan kanunlardan arınmalıdır. Maalesef, haksızlıkların karşısında olduğunu her fırsatta dile getiren AKP, bu haksızlıklara son vermek yerine başka haksızlıklara sebep olabilecek uygulamaları yapmaya çalışmakta ve kurumları kendi siyasi iktidarlarının kurumları hâline getirecek düzenlemelerin peşinde koşmaktadır. Geçen hafta Meclisten geçen Hâkimler ve Savcılar Kanunu buna örnektir. Sayın Coşkunoğlu’nun biraz önce anlattığı TÜBİTAK buna örnektir. Ne yazık ki bir bilimsel - teknik araştırma kurumu, tarihinde ilk kez, AKP tarafından görevlendirilmiş bir geçici başkanla görevini yapmaya devam etmektedir.

Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu gibi kurumların varlıklarını 2876 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girmesinden önceki hâliyle sürdürmeleri için eski hukuki statülerine kavuşturulmaları gerekmektedir. Özel hukuk tüzel kişisi olan bu kurumların kişiliği ve mal varlıkları tekrar iade edilmelidir. 12 Eylül darbecilerinin yapmış oldukları bu tarihsel yanılgıyı ve hukuk ayıbını bu Meclis, bu yasama döneminde ortadan kaldırmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ayhan, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

SELÇUK AYHAN (Devamla) – Tamam efendim.

Bu konuyla da AKP’nin böyle önemli bir hukuk ayıbı karşısındaki samimiyeti ortaya çıkacaktır. 12 Eylül sonrasında kapatılan siyasi partilerin yeniden açılmasında hangi yöntem ve usul kullanılmışsa, nasıl o partiler -başta Cumhuriyet Halk Partisi- kapatıldıkları günkü delegeleriyle toplanarak hayatiyetlerini devam ettirmişlerse, bu kurumlar için de yapılan düzenleme benzer bir düzenleme olmalıdır.

Gerçi, bazı bakanlıkların yazışmalarında özellikle Arapça, Farsça, Osmanlıca terimlerde ısrar edildiğini bildiğimiz, dünkü konuşmasında muhalefete bazı edebiyatçı ve filozoflarla ilgili ders vermeye kalkarak kendi kültürel birikimini kanıtlamaya çalışan Kültür Bakanının bile Türkçe “anlayış” sözcüğü yerine, herhâlde, daha havalı olur diye “konsept” sözcüğünü kullandığı… Ülkemizin sömürge olduğunu kanıtlamaya çalışırcasına, alfabeye bile “x, q” gibi harfleri ekleme çabasında olan AKP İktidarının, bu konuda samimi adımlar atacağından da kuşkuluyuz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ayhan, lütfen teşekkürlerinizi sunun.

SELÇUK AYHAN (Devamla) – Hemen saygılar sunup kapatıyorum.

22’nci Dönem milletvekillerinin, bu ayıbı temizlemesi gerektiğine inanıyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler ediyoruz Sayın Ayhan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Mithat Melen. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Melen.

Süreniz on üç dakikadır.

MHP GRUBU ADINA MİTHAT MELEN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hazine Müsteşarlığı 2008 bütçesi ve 2006 yılı Kesin Hesap Kanunu üzerine, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Efendim, aslında, bütçe, temel siyaset belgesi; ortak hedef ve çıkarlara hitap eden bir belge olması gerekir fakat son beş senedir ve özellikle bu sene, öyle açık görünüyor ki bu işi, biz, sıradanlaştırdık. Sanki çok basit bir belgeymiş gibi ve bir ülkenin, gerçekten, geleceğe dönük önemli bir planını, programını yapan meseleyi çok ciddiye almadığımız görünüyor. Sadece biz değil, bakın basın bile öyle, kimse yok ve bu sıradanlaşmak, tabii, tartışmaları da sıradanlaştırıp kişiselleştiriyor. Hâlbuki, bütçe çok önemli bir belge. Bir de düşünün ki Türkiye gayrisafi millî hasılasının yüzde 50’sine yakın bir kısmı -parasal büyüklük olarak- devlet dediğimiz kurum tarafından üretiliyor. Yani devlet, her yerde rüzgâr aslında, yani Ankara rüzgâr. Onun için, bunu daha ciddi olarak ele almakta yarar görüyorum, o sıradanlaşmayı değiştirmemiz lazım. Bundan önce, yine dikkat buyurursanız, bütçe bir güvenoyu kurumu idi. Bütçe yüzünden, bazı hükûmetler düştü, büyük çoğunluğu olan hükûmetler dahi; 1969 yılına dikkatinizi çekerim.

Onun için, bu tartışmaları… Sadece iktidar değil, iktidarıyla muhalefetiyle bunun üzerinde durmamız lazım; belki, gölge bütçeler yapmamız lazım muhalefet olarak ama bu işi ciddiye almamız lazım olduğundan daha fazla.

Mesela, ben de Hazine kurumunun bir mensubuyum, iftihar ediyorum, on altı sene önce ayrıldım ama Hazine, yapısı itibarıyla, ekonomi tespitine yardım eden, hatta, onda inisiyatif alan önemli bir kurum. O da yavaş yavaş, işte, KİT’iyle, dış ekonomik ilişkileriyle, çok uluslu kuruluşlarıyla, borçlanma stratejileriyle, sermaye akımlarıyla, Türk ekonomisinin önemli bir yönlendiricisi. Yavaş yavaş, sanki, devre dışında gibi. Bu, belki bilerek, belki de bilmeyerek yani giden katarın en önünde Merkez Bankası görünüyor, o katar eğer ekonomi katarıysa, arkadan kimin ittiği belli değil. Bunu, sadece IMF’nin üzerine yüklemek de yeterli bir şey değil, oturup onu kendimiz düşünmemiz lazım çünkü o Hazine lokomotifi, kadrosuyla cidden önemli bir kurum ve Türkiye’de, kamu yönetimi içerisinde ciddi değişimi yapabilmiş bir kurum; bugün, yeterlidir kadroları, yapısı ciddidir.

Onun için, o hâkimiyetin tekrar, artık, Hazine içinde yavaş yavaş gelmesi lazım ama o nasıl olacak? Tabii, orada da yine benim gördüğüm, o ekonomi hukukunun yeniden tesis edilmesi gerekiyor. Bakın, yine dikkat buyurursanız, Türkiye’de Hazine, Merkez Bankası, Maliye Bakanlığı, hatta bir adım ileri giderseniz Dışişleri Bakanlığı o kadar fazla ekonomi içerisinde ki kimin ne yaptığı belli değil. Biz, belirli atamalar yaparak, sayın bakanların eline vererek, bunu çözmeye çalışıyoruz, biraz, ağabey-kardeş ilişkisi içerisinde ama biz ki yasama görevini yapıyoruz. önce kendi ekonomi hukukumuzu kendi yönetimimiz içinde temin etmek zorundayız. Piyasayı düzenlerken, piyasayı düzenleyecek yasanın, aynı zamanda ekonomi hukukunu kendi içerisinde düzenlemesi gerekiyor. Onu düzenleyemezseniz sıkıntı çıkıyor, ki gördüğüm sıkıntıların en büyüğü o.

Ee, şimdi, hep bahsediyoruz, söz ediyoruz, işte, beş yıldır… Ki, Sayın Bakan da çok cesur bir biçimde bütçe konuşmasında bunu söylemiş açıkça: “Beş yıl dünyada konjonktür çok iyi gitti, biz de bundan yararlandık ve buraya geldik. IMF programları da rahat uygulandı.” Ama, bundan sonraki beş yılda konjonktürün iyi gitmeyeceği ortada. O zaman, başta Türk ekonomisinde olmak üzere -yani bu dalgalar sadece Türkiye içinden gelmeyecek, dünyadan gelecek- ciddi kırılganlıklar olacak. İşte, “O kırılganlıkları sen yapıyorsun, ben yaptım, ben bunu yaptım şimdiye kadar…” Ki, ben Mecliste hep bunu duyuyorum. Hatta, basın da en çok böyle magazinsel kavgalarla ilgileniyor, işin ciddiyetiyle ilgilenmiyor. Çünkü, eğer bu kırılganlık Türk ekonomisine gelirse rejimi tehlikeye sokar, partileri değil. Gördük geçmişte de. Onun için, bunları ciddiye almak zorundayız.

Yani, şu ana kadar IMF programıyla uygulanmış bir birinci nesil ekonomik programı var. O program, birinci nesil program, kamu hazinesini ve maliyesini düzeltmek üzere yapılmış bir programdır. Ama o bitti artık. Onun için, “biz IMF’ye borcumuzu 27’den 7’ye düşürdük”le falan uğraşacağımıza veya” Döviz fiyatı düşerse ekonomi iyi gidiyor.” gibi konularla uğraşacağımıza, bundan sonra, gerçekten Türkiye’nin önünü açacak, dönüşümü sağlayacak üretim modeline geçmek zorundayız. Bunun için de teknolojisi yüksek, katma değeri yüksek mal ve hizmeti üretmenin önünü açmak ve istihdamı sağlamak zorundayız.

Türkiye 73 milyon. Türkiye’nin en büyük problemi istihdam. O da bence rejime bile tehlike veren bir duruma geldi. Yani, illa terörü ekonomiyle izah etmek istemiyorum bir ekonomist olarak ama onu da çok ciddi biçimde düşünmekte yarar var. Tabii, bu insan gücü yapısıyla da dünyanın mevcut bu durumunda rekabet etmek de çok kolay değil. O rekabeti artırmakla eğitim arasındaki ilişkiyi çok net ve açık biçimde kurmamız lazım. Yani, makro istikrarın kalıcılığı sadece mali istikrardan geçmiyor, ülkenin sosyal istikrarından da geçiyor. Onu da ciddiye almak lazım. Onun için, bu reformları en kısa zamanda yapamazsak, gerçekten, beş yıl sıkıntılı geçecek.

Şimdi, mesela, sosyal güvenlik reformu… Kolay gibi görünüyor ama öyle değil. Kayıt dışılık, çok ciddi sorun. Ee, bunları çözecek bu Türkiye Büyük Millet Meclisi, kimse değil. Yani, sadece Hükûmet değil. Niye Hükûmet değil? Bu ülkenin problemleri sadece Hükûmetle de ilgili değil, Türkiye’nin problemleri.

Mesela, büyüme… Hep büyüme konusunda birbirimize laf attık, “Efendim, ithalat yoluyla büyüyoruz, borçlanma artıyor, büyüme zikzak çiziyor…” Ama, Türkiye bence yeterli büyüyemiyor. Bir tarafı şişmanlıyor, öbür tarafı zayıf kalıyor. Büyük gelir adaletsizlikleri var. Onun için, rakamsal büyümeden çok refahın artmasıyla uğraşmak daha önemli bir mesele.

Tabii, gelir, Gelir İdaresi… Bir baktığınız zaman bütçe kalemlerine, hakikaten, maalesef, tuttuğumuzdan vergi alabilmişiz. Ciddi vergi reformunu da yapamamışız. Bu da çok önemli bir mesele Türkiye’de. Yani, kurumlar vergisini birkaç puan indirmekle Türkiye’de kurumlaşmayı teşvik edemediğimiz gibi, sadece ithalattan alınan vergiyle de -bugün gelir vergisinin önünde ithalattan alınan vergi- Türkiye’de kayıt içiliği de gerçekleştiremiyoruz.

Aslında, 5018 sayılı Kanun -malum, kamu yönetimiyle ilgili, kamu maliyesiyle ilgili kanun- bütçe performansına dayalı bir yapı getiriyordu bu arada. İşte, o yapıyı yapacak -o Kanun’un içinde de var- 2008 yılında Hazinenin bir strateji üretmesi lazım. Bir Strateji Dairesi de var. İşte, o stratejiyi ciddi biçimde tartışmamız gerekiyor. Mesela, 2007 Hazine Finansman Programı’na baktığınızda çok ciddi bir yapılanma var. Şimdi, 2008, 2009, 2010, yani beş yıllık artık stratejiyi de çizmemiz lazım.

Bütçe açık, cari açıklar var, borçla kapatıyoruz. Bunu sadece, borcu azalttık, Türkiye’yi refaha getirdik, birdenbire büyüdükle değil, gerçekten aklı başında bir yapılanmayla çözmemiz lazım. Mesela, kredi notu. Şimdi, o kadar bağlanmışız ki bu kredi notuna. Yarın öbür gün dünya piyasalarında ufacık bir kriz olduğu zaman, bu bizi çok ciddi biçimde etkileyecek. O kredi notunuz hiçbir şey olmaz. Borçlanabilme meselesi, makro ekonomik istikrardan, güçten geçiyor, sadece fazla borç almaktan daha çok ihracat yapmaktan değil. Kaldı ki, o ihracat da o kadar fazla dayalı ki ithalata. Onun için, o ihracatın yapısında üretime dönük katma değeri yüksek yapılanmayı Türkiye yapması lazım. İşte, o, belki piyasanın beklediği, piyasa düzenlemeci kurumların yapması gereken de bu. O mikro reformlar. O mikro reformları…

Ha, onu da söyleyeyim, IMF veya değil, ama bir çapaya ihtiyacınız var, ihtiyacımız var. Nasıl yapacağız bunu? Avrupa Birliği veya IMF, ama biz kendimiz için yapacağız önce. Ama dünyada IMF’yi ve Avrupa Birliğini inkâr ederek böyle işleri yapmak da çok kolay değil. Onun için, oturup onları da, o sonuç odaklı veya süreç odaklı reformları iyi düşünmek lazım, çünkü hep süreç odaklı reform yapmaya çalışıyoruz, hep belirli dönemi idare etmek için. Esas mesele, sonuç, gelecek beş yıl çok ciddi çünkü.

Yani,  Türkiye, işte o meşhur pistte yürüyor, taxi yapıyor, havalanacak. Ee, havalanırken işte pilotunuz yanlışsa, elektronik donanımınız iyi değilse ve uçakta belirli mekanik arıza varsa uçak kalkmaz, sadece pistte yürümek yetmiyor. Onun için, o uçağı daha düzeltmemiz lazım. Uçağı, işte onu düzeltecek, herhâlde bu kurum, biziz. Mesele, sonuç odaklı reform; piyasayı düzenlemek, piyasaya o ümidi vermek. Piyasada şu anda o ümit yok, dikkat edin. O ümidi, hakikaten ekonominin selameti için değiştirmekte yarar var.

Efendim, bir şeyin üzerinde çok fazla durmak istiyorum: Kesin hesap. Anayasa, gerçekten 163’üncü maddesiyle kesin hesabın üzerinde o kadar fazla durmuş ki. Şimdi, tartışılıyor: “Bunu kaldıralım Anayasa’dan.” Bence 1961’de o Anayasa’yı yapanların, o günkü düşünenlerin, doğru düşündükleri de ortada ama hiç kesin hesaptan kimse bahsetmiyor. Maalesef, kesin hesap bir ibra mekanizması. Hiç, hiçbirimiz konuşmuyoruz ibradan. O geçmiş hükûmetlerin bile yaptıklarını ibra eden bir mekanizma.

Bugün Türkiye’de birçok insana sorun, hangi yasanın -yani 2006 yılının şu anda geçiyor- geçtiğini bilmezler bile. Anayasa’nın Türkiye Büyük Millet Meclisine verdiği çok önemli bir yetki bu. Yani, biz, kendi meselelerimizi kendimiz konuşmuyoruz, otomatik geçiyor. Bu işin üzerinde de çok durmak lazım. Gerçekten, Kesin Hesap Kanunu, geçmişe dönük yapılan hataları ileride yapmamak için önemli bir imkân veriyor, bunu iyi kullanmak gerektiğine inanıyorum.

Siyasi niyet bu arada çok önemli.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİTHAT MELEN (Devamla) – Sayın Başkan, izin verirseniz, bir dakika…

BAŞKAN – Buyurunuz.

MİTHAT MELEN (Devamla) – Sağ olun.

Siyasi niyetimiz önemli. Bu siyasi niyeti ortaya koyarsak ve birbirimizi de fazla kırmadan, yormadan, magazinleştirmeden Türkiye Büyük Millet Meclisindeki tartışmaları, sen yaptın ben yaptım demeden, bu işi yapabiliriz. Ha yok, bunu böyle yapacaksak, yine söyledim, 256 milletvekili varken 1969 yılında Süleyman Demirel Hükûmeti bütçede düşürülmüştür. Onun için, bu bilinç, hepimizin bilinci; bir tek partinin değil.

Bu yüzden, bu görüşlerle, bütçenin Türkiye’ye hayırlı olmasını diler, hepinizi saygıyla selamlarım. (MHP, AK Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Melen.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kars Milletvekili Sayın Gürcan Dağdaş.

Buyurunuz Dağdaş. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on bir dakikadır.

MHP GRUBU ADINA GÜRCAN DAĞDAŞ (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı ile Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün 2008 bütçeleri hakkında Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere söz aldım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Atatürk'ün direktifleriyle Türk tarihini incelemek ve elde edilen sonuçları dünyaya yaymak için 1931 yılında Türk Tarih Kurumu kurulmuştur. Yine, Atatürk'ün direktifleri doğrultusunda Türk dilinin sadeleşmesi amacıyla 1932 yılında Türk Dil Kurumu kurulmuştur. Bu iki kurum da, başlangıçta Atatürk'ün iradesi doğrultusunda dernek statüsünde kurulmuşken günümüzde birer kamu kurumu hâline dönüştürülmüştür. 12 Eylül askerî darbesi sonrası, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunun nitelikleri ve konumları farklılaşmış, Anayasa'nın 134'üncü maddesi gereğince Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi ve Atatürk Kültür Merkezinden oluşan kamu tüzel kişiliğine sahip Atatürk Kültür, Dil ve  Tarih Yüksek Kurumu kurulmuştur.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun temel amacı, Türk tarihini ve Türklerin medeniyete hizmetlerini ilmî yoldan incelemek, araştırmak, Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek, millî gücümüzün devamında ve gelişmesinde millî kültürümüzü çağdaş medeniyet seviyesinin üstüne çıkarma ülkümüzde temel unsur olan Türk kültürünü, Atatürkçü düşünce ve Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda, bilimsel yoldan incelemek, araştırmak ve bir bütünlük içerisinde yaymak ve yayımlamaktır.

Değerli milletvekilleri, kısaca tarihçesini ve amacını ifade etmeye çalıştığım Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumuna dair tespit, eleştiri ve temennilerimizi vaktin elverdiği ölçüde dikkatinize getireceğim.

Değerli milletvekilleri, tarih yapan bir millet olmakla beraber, tarih yazan bir millet olma konusunda hâlâ sıkıntılar yaşıyoruz. Süreklilik ilkesine uygun olarak Orta Asya’dan günümüze kadar olan tarihimizi, sosyal, iktisadi, kültürel, siyasi ve askerî unsurları dikkate alarak bir bütün hâlinde ortaya koyan çalışmalardan hâlâ mahrum bulunmaktayız.

Çok değerli tarih çalışmalarının yayınlanması, okuyucuyla buluşması, son zamanlarda ölçüde piyasanın tercihine bırakılmıştır. Piyasa çok satar mı mantığından hareketle bu çalışmaları değerlendirdiği için, önemli çalışmalar yayınlanma sorunuyla karşı karşıya kalmıştır. Bu nedenle, üniversitelerimizde yapılan lisansüstü tarih çalışmalarının okuyucuya ulaşmasında zorluklar yaşanmaktadır. Piyasa mantığına terk edilen bu alan, bilimsellikten yoksun popüler tarih çalışmalarına mahkûm edilmiştir. Bilimsel değeri olan tarih çalışmalarına, Türk Tarih Kurumunun bugüne kadar önemli katkılar yaptığı bilinen bir gerçektir. Bunu yeterli bulmayıp bu konuda daha fazla katkı yapılmasının son derece önemli olduğunu belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, özellikle gençlerimize tarih şuurunun kazandırılmasında görsel materyaller büyük bir önem kazanmıştır. Bu nedenle, Türk Tarih Kurumunun bilimsel gerçeklere uygun, daha fazla ve daha kapsamlı çalışmalar yapması gerekmektedir. Son yıllarda sözlü tarih çalışmaları önem kazanmıştır. Sözlü tarih, tarihi, yazılı belgelere ek olarak yaşayan bireylerin belleğe dayalı anlatıları aracılığıyla yazma ve sıradan insanları tarihin araştırma alanına dâhil etme dürtüsüyle şekillenen ve ses kaydetme teknolojilerinin gelişmesiyle de desteklenen disiplinler arası bir çalışma alanı ve araştırma yöntemidir. Sözlü tarih, ulusal ses, görüntü arşivi oluşturma ve kullanabilirliğini artırmaya odaklı araştırma projeleri, eğitim atölyeleri, konferans, seminer, yayın ve benzeri faaliyetlere ağırlık vererek yapılmaktadır. Sözlü tarihin geleneksel biçimi kişisel yaşam öykülerinin saptanmasıdır. Böyle olduğu için kişisel arşivler önem kazanmaya başlamıştır. Ancak, zamanla kurum tarihi, olay tarihi, sözlü tarihin çalışma konuları arasına girmiştir. Türk Tarih Kurumu, bu alanda da gerekli çalışmaları yapmalıdır.

Şehirlerimizin tarihî dokusu ve mirası, çarpık kentleşme nedeniyle tahrip edilerek yok edilmektedir. Şehir tarihçiliği, ihmal edilmiş bir alandır. Şehirlerimizin tarihî mirası daha fazla zaman kaybedilmeden kayıt altına alınmalıdır.

Türkiye’de biyografi çalışmaları, insanları objektif olarak tanıtma amacıyla değil, onları daha çok yıpratma, karalama veya tamamen övme amacına yönelik ya da o insanlar çevresinde sansasyon yaratmak amacına yönelik olarak yazılmaktadır. Türk Tarih Kurumunun objektif bakış açısıyla bu alanda önemli çalışmalara katkı sağlamasının önemine gönülden inanıyorum.

Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında yaşanan sivil çabalar, bugüne kadar yazılmış olan tarih çalışmalarında kendisine yeterince yer bulamamıştır. Türk Tarih Kurumu bu alanda yapılacak olan kapsamlı bir çalışmaya önderlik ederek büyük bir boşluğu dolduracaktır.

Değerli milletvekilleri, bugün Ermeni lobileri, tanıma, tazminat, toprak üzerine kurulu planlarını aşama aşama uygulamakta, Avrupa parlamentolarında sözde Ermeni soykırımı yasa tasarılarından sonra, sözde Ermeni soykırımını reddetmenin bile suç olduğu yasalar çıkarmaktadır. Türk Tarih Kurumumuzda Ermenilerle ilgili yayımlanan otuz sekiz kitap, birçok yayın ve tarihî belge varken bu yasaların kabul edildiği ülkelerde bu yayınlardan ve bu belgelerinden yeterince faydalanamamaktadır ve büyük bir yalan olan sözde Ermeni soykırımı iddiaları da dünyaya yeterince anlatılamamaktadır. Bu, bir gerçektir.

Diğer taraftan, Türk dilinin günümüzde geldiği nokta düşündürücüdür. Birçok alanda yozlaşma yaşadığımıza tanık olurken en büyük yozlaşmayı dilimizde yaşıyoruz. Dilimiz elden gidiyor ve her geçen gün daha fazla yabancı ve argo kelime dilimize giriyor. Sayın Başbakanın ve iktidar seçkinlerinin yabancı kelimelerle süslenmiş üç yüz sözcüklü ve argo üslubuyla konuştuğu bir ülkede dilimize daha fazla önem gösterilmesini beklemenin güçlüğünü bilmeme rağmen, dilimizin korunmaya muhtaç hale geldiğini burada Sayın Başbakana ve yetkililere bir kere daha hatırlatmak istiyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) – Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı… Çok ayıp oluyor.

ASIM AYKAN (Trabzon) – Ayıp. Ayıp. Cümleye bak! Yakıştı mı yani?

GÜRCAN DAĞDAŞ (Devamla) – Sabırlı olacağız... Sabırlı olacağız…

ASIM AYKAN (Trabzon) – Biraz önce arkadaşın ne güzel konuştu.

GÜRCAN DAĞDAŞ (Devamla) - Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu kamu tüzel kişiliğine sahip olsa da Kurum ve bağlı kuruluşlarında görev yapan bilim adamlarımıza, profesörlerimize Sayın Başbakanın memur gözüyle bakmaması, Kuruma bir kamu kurumu gözüyle değil, bilimsel çalışmaları yapan bir sivil toplum örgütü gibi bakması ve çalışmalarına müdahil olmaması gerekir. Kuruma bağlı kuruluşların amaçları çerçevesinde bugüne kadar çıkarılmasını sağladığı 2.250 eser, 750 dolayında basılı yayın, 20 CD ve 3.500 dolayında ulusal ve uluslararası düzenlenen konferans, panel, sempozyum ve kongre için tüm çalışanlarına teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, şimdi, Basın – Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü bütçesine dair düşüncelerimizi arz edeceğim. Özgür ve tarafsız basına tahammülü olmayan Sayın Başbakanın riyasetindeki ülkemizde, Basın ve Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün kurumsal faaliyetleri hakkında çok fazla bir şey söylemenin anlamlı olmadığı hakikatinden yola çıkarak Kurumda çalışanlara başarılar diliyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Dağdaş, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

GÜRCAN DAĞDAŞ (Devamla) – Basın emekçilerinin yıpranma payı konusundaki haklarını elinden alacak bir çalışmanın iktidar tarafından yapıldığını görüyoruz. Sadece patronun himmetine kalmış, sendika hakkı olmayan basının bu hakkının elinden alınmasını ve bu mağduriyetlerinin daha da artırılmasına hiçbirimizin rıza göstermemesi lazım. Gerçi, iktidarın basında patron olmak veya patron dostu olmak sevdasının had safhaya ulaştığı bu süreçte, basın emekçilerinin zor günler yaşadığını ve yaşayacağını görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, zorlukların aşılacağına olan inancımızı muhafaza ederek, 2008 bütçesinin hayırlı olması dileğiyle, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Dağdaş.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Yıldırım Tuğrul Türkeş.

Buyurunuz Sayın Türkeş. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz onbir dakikadır.

MHP GRUBU ADINA YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Sayın Başkan, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı ve Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı 2008 mali yılı bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hepimizin bildiği üzere çağ değişmiştir. Bu çağın tanımı henüz yapılamamış olmakla birlikte, öyle zannediyorum ki, ileride tarihçiler bu çağa bilgi çağı adını vereceklerdir. Küreselleşme sürecinin devam ettiği ve ulus devletlerin birbirleriyle kıyasıya yarıştığı bu dönemde halkın refahını artırmak ve geleceğe güvenle bakabilmek, ancak ve ancak güçlü bilim kadroları ve ülkemizi çağın ötesine taşıyacak bilgi teknolojileriyle mümkündür, ihtiyacımız olan budur.

TÜBİTAK ve Türkiye Bilimler Akademisiyle alakalı olarak AKP İktidarının son beş yıl içindeki yaklaşımları, 20 Kasım 2007’de yapılan Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulunun 16’ncı toplantısında gerek Sayın Başbakanın gerekse Sayın Devlet Bakanı Aydın’ın yaptığı konuşmalarda ve yine Plan Bütçe Komisyonunda konunun müzakeresi sırasında iktidar milletvekillerinin konuşmalarında açıkça ortaya çıkmıştır.

Bilim ve teknoloji alanında ileri gelen ülkeler olarak Hindistan’ı, Çin’i, İrlanda’yı, Uzak Doğu ülkelerini göz ardı edip, konuşmalarda Avrupa ülkeleri, ABD, Japonya gibi örnekleri ortaya koymak dahi, bu konudaki bakış açısının çok da uzağı görmeyen bir üslupta olduğunu açıkça göstermektedir. Lizbon Kriterleri’nin benimsenmesini ve Yedinci Çerçeve Anlaşması Programı’nın 1 Ocak 2007’den itibaren yürürlüğe girmiş olmasını kendi ulusal hedefimiz açısından yeterli görmek kanaatimce yanlışın başladığı noktadır. Kaldı ki, bunları geçerli hedef olarak kabul etsek dahi, TÜBİTAK’ın içinde bulunduğu yönetim aksaklıkları ve hukuksal problemleriyle bunun sağlanıp sağlanamayacağı da önümüzde büyük bir soru olarak durmaktadır.

Kırk beş yıllık bir maziye sahip olan Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, son dört yıl içinde, birçok kurum ve kuruluşta yapılageldiği gibi, isminden ve ambleminden başlayarak yapılmaya çalışılan değişiklikler başta olmak üzere, ne yazık ki tüm uygulamalarıyla sürekli olumsuzluklar içerisinde yuvarlanmaktadır.

Öncelikle, AKP İktidarının ilk hükûmet döneminde, yani 2002 seçimlerinden sonra, TÜBİTAK Yasası’nda yaptığı hukuka uymayan değişiklikle ilgili olarak Anayasa Mahkemesine başvurulmuş ve Mahkeme yapılan itirazı kabul etmiştir. Ancak, gerekçeli karar ne yazık ki hâlâ hazırlanmadığı için, bu dönemdeki yasal boşluktan yararlanarak son dört yıl Kuruma başkan ataması yapılamamış ve ikametgâhı İstanbul’da görünen hâlen, bir başkan vekiliyle yönetilmeye çalışılmaktadır. Az önce Sayın Coşkunoğlu da bu konuya değindi, ama bunun biraz daha üzerinde durmakta fayda var. Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi de TÜBİTAK yönetiminin kendisine yaptığı bir başvuruyu, bu yönetimin TÜBİTAK’ı temsil yetkisi olmadığını ifade ederek reddetmiştir, yani yönetimin yasal olmadığı yargı uygulamasıyla da kanıtlanmıştır.

Bu şartlar neticesinde akla gelebilecek ilk ve önemli soru, bugünkü TÜBİTAK yönetiminin üniversitelerden izin alarak görevlendirdiği öğretim üyelerimizin son dört yıl içindeki durumlarının ne olduğudur? TÜBİTAK’ı temsil yetkisi hukukça kabul edilmeyen mevcut yönetim, bu öğretim üyeleri için rektörlerimizden hangi sıfatla izin istemektedir? Bu durum, ülkemizde meydana gelecek bir iktidar değişikliğiyle yargıya gittiğinde, yasa dışı bir yönetimin yasa dışı olarak verdiği bu mali destekleri, öğretim üyeleri nasıl kabul ettiklerini hangi yasal dayanakla açıklayacak ve nasıl geriye ödeyeceklerdir?

Değerli milletvekilleri, ayrıca, yapılan uygulamaların, bilime, bilim insanına, ülke sorunlarına katkıları da tartışılacak noktadadır. Kurum vekâletlerle yönetilmeye çalışılmaktadır. Bunun dışında, ilginç ve bürokrasi kurallarına ters düşen uygulamalar da yoğun bir şekilde dikkat çekmektedir.

Daha önce medyaya da yansımış olan bir Bilim Kurulu üyesinin Başkan Yardımcılığı ile Yenilik Destek Programları Başkanlığını aynı zamanda asaleten yürüttüğü hususudur. Bilim Kurulu üyesi bir başkan yardımcısının ita amiri kim olacaktır? Eğer bu görevlendirme doğruysa, Bilim Kurulunun diğer üyeleri de niçin Kurumun değişik kademelerinde görevlendirilerek, personel harcamalarında tasarrufa gidilmemiştir?

Teknoloji ve Yenilik Başkan Yardımcısı, kendine bağlı araştırma grubunun yürütme komitesi sek-reterliğine uzun süre vekâlet etmiştir. Yani, söz konusu şahıs, Yürütme Komitesi Sekreteri olarak karar alıyor, sonra başkan yardımcısı olarak kendi aldığı kararı onaylıyor. Daha böyle birçok örneğin üzerine gitmek, tabii, maalesef, Kurumda, mümkün.

Araştırma grupları, bu Kurumun temel görevini yerine getiren en önemli birimleridir. Oysa, araştırma grupları bu dönemde ayrı bir daire başkanlığı altında çalıştırılmaktadır. Araştırma grupları, TÜBİTAK tarihinde en zayıf konuma getirilmiştir.

Bu araştırma gruplarını tek tek irdelemek süre açısından mümkün değil, ancak bazılarına değinmeden geçmek de hiç mümkün değil. Bunlardan birisi SOBAG. Bu grubun açık adı Sosyal ve Beşerİ Bilimler Araştırma Grubudur. Bu alandaki araştırmaları, birinci derecede ve işin gerçek sahibi olan, aynı zamanda TÜBİTAK’a kardeş kuruluş olarak tesis edilen Türkiye Bilimler Akademisine bırakmak, aslında daha doğru bir yaklaşım olacaktı.

Yine, açık adı Kamu Araştırmaları Grubu olan KAMAG, aslında kamudaki araştırmaları desteklemek amacıyla kurulmuştur. Oysa, TÜBİTAK bu yapı aracılığıyla kendine verilen bütçeyi kamu kuruluşlarına dağıtmaktadır. Bu desteğin ağırlıklı kısmı projede yer alanlara proje teşvik ikramiyesi adı altında veya personel ücreti olarak verilmektedir. Özetle, bilim ve teknolojiye ayrıldığı iddia edilen fonlar, özünde, ağırlıklı olarak bu harcama kalemlerinde eriyip gitmektedir. Bu hususu da yüksek takdirlerinize sunuyorum.

Araştırma gruplarının dışındaki TÜBİTAK etkinlikleri de medyada ar-ge merkezlerine yapılan darbeler ile anılmaktadır. “Sanayiciye bilim desteğine TÜBİTAK darbesi” veya “TÜBİTAK’tan ar-ge merkezlerine darbe” hatırlayabileceğiniz başlıklardır. Bu konuyu anlatabilmek için TÜBİTAK ile yollarını ayıran araştırma merkezlerinden birkaçının isimlerinin verilmesi yeterli olur: Tekstil Araştırma Merkezi-İzmir, Otomotiv Teknoloji Araştırma Merkezi-İstanbul, Seramik Araştırma Merkezi-Eskişehir gibi.

Burada arz etmeye çalıştığım husus, TÜBİTAK’ın araştırma gruplarından araştırma merkezlerine, oradan yemekhanesine kadar tüm yapısının değiştirilmiş olması ve bunun da verimliliği olumsuz etkiliyor olmasıdır. Kuruluşunun 45’inci yılında Kurum, anlaşılmaz bir biçimde 5018 Sayılı Yasa’ya tabi duruma getirilmiş ve bu Yasa’ya uyum içinde bugün görev yapmakta olan Maliye kökenli bir Genel Sekreter Vekili bulunmuştur.

Netice olarak Kurum, akademik ortamdan hızla uzaklaşmaktadır. Bir yandan yeni gruplar ve müdürlükler oluştururken, deprem hattında bulunan ülkemizde İnşaat Teknolojileri Araştırmaları Grubunu, hayvancılık sektöründe dünya kıyaslamalarında üst sıralarda yer alan Veteriner ve Hayvancılık Araştırma Grubunu kapatıyorsunuz.

Bu konuları cevaplarken, umarım, Sayın Bakan, geçen sene Sayın Mehmet Ali Şahin’in söylediği gibi, bu grupları kapatmadıklarını, aksine kuvvetlendirdiklerini söylemez. Çünkü, biz, bu eleştirileri, sadece ve sadece ülke bilimi, araştırmalar ve bilim insanları için yapıyoruz. Yoksa birbirimize geçici açıklamalar yapıp, işin özünü savuşturmak için değil.

Keza on üç yıllık bir geçmişe sahip olan Türkiye Bilimler Akademisinde de artırıldığı söylenen bütçe, bilime ve araştırmaya değil, yeni binaya ve sair harcamalara ayrılmıştır. Oysa bu kurumun esas hedefi, Türk bilim adamlarının tespit ve teşvikidir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin aydınlık geleceğini hedefleyerek çalışması ve yürümesi gereken bu saygın bilim kurumlarının maalesef günümüzde içinde bulunduğu durum budur. 57’nci Hükûmet döneminde Milliyetçi Hareket Partisinin Genel Başkanının direktif ve tavsiyeleri doğrultusunda yirmi beş yıllık bir perspektif hazırlandı “Vizyon 2023 Bilim ve Teknoloji Stratejileri” diye. Bu, daha sonra TÜBİTAK’a bu projenin yürütülmesi görevi verildi. Bu, orta vadeli, bir ülke açısından önemli bir hedefti. Oysa bugün, yine Plan ve Bütçe Komisyonundan alıntıdır, “Lizbon Kriterleri benimsenerek 2010 yılına kadar bilimsel mükemmeliyet ve küresel düzeyde rekabet edebilir olmayı hedeflemek” yeni ve çok kısa vadeli bir öngörüden başka hiçbir şey değildir.

Değerli milletvekilleri, ödünç bilgiyle kalkınan ve gelişen hiçbir ülke bulunmamaktadır. Dünyanın 17’nci büyük ekonomisine sahip olan ve dünyada yaygın kullanılan 5’inci büyük dil ailesine mensup ülkemizin çağı anlayan ve yorumlayabilen bir bakışa sahip olması şarttır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Lütfen…

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Devamla) – Şayet başka ülkelere ve sistemlere olan bilimsel ve teknoloji bağımlılığı sonlandırılarak, yarının güçlü Türkiye’si için kendi bilgi ve teknolojik kaynaklarımıza sahip olamaz isek güçlü bir Türkiye hedefini başarmamız mümkün değildir. Bu saygın bilim kurumlarını yarının Türkiye’si için ve çocuklarımız için güçlendirmeli ve siyasi iktidarların bürokratik kaygılarından arındırmalıyız.

Bu duygu ve düşüncelerle, bütçenin ülkemize hayırlı olmasını diliyor ve yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Türkeş.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Alaattin Büyükkaya…

Buyurunuz Sayın Büyükkaya. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz yedi dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; AK Parti Grubu adına 2008 yılı Hazine Müsteşarlığı bütçesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Görüşlerimi sizlere arz edeceğim. Konuşmama başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlarım.

Evet, değerli arkadaşlarımızı dinliyoruz. Türkiye'nin rakamlarını hepimiz biliyoruz. Bazen kendi kendime soruyorum “Acaba biz başka bir ülkede mi yaşıyoruz? Başka bir ülkede mi bunları yaşıyorlar da anlatıyorlar?” diye. Çünkü, baktığımız zaman rakamlara, halkımızın refahına, onun gelişmesine baktığımız zaman, tablonun hiç de anlatılan gibi olmadığını görüyoruz. Eğer zaten aksi olsaydı, vicdanı olan, gönlü olan, gözü olan, eğer bunu görüyorsa; eğer böyle olmasaydı, eğer bu rakamlar Türk milletinin lehine olmasaydı, Türk milleti AK Partiyi asla bu şekilde desteklemezdi ve bu kadar güç asla vermezdi. Onun için hepimiz bu konudaki yaptığımız eleştirilerde daha dikkatli olmalıyız. Aksi takdirde insanlar sadece şu mantık içinde oluyor: Bunlar sadece eleştirirler, bunlar sadece söylerler, ama biz gerçeği ve olanı biteni biliyoruz ve bu notu da muhalefet olarak tabii ki alırlar.

Şimdi, biraz rakamlara bakalım. Evet, önce, kim diyebilir bu ülke bizim iktidarımız döneminde büyümedi diye? Söyleyebilecek birisi var mı? 1993-2002 arasında ortalama 2,6 büyümüş ülkemiz. 2003-2006 arasında ise ortalama 7,3 büyümüş, 2007’de ise yüzde 5’in üzerinde büyüyeceğimiz, yine, bugünkü ekonomik raporlarda açıkça görülüyor; yani, yirmi iki çeyrektir kesintisiz büyüyoruz. Cumhuriyet tarihinde başka böyle bir dönem var mı? Elimizi vicdanımıza koyalım ve söyleyelim.

Tabii ki eğer ekonomi böyle büyüyorsa, rakamlar da büyüyor. Başkaları zamanında bu rakamlar… “Efendim, bir kuyruklu yalan.” -istatistik noktasında söyleyeceksiniz- bizim zamanımızdaki için, ama, başka dönemdekiler için “Bunlar devletin rakamıdır, doğrudur.” Peki, bu rakamları kim hazırlıyor? Gene aynı kurumlar hazırlamıyor mu? Rakamlara bakıyoruz: 2002’de 183 milyar dolar Türkiye’nin millî geliri, 26’ncı sıradayız dünyada; 2006’da 400 milyar dolar olmuş, 17’nci sıraya çıkmışız; şimdi 2007’de ise 490 milyar. “Efendim, kur düşükmüş de onun için böyle olmuş.” Peki, kur yükseldiği zaman, Türk parasının değeri düştüğü zaman “Paramızı pul ettiniz.”, değerlendiği zaman “Ee, kur düşüktü de onun için millî gelirimiz böyle oldu.” Bu nasıl anlayış?

Gelir dağılımına da bakıyoruz. Gelir dağılımının en önemli katsayılarından Gini katsayısı vardır. Bu, gelir dağılımındaki durumu gösterir ve gelir dağılımında en üst gelir, gelirden en fazla pay alan grup 5’inci grup, yüzde 20’lik gruptur. 2002’de bunun oranı yüzde 50,1; 2005’te 44,4, Gini katsayısı da 2004’te 0,44; 0,38, yani, orta gelir grubu Türkiye’de daha iyi duruma gelmiş.

Yatırımlarda da aynı şey değil mi? Biz özel sektör yatırımından yanayız, çünkü devletin üretimden elini çekmesini istiyoruz. Ancak bu tarzda yolsuzluk da birçok problem de ortadan kalkabilir.

2003-2006 arasında bu ülkede özel sektör 192 milyar YTL’lik yatırım yapmış. Yabancı sermaye girişinde de böyle değil mi? En fazla 1 milyar dolar girmiş, 2006’da 20 milyar dolar, 2007’de dokuz ayda 15 -ki bu sene de bu rakamı aşacağımızı görüyoruz- iş yapma kolaylığına göre, Dünya Bankasının raporunda da yine Türkiye, otuz dört basamak birden atlamış. Yine Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütü tarafından yayımlanan 2007 Dünya Yatırım Raporu’nda Türkiye 2006’daki çektiği yabancı sermayeyle, dünyada en fazla yabancı sermaye çeken on altıncı ülke, gelişmekte olan ülkeler arasında ise beşinci sırada. Bunları biz söylemiyoruz, bunları Birleşmiş Milletler söylüyor, Dünya Bankası söylüyor, onlar da mı kuyruklu yalan acaba? Evet, bunları, tabii, ekonomimizdeki bu performansları daha uzatabiliriz. Ama en önemli noktalardan biri şu değil miydi? Kamunun borçlanma ihtiyacı. Bizi esir alan, içeride de dışarıda da esir alan bu nokta değil miydi? Mesela, 2002 yılında kamunun borçlanma ihtiyacı gayrisafi millî hasılaya 12,73 bunun rakam olarak manasını söyleyeyim: Yani faizinizi de, anaparanızı da ödedikten sonra, döndürdükten sonra yeniden 35 milyar dolar, pardon dolar dedim, aşağı yukarı dolarla birbirine denk gelmeye başladı, 35 milyar YTL daha fazla borçlanma ihtiyacındasınız. Peki, 2006’da ise –mesela bu rakama bakalım- ise borçlanma ihtiyacı eksi 2,7 olmuş, yani kamu borcunu çevirmiş ve üste para kalmış 2 milyar doların üzerinde. Türk lirası cinsinden ise iskontolu borçlanma, yani hazine bonolarında da 2002’de altı borçlanma faizi yüzde 62,7’yken, 2007’de yüzde 16 seviyesine inmiş. Vade ise ila dokuz ayken, otuz beş ayın üzerine çıkmış. Bunlar da kuyruklu yalan mı? Milletimiz bunları görüyor, milletimiz bunları değerlendiriyor ve bunları değerlendirdiği için de her geçen gün AK Partiye karşı olan desteğini artırıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Büyükkaya, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – Bitiriyorum efendim.

Evet, son bir dakika içinde sigortacılık konusunda da bazı şeyler söylemek istiyorum Hazine bütçesinde. Bakın, on beş yıldan fazladır sigorta sektörü kanunsuzdu, bu kanunu biz çıkardık.

Yine 1930’larda, daha Atatürk zamanında tarım sigortası kanunu çıkarılması kararlaştırılmış. Her hükûmetin programında var, bütün kalkınma planlarında var, bunu biz hayata geçirdik ve bunu geçirdiğimiz için de çiftçimize belki de bundan sonra en kalıcı hizmeti sunduk. Sadece Ekim 2007 itibarıyla 214 bin çiftçimiz bu poliçeden istifade etti ve 1,4 milyar YTL’den fazla bir teminat altına tarım ürünleri alındı.

Sigortacılık sektöründe de rakamlar yine aynı şeyi söylüyor. 3-4 milyar doları geçmeyen prim üretimi, 12 milyar dolara yaklaşıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – Teşekkür ediyorum, bütçemizin hayırlı olmasını diliyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Büyükkaya.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Sayın Fatih Öztürk. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Öztürk.

Süreniz yedi dakikadır.

ADALET VE KALKINMA PARTİSİ GRUBU ADINA FATİH ÖZTÜRK (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün 2008 mali yılı bütçesi üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle de yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü hem ülke içerisinde hem ülke dışında önemli çalışmalar ifa etmektedir. Dolayısıyla, benden önceki arkadaşlar bu konuda fazla detaya inmedikleri için ben bu Genel Müdürlüğe biraz haksızlık edildiği kanısındayım. Dolayısıyla, bu Genel Müdürlüğümüzün çalışmalarıyla alakalı birtakım bilgiler vermek istiyorum.

Kurtuluş Savaşı’nda Anadolu basınıyla birlikte önemli fonksiyonlar icra etmiş, sonraki yıllarda yurt içinde ve dışında enformasyon alanında ülkemizin en köklü kurumlarından biri hâline gelmiştir. Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü özellikle yabancı basında ülkemizle ve dünyadaki güncel gelişmelerle ilgili yayınlanan haberleri değişik kaynaklardan titizlikle izlemekte, derleyip işlemekte ve devletin üst makamlarına aktarmaktadır.

Bu amaçla günde yaklaşık 4 bin haber değerlendirilmekte ve 2003’ten itibaren de kurumun bilgisayar ve teknik donanımında yapılan geliştirme ve yenilemeyle birlikte de haber kaynaklarında ve sayısında önemli ölçüde artışlar sağlanmıştır.

Değerli arkadaşlar, ülkemiz tanıtımı için de önemli çalışmalar yapılmaktadır. Bir tanıtım yayını olan ve ülkemizle ilgili ayrıntılı bilgiler içeren ve her yıl sekiz dilde, Türkçe, İngilizce, Fransızca, Almanca, Arapça, Rusça, Japonca ve İspanyolca olmak üzere toplam 35 bin adet kitap olarak basılan “Türkiye 2007 Yılı” ve 4.500 adet basılan CD’leri dünyanın en ücra köşelerine kadar dağıtılmaktadır. Bu CD ve kitap, resmî heyetlerimizin yurt dışına çıktıklarında kullandıkları en önemli kaynaktır. Genel  Müdürlük kitabı her sene güncelleştirmekte ve yayınlamaktadır. İnternet ortamında bu hizmetlerden tüm kamuoyu ve arzu eden milletvekillerimiz de yararlanmaktadır.

Ayrıca Genel Müdürlük aylık olarak yayınlanan Anadolu’nun Sesi gazetesi, Anadolu basınına yansıyan bölgesel meseleleri devlet ve hükûmet yetkililerine ulaştırmakta, çözüme kavuşturulan problemleri, Anadolu basını aracılığıyla, vatandaşa duyurmak ve yerel basın arasında bir köprü oluşturmak amacıyla ayda 3 bin adet basılarak dağıtımını yapmaktadır. Kısacası, Genel Müdürlük, yerel basına sahip çıkmakta ve yerel basının sorunlarıyla da ilgilenmektedir.

Yine, tarihçi ve araştırmacılar için de bir başvuru yayını niteliğinde olan ve cumhuriyetin ilk yıllarından beri çıkan, ülkemizdeki siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmeleri özetleyen içeriğe sahip bulunan “Ayın Tarihi” adlı kitap da bin adet basılarak tüm Anadolu’ya dağıtılmaktadır.

Değerli arkadaşlar, Genel Müdürlüğün yurt içindeki bu çalışmalarının yanı sıra,  yurt dışında da önemli çalışmaları vardır. Yurt dışında da, 22 merkezde basın müşavirlikleri kanalıyla, ülkemizin ve büyükelçiliklerimizin yabancı basınla ilişkilerini düzenlemekte ve çeşitli konularda yurt dışı ve yurt içine yönelik yayınlar üreterek ülkemizin tanıtımına önemli katkı sağlamaktadır. Bu katkı da, takdir edersiniz ki çok önemli bir katkıdır.

Ülkemizle ilgili ulusal meselelerin uluslararası arenada savunulmasına yönelik birçok yayınlar yapılmaktadır. Terör, bölücü örgüt PKK, Ermeni meselesi, Kıbrıs, turizm tanıtımı gibi konular bunların başlıcalarındandır. Yabancı gazetecilerden oluşan gruplar da, zaman zaman ülkemizin uluslararası meseleleri konularında bilgilendirmek üzere ülkemize davet edilmektedir.

Değerli arkadaşlar, bu kadar önemli konuları ifa eden Genel Müdürlüğün birtakım problemleri de yok değildir. En önemli problemi kadro meselesidir. Uzmanlık isteyen ve uzmanlık alanlarına ihtiyaç duyulan personel sıkıntısı çekmekte, fiyat politikasının da bu sıkıntılara sebebiyet verdiğini hepimiz bilmekteyiz. Dolayısıyla, Genel Müdürlüğün, önümüzdeki yıllar içerisinde bu sorunları da çözeceğini umut ediyoruz. Çünkü, Türkiye’deki fiyat politikasının ne olduğunu, imkânlarımızın ne olduğunu gayet iyi biliyoruz. Bu konuda da gerekli çalışmalar hızla devam ettirilmektedir.

Değerli arkadaşlar, arkadaşlarımızın üzerine basarak durduğu basın özgürlüğü ve de emeğe özgün birtakım konuları, oldu. Ben kısaca bunlara da değinmek istiyorum. Ne grubumuz ne partimiz asla basın özgürlüğüne karşı değildir. Hiç kimse, özellikle basın emekçilerinin hakkını gasbedecek durumda da değildir. Biz gayet iyi biliyoruz, basın emekçileri bu ülkede hangi şartlarda çalışıyorlar, hangi şartlarda mücadele ediyorlar biz bunların çok iyi farkındayız. Dolayısıyla, basın emekçilerinin hakkını gaspla alakalı bu tür konulara bizim grubumuz ve partimiz asla taviz vermeyecektir.

Arkadaşlar basının bağımsızlığından bahsettiler. Biz istemiyor muyuz zannediyorsunuz Türkiye’de 2 milyon, 3 milyon tirajı olan gazeteler olsun? Biz, incik boncuk dağıtmadan bu rakamlara ulaşan gazeteler olsun istiyoruz.

YILMAZ ATEŞ (Ankara) – Tirajın yüksekliği basın özgürlüğü anlamına gelir mi?

FATİH ÖZTÜRK (Devamla) – Bu gazeteler, İngiltere’de, Amerika’da ve Batı’da olduğu gibi çok etkili olsunlar. Basının özgürlüğünün son noktasına kadar sahipçileri bizleriz. Bu noktada partimizin görüşleri açıktır. Genel Başkanımız bu konuda net tavırlar sergilemektedir.

Basının özgürlüğünden bahsediyoruz, çok güzel. Bu ülkede basına baskı yapıldığından bahsediliyor. Bu ülkenin Başbakanına, bir partinin genel başkanına birtakım hakaretler edilmedi mi bu Türkiye basınında, yazılıp çizilmiyor mu? Bundan önce yapılmadı mı ve hâlâ yapılmıyor mu?

Değerli arkadaşlar, biz özgürlüklerden yanayız, bu özgürlüklerin sonuna kadar savunucusuyuz. 

(Mikrofon  otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öztürk, lütfen, sözlerinizi tamamlayınız.

FATİH ÖZTÜRK (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bundan sonraki süreçte de özgürlüklerin daha da artarak devam etmesini diliyorum ve Basın - Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün bütçesinin hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Yüce heyetinizi de saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öztürk.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Kocaeli Milletvekili Sayın Azize Sibel Gönül.

Buyurunuz Sayın Gönül. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz yedi dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA AZİZE SİBEL GÖNÜL (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kısa adı TÜBİTAK olan Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumumuzun 2008 yılı bütçesiyle ilgili olarak Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan önce yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

TÜBİTAK, 24 Temmuz 1963 tarihinde 278 sayılı Kanun ile kurulmuştur. 5376 sayılı Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la Kurum’un adı Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu olarak değiştirilmiştir. Anılan Kanun’un 1’inci maddesine göre, kuruluş amacı, “Türkiye’nin rekabet gücü ve refahını artırmak ve sürekli kılmak için toplumun her kesimiyle ilgili kurumlarla iş birliği içinde, ulusal öncelikler doğrultusunda bilim ve teknoloji politikaları geliştirmek, bunları gerçekleştirecek altyapının ve araçların oluşturulmasına katkı sağlamak, araştırma ve geliştirme faaliyetlerini özendirmek, desteklemek, koordine etmek, yürütmek, bilim ve teknoloji kültürünün geliştirilmesinde öncülük yapmak” olarak yeniden düzenlenmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de son dönemlere kadar bilim ve teknoloji meselesi siyasi gündemde gereken önemde yer almamış, politika tasarımları siyasi kadrolarca yeterince sahiplenilmemiştir. Ancak, bu yeterince sahiplenmeme olgusunun asıl köklerini tarihsel, toplumsal çizgimizde ve bunun sonucu olan üretim yapımızda, daha açık bir ifadeyle sanayileşme açısından geldiğimiz noktada görmek mümkündür.

Bilim ve teknoloji alanıyla ilgili düzenlemeler yapılması ve bu bağlamda ulusal bir bilim ve teknoloji politikası belirmesi yönünde kendiliğinden bir  talep üretilmemiş, dolayısıyla da siyasi erk üzerinde bu yönde herhangi bir demokratik baskı kurulmamıştır. Oysa, 21’inci yüzyılda siyasi kadroların kendiliğinden öncülüğü üstlenmeleri ve ülkeyi bir an önce muasır medeniyetler seviyesine çıkarmak ve bunun olmazsa olmaz koşulu olan bilim ve teknolojide yetkinleşme gereğine yanıt verecek ulusal bir politikanın belirlenip uygulanması hususunda zannediyorum hepimiz birleşiyoruz. Dolayısıyla, dünyayla rekabet ederek, etkileşerek, iş birliği yaparak, bununla birlikte, kendi hedef ve gücümüze yönelik olarak bilimi, teknolojiyi, yeniliği desteklemek hepimizin görevi. Bu alana ayrılan kaynak geleceğimizin de güvencesi.

Bilgi ve teknolojinin yerleştirilmesi, geliştirilmesi ve benimsenmesi bakımından çok önemli bir kuruluşumuz olan TÜBİTAK, kurumsal gelişimiyle, performansıyla ve geliştirdiği ilişkilerle son zamanlarda atılım içindedir.

TÜBİTAK, kırk dört yıllık bilgi birikimi ve deneyimi sayesinde, son dört yılda, geride kalan kırk yılda yapılanların toplamından daha fazla faaliyeti gerçekleştirme başarısını göstermiştir. Sürekli, yeni bilgi ve bu bilginin kaynağı olan bilim ve teknolojiyi üreterek, nitelikli iş gücüne dayalı yüksek katma değer yaratabilmeyi, bu sayede küresel rekabet gücünü kazanıp ulusal gelirini yükseltebilmeyi ve sürdürülebilir bir biçimde kalkınmayı öngörmekle beraber, bilim ve teknolojiye egemen olabilmek, bu egemenliği ekonomik ve toplumsal faydaya dönüştürmede, yani kendimize mal ettiğimiz bilimsel ve teknolojik bulgulardan hareketle yeni ürünler ve hizmetler, yeni üretim ve dağıtım yöntemleri, yeni sistemler yaratabilmede stratejik öneme sahip teknoloji alanlarına odaklanmayı temel alan bir hedef belirlemiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; daha önceki arkadaşlarımın da belirttiği gibi, bir ülkede bilim ve teknolojiye verilen önem ve gelişmişliğin ölçüsü olarak, ar-ge harcamalarına ayrılan kaynağın gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı alınır. Bu pay yüzde 2’den fazlaysa, o ülkeler gelişmiş ülke sayılırlar. Türkiye ise, ar-ge harcamalarının gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı yüzde 0,79 olarak bu zamana kadar ulaşmış en yüksek seviyeye gelmiştir. Yani, millî gelir içinde ar-ge harcamalarının payı artmış, yine özel sektör ar-ge harcamaları miktarı üç yılda 2,6 kat artmıştır. Hedef, gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı yüzde 2’ye ulaştırmaktır.

Bunun yanında, TÜBİTAK ülkemizin AB süreciyle ilgili uyumlu olarak yedinci çerçeve programının müzakerelerini teknik düzeyde yürütmüş, bir eylem planı hazırlamıştır ve mutabakat zaptını da imzalamıştır. Yedinci çerçeve programına katılım payı miktarında da altıncı çerçeve programına göre çok önemli indirimler sağlanmıştır.

Değerli arkadaşlar, uzun ve belirsiz aralıklarla toplanan ve aldığı kararlarla uygulama sonuçları cılız bir biçimde kamuoyuna yansıyan, bilim ve teknolojiyle ilgilenenlerin dahi varlığını unuttuğu Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu (BTYK) 2004 yılından itibaren her altı ayda bir düzenli olarak Sayın Başbakanımızın başkanlığında toplanmaya başlamıştır. Üyeleri arasında Başbakanımızın yanı sıra Millî Savunma, Maliye, Millî Eğitim, Sağlık, Tarım ve Köyişleri, Çevre ve Orman, Sanayi ve Ticaret, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanları ile YÖK Başkanı, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarları, TÜBİTAK Başkanları, TAEK Başkanı, TRT Genel Müdürü, TOBB Başkanı ve üniversite temsilcileri yer alır. Ayrıca gerektiğinde diğer bakanlar ile araştırma kuruluşlarının sorumluları ve uzman kişileri de Kurul toplantılarına davet edilirler.

Böylece uzun vadeli bilim ve teknoloji politikalarının belirlenmesinde hükûmete yardımcı olmak, öncelikle ar-ge alanlarını belirlemek, bunlarla ilgili plan ve programları hazırlamak, bu programlar doğrultusunda kamu ar-ge kuruluşlarını görevlendirmek, özel sektörü ar-ge’ye teşvik edici önlemleri belirlemek, araştırmacı insan gücü yetiştirilmesi ve etkin kullanımı için gerekli önlemleri belirlemek, uygulamasını sağlamak, ar-ge merkezlerinin özel kuruluşlarda kurulmasını sağlamak, sektörler ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak amacıyla millî olması gerekli kritik alanlarda çok önemli projeleri tamamlamış ve yeni projeler üzerinde çalışmaları da hızla sürmektedir. Artık dünya standardındaki araştırmaların bir sonucu olarak TÜBİTAK araştırma enstitüleri ve özel sektör kuruluşları şimdi yurt dışına teknoloji ihraç etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gönül, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

AZİZE SİBEL GÖNÜL (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Yani TÜBİTAK sadece araştırmalara destek sağlayan bir kurum, yalnızca bilim ve teknoloji politikaları belirleyen bir oluşum, sadece ar-ge, insan kaynakları geliştiren bir düzen olmayıp bunların tümü ve daha fazlasıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilimin amacı, gerçeği arayıp bulmak ve ortaya koymaktır. Siyasetçinin amacı ise, faydalı olanı göstermek ve yapmaktır. İşte, biz de, bilim ve teknoloji politikalarımızın ana unsuru bilim ve teknolojiyi ekonomik ve toplumsal faydaya dönüştürme yolunda bilime her zaman tüm mekanizmaların lokomotifi yaparak yola devam edeceğimizi bildirir, 2008 yılı bütçemizin ülkemize, kurumumuza hayırlı olmasını diler, yüce heyetinize saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gönül.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Aşkın Asan.

Buyurun Sayın Asan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz yedi dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA AŞKIN ASAN (Ankara) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; yürüttüğümüz bütçe görüşmeleri dâhilinde Türkiye Bilimler Akademisi bütçesiyle ilgili, AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Bilimler Akademisi, kısaca TÜBA, Eylül 1993’te yürürlüğe giren 497 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle kurulmuştur.

TÜBA’nın kuruluş amacı, Türkiye’de tüm bilim alanlarında araştırmaları, bilimci kişiliğini, araştırıcılığı özendirmek; bu alanlarda emeği geçenleri onurlandırmak; gençleri, bilim ve araştırma alanına yöneltmek; Türkiye’deki bilimcilerin ve araştırmacıların toplumsal statülerinin yükseltilmesi ve korunmasına çalışmak; bilim ve araştırma standartlarının uluslararası düzeye çıkarılmasına yardım etmek şeklinde özetlenebilir.

1933 reformuyla Büyük Önder Atatürk, üniversite gençliğini araştırma yaşamına yöneltmek ve onlara bilimde ilerleme yolunu açmak istemişti. Aynı yıl söylediği 10’uncu Yıl Nutku’nda da bu yolda kesin hedefler göstermişti.

Cumhuriyetimizin kuruluşundan günümüze dek bilimi geliştirme, bilim adamı, bilim kadını ya da bilim insanı yetiştirmek için birçok ku-rum ve kuruluş çeşitli programlar ve etkinlikler yürütmektedir. Ancak sıklıkla şu sorularla da karşılaşmaktayız: Niye tüm teknolojik yenilikleri Batı’dan öğreniyoruz? Niye kullandığımız bütün teknik araçlar Batı’dan geliyor? Niye sanayi devrimini kaçırdık? Niye nükleer enerjiden yarar-lanmakta geç kaldık? Niye önemli keşifler yapamıyoruz?

Genellikle bir ülkenin araştırma verimini artıran önemli bir etkenin o ülke insanlarının refah düzeyi olduğunu düşünürüz. Yani, zengin ülkelerde bilimsel araştırmaların daha çok yapıldığı varsayılır. Peki, bu doğru mudur? Acaba kişi başına düşen gelir ile kişi başına düşen bilimsel yayın sayısı arasında doğru bir orantı var mıdır? Birçok araştırma, kişi başına düşen gelir ile kişi başına düşen bilimsel yayın sayısı arasında tam bir orantının olmadığını ve araştırma kültürü gibi başka etkenlerin de araştırma veriminde ve sıklığında rol oynaya-bileceğini ortaya çıkarmıştır ve bu araştırmalardan biri de, bir TÜBA üyesi olan rahmetli Prof. Dr. Erdal İnönü’ye aittir. Kendisini burada saygıyla ve rahmetle anıyorum. Yani, araştırma kültürü çok önemli arkadaşlar.

Peki, araştırma kültüründen kastımız nedir? Bizlerde araştırma kültürü var mıdır? Araştırma kültürüne sahip bireylerde hangi özellikler vardır? Ben size bu özellikleri sıralayayım ve siz de karar verin bizlerde araştırma kültürü var mı, yok mu? Arkadaşlar, araştırma kültürüne sahip bireyler öncelikle meraklıdırlar, yani, doğayı, olayları anlamak isterler. Eleştirel düşünme becerilerine sahiptirler. Nedensellik ilkesine göre ha-reket ederler. Yeni araç, gereç icat etmeye çalışırlar, yaratıcıdırlar. Tüm yaşamlarını araştırma eylemlerine adarlar, girişimcidirler, fikirlerini açıklamaktan korkmazlar. Şimdi siz düşünün: Bizde var mı bu özellik-ler yoksa yok mu? Tabii ki var, ama maalesef kötü eğitim politikaları sayesinde bu özellikler ne yazık ki körelmişlerdir. Eğer Türkiye’de bilim alanındaki gelişmelerin hızlanmasını, bir an önce çağdaş düzeylere varmasını istiyorsak hem araştırma ve geliştirmeye ağırlık vermeliyiz hem de araştırma kültürümüzü canlandıracak eğitim atılımlarını ger-çekleştirmeliyiz. Eğitim burada, arkadaşlar, çok önemli bir faktördür. Bu gerçekten hareketle Hükûmetimiz iktidara geldiği günden itibaren, özellikle ilköğretim ve ortaöğretimi, bilgi yüklemeden ziyade öğrencilere temel beceriler edinme, analiz ve sentez yapabilme, düşünebilme, sorgulama, sağlam bir karakter kazandırma dönemi olarak görmüştür. İktidarımız, ilköğretim ve ortaöğretim kademesindeki müfredatları bu yaklaşımdan hareketle geliştirmiş, değiştirmiştir. Yeni müfredatın sağlıklı uygulanması sonunda çocuklarımız, gözlem yapma, hipotezde bulunma, araştırma yöntemlerini kullanma becerilerini geliştireceklerdir.

Bir ülkede araştırmanın desteklendiğini gösteren, yetenekli kişileri araştırmaya özendiren önemli bir etken de devlete ya da kişilere bağlı araştırma kuruluşlarının varlığıdır. Ülkemizde bu kuruluşların öncülerinden biri de Türkiye Bilimler Akademisidir. Türkiye Bilimler Akademisinin bilgi üretmedeki rolü çok büyüktür arkadaşlar. Akademi, bağımsız ve yetkin danışmanlık görevi kapsamında, bilimsel ve toplumsal konularda özgür ve eleştirel bir tartışma platformu ve kültürü oluşturmaya katkı amacıyla akademi konferansları düzenlemekte, gençleri bilim ve araştırma alanına yöneltmek amacı doğrultusunda genç bilim insanlarına yönelik çeşitli destek faaliyetlerini yürütmektedir. Bilime katkılarından dolayı, ben, Türkiye Bilimler Akademisi üyelerine ve tüm çalışanlarına huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye Bilimler Akademisi son beş yıl içinde hızlı bir gelişme göstermiş, söz gelimi, 2007 yılı bütçe başlangıç ödeneğinde 2006 yılına göre yüzde 35,21 artış olmuştur. Türkiye Bilimler Akademisinin 2008 yılı bütçesi 6 milyon 570 bin YTL olarak öngörülmüştür. Bütçenin çok büyük bir bölümü, burs, destek ve ödül programlarına, bilimsel toplantılara, uluslararası ilişkiler kapsamında bilim insanı değişim ve bilimsel araştırma programlarına harcanmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Asan, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

AŞKIN ASAN (Devamla) – Çok teşekkürler.

2008-2010 yılları bütçe ödenekleri yaklaşık yüzde 5’lik bir artışla desteklenmeye devam edecektir. Bilime yapılan yatırım, milletimize ve milletimizin geleceğine yapılan yatırımdır. Temennim, desteklerin daha sonra yüzde 100 artmasıdır tabii ki.

Ancak, biraz önce de bahsettiğim gibi, çocuklarımızda ve gençlerimizde araştırma kültürünü de geliştirmemiz çok önemlidir. AK Parti İktidarının amacı, her zaman problemleri iyi analiz edip kökünden çözmek olacaktır ve olmuştur.

Konuşmama burada son verirken, 2008 bütçesinin ülkemize hayırlara vesile olmasını diler, hepinize saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Asan.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Necat Birinci.

Buyurunuz Sayın Birinci. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz yedi dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA NECAT BİRİNCİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin önemli bir kültür kurumu olan ve Anayasa’mızın 134’üncü maddesine bağlı olarak 2876 sayılı Yasa’yla Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Kültür Kurumu, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu gibi dört ana kurumu bünyesinde saklayan ve gelişmelerine öncülük eden Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bütçesi üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, sözlerime Türkiye’nin pek çok kurumunda ve yine Türkiye’nin çok seçkin, kültür ve idare adamlarının Atatürk’ün bir vecizesini ne şekilde kullandıklarını ve Atatürk’ün belirtmek istediği anlamı nasıl çarpıttıklarını ifade ederek başlamak istiyorum. Atatürk, daha cumhuriyetin imzası kurumadan İzmir’de İktisat Kongresini topladı ve orada İktisat Kongresinin açılışında yeni kurulan cumhuriyetin özelliklerini anlatırken şu cümleyi itina ile seçerek, bilerek ve geleceğe ışık tutmak üzere dile getirdi: “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli yüksek Türk kültürüdür.”

Değerli dostlar, bugün, bu, daha önce Cumhurbaşkanlığı yapmış, Meclis Başkanlığı yapmış, bakanlık yapmış ve kültür hayatımızda da önemli yer tutmuş şahsiyetler ve önemli ajandalarda Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli “kültürdür” ifadesi şekline getirilmiştir.

Şimdi arkadaşlar, Atatürk nasıl çarpıtılmıştır? Atatürk’ün düşüncesi ne şekle getirilmiştir? Hangi kültür? Biz hangi kültür olduğunu biliyoruz. 1930’lu yılların politikası, Atatürk’e rağmen geliştirilen havza anlayışının, politikasının getirdiği kültürdür. Yani, bir nevi Nevyunanilik akımının ifadesidir. Atatürk’ün “yüksek Türk kültürü” dediğini Türkiye’nin itibarlı insanları “kültür” seviyesine getirmiştir. Şimdi, Atatürk bunu söylemekle sadece yerinde mi kalmış veya bir slogan mı ifade etmiştir? Hayır. Hemen bir sene sonra, 1924’te Türk kültürünü, tarihini, dilini, edebiyatını, bütün sanayisi, güzel sanatlarını, coğrafyasını, etnografyasını araştırmak üzere bir Türkiyat enstitüsünün kurulmasını hükûmete direktif olarak bildirir. Hükûmet, 1924’te çalışmalarını tamamlar ve 1111 sayılı Kararname’yle Türkiyat Enstitüsü kurulur, başına da İstanbul Darülfünunu Edebiyat Fakültesi Profesörü Fuat Köprülü getirilir.

Şimdi, burada niçin böyle bir başlangıç ve zamanımın önemli bir kısmını buna ayırarak bu durumu belirtmek istedim? Bugün bir cümle daha sizinle paylaşmak istiyorum: Atatürk’ün dilinin getirildiği nokta. Atatürk’ün “Gençliğe Hitabe”si, gerçekten edebi sanat olarak icaz kabul edilebilecek bir yapıdadır. Yani, insanı hayrete düşürecek kadar güzellikte olan bir yapı ve sonu şöyle biter: Anlatır yukardan itibaren “Ey Türk gençliği…” ve der ki: “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.” (MHP sıralarından alkışlar)

Geçen sene bir metin okudum, sadeleşmenin ve çözülmenin nereye geldiğini göstermesi bakımından… Şöyle diyordu: “Gereksinim duyduğun güç damarlarındaki soycul kanda vardır.”

Savcıları vazifeye davet ediyorum. Atatürk’ü siz nasıl değiştirirsiniz? Lütfen dikkat ediniz! “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.” Burada “mevcuttur” kelimesini Türkçeden atmanız mümkün değildir, atarsanız Atatürk’ü atarsınız. Buna da kimsenin gücü yetmez. Yeter zanneden, diyenler, Atatürk’ün iradesiyle çelikleşmiş Türkiye Cumhuriyeti’nin sağlam yapısına çarpar ve parçalanır.

Şimdi, ikinci bir özellik: Burada bir sayın hatibimiz Türk Dil Kurumunun kapatıldığını söylediler. Gerçekten Türk Dil Kurumu ve Tarih Kurumunun o dönemin şartları içinde incelenmesi gereken bir sosyolojik yapı içinde ele alalım.

Evet, Türk Dil Kurumu ve Tarih Kurumu zahiren kapandı gibi görülüyor, ama, Atatürk’ün kurduğu kurum ilk defa -kendisi, sağlığında, 1936 senesinde ismini değiştirdi ve Başkanını Millî Eğitim Bakanı yaptı, tabii Başkanı, kendisi fahri Başkanıdır- Millî Eğitim Bakanına bağlı bir kurum hâline getirildi, yani devlete bağlandı.

1949’da, burada, şimdi, yapılan değişikliği size okumak isterim, sizinle paylaşmak isterim. Burada Atatürk’ün Türk Dil Kurumunu, Türkçenin bütün güzelliklerini araştırmak, yayın yapmak… Ama asıl değişiklik 1951’dedir ve ondan sonra Türk Dil Kurumu tamamen yoldan çıkmıştır. Şöyle diyor -Atatürk’ün hazırlattığı tüzükte yer almayan Türk Dil Kurumu- “Başlarında Kıymetli Maarif Vekili bulunan Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumunun her gün yeni hakikat ufukları açan ciddi ve verimli mesaisini takdirle karşılamak istiyorum.” ve akademi istiyor. Ama, 1951’deki tüzük değişikliği…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Birinci, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

NECAT BİRİNCİ (Devamla) – “…Türk Dil Kurumu Türkçeyi devrimci bir anlayışla geliştirecektir.” diyor ve Millî Eğitim Bakanlığının uhdesinden alınıp bir dernek hâline getiriliyor.

Yani, yeni şekliyle, Atatürk Yüksek Kurumu ile yasadaki Türk Dil Kurumuna yönelik madde, tamamen, Atatürk’ün 1932 senesindeki amaç maddesine getirilmiştir, devletin şemsiyesine alınmıştır. Zaten, Atatürk bunu istiyordu ve zaten…

Sayın Bakanım, şeref sizin olsun, bunu akademi olarak yeniden şekillendirme şerefi ve Atatürk’ün mirasına sahip çıkma ve onu Türk Dil Akademisi ve Türk Tarih Akademisi olarak, bu Meclisin şerefi olsun bu ve Atatürk’ün vasiyeti yerine gelsin.

İkincisi, yine önemli bir konuda… Bugün, Atatürk Yüksek Kurumunun yasası yoktur, 2001 senesinden beri yasası yoktur. Bu yasayı da Sayın Bakanım, bu Meclis şekillendirsin ve bu kurumları…

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Birinci.

NECAT BİRİNCİ (Devamla) – …20 milyon kilometrekare içinde meydana gelmiş bir kültürü yeniden Türk nesillerinin istifadesine sunmak üzere çalışan bu kurumların yasasını bu Meclis çıkarsın.

Hepinize saygılar sunarım. (AK Parti ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Birinci.

Sayın milletvekilleri, birleşime on beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati : 19.13

 

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 19.34

BAŞKAN : Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa), Harun TÜFEKCİ (Konya)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2006 yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, altıncı turda yer alan bütçeler üzerinde söz sırası, Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan’a ait.

Buyurunuz Sayın Kaplan.(DTP sıralarından alkışlar)

Söz süreniz on yedi buçuk dakika.

DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Demokratik Toplum Partisi Grubu adına, ağırlıklı olarak Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırmalar Kurumu (TÜBİTAK) üzerinde konuşacağım. Ancak, bu konuya geçmeden önce, Hazine Müsteşarlığıyla ilgili bir iki söz söylemek istiyorum.

 Bizden önceki konuşmacılar, 59’uncu ve 60’ıncı AKP Hükûmeti dönemlerinde ekonominin nasıl iyi duruma geldiğine değindiler. Doğrusu, biz verilere baktığımız zaman, Hazine Müsteşarlığının konuşmasında, kredi notumuz hangi noktaya geldiğimizi ortaya koyuyor. Hazine Müsteşarlığının 2008 mali yılı bütçesi sunuş konuşmasında, 2002’de “B- eksi negatif görünüm” iken kredi notumuz, üç kademe artarak beş yıllık AKP İktidarında, bugün itibarıyla “BB- eksi durağan görünüm” seviyesine yükselmiştir. Şimdi “BB- eksi durağan görünüm” seviyesine yükselen bu kredi notu karşısında, zaten açık veren, hedeflerden sapan, dış şoklara açık bu borç ödeme bütçesinde bir-iki kaleme de ben değinmek istiyorum. Deniliyor ki, Hazine alacaklarının tahakkuk ve tahsilinde 2007 Eylül itibarıyla 2,5 milyar YTL tahsil edilmiş, bunun 1,5 milyar YTL’si TMSF, ( Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonun)’nin batık bankaların mallarını satarak elde ettiği, hazineye dönen para. Peki, şunu sorma hakkımız yok mu muhalefet olarak: Batık bankalardan 40 milyarın üstünde hazineye yük binerken, vatandaşın ödediği vergilerle, bu borç için TMSF kanalıyla yapılan rücu 1,5 milyar devede kulak değil midir? Yani, bunu sorma hakkını kendimizde buluyoruz. Bunu bir başarı hanesi olarak görmemek gerekir.

Yine hazine zararları konusunda, uluslarüstü yargıda, Avrupa Mahkemesinde milyarların üzerinde yine hazinenin ödemiş olduğu tazminatlar var. Bir de, 5233 sayılı Yasa uyarınca, yakılan, yıkılan köylerin, yaşanan düşük yoğunluklu çatışmada zarar gören insanlarımızın zararlarının tazmini komisyonları kuruldu. Peki, bu zararların karşılığında ödenen ve ödenmeye devam eden milyarlarca lira tazminatı hazine nasıl alacak olarak tahsil edecek, sormak istiyoruz. Rücu yasasını çıkardı AK Parti Hükûmeti. “Bu rücu yasasını neden sorumlularına işletmiyor?” diye sorma hakkımız var. Yani, bu ülkede güvenlik güçleri mensubu olan birisi işkence yapacak, o işkence sonucu bağımsız yargı ülkede çalışmayacak, yurttaş Strasbourg’a gidecek, oradan çıkan karar sonrası, 73 milyon yurttaşın cebinden ödenen vergilerden oluşan hazineden bu işkencecinin fiilinin karşılığını hazine ödeyecek; rücu yasasını çıkaracak. AK Parti Hükûmeti bunu işletmeyecek; yani işkence yapanın boğazına sarılmayacak, yani ondan almayacak. Onu almadığınız zaman, AK Partinin politikasında adaletten de bahsetme hakkınız olur mu? Bu hazinenin alacağında her yetimin hakkı var, bunu böyle bileceksiniz. Her ödenen kuruşu yapanın yanına kâr ederseniz, bırakırsanız, bu ülkede “sıfır tolerans işkence” iddianız hayalden öteye gidemez.

Yine, Sayın Devlet Bakanımız açıkladılar, 2007 yılı Ekim ayı sonu itibarıyla tam 5,0 milyar dolar dış finansman sağlanmış. Şimdi, bunların içinde yüzde 50’si enerjiye ayrılmış, bu dışarıdan sağlanan finansmanın -Dünya Bankası veya Avrupa Yatırım Bankası, başka bankalardan- yüzde 30’u ulaştırmaya, yüzde 5’i de tarım sektörüne. Şimdi, bu enerji payında (yüzde 50’nin) bir tek Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali Projesi var. Yani Hasankeyf’i, on iki bin yıllık tarihimizi, geçmişimizi ve sit alanı olan bu güzelim beldemizi sular altında bırakacak, otuz yıllık ekonomik ömrü olan bir projeye feda edeceğiz; İsviçre, Avusturya, Alman bankalarının kredileriyle Hasankeyf’i sular altında bırakacağız.

Biz burada 60’ıncı Hükûmet Programı açıklanırken dedik ki: Yapmayın, Hasankeyf’i sular altında bırakmayın. Er-Rızk Camisi’ni, o güzelim köprüsünü, o binlerce yıllık tarihi Artuklulardan Kürtlere, Türklere kadar gelen, Bizanslılardan ta antik çağlara giden bu güzelim kentin turizmini satarsanız bu barajın 100 katını kazanırsınız.

Başbakan dedi ki: “İdeolojik davranıyorsunuz. Kredileri Avrupa’da kesmeye çalışıyorsunuz.” Evet, kesmeye çalışıyoruz, hem Avrupa’da hem Türkiye’de. Ve Hasankeyf’in sular altında kalmaması için de elimizden geleni yapıyoruz. İtiraf edeyim suç ortaklarımız da var, “Hasankeyf’e Sadakat Treni”ni kaldıran sanatçılar, bilim adamları, aydınlar, gazeteciler, vicdan sahibi olan insanlarımız var. Batıdan da var, Karadeniz’den var, Ege’den var, Akdeniz’den var. Ve suç ortaklarımızın içinde çok güzelim insanlar var. Örneğin, Sezen Aksu bu konsorsiyumlara mektup yazarak, web sitesine koyarak “Bu kredileri göndermeyin. Hasankeyf’i, tarihi, çevreyi, ekolojiyi, bu güzelim diyarı sular altında bırakmayın.” dedi.

İşte, biz hepimiz ideolojik davranıyoruz. Ama, yabancı bankalarla iş birliği yapan AK Parti Hükûmeti yüzde 50 enerji kazanımı için iş birliği yaptığı zaman ideolojik davranmıyor! İdeolojik davranmıyor, çünkü iş birlikçilik yapıyor. Yabancı sermayeyle, IMF’yle, bankalarla iş birliği yapıp bu ülkenin güzelim diyarlarını sular altında bırakmak en büyük kültür soykırımıdır. Bunu, herkes böyle bilmelidir.

Tabii ki, Marmaray Projesi, Ankara-İstanbul Hızlı Tren Projesi, bunlara karşı değiliz, olmalı. Ama, bu kocaman, büyük, devasa projelerin şeffaflığı olmalı, denetimi olmalı, halka açılmalı, halkın bilgisi olmalı. Çünkü, halkın cebinden çıkacak paralarla yaşatılacak bu yatırımlarda halkın bilgisinin olması hakkı var. Karadeniz Sahil Yolu Projesi de sayılıyor, ki Başbakan “Biz tamamladık.” dedi. Bir araştırdık Silopi-Şanlıurfa duble yolunun kredileri -orası tamamlansın diye- ödenekleri oraya aktarılmış. Şimdi, Şanlıurfa-Silopi yolu, Habur’a kadar gidecek İpek Yolu yapılmayacak…

ASIM AYKAN (Trabzon) –Yirmi iki sene bekledi…

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bir şey demiyorum. Karadeniz’e yapılsın, ama Silopi’nin, Şanlıurfa’nın ödeneğini alarak oraya öyle değil. Karadeniz Sahil Yolu da yapılsın, Şanlıurfa’dan Silopi, Habur’a kadar o yol da yapılsın…

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) – O da yapılacak.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Başka yerden bunun ödeneği bulunsun. Bunun ödeneğini bulup, eşit ve adil dağıtacaksınız. Ak olmak o kadar kolay değildir beyler, ben size çok açık söyleyeyim. Ak olmanın bedeli vardır.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – PKK soykırımından söz et, bırakın kültür soykırımını.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Sayın Başkan, değerli üyeler; yine bir kalemden, bir dilimden daha bahsedeceğim. Deniliyor ki “2002 yılından bu yana 1,29 avro…” Avrupa Birliğinden. Hibe tutarı 2007’de 543. 2007-2010 bedeli tam 2,5 milyar avro. Bu 2,5 milyar avroyu alamayan Hükûmet nasıl yatırıma dönüştürecek, bana bunu açıklaması gerekiyor. Gümrük birliğine 1995 yılından beri vergi ödüyoruz, Avrupa Merkez Bankasının hazinesine paralarımız giriyor, tam 1995, bugün 2007. Bizim cebimizden kesilen paralar orada. O paralar bize dönüyor. O paraları alacağız. Avrupalı, babasına bir kuruş değil bir sent bile babasının hayrına vermez. Bunu bir kere biliyoruz biz. O zaman, bizim olan o paraları almak için proje geliştirmemiz gerekiyor. Hani projelerimiz? Proje olmayınca vermiyor Avrupa Yatırım Bankası, vermiyor Avrupa Konseyinin kalkınma fonları, vermiyor proje olmadan. Ama, AK Parti İktidarı, güzelim ülkemizde yoksulluk, işsizlik, sefalet diz boyu iken, Avrupa Birliği müzakere sürecindeki “tarım” başlığının, bölgeler arasında dengenin sağlanması konusunda proje üretecek kapasiteye sahip değil. Kapasite olmayınca da ne yazık ki bu yatırımları alması mümkün değil.

Tabii ki, Hazine Müsteşarlığımız KİT’leri de lütfen almış. KİT mi kaldı Türkiye’de? Yani, sormak istiyorum. Yani, kala kala, Halkbank, Telekom, Petkim kalmış. Sata sata bir şey kalmadı ki! O 40 milyarla teker döndü şimdiye kadar. Yok bundan sonra. Bundan sonra satacak bir limanlar kaldı, kıyılar kaldı, dağlarımız kaldı, ovalarımız kaldı. Eğer, inşallah bunları da satarsınız da, memleketi toptan, biz de, siz de, hepimiz kurtuluruz! Yani bunun bir ölçüsü yok mudur? Yani bu ülkede kamu iktisadi teşebbüslerinin payının yüzde 13 olması, gayrisafi millî hasıla içindeki payının 2,5 oranında olması, bu ülkenin ayıbı değil de nedir? Özelleştirmede bu ülkenin sanayisi, bu ülkenin güvenliği, bu ülkenin hassas kurumları, bu ülkenin kaderi yok mu? Eğer siz enerji politikalarına bu şekilde bakarsanız, gerçekten sorunları çözemezsiniz diyoruz.

Değerli milletvekilleri, TÜBİTAK konusunda gerçekten kapsamlı bir araştırma yapmıştım, ama başlıklarını söyleyeceğim. Her bakanlık sunuşunda komisyonda bir moda: “Ar-ge çalışmalarını yapacağız.” Bu ar-ge nedir? Ar-ge, ar-ge… Ar-ge TÜBİTAK’ın ana konusu. Şimdi, Türkiye’nin bilim, teknoloji politikalarını belirleyen, akademik ar-ge desteği veren, endüstriyel ATG ve yenilikleri destekleyen, özendiren, izleyen, üniversite-sanayi ilişkilerini geliştiren, ar-ge enstitülerini işleten,  geleceğin bilim adamlarını keşfeden ve teşvik eden, bilimsel mükemmelliği teşvik eden, ödüllendiren, uluslararası bilimsel ve teknolojik iş birliklerini organize eden, yürüten, bilimsel yayınlar yapan, rekabet gücünü, refahı sürekli kılmak için toplumun her kesimiyle iş birliği içinde olan, bilim ve teknoloji politikalarını, kültürünü geliştiren, öncü rol oynayan çok önemli bir kuruluşumuz TÜBİTAK bütçesi üzerinde bir iki hassasiyete dikkat çekeceğim.

Bunlardan birincisi, uzay teknolojisinden savunma sanayisine, ulusal akademik ağdan UlakNet Gözlemevine, deprem bilimlerinden ulusal elektronik kriptolara, test analiz laboratuvarlarına kadar özel bir kurum bu. Fiziki güvenliği, özel güvenliği olan ve ülkemizin en önemli savunma sanayisinin kriptolarını, diplomatlarımızın, elçiliklerimizin kriptolarını, bilişimlerini yapan bir sektör.

Şimdi, bu kadar önemsiyoruz, her bakanlıkta da ar-ge var. Ya, bu ar-ge varsa, ar-ge’nin hakkını vermek lazım. Bilim araştırma. Ar-ge bu konuda. Türkiye’de bütçeden ar-ge’ye ayrılan pay -bu kadar önemli ya- 0,79! Şimdi, 60’ıncı Hükûmet Programı’nda pay oranı verilmeden, ama, 2013 yılına kadar ar-ge’yi yüzde 2’ye çekme taahhüdü var. Sayın Bakan son bir konferansta da bunu dile getirdiler. Avrupa Birliği ülkeleri ulusal gelirlerinin yüzde 1,9’unu ar-ge çalışmaları için ayırıyor. e-Avrupa Projesi kapsamında ise Avrupa Birliği ülkeleri bu oranı 2010 yılında yüzde 3’e çıkarmayı hedefliyor. Yani, bizim hedefimiz şu ki, yakın zamanda değil yüzde 2, 2013 hedefi var.

Ar-ge alanı stratejik sektör olarak görülmediği için, bu konuda bilgi olmadığı için… Bilgi olmayınca ilgi de olmuyor, ilgi olmayınca planlama olmuyor, planlama olmayınca proje olmuyor. Bunun sonucu da, stratejik sektör olarak görülüp yeterince desteklenemiyor.

60’ıncı Hükûmet eğer yarınlara dair düşleri biraz dikkatle izlese görecek ki, iletişim teknoloji ve bilgisayar ağları alanındaki gelişmeler gigabitler seviyesinde bağlantı kapasitelerini mümkün hâle getirmiştir. Kablosuz bağlantı sistemleriyle milyonlarca cihaz ve gözlemci sistemlerinden oluşan akıllı ağlar kurulabilecek, bu tür ağlarla, kablosuz bağlantıyla kesintisiz bilgi işlem ve iletişim sağlanabilecek, akıllı evlerden sonra akıllı iş yerleri ve akıllı şehirler gündeme gelecektir. İşte böylesine büyük rüyaların, hedeflerin sahibi olmak için de akıllı bir hükûmete ihtiyaç vardır arkadaşlar.

ABDULKERİM AYDEMİR (Ağrı) – Vardır; akıllı Hükûmet.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Türkiye, son iki yıl değerlendirmelerine göre, sayısal fırsat endeksinde 55’inci sırada, e-devlet hazırlık düzeyinde 60’ıncı sırada yer alıyor. Türkiye, potansiyelinin, iş gücü kalitesinin çok gerilerinde, başlangıç düzeyinde ülkeler kategorisinde kalmaktadır. Bunun nedeni, etkin ve stratejik politikaların ve projelerin olmayışıdır.

Diğer önemli bir konu da, sınai mülkiyet ve fikrî haklar konusunda   ar-ge çalışmalarının merkezileştirilmemesidir. Yine, ar-ge desteği için özel sektöre aktarılan kaynağın kullanımının da yeterince denetlenmediği, özellikle üniversite iş birlikleri, KOBİ çalışmalarının belli bir planlamasının olmadığı görülüyor.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen, sözlerinizi tamamlayınız.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Teşekkür Sayın Başkanım.

İşte, böylesine önemli bir kurumun bilimsel, bağımsız, özerk olması gerekiyor. Ancak AK Parti Hükûmetinin yaptığı ilk işlerden biri, bir defaya mahsus yasasını çıkararak, Başbakana, 13 bilim kurulu üyesi olan bu Kurumun başkan dahil 7 üyesini atama hakkı tanıyarak buna müdahale etmek ve -7 tane yeni yönetici atayarak- siyaseten kendine bağlamak olmuştur. Şimdi, bu konuda Başbakan ve Hükûmet mahkemelik durumdadır. Nasıl mahkemelik durumdadır? Anayasa Mahkemesi iptal etmiştir, idari yargı karar vermiştir ve bu dava devam etmektedir, yürütmenin durdurulması kararı verilmiştir. İşte, mahkemelik duruma getirdiğimiz böylesi önemli bir kurumdan da verim, randıman beklemek o zaman mümkün olmuyor. Eski yöneticilerinin, yeni yöneticilerinin, Başbakanın mahkeme koridorlarında dolaştığı bir durum söz konusudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) - Teşekkür ediyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Demokratik Toplum Partisi Grubu adına söz Diyarbakır Milletvekili Sayın Akın Birdal’ın.

Buyurun Sayın Birdal. (DTP sıralarından alkışlar)

Süreniz on yedi buçuk dakika.

DTP GRUBU ADINA AKIN BİRDAL (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü ile Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığının bütçeleriyle ilgili DTP Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Üzerinde görüş bildireceğim her iki kurum da Anadolu Ajansı gibi en eski ve en köklü iki kurumdur. Her iki kuruma ayrılan ödenek kimilerine göre yeterli, kimilerine göre de az ya da çok olabilir. Bence bu yeterlilik ve yetersizlik, bu kurumların bütçelerine göre değil, işlevlerine göre değerlendirilmelidir. Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü ile Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığının ulusal ve uluslararası platformlardaki verdiği profil önemlidir. Bu da, kurumlardan kiminin ne beklediğine bağlı. Her iki kurum da siyasi iktidarların tercihlerine göre şekillenecek kurumlar olmamalıdır. Tercih ya da politika ne ise çalışanlar da ona göre belirlenecek ve yönlendirilecektir. Kuşkusuz, nasıl tercih edilmişse, çalışanların burada da emeğini saygıyla selamlamak gerekir, ancak her iki kurumun hattının evrensel, özgürlükçü ve demokratik olması kaçınılmazdır.

Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün Türkiye’nin tanıtımına yönelik çalışmaları içerisinde öncelikle belirtilmesi gereken “Türkiye” adlı yayının toplam sekiz dilde; Türkçe, İngilizce, Almanca, Fransızca, Rusça, Japonca, İspanyolca ve Arapça baskısı yapılmıştır.

Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 1’inci maddesinde şöyle denilmektedir: “Bu Kanun Hükmünde Kararname’nin amacı, ilgili makamlar ve kamuoyuna zamanında ve doğru, tanıtıcı, aydınlatıcı bilgi akışını sağlamak ve tanıtma, aydınlatma faaliyetlerine katılmak için Başbakana bağlı Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün kurulmasına, teşkilat ve görevlerine dair esasları düzenlemektir.”

Yine, aynı kararnamenin 2’nci maddesinin (b) bendinde “Kamuoyunun ve ilgili makamların zamanında ve doğru bilgilerle aydınlatılmasını ve bu faaliyetler için gerekli aydınlatıcı ve tanıtıcı bilgi akımını sağlamak…” ifadesi de yer almakta.

Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün resmî İnternet sitesinde yayınlanan ve Türkiye’yi dünyaya tanıtan 2007 Almanağı’nda Güneydoğu Anadolu Bölgesi’yle ilgili olarak deniliyor ki: “Bölgenin kaderini değiştiren Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kapsamında bazı ovalarda sulu tarıma geçilmiş ve sanayi bitkileri ekimine hız verilmiştir.” “Bazı ovalarda…” Ne kadar yuvarlak bir laf! Ne kadar belirsiz bir anlatım! Bunun açıkça ifade edilmesi gerekmez mi? Yani, dosdoğru rakamlarla söylersek, sulanabilir tarım arazilerinin yalnızca yüzde 14’ü değil midir sulu tarıma geçilen yerler? Üstelik, bu proje bölgenin kaderini nasıl değiştirmiştir? Yıllardır tamamlanmayan bir proje bölgenin kaderini nasıl değiştirmiş olabilir? Bu sorunun da yanıtlanması gerekmez mi?

Yine, aynı almanağ’ın “I” (Bir) başlıklı bölümünde denilmektedir ki: “Türkiye’nin resmî dili Türkçedir ve nüfusunun yüzde 90’ı Türkçe konuşmaktadır.” Bunun ölçeği nedir? Neye göre bir ölçüm yapılmıştır da, bu ölçümün sonucunda nüfusun yüzde 90’ının Türkçe konuştuğu sonucu çıkarılmıştır? Hadi, diyelim ki, bu rakam net ve doğru bir rakamdır. Bu durumda da geriye kalan yüzde 10’un hangi dil ya da dilleri konuşmakta olduğu sorusunun yanıtlanması gerekmez mi?

Oysa, Diyarbakır’ın, son yıllarda çatışmalı sürecin etkisiyle de köyden kente aldığı yoğun göçler nedeniyle, sosyal dokusuna ilişkin 2006 yılında yaptırılan anket çalışması ve buna ilişkin kitapçıkta görüleceği üzere, toplumun, günlük dilde yüzde 72’sinin Kürtçe konuştuğu, yüzde 24’ünün Türkçe konuştuğu, yüzde 4’ünün diğer diller ( Süryanice yüzde 3, Arapça yüzde 1 ) olduğudur. Yine, bu kitapçıkta, konuştuğu dil ile okuma yazma bilmeyenlerin oranı da yüzde 69’dur. Yani, belediye hizmetlerinin götürülmesinde vazgeçilmez araç olan yerel dillerin kullanılması ve hizmet zenginliğinin sağlanması zaruret oluşturmaktadır. Toplumun yönetime katılımını sağlamanın yegâne yolu da budur. Şimdi, nerede kaldı ilgili makamlara ve kamuoyuna zamanında ve doğru, tanıtıcı, aydınlatıcı bilgi akışının sağlanması? Bir kurum ki kendi yasasıyla çelişki içerisindedir. Elbette, burada, yerel hizmetlerin hedefine ulaşabilmesi, anlaşılabilmesi için çok dilli belediyecilik anlayışını öne çıkaran Diyarbakır Sur Belediyesi Başkanı Sayın Abdullah Demirbaş’ın başına gelenleri de anımsamadan geçemeyiz. Sayın Demirbaş ve Belediye Meclisi, hizmetlerin yerine ulaşabilmesi ve tanıtımı için Türkçe, Kürtçe, Ermenice ve Süryanice dilleriyle basılan broşürler nedeniyle açığa alınmışlar ve haklarında da dört dava açılmış ve davalar da sürmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2004 yılında 5187 sayılı Yasa ile kabul edilen Basın Yasası’nın 3’üncü maddesinde “Basın özgürdür.” diyor. Ayrıca, ilgili 5187 sayılı Basın Kanunu’nun, basın özgürlüğünün çerçevesini çizen 3’üncü maddesi şu şekilde tarif edilmiş; “Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir. Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir topulumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlakının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir.” diyor. Şimdi, bu alandaki  kısıtlamalar, bu tür hakların kullanılmasını neredeyse olanaksız hâle getiriyor. Altıncı ve yedinci uyum paketleriyle birlikte, Anayasa “Değişik dil ve lehçelerde kamusal yayın yapabilir.” ifadesini içerecek biçimde değiştirilmişti. Bununla birlikte, Kürtçe yayın yapan radyoların ya da televizyonların sürelerinin ya da nasıl kullanıldığının… Erken saatte, işte, dostlar alışverişte görsün şeklinde düzenlemeler, o farklı dillerin ya da kültürlerin varlığını kabul etmek anlamına gelmez.

Şimdi, basının özgür olduğu savının karşılığına bir bakalım. Bu sav, bir yanıyla doğru. Ezilenlerden, emekçilerden, ötekilerden, farklı olanlardan yana bir vicdan, onlar adına denetleyici olma gibi bir sorunu yoksa zaten, özgürlük gibi de bir sorunu yoktur o basının. Sorun, muhalif basının ve muhalif gazetecilerin özgür olup olmamasındadır.

Şimdi, bir anekdot anlatayım bu kadar günün yoğunluğu sırasında. Aziz Nesin, uluslararası bir konferansa katılıyor, kongreye. Her çıkan konuşmacı, kendi ülkesindeki baskıcı, yasakçı, diktatöryal sistemden söz ediyor ve tabii, az sonra, Aziz Nesin de söz alıyor. Aziz Nesin de aynı şekilde, onlardan geri kalmadan, o da kendi ülkesindeki baskı, yasaklara ve oligarşik yapıya eleştiri getiriyor. Ara verildikten sonra, Neruda soruyor: “Üstat, sen nasıl böyle konuştun?” diyor. “Ee, siz nasıl konuştuysanız ben de öyle konuştum.” diyor. Neruda “Ama, biz hepimiz sürgünüz, şimdi siz ülkenize dönmeyecek misiniz?” diyor. “Evet, döneceğim ama bizim ülkede demokrasi var.” diyor.

Evet, bizim ülkede demokrasi var, özgürlük var, her şeyi istediğiniz gibi konuşabilirsiniz, tek şartla, bedelini ödemeyi göze alırsanız, işkenceleri göze alırsanız, cezaevlerini göze alırsanız.

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – Sıfır işkence. Sıfır işkence.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Ne işkencesi?

AKIN BİRDAL (Devamla) – Evet, bakın, şimdi, sizin yine, gazeteleriniz, siyasiler, şunu açıklıyor: Polis Vazife ve Selahiyetleri Yasası çıkarıldıktan sonra, 3 kişinin işkenceyle öldürüldüğüne dair, 36 kişinin de işkence gördüğüne dair rapor açıklanmıştır. Gerçekleri böyle yadsıyarak olmaz.

Şimdi bakın, izninizle size bir şey söyleyeyim; Üç gün sonra, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin kabul edilişinin, Birleşmiş Milletlerce kabul ve ilan edilişinin 60’ıncı yılına giriyoruz, 10 Aralık günü. Ve ben dilerdim ki aslında, bu bütçe ortak görüşmeleri yapan arkadaşlarımız, 10 Aralık günü Türkiye Büyük Millet Meclisinde Dünya İnsan Hakları Günü nedeniyle genel bir görüş açabilselerdi ve Türkiye’nin insan hakları fotoğrafını birlikte çekebilseydik ve sonra da ne yapabileceğimize birlikte karar verseydik. Yani, bu ayıp değil. Bence bir sorunu tespit ederiz birlikte ve birlikte de nasıl gidereceğimizi kararlaştırırız ve bu Meclisin yüce iradesi buna muktedirdir. O nedenle, lütfen… Böyle, var olan olguları reddederek sorunları çözemeyiz.

Değerli arkadaşlar, baskıcı ve yasakçı bir tutum kendini en çok basın-yayında göstermektedir. Muhalif basın-yayın kuruluşlarına yönelik yoğunlaşan açık sansür uygulamaları da bu kapsamda ele alınmalıdır. Sansür hiçbir hukuki kuralla örtüşmeyecek bir şekilde uygulanıyor. Peş peşe gazetelerin yayınları durduruluyor, gazeteler kapatılıyor, insanlar haber alma özgürlüğünden yoksun bırakılıyor. Basın ve düşünce özgürlüğü demokrasilerin olmazsa olmazıdır. Türkiye’de basın-yayın kuruluşlarına yönelik geliştirilen saldırılar ve devreye konulan uygulamalar ise demokrasinin büyük yaralar aldığını gösteriyor.

Bakın, sadece Ağustos 2006’dan 2007’ye kadarki dönemde yedi gazetenin yayını toplam on yedi kez durduruluyor. Gazetelerin en sık kapatıldığı ay ise Mart 2007, Ekim 2007, Kasım 2007. Mart 2007’de dört gazete kapatıldı, Ekim 2007’de üç gazete, Kasım 2007’de de dört gazete kapatıldı. Bundan bilginiz var mı? Bu durum da sansürün ve antidemokratik uygulamanın ulaştığı düzeyi net bir şekilde ortaya koyuyor. Şimdi, bakın, bu konudaki bilançoyu vereyim ben size: 19 Ocak 2007’de yayın hayatına başlayan Gündem gazetesinin yayını altı kez durduruldu. 19 Mart 2007’de yayına başlayan Güncel gazetesinin yayını üç kez durduruldu. Güncel gazetesi ikinci kez 17 Temmuz 2007’de on iki gün süreyle kapatıldı. İki kez kapatılan Güncel gazetesi 17 Ekimde tekrar yayına başladı. Gazete, aynı gün içinde bir hukuk skandalına imza atan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince de yeniden kapatıldı. Mahkeme, kapatma kararını, tüm haber başlıklarında örgüt propagandası yapıldığı ve diğer gazetelerin devamı olduğu gibi anlaşılmayan ve somut olmayan bir gerekçeye dayandırdı.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Yaşam da yine diğer gazete. Bakın, orada da aynı gün İstanbul Emniyet Güvenlik Şube Müdürlüğünce toplanma talimatı veriliyor, daha gazeteler yayına, dağıtıma çıkarılmadan, basıldığı yerde el konuluyor.

Gerçek Demokrasi gazetesi kapatılıyor. Peş peşe gazetelerin kapatıldığı 2007’de Gerçek Demokrasi de kapatılıyor. 17 Kasımda tekrar yayına başlayan Gerçek Demokrasi gazetesi, 21 Kasım 2007 tarihinde yine kapatılıyor.

Şimdi, haftalık yayın yapan Yedinci Gün gazetesi kapatılıyor. 15 Ağustos 2006’da yayına başlayan ve Türkiye’de Kürtçe yayın yapan tek günlük gazete olan Azadiya Welat gazetesinin de bir kez yayını durduruldu. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi, 23 Mart 2007’de, Azadiya Welat gazetesine, örgüt propagandası gerekçesiyle yirmi gün yayını durdurma cezası verdi. Şimdi, dağıtımı ve satışı serbest iken bu Azadiya Welat gazetesinin, şu anda cezaevlerine alınmamakta, daha önceden alınmış olanlar da yine infaz koruma görevlilerince toplatılmaktadır.

“Ülkede Özgür Gündem gazetesine rekor dava ve kapatma cezası...”  1 Mart 2004-16 Kasım 2006 tarihleri arasında yayın yapan Ülkede Özgür Gündem gazetesinin sahibi ile sorumlu yazı işleri müdürleri, bazı yazar ve muhabirleri hakkında çeşitli gerekçelerle 600’ün üzerinde dava açılmış. Gazetenin 17 sayısı hakkında toplatma kararı verilmiş. Mahkûmiyetle sonuçlanan 106 davada toplam 464.694 YTL para ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Hasan Bayar’a da on beş yıl on bir ay on gün hapis cezası verilmiş. Bu devam ediyor arkadaşlar.

Şimdi, kimi yöneticiler “Düşüncelerinden ötürü cezaevinde kimse yoktur.” diyorlar. Daha ben bugün yine Düşünce Özgürlüğü Girişimi’yle görüştüm. Düşünce Özgürlüğü Girişimi’nin son raporunda, 23 gazeteci ve yazarın tutuklu olduğu ve davalarının sürdüğü belirtiliyor. 23 kişinin adları bizde mevcuttur, dilerlerse arkadaşların kendilerine sunarız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, Hükûmetin yasalaştırmayı tasarladığı 5510 sayılı sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası tasarısı, 212 sayılı Yasa uyarınca çalıştırılan basın emekçilerine tanınan fiilî hizmet zammı indirimi ya da diğer adıyla yıpranma hakkı uygulaması hakkı gasp edilmek istenmektedir. Yaklaşık dört yıl çalışıp bir yıl yıpranma payı kaldırılmak istenmektedir, ki, beş yıl önce de basın emekçilerinin ulaşım ve iletişim giderlerinin indirimlerinden yararlanma olanakları da biliyorsunuz kaldırılmıştır. Umuyor ve diyorum ki, 23’üncü Dönem Parlamentoda, özgür gazeteciliğin, iletişim ve haberleşmenin kanallarını açacağı unutulmamalıdır ve Sayın Bakanlıkça, bunun dikkate alınarak, bunun giderilmesini diliyoruz.

Değerli arkadaşlar, bir de bölgedeki gazetecilik zordur. Bölgemizde -başta Diyarbakır ve diğer iller de olmak üzere- basın, Batı bölgelerindekilere oranla daha düşük ücretle çalışmaktadırlar, tehdit altındadırlar. Bakın, daha geçtiğimiz günlerde, Beytüşşebap ilçesinde görev yapan Doğan Haber Ajansı muhabiri Emin Bal, izlediği bir haberi ihbar etmediği için güvenlik güçlerine, hakkında dava açılmış. Yani, gazeteciden muhbir olması isteniliyor. Sen gazeteci olarak izleyeceksin, toplumun bilgi edinme ve haber alma hakkını dürüstçe kullanmaya çalışacaksın, ama, orada olup bitenleri de güvenlik güçlerine bildireceksin, bakın böyle oluyor diye ve şimdi, bu Emin Bal’ın, bunu bildirmediği gerekçesiyle hakkında dava açılmıştır.

Şimdi, bölgedeki meslek örgütleri, ülkenin ilgili kamu kuruluşlarıyla meslek örgütlerinin (Basın İlan Kurumu, Gazeteciler Federasyonu, Gazeteciler Cemiyeti gibi) taşra örgütlerine sağladığı fonlardan bugüne kadar yararlandırılamamıştır.

Basın mensuplarının ciddi eğitim sorunu var bölgede. Örneğin, tüm dünyanın dikkatle izlediği bir bölgede basın çalışanlarının dil eğitimine şiddetle gereksinmeleri var. Bazı kamu kurum ve kuruluşları, basın - yayın organları arasındaki kimi haberlerde akreditasyon uygulaması yapılmaktadır. Bunun da ne zaman, nerede… Böyle bir ayrılıkçı ya da ayrımcı yol izlendiği bilinmektedir.

Şimdi, bölgedeki basın mensuplarının birçok bölümü sendikasız ve sigortasız çalıştırılmaktadır. Sigortaları ödense bile, birçok gazetecinin fazla mesai, yıllık izin gibi ücretleri işveren tarafından göz ardı edilmektedir.

Şimdi, ben biraz daha hızlandırayım, zamanımın da darlığını dikkate alarak. Basın Kartı Yönetmeliği… Şimdi, bu, Basın - Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünce verilmektedir. Hangi ülkede ya da üyesi olmak istediğimiz ülkede basın kartı bir resmî kurumca verilmektedir? Yani, kimin gazeteci olup olmayacağına devletin kendisi mi karar verecektir? Böyle bir özgür gazetecilik ortamı yaratabilir miyiz ya da toplumun bilgi edinme, haber alma hakkı özgür ve serbestçe kullanılabilir mi? Hayır. Ayrıca, o basın kartının üzerinde, Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü yazmaktadır. Örneğin, ben gazeteci arkadaşlardan öğreniyorum, arkadaşlar yurt dışına çıkışta ya da girişte, yabancı yerlerde -Avrupa Birliğine umarım gireriz de, giriş - çıkışlardaki bu sıkıntılardan da kurtuluruz- gazeteci arkadaşlara kuşkuyla bakılıyor ve birçok zorluk çıkarılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Birdal, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

AKIN BİRDAL (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

O nedenle, bu basın kartı ya meslek örgütleriyle verilmeli ya da çalışanların sendikalaşması, Sayın Bakanlıkça bir yükümlülük hâline getirilip, sendikasız bir basın emekçisi çalıştırılamayacağı konusunda bir kararla, bunların örgütlenmesi sağlanmalıdır.

Şimdi, Anadolu Ajansı, ANKA ve Cumhuriyet gazetesinin dışında hiçbir sendika yok. Sendikasız olunca da, elbette ki, işte geçtiğimiz günlerde arkadaşlar böyle bir hakkı kullanmak isteyince kapı dışarı edildiler ve atıldılar.

Şimdi, tabii, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu, Anayasa’nın 140’ncı maddesi… Ona da değinecektim, ama, şu kadarını söyleyeyim, Sayın Başkan izninizle de… Arkadaşlar, şimdi, Atatürk’ün vasiyetlerinden anlatıyoruz ve onları koruduğumuzu… Sahip çıkıyoruz. Bu doğru değildir. Bakın, Atatürk’ün gerçekten kurduğu, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Halk Evleri. Halk Evlerini kapattık ve işlevsiz hâle getirdik ve sonradan, yeniden arkadaşlar demokratik haklarını kullandılar. Ya ikisini? Devletin vesayeti altına bağladık ve şimdi o vesayet altında da bir Tarih Kurumunun Başkanı kalkıp çıkıyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AKIN BİRDAL (Devamla) - …bilim insanı, tarihin gerçeklerini çarpıtıyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Birdal.

AKIN BİRDAL (Devamla) – Şimdi, böyle bir Tarih Kurumu, devletin vesayeti altında olamaz. O nedenle, Sayın Bakanlıktan rica ediyorum,bunu demokratik bir yapıya kavuştursunlar.

Ayrıca, Sayın Bakanın Plan ve Bütçe Komisyonundaki, dilin özleşmesi konusundaki gösterdiği hassasiyet için de teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Birdal.

AKIN BİRDAL (Devamla) – Gerçekten dilin özleşmesi konusunda bu çelişkilerden kurtulmalıyız.

Tarım ve Köyişleri Bakanımız…

BAŞKAN – Sayın Birdal.

AKIN BİRDAL (Devamla) – Bitiriyorum efendim, bir dakika daha rica ediyorum.

Arkadaşlar, Tarım ve Köyişleri Bakanının arkasında Ziraat İşleri Genel Müdürlüğü, orada Su Ürünleri Genel Müdürlüğü, burada Toprak Mahsulleri Ofisi…

BAŞKAN – Sayın Birdal, lütfen…

AKIN BİRDAL (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

Bilim insanı… Bugün çok güzel, artık bunlar kabulleniliyor. Bilim adamı yok, bilim insanı ve insanoğlu değil insanlık evladı var.

BAŞKAN – Sayın Birdal, lütfen.

AKIN BİRDAL (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Birdal.

Şansı adına, lehte Erzurum Milletvekili Sayın Muzaffer Gülyurt.

Buyurunuz Sayın Gülyurt. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MUZAFFER GÜLYURT (Erzurum) – Sayın Başkan, yüce Meclisimizin saygıdeğer üyeleri; Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığının 2008 mali yılı bütçesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bilgi temelli ve bilgiye dayanan, teknolojik yeniliklere sahip ekonomisi olan toplumlar çağımızın en gelişmiş toplumlarıdır. Gelişmiş toplumlarla rekabet edebilmek, insanlarımızın refahını artırmak, sürdürülebilir ekonomik büyüme ve kalkınma sağlamak, sosyal, ekonomik sorunlara etkin ve verimli çözümler getirebilmek için bilgiyi, bilim ve teknolojiyi üretmek, kullanmak ve topluma yaygınlaştırmak gerekmektedir.

Bir milletin ayakta kalması, uluslararası rekabette geri kalmaması millî gücünün büyüklüğüne bağlıdır. Millî gücün ilk unsuru insandır. İnsanını yaşatan, yücelten devlet yaşar ve yücelir. Millî gücü oluşturan diğer unsurlar ise ekonomik güçtür, teknolojik güçtür ve askerî güçtür. Teknolojik güç, diğer güçlerin de gelişmesini sağlamaktadır.

Son beş yılda siyasi ve ekonomik istikrara kavuşan ülkemizde bilim ve teknolojik gelişmelerde de Hükûmetimizin aldığı kararlarla bir sıçrama yaşanmaktadır. Bu doğrultuda, TÜBİTAK, kendisine verilmiş görevlerini yerine getirmede çok önemli adımlar atmaktadır. Bir yandan ar-ge faaliyetlerini artıran TÜBİTAK, diğer yandan da Hükûmetimizin TARAL, yani “Türkiye Araştırma Alanı” adı altında Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulunda aldığı kararlar doğrultusunda destek programları yürütmektedir. Bu destek programlar nelerdir? Bilim İnsanı Yetiştirme ve Geliştirme Destek Programı, Savunma ve Uzay Teknolojileri ve Sanayi Alanında Ar-Ge Destek Programları gibi programlar uygulanmaktadır. Sadece bu programlar için 2008 yılında 450 milyon YTL kaynak sağlanmış bulunmaktadır.

Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu, Sayın Başbakanımız tarafından çok yakın bir ilgi ve destek görmektedir. Kurulduğu 1983’ten 2004 yılına kadar geçen yirmi yıl içerisinde en az 40 kere toplanması gereken Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu sadece 9 kere toplanabilmiştir. Ancak iktidara geldiğimizden bugüne kadar Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu yılda 2 kere toplanmaya başlamıştır. Böylece son dört yılda ülkemizde bilim ve teknoloji alanında hiç de tesadüfi olmayan büyük mesafeler katedilmiştir.  

Stratejik bir yaklaşımla belirlediğimiz politikaları hayata geçirecek uygulama planıyla yola çıkılmıştır. Bu amaçla, üniversitelerimize akademik ar-ge desteği büyük oranda artırılmıştır. 2000-2003 yılları arasında 69 üniversitede 1.668 projeye 30,2 milyon YTL bütçe desteği verilirken, 2004-2007 yılları arasında 83 üniversiteden 4.084 projeye 570,1 milyon YTL bütçe desteği sağlanmıştır. Tam 20 kata yakın bir artış Hükûmetimizce verilmiştir.

Ar-ge harcamalarındaki artış oranında Türkiye, Çin ile birlikte dünyada birinci sıradadır. TÜBİTAK, sadece üniversitelerdeki bilimsel ar-ge çalışmalarına destek vermiyor, aynı zamanda, gelişmekte olan ekonomimizde girişimciliği ve istihdamı sağlama konusunda tekno girişim, yani Teknoloji ve Yenilik Odaklı Girişimleri Destekleme Programı’nı da başlatmış bulunmaktadır. Sanayimizin temel yapı taşlarını oluşturan KOBİ’lerimize yönelik, kamu kurumlarımızla beraber, Avrupa Birliği destekleri bilgilendirme toplantıları, proje hazırlama ve eğitim çalışmaları da yapılmaktadır.

Gayrisafi millî hasıladan ar-ge’ye ayrılan destek 2002 yılında binde 6,7 iken, 2005’te binde 8’e çıkarılmıştır. 2013 yılındaki hedefimiz yüzde 2’ye yükselmektir. Bu amaçla, Ar-Ge Faaliyetlerini Teşvike Yönelik Kanun Tasarısı Bakanlar Kurulumuzca kabul edilmiş ve Meclisimize gönderilmek üzere çalışmalar sürdürülmüş bulunmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

MUZAFFER GÜLYURT (Devamla) – Bilim insanı yetiştirme konusundaki 2000 yılı hedefimiz ise 40 bindir. Ülkemiz, bilim insanlarımız için bir cazibe merkezi olacaktır. Bu konu stratejik bir bakış açısıyla ele alınmaktadır. 2000 yılında 89 milyon YTL tutarında bir bütçeye sahip olan TÜBİTAK,  bugün, 2005 yılından itibaren iyi bir bütçe artışıyla desteklenmiş ve 2008 yılı bütçesinde de 1 milyar 5 milyon 923 bin YTL ile büyük bir artış sağlanmış bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bugüne kadarki başarılı çalışmalarından dolayı TÜBİTAK Başkanı ve tüm yöneticileri ile çalışanlarını kutluyorum. 2008 yılında onlara ayrılmış olan bu ödeneğin ilgili kurum tarafından en verimli şekilde kullanılması ve başarılarının artarak devam etmesini diliyorum.

2008 yılı bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını temenni ediyor, yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Gülyurt.

Hükûmet adına Devlet Bakanı Sayın Mehmet Aydın. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Sayın Aydın, söz süreniz on yedi buçuk dakikadır.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Genelde bir prensip vardır, cevabın her zaman sorudan daha uzun olması lazım, daha çok zamana ihtiyacı vardır denir. Şimdi, hepiniz gördünüz ki -bunun için de teşekkür ediyorum- bugün öğleden sonraki toplantımızın zamanının büyük bir kısmı, genelde Bakan olarak sorumlu olduğum kurumlara, ama özelde TÜBİTAK’a ayrılmış oldu. Yüz otuz dakika civarında bir konuşma oldu, bunun en azından yüz dakikası, bir buçuk saatten fazlası TÜBİTAK’la ilgiliydi. Dolayısıyla, ben, burada bunu bir bakıma söylemek durumundayım, eğer bazı arkadaşlarımın eleştirilerine, söylediklerine cevap veremezsem veyahut da onu dikkate almak imkânı bulmazsam kusura bakmasınlar, çünkü, dediğim gibi, buna zaman yetişmeyecek.

Ancak, genel olarak ben, bir şeyi dikkatinize sunmak istiyorum: Konuşmalarımız, söylemlerimiz, çok kere üç ana dil grubundan oluşur. Buna mantıkta “önermeler” deniliyor. Bunlar ya bilimsel önermelerdir, birtakım verilere dayanırsınız, güvenilir bilgiye dayanırsınız. İşte, bugün hava yağışlıdır veyahut da falan uzun boyludur, kısa boyludur… Bunlar ampirik önermelerdir. “Doğru mu, yanlış mı?” sorusu ampirik olarak ortaya konur. Bir de mantık önermeleri vardır, “bekâr, evlenmemiş insandır” gibi. Bunun için dış dünyaya gidip bir bekâr aramaya gerek yok, zaten önermenin manası kavramın içindedir. Bir de, bazı cümleler vardır ki, bunlar, daha çok duygusal cümlelerdir. Bu cümleler, aslında, hakkında oldukları konuyla ilgili bir şey söylemezler, daha çok konuşanın iç dünyasını anlatır. Konuşanın iç dünyası sorunlu olur, sorunsuz olur. Yani hissî konuşmalar, kişinin kendisini anlattığı konuşmalardır, nesnel, objektif dünyayı anlatan konuşmalar değil. Onun için buradaki o hissî konuşmaları da bir tarafa bırakacağım. Çünkü o zaman doğrudan doğruya “ad hominem” derler ya, kişiye yönelik bir konuşma yapmam lazım, onun da yeri ve zamanı burası değil.

Şimdi, ben biraz rakamlardan bahsedecektim ama özellikle iki arkadaşım Sayın Gülyurt ve Sayın Gönül bu rakamları kısmen, tamamı olmasa bile kısmen dile getirdiler. O bakımdan ben biraz hızlı gitmek ve bazı önemli bulduğum konulara dokunmak için o rakamları tekrar etmek istemiyorum. Ama yine de Osman Bey’in eleştirisine bir cevap olsun diye birkaç şey söyleyeyim. Çünkü kendi konuşmasını yaptıktan sonra Değerli Arkadaşımız, teşekkür ediyorum kendisine, oraya kadar geldi, dedi ki: “Aslında ben TÜBİTAK’ın yaptığı önemli şeylerden de bahsedecektim ama vakit kalmadı.” dedi. “Yani benim söylememden TÜBİTAK hiçbir şey yapmadı gibi bir sonuç çıkmamalı.” dedi. Gerçi ben olsaydım önce iyi haberi verirdim. Çünkü usul de öyledir zaten. Önce iyi haberi verip sonra belki eleştiriyi yapmak daha iyi olurdu. Ama yine de teşekkür ediyorum.

OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) – Eleştiriye zaman kalmazdı o zaman.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar…

OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) – İyiyi yapabilmek için eleştirmek lazım.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) – Yani bir defa, mesela, arkadaşlarımızın -isim vermeden, çünkü vakit kazanmak istiyorum- TÜBİTAK sürekli olumsuzlar içinde yürüyor… Sosyal ve beşerî bilimler konusuna temas edildi. Ayrıca mesela bunun TÜBA’ya verilmesinin daha yararlı olacağı öne sürüldü. Bunların hepsi üzerinde durulacak konular. Yani bunlar eleştiri deyince mutlaka yıkıcı bir eleştiri anlamında lütfen alınmasın ama şu kadarını söyleyeyim: İlk defa bu dönemde, bizim dönemimizde sosyal ve beşerî bilimler hak ettiği yeri alma istikametinde yola koyuldular. Aldılar demiyorum. İşin daha başındayız. Ama genel olarak TÜBİTAK dediğimiz zaman akla fen bilimleri geliyor, temel bilimler geliyor. Bunun yanlış bir tarafı yok. Ama Türkiye, sosyal bilimleri, beşerî bilimleri daha fazla ihmal etme lüksüne sahip değildir. Çünkü bunlar -ikisi- bir parçanın bütünü gibidirler. Sosyal bilimler ile fen bilimleri, temel bilimler arasında çok önemli organik bağlar vardır. Bilim sadece bize dünyayı tanıtmıyor, bilim sadece bize teknolojik imkânları hazırlamıyor; bilim, aynı zamanda, bizim, bilimsel bir kafaya sahip olmamızı, rasyonel düşünmemizi de temin eden, sağlayan bir araç oluyor, bir temel kaynak oluyor.

Bütün ömrünü üniversitede geçirmiş bir arkadaşınız olarak, bana sorarsanız, bugün, Türkiye’nin en önemli problemlerinden biri -birçok problemimiz var, ekonomi vesaire- ama en önemli problemlerinden biri, bilimsel zihniyette ve makul düşüncede arzu ettiğimiz düzeye çıkamamış olmamızdır. Eğer gerçekten bu konuda mesafe almış olsaydık, Meclis dâhil, her yerde büyük bir zaman tasarrufuna giderdik. O zaman - tekrar ediyorum -  elimizde kesin belge olmadan konuşmazdık, “A” hakkında konuşmak için söz alıp da “C” konusunda yarım saat konuşma gibi vakit kaybına uğramazdık. Onun için, bizim şu anda Hükûmet olarak ve aynı zamanda kurumlardan sorumlu bir Bakan olarak en büyük amacımız, arzumuz, rüyamız, hayalimiz, vizyonumuz, gelecek kuşakların bizden daha fazla bilimsel zihniyete ve rasyonel düşünceye sahip olma niteliğini kazanmasıdır. O zaman, pek çok şey hâlledilir. Çünkü, neticede, mademki hepimizin inandığı bir gerçek vardır, hayatta en hakiki mürşit ilimdir; o hâlde, siyaset dâhil, birbirimizi eleştirmemiz dâhil, her şeyi bilime ve tefekküre ve onların onurlu irşadına göre yapmak durumundayız.

Şimdi, esasında, çok önemli mesafeler alındı, ama tekrar ediyorum, yenidir ve bu konuda TÜBA’yı da sonuna kadar destekleyeceğiz. Çünkü, Batı’nın içindeyiz biz ve Avrupa Birliğinde yer almaya çalışıyoruz. Dolayısıyla TÜBİTAK’ta sosyal ve beşerî ilimler alanı var diye bunun TUBA’da zengin bir  biçimde olmaması gerekir şeklinde bir düşünce zaten yok. Aslında bunların her biri için, sosyoloji için, psikoloji için, sosyal psikoloji için, antropoloji için, kültür antropolojisi için ayrı ayrı kurumlarımızın olması lazım ve bu kurumlarımız bir demokratik hava içinde, atmosfer içinde çalışmalarını yürütmek zorundadır. Bilime özgürlük tanımayan, bilimsel zihniyete özgürlük tanımayan bir ülkenin ekonomide de geleceği söz konusu olamaz, ekonomide de başarılı olması mümkün değil. (AK Parti sıralarından alkışlar)  Bilim her türlü kalkınmanın, her türlü terakkinin ve tekamülün ana kaynağıdır, ana motorudur. O bakımdan, biz, derin demokrasi derken Hükûmet olarak, sadece bunu bir politik gerçeklik olarak, siyasi realite olarak söylemiyoruz, demokrasinin derinleşmesi gerekir diyoruz. Demokrasinin derinleşmesi iki türlü olur, birincisi zihnimizde, gönlümüzde, kalbimizde demokratik değerlerin oturması, yerleşmesi, ikincisi, demokratik  değerlerin bütün kurumlarda güçlü bir biçimde işlevsel olması, fonksiyon icra etmesidir. Bunların başında da bilim kurumları gelir, bilimsel kurumlar gelir. O bakımdan, bilimin üzerinde herhangi bir ideoloji, herhangi bir ipoteğe asla fırsat vermemeliyiz ve biz asla fırsat vermeyeceğiz, bunun sözünü burada veriyorum. Çünkü, bugüne kadar o alanda da çok ciddi hatalar yapıldı. Projeler değerlendirilirken ideolojik davranıldı, kapılar topluma yeterince açılmadı, gençlere yeteri kadar açılmadı. Beni bir müessese tahlil ve tenkitine tabi tutma hakkınız vardır, vaktim olsa kurulduğundan itibaren bugün sorumlu olduğum kurumların bir anatomisini size çıkarırdım. Onun için, attığımız adımlar önemlidir, bilerek atıyoruz, topluma açıyoruz bu kurumları, sonuna kadar açıyoruz, belli bir grubun, belli bir imtiyazlı sınıfın elinde dönüp dolaşan bir güç olmasını değil, milletin evladına, milletin çocuklarının hepsine, din, dil, ırk vesaire farkı gözetmeden tamamına açık olan kurumların olması arzusu, niyeti, amacı içindeyiz ve inşallah bunu başarma istikametinde de hızlı adımları atmaya devam edeceğiz, bugüne kadar da epeyce adım atıldı.

Bir başka konu, bu, Sayın Türkeş’in söylediğiydi, bazı kurumlar kapatıldı, kapatılmadı, bunlar birleştirildi, bir araya getirildi. Bugün zaten elimizde, elimdeki listede on ayrı çalışma grubu var, temel bilimler araştırma grubu, sağlık bilimleri, mühendislik, tarım orman veterinerlik altını çiziyorum, çünkü o konu geçti- sosyal bilimler, çevre atmosfer yer ve deniz bilimleri, elektrik elektronik; uzatmayayım, yani, aslında, hiçbir kurum kapatılmış değil; bunlar ilgilerine, yakınlıklarına göre zamandan tasarruf, destekten tasarruf etmek için bir araya getiriliyor. Yoksa, herhangi bir kapanmış veya kapatılması düşünülen bir grup yok. Ayrıca, bu araştırma grupları aracılığıyla üniversitelerimize ve sanayimize aktarılan akademik ve temel araştırma projelerine… Bir rakam vereceğim. Osman Bey rakamları, dijital şeyleri pek sevmiyor ama “Nitelik üzerinde duralım.” diyor. Doğrudur, nitelik üzerinde duralım ama nitelikler dahi günümüzde nicelikle ifade edilmek durumundadır. Yani, niteliğinizi de rakamla anlatmak zorundasınız. Niteliğinizi de matematiğe dönüştürmek, çevirmek zorundasınız.

OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) – Sayın Bakanım sözümü yanlış ifade etmeyin.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) – O yüzden, müsaade ederseniz zamanım çok kısa. Ne olur, siz, dostuz, ayrıca konuşuruz.

2004’te 12 milyon YTL ayrılmış idi, sadece bir senedeki değişikliği, dönemi söyledim. 2006’da 138 milyon YTL ayrılmıştır, araştırma gruplarından üniversitelerimize giden destek.

Şimdi, bir konu vakit kalmazda ihmale uğrarsa üzülürüm -o da, birçok arkadaşımız bu hukuki meseleye birkaç defa temas etti bunu bir defa söyleyeyim- çünkü sadece buradaki milletvekili arkadaşlarımız dinlemiyor, araştırma yapmak isteyen gençlerimizde dinliyor. Onlar TÜBİTAK gibi hayati önemi haiz bir kurum hakkında yanlış bir bilgiye ve izlenime sahip olmasınlar diye bunu dile getirmek istiyorum. TÜBİTAK Kuruluş Kanununun -metne bağlı kalayım ki az vakit tüketeyim bunun için- Başkanın atanmasına ilişkin, bir de Bilim Kurulu üyelerinin atanmasına ilişkin maddelerinin bazı hükümlerini yürürlükten kaldırdı, Anayasa Mahkemesinin kararıyla durduruldu daha doğrusu. Bununla birlikte, söz konusu Kanun’un 5’inci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “Kurum Başkanı atanıncaya kadar Bilim Kurulunun kendi üyeleri arasından bir Başkan Vekili belirlenir.” şeklindeki hükmün yürürlüğü Anayasa Mahkemesi tarafından durdurulmamıştır. Dolayısıyla, mevcut TÜBİTAK yönetimi, yürürlükte olan 5’inci madde çerçevesinde görevini yasal bir şekilde yerine getirmeye devam ediyor. Sonuç olarak, TÜBİTAK yönetiminin hukuksuzluğundan bahsetmek doğru değildir, aslında hukuka aykırılıktır. Nitekim, 17. Asliye Hukuk Mahkemesinin TÜBİTAK yönetiminin aktif dava ehliyeti olmadığına dair verdiği kararda ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 28/9/2007 tarihli kararıyla “Davacı kuruma Cumhurbaşkanı tarafından atanmış başkanı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi doğru değildir.” denilmekte, dolayısıyla, bu Asliye Hukuk Mahkemesinin açtığı dava da iptal edilmiş oluyor. Yani, kurumun, kısacası, herhangi bir hukuki sorunu, problemi yoktur.

Şimdi biraz… Bu bir öncelik sırası, yanlış anlaşılmasın, sadece TÜBİTAK’a çok fazla soru geldiği için…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – 2005/81 Anayasa Mahkemesinde derdest dosya numarası.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) – Şimdi bir daha dönersek Hasip Bey şey yapamayız.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – 2005/81 yürütmenin durdurulması kararı verilmiş. Anayasa Mahkemesini Hükûmet dinlemezse bu vatandaş ne yapsın?

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) – Lütfen zamanımı almayın. Başkan bu alınan zamanı vermezse üzülürüm.

Şimdi, Sayın Ateş buradasınız, sizin… Bina konusunda haklısınız. Gerçekten basın yayının binasının -zannediyorum sizdiniz- yetersizliğinden bahsettiniz. İnşallah, çok yakında onu halletmek üzereyiz. Yani, rahat çalışabilecekleri, rahat rahat çalışabilecekleri, dünya basın mensuplarını konferans vesaire için davet edecekleri bir binayı şimdilik kiralamaya çok yakınız. Zannediyorum, - karşılıklı bir mukaveleye dayandığı için - bir aksilik olmazsa, kısa bir süre sonra arkadaşlarımız iyi bir çalışma ortamına kavuşacaklar.

Bu sendikalaşma konusunda bir sıkıntı intikal etmedi, çünkü iki sendika var, biri Türk Haber-Sen, öbürü Haber-Sen ve bu normal, meri mevzuata göre, yasaya göre de zaten gidip tercihlerini kullanıyorlar, oylarını kullanıyorlar. Orada çok fazla bir problem, açıkçası bugüne kadar görmedim ama varsa da o mesele teknik bir konudur, bu söylediğim demokratikleşme bu kurumların içinde de var olmak, genişlemek ve derinlemek durumundadır.

Ayrıca, yakında komisyona gelecek olan ve dolayısıyla Genel Kurula gelecek olan yasa konusunda da şu anda çok fazla bir şey söylemem doğru değil, çünkü sizin dikkatinize gelecektir, komisyonda görüşülecektir. Onun, ince ince, o konunun, üzerinde durulacağına inanıyorum. Eğer, orada bir gerileme söz konusuysa, onun tekrar dikkate alınmasının gereğine açıkçası ben de inanıyorum. Ama şu anda komisyondan geçmemiş, Genel Kurula gelip, yasalaşmamış bir yasayla ilgili benim daha fazla bir şey söylemem doğru olmaz.

İki dakikam kalmış.

Atatürk Yüksek Kurumuyla ilgili -kısaca öyle söylüyoruz- birtakım eleştiriler var. Bu eleştirilerin bir kısmı yapıcı eleştirilerdir. Gerçekten ümit ediyorum, o da yine benim Bakan olarak ve aynı zamanda bu ülkenin emeğiyle, ekmeğiyle tahsilini en iyi yerlerde yapmış bir insan olarak, o kurumumuzun da bugüne kadar olduğundan daha fazla bilime, tarihimize, kültürümüze hizmet etme mecburiyetinin olduğu idraki içindeyim. Dolayısıyla orada gerçekten Türk kültürü mahzun bir kültürdür. Türk kültürü yeterince çalışılmamıştır, Türk tarihi yeterince çalışılmamıştır. Açıkça, öz eleştiriyle söylüyorum, Nutuk, Nutuk diyoruz, ama Nutuk, Avrupa’da dengi bir esere gösterilen bilimsel iltifat gösterilememiş ve bugün Nutuk’un ciddi bir tahlili, psikolojik tahlili, nutku söyleyenin, natıkın kişiliğini de aynı zamanda ortaya koyabilecek bir insan ve konuşma ilişkileri tahlilini ve aynı zamanda onun Türk kültürünün ana çerçevesi ve ana ruhu içinde yerinin ne olduğu… Birdenbire Atatürk çıkıp onları söylemiyor. Atatürk bir kültürden geliyor, bir dünya görüşünden geliyor. Asırları dolduran ve Türk çocuklarının bilmesiyle de iftihar edecekleri zamanları dolduran bir tarihten, bir kültürden gelen bir insanın yaptığı bir konuşmadır. Dolayısıyla, Nutuk, en az on yönüyle tahlil edilmek durumundadır ki, bizim, onu okuduğumuz zaman o zenginliğin tamamını görebilelim. Söylem tahlili yapan çok iyi üniversiteler vardır, inşallah, bir iki öğrencimizi oraya göndereceğiz. Amsterdam Üniversitesi bunlardan biridir. Şu anda Amsterdam Üniversitesinde o bölümde çalışanlardan biri benim bu konuşmamı dinlese ve bunu bir tahlile tabi tutsa, inanınız, der ki, siyasi fikri budur, Türkiye görüşü budur. Çok rahat bir biçimde söylemden önemli şeyler çıkarılabilir. Henüz daha Batı’da olup da bizde olmayan epeyce eksiğimiz vardır ve ümit ediyorum, bunların hepsini tamamlayacak durumumuz da olmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aydın, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) – Efendim, o zaman bir cümleyle tamamlayayım. Çünkü, ben ikinci ihtarı sevmem. O da bu basın kartlarıyla ilgili. Onunla ilgili, daha sonra gerekiyorsa arkadaşlarım soru sorarlar veya yazılı olarak sorarlar cevap veririm.

Şimdi, basın meslek kuruluşlarından 11 genel müdürlüğü temsilen, 11 kurumu temsilen 11 kişi var ve 2 de kurumun kendisinden var. Yani, 13 kişilik bir basın kartları komisyonu bu basın kartlarını veriyor. Genel müdürlük oturup da bu kartları dağıtmıyor ve onun 13 üyesi var, bu 13 üyeden sadece 2’si Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğünündür gerisi zaten konuyla ilgili, alanla ilgili olan kurumların temsilcilerinden oluşuyor. Ama, bunu sadece onlar veremez mi, sadece kendi kuruluşları veremez mi? Elcevap: Verir, niye vermesin. Yani, verilmemesi için de bir sebep yok. Doğrusunu isterseniz, genel müdürlük de “İlle de bizde olsun” diye bir arzu içinde değil.

Tekrar teşekkür ediyorum. Eleştirilerinizden dolayı teşekkür ediyorum. Yapıcı eleştirilerinizden istifade edeceğiz. Ama, yapıcı olmayan eleştiriler de bize ayrı bir heyecan, ayrı bir azim, ayrı bir gayret veriyor onu da söyleyeyim. Yani, ondan da çekindiğimiz yok.

Teşekkür ediyorum, sağ olun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aydın.

OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Hükûmet adına ikinci söz…

OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) – Sayın Başkan, Sayın Bakan, benim söylediğim sözü bana atfederken son derece yanlış bir şekilde atfetti, benim söylemediğim bir şekilde atfetti. İki cümleyle düzeltme olanağı verilmesini rica ediyorum.

BAŞKAN – Bir dakika söz veriyorum size.

Buyurunuz.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

VE AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Uşak Milletvekili Osman Coşkunoğlu’nun, Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) -  Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, benim rakamları sevmediğimi o arada ifade etti, rakam verirken.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) – Tespih…

OSMAN COŞKUNOĞLU (Devamla) – Benim, akademisyen olarak, danışman olarak, şimdi de milletvekili olarak hayatım rakamlarla geçiyor Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) – Tespih çekmek…

OSMAN COŞKUNOĞLU (Devamla) -  Dolayısıyla, “tespih çekmek” şöyle demektir… Buna “bean counting” denir İngilizce. Sadece rakamlara bakarak -onun ben Türkçesini bilmiyorum, onun için öyle bir şey söyledim- “Biz şu kadar para harcıyoruz.” diyen bir kurumun, o parayı harcama sonucu nasıl bir etkinlik elde ettiğini sormak gerekli değil mi? O paranın nerelere, nasıl, hangi önceliklerle ve ne gibi bir sonuç aldığı, yani, niteliksel değerlendirmesi önemli değil mi?

İşte bu nedenle, eğer ben Sayın Bakana “Siz, niteliksel etki, bunları umursamıyorsunuz, sadece rakamlarla ilgileniyorsanız.” dersem, ne kadar haksız bir ifade ve eleştiri…

BAŞKAN – Tamamlayınız lütfen…

OSMAN COŞKUNOĞLU (Devamla) – Son cümlem.

…yapmış olursam, aynı haksız eleştiriyi Sayın Bakan yapmış oldu. Bunu düzeltmek isterim.

Teşekkür eder, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Coşkunoğlu.

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ (Devam)

1.- 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/426) (S.Sayısı:57) (Devam)

2.- 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kap-samındaki İdare ve Kurumların 2006 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporlarının  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/267, 3/191) (S.Sayısı: 58) (Devam)

F) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.- Hazine Müsteşarlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Hazine Müsteşarlığı  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

G) BASIN–YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.- Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

H) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

I) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

İ) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN - Hükûmet adına Devlet Bakanı Sayın Mehmet Şimşek.

Buyurunuz Sayın Şimşek. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz on yedi buçuk dakikadır.

DEVLET BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hazine Müsteşarlığı bütçesi vesilesiyle ekonomi politikalarımız hakkında yüce Meclisimize bilgi sunmak, dile getirilen eleştiriler ve sorulara ilişkin açıklamalarımızı sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu vesileyle, yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Bütçe görüşmeleri sırasında, gerek komisyon gerekse bugün Genel Kurul safhasında, görüş, eleştiri ve önerileriyle katkı sağlayan değerli milletvekillerimize teşekkür ediyorum. Bu görüş ve değerlendirmelerden azami ölçüde yararlanacağımızı da belirtmek isterim. Bugün, özellikle Mithat Melen’in, önümüzdeki döneme ilişkin, çok önemli, doğru ve yerinde tespitleri oldu, kendisine teşekkür ediyorum. Sayın Melen’in belirttiği gibi “üretim ve ihracatın yapısını değiştirmek, ar-ge, teknoloji adaptasyonu ve yenilikçiliğin teşvik edilmesi, kayıt dışılıkla mücadele, altyapıyı güçlendirme” gibi birçok hususta kendisine katılmamak mümkün değil. Zaten, önümüzdeki beş yıla ilişkin eylem planımıza bakarsanız, bunların önemli bir kısmının orada olduğunun da burada altını çizmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, AK Parti İktidarında, birçok alanda, daha önce tasavvur edilemeyen birçok dönüşümü başarmıştır. Ana başlıklar itibarıyla  bakacak olursak: AK Parti döneminde, Türkiye, bir dünya devleti olma yönünde önemli bir mesafe katetmiştir. Türkiye ekonomisi son dönemde örnek gösterilen bir performans göstermiştir. Bildiğiniz rakamları saymayacağım. Yirmi iki çeyrektir büyüyoruz. Çin gibi, yani Asya bölgesini ayırırsak, Türkiye, şu anda, dünyada en hızlı büyüyen ülkelerin muhtemelen başında geliyor, en azından son beş yıl itibarıyla. Enflasyon oranı hâlâ yüksek ama son otuz- kırk yılın en düşük seviyesinde tek haneli rakamlarda. Bakın, kasım ayı itibarıyla, yirmi dört aylık enflasyon beklentileri yüzde 5’te. Şu anda gıda fiyatlarından ve enerjiden kaynaklanan geçici bir şok var. Ama, bunun kalıcı olmayacağını düşünüyoruz.

Türkiye, son yıllarda, dünya ekonomisiyle de hızlı bir şekilde entegrasyon sürecine devam etmiştir. Makroekonomik dengesizliklerin temel nedeni olan kronik yüksek kamu açıkları ortadan kalkmıştır. Kamu finansman dengesi, 2003 yılından önce gayrisafi millî hasılanın yüzde 10’ları seviyesinde açık verirken, fazla verir hâle gelmiştir. Türkiye, Avrupa Birliğinin bir anlamda ekonomi anayasası olan Maastricht Kriterleri’nden bütçe açığına ilişkin kriteri 2005 yılından bu yana tutturmaktadır.

Borç yükü bir endişe kaynağı olmaktan çıkmıştır. Arkadaşlar -ben rasyoları yani oranları bir kenara bırakıyorum- net borcumuz, kamunun toplam iç ve dış net borcu nominal olarak da düşmeye başlamıştır. Bakın, 2002 yılında 215,7 milyar YTL olarak devraldığımız toplam kamu net borç stoku, 2004 yılında 274,4 milyar YTL ile zirveyi bulmuş, bu tarihten sonra nominal olarak da azalmaya başlamış, bu yılın ikinci çeyreği sonu itibarıyla 249,1 milyar YTL’ye düşmüştür, bu da 2003 yılı seviyesinin de altındadır.

Borç stokunun kur riski önemli ölçüde azaltılmıştır arkadaşlar. Bakın, net döviz cinsi –bu hem içeride hem dışarıda döviz cinsinden çıkardığımız kâğıtları kapsıyor- kamu borç stokunun gayrisafi millî hasılaya oranı 2002 yılında yüzde 45,1 iken 2007 yılı sonunda muhtemelen yüzde 5 civarına gerileyecektir. Dolayısıyla, dövize karşı kamu borcunun duyarlılığı çok önemli ölçüde aşağı çekilmiştir, o risk önemli ölçüde azaltılmıştır.

Sadece kur riski azaltılmamıştır, bakın, borç stokunun faiz riski de çok daha dengeli hâle getirilmiştir. Size bir rakam vereyim: Toplam borç stoku içinde değişken faizli borçların payı 2002 yılında yüzde 55’ti, 2007 yılı Ekim itibarıyla yüzde 45,7’ye inmiştir. Yine, ortalama vade dokuz aydan otuz beş aya yükseltilmiştir. Yani, sadece faiz riskini azaltmamışız, kur riskini azaltmamışız; vadeyi de artırmışız ve bu konuda daha yapacaklarımız da tabii ki var.

Yine, iç ve dış borçlanmada arkadaşlar maliyetler aşağıya çekilmiştir. Bakın, TL cinsi iskontolu ortalama borçlanma maliyeti 2002 yılında yüzde 63 seviyesindeydi, şu aralar yüzde 16 seviyesine inmiştir. Yine, avro cinsinden eurobond ihraçlarına bakarsanız, faizler yüzde 9,9’dan yüzde 6’ya düşmüştür. Dolar cinsinden yüzde 10,7’den yüzde 6,9 seviyesine düşürülmüştür.

Yine, bu dönemde kamu bankaları yük olmaktan çıkartılarak hazineye kaynak sağlayan unsurlar hâline getirilmiştir. Bakın, Ziraat ve Halk Bankaları, 2003-2007 döneminde kamu maliyesine 8,9 milyar YTL temettü ve 4,6 milyar YTL de kurumlar vergisi olmak üzere toplam 13,5 milyar YTL tutarında hazineye katkı sağlamıştır.

Uluslararası doğrudan yatırım girişleri ciddi bir şekilde artmıştır ve Türkiye o anlamda bir cazibe merkezi hâline gelmiştir. Türkiye’nin yatırım ve üretim ortamına ilişkin uluslararası göstergelerindeki yeri hızla yükselmiştir. Bakınız, size bir rakam vereyim: Dünya Bankasının İş Ortamı 2008 Raporu”nda, Türkiye iş ve yatırım yapma kolaylığı açısından geçen seneye göre 34 basamak atlamıştır, 91’inci sıradan 57’nci sıraya yükselmiştir. 57’nci sıra tabii ki bizim için iyi bir yer değil, bizim ilk 10’da olmamız lazım. O nedenle, önümüzdeki dönemde yatırım ortamını iyileştirmek için önemli adımlar atacağız.

Daha birçok bu türden gösterge var ama, zaman açısından ben sınırlı tutacağım. Soruların bazılarına cevap vermek istiyorum.

Yine, iktidarımız döneminde makroekonomik istikrar sağlanırken, gelir dağılımı da iyileşmiştir. Bakın, gelir dağılımındaki eşitsizliğin bir göstergesi olan gini katsayısı 2002 yılındaki 0,44’lik seviyesinden 2005 yılında -ki en son rakam o var- 0,38 seviyesine inmiştir.

Hükûmetimiz istihdamın artırılması, rekabet gücünün yükseltilmesi, beşerî sermayenin güçlendirilmesi, bölgesel kalkınmanın sağlanması ve kamu sektöründe etkinliğin artırılması amacıyla yoğun bir yapısal reform gündemi belirlemiştir.

Bakın, gündemden birkaç tane başlık saymak istiyorum. Tabii ki, bizim birinci önceliğimiz, makroekonomik istikrarı kalıcı hâle getirmek istiyoruz. Sosyal güvenlik reformunu hayata geçirmek istiyoruz. Bu çok kritik bir reform. Eğer biz önümüzdeki dönemde yatırımlara daha çok pay ayıracaksak, istihdam ve diğer birtakım yükleri aşağı çekeceksek, GAP’a daha fazla para aktaracaksak, mutlaka bu reformun yapılması lazım. Çünkü, bu genç nüfusa rağmen, bizim sosyal güvenlik sistemine yaptığımız transferler 37 milyar YTL. Dolayısıyla, bunun ne kadar önemli olduğu özellikle altmış yıllık, kırk yıllık perspektiflerle ortada.

Yine, enerji sektöründe özelleştirme ve serbestleştirme sürecinin süratle tamamlanması ve arz güvenliğini temin edecek düzenlemelerin gerçekleştirilmesi sağlanacaktır.

İstihdam üzerindeki mali ve mali olmayan yüklerin azaltılması, aktif iş gücü politikalarının geliştirilmesi, eğitim sisteminin iş gücü piyasasının ihtiyaçları doğrultusunda yeniden düzenlenmesi ve iş gücü piyasasına esneklik kazandırılması yine çok önemli bir reform sahasıdır.

Kamu bankalarının özelleştirilmesi, ekonomide kayıt dışılığın azaltılması, gelir idaresinin daha da güçlendirilmesi, finansal sektörde araç çeşitliliğinin ve derinliğinin artırılması, iş ortamının iyileştirilmesine devam edilmesi, ar-ge ve yenilikçiliğin geliştirilmesi, ulaştırma altyapısının iyileştirilmesi gibi konularda birçok düzenlemenin hayata geçirilmesi hedeflenmektedir.

Bu adımlar, bugüne kadar elde ettiğimiz başarılı sonuçların daha da güçlenerek devam etmesini sağlayacaktır. Bu reformlar ekonomimiz için bir kırılganlık kaynağı olan veya en azından öyle görülen cari işlemler açığı konusunda da kalıcı ve sağlıklı bir biçimde çözüme önemli katkıda bulunacaktır.

Türkiye’nin bazı yapısal sorunları vardır. Onlar için de kolaycı çözümler yoktur. Cari açık da bunlardan bir tanesidir. Yıllarca eğitim, fiziki altyapı, yani beşerî sermayeye yatırım, fiziki altyapıya yatırım, ar-ge’ye yatırım ihmal edilmiş, ekonomide rekabet ortamı yaratılmamış. Şimdi, dört yılda, beş yılda bu türden yapısal… Yani, Türkiye’deki cari açık bir yapısal sorundur ve bunun için de kolaycı bir çözüm yoktur. Biz, sıraladığım bu reformları gerçekleştirirsek Türkiye’de cari açık sorunu da ortadan kaldırılmış olacaktır. Ama, tabii ki, kısa dönemde cari işlemler açığının kontrol altına alınmasına yönelik olarak birtakım adımlar da atacağız. Burada tabii ön plana çıkan, kamuda mali disiplini devam ettirmek, ihtiyatlı para politikasını devam ettirmek ama aynı şekilde yatırım ortamını iyileştirip sağlıklı finansman kaynaklarını sürdürmektir.

Şimdi, ben birkaç soruya cevap vermek istiyorum buradan. Sayın Oğuz Oyan dediler ki: “Memur maaşları ve ücretleri eriyor reel olarak.” Bakın arkadaşlar, AK Parti İktidarında, 2002’ye göre 2007 yılı itibarıyla kümülatif bazda en düşük memur maaşı reel olarak yüzde 33,6 artmıştır, ortalama memur maaşı yüzde 15,5 artmıştır. Memurlar için artış sadece 2+2 değildir arkadaşlar. Ayrıca, 10 YTL taban ücret artışı olacaktır. Buna ilave olarak, ocak ve temmuzda 20’şer YTL denge tazminatı olarak ödenecektir. Bu rakamları da dikkate aldığınız zaman, 2008 yılında en düşük memur maaş artışı kümülatif olarak yüzde 10,5 olacak. Yani, yüzde 2+2 yok arkadaşlar.

Yine, her ne kadar, enflasyon hedefi tabii ki 2008 için 4, ama onu da tutturamazsak aradaki farkı da vereceğiz. Yani, hem ortalama memur maaşı bu kadar artıyor, en düşük memur maaşı artıyor hem de farkı da zaten vereceğiz.

Şimdi, burada,  bakın, ben size bir endeks rakamı vereyim: 2002 yılını 100 olarak alırsanız, reel olarak maaşlar -yani burada en düşük memur maaşını kastediyorum- 2008 yılında 138,8 olacak, yani 2008 yılında da artmaya devam edecek. Yine özel yatırım…Bakın “Kamu yatırımları düşüyor.” denildi. Doğru, özel yatırım, artık, kamu sektörünün işlevini çok daha iyi bir şekilde yerine getiriyor. Bakın, sabit fiyatlarla özel sektör yatırımlarının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 12,8’den -2002 yılında- yüzde 24,8’e, cari fiyatlarla yüzde 11,3’ten yüzde 16,7’ye yükseltilmiştir. Bu dönemde özel sektör 191,8 milyar dolarlık, ciddi, yani neredeyse 200 milyar dolarlık yatırım yapmıştır.

Şimdi, tabii, geçenlerde ben bir konferansta şunu söyledim. Dedim ki: Biz, ücretleri normalleştirirsek, yani her ülkenin birtakım imkânları var o imkânlara oranlarsak, bizde, aslında, ücretler iddia edildiği kadar düşük değildir.

Burada, ben, ücretler yeterli, yetersiz demiyorum. Keşke imkânlar olsa ve euro cinsinden asgari ücret 302 euro olmayıp da 3002 euro olsa. Ama, Türkiye’deki millî gelirin bir boyutu var, kişi başına millî gelirin bir boyutu var.

Bakın, OECD tarafından hazırlanan bir rapor var, “Büyümeye Yürüyüş 2007” başlıklı bir rapor. Bu rapora göre, Türkiye’deki asgari ücretin medyan ücrete, yani ortanca ücrete oranı 2002 yılında yüzde 41,5 idi, 2005 yılında yüzde 55,9’a çıkmış.

Bakın, söz konusu oran, 2005 yılında, Avusturya’da yüzde 25,9, Belçika’da yüzde 30, Çek Cumhuriyeti’nde yüzde 30,6, Almanya’da yüzde 40,9, İtalya’da yüzde 46,2. Türkiye’de neydi? Yüzde 55,9.

Zaten, Türkiye’de ücretler artacak arkadaşlar. Biz, ücretler üzerinde rekabet etmek istemiyoruz, zaten edemeyiz Çin’le, Hindistan’la. Biz, verimlilik bazında rekabet etmek istiyoruz. Bilgi yoğun, teknoloji yoğun ürünlere geçeceğiz ve bizim işçilerimiz, emeklilerimiz daha yüksek maaşlar alacaklar. Çünkü, biz, Avrupa’yla reel anlamda yakınsama sürecindeyiz. Bu, kaçınılmazdır. Benim söylemek istediğim şey sadece şuydu: Bu kadar bağırıp çağırmanın bir anlamı yok. Aslında, bizim millî gelire oranla o kadar da kötü değil durum.

Bakın, “Türkiye’de ikiz açık var.” denildi. Yok arkadaşlar Türkiye’de ikiz açık. Türkiye’de cari açık var, cari açık büyüktür; ama Türkiye’de kamu sektörü borçlanma gereğini esas alırsanız, Türkiye’de kamu finansman dengesinde fazla var, açık yok, yani ikiz açık yok. Basit bütçe anlamında var ama toplam dengeye baktığınız zaman yok.

Yine, faizin payının yükseldiği söylendi. İşte, Hazinenin borç üretim müessesesi olduğu söylendi. Bakın, ben size bir iki rakam vereyim. Faiz ödemesinin gayrisafi yurt içi hasılaya oranı: Bakın, 2002 yılında yüzde 18,7; bu sene sonu itibarıyla yüzde 7,6’ya inecek. Yine, bakın faiz harcamalarının toplam harcamalar içerisindeki payı, 2002 yılında yüzde 43,2; bu sene sonu itibarıyla yüzde 24,2’ye inecek. Yani her anlamda, gerek faiz yükü gerek borç yükü anlamında Türkiye çok ciddi mesafe katetmiştir ve bunu yaparken de ne petrolü var, ne doğal kaynakları; yani o anlamda yani diğer birtakım gelişmekte olan ekonomiler gibi emtia fiyatlarından da olumlu yönde yararlanmamıştır.

Ilısu Projesine gelince: Şimdi, tabii bu baraj için Türkiye tarihinde ilk kez uluslararası çevre standartlarına uygun bir çevre projesi hazırlanmıştır. Biz kesinlikle duyarsız değiliz. Ayrıca, kapsamlı bir Yeniden Yerleşim ve Kültürel Mirasın Korunması Projesi geliştirmiştir.

Bu üç konuda, uluslararası kredi kuruluşları, aylarca yörede raporlar üzerinde çalışmış ve yapılanları, alınan önlemleri yeterli bulmuştur ve bunlar Avrupa Birliği ülkeleri. Kontrol mekanizmaları oluşturulmuştur. Onayların bu çerçevede de verildiği ortada. Yani, bu baraj projesi için biz her türlü duyarlılığı gösteriyoruz. Başka türlü de zaten düşünülmesi mümkün değildir.

Şimdi, “Batık bankalardan doğan zarar 40 milyar YTL’denildi, ama toplanan para sadece 1,5 milyar YTL olmuş denildi, bu az değil midir?” Öyle olsaydı çok az tabii, haklısınız, ama bakın, ben size söyleyeyim: 2002’den önce fazla bir şey toplanmamış, ama 2002’den bu yana- 2002’de sadece 1 milyar YTL toplanmış- toplam 14 milyar YTL toplanmış. Yani doğrudur. bankalar battı, biz geldik, ama tahsil ediyoruz, çok ciddi oranlarda da bir tahsilat var.

“Borç stokundaki azalma kur etkisine bağlı.” denildi.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şimşek, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

DEVLET BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Teşekkür ederim.

Arkadaşlar, 2002 yılı dolar kurunu alın, borcun yani net kamu borç stokunun millî gelire oranı 2002 yılı dolar kuruyla bugüne getirin, fark etmezdi çok fazla, yüzde 45 olmazdı da 2006 yılı sonunda, yüzde 46,5 olurdu, yüzde 47 olurdu. Yani, masada çok hızlı bir hesap yaptık. Ama bu kadar olurdu, başka bir şey olmazdı. Neden? Çünkü, net döviz borcunun millî gelire oranı, arkadaşlar diyorum ki yüzde 5’ler düzeyine indi, kur nereye giderse gitsin, bizim kura duyarlılığımız o anlamda çok azaldı.

Şimdi, yine, bu ücretlerle ilgili ben bir gazete getirdim. Ben söylemiyorum, bakın, burada bir gazetemiz benim o demecimden sonra koymuş: Türkiye Hollanda’yla başa baş, diğer bir sürü Avrupa ülkesinin önünde, yirmi üç ülke arasında bir tek ülkenin altında. Onun için, Türkiye iyiye doğru gidiyor, daha da iyi olacak.

Çok teşekkür ediyorum katkılarınız için. Bütçemiz hayırlı olsun, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Şimşek.

Şimdi söz, şahsı adına, aleyhte konuşmak isteyen Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt’ün. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Öğüt.

Süreniz beş dakikadır.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Hazine bütçesi üzerinde söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Hazine, 1863 yılında Osmanlı döneminde kurulmuş, dış borç alma ve dış borçla ülkeyi kalkındırmayla ilgili bir kuruluştur.  Ancak, yüksek faizle alınan dış borç ve IMF’den alınan dış borç maalesef, Türkiye’de krizler yaratmış, halkı yoksullaştırmış, esnafı batırmış, Türkiye’yi de batırmıştır. Nasıl? Şimdi, örnek vereceğim. Bugün, küreselleşen bir dünyada tabii ki, dış sermaye lazım. Biz, buna karşı değiliz, ama, gelen dış sermayenin –şimdi, Sayın Bakan buradan cevap versin- yüzde kaçı borsada, borsanın yüzde kaçı dış sermayenin; bankaların yüzde kaçı dış sermayenin; hazinenin yüzde kaçı dış sermayeye satılmıştır? Yani sıcak para, döviz, borsa faizde dönüyor; yatırımda dönmüyor, fabrika kurmada dönmüyor, istihdama dönük olmuyor.

Şimdi bir örnek daha vereceğim size: Ekonomist Yiğit Bulut var Vatan gazetesinin yazarı. Bugün kendisiyle bir görüşme yaptım. Diyor ki: Yunanlı bir fon 2003 Martında Türkiye’de 100 milyon dolar hazine bonosu satın almış, 2007 Martında 225 milyon dolar olmuş. Yani 125 milyon dolar para kazanmış. Düşük kur olduğu için, aradaki farktan 125 milyon dolar Yunanlı bir fon kazanmış. İsterseniz adresini de verdim, arkadaş da “Benim ismimi de verebilirsiniz.” dedi. Şimdi, burada düşük kurdan dolayı ihracatçı ihracatını yapamayınca -TL yüksek olunca- ne oluyor? Başta esnaf ve ihracatçı, Türkiye kaybediyor; ithalatçı kazanıyor, yabancılar kazanıyor. Bunu düzeltmek mecburiyetindeyiz.

Ama, onun ötesinde arkadaşlar, 21’inci yüzyılda, uzay çağında Avrupa Birliğine giren bir Türkiye’nin manzarasını şimdi size anlatacağım. IMF veya dış borçlar bizi nasıl zayıflatmış? Türkiye İstatistik Kurumunun raporu bu.  Yani Türkiye İstatistik Kurumundan alınan verilere göre söylüyorum.

Şimdi bakın, Türkiye’de 11 milyon 400 bin vatandaşımızın tuvaleti yok. Bunu devlet veriyor. Bunu basın da dinlesin. Bu, Türkiye’yi sarsacak bir olaydır.Bunun 2 milyon 400 bini Doğu Anadolu’da 16 tane ilde. Doğu Anadolu’da. Evet, 2 milyon 400 bin vatandaşımızın da Doğu Anadolu’da tuvaleti yok.

Banyo da: Arkadaşlar, Türkiye’de 1 milyon 260 bin vatandaşımızın banyosu yok, Doğu Anadolu’da 1 milyon 134 bin insanımızın banyosu yok. Bunu devlet vermiş, işte, gidin, orada, sorun.

Su: Türkiye genelinde 7 milyon 408 bin vatandaşımızın suyu yok evinde, Doğu Anadolu’da 1 milyon 880 bin insanımızın suyu yok.

Evet, şimdi, burada, ölüm oranları arkadaşlar, bu da çok önemli:. Türkiye genelinde elli yaşın altında ölüm yüzde 38. Doğu Anadolu’da yaşayan insanların ölüm oranı, elli yaşın altında yüzde 42. Yani, elli yaşına gelmeden yüzde 42’si Doğu Anadolu’da ölüyor. Niye? Perişan bir durumda yaşıyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, burada -zamanım da kalmadı- köylüye gelince, çiftçiye gelince… Esnaf, çiftçi, emekli, memur, dar gelirli, bütün ülkemiz zayıfladı. Niye? IMF ve dış borçlara yüksek faiz ödememizden dolayı, bu yoksulluk buradan geliyor, ben bunu anlatmaya çalışıyorum değerli arkadaşlar.

Bugün Mamak Belediyesinin kurban satım alanına gittim, saat onbirde oradaydım. Anadolu’dan gelen insanlar, hayvanını getirmiş satmak için. AKP’liler, şimdi -AK Partililer, öyle diyelim- iyi dinleyin, bunu not alın. Bütün belediyelere sesleniyorum buradan. Gelen vatandaştan 2 milyar 300 milyon para almışlar, makbuzlarını gösterdiler bana.

( Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı )

BAŞKAN – Sayın Öğüt, lütfen, sözlerinizi tamamlayın.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – 2 milyar 300 milyon para almışlar ama hiçbir hizmet vermemişler. Çamurdan, inanın, geçemedim. Siz gidin oradan hayvan almaya kalkın, çamurdan geçemezsiniz. Çadırları kendileri yapmış, her şeyi kendileri yapmışlar; sadece yer için, 6 metreye 12 metre yer için ayakbastı parası 2 milyar 300 milyon para almışlar. “Bari bize hizmet verse.” diyorlar. Çadırlar su dolu ve çamur dolu. Hayvanlar perişan, insanlar perişan. Yani mübarek Kurban Bayramı geliyor. Hijyenik bir ortamda, insanın, hayvanını satması, kesmesi mümkün değil mi? Yani, böyle uzay çağında ayıp değil mi? Belediyeler ne yapmak istiyor? İnsanları hem soyuyorlar, 2 milyar 300 milyon para alıyor, nakliye için de bir o kadar para ödüyor. Bir kamyonda köylü vatandaş 5-6 milyar para ödüyor. Şimdi, hayvanını bir de satamadan giderse perişan olacak.

Şimdi, rica ediyorum, Hükûmetten ve belediye başkanlarından,. Derhâl, bugün, hemen şimdi- bu gece hatta- gitsinler, hayvan satım alanlarını kontrol etsinler, orada insanları çamur ve sudan kurtarsınlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öğüt.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Hemen teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

…hayvan kesim alanını da hijyenik bir ortama getirsinler. Bu, bizim ayıbımız. Burası Büyük Millet Meclisi, çözüm burasıdır. Şimdi, rica ediyorum Hükûmetten ve belediyelerden. Bu konuda duyarlı davranacaklarını da umuyorum.

Yaklaşan Kurban Bayramını kutluyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öğüt.

Sayın milletvekilleri, altıncı turdaki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, soru-cevap işlemine geçiyoruz.

Sayın milletvekilleri, yedi buçuk dakika sorulara ayrılmıştır.

Daha önceki Danışma Kurulu önerisiyle sizin kabul ettiğiniz, Genel Kurulun kabul ettiği süre uyarınca, yedi buçuk dakika sorulara ayrılmış, yedi buçuk dakika da cevaba ayrılmıştır.

Sayın milletvekilleri, lütfen sadece sorularınızı sorunuz. Süreniz çok kısıtlıdır.

Şimdi, ilk söz Sayın Çalış’a ait.

Sayın Çalış, buyurunuz,

HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Sayın Başkanım, aracılığınızla sormak istiyorum:

1) Çiftçilerimizin doğrudan gelir desteği alacakları ve diğer destek ödemeleri genellikle beş yılda, bir yıl geriden ve parçalar hâlinde ödenmiştir. Bu yıl zamanında ödenebilecek mi?

2) Çiftçiliği ve tarımı yapmaktan vazgeçen vatandaşlarımız ile kapısına kilit vuran küçük sanayici ve esnafımıza yönelik, yeniden eski işleri yapabilecekleri iyileştirici bir programınız var mıdır?

3) İktidarınız süresince yirmi ikinci çeyrekte sürekli büyüdüğümüzü söylüyorsunuz, doğrudur. Ama, sürekli niye borçlanma ihtiyacı hissediyoruz? Sürekli niye cari açık veriyoruz? Daha açık bir tabirle, cari açık ve borçta niye rekorlar kırıyoruz? Bu, istihdama, üretime niye yaramıyor? Vatandaşımız niye hissetmiyor?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çalış.

Sayın Genç, buyurunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Merkez Bankası faizi düşürdüğü hâlde reel faiz neden düşmüyor?

56 milyarlık faizin ne kadarı yabancılara ve sıcak paraya gidiyor?

Ayrıca, Sayın Bakan biraz önce enflasyondan bahsetti. Acaba sokaktaki, çarşıdaki enflasyondan haberi var mı? Son zamanlarda akaryakıta ne kadar zam yapıldı?

Atatürk Kültür Kurumu Başkanı Alevilerle ilgili olarak yaptığı o konuşmadan dolayı Alevilere hakaret etti. Bu kişiye herhangi bir disiplin cezası uygulandı mı?

Bunları söylemek istedim efendim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Genç.

Sayın Korkmaz…

SÜLEYMAN NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkanım, aracılığınızla Sayın Bakana sormak istediğim sual:

Birçok ülkede iş adamlarının televizyon ve gazete sahibi olması hususunda bazı sınırlamalar getirilmiştir. Türkiye’de hemen hemen tüm televizyon ve gazetelerin ülkemizin büyük holdinglerinin elinde olduğu düşünüldüğünde,

1) İş adamı-medya ilişkilerine kısa vadede bir düzenleme getirmeyi düşünüyor musunuz?

2) Medyadaki tekelleşmenin önüne geçilebilmesi için ne gibi tedbirler üretmektesiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Korkmaz.

Sayın Asil…

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Sayın Bakanım, Türk cumhuriyetleri ile ülkemizin ortak dil ve alfabe oluşturması ve kullanılması konusunda Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığının herhangi bir çalışması var mıdır? Varsa  bu çalışma hangi aşamadadır? Birinci sorum bu.

İkincisi de, 2007 seçimlerinde görevlerinden istifa ederek aday olan muhalefet partisi milletvekili adaylarının pek çoğu eski görevlerine iade edilmez iken, başka illere, başka görevlere atanırken, partinizden aday olup da seçilemeyen adayların memur olanları terfi ettirildi, memur olmayanların da pek çoğu yönetim kurulu üyeliklerine atandılar. Dürüstlüğüne sonuna k