BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

6 Haziran 2006 Salı

BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)

______0______

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 111 inci Birleşimini açıyorum.

 

Y O K L A M A

 

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için 5 dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin, oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin, salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise, yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla, 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

 

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz, 5 Haziran Dünya Çevre Günü münasebetiyle söz isteyen, İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’ya aittir.

Buyurun Sayın Kuzu. (AK Parti sıralarından alkışlar)

 

 

 

 

BURHAN KUZU (İstanbul) – Değerli Başkanım, sayın milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

5 Haziran günü, 1972’de, Stockholm Konferansında “Dünya Çevre Günü” olarak ilan edilmiş ve 1990’dan bu tarafa da, bu, fiilen uygulanmaya başlanmış; tıpkı, İnsan Hakları Yılı gibi, Dünya Sigarasızlar Günü gibi, Dünya Barış Yılı gibi.

Peki, gelinen noktada, hakikaten, dünyanın tablosu, konumu ne? Şimdi, bu konuda, dünyanın ve çevremizin göz ardı edildiğini düşünüyorum. Çevre sorunları ya da ekolojik dengesizliği bilmeden, hiçbir siyasî, sosyal, ekonomik ve kültürel problemi çözmek mümkün değildir. Bulunsa bile, anlamı olmaz; çünkü, üzerinde yaşanabilecek bir doğa ortamı olmadan, saydığımız bu sosyoekonomik ve kültürel sorunlara bulunacak çözümler kalıcı olmayacaktır.

1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi var, bilindiği gibi.  Bu beyannamenin içerisine baktığımız zaman “Her insan” diye başlar. Aslında “insan” diye başlaması, belki, belge açısından önemli bir husustur; ama, sadece “insan” diye başlaması, sırf insanlardan bahsetmesi, bu belgenin eksik olduğunu gösteriyor. Nitekim, 1989 yılında bu belgeye ilaveten çevre hakkı konulması tartışması da yapılmıştır.

Şimdi, şöyle bir tespitte bulunalım: İnsan dışında kalan tüm canlı ve cansız varlıkların da hesaba katıldığı, yani, dünyanın da göz önünde bulundurulduğu bir mizan çıkarmaya ihtiyaç vardır. Şimdi, kendimizle ve birbirimizle uğraşmaktan yeryüzünü anlamaz olmuşuz ve zannetmişiz ki, çevre, insan olmadan yaşayamaz. Ne var ki, bilgimizin, tekniğimizin ve teknolojimizin bizi getirdiği noktada, edilgen ve pasif sandığımız, hafife alarak aşağıladığımız çevre, şimdi, artık, kendisinin dışında hiçbir yerde olamayacağımızı bize göstermektedir. Madde olarak, artık, tükendiği sinyalini bize vermeye çalışmaktadır.

İnsan, var oluşundan bu yana doğadan faydalanmış, bilgi birikimine ve teknik ilerlemeye güvenerek ona hâkim olmaya çalışmıştır. Doğada üstünlük kurmaya yönelen bir arayış, insan ve içinde yaşadığı çevre arasında mevcut uyumu bozmuştur. İnsanoğlu, bilimin sağladığı imkânlarla kendisini yeterince güçlü hissettiği zaman doğayı sınırsızca kullanmaya, hatta sömürmeye başlamıştır. Fakat, insan, uzun süre doğaya verdiği bu zarardan habersiz kalmıştır. Varılan bu tehlikeli düzey ve toplumsal birtakım olaylarla kendisini göstermiş. Rakamlar veriyorum: 1952 yılında İngiltere’de 4 000 insan bir hafta içinde ölüverdi. Bu olaydan sonra, zaten, dünya çevre sorunu daha gündeme gelir oldu. Neden 1952; çünkü, Avrupa’nın o yıllar sanayide ciddî olarak geldiği noktayı gösteriyor. Keza, bizim ülkemiz bakımından Karadeniz kıyılarına vuran esrarengiz variller, ülkelerin çöplüğü haline gelen geri kalmış ülkeler, 250 kişinin ölümüne sebep olan 1986 tarihli Çernobil olayı, termik santrallar, iklim değişiklikleri, asit yağmurları, ozon tabakasının delinmesi… 1960 yılında, düşünebiliyor musunuz, Marmara Denizinde 120 çeşit balık varken bugün 25 çeşide düşmüştür. 100 çeşit neredeyse kaybolmuştur balık türünden. Hindistan’da patlayan tarım ilacı neticesinde 2 500 insan ölümle sonuçlanmıştır. Erozyonla her yıl Kıbrıs Adası büyüklüğünde, yanlış duymadınız, her yıl Kıbrıs Adası büyüklüğünde toprak kaybına uğruyor bizim Anadolumuz.

Tabiî, bütün bu olaylara baktığımız zaman, hata nerede yapılmış: Hep insan merkezli, egosantrik olarak bakılmış meseleye. Halbuki “ekosantrik” dediğimiz, yani, çevrenin de hesaba katıldığı bir bakış açısının getirilmesi gerekiyordu.

Şimdi, ben size bazı rakamlar vereyim; bakın, en hafiften, günlük olarak attığımız şeylere dikkat etmek noktasında: Kâğıt mendili elimizden atıyoruz, 3 ayda toprağa karışıyor; elma çöpü 6 ayda, otobüs bileti 3-4 ayda, atılan çakmak 100 yılda, Cola kutusu 10 yılda, alüminyum kutu 100 yılda, izmarit 3-4 ayda, filtreli izmarit ise 1-2 yılda,  kibrit çöpü 6 ayda, çiklet 5 yılda, pet plastik şişeler 1 000 yılda, cam şişe 4 000 yılda toprağa karışabiliyor.

Erozyonla kaybettiğimiz topraklara baktığımız zaman; 80 santimlik bir toprak 30 000 yılda oluşabiliyor, verimli bir toprak. Dolayısıyla, bunları hesaba kattığımızda, dünyanın nereye gittiğini, zannediyorum, çok daha yakından görebiliriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kuzu, buyurun.

BURHAN KUZU (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.

Peki, Birleşmiş Milletler ve dünya bu konuda nasıl tedbir almış diye baktığımız zaman; 1970’lerde bu iş başlamış, evvela tedbir alınmaya. Hepimizin bildiği gibi, 72’de Stockholm Konferansı var. Orada çevre hakkından söz ediyor, gelecek kuşakların hakkından söz ediyor ve bize yükümlülük getiriyor; diyor ki: “Ey bugünkü yaşayan insanlar, gelecek kuşaklara yaşanabilir bir çevre bırakmak zorundasınız.” Bu, önemli bir ikazdır ve bu, sağlıklı çevrede yaşama hakkı anayasalara kadar geçmiştir.

Yalnız, şunu belirteyim: Birçok belgede yer almakla beraber, dünya, bu işin üstesinden gelemiyor; sebebi gayet basit: Gelişmiş ülkeler hep gelişmek, sürekli gelişmek peşinde; geri kalmış ülkelere diyor ki:  “Sıfır büyüme olsun.” Tabiî, onlar da sıfır büyümeyi, elbette ki kabul edemiyorlar; böylece, bir yarışma söz konusu. Her ne kadar milletlerarası alanda “sürdürülebilir kalkınma” diye bir ifade ve bir kavram gelişmişse de, uygulamada bunun çok sonuç verdiğini zannetmiyoruz.

Pekâlâ, o zaman olaya nasıl bakmak gerekiyor; şöyle bakmamız lazım: Çözüm olarak hukukta, bizim, Anayasada 3 tane hak grubu var: İnsan hakları olarak, kişi hakları hepimizin yaşama hakkı gibi vesaire, din ve vicdan özgürlüğü, sosyal haklar, ekonomik haklar, bir de buna dayanışma hakkı dediğimiz hakkı ilave etmemiz gerekiyor, çevre hakkını mutlaka uygulamaya yansıtmamız gerekiyor.

Peki, bugünkü hukuk ne diyor; kirleten öder. Değerli milletvekili, kirleten öder demek, ödeyen de kirletir demektir; bunun anlamı aslında budur. Tersinden baktığınız zaman, yani, kirlettin öde. O zaman, ödemek şartıyla kirlet gibi bir mantık bundan çıkabiliyor.

Evvela, eğitimle bu işe başlamak lazım. Belediyelerde mutlak surette şeffaflık, berraklık, bilgi akımının sağlanması gerekiyor, beyaz masa dediğimiz masaların kurulması gerekiyor ve vatandaş, gizlilik esası olmadan çok rahat bir şekilde girebilmeli ve bilgilere orada ulaşabilmeli ve çevre konusunda mutlaka mahalle halkına sorulmalı, mutlak surette sorulmalı. Çevre suçları biraz daha artırılmalı, çevre fonları kurulmalı. Uzmanlaşmış bir savcılığın ve çevre mahkemelerinin oluşması gerekmekte ve vatandaşlarımızın çevreye ilişkin kararlara katılmalarını aktif bir şekilde sağlamak bakımından, haber alma, tepki gösterme, birlikte hazırlık mutlaka sağlanmalı, yargı yollarına başvuru mutlaka geliştirilmeli.

Şimdi, Batı’da özellikle gördüğümüz bilgi edinme hakkının, ülkemizde zaman zaman idarî sır kavramıyla ve saydamlık ilkesine aykırı olarak reddedildiğini görüyoruz. Bunların mutlaka tekrar gözden geçirilmesi lazım. Tabiî, çevre duyarlılığı, demin dediğimiz gibi, çevre eğitimi, çevre derneklerinin ve çevre gruplarının hareketlerini önemsiyoruz. Bunu bir şekilde belirtmemde yarar var. Bugün, bütün siyasî partilerimizin, bir şekilde programlarına ve tüzüklerine çevre konusunda hükümler koyduklarını görüyorum. Ama, şunu belirtmek istiyorum, dünyada Habitat toplantıları yapılıyor, ikincisi Türkiye-İstanbul’da yapıldı, orada da güzel şeyler söylendi; ama, uygulamada, nedense, bundan tam bir sonuç alınamıyor.

Demin bahsettik, 1972’te toplantı yapıldığı zaman, Hindistan Başkanı o günkü Indira Gandi çıktı dedi ki: “Siz şimdi geldiniz ey gelişmiş ülkeler, dünyanın sonunu zaten siz getirdiniz; bize gelince, dur diyorsunuz. Böyle bir şeyi kabullenemiyoruz ve sonuç itibariyle sıfır büyüme parolasını reddediyoruz ve dünyanın sonu gelirse gelsin, zaten benim sonum gelmiş” gibi,gelişmekte olan ülkelerin böyle bir iddiaları oldu.

Bir şey daha belirteyim. 1992’de Rio’da toplanan sözleşmeyle ilgili olarak alınan kararda, gelişmiş ülke yardım etsin dediler az gelişmiş ülkelere ve geri kalmış ülkelere çevre konusunda. Enteresandır, Avrupa Birliğine girmek isteyen Türkiye’ye geri kaldın diyen Avrupa, o gün, gelişmiş ülke kategorisine almıştı Türkiye’yi malî yardım yapması bakımından.

Sonuç olarak şunu da belirteyim…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kuzu, lütfen toparlar mısınız…

BURHAN KUZU (Devamla) – Sayın Başkan, son cümlem…

Şimdi, üçüncü dünya ülkeleriyle ve üçüncü dünya savaşı çoktan başlamıştır. Bu, doğu batı arasında çıkmış olan bir savaş değildir; yani, bir nükleer savaş olarak görmeyin bunu. Bu savaş bizimle, insanoğlu ile yaşadığımız çevre arasında sürdürülmektedir. Benim temennim ve arzum odur ki, bu savaşı insanoğlu kaybetsin; çünkü, o zaman kazanmış demektir bu savaşı. Hakikaten kütleye ve kitleye bakmayın. Kendi ipimizi çekmeye devam ediyoruz. Bütün dünyaya buradan haykırıyoruz. İnşallah, bunun gereğini hepimiz birlikte yaparız.

Teşekkür ediyorum.

Saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kuzu.

Gündemdışı ikinci söz, özelleştirme ihaleleri hakkında söz isteyen Artvin Milletvekili Yüksel Çorbacıoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Çorbacıoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

 

 

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Artvin) – Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İlk kez gündemdışı söz talebim oldu ve bu fırsatı bana verdiği için Sayın Başkanımız Sadık Yakut’a özellikle teşekkür etmek istiyorum.

Konuşmamın konusu özelleştirme uygulamasına ilişkin kanunla ilgili bir değişiklik, bir madde önerisi teklifi önerisi ve ikincisi de, 15 Mayıs tarihinde yapılan Karadeniz Bakır İşletmelerinin özelleştirilmesine ilişkindir. Öncelikle, Karadeniz Bakır İşletmelerine ilişkin özelleştirme konusunda sözlerimi, bu konuda yoğunlaşmak istiyorum.

Bu ihaleyle, Karadeniz Bakır İşletmelerinin Murgul İlçesindeki yaklaşık 1 482 dönüm arazisi, Samsun İlindeki 1 252 dönüm arazisi, Hopa İlçesindeki 17 dönüm arazisi ve  Samsun’daki Hopa ve Murgul işletmelerindeki tüm sosyal tesisler, lojmanlar, bütün varlıkların satışı söz konusu; ayrıca, Murgul İlçesinde bulunan bir enerji santralımız, hidroelektrik santralımız var. Satışın konusu bunlar.

Genel olarak şunu söyleyebilirim, yapılan satış 37 600 000 dolarla yapılmıştır; henüz kesinleşmemiş olmakla beraber yapılan tespitler bu rakamın 4-5 katı daha değerli olduğu yönündedir bu tesislerin.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bu tesislerin kuruluşu çok eski, cumhuriyetle beraber. Atatürk’ün talimatıyla, 1938 yılında yayımlanan bir Resmî Gazeteyle bunların hepsi yasalaşmış, yasallaşmış, kurulmuş ve Atatürk’ün Murgul işletmeleriyle ilgili kurulan Etibank işletmesinin, Türkiye’deki maden işletme faaliyetlerinde görevlendirdiği bu işletmenin, Murgul İşletmesiyle ilgili, doksan dokuz yıl zarar etse de çalışacağı yönünde talimatı vardır. Böyle bir işletme. 1940’lı yıllardan sonra faaliyete geçmiş Etibank olarak, daha sonra Karadeniz Bakır İşletmeleri kurulmuş, daha sonra ikisi birleşmiş ve sonuçta geçmiş dönemde rantabl ve sağlıklı üretim yaptığı dönemlerde yaklaşık 3 000 kişi, hatta 3 000 kişinin üzerinde işçinin çalıştığı ve sadece bulunduğu Artvin İlini değil, tüm bölge illerini istihdam açısından besleyen ve Türkiye’nin en büyük bakır madeni işletmesinin bulunduğu yer. Bu işletme bugün itibarıyla 236 kişiyle çalıştırılmaktadır. Düşünün 3 000 küsur kişiden 236 kişiye inmiştir. Hatta geçen sene 580 kişi çalışırken, bir kısmı emekli olmuş; ama, bir kısmı, ilk kez Türkiye’de özelleştirme yapılmadan, kapatılmadan, satılmadan, o çalışan işçilerin 150 kişisi işten çıkarılmıştır. Bu ilk kez yapılmıştır ve bu insanlar mağdur olmuştur, hâlâ daha davaları sürmektedir. Bunun gerekçesini hâlâ daha kimse açıklamamıştır.

Değerli arkadaşlar, bu satışın nasıl yapıldığını, neden yapıldığını… Tabiî her şeyi belgeleme imkânımız yok; fakat, öncelikle şunu söyleyeyim: Murgul işletmesi ile bu işletmenin Samsun’daki arazilerinin bir araya getirilerek satılması çok manidardır. Bu çok manidardır; çünkü, bu satışta amaç, Murgul’daki işletmeleri işletmek değil, Samsun’daki arazilerin rantını elde etmek olduğu yönünde çok büyük şüphelerimiz vardır. Böyle bir çalışma sonucu, bu düşünce doğrultusunda, Samsun, Murgul ve Artvin’deki taşınmazlar birleştirilip, satış yapılmıştır.

Bunların, tabiî, kokusu sonradan çıkacak, buranın ucuz mu, pahalı mı satıldığı konusu sonradan çıkacak; ama, ben, şartnameyle ilgili iki noktayı dikkatlerinize sunmak istiyorum. Bu kadar yeri satıyorsunuz, yetmiyor, şartnamenin “ihalenin konusu” konulu 1 inci maddesinin (f) bendinde “işletmede mevcut hammadde, yarı mamul madde ve mamul stokları da satışı konulur” deniyor. Yani, siz, bir işletmeyi satıyorsunuz, neden bunun hammaddesini, mamul veya yarı mamul maddesini de konu yapıyorsunuz buna? Bunu neden söylüyorum; 37,6 milyon dolara satılan yerde, şu anda hammadde olarak tumba sahasında bulunan yüzde 3, yüzde 4, yüzde 5 tenörlü cevherin, dünyada bakır fiyatları yaklaşık 3 kat -geçen yıldan bu yıla- arttığı için rantabl olması nedeniyle şu anda 40 milyon dolarlık cevher var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çorbacıoğlu, buyurun.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) – Bunu da koyuyorsunuz işin içine. Hatta, çok daha ilginç bir şey var: Şu anda, cevherden işlenmiş ve konsantre haline getirilmiş 2 217 ton konsantre var. Bugünkü değeri 3 milyon dolara yakın ve bunu şu anda işletme satmıyor veya satamıyor. Neden; Çünkü, burada bu maddeyi koydunuz ya, teslim tarihinde ne kadar mal varsa hepsi alıcının olacak. Ee, sattırmıyorlar şimdi; bakın, buradan ben açıklıyorum, Meclis kürsüsünden; o mevcut malları, konsantreyi, devletin, bu işçinin devletteyken ürettiği malı sattırmıyorlar. Ben, burada bunu özellikle söylüyorum; çünkü, bu düşüncede olan insanların oyunu bozulsun, burada açıklandığı için, sonuçta o konsantreyi işletme satabilsin diye bunu söylüyorum. Eğer bunu ben burada söylemesem, kimse bu işin üstüne gitmese, maddesini de koymuşlar, sağlama da almışlar, oradaki bütün mal alıcıya geçecek.

Ne gereği var arkadaşlar; yani, o kadar taşınmazı sattınız, ucuz fiyata sattınız; yetmedi, hammaddesini de mamul maddesini de satışa konu yapıyorsunuz. Ben, şimdi, buradan soruyorum; hangi genel müdür veya işletme müdürü veya pazarlama müdürü bunu satabilecek; satamayacak, baskı görecek, arkasında siyasî destek var, yok, bilemiyorum, onu, bilenler biliyor; ama, buradan açıklıyorum ve milletvekillerinin dikkatine sunuyorum; orada, yetimin hakkına, herkes ve özellikle iktidar sahip çıksın, mevcut hammadde ile mamul maddenin, cevherin, konsantrenin satışının önündeki engelleri kaldırsınlar.

İkinci önemli konu; biraz önce dedim, Atatürk’ün, 99 yıl, zarar etse bile çalıştırılacağını söylediği yeri biz sattık ve alıcıya yüklediğimiz yükümlülük ne biliyor musunuz arkadaşlar; üç yıl çalışma yükümlülüğü, yılda ortalama 25 000 ton çalıştırma yükümlülüğü; eğer çalıştırmazsa, her yıl için 100 000 dolar cezaî şart; yani, 100 000 dolar, toplam 300 000 dolar, satış fiyatının küsuratı bile değil; ayıptır, yazıktır, günahtır! Alan kişi, öder 300 000 doları, işletmez burayı, çalıştırmaz, bu ülkenin doğal kaynağını, madenini işletmez, hiçbir şey diyemezsiniz; yani, devlet olarak çıkıp da, ben, efendim, burayı işleteceğim diyemezsiniz; sattınız. Zorunluluğu da yok, 300 000 dolarlık şart var. Yazık değil mi; yani, 37 000 000 dolara satıyorsun 150-200 milyon dolarlık yeri; cezaî şartını koy, 20 000 000 dolar, 50 000 000 dolar, bak bakayım işleyecek mi. İşletmezse, hiçbir şey yapamayacaksınız.

Bu şartnamenin böyle, bir yığın çelişkileri var; konuşma çok fazla uzuyor, o nedenle fazla da sizleri sıkmak istemiyorum.

Sonuçta, burada yanlış yapılmıştır ve bu yanlışı ilgililerin dikkatine sunarak, burada devletin zararını önlemeye çalışalım diyorum ve son olarak, yine, bu konuyla ilişkili ve tüm özelleştirmelerle ilişkili olarak, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanuna bir madde eklenmesini öneriyorum. Bunu Meclis Başkanlığımıza sundum, bugün itibariyle.

Önce, maddenin gerekçesini okumak istiyorum: “Özelleştirme ihalelerinde açıklık, rekabet, hukuka uygunluk, yargısal denetimin azamî ölçüde sağlanması.” Bu şekilde, kamu mallarının toplumsal vicdanı tatmin edecek değerde satılmasını ve sonuçta bütçeye de katkı sağlanmasını amaçlayan bir kanun teklifi. Ne var burada? Kanun teklifini de okumak istiyorum size.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çorbacıoğlu.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Madde 18/a. Maddenin başlığı “bilgiye ulaşma hak ve yükümlülüğü.”

Maddenin birinci fıkrasının 1 inci maddesi:

“1- İhale şartnamesi,

2- İhaleye katılan teklif sahipleri ve verdikleri teklif bilgileri,

3- İhaleyi kazanan alıcı, satış bedeli ve ödeme tablosuna ilişkin bilgiler ihalenin yapıldığı günü takip eden gün içerisinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığının internet sitesinde yayınlanır.”

2/b fıkrası: “(a) fıkrasındaki bilgiler, satışa ilişkin devir sözleşmesi imzalanıp işletmenin alıcıya devredildiği günü takip eden gün içerisinde, herkesin kolayca ve açıkça görüp okuyabileceği şekilde işletmenin ana giriş kapısına asılır.”

Son cümle “ihaleden sonra bu bilgilere ilişkin yapılacak olan tüm yasal değişikler de yukarıdaki fıkra hükümlerine tabidir.”

Şimdi, burada, benim amacım, özelleştirmede sadece ihaleye girenlere değil, tüm kamuoyuna açıklığın sağlanması. Eğer, bir problem -ki, biraz önce söylediğim şartnamedeki problemlerin olabileceği dikkate alınarak- varsa, vatandaşların bu konuda yargısal denetimin önünü açmak için girişimde bulunmalarına fırsat vermek. O nedenle böyle bir kanun teklifi verdim. Bunu yaparsak, bu ihaleler üzerindeki şaibeleri de olabildiğince azaltmış oluruz. Neden azaltmış oluruz; çünkü, son dönemde yapılan özelleştirme ihalelerinde bir yığın problemlerin yargıya kadar gittiği ve yargıdan döndüğünü görüyoruz. Yani, bir Galataport, bir Kuşadası çok gündemde olduğu için söylüyorum. Veya TÜPRAŞ’ın 14,76’lık hissesi. Bütün bunlar sonuçta yargının engeliyle durdurulabildi. Ama, bu yargıyla ilgili de, ne yazık ki -üzülerek söylemek istiyorum- bu kararları veren mahkemeyi bu iktidar ve iktidarın başı Sayın Başbakan bir engel olarak görmekte ve “bizim icraatlarımıza engel olan Danıştayla, yargıyla yürüyemeyiz” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çorbacıoğlu, teşekkür ederim.

Buyurun teşekkür için.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) – Son cümlemi söylüyorum. Evet, çok aştım.

Ve diyor ki: “Ya bize uyacaklar ya da bize uyanla devam edeceğiz.” Bu anlayışın sonucu Türkiye’nin neler yaşadığını gördünüz.

Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çorbacıoğlu.

Gündemdışı konuşmaya Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler cevap vereceklerdir.

Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gündemdışı konuşmayla ilgili birkaç cümle ifade etmek istiyorum.

Şu anda Murgul Bakır İşletmeleri Özelleştirme İdaresinde. Özelleştirme faaliyeti devam ediyor; ancak, Rekabet Kurulunda şu anda. Oradaki görüş çıktıktan sonra bunun gerçekleşip gerçekleşemeyeceği belli olacak.

Yalnız, o bahsettiğiniz noktaları biz de not ettik. Arkadaşlarımla görüşeceğim. Özelleştirme İdaresine bağlı bir süreçtir bu. Ancak, biz, bakır konusunda ve diğer madenler konusunda çok yoğun bir çalışma yapıyoruz. Fiyatlar da gerçekten yükseldi. Bunu da göz önüne alarak, şimdi ekonomik olmayan sahaları da yoğun bir şekilde işletmeye almaya ve bunları ekonomiye katmaya çalışıyoruz.

Bahsettiğiniz madde, yani, o 3 yıl çalıştırma meselesi ayrı bir değerlendirme konusu. Yalnız, eğer onu üste para verip de başka bir amaçla kullanacaksa, zaten yeraltı zenginliğimiz duruyor olacak o zaman.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Artvin) – Ama, size ait değil Sayın Bakanım.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Hayır, o rezervler ayrı. Rezervleri ayrı değerlendirmek mümkün olabilir. bu bahsettiğiniz noktaları Özelleştirme İdaresiyle de görüşeceğim; ancak, yer altı kaynaklarına biz Hükümet olarak çok önem veriyoruz ve bununla ilgili de sadece bakır değil, alüminyumundan kromuna kadar, endüstriyel minerallerde bentonitten izoelitine kadar bunları yoğun bir çalışmayla sürdürüyoruz.

Teşekkür ederim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Gündemdışı üçüncü söz Bilgi Edinme Kanunu uygulamaları hakkında söz isteyen Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’a aittir.

Buyurun Sayın Yalçınbayır. (AK Parti sıralarından alkışlar)

 

 

 

ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Biraz önce Sayın Burhan Kuzu Dünya Çevre Günü nedeniyle konuştular, çevre günümüz kutlu olsun. Şüphesiz ki bu günler aynı zamanda yüzleşme günleridir. Türkiye Cumhuriyetinin öteden beri müktesebatına bakıldığında çevreyle ilgili yeterli yasal düzenlemelerin yapılmadığı, idarî düzenlemeler konusunda eksiklikler olduğu ve Türkiye’nin dünya çevre liginde 93 üncü sırada yer aldığı bilinmektedir. Avrupa Birliği sürecinde bizi en çok zorlayacak olan çevre ilişkileridir, çevreyle ilgili düzenlemelerdir ve bunları hazmetme kapasitemizdir. Umarım ki, bu konuda gerekli adımlar daha fazla atılır, şimdiye kadar yapılanlar yetmez, daha fazlası gereklidir ve Bilgi Edinme Kanunu çerçevesi içerisinde zaman zaman belki Çevre Kanununa da atıfta bulunmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, şu anda Türkiye Cumhuriyetinde uygulanmakta olan 13 137 kanun vardır ve 516 kanun hükmünde kararname bulunmaktadır. 22 nci Dönemde bu kanunların 838’i çıkarılmıştır; yani, onikide 1’i, onüçte 1’i, çok önemli bir performans. Bu nedenle Türkiye Büyük Millet Meclisini kutlamak gerekir. İktidarıyla, muhalefetiyle bu kanunların çıkarılmalarına katkıda bulunmuşlardır. Umarız kalite daha artar, toplumu derinden ilgilendiren diğer konularda da çalışmalar yapılır.

Çıkarılan kanunların en önemlisi de 4982 sayılı Bilgi Edinme Kanunudur. Bilgi edinme hakkıyla ilgili Google’a girildiğinde, bugün itibariyle, 1 230 000 sonucun olduğu görülecektir. 58 inci Hükümet Programında “bilgi edinme hakkı toplumun bütün kesimlerinde yaygınlaştırılacak ve bunu sağlamak için vatandaşın bilgi edinme hakkı kanunu çıkarılacaktır” denilmiştir. Hem 2001 yılındaki Ulusal Programın gereği hem de 58 inci Hükümet Programının gereği bunlar çıkarılmıştır.

Değerli milletvekilleri, bu anlamda 24 Nisan tarihi fevkalade önemli bir tarihtir. 24 Nisan 2004 tarihinden itibaren yürürlüğe giren Bilgi Edinme Kanunu, demokratik ve şeffaf yönetimin gereği olan eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak kişilerin bilgi edinme hakkını kullanmalarına ilişkin esas ve usulleri düzenlemektedir ve bilinmektedir ki herkes bilgi edinme hakkına sahiptir ve kamu kurumları bilgi verme yükümlülüğü altındadır. Vatandaşların dilekçeyle veya elektronik ortamla veya diğer iletişim vasıtalarıyla yapacakları başvuru üzerine, idare, süresi içinde, 15 günlük süre içinde vatandaşa gerekli bilgiyi, belgeyi vermek ve ulaştırmak zorundadır.

Değerli milletvekilleri, bilgi edinme hakkının sınırlarına bakıldığında, yargı denetimi dışında kalan işlemlerin de bu sınırlar içinde olduğu görülüyor. Devlet sırrına ilişkin bilgi ve belgeler, ülkenin ekonomik çıkarlarına ilişkin bilgi ve belgeler, istihbarata ilişkin bilgi ve belgeler, idarî soruşturmaya ilişkin bilgi ve belgeler, adlî soruşturma ve kovuşturmaya ilişkin bilgi ve belgeler, özel hayatın gizliliği, haberleşmenin gizliliği, ticarî sır, fikir ve sanat eserleri gibi hususlar istisnalar içindedir; ancak, son günlerde görülmektedir ki, saydığım her konuda kayıtdışına çıkılmıştır. Kayıtdışına çıkanlar, basın kurumlarıdır, yönetenlerdir, muhalefettir, tümüyle toplumdur.

Değerli milletvekilleri, bu hakların kullanılması, ödev ve sorumlulukları da beraberinde getirmektedir. Bu hakları kullananlar, sadece cezaî yaptırımlar karşısında çekinmek durumunda kalmamalıdır. Sadece ceza hukuku veya hakaret davası, tazminat davası endişesiyle değil, etik değerleri dikkate alarak, bunların açıklanmasından mutlak surette çekinmek, kaçınmak durumundadırlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yalçınbayır, buyurun.

ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bilgi edinme hakkı, bilgi edinme özgürlüğü, gerekli olan saydam yönetimin olmazsa olmaz kuralıdır, demokrasinin olmazsa olmazıdır, yakın demokrasinin en önemli göstergesidir. Şüphesiz ki, bunun kaynağı, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğüdür.

Dayanışma hakları içinde yer alan üçüncü kuşak özgürlükler arasında yer alan bu bilgilenme özgürlüğü, düşünce özgürlüğüyle, basın özgürlüğüyle, bilim özgürlüğüyle, siyaset yapma hakkıyla, o özgürlüklerle fevkalade yakın ilişkilidir ve ulusal ve uluslararası hukukun güvencesi altındadır. Burada, bu temel ilkeler, bilgi edinmenin temel ilkeleri olarak, idarenin azamî bilgi vermesi, yayımlama yükümlülüğü, yönetimde şeffaflığın artırılması, istisnaların sınırlandırılması, bilgiye erişim usulünün güvence altına alınması, ücretlerin azlığı, kamuoyuna açık toplantılar yapılmak suretiyle halkın bilgilendirilmesi, özellikle çevre hukuku itibariyle, ÇED raporunda, halkın katılımında bunlara dikkat etmek gerekir. Türkiye Cumhuriyeti, çevre hakkıyla ilgili bilgilenmeye, bilgiye erişmeye ve yargı gücüne ilişkin Aarhus Sözleşmesini 1998’den beri hükümet olarak imzalamamıştır, Meclise getirilememiştir. Bunun getirilmesi, çevre hakkı konusunda çok önemli mesafeler katetmemize yol açacaktır. Yasaya aykırı hareketlerin mutlak surette cezalandırılması ve bunun takibi, son zamanlarda cereyan eden birtakım operasyonlar, birtakım soruşturmalar, davalar, olaylar karşısında kişilerin demokratik sabırları gösteremedikleri ve gelişigüzel konuşmak suretiyle sistemi de yaraladıkları görülmektedir.

Değerli milletvekilleri, Bilgi Edinme Yasası fevkalade önemli nitelikte bir yasadır ve bu yasanın uygulanamayacağını, yeterince verim alınamayacağını iddia edenlere karşı şu istatistikleri vermek istiyorum: 2000 yılında Dilekçe Kanunundan yararlanmak suretiyle bilgi edinmeyi, öneride bulunmak suretiyle demokratik katılımı, şikâyet suretiyle denetim hakkını kullanan insanların sayısı 71 000’di. 2004’te, bu Meclisin 2003 yılında çıkardığı ve 2004 Nisanından itibaren uygulanan kanun nedeniyle 395 557 kişi bilgi edinme başvurusunda bulundu. Bu, halkın aktif katılımıdır, bu, halkın denetimle ilgili, bilgi edinmeyle ilgili, merakını gidermeyle ilgili fevkalade önemli katılımıdır ve kurumlar, ilk yıl olmasına rağmen, yüzde 87,9 olumlu cevap vermişlerdir. Yüzde 3,4 kısmen kabul, yüzde 5,1 ret şeklinde cevaplar vermişlerdir. 2005 yılında ise bilgi edinme başvuru toplamı 626 789’dur; bir önceki yıla göre yüzde 58 artmıştır. Bilgi Edinme Kurulunun raporu 2005 yılında -2004 için raporu 30 Haziran 2005’te- yayımlandı -Meclis Başkanlığı tarafından- ve bu yıla ait rapor 17 Mayıs tarihinde Meclis Başkanlığı tarafından kamuoyuna duyuruldu ve Meclisin resmî web sitesinde yayımlandı.

2005 yılı verilerine bakıldığında yüzde 86,5’e olumlu cevap verildiği görülmektedir, yüzde 3,4 -yine, geçen yılki oranda- kısmî cevap, yüzde 8,6 oranında ise ret başvurusu vardır.

Değerli milletvekilleri, Bilgi Edinme Kurulu fevkalade önemli görevler görüyor. Bilgi Edinme Kurulunun bu istatistiklerinin ötesinde bürokrasiyi en fazla tedirgin eden taleplerin, kararlarının nedenlerini açıklama konusundaki tereddütleridir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yalçınbayır, lütfen toparlayabilir misiniz.

Buyurun.

ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Devamla) – Gerekçeli bilgi verilmemesidir. Zamanında ve tatminkâr bilgi verilmemesidir. Bilgi Edinme Kanunu idareyi sadece bu taleplerle baş başa kalmakla bırakmıyor, bu talepleri karşılama konusunda idareye yükümlülükler veriyor.

Kurulun raporunda, geçen yıl, olumsuz faaliyette bulunan; yani, olumsuz şekilde çalışan, tam tatmin etmeyen kurumların başında Adalet Bakanlığı gelmektedir, Maliye Bakanlığı gelmektedir, bazı üniversiteler, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı, Türkiye Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü Genel Müdürlüğü, Başbakanlık Teftiş Kurulu gibi çok nadir sayıda kurum gelmektedir; ama, 85 kurumun bunların dışındakileri olumlu katkılarda bulunmuşlardır.

2005 yılı raporunda, yine -bunlar benim kendi şahsî tespitim değil- olumlu tabloya rağmen, bu yıl da, Adalet Bakanlığı ile Maliye Bakanlığının Kurumumuzun kararlarına uymamakta ısrar ettikleri görülmüştür. Diğer taraftan, bilgi edinme hakkıyla ilgili olarak hak sahiplerini bilgilendirici bir tanıtım eksikliği içinde olduğu, Kuruma gelen itirazlardan da anlaşıldığı kadarıyla, birçok kurum ve kuruluşta bilgi edinme hakkı uygulanması bakımından, gerek idareci gerekse personel düzeyinde eğitim ihtiyacının devam ettiği görülmektedir.

Değerli milletvekilleri, mevzuatın, hem 4982 sayılı Kanun bakımından hem de özellikle Avukatlık Kanunu bakımından, avukatların bilgiye ve belgeye erişmelerini sağlama bakımından hem dilekçe hakkındaki kanunun uygulanması bakımından mevzuatın uygulanması, şüphesiz ki, Türkiye’nin demokratikleşmesine daha çok hizmet edecektir.

9 uncu Reform Paketinde öngörülen hususlar, Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı (ombudsmanlık), İdarî Usul Kanunu Tasarısı, İdarî Yargı Usulü Kanunu Tasarısı, siyasî etik komisyonunun kurulması, siyasî partilerin finansmanı, Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığının yeniden yapılandırılması, Türkiye’de saydamlığın artırılması, Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesinin onaylanması gibi hususlar bilgi edinmeye hizmet edecektir. Ticarî sırlar, devlet sırları, idarî usul yasası, idarî yargılama usulü, kişisel verilerin korunması, ombudsmanlık kurumu kanun tasarısı ya Meclistedir, komisyonlardadır veya Bakanlar Kurulunda sunulmak üzeredir. e-devlet  uygulamaları, elektronik ortamda bilgi ve belge verme alışkanlığının edinilmesi önemlidir. Şüphesiz ki, Aarhus Sözleşmesinin imzalanması ve Mecliste onaylanması, Çevresel Karar Alma Sürecine Halkın Katılımı ve Yargıya Başvuru Sözleşmesi, çevre hukukuyla ilgili yargı kararları çok önemli ölçüde Türkiye’de uygulanmamıştır. 53 üncü Hükümet mahkeme kararına rağmen Bakanlar Kurulu prensip kararıyla, 54 üncü Hükümet aynı şekilde prensip kararıyla, 57 nci Hükümet aynı şekilde prensip kararıyla sistemi altüst etmişler ve apaçık Anayasayı ihlal suçu işlemişlerdir. Buna benzer uygulamalar güveni sarsıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yalçınbayır, lütfen...

ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Devamla) – Tamamlıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Buyurun.

ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Devamla) – Efendim, müsamahanıza çok teşekkür ederim.

Biz, vatandaşın bilgi edinme projesinin bütün unsurlarıyla gerçekleştirilebileceğine, aktif birey, aktif sivil toplum örgütleri, aktif siyaset ve aktif idareyle, Türkiye’nin, 2023 yılında, hak ettiği yere geleceğine inanıyor, bu vesileyle, hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yalçınbayır.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır; okutup, bilgilerinize sunacağım: 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç’ın, Arnavutluk Meclis Başkanı Jozefina Topalli’nin davetine icabetle, beraberinde bir Parlamento heyetiyle, Arnavutluk’a resmî ziyarette bulunması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi uyarınca, Genel Kurulun 18 Mayıs 2006 tarihindeki 104 üncü Birleşiminde kabul edilmiştir.

Anılan Kanunun 2 nci maddesi uyarınca, heyetimizi oluşturmak üzere siyasî parti gruplarınca bildirilen isimler Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                                             Bülent Arınç

                                                                                  Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                 Başkanı

 

Adı Soyadı                                                                   Seçim Çevresi

Şevket Gürsoy                                                               (Adıyaman)

Mehmet Yılmazcan                                                      (Kahramanmaraş)

Mehmet Nuri Saygun                                                        (Tekirdağ)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığının, İçtüzüğün 34 üncü maddesi uyarınca verilmiş bir tezkeresi vardır; okutuyorum.

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca, 25.6.2005 tarihinde tali komisyon olarak, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna havale edilen 2/561 esas nolu İstanbul Milletvekili Tayyar Altıkulaç’ın; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin amaç ve içerik açısından esas komisyon olarak Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda görüşülmesi uygun görülmüştür.

Bu nedenle, 2/561 esas numaralı Kanun Teklifinin İçtüzüğün 34 üncü maddesi gereğince esas komisyon olarak Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna havale edilmesini arz ederim.

                                                                                                Sait Açba

                                                                                            Afyonkarahisar

                                                                               Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, okunmuş bulunan Plan ve Bütçe Komisyonunun talebi, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunca da uygun bulunduğundan, bu istem, İçtüzüğün 34 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, Başkanlığımızca yerine getirilmiştir.

Bilgilerinize sunulur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının 2 tezkeresi vardır; ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım:

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Sadık Yakut’un, Rusya Federasyonu Başkortostan Cumhuriyeti Parlamentosu Başkanı Konstantin Tolkaçev’in davetine icabet etmek üzere, beraberinde bir Parlamento heyetiyle, Rusya Federasyonu Başkortostan Cumhuriyetine resmî ziyarette bulunması hususu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                                                    Bülent Arınç

                                                                                                                        Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                        Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer tezkereyi okutuyorum:

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç’ın, Danimarka Parlamentosu Başkanı Cristian Mejdahl’in davetine icabetle, 29 Haziran-2 Temmuz 2006 tarihlerinde Kopenhag’da düzenlenecek “Avrupa Birliği Parlamento Başkanları Konferansı”na katılmak üzere, Danimarka’ya gitmesi hususu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                                                    Bülent Arınç

                                                                                                                        Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                        Başkanı

HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan, karar yetersayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı yoktur; birleşime 5 dakika ara veriyorum.

                                                                       Kapanma Saati: 15.53

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.02

BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)

______0______

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 111 inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

 

 

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının Danimarka ziyaretine ilişkin tezkerenin oylanmasında karar yetersayısı bulunamamıştı.

Şimdi, tezkereyi, tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısı arayacağım.

Tezkereyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yetersayısı vardır; tezkere kabul edilmiştir.

Başbakanlığın, Anayasanın 82 nci maddesine göre verilmiş bir tezkeresi vardır; okutup oylarınıza sunacağım.

 

 

 

 

 

                                                                                                                                     01/06/2006

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ulaştırma Bakanı Binalı Yıldırım’ın, 12-13 Nisan 2006 tarihlerinde Kapıkule-Filibe’de gerçekleştirilen Türkiye ile Bulgaristan arasında ortak demiryolu istasyonu konusunda bir heyetle birlikte katıldığı ikili görüşmelere, Çanakkale Milletvekili İbrahim Köşdere’nin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu Kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.

Anayasanın 82 nci maddesin göre gereğini arz ederim.

                                                                                                                             Recep Tayyip Erdoğan

                                                                                                                                       Başbakan

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Tezkere kabul edilmiştir.

Anavatan Partisi Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup oylarınıza sunacağım.

 

 

 

 

 

 

6.6.2006

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 6.6.2006 Salı günü yaptığı toplantıda siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederiz.

Saygılarımızla.

Süleyman Sarıbaş

           Grup Başkanvekili

Öneri:

Genel Kurul gündeminin Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler kısmının 295 inci sırasında bulunan 10/357, 273 üncü sırasında bulunan 10/337, 279 sırasında bulunan 10/343 ve 294 üncü sırasında bulunan 10/356 esas numaralı okullarda meydana gelen şiddet olayları ile ilgili Meclis araştırması önergelerinin birleştirilerek, Genel Kurulun 6.6.2006 Salı günkü birleşiminde görüşülmesi önerilmiştir.

BAŞKAN – Anavatan Partisi Grup önerisi lehinde söz isteyen, Muzaffer Kurtulmuşoğlu, Ankara Milletvekili; buyurun.

Sayın Kurtulmuşoğlu, süreniz 10 dakikadır.

MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekili arkadaşlarım; okullarda şiddetin nedenleri ve sorumluları ve alınması gereken önlemler hakkında araştırma önergesinin, Meclis İçtüzüğünün 37 nci maddesine göre, doğrudan gündeme alınması için, Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; fakat, bu arada, aynı mahiyette Mustafa Gazalcı arkadaşım bir öneri vermiş, yine aynı mealde Muzaffer Külcü vermiş, yine aynı mealde Ömer Zülfü Livaneli de vermiş.  Bunların dördü de aynı mealde olduğu için, birleştirilmesi için söz almış bulunuyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ülkemizde son günlerde, ortaöğretim kurumlarında okuyan gençlerimizin birbirlerine uyguladıkları şiddet olaylarında ciddî artışlar meydana gelmiştir. Okullarda meydana gelen şiddetin sebebinin, sadece öğretmenler tarafından verilen eğitimin yetersizliğine dayandırmak mümkün değildir. Bunun yanında, hükümetin uyguladığı politikaların, okul ve çevrelerinde yeterli önlem alamamış güvenlik güçlerinin ve ailelerin şiddetin bu boyuta gelmesinde ayrı ayrı sorumlulukları vardır. Halen, okullardaki şiddet olaylarıyla ilgilenmeye odaklı kurulmuş ulusal bir organ ülkemizde bulunmamaktadır.

Okullarda öğrenci ve öğretmenlerin maruz kaldıkları şiddet olaylarını geleceğe yönelik hem tehdit hem de önemli bir uyarı olarak değerlendirmek gerekmektedir. Bugün şiddet ortamının içindeki gençlerimiz, ileride bürokrat, sanayici, esnaf, siyasetçi veya çalışan olarak ülkemizin geleceğini şekillendireceklerdir.

Sayın milletvekilleri, her insan gibi çocuklarımız da İnsan Hakları Bildirgesi tarafından sunulan ve özellikle bireyleri aşağılama ve insanlık dışı tavırlara karşı koruyan garantiler ve korumadan yararlanmalıdırlar. Okul çevrelerinde kümeleşen ve çocukların eve ve okula gitmelerinin önünde engel ve sorun halini alan internet cafeler, maalesef, çok büyük boyutlara ulaşmıştır. Çocukları okula yönlendirebilecek mekan oluşturmak ve onların okula gitmesi yönünde tedbirler almak devletin her kademesinin esas görevidir.

Yapılan araştırmalara göre, atari salonu ya da internet cafelere giden öğrenciler arasında en çok oynanan oyun türü ise yüzde 66,5 ile savaş ve dövüş oyunlarıdır. Ayrıca, öğrencilerin yüzde 22’si mafya dizileri ve yüzde 44,8’i içinde silah ögesinin bolca bulunduğu macera filmlerini izlemektedir. Türkiye’de okullarda, şu anda tahmin edemeyeceğimiz oranda çeteleşme söz konusudur. Okul ortamlarında çeteleşmenin yaygınlaşmasında sinema ve tv’lerdeki mafya ve çete içerikli filmlerin etkisi oldukça büyüktür.

Sayın milletvekilleri, son üç yılda ülke çapında okullarda gerçekleşen adlî olaylar nedeniyle 59 öğrenci hüküm giymiş, 152 öğrenciye de disiplin cezası verilmiştir. Bunun yanında, okullarda ve okul önlerinde yaşanan olaylarda, her gün çok sayıda öğrenci ve öğretmen yaralanmaktadır. Son verilere göre, bu olaylarda 9 öğrenci hayatını kaybetmiş, 35 öğrenci ve öğretmen de yaralanmıştır. Son olarak, mart ayının sonunda kalbinden bıçaklanan bir öğrencinin ölmesi, Türkiye'de eğitim sisteminin çok ciddî bir tehditle karşı karşıya olduğunu göstermektedir.

Sayın milletvekilleri, sorunu çözmek günübirlik müdahalelerle değil, uzun vadeli eğitim politikalarıyla mümkündür. Bunun için, başta öğrenci ve eğitim çalışanları olmak üzere, eğitimin tüm kademelerine yönelik, kültürel, sosyal yönden tatmin edecek altyapı çalışmaları yapılmalıdır.

Ayrıca, okullarda rehberlik hizmetlerinin işletilmesi ve buralardaki yetersiz personel sayılarının giderilmesi gerekmektedir. Veli, öğrenci, öğretmen eğitimi, bu sorunun çözümü için çok önemlidir; çünkü, gençliği anlamak, algılamak, onların sorunlarına çözüm üretebilmek ve bu alandaki yeteneklerini açığa çıkarmak için eğitimin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Okul içlerine özel güvenlik birimleri veya polis yığmak, sorunu başka yerlere havale etmekten başka bir işe yaramayacaktır.

Sayın milletvekilleri, okullarda yaşanan şiddet olaylarının her geçen gün büyümesi, acil çözüm üretilmediği sürece olayların artarak devam edeceğinin işaretlerini vermektedir. İlköğretim okulları ve liselerde artan öğrenci kavgaları, sorun çözmek adına bazı velilerin okulu basmaları, toplum içinde hiç de şık karşılanmamaktadır. Bugün, okullardaki şiddet, çok yönlü ve ciddî bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Öğrencilerin birbirlerine uyguladığı şiddet, toplumumuzun geleceği için çok önemlidir. Hakkında çalışma yapılmayan bu konunun ivedilikle incelenmesi gerekmektedir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; öncelikle kabul etmek gerekir ki, okullarımızın bu duruma gelmesinde, başta Millî Eğitim Bakanlığı olmak üzere, tüm yetkililerin, hatta, toplumun tüm kesiminin sorumluluğu vardır. Ayrıca, Millî Eğitim Bakanlığında, millî eğitim müdürlüklerinde ve okullarda atamalar da objektif kriterlere göre yapılmıyor. Siyasî yakınlık ve patronaj ilişkileri esas alınarak yapılan atamalar, sorunun bu boyutlara gelmesinde en büyük nedenler arasında sayılabilir.

Son dönemde meydana gelen şiddet olaylarında, Millî Eğitim Bakanlığı yetkilileri ile eğitimcilerin sorumluluklarının ve kusurlarının, öğrencileri okul ortamından uzaklaştırıcı ve şiddete yönlendirici yerlerin denetimindeki eksikliklerin ve okul çevresi ve okul içindeki gerekli önlemlerin alınmamasındaki sorumluların ve hangi önlemlerin alınacağı yönündeki gerekli araştırmaların yapılması için, bu araştırma önergesinin, Meclis tatile girmeden yapılmasında yarar var diye düşünüyorum.

Sevgili arkadaşlarım, bu, okuldaki şiddeti, sadece bıçakla, kavgayla, dövüşle değil… İlkokullara kadar inen uyuşturucu mafyası da okullarımızın büyük bir derdidir. Onun için, bu araştırmaların her dördünün birleştirilerek Mecliste gündeme getirilmesi, bu eksiklerin tamamlanması hepimizin görevidir; çünkü, bu çocuklar geleceğimizdir; bu çocuklar, bu ülkeyi bizden sonra yönetecek insanlardır. Bunlara doğru yolu göstermek, bunların eksiklerini görebilmek, hepimizin vazifesi. O yönden, şunu tekrar tekrar söylüyorum, üzerinde duruyorum: Bunu gelecek yıla bırakalım demeyelim; çünkü, gelecek yıl, okul başladığında tekrar aynı şeyle karşılaşacağız, aynı olaylarla karşılaşacağız. Onun için, bir an evvel önlem almakta gecikmemekte yarar vardır diye düşünüyorum.

Eğer, bataklığı kurutmazsan, sadece günlük iş yaparsak, sivrisinekleri

öldürmekle bir yere varamayız. Bence, geliniz, bunu bu devre, bu Meclis tatile girmeden gündeme alalım, araştıralım, aile içi şiddete bakalım, çocukların durumlarına bakalım, neden bu hale gelmişlerdir, bunları araştıralım. Birlikte burada karar verirsek hem ülkemize hem çocuklarımıza hem geleceğimize iyilik yapmış oluruz diye düşünüyorum.

Hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum, hoşça kalınız efendim. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kurtulmuşoğlu.

Önerinin lehinde söz isteyen Mustafa Gazalcı, Denizli Milletvekili…

Buyurun Sayın Gazalcı, süreniz 10 dakikadır. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

 

 

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Anavatan Grup Başkanvekili iki arkadaşımızın okullarda şiddetle ilgili verdiği araştırma önergesinin gündeme alınmasına ilişkin lehte söz aldım; tümünüzü saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu konuda elimizde kimi önergeler var. Bağımsız İstanbul Milletvekili Sayın Zülfü Livaneli 15.2.2006’da aynı konuda bir araştırma önergesi vermiş. Yine, aynı tarihte, yani, Şubat 15’te Muzaffer Külcü arkadaşımız, AKP’li, 19 milletvekili arkadaşıyla birlikte okullarda şiddetin araştırılmasını istemiş. Biz de 31 Martta, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, milletvekili arkadaşlarımızla birlikte okuldaki şiddetin araştırılmasını önerdik ve bugün konuştuğumuz, gündeme alınmasını istediğimiz, arkadaşlar da Nisanın 3’ünde bu araştırma önergesini vermişler; yani, aşağı yukarı, bağımsızlar ve Mecliste grubu bulunan bütün partiler bu konunun araştırılmasını istiyorlar. Eğer, AKP’li arkadaşlar, siyasal kaygılarla reddetmezlerse, gündemin önünde gideceğiz demiyorum; ama, hiç olmazsa, çok arkasında kalmadan, Büyük Millet Meclisi olarak, okullardaki ortaya çıkan bu şiddet olaylarına kayıtsız kalmamış olacağız ve bir araştırma önergesi kabul edilmiş olacak.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, ardı ardına çok üzücü olaylar yaşandı ve gazetelere başlık oldu, televizyonlarda ilk haber oldu. Bu beş ay içinde 14 tane çocuğumuzun yaşamını yitirdiğini görüyoruz. 100’ün üstündeki çocuk yaralandı. Öğretmenler yaralandı ve bu olaylara, bu olayların nedenlerini Meclis tarafından ele alınması, bir bakıma kaçınılmaz bir durumdur. Onun için  de, bütün gruplar önerge vermişler.

Değerli arkadaşlar, bakın, okul yaşamın bir uzantısıdır, bir parçasıdır. Sokakta ne oluyorsa, okulda da olur. Eğer sokakta şiddet varsa, adaletsizlik, haksızlık varsa, bunun okul duvarından geçmemesi mümkün değildir, okulda da vardır. Yani, okul yaşamın bir uzantısı, yaşam da okulun bir parçasıdır.

 Bu olayların birinde Millî Eğitim Bakanı talihsiz bir laf etti “bizim okul sınırları dışında oldu bu ölüm olayı” dedi, hatta “basın bu işleri abartıyor” dedi.

Değerli arkadaşlar, bir olayların dili vardır; yani, siz, başınızı kuma soksanız bile, eğer insanlar ölüyorsa, öldürüyorsa, küçücük çocuklarımız, o yetişsin diye gönderdiğimiz, eğitimin barış içinde yapılması gereken yerlerde çeteler kurup, bıçakla, satırla, silahla birbirini öldürüyorsa, bu basın böyle abartıyor ya da okul sınırının içinde olmuştu, dışında olmuştu gibi yüzeysel değerlendirmeler çok yanlış olur ya da bir genelgeyle işi geçiştirmek, çocuklar, işte, ben, sizinle sözleşme yapıyorum, gelin, bundan sonra iyi insan olun; öğretmenler sizinle sözleşme yapıyorum, gelin iyi insan olun; veliler sizinle sözleşme yapıyorum, gelin siz de iyi veli olun; oh, sorunlar çözülür. Hayır…

Değerli arkadaşlar, bunun ekonomik, toplumsal, kültürel nedenleri vardır. Tek bir nedenden dolayı okulda şiddet oluyor demek, doğru değil, yanıltıcı olur; yani, eğer ekonomik adaletsizlik yaşanıyorsa ve gelir dağılımı arasında büyük bir uçurum varsa, gelir dağılımının yüzde 5’ini alan ile öteki yüzde 5’ini alan arasında 25 misli bir büyük uçurum varsa ve oradan çıkan çocuklar, okuldan çıkan çocuklar, gelecek kaygısı duyuyorlarsa “ben, ileride ne olacağım, nasıl olacağım” diyorsa, bunların nedenlerine kulak vermek gerekir ve hem sokağı hem okulu düzeltmek gerekir.

Bakın, işsizlik yüzde 12 boyutuna geldi Türkiye’de. Üniversiteyi bitiren öğrencilerin üçte 1’i işsiz. Ana baba binbir özveriyle çocuğunu okutuyor, çocuk üniversiteyi bitiriyor; ama, babasına anasına hâlâ avuç açıyor.

Değerli arkadaşlar, sokaktaki çetelerin örneği okullarda başladı. Hani, önce ekmekler bozuldu der gibi, Eskiden iyi yöneticiler vardı, baba ana olan yöneticiler vardı. Sayenizde onlar da yok oldu; yani, çocuğu anlayan, sorunuyla iç içe olan eğitim yöneticileri de gitti. Bize yakın, size yakın ölçütleri geldi. Onlar zil çaldı çıktı, zil çaldı girdi. Hani Orhan Veli’nin memurlar için söylediği gibi, “biz 9’la 5’i bekleriz” gibi.

Arkadaşlar, eskiden, okulda, okul aile birlikleri vardı. Yalnız öğrencilerin sorunlarıyla ve okulun başarısıyla ilgilenirdi bu okul aile birlikleri. Ben geçen yıl burada çırpındım, sizlere de yalvardım, gelin kıymayalım okul aile birliklerine, bunları para toplama işine bulaştırmayalım, bunlar yalnız çocuklarımızın eğitim durumuyla ilgilensinler diye. Altmış yılı aşkın bir güzel buluşumuz, maalesef, bir kolaycılık, ucuzculuk anlayışıyla, para toplasın bunlar, okulların durumu kötü… Gerçekten de kötü okulların durumu. Şimdi, apartman yönetiminde para toplar gibi, çocuklar haraca bağlandılar âdeta, durmadan para getiriliyor. Bunların içinde verebilenler var, vermeyenler var. Otuz kalemin üstünde, çocuktan para toplanıyor. Biz sosyal devlet olarak bunları anlayacağımıza, tam ters bir uygulama yapıyoruz, özel okula gönder çocuğunu ben sana para vereceğim diyoruz; ama, devletin okuluna gelirsen senden para alacağım diyoruz.

Değerli arkadaşlar, bakın, eğer, bir okulun fizikî eksiklikleri varsa, okul, okul değilse; yani, öğretmen yoksa, laboratuvar yoksa, kütüphane yoksa, okul bahçesi yoksa, uygun bir derslik yoksa ve oradan çıkanlar bir işe yaramıyorlarsa, gelecek kaygıları taşıyorlarsa, üniversitenin önünde yığılıp düş kırıklığıyla yine dershanelere gidiyorsa ya da evde boş oturuyorsa, bu çocukları anlamak gerekir.

Biz okullarımızın birçoklarında, 8 325 okulda hâlâ ikili eğitim yapıyoruz; yani, sabahçı,öğlenci deriz biz öğretmenler ona. “Öğlenden sonra çocuk ne yaparsa yapsın” der öğretmen, yönetici. Ana baba çalışıyorsa o çocuk bırakılmıştır sokağa, gidecek bir yeri yoktur, oyun alanı yoktur, kütüphane yoktur, boş zamanlarını değerlendirecek bir araştırma yeri yoktur. Bakın, 17 636 okulda birleştirilmiş sınıf vardır; hâlâ Türkiye’de, hâlâ Türkiye’de. Ben size kimi rakamlar okusam şaşarsınız. Kaç bin çocuğa bir kütüphane düşer; kaç bin çocuğa bir laboratuvar düşer;  kaç bin çocuğa bir revir düşer; bir sağlık hizmeti, bir rehberlik hizmeti… Elbette ana babanın eğitimi çok önemli; ama, siz, ananın, babanın ayağını okuldan kesiyorsanız, ana baba çocuğunun durumunu konuşmaya, okula gelmeye…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gazalcı, lütfen tamamlayabilir misiniz.

Buyurun.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar konuşalım, bu konuları konuşalım. Bakın, bir nedenden demiyorum, iyi örnek olamadık çocuklara. Yöneticiler olarak iyi örnek olamadık; yani, ben sizi kızdırmak için söylemiyorum ama, Başbakanın üslubu bir ilköğretim çocuğuna, bir lise çocuğuna örnek midir? (AK Parti sıralarından “Evet” sesi) İnsan kaygılanıyor o çiftçiye söylediğini duyunca ya da bazı yöneticiler var ki, iyi örnek oldu mu? Ana baba olarak, devleti yönetenler olarak, hatta eğitim yöneticileri olarak atadığımız kişiler çocuklara bir model mi, iyi örnek mi? Eğitim, örnek olmaktır, sevgi göstermektir.

Gelin, bu konuyu geçiştirmeyelim. Reddedenler, kabul etmeyenler deyip parmaklarımızı kaldırmayalım; düşünelim, vicdanımızın, aklımızın sesini… Yarın bir çocuk öldüğünde, eyvah ben bu önergeye oy vermemiştim demeyelim. İşte, ne güzel bütün gruplar vermiş, bir araştıralım. Siz diyeceksiniz ki belki, çocuklara yeterince öğüt verilmiyor, onun için bunlar şiddete bulaşıyor; filanca ders verilmiyor, onun için şiddete bulaşıyor. Ben de diyeceğim ki: Hayır, başka ekonomik nedenler var; toplum suçu hazırlar, birey işler; okul yaşamın bir parçasıdır. Yani, gelin, bunları konuşalım, araştıralım. Bu önerge bunun içindir diyorum.

Bu önergenin lehinde oy kullanmanızı diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gazalcı.

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) – Ben teşekkür ederim.

BAŞKAN – Önerinin aleyhinde söz isteyen, Ümmet Kandoğan, Denizli Milletvekili.

 

 

 

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum. Bu haftaki Meclis çalışmalarımızın milletimize ve memleketimize hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

Anavatan Partisi Grup Başkanvekili Sayın Süleyman Sarıbaş’ın teklif etmiş olduğu bu konuyla ilgili, aleyhte söz aldım.

Tabiî, bu konu, Türkiye için son derece önemli bir konu. Özellikle son dönemlerde okul önlerinde yaşanan ve hepimizi derinden üzen hadiselerin incelenmesi, araştırılması, soruşturulması en tabiî hakkımız. Ancak, bu konunun Türkiye Büyük Millet Meclisine getirildiği bugünde bakıyorum Meclis sıralarına, Sayın Millî Eğitim Bakanımızı burada göremiyorum. Sayın İçişleri Bakanımız da burada değiller. Peki, bu konunun görüşüleceğini, bu konunun bir öneri halinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin huzuruna getirileceğini Sayın İçişleri Bakanı ve Sayın Millî Eğitim Bakanı bilmiyorlar mı?

ALİ YÜKSEL KAVUŞTU (Çorum) – Burada, burada…

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Hani nerede?!

ALİ YÜKSEL KAVUŞTU (Çorum) – Geliyor.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Hani?.. Göreyim Sayın Milletvekilim, burada diyorsunuz da, ben bu sıralarda Sayın İçişleri Bakanını göremiyorum; çünkü, bu konunun muhatapları İçişleri Bakanımız ve Millî Eğitim Bakanımız. Bugün, her iki Bakanımız, eğer Ankara dışında değiller ise, bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda, bu konuyla ilgili, bir partinin grup önerisi burada görüşülürken, iki bakanımızın da burada olması gerekiyor.

RECEP KORAL (İstanbul) – Gündeme alınırsa o zaman gelirler.

YAHYA BAŞ (İstanbul) – Gündeme alınırsa gelirler.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Eğer bu meseleye ciddî bir şekilde yaklaşıyorsanız, Hükümet bu meselelerin çözümünde samimiyse, o iki bakanımızın bugün burada olmaları lazımdı. Bu, neye benziyor biliyor musunuz; terörle ilgili olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu bir genel görüşme isteğini Türkiye Büyük Millet Meclisine getirdiğinde, Sayın Başbakanın, Trabzon’da sıradan açılışları bahane ederek o gün Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda bulunmamasına benziyor. Şimdi, Sayın Başbakan, terörle ilgili bir konu Türkiye Büyük Millet Meclisinde olağanüstü toplantıyla gündeme getirilmesi söz konusuyken, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunmuyor; bugün, Millî Eğitim Bakanı ve İçişleri Bakanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi salonunda bulunmuyor. Sonra da, bu işin muhatapları olarak biz kimi sorumlu tutacağız değerli milletvekilleri?! Size soruyorum: Son günlerde, İçişleri Bakanını gören var mı aranızda?!

AYHAN ZEYNEP TEKİN BÖRÜ (Adana) – Şurada, arkada oturuyor.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Yani, arkada oturması bir şey değil; İçişleri Bakanı burada oturacak; İçişleri Bakanı, olaylar olduğunda milletin huzuruna çıkacak, televizyonların karşısına çıkacak.

YAHYA BAŞ (İstanbul) – Sen mi karar vereceksin?!

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Ben karar vereceğim tabiî, ben milletvekiliyim. Türkiye’de kan gövdeyi götürüyor, okul önlerinde anneler babalar nöbet tutuyor, çocuğum eve sağ salim dönecek mi diye gelecek endişesi içerisinde bekliyor; bizim İçişleri Bakanımız ortada yok. İçişleri Bakanı, Diyarbakır’daki terör olayları olduğunda da yoktu, yok. Danıştay baskını oluyor, İçişleri Bakanı yok. Bu İçişleri Bakanımız hangi gün bize lazım değerli milletvekilleri; hangi gün, İçişleri Bakanı… Eğer bugün lazım değilse, bugün gerekli değilse, bu İçişleri Bakanı hangi gün bize lazım olacak?!

YAHYA BAŞ (İstanbul) – Bakanlarımız görevinde, merak etme!

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Bakanlar görevinde meselesi bizi bağlamıyor. Ben, bugün, İçişleri Bakanını ve Millî Eğitim Bakanını kendime muhatap kabul ediyorum ve onların burada olmamasını eleştiriyorum.

Bakınız, daha bugün, iki şehit daha var; iki şehit daha verdik değerli milletvekilleri. Biz, hâlâ, terörle ilgili bir genel görüşme meselesini Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine taşıyamadık. Ne zaman taşıyacağız değerli milletvekilleri? Ne zaman bu konuyu konuşacağız Türkiye Büyük Millet Meclisi milletvekilleri olarak? Her gün şehit cenazeleri geliyor artık. Adi olaylar gibi kabul etmeye başladık, gazetelerin köşelerinde, kıyılarında küçük haberler olara. İşte, esas tehlikeli olan budur. Bizler, basın ve televizyon olayı küçük görmeye başlarsak, ehemmiyet vermezsek, işte, o zaman asıl tehlike başlıyor demektir. O nedenle, bu meselelerin üzerine ciddî bir şekilde gitmemiz gerekir.

Ne oldu Terörle Mücadele Kanunu?! Soruyorum işte: Ne oldu?!. İki ay önce, âlâyı valâyla, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine getirdik dediniz. Ne oldu?!. İşte, Meclis kapanmak üzere. Ne zaman gelecek?! Ne zaman gelecek terörle mücadeleyle ilgili kanun?! Çıkıyor, bu işle mücadele edenler, Türk Silahlı Kuvvetleri, emniyet teşkilatı “terörle mücadele noktasında sıkıntımız var; en azından mevzuat yönünden bunun giderilmesi lazımdır” şeklinde feryat ediyorlar. O feryatlara kulaklarımızı tıkadık. Bizim, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, bu terörle mücadele meselesine el koymamız lazım. Bu mesele, en öncelikli meselesi haline gelmiştir Türkiye’nin. Hiç kimse bu meseleyi hafife almasın. Bununla ilgili hangi tedbirlerin alınması lazım geliyorsa, bir an önce bu tedbirlerin alınması lazım; ama, biz, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak ne yapıyoruz; silah yarışması yapıyoruz. Silah yarışması yapıyor Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı; bir spor oyunu düzenliyor, onun içerisinde, silah atış yarışması var değerli milletvekilleri ve gazetelerde boy boy gördük, birinci olanlara da silah hediye ediyoruz!

Biz, okul önlerindeki terörden bahsediyoruz, okul önlerindeki çetelerden bahsediyoruz, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak da, bir silah yarışması düzenliyoruz!

FİKRET BADAZLI (Antalya) – Konuyla alakası ne?!

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Sayın Milletvekilim… Lütfen…

Antalya Milletvekilimiz, oradan “bu görüşlerin, senin bu sözlerinin hiç ehemmiyeti yok” diyor. Eğer, bu sözünüzde samimîyseniz, gelin, milletin önünde “bunda ne var” deyin. “Bu silah yarışması genç yaştaki insanları özendirmez, teşvik etmez, onların yanlış işler içerisine girmelerini etkilemez” diye gelin bu kürsüden söyleyin. Biz araştırma önergesi veriyoruz, okul önlerindeki çetelerle… Konuşan arkadaşları dinledik; televizyon dizilerinden, şiddeti teşvik eden programlardan bahsediyorlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak da, en iyi atışı hangi milletvekili yapıyormuş, onu belirliyor.

Değerli milletvekilleri, bu millet bizi en iyi atışı hangi milletvekili yapacak diye Türkiye Büyük Millet Meclisine göndermedi. Millet, terörle mücadele edin, terörü bitirin, okul önlerindeki çeteleri ortadan kaldırın, uyuşturucunun önünü kesin, gaspı, kapkaçı, hırsızlığı önleyecek tedbirleri alın diye Türkiye Büyük Millet Meclisine milletvekili olarak gönderdi. Ama, biz hepsini bıraktık. Biraz sonra bu araştırma önergesi de sizlerin oylarıyla reddedilecek; ama, öbür taraftan, gençlerimizi teşvik edecek yanlış uygulamalarda da Türkiye Büyük Millet Meclisi en ön sırayı alacak.

Değerli milletvekilleri, bakınız, bu olayların sebeplerinin tespit edilmesi ve çözüm yollarının bulunması son derece önemli. Benim itirazım, niye bugüne bırakılıyor, niçin Meclisin kapanmasına az bir süre kala bu mesele Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine getiriliyor? İşte denilecek ki biraz sonra: “Meclis tatile giriyor, 3 aylık bir yaz tatili dönemi var; o nedenle, komisyon kurup çalışmamız zordur; onun için bunu yeni döneme bırakalım” diye bir düşünce biraz sonra buraya gelinip söylenecek. Ancak, bu meselenin ne kadar önemli olduğunu hepiniz biliyorsunuz. Türkiye’de bunların sebeplerinin araştırılması lazım. Çünkü, gençlerimiz, çocuklarımız bir istikbal endişesi içerisinde, gelecek korkusu içerisinde.

İşte işsizlik rakamları açıklandı. Hükümeti devraldığınızda Türkiye’deki işsizlik rakamı 10,2. Devraldığınızda. Hem de bir kriz sonrası. Şimdi gelinen nokta, şubat ayı ortalaması 11,9. Siz işsizlikle mücadelede bu kadar başarısız bir hükümet olursanız, bu gençlerimizde bir gelecek endişesi onlara hakim olursa, üniversiteyi bitiren gençlerimiz üniversiteyi bitirdikten sonra işsiz kalacaklarını bilirlerse bir sendrom, gelecek sendromu içerisine girmeleri son derece doğaldır.

Gelir dağılımı bozukluğu, tekrar ediyorum, bakın, çok söyledim bunu, hep hafife alıyorsunuz, tekrar ediyorum. İktidara geldiğinizde en üst yüzde 20’lik gelir grubunun aldığı pay 45,2; 45,2 en üst yüzde 20, şimdi gelinen noktada bu seneki rakamlar 46,4; yani, sizin geldiğiniz dönemde şimdi devraldığınız döneme göre gelir dağılımı adaletsizliği daha bozulmuş. En alt yüzde 20’lik gelir grubu yüzde 6,4 alır iken bugün yüzde 6 alıyor; yani, makas açılmış, zengin daha zengin olmuş, fakir daha fakir olmuş. Böyle bir dönemde, bunun hâkim olduğu bir dönemde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kandoğan, lütfen toparlar mısınız; buyurun.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – …gelir dağılımı adaletsizliğinin bu kadar yaygın olduğu bir ülkede bu meselelerin ciddî bir şekilde ele alınıp incelenmesi gerekmektedir.

Bakınız, kırsal kesimden şehirlere müthiş bir göç başlamıştır. Tarımdaki işsizliğin çok üst seviyelere çıkmış olmasından dolayı şehirlerde, âdeta, hayatla yaşama mücadelesi veren insanların ayakta kalma şansları her geçen gün azalır bir hale gelmiştir. Böyle bir Türkiye’de uyuşturucu çeteleri artar, fuhuş çeteleri artar, gasp, kapkaç, hırsızlık artar, terör olayları artar. O nedenle, bütün bunların altında yatan sebeplerin araştırılması, incelenmesi için bu araştırma önergesinin kabul edilmesi lazım; ama, benim itirazım, demin de söylemiş olduğum gibi, Meclisin kapanmasına az bir süre kalmış olduğu bugünlerde bu önergenin getirilmesidir; yoksa, bu meseleye, biz, Doğru Yol Partisi olarak son derece önem ve ehemmiyet veriyoruz ve bu meselelerin de bir an önce çözüme kavuşturulmasının en büyük dileğimiz olduğunu ifade ediyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kandoğan.

Grup önerisini oylarınıza sunuyorum:Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri reddedilmiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 6.6.2006 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                Haluk Koç

                                                                                  Samsun

                                                                          Grup Başkanvekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmının 158 sırasında yer alan (10/208) esas numaralı Meclis araştırma önergesinin görüşmesinin, Genel Kurulun; 6.6.2006 Salı günlü birleşiminde yapılaması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisi lehinde söz isteyen Yakup Kepenek, Ankara Milletvekili.

Buyurun Sayın Kepenek.

HALUK KOÇ (Samsun) – O ikinci olarak konuşacak Sayın Başkan, ilk konuşmacı Gürol Ergin.

BAŞKAN – Gürol Ergin, Muğla Milletvekili, lehinde söz isteyen.

Buyurun Sayın Ergin.

Sayın Ergin, süreniz 10 dakikadır.

Sayın Ergin vaz mı geçtiniz?

GÜROL ERGİN (Muğla) – Geliyorum efendim, geliyorum. Bir saniye… Bu acele niye Sayın Başkan? Yani, koşarak mı gelmemiz gerekiyor? Yani, koşarak gelmemiz gerekiyorsa, koşalım.

BAŞKAN – Sayın Ergin Meclisin çalışması gerekir; buyurun.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Bütün engelleme bu kadar olsun!

BAŞKAN - Buyurun Sayın Ergin.

GÜROL ERGİN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarım sorunlarının görüşülmesi için Meclis araştırması açılması yönündeki bu önergenin lehinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Konuşmama başlarken Sayın Başkanı, siz sayın milletvekillerini ve Yüce Türk Ulusunu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, tarım politikalarının temel hedeflerinin başlıcası, kuşkusuz, ülkenin kendi nüfusunu besleyebilecek bir tarımsal üretimi gerçekleştirebilmesidir. Bu hedef, tarımsal üretim artışının nüfus artış hızından yüksek olmasıyla sağlanabilir. Rakamlara baktığımızda, Türkiye’de, tarımsal üretim artışlarının, genel olarak, nüfus artış hızının altında kaldığını, hatta, 2001-2005 yılları ortalamasının eksi değerde olduğunu görüyoruz. Bu olumsuz süreç, ayrıca, tarımsal dışticaret istatistiklerinde de kendini göstermektedir.

Türkiye’nin işlenmiş ve işlenmemiş tarımsal ürün dışticaret dengesi, tarım sektöründeki genel eğilimi çarpıcı biçimde sergilemektedir. Türkiye, son üç yılda, tarımsal ürün ihracatı olarak toplam 19 970 000 000 dolar, ithalat olarak da 17 720 000 000 dolarlık işlem yapmıştır. Göründüğü gibi, üç yılda tarımsal dışsatım ve dışalım arasındaki fark yaklaşık 2 milyar dolardır. Bu rakamın bizleri yanıltmaması gerekir; çünkü, yalnızca son üç yılda fındıkta yaşanan don olayından ve bu olayın dünya fiyatlarını etkilemesinden ötürü 2,5 milyar dolarlık bir artı gelirimiz olmuştur; bu, şu anlama gelmektedir: Aslında, bizim, tarım dışticaretindeki hiçbir artımız yoktur. Kaldı ki, Adalet ve Kalkınma Partisi öncesi üç yılda tarımsal ithalat ortalaması 11,2 milyar dolardır; bu da, Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde tarımsal ithalatın yüzde 58 oranında artış gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bu gelişmeyi normal kabul etmek mümkün değildir. Son yıllarda meyve ithalatında patlama olmuş, meyve cenneti olan ülkemize, Adalet ve Kalkınma Partisinin üç yıllık iktidarı döneminde toplam 331 000 000 dolarlık meyve ithal edilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, bugün, Türkiye’de tarımda uygulanan 9 Aralık 1999 tarihle stand-by anlaşması ve Dünya Bankasıyla 2001 yılında imzalanan Tarım Reformu Uygulama Projesi adlı projedir. Ne IMF’nin önerileri ne de Dünya Bankasının proje altında dayattıkları Türkiye'de tarımı bir karış ileri götürmemiştir.

Sayın Başkan, bu uğultuda siz anlayabiliyor musunuz söylediklerimi? Bu uğultuda siz anlayabiliyor musunuz Sayın Başkan?

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Sayın Başkan takip etmiyor ki!..

BAŞKAN – Sayın Ergin…

GÜROL ERGİN (Devamla) – Müthiş bir uğultu var.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Dinlemek zorunda mıyız?!.

GÜROL ERGİN (Devamla) – Dinlemek zorundasınız tabiî! Burada, ülkenin gerçekleri konuşuluyor; ne demek dinlemek zorunda mıyız? Dinlemek istemeyen buyurur, dışarı çıkar; ama, kalan arkadaşlarımın dinlemesi gerekir.

Sayın Başkan, eğer, söylediklerim anlaşılmayacaksa kürsüyü terk edeyim.

Lütfen, uyarı yapın.

BAŞKAN – Sayın Ergin, buyurun, Genel Kurula hitap eder misiniz.

GÜROL ERGİN (Devamla) – Siz de Genel Kurulu uyarır mısınız Sayın Başkan.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Konuşma, devam etsene!..

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) – Sayın Başkan, yer değiştirin bari; Başkana talimat veriyor; olur mu öyle?!

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri… Lütfen…

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) – Yer değişin yani!

GÜROL ERGİN (Devamla) – Siz, varlığınız ve davranışınızla Başkanı da, Meclisi de rahatsız ediyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Ergin, bir saniye…

Sayın milletvekili, niye hatibe müdahale ediyorsunuz?

Buyurun Sayın Ergin.

RECEP KORAL (İstanbul) – Hatip bize müdahale ediyor.

GÜROL ERGİN (Devamla) – Arkadaşlar, isterseniz aranızda pişpirik oynayın; ama, sakin olun. Hiç olmazsa, dinlemek isteyenler dinlesin, anlasın. Yazıktır!..

BAŞKAN – Sayın Ergin, lütfen, Genel Kurula hitap eder misiniz.

GÜROL ERGİN (Devamla) - Bu Meclise siz burada gürültü yapasınız diye mi geldiniz?!

Değerli milletvekilleri…

CAVİT TORUN (Diyarbakır) – Biz öğrenci değiliz…

GÜROL ERGİN (Devamla) – Kardeşim dinle! Be yeter!

BAŞKAN – Sayın Ergin, lütfen…

CAVİT TORUN (Diyarbakır) – Ben senin kardeşin değilim.

GÜROL ERGİN (Devamla) – Olamazsın ki zaten; bana yazık olmaz mı?!

CAVİT TORUN (Devamla) – İhtiyacım da yok. Hitap etmesini öğren,  adam gibi konuşmasını öğren!

BAŞKAN – Sayın Ergin, lütfen, Genel Kurula hitap eder misiniz.

GÜROL ERGİN (Devamla) – Sen bana adam gibi olmamı söylüyorsun. Hiç adama benzer halin var mı; şu davranışına bak! (AK Parti sıralarından gürültüler)

ALİM TUNÇ (Uşak) – Ayıp be, ayıp!..

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, karşılıklı konuşmayı bırakalım.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Tuu!..

GÜROL ERGİN (Devamla) – Tuu senin yedi ceddine!.. Bana kim “tuu” dediyse, yedi ceddine tuu!

CAVİT TORUN (Diyarbakır) – Öyle laf olmaz!

GÜROL ERGİN (Devamla) - Kardeşim dinleyin be!

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) – Dinliyoruz, ne oldu?!

ALİM TUNÇ (Uşak) – Geldiğinden beri konuşuyorsun. Ne konuşacaksan konuş ya, adam değilmiş, bilmem ne değilmiş…

BAŞKAN – Sayın Ergin, lütfen…

GÜROL ERGİN (Devamla) – “Değil” diyen orası, ben değilim.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Sen dedin sen.

GÜROL ERGİN (Devamla) – Saçma sapan konuşma, dinlemeden konuşuyorsun.

BAŞKAN – Sayın Ergin, lütfen, Genel Kurula hitap edecek misiniz.

GÜROL ERGİN (Devamla) – Efendim, 6 dakikam boşa gitti. (AK Parti sıralarından gürültüler)

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Siz zaten kürsüye çıkarken kavga ederek çıktınız.

BAŞKAN – Kendiniz geçirdiniz Sayın Ergin!..

GÜROL ERGİN (Devamla) – Olur mu Sayın Başkan şu uğultuda?!

BAŞKAN – Sayın Ergin, lütfen Başkanlığa cevap vermeyin, hitap edecekseniz edersiniz Genel Kurula, yoksa kürsüyü terk edersiniz.

GÜROL ERGİN (Devamla) – Vallahi bu kürsü sizin babanızın kürsüsü olsaydı terk ederdim. Bu kürsü Türkiye Büyük Millet Meclisinin kürsüsü.

BAŞKAN – O kürsüyü, Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünü idare eden buradaki Başkanlık Divanıdır Sayın Ergin, siz karar vermeyeceksiniz.

GÜROL ERGİN (Devamla) – Şimdi, ben, sizin anladığınız gibi kestirmeden konuşayım o zaman, yazılı metni bırakayım.

Değerli arkadaşlarım, son günlerde bir çay fiyatı belirlendi Türkiye’de, çay fiyatı. Çay fiyatı 57 Yeni Kuruş, primi de 8 Yeni Kuruş. Rize Ziraat Odasının maliyet hesabı, değerli arkadaşlarım, 77 yeni kuruş.

Sayın Başbakan 3 kasım seçimlerinden önce Rize’de yapmış olduğu konuşmalarda “çayın Rizelinin ekmeği olduğunu ve bu ekmeğe sahip çıkacaklarını” söylüyordu ve o gün için Sayın Başbakan, yani, dört yıl öncesi için “çaya 700 ilâ 750 000 lira fiyat verilmesi gerektiğini ve bu fiyatı vereceklerini” söylüyordu.

Sayın Başbakanın çay fiyatını bizzat açıklamayıp sayın bakana bırakmış olması, geçmiş sözlerinin kendisine hatırlatılacağını düşünmüş olmasından ötürü olmalıdır. Mayıs ayında yapılan AKP il kongresine katılmayışı da, herhalde, çay konusunda sorulacak sorulara muhatap olmak istemeyişindendir.

Değerli arkadaşlarım, çay fiyatı son derece düşük tutulmuş, çay üreticisi de aynen buğday, pamuk, narenciye, et, süt, ayçiçeği ve bütün tarımsal ürün üreticileri gibi perişan edilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, çayda sezon öncesinde hava koşullarından ötürü yüzde 15 ilâ 25 oranında çay yanmıştır; ama, bu konuda İktidardan bir tek kelime açıklama gelmemiştir.

Ayrıca, Çaykur’un dekar başına 10 ilâ 15 kilo alım kontenjanı uygulaması da vatandaşı özel sektöre mahkûm etmiştir. O özel sektör ki, geçen yıl kadar bile çay alacak durumda değildir; çünkü, Hükümetin vurdumduymazlığıyla, yurdumuza bir yıl içinde 50 000 ton kaçak kuru çay girmiş, bugün, özel çay fabrikalarının stoklarında 30 000 ton kuru çay bulunmaktadır. Bu bakımdan, özel sektörün ne geçen yıl kadar çay alabilecek takati vardır ne de bu çayın karşılığındaki bedeli ödeyecek parası vardır. Bu bakımdan da, Rize çiftçisi çok büyük sorunlarla karşı karşıyadır. Bu Hükümetin çayda alacağı en acil önlem, kaçak çay sorununu çözümlemek olmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakan bugün buğday fiyatlarını da açıkladı. 37,5 kuruş buğdaya fiyat verildiğini yüksek bir fiyatı açıklar gibi açıkladı.

Ben, değerli arkadaşlarım, üç yıl önce şu kürsüden yaptığım konuşmada, buğdayın fiyatının 400 000 liradan 350 000 liraya düşmesini eleştirmiştim. Geçen yıl yaptığım konuşmada, bir yıl önce 370 000 lira verilen buğdaya niye 350 000 lira verildiğini sormuştum. Bu sene iki yıl önceki kadar fiyat veriliyor ve bu fiyatın da köylüyü mutlu edebileceği düşünülüyor.

Buğday üreticisi mutsuzdur değerli arkadaşlarım. Buğdayda büyük sıkıntı vardır fiyat olarak. Ayrıca, çok özel ve önemli bir hata yapılmıştır, makarnalık buğdaya verilen fiyat ile ekmeklik buğdaya verilen fiyat arasında çok düşük bir fark vardır, sanıyorum bir 5 000 lira kadar fark vardır. Halbuki, bütün dünyada makarnalık buğdayın fiyatı ekmeklik buğdaydan çok yüksek tutulur. Bunun nedeni şudur: Değerli arkadaşlarım, makarnalık buğdayda verim düşük olur, onun için, çiftçi kolay kolay makarnalık buğday ekmek istemez. Ekebilmesi için ona ciddî bir fiyat farkı verilmesi gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜROL ERGİN (Devamla) – Bu sene yapılan bu uygulama, öyle anlaşılıyor ki, bize, İtalya’dan, ciddî olarak, makarnalık buğday getirme yollarını açacaktır.

Değerli arkadaşlarım, bugün uygulanmakta olan politikaların, Dünya Bankası ve IMF eksenli politikaların mutlak surette terk edilmesi, yerine Türkiye eksenli tarım politikalarının getirilmesi zorunluluğu vardır. Arazi kullanım planını yapmadan, ulusal, bölgesel, tarımsal üretim planlaması yapmadan ve üreticiyi kooperatifler çerçevesinde örgütlendirmeden, tarım kredi kooperatiflerini göstermelik olmaktan çıkarıp, çiftçinin tüm girdi ihtiyacını zamanında ve uygun fiyatla karşılar duruma getirmeden, Türk çiftçisine hizmet etmeniz mümkün değildir.

Türk çiftçisi Adalet ve Kalkınma Partisi Hükümeti iktidara geldiğinden bu yana uygulanan politikalarla açlığa mahkûm edilmiştir. Türk çiftçisi tarihte görmediği sıkıntıları bu İktidar döneminde yaşamaktadır; ya ektiği ve ürettiği para etmemekte ya da yıllardan beri başarıyla sürdürdüğü pancar tarımı, tütün tarımı konusunda kotalarla getirilen yasaklamalarla karşı karşıya bırakılmış bulunmaktadır. Hükümetin bir tek hedefi vardır: Küçük çiftçiliği yok etmek. Bu, yanlış yoldur. Senin Türk insanına Avrupa’da serbest dolaşma hakkı vermiyorum diyenlerin, bize, küçük çiftçiyi ortadan kaldırın deme hakları da yoktur. Bunu kabul etmek de son derece yanlış bir yol olur.

Sizi doğru tarım politikalarına davet ediyor, beni dinleme nezaketinde bulunan arkadaşlarıma sevgi ve saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

CHP Grup önerisi lehinde söz isteyen Ankara Milletvekili Sayın Yakup Kepenek; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

YAKUP KEPENEK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, tam yirmiüç ay önce, iki yıl önce diyelim, verdiğimiz bir araştırma önergesinin gündeme alınması için huzurunuzdayım. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Araştırma önergemiz, ülkemizin tarım sektörünün yapısal sorunlarına ilişkindir ve yapısal sorunların, dış ticaret bağlamında ele alınmasını öngörmektedir. Bu noktaya biraz sonra geleceğim. Ancak, oraya gelmeden, Türkiye tarımının genel durumu üzerinde kimi önemli noktaların altını çizmek istiyorum.

Ülke tarımı, sizin iktidar döneminizde ekonominin geneli ölçüsünde büyümemektedir, büyüyememektedir. Türkiye ekonomisi 2003’te 5,9, 2004’te 9,9 ve 2005’te 7,6 oranında büyümüş, ancak, tarımsal üretim artışı ilk yılınızda yüzde 2,5 küçülme biçiminde olmuş, azalma biçiminde olmuş, 2004’te yüzde 2, 2005’te de yüzde 5,6 büyümüştür. Dolayısıyla, tarımın büyümesi, ekonominin diğer taraflarının büyümesine göre çok daha azdır, yüzde 30 dolayındadır.

Bir başka önemli gerçek daha var: Türkiye tarımının toplam ulusal üretim içindeki payı yüzde 11,5 dolayındadır. Değerli arkadaşlar, oysa, çalışanların, işgücünün yüzde 30 dolayında bir bölümü, tarımdan geçimini sağlamaya çalışmaktadır, tarımla yaşamaktadır. Şimdi, bu durumda en baştan şöyle bir haksızlık var. Gelirin onda 1’ini, tarımda çalışan, nüfusun üçte 1’i alıyor. Buradaki dengesizlik, ülkedeki gelir bölüşümünün, yoksulluğun, açlığın temel kaynağıdır ve bu durum, mutlaka düzeltilmesi gereken bir noktadır. Bakın, Avrupa Birliği ülkelerinde, üye olmak için çırpındığımız Avrupa Birliği ülkelerinde tarımda çalışan nüfus, aşağı yukarı Türkiye de çalışan nüfusa eşittir. 22,5-23 milyon dolayındadır ve Avrupa Birliği nüfusunun yüzde 5’idir; ancak, bunların toplam gelirden aldıkları pay, yine, yüzde 5,3 dolayındadır. Yani, şunu demek istiyorum: Avrupa’da tarımda uğraşanlar gelirden ortalamada hak ettikleri payı alıyorlar; Türkiye’de böyle bir durum söz konusu değildir ve biz, bu yapıyla, Avrupa’yla nasıl yarışırız, dışticarette neler yapabiliriz, tarımımızın yalnız tahıl üretimi değil, meyve üretimi değil, buna bağlı “sanayi ürünlerinde, hayvancılıkta, balıkçılıkta, su ürünlerinde durumumuz nedir, yapımız nedir, işletme büyüklüğümüz nedir ve ne yönde gelişmelidir” konusunda Meclisin araştırma yapmasını ve gerekli önlemleri almasını talep ediyoruz.

Bakın, ülkemizde, toplam tarım alanı 26,5 milyon hektardır. Bunun yüzde 60’ı erozyon tehdidi altındadır ve ağaçlandırma çabaları, sivil toplum kuruluşlarının, TEMA’nın -ki, onların çalışmalarını saygıyla anıyorum- bu anlamda çok yetersiz kalmaktadır.

Bir başka çok büyük bir sorunumuz var. Türkiye tarımının önemli sorunu, tarımsal olarak verimli alanların tarım dışı alanlara tahsisidir ve Türkiye, toplam tarım arazisinin yüzde 5’i dolayında bir bölümü, 1 250 000 hektarı tarım dışı amaçlara tahsis edilmiştir ve bunların bir çoğunda yabancı üreticiler işgal eden durumundadır.

Hububat üretiminde, tahıl üretiminde kalite, tohumluk sorunu büyük önem taşıyor. Türkiye, çok doğal olarak yapması gereken organik tarım ya da doğal tarım işinde dünya ölçeğinde yaya kalıyor. Toplam tarım alanlarının, yalnız yüzde 1’inin altında bir bölümü bu işe tahsis ediliyor, organik tarıma. Oysa, yine, Avrupa Birliği ülkelerinde bu oran yüzde 3,5 dolayındadır.

Değerli arkadaşlar, tarımın sorunları bunlarla bitmiyor. İktidara geldiğiniz günden bu yana uygulanan doğrudan gelir desteği, yabancı ülkelerle hiçbir biçimde karşılaştırılamayacak kadar azdır ve yetersizdir. Türkiye tarımı, yoksul ve yoksun bırakılmıştır ve bu durum, Türkiye’yi can evinden vurmaktadır; çünkü, temel yaşam koşulu, öncelikle yeterli gıda üretimidir. Türkiye’yi yönetenler, geçmişte “tarımda, gıdada kendi kendine yeterli 7 ülkeden biriyiz” diye övünebilirken, bugün, ülkemiz, bu özelliğini tümüyle yitirmiştir, pek çok tarım ürününü ithal eder durumu gelmiştir.

Şimdi, bakın, bu noktada birkaç şeyin altını, noktanın altını çizeyim burada: Değerli arkadaşlar, pek çoğumuzun bildiği gibi, geçenlerde Amerikan Başkanı Bush “Türkiye’yi komünizminden kurtardık” diye nutuklar çekti 1946 sonrasında.

O yıllarda, Türkiye’ye, Amerikan yardımları gelmeye başladı, Dünya Bankası Türkiye’yi inceledi, Amerikalılar Türkiye ekonomisiyle ilgili raporlar yazdılar ve orada söyledikleri şey şu idi: Türkiye tarımla uğraşsın, hammadde üretsin, küçük sanayiyle uğraşsın; ağır sanayiyi, kimyayı, demir-çeliği bize bıraksın.

Şimdi dünya değişti. Nasıl değişti dünya; şimdi, Amerika Birleşik Devletleri olsun, başkaları olsun, diyorlar ki: “Tarım üretimini de verimli, etkin şekilde ucuza biz yaparız” diyorlar. Yani, küreselleşme döneminde, teknolojinin getirdiği olanaklarla, bizim gibi ülkelere tarımsal ürünlerini satmak için, üretim fazlalarını satmak için kendi ülkelerinde pancardan zeytine, buğdaydan başka alanlara kadar her alanda, her türlü desteği veriyorlar, bizdekinin 10, 20 katı destek veriyorlar kendi ürünlerine ve bizi, o anlamda da, tarım ürünleri anlamında da dışarıdan satın almaya, ithalata mecbur kılıyorlar, mecbur ediyorlar.

Bu durum, bir taraftan tarıma dayalı sanayinin yok olması, diğer taraftan da şunu gündeme getiriyor: Tarımsal alanda özelleştirmelerle,

dışarıya satışlarla -bu son Tekel örneğinde olduğu gibi- tarıma dayalı sanayi öldüğü için, yok olduğu için, tütünde, gıdanın başka alanlarında üretici ürününü satamaz durumda bulunuyor.

Bu bağlamda bir başka çok önemli bir nokta daha var: Çubuk’un Yukarıçavundur Köyünde bir kooperatif var, süt ürünleri kooperatifi diye. Değerli arkadaşlar, şu noktanın altını çizeyim: Tarımda, biz, serbest piyasa koşullarını çalıştıracağız, serbest piyasa koşullarına göre işlem göreceğiz anlayışı uygulamada geçerli değildir. Süt satın alan, süt işleyen üç beş büyük firma, büyük marka, üreticinin karşısına, köyde kurulan kooperatifin karşısına tek alıcı olarak çıkmakta, firmalar kendi aralarında anlaşmakta ve üreticinin ürününü çok ucuza satın almaktadır. Şimdi, sütünü sudan ucuza satın aldığınız, buğdayına, çayına, pancarına doğru dürüst fiyat vermediğiniz, vermediğimiz tarım üreticisi gelirden de yoksundur ve tam bir bunalım içindedir. Bu durumda Hükümetimizin içeride izlemesi gereken program, tarıma yeni desteklerin nasıl sağlanacağıdır. O doğrultuda yapılan çalışmalar henüz sonuç vermemiştir; ama, ortada bir gerçek var: Beş yıldan bu yana, Dünya Ticaret Örgütünde tarımsal ürünlerin alım-satımı konusunda bir anlaşma sağlanamıyor. Neden sağlanamıyor, bu işi izleyen arkadaşlarımız çok yakında bileceklerdir, şunun için sağlanamıyor: Gelişmiş ülkeler, özellikle Amerika Birleşik Devletleri, Japonya ve Avrupa Birliği, kendi ülkelerinde, az gelişmiş, gelişmekte olan ülkelerin tarımsal ürünlerini satmalarına imkân vermiyorlar, kendi üreticilerini korumaya çalışıyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAKUP KEPENEK (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan, 1 dakika rica ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kepenek, buyurun.

YAKUP KEPENEK (Devamla) – Tarımda korumacılık, yeni bir ivme, yeni bir düzlem kazanmış bulunuyor. Dünyada, bu tarımsal koruma, tarım üreticisini koruma çok aşırı, çok ileri boyutlar kazanırken, gelişmiş ekonomiler, kendi üreticilerini, bilinen-bilinmeyen bir dizi destekle, sonuna kadar destekler ve zenginleştirirken, Türkiye’nin, üstelik nüfusunun üçte 1’inin, yüzde 30’unun doğrudan geçim kaynağı olan bu sektörü ihmal etmesi akıl alır şey değildir, doğru değildir, tümüyle yanlıştır. Bu politikaların temelden değişmesi gerekiyor.

26 Haziranda başlayacak ve yıl sonunda bitmesi beklenen Dünya Ticaret Örgütü görüşmelerinde, Türkiye’nin nasıl bir yol izleyeceği konusunu, ben, soru önergelerimle, birkaç kez burada gündeme getirdim. Türkiye orada ikircikli davranıyor; ya Brezilya gibi, Hindistan gibi, gelişmekte olan ülkelerin safında güçlü bir biçimde yer almalı ve tarım ürünlerinin, gelişmiş ülkelere satışını kolaylaştırma yönünde baskı yapmalıdır, bu bir yoldur, kanımca, izlenmesi gereken yol budur küresel dünyada ya da kendi tarım üreticisine Avrupa Birliğinin, Amerika’nın, yani gelişmiş ülkelerin verdiği desteği vermelidir. Bunun dışında, şu anda izlenen yol tarım için bir yıkımdır ve bu yıkımla Türkiye’nin tarımını güçlendirmek, nüfusunu güçlendirmek, halkı beslemek ve geleceğe umutla bakmak olanağı kalmamaktadır.

Bu nedenle, araştırma önergemize olumlu oy vermenizi ve bu durumun araştırılmasını istiyorum.

Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kepenek.

Önerinin aleyhinde söz isteyen Ümmet Kandoğan, Denizli Milletvekili; buyurun.

Süreniz 10 dakikadır Sayın Kandoğan.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisinin aleyhinde söz aldım.

Buradan, Cumhuriyet Halk Partisi Değerli Grup Başkanvekiline seslenmek istiyorum: Üç yıla yakın bir süre geçmiş vermiş olduğunuz bu önergenin üzerinden. Bu kadar süre geçmiş olmasına rağmen, Türk tarımının artık tamamen yok olmaya yöneldiği bir dönemde, bunun Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirilmesinin çok fazla bir anlamı olduğunu kabul etmiyorum. Üçbuçuk yıldan beri, Türkiye’de, hangi tarım ürününe bakarsanız bakın, müthiş bir çöküşü, müthiş bir geriye gidişi hep beraber görüyoruz. Böyle bir dönemde, tarımın artık konuşulacak çok az şeyinin kaldığı bir dönemde, Türk tarımının sorunlarını, problemlerini araştırsak, incelesek ne olur incelemesek ne olur?!

İşte, bugün, Sayın Başbakan buğday fiyatlarını açıkladı.

DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) – Herkes memnun.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Şimdi, geliyorum. Orada “herkes memnun” diyen, ellerini kaldıran bir milletvekili var, Osmaniye Milletvekilimiz. Şimdi, ben…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Kandoğan.

Sayın milletvekilleri, lütfen…

Sayın Kandoğan, siz de Genel Kurula hitap eder misiniz.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Tamam.

Şimdi, o milletvekilimiz ellerini kaldırarak geliyor ki, bütün Türkiye’deki çiftçiler memnunmuş bu fiyattan. 

Şimdi, o zaman, ben, bu konuşmamı bitirdikten sonra Osmaniye’yi arayacağım.

DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) – Ara…

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Osmaniye’de, buğday fiyatlarının vatandaşlar tarafından memnuniyetle karşılanıp karşılanmadığını soracağım.

DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) – Sor…

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Çünkü, ben, bugün, Şanlıurfa’yla görüştüm, Adana’yla görüştüm; Türkiye’nin birçok yerinden ziraat odası başkanlarından fakslar aldım ve bütün Türkiye’deki ortak kanaat şudur ki, verilen fiyat beklentilerin çok altındadır; maliyetleri bile karşılamayacak durumadır. Niye?..

DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) – Yanlış bilgi veriyorsun.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Hayır, ben sana… Şimdi geliyorum, geliyorum.

Bakınız, elimde rakamlar, geçen sene, Anadolu kırmızı sert buğday 350 000 liraydı, açılış. 25 000’de prim; 375 000 lira. Daha sonra, Temmuz ayında 360 000’e çıktı, 25 000’de primi eklerseniz; 385 000. Doğru mu? Geçen seneki fiyatlar buydu, açıklanış buydu.

Peki, Türkiye'deki vatandaşlarımız buğdayını kaça sattılar geçen sene? Elinizi vicdanınıza koyunuz. Ben, çok ofis önlerine gittim, çok tüccara buğday teslim eden vatandaşları gördüm; geçen sene, buğdayı, vatandaşlarımız 250 000 liraya zor sattılar. 250 000 lira. Bu açıkladığınız rakam, Anadolu kırmızı sert; yani, birinci sınıf buğdaydır. Bunu çok az insan üretir ve bu fiyatın Türkiye'de çok az miktarda satışı olur; ama, geçen seneki ortalama fiyat 250 000 liraydı. 250 000 lira.

DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) – Bu sene?

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Şimdi, geçen sene 390 000 verdiğiniz fiyat 250 000 liraya gelmişse; geldi, bu sene de 410 000, 41 kuruş diyorsunuz; geçen seneki durumun aynı şekilde tezahür edeceğinden hiçbir endişeniz olmasın. Bu, çok üst seviyedeki çok az üretilen bir buğday fiyatıdır. Türkiye'deki  buğday fiyatlarının 15-20 gün sonra ne olacağını göreceksiniz. Daha ofisleri açmamışsınız, ne zaman açılacak ofisler? Açıldı mı?..

DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) – Açıldı!

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Hayır efendim, açılmadı ofisler.

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) – Açıldı, açıldı!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Daha, vatandaş, buğdayını tüccara satıyor. Ben öğrendim, 290 000 lira, 310 000 liraya buğday verdiler değerli milletvekilleri ve olacak durum da aynen budur. Değişecek hiçbir şey yoktur. İşte, maliyet rakamları da elimde. Yani, bu fiyatlarla bunu kurtarmak mümkün değil.

Türkiye Ziraat Odaları Birliğinin Basın Bülteni. İşte, bugün, Sayın Başbakan tarafından fiyat açıklandıktan sonra, basın bülteni: “Maliyetimiz bu” diyor.

Kaldı ki, bu fiyatın çok çok altında satış yapılacak. Niye; Türkiye'de 20 000 000 ton buğday üretiliyor. Geçen sene, Toprak Mahsulleri Ofisi ne kadar aldı; 4 000 000 ton. Yüzde kaç; yüzde 20. Yüzde 80’i ne oldu; gitti tüccarın önüne, bu fiyatların çok çok altında buğdayını sattı. Benim kayınpederim 250 000 liraya buğday sattı; fişini, faturasını da getireyim size. Getireyim görün, okuyayım buradan.

Değerli milletvekilleri, çiftçi kan ağlıyor. (AK Parti sıralarından gürültüler)

Sayın kardeşim…

BAŞKAN – Sayın Akbulut, lütfen…

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Ofis 4 000 000    ton    buğday aldı;  16 000 000 ton buğday, tüccar tarafından alınıyor. Başlangıçta, bir de kota uyguladınız geçen sene, 30 tonla sınırlandırdınız. Türkiye’de hiç olmadık şekilde, bir de kota uyguladınız. Daha sonra 50 tona çıkardınız; ama, iş işten geçti. Onun için, değerli milletvekilleri…

Bakınız, şimdi -çok konuşuyoruz, ama- seçim beyannamesi; Adalet ve Kalkınma Partisi seçim beyannamesi, sayfa 69…

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) – Unuttular onu, unuttular.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Okuyorum: “Son yıllarda, mazot, gübre, ilaç, tohumluk, makine gibi tarım girdilerinin fiyatlarında büyük artışlar meydana gelirken, tarım ürünlerinin fiyatlarındaki artış sınırlı kalmıştır. Örneğin, 1998 yılında, 2 kilo buğday parasıyla 1 litre mazot alabilen köylümüz, bugün, ancak 6 kilo buğday parasıyla 1 litre mazot alabilmektedir.” Bu, sizin, seçim beyannamesinde, geçmiş iktidarları eleştirmek için kullandığınız cümleler. Eskiden diyorsunuz “2 kilo buğday, 1 litre mazot; şimdi, 6 kilo buğday 1 litre mazot” bunu eleştiriyorsunuz. Şimdi nasıl; şimdi, 400 000 lirayı kabul ediyorum; 400 000 liradan bütün çiftçi buğdayını satacak olursa -2 500 lira mazot, 2 500; sizin döneminizde, yüzde 100’ün üzerinde mazot artışı oldu- şimdi, bu söylediğiniz rakamın da altında. Kaldı ki, bu, 300 000 liralara düşecek. 300 000 liralara düşecek olursa, 8,5 kilo buğday satacak, 1 litre mazot alacak devri iktidarınızda değerli milletvekilleri. Elinizi vicdanınıza koyun. İşte, kitap burada; sizin ifadelerinizden okuyorum. Ne oldu bu çiftçiye, ne yaptınız bu çiftçiye?!

Değerli milletvekilleri, bakın, altta bir cümle daha var; diyorsunuz ki: “Türkiye’deki tarım sektörünün gayri safî millî hâsıla içindeki payı yüzde 14’e gerilemiştir.” Eleştiriyorsunuz siz. Şimdi kaç?!

YAKUP KEPENEK (Ankara) – Yüzde 11,5

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Yüzde 10,5; evet, yüzde 10,5. Tarımın, gayri safî millî hâsıladan aldığı pay yüzde 10,5. Siz, 14’ü eleştirirken, devri iktidarınızda, yüzde 10,5’a düşmüş değerli milletvekilleri. Nasıl gideceksiniz yarın çiftçinin huzuruna?

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Daha yeni geldik.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Nasıl gideceksiniz, nasıl gideceksiniz; yani, değerli milletvekilleri, nasıl gideceksiniz?

Ben Mersin’deydim. Narenciye yerlerde sürünüyor, narenciye yerlerde sürünüyor, değerli milletvekilleri; toplamıyor millet, toplamıyor.      Karadeniz’de fındık 7 000 000 liradan 3,5 milyon liraya düştü. Pamuk ne hale geldi?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Kayısı…

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Malatya milletvekilimiz “kayısı” diyor. Ben Malatya’ya gittim, bakın, Malatya’ya gittim. Malatya’daki bir vatandaş bana dedi ki: “Benim bahçem, işte, burada; vatandaşlara dedim ki, kardeşim ben hiçbir şey istemiyorum, şu kayısıyı toplayın, üçte 2’si sizin olsun, üçte 1’i benim olsun dedim; kimseyi bulamadım.”

Değerli milletvekilleri, tarım müthiş bir çöküş içerisinde, korkunç bir çöküş içerisinde. Bakınız, elimde bir soru önergesine verilen cevap: 1998’de tarıma yapılan toplam destek 6,6 milyar dolar, şimdi 2,5 milyar dolar.

SONER AKSOY (Kütahya) – Buğday ithal etmiyoruz, mısırı ithal ediyoruz.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Yani, değerli milletvekilim, sizin, Sayın Bakanın imzası burada; ben söylemiyorum ki. 1998’de 6,5 milyar dolar, 2005’te 2,5 milyar dolara düşmüş. Şimdi, siz, 6,5 milyar dolardan 2,5 milyar dolara düşürmüşseniz çiftçinin durumu geriye gitmiş demektir. Bakınız, elimde rakamlar var; onu da size vereyim. Kırsal kesimde, siz geldiğinizde açlık sınırının altındaki oran yüzde 2,15 iken, şimdi 2,36’ya çıkmış; yani, kırsal kesimde açlık sınırının altında olan vatandaşın sayısı artmış. Yoksulluk sınırının altındaki vatandaş yüzde 37’ymiş siz iktidara geldiğinizde, kırsal kesimde; şimdi olmuş yüzde 40; yani, iki rakam da gösteriyor ki, kırsal kesimde açlık ve yoksulluk sınırı altındaki vatandaş sayısı artmış. Kırsal kesimden tarımdan da ayrılan nüfus 1 100 000. Tarım iyiyse bu vatandaşlarımız tarımdan niye ayrılıp gidiyor arkadaşlar? Niçin yerini yurdunu, köyünü, arazisini bırakıp büyük şehirlere göç ediyor? Bunun sebebini, gelin, hep beraber araştıralım. Ama, tarım doğrudan gelir desteği 2005 yılı ödendi mi arkadaşlar, ödendi mi?!

MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) – Hayır…

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – 2006 yılı Haziran ayına geldik, 2005 yılının daha doğrudan gelir desteğini bu vatandaşlarımız alamadı. Her gün bizi telefonla arıyorlar.

Biz, Lüleburgaz’a mitinge gittik…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kandoğan, lütfen, toparlar mısınız…

SONER AKSOY (Kütahya) – Sen onlara inanma Sayın Kandoğan.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Lüleburgaz’da ödenmeyen prim destekleri, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Sayın Mehmet Ağar Lüleburgaz mitingine gidiyor cumartesi günü, saat 13.00’te bankaları açıyorlar; saat 13.00’te cumartesi günü prim desteklerini ödemek üzere. Yani, vatandaşı mitinge gitmesin, cumartesi günü bankaya gidip prim desteğini ödüyorlar.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bakınız, elimde rakamlar var; üç yıldan beri girdi fiyatları nerelere gelmiş, ürün fiyatları ne olmuş. Mazotta yüzde 100’ün üzerinde artış var. Dün akşam daha mazota yüzde 2,3 zam oldu değerli milletvekilleri, 2,3… 1 200 000 liraydı mazot, şimdi oldu 2,5 milyon lira. Peki, buğday fiyatı neydi; üç yıl önce 400 000 liraydı. Üç yıl önce siz geldiğinizde 400 000 liraya buğday satıyordu bu vatandaş. Bakınız, gübre yüzde 65 artmış, tohumluk buğday yüzde 50 artmış, traktör yüzde 93 pahalanmış; yani, bütün girdiler yükselirken ürün fiyatları da, maalesef, geriye gelmektedir.

Bakınız, siz geldiğinizde bir traktör için 55 ton buğday satarken bu vatandaşımız, şimdi 76 ton buğday satıyor. 1 kilogram et satarak 25 kilogram yem alırken, şimdi 18 kilogram yem alıyor. Hangi rakamı istiyorsanız, burada değerli milletvekilleri, neyle karşılaştırmak istiyorsanız; hangi ürünü, hangi fiyattan, hangi girdiyle karşılaştırmak istiyorsanız rakamlar burada, ben de buradayım. Biraz sonra kürsüye de gelir, cevabını da verirsiniz; ancak, tekrar ediyorum; bu araştırma önergesinin zamanı geçmiştir. Bu saatten sonra çiftçiyle ilgili, tarımla ilgili, ne yaparsanız yapın, bir netice elde edilmeyeceği görülmüştür. Netice sandıktır, netice erken seçimdir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Sen gelecek misin?!

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Göreceğiz… Göreceğiz…

HASAN ANĞI (Konya) – Çok beklersin!..

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Sen gelemezsen ne olacağını biliyorsun değil mi?!

BAŞKAN –Teşekkür ediyorum Sayın Kandoğan.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum…

HALUK KOÇ (Samsun) – Karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.

BAŞKAN – Arayacağım Sayın Koç.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı vardır; öneri reddedilmiştir.

Birleşime 10 dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 17.21

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.30

BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 111 inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım.

Öneriyi okutuyorum:

 

 

 

6.6.2006

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 06.06.2006 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                                       Faruk Çelik

                                                                                                                           Bursa

                                                                                                           AK Parti Grup Başkanvekili

Öneri:

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 335 inci sırasında yer alan 1143 sıra sayılı kanun teklifinin bu kısmın 4 üncü sırasına, 359 uncu sırasında yer alan 1195 sıra sayılı kanun teklifi bu kısmın 5 inci sırasına, 314 üncü sırasında yer alan 1107 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 6 ncı sırasına, 42 nci sırasında yer alan 964 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 7 nci sırasına, 43 üncü sırasında yer alan 966 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 8 inci sırasına, 10 uncu sırasında yer alan 952 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 9 uncu sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun; 06.06.2006 Salı ve  07.06.2006 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmemesi, 06.06.2006 Salı günkü birleşiminde kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi,

Genel Kurulun; 06.06.2006 Salı ve 07.06.2006 Çarşamba günleri 15.00-24.00 saatleri arasında çalışması, 08.06.2006 Perşembe günü 14.00’te toplanması,

Önerilmiştir.

BAŞKAN – AK Parti Grup önerisi aleyhinde söz isteyen Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu.

Buyurun Sayın Aslanoğlu.  (CHP sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin çok değerli üyeleri; tabiî Meclis gündemi sık sık değiştiriliyor; ama, halka, insana ve bugün, Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullar, görüşülmesi gereken çok önemli konular olmasına rağmen bunlar hiç dikkate alınmıyor.

Değerli milletvekilleri, dünyadaki ve Türkiye’deki son gelişmeleri hepimiz biliyoruz. İnsanlar ekmeğinden oluyor. Tamamen bir dışalım, ithalat finansmanı ve üretimin finanse edilmemesi ve tamamen ithalata yönelik çok büyük teşvikler verilerek, ülke ekonomisini ve ülkenin millî değerlerini, kendi kaynaklarını yok ediyoruz. Bu ülkede üretim yok. Bu ülkenin üretimi, bu ülkenin tüketimini karşılayamaz. 130 milyar dolar ithalata gidiyoruz beyler ve döviz, dalgalı kur diyoruz, dalgalı kur, dalgalı kur dalgalandı; çünkü,

hiçbir zaman dalgalı kur uygulanmadı, hep bastırılmış kur uyguladınız ve reel faiz verdiniz; aldı parayı götürdüler, parayı aldı götürdüler. Şu anda, Türkiye’den son 3,5 yılda çıkan yaklaşık döviz 9 milyar dolardır.

Değerli milletvekilleri, bu ülke bizim. Bu ülkede sıcak parayla, sıcak para sanki bizim malımız, bizim paramız gibi hareket ettiniz ve kuru bastırdınız. Reel kur uygulamadınız. Ülkenin birtakım millî değerlerini, millî kaynaklarını yok ettiniz. Ülkedeki, ülke ekonomisinin, kendi bu ülkede üretilen tüm ürünlerin hepsi yok oldu. Tamamen ithal ikamesine dayalı bir ekonomik politika izlendi. Tamamen yabancı malları getirip, burada cirit attırdık. Yazık oldu bu ülkeye, yazık oluyor.

Tabiî, ekonomik politikaya inanan insanlar borçlandı; dövizle borçlandı, TL’yle borçlandı. Ne olacak bu insanların hali? Ülkenin kendi millî ürünü olan birtakım ürünlerimiz yok edildi. Bir tütün örneği vereceğim. Hep yabancılara peşkeş çekiyoruz, hep yabancı malda çözüm arıyoruz.

Değerli milletvekilleri, bir ÖTV getirildi sigaraya. Kendi millî değerimiz olan, kendi çiftçimizin, yani, 4 000 000 aileyi ilgilendiren tütünü yok ettik. Artık, Türkiye’de Türk tütünü veya Türk sigarası piyasada yüzde 35’lere geriledi arkadaşlar. Yüzde 35’lere geriledi. Yüzde 65, tamamen yabancı sigara fabrikalarının pazarı olduk. Bu her geçen gün daha aşağıya doğru gidiyor arkadaşlar. Yazık değil mi?

1 800 000 lira olan bir paket Marlboro’dan 1 200 000 lira ÖTV tahsil ediyoruz arkadaşlar, kendi ürünümüzü yok etmek için. 5 000 000’a satılan bir sigaradan ise, 2 000 000 ÖTV tahsil ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, bir ülke, kendi ürününü, kendi birtakım değerlerini bu kadar yok eder mi?! Ben, hepinizin dikkatine, bir kere bunu sunmak istiyorum arkadaşlar. Bu ülke bizim; bu ülkenin ekonomisi yok ediliyor, köylü ağlıyor, çiftçi ağlıyor.

Değerli milletvekilleri, bu politika böyle devam ederse, bu yıl 130 milyar dolar olacak Türkiye’nin ithalatı. İhracat, 78 milyar dolar. Açık, dışticaret açığı, 52 milyar dolar ve üretimin çok büyük bölümü ithal ikamesiyle; yani, yüzde 100 katmadeğer üreten Türk malı ihracatına bakın, çok az; çünkü, tüm ürünlerimiz yok edildi. Fındık, günlerce burada konuştuk, kaç paraya düştü?! Kayısı, tonu 3 000 dolardan 1 000 dolara geriledi arkadaşlar. Bu ülke, 200 000 000 dolar, kayısıdan para kaybetti. Fındıktan bu ülke 1,5 milyar dolar kaybetti arkadaşlar. Olan, ülkeye oluyor.

Gündemimizde bunlar olması gerekirken, biz, maalesef, ülke insanının önceliklerini dikkate almayıp, bu Meclis çatısı altında son günlere geldik arkadaşlar. Bu sene yine geçti ve bir hiç, arkadaşlar. Ülke insanı aç.

Değerli milletvekilleri, dün, sağ-soldu, Alevî-Sünnîydi; artık, bundan sonra, biliyor musunuz çatışma ne olacak; bir avuç ekmek için, insanları birbirine kırdıracaksınız; bir avuç ekmek için, insanları birbiriyle kavga ettireceksiniz. Gelin, bu ülkenin insanının önceliklerini burada konuşalım, bunlara çözüm bulalım. Bu ülke bizim, bu insanlar hepimizin arkadaşlar.

Ben, hafta sonu Malatya’daydım.

Değerli arkadaşlar, 25 Nisanda, Malatya’da, Malatya’nın yüzde 50 kayısısı dondu; yaklaşık 120 000 ton rekolte, 55 000 tona düştü. Bu, ne demektir biliyor musunuz; Malatya çiftçisinin yüzde 50’sinin aç kalmasıdır. Yok, sadece kayısı donmadı, her şey dondu. Bir Allah’ın kulu, nedir burada yaşanan, burada ne oldu, aç mısınız, tok musunuz, bir geçmiş olsun deyin ya! Bu kadar… İnsanlık namına ya!

Değerli arkadaşlar, herkes aç! Herkes aç, bir çuval un alamıyor., Birbuçuk ay geçti arkadaşlar. Birbuçuk aydır “çıt” yok. İnsanlık adına, aç insan adına, doğrudan gelir desteğini vermek çok mu zor arkadaşlar ya?! Ne olursunuz, insaf edin, insaf! İnsaf edin! Aç insanın halinden hakikaten anlamıyorsunuz. Bu Yüce Meclis, tüm bu konular varken, sanki son derece duyarsız bir şekilde, başka konulara çalışıyor arkadaşlar. Yapmayın, ne olursunuz. Ülkede aç insan var. Gelin, hep beraber, çözümü birlikte bulalım. Malatya çiftçisi sizden inayet istemiyor. Malatya çiftçisi size “başka çiftçiden alın, bize verin” demiyor; ama, bir yerde afet olmuşsa, bir yerde don olmuşsa, yüzde 50 ürünü gitmişse -bir bölgenin yüzde 100’ü yani, sadece bir bölgede var- ne oldu kardeşim, ne oldu deyin ya! Allahaşkına, bir sorun ya! Ekmeğiniz var mı deyin.

Arkadaşlar, birbuçuk ay geçti, birbuçuk ay oldu. Yazık ediyorsunuz, yazık ediyorsunuz. Bu ülke insanı, yine söylüyorum, açlıktan artık kavga edecek birbirleriyle. Bunun altını bir daha çiziyorum. Bir dilim ekmek için, insanları birbirine kırdıracaksınız. Ülke bu hale geliyor arkadaşlar.

Değerli milletvekilleri, ben, buradan, Hükümeti bir kez daha uyarıyorum. Gelin, ülke insanın sorunlarını, öncelikle bu Mecliste hep beraber görüşelim, hep beraber destek verelim; ama, o biçare insanlara, çaresiz insanlara dönüp bakmazsanız, bu ülkenin geleceğinde çok büyük sorunlar doğar arkadaşlar. Bunu gözardı etmeyelim. Ben bir kez daha buradan Hükümeti uyarıyorum: Gelin Malatya’ya, gelin Niğde’ye -patates üreticiler- arkadaşlar, yiyecek ekmeği olmayan insanlara, lütfen, dönüp -Allah rızası için diyorum bak- bir bakın!

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.

Grup önerisi aleyhinde söz isteyen, Malatya Milletvekili Süleyman Sarıbaş.

Buyurun Sayın Sarıbaş. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

 

 

 

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle, hafta başında, bu hafta Meclis çalışmalarımıza başlarken, milletimizin hayrına hayırlı bir hafta geçmesini temenni ediyorum ve Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu haftanın gündemini belirlerken her üç parti grubumuz da Danışma Kuruluna bir öneriyle geldiler. Biz Anavatan Partisi olarak, geçmişte alınan bir kararın, genel bir kararın icabı gereği Salı günlerinin denetime ayrılmasını noktasından hareketle, son günlerde okullarımızda, ortaöğretim okullarımızda yaşanan terör olaylarının, Meclis araştırılması yoluyla öngörüşmelerinin yapılmasını teklif ettik. Benden önce konuşan Grubumuz temsilcisinin ve Cumhuriyet Halk Partisinden Sayın Gazalcı’nın belirttiği gibi, hakikaten, gazetelerde boy boy resimlerle, boy boy haberlerle, bu olaylar milletimizi derin endişelere itmektedir. 14 çocuğumuz beş ay gibi kısa bir sürede okuldaki şiddetten hayatını kaybetmiş, yüzlerce genç, delikanlı, öğrencimiz, öğretmenimiz yaralanmıştır. Bu konuya Meclis el atsın, bu konunun sebeplerinin, nedenlerinin, alınması gereken tedbirlerin neler olduğunu Meclis araştırsın; çünkü, meclislerin ana görevlerinden biri, toplumsal sorunları araştırmak ve bunlara çare üretmektir, daha doğrusu yürütmeye yön göstermektir dedik; oylarınızla reddedildi. Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun bir önerisi okundu. Tarımın içinde bulunduğu sorunlar; yani, üreticilerimizin, çiftçilerimizin yaşadıkları; alın terleriyle, ellerinin nasırıyla geçimlerini, hayatı tırnaklarıyla kazanan insanların artık yok olmaya yüz tuttuklarının; hadise sosyal boyuta kavuşmadan Meclisin bu konuları araştırması, bu konulara el atması, tedbir üretmesi, önerilerde bulunmasını istedi Cumhuriyet Halk Partisi. Biraz önce yine sizlerin değerli oylarıyla bu öneriyi de reddettiniz.

Şimdi üçüncü öneriyi tartışıyoruz. Adalet ve Kalkınma Partisinin bu haftaki gündeme dair önerisi. Baktığımız zaman, iki temel kanun var. Bunlardan bir tanesi, çeşitli kanunlarda değişiklik yapan, daha önce bu Meclisin gündemine gelen; fakat, o gün bir Anayasa oylaması neticesinde, acaba Anayasa oylamasında bir sıkıntı doğar mı diye Sayın Gül’ün Sayın Baykal’ı ziyaretiyle gündemden çekilen, yani, milletin hakkı ve hukuku üzerinden yapılan bir pazarlıkla bugüne kadar gündeme getirilemeyen, yurtdışına gönderilen öğrencilerimizin haksızlığa uğramaları neticesinde devlete olan mecburî hizmet taahhütleri karşılığı borçlanmalarından istenen 100 binlerce dolar para; onun da dışında, bunlara kefil olan komşu, akraba, tanıdıkların mağdur ve perişan olmasını ortadan kaldıran bir tasarı ki, biz Anavatan Partisi olarak bu tasarının tabiî ki öncelikle ve ivedîlikle çıkmasına taraftarız.

Eğer şayet bizim önerimizi ve Cumhuriyet Halk Partisinin önerisini, araştırma önergelerini kabul etmiş olsaydınız, zannediyorum, salı günü (bugün) denetim günü olarak bu iki araştırma önergesi kabul edilip araştırma komisyonları kurulmasına karar vermiş olsaydık, bu tasarıyı da, hemen bunun arkasından bu hafta görüşeceğimiz, “memur sicil affı” dediğimiz, hakikaten önemli, birçok memurumuzu mağdur eden, devletle ilişiği kesilmiş, çoluk çocuğuna ekmek parası götüremeyen memurumuza yeniden memur olma imkânı, en azından çoluk çocuğuna ekmek götürme imkânı tanıyan, haksızlığa uğramış memurlarımızın disiplin aflarını gündeme getiren bir tasarıydı. O iki tasarının da iki gün içerisinde; yani, çarşamba ve perşembe günü içerisinde bitme imkânı var idi. Şimdi, bizim önerilerimiz reddedilince, ister istemez, o, iki, tartışacağımız bugün, bu haftanın gündeminde olan tasarıları da, biz de muhalefet olarak, siz nasıl reddettiyseniz biz de elimizden geldiği kadar bu konsensüsün sağlanmamasına çalışan grubunuzun günahı olarak milletimizin önüne koyacağız.

Değerli arkadaşlar, hakikaten çiftçiler zor durumda. Bakın, bu hafta sonu Gazipaşa’daydık -Antalyalı milletvekili arkadaşlarımız var- traktörle salatalığı, üretici, önümüze döktü ve bir feryatta bulundu; ne dedi biliyor musunuz: “Kilosunu 5 kuruşa satıyorum; 6 kilo satar isem 1 ekmek alıyorum, 50 kilo satar isem 1 sigara alıyorum.”

Değerli arkadaşlar, motorine bugün 4,7 ve yedinci zam, altıncı zam geldi yılbaşından beri. Çiftçinin ana girdisidir motorin. Gübre, 2002’den bu güne 200 milyondan 600 milyona çıktı tonu, yüzde 300 zam geldi. 1050 liradan devraldığınız motorin bugünün fiyatlarıyla 2 400 lira oldu; yani, yüzde 140 zam geldi. Bu kadar zam… Girdisi artmış olan çiftçi salatalığını 5 kuruşa satıyorsa bu insanların dertlerini dinlemek lazım, bu insanların dertlerine çare aramak, çözüm bulmak lazım. Bu çözümü kim bulacak, bizler milletin vekili değil miyiz; yani, milletin bu dertlerini bu kürsülerden dile getirmeyeceğiz, bu araştırmaları yapmayacağız, bunun sebeplerini araştırmayacağız da neyi araştıracağız?!

Türkiye, bir kur, faiz, finans sistemi içerisinde sömürülen bir ülke haline getirildi. Sıcak paranın baskısıyla Türkiye’ye gelip kur baskısı yaratıp büyük rantlar elde edenler, Türkiye’de pazarlanan, yıllardır bu milletin birikimiyle ortaya konulmuş eserleri yok pahasına alıp hanelerine, varlıklarına rant kaydedenler, onların meseleleri basının her gün gündeminde. İşte gelecek hafta göreceksiniz, Kurumlar Yasasını da onlar için getiriyoruz. Bütün bunları yapacağız; ama, tarımla geçinen nüfusun yüzde 50’sini doğrudan ilgilendiren, yani 35 milyon insanımızın aş ve iş kapısını kaybetmek üzere olduğu tarımın sorunlarını araştırmayacağız. 17 milyon genç çocuğumuzu ortaöğretime her gün anneler çocuğuma acaba okulda bir şey olur mu diye yürekleri titreyerek gönderecekler, okul kapılarında aman çocuğuma bir uyuşturucu mafyası musallat olmasın, aman çocuğuma bir çete musallat olmasın diye gecelerini gündüzlerine katıp uyuyamayacaklar; Meclisimiz bunu da araştırmayacak.

Peki, ne yapacak Meclisimiz? Meclisimiz ne yapacak? Kurumlar Vergisinde Oferlere, Kurumlar Vergisinde Haririlere, Kurumlar Vergisinde o 21 tane milyar dolar sahibine… Ki, onlar, bu milletin 21 milyon yoksuluna karşı üretilmiş 21 tane milyar dolar sahibi vardır. Her 1 milyon yoksula karşılık, 1 milyar dolar sahibi üreten bir IMF programıyla yönetilen bir ülke olduğumuz için, onların meseleleri öncelikle gelip geçecek bu Meclisten, ondan sonra da biz elimizi vicdanımıza koyup rahat rahat milletin vekilliğini yaptığımızı savunacağız. Bu, mümkün değil arkadaşlar.

Köylere, kentlere gidin, kasabalara gidin, vallahi feryat var, vallahi ateş var. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Sizlerin tuzu kuru olabilir, sizler iktidar milletvekilleri olarak bunları görmemiş olabilirsiniz veya sizlere söylemekte nezaket gösterip utanabilirler; ama, vallahi milletin artık ekmek alacak parası kalmadı, kahveye gidecek parası yok. Esnafımız, milyonlarca, 5 milyon esnafımız kepenk kapatmak üzere geldiler; yanında çalıştırdığı insanın Bağ-Kur borcunu, sigortasını ödeyememekte, siftah edememekte.

Peki, ne var Türkiye’de? Türkiye’de şu var: Her şey güllük gülistanlık, her şey yerinde, olayları kontrol altında tutuyoruz; canım, zaten dalgalı kur, dalgalanır; bu, normal. Dalgalandı, ne oldu biliyor musunuz arkadaşlar; tam 26 katrilyon lira dışborcumuz arttı. Dalgalandı ne oldu; yüzde 13’teki faiz yüzde 20’ye çıktı, tam 6,5 katrilyon lira oradan da bir zararımız oldu, toplam 35 katrilyona yakın zarar ettik. Bu 35 katrilyon lira, yaklaşık olarak 25 milyar dolar, bu ülkenin en az 3 000 000 işsiz insanına iş bulacak bir paradır. Bir haftalık dalgalanmayla, bu ülke, 3 000 000 insanına, işsiz insanına iş bulacağı parayı, rant sahiplerinin, sermaye sahiplerinin para…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Sarıbaş, lütfen, toparlayabilir misiniz.

Buyurun.

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

…yani, bu ülkeye vergi vermesi gerekirken, borç verenlere heba edip gitti. Şimdi, neyi iyi, neyi düzelttiniz arkadaşlar? Baktığınız zaman, üçbuçuk sene önünüze konulan ve emperyalistleştirmek, sömürgeleştirmek için hazırlanmış bir IMF programını daha katı bir sistemde devam ettirmenin dışında hangi ekonomik tedbirler aldınız? Çok rahatlıkla diyebilirsiniz ki, efendim, o üçbuçuk yılda tarıma 10 katrilyon para ayırdık. 2005’in daha destek paralarını vermediniz. Üçbuçuk yılda, dört yılda tam 650 katrilyon liralık bütçeyi harcadınız arkadaşlar. 650 katrilyon liralık bütçeden, yüzde 50 nüfusun iştigal ettiği tarım alanına ne ayırdınız arkadaşlar? 650 katrilyonluk bütçeden rant sahiplerine, para sahiplerine, yani, bu ülkeyi sömürmek üzere kurgulanmışlara ayırdığınız para ne kadar, bu milletin yoksuluna, fakirine, fukarasına iş bulmak için yatırıma ayırdığınız para ne kadar, yüzde 50 nüfusunu tarımda geçindiren bir ülkenin tarımda çalışan insanlarına ayırdığınız para ne kadar? Bu rakamları verirsem, bu ülkede sosyal patlama olur arkadaşlar; yapmayın bunu! Gelin, şu meseleleri ciddî ciddî araştıralım. Bu meselelere hükümet kendi keyfinde devam etsin; ama, gelin, bu meselelere Meclis, hepimiz, kendi irademizle el koyalım diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum arkadaşlar. (Anavatan Partisi ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sarıbaş.

AK Parti Grup önerisinin lehinde söz isteyen Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan; buyurun.

FARUK ÇELİK (Bursa) – Nasıl istismar edeceğini göreceksiniz!

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Sayın AK Parti Grup Başkanvekili, daha ben sözlerime başlamadan, bulunduğu yerden “bir hakkı istismar ediyorsun” şeklindeki bir hitapta bulunmasını esefle karşıladığımı ifade etmek istiyorum. Daha ben bu kürsüden ne söyleyeceğimi bilmeden, bu haftalık programla ilgili hangi düşünceler içerisinde olduğumu ifade etmeden, AK Partiyi temsilen orada oturan bir grup başkanvekilinin bu şekilde sataşmasını sizlerin takdirine bırakıyorum.

Değerli milletvekilleri, AK Parti Grup önerisinin lehinde söz aldım. Elbette, bu hafta getirilen grup önerisinin içerisinde, çok uzun zamandan beri toplumumuzun belirli kesimlerini ilgilendiren ve Türkiye Büyük Millet Meclisinden bu kanun teklifleri ve tasarılarının bir an önce çıkmasını bekleyen binlerce insan var. Bazı kamu alacaklarının tahsil ve terkiniyle ilgili kanun teklifi Sayın Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerine de aittir. Yurt dışında eğitim maksadıyla giden; ancak, üstlendikleri borçların çok büyük rakamlara ulaşması nedeniyle bu borçları ödeyemez duruma düşen öğrencilerimizin dertlerine bir çare bulunmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine getirilen bir kanun teklifidir, AK Parti Grup Başkanvekillerinin de altında imzası vardır; o nedenle, bu kanun teklifinin bu hafta Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmesinden ben bir milletvekili olarak iftihar ederim; çünkü, bir sıkıntının giderilmesi söz konusu Sayın Çelik. Onun için bu haftaki önerinizi, birinci madde olarak, o bakımdan destekliyorum.

İki…

FARUK ÇELİK (Bursa) – Az önce başka bir grubun önerisini destekledin?!

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Desteklemedim, hayır, aleyhinde konuştum onların. Sen burada oturuyorsun, boşa oturuyorsun Sayın Çelik! Grup Başkanvekilisin, sen kimin ne söylediğinin farkında değilsin!

BAŞKAN – Sayın Kandoğan…

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Ümmet Kandoğan iki konuşma yaptı, onları bile dinlememişsin Sayın Çelik…

FARUK ÇELİK (Bursa) – Bir lehinde bir aleyhinde!..

BAŞKAN – Sayın Kandoğan…

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Yani, orada seni boşuna oturtuyor AK Parti Grubu?!. Lütfen… Ben de milletvekillerine hitap ediyorum: Sayın Grup Başkanvekilinizin Meclisi ne kadar takip ettiğini sizlerin takdirine bırakıyorum.

FARUK ÇELİK (Bursa) – Tabiî!.. Tabiî!..

BAŞKAN – Sayın Kandoğan…

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, şimdi, bu haftaki Grup önerisinin içerisinde benim de vermiş olduğum bir kanun teklifi var. Bir kanun teklifi vermişim ben de, memurların disiplin affıyla ilgili kanun teklifi benim teklifim. Benim teklifimin de içerisinde bulunacağı bir önerinin lehinde çıkıp konuşmamdan daha tabi ne olabilir?! Elbette, benim vermiş olduğum bir kanun teklifi, uzun zamandan beri de bekliyordum. Uzun zamandan beri de bekliyordum. Dört aydan beri Meclisin gündeminde, ne zaman geleceğini merak ediyordum, her çıktığımda burada soruyordum.

FARUK ÇELİK (Bursa) – Bırak da görüşelim!..

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Benim de kanun teklifimi takip etmemden daha doğal bir şey olabilir mi?! Bugün bu önerinin içerisinde görünce destekleme ihtiyacı duydum, destekliyorum Grup önerinizi.

Dernekler Kanunuyla ilgili Anayasa Mahkemesinin bir kararı var, o nedenle bir maddenin değişmesi lazım. Bu da güzel, bir formaliteyi yerine getiriyoruz, olması lazım.

Uluslararası sözleşmeler var, bunların da çıkması lazım.

Yani, bunları söylemek için bu kürsüye gelmemizin altında başka neden mi aranıyor?! Elbette, Türkiye’nin sıkıntıları var, onları da söyleyeceğim. Yani, buraya gelip hep iyi şeyleri, bu haftaki güzel şeyleri söyleyeceğim; ama, onun yanında Türkiye’nin sıkıntılı olduğu konuları da söyleyeceğim.

Yarın faiz artırımı var Türkiye’de. Evet, yarın faizler artacak Türkiye’de.

Şimdi, diyordunuz ki: 1 puanlık faiz artışı 3 milyar dolara mal oluyor.

Şimdi soruyorum: Yarın kaç puan artacak?! Bunun maliyetinin ne olacağını gelip buraya söyler misiniz?! Gelip kürsüden söyleyin. 1 puan artınca diyordunuz, Türkiye’ye maliyeti 3 milyar dolar.

Ne oldu; ekonomi politikanız iflas etti, ekonomi politikanız sıkıntıya girdi. İşte, son 25 günden beri Türkiye’deki yaşanan olaylar meydanda. Faizler, gecelik faizler ile bono faizleri arasındaki fark 3,5-4 puan açıldı. Biz bunu söylüyorduk, bastırılmış bir kur politikası izliyorsunuz diyorduk. Ee, söylediğimiz oldu. Bastırılmış bir kur politikası, aşırı değerli liranın neticesinde, siz bunu bir yere kadar götürürsünüz, daha sonra tıkanırsınız diyorduk. Sıcak paranın bir şekilde Türkiye’nin dışına çıkması halinde bu dengelerin bir anda bozulacağını, ben, burada, kaç kez geldim, kürsülerde söyledim. İşte, çok az miktarda sıcak para Türkiye’den dışarı çıktı, Türkiye’deki dengelerin nasıl altüst olduğunu gördünüz.

Enflasyon… Onu da diyorduk ki, bastırılmış bir enflasyon, geri bıraktırılmış bir enflasyon… Bunu onlarca kez burada söyledim. Bu, benim işim. Ben, siyasal bilgiler fakültesi, iktisat ve maliye bölümü mezunuyum.

Yani, buralarda, geldik, hep bunları uyardık, ikaz ettik, dedik ki, bu sıcak paraya güvenmeyin, bu bastırılmış kur politikasına güvenmeyin, bu sıcak paraya güvenmeyin.

Sayın Başbakan devamlı geliyor, buralarda diyordu ki: “Borsa 48 000’lere çıktı, memleket çok iyi gidiyor.” Sayın Başbakanın o sözlerine güvenerek borsaya giren küçük yatırımcı şimdi ne yapsın, ne yapsın şimdi küçük yatırımcı?! Zannediyordu ki, Sayın Başbakan konuştukça borsa yukarı çıkacak ve parası para kazanacak. Ne oldu? Bugün rakamları bilmiyorum, 37 000’lerde borsa. Peki…

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) – Kaçta almıştık?

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Kaçta aldınız… Bakınız, o, dolarla ölçülür Sayın Keskin. Evet, borsa endeksi dolarla ölçülür.

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) – 8 000 dolarda…

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Evet. 2000, 2001 yıllarında -Sayın Karslı burada- borsa 3,81 dolar seviyesindeydi, şimdi o seviyenin çok çok altında. Yani, onun için, rakamları verirken, lütfen, rakamları iyi okuyun, rakamları iyi  okuyun.  Siz, kişi başına millî gelir  5 000 dolar diyordunuz,   5 014 dolar. Şimdi soruyorum: Bugün kaç dolar? Kişi başına millî gelir kaça düştü arkadaşlar; 4 2000 dolara. Ne oldu; kâğıt üzerinde çıkardınız, kâğıt üzerinde düştü. Şimdi, gelin söyleyin... Böbürlene böbürlene anlatıyordu, Sayın Başbakan anlatıyordu: Kişi başına düşen gelir 5 014 dolar. Şimdi kaç; 4 200 dolar. Dolar bir miktar daha yükselse, o, gelecek, 3 500 dolarlara gelecek. Onun için, kâğıt üzerinde, bu şekilde yükselmelerin, alçalmaların sağlıklı olmadığını bilin; bilin, ona göre kalın.

Şimdi, Dokuzuncu Kalkınma Planı hazırlanmış, Sayın Başbakan dinlemiş, hemen müdahale etmiş, efendim, kişi başına düşen dolar 8 700 dolar olacakmış 2013 yılında, Sayın Başbakan oturdu, onu 10 000 dolara çıkardı, kafasından, oturduğu yerden, beğenmemiş 8 700 doları “ben bunu 10 000 dolara çıkardım” diyor.

Değerli milletvekilleri, yok, böyle bir şey yok, ekonomide böyle bir şey yok. O, bir hesap kitap neticesinde, bir rakam ortaya çıkarılmış, Sayın Başbakan da, onu, 10 000 dolara çıkarıyor. Yani, böyle bir Başbakanlık olabilir mi, böyle bir Türkiye yönetimi olabilir mi? Ekonomi ciddî iş değerli milletvekilleri; çok önemli ekonomi. Sayın Başbakanın bir konuşması piyasaları allak bullak edebilir.

Şimdi, Dokuzuncu Kalkınma Planında, her yıl 600 000 kişiye yeni istihdam varmış, 600 000... Bu rakam resmî rakam. Şimdi Türkiye’de işgücü piyasasına katılım ne milletvekilleri her yıl? Bu seneki rakamlar 750 000. Siz, her yıl 600 000 kişiye düzenli iş verseniz, iş bulsanız, 2013 yılına gelindiğinde işsizlik rakamları şimdikinden daha yüksek olacak, daha yüksek olacak. Yani, bu nasıl bir hesaptır? Sayın Başbakan bunları nasıl kürsülerden gelir, söyler? Merak ediyorum değerli milletvekilleri.

O nedenle, Türkiye’de ciddî bir ekonomik sıkıntı baş gösterebilir. Ben bunu onlarca kez, “kriz” kelimesini kullanmadan, burada dile getirmeye çalıştım; ancak, dinletemedik. Herkes söyledi, köşeyazarları söyledi, ekonomiyi bilen insanlar söyledi.

Şimdi ev kredileri ne oldu değerli milletvekilleri; “yüzde 1’ler seviyesinde” deniliyordu, şimdi 1,30, 1,30.

Mortgage yasası ne oldu; daha Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine gelmeden mortgage yasasının ne olacağı, Türkiye’ye hiçbir fayda sağlamayacağı, çok açık ve net bir şekilde ortaya çıktı.

Bakınız, “ihracat, ihracat” diyor Sayın Başbakan, hiç ithalattan bahsetmiyor. Yüzde 69,5 siz geldiğinizde ihracatın ithalatı karşılama oranı, nisan ayı rakamları açıklandı, yüzde 52’ye düştü değerli milletvekilleri. Tarihin hemen hemen en kötü rakamıdır bu değerli milletvekilleri. Yüzde 52,5’a düştü! Yani, Türkiye, bir ithalat cenneti oldu. Diyorduk ki, bastırılmış kur politikasıyla Türkiye’yi bir ithalat cenneti haline getirdiniz. Türkiye, 80 milyar dolar aramalı ithalatında bulundu değerli milletvekilleri. Her aramalı ithalatının artması, Türkiye’de bu işi yapan, bu işle iştigal eden sanayicilerimizi, şirketlerimizi, KOBİ’lerimizi batırmıştır!..

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Onun için, bu meseleler Türkiye için son derece önemlidir. İhracatın ithalatı karşılama oranı, alarm verir seviyeye gelmiştir. Carî açık, gayrisafî millî hasılanın yüzde 7’sinin üzerine çıkmıştır. Bakınız, yüzde 4 çok kritik bir dengedir değerli milletvekilleri, şu anki rakam yüzde 7’lerin üzerindedir. Yarın, sıcakparanın bir şekilde daha yurt dışına çıkması halinde bu noktada ciddî manada krizlerle karşı karşıya kalabiliriz. Bunu da, lütfen, gözlerden uzak tutmayınız. Carî açık meselesinin, Türkiye’nin en önemli meselelerinin başında yer aldığını unutmayınız. Sayın Başbakan hep diyordu ki, “kamu borcunu gayrisafî millî hasılaya oranlarsanız ortaya çıkar.” Öyle, rakamlar, borcumuz bu dönemde 150 milyar dolar arttı deyince, itiraz ediyordu. Evet, bu dönemde, sizin döneminizde Türkiye’nin iç ve dış borcu 150 milyar dolar artmıştır. Bunu söyleyince Sayın Başbakan “borcun, gayrisafî millî hasılaya oranı düşüyor” diyordu. Şimdi ben soruyorum Sayın Başbakana, 25 günden beri hiç onu söylemiyor, niye söylemiyor?!.

HASAN ÖREN (Manisa) – İşine gelmiyor!

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Onu söylemekten vazgeçti; çünkü, o denge de bozuldu. Artık, onu söylemek, Sayın Başbakanın işine gelmiyor.

O nedenle, değerli milletvekilleri, Türkiye’deki ekonomi çok hassas dengeler üzerindedir, hükümetin, iktidarın bu noktada son derece duyarlı olması lazımgeldiğinin altını bir kez daha çiziyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

İçtüzüğün 37 nci maddesine göre verilmiş 2 adet doğrudan gündeme alınma önergesi vardır; ayrı ayrı okutup, işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

25.01.2006 tarihinde Yüce Başkanlığa sunulan ve 06.02.2006 tarihinde ilgili komisyonlara havale edilen 2/684 esas numaralı Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifimiz, havale edildiği Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonunda süresi içerisinde görüşülmediğinden, kanun teklifimizin, İçtüzüğün 37 nci maddesi uyarınca doğrudan gündeme alınması hususunu arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                               Süleyman Sarıbaş

                                                                                    Malatya

BAŞKAN – Önerge üzerinde, önerge sahibi olarak söz isteyen Süleyman Sarıbaş Malatya Milletvekili.

Buyurun Sayın Sarıbaş. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bundan bir süre önce Türkiye Büyük Millet Meclisine bir kanun teklifi vermiştik. Bu kanun teklifimiz çok kısa, 2 maddeden ibaret bir kanun teklifiydi; ama, özü itibariyle önemli bir sorunu halletmesi mümkün olan bir değişiklik önergesiydi.

Şimdi, geçmişten beri, yolsuzlukla mücadele alanında hakikaten yapılması gereken bir değişiklik olduğuna inanıyoruz. Ne istiyoruz biz? İstediğimiz şu: Belli miktarları aşan ihale şartnamelerinin, Resmî Gazetede yayımlanmasını ve ilgili kurumun internet sitesinde, şeffaf bir halde, saydam bir halde herkesin bilgisine açık olmasını öneriyoruz. Ha, buna nereden vardık? Buna şundan vardık: İstanbul’da, Ofer’in ihalesinden sonra, Sayın Rahmi Koç’un “haberim olsaydı ben de katılırdım” şeklindeki beyanından sonra vardık. İnsanların niye haberi olmasın?!

Denir ki, şimdiye kadarki uygulamalarda: “Efendim, ihaleye girecekler girsin, belli bir meblağ parayı yatırsın, şartnameyi satın alsın, baksın.” 50 000 dolar, 60 000 dolardır büyük işlerin ihale şartnameleri. Evet, ihaleye girecekler bunu yapsın; ama, ihaleye girmeyecekler, ihaleyle ilgilenmeyen vatandaş da, yani, 72 milyon da, burada neler öneriliyor, şartları nelerdir, bunları bilmek de en tabiî hakkı var. Öyle şartnameler gördük ki, adrese teslim, noktaya teslim, ihaleyi alacak şahsı dahi, ismini vermemekle beraber tarif eden şartnameler gördük. Zeynep Hanım, sen çok iyi bilirsin bunu.

Dolayısıyla, ne yapalım dedik, ne yapalım; İhale Kanununun 12 nci maddesine bir hüküm koyalım, diyelim ki: “Yaklaşık maliyeti 8 inci maddede yer alan -yani, orada miktarlar belirtiliyor- bugünkü fiyatlar itibariyle, genel bütçede 470 milyarın üstündeki, yani, YT Liranın üzerindeki ihalelerin şartnamelerini, ilgili kurum kendi internet sitesinde ve Resmî Gazetede yayınlansın.” Yani, ilgilenenler, ilgili sektör, sendikalar, işverenler sendikaları, kamuoyu, politikacılar, herkes, bu ihalenin şartnamesinde neler isteniyor, yeterli bir şartname hazırlanmış mı, yoksa, belli kişilere, belli firmalara ihaleyi vermek için özel şartlar mı konmuş, bunu bilelim. Bunun bir sakıncası yok, hiçbir sakıncası yok; bunu önerdik.

İkinci bir önerimiz de, bu teknik şartnameler hazırlanmadan ihalelerin yapılmaması. Arkadaşlar, geçmişte de yaşandı, bugün de var. Öyle ihaleler yapılıyor ki, şartnameleri hazırlama yetkisini, ihaleyi alan firmaya veriyoruz.

En basit bir şey söyleyeyim size: Antalya’da -Lara- 10 kilometrelik yolun maliyeti 26 trilyon lirayı geçmiş. Yani, 10 kilometrelik yol, 3-4 milyon dolara mal olan, kilometresi mal olmuş; otoban fiyatlarından dahi pahalı. Şartnameye ne konmuş ben size bir şey söyleyeyim; ithal ağaç, bilmem kaç milyon dolarlık ithal ağaç dikilecek yola. Niye konuyor bunlar; çünkü, ihaleyi alan firma, ihale edildikten sonra şartname hazırlanırken, en çok para kısmı bu işlerde olduğu için, para kazandıracak, şartnameye para kazandıracak kalemler birer birer ilave ediliyor. Onun için biz diyoruz ki, ihale edilmeden bu şartnameyi bu millet görsün; bu şartnamede kaç milyon dolar ithal ağaç, ithal ağacın boyu, ebadı, ne olacak, bunları da bir görsün bakalım. Yani, şeffaf devlet dediğimiz, şeffaf yönetim dediğimiz anlayışı hâkim kılacak, ihalelerdeki yolsuzlukları bir noktada ortadan kaldıracak; şartnameyi hazırlayanların adrese teslim, firmaya teslim şartname hazırlamalarını önleyecek, onun önüne geçecek -tedbir mahiyetinde- bu teklifi kanunlaşması dileğiyle huzurunuza getirdik. Yolsuzlukla mücadele iddiasında olan bir iktidarın, İhale Kanununda bu tür mini bir değişikliği ve devletin bütçesine de hiç bir külfet getirmeyen bu kanun teklifini gündeme almasını teklif etmekteyiz.

Bir örnek daha vereceğim arkadaşlar. Bundan bir süre önce, Bakanlar Kurulu kararıyla, ihalesiz Samsun-Ceyhan boru hattı ihale edildi; Çalık Grubu ile bir İtalyan grubunun ortak konsorsiyumuna ihale edildi. Bakanlar Kurulu kararı, bu tür kararlar Resmî Gazetede yayımlanır, yayımlanmadığı için göremedik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Sarıbaş.

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) – Ben, bir Partinin Grup Başkanvekiliyim, bu karara ulaşamadım; Başbakanlığı arattırdım, “Enerji Bakanlığından yazıyla isteyeceksiniz” dediler; şimdi de Enerji Bakanlığına yazı yazdırıyorum. İddia şu: İhalesiz, Samsun-Ceyhan boru hattı bir firmaya verildi Bakanlar Kurulu kararıyla, imtiyaz hakkı verildi. “Firma kendi yapacak, devletin kasasında para çıkmayacak” deniliyor; deniliyor da, acaba Rekabet Kurulundan geçirdiniz mi; baktık, sorduk, Rekabet Kurulundan geçmemiş; çünkü, tekel bir taşımacılık yaratıyorsunuz, Rekabet Kurumundan geçirmiyorsunuz. Dedik de, acaba, ihaleye açsaydınız, bu imtiyaz hakkına, senede 20 milyon, 30 milyon, 50 milyon dolar ödeyecek firmalar çıkar mıydı?.. Bence çıkardı; çünkü, petrol taşımacılığı, petrol boru taşımacılığı, maliyeti itibariyle kâr eden bir şey. Niye yapmadık da bir firmaya tekel olarak ihalesiz verdik; çünkü, Soçi’de Putin’le görüştüğümüz konuların içerisinde, gizli, tutanağı olmayan konuların içinde bu da vardı.

Şimdi, şeffaf devlet dediğimiz, yolsuzlukla mücadele dediğimiz anlayış bu anlayışsa, bu anlayışla bir yere varmamız mümkün değil, bu anlayışı değiştirmemiz gerekir. Bu anlayışı değiştirmenin örneği de, işte, bu teklifimize vereceğiniz olumlu oydur.

Hepinize saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sarıbaş.

Bir milletvekili olarak söz isteyen, Erzurum Milletvekili İbrahim Özdoğan. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; sözlerime başlarken, hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Sayın Grup Başkanvekilimiz Süleyman Sarıbaş’ın 4734 sayılı Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi üzerinde, şahsım adına söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi, tekrar saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün, ülkenin en büyük sorunu yolsuzluktur. Yolsuzluk, tabiî ki, son yıllara ait bir olgu değildir, uzun yıllardır devam eden olumsuz bir olgudur ve bu yolsuzluk hususunda, en büyük, yolsuzluğun en büyük kaynağı ise devlet ihaleleridir. İşte, Sayın Grup Başkanvekilimizin, bu yolsuzluğu kaynağından kesmek için verdiği -İhale Kanununda- kanun teklifi buna istinat etmektedir.

Değerli arkadaşlar, yolsuzluğun sonu nedir, yolsuzluğun ortaya çıkardığı neticeler nedir? Ülkede çeşitli sosyal hadiseler, sosyal patlamalar, okullardaki şiddet, fakirlerin, açların hali, köylünün perişan hali, esnafın perişan hali, milyonlarca işsizimiz, işte bunların nedeni yolsuzluktur ve bunun yüzde 90’dan fazlası da, devlet ihalelerinin kapalı olarak yapılmasıdır. İşte biz Anavatan Partisi olarak, bu ihalelerin, devlet ihalelerinin şeffaf bir hale getirilmesini istemekteyiz.

21 inci Asrın en önemli hadisesi, idarede, devlet yönetiminde şeffaflıktır. Biz, her konuda olduğu gibi bu konuda da, ihalelerin şeffaf hale getirilmesini istiyoruz. Bu kanun teklifinde de görüleceği üzere, ilgili şartname hazırlandıktan sonra, bunun, o kurumun internet sitesinde -az önce Sayın Grup Başkanvekilimizin söylediği gibi- yayınlanmasını istemekteyiz. Ayrıyeten, 21 inci Asır sadece internet asrı değil, aynı zamanda bilgi çağıdır değerli arkadaşlar. Bütün vatandaşlarımızın bunları bilmesinde fayda olduğunu mülahaza etmekteyiz. Bunların, son senelerde de çok kötü örneklerini yaşadık. Geçen sene, hatırlıyoruz, Enerji Bakanlığında yolsuzluk olmuş ve telefon dinlemesine bir sayın milletvekilimiz katıldığı için, işadamlarımız ve bürokratlarımız hapishaneye tıkılmışlardır ve sayın milletvekilimiz de, ihale takip ettiği için, ayrılıp gitmiştir. Eğer bunlar şeffaf bir şekilde ortaya dökülmüş olsaydı, hakikaten, bu yolsuzluklar katiyetle olmayacaktı.

Ayrıyeten, bu kanun teklifinde bir şey daha öngörülmektedir; şartname hazırlanırken, bunu sadece Hükümete bırakmamak gerekiyor. Bunu, aynı zamanda sivil toplum örgütleri, sendikalar, siyasî partilerin -yani, Mecliste grubu bulunan siyasî partilerin- görüşlerinin alınması ve daha sonra, Rekabet Kurumu tarafından onaylanması gerekmektedir. Türkiye’de, bundan ikibuçuk üç sene evvel, Rekabet Kurumu tarafından Millî Eğitim Bakanlığında yapılan ihaleler, maalesef, usulsüz bulunmuş; fakat, gereği hükümet tarafından yapılmamıştır. Dolayısıyla, şeffaflığa şiddetle ihtiyaç duymaktayız. Eğer bunlar şeffaf bir hale gelirse, hiç kimse usulsüz ve yolsuz ihale almanın peşine düşmez; çünkü, o zaman, herkesin kirli çamaşırları ortaya dökülmüş olur.

Değerli arkadaşlar, günümüzde en büyük sahtekârlık, haksız rekabettir. Maalesef, ülkelerde iktidarları ellerinde bulunduranlar, yakınlarına, oğullarına, çocuklarına, hısım akrabalarına, haksız rekabet yoluyla, devlet ihalelerini vermektedirler. Bu hırsızlığın da en büyük hırsızlığıdır. Bunu önlemenin yolu da işte bizim bu kanun teklifimizdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özdoğan, lütfen toparlar mısınız.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) – Az önce, konuşmamın başlangıcında da demiştim, Türkiye’de işsizliği, açlığı, yoksulluğu önlemenin yolu yolsuzlukları bitirmektir değerli arkadaşlar. Bugün, emekli perişandır, memur perişandır, işçi, çiftçi, esnaf perişandır. Maalesef, ülkede, hükümet tarafından, 21 000 000 aç insan vardır; bunlar iaşe ve iane sistemiyle karınlarını doyurmaktadır değerli arkadaşlar.

Ben, buradan, dindarım diyenlere Kuran-ı Kerim’den iki ayet sunmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, dindarım diyenlere…

Bakın, Bakara Suresinin 188 inci ayetinde şöyle bir ibare vardır:

 “Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların…

AHMET YENİ (Samsun) – İbare değil, ayettir.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) – Ayettir…

AHMET YENİ (Samsun) – Ayettir, ayet!

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) – Ben söylüyorum “ayet” diyorum.

AHMET YENİ (Samsun) – “İbare” deyince olmuyor.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) – “Ayet” dedim. “İbare”nin manasını biliyor musun sen?

AHMET YENİ (Samsun) – “İbare” dedin de.

BAŞKAN – Sayın Yeni, lütfen…

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) – Bir dakika dinle…

Bakara Suresi 188 inci ayet: “Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını, bile bile, günaha girerek yemek için, onları iktidar sahiplerine vermeyin.”

İşte diyoruz ki, bu ihalelere, iktidarların yanında sivil toplum örgütlerinin de mutlaka karışması lazım ve ona göre şartnamelerin hazırlanması lazım.

Nisa Suresi 10 uncu ayet değerli arkadaşlar: “Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, ancak ve ancak karınlarını doldurasıya ateş yemiş olurlar. Zaten, onlar çılgın bir ateşe, cehenneme gireceklerdir.”

Ben de diyorum ki, yetimlerin mallarını yiyenlere, Allah’ın bu çılgın ateşi için müjdeler olsun diyorum.

Hepinize tekrar saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özdoğan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/757) esas numaralı kanun teklifimin, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 37 nci maddesine göre işleme alınmasını arz ederim.

Saygılarımla. 22.05.2006

Berhan Şimşek

İstanbul

BAŞKAN – Önerge üzerinde, önerge sahibi olarak söz isteyen, İstanbul Milletvekili Berhan Şimşek.

Buyurun Sayın Şimşek.

 

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Muhtar Ödeneklerinin Artırılmasına ve Sosyal Güvenliklerine İlişkin Kanun Teklifimin, İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Kanun teklifimizde, köy muhtarları ile şehir ve kasaba muhtarlarına, brüt asgarî ücret miktarında aylık ödenek verilmesi öngörülmektedir.

Muhtarlık kurumu, ülkemizde yurttaşlarımızın devlete ilk karşılattıkları kurumdur. Mahalle ve köyler, yerel yönetimlerin ilk basamağıdır. Ülkemizde 35 148’i köy, 17 805’i mahalle muhtarı olmak üzere, toplam 52 953 muhtarlık bulunmakta. Muhtarlarımız, köy ve mahallelerde yaşayan yurttaşlarımızın ortak sorunlarına çözüm bulmak amacıyla, büyük çaba sarf etmekte. Muhtarlık binasının elektrik, su ve kirasını muhtarlarımız kendi ceplerinden ödemekte. 255 YTL ödenek alan muhtarlarımızın aldıkları bu ücret, açlık sınırının bile altındadır; muhtarlarımızın aldığı bu ödenek, kendi Bağ-Kur primlerini bile ödemeye yetmemektedir.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Başkan; 18 Haziran 2002 tarihinde, Genel Kurulda, bir milletvekili arkadaşımız, muhtarlarımızla ilgili şöyle seslenmiş, 21 inci dönemde: “Muhtarlarımızın sorunlarını anlatmak için huzurunuza geldim” diyor sayın milletvekilimiz o günlerde. “Ancak, takdir edersiniz ki, yalnız muhtarlarımız değil, toplumumuzun tüm kesimleri, işçisi, memuru, çiftçisi, işçisi, ciddî sıkıntılar içinde.” Yani, bugün de aynı sıkıntılar içinde. Ve muhtarlarımızın ödeneklerinin asgarî ücrete endekslenmesini talep ettiklerini ifade etmiş. O konuşmanın üzerinden dört yıl geçti. Bu dört yılda, o gün milletvekili olarak görev yapan arkadaşımız, bugün, AKP’de Grup Başkanvekili olarak görev yapıyor, Sayın Faruk Çelik arkadaşımız.

Sayın Çelik, muhtarlar, hâlâ, o, sizin, 2002 yılında yapmış olduğunuz talepleri bekliyor ve ayrıca diyor ki, acaba, karakolda doğru söyleyip de mahkemede şaşıyorlar mı; muhalefetteyken bizim için istekte bulunup, iktidara geldiklerinde unutuyorlar mı diye, sizlere buradan sesleniyorlar Sayın Çelik.

Değerli arkadaşlarım, bu kanun teklifi o taleplerden birisiydi. Bugün de aynı talepte bulunuyoruz.

Muhtarlarımızla ilgili, ayrıca, 5 Kasım 2003 tarihinde yine bu Mecliste bir konuşma yapılmış. Sayın Başbakan Yardımcımız Mehmet Ali Şahin Bey diyor ki: “İçişleri Bakanlığımız, yeni yasal düzenlemeler yapılıncaya kadar, muhtar ödeneklerinin günümüz şartlarına uygun ve yeterli hale getirilmesi amacıyla, Maliye Bakanlığımıza bir yazı göndererek 3000 olan gösterge rakamının en az 5 000 gösterge rakamına yükseltilmesi yolunda öneride bulunmuştur, Maliye Bakanlığımız bu konuda çalışmalar yapmaktadır; ayrıca, biz, bu işin takipçisi olacağız; tabiî, bu, kâfi gelmeyecektir” sözlerini kullanmıştır. O sözlerin üzerinden ikibuçuk üç yıl geçti. Kâfi olmayacağı değerlendirmesi yapılan iyileşme bile sağlanamamış durumda.

Zaman tünelinde ilerlemeye devam edelim, değerli arkadaşlar. Geldik 5 Mayıs 2005’e. Bu sefer, Sayın Grup Başkanvekili Eyüp Fatsa Bey var. Bakın, o tarihte Sayın Grup Başkanvekili Eyüp Fatsa ne diyor: “Muhtarlarımızın özlük haklarını düzenleyen kanun tasarısı Bakanlar Kurulumuzun imzasındadır ve önündedir; hükümetimiz bununla ilgili bir çalışma yapmış; daha önce de ifade ettiğim gibi, en az asgarî ücret esas alınmak suretiyle, özellikle Bağ-Kur prim borçlarından dolayı yaşadıkları sıkıntıları da, geriye dönük borçlarını da bir takvime bağlanması, iyileştirilmesi de ihtiva edebilecek şekilde ve muhtarlarımızın diğer sıkıntı ve taleplerini de dikkate alan önemli bir çalışma yapılmış; taslak, Bakanlar Kurulunun gündemine getirilmiş; inanıyorum ki, önümüzdeki ilk Bakanlar Kurulu toplantısının birinde bu Bakanlar Kurulundan geçerek Türkiye Büyük Millet Meclisine gelecektir.” Bu sözleri, evet, Sayın Grup Başkanvekili Eyüp Fatsa söylüyor. Bakıyoruz, bir yılı aşkın bir zaman geçmiş, böyle bir tasarı yok. Başbakanlık ile Meclis arasında, herhalde, kaybolmadı bu tasarı! Sabah Bakanlar Kurulu sekreteryasını aradım. O tarihten, yani, 5 Mayıs 2005’ten bugüne kadar 44 Bakanlar Kurulu toplantısı yapılmış; ama, bir türlü bu tasarı Bakanlar Kurulundan çıkmamış. Muhtarlarla ilgili düzenlemeler de o 44 toplantıda gündeme gelmemiş değerli arkadaşlar ve bugün, ben, bu kanun teklifini konuşacağımız için 57 000 muhtarın genel başkanını arayarak SMS’lerle bilgilendirdiler. Bu üç değerli milletvekili arkadaşımızın, grup başkanvekillerimizin vermiş olduğu sözler de yerde kalmasın diye 37 nci maddeden buraya getirdik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şimşek, lütfen toparlar mısınız…

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) – Artık, sanıyorum ki, Sayın Çelik, Sayın Fatsa, Sayın Bakan Mehmet Ali Şahin bu yasaya katkı sunacaktır; yani, sizin daha önce söylemiş olduğunuz sözleri bir kez daha hatırlatmak adına.

Muhtar ödeneklerinin artırılmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisinde bugüne kadar ayrıca 9 kanun teklifi verilmiş. Biz, ben ve Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili arkadaşlarım vermiş olduğumuz bu kanun teklifinde ödenek ve sosyal güvenliklere ilişiktir ve diğerleri de hemen hemen bunu kapsıyor. Yeni çıkan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu “Sigortalı Sayılanlar” başlığı altında köy muhtarlarını da saymaktadır ve muhtarların sosyal güvenliklerine ilişkin yürürlükteki yasada bulunan muhtarlarımızı Bağ-Kur ile ilişkilendirilen hükümler kaldırılmıştır. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, muhtarlarımızın sosyal güvenliklerine ilişkin yeni bir düzenleme de getirmemektedir.

Değerli arkadaşlarım, yani, muhtarlarımız, kendi sosyal güvenlik primlerini kendi ödemeye devam edecektir. İşveren olmayan, işyeri bulunmayan muhtarlarımızın Bağ-Kurla ilişkilendirilmesi de yanlıştır. Muhtar, göreviyle ilgili bir suç işlediği zaman devlet memuru olarak yargılanıyor; ama, iş, sosyal güvenliğe gelince “muhtar, kendi primini kendin öde” diyoruz.

Yukarıda bahsettiğim konuşmasında Sayın Faruk Çelik Beyin “muhtarlarımız 90 lira ödenek almakta, 105 lira Bağ-Kur primi ödemekte…” Bugünse değişen bir şey yoktur değerli arkadaşlarım. 255 YTL ödenek alıyorlar -Maltepe Altayçeşme Mahallesi Muhtarı Engin Toker’in ifadesidir bu- 285 YTL Bağ-Kur primi ödemekte; yani, değişen bir şey yok.

Toparlıyorum Sayın Başkanım.

O zaman muhtarların aldığı ödenek Bağ-Kur primini ödemeye yetmiyordu; anlaşılan şimdi de yetmiyor. Binlerce muhtarlığımızın prim borcu milyarlara ulaşmış vaziyette.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şimşek, lütfen, teşekkür için açacağım; buyurun.

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) – Sayın Başkanım, toparlıyorum. Ayrıca, 57 000 muhtarımızı ilgilendiren, seçimlerde kapılarına gittiğimiz, bize çok çok, Parlamentoya, demokrasiye katkı sunan muhtarlarımızla ilgili olduğu için biraz uzadı; bağışlayın, toparlıyorum Sayın Başkanım. Muhtarlarım sizi de izliyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Şimşek.

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) – Teşekkür ederim.

O nedenle, muhtarların ödeneklerini asgarî ücrete endekslemek ve muhtarların ödeyeceği Bağ-Kur primlerinin, il özel idaresi tarafından, ödeneklerinden kaynakta kesilerek ödenmesi gerekmektedir.

Bu kanun teklifinin gündeme alınması, sizin -muhalefette ve iktidara geldiğinizde- muhalefette verdiğiniz sözleri iktidarda da yapmaya çalıştığınızın bir örneği olacaktır diye düşünüyorum. Türkiye, seçim havasına girdi. Yarın kütükler için muhtarlara gideceğiz ve muhtarlar hangi partiden geldiğinizi sorduğunda veya il, ilçe yöneticilerine, herhalde bugünü çok iyi hatırlayacaktırlar.

Değerli arkadaşlar, sayın muhtarlarımız da, bizler de seçilmişiz. Bizler, maaşlarımızı devlet tarafından alıyoruz. Bizim SSK primlerimizi, Emekli Sandığı, sosyal güvenlik primlerimizi devlet ödüyor. Bu anlamda, muhtarlardan, muhtarlarımızdan bunu esirgemememiz gerektiğini düşünüyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Ekranları başında bizi izleyen muhtarlarımıza da, Meclisimiz adına, bu görevi yerine getireceğimizin bu vesileyle de sözünü vermiş oluyoruz.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şimşek.

Önerge üzerinde, bir milletvekili olarak, Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu.

Buyurun Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 14.10.2003, kanun teklifimiz… Bu Meclise 5 defa getirdik 37 nci maddeyle ilgili ve Yüce Parlamento, sizler, bu kanun teklifimizin Meclis gündeminde görüşülmesini kabul ettiniz ve şu an önünüzdeki bu gündemde 200 üncü sıradadır. Yani, milletvekilleri diyor ki: “Bu kanunu getirin.” 200 üncü sırada… Yani, 37 nci maddeden doğrudan görüşülmesini, burada, Yüce Parlamento kabul etti. Yani, bunu getirmemek, Yüce Parlamentonun… Hakikaten, anlamak mümkün değil; bunu niçin getirmiyorsunuz?!Bunu getirmemeyi anlamak hakikaten mümkün değil arkadaşlar.

Değerli milletvekilleri, muhtarlar seçilmiş insanlardır. Bu insanlardan ne istiyoruz?! Onlar bizden bir şey istemiyor; diyor ki: “Beni Bağ-Kurlu yaptınız. Bizi kandırıyorsunuz.” Aynen ifadeleri bu. “Bu Parlamento bizi kandırıyor.”

Arkadaşlar, bu insanları kandırmayalım. Devlette devamlılık esastır. İlk, 2003 yılı bütçe görüşmeleri sırasında aynı sorunu Sayın İçişleri Bakanına yönelttim; kalktı, bu kürsüden “5 000 göstergenin çalışılması tamamlanmıştır. Maliye Bakanlığına, bakanlığımız tarafından gerekli yazı yazılmıştır. Hemen 2004 yılı içinde uygulayacağız…” Sene 2006; ikibuçuk yıl geçmiş arkadaşlar.

Yine, bir 37 nci maddeyle getirdiğimizde, Sayın Mehmet Ali Şahin, Başbakan Yardımcımız, kalktı, burada söz verdi; “çalışma bitmiştir, 5 000 gösterge geliyor…” Nerede?!

Yine, İktidar Partisi Grup Başkanvekili Sayın Fatsa -bu kanunu Parlamentoya getirdiğimizde 37 nci madde uyarınca, kabul ettiniz, teşekkür ederim hepinize, görüşülecekti burada- kendileri kalktılar, “bana bir hafta süre verin” dediler, bir hafta… “Bakanlar Kurulundan gerekli kanun teklifi Meclise geliyor, bir hafta sonra bu kanun buraya gelip görüşülecek…”

Değerli milletvekilleri, kimseyi aldatmayalım. Bu Meclis kimseyi aldatmaz. Eğer, bu ülkede, bu ülkeyi yöneten bu Yüce Mecliste bu insanlara yalan söyleniyorsa, hepimize yazıklar olsun! Aldatıyoruz insanları. Hiç kimsenin yalan söylemeye hakkı yoktur. Vermiyoruz deyin mertçe, dürüstçe. Muhtarlar bizim kitabımızda yoktur deyin. Onlara diyor ki, biz de bilelim.

MEHMET NEZİR NASIROĞLU (Batman) – Şov yapıyor…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ben şov yapmıyorum kardeşim. Gel o zaman sen cevabını ver!

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Sen gel burada şov yap Beyefendi.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu…

MEHMET NEZİR NASIROĞLU (Batman) – Şov yapmıyorsun hakikaten!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Muhtarlar senin muhtarın değil mi?! Ayıp ediyorsunuz. Söz verdiniz, söz. O zaman niçin sözünüzü yerine getirmiyorsunuz?

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) – Ne bağırıyorsun; bağırma, yavaş konuş.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Yani, sen söz vereceksin, sözünü yerine getirmeyeceksin. Ben senin sözünü çıkacağım burada söyleyeceğim; ondan sonra “şov yapıyor” diyeceksin ya.

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) – Oylama yapmadık daha.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Hakikaten ne diyeceğimi şaşırıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu Yüce Meclisin değerli üyeleri hepiniz, hepiniz, hepiniz bunu görüşelim dediniz, sizlere teşekkür ediyorum. Sizler söylediniz; yani, tüm milletvekilleri, bu kanun teklifinin bu Mecliste görüşülmesini kabul ettiniz; ama, getirilmiyor. Yani, bu Parlamentonun üstünde bir Parlamento mu var arkadaşlar?! Bu Parlamento bir şeye karar veriyor, bunu getirin diyor; ama, nedense gelmiyor.

Değerli milletvekilleri, takdiri sizlere bırakıyoruz. Hepimizin muhtarı, hepimizin insanları. Sayın Milletvekilimin verdiği önergeye destek olursanız veya şu Mecliste kabul edilen ve Meclisin görüşülme sırasında, 200 üncü sırada bekleyen yasa teklifini bugün burada görüşürsek hepinize minnettar kalırız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu

FARUK ÇELİK (Bursa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çelik.

FARUK ÇELİK (Bursa) – Kanun teklifi sahibi arkadaşımız, geçmişteki konuşmalarımızla ilgili bazı değerlendirmelerde bulundu. Müsaade ederseniz, yerimden kısa bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Çelik, sadece, sizin geçmişteki konuşmazı burada  tekrarladı. Sataşma neresinde, onu bana söylerseniz söz vereceğim. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) – Sataşma yok.

FARUK ÇELİK (Bursa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Çelik, bir sataşma olarak değerlendirmiyorum.

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) – Tutanaktan okudu.

BAŞKAN – Lütfen, sayın milletvekilleri…

Buyurun Sayın Çelik.

FARUK ÇELİK (Bursa) – Sayın milletvekilinin açıklamaları ile iktidarımızın yaptıkları arasında çok ciddî bir çelişki var. Yani, iktidarımız gerek muhtarların sağlık açısından gerekse belediye meclislerine katılımları ve belediye meclislerinden mahallelerine yardım alma konusunda yaptığımız Belediye Yasasındaki düzenlemeler ve maaşlarıyla ilgili olarak da, 109 000 000 lira maaş alırlarken, bugün 255 000 000 lira maaşa çıkaran yasal düzenlemeyi de, bu İktidarımız, bu dönemde gerçekleştirdi.

Bununla ilgili sosyal güvenlik açısından bakacak olursak, hangi açıdan bakacak olursak bakalım, muhtarlarımızın talepleri yerine getirilmiştir…

BAŞKAN – Sayın Çelik, teşekkür ediyorum. Lütfen…

FARUK ÇELİK (Bursa) – …ve muhtarlarla bu diyalogları kurarak, bu düzenlemeleri gerçekleştirdik.

BAŞKAN – Konuşmalarınız kayda geçmiştir Sayın Çelik; teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini ve diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarısı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

 

 

1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere’nin; Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)

BAŞKAN – 1 inci sırada yer alan kanun teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporu gelmediğinden, teklifin görüşmelerini erteliyoruz.

2 nci sırada yer alan, Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030) (S. Sayısı: 904)

BAŞKAN – Komisyon?.. Yok.

Ertelenmiştir.

3 üncü sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti Arasında Yayılmanın Önlenmesi Amaçlarına Yönelik Yardım Sağlanmasının Kolaylaştırılması İçin İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3. X Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti Arasında Yayılmanın Önlenmesi Amaçlarına Yönelik Yardım Sağlanmasının Kolaylaştırılması İçin İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/1115) (S. Sayısı: 1147)

BAŞKAN – Komisyon?.. Yok.

Ertelenmiştir.

4 üncü sıraya alınan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Bursa Milletvekili Faruk Çelik, İstanbul Milletvekili İrfan Gündüz, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz, Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa ile Hatay Milletvekili Sadullah Ergin’in; Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Teklifi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Samsun Milletvekili Haluk Koç ile İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun; 8.4.1929 Tarihli ve 1416 Sayılı Kanun ile 4.11.1981 Tarihli ve 2547 Sayılı Kanuna Birer Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun görüşmelerine başlıyoruz.

 

 

 

Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Bursa Milletvekili Faruk Çelik, İstanbul Milletvekili İrfan Gündüz, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz, Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa ile Hatay Milletvekili Sadullah Ergin’in; Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Teklifi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Samsun Milletvekili Haluk Koç ile İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun; 8.4.1929 Tarihli ve 1416 Sayılı Kanun ile 4.11.1981 Tarihli ve 2547 Sayılı Kanuna Birer Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/754, 2/693) (S. Sayısı: 1143)   (x)

BAŞKAN – Komisyon?.. Yerinde.

Hükümet?.. Yerinde.

Komisyon raporu, 1143 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Mustafa Özyürek, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Özyürek. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz kanun teklifi ve Plan ve Bütçe Komisyonundan geçen metinler hakkında söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu kanun teklifiyle, toplumda sorun haline gelmiş bazı konuların çözülmesi öngörülmektedir. Bunların başında, yurt dışında doktorasını zamanında tamamlayamamış veya başka nedenle tamamlayamamış kişilerden, yüksek faizler ve cezalar istenmek suretiyle, astronomik miktarda paralar istenmektedir. Bu kişiler, daha sonra, pek çoğu, doktorasını tamamlamış olmasına rağmen, süresinde bu doktoralarını tamamlayamadıkları için, büyük miktarlarda para ödemek zorunda kalmaktadırlar ve bunları ödeyemedikleri için, pek çoğu Türkiye’ye gelememektedir; çünkü, yurtdışına çıkarken bir anlamda kamu borçları olduğu için, yurtdışına çıkma olanağı bulamamaktadırlar. O nedenle, bu bursların, bu cezaların bir türlü yeniden yapılandırılması öngörülmektedir.

Gene, bu kanun teklifiyle, artık kullanılmaz hale gelmiş kara taşıt araçlarının hurdaya çıkarabilmesi için vergilerinin terkin edilmesi öngörülmektedir. Vergileri terkin edilmediği için, terkin edilemediği için, artık hiçbir değeri kalmayan bu taşıt araçlarını, örneğin, ticarî işletmeler bilançolarında tutmaya devam etmektedirler. Bunların hurdaya çıkarılması, artık bütünüyle devreden çıkarılması gerekmektedir. Bu yönde bir düzenleme öngörülmektedir.

Ayrıca, geçmiş döneme ait tapu yenileme harçlarının silinmesi öngörülmektedir.

Bunun gibi, mazbut vakıflarla ilgili stopajların silinmesi söz konusudur. Yani, geniş ölçüde, bir temizleme operasyonu gündemdedir.

Değerli arkadaşlarım, hepinize gelmiştir, benim önümde de böylesine çok sayıda başvurular var, fakslar var, mektuplar var, basınımızda yer almış yazılar var. Bunların büyük çoğunluğunun talebi “biz af istemiyoruz; ancak, uygulanan faizler ve cezalarla çok yüksek meblağlara ulaşan borçlarımızı yeniden yapılandırınız, astronomik faizlere ve cezalara bir çözüm bulunuz” şeklinde talepleri var. “Eğer bu talebimiz kabul edilir de, borçlarımız yeniden yapılandırılırsa, biz de, hem borçlarımızı taksitler halinde öderiz hem de Türkiye’ye gelme fırsatı buluruz” diyorlar. Bu talepler, Meclise gelmiş olan bu talepler, Grup Başkanvekilimiz Sayın Haluk Koç ve İstanbul Milletvekilimiz Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun hazırladığı bir teklifle uygun bulunmuştur. Yani, doktorasını tamamlayamayan, zamanında tamamlayamayan veya çeşitli zamanlarda, çeşitli sebeplerle tamamlayamayan kimselerin devlete olan, Millî Eğitim Bakanlığına veya Yüksek Öğretim Kurumuna olan borçlarının yeniden yapılandırılması noktasındaki talepleri uygun bulunmuştur. Bu teklif ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekillerinin teklifleri de birleştirilmiştir. Yalnız, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekillerinin teklifinde, ayrıca, yurtdışında mastırını tamamlayan, ancak doktorasını tamamlayamayan öğrencilerin atanmasına ilişkin düzenlemeler de yer almaktadır ve görüşmekte olduğumuz metinde de, bu konuda düzenlemeler yapılmıştır.

Değerli arkadaşlarım, özellikle burslarla ilgili düzenlemeye döndüğümüzde, burada pek çok düzenleme yaptık. Örneğin, vergileri, vergi borçlarını yeniden yapılandırdık. Vergi borçlarını yeniden yapılandırırken gecikme zamlarını, gecikme cezalarını, gecikme faizlerini belli ölçülerde indirdik; ama, anaparayı taksitlendirdik. Buna benzer, SSK prim borçlarıyla ilgili de düzenlemeler yapıldı. Tabiî, bizim bu düzenlemelerde karşı olduklarımız vardı, doğru bulduklarımız vardı; ama, Meclisten geçti, kanun haline döndü ve uygulamaya geçildi.

Bir diğer önemli düzenleme burada Cumhuriyet Halk Partisi olarak ciddî şekilde muhalefet ettiğimiz, eski başbakanlardan Necmettin Erbakan’ın borçlarıyla ilgili bir düzenlemeydi. Biliyorsunuz, Ceza Kanununda yapılan bir değişiklikle Sayın Erbakan’ın cezasını evinde çekmesi öngörülmüştür. Daha önceki Ceza Kanunumuzdaki düzenlemeye göre, borcunu ödedikten sonra bu haktan yararlanmak mümkünken, yasa burada kabul edilmiş ve “borcunu imkânları olduğu zaman ödesin; ama, hapis cezasını evinde çeksin” denilmiştir. Bize göre haksız bir düzenlemedir; Anayasamıza, hukuka aykırı bir düzenlemedir; ama, buna rağmen Meclis bunu da kabul etmiştir. Öyleyse, bu öğrencilerin sorunlarına, doktorasını zamanında tamamlayamamış veya çeşitli şekillerde tamamlayamamış öğrencilerin burs borçlarıyla ilgili sorunlarına bir çözüm bulmak gerekiyor. O nedenle, bizim Grup Başkanvekilimizin ve Sayın Kılıçdaroğlu’nun önerisi son derece doğrudur, yerindedir.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de hurda araçlar konusu pek çok kişiyi ilgilendiriyor; belki, bu kanun teklifinin en az gündeme gelen, en az konuşulan konusudur; ama, sayı itibariyle çok fazla insanı ilgilendirir. Pek çok işletmenin garajlarında artık işe yaramayan araçları görürsünüz. Bunların hurdaya çıkarılması, devreden çıkarılması gerçekten çok ciddî bir ihtiyaçtır; ama, vergi meselesi çözülememiştir, bunları da çözmek gerekir.

Tapu harçları konusunu, tapu yenileme harçları konusunu… Bir yasal düzenleme yapılmıştı; ama, geriye doğru dönük uygulamada idarenin, Maliye Bakanlığının farklı anlayışları nedeniyle vatandaşlarımız çok mağdur olmuşlardı, onların şikâyetleri vardı, onların uğradıkları haksızlıklar vardı, onların da düzeltilmesinde yarar var.

Biraz önce burada konuşan Anavatan Partisinin Grup Başkanvekili, bu konunun çok önce çözüleceğini; ama, o zaman Cumhuriyet Halk Partisinin, bir Anayasa değişikliği konusunda, Adalet ve Kalkınma Partisiyle pazarlık yapmak suretiyle bu konuyu geciktirdiği söyledi.

Değerli arkadaşlarım, bu, haksız bir değerlendirmedir, haksız bir suçlamadır. O gün gelen torba ile bugün gelen torba tasarısı arasında büyük farklar vardır. O gün naylon faturacıların nasıl affedileceği meselesi burada önemli bir yer tutuyordu ve bununla ilgili önemli tartışmaları biz, burada yaptık ve o çerçevede AKP ile Anayasa konusunda bir değerlendirmemiz oldu. Şimdi, bu torbanın içinde, naylon faturacılarla ilgili, vergi kaçakçılarıyla ilgili herhangi bir düzenleme yoktur. O bakımdan, olayları doğru hatırlamak, doğru değerlendirmek ve haksız suçlamalardan kaçınmak gerekir.

Şimdi, çok sayıda insanın, çok sayıda öğrencinin veya öğrenciliğini tamamlamış çok sayıda kimsenin aldıkları burslar nedeniyle doğan borçlarının yeniden yapılandırılması söz konusudur. Bu noktada elbette bizim de bu insanların talebine, sesine, feryadına uzak kalmamız, kulaklarımızı tıkamamız söz konusu değildi. Şimdi yapılan odur. Bu çerçevedeki değerlendirmeleri huzurunuzda yapıyorum. O nedenle, eğer bunun içinde naylon faturacılarla ilgili, vergi kaçakçılarıyla ilgili bir af düzenlemesi olsaydı, Cumhuriyet Halk Partisi hiç kuşkusuz bu kanun teklifine bütünüyle karşı çıkardı. Olayın boyutları değişiktir.

Değerli arkadaşlarım, bu sorunlar, bu öğrenci bursları, bu öğrenci burslarının ödenmesi, gecikme cezaları, gecikme zamları niçin böylesine büyük sorun haline geliyor, çok sayıda insanı ilgilendiriyor? Öncelikle, bir kefalet sistemi var biliyorsunuz. Öğrenciler, yurt dışına gönderilirken kendileri imzalıyorlar; işte, zamanında doktoramı yapamazsam, tahsilimi tamamlayamazsam bu paraları ödeyeceğim diyor. Tabiî, devlet, Millî Eğitim Bakanlığı, YÖK onun talebiyle, onun imzasıyla yetinmiyor, ayrıca kefil istiyor. İşte, arkadaşlarını, eşini, dostunu, yakınını, akrabasını kefil yapıyor. Borçlar çok yüksek meblağlara ulaştığı zaman ne oluyor; dönülüyor, işte, gitmiş, tanıdığı bir çocuk okusun diye, bir akrabası yurt dışında bir doktora yapsın diye iyi niyetle imza atmış kişiler, milyarlarca liralık borç yükü altına sokuluyorlar. Bunların önemli kısmı da cezalardır, faizlerdir. Onun için, kefilleri de dikkate aldığınız zaman, bu sayı büyük meblağlara ulaşıyor. O öğrenciler, kendisi yük altına girmiş, ödeyememenin ıstırabını, yükünü taşırken, dönmüş, bir de, iyi niyetle kefil olmuş, onunla birlikte imza atmış yakınlarının üzüntüsünü de taşıyorlar. O nedenle, özellikle burslarla ilgili, bursların yeniden yapılandırılmasıyla ilgili bu kanun teklifinde yer alan düzenlemeleri çok doğru buluyoruz, destekliyoruz ve bu sorunun, artık, çözülmüş olmasını diliyoruz. Çözülsün ki, yurt dışında bir kısmı artık doktorasını tamamlamış, hatta, orada çalışmaya devam eden; ama, büyük bir borç yükü altında olduğu için Türkiye’ye yaz tatili için bile gelemeyen insanlar, rahat rahat hem borçlarını ödesinler hem de memleketlerine, ülkelerine rahat bir şekilde gelsinler, gitsinler diye düşünülmüştür.

Bu doktorasını tamamlayamamış öğrencilerle ilgili olarak da, mastırını tamamlayanlarla ilgili olarak da, bizim arkadaşlarımızın kanun teklifinde yer almamasına rağmen, Adalet ve Kalkınma Partisi grup başkanvekillerinin teklifinde yer alan düzenlemeyle, YÖK, ihtiyaç duyduğu ve uygun gördüğü takdirde, bunları çeşitli görevlere atayabilecektir. Bu şekliyle bir düzenleme burada yer almıştır. Tabiî, burada, YÖK’ün çok ciddî şekilde değerlendirmesi lazım, ihtiyaç varsa alması lazım ve çeşitli olaylara karışmış olanlarla ilgili olarak da ciddî bir değerlendirme yapması gerekiyor. İşin bir diğer boyutu da budur.

Değerli arkadaşlarım, böylesine yaraları sarma düzenlemelerinde, elbette, bazı sorunlar çıkar; ama, sorunların boyutunu dikkate almak lazım, ne kadarını çözebildiğinize bakmak lazım, ne kadar kişinin sorununu çözdüğünüze bakmak lazım ve toplumsal olarak da, konuyu hangi noktaya getirmiş olduğunuzu görmek lazım.

Değerli arkadaşlarım, bugün, biraz önce arkadaşlarım burada konuşurken, tarımla ilgili önemli konuşmalar yapıldı. Sözlerimi tamamlarken, Sayın Başkan izninizle ona değinmek istiyorum: Bugün açıklanan buğday referans fiyatları… Adalet ve Kalkınma Partisine mensup arkadaşlarımız “çiftçi, çok memnun” dediler; ama, gerçekten çeşitli ziraat odalarıyla biz de birebir temas ettik; ne yazık ki, açıklanan bu fiyatlar, çiftçiyi memnun etmemiştir. Çiftçi, gerçekten güç durumdadır. 2002 yılından beri çiftçilerimiz, üreticilerimiz her geçen yıl daha mağdur olmuşlardır. Onun için, açıklanan bu fiyatlar onları bir kez daha mağdur etmiştir. Bunu bu kürsüden belirtmek istiyorum. Bu üreticilerimizin sorunlarını çözmek gerekiyor. Unutmayalım ki, elde edecekleri bu paralarla bu kişiler hem geçmiş dönemin borçlarını ödeyecekler, yaptıkları masrafları karşılayacaklar hem kendi geçimlerini sağlayacaklar hem de yaşamakta olduğumuz devalüasyon ortamında, mazotta, gübrede, diğer ithal girdilerinde karşı karşıya bulundukları yüksek fiyatları da ödeyecekler. Nihayet, önümüzdeki ekim ayında, bundan dört beş ay sonra ekim tekrar başlayacak ve bu masraflara insanlar katlanacaklar. Onun için, ilan edilen fiyatlar kesinlikle yeterli değildir. Çiftçinin, üreticinin sorunun kesinlikle çözülmesi söz konusu değildir. Bunu, hükümetin, tekrar gözden geçirmesini diliyorum. Umarım, kısa bir süre sonra tepkiler yoğunlaşacaktır, olaylar yaşanacaktır ve hükümet, bu fiyatları daha gerçekçi bir noktaya çekecektir.

Bu duygularla, hepinizi saygıyla selamlıyorum; iyi akşamlar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özyürek.

Tümü üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına söz isteyen Muhsin Koçyiğit, Diyarbakır Milletvekili.

Buyurun Sayın Koçyiğit. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

 

 

 

 

 

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA MUHSİN KOÇYİĞİT (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 1143 sıra sayılı Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Teklifi üzerine, Anavatan Partisinin görüşlerini belirtmek üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Genel Kurumuzu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Yasa Teklifi, yürütme ve yürürlük hariç 8 maddeden oluşmaktadır. Bunun, özetle 1 inci maddesi, yurtdışına burslu olarak giden mastır ve doktora öğrencilerinin borçlarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin; 2 nci maddesi, her ne şekilde olursa olsun, üniversitelerle ilişiği kesilen, kadrolarla ilişiği kesilen personelin yeniden atanmasına ilişkin düzenleme; 4 üncü maddesi, hurda araçların tasfiyesine ilişkin; 5 inci maddesi, kadastro yenileme işlemlerinden harç alınmayacağına ilişkin; müteakip maddeleri de, mazbut vakıfların yaptıkları taşınmaz kiralama işlemlerinden, 1.1.2004 tarihinden itibaren stopaj, gelir vergisi kesilmeyeceğine ilişkin bulunmaktadır. Bunları özetle belirttikten sonra, yasanın genel değerlendirmesine geçmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepimizin bildiği gibi, AKP’li yasama süreçlerinde, her sene, genellikle, yasama dönemlerinin sonuna doğru bir torba kadro getirilmektedir; ama, bu kez getirilen bu torba kanun, masum ve haklı bir torba kanun, diğerlerinden aykırı değil; çünkü, hepimizin bildiği gibi, geçen sene 904 sıra sayılı bir torba kanun getirilmişti, onun burada görüşmeleri yapılmıştı; ama, o torba kanunda ne isterseniz vardı. Hayali ihracat affı vardı, naylon fatura affı vardı, sahte fatura affı vardı ve onlarla beraber, bu masum öğrencilerin borçlarının yeniden yapılandırılması da vardı; fakat, oluşan tepkiler üzerine, o torba kanun yasalaşmayınca, maalesef, gereksiz yere bu mağdur öğrenciler, lisanslı öğrenciler, doktora ve mastır öğrencileri bir yıl, gereksiz yere huzursuz geçirdiler ve işte, bugün, bu torba kanunla, bu haklı taleplerle karşımıza gelmiş bulunuyor.

Bu bakımdan, biz, diyoruz ki, torba kanun, aslında, Meclise gelmemesi gerekiyor. Hangi konuda bir düzenleme yapmayı istiyorsanız, sadece, o konuya ilişkin olarak düzenlemelerin getirilmesi, Yüce Meclisin komisyonlarında tartışılması, Genel Kurulda tartışılması, anlaşılması, değerlendirilmesi ve yasalaştırılması gerekmektedir; ama, maalesef, buna uyulmamakta. Getirilen torba yasalarda torbanın içi karanlık, karışık, içinde ne ararsanız buluyorsunuz; haklı talepler de var, haksız talepler de var; haklı talepleri kullanarak haksız talepleri de geçirmeye çalışıyorlar. Bu bakımdan, bugünkü torba kanunla böyle haksız taleplerin gelmemesini takdirle karşılıyorum ve aslında, bugün gelen sekiz madde var; sekizi de çıkması gereken zorunlu maddelerdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasa tasarısının 1 inci maddesiyle, mecburî hizmet karşılığı yurt dışına giden öğrencilerin borçlarının yeniden yapılandırılması gündeme geliyor. Aslında, yurt dışına öğrenci gönderme yeni değildir; 1929 yılında çıkarılan 1416 sayılı mecburî hizmet yasasına dayanılarak yurt dışına öğrenciler gönderilmiştir. Evet, neden 1929 diyorum; çünkü, biliyoruz ki, 1929 yılında dünyada ekonomik bunalım vardı. Dünyanın ekonomik bunalım yaşadığı bir dönemde bile, Türkiye, Yüce Atatürk’ün direktifleriyle dışa açılmış, bilime, teknolojiye, araştırmaya ne denli önem verdiğini göstermek üzere 1929 yılında bir kanun çıkarmış; ekonomik bunalımı bir tarafa bırakarak, Türkiye dışa açılmıştır; ama, maalesef, bugün, biz, burada 1416 sayılı Yasayla mecburî hizmetle yurt dışına gidenlerin borçlarını yeniden yapılandırılmasını bile bir yıldır görüşüp, karara bağlayıp, o mağdurları rahatlatamadık ve bugün, işte bu yasa tasarısı buraya geldiği için, bu mağdurların mağduriyetine son verileceği için, Yüce Meclis, bence, tarihî bir gün yaşamaktadır.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepimizin bildiği gibi, burslu öğrenciler, mastır öğrencileri, doktora öğrencileri yurt dışına gitmeden önce bunlara bir sözleşme, bir senet imzalatılmakta. Kefil olarak en yakını ya da genelde bir memur imza atıyor; bir de, yüklenici olarak, yurt dışına eğitime giden öğrenci, mastır ya da doktora öğrencisi imza atıyor; fakat, Türkiye’nin yaşadığı ekonomik krizler, ekonomideki dalgalanmalar ve maalesef, bürokrasinin, yasaları, aşırı devletçi bir şekilde hesaplayıp, ona göre hesaplamalar yapması, bu mağdur, yurt dışına eğitim amacıyla giden taze beyinlerin borçlarını devasa tutarlara ulaştırmıştır. Örneğin, 50 milyarlık bir borç varsa, buna, önce yüzde 50 oranında ceza, ondan sonra, en yüksek yasal faizler işletilmek suretiyle, 50 milyarlık borç çıkmış 500 milyara. Bu 500 milyarı, bu taze beyin, bu öğrenci nasıl ödeyecek?! Burada, hiç mi insaf ve vicdan yok?! Bunu, sizin takdirlerinize sunmak istiyorum.

Bu Yüce Mecliste, hepimizin bildiği gibi, naylon faturacılara af çıkardık, sahte faturacılara af çıkardık, vergi kaçakçılarına af çıkardık; ama, maalesef, yurt dışında eğitim alıp, gelip, Türkiye’ye dönüp, Türk ekonomisine katkıda bulunacak bu genç beyinlerin, bu akademisyen kadroların sorunlarını çözemedik, sorunlarını bugüne kadar getirdik. Onlar, çeşitli nedenlerle ödeyemedikleri bu borçlarını, bir yandan ailesine karşı mahcup olurken, bir yandan kendisine güvenip senedine imza atan kefiline karşı mahcup olurken, bir yandan da ülkesini, sevdiklerini, annesini, babasını, arkadaşını, hepsinden de öte vatanını görmek için dahi gelemiyorlar; çünkü, eğer gelirlerse, tekrar, borçlarından dolayı, yurt dışına çıkamama durumları var. Bunun için, bu insanlar, yıllardır, vatan hasretiyle, arkadaş hasretiyle, anne-baba özlemiyle zaman geçirmektedirler. İşte, bugün, burada, bunların bu sorunu, Bu yasa tasarısıyla çözülecektir. Gerçekten de, perişan olan sadece öğrenciler değil, onların aileleri, kefilleri, kefillerinin yakınları da olmak üzere, toplumda büyük bir sosyal kesim bu huzursuzluğu yaşamaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu insanlar bizden af dilemiyorlar, sadece ve sadece, borçlarının yeniden yapılandırılmasını istiyorlar. Evet, demin bahsettim, biz, sadece  naylon faturaya, vergi kaçakçısına, sahte faturacıya af çıkarmakla kalmadık, aynı zamanda “İstanbul Yaklaşımı” adı altında, borçlarını ödeyemeyen büyük sermaye gruplarının, holdinglerin borçlarını da yeniden yapılandırdık; aynı şekilde, banka kartları kartzedelerinin borçlarını da yeniden yapılandırdık; aynı zamanda, batık bankaların, batık bono faizlerinin borçlarını da yeniden yapılandırdık, onlara, bu devlet Hazinesinden ödemeler yaptık; ama, maalesef, bugüne kadar bu Yüce Meclis, bu taze beyinlerin, genç fidanların sosyal sorununu, borçlarını yeniden yapılandırıp, onlara nefes aldıramadı. İşte bugün burada, inşallah hepimizin oylarıyla bu yasa teklifi geçecek ve bu insanlar rahat nefes alacaklardır.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; yasa teklifinin bir başka maddesiyle de, üniversiteyle ilişiği kesilenler, kadrosuyla ilişiği kesilenlerden, YÖK’ün uygun gördüklerinin öğretim elemanı kadrolarına, uygun görmediklerinin ise memur kadrolarına atamalarının yapılacağı getirilmektedir ve burada, derece, unvan değişikliği şartı bir tarafa bırakılarak, aynı şekilde sınav şartı, açıktan atama koşulları bir tarafa bırakılarak, bu insanların mağduriyetleri de son bulmaktadır. Bu bakımdan, bu düzenleme de yerindedir. Anavatan Partisi olarak biz, bu genç insanların, bu akademisyenlerin, bu bilim insanlarının bilimle kavuşup, görevlerinin başına gelip, ülke ekonomisine katkıda bulunmalarını yürekten destekliyoruz.

Sayın Başkanım, değerli arkadaşlarım; yasa teklifinin bir diğer maddesi de hurda araçların tasfiyesine ilişkin. Gerçekten de, bugün, ülkemizde, gerek şirketlerde ve gerekse özel şahısların nezdinde yüzbinlerce taşıt ekonomik ömrünü tamamladığından, daha doğrusu karda kışta, sıcakta soğukta dışarıda kaldığından, kullanılmaz duruma geldiğinden beklemekte. Bunlar, bir yandan çevre kirliliğine neden olmakta bir yandan da her ne şekilde olursa olsun trafiğe çıkma merakından olsa gerek, trafikte risk oluşturmaktadır; fakat, bugün, bu yasa teklifiyle… Bu araçların borçları, maalesef, kendi değerlerinin çok üzerine çıkmıştır. Bu bakımdan, bunların sahipleri bunları kullanmıyor, bir tarafa bırakmış bekletiyorlar. Bu bakımdan, bunların birikmiş borçlarının 6183 sayılı Yasa uyarınca terkin edilmesi; yani, silinmesi ve bu araç sahiplerinin de, bu araçlarını götürüp özel idarelere bedelsiz olarak teslim etmeleri, bir anlamda ekonomiye bir değer kazandırılmasıdır. Ve buradan, ben bir teklifte bulunuyorum Anavatan Partisi olarak; özel idarelere teslim edilen bu hurda araçların satışından elde edilecek gelirlerin, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinin kalkınmasında kullanılmasını talep ediyorum; çünkü, o zaman, bu hurda araçlar, mantığına, ruhuna, ülke birlik ve beraberliğine, bölgelerarası gelir farklarının kapatılmasına aracılık ettiklerinden, son görevlerini de yapmış olacaklardır ve dünyadaki tarihe karıştıkları zaman, geride tatlı bir iz bırakacaklardır.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; yasa teklifinin bir diğer maddesi, kadastro yenileme işlemlerinden harç alınmayacağı. Hepimizin bildiği gibi, 2004 yılında 5035 sayıyla çıkarılan bir Kanunla, 2004 yılından sonraki kadastro yenileme işlemlerinden harç alınmıyor artık, tarihe karıştı; fakat, o yasa da geriye dönük bir işlevi olmadığından, 2004 yılından, daha doğrusu, 2.1.2004 tarihinden önceki kadastro yenileme işlemlerinden harç alınmıştı ya da alınmamış, onların borçları birikmiş, bekliyor. Burada, Anayasa gereği, eşitliğin sağlanması, çifte standardın ortadan kaldırılması için, 2004 yılı öncesi de, sonrası da olmak üzere, 492 Harçlar Kanununun 2 sayılı tarifesine göre, bundan böyle, hiçbir tapu yenileme işleminden harç alınmayacak, eğer 2004 yılından önce harç alınmışsa, bunlar da harç sahiplerine iade edilecektir. Bu da, yerinde bir düzenlemedir.

Yasa teklifinin bir başka maddesinde, mazbut vakıflara ait taşınmazların kiralanması suretiyle, 2004 yılından önceki kiralamalardan Gelir Vergisi stopajının alınmayacağı, yani, Gelir Vergisi kesintisinin yapılmayacağı… Bu da doğrudur. Hepimizin bildiği gibi, mazbut vakıflar, mütevelli heyeti olmayan, yönetimi Vakıflar Genel Müdürlüğünce yapılan vakıflardır. Bunlar, genelde hayır işlerinde bulunurlar, iyi işlerde bulunurlar. Bunların da geçmişe yönelik borçlarının bu yasayla silinmesi, oldukça yerinde bir uygulamadır.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; kanun teklifinin son düzenlemesi, kamu hizmetleri ve kamu personelini desteklemek üzere kurulan dernek ve vakıfların faaliyetleri, hepimizin bildiği gibi, 5072 sayılı Yasayla durdurulmuştur, 2004 yılından sonra durdurulmuştur. Bunların, 2004 yılından öncesine ilişkin borçları vardı, tahsil edilememişti. Bu teklife göre, bu dernek ve vakıfların 2004 yılından önceki borçları, öncelikle bunların mal varlığından mahsup edilecek, eğer, mal varlığı yetmezse, kalan kısım 6183 sayılı Yasaya göre terkin edilecek, yani, silinecektir. Bu bakımdan, bu da yerindedir ve umuyorum ki, bundan sonra Meclis gündemine torba yasalar gelmesin. Eğer, herhangi bir konuda düzenleme yapılacaksa o konuya ilişkin özel bir madde, özel bir yasa gelsin ve o konu ayrıntılı şekilde tartışılsın, yasalaşsın ve istiyorum ki, bu “torba kanun” dediğimiz 1143 sıra sayılı yasa bugün burada kabul edilip yasalaşsın ve tüm mağdurlar mağduriyetleri son bulsun, bundan sonraki yaşamlarını daha rahat yerine getirebilsinler.

Bu vesileyle, bu yasa teklifinin kanunlaşarak tüm hak sahiplerine hayırlı uğurlu olmasını diliyor, Yüce Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Koçyiğit.

Sayın milletvekilleri, birleşime 1 saat ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 19.21

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.27

BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mehmet DANİŞ (Çanakkale), Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 111 inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

1143 sıra sayılı kanun teklifinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 

 

 

335. X Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Bursa Milletvekili Faruk Çelik, İstanbul Milletvekili İrfan Gündüz, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz, Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa ile Hatay Milletvekili Sadullah Ergin’in; Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Teklifi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Samsun Milletvekili Haluk Koç ile İstanbul Milletvekili Kemal  Kılıçdaroğlu’nun; 8.4.1929 Tarihli ve 1416 Sayılı Kanun ile 4.11.1981 Tarihli ve 2547 Sayılı Kanuna Birer Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/754, 2/693) (S. Sayısı: 1143) ----(Devam)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerinde.

Teklifin tümü üzerinde AK Parti Grubu adına söz isteyen, İzmir Milletvekili Mehmet Tekelioğlu.

Buyurun Sayın Tekelioğlu.

 

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET S. TEKELİOĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün, uzun süredir gündemimizde olan bir konuyu ele almış bulunuyoruz. Hatırlarsanız, 2004 yılında bu kanun, bu hükümler ilk defa gündeme gelmişti; ancak, o zaman birtakım teknik sebeplerle bu kanunu geri çekmek zorunda kalmıştık. O günden bugüne kadar, bu kanunun çıkmasını bekleyen yurt dışında master ve doktora yapmış ve yapmakta olan çok sayıda vatandaşımız, bunu dört gözle beklemiş bulunuyor. Bugün, grupların da anlaşmasıyla, bu kanunu çıkarmak durumuna gelmiş bulunuyoruz.

Biliyorsunuz, Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu dönemde, pek çok alanda vatandaşlarımızı rahatlatacak hükümler getirdi. Esnafımız için, çiftçimiz için, Bağ-Kur için, SSK’lılar için, kredi kartı borçluları için, bütün bu düzenlemeleri bu Türkiye Büyük Millet Meclisi yaptı ve bu şekilde tahsil edilmesi mümkün olmayan bazı şeyler tahsil edilebilir hale getirilmiş oldu. Bu, ayrıca, vatandaşlarımız ile devlet arasındaki ilişkileri de düzeltmeye yardımcı oldu; yani, bir yerde, bir barış ortamını tesis etmiş oldu. Şimdi ele aldığımız konu ise, yurt dışında master ve doktora yapan bizim kıymetli vatandaşlarımızı ilgilendiriyor.

Değerli arkadaşlarım, tabiî ki, bir insanın yetişmesi, master yapması, doktora yapması, ülkeye yararlı insan haline gelmesi kolay olmuyor. Özellikle de konu, öğretim üyesi yetiştirmeyi de ilgilendirir olunca, daha da önem kazanmış oluyor. Şimdiye kadar yurt dışında master ve doktoraya gönderilmiş olan üç kalemde öğrencilerimiz oldu. Bunların bir kısmı Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinden 1416’yla gönderildi, bir kısmı Yüksek Öğretim Kurulu bünyesinden 2547 sayılı Kanuna göre gönderildi, az, ama, bir kısmı da gene 657 sayılı Kanuna tabi olarak gönderilmiş oldu.

Şimdi, bu gönderilen öğrencilerimizden yaklaşık olarak benim tespit edebildiğim kadarıyla -bu rakamlara, tabiî ki, farklı yorumlar getirilebilir ama- 600’e yakın 2547’yle gitmiş ve herhangi bir sebeple borcunu ödeyememiş, eğitimini tamamlayamamış yahut da bu sıkıntı içerisine girmiş öğrencimiz var; 1416’ya göreyse 700’e yakın öğrenci bu duruma düşmüş. Bunlar herhangi bir sebeple öğrenimlerini yarıda bırakmışlar, geri çağrılmışlar yahut da başka türlü sebeplerle bu kanun kapsamı içerisine girmişler.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, tabiî ki, bu öğrencilerimizden yurda gelemeyenler var borçları dolayısıyla, pasaport sıkıntısı yaşayanlar var. Dolayısıyla, bizim, bütün bunlar için bir kolaylık göstermemiz gerekiyordu. Toplumun başka kesimleri için yaptığımız şeyi, şimdi, bizim için çok daha önemli bu kesim için yapmış oluyoruz. Elbette ki, bunlardan bir kısmı yurda dönecek ya mecburî hizmetlerini yapacaklar muhtelif kurumlarda, belki önemli bir kısmı üniversitelerde tekrar görev alacak Yüksek Öğretim Kurulu uygun bulursa eğer ve özellikle şu dönemde, 15 yeni üniversite kurma aşamasında olduğumuz bir dönemde, öğretim üyesi sıkıntımızın da had safhada olduğu düşünülürse eğer, bu dönen arkadaşlarımızın çok yararlı bir hizmete vesile olacaklarını düşünüyorum.

Bunlardan bir kısmı da, tabiî ki, belki dönemeyecek; ama, yurt dışında, bunlar, ülkesiyle barışık hale gelecekler. Unutmayalım ki, dönse de, dönmese de, bunlar, bizim vatandaşlarımız. Dönmeyenler, Türkiye’nin yurt dışındaki gücüdür. Bu da fevkalade önemlidir. Ne kadar yurt içinde bunlardan yararlanıyorsak, aynı şekilde, Bu arkadaşlarımızdan yurtdışında da yararlanacağımız, onların Türkiye’nin oradaki gücü olacağı çok açıktır.

Değerli arkadaşlarım, ele aldığımız kanunla, 1 inci maddesiyle, 1416 sayılı; yani, Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinden yurtdışına gönderilen öğrencilerimiz yararlanacak. Bunlarda, 96 öncesi, 96 sonrası gibi bazı ayırımlar var; ama, yaptığımız iş, bunlarla ilgili bütün faiz borçlarını ortadan kaldırmaktır. Bir kısmı döndüğü zaman mecburî hizmetlerini tamamlayacaklar, bir kısmı isterlerse paralarını geri ödeyecekler kendilerine harcanmış olanı; bunun da beş yıla kadar taksitlendirilmesi söz konusu olacak. Hem 1416 ile 2547 ile hem de 675 sayılı Kanunla gitmiş olanlardan eğer vefat edenler varsa, -onlara rahmet dileyelim buradan- onların da bütün borç yükümlülükleri, ailelerinin borç yükümlülükleri de ortadan kalkmış oluyor; bu da önemli bir husus olsa gerek.

Geçici maddeler var; geçici madde 1’de 1416’yı düzenliyoruz. Geçici madde 2’yle vefat edenleri bu kalemden düzenliyoruz.

2 nci maddede ise, buraya bir geçici madde ekleniyor 2547 sayılı Kanuna. Bu maddeyle de kısmî statüde görev yapanlara ödenen birtakım paralar vardı; bunların  geri alınması gibi hususlar sıkıntı yaratmıştı; bunlara ödenen makam ve görev tazminatlarının geri alınmayacağı, alınmış olanlar varsa bunların da iade edileceği düzenleniyor.

Geçici madde 53’le ise, 2547 sayılı Kanunla yurtdışına lisansüstü eğitim amacıyla gönderilen; fakat, eğitimlerini herhangi bir sebeple tamamlayamayanlar için düzenlemeler geliyor; bunlardan  biraz önce söz ettim.

Geçici madde 54’de ise, yine vefat edenlerin, 2547’yle ilgili, vefat eden kimselerin hükümleri düzenleniyor.

Madde 3’te ise, 657 sayılı Kanuna göre gitmiş olanlara, biraz önce söylemiş olduğumuz düzenlemeler getiriliyor. Burada tabiî ki, isteyenlerin mecburî hizmetlerini kurumlarında görev alarak, isteyenlerin bunları para şeklinde ödemesi getiriliyor, ki, bunlar da önemli hususlardır.

Değerli arkadaşlarım, 4 üncü maddeyle, kanunun ele aldığımız 4 üncü maddesiyle, birtakım borçları olan araçların il özel idarelerine bedelsiz devrini düzenliyoruz. Bu şekilde de bir gelir elde edilmiş olacak tabiî ki.

5 inci maddeyle… Kadastro harçlarıyla ilgili bir sıkıntı vardı, bunu hepimiz biliyoruz. Bu 1.1.2004 tarihine kadar olan borçlarla ilgili hususlardı. Bunlarla ilgili borç çıkarılmışsa, bu borçlardan vazgeçiliyor. Eğer tahsil edilmişse, bunların da geri ödemesi imkânı getirilmiş oluyor.

6 ncı maddeyle ise, vakıflara ait benzer bir düzenleme yapılıyor.

7 nci maddede, bu bizim kamu personelini desteklemek için kurulan; fakat, sonradan kaldırılan vakıflarla ilgili bir düzenleme var.

8 inci maddede de, Gelir Vergisini ilgilendiren bir husus var.

Değerli arkadaşlarım, ben sözlerimi fazla uzatmayacağım; çünkü, bu kanunda, biz gruplar olarak mutabakat sağlamış durumdayız; dolayısıyla, herkes konuyu da çok iyi biliyor.

Ben, yurtdışında bu vesileyle bulunmuş olan öğrencilerimize, herhangi bir sebeple geri dönemeyen, dönen öğrencilerimize bu kanunun hayırlı olmasını temenni ediyorum. İnşallah, bu, toplumda yeni bir barış unsuru olmuş olacak. Özellikle, bizim bu masteri, doktorası olan arkadaşlarımızın Türkiye’de yararlı hizmetler yapmasını diliyoruz.

Kanunun hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tekelioğlu.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen, Ahmet Işık, Konya Milletvekili. (AK Parti sıralarından alkışlar)

 

 

 

AHMET IŞIK (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1143 sıra sayılı Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Yasa Teklifinin

geneli üzerinde, şahsım adına söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, son yirmi yılda, ülkemizde 6 büyük kriz yaşanmıştır. Bunlardan en önemlisi ise, 2001 malî krizi olmuştur. 2001 malî krizinde, ülke, servetinin yüzde 40’ını kaybetmiş, 1,5 milyon insanımız işsiz kalmış, onbinlerce işyeri kapanmış, gecelik faizler yüzde 7 000’lere çıkmış, büyüme eksi 9,5 olarak gerçekleşmiş; diğer yandan, 22 banka fona devredilmiş, fona devredilen bankaların Türkiye’ye maliyeti ise 50 milyar dolar civarında olmuştur. Yine, 2001 yılında, kamu net borç stokunun gayrisafi millî hâsılaya oranı yüzde 91 olmuş, bütçe açığının gayrisafi millî hâsılaya oranı yüzde 16,5, kayıtdışılık yüzde 35, iç borçlanma faiz oranları yüzde 66, millî gelirdeki faiz yükü yüzde 23,3, faiz giderlerinin bütçe içindeki payı yüzde 46,78, faiz giderlerinin vergi gelirlerine oranı ise yüzde 100 olmuştur.

Değerli milletvekilleri, toplumun geneli üzerinde derin izler bırakan bu krizlerin etkisini hafifletmek ise, sosyal devlet olma ilkesinin bir gereği olarak ortaya çıkmaktadır. Özellikle de yurt dışına gönderilen öğrenci ve akademik personel ile yükseköğretim kurumlarına borçlanan diğer akademik personelin halihazırdaki bu borçları ciddî rakamlara ulaşmıştır. İlim ve bilim araştırmalarının üzerinde büyük bir yük oluşturan bu iç borçların yapılandırılması ise zaruret haline gelmiş bulunmaktadır. 22 nci Dönem Parlamentosunun çözüm amaçlı, sorunu Genel Kurula taşımasını ise takdirle karşılamaktayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üniversiteler, özgür ve demokratik ortamlarda bilginin üretildiği, yayıldığı, gerçeğe ulaşmanın değişik yöntemlerle araştırıldığı, insanın ve ülkenin geleceğinin inşa edildiği vazgeçilmez kurumlar olarak, çağdaşlaşma ve kalkınma hamlesinin motor gücü mesabesinde olup, toplum üzerindeki olumlu etkileri ise açıkça görülmektedir.

Üniversitelerimizde eğitim, öğretim kalitesinin artırılması, akademik denetimin yapılabilmesi ve bilimsel özgürlüğün sağlanması, yönetimde demokratikleşme, performans değerlendirilmesi ve yönetimin sorumluluklarının gereği gibi yerine getirilmesiyle, öğrencilerin yönetime katılmalarının sağlanması, yükseköğretime girişte ve akademik yükseltilmelerde yaşanan sorunların önemli ölçüde giderilmesi, ortaöğretim ile yükseköğretimin, sanayi ile üniversitenin bütünlüğünün sağlanması, bilim, eğitim, istihdam, üretim ilişkilerinin geliştirilmesi ve Avrupa Birliği yükseköğretim alanının gereklerinin yerine getirilmesi siyasal iktidarımızın hedefleri arasında yer almaktadır.

Geçtiğimiz süreçte ülkemizin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik zorluklar toplumun tüm kesimlerini derinden etkilediği gibi, yükseköğretim gençlerinin başarısını da önemli ölçüde etkilemiş, psikolojileri ve ekonomileri üzerinde derin izler bırakmıştır. Yaşanan krizlerin tarafı olmayan gençlerimiz, maalesef, muhatabı olmaktan kurtulamamışlardır.

Değerli milletvekilleri, meslekî ve teknik eğitime talebi düşüren, haksız ve adaletsiz uygulamalara sebep olan mevcut üniversite yerleştirme sistemi, yarışmayı teşvik edecek ve adaleti sağlayacak şekilde değiştirilmelidir.

Meslekî eğitim veren meslek yüksekokulları, meslek standartlarına uyumlu niteliklere sahip ara insangücü yetiştirecek şekilde yeniden ele alınmalıdır.

Açıköğretim, her yaştan ve her meslekten insanın bir mesleği öğrenmesine ya da kendisini geliştirmesine imkân veren, çok yönlü eğitim kurumları olarak yaygınlaştırılmalıdır.

Üniversitelerin bölgelerindeki potansiyelleri de dikkate alınarak, belirli alanlarda ihtisaslaşmalar sağlanmalıdır.

Eğitim ve öğretim hakkının kullanılmasının önündeki engeller kaldırılarak, eğitim hayat boyu devam edecek bir süreç olarak kabul ve teşvik edilip kademeler arasında yatay ve dikey geçiş imkânları sağlanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, gençlik, ülkemizin sadece zenginliği değil, aynı zamanda dinamizmin ve değişim potansiyelinin kaynağıdır. Genç nüfusa sahip olmak, Türkiye için büyük bir imkân ve fırsattır. Özgür düşünceli, kendi başına karar verebilen, sorgulayan, kendi toplumunun ve evrensel anlayışın doğrularından haberdar olan ve hayatın güçlükleriyle baş edebilecek donanımlı ve yetenekli gençlerle, ülkemizin çok büyük vizyon yakalayacağı bir gerçektir.

Değerli milletvekilleri, işbu yasa teklifinin, başta muhataplarına ve ilim ve bilim adına tüm insanlığa hayırlı olmasını temenni ederken, evrensel hukuk ölçütlerinin yakalandığı, ulusal tam kalkınmışlık şartlarının gerçekleştiği, temel hak ve hürriyetlerin ve fırsat eşitliğinin ideal anlamda hayata geçtiği süreçlerin tamamlanması temennisiyle Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Işık.

Şahsı adına söz isteyen İzmir Milletvekili Mehmet Tekelioğlu.

Buyurun Sayın Tekelioğlu.

 

 

 

MEHMET S. TEKELİOĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; görüşülmekte olan kanun teklifi üzerine şahsım adına tekrar söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de birçok problemimiz var; ancak, Avrupa Birliğine girmek üzere bütün gayretimizle çalıştığımız bu dönemde bizi zorlayacak hususların en önemlilerinden bir tanesi eğitim konusudur. Unutmayalım ki, Türkiye’de eğer eğitim konusunu ciddi bir biçimde halledersek, Avrupa Birliğine girişteki bütün engelleri de daha kolay aşabilir hale geleceğiz.

Hepimizin bildiği gibi, Türkiye’de meslekî eğitime çok önem vermek gerekiyor. Bütün Avrupa ülkelerinde, gelişmiş ülkelerde, meslekî eğitim, bu çağdaki öğrencilerin yüzde 70’ini kapsıyor. Düz liseye gidenlerin oranı ise yüzde 30’da kalıyor. Oysa, Türkiyemizde bu tam tersine; yani, düz liseye gidenlerimiz yüzde 70, meslek lisesine gidenlerimiz ise yüzde 30 mertebesinde kalıyor.

Değerli arkadaşlarım, bizim yükseköğretim sistemimizde bütün düz lise mezunlarını öğretecek kapasitemiz yok. Elbette ki bu da bizim için önemli bir problemdir. Bu konuda herkesin gayret göstermesi gerekir, toplumun her kesiminin gayret göstermesi gerekir, bizim, bütçe düzenlemelerimizi de bunu göz önüne alarak yapmamız gerekir. Ama, şu anda bir realite var. Bu realite, düz liseden mezun olan çocuklarımızın biz ancak çok az bir kısmını yüksek tahsile gönderebiliyoruz, üniversitelerde okutabiliyoruz. Bunların da çok az bir kısmını istedikleri bölümlerde okutabiliyoruz. Dolayısıyla, bu bakımdan Yüksek Öğretim Kurulunun ayrı bir çalışma yapması ve bu konuyu hal için birtakım çareler önermesi gerekir. Ama, elbette ki bu, sadece Yüksek Öğretim Kuruluna düşen bir iş değildir. Toplumun bütün kesimleri, özellikle bizim aydınlarımız bu konuda önemli çalışmalar yapmakla yüz yüzedir. Bunu mutlaka yapmak zorundayız. Eğer biz bu konuda ilerleme kaydedecek olursak, o zaman bizim Avrupa Birliğine girişte serbest dolaşımla ilgili sıkıntılarımız da ortadan kalkabilir. Ama, unutmayalım ki, öncelikle yüzde 70’lik meslekî öğretimi temin etmemiz gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, düz liseden mezun olan çocuklarımız eğer üniversiteye giremezlerse, unutmayalım ki, onlar artık bir meslek edinme çağını geçirmiş oluyor. Hem kendi psikolojileri bozuluyor hem ailelerinin psikolojileri bozuluyor ve vasıfsız işçi ordusuna yeni yeni elemanlar katmış oluyoruz. O bakımdan, bizim, mutlaka meslekî teknik eğitime özellikle önem vermemiz gerekiyor. Bunun için de tabiî ki meslek liselerimizi modernize etmemiz, onları yeni yeni cihazlarla, ekipmanlarla donatmamız gerekiyor. Bu bakımdan, ben şahsen bir çalışma düşünmüştüm, acaba özel okulları teşvik ederken, meslek liselerine ayrı bir teşvik getirebilir miyiz diye. Bu, tabiî ki, kolay bir iş değil; ama, bu konuda da hepimizin gayret göstermesi gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, bugün ele aldığımız bu kanunla biz yurt dışındaki mastır ve doktorasını bitirmiş arkadaşlarımızın önemli bir bölümünü Türkiye’ye çekmiş olacağız. Unutmayalım ki, bunların –benim tespit edebildiğim kadarıyla- çok önemli bir kısmı mühendislik ve fen bilimleri alanındaki arkadaşlarımız. Bunların Türkiye’ye gelmesi… Unutmayalım, bunların sayısı, Türkiye gelebileceklerin sayısı yaklaşık olarak 1300-1400 kişilik bu kanun kapsamına girenlerden 1000 mertebesinde olabilir. Bunun için, biz, bu arkadaşlarımızı ayrıca teşvik etmeliyiz, ayrıca bunlarla yazışmalıyız. Bu arkadaşlarımızla yüz yüze, birebir görüşmeler yapmalıyız. Bunların önemli bir kısmı fen ve mühendislik alanında. Eğer, biz bunların yurt içine dönmelerini ve üniversitelerimizde görev almalarını sağlayabilirsek, yaptığımız, çok önemli bir iş olmuş olur. Çünkü, biz, öğretim üyesi yetiştirmekte de büyük sorunlarla karşı karşıyayız. Yeni yeni üniversiteler kuruyoruz, ancak, kabul edelim ki, öğretim üyesi, üniversitelerde çalışacak öğretim görevlisi sayımız yeterli değil. Dolayısıyla, bu sorunları aşmakta bu kanunun çok önemli bir katkısı olacak diye düşünüyorum.

Bir başka önemli husus, bu vesileyle gündeme getirmiş olduğumuz iç barış yahut da toplumsal barış konusudur. Bu konuyla uzun süredir ilgilenen bir arkadaşınız olarak, şunu çok yakından tespit ettim: Bu borçları dolayısıyla intihar edenler, bu borçları dolayısıyla psikolojileri bozulanlar, bu borçları dolayısıyla eşinden boşananlar çok fazlaydı. Dolayısıyla, bütün bu sorunları da halletmiş olmanın verdiği rahatlıkla bu kanunun buradan iç rahatlığıyla geçeceğine inanıyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tekelioğlu.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Teklifin maddelerine geçilmesinin açık oylama şeklinde yapılmasına dair önerge vardır; önergeyi okutup, imza sahiplerini arayacağım:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına,

Görüşülmekte olan kanun teklifinin maddelerine geçilmesinin oylamasının açık oyla yapılmasını arz ederiz.

Faruk Çelik, Bursa?.. Burada.

Mustafa Elitaş, Kayseri?..

İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) – Tekabbül ediyorum.

BAŞKAN – Taner Yıldız, Kayseri?..

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Tekabül ediyorum.

BAŞKAN – Seyfi Terzibaşıoğlu, Muğla?.. Burada.

Mustafa Duru, Kayseri?..

AHMET YENİ (Samsun) – Tekabbül ediyorum.

BAŞKAN – Niyazi Özcan, Kayseri?.. Burada.

Cüneyt Karabıyık, Van?.. Burada.

Adem Baştürk, Kayseri?.. Burada.

Mustafa Ilıcalı, Erzurum?..

MEHMET S. TEKELİOĞLU (İzmir) – Tekabbül  ediyorum.

BAŞKAN – Sedat Kızılcıklı, Burada?.. Burada.

Ali Yüksel Kavuştu, Çorum?.. Burada.

Fikret Badazlı, Antalya?.. Burada.

Vahit Kiler, Bitlis?.. Burada.

Ayhan Zeynep Tekin Börü, Adana?.. Burada.

Kenan Altun, Ardahan?.. Burada.

Recep Yıldırım, Sakarya?.. Burada.

Mehmet Tekelioğlu, İzmir?.. Burada.

Fazlı Erdoğan, Zonguldak?.. Burada.

Asım Aykan, Trabzon?.. Burada.

Zülfü Demirbağ, Elazığ?.. Burada.

Fetani Battal, Bayburt?.. Burada.

Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince, açık oylama elektronik cihazla yapılacaktır. 

Oylama için 3 dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen 3 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını taşıyan oy pusulasını, yine, oylama için öngörülen 3 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

                         (Elektronik cihazla oylama yapıldı)

 

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 1143 sıra sayılı kanun teklifinin maddelerine geçilmesine ilişkin açıkoylama sonucunu açıklıyorum:

Kullanılan oy sayısı:                           273

Kabul:                                               269

Ret:                                                   4 (X)

Böylece, teklifin maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum:

BAZI KAMU ALACAKLARININ TAHSİL VE TERKİNİNE İLİŞKİN KANUN TEKLİFİ

 

MADDE 1- 8/4/1929 tarihli ve 1416 sayılı Ecnebi Memleketlere Gönderilecek Talebe Hakkında Kanuna aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 1- Bu Kanun uyarınca mecburi hizmet karşılığı yurt dışına gönderilenlerden, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce, eğitimin herhangi bir aşamasında öğrencilikle ilişikleri kesilenler, öğrenim sürelerinin bitiminde mecburi hizmetlerini tamamlamak üzere görevlerine başlamayanlar, görevlerine başlayıp da yükümlü bulundukları mecburi hizmetini bitirmeden görevlerinden ayrılanlar ile göreve başladıktan sonra mecburi hizmetle yükümlü bulundukları süre içerisinde kadrolarıyla ilişiği kesilenlerden haklarında borç takibi işlemi devam edenler, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde başvurmaları halinde, kendilerine döviz olarak yapılmış olan her türlü masraflar için, imzaladıkları yüklenme senedi ile muteber imzalı müteselsil kefalet senedi hükümleri dikkate alınmaksızın ve ilgililere ödeme yapma sonucunu doğurmaksızın,  14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun ek 34 üncü maddesinin ikinci fıkrası hükümlerine göre bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki süreler için faiz uygulanmaksızın hesaplanacak tutarlarla yükümlü tutulurlar. Ancak, 657  sayılı  Devlet Memurları Kanununun ek 34 üncü maddesinin yürürlüğe girdiği tarihten önce yüklenme senedi ile muteber imzalı müteselsil kefalet senedi alınanların döviz borçları, ilgili adına fiilen ödemenin yapıldığı tarihteki T.C. Merkez Bankasınca tespit ve ilan edilen efektif satış kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilerek bunlar adına Türk Lirası olarak yapılan harcama tutarına eklenir. Bu şekilde hesaplanacak borç, sarf tarihinden bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçen süre için 1/1/2006 tarihinden geçerli olmak üzere tespit ve ilan edilen kanuni faiz işletilerek hesaplanır. Bu şekilde hesaplanacak borç miktarından ilgilinin bu zamana kadar yaptığı tüm ödemeler mahsup edilir; fazla ödenen tutar var ise ilgililere geri ödeme zorunluluğu doğurmaz. Kalan borç var ise ilgilinin durumu ve ödettirilecek meblağ dikkate alınarak azami beş yıla kadar taksitlendirilebilir.

Bunlardan borçlarını mecburi hizmet yaparak ödemek isteyenler, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde Milli Eğitim Bakanlığına müracaat etmeleri halinde, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde belirtilen genel şartları taşımaları kaydıyla, müracaat tarihinden itibaren üç ay içerisinde atamaları yapılır ve atandıkları kurumlarında, yurt içinde veya yurt dışında görmüş oldukları öğrenim sürelerine ilişkin olarak genel hükümler çerçevesinde belirlenen mecburi hizmet yükümlülüklerini yerine getirirler ve ilgililer adına öğrenimleri nedeniyle çıkarılmış olan her türlü borç tutarlarının takibinden vazgeçilerek tahsilat işlemine son verilir. Bunların daha önce ödemiş oldukları tutarların bulunması halinde, bu meblağa isabet eden süreler faiz borcu dikkate alınmaksızın ilgililerin mecburi hizmet sürelerinden indirilir."

 

BAŞKAN – Geçici madde 1 üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Milletvekili; buyurun.

CHP GRUBU ADINA KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri,  yurtdışına eğitim amacıyla gönderilen binlerce öğrencimiz var. Bu öğrencilerimizin, burs nedeniyle olağanüstü faiz yükleri oluşuyor. Zaman içinde bu faizlerin ödenmesinin mümkün olmadığını görüyoruz ve dolayısıyla, öğrencilerin faiz yüklerinden arındırılarak büyük ölçüde, anapara borçlarını ödemeleri halinde, ülkelerine daha rahat dönmelerini ve Türkiye'de eğitime katkıda bulunmalarına olanak veren bir düzenleme.

Değerli milletvekilleri, bu düzenleme, Aralık 2005 ayında bir torba kanun içine konulmuştu. O torba kanun da, sadece bu öğrencilerin sorunlarını çözmek değil, hayali ihracattan ötürü naylon fatura düzenleme, sahte ve muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleyenlerin de affını öngören bir düzenlemeydi ve bu düzenlemeye, Cumhuriyet Halk Partisi olarak şiddetle karşı çıktık; çünkü, bizim amacımız, öğrencilerin burslarına uygulanan faizleri affetmenin dışında, sahte ve muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleyenlerin de af kapsamına alınmalarına, doğrusunu isterseniz içimiz elvermiyordu ve bu nedenle şiddetle karşı çıktık.

Torba kanun Mecliste askıya alındı; fakat, bu arada, 2006 yılı bütçesi Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülürken, bu öğrencilerimizin sorunlarının giderilmesi ve bunlar için uygulanan yüksek faizlerin hafifletilmesi için bir önerge verdik ve bu önergenin 2006 yılı bütçesine ilavesini istedik; ama, bu önergemiz, maalesef Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edilmedi, Meclis Genel Kurulunda da gider artırıcı bir önerge verilme şansı Anayasaya göre olmadığı için, önergeyi veremedik.

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, bir saniye…

Sayın milletvekilleri, sohbet edecek sayın milletvekillerimiz, sayın bakanlarımızla birlikte kulislere giderlerse çok iyi olur; çünkü, Sayın Kılıçdaroğlu’nun konuşmaları hiç anlaşılmıyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, zaten, Parlamentonun, yaptığımız konuşmaları pek de dinlemeye niyeti olmadığını biliyoruz. Eğer bu konuda duyarlılık gösterilseydi, özellikle Adalet ve Kalkınma Partisinden, 330 milletvekilimizin burada olmasını isterdik iktidar kanadı olarak. Olumlu oy vermemize rağmen, maalesef Parlamentoda 330 oyu henüz bulmuş durumda değiliz. Bu konuda, özellikle grup başkanvekillerine…

SONER AKSOY (Kütahya) – Siz kaç kişisiniz?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Biz olumlu oy verdik efendim.

Efendim, bir kişi bile olsak oy verdik; ama, siz, lütfen, 229 kişiyi bulun en azından; ama, bu konuda duyarlılığı dahi gösteremediniz. (CHP sıralarından alkışlar) Umuyoruz, yasanın tümü oylanırken, herhalde, çoğunluk sağlanır diye düşünüyoruz.

Daha sonra, bu konuda, Sayın Grup Başkanvekilimiz, kendisi de bir öğretim üyesi;  kendisiyle beraber, ortak bir kanun teklifi verdik; yine, aynı öğrencilerimizin sorunlarını gidermek için. O kanun teklifi 45 gün bekledi komisyonlarda; sonra, Meclis Genel Kuruluna indirdik ve Sayın Haluk Koç, kendi teklifinin kabul edilmesini, gündeme alınmasını istedi Yüce Mecliste; fakat, yine, Adalet ve Kalkınma Partisinin değerli milletvekillerinin oylarıyla, bu kanun teklifimiz kabul edilmedi. Tekrar bir kanun teklifi verdik, biraz daha değiştirerek; nihayet, Adalet ve Kalkınma Partisinden de değerli arkadaşlarımız kanun teklifi verdiler, Plan ve Bütçe Komisyonunda belli bir uzlaşma sağlandı ve şu anda, uzlaşma sağlanmış olan teklifi görüşüyoruz.

Değerli milletvekilleri, bakın, size, gerçekten bir örnek vermek istiyorum. Bize, yurt dışındaki öğrenci arkadaşların gönderdikleri maillerden kuşkusuz sizlere de gelmiştir. Ana borç miktarı -burs dolayısıyla- 60 milyar lira olan rakam, ödenmemesi halinde, iki sene sonra 210 milyar liraya çıkmakta. 210 milyar liraya çıkan bir paranın ödenmesinin mümkün olmadığı da açıklıkla görülmektedir. Eğer, bu Parlamento, bu akşam yaptığı görüşmeler sonucunda 330 kabul oyu bulursa, yurt dışındaki öğrencilerimizin bu ağır yükleri büyük ölçüde giderilmiş olacaktır.

Bu arada, bir şeyi daha izninizle ifade etmek istiyorum değerli milletvekilleri: Plan ve Bütçe Komisyonunda teklifler görüşülürken, olumlu bazı gelişmeler de oldu. Özellikle, yurt dışına eğitim amacıyla gönderilen öğrencinin vefatı halinde, yakınlarından bu paranın istenmemesiyle ilgili düzenlemeler de yapıldı. Bu da olumlu bir düzenleme. Dolayısıyla, biz teklife olumlu bakıyoruz.

Bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum; teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kılıçdaroğlu.

 

Madde üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına söz isteyen Dursun Akdemir, Iğdır Milletvekili…

Buyurun Sayın Akdemir. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA DURSUN AKDEMİR (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1143 sıra sayılı Bazı Kamu Alacaklarının Tahsili ve Terkinine İlişkin Kanun Teklifi hakkında Anavatan Partisi adına görüşlerimi bildirmek üzere huzurlarınızdayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün görüşmekte olduğumuz bu yasa, Türkiye üniversitelerine öğretim üyesi yetiştirmek için yurt dışına gönderilen, mastır ve doktora eğitimi yapacak olan öğrencilerin sıkıntılarını gidermeye yönelik bir çalışmadır. Bu yasa teklifinin birçok olumlu yönleri dolayısıyla biz de bu yasanın geçmesini arzu etmekteyiz.

Yalnız, bu teklifin geneline baktığımızda şunu görüyoruz: Eğitimle alakalı düzenlemeler çerçevesinde, yabancı ülkelere eğitim ve öğretim amacıyla gönderilmiş bulunan ve herhangi bir sebeple bu eğitimlerini tamamlayamamış olan, öğrencilikle ilişkisi kesilen, tamamlayıp da burada herhangi bir göreve atanmamış olan veya görev sırasındayken yaşamış olduğu bir problem dolayısıyla kadrosuyla, göreviyle ilişkisi kesilen öğrencilerle ilgili mecburî hizmet yükümlülüklerini düzenleyen maddeler olduğunu görmekteyiz. Tabiî, mecburî hizmet, burs karşılığıdır; geriye dönüp, gelip ülkeye hizmet amacıyla gönderilmiştir.

Bildiğimiz gibi, yabancı ülkelere eğitim ve öğretim amacıyla gönderilenler, belli başlı olarak, 1416 sayılı Ecnebi Memleketlere Gönderilecek Talebe Hakkındaki Kanunla düzenlenmiş, bir de 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa göre yabancı ülkelere eğitim ve öğretim amacıyla öğrenci gönderilmektedir. Bu yasada dış ülkelere 1416 sayılı Kanun kapsamında gönderilen öğrenciler, herhangi bir sebeple öğrencilikle ilişkisi kesilmiş olanlar, öğrenciliğini tamamlayamamış olanlar veya gelip göreve başlayamamış veya görevi sırasında mecburi hizmetini tamamlamadan ayrılmışsa, bu mecburi hizmetin yükümlülüklerine ilişkin olarak parasal borçlarına ilişkin düzenleme getirilmektedir. Buradaki düzenleme, 1996 yılından önceki mecburi hizmet yükümlülüklerine ilişkin getirilmiş bulunan parasal standartlar ile bu tarihten sonraki parasal standartların eşitlenmesine ve dengelenmesine yönelik bir çalışmadır. 1996 yılından önce mecburi hizmetle yükümlü olarak yurt dışına gönderilenler, bu mecburi hizmetlerinin karşılığı Türk Lirası cinsinden ve yüzde 50 fazlasıyla faizli olarak ödemekteydiler. Bu tarihten sonra mecburi hizmetle yükümlü olanlar ise kendilerine ödenmiş olan dövizi aynen döviz cinsinden ödemekle yükümlüdürler. 96 öncesi ve 96 sonrası parasal farklılığın giderilmesi böylece sağlanmış oluyor.

Esasen, bu parasal farklılığı gidermeye yönelik düzenleme, 657 sayılı Kanunun 78 inci maddesine göre yurt dışına gönderilen öğrenciler için de aynen korunmuştur ve düzenleme bu şekilde yapılmıştır. Burada, 657 sayılı Kanuna göre gönderilen öğrencinin göreve başladıktan sonra istifa etmesi, çekilmesi veya herhangi bir sebeple ayrılmış olması, bu maddeden istifade etmesi için yeterli bir neden addedilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, ikinci olarak, yurt dışına gönderilme 2547 sayılı Yükseköğretim Kurulu Kanununa göre cereyan etmektedir. Buradaki uygulamada öğrencilik süresini ikmal etmemiş ve yurda dönmemişlerse bunlara ilişkin olarak burada ikili bir düzenleme öngörülmüştür.Birinci olarak, bu öğrencilerin, en az master seviyesinde bir öğretim tamamlanmış olması şartıyla, Yüksek Öğretim Kurulu tarafından, kadrolarına, unvanlarına uygun bir göreve tayin edilmeleridir. İkinci olarak da, bu düzeyde bir eğitimi tamamlayamamış iseler, Devlet Personel Dairesi Başkanlığı diğer mevzuattaki sınırlamaları dikkate almadan ve 657 sayılı Kanundaki memur olma asgarî şartı yerine getirilmiş olmak kaydıyla, unvanlarına ve kadrolarına uygun bir göreve tayin edilmektedir.

Değerli arkadaşlar, bu kişiler bu şekilde mecburî hizmetlerini ifa ederlerken herhangi bir suretle görevden ayrılır iseler, bu mecburiyet, bilindiği üzere, parasal ödemeye dönüşecektir. Parasal ödeme de, yine, aynı şekilde, bugüne kadar ödenmiş olan dövizin geri alınması şeklinde cereyan edecektir.

Burada, 1 inci maddenin geçici 1 inci maddesinin son cümlesine dikkatinizi çekmek istiyorum. Hükümet, devlet adına, alacağına şahin oluyor, ama, borcuna karga misali yaklaşıyor. 1 inci maddenin geçici 1 inci maddesinin birinci paragrafının son cümlesine dikkatinizi çekmek istiyorum değerli milletvekili arkadaşlar: “Bu şekilde hesaplanacak borç miktarından ilgilinin bu zamana kadar yaptığı tüm ödemeler mahsup edilir; fazla ödenen tutar var ise ilgililere geri ödeme zorunluluğu doğurmaz.” Buraya dikkatinizi çekerim; borcunu istiyor, ama, yurt dışında doktorasını ya da mastırını yapmış iyi niyetli birisi zamanında borcunu ödüyor, hatta fazlasıyla ödemiş olduğu halde, bunun geri ödeme zorunluluğu olmadığı bu yasanın geçici 1 inci maddesinde belirtiliyor. İşte, burada, hukukun üstünlüğü, Anayasada eşitlik ilkesi, dolayısıyla, hukuk ve adalet gölgelenmiş oluyor.

Değerli arkadaşlar, bu nedenle, buradaki bu yanlışlığı düzeltmek üzere AK Parti Grup Başkanvekillerinin dikkatini çekmek istiyorum ve siz milletvekili arkadaşlarımın da, bu maddeyi, eğer, dinlerlerse, oylarıyla düzelteceklerini umuyorum.

Bu maddede bir eksiklik var, haksızlık var. Biz bir önerge verdik. Bu maddeyle, ödeme zorunluluğu doğurmaz şeklinde fazla ödemeyi geri ödemek kaydıyla bir düzeltme önergesi verdik. Bu önergemizin kabulünü Yüce Heyetinizden bekliyoruz. Kimin adına bekliyoruz; yurt dışında iyi niyetle çalışıp yetiştikten sonra ülkesine hizmet etmek isteyen ve iyi niyetlerini ispat etmek istedikleri halde, ödeyerek ispat etmek istedikleri halde, fazla ödedikleri için mağdur olan doktora ve master öğrencilerinin haklarının iade edilmesi anlamınadır. Eğer, bunu, AK Partililer olarak -bu yasayı ortak çıkarmak istedik ve biz de çıkmasını istiyoruz- siz bu maddeyi burada düzeltmezseniz, bu maddeden mağdur olanlara şikâyet etmek istiyorum AK Partiyi ben. O nedenle, dikkatinizi çekmek istedim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, her ne kadar Mecliste bulunan üç parti de kanun teklifini anlaşmış olarak çıkarsa da, işte, bu gibi eksikliklerin düzeltmesi de gene anlaşmayla olacağı için, dikkatinizi, tekrar, bu noktaya çekmek istedim. Yurt dışına gönderilen, fakat orada çeşitli olaylara karıştıkları için tahsillerini tamamlayamayan Türkiye’ye geri çağrılmış olan öğrencilerin bir bölümünün üniversitelere aktarılması, bir bölümünün devlet memurluğuna alınması tasvip edilmemesi şeklinde telaki edilmek mümkündür; çünkü, burada, tam bu noktada, yurt dışında bulunan bazı öğrenciler isteyerek ya da istemeyerek ya da bazı örgütlere alet olarak, Türkiye Cumhuriyetinin geçerli yasalarına aykırı hareket etme durumuna düşmüş olabilirler; bu nedenle, bu yasa, bu kişileri ödüllendirmemelidir. O nedenle, bu konunun da tekrar dikkatle gözden geçirilmesi, Anayasanın eşitlik ilkesinin geçerli kılınması adına suç işleyen ya da bilinçli olarak bu konuda ihmal yapmış olanları...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akdemir.

DURSUN AKDEMİR (Devamla) – …doğru dürüst çalışan öğrencilerle ya da yurt sevgisiyle dolu, ülkesine hizmet etmek isteyen  öğrenciler ile art niyeti olan ya da alet edilmiş kişileri de ayırt etmek gerekiyordu; maalesef, yasanın eksik taraflarından birisi de budur. Bu eksikliğin düzeltilmesi adına bu uyarıyı da  bir milletvekili olarak buradan yapmak istedim. Neden bu uyarıyı yapmak istiyorum; korkuyorum ki, bu yasa sonuçlandığı takdirde üniversitelerimizin işlemesinde olan zorlukları artıracak ve belki de bozukluk giderek çoğalacaktır; çünkü, kadro karşılığı atananlar bulunuyor, bu kadrolar  senelerce üniversitede  bulunabiliyor ve dolayısıyla, eğer kontrol edilmeden bu şekilde üniversitelere çağırılmış ya da devlet dairesine yerleştirilmiş olan kişiler varsa, bunlar ülke adına olumlu hareket etmeyeceklerdir; bu konuda dikkatli olunması lazım diyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’ye çağırılmışsa ve mastırını da tamamlamışsa, üniversitelere otomatik olarak öğretim görevlisi olarak giriyor. Peki, yurtdışına gitti, başarısız oldu, mastırını yapamadı, o zaman yine geri geliyor, yine sınavsız olarak otomatik olarak ve dışarıdan atanmak koşulları da dikkate alınmadan bu kişiler atanıyor. O zaman yurtiçinde kendi hesabına yada yurtdışında kendi hesabına mastır yapmış, sırada bekleyen, iyi niyetli, gerçekten hizmet aşkıyla dolu sevgili üniversite mezunlarımız, doktorayı tamamlamış, mastırı tamamlamış bilim adamlarımız ne olacak? İşte, burada hakkaniyeti ortaya koymak için, bu iki farkı da gözetmek gerekiyor. Eğer, bu fark da gözetilmezse, yasanın yanlış yanlarından birisi olacaktır.

Değerli arkadaşlar, bu uyarıları yaptıktan sonra, sözlerimi tamamlarken tekrar sizleri saygıyla selamlıyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akdemir.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen, Muzaffer Gülyurt, Erzurum Milletvekili. (AK Parti sıralarından alkışlar)

 

 

MUZZAFER GÜLYURT (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Üniversitelerden yurtdışına doktora yapmak amacıyla giden doktora öğrencilerimizin burs yükümlülükleriyle ilgili olarak hazırlanmış olan 1143 sıra sayılı kanun teklifi üzerine söz almış bulunmaktayım.

Değerli milletvekilleri, bilindiği üzere, YÖK, üniversitelerdeki hizmetleri düzenlerken en önemli görevlerinden birisi de, üniversitelere öğretim üyesi yetiştirmektir. Zira, öğretim üyesi eksik olan yerlerde yetiştirilecek olan öğrencilerimizin, maalesef, nitelikli olması düşünülemez. Bu nedenle, Yüksek Öğretim Kurulu, üniversitelerde doktora yaptırabilmek ve yetkin, nitelikli doktora öğrencilerinin üniversitelerimize kazandırılmasını sağlamak amacıyla, geçmiş yıllarda 8 üniversitemizin doktora yetiştiren üniversite olarak kabulünü yapmıştı ve bu üniversitelerde yurtiçinden gelen öğrencilere doktora yaptırılmaktaydı.

Bu öğrencilere doktora yaptırılırken, tabiî, bu arada, yurtdışına da doktora yapmak üzere, bilim veya araştırma yapmak, ar-ge çalışmalarında bulunmak üzere öğrenciler gönderilmekteydi. Yurtdışına giden bu öğrencilerimiz, orada bilim ve teknolojik yönden ar-ge çalışmaları ve doktoralarını yaparken, bunların karşılaştıkları sıkıntılardan en başta, geri dönüşlerinde veya geri dönme herhangi bir nedenle mümkün olmadığı takdirde, üzerlerinde bulunan, yükümlü oldukları bursların geriye ödenmesi konusunda ortaya çıkan sıkıntılardı. Bu sıkıntılarla ilgili olarak, bizlere gelen birçok faks ve e-mail bulunmaktadır. Bütün bunlardan anlıyoruz ki, bu insanların sadece kendileri değil, yakınları, akrabaları ve aileleri gerçekten zor durumda kalmış bulunmaktadırlar. İşte bu düzenlenen kanunla, bu insanlarımıza kolaylıklar getirilmekte ve faizlerinde indirim yapılmakta, ceza kaldırılmaktadır. Böylece, bu insanları rahatlatmış olmaktayız.

Bunun dışında, buradaki önem, yurt dışında doktora yapmış olan insanlarımızın yurda dönüşünü sağlamak konusundadır. Zira, beyin göçü dediğimiz, gerçekten nitelikli insanların yurt dışına giderek orada doktoralarını tamamladıktan sonra yurdumuza dönmemesi, ülkemiz açısından büyük bir kayıp oluşturmaktadır. Bu kayıp, sadece maddî yönden değil, beyin olarak, bilimsel çalışmalara yön veren kişiler olarak, onların yurdumuza gelmemesi açısından da önem arz eder. Yapılan bir çalışmada, bu tür insanların yurt dışına göç etmesi, ülkemize yılda 2,5 milyar dolarlık bir ekonomik zarara sebebiyet vermektedir. O halde, yapılacak iş şudur: Bu insanların bu tür ödemelerinde kolaylık getirdikten sonra, gerçekten ülkemizi seven ve ülkemizi en iyi şekilde yurt dışında temsil eden bu bilim adamlarının, genç beyinlerin ülkemize gelmesini sağlamak ve burada bilimsel çalışmalara yön vermelerinde yardımcı olmaktır. Bu amaçla, TÜBİTAK’ımızın yapmış olduğu çalışmalar ve TÜBİTAK’ın bütçesine koymuş olduğu, Ar-Ge faaliyetleri için koymuş olduğu paranın, özellikle geçen sene 450, bu sene 580 trilyon civarındaki, bilim ve teknolojiye ayrılmış olan, Ar-Ge çalışmaları için bu paranın ülkemizdeki üniversitelerde de kullanılmasını sağlamak, temin etmek, çok büyük önem arz etmektedir.

Tabiî, ülkemizde en önemli sorunlardan bir tanesi, bilim ve teknolojinin sanayiyle bir araya getirilememesidir. Yurt dışında doktora yapan arkadaşlarımızın, bu noktada başarılı olduklarını görmekteyiz. Özellikle, temel bilimlerde, tıp bilimlerinde ve fen bilimlerinde, mühendislik alanında başarılı çalışmalar yapan bu bilim adamlarının, ülkemize geldiklerinde, bilim ve teknolojilerini, bu bilgilerini sanayie dönüştürecek olmaları, zannediyorum, ülkemiz ekonomisi açısından çok büyük önem arz etmektedir. Bundan üç, dört ay önce, Amerika’da yapılan Türk bilim adamları toplantısı, bu konuda hakikaten çok ümit verici olmuştur. Amerika’da yapılan bu toplantıda ülkemizin insanları, bilim adamları bir araya gelmişler ve ülkemize nasıl hizmet edebilecekleri konusunu tartışmışlardır. O halde, bizler, getirmiş olduğumuz bu kanunla, orada doktoralarını yapan ve ülkeye hizmet etme aşkıyla gerçekten tutuşmuş olan bu insanlara…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Gülyurt.

MUZAFFER GÜLYURT (Devamla) – Tamamlıyorum Başkanım.

Yurt dışında doktora yaparak, ülkeye hizmet aşkıyla bulunan bu bilim adamlarına, genç bilim adamlarına kolaylık sağlamış olacaktır bu getirdiğimiz yasa. Böylece, bu insanlar, ümit ediyorum, ülkemize dönerek, yeni açmış olduğumuz üniversitelerimizde de yeni genç bilim adamlarının yetişmesine vesile olacaklardır.

Ben, bu duygularla yeni yasamızın hayırlı olmasını temenni ediyorum. Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gülyurt.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen, Mehmet Tekelioğlu, İzmir Milletvekili.

Buyurun Sayın Tekelioğlu. (AK Parti sıralarından alkışlar)

 

MEHMET S. TEKELİOĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün ele aldığımız bu kanun teklifinde yaptığımız düzenlemelerden yararlanacak, yurt dışına lisansüstü öğrenim amacıyla gönderilmiş kimselerin yurtiçine dönmelerini önemli bulduğumuzu daha önce söylemiştik. Şimdi, bu arkadaşlarımızın yurtiçine döndüklerinde karşılaşacakları bazı durumlar var; bunlardan bir tanesi, biliyorsunuz                 -kanunun getirdiği -genel hükümler, gerçi 1 inci maddede değil; ama, yükseköğretimle ilgili, ben özellikle üniversite üzerinde durmak istediğim için bunu zikretmek istiyorum- Yüksek Öğretim Kuruluna müracaat edecekler. Yüksek Öğretim Kurulunun kabul ettiği kimseler, üniversitelerde, öncelikle kendi gönderildikleri üniversitelerde olmak üzere görevlendirilebilecekler.

Şimdi, bunun getireceği bir başka önemli husus şu: Bu arkadaşlarımız, yurtdışında en modern yerlerde güzel eğitimler almış olacaklar, doktoralarını, yükseklisanslarını seçkin üniversitelerde yapmış arkadaşlarımız; dolayısıyla, bunların, Türkiye’de yeni üniversitelerimize getireceği çok önemli soluklar olacak.

Unutmayalım ki, biz Hükümet olarak araştırma-geliştirmeye çok önemli meblağlar ayırıyoruz. Bugün, TÜBİTAK bünyesinde olsun, diğer kurumlarda olsun, araştırma-geliştirmeye ayırdığımız paylar fevkalade önemli. Tabiî ki, buralarda yürütülecek projelerin yöneticileri de fevkalade önemli. Bu anlamda, ister 1416’yla gitmiş olsunlar ister 2547’yle gitmiş olsunlar, yurt dışından dönecek bu arkadaşlarımızın, bu projelerde de çok önemli görevleri olacak; hem buradaki yeni araştırma görevlilerimizin yetiştirilmesinde hem Türkiye’nin ihtiyacı olan projelerin hayata geçirilmesinde, yurt dışında doktoralarını yapmış, oralarda belli tecrübeler kazanmış bu arkadaşlarımızın çok önemli görevleri olacak.

Değerli arkadaşlarım, unutmayalım ki, bugün, biz, hâlâ yüksek teknolojiyle ilgili problemlerle uğraşıyoruz, yüksek teknolojiye mutlaka ulaşmamız gerekiyor. Eğer, biz, Türkiye’deki üretimimizde bu yüksek teknolojiyi yeteri kadar kullanmayacak olursak, o zaman, yakın zamanda ihracatımızda tıkanmalar söz konusu olabilir. Oysa, bizim yüksek teknolojiye sahip olmamız, ancak bu tür arkadaşlarımızın üniversitelerde ve araştırma projelerinde görev almalarıyla mümkün olacak. Şimdi, biliyorsunuz Amerika’da bir silikon vadisinin ne kadar önemli şeyler yaptığını. Bugün, İrlanda’nın Avrupa Birliği içerisinde ulaşmış olduğu teknoloji seviyesini hepimiz yakından biliyoruz. Hindistan’ın software’de ne kadar ileri gittiğini hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla, bizim de Türkiye olarak bu teknolojilere bir an önce ulaşmamız gerekiyor. Bu teknolojilere ulaşmanın yolu ise, tabiî ki, iyi eğitim almış kimselerin bizim üniversitelerimizde görev almasıyla mümkün olabilir. O bakımdan, yurtdışında doktora yapmış, belirli bir tecrübe kazanmış, oralardaki üniversitelerde çalışmış, endüstride çalışmış, belli birikimleri olmuş arkadaşlarımızın, akademisyenlerin Türkiye’de görev almaları bu bakımdan da fevkalade önemlidir. Ben konunun bir de bu tarafına dokunmak istedim.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tekelioğlu.

Madde üzerinde 3 adet önerge vardır.

Önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılıklarına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Teklifinin 1 inci maddesi ile 8/4/1929 tarihli ve 1416 sayılı Ecnebi Memleketlere Gönderilecek Talebe Hakkındaki Kanuna eklenmesi öngörülen geçici 1 inci maddeye aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                   Faruk Çelik                                      Erol A. Cebeci                                     Ruhi Açıkgöz

                        Bursa                                               Sakarya                                             Aksaray

                 Murat Mercan                                 Mehmet Tekelioğlu                              Ali Rıza Alaboyun

                     Eskişehir                                              İzmir                                               Aksaray

“Bu Kanun kapsamında yurtdışına gönderilen öğrenciler, yurtdışında resmî öğrenci olarak geçirmiş oldukları öğrenim sürelerinin 18 yaşını tamamlanmasından sonraki döneme ait olan kısmını, halen tabi oldukları sosyal güvenlik kurumuna bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren üç ay içinde müracaat etmeleri ve müracaat tarihi itibariyle bulundukları görev ile derece ve kademe ya da basamak ya da prime esas kazanç tutarı üzerinden bu süreye ilişkin olarak hesaplanacak prim, kesenek, kurum karşılığı gibi toplam yükümlülük tutarını müracaatın kabul tarihinden itibaren oniki ayda eşit taksitler halinde ödemek suretiyle borçlanabilirler. Taksit ödeme dönemi sonunda borcunun tamamını ödemiş olduğu tespit olunanların borçlanmış oldukları bu süreler, emekliliğe tabi toplam hizmet süresinin hesabında ve sigortalılık ya da iştirakçiliğin başlangıç tarihinin tespitinde dikkate alınır. Aylık taksitlerini zamanında ödemeyenlerin, önceki aylara ilişkin olarak ödemiş oldukları tutarlar, süresi geçen son taksit tarihinden itibaren 30 gün içinde ilgililere iade olunur. Başvuru tarihi itibariyle herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tabi olmayanlardan, daha önce herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tabi çalışması olanlar en son tabi oldukları sosyal güvenlik kurumuna, daha önce herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tabi çalışması olmayanlar ise sosyal güvenlik kurumuna müracaatta bulunurlar ve bunların borçlanacakları süreye ilişkin olarak ödeyecekleri toplam tutar, 8.5.1985 tarihli ve 3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanunun 4 üncü maddesi uyarınca Bakanlar Kurulu tarafından belirlenen günlük tutar esas alınarak tespit olunur.

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük millet Meclisi Başkanlığına

1143 sıra sayılı Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine ilişkin Kanun Teklifinin 1 inci maddesinde yer alan geçici 1 inci maddesinin ilk fıkrasının sondan ikinci cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Bu şekilde hesaplanacak borç miktarından ilgilinin bu zamana kadar yaptığı tüm ödemeler mahsup edilir; fazla ödenen tutar var ise ilgiliye geri ödenir.”

                Reyhan Balandı                                 Muharrem Doğan                                 Dursun Akdemir

                 Afyonkarahisar                                        Mardin                                                 Iğdır

               Muhsin Koçyiğit                           Muzaffer Kurtulmuşoğlu                            Hüseyin Özcan

                    Diyarbakır                                            Ankara                                               Mersin

                                                                        İbrahim Özdoğan

                                                                              Erzurum

BAŞKAN – Şimdi, en aykırı önergeyi okutup, işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1143 sıra sayılı Yasa Teklifinin çerçeve 1 nci maddesinde yer alan Geçici 1 inci maddesinin 1 inci paragrafının sondan ikinci cümlesinin “…tüm ödemeler mahsup edilir” ibaresinden sonra gelen “fazla ödenen tutar var ise ilgililere geri ödeme zorunluluğu doğurmaz” ifadesinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Haluk Koç                    Kemal Kılıçdaroğlu                    Sedat Pekel

   Samsun                          İstanbul                                 Balıkesir

Mustafa Özyurt                Kemal Sağ

     Bursa                            Adana

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) – Efendim, yeterli çoğunluğumuz olmadığı için katılamıyoruz; takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükümet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Koç…

Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) – Sayın Başkan “katılıyoruz” diyor,  “katılmıyoruz” diyor…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, niye itiraz ediyorsunuz anlaşılır gibi değil.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) – Önce “katılıyoruz” diyor, sonra katılmıyoruz…

BAŞKAN – Sayın Bakan katıldığını söyledi; niye itiraz ediyorsunuz anlamıyorum ki.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) – Önce katıldı,  “katılmıyoruz” diyor şu anda. Dakika başı fikir değiştiriyor.

BAŞKAN – Buyurun Kılıçdaroğlu.

 

 

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Hükümetin önergeye katılması dolayısıyla da memnuniyetimi ifade etmek istiyorum.

Şimdi, değerli milletvekilleri, önergemiz şu; ben, o konuda, kısaca, Yüce Meclise bilgi sunayım: Eğer, bir öğrenci yurtdışına gönderilmiş, fakat borçlarını zamanında ödemişse ve fazla ödemişse bu kanuna göre, fazla ödenen miktarın iadesini öngörüyor. Dolayısıyla, bir haksızlığı gidermeye yönelik olan bir düzenleme. Ama, malum, eğer bir para ödenmişse, bu para bir şekliyle Hazineden çıkmasın diye bir de muhafazakâr bir görüş var. Eğer, sistemde eşitliği sağlamak, yurtdışına giden öğrenciler için eşit yükümlülükler getirmek istiyorsak, bizim bu önergemizin kabulü halinde, eğer, Hazineye ödenen fazla bir para varsa, bu para ilgililere geri ödenecektir. Dolayısıyla, önergemizin ana teması budur. Bunu Yüce Meclisin takdirlerinize sunuyoruz.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kılıçdaroğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1143 sıra sayılı Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Teklifinin 1 inci maddesinde yer alan, geçici 1 inci maddesinin ilk fıkrasının sondan ikinci cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Bu şekilde hesaplanacak borç miktarından ilgilinin bu zamana kadar yaptığı tüm ödemeler mahsup edilir; fazla ödenen tutar var ise ilgiliye geri ödenir.”

Dursun Akdemir (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?..

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) – Biz katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükümet katılıyor mu?..

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Akdemir, konuşacak mısınız?

DURSUN AKDEMİR (Iğdır) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun.

 

 

DURSUN AKDEMİR (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tekrar huzurlarınızdayım.

Verdiğimiz önergede ısrar ediyorum; çünkü, anamuhalefet partisinden, muhalefet partisinden ısrarlı bir görüş var ve sizinle aynı konuda buluştuk. Ülkeye hizmet adına eğitim yapmak üzere, mastır ve doktora eğitimi yapmak üzere yurtdışına gidenler, borçlu olanların borcunu affediyoruz ve onlara bir fırsat tanıyoruz; ama, iyiniyetiyle, borcunu ödediği halde fazla ödeyenlere hakkını geri ödemekten imtina ediyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletiyse, vatandaştan olan borcunu şahince alıyorsa, onu tahsil ediyorsa, vatandaşına olan borcunu da aynı titizlikle geriye ödemek mecburiyetindedir. Hukuk devleti isek, bu konuyu, sizler de bizimle beraber olarak düzeltmeniz lazım; çünkü, hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu bir ülkede haksızlıklar giderek azalacaktır. Burada, açıkça, doğru, dürüst bir vatandaşa haksızlık vardır; bu haksızlık adına tekrar hatırlatma ihtiyacını hissettim. AK Parti Grup Başkanvekillerinin tekrar dikkatini çekiyorum, bu konuyu bir daha gözden geçirsinler; rica ediyorum.

Tekrar Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akdemir.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Üçüncü önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 1 inci maddesi ile 8.4.1929 tarihli ve 1416 sayılı Ecnebi Memleketlere Gönderilecek Talebe Hakkındaki Kanuna eklenmesi öngörülen geçici 1 inci maddeye aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Murat Mercan (Eskişehir) ve arkadaşları

“Bu Kanun kapsamında yurt dışına gönderilen öğrenciler, yurt dışında resmî öğrenci olarak geçirmiş oldukları öğrenim sürelerinin 18 yaşını tamamlanmasından sonraki döneme ait olan kısmını, halen tabi oldukları sosyal güvenlik kurumuna bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren üç ay içinde müracaat etmeleri ve müracaat tarihi itibariyle bulundukları görev ile derece ve kademe ya da basamak ya da prime esas kazanç tutarı üzerinden bu süreye ilişkin olarak hesaplanacak prim, kesenek, kurum karşılığı gibi toplam yükümlülük tutarını müracaatın kabul tarihinden itibaren oniki ayda eşit taksitler halinde ödemek suretiyle borçlanabilirler. Taksit ödeme dönemi sonunda borcunun tamamını ödemiş olduğu tespit olunanların borçlanmış oldukları bu süreler, emekliliğe tabi toplam hizmet süresinin hesabında ve sigortalılık ya da iştirakçiliğin başlangıç tarihinin tespitinde dikkate alınır. Aylık taksitlerini zamanında ödemeyenlerin önceki aylara ilişkin olarak ödemiş oldukları tutarlar, süresi geçen son taksit tarihinden itibaren 30 gün içinde ilgililere iade olunur. Başvuru tarihi itibariyle herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tabi olmayanlardan, daha önce herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tabi çalışması olanlar en son tabi oldukları sosyal güvenlik kurumuna, daha önce herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tabi

çalışması olmayanlar ise Sosyal Güvenlik Kurumuna (BAĞ-KUR Genel Müdürlüğüne) müracaatta bulunurlar ve bunların borçlanacakları süreye ilişkin olarak ödeyecekleri toplam tutar, 8.5.1985 tarihli ve 3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanunun 4 üncü maddesi uyarınca Bakanlar Kurulu tarafından belirlenen günlük tutar esas alınarak tespit olunur.”

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) – Efendim, yeterli çoğunluğumuz olmadığı için takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Hükümet?..

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

1416 sayılı Kanun uyarınca devlet hesabına öğrenim görmek üzere yurt dışına gönderilen öğrenciler yurt dışında öğrenim gördükleri sürelerin iki katı kadar mecburî hizmetle yükümlü olmalarına rağmen öğrencilik sürelerince herhangi bir sosyal güvenlik kurumuyla ilişkilendirilmemektedirler. Önergeyle, bu şekilde yurt dışına gönderilenlerden öğrenimlerini tamamlamış olanlara, kesenek ve kurum karşılıklarını ödemeleri halinde öğrencilikte geçen sürelerinin emeklilik yönünden değerlendirilmesi sağlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Şimdi, teklifin 1 inci maddesine bağlı Geçici 1 inci maddenin, kabul edilen önerge doğrultusunda oylamasının açıkoylama şeklinde yapılmasına dair önerge vardır; önergeyi okutup, imza sahiplerini arayacağım.

Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına,

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 1 inci maddesine bağlı Geçici 1 inci maddesinin oylamasının açıkoylama şeklinde yapılmasını arz ederiz.

Faruk Çelik?.. Burada.

Zeynep Tekin Börü?.. Burada.

Mehmet Tekelioğlu?.. Burada.

Murat Mercan?.. Burada.

Ali Yüksel Kavuştu? Burada.

Sedat Kızılcıklı?.. Burada.

İnci Özdemir? Burada.

Mehmet Kurt?.. Burada.

Muzaffer Gülyurt?.. Burada.

 

Hamza Albayrak?.. Burada.

Ahmet Çağlayan?.. Burada.

Recep Yıldırım?:. Burada.

Mustafa Ilıcalı?.. Burada.

Öner Ergenç?.. Burada.

Mustafa Duru?.. Burada.

Ahmet Ertürk?.. Burada.

Vahit Kirişçi?.. Burada.

Kemalettin Göktaş?.. Burada.

Orhan Taş?.. Burada.

Ekrem Erdem?.. Burada.

Açıkoylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım: Açıkoylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza  sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince, açıkoylama elektronik cihazla yapılacaktır.

Oylama için 5 dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını, yine, oylama için öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Teklifinin 1 inci maddesine bağlı geçici madde 1’in açık oylama sonucu:

Kullanılan oy sayısı : 349

Kabul                     : 349 (x)

Böylece geçici 1 inci madde kabul edilmiştir.

Geçici madde 2’yi okutuyorum:

 

"GEÇİCİ MADDE 2- Bu Kanun uyarınca mecburi hizmet karşılığı yurt dışına gönderilenlerden, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce, borcunun tamamını ödemeden veya mecburi hizmetini tamamlamadan vefat edenlerin borç yükümlülükleri ortadan kalkar. Buna bağlı olarak, borçlunun kendisi, mirasçıları ve kefilleri hakkındaki her türlü borç yükümlülükleri ortadan kaldırılır ve her türlü borç takibi işlemlerine son verilir."

 

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Mustafa Gazalcı, Denizli Milletvekili…

Buyurun Sayın Gazalcı. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA GAZALCI (Denizli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 1143 sıra sayılı Yasanın 1 inci maddenin geçici 2 nci maddesiyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım; tümünüzü saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, yurt dışına giden, mastır ya da doktora yapmak için giden öğrencilerin durumlarını kolaylaştıran bir düzenleme yapıyoruz. Aslında, burada bir toptancı anlayış var; yani, neden dolayı ilişiği kesilmiş, neden borcunu ödeyememiş? Tabiî, yüksek faizler, şunlar bunlar, tamam; ama, doğru dürüst bir çalışma tam yapılmamış. İşte, burada, geneli üzerine, bunları kazanmak, yeni kurulacak üniversitelerde görev almalarını sağlamak gibi güzel sözler ediliyor. Değerli arkadaşlar, elbette, yurt dışında gerçekten çalışmış, çabalamış, bilgisini, görgüsünü artırmış insanların gelip yurda hizmet etmesi hepimizi sevindirir. (Gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Gazalcı, bir saniye…

Sayın milletvekilleri, sayın hatibin konuşması anlaşılamamaktadır.

Buyurun Sayın Gazalcı.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, yurt içinde kredisini alan öğrenciler var, Yurtlar Kredi Genel Müdürlüğünden. Bu öğrenciler işe giremedikleri halde birçokları icralık durumda. Geçenlerde bir düzenleme yapıldı burada, 18 Mayıs 2006 tarihinde. Bu, kanlı Danıştay saldırısının sonucunda yaşamını yitiren yargıcın cenazesi için gittiğimizde, maalesef, burada, AKP’li arkadaşlar, çok da etik olmayan bir anlayışla, iki tane eğitimle ilgili yasayı bizim dışımızda görüştüler, kabul edip geçirdiler. Bunlardan birisi, öğretmenlerin emeklilikleriyle ilgiliydi; ikincisi de, öğrencilerin kredi durumuyla ilgiliydi. Aslında, söyleyeceklerimiz vardı.

Şimdi, yurt dışındaki öğrencilerin durumları kolaylaştırırken, hem de toptancı bir anlayışla, bir af anlayışıyla sağlanırken yurt içinde onca öğrencinin hak etmediği yüksek faizlerle, işe girmediği halde büyük bir sorunla karşı karşıya kalması; bunlar da bizi düşündürmeli. AKP bir yöntem benimsedi; çeşitli kesimleri biraz da affederek, alabildiğini alarak, alamadığına boş vererek bir yol… Tabiî, bu yol herkesi bir beklentiye soktu; yurt içindeki, yurt dışındaki; hangi kesimle uğraşırsa uğraşsın.

Değerli arkadaşlar, eğitim insana yapılır, ciddî bir iştir. Nitelik çok önemlidir eğitimde. Yani, siz, burada, öğretmenin hakkını kullanamazsınız, üniversitenin hakkını kullanamazsınız. Bu yasa, görüştüğümüz yasadaki ek madde 77 yıl önce düzenlenmiş; yani, 1929’da Atatürk döneminde yurt dışına gönderilen öğrencilerle ilgili bir düzenlemeye bir ek getiriyoruz biz. Ortada, gerçekten, kimi öğrenciler için bir haksızlık var; çok büyük faizler yüklenmiş. Onlar, bize de mektup yazıyorlar ve  destek verilmesini istiyorlar. Aslında, veriyoruz da, vereceğiz de; ama, ben, bir şeyi, bir kez daha altını çizmek istiyorum değerli arkadaşlar. Çalışan ile çalışmayanı, Başarılı olan ile olmayanı ayırmazsak, hepsini aynı kefeye koyarsak, ileride o bizim yanlış bir biçimde önümüze çıkar ve haksızlık yaptığımızı görürüz. Hiçbir zaman, gerçek başarılı, iyi niyetli olanlar ile olmayanları aynı kefeye koyup, aynı ölçüyle değerlendirmemeliyiz; ama, şimdiye değin yapılanların birçoğu budur.

Ben diyorum ki şimdi, tamam, bu yurt dışındaki öğrencilerimizi affediyoruz, hatta, öyle affediyoruz ki, hiçbir ayırım gözetmeden, buyur gel diyoruz. Beş yıl da bir süre veriyoruz, faizlerini de büyük oranda  affediyoruz –döviz faizlerini- 2006’dan başlayarak bir faiz koyuyoruz. Bu arada, iyi niyetle fazla ödemişse “hayır, o devlet kasasına girdi, vermiyoruz” diyoruz.

Üst üste önerge verildi. Maliye Bakanı önce “katılıyorum” dedi, sonra vazgeçti. Anlamak mümkün değil; yani, sizin kasanıza fazla bir ödeme yapılmışsa, Sayın Bakan, siz, onu neden geri vermeyesiniz?! Böyle bir hukuk anlayışı olur mu?! Yarın, bu yasa, fazla ödeme yapan birisi tarafından mahkemeye götürülürse ya da Cumhurbaşkanı “bu hukuka uygun değil” derse, ne yapacağız arkadaşlar?! Şimdi, bir şeyi reddederken, kabul ederken düşünmek gerekmez mi?!

Ben, yeniden söylüyorum; bakın, bu beklenti, toplumun her kesiminde, gerçekten, biraz da devlete borç ödememe ya da başarısızlığı ödüllendirme gibi bir anlayışa geldi, başarıyı cezalandırma gibi. Şimdi, yurt içinde kredisini almış insanlar var, öğrenciler var. Bunlara faiz birikmiş, çok birikmiş; ama, bunlara bir şey yapmıyorsunuz. Şimdi, bu çocuk ya da veli demez mi “siz, beni niye affetmiyorsunuz, niçin benim faizlerimi ortadan çıkarmıyorsunuz?!”

Bakın, elimde Bingöl’den yazılmış bir mektup var; Hakkı Güreş yazmış. “Ben bir memur emeklisiyim” diyor. “Oğlum 1998 yılında üniversiteyi kazandı ve biz kredi aldık. 2001 yılında bana bir yazı geldi ve 665 milyar ödemem istendi benden” ve faiz birikmiş, çocuk daha önce yurttan ayrıldığı için 2001 yılından önce kredi ilişkisi kesilmiş; şimdi, bu Bingöl’deki Hakkı Güreş “benim durumum ne olacak” diye soruyor.

Şimdi, ben de size soruyorum değerli arkadaşlar, burada birikmiş bir para yok mu?! Burada, bu Bingöl’den mektup yazan gibi birçok Türkiye’de insanlar var; yani, şunu söylüyorum ben değerli arkadaşlar: Yurt dışına gönderdiğimiz, devletin parasıyla gönderdiğimiz kişiler, tabiî, haksız yere büyük borç faizleriyle ödeyemez duruma düşmüşlerse, bunları kolaylaştıralım; ama, bir yıldır beklenen bir toptancı anlayış var. Burada, bir kere daha, bunu, biz görüyoruz.

Ben, şimdi, birden ünlü eğitimci Rauf İnan’ı düşündüm. Avusturya’ya gönderiliyor. Süresi bittikten sonra diyor ki: “Ben iki ay daha kendi paramla burada bilgimi, görgümü artırmak istiyorum.” Bakandan bir tel; “derhal gel, yurtta sen eğitim-öğretim hizmetlerine katıl” diyor ve Rauf İnan acele yurda geliyor, hemen öğretmenliğe başlıyor. Geçmişte Tonguçlar, Hasan Ali Yüceller yurt dışına gönderilmiştir ve Türkiye’ye bunlar hizmet etmiştir. Atatürk zamanında çok kişi böyle gitmiştir. Hatta özel yetenekli insanlar için, çocuklar için bu Meclis yasa çıkarmıştır ve onlar gelip ülkemize hizmet etmişlerdir değerli arkadaşlar. Biz, bu memleketin parasını bir insana yatırırken çok iyi, yetenekli insanlara yatırmalıyız ve onun karşılığını da elbette istemeliyiz. Bugün bir veli geldi bana, ODTܒyü bitirmiş çocuğu, bir burs istiyordu, yurtdışını kazanmış, bir kapı istiyordu; yani…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gazalcı, buyurun.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, elbette biz yurtdışına gitmiş, çalışmış, çeşitli nedenlerle borcunu ödeyemez duruma gelenler için bir kolaylık gösteriyoruz; bunu kabul ediyoruz. Ama, bir kez daha söylüyorum, toptancı bir anlayış, herkese aynı ödül ileride bizi sıkıntıya sokabilir. Madem bu yurtdışındaki insanlar için bunları yapıyoruz, yurtiçinde Kredi Yurtlardan kredi alıp da işe girmediği halde faizleri biriken çocukları için de bir an önce bir çözüm getirelim. Hiç olmazsa bu sayfayı bir kere bir kapatalım; yani, bunu bir bitirelim, bundan sonra bu yol niteliği düşürebilir, başarıyı cezalandırma yoluna gidebilir; ama, her şeye karşın -bu yasanın, belki arkadaşların anlattığı gibi- büyük bir çoğunluğu iyi niyetli olur ve kalan borçlarını bu düzenleme içerisinde öder ve ülkesine gelip hizmet eder; çünkü, ters bir ölçü var, yetişmiş beyinler yurtdışına giderler Türkiye’de ve birçok zaman da gelmez onlar. Bu memleket onları bin bir güçlük içinde okutmuştur, yurtdışına göndermiştir, onlardan hizmet beklenir; ama, çok zaman da bu yapılmaz. Dilerim bu yasa, bunu sağlar.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gazalcı.

Madde üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına söz isteyen Iğdır Milletvekili Dursun Akdemir. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Akdemir.

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA DURSUN AKDEMİR (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1143 sıra sayılı Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Teklifinin 1 inci maddesinin geçici 2 nci maddesi üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Geçici 2 nci maddede, gerçek anlamda sosyal devletin yaklaşması gereken bir anlayışla meseleye yaklaşılmış ve yurtdışında master, doktora eğitimi yapanlar hayatlarını kaybetmişlerse ya da tümünü veya bir kısmını ödememişlerse, bunlardan, ailelerinden, mirasçılarından ya da kefillerinden herhangi bir talepte bulunulmaması, gerçek anlamda devletin yüceliğini, güçlülüğünü gösteren bir anlayıştır. Bu anlayışla bu madde getirildiği için, ben, her üç grubu olan partiye de Mecliste, iktidar ve muhalefetine teşekkürlerimi buradan arz etmek istiyorum.

Ancak, değerli milletvekili arkadaşlarım, bir şeyi daha vurgulamadan geçmek istemiyorum. Biraz önce bazı maddelerini saydığım, yurtdışında bulundukları halde derslerinde başarılı olamadıkları için görevi, çalışmayı kendiliklerinden bırakanlar ya da yurtdışında herhangi bir nedenle bir olaya karıştıkları için yükseköğretim kurumu tarafından geriye çağrılmış olanlar ya da yurtiçinde herhangi bir üniversitede kendi fakültesine bağlı olarak eğitim almış olanlar buradaki çalışmalarını tamamlayamadıkları için görevlerden uzaklaştırılanlar ya da gene hizmet etmesi gerektiği kuruma atanmadıkları, başka kuruma atandıkları için borçlarını ödemeyenleri, burada getirilen bu yasayla, bir bakıma taltif etmiş oluyoruz.

Demin, biraz önce, benden önce konuşan Değerli Milletvekili Gazalcı, iyi bir eğitimcidir, Türkiye’de eğitim sorunlarını sık dile getiren birisidir. Yıllarca, üniversitede biz de araştırma görevlisi ve uzman doktor yetiştirdik. Haklı ile haksızı birbirinden ayırmamız gerekiyor. Çalışan ile çalışmayanı, doğru ile eğriyi eğer birbirinden ayırmaz iseniz, hak ve adalet, gerçek anlamda yerini bulmaz.

İşte, bütün bu nedenlerdendir ki, bu kurumlardan biri olan, özellikle eğitim kurumlarımızdan Yüksek Öğretim Kurumu, Türkiye’ye bilim anlamında en önemli hizmeti vermek üzere genç insanları yetiştirmeye çalışıyor. Sınavla, devlet kurumları, kendi adına yetiştirmek üzere yurt dışında eğitime gönderiyor.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, burada özellikle bir konuyu vurgulamak istiyorum. Gelişen dünyada, teknoloji ve bilim, o milletlerin bağımsızlığında önemli rol oynar. Biz, burada, görevini yapmakta zorlananları ya da herhangi bir nedenle görevini ihmal edenleri bağışlıyoruz; ama, binlerce, yurt dışına beyin göçü gidiyor, gittiği ülkede yerleşip kalıyorlar ve aldıkları bursları ödeyemedikleri için belki ülkemize dönmüyorlar ya da gittikleri ülkede, Amerika Birleşik Devletlerinde, Avrupa Birliği ülkelerinde, çok başarılı çalışmalar yaptıkları için veya yapacaklarına inanıldığı için, bunlar alıkonuluyorlar orada, kapıyorlar yabancı ülkeler bu beyinleri. Biz, bu yasayı getirirken, acaba, bu üstün zekâlı olan beyinlerimizi kurtarmayı ya da geriye getirmeyi niçin düşünemedik?! Ben, buradan, aklıselime hitap etmek istiyorum, sağduyunun hâkim kılınmasını talep ediyorum. Maalesef, Türkiye, kendi yetiştirdiği, mezun ettiği üniversitelilerin yüzde 60’ına ancak iş verebiliyor, yüzde 35-40’a yakını, maalesef, işsiz, sokaklarda; ama, üstün zekâlılar da yurt dışında, el diyarında, yabancı ülkelerin laboratuvarlarında bilim ve teknoloji üretmek üzere çalışıyor.

Buradan şunu söylemek istiyorum: Eğer, bu konu çalışılırken, beyin göçünü nasıl durduracağız, beyin göçünü durdurarak ülkemize bu beyinlerin hizmet etmesini nasıl sağlayacağız diye kafa yormuş olsaydık, bugün, burada, bu konuyu da halletmiş olacak ve o gençlerimizin geriye getirilmesi sağlanacaktı.

En azından, dikkate, şu yönden, şunun alınmasını talep etmek istiyorum: Bugün, dünya teknolojisinde ileri olan Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ülkeleri ve Japonya gibi ülkelere gönderdiğimiz öğrenciler, o devletler tarafından gönderilen kurumda üstün çalışmalarından dolayı alıkonulup maaş veriliyor ve bir kadro tahsis ediliyorsa, bunların geriye davet edilmesi için ya da geriye gelmelerini teşvik etmek için, bu bilim adamlarının da borçlarının affedilmesi gündeme gelmeliydi, şimdiye kadar, bu ana kadar gündeme gelmedi; ama, ben, buradan dile getirmek istiyorum. Ek bir önerge vermeyi düşündük, ben buraya gelirken. Bu konuyu siz kabul ederseniz, önergemizi hemen vereceğiz, diğer maddeler görüşülürken, ek bir madde olarak, yurt dışındaki üstün zekâlıları, yetişmiş insanlarımızı ülkemize çekmek için, onların borçlarını tümden affederek ülkeye gelmelerini sağlayacağız.

Burada, bir şeyi vurgulamak istiyorum. Hep diyorsunuz ki, AK Partinin sözcüsü buraya çıktığında, değerli hocamız söylediler ki, üniversitelerde doktora yapmış öğrenciye, öğretim üyesine ihtiyaç var. Evet, kesinlikle var, ben de aynı şeyi söylüyorum. Aradan dört yıl geçti. Niçin, şimdiye kadar, aynı hassasiyetle yaklaşılmadı konuların üzerine? Kararnameyle, mademki Hükümet karar alıp üniversitenin YÖK kadrolarında değişiklik yapabiliyor, ayarlama yapabiliyor ise, niçin, şimdiye kadar kadro sıkıntısı çeken üniversitelere öğretim üyesi yetiştirilmek üzere doktora öğrencisi kadroları, mastır öğrencisi kadroları yeterince verilmedi? Bunu soruyorum değerli arkadaşlarım. Niçin, 16 tane üniversite açıldı?.. Uyardığımız halde, rektör atamalarının belli bir kalıba bağlanması konusunda önerimiz vardı, bu üniversiteleri kuran kurucu üniversitelerin kendi aralarından tespit edeceği 6 üyenin, 3’ünü Millî Eğitim Bakanı ya da Başbakan tespit eder, diğer 3’ünü eledikten sonra kalan 3’ünü Cumhurbaşkanına gönderir, Cumhurbaşkanı da bu 3’ünden 1’ini seçer; dolayısıyla, böyle bir teklif o zaman kabul edilmiş olsaydı… Bu kürsüden ben seslendirdim, dile getirdim, üniversiteden gelmiş arkadaşınız olarak bu hassasiyeti bildiğim için. Verdiğim kanun tekliflerinden, 3 kanun teklifi verdim, 2 üniversite benim kanun teklifimle kuruldu; büyük bir üzüntü duyuyorum rektörler atanamadı. Anayasa Mahkemesi tarafından da yasanın yürütmesi durduruldu ve kurulmuş üniversiteler şu anda sıkıntı içinde. Gerçi, YÖK Yasasına göre, Anayasa bu yetkiyi YÖK’e teslim etmiş oldu ve YÖK atamayı, geçici de olsa görevlendirerek gerçekleştirmiş olacak. İşte burada, siz, İktidar Partisi olarak muhalefetin her söylediği yanlıştır duygusuna kapılarak yaklaşırsanız, bugün, hemfikir olduğumuz bir yasada bile düzeltilmesi gereken maddelerin düzeltilmemesi konusunda hata işlemiş olursunuz; hatanızdan dönmeyi ben öneriyorum.

Beyin göçünü engellemek için, dışarıdaki üstün zekâlı Türk evlatlarının geriye getirilmesi konusunda da bir çalışma yapılmasını buradan teklif ediyorum ve biraz önce verdiğim önerge her ne kadar reddedilse bile, diğer maddelerde buna benzer bir önerge verilerek o konunun düzeltilmesini talep ediyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akdemir.

Madde üzerinde, şahsı adına söz isteyen Erzurum Milletvekili Mücahit Daloğlu?..

İzmir Milletvekili Mehmet Tekelioğlu.

Buyurun Sayın Tekelioğlu. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MEHMET S. TEKELİOĞLU (İzmir) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; 1143 sıra sayılı Teklifle birçok düzenleme yapıyoruz. Bunlardan bir tanesi de, yurtdışına lisansüstü eğitim amacıyla gönderilenlerden vefat eden akademisyenlerle ilgili. Kanun maddesi, vefat edenlerin mirasçılarına, ailelerine çıkarılacak borç yüklerinin bütünüyle affedilmesini öneriyor, bunların borç yükümlülükleri bütünüyle ortadan kalkıyor. Dolayısıyla, bu da, devletimizin göstermiş olduğu bir alicenaplık olmuş oluyor. Bunun da bu şekilde olması fevkalade uygundur.

Bizim bildiğimiz kadarıyla, çok fazla olmasa da, maalesef, yurtdışında öğrenim görürken yahut da döndükten sonra burada hayatını kaybedenler var. Onlara buradan rahmet diliyorum.

Yapılan düzenleme hem 1416’yla gidenler için hem 2547’yle gidenler için hem de 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa göre gidenler için geçerlidir.

Ben, buradan, vefat edenlere rahmet diliyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tekelioğlu.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen, Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı.

Buyurun Sayın Gazalcı.

 

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; yeniden tümünüzü saygıyla selamlıyorum. Bu geçici 2 nci madde üzerine kişisel söz aldım. Hepinize saygılar sunuyorum.

Arkadaşlarımın da söylediği gibi, bu madde, yaşamını yitirenlerin yükümlülüğünü ortadan kaldıran bir düzenleme. Doğru; ne kendisinden ne de yakınlarından bu yükümlülüğü istemek doğru değil. Ancak, bu düzenleme içinde biraz aceleye getirilmiş kimi düzenlemeler var. Yeniden söylüyorum: Yurtdışına giden kaç öğrenci var? Kaç tanesinin hangi nedenle ilişiği kesilmiş? Bunların tam bir sayımı dökümü yapılmış değil. Biz, bunların tümünü aynı iyi niyetle, anlayışla ele alıp bir bakıma bir kolaylık gösteriyoruz, affediyoruz, yurda çağırıyoruz. Diyoruz ki, siz, bu memleketin parasıyla orada bilginizi, görgünüzü, öğreniminizi artırmak için gittiniz, şu ya da bu nedenle ilişiğiniz kesildiği için borçlarınız arttı. Bunlar da dayanılamayacak duruma geldi kimileri için gerçekten. Anaları, babaları da burada çocuklarının dönmesi için bizleri etkilediler, sizleri etkilediler ve bir kamuoyu oluşturdular. Saygı duyuyorum. Dilerim memleketimiz için, eğitim için, eğitimin niteliğinin yükselmesi için iyi bir çözüm olur; ama, ben, bir kere daha söylüyorum, bu eğitimde af, eğitimde toptancılık, eğitimde kimi zaman kolaylık, niteliği düşüren yollardır. Bu ister ilk aşamada olsun, isterse doktora düzeyinde olsun. Zaman zaman, biz Meclis olarak, uzmanların karar vereceği, kurulların karar vereceği, üniversitenin, Yükseköğretim Kurumunun karar vereceği durumlara biz karar veriyoruz ve diyoruz ki, bizim elimizde yasama yetkisi var, bir yasa yaparsak, sorun çözülür. Pek öyle değil. Yani, bu, hem üniversitenin özerkliğine uygun bir davranış değil… Geçmişi anımsatmak istemiyorum; ama, burada katsayı belirlemelerine varacak kadar işi ileriye götürdük ve karıştık. Şimdi, belki, bu konuda Yükseköğretim Kurumuyla ne kadar işbirliği yapıldı, onu da çok fazla bilmiyorum, burada tek sevindirici yan, bir süzgeç olarak, başvuru olarak Yükseköğretim Kurumunun getirilmiş olmasıdır. Yani, yurda dönerken, bir yükümlülük, mecburî hizmet vardı. Onlar para olarak ödemek istemez de, “ben mecburî hizmet olarak yapmak isterim” derse, YÖK de bunu kabul ederse, bu kapı açılmış olacak.

Değerli arkadaşlar, eğitim, büyük oranda ticarîleşti şimdi; ilköğretimi de öyle, yükseköğretimi de öyle. Paran varsa, iyi bir eğitim alıyorsun, paran varsa, kurslara, dershanelere gidiyorsun, hatta yurtdışına gidiyorsun; ama, değerli arkadaşlar, eskiden bu böyle değildi. Eskiden, çalışkanlık ve yetenek eğitimde öncelikliydi. Bunun karşılığında, devlete, bir yükümlülük, mecburî hizmet anlayışı vardı. Devlet, yetenekli çocuklarını okutur, onu da yükümlendirirdi. Aslında, bu, burslu giden, yurtdışına kişiler de, bu anlayışla gönderilmişti. Eskiden öğretmen okullarında da bu vardı, birçok meslek  okullarında da vardı. Hiç zaman kaybına uğramazdı. Örneğin, biz, haziranda bitirdik okulu, 1 Temmuzda hemen atamamız yapılmıştı. Şimdi ise, öğretmen oluyor kişi, dört yıl, beş yıl, altı yıl, yedi yıl bekliyor; atanmayı bekliyor. Kendi dalında, kendi branşında, aylarca bekliyor, yıllarca bekliyor; birçokları da umudu kesiyor. Diplomayı almış, bir yandan öğretmen gereksinimi var açıkta bekliyor, ama, bir duyuru yapılıyor, branşından 50 kişi alınacak, 100 kişi alınacak.

Şimdi, Ağustosta 10 000 öğretmen atanacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gazalcı, lütfen tamamlar mısınız.

Buyurun.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

Ağustosta 10 000 öğretmen ataması var. Basına yansıyan doğruysa, kimi branşlardan hiç öğretmen alınmıyor, kimilerinden de çok az sayıda alınıyor. Buna neden olarak da “eh, devletin gücü bu kadar, elde bulunan kadro bu kadar, zaten en çok da öğretmenleri alıyoruz gene de” lafları dolaşıyor. Tabiî ki, öğretmenliğe alınacak. 15 milyon öğrenci okuyorsa bu ülkede, üniversiteyle beraber 20 milyona yaklaşık varsa, elbette en büyük kadro ona ayrılacaktır, daha çok ayrılmalıdır, daha çok eğitime verilmelidir diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gazalcı.

Teklifin 1 inci maddesine bağlı geçici 2 nci maddesinin oylamasının açıkoylama şeklinde yapılmasına dair önerge vardır; önergeyi okutup imza sahiplerini arayacağım.

Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan teklifin 1 inci maddesine bağlı geçici 2 nci maddesinin  açıkoylamayla oylanmasını arz ederiz.

Faruk Çelik, Bursa?.. Burada.

Zülfü Demirbağ, Elazığ?.. Burada.

Mehmet Tekelioğlu, İzmir?.. Burada.

Ahmet Yeni, Samsun?.. Burada.

Necati Çetinkaya, Elazığ?.. Burada.

Nusret Bayraktar, İstanbul?.. Burada.

Soner Aksoy, Kütahya?.. Burada.

Recep Yıldırım, Sakarya?.. Burada.

Alaettin Güven, Kütahya?.. Burada.

Hasan Ali Çelik, Sakarya?.. Burada.

Fatma Şahin, Gaziantep?.. Burada.

Semiha Öyüş, Aydın?.. Burada.

Faruk Ünsal, Adıyaman?.. Burada.

Mücahit Daloğlu, Erzurum?.. Burada.

Mustafa Ünaldı, Konya?.. Burada.

İlyas Arslan, Yozgat?.. Burada.

Mehmet Çiçek, Yozgat?.. Burada.

Öner Ergenç, Siirt?.. Burada.

Öner Gülyeşil, Siirt?.. Burada.

Cavit Torun, Diyarbakır?.. Burada.

Açıkoylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım. Açıkoylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza  sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince, açıkoylama elektronik cihazla yapılacaktır.

Oylama için 5 dakika süre vereceğim.

Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını, yine, oylama için öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Sayın milletvekilleri, bu oylamadan sonra çerçeve 1 inci madde de elektronik cihazla oylanacağından, Genel Kurulu terk etmemeniz rica olunur.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Teklifinin 1 inci maddesine bağlı geçici madde 2’nin  açıkoylama sonucunu açıklıyorum:

Kullanılan oy sayısı:                           366

Kabul:                                               366 (X)

Teklifin çerçeve 1 inci maddesinin oylamasının açıkoylama şeklinde yapılmasına dair önerge vardır; önergeyi okutup, imza sahiplerini arayacağım.

Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun teklifinin çerçeve 1 inci maddesinin oylamasının açıkoylama şeklinde olmasını arz ederiz.

Faruk Çelik?.. Burada.

Mehmet Tekelioğlu?.. Burada.

Ahmet Yeni?.. Burada.

Necati Çetinkaya?.. Burada.

Ahmet Büyükakkaşlar?.. Burada.

Fikret Badazlı?.. Burada.

Yekta Haydaroğlu?.. Burada.

Murat Yıldırım?.. Burada.

Hacı Turan?.. Burada.

Mustafa Elitaş?.. Burada.

Yahya Akman?.. Burada.

Atilla Maraş?.. Burada.

Bayram Özçelik?.. Burada.

Harun Tüfekci?.. Burada.

Mehmet Salih Erdoğan?.. Burada.

İbrahim Köşdere?.. Burada.

Mehmet Ceylan?.. Burada.

Sinan Özkan?.. Burada.

Muharrem Tozçöken?.. Burada.

Resul Tosun?.. Burada.

Açıkoylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım: Açıkoylamanın elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza  sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince, açıkoylama elektronik cihazla yapılacaktır.

Oylama için 5 dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen sayın üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını, yine, oylama için öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Teklifinin çerçeve 1 inci maddesinin açıkoylama sonucu:

Oy sayısı:         349

Kabul     :         349 (X)

Böylece, çerçeve 1 inci madde, geçici 1 inci ve 2 nci maddeyle birlikte kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime 10 dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 22.38

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.54

BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mehmet DANİŞ (Çanakkale), Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 111 inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

1143 sıra sayılı kanun teklifinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 

 

335. X Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Bursa Milletvekili Faruk Çelik, İstanbul Milletvekili İrfan Gündüz, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz, Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa ile Hatay Milletvekili Sadullah Ergin’in; Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Teklifi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Samsun Milletvekili Haluk Koç ile İstanbul Milletvekili Kemal  Kılıçdaroğlu’nun; 8.4.1929 Tarihli ve 1416 Sayılı Kanun ile 4.11.1981 Tarihli ve 2547 Sayılı Kanuna Birer Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/754, 2/693) (S. Sayısı: 1143) ----(Devam)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerinde.

Teklifin 2 nci maddesine bağlı geçici madde 52’yle birlikte okutuyorum:

 

MADDE 2- 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununa aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 52- Kısmi statüde görev yapanlara 15/3/2004 tarihinden önceki dönem için ödenmiş olan makam ve görev tazminatları geri alınmaz; ödendiği halde herhangi bir nedenle geri alınanlara geri alınan tutar iade edilir. Bunlara, 15/1/2003 ile 14/3/2004 tarihleri arasındaki dönem için ödenmeyen makam ve görev tazminatları, müstahak olunan tarihteki miktarlar üzerinden ödenir.

BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Bursa Milletvekili Sayın Mustafa Özyurt; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz 1143 sayılı kanun teklifinin 2 nci maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini sizlerle paylaşmak için söz almış bulunuyorum; bu bağlamda, hepinizi en içten saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, zaten maddeyi şöyle okuduğumuzda, bugüne kadar yapılmış olan bir hata giderilmiş oluyor. Bence, gecikilmiş bir olay bu aslında; yani, daha önce kısmî statüde çalışan bir öğretim üyesine verilmiş olan bir eködeneğin kaldırılması veyahut da geri alınması gibi bir sorun olmuş; ki, bu bir haksızlık. Bu maddeyle bu giderilmiş oluyor; yerinde bir karar. Ama, ben, bu arada şunu söylemek istiyorum, kısmî statüde çalışan öğretim üyeleri, zaten normal tam gün çalışan öğretim üyeleri maaşının üçte 1’ini alırlar; yani, böyle de bir yapısı vardır. Hem bu öğretim üyeleri kısmî statüde çalışmışlar hem bir idarî görev almışlar hem de bunun karşılıklarında alması gereken karşılığı da alamamışlar. Onun için, bunu canı gönülden destekliyorum; onu hemen söyleyeyim.

Ama, bu arada, vurgulamak istediğim bazı şeyler var üniversite hakkında. Bunlardan bir tanesi, geçen haftalarda, Sayın Adalet Bakanımızın açıkladığı hâkim ve savcılarımıza yapılacak olan ek ödemenin yahut da maaşlarındaki iyileştirmenin, ben, üniversitelerimize de yapılması gerektiğine inanıyorum. Üniversitelerimiz… Madem ileriye gitmek istiyoruz, mademki ülkemiz şöyle iyi olsun böyle iyi olsun diyorsunuz ve biraz evvel konuştuğunuz gibi, yurt dışında mastır ve doktora yapmış olanların ülkeye gelmesi için elimizden gelen her türlü gayreti gösterelim istiyoruz, bence, yerleşik öğretim üyelerini de elimizde tutabilmemiz için biraz kesenin ağzını açmak gerekiyor. Hükümet öncelikle bunu yapmak zorundadır.

Değerli arkadaşlarım, bu konuya gelmişken, üniversiteler hakkında kısa bir bilgi vermek istiyorum. Aslında bizim üniversite sistemimiz son derece zor durumdadır. Bu koşullarda, yani AKP iktidara geldiğinden bu yana da herhangi bir iyileşme yapılmamıştır; yani, şu yapıldı, bu yapıldı deniyorsa da, herhangi bir iyileşme olmamıştır. Öğrenci sayımızda hiçbir şekilde bir artış olmamıştır. Geçen sene 1 800 000 öğrenci sınava girmiştir ve bunlardan toplarsanız örgün öğretim, açıköğretim ve iki yıllık öğretim de dahil olmak üzere 600 000 öğrenci üniversiteye girebilmiştir; ama, gerçek anlamda örgün öğretim dediğimiz, dört yıllık lisans düzeyinde öğretim derseniz, yalnızca 90 000 kişidir ve bunların, sınava girenlerin büyük bir kısmı da daha evvel sınava girmiş kazanamamış veya kazandığı halde yerini beğenmemiş olan öğrencilerdir. Bu bakımdan, öğrenci sayımız giderek artmaktadır. AKP İktidarı eğer samimiyse, buna öncelikle bir çare bulmak zorundadır ve böyle giderse, bu gidişle devam edecek olursa arkadaşlar, hemen söyleyeyim, önümüzdeki yıllarda bu sayı 2,5 milyona ve 2013 yılında da 6 000 000’a çıkacaktır, üniversitelerimizin önünde 6 000 000 öğrenci birikecektir.

Bunu çözmenin iki yolu var arkadaşlar; yani, bu 6 000 000’a çıkacak olan öğrenciyi azaltmanın iki yolu var: Bir, üniversitelerimizin sayısını artırmak zorundayız, kalitesiyle birlikte sayısını artırmak zorundayız. Her istenilen yere üniversite açılmaz onu da söyleyeyim. Ha dediğiniz yere, han kurulmaz. Gerekirse büyük şehirlere birkaç üniversite daha kurulabilir; ama, kaliteli üniversiteler kurulur.

İkincisi, ortaöğretimde, yani lise düzeyindeyken öğrencileri meslek okullarına kaydırmak zorundasınız. Biraz evvel arkadaşlarımdan birisi söylediler burada. Meslek liselerine kaydırmak zorundayız. Gerçekten, Avrupa Birliği ülkelerindekiyle bizimki tam tersinedir. Orada yüzde 70 meslek lisesi, yüzde 35 klasik lisedir, Biz de ise bu tam tersinedir; ama, öğrencilerin ailelerine sorulduğu  zaman, niçin çocuklarınız üniversite okusun istiyorsunuz dediğiniz zaman, onların da birkaç şartı vardır; demektedirler ki, bir, meslek liselerinin eğitim düzeyi iyi değildir. Bu gerçektir. Motor bölümündeki öğrenciye sorduğunuz zaman çocuk diyor ki: “1966 model bir motor gösteriyorlar efendim bana.” 1966 model bir motordan, motor öğrencisi veya motor teknisyeni olur mu; olmaz tabiî. Onun üzerine dışarıya çıktığı zaman da bu öğrenciler iş bulamamaktadır arkadaşlar. Ama, liseye gittiği zaman da işte hal kötüye gitmekte; çünkü liseye gittiği zaman da mezun olduğunda eğer üniversiteye giremiyorsa kelimenin tam anlamıyla işsiz güçsüz bir lise mezunu bırakıyorsunuz ortalığa. Ailelerin istediği, çocuklarının üniversite mezunu olması. Üniversite mezunu niye olsun dediğiniz zaman da şu cevabı vermekteler; bir, üniversite mezun olduğu zaman çocuklarımızın gelir düzeyi daha yüksek oluyor. İki, yedek subay olarak askerlik yapıyorlar. Üç, beyaz gömlekle geziyorlar diyorlar ve bu, işte elimde burada bir kitapçık var, Türk Eğitim Derneğinin yapmış olduğu bir araştırmada, aşağı yukarı 10 000 veliye sorulmuş ve 10 000 veliden alınan cevap da budur arkadaşlar.

Bu arada, bir konuya daha değinmek istiyorum, bizdeki üniversite eğitiminde en büyük sorunlardan bir tanesi dershane sorunudur arkadaşlar. Hemen bunu rakamlarla söyleyeceğim size, aşağı yukarı ne kadar dershanenin ne kadar yıllarda geliştiğini. O kadar hızla dershane sayısı artmış ki inanılır gibi değil ve bu dershane sayısıyla, sanki dershaneler okulların yerine konulmak gibi bir duruma getirilmiş; ama, hiçbir zaman bu olmamıştır ve dershanelere ödenen ücret de inanılmayacak boyutlardadır. Bir öğrencinin ortaokuldan itibaren üniversite düzeyine kadar gelebilmesi için, son elimizdeki verilere göre; yani, 2006 yılına göre arkadaşlar, yaklaşık olarak 9 milyar 200 milyon dolar harcanmaktadır. Bununla, aşağı yukarı 250 tane üniversite açabiliyorsunuz. Koç, Sabancı tipi üniversitelerle, 250 tane üniversite açabiliyorsunuz. Yani, paranız var; ama, parayı başka yönlere kanalize etmişsiniz. Dediğim gibi, üniversite yerine, çocuklar bir sınava hazırlanmakta, hatta bu sınava ortaokuldan itibaren hazırlanmakta ve bunun için de, çocuklar iyi okullara gitmek için bir sınava girmekte biliyorsunuz ortaokulda. O okullar, prim yapan okullar olduğu için fiyatlarını artırmakta. Geçen hafta bildiğiniz gibi yine böyle bir olay yaşandı, okullar fiyatlarını artırdılar ve sonunda da, çocuk, ev-dershane-okul gibi böyle bir üçgenin içine girmekte, o üçgenin içinde dolaşıp durmaktadır.

Bu kadar sıkı bir sınav hazırlığına rağmen, geçen yıl yapılan bir sınavda, OECD ülkelerinde arkadaşlar, 50 tane okulun katıldığı bir sınavda, Türk çocukları 48 inci olmuştur. Bu da utanç vericidir, onu söyleyeyim. Bu beni üzmüştür. 50 Avrupa ülkesi, OECD ülkesinin katıldığı bir sınavda Türk çocukları, 50 ülke arasında 48 inci olmuşlardır, ki, böyle bir sınava hazırlık, yani, yarış atı gibi hazırladığımız çocuklar, sonunda 48 inci olmaktadırlar.

Aslında, bu sınav, başarı sınavı falan değildir. Tamamen eleme sınavıdır; çünkü, mutlaka üste kalan, yani, iriler üste kalacak, küçükler alta geçecektir. Bunun için de yapılacak olan şey… Çocukların bilgisi, becerisi, görgüsü hiç bunlar önemli değildir; bir soruyla çocuk bir üste geçebilmektedir. Onun için, eğer, AKP İktidarı samimî ise dediğim gibi, şu 4 üncü yılımıza giriyoruz, üniversite sorununu çözmek istiyorsa, bunlara el atmak zorundadır. Yoksa, kendimizi Amerika’yla mukayese etmeye kalkıyor; bir iki arkadaş burada kalktı, işte Amerika’nın Silikon Vadisi, bilmem Hindistan’ın falanı… Lütfen arkadaşlar, böyle komik şeyler söylemeyin. Bunlar mukayese edeceğiniz, karşılaştıracağınız şeyler değil. İşte söylüyorum, 1 800 000 öğrenci üniversitenin kapısına giriyor ve siz bundan 90 000’ini örgün öğretime alabiliyorsunuz. Bununla Silikon Vadisi falan yaratılmaz, kendimizi aldatmayalım.

Gelin, bu işi yapmak istiyorsanız, samimiyetle yapalım. Bunun için de, iyi öğretim üyesi yetiştirmek zorundasınız. İşte, biraz evvel söylediğiniz gibi, bu mastır ve doktora yapan öğrencileri ülkemize çekelim, iyi yerlerde yetiştirelim, iyi üniversiteler açalım, öğrenci sayımızı, giderek, yavaş yavaş azaltmaya çalışalım. Ancak bu işin içinden böyle çıkabiliriz. Yoksa, güzel sözlerle, esprili sözlerle hiçbir yere varamayız; benim size önerim bu. Bir muhalefet milletvekili olarak söylüyorum; bu işin içinden çıkmak istiyorsanız, bu söylediğim rakamları, dikkatle, lütfen, bir yere not edin. İsterseniz, daha sonra da veririm arkadaşlara.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) – Sayın Başkan, bir cümleyle bitiriyorum.

Bu geç saatte beni sabırla dinlediğiniz için, hepinize de ayrıca teşekkür ediyorum, sağ olun. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özyurt.

 

Madde üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına söz isteyen Hüseyin Özcan, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Özcan.

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bazı kamu alacaklarının tahsili ve terkinine ilişkin 1143 sıra sayılı kanun teklifinin 2 nci maddesinin 52 nci geçici maddesi hakkında, Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, geçen cumartesi günü, Mersin’de bir bomba patlayarak 12 tane arkadaşımızın yaralanması konusunda ve güneydoğuda şehit olan şehitlerimizi saygıyla anıyor, Mersin’de bombadan dolayı yaralananlara da acil şifalar diliyorum. Ülkemizde daha böyle anarşik olaylar, terörist olaylar olmasın, herkes bizim kardeşimiz. Bunun için, bizlerin yapabileceği, bu ülkede barış istiyoruz, kardeşlik istiyoruz, düşmanlar artık bu ülkenin dışında olsun diyoruz. Bu dileklerle, esas, bugünkü yasayla ilgili düşüncelerimizi anlatmak üzere söz aldım.

Değerli arkadaşlar, geçici 52 nci madde, kısmî statüde görev yapan öğretim üyelerinin haklarının tekrar iade edilmesi, bunların tekrar kesilen paralarının geri verilmesi gerçekten doğru bir şeydir. Bu yasa, çok yıllardan beri beklenen, gerçekten insanların ve özellikle yurtdışına giden, gerek Millî Eğitim Bakanlığı gerekse YÖK kanalıyla gönderilen burslu öğrencilerimizin acılarını dindirmede, bir nebze de olsun, bir ilaç gibi gelmiştir.

Yıllardan beri, sıkıntılar olduğunu, bir sürü öğrencilerimizin maddî ve manevî ve psikolojik sıkıntıları, kendileriyle birlikte, hem ülkemizdeki eğitim sisteminde hem ailelerinde hem ailelerinin yanında olan kefillere gerçekten ıstırap yaşatmıştır ve bu süre içerisinde, bir sürü insanlar, aynı banka kartlarında olduğu gibi, çok öğrencimiz intihar etmiştir, iflas etmiştir, ailelerinden ve eşlerinden ayrılmıştır. Bu sorunun bu kadar geç kalması, elbette ki, doğru değildi; ama, bu, bir başlangıç olarak diyoruz, çok iyi olmuştur. Bu yasayı, biz, Anavatan Grubu olarak destekliyoruz, bu öğrencilerimizin mağduriyetini gidermiş olur.

Yalnız, burada bir haksızlık olduğunu da görüyoruz. Bazı öğrencilerimiz, imkânlarını seferber ederek borçlarını ödemişlerdir. Bunlar, borçlarını ödedikleri halde, neden diğer ödemeyenlerle aynı, eşit şartlar içerisine konuluyor, ödedikleri paraları geri iade edilmiyor? 60 milyar lira alan 210 milyar liraya kadar çıkmıştır faizleriyle birlikte en aşağı, 250 milyara çıkan da var. Hatta, Fuat Baykal diye bir vatandaş intihar etmiştir, bu adamın 737 000 YTL borcu olduğu için. Ailesi, babası ve enişteleri icradadır.

Belki, bu paraların bir kısmını çoğu ödemişlerdir. Borçlarını, sağdan soldan alarak ödemişler; ama, diğer tarafta, hiçbir kuruş ödemeyen insanlarla aynı kefeye konulduğunda, haksızlık olduğunu görüyoruz. Bunların borçlarının dışında, fazla ödeyenlerin de iadesinde yarar vardır

diye bir öneri verdik; ama, maalesef, AKP’nin oylarıyla bu önerimiz reddedildi; ama, doğru değil. Haksızlık değil mi; vicdanınıza bir danışın! Bir tarafta, varını yoğunu satmış borcunu ödemiş; ama, öte tarafta, imkânsızlıklar nedeniyle ödememiş, ama faizi affedilen, faizi silinen bu vatandaşlarla aynı kefeye konulduğunda, hiç olmazsa, borcunu ödeyenlerin fazla ödemiş oldukları paralarının da iade edilmesinde yarar vardır diye düşünüyoruz; ama, bu kabul edilmedi, bu doğru değil.

Değerli arkadaşlar, yakında üniversite imtihanlarına girilecek,           1 800 000’in üzerinde öğrencimiz var. Bu öğrenciler bir ideal için koşturuyor, velileriyle, aileleriyle, çevreleriyle; ama, sonuçta bakıyoruz ki, üniversiteye yüzde 10 öğrenci dahi girmeyecek. Bu bir sıkıntı, bu bir eziyet veliler için; ama, istikbaline baktığında, bu öğrencilerimiz üniversiteyi bitirdiğinde, asgarî ücretle dahi iş bulamıyor.

Üniversitelerimize baktığımızda, kadrosuzluk, perişanlık içerisinde; kadro aranıyor, kadro verilmediği için hizmetler yeteri kadar yerine getirilmiyor. Üniversitede öğretim üyesi darlığımız var, öğretim üyesi yetiştiremiyoruz ve bu kadrolar verilmeyerek, öğrencilerimiz, üniversiteden araştırma ve bilgi bakımından yeteri kadar donanımlı mezun olmadı diye, bir de, bunları ayrıca imtihana tabi tutuyoruz. Üniversiteyi bitirse bile, imtihanı kazanamayan çocuklarımız mağdur oluyor, psikolojik olarak sıkıntı içerisine giriyor, aileler de perişan oluyor.

Değerli arkadaşlar, bir çözüm bulmak zorundayız. Bu gençler, bizim gençlerimiz; enerjilerini -bu genç yaşta evlere hapis olarak, ailelerine kızarak- yok etmeye hiçbirimizin hakkı yoktur. Öğrencilerimizi gerçekten iyi eğitmek, nasıl Avrupa’ya gönderiyoruz burslarla, bu öğrencilerimizi burada da yetiştirmek zorundayız, bunlara gerekli önemi vermek zorundayız. Yeteri kadar kredi veya burslarla donatarak, bir öğrencinin öğrenci olduğunu göstererek, topluma daha faydalı, ülkeye faydalı birer eleman olarak yetişmesi gerekir. Ama, biz bakıyoruz, dışarıda bursunu ödemeyen öğrencilerin bursunu affediyoruz; ama, Türkiye’de milyonlarca öğrencimiz kredi almış, bu kredinin faizini ödeyemeyen de bir sürü öğrenci velileri var, çocuklar var, öğrencilerimiz var, okulunu bitirenler var. Bunlar için neden bir çözüm bulmuyoruz? Bu çifte standart değil mi, haksızlık değil mi?! Hani “adalet ve kalkınmaydı?!” Bunun adalet ile kalkınması nerede, anlatabilir misiniz?! Elbette değil. Eğer adaletse, herkes için adalet. Bütün bu ülkede yaşayan insanlar için, öğrenciler için, veliler için, herkes için adalette eşit davranmak zorundayız. Yoksa, bizim güvenilirliğimiz, adalete olan inancımız da sarsılmış olur.

Değerli arkadaşlar, bu yasa gerçekten mağdur olanlar için bir ilaç gibi gelmiştir. Çok sıkıntıdan aileler kurtulmuştur ve çok kalan bir yasa. Keşke bugüne kadar kalmasa, çok insanın da canı yanmasa diye düşünüyoruz. Ama, bu bir başlangıç diyoruz. Bundan sonra yasaları ve yönetmelikleri düzenleyerek, yurtdışına gönderdiğimiz öğrencilerimiz olsun, yurtiçinde olan öğrencilerimiz olsun, daha sağlıklı, daha donanımlı, daha yetişkin bir eğitime kavuşturmak için hep birlikte çaba göstermeliyiz. Bunu yapmadığımızda, eğitim sistemimize önem vermediğimiz sürece ülkemizi ileriye götürmek, çağdaşlığı yakalama konusunda çok büyük zaman kaybına sebep olacaktır. Bizler eğitime önem vermek zorundayız.

Eğitim, bütün ülkedeki kapıları açar. Eğer siz eğitime yeteri kadar önem vermezseniz, üniversitelerimize ve okullarımıza ta çocuk yaştan başlamak üzere eğitim sistemimizde işlerlik ve objektiflik getirmediğimiz sürece bizler bir ayağı sakat gibi dolaşmak zorunda kalırız ülke olarak. Bizim amacımız, ülkemizi çağdaş, demokratik, laik ve gerçekte dünyayla rekabet edebilecek; üniversitesiyle, okuluyla, sporuyla, her şeyiyle rekabet edebilecek bir ülke yapacaksak eşit davranmalıyız, eğitime önem vermeliyiz, eğitime katkıda bulunmalıyız, eğitim sistemimizi daha büyük desteklerle fizikî oarak da, bilgi olarak da, birikim olarak da donatmak zorundayız.

Bu dileklerle, bütün Meclisimizi, Yüce Halkımızı saygıyla selamlıyorum. Bütün eğitim camiasına hayırlı olsun diyorum. İyi akşamlar diliyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özcan.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Mücahit Daloğlu, Erzurum milletvekili?.. Yok.

Recep Garip, Adana milletvekili?.. Vazgeçti.

Mustafa Özyurt, Bursa milletvekili?.. Yok.

Ümmet Kandoğan, Denizli milletvekili?.. Yok.

Mehmet Eraslan, Hatay milletvekili?.. Yok.

Haluk Koç, Samsun milletvekili?.. Vazgeçti; teşekkür ediyorum Sayın Koç.

Teklifin 2 nci maddesine bağlı geçici madde 52’nin oylamasının açıkoylama şeklinde yapılmasına dair önerge vardır; önergeyi okutup, imza sahiplerini arayacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan teklifin 2 nci maddesine bağlı geçici madde 52’nin açıkoylama şeklinde oylanmasını arz ederiz.

Ali Yüksel Kavuştu, Çorum?.. Burada.

Ahmet Işık, Konya?.. Burada.

Maliki Ejder Arvas, Van?.. Burada.

Kenan Altun, Ardahan?.. Burada.

Mehmet Fehmi Uyanık, Diyarbakır?.. Burada.

Mehmet Altan Karapaşaoğlu, Bursa?.. Burada.

Necdet Budak, Edirne?.. Burada.

İsmail Özgün, Balıkesir?.. Burada.

Halil Aydoğan, Afyonkarahisar?.. Burada.

Niyazi Özcan, Kayseri?.. Burada.

Gürsoy Erol, İstanbul?.. Burada.

Hanefi Mahçiçek, Kahramanmaraş?.. Burada.

Hamit Taşçı, Ordu?.. Burada.

Faruk Anbarcıoğlu, Bursa?.. Burada.

Sabahattin Cevheri, Şanlıurfa?.. Burada.

Osman Seyfi, Nevşehir?.. Burada.

Mehmet Elkatmış, Nevşehir?.. Burada. 

Mehmet Özlek, Şanlıurfa?.. Burada.

Gülseren Topuz, İstanbul?.. Burada.

İbrahim Çakmak, Tokat?.. Burada.

Mehmet Sarı, Gaziantep?.. Burada.

Veli Kaya, Kilis?.. Burada.

Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince, açık oylama elektronik cihazla yapılacaktır. 

Oylama için 5 dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını, oylama için öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

                         (Elektronik cihazla oylama yapıldı)

 

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Teklifinin 2 nci maddesine bağlı geçici madde 52’nin  açıkoylama sonucunu açıklıyorum:

Kullanılan oy sayısı:                           357

Kabul:                                               357 (X)

BAŞKAN – Geçici madde 53’ü okutuyorum:

 

 GEÇİCİ MADDE 53- 33 üncü maddeye göre lisansüstü eğitim-öğretim amacıyla yurt dışına gönderilenler ile 35 inci maddeye göre yurt içinde başka bir üniversiteye lisansüstü eğitim-öğretim amacıyla gönderilenlerden veya üniversitelerinde görev yapanlardan bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar;

a) Lisansüstü eğitim-öğretim amacıyla yurt dışında kalmaları gereken süre içerisinde öğrenimlerini tamamlayamamaları nedeniyle kadroları ile ilişikleri kesilenlerden veya ilişiği kesilmeyip devam edenler ile başka bir kamu kurumuna naklen atananlardan,

b) Eğitimin herhangi bir aşamasında, her ne sebeple olursa olsun Türkiye'ye çağrılmış olanlardan,

c) Lisansüstü eğitim-öğretim amacıyla yurt içindeki başka bir üniversitede kalmaları gereken süre içerisinde öğrenimlerini tamamlayamamaları nedeniyle kadroları ile ilişikleri kesilenlerden,

d) Eğitimlerinin herhangi bir aşamasında istifa etmiş olmaları nedeniyle kadrolarıyla ilişikleri kesilenler, sürelerinin bitiminde mecburi hizmetlerini tamamlamak üzere görevlerine başlamayıp çekilmiş sayılanlar ile görevlerine başlayıp da yükümlü bulundukları mecburi hizmetini bitirmeden görevlerinden ayrılanlardan,

e) Herhangi bir üniversitede görev yaparken yeniden atanmamak suretiyle üniversite ile ilişiği kesilenlerden,

en az yüksek lisans (master) eğitimini başarıyla tamamlamış olanlar; bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde Yükseköğretim Kuruluna müracaat etmeleri halinde, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde belirtilen genel şartları taşımaları kaydıyla, Yükseköğretim Kurulunca atanmalarının uygun bulunması üzerine müracaat tarihinden itibaren üç ay içerisinde, (öncelikle daha önce kadrolarının bulunduğu kurumlar olmak üzere) Kurulun belirleyeceği yükseköğretim kurumlarındaki durumlarına uygun öğretim elemanı kadrolarından birine atanabilirler.  Bunlardan durumları yukarıdaki (a), (b), (c), (d) ve (e) bentlerine uyanlar için kullanılmak üzere yılda bir defa yapılmasına ilişkin sınırlamaya tabi olmaksızın 78 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 1 inci maddesi hükmü uyarınca Bakanlar Kurulu kararıyla ihtiyaca göre öğretim elemanları kadrolarında unvan ve derece değişiklikleri yapılabilir. Yükseköğretim Kurulunca atanması uygun görülmeyenler altmış gün içerisinde yargı yoluna başvurabilirler. Yükseköğretim Kuruluna başvurmayanlar ile Yükseköğretim Kurulunca ataması uygun görülmeyenlerden, yargı yoluna müracaat etmeyenler ve yargı kararı ile öğretim elemanı olarak atanmaları uygun görülmeyenler ise bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren  bir yıl içerisinde Devlet Personel Başkanlığına müracaat ederler. Bunlar, personel ihtiyacı dikkate alınarak anılan Başkanlıkça belirlenecek kamu kurum ve kuruluşlarının boş memur kadrolarına sınav şartı aranmaksızın ve açıktan atamaya ilişkin sınırlamalara tabi tutulmaksızın altı ay içinde atanırlar.

Ancak bunlardan yüksek lisans eğitimini başarıyla tamamlayamamış olanlar, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde Devlet Personel Başkanlığına müracaat etmeleri halinde, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde belirtilen genel şartları taşımaları kaydıyla müracaat tarihinden itibaren üç ay içerisinde, personel ihtiyacı dikkate alınarak anılan Başkanlıkça belirlenecek kamu kurum ve kuruluşlarının boş memur kadrolarına sınav şartı aranmaksızın ve açıktan atamaya ilişkin sınırlamalara tabi tutulmaksızın atanırlar. Bunlardan halihazırda devlet memuru statüsünde çalışanların ise çalıştıkları kurumlarda mecburi hizmetlerini yapmalarına müsaade edilir.

Bunlar, atandıkları kurumlarında, hali-hazırda kamu kurumlarında görev yapanlar ise bu kurumlarında yurt içinde veya yurt dışında görmüş oldukları öğrenim sürelerine ilişkin olarak genel hükümler çerçevesinde belirlenen mecburi hizmet yükümlülüklerini yerine getirirler ve ilgililer adına öğrenimleri nedeniyle çıkarılmış olan borç tutarlarının takibinden vazgeçilerek tahsilat işlemine son verilir. Bunların daha önce ödemiş oldukları tutarların bulunması halinde, bu meblağa isabet eden süreler ilgililerin mecburi hizmet sürelerinden indirilir. Ancak, üniversiteye veya başka bir kamu kurumuna dönmek istemeyenlerden mecburi hizmet karşılığı olarak, hizmetleri karşılığında aldıkları yurt içi maaşlar talep edilemez. Bu maaşlar haricinde eğitimleri için yapılan diğer ödemeler talep edilir.

Birinci fıkranın (a), (b) veya (c) bentlerinde sayılan durumların gerçekleşmesine rağmen, geçici 47 nci madde uyarınca öğrenim hakkı tanınanlardan ataması yapılmış olanlar ile kadrolarıyla ilişikleri kesilmeyenlerden haklarında borç takibi yapılanlar kadrolarında bırakılır; bunlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır. Bunların yükseköğretim kurumlarında çalışmış oldukları süreler mecburi hizmetlerinden indirilir.

Bu madde kapsamına girenlerden öğretim elemanı kadrosuna atananlardan tekrar mecburi hizmet yükümlülüğü öngörülen bir görevlendirme yapılmış veya yapılacakların, söz konusu görevlendirme çerçevesinde lisansüstü eğitim-öğretimlerini başarılı bir şekilde tamamlamış olmaları veya tamamlamaları halinde, bu görevde çalışmış oldukları süreler ilk görevlendirmeye ilişkin mecburi hizmetlerinden indirilir ve ikinci görevlendirmeye ilişkin mecburi hizmet yükümlülüğü devam eder; başarısız olmaları halinde ise bu görevlendirmeden kaynaklanan mecburi hizmet yükümlülük süreleri önceki mecburi hizmet yükümlülük sürelerine ilave edilir.

Yukarıda belirtilen hükümler çerçevesinde öğretim elemanı veya memur kadrolarına atandıktan sonra yükümlü bulundukları mecburi hizmeti bitirmeden görevlerinden ayrılan veya bir ceza sebebiyle görevine son verilenler ile bu madde kapsamına girdiği halde müracaat etmemeleri veya Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde belirtilen genel şartları taşımadıkları için atanamamaları nedeniyle mecburi hizmet yükümlülüğünü yerine getirmeyenlerin yükümlü tutulacakları tutar, imzaladıkları yüklenme senedi ile muteber imzalı müteselsil kefalet senedi hükümleri dikkate alınmaksızın ve ilgililere ödeme yapma sonucu doğurmaksızın, kendilerine döviz olarak yapılmış olan her türlü masraflar için;

a) Bunlardan 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun ek 34 üncü maddesinin yürürlüğe girdiği 5/8/1996 tarihinden sonra yüklenme senedi ile muteber imzalı müteselsil kefalet senedi alınanlar hakkında, anılan maddenin ikinci fıkrası hükümlerine göre bu Kanunun yayımı tarihinden önceki süreler için faiz uygulanmaksızın hesaplama yapılır.

b) 5/8/1996 tarihinden önce yüklenme senedi ile muteber imzalı müteselsil kefalet senedi alınanlar hakkında, ilgili adına fiilen ödemenin yapıldığı tarihteki T.C. Merkez Bankasınca tespit ve ilan edilen efektif satış kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilerek bulunacak tutar ile bu tutara sarf tarihinden bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçen süre için 1/1/2006 tarihinden geçerli olmak üzere tespit ve ilan edilen kanuni faiz işletilerek hesaplama yapılır. Ancak, bu hükümlere göre hesaplama yapılması sonucunda borçlunun aleyhine bir durum ortaya çıkması halinde (a) bendi  hükümleri uygulanır.

Hesaplanan borç miktarı, ilgilinin durumu ve ödettirilecek meblağ dikkate alınarak azami beş yıla kadar taksitlendirilebilir. Bunların daha önce ödemiş oldukları tutar ile mecburi hizmetlerinde değerlendirilen sürelere isabet eden tutar, anılan madde uyarınca belirlenecek tutardan düşülür."

 

BAŞKAN – Madde  üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Birgen Keleş; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BİRGEN KELEŞ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 1143 sıra sayılı yasa teklifinin 53 üncü maddesiyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum ve Yüce Meclise saygılar sunuyorum.

Geçici 53 üncü madde, 1981 tarihli ve 2547 sayılı Yasanın 33 üncü maddesine göre lisansüstü eğitim ve öğretim için yurt dışına gönderilenleri ve gene, aynı yasanın 35 inci maddesine göre yurt içinde başka bir üniversiteye lisansüstü eğitim ve öğretim için gönderilmiş olanları ve üniversitelerinde görev yapanları ilgilendirmektedir ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar;

1- Lisansüstü eğitim ve öğretim amacıyla yurt dışında kalmaları gereken süre içerisinde eğitimlerini tamamlayamamaları nedeniyle kadrolarıyla ilişikleri kesilenleri, ilişikleri kesilmeyen, durumu devam edenleri ve bir başka kuruma atananları,

2- Eğitimlerinin herhangi  bir  aşamasında, ne  sebeple olursa olsun  –burası çok önemli- Türkiye’ye geri çağrılmış olanları,

3 - Lisansüstü eğitim-öğretim amacıyla yurt içinde başka bir üniversitede eğitimini tamamlayamadığı için -süresi içerisinde- kadrolarıyla ilişikleri kesilenleri,

4 – Eğitimlerinin herhangi bir aşamasında istifa etmiş olmaları nedeniyle kadrolarıyla ilişikleri kesilenleri, mecburî hizmete başlayıp yarım bırakanları veyahut da mecburî hizmete başlamayanları,

5 – Herhangi bir üniversitede görev yaparken yeniden atanmamak suretiyle üniversiteyle ilişiği kesilenleri, en az yüksek lisans, master derecesi eğitimini başarıyla eğer tamamlamışlarsa, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde Yüksek Öğretim Kuruluna müracaat etmeleri halinde, Yüksek Öğretim Kurulunun olumlu cevabı olduğu takdirde, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 nci maddesine uygun şartları da taşıdıkları durumlarda, müracaat tarihinden itibaren üç ay içinde durumlarına uygun bir öğretim elemanı kadrosundan bir tanesine atanabileceklerdir.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bunları ayrıntılı bir şekilde söyledim; çünkü, daha önce konuşan arkadaşlarımızın bazıları, böyle kendisini bilime adamış olanlardan ve çok nitelikli bilim adamlarından, yurt dışındaki bilim adamlarıyla yarış edilmesinden falan söz ettiler. Kiminle uğraştığımızı biraz daha net anlayalım diye anlattım.

Şimdi, bunlar için kullanılmak üzere, yılda bir defa yapılan, öyle bir sınırı olan koşula da uymadan, 78 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 1 inci maddesi uyarınca, Bakanlar Kurulu, ihtiyaca göre, unvan ve derece değişiklikleri yapabilecektir.

Şimdi, atanması uygun görünmeyenler, altmış gün içerisinde yargıya başvurabileceklerdir. Geçici 53 üncü maddeye göre, Yüksek Öğretim Kurumuna başvurmayanlar veya yargıya başvurmayanlar veya yargı kararıyla öğretim elemanlığına başvurması uygun görülmeyenler, bir yıl içerisinde, Devlet Personel Başkanlığına başvurdukları takdirde, kendilerini, belli bir yerde, kurumda boş memur kadrolarına, sınav şartı olmadan ve açıktan atamaya ilişkin koşullara uyulmadan, altı ay içerisinde tayin etmek mümkün olacaktır. Bir diğer deyişle, sadece mastır yapanlar, doktora yapmak için gidip sadece mastır yapanlar, herhangi bir nedenle Türkiye’ye çağrılanlar -bunun içinde çok sakıncalı nedenler de olabilir- mecburî hizmetlerini yapmayanlar, yarım bırakanlar, ilişkileri kesilenler, herhangi bir üniversitede görev yaparken yeniden atanmadığı için açıkta kalanlar en azından devlet memuru olma olanağına kavuşmuş olacaklardır.

Şimdi, bu durumda, bir defa, Yüksek Öğretim Kuruluna tek tek başvurulara muhatap olma yükümlülüğü verilmektedir, tanınmaktadır; ayrıca da, Yüksek Öğretim Kurulu, oysa, sadece genel kuralları koymakla yükümlü olan bir kuruluştur bugün için, tek tek başvurulara, müracaat edenlere muhatap olma durumunda değildir. Böyle bir yükümlülük yüklenmektedir.

Üniversite kademelerinin söz hakkı gasp edilmektedir; çünkü, bölüm başkanı, ana bilim dalı başkanı, fakülte yönetim kurulu, dekan, rektör bu devrede yoktur. Atanacak olanlarda gerekli niteliklerin aranacağına ve atamalarda mevcut yöntemlerin kullanılacağına dair bir işaret de yoktur. Kaldı ki, memur olacaklar için tam tersi vardır. Hiçbir koşul aranmayacağı, sınırlamaların olmayacağı, sınav şartı aranmayacağı ve yöntemin izlenmeyeceği açıkça belirtilmektedir. Belirli niteliklere sahip olmayı gerektiren ve atamaları belli yöntemlerle yapılan yerlere, bu arkadaşlarımız sınav şartı olmadan, kurallara uyulmadan atanacaktır.

Şimdi, sayın milletvekilleri, yükseköğretim kurullarında, gerek 2547 sayılı Kanuna tabi öğretim üyeliği kadrolarına gerek bu kanuna tabi olmayan öğretim üyeleri kadrolarına atanmanın bir usulü vardır. Bir defa, öğretim elemanı kadrolarına atanmak için ana bilim dalı başkanının ihtiyaç göstermesi lazım, bunun üzerine rektörlükçe belirlenen kriterlere sahip olanlar bilimsel bir sınava girecekler, bilim sınavına girecekler, yabancı dil sınavına girecekler; ancak bunlarda başarılı oldukları takdirde söz konusu kadrolara atanacaklardır. Araştırma görevliliği kadrolarında bile bunlar olduğu gibi, ek olarak, lisansüstü eğitim sınavı puanı aranmaktadır.

Şimdi, 2005 yılında 8 sayılı bir genelge vardı; o genelgeye göre dışarıdan atanacaklar için Devlet Personel Başkanlığının, Maliye Bakanlığının ve Başbakanlığın izni gerekir. Lisansüstü eğitim sınavı puanı talep ettiğimiz araştırma görevlilerinin atanması için de Devlet Personel Başkanlığının ve Maliye Bakanlığının izni gerekir açıktan atama yapıyorsak eğer.

Şimdi, bunlar, bu madde çerçevesinde geçerli değil bu arkadaşlarımız için. Niçin  bunları tanıyoruz; kime tanıyoruz bunları; bir defa, tam başarısız olan arkadaşlarımıza tanıyoruz kabul edelim ki, doktora yapmaya gitmişler doktoralarını yapamamışlar, en fazla mastır yapmışlar en iyi durumda olanları. İkincisi de, bunu başarısız olanlara tanıdığımız gibi, aynı zaman da  başka görevlere de gitmiş olabiliyorlar bu arkadaşlar kendi görevlerini  bırakıp; dolayısıyla, sorumlulukları da fazla olmayan insanlar olabiliyorlar. Kuşkusuz her biri öyle değil, hepsi öyle değil; ama, bunlar da bunların arasında var.

Değerli arkadaşlarım, yurtdışında fevkalade önemli kuruluşlarda, nitelikli kuruluşlarda çok iyi dersler alarak fevkalade iyi doktora ve mastır derecesi almak mümkün olduğu gibi, çok nitelikli olmayan kuruluşlarda hafif dersler alarak doktora ve mastır derecesine ulaşmak da mümkündür. Yüksek Öğretim Kurulları ülkenin geleceği açısından, gelecek nesillerin niteliği açısından fevkalade önemli kurullardır. Ne yazık ki, Türkiye’de yükseköğretim elemanlarına verilen maaşlar çok yetersiz kaldığı için, eskisi gibi, sınıflarının en parlak öğrencileri akademik kariyerde kalmak için çok büyük bir heyecan göstermemektedirler; ama, buna rağmen, bugünkü durumda bile iyi talebeler ciddî sınavlardan geçerek bu görevlere atanmaktadırlar. Bir öğretim üyesinin kendi uzmanlık alanında fevkalade iyi olması, yurtdışında olanları, bilimde olanları iyi takip etmesi, kendi mesleğindeki insanların yurtdışında çok tanınmış olanlarıyla işbirliği yapabilmesi, müşterek araştırmalar yapabilmesi, kitaplar yazabilmesi fevkalade önemlidir; hem kendisi için hem kurumu için hem de bilim adına fevkalade önemlidir ve aynı zamanda, bu kişilerin daha cazip bir iş buldukları zaman, kendi kurumlarını ve talebelerini yüzüstü bırakmamaları da önemlidir. Takdir edersiniz ki, biraz önce bahsetmiş olduğum arkadaşların her iki alanda da çok başarılı bir sınav verdiğini söylemek mümkün değildir.

Şimdi, geçici 53 üncü maddede öngörülen atamalar, çalışkan, sorumluluğunu bilen, sınavlarda başarılı olan; ancak, bu alanda büyük bir yarış olduğu için istediği öğretim kurulunda, istediği pozisyona atanamamış olan parlak öğrenciler açısından gerçek bir haksızlıktır.

Gene, mastır bile yapamayanların memurluğa yerleştirilmiş olmaları ise, tekrar tekrar devlet memurluğuna giren, sınav kazandığı halde bir türlü tayin edilme olanağını bulamayan arkadaşlarımız açısından büyük bir haksızlıktır, adaletsizliktir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Keleş, lütfen toparlar mısınız; buyurun.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Toparlayayım.

Geçici 53 üncü maddeyle gerçekleştirmek istediklerimiz, hakla, hukukla -atamalarla ilgili olan kısmı için söylüyorum- hukuk devleti olmanın nitelikleriyle, gerekleriyle bağdaşan bir iş değildir değerli arkadaşlarım. Üniversitelerde kalitenin düşmesine yol açacak bir düzenlemedir. Bu, hem üniversitede kariyer yapmak isteyenlere, bu konuda çok çaba gösteren parlak öğrencilere hem de memuriyet sınavından başarılı olduğu halde ataması yapılmayanlara karşı yapılan bir haksızlıktır. Onun için, aslında, geçici 53 üncü maddenin atamalarla ilgili kısmının geri çekilmesi çok anlamlı olurdu.

Mecburî hizmet borçlarının ödenmesi ve bunun için bazı indirimler, kolaylıklar sağlanması başka bir olaydır. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak onun taraftarıyız. Nitekim, teklif hazırlayarak, bu konuda yaklaşımı benimsemiş durumdayız; ama, bu kesinlikle, getirilenler, atamaları içermemelidir.

Sayın milletvekilleri, gerek bu teklifteki atamalarla ilgili olarak getirdiğiniz öneriler gerek 15 yeni üniversitenin rektör atamalarıyla ilgili olarak getirdiğiniz yöntem değişikliklerinin nelere yol açacağını bildiğinize inanıyorum; ama, aynı zamanda, vazgeçmenizi diliyorum; çünkü, yaptığınız iş, haksızlıktır, adaletsizliktir, Anayasaya ve ilgili yasalara aykırıdır ve üniversiteye, eğitime, üniversite eğitimine vurulan bir darbedir. Bunları akademik kariyere yerleştirmek, sınavsız yerleştirmek, koşulsuz yerleştirmek, alınan kuralları bir kenara iterek yerleştirmek başka bir olaydır, bunların mağduriyetlerini gidermek, burs nedeniyle uğradıkları borçları bir şekilde telafi etmek, hafifletmek başka bir olaydır. Umuyorum, ikincisi için gayret sarf ederiz; ama, üniversitelerimizin niteliğini, kalitesini bozmayız.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Keleş.

 

 

Madde üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına söz isteyen, Süleyman Sarıbaş, Malatya Milletvekili.

Buyurun Sayın Sarıbaş. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; görüşmekte olduğumuz teklifin çerçeve 2 nci maddesinin geçici 53 üncü maddesi üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına söz aldım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, ben, çok uzatmayacağım gecenin bu saatinde. Şimdi, bu maddede, şurada bir ibare var: Ancak, bunlardan yüksek lisans eğitimini başarıyla tamamlayamamış olanlar, devlet memurluğuna atanırlar deniliyor. Çok doğru bir şey, hakikaten, sıkıntılarını önlemek bakımından, mecburî hizmetleri de olduğu için, bunları açıktan atama hükümlerine tabi tutmadan atamakta fayda var. Ancak, bir de kendi nam ve hesaplarına, yani, kendi imkânlarıyla veya değişik imkânlarla yurt dışına gidip yüksek lisans eğitimlerini başarıyla tamamlamış insanlarımız da var. Yani, çağımızda en büyük sorunlardan biri, gelişmekte olan ülkelerden gelişmiş ülkelere giden beyin göçü. Şimdi, bu insanlar, kendi imkânlarıyla, bir şekilde gidiyorlar, oradaki üniversitelerde, hakikaten çok başarılı olarak yüksek lisanslarını tamamlıyorlar; ancak, ülkelerine dönme noktasında, hiçbir güvenceleri olmadığı için, o üniversitelerde veya o ülkelerde kalıyorlar. Oysa, bu başarılı insanlara, bu maddede bir ilaveyle, onlar da döndükleri takdirde… Nasıl ki, başarısız olanları devlet memuru olarak atıyoruz, başarılı olup, yüksek lisansını başarıyla tamamlayanları da, döndükleri takdirde, en azından devlette istihdam etme… Bunların sayılarının da çok olduğunu sanmıyorum, geleceklerini de sanmıyorum; ama, en azından bir imkân tanımak, hiç değilse ülkesini, milletini düşünüp, artık biraz milletime, ülkeme hizmet edeyim anlayışında olanları bu ülkeye çekmekte fayda var.

Yine, bir başka konu: Yurt içinde üniversitelerde yüksek lisansını başarıyla tamamlamış olanların da, üniversitelerin kadro durumları, bilmem neye göre, tekrar açıkta kalma imkânları var. Hepimize gelmiştir, sizlere de gelmiştir. O dönemde yatay geçiş aramaya başlıyorlar tam lisansları bitmek üzereyken veya süreleri dolmak üzereyken. Bu da her zaman mümkün olmuyor. Oysa, bu insanlarımıza da bu kolaylığı açmak lazım. Yani, bir insan ömrünün dört yılını üniversiteye, arkasından bir dört yılını da yüksek lisansa ayırmış ve bunda da başarılı olmuşsa, ister yurt içinde ister yurt dışında, artık bu insanları, başarısız olanları atadığımıza göre, bu beyin insanlarımızı da devletin ilgili kademelerinde istihdam etmekte fayda vardır diye düşünüyorum. Bu konuda bir önerge de verdik. Hepinizin desteğini bekliyorum. Saygılar sunuyorum arkadaşlar. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sarıbaş.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen, Mehmet Tekelioğlu, İzmir Milletvekili.

Sayın Tekelioğlu, vazgeçtiniz galiba?

Teşekkür ediyorum.

MEHMET S. TEKELİOĞLU (İzmir) – Hayır efendim, vazgeçmedim, geliyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tekelioğlu.

 

MEHMET S. TEKELİOĞLU (İzmir) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bu madde üzerinde aslında fazla konuşmayacaktım; ancak, burada, Sayın Gazalcı, Sayın Özyurt ve Sayın Keleş bazı hususları dile getirdiler; bu hususların açığa çıkmasını arzu ettim, o bakımdan kısaca bazı şeyler söylemek istiyorum.

Sayın Gazalcı ve -eğer yanlış anlamadıysam- Sayın Keleş, başarısızlığı ödüllendirme gibi bir tehlikeden söz ettiler. Değerli arkadaşlarım, burada başarısızlığı ödüllendirme diye bir şey söz konusu değildir. Üniversitelere hak etmediği halde girmek gibi bir şey söz konusu değildir. Üniversitelerde hak etmediği halde öğretim üyesi olmak gibi bir şey söz konusu değildir. Eğer madde dikkatle okunursa orada açıkça görülecek ki, Yüksek Öğretim Kurulu uygun bulduklarını atayabilir deniliyor. Dolayısıyla, bir öğretim üyesi yurt içinde hangi prosedürden geçiyorsa, yurt dışından gelmiş bu arkadaşlarımız da aynı prosedürden geçecekler; dolayısıyla, başarısızlığı ödüllendirme diye bir şey söz konusu değildir, bunun iyi anlaşılması gerekir.

Tabiî ki biz unvan dağıtmıyoruz, böyle bir şey söz konusu değil, herkesin genel hükümlere tabi olması gerekir. Doktora derecesi olan birinin borçlarını affetmek farklı bir şey, faiz borçlarını silmek farklı bir şey, ona unvan vermek başka bir şey.

Bir başka husus, Sayın Özyurt üniversitelerin önündeki yığılmadan söz etti, aynı konudan ben de söz etmiştim; fakat, bir meslek eğitimini eğer özendirirsek bu yığılmanın önüne bir türlü geçebiliriz demiştim. Değerli arkadaşlarım, bana sorarsanız, meslek sahibi olmak, üniversite mezunu olmaktan daha önemlidir; ama, bizim toplumumuzda bir şey var, bunu burada değerli arkadaşımız da söyledi, insanlar istiyorlar ki çocukları üniversite mezunu olsunlar. Diyorsunuz ki gel meslek sahibi olsun, bırak üniversite mezunu olması şartını, hayır diyor, onu bir statü olarak görüyor; bu, bizim toplumumuzun bir realitesi, biz beğensek de beğenmesek de böyle. O zaman bizim yapacağımız iş, bütün bir toplum olarak, burada biz Meclis olarak, bütün ülkenin aydınları olarak, Yüksek Öğretim Kurulu olarak, bu konularda düşünenler olarak yapmamız gereken iş, meslek eğitimini nasıl özendirebiliriz, bunu nasıl teşvik edebiliriz, üniversitelerin önündeki yığılmayı nasıl azaltabiliriz, bunu tartışmaktır; ama, bunu tartışmak yerine, benim burada söylediğim “yüksek teknolojiye sahip olmamız gerekir; silikon vadisi bir örnektir, Hindistan’ın software’deki başarısı bir örnektir” sözlerini komik olarak nitelemek, belki komikliğin kendisidir.

Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Murat Mercan…

HASAN MURAT MERCAN (Eskişehir) – Vazgeçtim.

BAŞKAN – Vazgeçiyor. Teşekkür ediyoruz Sayın Mercan.

Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan?.. Yok.

Hatay Milletvekili Mehmet Eraslan?.. Yok.

Samsun Milletvekili Haluk Koç?..

HALUK KOÇ (Samsun) – Birgen Keleş konuşacak.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Keleş.

 

 

BİRGEN KELEŞ (İstanbul) – Efendim, biraz önce konuşan arkadaşımız “sınavsız ve koşullara uymadan atanmaları söz konusu değildir” dedi. Sanıyorum, bir dikkat eksikliği var. Çünkü, metni okuduğunuz zaman, hiçbir zaman “sınava girecek” demiyor, “aynı koşullara uyularak” demiyor. Tam tersine, “dışarıdan atama koşullarına uyulmadan” diyor mesela memurlar için. Tam tersine, “uygulanan yöntem uygulanmadan atanacaktır” diyor, “sınav olmayacaktır” diyor. Yani, bunun tam tersini söylüyor. Memurların sınava kaçar defa girdiğini biliyor musunuz? Memurlar tekrar tekrar sınava giriyorlar; ama, buna rağmen atanamayabiliyorlar. Şimdi düşünebiliyor musunuz, milyonlarca insan tekrar tekrar sınava girerken ve atanamazken, siz doktora yapmak için gidip, kendisine öyle bir şans verilmiş olan; ama, mastır bile yapamamış olan bir insanı getirip memuriyete atamak istiyorsunuz. Bu açıkça yazıyor, metinde yazıyor. Bunun hakla, adaletle, hukuk devleti olmanın gerekleriyle ilgili bir yanı yok ki, bağdaşan bir yanı yok ki.

Öbürü için diyorsunuz ki: “YÖK uygun gördüğü takdirde.” YÖK’ün böyle bir görevi yok ki. YÖK’ün tek tek başvuruları ele alıp incelemek, uygun görme diye bir görevi yok; çünkü, üniversitelere, doktora yapmış olanlar bile ancak sınavla giriyorlar. Bu da çok doğal; çünkü, biraz önce de söylemiş olduğum gibi, yurt dışında doktora yapmak, insanları bilgi, birikim, deneyim açısından eşit düzeye ulaştırmıyor. Çünkü, üniversiteler birbirinden farklı kalitede, farklı nitelikte. Dolayısıyla, çok ciddî bir üniversitede ciddî dersler alarak, hakikaten, dünya çapında bir iktisatçı olabilirsiniz veyahut da bir tıp doktoru olabilirsiniz; ama, eğer, bu şeyi siz bir uydurma bir üniversitede, yani, niteliği o kadar yüksek olmayan bir üniversitede hafif dersler alarak geçirmişseniz, doktoranız var diye birinci üniversiteden mezun olanlarla eşit bir şekilde kolunuzu sallaya sallaya üniversiteye giremiyorsunuz. Haklı olarak sınav yapıyorsunuz…

MEHMET S. TEKELİOĞLU (İzmir) – Giremiyor!..

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Hayır, sizin yazdığınız şekilde giriyor… Hayır, yazdığınız şekilde giriyor, lütfen, metni tekrar okuyunuz. Yazdığınız şekilde giriyor, bizim de itirazımız onadır. Çünkü, bu, yozlaştırma demektir. Üniversitelerin kalitesinde bir dejenerasyona yol açma demektir ve gelecek nesillerin niteliğiyle oynama demektir. O bakımdan, bunun atamalarla ilgili kısmının gerçekten değiştirilmesi gerekir.

Çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Keleş.

Madde üzerinde 2 adet önerge vardır; önergeleri önce geliş sırasına göre okutup, sonra aykırılıklarına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1143 sıra sayılı Yasanın çerçeve 2 nci maddesinin yer alan geçici 53 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında geçen “başarıyla tamamlayamamış olanları” ibaresinden sonra araya “ile kendi nam ve hesabına veya herhangi bir sebeple yurt dışında yükseklisans eğitimini başarıyla tamamlamış olanlar ve yine, yurt içinde yükseklisanslarını başarıyla tamamlamış olanlar” ibaresinin eklenmesini arz ve talep ederiz.

               Muharrem Doğan                                 Hüseyin Özcan                                  Süleyman Sarıbaş

                      Mardin                                               Mersin                                              Malatya

               İbrahim Özdoğan                                 Dursun Akdemir

                      Erzurum                                               Iğdır

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum ve işleme alıyorum:

Türkiye Büyük millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1143 sıra sayılı Teklifin çerçeve 2 nci maddesinin geçici 53 üncü maddesinin yedinci fıkrasına aşağıdaki (C) bendinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“c) Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğünce verilen yurt içi kredilere uygulanan faizler hakkında da bu kanun hükümleri uygulanır.”

                Mustafa Gazalcı                               Kemal Kılıçdaroğlu                                    Kemal Sağ

                      Denizli                                              İstanbul                                               Adana

                Feridun Baloğlu                                      Haluk Koç                                      Mustafa Özyurt

                      Antalya                                              Samsun                                                Bursa

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükümet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Gazalcı, buyurun.

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) – Sayın Başkan, Sayın arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Önergemizi açıklamak için söz aldım; ancak, önce, Sayın Tekelioğlu’nun, bizim konuşmamızı kendi yorumu içinde sunmasına bir küçük yanıt vermek istiyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, söylediğimiz şu: Yurtdışında mastır, doktora yapmak için giden kişileri, hiçbir ayırım gözetmeksizin bir kümelendirme, sayılama yapmaksızın, tümüne bir kolaylık gösteriyoruz. Şimdi, bilen var mı içinizde ya da Sayın Tekelioğlu biliyor mu, bu ilişiği kesilen arkadaşlar, kaçı, hangi nedenden ilişiği kesildi, kaçı başarısız oldu; ya da, gerçekten, başka bir olaya karıştı; bunları bilmiyoruz. Ben, nitelikli olanla olmayanı, başarılı olanla olmayanı, hak edenle hak etmeyeni ayırmadığımızı, kötü bir yol yaptığımızı söylüyorum. Bu, eğitim için bedel ödenecek kötü bir yoldur. Yarın, yurtdışına gönderdiğimiz, devlet parasıyla gönderdiğimiz burslu öğrencilerin ya, bir gün gelir nasıl olsa affedilir, ben, burada, beş yıl, on yıl gitmeyeyim, başarmayayım, dönmeyeyim; ama, siz öyle bir tablo çiziyorsunuz ki, bunlar, yetişmiş, büyük beyinler, gelecekler buraya, Türkiye’nin eğitimine nitelik verecekler; “keşke öyle olsa; içinde öyleleri de vardır, haklılar vardır” dedik. Bunu çarpıtmanın gereği yok ki. Siz de biliyorsunuz böyle bir ayırım olmadığını, yapmadığınızı. Yani, bir eleme yaptınız mı, bir sayılama yaptınız mı şu nedenden, şunlar, şu kadar ilişiği kesilmiştir diye; hayır.

Şimdi, gelelim önergemize: Sevgili arkadaşlar, yurtdışında bulunan kişilerin faizlerini kaldırıyorsunuz, ödeme kolaylığı getiriyorsunuz ve 2006’dan başlayarak, beş yıl yayarak onlara bir kolaylık getiriyorsunuz. Bu tamam, bu artık geçiyor, biz de destekliyoruz; ama, ben, diyorum ki, Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğünden kredi almış insanlar var, öğrencilerimiz var bizim. Biliyorsunuz, Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü 60’lı yıllarda kurulmuş, ülkeye hizmet etmiş bir kurum, bugün de hizmetine devam ediyor. Yurtlar yapmıştır, öğrencilere kredi vermiştir.

Geçen gün bir düzenleme oldu. İşe girmedikten sonra belge gösterirse, ki, biz de katıldık, komisyonda görüşüldü…

BAŞKAN – Sayın Gazalcı, bir saniye.

Sayın milletvekilleri, çalışma süremiz tamamlanmıştır.

Önerge işlemleri yapılana kadar çalışma süresinin uzatılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Maddenin mi?.. (AK Parti sıralarından “Önerge” sesleri) O zaman niye uzatıyoruz?!

BAŞKAN - Buyurun Sayın Gazalcı.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, biz, bu önergeyle diyoruz ki, kredi almış; ama, yüksek faiz binmiş, icralık olmuş yurtiçindeki çocuklar da, aynen, bu yasanın ölçülerine girsin, onlar da onun gibi olsun.

Bakın, demin, bir örnek verdim, yine bir örnek vermek istiyorum. Anaparası 665,91 YTL olan bir öğrenci, 1 940,27 YTL’ye gecikme zammı binmiş ve gecikme faiziyle beraber toplam borç 2 606,18 YTL olmuş. Baba diyor ki: “Ben bunu ödeyemem.” Bunun gibi onlarca, yüzlerce, binlerce insan var yurdun her yanında.

Şimdi, bir yasa yapıyorsunuz, orada hiçbir ayırım gözetmiyorsunuz. Burada, krediyi almış, mezun olmuş, hiçbir suça, hiçbir olaya karışmamış, işe girmediği için de ödeyememiş, babası da ödeyemiyor, ailesi de ödeyemiyor. Biz, önergemizde diyoruz ki; gelin, bunlar da, bu yasada koyduğunuz ölçüler gibi, anaparayı ödesinler, belirli bir kolaylık gösterelim geçmişe dönük. Bu, bir haktır, bir adalettir, insaf ölçülerine sığacak bir durumdur; yani, burada, daha önce kredi almış, mezun olmuş; ama, dayanılmaz faizler gelmiş, icralık olmuş insanlar var, bunları da bu yasanın içine sokalım diyoruz.

Önergemizin kabulünü diliyorum, hepinize saygılar sunuyorum, sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gazalcı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1143 sıra sayılı yasanın çerçeve 2 nci maddesinin geçici 53 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında geçen “başarıyla tamamlayamamış olanlar” ibaresinden sonra araya “ile kendi nam ve hesabına veya herhangi bir sebeple yurt dışında yükseklisans eğitimini başarıyla tamamlamış olanlar ve yine, yurt içinde yükseklisanslarını başarıyla tamamlamış olanlar” ibaresinin eklenmesini arz ve talep ederiz.

                                                                                                                                                                         Muharrem Doğan (Mardin) ve arkadaşları                                        

BAŞKAN – Sayın Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükümet?..

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yükseklisansını tamamlayan ve boşta gezen vatandaşlarımızın da bu haktan yararlanması gerektiği düşüncesindeyiz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, çalışma süremiz tamamlandığı için, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 7 Haziran 2006 Çarşamba günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 00.04

 

 

 



(x) 1143 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(X) Açıkoylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağın sonuna eklidir.

(x) Açıkoylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağın sonuna eklidir.

(X) Açıkoylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağın sonuna eklidir.

(X) Açıkoylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağın sonuna eklidir.

(X) Açıkoylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağın sonuna eklidir.