DÖNEM: 22         YASAMA YILI: 4

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

CİLT : 103

 

31 inci Birleşim

14 Aralık 2005 Çarşamba

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1.- 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1119) (S. Sayısı: 1028)

2.- 2004 Malî Yılı Genel Bütçeye Dahil Dairelerin Kesinhesaplarına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile 2004 Malî Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1084, 3/907) (S. Sayısı: 1029)

3.- 2004 Malî Yılı Katma Bütçeye Dahil İdarelerin Kesinhesaplarına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile 2004 Malî Yılı Katma Bütçeli İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1085, 3/908) (S. Sayısı: 1030)

IV.- AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın, Isparta Milletvekili Erkan Mumcu'nun, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Isparta Milletvekili Erkan Mumcu'nun, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ile Isparta Milletvekili Mehmet Emin Murat Bilgiç’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

V.- SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğüne yapılan atamaya ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/8630)

2.- Antalya Milletvekili Osman ÖZCAN'ın, Antalya-Serik-Belek Beldesinde bir şirketin çevreye zarar verdiği iddiasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/8631)

3.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, doğrudan gelir desteği ödemelerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı (7/9593)

4.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, yeni alınacak tarım gönüllülerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı (7/9594)

5.- İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, sinema rüsum paylarına ve sinema filmlerinin desteklenmesine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/9674)

6.- İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, balık çiftliklerine,

Tarım arazilerini farklı amaçlarla kullananlara yönelik düzenlemeye,

- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, 2005 yılı gübre desteği ödemesine,

- Eskişehir Milletvekili Mehmet Vedat YÜCESAN'ın, küresel ısınmanın Türk tarımına etkilerine,

- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Tarım Sigortaları Kanunu  uygulamasına,

- İstanbul Milletvekili Zülfü LİVANELİ'nin, balık çiftliklerine,

- Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, Çukurova Bölgesinde tarımın desteklenmesine,

- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, tamamlanmamış yatırımlara,

İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı (7/9728, 9729, 9730, 9731, 9732, 9733, 9734, 9735)

7.- Uşak Milletvekili Osman COŞKUNOĞLU'nun, kuş gribine karşı alınması gereken önlemlere ilişkin Başbakandan sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı (7/9763)

8.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, yatırmalara tahsis edilen arazilere ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/9765)

9.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Antalya turizm master planına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/9850)

10.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, alınan ve hurdaya çıkarılan araçlara ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/9885)

11.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, alınan ve hurdaya çıkarılan araçlara ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/9886)

12.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, alınan ve hurdaya çıkarılan araçlara,

- Muğla Milletvekili Ali Cumhur YAKA'nın, beyaz et ihracatına ve kuş gribiyle ilgili bir beyanına,

- Afyonkarahisar Milletvekili Halil ÜNLÜTEPE'nin, Manisa Tavuk ve Aşı Üretim Enstitüsü ile Afyonkarahisar Kocatepe Tarımsal Araştırma Enstitüsü'nün kapatılması kararına,

- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, alınan ve hurdaya çıkarılan araçlara,

- Kırklareli Milletvekili Mehmet S. KESİMOĞLU'nun, doğrudan gelir desteği ödemelerine,

- Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın, et tüketimine,

- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, tarımsal destek miktarına,

- Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın, et tüketimine,

İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı (7/9892, 9893, 9894, 9895, 9896, 9897, 9898, 9899)

13.- Gaziantep Milletvekili Abdülkadir ATEŞ'in, müteahhitlerin TOKİ'ye araç tahsis ettiği iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/9905)

14.- İzmir Milletvekili Muharrem TOPRAK'ın, İzmir Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliğinin süt desteklemesinden faydalanamamasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı (7/9912)

15.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Antalya'nın Kundu bölgesindeki çevre kirliliğine karşı alınan tedbirlere ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/10045)

16.- Kocaeli Milletvekili İzzet ÇETİN’in, SSK’nın devre konu taşınır, taşınmaz ve taşıtlarının bedel tespitlerine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN’ın cevabı (7/10096)

17.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in, Bonn'daki eski büyükelçilik binasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/10098)

18.- Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat MELİK'in, Suriye sınırındaki mayınlı arazinin temizlenmesine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/10103)

19.- İzmir Milletvekili Türkân MİÇOOĞULLARI'nın, bürokrat atamalarına,

- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa'nın Gemlik İlçesinde zeytin ağaçlarında görülen bir hastalığa,

- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in, çeltik alım fiyatlarına,

- Erzincan Milletvekili Erol TINASTEPE'nin, tarım ve hayvancılıktaki bazı sorunlara,

- Kırklareli Milletvekili Mehmet S. KESİMOĞLU'nun, Kırklareli'nde bağcılığın geliştirilmesine,

- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, TMO Çankırı Ofisindeki hububat boşaltımıyla ilgili bir iddiaya,

- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bartın İlindeki yatırımlara,

Bingöl İlindeki yatırımlara,

Ağrı İlindeki yatırımlara,

Bitlis İlindeki yatırımlara,

Bolu İlindeki yatırımlara,

Elazığ İlindeki yatırımlara,

Çankırı İlindeki yatırımlara,

Kars İlindeki yatırımlara,

Düzce İlindeki yatırımlara,

Gümüşhane İlindeki yatırımlara,

Kayseri İlindeki yatırımlara,

Kütahya İlindeki yatırımlara,

Kilis İlindeki yatırımlara,

Nevşehir İlindeki yatırımlara,

Sakarya İlindeki yatırımlara,

İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı (7/10153, 10154, 10155, 10156, 10157, 10158, 10159, 10160, 10161, 10162, 10163, 10164, 10165, 10166, 10167, 10168, 10169, 10170, 10171, 10172, 10173)

20.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Adıyaman İlindeki yatırımlara,

Aksaray İlindeki yatırımlara,

Amasya İlindeki yatırımlara,

Erzurum İlindeki yatırımlara,

Siirt İlindeki yatırımlara,

Şırnak İlindeki yatırımlara,

Rize İlindeki yatırımlara,

İlişkin soruları ve Devlet Bakanı Nimet ÇUBUKÇU'nun cevabı (7/10697, 10698, 10699, 10700, 10701, 10702, 10703)

21.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa İlindeki yatırımlara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Nimet ÇUBUKÇU'nun cevabı (7/10822)

22.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa İlindeki yatırımlara ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı (7/10823)

23.- İzmir Milletvekili Canan ARITMAN'ın, SHÇEK Malatya Çocuk Yuvasında yaşanan olumsuzluklara,

- Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, kadın istihdamına,

- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in, SHÇEK Malatya Çocuk Yuvasında yaşanan olumsuzluklara,

İlişkin soruları ve Devlet Bakanı Nimet ÇUBUKÇU'nun cevabı (7/10845, 10846, 10847)

24.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Antalya'daki SİT alanlarına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/10862)

25.- Diyarbakır Milletvekili Mesut DEĞER'in, kuş gribine karşı alınan tedbirlere,

Tütün kotasına ve tütün üreticilerinin desteklenmesine,

Çiftçilerin gübre borçlarına,

Arazilerin yeni sahiplerine doğrudan gelir desteği ödemelerine,

- İstanbul Milletvekili Gürsoy EROL'un, balık çiftliklerinin denetimine,

İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı (7/10876, 10877, 10878, 10879, 10880)

 


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak üç oturum yaptı.

Bayburt Milletvekili Ülkü Gökalp Güney'in, devletten yeterli ödenek alamayan yataklı sağlık kuruluşlarının sıkıntılarına ilişkin gündemdışı konuşmasına, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan cevap verdi.

Ordu Milletvekili İ. Sami Tandoğdu, fındık üreticilerinin sorunlarına,

Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat Melik, Şanlıurfa'nın trafik sorununa ve alınması gereken tedbirlere,

İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.

İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanlığının, açık bulunan başkanvekili,

(10/322, 323, 324) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye,

Seçimlerini yaptıklarına ilişkin tezkereleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

TBMM Başkanlığınca esas komisyon olarak İçişleri Komisyonuna, tali komisyon olarak da Adalet ve Dışişleri Komisyonlarına havale edilmiş olan Pasaport Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/746), Avrupa Birliği müktesebatını ilgilendiren boyutunun olması nedeniyle  Avrupa Birliği Uyum Komisyonuna da havale edilmesine ilişkin Komisyon Başkanlığı tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu; tezkerede belirtilen istem İçişleri Komisyonunca da uygun bulunduğundan, gereğinin yerine getirildiği açıklandı.

Malatya Milletvekili Ali Osman Başkurt'un, Tarım, Orman ve Köyişleri,

Kars Milletvekili Selami Yiğit'in, Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji,

Komisyonu üyeliklerinden çekildiklerine ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Niğde Milletvekili Mahmut Uğur Çetin ve 22 milletvekilinin, elma üreticilerinin ve elma yetiştiriciliğinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla (10/328),

Antalya Milletvekili Osman Kaptan ve 49 milletvekilinin, turizm tesislerinden alınan sosyal ve teknik altyapı katkı payı kaynağı konusunda (10/329),

Gaziantep Milletvekili Abdulkadir Ateş ve 32 milletvekilinin, Amerikan Haber Alma Örgütünün ülkemizde hukukdışı bazı faaliyetlerde bulunduğu yönündeki iddiaların araştırılması amacıyla (10/330),

Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve öngörüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Katar ve Bahreyn'e yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi kabul edildi.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 273 üncü sırasında yer alan 979'a 1 inci ek sıra sayılı komisyon raporunun bu kısmın 5 inci sırasına alınmasına ilişkin CHP Grup önerisinin, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edilmediği açıklandı.

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Konya Milletvekili Atilla Kart'ın, konuşmasında, Başbakan ve bakanlara sataşması nedeniyle bir açıklamada bulundu.

İzmir Milletvekili Yılmaz Kaya'nın, 5682 Sayılı Pasaport Kanununun 14 üncü Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında (2/525),

Şanlıurfa Milletvekili Turan Tüysüz'ün, 6136 Sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar Hakkındaki Kanunun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair (2/582),

Kanun Tekliflerinin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergelerinin, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edilmedikleri açıklandı.

Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji,

Plan ve Bütçe,

Çevre,

Komisyonlarında açık bulunan ve Anavatan Partisi Grubuna düşen 1'er üyelik için, aday gösterilen milletvekilleri seçildiler.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:

1 inci sırasında bulunan, Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı: 305) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporu henüz gelmediğinden;

2 nci sırasında bulunan, Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında (1/950) (S. Sayısı: 920),

3 üncü sırasında bulunan, Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin (1/1030) (S. Sayısı: 904),

Kanun Tasarılarının görüşmeleri, ilgili komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından;

Ertelendi.

4 üncü sırasında bulunan, Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Bağlı Okulların Millî Eğitim Bakanlığına Devredilmesi ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/1050) (S. Sayısı: 1009), görüşmelerine devam olunarak 11 inci maddesine kadar kabul edildi.

14 Aralık 2005 Çarşamba günü, alınan karar gereğince saat 11.00'de toplanmak üzere, birleşime 20.06'da son verildi.

 

 

Nevzat Pakdil

 

 

Başkanvekili

 

 

Ahmet Gökhan Sarıçam

Mehmet Daniş

 

Kırklareli

Çanakkale

 

Kâtip Üye

Kâtip Üye

 

 


                         No.:                             46

II.- GELEN KÂĞITLAR

14 Aralık 2005 Çarşamba

Tasarılar

1.- Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu Tasarısı (1/1153) (Adalet; Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.12.2005)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İsrail Devleti Hükümeti Arasında Sınai Araştırma-Geliştirme Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/1154) (Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.12.2005)

Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergeleri

1. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ardahan İlindeki bir köy yoluna ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6893)

2. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, bir ilin bir ilçesi ve bağlı köylerinin sağlık ocağı ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9556)


BİRİNCİ OTURUM

Açılma saati: 11.00

14 Aralık 2005 Çarşamba

BAŞKAN: Bülent ARINÇ

KÂTİP ÜYELER: Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir), Harun TÜFEKCİ (Konya)

BAŞKAN- Türkiye Büyük Millet Meclisinin 31 inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayımız vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Gündemimize göre, 2006 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli Daireler ve İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarılarının görüşmelerine başlıyoruz.

III. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1.- 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1119) (S. Sayısı: 1028) (x)

2.- 2004 Malî Yılı Genel Bütçeye Dahil Dairelerin Kesinhesaplarına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile 2004 Malî Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1084, 3/907) (S. Sayısı: 1029) (x)

3.- 2004 Malî Yılı Katma Bütçeye Dahil İdarelerin Kesinhesaplarına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile 2004 Malî Yılı Katma Bütçeli İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1085, 3/908) (S. Sayısı: 1030) (x)

BAŞKAN- Komisyon?.. Yerinde.

Hükümet?.. Yerinde.

Sayın milletvekilleri, Komisyon raporları 1028, 1029 ve 1030 sıra sayılarıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Şimdi, bütçe kanunu tasarılarının sunuş konuşmasını yapmak üzere Hükümete, Hükümet adına Sayın Maliye Bakanına söz vereceğim.

Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul)- Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

17 Ekim 2005 günü Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan 2006 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2004 Mali Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarıları Plan ve Bütçe Komisyonunda bütün yönleriyle incelenip son şeklini almış, bugün de, Genel Kurul görüşmeleri başlamaktadır. Bu vesileyle, yorucu çalışmalar sonucunda yaptıkları katkılar için Plan ve Bütçe Komisyonunun Değerli Başkanı ve üyeleri ile görevlilerine ve bu sürece katkıda bulunan bütün bakan arkadaşlarıma ve kamu kurum ve kuruluşlarının bütün temsilcilerine teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2006 yılı bütçesi kendi düşünce geleneğimizden hareketle, yerli ve köklü değerler sistemimizi evrensel standarttaki muhafazakâr siyaset çizgisiyle yeniden üreterek, Türk siyasetine yeni bir vizyon getirmeyi amaçlayan AK Parti Hükümetlerinin yıllık bazdaki dördüncü bütçesidir. Bu bütçe aynı zamanda devletimizin çokyıllı  ilk bütçesidir. Ekonomide  elde ettiğimiz önemli kazanımların temel taşlarından biri olan malî disiplin anlayışını daha geniş bir döneme yayarak güçlendirmekte olan çokyıllı bütçe, maliye politikasıyla ilgili belirsizlikleri ortadan kaldırarak herkesin önünü görmesini sağlayacaktır.

Toplanan vergilerden daha fazla kaynağın, faiz ödemelerine aktarıldığı  bütçeleri unutmadık.  İktidarımız döneminde bütçeler vergilerin her kuruşunun vatandaşlarımıza daha fazla aş, iş ve hizmet olarak dönmesini sağlayacak bir titizlikle hazırlanmaktadır. 2006 bütçesini de, böyle bir anlayışla huzurlarınıza getirmiş bulunuyoruz.

2006 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısına geçmeden önce, sizlere dünya ve Türkiye'nin makroekonomik görünümü konusunda bazı özet bilgiler sunmak istiyorum.

Dünya ekonomisi, 2004 yılında petrol fiyatlarındaki artışa rağmen yüzde 5,1 gibi yüksek bir oranda büyümüştür. 2005 yılında da dünya ekonomisi yavaşlamakla birlikte, büyümeye devam etmektedir. ABD ve Çin'de yüksek oranlı büyüme eğilimi sürerken, Japonya ekonomisindeki canlanma süreci devam etmektedir. AB bölgesinde ise, üçüncü çeyrekteki göreli toparlanmaya rağmen belirgin bir iyileşme görülememektedir.

Talepteki güçlü artış, ABD dolarının değer kaybı, düşük stoklar, üretim ve rafineri kapasitelerinin kısa vadede artırılamaması ve arza ilişkin endişeler nedeniyle 2004 yılı ortalarından itibaren yükselmeye başlayan petrol fiyatları 2005 yılında da artışını sürdürmüş ve varil fiyatı 70 dolarla rekor seviyelere ulaştıktan sonra düşüş eğilimine girmiştir. Son dönemlerde petrolün varil fiyatı 55-60 dolar aralığında seyretmektedir.

Petrol dışındaki diğer mal fiyatlarında da önemli artışlar kaydedilmiştir. Özellikle, onsu 530 dolar seviyesinin üstüne kadar çıkan altın fiyatlarındaki artış dikkati çekmektedir.

Petrol ve diğer mal fiyatlarındaki artışların enflasyon üzerindeki etkisi fiyat istikrarını bozacak seviyede olmamakla birlikte, giderek hissedilmeye başlanmıştır. Nitekim, ABD'de yüksek petrol fiyatlarının etkisiyle tüketici fiyatlarındaki artış eylül ayındaki yıllık bazda son beş yılın en yüksek seviyesi olan yüzde 4,7'ye ulaştıktan sonra, ekim ayında yüzde 4,3'e gerilemiştir. Yüzde 2,6 oranındaki artışla son yılların en yüksek tüketici fiyatlarıyla tanışan euro bölgesindeki enflasyon kasım ayında yüzde 2,4'e gerilemekle birlikte, birbirini izleyen altıncı ayda da Avrupa Merkez Bankasının yüzde 2 olarak belirlediği fiyat istikrar seviyesinin üzerinde gerçekleşmiştir. AB Merkez Bankası enflasyonunun yükselmesi riskine karşı beş yıl aradan sonra kısa vadeli faiz oranını çeyrek puan artırmıştır.

2005 yılında dünya ekonomisinin büyüme hızının yüzde 4,3 olacağı tahmin edilmektedir. Gelişmiş ekonomilerin yüzde 2,5; gelişmekte olan ülkelerin ise yüzde 6,4 oranında büyümesi beklenmektedir. 2006 yılında, anılan ülke gruplarının sırasıyla yüzde 2,7 ve yüzde 6,1, genel olarak dünya ekonomisinin ise yüzde 4,3 oranında büyümesi öngörülmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; daha güçlü ve daha müreffeh bir Türkiye inşa etme vizyonumuzun bir parçası olan Avrupa Birliğine tam üyelik konusunda iktidarımız döneminde müzakere süreci başlatılarak çok önemli bir aşamaya gelinmiştir. Bu noktaya, başta Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Hükümetimizin yoğun çalışmaları ve temel çıkar ve hassasiyetlerimizden ödün vermeyen kararlı tutumu sayesinde ulaşılmıştır.

Müzakere sürecinin başlaması Türkiye için önemli bir milattır. Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Büyük Atatürk'ün "çağdaş uygarlığa ulaşma ve geçme" talimatı doğrultusunda çok önemli bir kilometretaşı niteliğinde olan bu aşamayı da alnımızın akıyla tamamlayacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın. Zira, tarih boyunca büyük dönüşümler gerçekleştirmiş milletimizin birikimine ve dinamizmine olan inancımız ve güvenimiz tamdır.

Dünyanın önemli ve hassas bir coğrafyasında stratejik önemi haiz bir konumda bulunan Türkiyemizin her açıdan güçlü olmasını bir zorunluluk olarak görüyoruz. Bu anlayışla Hükümet olarak yola çıkarken misyon, stratejik amaç ve vizyonumuzu yeni yüzyıl toplumunun temellerini atmak, yeni yüzyılın, sade, güçlü ve etkin devletini oluşturmak olarak açıkladık. İstikrarsızlıkların hüküm sürdüğü bir bölgede bulunan Türkiye, iktidara geldiğimizden bu yana istikrarın sağlandığı örnek bir ülke konumuna gelmiştir. Bu tablo, tam demokrasi, eksiksiz temel hak ve hürriyetler düzeni, etkili dışpolitika ve uluslararası piyasalarda rekabet gücüne kavuşmuş bir üretim yapısı, temel ilkelerinin şekillendirdiği politikalarımızın bir sonucudur. Demokratikleşme ve ekonomik kalkınmayı hızlandırma amacı çerçevesinde, toplumsal hayatın her alanında gerçekleştirdiğimiz reform niteliğindeki yapısal değişimler, istikrarın kalıcı hale gelmesi, getirilmesi hedefi doğrultusunda atılan adımlardır. Her geçen gün, yüce milletimizin desteğiyle sağladığımız istikrar ortamının daha da güçlendiğini memnuniyetle müşahede ediyoruz. Yakın geçmişte, siyasî ve ekonomik istikrarsızlığın faturasını çok ağır ödedik. Bugünlere kolay gelmediğimizin farkındayız. Şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da istikrar ortamına zarar verecek kısır siyasî çekişmelere hiçbir şekilde taraf olmayacağımızı, milletimizin ak ve aydınlık yarınları için kısa vadeli hesaplar ve ucuz popülizm yerine toplumsal uzlaşmaya öncelik vereceğimizi açıklıkla ifade etmek istiyorum.

Siyasî ve ekonomik istikrarın devamı açısından fiyat istikrarı son derece önemlidir. Bunun bilincinde olan Hükümetimiz, enflasyonun düşürülmesi için gerekli adımları atmakta tereddüt etmemiştir. Bizi, bizden önceki hükümetlerden farklı kılan bu kararlılığımız sayesinde, yeni kuşakların âdeta günlük hayatın mutat bir parçası gibi algılar hale geldiği enflasyon, kasım ayı itibariyle yıllık bazda TÜFE'de yüzde 8'in, ÜFE'de ise yüzde 2'nin altına inmiştir. Bugünün yetişkinlerinin büyük bir kısmının enflasyonsuz bir ortam yaşamadıklarını hatırladığımızda, gelinen nokta daha iyi anlaşılacaktır.

Enflasyondaki bu başarının, yüksek petrol fiyatları dolayısıyla dünyanın hemen tüm ülkelerinde fiyatların artma eğilimine girdiği bir dönemde elde edildiğine dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Enflasyon konusunda geldiğimiz bu noktayı, ekonomimizin normalleşmesi sürecinin bir aşaması olarak değerlendiriyor ve yeterli görmüyoruz. Nasıl ki bütçe konusunda Maastricht Kriterini tahmin edilenden çok daha önce yakaladıysak, enflasyon konusunda da yakında aynı başarıyı yakalayacağımızı hep beraber göreceğiz. Bu konudaki ilk adımı da, 2006 yılından itibaren açık enflasyon hedeflemesine geçerek atıyoruz. Açık enflasyon hedeflemesine geçilebilmesi dahi tek başına ekonomimizin aldığı mesafenin çok iyi bir göstergesidir.

AK Parti Hükümetleri, ülkemizin ve insanımızın refah ve mutluluğu için birçok alanda ilkleri gerçekleştiren hükümetler olarak tarihe geçecektir. Enflasyon konusunda sağlanan başarıdan sonra bir ilk de YTL'ye geçişle gerçekleştirilmiştir. Yapılan spekülasyonların aksine, hiçbir sorun yaşanmadan hayata geçirilen bu uygulamayla, ulusal paramıza hak ettiği istikrar ve saygınlık kazandırılmıştır. Ulusal paramızın erozyona uğrayan fonksiyonları, ters dolarizasyon süreciyle birlikte güçlenmeye devam etmektedir. Nitekim, Türk Lirası mevduatın toplam mevduat içindeki payı 2002 yılı sonunda yüzde 45 iken, Kasım 2005 tarihi itibariyle yüzde 65'e ulaşmıştır. Benzeri bir durum kamu borç stokunun yapısında da yaşanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yıllardan beri özlemi çekilen siyasî ve ekonomik istikrarın olumlu bir sonucu da büyüme alanında görülmektedir. Ekonomimiz, 2003 yılında hedefin üstünde büyüdükten sonra, 2004 yılında yüzde 9,9 gibi yüksek bir büyüme hızına ulaşmıştır. Bu oran, son 39 yılın en yüksek büyüme oranı olarak iktisat tarihimizde yerini almıştır.

Verimlilik artışına dayanan ve özel sektör öncülüğünde gerçekleşen büyüme trendi, 2005 yılında da devam etmektedir. 2006-2008 yıllarında da ekonomimizdeki büyüme ve yapısal değişim sürecektir. Amacımız, uzun yıllardan sonra ilk kez 15 çeyrek üst üste büyüyen ekonomimizin bu performansını gelişmiş ülkelerdeki gibi istikrarlı hale getirmektir. 2005 yılının üçüncü dönemindeki yüzde 7,3'lük oran, güçlü büyümenin devam ettiğini göstermektedir. Bu nedenle, bazı kesimler tarafından dile getirilen endişelerin yersiz olduğu açıkça ortaya çıkmıştır.

Şimdi, sizlere ekonomimizin büyüme dinamizminin devam ettiğine ilişkin bazı somut veriler sunmak istiyorum. 2005 yılının ekim döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre imalat sanayimizin alt sektörlerinden; gıda ve içeceklerde yüzde 12,4; elektrikli makinede yüzde 51,6; motorlu kara taşıtlarında yüzde 26,4; plastik ürünlerinde yüzde 16,8 oranında üretim artışı gerçekleşmiştir.

2005 Ocak-Ekim döneminde; 16 815 000 adet televizyon, 4 367 000 adet buzdolabı, 3 578 000 adet çamaşır makinesi, 4 770 000 fırın, 539 000 otomobil,  30 000 traktör üretilmiştir.

Aynı dönemde, açılan net şirket sayısı 32 940, işyeri sayısı ise 27 118'dir. Bizden önceki dönemleri, esnafın kepenk kapattığı, işyerlerinin kapandığı, işçilerin işsiz kaldığı dönemleri hatırlarsanız, bunların ne manaya geldiklerini çok daha iyi anlayabiliriz değerli arkadaşlar.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Şimdi işsiz yok mu?!. Hepsi işe mi girdi?!.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Kalkınma, yani, insanımızın refah düzeyinin yükseltilmesi, ekonomi politikamızın en önemli önceliğidir. Bunun için, üretim ve yatırımın önündeki her türlü engeli ortadan kaldırmaya kararlıyız.

Bu çerçevede, önem verdiğimiz bir konu da yabancı sermayedir. Yabancı sermayeyi, ekonomik kalkınmamız için ihtiyaç duyduğumuz sermaye birikiminin bir unsuru olarak görüyoruz. Bu anlayış çerçevesinde sürdürdüğümüz politikaların sonuçları alınmaya başlanmıştır. 2001 yılına kadar olan dönemde ülkemize gelen yabancı sermayenin tutarı yıllık bazda 1 milyar dolara ulaşmazken, 2003 yılından bu yılın ekim ayına kadar toplam 8,5 milyar dolar yabancı sermaye girişi gerçekleşmiştir. Sadece bu yılın ilk on ayında gelen yabancı sermaye miktarı 4 milyar doları aşmıştır. Bu eğilimin önümüzdeki dönemlerde daha da güçlenerek devam edeceğini bekliyoruz. Yabancı sermaye miktarındaki artış, aslında, istikrar ortamına, ekonomik potansiyel ve politikalarımıza duyulan güvenin de bir göstergesidir.

Büyüme performansı, kişi başına düşen millî gelir rakamlarında da kendini göstermektedir. 2002 yılında 2 598 dolar olan kişi başına gelir, bu yıl sonunda 5 000 dolar olacaktır.

Değerli arkadaşlar, istihdamla ilgili yapılan tartışmaların açıklığa kavuşması açısından da iki hususu dikkatlerinize sunmak istiyorum. Birinci husus, Türkiye'nin yaşamakta olduğu kentleşme sürecinin başlattığı yapısal dönüşümle ilgilidir. Sanayileşmenin ve gelişmenin bir sonucu olarak kentlerdeki nüfus ve işgücü sürekli olarak artmaktadır. Buna paralel olarak, tarımdışı sektörlerdeki istihdam da artmaktadır. 2005 yılının ağustos döneminde, 2002 yılının aynı dönemiyle karşılaştırıldığında, tarımdışı sektörlerde 1 723 000 kişilik istihdam artışı sağlanmıştır.

Bu üç yıl içinde işsiz sayısı, Türkiye genelinde 33 000 kişi, kentsel kesimde ise 57 000 kişi azalmıştır. Kentlerdeki işsizlik oranı yüzde 13,9'dan yüzde 12,3'e gerilemiştir. Buna karşılık, tarım kesiminde 1 719 000 kişilik istihdam azalışı yaşanmıştır. Bunun sonucunda, söz konusu süre içerisinde tarımın toplam istihdam içindeki payında 7,5 puanlık bir düşüş gerçekleşmiştir.

Sanayileşme ve kalkınma devam ettikçe bu modernleşme süreci de devam edecektir. Bu nedenle, mevcut işsizlere ve işgücüne yeni katılan nüfusa ek olarak kırsal kesimden gelen işgücüne de istihdam imkânının yaratılması gerekmektedir. Bunun için altyapı, sanayi ve hizmet sektörlerine sürekli yatırım yapılması bir ihtiyaçtır. Yabancı sermaye gerekliliği de bu ihtiyaçtan doğmaktadır.

Dikkatlerinize sunmak istediğim ikinci husus, AK Partinin, siyasetten ekonomiye her alanda başarı çıtasını her geçen gün biraz daha yukarı çıkarmakta olduğu gerçeğidir. Hükümetimizin diğer alanlarda elde ettiği başarıların yanında, istihdam konusunda elde edilen olumlu sonuçlar kimileri tarafından görmezden gelinmektedir.

Şu gerçeği de açıklıkla ifade etmek istiyorum: Artık, ucuz politika dönemi bitmiştir. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Siz hâlâ devam ediyorsunuz.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Milletimiz engin sağduyusu ve birikimiyle, kendisini daha ileriye götürecek seçenekler sunamayanlara teveccüh göstermemiştir, bundan sonra da göstermeyecektir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2002 yılında 87,6 milyar dolar olan dışticaret hacmi, 2004 yılında 160,7 milyar dolara yükselmiştir, 2005 yılında ise, dışticaret hacminin, bir önceki yıla göre yüzde 16,6 artışla, 187,4 milyar dolar olacağı tahmin edilmektedir.

2005 yılının ocak-ekim döneminde ihracatımız 59,4, ithalatımız ise 95 milyar dolar olmuştur. Ocak-ekim döneminde, 2004 yılının aynı dönemine göre, petrol ve benzeri ürünler dışarıda bırakıldığında, ihracattaki artış oranı ithalattaki artış oranını aşmaktadır. İhracatımızın, 72 milyar dolar seviyesini yakalayarak 2002 yılındaki tutarın 2 katına çıkması, önemli bir yapısal değişikliğin göstergesidir.

2005 yılının ocak-ekim döneminde cari işlemler dengesi 17,1 milyar dolar açık vermiştir. Giderek daha sağlam kaynaklarla finanse edilen cari açıkla ilgili gelişmeler yakından izlenmektedir.

Burada, bir noktayı açıklıkla dile getirmek istiyorum. Ekonomimizin makroekonomik temelleri, izlediğimiz politikalar sayesinde güçlenmiştir ve güçlenmeye de devam edecektir. Eskiden kalan alışkanlıklarla üretilen kriz senaryoları karşısında, ilgili herkese, sadece cari açık ve dışborç göstergelerine odaklanıp kalmamalarını, başta bütçe performansı olmak üzere, büyüme, enflasyon, malî piyasalar, yabancı yatırımlar, döviz rezervleri, dünya ekonomisindeki gelişmeler gibi önemli göstergeleri ve bunların arkasındaki dinamikleri de dikkatle incelemelerini ve hesaplarını iyi yapmalarını tavsiye ediyorum. Fikir vermesi açısından, bazı önemli göstergeleri, ekonomimizin sıkıntıya girdiği 2001 yılı öncesiyle mukayeseli olarak hatırlatmak istiyorum. 2001 yılıyla karşılaştırıldığında;

Merkez Bankası döviz rezervleri 22,2 milyar dolardan 47,7 milyar dolara yükselmiştir. Rezervlerin kısa vadeli borçlara oranı yüzde 82'den yüzde 124'e çıkmıştır.

Bankalardaki açık pozisyon 5,4 milyar dolardan 194 000 000'a indirilmiştir. O zaman, ekonominin krize gittiği dönemde, bankaların açık pozisyonu 5,5 milyar dolar civarındaydı; şimdi, hemen hemen eşit gibi, 194 000 000 dolar.

Dış borçların gayri safî yurtiçi hâsılaya oranında 10 puandan daha fazla bir düşüş gerçekleşmiştir.

Bunlara ayrıca bütçe, enflasyon ve büyüme performansları ile içeride ve dışarıda Türkiye'ye olan güven gibi çok önemli unsurların da eklenmesi gerekmektedir.

Diğer taraftan, döviz kurlarına müdahale yoluyla dış dengenin düzeltilmesi kısa vadede kolay olsa da, uzun vadede bir çözüm değildir. Bunun yerine, ihracata yönelik sektörlerde yapısal önlemlere başvurulması daha sağlıklı olacaktır ki, biz de bu yolu tercih ediyoruz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; içborç stoku 2005 yılı ekim ayı itibariyle 242,8 milyar YTL olmuştur. 2002 yılında yüzde 62,7 seviyesinde olan YTL cinsi ıskontolu devlet içborçlanma senetlerinin ortalama bileşik faizleri 2005 yılının onbir aylık döneminde yüzde 16,5'a düşmüştür. Aynı dönemde toplam nakit borçlanmanın ortalama vadesi ise yaklaşık 9 aydan 27 aya çıkmıştır. 2005 Kasım ayında YTL cinsi ıskontolu devlet içborçlanma senetlerinin ortalama bileşik faizi yüzde 14,1; nakit borçlanmanın ortalama vadesi ise 20 ay olarak gerçekleşmiştir. İkincil piyasada en çok işlem gören devlet içborçlanma senetlerinin faiz oranı yüzde 14'ün altına inerek son zamanların en düşük seviyesine gerilemiştir.

Öte yandan, konsolide bütçe stokunun yapısında YTL lehine önemli bir değişim gerçekleşmektedir. 2002 yılı sonunda borç stokunun yüzde 42'si ulusal paramız cinsinden iken, Ekim 2005 sonu itibariyle bu oran yüzde 62'ye yükselmiştir.

Kamu borç stokunun makroekonomik istikrar açısından kırılganlık oluşturmayacak seviyelere çekilmesi temel önceliklerimiz arasında yer almaya devam etmektedir. 2002 yılında yüzde 79 civarında olan kamu net borç stokunun gayri safî millî hâsılaya oranı 2004 yılının sonunda yüzde 63,5'e inmiştir. 2005 yılının sonunda bu oranın yüzde 60'ın altına düşmesini bekliyoruz.

Borçlanma alanında elde edilen başarılar bütçeye faiz yükünün azalması şeklinde yansımaktadır. 2001 yılında toplanan vergilerin tamamı faiz ödemelerine yetmezken -buraya özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum; toplanan vergilerin tamamı faiz ödemelerine yetmiyordu; biz geldiğimizdeki manzara oydu- şimdi, 2005 yılının ilk onbir ayı itibariyle faiz ödemelerinin bütçe gelirlerine oranı yüzde 34'e düşürülmüştür. Bu şekilde tasarruf edilen kaynaklar, kamu çalışanları, emekliler ve çiftçilerimiz başta olmak üzere, tüm vatandaşlarımızın refahını artıracak harcamalara kaydırılmaktadır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; iktidara geldiğimizden bu yana malî disipline uymaya titizlikle devam ediyoruz; bundan sonra da uymaya devam edeceğiz. Çünkü, biliyoruz ki, malî disiplin olmadan birçok sorunun kaynağı haline gelmiş kronik bütçe açıklarıyla baş edilmesi asla mümkün değildir. Bütçelerimiz 1971 yılından beri kesintisiz olarak açık vermekte      -otuz yılı aşkın bir süredir kesintisiz açık veriyor- 1981 yılından bu yana ise açıklar giderek artmaktadır. Malî disiplin sayesinde, ilk defa bizim iktidarımız döneminde bütçe açıkları nominal bazda da azalmaya başlamıştır. 2003 yılında 40 milyar YTL olan bütçe açığı, 2004 yılında 30 milyar YTL'ye düşürülmüştür. 2005 yılında ise başlangıçta öngörülen 29 milyar YTL tutarındaki bütçe açığı hedefi 14 milyar YTL olarak revize edilmiştir. Son veriler, açığın revize edilen seviyenin de altında gerçekleşeceğini göstermektedir. Diğer taraftan, 2002 yılında yüzde 12,7 seviyesinde gerçekleşen kamu kesimi borçlanma gereği bu yıl yüzde 1'in altına düşmektedir.

Bir taraftan vergilerini ödeyen vatandaşlarımızın, diğer taraftan ise kamu kurum ve kuruluşlarımızın özverisi ve desteği sayesinde elde edilen bu sonuç, uyguladığımız politikaların başarısının, daha açık bir ifadeyle, Türkiyemizin düzlüğe çıkmasının bir ifadesidir. Kamu kesimi borçlanma gereği bu sene yüzde 1'in altına düşüyor.

Değerli arkadaşlar, gelecek sene bu eksiye düşüyor; yani, gelecek seneden itibaren, Türkiye, artık nominal olarak da borçlarını düşürmeye başlayacaktır. Bu, Türkiye için fevkalade önemli bir dönüm noktasıdır. (AK Parti sıralarından alkışlar) Şimdiye kadar Türkiye'de devamlı surette bütçe açıkları yükselerek devam etmiş, devamlı surette yükselmiş, bunlar, devamlı surette harcamalar borçlarla karşılanmış, popülizm borçlarla finanse edilmiştir. Bu, Türkiye'nin bir kara tarihidir, maliye tarihi olarak kara sayfalarıdır. Şimdi, Hükümetimizle beraber bunlar aklaşmaya, AK Parti Hükümetleriyle aklaşmaya başlamıştır ve ilk defa, huzurlarınıza getirdiğimiz bu bütçe sayesinde, önümüzde, Türkiye fiilen borçlarını azaltmaya başlayacaktır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; toplumun korunmaya muhtaç kesimlerinin gözetilmesi Hükümetimizin en önemli sosyal politika önceliğidir. Şimdi, sizlere, Hükümetimiz döneminde çalışanlarımız, emeklilerimiz, çiftçilerimiz, esnafımız ve yardıma muhtaç vatandaşlarımızın durumunun nasıl değiştiğini rakamlarla kısaca açıklamak istiyorum.

Son üç yıllık dönemde TÜFE endeksinin kümülatif değişimi yüzde 39,8 dolayında olacaktır. Üç yıllık toplam TÜFE'nin değişmesi yüzde 39,8. Şimdi, yani, fiyat artışları, enflasyon bu kadar olmuş. Bunun karşılığında en düşük memur maaşı, bu dönemde, yüzde 59,4 oranında artmıştır; net asgarî ücret, biz geldiğimizden bugüne kadar, yüzde 90 artmıştır; en düşük SSK emekli aylığı yüzde 75 artmıştır; en düşük Bağ-Kur esnaf emekli aylığı yüzde 142,1 artmıştır; en düşük Bağ-Kur çiftçi emekli aylığı yüzde 216,5 artmıştır; en düşük memur emekli aylığı yüzde 61,8 artmıştır; 65 yaş aylığı yüzde 163,3 oranında artmıştır; artışlar  bunlardır.

Şimdi bütçe için gelip burada bazı şeyler söyleyecekler; diyecekler ki, ücretliler korundu da, korunmadı da, enflasyona ezdirildi de, reel artış yoktu... Rakamlar burada. Yüzde 40 civarında fiyatlar artmış, işte, en düşük memur maaşı yüzde 59 artmış, net asgarî ücret yüzde 90 artmış. Rakamlar burada. Herkesin, rakamlara göre konuşmasını şimdiden dikkatlerinize arz ediyorum.

2002 Kasım ayıyla kıyaslandığında 2005  Ekim ayında bir aylık… Bakınız, şimdi, çok önemli bazı  şeyler söyleyeceğim değerli arkadaşlar, 2002 yılında biz geldiğimizde net asgarî aylıkla ne alınıyordu, aynı şey, şimdi bizim zamanımızdaki asgarî ücretle ne kadar olmuş; bir kıyaslayalım bakalım.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) - Asgarî ücreti tavan ücret yaptınız, tavan!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi, güzelce bir dinleyin rakamları, hoşunuza gitmese de bir dinleyin şunları.

Bir aylık net asgarî ücretle, 2002 yılı ile 2005 yılını kıyasladığımızda, yüzde 58 daha fazla ekmek alıyoruz.

HALUK KOÇ (Samsun) - Simit ne oldu, simit?!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Aldığımız ekmeği, şimdiki net asgarî ücretle yüzde 58 daha fazla; 100 tane ekmek alıyorsak, 158 tane ekmek alıyoruz şimdi, aynı paraya, aynı asgarî ücretle. Ne getirdiler…

HALUK KOÇ (Samsun) - Kaç simit yapıyor?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) -  Yani, onun da hesabını siz yapın; ama, yapamazsanız onu da söyleriz; çünkü, hesapta bazen şaşırıyorsunuz.

HALUK KOÇ (Samsun) - Siz alışkınsınız simitten de…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) -  Şimdi, ekmekten sonra gelelim şekere. Bakın, temel gıda maddelerini söylüyorum, öyle fasa fiso yok.

OSMAN KAPTAN (Antalya) - Ekmeğin gramajı azalmıştır.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Mısıra gel, mısıra…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) -  Şimdi 2002 yılında 100 kilo şeker alıyorsak yahut da 100 birim alıyorsak, 2005 yılında 142 birim alıyoruz; yüzde 42 daha fazla şeker alıyoruz. Yüzde 63 daha fazla süt alıyoruz; yüzde 89 daha fazla ayçiçek yağı alıyoruz.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Ekmeği söyledin mi?!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Ekmeği söyledik, yağı söyledik, şekeri söyledik, sütü söyledik. Şimdi gelelim, yüzde 34 daha fazla da dana eti alıyoruz. Eti de söyledik.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - O kaçak dana eti Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Tabiî, bu et meselesinde yanlış hesap yapmayın; çünkü, bazıları sosyete kasaplarındaki fiyatları söylüyorlar, oradan alışveriş ettikleri için. Halka inin, halka…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Kaçak et o.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Halk pazarlarındaki; bırakın kaçağı… (AK Parti sıralarından alkışlar)

Halkın içindeki rakamları getirin. Biz halkın içinden geldik. (CHP sıralarından gürültüler)

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Senin söylediğin at eti.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen, müdahale etmeyin efendim.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi, 2002'de buzdolabı asgarî ücretin 3,8 katıyla alınırken, bugün iki aylık asgarî ücretle bir buzdolabı satın alınabilmektedir. Bu karşılaştırmaların diğer ürünler bazında ya da emekli ve çalışanlarımızın gelirleri esas alınarak yapılması halinde de benzer veya daha iyi sonuçlar çıkacaktır. Ben değerli huzurlarınızı daha fazla işgal etmek istemediğim için bunları veriyorum misal olarak.

Şimdi, verdiğim bu rakamlar ne manaya geliyor; bu rakamlar, emekli ve diğer dargelirli vatandaşlarımızın durumlarının 2002 yılına göre iyileştiğini açıkça ortaya koyuyor.

Değerli arkadaşlar, bir soruyu sormak istiyorum: Bugün dünden iyi mi değil mi? (CHP sıralarından "Değil" sesleri)

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Sana göre iyi Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Hesap, hesap, hesap yapın. Bugün dünden daha iyidir, yarın daha da iyi olacaktır, daha da iyi olacaktır. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Önümüzdeki dönemlerde de bütçe imkânları ölçüsünde dargelirli vatandaşlarımızın durumunu daha da iyileştirmek temel önceliklerimiz arasında yer almaktadır.

Değerli arkadaşlar, daha önce de ifade ettiğim gibi, yoksullukla mücadele, Hükümetimizin en temel önceliklerindendir. Kimsesizlerin kimsesi olma misyonuyla yürüteceğimiz politikamızın üç önemli unsuru bulunmaktadır. Bu unsurlardan birincisi, ekonomik kalkınma yoluyla artan geliri adaletli bir şekilde dağıtmaktır. İkinci unsur, fiyat istikrarını sağlamak suretiyle dargelirli insanlarımızı enflasyonun maddî ve manevî tahribatından korumaktır. Yoksullukla mücadele stratejimizin üçüncü unsuru ise, zor durumdaki vatandaşlarımıza Sosyal Yardımlaşmayı ve Dayanışmayı Teşvik Fonu ve benzeri kuruluşlar aracılığıyla bugüne kadar yapılan aynî ve nakdî destekleri artırarak devam ettirmektir.

Stratejimizin ilk iki unsuru olan büyüme ve enflasyonla mücadele konusundaki başarılarımıza, konuşmamın önceki kısımlarında değinmiştim. İktidarımız döneminde, zor durumdaki vatandaşlarımıza, önceki dönemlere kıyasla önemli miktarlarda aynî ve nakdî yardım yapılmıştır. Sosyal Yardımlaşmayı ve Dayanışmayı Teşvik Fonu aracılığıyla, 2004 yılında 1 340 000 000, 2005 Ekim ayı itibariyle 943 000 000 YTL tutarında yardım yapılmıştır.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Durumları iyiyse niye yardım yapıyorsunuz?!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - 2003 yılında 1 000 000'u aşkın aileye 688 000 ton, 2005 yılında 1 700 000 aileye 1 251 000 ton bedelsiz kömür dağıtılmıştır.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Neden; fakirleşti de dilenciliğe alıştırdınız halkı; hani demin durumları iyi diyordunuz!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, yoksullara yardımı dahi tenkit edenlerden…

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Hani demin durumları iyi diyordunuz!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - …bu millet ne bekleyecek Allahaşkına ya! (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Dilenciliğe alıştırdınız!..

M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) - Sadaka dağıtmak yerine iş bul!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Bakınız, şimdi, bir ülkede, enflasyonist dönemde, enflasyonun yüksek olduğu dönemde en fazla ezilen kesim, dargelirli, sabit, yani, normal, bizim vatandaşlarımızdır. Neden; aldığı paralar, aldığından daha fazla, anında eriyor, çarşıya, pazara gitmeden cebindeki para eriyor; âdeta, cebindeki para çalınıyor. Enflasyonun manası budur.

Şimdi, biz, enflasyonu indirmek suretiyle, en fazla, sabit ve dargelirli vatandaşlarımıza hizmet etmiş olduk. Neden; artık, onun parası cebinde değerini koruyor, daha da değerleniyor.

M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) - Aç bıraktınız!..

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Bunu anlamayanlardan, bu millete hiçbir fayda gelmeyeceğini bir kere daha burada belirtmek istiyorum. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) - Fakirden daha çok vergi aldınız… Ayıp ya!..

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar…

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…

Sayın Bakan, bir saniye…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Hükümetimiz döneminde…

CANAN ARITMAN (İzmir) - Sayın Bakan, sen söylediklerine…

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Bir dinleyin bakın, Hükümetimiz döneminde neler olmuş neler. Bakın, dinleyin, dinleyin…

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Halk biliyor; halk her şeyi biliyor.

CANAN ARITMAN (İzmir) - Palavra!..

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Hükümetimiz döneminde, çiftçilerimize doğrudan gelir desteği, mazot desteği, gübre desteği, hububat prim desteği gibi önemli destekler sağlanmıştır. Ayrıca, çiftçi borçları ile sulama borçları yeniden yapılandırılmıştır.

2005 yılı gerçekleşme tahmini esas alındığında, Tarım Bakanlığı bütçesinden çiftçilerimize verilen doğrudan gelir, prim ve benzeri desteklerin toplamı, 2002 yılına göre -bak, karşılaştırın işte şunları- bizim dönemimizde, 2002'de biz geldiğimizde, şimdiki duruma göre baktığımızda, çiftçilerimize destekler yüzde 104 oranında artırılmıştır, 2 misli artırılmıştır. (AK Parti sıralarından alkışlar)

HALİL AKYÜZ (İstanbul) - Çiftçi kan ağlıyor!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Ziraat Bankası kanalıyla kullandırılan tarımsal kredi stoku, iktidarımız döneminde 3,5 kat artmıştır. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri[!])

HALİL AKYÜZ (İstanbul) - Köylü, çiftçi kan ağlıyor!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Buna paralel olarak, çiftçilerimizin kullandığı kredilerin vadeleri uzatılmıştır.

Faiz oranları... Çiftçilerimizden yüzde 60 faiz alıyordu ya bu memlekette, bu çiftçi yüzde 59 faiz ödüyordu!..

M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) - Helal olsun!

BAŞKAN - Sayın Bakan, bir saniye efendim.

Sayın milletvekilleri, lütfen, müdahale etmeyelim. Biliyorsunuz ki, gruplar adına 1'er saatlik konuşma süresi vardır ve sayın konuşmacılar       -ister genel başkan olsun, ister milletvekillerimiz- bu 1 saat içerisinde, sizin söylemek istediklerinizi, bütçeyi eleştirerek de, Sayın Bakana cevap vererek de çok rahat kullanabilirler.

Sayın Bakan, siz de lütfen, kitapçığa sadık kalsanız çok iyi olacak.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Tahrik etmesin Sayın Başkan.

BAŞKAN - Çok teşekkürler.

Devam edin efendim; buyurun.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. Bazı önemli konuları vurgulamak icap ediyor Sayın Başkanım, o bakımdan…

BAŞKAN - Buyurun efendim, buyurun.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Sağ olun.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Mısırı anlat, mısırı!..

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, teşekkür ediyorum, lütfen müdahale etmeyin efendim.

Buyurun.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, şimdi, gelelim; bakın, bizden önce bu çiftçiden, hani benim çiftçim, benim bilmem neyim diye çıkanlar vardı ya, yüzde 59 faiz alıyordu borçlarından, şimdi, bu faizler 8 ilâ 15 aralığına düşürüldü. Arada ne kadar fark var?..

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Para yok ama para yok!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Hesaplayamayanlar gene çıkar ama, ben yine söyleyeyim…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Ziraat Bankasında para yok!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - …yüzde 45-50 seviyesinde düşürüldü.

Ayrıca, 411 284 kişi üzerindeki 1 471 000 000 YTL tutarındaki tarımsal kredi de yeniden yapılandırılmıştır.

Çiftçimize bu destekler sağlanırken esnafımız da unutulmamıştır.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Esnaf da sizi unutmayacak!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - 2000 yılında yaşanan krizden dolayı borçlarını ödeyemeyen 160 000'in üzerinde esnaf ve sanatkâra, kefalet kooperatiflerine olan borçlarını düşük faizlerle taksitle ödeme imkânı getirilmiştir. Öte yandan, 2002 yılında esnaf ve kefalet kooperatiflerinin kefaletiyle kullandırılan kredi toplamı -burada rakama dikkatinizi özellikle çekmek istiyorum- 154 000 000 YTL idi, ekim ayı itibariyle iktidarımız döneminde kullandırılan toplam kredi miktarı 2 450 000 000 YTL'ye çıkmıştır. Yıl sonunda bu tutarın 2 800 000 000 YTL'ye ulaşması öngörülmektedir.

KOBİ'lere 2002 yılında 7,3 milyon YTL tutarında destek verilmiştir. Ekim 2005 itibariyle, iktidarımız döneminde yapılan destek harcamaları 193 000 000 YTL'si geri ödemesiz olmak üzere 330 000 000 YTL'ye çıkarılmıştır. Eskiden kepenk kapatan esnafımız yeniden kepenklerini açmaya başlamıştır. Sadece bu yılın ilk on ayında 27 118 işyeri açılmıştır.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Sen bir görüşsene onlarla!..

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükümetimiz, eğitime ve sağlığa özel önem vermektedir. Bunun en önemli göstergesi de, bu hizmetlere bütçeden ayrılan paylardır. Millî Eğitim Bakanlığı, YÖK ve üniversitelere konsolide bütçeden ayrılan kaynak 2002'de yüzde 9,6 iken, 2006 yılında yine konsolide bütçe bazında söz konusu kurumlara ayrılan ödenek tutarı 14,3'e yükselmiştir. Aynı şekilde, Sağlık Bakanlığı ile Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğüne ayrılan kaynak 2002'de yüzde 2,6 iken, 2006 yılında söz konusu kurumlara ayrılan ödenek tutarı konsolide bütçe bazında yüzde 4,8'e ulaşmıştır.

Fonksiyonel bazda ise, 2004'te eğitim hizmetlerinin konsolide bütçe içindeki payı yüzde 11,8 iken, 2006 yılında merkezî yönetim bütçe ödeneklerinden bu amaçla ayrılan tutar yüzde 12,3'e yükselmiştir.

Aynı şekilde, 2004'te sağlık hizmetlerinin konsolide bütçe içindeki payı yüzde 3,5 iken, 2006 yılında merkezî yönetim bütçe ödeneklerinin yüzde 4,6'sı sağlık hizmetleri için ayrılmıştır.

2004 ve 2005 bütçelerinde olduğu gibi, 2006 bütçesinde de en fazla ödenek Millî Eğitim Bakanlığımıza ayrılmıştır.

Öğrencilerimize verilen bursların iki katına çıkarılmasına ek olarak, 1 750 okul ve 42 000 derslik eğitime kazandırılmıştır.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) - Öğretmen açığı?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - İlköğretim öğrencilerine bu yıl da ücretsiz kitap dağıtılmıştır.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) - Öğretmen açığı?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Hastaneler bir çatı altında toplanmak suretiyle, buralardaki kuyruklar, SSK'lı vatandaşlarımızın ilaçlarını eczanelerden almalarına imkân sağlanarak da ilaç kuyrukları ortadan kaldırılmıştır. Yeşilkart aracılığıyla sağlık güvencesinden yararlandırılan dargelirli vatandaşlarımızın sayısı artırılmıştır. İlaçta KDV yüzde 18'den yüzde 8'e düşürülerek ilaç fiyatlarına AB standardı getirilmiştir.

Devlet memurlarına, sigortalılara ve emeklilere özel sektör sağlık hizmetlerinden faydalanma imkânı sağlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2003 yılı başından 15 Kasım 2005 tarihine kadar 5 261 kilometre bölünmüş yol asfalt seviyesinde tamamlanarak trafiğe açılmıştır. Ayrıca, 1 670 kilometrelik yol da tamamlanma aşamasına gelmiştir.

Dargelirli vatandaşlarımızı ev sahibi yapabilmek için konut üretimine hız verilmiştir. Bu amaçla, atıl durumdaki hazine arazilerinin toplu konut üretiminde değerlendirilmesi için Toplu Konut İdaresine 206 000 000 YTL değerinde 576 adet taşınmaz mal bedelsiz devredilerek, konut maliyetlerinin önemli ölçüde düşürülmesi sağlanmıştır. Halen 77 ilde toplam 148 konut inşaatı devam ederken, 19 000 konutun inşaatı tamamlanmış ve teslim edilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, 2004 bütçesinin uygulama sonuçlarını ortaya koyan Kesinhesap Kanun Tasarısı da görüşülecektir.

2004 yılında bütçe gideri 141 katrilyon lira, bütçe geliri 110 katrilyon, bütçe açığı ise yüzde 24,6 oranında azalarak 30,3 katrilyon lira olarak gerçekleşmiştir.

Faiz ödemeleri 56,5 katrilyon lira, faiz hariç konsolide bütçe gideri 84,5 katrilyon lira olmuş, böylece faiz hariç konsolide bütçe dengesi 26,2 katrilyon lira fazla vermiştir.

2004 yılında konsolide bütçe geliri toplamı 110,7 katrilyon lira olarak gerçekleşmiştir. Bu dönemde vergi gelirleri 90,1 katrilyon lira, vergi dışı gelirler 20,6 katrilyon lira olmuştur.

2004 yılında vergi gelirlerinin bütçe giderlerini karşılama oranı yüzde 63,9'a, bütçe gelirlerinin bütçe giderlerini karşılama oranı ise yüzde 78,5'e yükselmiştir.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; bazı rakamlar kitapçıkta önünüzde olduğundan, takip ettiğinizden dolayı ve huzurunuzu da fazla işgal etmemek için atlayarak gideceğim, ondan dolayı anlayışınıza sığınıyorum.

Değerli Başkan, değerli üyeler; konuşmamın bu bölümünde, öngörülerimizden daha iyi sonuçlar aldığımız ocak-kasım dönemi bütçe performansı konusunda bazı bilgiler sunmak istiyorum:

Bu dönemdeki konsolide bütçe giderlerini; yani, bu 2005 yılının ocak-kasım uygulama sonuçlarını arz ediyorum burada. 2005 yılının kasım ayı sonuçlarını elde ettik, şimdi bunları arz ediyorum:

Konsolide bütçe giderleri 126,7; faiz hariç bütçe giderleri 85,3; konsolide bütçe gelirleri 121,3; bütçe açığı 5,4; faiz dışı fazla 36 milyar YTL olarak gerçekleşmiştir.

2003 ve 2004 yıllarının ocak-kasım dönemlerinde, sırasıyla, 33 ve 24,4 milyar YTL olan bütçe açığı, bu yılın aynı döneminde 5,4 milyar YTL olmuştur. Bakınız, kasım ayı sonu itibariyle, aynı bazda söylüyorum, 11 inci ay sonu itibariyle bütçe açığı 2003'te 33 milyar YTL idi, 2004'te 24,4'e düştü, 2005'te 5,4'e düştü. Aradaki farkı dikkatlerinize arz ediyorum. Yoruma ihtiyaç yok.

Uzun yıllardan beri örneğine rastlanmayan bu sonuçlar, bütçenin faiz cenderesinden kurtarılması sayesinde elde edilmiştir. Bütçede başka, hizmet gelirlerimizi kısmadık, yatırımları kısmadık, hatta, daha da artırdık; fakat, takip ettiğimiz başarılı politikalar neticesinde faizleri düşürdük. Faizlerin düşmesi suretiyle, bir de vergileri düşürdükçe gelirlerimiz arttı. Onu da bu arada belirtmek istiyorum. Vergileri düşürdükçe gelirimiz de arttı; yeni vergi koymadık. Vergileri de düşürdük, gelirimiz de arttı. O da bizim Hükümete has bir tutum; ilk defa oluyor bu.

2002 yılında yüzde 65,3 olan bütçe gelirlerinin bütçe giderlerini karşılama oranı bu yılın ilk onbir aylık döneminde yüzde 95,7'ye ulaştı.

Ocak-kasım bütçe uygulama sonuçlarına değindikten sonra, şimdi de, 2005 yılı sonu gerçekleşme tahminlerine ilişkin bilgileri vermek istiyorum.

2005 yılı sonu itibariyle, bütçe harcamalarını 145,5 milyar olarak tahmin ediyoruz; gelirleri 130,9; bütçe açığını 14,6. Fakat, son elde ettiğimiz neticelerden bunu söylüyorum, bunun da altında gerçekleşecek.

Böylece, 2002 yılında yüzde 14,6 olan konsolide bütçe açığının gayri sâfi millî hâsılaya oranı, 2005 yılı sonu itibariyle yüzde 3'ün altına inmiş olacaktır. Böylece, Maastricht Kriterini tutturmuş oluyoruz, bütçede, artık, Maastricht Kriteri tutmuş oluyor.

Sayın Başkan, değerli üyeler; bildiğiniz gibi, 2006 yılından itibaren merkezî yönetim bütçe sisteminin uygulamaya konulmasıyla birlikte bütçenin kapsamı genişletilmekte ve Meclisimizin bütçe üzerindeki denetim yetkisi güçlendirilmektedir. Ayrıca, 2006 yılında çokyıllı bütçe hayata geçirilmektedir. Bu özellikleriyle, 2006 yılı, Türk bütçe tarihinde önemli bir dönüm noktası niteliğindedir.

2006 yılı merkezi yönetim bütçesi, 2003-2005 döneminde olduğu gibi tüm kamu sektörü için yüzde 6,5; merkezi yönetim bütçesi için yüzde 5 faiz dışı fazla hedefine uygun olarak hazırlanmıştır.

2006 yılı bütçe büyüklüklerini, geçmiş yıllarla karşılaştırılabilmesi açısından, önce eski sisteme göre, sonra da merkezî yönetim bütçe esasına göre açıklamak istiyorum.

2006 yılı bütçesinin Plan ve Bütçe Komisyonunda yapılan müzakereleri sonucunda, konsolide bazda bütçe giderleri 157,3, bütçe gelirleri 144,1; bütçe açığı 13,2; faiz dışı fazla 33 milyar YTL olarak tahmin edilmiştir.

Yine, konsolide bütçe bazında, 2006 bütçesiyle; personel giderleri için 35,6; sosyal güvenlik kurumlarına devlet primleri için 4,9, mal ve hizmet alımları için 15,9; faiz giderleri için 46,3; carî transferler için 37,4; sermaye giderleri için 10,7; sermaye transferleri için 2,2; borç verme için 3,3; yedek ödenekler için 1 milyar YTL ödenek teklif edilmektedir.

Başlıca transfer kalemlerinden; sosyal güvenlik kurumlarına 23,3; tarımsal destekleme ödemelerine 4, sağlık harcamalarına 4, KİT'lere sermaye desteği olarak 1,9; KİT görev zararlarına 0,7; emeklilere vergi iadelerine 1,5; Kredi ve Yurtlar Kurumuna 1,2 milyar YTL ayrılmaktadır.

Burada bir kaleme dikkatinizi, özellikle, çekmek istiyorum: Değerli arkadaşlar, 2006 yılında, sosyal güvenlik kurumlarına yapılacak ödemeler 23,3 milyar YTL. Daha önceki yanlış politikaların neticesinde, popülizm kokan politikaların neticesinde, maalesef, 38 yaşında, 40 yaşında emekliler elde edilmiştir, bu Türkiye'de. Şimdi, o yanlış politikaların cezasını, on sene sonra, onbeş sene sonra, bu Türkiye, bu Türk Milleti çekiyor.

Burada, Meclise getirdiğimiz sosyal güvenlik yasalarıyla ilgili olarak alacağınız kararların çok çok önemli olduğunu belirtmek için bunu söylüyorum. O bakımdan, o yasaların bir an önce yasalaşması, gelen yasaların görüşülerek yasalaşması Türk Milletinin büyük menfaatına olacaktır. Onları engellemek de tersine olacaktır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; temel bütçe gider kalemlerine bakıldığında, en büyük artışın sırasıyla personel giderleri, sermaye transferleri ve borç verme ödeneklerinde olduğu görülmektedir.

Faiz giderleri konusunda 2003-2005 döneminde kaydedilen olumlu gelişme 2006 yılında da devam edecektir. 2002 yılında yüzde 46,8 seviyesinde olan faiz giderlerinin bütçe içerisindeki payının 2006 yılında yüzde 29,4'e düşeceği tahmin edilmektedir.

Yatırım harcamalarının bütçe içindeki payı 2002 yılında yüzde 6,6 iken, 2006 yılında yüzde 9,5'a yükselmektedir.

Hükümetimizin teknolojik gelişmelere verdiği önemin bir göstergesi olarak 2005 yılında ilk defa araştırma ve geliştirme projelerinde kullanılmak üzere konulan ödenek 2006 yılında artırılarak devam etmektedir.

2006 yılında, köylerde yaşayan vatandaşlarımızın hayat standardını yükseltmek amacıyla, içme suyu, yol yapımı ve önceki yıllardan devam eden yatırımlar için bütçeden toplam 600 000 000 YTL ödenek ayrılmıştır. Yıl içinde gelecek ilave gelir kaynaklarıyla birlikte ayrılacak toplam ödenek 2 milyar YTL'yi bulacaktır.

Böylece, yedek ödeneklerden yıl içinde yatırım tertiplerine yapılacak aktarmalar da dikkate alındığında, 2006 yılındaki toplam yatırım 15 milyar YTL'yi bulacaktır. Bu ilk defa oluyor Türkiye'de.

2006 yılında tarımsal destekleme ödemelerine 4 milyar YTL ödenek ayrılmıştır. Bunun dışında, çiftçilerimize düşük faizli kredi verilmesini temin etmek için Ziraat Bankasına ödenmek üzere 120 000 000 YTL'lik ödenek tahsis edilmiştir. Bu yıl, 500 000 000 YTL olarak öngörülen Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonunun en az 100 000 000 YTL'lik kısmı da tarım ürünlerinin ihracatının desteklenmesi için kullanılacaktır.

2006 yılında, ilköğretim öğrencilerimize bedava dağıtım için 198 000 000, taşımalı eğitimden yararlanan öğrencilerimize öğle yemeği desteği olarak 152 000 000 YTL, ücretsiz kömür desteği için 210 000 000 YTL, ayrıca, özürlü vatandaşlarımız için 460 000 000 YTL'si Emekli Sandığı, 110 000 000 YTL'si de Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu vasıtasıyla kullanılmak üzere, 570 000 000 YTL kaynak ayrılmıştır. Esnafımıza düşük faizli kredi verilmesini teminen Halk Bankasına ödenmek üzere 90 000 000 YTL, ihracatın desteklenmesi amacıyla 400 000 000 YTL ödenek tahsis edilmiştir.

Değerli arkadaşlar, şimdi de, 2006 yılından itibaren uygulamaya koyacağımız merkezî yönetim bütçesinin büyüklükleriyle ilgili bilgiler vermek istiyorum:

2006-2008 yıllarını kapsayan çokyıllı bütçe döneminde, borç stokunda düşüş eğiliminin sürdürülmesini sağlayacak oranda faizdışı fazla tutarı elde edilmesi öngörülmüştür. Bu çerçevede, 2006, 2007 ve 2008 yıllarında, sırasıyla, 33, 32 ve 33,5 milyar YTL tutarında maliye tanımlı faizdışı fazla elde edilmesi hesaplanmıştır.

Yine, 2006-2008 döneminde, bütçe açığındaki düşüş eğiliminin devam etmesi ve 2008 yılı sonunda merkezî yönetim bütçe açığının gayri safî millî hâsılaya oranının yüzde 0,8'e düşmesi öngörülmektedir. Bütçe açığının 2006 yılında 13,3, 2007'de 11,9 milyar ve 2008'de 5,2 milyar YTL olması programlanmıştır; ama, bizim performansımız şimdiye kadar programların çok daha ilerisinde olmuştur; bunu da arz etmek istiyorum.

Merkezî yönetim bütçe giderleri, 2006'da 175 milyar YTL, 2007'de 178,5 milyar YTL, 2008 yılında ise 180,6 milyar YTL olarak öngörülmüştür.

Değerli arkadaşlar, diğerlerini okumuyorum, eldeki kitapçıklardan gayet iyi takip edebilirsiniz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; memurlarımızın 2006 yılına ilişkin aylıklarında yapılacak artışlar, ilk kez yetkili kamu görevlileri sendikaları ve bunların bağlı bulunduğu konfederasyonlar ile Kamu İşveren Kurulu arasında yapılan toplugörüşmelerde sağlanan mutabakat çerçevesinde belirlenmiştir.

Buna göre;

Memur aylıkları, ocak ve temmuz ayında ayrı ayrı yüzde 2,5 oranında, kümülatif bazda ise yüzde 5,1 oranında artırılacaktır.

Bu artışın yanı sıra eködemesi bulunmayan kurumlarda istihdam edilen personele, ocak ayından itibaren yaklaşık 40 YTL ve temmuz ayından itibaren ise bu tutara 40 YTL daha eklenmek suretiyle yaklaşık 80 YTL tutarında ilave ödeme yapılacaktır.

Eş için uygulanmakta olan aile yardım ödeneği gösterge rakamı 1 250'den 1 450'ye çıkarılmaktadır.

Böylece, 2006 yılında kümülatif bazda en düşük dereceli memur maaşı yüzde 19,9; ortalama memur maaşı yüzde 12,7 ve en yüksek memur maaşı ise yüzde 5,1 oranlarında artırılacaktır.

Yapılacak artışlar sonunda; en düşük dereceli memurun maaşı ocak ayında 541 YTL'den 595 YTL'ye, temmuz ayında ise 650 YTL'ye yükselecektir.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Kira parası!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Vergi sistemi konusundaki temel vizyonumuzu da kısaca açıklamak istiyorum.

Vergi sistemi konusundaki temel vizyonumuz anlaşılabilir bir vergi mevzuatı, öngörülebilir ve rekabetçi bir vergi yükü ve etkin bir vergi idaresi ilkelerine dayanmaktadır.

Vergi politikamızın temel amacı da makroekonomik politikalarla uyumlu, üretim ve istihdamı destekleyen, kayıtdışılığı caydıran, etkin ve basit bir vergilendirme sisteminin oluşturulmasıdır. Bu amaç doğrultusunda, vergi sistemini, sade, ekonomik faaliyetleri kavrayan, nispî fiyat mekanizmasını bozmayan, öngörülebilir, rekabetçi, düşük oranlı bir sisteme dönüştürme yolundaki çalışmalarımız devam etmektedir. Bu kapsamda, şimdiye kadar uygulamaya koyduğumuz değişiklikleri muhtelif vesilelerle sizlerle ve kamuoyuyla paylaştık. 2006 ve izleyen yıllar vergileme alanında önemli icraatları uygulamaya koyacağımız yıllar olacaktır. Bu icraatlardan bir tanesi, daha önce Sayın Başbakanımız tarafından kamuoyuna açıklanan gelir üzerinden alınan vergilere ilişkin oran indirim kararlarıdır. Kurumlar Vergisi oranı yüzde 30'dan yüzde 20'ye indirilmektedir. Benzer şekilde, Gelir Vergisindeki iki tarife birleştirilmekte, dilim sayısı azaltılmakta, üst dilime ilişkin oran yüzde 40'tan yüzde 35'e indirilmektedir.

OECD verilerine göre, kurumların dağıttığı kâr payları üzerindeki vergi yükünün OECD ortalaması 2000 yılında yüzde 50 iken Türkiye'de bu oran yüzde 65'ti. 2003 yılında değişiklik yaptık, yüzde 65'ten yüzde 44'e indirdik, şimdi bu oranı yüzde 34 seviyesine gerilettik. Biz geldiğimizde toplam vergi yükü yüzde 65'ti şimdi bu vergi yükünü yüzde 34'e indirdik. Böylece, Türkiye, OECD alanındaki en düşük vergi yüküne sahip beşinci ülke konumuna gelmiştir.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Memurla işçiye de yansıdı mı?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Çok iyi yansıdı.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Maşallah!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Bundan sonraki önceliğimiz istihdam üzerindeki yükün azaltılmasıdır. Bu konudaki çalışmalarımız, yoğun bir şekilde devam etmektedir.

Burada kısa bir açıklama yapmak istiyorum değerli arkadaşlar. Yapmış olduğumuz bu vergi indirimleri, yatırımcının önünü açmaktadır. Daha fazla yatırım ve daha fazla istihdam demektir bunun manası. Bugün, ülkede, en fazla ezilen kesim, en fazla çile çeken, acı çeken kesim işsiz kesimidir. İşsiz kesimi birinci önceliğimizdir. İşsiz kesimini düşünmeyen hiç kimseyi düşünemez. İşsiz kesimini düşüneceğiz; ondan dolayı bu yatırımların önünü açıyoruz; işyeri açılacak ki, istihdam olacak ve o işsizlerimize çare bulunacak.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Teşviki kaldırdınız!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Bunun böylece değerlendirilmesini, özellikle dikkatlerinize arz etmek istiyorum.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Teşvik ne oldu?!

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Üç senedir hiç yatırım yaptınız mı Sayın Bakan? Nerede yaptınız yatırımı?

BAŞKAN - Müdahale etmeyin sayın milletvekilleri.

Sayın Bakan, devam edin.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2006 yılı bütçesinde konsolide bazda net bütçe gelirleri 144,1 milyar olarak tahmin edilmektedir.

Ana kalemler itibariyle, 2005 ve önceki yıllarda kullanılmakta olan konsolide bazda bir değerlendirme yapıldığında; vergi gelirleri 118,3; vergi dışı gelirler 20,8; sermaye gelirleri 2,3; alınan bağış ve yardımlar 0,4; katma bütçe gelirleri 2,3 milyar YTL olarak tahmin edilmektedir.

2006 yılı bütçesinde yer alan tahminlerin yapılmasında, her yıl olduğu gibi, 2005 yılında ekonominin makro çerçevesine ilişkin olarak ortaya konulan büyüme, enflasyon oranı, dışticaret rakamları ve benzeri ekonomik göstergeler esas alınmış ve geleneksel tahmin yöntemleri kullanılmıştır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sizlere, iktidarda bulunduğu üç yıllık süre içerisinde;

Siyasî ve ekonomik alanda istikrar sağlayarak, içeride ve dışarıda güveni tesis eden,

Türkiye'nin, kırk yılı aşkın süreden beri devam eden AB üyeliği hedefini sondan bir önceki aşamaya getiren,

Enflasyonu yıllık bazda yüzde 32'den yüzde 8'in altına indiren,

Ekonomide 15 çeyrek üst üste yüksek oranlı büyüme sağlayarak, kişi başına millî geliri 5 000 dolar seviyesine çıkaran,

Çiftçi, esnaf, dar gelirli ve zor durumdaki diğer toplum kesimlerine sosyal politikalar çerçevesinde yapılan destekleri reel olarak artıran,

Memur, işçi ve emeklilere enflasyonun üzerinde gelir artışı sağlayan,

1981 yılından beri sürekli olarak artan bütçe açıklarını, devraldığı 40 milyar YTL seviyesinden 14 milyar YTL seviyesinin de altına indiren ve bu konudaki Maastricht Kriterini yakalayan,

Ulusal paramıza istikrar ve güven kazandıran,

AK Parti Hükümetlerimizin yıllık bazda dördüncü bütçesini sunmuş bulunuyorum.

Malî disiplinin, makroekonomik istikrar için vazgeçilmez önemde olduğu anlayışıyla hazırlanan bu bütçeyle, daha önceki bütçelerimizde olduğu gibi, faiz yükünün azaltılması ve harcamalarda etkinlik sağlanması suretiyle tasarruf edilen kaynaklar, vatandaşlarımızın refahını artıracak yatırım ve benzeri diğer harcamalara ayrılmaktadır. 2006 bütçesinde yatırımlar için kullanılacak toplam tutar 15 milyar YTL seviyesine ulaşmaktadır.

Bu bütçemiz de ülkemizin yıllardan beri içine düştüğü sıkıntılardan kurtulup düzlüğe çıkması yönünde atılmış çok güçlü bir adımdır. Bu noktada, geçen yıl yaptığım çağrıyı tekrarlamak istiyorum: Milletçe, birlik ve beraberliğimizi bozmadan, rehavete kapılmadan, azim ve gayretle çalışmaya devam edelim. Sağlanan huzur ve istikrar ortamının kıymetini bilelim ve sahip çıkalım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Huzur ve istikrar ortamının devam etmesi, aynı zamanda daha az faiz ödemesi ve daha az borç yükü demektir. Bu ise, daha fazla eğitim ve sağlık hizmeti, daha fazla yol, su ve elektrik, kısaca daha fazla aş, iş ve refah anlamına gelmektedir.

HALUK KOÇ (Samsun) - Daha fazla Ofer!..

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - İlkeleriyle bize yol göstermeye devam eden Cumhuriyetimizin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk diyor ki:

"Ekonomik kalkınma, Türkiye'nin, hür, bağımsız, her zaman daha güçlü ve her zaman daha müreffeh bir Türkiye idealinin belkemiğidir. Türkiye, bu kalkınmada iki büyük güç kaynağına dayanmaktadır.

Toprağımızın iklimi, zenginlikleri ve başlı başına bir varlık olan coğrafî durumu ve bir de, Türk Milletinin silah kadar makine de tutmaya yaraşan güçlü eli ve millî olduğuna inandığı işlerde ve zamanlarda tarihin akışını değiştiren, kahramanlıklar ortaya çıkaran yüksek sosyal benlik duygusu…"

İşte, yatırım, üretim ve ekonomik kalkınma davamızın temel amacı, bütün vatandaşlarının hiçbir ayırım gözetilmeksizin aynı şemsiye altında toplandığı ve geleceğe güvenle baktığı müreffeh bir Türkiye inşa etmektir. İhtiyaç duyduğumuz kuvvet ve iradeye ülke ve millet olarak sahip olduğumuza inancımız tamdır.

Bu inançla hazırladığımız 2006 bütçesini gerçekçi ve samimî bir yapı ve düşünce içerisinde huzurunuza getirdik. Türkiye Büyük Millet Meclisine sunduğumuz 2006 yılı bütçe kanunu tasarısında ülkemizin imkânları ile ihtiyaçlarını en iyi şekilde bir araya getirmeye özen gösterdik.

Güçlü ekonomi, güçlü siyaset ve güçlü Türkiye hedefi doğrultusunda atılmış önemli bir adım olan 2006 bütçesinin, ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olması temennisiyle, hepinize ve bütün Türk Milletine sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Bakan, teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, bütçe görüşmeleri, 6 Aralık 2005 tarihli 27 nci Birleşimde alınan karara uygun olarak bastırıp dağıtılan programa göre yapılacaktır.

Başlangıçta, bütçenin tümü üzerindeki görüşmelerde, siyasî parti grupları ve hükümet adına yapılacak konuşmalarda süre, hükümetin sunuş konuşması hariç, 1'er saat -bu süre birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilir- kişisel konuşmalarda ise 10 dakikadır.

Şimdi, bütçenin tümü üzerinde grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin adlarını sırayla okuyorum:

Anavatan Partisi Grubu adına Genel Başkan ve Isparta Milletvekili Sayın Erkan Mumcu, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Genel Başkan ve Antalya Milletvekili Sayın Deniz Baykal, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Giresun Milletvekili Sayın Nurettin Canikli ve İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Açıkalın.

Şahısları adına; lehinde, Isparta Milletvekili Sayın Mehmet Emin Murat Bilgiç ve Ordu Milletvekili Cemal Uysal; aleyhinde, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı ve Elazığ Milletvekili Sayın Mehmet Kemal Ağar.

Şimdi, söz sırası, Anavatan Partisi Grubu adına Genel Başkan ve Isparta Milletvekili Sayın Erkan Mumcu'ya aittir.

Buyurun Sayın Mumcu. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, Sayın Mumcu'nun konuşması tamamlandıktan sonra birleşime ara vereceğim.

Sayın Mumcu, buyurun efendim.

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA ERKAN MUMCU (Isparta) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurul gündemimizde bulunan bütçe müzakereleri vesilesiyle söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, biraz önce, hep birlikte, Maliye Bakanımızı dinledik. Maliye Bakanımız 2006 yılı bütçesini izah ederken, aynı zamanda, hükümetinin dördüncü bütçesini sunduklarını da ifade etti. Geride kalan üç yıla ilişkin parlak bir tabloyu bize anlattı. Tabiî, bu yıl bütçenin üç yıllık  dönemler halinde artık uygulanmaya başlayacağını, daha doğrusu proforma bütçeler biçiminde uygulanmaya başlayacağını da düşünürsek, bize sunulan vizyon, hükümetin geride bıraktığı üç yılı ve önüne aldığı üç yılını gösterir bir vizyondur. Nihayetinde bütçeler, hiç şüphesiz, siyasî manifesto belgeleridir. Bütçeler, şapkanın düştüğü, kelin göründüğü belgelerdir. Onu yapacağız, bunu yapacağız, öyle yaptık, böyle yaptık, şöyle yaptık; her şey siyasî arenanın çeşitli düzenlerinde söylenir; ama, hayatta neler oluyor; onu bütçe üzerinden görürsünüz.

Tabiî, bütçelerin samimîliği diye bir prensip vardır ve bu kürsülerden çok konuşulmuştur; ama, biz, uzun zamanlar, bu bütçe samimiyeti kavramını artık çok fazla konuşmaz hale geldik.

Bütçeler esas itibariyle samimiyetlerini sosyal kesimler arasındaki tercihleriyle gösterirler. Bütçeler bir rakamlar dizisi değildir. Bütçeler, tercihler ve kararlar dizisidir ve hükümetlerin tercihlerini, hangi kararlarıyla hangi sosyal kesimleri kayırdıklarını ya da kayırmadıklarını, bakarak anlarsınız; yani, kısaca, bütçesine bak, hükümetini anla demek mümkündür.

Biz isterdik ki, burada gerçek bir vizyon sunulmuş olsun; ama, daha çok para, banka, finans literatürünün, yani, finans kapitalin pek sevdiği ve kutsadığı kavramlarla anlatılan bir ekonomi tablosu dinledik burada. Son yıllarda böyle bir moda var. Televizyonlarda, amiyane söyleyişle, televole ekonomistleri çıkalı beri, Türkiye'de biz -özellikle 2001 krizinden bu yana-ekonomiyi enflasyonla konuşuyoruz, faizle konuşuyoruz, borsayla konuşuyoruz, reeskontla konuşuyoruz. Böyle, halkın kendi hayatında karşılığını tam olarak bilemediği ne kadar yabancı dilden kelime varsa, bunlarla konuşuyoruz. Oysa, ekonomi bir matematik bilim değildir, iktisat bir matematik bilim değildir. İktisat bir politik bilimdir ve ekonominin özünde ve içinde olması gereken şey, insan ve onun hayatı olmalıdır. Ne yazık ki, son birkaç yıldır ekonomide insan yok, insanı konuşmuyoruz. Oysa, insan var, yaşadığımız hayatın içinde insan var; umutlarıyla, acılarıyla, varlığıyla, yokluğuyla, yoksulluğuyla insanımız var. İşiyle aşıyla, işsizliğiyle aşsızlığıyla insan var. Çocuğuyla, hastalığıyla, ilaç parasıyla, okul parasıyla, ekonominin içinde insan var. Alınterinin değerini bulabilip bulamamasıyla, iş bulup bulamamasıyla insan var. Tabiî, hepsinin ötesinde, komşusu aç iken tok yatan bizden değildir var; olmalıydı. Böyle bir vizyonu, biz, bu bütçe içinde görmeliydik; ama, hükümetin genellikle benimsediği bir dili, bugün, burada, bir kez daha gördük. Ne yaptı hükümet? Bundan sonraki konuşmalarda da aynı şey yapılacak, şöyle yapılacağına da bahse girerim: Bir kâğıttan, kâğıda bakılarak rakamlar okunacak ve bize, 2002 ne kadar kötüydü, 2001 ne kadar kötüydü, kriz ne kadar kötüydü, oysa bugün ne kadar iyi bir durumdayız, anlatılacak.

Önce şunu hatırlatayım: Beyefendiler, kâğıda bakmayın, vatandaşın yüzüne bakın, vatandaşın gözüne bakın, belki bir şey anlarsınız. Kâğıda bakmakla varacağınız bir yer yok, kâğıda bakarak okuduklarınızdan da, zaten kimse bir şey anlamıyor. Bize, burada, 2001 krizinin yarattığı koşullara göreceli; yani, onunla mukayeseli tablolar ileri sürüyorsunuz.

Bahsettiğiniz kriz, cumhuriyet tarihinin en derin bunalımlarından biri. Bahsettiğiniz krizde ortaya çıkan koşullar, cumhuriyet tarihimizin en kötü koşulları. Zaten, o koşullar sizi iktidar yaptı. Zaten, o koşullardan bezgin olan halk, milletimiz, o koşullardan sorumlu tuttuğu bir siyaset zümresini topyekûn tasfiye etti ve yepyeni bir Meclis yarattı. Yarattığı yeni Meclise yeni umutlar yükledi. Ondan, kendisini, ikide bir geçmişi hatırlatıp krizle korkutan, kriz şartlarını öcü gösterip; yani, ölümü gösterip sıtmaya razı eden bir icraat istemiyor. Milletimizin, bu yeni Parlamentodan ve bu Parlamentonun çıkardığı hükümetten beklediği pek çok şey vardı. O beklediği şeylerin başında, hiç şüphesiz, hayat pahalılığının ortadan kaldırılması, işsizliğin ortadan kaldırılması, insanın insana kulluğunun ortadan kaldırılması vardı, yolsuzluğun ortadan kaldırılması vardı; talanın, rüşvetin ortadan kaldırılması vardı. Milletimiz, bütçeden bütçeye dinlediği rakamların ötesinde, hayatında, hakikaten kendisini gören, kendi derdini anlayan bir düzenin, içinde adil bir biçimde yer aldığı bir düzenin var olmasını istiyordu; çünkü, onyıllar boyunca sürdürülen bu düzen, her üç yılda, beş yılda bir tekrarlanan krizlerle vatandaşı sürekli ağır faturalar ödemeye ve Türkiye'nin yükünü, en yoksulların en fazla olmak üzere, geniş halk kesimlerinin çekmesine mahkûm ediyordu. Yani, vatandaşın istediği şey, bu Parlamentodan ve bu hükümetten beklediği şey, bu bozuk düzeni değiştirmesiydi, reformlar yapmasıydı, yapısal yenilenmeler gerçekleşmesiydi; asla ve asla, bozuk düzenin bekçiliğine talip olması değildi; asla ve asla, kendisinden öncekilerin batırdığı bir ortamda, para baronlarının literatürüyle konuşan siyasetçiler değildi. Buraya gelirken, unutmayın, çay-simit hesabıyla geldiniz; şimdi, artık, makro ekonomiden ve makro iktisadî dengelerden söz ediyorsunuz. Sözünü ettiğiniz makro iktisadî dengelerin gerçekte ne anlama geldiğini vatandaş bilmiyor mu zannediyorsunuz?! Şöyle bir cümle herkesin dilinde; vatandaşa da, bunu, istikrar kavramıyla beraber, bir büyü gibi satıyorsunuz; diyorsunuz ki: "Makro ekonomik düzlemde, düzeyde işler düzeldi;   şimdi,  sıra geldi mikro düzeye, sıra geldi vatandaşa." Yalan!.. Yalan; çünkü, yürüttüğünüz -yürüttüğünüz diyorum; çünkü, siz kurmadınız- sizden önce para baronlarının rızasıyla kurulan, IMF'in, Dünya Bankasının dayatmasıyla kurulan, içeride adına "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı" denilen bir programın harfiyen kölesi oldunuz, bekçisi oldunuz. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Siz, bu bozuk düzenin bekçisi oldunuz. Vatandaşın umutlarını bir tarafa bıraktınız ve bu "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı" denilen, esas itibariyle, devlete borç verenlerin çıkarlarından başkasını gözetmeyen bir programın bekçisi oldunuz.

Bu bütçenin biz nesini konuşalım?! Bu bütçenin zaten yüzde 80'i santimetre oynaması mümkün olmayan bir bütçe. Bu bütçenin biz nesini konuşalım?! Bu bütçe, daha aylar öncesinden, çoklu imzayla -bir imza yetmiyor- IMF'ye taahhüt ettiğiniz taahhütlerin bir uygulama talimatnamesi. Burada Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir iradesi olduğunu mu düşünüyorsunuz?! Yani, biz, bu bütçeyi burada eleştireceğiz, bu bütçenin sosyal kesimleri gereğince gözetmediğini, adil bir biçimde gözetmediğini söyleyeceğiz ve milletvekilleri, insaf ve izan edecekler, insaf ve izan buyuracaklar ve biz bunu değiştirebileceğiz; öyle mi?! Türkiye Büyük Millet Meclisi bu konuda bunu yapacak; öyle mi?! Bunu yapabilir, Türkiye Büyük Millet Meclisi buna yapabilir; ama, hükümetin buna inandığını zannetmiyorum, hükümetin buna izin vereceğini de zannetmiyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin buna benzer birçok konuda, özellikle TMSF uygulamalarında kendi vicdanının sesini dinleyerek yaptığı değişikliklerin, müdahalelerin sonunun nasıl bir tedibe, yani, hizaya getirme muamelesine vardığını hep beraber biz biliyoruz. Dolayısıyla, burada görüştüğümüz şey, esas itibariyle, Dünya Bankası, IMF iradesiyle şekillenen bir programın Türkiye'yi nereye götüreceğini daha yakından anlamaya çalışmaktır. Asıl işimiz buydu.

Millet sizden yolsuzluk ve israfa son vermenizi bekliyordu, millet sizden geliri büyütüp adil paylaştırmanızı bekliyordu, sosyal kesimler arasında sağlıklı bir denge kurmanızı bekliyordu; yani, isminize de uygun olarak, adaleti ve kalkınmayı gerçekleştirmenizi bekliyordu. Millet bunu samimî olarak istedi, inandı ve öyle bir şey yaptı ki, cumhuriyet tarihinde örneği görülmeyecek bir biçimde bir kararlılık gösterdi, bütün bir siyasetçi kuşağını tasfiye etti, yeni bir siyasetçi kuşağına görev verdi, umut verdi; yani, millet üstüne düşeni yaptı.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Anavatanı da dışarıda bıraktı.

ERKAN MUMCU (Devamla) - Çok doğru söylüyorsunuz; daha önce sizi yaptığı gibi, daha önce sizi yaptığı...

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Siz de geri getirdiniz.

ERKAN MUMCU (Devamla) - Allah'tan… Evet… Evet… Millî iradenin ve Anayasanın verdiği yetkiyle.

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Nasılsa Parlamentodasın, rahat ol.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Milleti kandırdın.

ERKAN MUMCU (Devamla) - Bundan kaygınız var idiyse, sizin kapısına gittikleriniz benim kapıma gelmeyecekti arkadaşlar. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Bundan bir kaygınız varsa, sizin kapısına gittikleriniz benim kapıma defalarca gelmeyecekti. Dolayısıyla, o sandalyelerde, o koltuklarda oturan arkadaşlarınızdan pek çoğunuzun, şahsen ben ve arkadaşlarımın da kefaletiyle orada bulunduğunu unutmayın. O kadar kolay, o kadar ucuz değil o iş. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) O kadar kolay, o kadar ucuz değil o iş.

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Ne kefaleti?!

TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) - Kim kimin kefaleti?!

RECEP ÖZEL (Isparta) - Nasıl kefalet?..

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Ne kefaleti?!

ERKAN MUMCU (Devamla) - Şimdi, gelelim, millî iradenin size verdiği görev... Millî irade, size tek başına iktidar verdi; bir görevle, umutlarıyla beraber verdi; dedi ki, bu düzeni değiştirin, bu bozuk düzeni değiştirin; ama, milletin size verdiği bu borcu, siz alacak zannettiniz.

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Başkanım, ne kefaleti?

ERKAN MUMCU (Devamla) - Uzun yıllardır sürdürdüğünüz siyasî mücadelelerinizin mükafatı zannettiniz ve dolayısıyla, geldiniz, bunu, burada, iktidar hevesinin -daha net söyleyeyim- heva ve hevesinizin tatmin edileceği bir oyuncağa dönüştürdünüz.

İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) - Zatıâliniz gibi.

ERKAN MUMCU (Devamla) - Sizden öncekilerin kurdukları haram sofrasına iştahla oturdunuz, bir türlü de kalkmak bilmiyorsunuz. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

ÜNAL KACIR (İstanbul) - O sofraya sen oturursun...

ERKAN MUMCU (Devamla) - Yolsuzlukların hepsini, hepsini, santim, santim, bakın, ben buradan konuşacağım…

ÜNAL KACIR (İstanbul) - O sofradan geldin.

İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) - Sizin gibi...

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Sen o sofradan geldin.

ERKAN MUMCU (Devamla) - Ben buradan konuşacağım, delilleriyle konuşacağım, siz de gelip, burada, bunları yalanlayacaksınız. Cesaretiniz varsa, gücünüz varsa, izanınız varsa, bunları yapacaksınız. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Şimdi, sevgili arkadaşlarım, ne olmuş bir bakalım, bir bakalım ne olmuş. Bir büyüme efsanesidir gidiyor. Türkiye büyümüş. Şimdi, biraz önce Sayın Bakan… Biz Sayın Bakanın gerçekdışı beyanları bu kürsüden ifade etmesine alışığız; ama, böylesini ilk defa görüyorum. Yırttım, getirdim özellikle. Bir tanesi Maliye Bakanlığının sunduğu raporun ilk sayfası, yıllık ekonomik göstergeler; bir tanesi de Sayın Bakanın konuşmasından "sosyal politikalar" bölümü.

Bakın, sosyal politikalar bölümünde ne diyor Sayın Bakan: "Son üç yıllık dönemde TÜFE endeksinde kümülatif değişme 39,8 dolayında olacaktır." Hemen, arkadaşlar, kitaplarınızdan şu sayfaya bir bakın bakalım; bu da Maliye Bakanlığının belgesi; çünkü, Sayın Bakan sözlerini şöyle tamamladı "hesap bileceksiniz, hesap" dedi. Bakalım hesabı biz mi bilmiyoruz, Sayın Bakan mı bilmiyor, hükümet mi bilmiyor; bir bakalım ne demiş. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)  Bu gösterge Maliye Bakanlığının kendi resmî  belgesi; ne demiş: 2003 yılı ortalama enflasyon TEFE'de yüzde 25,6; TÜFE'de 25,3; 2004 yılı 11,1 TEFE, TÜFE'de 10,6; 2005 yılı gerçekleşmesi tahmin edilen, Maliye Bakanlığımızın tahmin ettiği 7,1 ve 8,4. Bunları bir toplayın bakalım, bileşik sistemle bir toplayın bakalım, yüzde 50'nin altında mı üstünde mi!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Öyle  toplanmaz o!

ERKAN  MUMCU (Devamla) - Onun nasıl toplanacağını, kümülatif ibaresini kullandığınız zaman kümülatif enflasyonun, üç yıllık kümülatif enflasyonun ne olduğunu, hesabının nasıl yapılacağını bir de burada Maliye Bakanına biz öğretmeyelim; artık, ayıp olur, milletimiz mahcup olur. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Milletimizi de mahcup etmeyelim artık.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Öğren de gel!

ERKAN  MUMCU (Devamla) - Hem, bakın, burada bahsediyorsunuz; diyorsunuz ki, en düşük memur maaşı, net asgarî ücret, en düşük SSK emekli aylığı, en düşük Bağ-Kur, en düşük memur aylığı; niye en düşük... Niye ortalama değil; çünkü, ortalama ücretlerde reel ücretler enflasyondan düşük gerçekleşmiş de onun için. En düşükler üzerinde verilen daha yüksek oranlı zamlar, sizi, burada, ortalama ücretlerde reel olarak enflasyonun gerisinde kaldığı gerçeğinden kurtarmaz. Rakamları eğip bükerek, ezip bozarak varılacak bir yer yok.

Deniliyor ki, son üç yıllık dönemde -anlaşılmaz şeyleri saymakla bitecek gibi değil- Türkiye aşağı yukarı yüzde 22 kümülatif büyüdü; yüzde 9,9; yüzde 7,4; yüzde 5,5 olmak üzere yıllar itibariyle, yüzde 22 büyüdü. Şimdi, böyle bir büyüme var mı yok mu tartışmasına hiç girmek istemiyorum. Bu rakamlar, Devlet İstatistik Enstitüsünün rakamları, yeni adıyla TÜİK'in rakamları.

Şimdi, Devlet İstatistik Enstitüsü, bundan altı ay önce, kendisine yapılan bir başvuruda, bu göstergelere konu olan verilerin geçerliliği üzerinden ifade edilen kuşkuları haklı bulmuş ve yeni istatistik verilerini açıklayacağını resmen bildirmişti. Aradan altı ay geçti, hâlâ Devlet İstatistik Kurumu büyümeye ilişkin önceki istatistiklerini düzelten yeni istatistiklerini yayınlamıyor. Niye yayınlamıyor ben size söyleyeyim: Çünkü, sağlam ve sağlıklı bir hesaplama yaptığında böyle bir büyümenin olmadığını buluyor; ama, ortalığı karıştırmamak için söylemiyor. Çünkü, bu istatistik, bu büyüme hesaplarının dayandığı temellerden bir tanesi. Diyor ki: "Türkiye'de 69 katrilyon değerinde stok var." Var mı böyle bir stok? Gayri safî millî hâsılanın beşte 1'ine yakın bir düzeyde Türkiye'de stok var mı; yok. Sadece, Katma Değer Vergisi ödemelerini ertelemek için kâğıt üzerinde biriktirilen bir stok var. Siz buradan bir büyüme hesaplaması yapıyorsunuz, ondan sonra diyorsunuz ki, bu büyüme yüzde 9,9 oranında gerçekleşti.

Enerji tüketimine bakıyorsunuz, istihdama bakıyorsunuz, büyüme yok. Yüzde 22 büyüyen ülkede -imalat sanayiindeki büyümeden bahsediyorsunuz- istihdam binde 2 büyüyor. Devlet İstatistik Enstitüsünün rakamlarında istihdam binde 2 büyüyor; niye? Üç yıllık dönemde istihdamın büyümesi binde 2. Yüzde 22 büyüyen ekonomide yeni iş yaratma kapasitesi, ancak ve ancak binde 2 oranında artmış. Cevap; efendim, verimlilik artıyor. Bu nasıl bir verimlilik artışıdır ki, enerji tüketimi aynı oranda büyümüyor, istihdam büyümüyor; siz, sadece verimlilikle bu büyümeyi gerçekleştirdiğinizi söylüyorsunuz. Ben, yine de bunu da kabul ettim, bu rakamlarınızı da kabul ediyorum; böyle bir büyüme var; peki, canınız sağ olsun! Peki, şu çelişkiyi nasıl izah edeceksiniz: Sık sık, rakamları vatandaşın zihnini bulandırmak için kullanan bütün otoriteler gibi sık sık başvurduğunuz -Sayın Başbakanımız başvuruyor buna, Sayın Maliye Bakanı başvuruyor bu ifadeye- gayri safî millî hâsılayı 2 600 dolardan 5 000 dolara getirdik diyorsunuz.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) - 2 150'den diyor.

ERKAN MUMCU (Devamla) - Şimdi, benim değerli arkadaşlarım, benim sevgili arkadaşlarım; 2 600 dolardan 5 000 dolara büyüme ne demek; yaklaşık yüzde 100 büyüme demek. Sizin büyüme dediğiniz şey, millî gelirdeki büyüme değil miydi zaten. Şimdi bana bir söyler misiniz, Türkiye ne kadar büyüdü; yüzde 100 mü büyüdü yüzde 22 mi büyüdü; bir karar verin! (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Bir karar verin! Türkiye'de, fert başına gelir 2 600 dolardan 5 000 dolara yükselmiş! Soruyorum vatandaşlara: Geliri bu üç yıllık dönemde 2 katı artan kim var?! Haa, var, birileri var; iktidarın yanında yöresinde odaklanmış insanlardan oluşan bir küme var. Onların gelirleri, onların servetleri, 2 katı filan da değil, kat be kat arttı. İktidar koltuklarında oturan arkadaşlarımızın çok yakınlarının servetleri kat be kat arttı. Hayır mı diyorsunuz?!

MEHMET SARI (Osmaniye) - Hayır diyorum.

ERKAN MUMCU (Devamla) - Peki, o zaman, milletimize karşı, gelin, erdemli bir tutum gösterelim; hep beraber mal beyanlarımızı şeffaflaştıralım ve mal beyanlarında yüzde 20'nin üstünde artış olan herkes, kendisinin, yakınlarının, birinci derecede yakınlarının, genel başkanlar ve bakanlar, üçüncü dereceye kadar yakınlarının son beş yıldaki mal varlığını kalem kalem izah etsin. Hadi bir erdemlilik gösterin. Hadi, milletimizin demokrasiye inancını tahkim etmek için bir şey yapalım. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Hadi, gelin, AK Partinizin ak yüzünü bir kez daha teşhir etmek için, birlikte bir şey yapalım; hadi, gelin. Hadi, gelin, yapalım. Benim için mesele yok. Ben buradayım. Bakın, 350 kişiniz var.

ENVER YILMAZ (Ordu) - İçtüzük gereği, herkesin…

ERKAN MUMCU (Devamla) - 350 kişiniz var, tık diye kaldırırsınız. Saniye tereddüt edersem, bir kere daha bu kürsüye çıkmam. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Çıkma…

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Kâğıda bakmadan…

ERKAN MUMCU (Devamla) - Santimetresinin hesabını veremezsem, ben çıkmam; ama, hesabını veremezsiniz. (AK Parti sıralarından gürültüler) Hesabını veremeyeceğiniz işleri de biliyorsunuz arkadaşlar. Ben, burada, muhalefetin sesini seslendirmiyorum. Ben, burada, aslında, sizin vicdanınızın sesini seslendiriyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Ben, aslında, sadece sizin vicdanınızın değil, Bakanlar Kurulundaki arkadaşlarımın da vicdanının sesini seslendiriyorum.

ÜNAL KACIR (İstanbul)- Yok ya!..

ERKAN MUMCU (Devamla) - Ben, naçizane, bunu yaptığımı biliyorum. Herkes, kendi vicdanında bunun hak mı, hakikat mi, değil mi olduğunu, hiç şüphesiz, tartacaktır.

Şimdi, sürekli, millete, bir kriz korkusu içinde, onu öcü gibi gösterip "sürekli istikrar" denilen, aslında neyin istikrarı ve kime yarayan bir istikrar olduğunu anlayamadığımız bir kavramı bir hipnoza dönüştürdünüz; istikrar, istikrar, istikrar, istikrar… Vatandaşı hipnoz ettiniz. Bunun, uyguladığınız üç yıllık politikanın adını ben size söylüyorum; sizden önce de iki yılı var. Bunun adı, malî anestezi ve fakirleştiren büyümedir. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Bunun adı budur. Bunun adını da ben koymadım. Bunun adını, iktisat literatürü yıllar öncesinden koymuş. Siz, bir sonuç olan krizi, bir süregiden durum olarak zannediyorsunuz. Hayır, kriz, sadece bir sonuçtu ve tıpkı sizin uyguladığınız gibi, sizden öncekilerin de uyguladığı programların yarattığı bir sonuçtu ve bu programların tamamının özelliği şudur sevgili arkadaşlar: Düşük kur, yüksek reel faiz. Düşük kur, yüksek reel faiz. Türkiye'nin serbest piyasa tarihi, aynı zamanda bir krizler tarihidir ve bu krizlerin tamamı, ödemeler krizidir. 1960'larda, 1970'lerde, radyo ajanslarından "devalüasyon" diye duymaya başladığımız laf, 1980'ler itibariyle, döviz krizi, ödemeler krizine dönüşmüştür; 1980'den sonra, paranın konvertbl hale gelmesinden sonra da, işte, bildiğimiz, 1994, 1998, 2000, 2001 krizlerini yaşadık. Bu krizleri sadece biz mi yaşadık zannediyorsunuz. Yani, dünyayı bol miktarda geziyorsunuz; acaba diyorum, gezdiğiniz dünyadan bir şey öğreniyor musunuz; gezdiğiniz dünyaya, hakikaten, bir yakın gözlükle bakıyor musunuz; onun için, merak ediyorum. Bu krizler, sadece bizde değil, IMF programlarının uygulandığı, neredeyse bütün Güneydoğu Asya ülkelerinde en az üç kez yaşandı; yani, Kore'de yaşandı, Endonezya'da yaşandı, Malezya'da yaşandı, bize yakın Rusya'da defalarca yaşandı, biz en az üç defa yaşadık. IMF anlaşmaları sürerken, IMF programları sürerken…

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Yaşamadık, siz yaşattınız!

ERKAN MUMCU (Devamla) - Haa, siz bunun dışında mıydınız?!

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Siz yaşattınız, Anavatan Partisi yaşattı bunu!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen, müdahale etmeyin.

Sayın Mumcu, lütfen, siz de Genel Kurula hitap edin.

ERKAN MUMCU (Devamla) - Sayın Başkan, ben farklı bir şey mi yapıyorum?

BAŞKAN - Farklı bir şey yapıyorsunuz.

ERKAN MUMCU (Devamla) - İzah eder misiniz lütfen.

BAŞKAN - Çünkü, sadece AK Parti Grubunu ve size söz atan arkadaşları hedef alıyorsunuz. Bu müdahalelerle, bu hedef almayla bir sonuca varamayız.

ERKAN MUMCU (Devamla) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Şüphesiz, iktidarı eleştireceksiniz, sonuna kadar bu söz hakkını hepimiz savunacağız.

Lütfen, arkadaşlar, hatibe müdahale etmeyin.

Benim de hatipten ricam, şüphesiz, iktidar eleştirilecektir; ama, karşınızda, size söz atan arkadaşlarımız değil, bir Genel Kurul vardır. Genel Kurula hitaben konuşmamızı yaparsak, çok daha iyi olacak. Takdirlerinize sunuyorum.

Buyurun Sayın Mumcu.

ERKAN MUMCU (Devamla) - Sayın Başkan, ben cevap vermemeye özen gösteriyordum, onlar benim rutin hitap planıma aldığım sözler. Eğer, siz, sataşmaları engelleme konusunda yardımcı olursanız, lütufkârlığınıza minnettar olurum efendim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Ben, sataşmaların sizin ne kadar işinize yaradığını buradan görüyorum.

ERKAN MUMCU (Devamla) - Bundan kaygı duyuyor olmanız da, tarafsız başkanlığınıza ne kadar uygun düşüyor, bunu da takdirinize bırakıyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Ben, sınıf mümessili değilim; arkadaşlarımız her söz attığında onlara müdahale etmenin bir nezaketsizlik olacağını düşünüyorum.

ERKAN MUMCU (Devamla) - Çok teşekkür ediyorum Başkanım, sağ olun.

Değerli arkadaşlar, bu büyümenin, ölçülebilir, görülebilir bir büyüme olması için, Türkiye'nin dünya rekabet ligindeki yerinin yükselmiş olması gerekirdi, değil mi? Hayır, dünya rekabet ligindeki yerimiz 3 basamak gerilemiş. Affedersiniz, 6 basamak... Özür diliyorum, 6 basamak gerilemiş. İnsanî gelişim endeksindeki yerimiz 3 basamak gerilemiş. Dünya rekabet liginde geride bıraktığımız ülkeler; Kenya, Madagaskar… Affedersiniz... Gelir adaleti liginde bizden daha kötü durumda olan ülkeler. Dört ülke var; Kenya, Madagaskar…

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Mozambik…

ERKAN MUMCU (Devamla) - Evet, Mozambik. Yardımcı olun arkadaşlar, isimleri aklıma... Bir ülke daha…

OSMAN KAPTAN (Antalya) - Tanzanya…

ERKAN MUMCU (Devamla) - Hayır, hayır, Tanzanya değil... Tanzanya, Mozambik…

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Papua Yeni Gine…

ERKAN MUMCU (Devamla) - İnanın Papua Yeni Gine bile bizden daha iyi durumda gelir adaletini paylaştırmakta.

Diyorum, acaba, gezip gördüğünüz; ama, bizi benzetemediğiniz ülkelere gitmek yerine, biraz da bizi benzettiğiniz ülkeleri gezseniz de, aramızdaki münasebetler daha dengeli bir hale gelse.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Oralara da gidilecektir.

ERKAN MUMCU (Devamla) - Gelir adaletinin dünya liginde Türkiye'den daha kötü olduğu ülkeler bunlar.

Şimdi, burada, biraz önce ifade edildi; denildi ki, biz vergi yükünü azalttık. Hayır, vergi yükünü azaltmadınız. Siz geldiğinizde 26 olan vergi yükü, 29'a, primlerle beraber 33'e çıktı. Kendi istatistiklerinizden bakın. Kendi istatistiklerinizden bakın ve burada, Millet Meclisine, milletin meclisine doğru beyanlarda bulunun. Haa, sizin azalttığınız ne; sizin azalttığınız, burada da ifade ettiğiniz gibi, toplam vergi yükü içinde kurumların payı. Onu azalttınız; yani, zenginin vergi yükünü azalttınız. Azalttığınız vergi yükü, zenginin vergi yükü.

Haklısınız -dünyada, isterseniz Avrupa'yı alalım- hem dünyada hem Avrupa'da, dolaylı vergide dünya şampiyonuyuz. Dolaylı vergilerin, yani, ÖTV'den, KDV'den, yani, vatandaşın kursağından kesilen vergilerin toplam vergi gelirleri içinde, payında dünya şampiyonuyuz; oran yüzde 73. Vatandaşını bizim kadar vahşi sömüren bir ülke yok. Üstelik, temel ihtiyaç maddelerinde de fiyat şampiyonuyuz; yani, enerjide, elektrikte, doğalgazda, haberleşmede, insanların temel tüketim ihtiyaçlarındaki fiyatlarda da en yüksek biziz. Reel ücretlerimiz Avrupa'nın beşte 1'i. Reel ücretlerimiz Avrupa'nın beşte 1'i; ama, ücretlilerimizin satın almaya mecbur olduğu şeyler, Avrupa ortalamalarının en az yüzde 12 üstünde. Bu mu adalet?! Bu mu adaletiniz?! Reel ücretler, 1997 istatistiği baz alındığında, yüzde 35 gerilemiş, çok beğenmediğiniz kriz koşulları, 2001 koşulları baz alındığında, yüzde 15 gerilemiş. Satın alma gücü ona göre gerilemiş; siz, burada, adaletten söz ediyorsunuz. Bu mu adalet?! Vergiyi vatandaştan alacaksın, Kurumlar Vergisi yükünü aşağıya indireceksin... Burada marifetmiş gibi anlatıyorsunuz: "Kurumlar Vergisi yükünü yüzde 30'dan yüzde 20'ye indirdik, gelir dilimlerinde de üst gelir dilimini yüzde 40'tan yüzde 35'e indirdik." Bu vergileri kim veriyor? Bu vergilerin yüzde 35'ini, Kurumlar Vergisinin yüzde 35'ini zaten kamu vermiyor mu?! Sadece Telekomun ödediği… Toplam 9,5 katrilyonluk Kurumlar Vergisi tahsilatınızın içinde sadece Telekomun payı 1,4 katrilyon. Bu 1,4 katrilyon liranın yüzde 33'ünü, üçte 1'lik indirimle affediyorsunuz, indiriyorsunuz. 400 trilyon liradan fazla bir vergi avantajı sağlıyorsunuz. Kime; özelleştirdiğiniz Telekoma. Kime; yani, Hariri'ye. Adamın 1 yıl içinde ödeyeceği para yaklaşık 1,2 milyar dolar keş, peşinatının üçte 1'ini adamın cebine koyuyorsunuz. Ondan sonra diyorsunuz ki: "Biz ülkeyi pazarlıyoruz." Pazarlıksız pazarlama! (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Pazarlıksız pazarlama! Var mıydı şartnamede bu? Kurumlar Vergisini yüzde 10 indireceğiniz şartnamede var mıydı? Ülkenin önünde böyle bir vizyon var mıydı? Ama, diğer yandan, vergi gelirlerinde tahsilat artışı öngörüyorsunuz. Kurumlar Vergisinde bunu indireceksiniz. Şimdi, TÜPRAŞ'ı da özelleştirdiniz, orada da bir indirim var, o da en büyük vergi ödeyenlerden bir tanesi. Petkim, ona keza. En büyük vergi tahsilatı yaptığınız alanlarda vergiyi kaybedeceksiniz. Geriye ne kalıyor? Nereden alacaksınız bu vergiyi? Öngördüğünüz vergi tahsilatı artışını, yine, ÖTV, KDV'ye yüklenerek yapacaksınız. İşte, bu, kademeli biçimde, ÖTV ve KDV'nin, yani, tüketimden alınan vergilerin artırılmasına, ekonomi literatüründe "malî anestezi" diyorlar arkadaşlar. Yani, önce morfini vuruyorsun, uyuşturuyorsun, ondan sonra tek tek dişini söküyorsun. Vatandaş, bir gün, bu morfinin tesirinden kurtulduğunda anlayacak ki, ağzında dişi kalmamış. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Şimdi, çok övündüğünüz ekonomik programın başarısı, gayri safî millî hâsıla yüzde 100 büyümüş. Beyefendiler, kolayı var, hiç uğraşmayın; reel faizleri 3 puan artırın, döviz kesinlikle 1 000 000 liraya iner, hatta 900 000'e iner. Yani, sıcakpara için bir cennet olduktan sonra... Bu ülkede, indi, indi, indi diye övündüğünüz faizler, hâlâ, Amerika Birleşik Devletlerinde parayı yatıranın 10 yılda alamayacağını 1 yılda aldığı faizler düzeyinde ise, bu sıcakparanın gelmemesi için bir neden var mı? Bu sıcakpara geldiği zaman doların ucuzlamaması, dövizin ucuzlamaması için bir neden var mı? Bu ucuzladıkça, sizin gayri safî millî hâsılanızın döviz cinsinden ifadesi, rakam bazında elbette büyüyecektir. Hiç yorulmayın, rakamlar üzerinde bir varsayımla yazın oraya 900 000 lira dolar, 800 000 lira dolar, olsun bitsin; gayri safî millî hâsılayı yüzde 50 daha büyütün. 5 000 ile niye yetiniyorsunuz; 6 500 yapın, 7 500 yapın.

Siz, bu krizler niye çıktı zannediyorsunuz?! Siz, bu krizler niye çıktı zannediyorsunuz?! Türkiye'yi yeniden bu sömürüden, yani, sürekli içine düşürüldüğü bir sömürü zincirinden, sömürü fasit dairesinden kurtarmanın, Türkiye'yi para baronlarına sömürttürmemenin sorumluluğu sizin üzerinizde değil mi?! Niye çıktı bu krizler?! Bu krizlerin hepsinin bir tek nedeni var, bir tek nedeni var; düşük kur, yüksek reel faiz.

Bakın, Güneydoğu Asya krizi çıkmadan önce, Dünya Bankası bir kitap yayımladı: Asian Miracle (Asya Mucizesi). Dünya Bankasının ve IMF'nin öve öve bitiremediği Asya'nın mucizesi şuydu, hepsinin temel özelliği şuydu: Aşırı değerlenmiş yerli paralar, aşırı değerlenmiş varlık fiyatları; yani, gayrimenkul ve hisse senedi fiyatları ve yüksek reel faizler. Hepsinin özelliği buydu.

Biraz önce saydığım güneydoğu ülkeleri dışında Bulgaristan, Türkiye, Rusya, Arjantin, Meksika, Brezilya bu filmi en az 30 defa seyretti. Bu, adına emerging markets, yani, yükselen piyasalar dedikleri piyasalara, dünyanın para baronlarının para satma oyunundan başka bir şey değildir. Bunun başka bir adı yok. Tasarrufla kamu kesimi borçlanma gereğini gerçekten aşağıya indirerek, verimlilik yaratarak büyümeyi beceremeyen, ülkesini büyütmeyi beceremeyen siyasetin, ülkesinin sömürülmesine rıza göstererek işbaşında kalma zaafından beslenen bir oyundur bu. Popülizm, popülizm, popülizm… Ağzınıza hiç de yakışmıyor. Âlâsını yapıyorsunuz. Uyguladığınız ekonomik program popülizmin ta kendisidir, ta kendisidir. Malî anesteziden daha öteye neyi gerçekleştiriyorsunuz?! Üç yıllık vergi… Sürekli alkış aldığınız, malî disiplin, malî disiplin…İşte bakalım, neymiş o malî disiplin: Vatandaşınızı, yüzde 73'ü dolaylı vergiler üzerinden sıkıştıracaksınız, bir zincirli köleye dönüştüreceksiniz, vergiyi o verecek; çünkü, servetten ve kurumlardan alınan vergilerde de Avrupa'nın en iyisisiniz. Âdeta, servetten vergi alınmıyor bu ülkede, kurumlardan âdeta vergi alınmıyor. Kurumlardan vergi alınmamasını, kurumların vergi yükünün azaltılmış olmasını, vatandaşın gözünün içine baka baka, bir övünç vesilesi gibi burada sunan bir Maliye Bakanı, bir Hükümet var. Siz…

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - İkibuçuk yıl siz de savundunuz Sayın Bakan!

ERKAN MUMCU (Devamla) - İkibuçuk yıldır uyandırmaya çalıştığım arkadaşlarım gelip burada cevap verecekler, sen hiç merak etme, sen hiç merak etme. Sayın Başkan seninle ilgilenecek şimdi yüksek ricalarımızla!

Değerli arkadaşlar, sevgili arkadaşlarım, bu sürdürülemez; temel mesele budur. Bu yüksek, aşırı yükselmiş TL'yle… Aşırı değerlenmiş olduğunu nereden bileyim, ben söylemiyorum. Merkez Bankasının web'ini açın, orada Merkez Bankası diyor ki: "Yüzde 70 aşırı değerlenmiştir Türk Lirası." "Tüketici fiyatları bazında yüzde 70, üretici fiyatları bazında yüzde 46 aşırı değerlidir" diyor Türkiye Cumhuriyetinin Merkez Bankası. Bu aşırı değerlenme neyin ürünü?

Siz, dünya tarihinde, dışticaret fazlası vermeden parasını değerlendiren bir ülke biliyor musunuz? Bir ülkenin parasının değerlenmesi için o ülke ekonomisinin dışticaret fazlası vermesi gerekir; çünkü, o paranın ifade ettiği değerin karşılığında bulunan mal ve hizmetin bulunduğunun bir delilidir bu, var olduğunun bir delilidir bu. Aşağı yukarı yirmi yıldır; ama, daha kesin söyleyelim, en az on yıldır, Amerika Birleşik Devletleri - Çin arasındaki müzakerelerin temel konusu, Çin parası yuanın değerinin yükseltilmesi meselesidir. Çin niye parasının değerini yükseltmekten kaçınıyor? Üstelik, katlı denilebilecek düzeyde bir dışticaret fazlası veren bir ekonomi, parasının değerini yükseltmemek için, dünya ekonomisinin kendi üstüne yüklendiği, dayattığı on yıl sürecinde parasının değerlenmesini niye istemiyor; çünkü, dışticaretteki avantajını, ihracattaki avantajını korumak için bunu yapıyor, bunun için yapıyor. Niye; Amerika Birleşik Devletlerinin derdi mi Çin parasının değeri? Niye değerinin yükselmesini istiyorlar; çünkü, daha az ithalat, daha fazla ihracat yapmak istiyorlar. Doğal olarak daha fazla ihracat yapmak isteyenlerin başvuracağı sistem, en azından, gerçekçi kur politikasıdır.

Siz, şimdi, diyorsunuz ki: "Dalgalı kur sistemi uyguluyoruz." Dalga nerede? Bir taraftan Merkez Bankası, açık ya da örtülü, önce örtülü sonra açık enflasyon hedeflemesi uygulayacak, net iç varlıklar hedefi adı altında, piyasadaki TL arzını sınırlı tutacak, bir taraftan reel faizi bu kadar yüksek düzeyde tutacaksınız; efendim, 2001'e göre reel faizler düşmüşmüş!.. Ona da geleceğiz. Hâlâ kendinizi krizle mukayese ediyorsunuz. Sanki bu millet krizle mecburdu, bu millet hayat boyu kriz şartlarında yaşayacaktı, yaşamaya mecburdu, siz geldiniz lütufkârlık ediyorsunuz. Şimdi ona bakacağız.

Siz, bu şartlar altında, paranın, yani, kurun dalgalanmasını nasıl beklersiniz?! Ne zaman? Bu, apaçık, çıpalı sistem. Kim kimi kandırıyor? Apaçık, çıpalı sistem, hatta kazıklı sistem; çünkü, faiz hadlerinde, özellikle gecelik faizlerde bu kadar ısrarlı olunan bir düzende, açık enflasyon hedeflemesine geçilen bir düzende, dünya piyasalarında faizlerin minimum düzeyde olduğu bir evrede, iç borçlanmada dünya ortalamasının neredeyse 5 katı reel faizin ödendiği bir  piyasa düzeninde kim iç borçlanma currency’si olan TL, yerli para yerine dövize yönelir?! Böyle bir şey mümkün mü?! Nereye kadar; siz bunları ödeyemeyeceğiniz yere gelinceye kadar.

Biraz önce ifade edildi; bankaların açık pozisyonları azmış!.. Şimdi vatandaş açık pozisyonda. Açık pozisyon dediğiniz şey, sadece kur cinsinden currency cinsinden bir mismatch, yani, uyumsuzluk sorunu değildir, aynı zamanda, para-finans literatüründe maturity mismatch denilen, vade uyumsuzluğu denilen de bir şey vardır Sayın Bakan. Vatandaş açık pozisyonda. Toplam banka mevduatlarının 51,5 katrilyon lirası tüketici kredilerinde. Ortalama vade, mevduat vadesi 3,5 ay olan bir ülkede bankalardaki vadelerin ortalama mevduatı yüzde 3,5 iken, toplam mevduatın yaklaşık dörtte 1'i tüketici kredilerinde; kredi kartlarında, konutta, araçta tüketiciye verilen kredilerde. Yani, eğer yüksek reel faizle ve adına malî disiplin dediğiniz, vatandaşın zincirli köleye dönüştürüldüğü faiz dışı fazlayla sürdürdüğünüz bu sistemi, cari açık nedeniyle, herhangi bir siyasî risk nedeniyle, dünya piyasalarında meydana gelen anî değişiklikler nedeniyle tutamaz hale gelirseniz, aşırı değerlenmiş Türk Lirası, bu defa tam tersinden, ekonomi literatürünün tabiriyle overshooting effect, yani, gerilmenin yarattığı, tutulmanın yarattığı birikimle, stresle aşırı bir değerlenmeye doğru, tersinden aşırı bir değerlenmeye doğru giderse, ekonomi literatüründe buna "düzeltme", halkın literatüründe buna "kriz" diyorlar.

Bu defa krizin faturalarını bankalar çekmeyecek. Ekonomi profesyonelleri, o yüksek katlı kulelerde oturan ekonomi profesyonelleri, arkalarında TMSF'nin varlığı, yani, mevduat üzerindeki devlet güvencesinin varlığını da bir şımarıklığa dönüştürerek, 3,5 ay ortalama vade yapısına dayalı bir mevduat sistemini, bu biçimde bir tüketici kredileriyle, ülkeyi borçlandıran, vatandaşı açık pozisyona düşüren bir bozuk düzenin içine doğru yavaş yavaş, yavaş yavaş sürüklüyorlar. Onun için, vatandaş bir hipnozun içinde. Büyüyorsunuz, büyüdüğünüzden daha fazla carî açık veriyorsunuz. Yani, nedir büyüme; büyüme, esas itibariyle millî gelirinizde o yıl için yarattığınız ilave katmadeğer. Yüzde 5'lik bir katmadeğerin TL cinsinden, gayri safî millî hâsıla, TL cinsinden ifadesi, aşağı yukarı, öngördüğünüz gayri safî millî hâsıla 27 katrilyon!.. 27 katrilyon; yani, bütün Türkiye, herkes, çalışacağız, çabalayacağız, üreteceğiz, boyayacağız, yapacağız, çatacağız, satacağız, her şeyi yapacağız, geçen yıla göre 27 katrilyon liralık bir ilave katmadeğer daha yaratacağız, katmadeğer yaratma kapasitemizi 27 katrilyon liralık daha büyüteceğiz; ama, bunun karşılığında sadece bu yıl 46 katrilyon lira borç faizi ödeyeceğiz! Bu hesap nereye varır?!. Bir havuza giren su 27 litre ise, o havuzdan çıkan su 46 litre ise, bu havuzun akıbeti ne olur; bana bir söyleyin, gelin burada bunların bir cevabını verin. Bu gayri safî millî hâsıla havuzu, hepimizin içinde balık gibi yaşadığımız havuz, bu havuzu bir tarafından kaykıltıyorsunuz ki, devlete borç verenlerin, finans kapitalin bulunduğu yerde su yükseliyor, oh ne güzel hayat; ama, aşağıdaki delikten, yukarıdan su geliş miktarının iki katı kadar büyüklükte su çıkıyor. Nereye gidiyor bu; finans kapitale, devlete borç verenlere.

Gerçek şu: Devlete vergi vermesi gerekenlerden vergi almıyorsunuz; ama, devletten yardım görmesi gerekenlerden vergi alıyorsunuz. Fakirden fukaradan, yoksuldan alıyorsunuz, tutup zenginlere veriyorsunuz. Ondan sonra da diyorsunuz ki, biz Adalet ve Kalkınma Partisiyiz. Aferin size! Tebrik ediyorum! Bravo! (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Eğer bunlar gerçek değilse, bu söylediklerim gerçek değilse, bunlar Maliye Bakanının sunduğu raporlarda belgelenmiş değilse, gelin benden hesabını sorun. Benden sonra siz konuşacaksınız, gelin benden bunların hesabını sorun.

İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) - Soracağız… Soracağız…

ERKAN MUMCU (Devamla) - Ama, önünüzde kâğıda bakıp, vatandaşın gözüne bakamadan, vatandaşın yüzüne bakamadan aynı rakam oyunlarıyla milleti kandırmaya filan da kalkışmayın.

İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) - Sizin gibi…

ERKAN MUMCU (Devamla) - Bunun sürdürülemezliğinin farkına varın. İktidarınızın üç yılını tamamladınız. Vatandaş bugüne kadar hiç kimseye göstermediği güveni, hiç kimseye açmadığı krediyi size açtı.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Bize açtı, bize!

ERKAN MUMCU (Devamla) - Tek başına iktidar verdi, tek başına iktidar verdiği yetmedi, döndünüz dediniz ki…

Sayın Bakan, buraya milletvekili sıralarından laf atılması Millet Meclisinin geleneğinde, usulünde vardır; ama, Bakanlar Kurulu sıralarından laf atıldığının ilk defa örneğini siz veriyorsunuz. Tebrik ediyorum!.. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Tebrik ediyorum!.. Tebrik ediyorum, çok yakıştı!.. Çok yakıştı!...

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Ne söyledim? Ne söylediğimi tekrar edebilir misin? Yirmiyedi ay birlikte çalıştık.

ERKAN MUMCU (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlarım, rekabet liginde 52 nci sıradan 66'ya getirmişsiniz; iki yılda 14 basamak geriye. İnsanî gelişim endeksinde 85'ten 88'e. Açlık, yoksulluk sınırı altında yaşayan nüfus, toplam nüfusun üçte 1'ine yükselmiş son üç yıl içinde. Kimin raporu; Dünya Bankasının raporu. Günde 1 doların altında geçinmeye mahkûm olan insanların sayısı 3 000 000'a ulaşmış ve biraz önce de söyledim, gelir dağılımı adaletinde bizden kötü 4 ülke daha var; Guatemala, Dominik Cumhuriyeti, Madagaskar ve Kenya.

Şimdi, asgarî ücretlinin alım gücü, dünya ortalamasının, Avrupa demiyorum, dünya ortalamasının dörtte 1'i. Ondan sonra kalkıp işlerin yolunda gittiğini söylemeye; üstelik kendisine üç yıl kredi verilmiş "üç yıl bizden bir şey beklemeyin; ama, üçüncü yılın sonunda cebinizde hissedeceksiniz" deyişinize inanmış vatandaşa ne verdiniz, ne veriyorsunuz? İşte bütçeniz ortada. Siz hâlâ vatandaştan almayı düşünüyorsunuz, hâlâ vatandaşı soymayı düşünüyorsunuz, hâlâ vatandaştan aldığınızı zengine vermeyi bir övünç vesilesi gibi gelip burada anlatıyorsunuz; Kurumlar Vergisini indiriyormuşsunuz. Kurumlar Vergisini indiriyorsunuz, yatırım indirimini kaldırıyorsunuz. Türkiye'de toplam istihdamın yüzde 65'ini yapan KOBİ'lerin kullanabildiği nadir istisna ve muafiyetlerden, avantajlardan biri olan yatırım indirimlerini kaldırıyorsunuz, asgarî ücretlinin asgarî geçim indirimini kaldırıyorsunuz. Senede bir kez dahi, asgarî ücret almış olan bir vatandaştan vergi almayı, olmazsa olmaz kabul ediyorsunuz, KOBİ'lerin avantajlarını ortadan kaldırıyorsunuz, ondan sonra gelip burada, üç kişinin, beş kişinin faydalanacağı Kurumlar Vergisi indirimini bir marifetmiş gibi anlatıyorsunuz. Ben şimdi merak ediyorum; bu nerede konuşuldu? IMF talimatları dışında, başka bir yerde konuşuldu mu?! Konuşulmuş olduğu iki yer olması ihtimali var; bir, pazarlama faaliyetleri esnasında konuşulmuş olabilir, bir de IMF talimatlarında geçmiş olabilir. Yani, baştan itibaren söylüyorum; sizden öncekilerin kurduğu sömürü düzenine bekçilik etmekten başka bir şey bekleniyordu size; ama, siz, iktidarı, heva ve hevesinizin oyuncağı yaptınız; fakir fukara sofralarından topladığınız itibarı, itimadı, geldiniz, zengin sofralarında paylaştırıyorsunuz. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - ANAP'la karıştırıyorsunuz!

ERKAN MUMCU (Devamla) - Yaptığınız iş bu. Millet de, bunun, muhakkak, ne olduğunu, bunun değerinin ne olduğunu, bu işin nereye varacağını görecektir.

Şimdi, el kesesinden büyüyüp, yani, cari açıkla finanse edilmiş bir büyümeyle, vatandaşa hiç yansımayan bir büyümeyle, burada, vatandaşı avutuyorsunuz. Büyüme dediğiniz, sıcakparanın beslediği ortamda ölçülebilen bir şey; sıcakpara da buraya boşuna gelmiyor, vatandaşın kursağından kestiğiniz vergileri faizdışı fazla olarak ve dünya ortalamalarının 5 katından daha fazla, Amerika Birleşik Devletlerinde 10 yılda alınamayanı 1 yılda ödediğiniz bir faiz düzeni için geliyor. Yarın, bu sıcakpara buhar olur. Yarın, bu sıcakpara buhar olduğu zaman, bugün sıcak gelen para yarın buhar olduğu zaman, dizinizi dövmeyin. Hoş, dizinizi dövecek siz değilsiniz, olan, her durumda vatandaşa oluyor. Biraz önce de ifade ettiniz; artık, açık pozisyon riski, yükü de bankalardan vatandaşın üzerine geçti. Bundan sonra olacak olan şudur: Konut kredisi alanı, kredi kartı kullananı, otomobil kredisi alanı, gidip, haczedeceksiniz. Türkiye, bir haciz ülkesi haline gelecek. Ondan sonra, 2001 krizinde "çok şükür, ağır bir kriz yaşıyoruz; ama, bir sosyal patlamaya, bir sosyal faciaya yol açmadı" dediğimiz olayın, bu defa çok daha fecisini yaşayacağız. Yazık! Hani, ben, burada kara gün habercisi değilim; ama, 2000'de de aynı şeyleri söylüyordum; 1999'da da aynı şeyleri söylüyordum. "İşler iyiye gidiyor" diye, TÜSİAD Başkanı rahmetli Sabancı, sayfa sayfa, büyük holdinglerin patronları, IMF'nin sözcüsü Cottarelli "işler çok iyi gidiyor, yolunda gidiyor" diye bağırırken "hayır, işler yolunda gitmiyor ve bu işin sonu bir düzeltmedir, bu işin sonu bir krizdir" diyen bir siyasetçi vardı bu ülkede. Hatırlayın, o bendim. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) O zaman, o zaman da başbakanlar benden şikâyet ediyordu. Sizin anlayacağınız, doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovuyorlar; ama, bu doğruların gerçekleşmesi milletimizin hayatına mal oluyor, milletimizin acılarına mal oluyor, bunun sivri ucu millete batıyor; günahtır, günahtır…

Çok övündüğünüz büyümeye rağmen, sürekli çok çok övündüğünüz, sizi de övdükleri malî disipline rağmen, ülkenin borçlanması büyüyor. Dışborç stoku 2002'de, geldiğinizde 130 milyar dolarmış, bugün 162 milyar dolar. Bunlar da sizin rakamlarınız. İçborç stoku 2002'de 92 milyar dolarmış, bugün 167 milyar dolar. Kamunun…(AK Parti sıralarından "Dolar ne kadar" sesi) Doların kaç para olduğu, işte, şimdi aklınıza geliyor; tebrik ediyorum!..

Yani, "Maastricht Kriterlerini yakaladık, Maastricht Kriterlerini yakaladık…" Sayın Bakan, şu gayri safî millî hâsılayı gerçekçi, yani, Merkez Bankasının aşırı değerlenmiş dediği kur üzerinden yeniden değerlendirerek bir hesap ettiğiniz zaman, acaba Maastricht Kriterlerinin neresinde kalıyorsunuz?! Kim kimi kandırıyor?! Aşırı reel faizle baskılanmış bir Türk Lirası üzerinden yapılmış hesapları, sanki, biz, Maastricht Kriterlerini yakaladık, AB'den önceki son eşikteymişiz. Vallahi bravo!

BAŞKAN - Sayın Genel Başkan, affedersiniz.

Bütün hatiplere aynı uyarıyı yapacağım; konuşma sürenizin bitimine 5 dakika kaldı.

ERKAN MUMCU (Devamla) - Çok teşekkür ediyorum Sevgili Başkanım.

Kamunun piyasalara borcu -bu da önemlidir- 2002'de 43 milyar dolarmış, 2005'te 105 milyar dolar kamunun piyasalara olan borcu. Daha önce, piyasalara olan, yani kamu borçlanması içinde kamu kaynaklarının payı çok daha yüksekti; ama, kamunun özel piyasalara olan borcu, devri iktidarınızda nereye gelmiş; 105 milyar dolara; nereden; 43 milyar dolardan. Yani, yüzde 100'den daha fazla büyümüş; üç yıllık artış yüzde 143.

Toplam borç stoku, 2002'de 222 milyar dolarmış, 2005'te 330 milyar dolar olmuş; gayri safî millî hâsılanın yüzde 103'ü. Gayri safî millî hâsılanın dolar cinsinden yeni dengede ifade edilmesi halinde, bu oran, çok daha vahşi bir düzeye fırlar; tıpkı, 2001 krizinde olduğu gibi.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) - Siz hesap etmişsinizdir; kaç, Sayın Başkan?

ERKAN MUMCU (Devamla) - Şimdi, ne yapmak lazım, ne yapmak lazım buna bakalım: Gerçekten millî iradenin sesini dinlemek lazım, gerçekten millî iradenin hükümeti olmak lazım, gerçekten milletin hükümeti olmak lazım. Burada, övüne övüne anlattığınız sosyal güvenlik tasarısını üç yıldır niye yapmıyorsunuz?! Ondan sonra "biz, popülizm yapmıyoruz…" Burada, "mezarda emeklilik" söylemini söyleyen sadece başkaları mı; siz değil misiniz, sizin aranızda yok mu?! Sosyal güvenlik reformunu, bu ülkede, ülkenin geleceğini düşünen bir yaklaşımla Anavatan Partisi ele aldığı zaman, bunu "mezarda emekliliktir" diye kötüleyen, karalayanların içinde siz yok musunuz; siz de varsınız. Şimdi, onu bunu karalamanın bir manası yok; doğrusunu yapalım. Üç yıldır bunu niye yapmadınız?! Üç yıl önce, bir YPK toplantısında -Sayın Bakan sizin de mevcudiyetinizde- "biz, bir reform hükümetiyiz ve reformların en az finansman gerektireni, hatta finansman gerektirmeyeni ve en yüksek güven sağlayıcı olanı, en yüksek kaynak tasarrufu sağlayıcı olanı, sağlıklı bir sosyal güvenlik reformunu yapmaktır; bunun için IMF talimatına ihtiyacımız yok, bunun için paraya da ihtiyacımız yok, bunun için sadece iradeye ihtiyacımız var, siyasî iradeye ihtiyacımız var" denildiğinde, niye sessizlikle karşılıyordunuz?! Üç yıl oldu… Bir sosyal güvenlik reformu getiriyorsunuz; getirdiğiniz sosyal güvenlik reformu, görseniz, reform demezsiniz. Reforma bak, hizaya gel!.. Üç tane sakat kurumu bir araya getirerek reform yapılmaz.

Değerli milletvekilleri, sayın hükümet; Türkiye'nin büyümesinin önündeki en önemli faktörlerden bir tanesi, Türkiye'nin doğru dürüst bir rekabet stratejisine sahip olmayışıdır. Bu ülke, küresel rekabet piyasalarında, hangi rekabet stratejisiyle kendi geleceğini kuracaktır, bu ülkenin mukayeseli rekabet üstünlükleri nelerdir bunu bilmeniz gerekiyor. Bu ülkeyi, ucuz işgücüne dayalı bir rekabet stratejisiyle yönetemezsiniz. Enerjiyi pahalı alıp, Teşvik Kanunuyla yüzde 50 indirimli vermekle, sürdürülebilir bir rekabet sağlayamazsınız. Bizim insanımızı Çin'deki insandan daha  düşük fiyatla çalışmaya mahkûm ederek bu ülke ilerleyemez. Bu ülke, kalkınmasını, hammaddesine, doğal kaynaklarına da dayandıramaz; çünkü, dünyada süregiden rekabet ilişkileri içinde hammadde ve doğal kaynakların sunduğu rekabet imkânları da sınırlıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Mumcu, süreniz bitti; size, ek süre veriyorum; lütfen, konuşmanızı tamamlayınız.

ERKAN MUMCU (Devamla) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Küresel refahtan en fazla pay alanlar, insan kaynaklarına en fazla yatırım yapanlardır; dolayısıyla, nitelikli işgücü yaratanlardır. Hangi sektörlerde rekabet edeceğinden önce, hangi nitelikteki yaratıcı ve üretici insan kaynaklarıyla rekabet edebileceğini bilen ülkeler bunu başardılar. İşte Amerika Birleşik Devletleri, işte Japonya, işte Almanya. Özellikle Japonya ve Almanya, İkinci Dünya Savaşının mağlup ülkeleri, savaş tazminatına mahkûm edilmiş ülkeleri, taş üstünde taş kalmayan ülkeleri ve özellikle Japonya bakımından, neredeyse üzerine basacak toprağı bulunmayan, hammaddeden ve doğal kaynaktan yoksun olan Japonya'nın başarısının arkasındaki sır bu; insan kaynaklarına yatırım yapmak, insanına değer vermek ve onların niteliklerine dayalı bir rekabet stratejisi kurmak.

Bir Teşvik Kanunu getiriyorsunuz. Getirdiğiniz Teşvik Kanunu, istihdamı artıracak yerde azaltmış, kayıtlı istihdam azalmış, işyeri sayısını artıracak yerde azaltmış. Bu nasıl Teşvik Kanunu böyle?! Şimdi biz neyi teşvik ettik; sadece haksız rekabeti teşvik etmiştik, teşvik ettiğimiz şey de buydu zaten.

Dolayısıyla, neyi nasıl yapacağımız konusunda bir vizyona ihtiyacımız var. Bu ülkenin temel meselesi belli. Bu ülkenin temel meselesi yoksulluk, bu ülkenin temel meselesi işsizlik, kafayı taktığınız kimlik meselesi değil. Herkes kim olduğunu, ne olduğunu çok iyi biliyor, kimliğinin ne olduğunu çok iyi biliyor; ama, karnı aç, işsiz, çoluğuna çocuğuna ekmek götüremiyor. Emeğiyle geçinmenin hak edilmiş saygınlığına ulaşmamanın bunalımı içinde bizim insanımız.

İkide bir, türlü çeşitli tartışmalarla, işsizlik… Nedir sizin işsizlik konusundaki vizyonunuz, bu kürsüden bir şey yansıdı mı; yok. İki yıldır tekrar ettiğiniz şey aynı. Başta diyordunuz ki, 1 500 000 kaçak işçi var -sonradan revize ettiniz 1 000 000'a, neredeyse o kaçak işçi- onlar  gidecek, bizim insanımız iş bulacak. Üç yıldır o kaçak işçiyi bulamadınız mı, yoksa çıkarmaktan mı vazgeçtiniz?! Yok öyle bir şey. Vizyon vizyon diye ortaya koyduğunuz şey şu: Her TOBB üyesi bir işçi alırsaymış, Türkiye'de işsizlik kalmazmış! Ben ne diyeyim! (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Ülkeyi yöneten adamın işsizlik konusundaki vizyonu bu, ben ne diyeyim! Denecek bir tek şey var; Allah selamet versin! Adama iş bulma işi değildir iş. İş, yapılacak bir işi yaratmaktır; yani, üretim doğuran bir işi yaratmaktır. Dolayısıyla, birilerini bir yere yerleştirmeye, işsizliği önleme demezler.

Şimdi, son geldiğiniz nokta, Amerika bile işsizlikle baş edememişmiş!.. O zaman çekin gidin kardeşim! Çekin gidin! Bu işsizliğin çaresi var. Bu hayat pahalılığının çaresi var. Bu eğitimsizliğin, eğitimde kalitesizliğin çaresi var. Biz bunları biliyoruz. Bütçenin kapanış konuşmasında, hiç merak etmeyin, geleceğim, burada, tek tek, çözemediğiniz bütün meseleleri nasıl çözmeniz gerektiğini size anlatacağım. Not defterlerinizi de getirin, işe yarar. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Anlatacağım. Anlatamazsam, millet karşısında mahcup olmayı göze alıyorum.

Bu, apaçık bir meydan okuma. Varsa böyle bir yüreği olan, önündeki kâğıtta yazılanları okumak veya buralara dizilmiş camlardan, bir şeyleri, birtakım fetvaları tekrar etmenin ötesinde, Türkiye'ye vizyon kazandırabilecek bir kararlılığı, cesareti, birikimi olan varsa, gelir, bu kürsü onundur, buyursun! (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Şimdi, Türkiye'nin temel meselelerinden bir tanesi de yolsuzluk. 

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Onun sayesinde buradasın!

ERKAN MUMCU (Devamla) - Evet, bu hükümet, yoksulluk ve yolsuzluk sayesinde burada...

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Sen?..

ERKAN MUMCU (Devamla) - Bu hükümetin burada olmasında benim de vebalim var, milletimden özür diliyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Milletim için hayırlı olmasını diledim, hayırlı olacağına da inandım; ben, bu iktidarın, milletin rızası için mücadele verecek bir iktidar olacağına inandım; ama, kendi heva ve hevesine daldı bu hükümet. Yani, o damardan girdiği yolsuzluk damarlarını kendine bağladı.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Ayıptır ya!

ERKAN MUMCU (Devamla) - Bu damarlarda kayboldu. Bu damarlarda kaybolduğunu ben size söylüyorum ve burada, şimdi, müsaade ederseniz, süreniz bitti filan demezseniz, bir 5 dakika içinde, bir 10 dakika içinde, hemen size anlatacağım.

Sevgili arkadaşlarım, değerli arkadaşlarım; dünyanın neresinde görülmüştür, özelleştirilen bir işletmenin, özelleştirildiği tarihten sonra, eski yönetim tarafından, asset'lerinin, varlıklarının satılması.

Yarımca Limanını, Özelleştirme İdaresi Başkanlığının resmî uyarısına, yani,  "rutin işlemler dışında hiçbir şey yapmayın ha" diyen resmî uyarısına rağmen, Erdemir yönetimi, üstünden gelen siyasî baskılarla, 105 000 000 dolara, özelleştirildikten sonra, yani, OYAK'ın olduktan sonra sattı. Kime sattı; Şeyh Maktum'a. O Erdemir ki, stratejik bir ihtiyaç olduğu için almıştı. Yani, Yarımca Limanını, stratejik bir ihtiyaç olduğunu göstererek, kamunun daha önce 40 000 000'a sattığını 80 000 000'a geri aldı. Niye sattı?! Niye bunun satışını OYAK'a bırakmadınız?! Ben söyleyeyim size: Resmî yazıyla soruyoruz, Haydarpaşa Limanıyla ilgili bir tasarrufunuz var mı; "evet, var" diyorlar, "burayı yük limanı olmaktan çıkaracağız." Ne yapacaksınız? Başbakanımız bazı arkadaşlarımızla görüşüyor -bunu da ben söylüyorum- bazı arkadaşlarıyla, dostlarıyla görüşüyor, bunu gazetelerde filan da söylüyor; arkadaşları ve dostları, milyonlarca dolar para harcayarak, Haydarpaşa ve çevresinde bir cruise limanı ve bir alışveriş ve residential merkez tasarlıyorlar. Bunun için mevzuat değişikliklerini de Devlet Demiryolları ve Ulaştırma Bakanlığı beraber götürüyor. Yani, proje şu: Yolcu limanını Galataport'tan alırız, Galataport'un residential değeri, rezidans değeri, mülkiyet değeri artar; getiririz, Haydarpaşa'ya, oraya bir değer kazandırırız. Yük limanını ne yaparız; yük limanı Yarımca'ya… Bugünkü Haydarpaşa Yük Limanının bir lojistik merkezi olarak değeri eğer 105 000 000 dolarsa ve siz buna rıza gösteriyorsanız ve bunun adı adaletse, bunun adı kalkınmaysa, bunun adı yetimin hakkını korumaksa, bunun adı beytülmale halel getirmemekse, ben, artık, pes demekten başka bir şey demiyorum. Gelin, bunun bir hesabını verin; hangi izanla, hangi insafla yaptınız bunu, hangi insafla?! Bıraksaydınız, OYAK satsaydı, madem satılacaktı. Denizi doldurdunuz, genişlettiniz, ruhsatlarını verdiniz, işini de takip ediyor…

Kim bu Şeyh Maktum; Dubai Towers'ı yaptırdığınız Şeyh Maktum; hani şu 5 milyar dolar getirecek olan. Nerede bu 5 milyar dolar?! Çayın taşıyla çayın kuşu vuruluyor, abartılmış imar yetkileriyle, şehre ihanet eden imar yetkileriyle adama yap-satçılık yaptırılıyor, ondan sonra, gelirin yüzde 80'i adama verildikten sonra bunun adına "Türkiye'ye sermaye geliyor" deniliyor. Nerede bu sermaye?! Türkiye'nin parasından Türkiye'de para kazanıyor adam, ondan sonra, biz, bunun hesabını, bunun hukukunu sorduğumuz zaman, bize deniliyor ki: "Sermayenin dinini beğenmiyorsunuz." Yok bizim böyle bir özelliğimiz. Bizim öyle dinle, ırkla, vesaireyle, kimlikle bir takıntımız hiç olmadı. Bu konularda takıntısı olan biz değiliz. Bu konuda takıntısı olanlar hesap versinler. Ne kimliğimizden bir takıntımız var; yani, kafamız karışık değil, Türk müyüz, Gürcü müyüz, Arap mıyız, Acem miyiz filan diye bir sorumuz yok bizim. Ne olduğumuzu biliyoruz; dinimizi diyanetimizi de biliyoruz, soyumuzu sopumuzu da biliyoruz. Bunlarla da övünmek, böbürlenmek filan gibi bir derdin içinde de değiliz. Nasıl yaratılmışsak, nasıl var olmuşsak bundan dolayı da minnettarız, şükran duygusu içindeyiz. Bunu karıştırmak filan da istemiyoruz; karıştıranlardan da bu millet hazzetmiyor; haberiniz olsun.

Bugün, inşallah, Sayın Başbakan bu kürsüden hükümet adına konuşur. Bu soruları cevaplamasını rica ediyorum; çünkü, millet kendisine emanet etti beytülmali. "Fırat kıyısında bir koyun kuzusunu kaybetse, hesabını Ömer'den sorarlar" diyen bir kültüre inandığını söylüyor Sayın Başbakan; ben de inanıyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, ben, bunların hesabını sormaya memurum ve soruyorum. 

Sayın Bakan orada, hükümet sıralarından gülümseyerek söylüyor. Sayın Bakana da bir sorum var.

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İstanbul) - Buyur.

ERKAN MUMCU (Devamla) - Bu Ankara-Eskişehir hızlı tren yolunda 200 kilometre hızla bir tren planlıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Mumcu, süreniz bitti; 10 dakika uzatmıştım.., Lütfen konuşmanızı tamamlayınız.

ERKAN MUMCU (Devamla) - Buna 50 kilometre hız artışıyla 250 000 000 euro keşif artışı yaptınız. Bu tren 250 kilometre hızla yürüyecek mi; hep beraber göreceğiz. Ben iddia ediyorum, bu tren 200 kilometre hızla da yürümeyecek. Bu ihale, zaten ayarlanmış bir ihaleydi. Sayın Bakan, siz de zaten bunu biliyordunuz. İhalenin içindeki isimlere baktığınız zaman, ihalenin içindeki isimlerin geçmişine baktığınız zaman, ihalenin yapılma biçimine baktığınız zaman, bırakın böyle bir işin Türkiye'nin öncelikli ihtiyaçları içinde olmasını, manzara zaten çok net, apaçık kayırma, apaçık kayırma. Bundan ibaret mi?!

Sayın Başbakandan rica ediyorum; bu Ofer görüşmelerini niye inkâr etmiş, sonra niye itiraf etmiş; çünkü, vatandaşın zihninde Sayın Başbakanın önce yalan söyleyip, sonra itiraf ettiği gibi bir fikrin kalmasını istemiyorum. Ben, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Başbakanlarının saygınlıklarını korumasından yanayım; çünkü, kim olursa olsun o şahıs, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin Başbakanıdır ve onun saygınlığı bizim saygınlığımızdır; ama, Türkiye Cumhuriyetinde hiçbir başbakan öğlen inkâr ettiğini akşam itiraf etmek zorunda kalmadı. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Sayın Bakandan rica ediyorum; bu kürsüde niye gerçekdışı yalan beyanda bulunmuş; gelsin, bu kürsüden, sizlerden özür dilesin. "O tarihte ben bakan değildim" diyen sözleri bu kürsüde saklı, tutanaklarda saklı. Halbuki gerçek bu değil. Halbuki gerçek bu değil. Sözünü ettiği tarihten üç ay öncesinden itibaren özelleştirmeden sorumlu Bakan. Görüşmelerinin belgesi ortaya çıkmış. Apaçık söyleyin; ne yaptınız, neyi pazarladınız, niçin böyle bir pazarlama faaliyeti içindesiniz?!

Ben, buradan, Sayın Başbakana soruyorum: Sayın Başbakan, Başbakanlık binalarındaki tadilatları kime yaptırdınız? Başbakanlık binalarındaki tadilatları hangi bütçeden yaptırdınız? Bütçenin hangi kaleminden -Sayın Bakan, siz de açıklarsanız buna memnuniyet- hangi kaleminden yaptırdınız? Hangi ihaleyle, hangi yarışmayla yaptırdınız? Eğer, bunlar, herhangi bir bütçe kaleminden yapılmadı ise, bunların kaynağı nereden geldi? Bunların kaynağı eğer örtülü ödenekten karşılanmış ise, Örtülü Ödenek Kanunu böyle ihalesiz, yarışmasız, eş, dost, hısım, akrabaya ihale verilsin, iş yaptırılsın, para aktarılsın diye mi konuldu? O kaynaklar, o başbakanların şereflerine emanet edilmiştir. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)O başbakanların şerefleri de bu ülkenin şerefleridir.

ZÜHEYİR AMBER (Hatay) - Gasprom, Gasprom…

ERKAN MUMCU (Devamla) - O şerefin korunması lazım, o şerefin korunması için de bu sorulara burada cevap vermek lazım, cevap vermek lazım.

ZÜHEYİR AMBER (Hatay) - Doğalgaz, doğalgaz…

ERKAN MUMCU (Devamla) - TÜPRAŞ'ın yüzde 14,7'sini 28 Şubatta satıyorsunuz, 1 Martta satışa çıkaracağınızı duyuruyorsunuz; belgeleri ortada.  1 Martta satacağınızı ilan ediyorsunuz. Zarar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN MUMCU (Devamla) - Sayın Başkan, 3 dakika içinde bitireceğim.

BAŞKAN - Evet, son 3 dakika veriyorum.

Buyurun.

ERKAN MUMCU (Devamla) - Teşekkür ediyorum.

Yaklaşık zarar 700 000 000 Amerikan doları. Bu zarar kimin zararı; bu para kimin cebine gidiyor?! Çayın taşıyla çayın kuşunu vurmak diye buna derler. Siz muhafazakâr ve demokrattınız arkadaşlar, nasıl kıydınız o Galataport'taki Tophane Meydanına; nasıl kıydınız allahınızı severseniz?! Bir antrepo binasını daha ticarî ünitelere katmak için İstanbul'un tarihî ve kültürel kimliğine ihanet etmeyi nasıl vicdanınız kabul etti allahınızı severseniz bana bir söyleyin?! Benim söyleyecek sözüm yok.

Millet, sizin Allah'tan korktuğunuza, vicdanlı insanlar olduğunuza inanıyordu; ben de inanıyordum. Hâlâ da büyük bir çoğunluğunuzun bu marifet ve bu karakter üzere insanlar olduğunuza samimiyetle inanıyorum, samimiyetle inanıyorum; ama, size emanet edilen şey beytülmalidir. Beytülmale uzanan eli kırmak ve ondan hesap sormak da  sizin hem ahlakî hem vicdanî hem anayasal sorumluluğunuzdur. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Herkes oturduğu yerde otursun, kimse söylemesin… Bizim için fark etmez. Biz buraya bir şahsî ikbal davası için gelmedik. Şahsî davamız için gelmedik; milletin davası için geldik ve millet için hizmet etmeyi sonuna kadar sürdürdük. Doğru bildiğimizi sonuna kadar da söyledik.

ÜNAL KACIR ( İstanbul) - Hadi oradan!..

ERKAN MUMCU (Devamla) - Doğru söyleyeni dokuz köyden  kovsalar da onuncu köyü bulup söyledik. Biz söylemeye devam ediyoruz. Eğer, eğer söylediklerim… Daha söyleyemediğim, sayamadığım, ne yazık ki, süre dolduğu için pek çok şey var, hesabı sorulacak pek çok iş var.

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Mavi Akım…

ERKAN MUMCU (Devamla) - Mesela, bu gaz işi, Mavi Akım işinin hesabını, gelin, allahaşkına, şurada bir verin. Türkiye'nin doğalgaz faturasını, 7,5 milyar dolar, asgarî, bir formül değişikliğiyle niçin yükselttiniz, bunu bir söyleyin.

Sayın Bakan daha bir yıl önce bu kontrat devir işinde "kapitülasyon vermek olur Gasproma, Gazexporta" derken, karşı çıkarken kontrat devrinde; onlara öncelik, ön izin vermeyi, sonradan burada kanunla o önceliği vermenizi, o kapitülasyonu vermenizi; yani, o ekonomik mandanın altına girmenizi nasıl izah ediyorsunuz?! (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Ortalık kokudan geçilmiyor. Gübre fabrikaları kokuyor. Sayın Bakan hiçbir şey açıklamayın, bu, gübre fabrikalarını kim aldı? Turhan Çömez'in sorusunu tekrar ediyorum, ben tekrar ediyorum: Kim aldı; nasıl sattınız? Ortalık kokudan geçilmiyor; ama, bu, gübre fabrikalarının, gazın kokusu değil; başka bir şey kokuşuyor. Kokuşan başka bir şey. Tuz kokuyor, tuz. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Millet size tuz diye emanet etti; ama, siz, ne yazık ki, ne yazık ki, ne yazık ki, milletin emanetini, ona yaraşır bir biçimde taşımayı başaramadınız. İnşallah, bundan sonraki döneminiz, vicdanınızın ve izanınızın sesini dinlediğiniz, millete yakın, daha yakın durduğunuz bir dönem olacaktır.

Hepinizi, saygılarım ve sevgilerimle selamlıyorum. Çok teşekkür ederim. (Anavatan Partisi sıralarından ayakta alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Genel Başkan, teşekkür ederim.

Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım şahsına sataşma olduğu iddiasıyla söz almak istiyorlar.

Sayın Bakan, bu konuda hükümet adına cevap verme imkânı var; size şahsen söz vermiyorum.

Sayın milletvekilleri, saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati:13.38

 


İKİNCİ OTURUM

Açılma saati: 15.00

BAŞKAN: Bülent ARINÇ

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 31 inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli Daireler ve İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarılarının görüşmelerine devam edeceğiz.

III. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

1.- 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1119) (S. Sayısı: 1028) (Devam)

2.- 2004 Malî Yılı Genel Bütçeye Dahil Dairelerin Kesinhesaplarına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile 2004 Malî Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1084, 3/907) (S. Sayısı: 1029) (Devam)

3.- 2004 Malî Yılı Katma Bütçeye Dahil İdarelerin Kesinhesaplarına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile 2004 Malî Yılı Katma Bütçeli İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1085, 3/908) (S. Sayısı: 1030) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet, sıralarında.

Şimdi, söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Genel Başkan ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal'a aittir.

Sayın Baykal, buyurun efendim. (CHP sıralarından ayakta alkışlar)

Sayın Baykal, süreniz 1 saattir.

Sürenizin bitimine 5 dakika kala sizi ikaz edeceğim.

Buyurun efendim.

CHP GRUBU ADINA DENİZ BAYKAL (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2006 yılı bütçesinin tümü üzerindeki Genel Kurul görüşmelerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun düşüncelerini ifade etmek üzere huzurunuzdayım; bu vesileyle, Sayın Başkan, sizi, değerli milletvekillerimizi, içten sevgilerle, saygılarla selamlıyorum.

Bu bütçe müzakereleri, aslında, Türkiye'nin içinden geçmekte olduğu ekonomik krizin ve bu kriz karşısında izlenen politikaların değerlendirilmesi, eksiğinin, noksanının ortaya konulması ve Türkiye'nin ekonomik açıdan, maalesef, son dönemlerde içine sürüklendiği büyük sıkıntıdan çıkış yollarının tartışılması açısından bir fırsat olarak değerlendirilmelidir. Elbette, bütçe görüşmeleri, iktidar-muhalefet arasında bir siyasî tartışma zeminidir, elbette herkes kendi iddiasını ortaya koyacaktır; ama, ortada ciddî bir ihtiyaç var, bu ihtiyacın görmezlikten gelinmesi ve Türkiye'nin, Parlamento platformunda, ekonomik durumu ve ortaya çıkan sorunları nasıl aşabileceğine ilişkin objektif, güvenilir bir tartışma yapmamış olması gerçekten çok büyük bir kayıp olur. Ben, elimden geldiğince, Türkiye'nin bugün karşı karşıya bulunduğu ekonomik durumu değerlendirmeye ve yeni gelişmekte olan sorunlara, hükümetin, ilgililerin dikkatini çekmeye, bu sorunlar karşısında yeni ve sağlıklı önlemlerin alınması ihtiyacını vurgulamaya çalışacağım.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye, 2001 yılından bu yana yaşadığı 2000-2001 yıllarında ortaya çıkan kriz karşısında, geliştirilmiş olan bir uluslararası istikrar programını uygulamaya çalışıyor, bu programın uygulanmasında beşinci yılı tamamlamış bulunuyoruz. Beş yıldır Türkiye, içine sürüklendiği krizden çıkış için, uluslararası katkılarla, destekle, IMF'nin öncülüğünde, belirlenmiş olan bir programı uygulayıp kendi ayakları üzerinde duran bir ekonomi oluşturmaya çalışıyor. Bu program, çeşitli hükümetler döneminde uygulandı. Sizden önceki hükümet bu programı ortaya koydu, onu uyguladı. Daha sonra 2002'de yeni bir hükümet kuruldu seçim sonrasında ve siz de üç yıldan beri bu programı uyguluyorsunuz. Bu program çerçevesinde şimdi dördüncü bütçeyi biz burada konuşuyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bu programın çözmeye çalıştığı sorun, 2001 yılı ortamında bu programın çözmeye çalıştığı sorun Türkiye'de enflasyonu kontrol altına almak, enflasyonu indirirken büyüme sürecini harekete geçirebilmek ve bir malî istikrar tablosunu gerçekleştirebilmek. Bu amaca yönelik olarak bu program hazırlandı, tasarlandı ve bu doğrultuda olumlu sonuçlar vermeye başladı.

2002 yılında, yani, seçimlerden önceki hükümet döneminde gerçekten bu program uygulanarak Türkiye'de enflasyonun yüzde 80'lerden yüzde 30'a indirilebileceği somut bir biçimde ortaya konuldu. Bu, tabiî, çok çarpıcı bir gelişmeydi. Türkiye bu programa olan tepkileri bir yandan ifade ederken, bir yandan da bununla bir çıkış yolunun bulunup bulunamayacağı umudunu en azından korumaya çalıştı ve enflasyon çok ciddî bir düşme gösterdi, Türkiye'nin enflasyonla mücadelesindeki en radikal düşme 2002 yılında sağlanmıştır, en büyük düşme burada ortaya çıkmıştır ve ayrıca, 2002 yılında gene çok çarpıcı bir ekonomik büyümenin ortaya çıkabileceği görülmüştür, yüzde 7,6'lık bir büyüme, enflasyonda bu kadar ağır bir düşme gerçekleşirken eşzamanlı olarak sağlanabilmiştir. Bu da, tabiî, büyüme ve enflasyon konusunda toplumda bir umut yaratılmasına yol açmıştır.

Değerli arkadaşlarım, bu program şimdi aynen uygulanmaya devam ediliyor. 2003'te uygulandı, 2004'te uygulandı, 2005'te uygulandı, şimdi 2006 içinde gene aynen uygulanacaktır. Daha kısa bir süre önce, birkaç gün önce, 9 Aralık günü, hükümet, vermiş olduğu niyet mektubunun IMF İcra Kurulu tarafından onaylandığını gördü ve bu program, bu  taahhütler çerçevesinde bir politika götürüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bu politika, bu beş yıllık uygulama sonucunda, artık, Türk ekonomisinde yeni ve önemli bazı sorunların ortaya çıktığını bize göstermeye başlamıştır. Bu programın yeni sorunları ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu sorunların çözülmesi için yeni bir politik yaklaşım ihtiyacı çok net bir şekilde ortaya çıkmıştır; fakat, şu an itibariyle söylüyorum, Türkiye'yi yöneten kadrolarda bu ihtiyacın yeterince kavrandığını, o doğrultuda bir arayışın başladığını söyleme olanağı, maalesef, yoktur.

Şimdi, nedir yeni ortaya çıkan sorunlar; değerli arkadaşlarım, bir defa, şu açıkça görülmüştür ki, izlenen bu program, Türkiye'de, çok önemli bir dışticaret açığı yaratılmasına neden olmaktadır; yani, bu izlenen programın doğal sonucu olarak, Türkiye'de, bir dışticaret dengesizliği ortaya çıkmaya başlamıştır. Türkiye, ihracatını artırdığı halde, o ihracatla mukayese edilemeyecek bir ithalat patlamasını yaşamak durumunda olmuştur. Bu, tabiî, bir yapısal tablo olarak kendisini göstermiştir. İthalattaki bu artış gelişmesi, Türkiye'de, sanayii ciddî şekilde sıkıntıya sokmaya başlamıştır ve Türkiye'nin ödemeler dengesi problemini yeni bir biçimde ağırlaştırmaya başlamıştır. Türkiye, bu içinde bulunduğumuz yıl itibariyle, öyle gözüküyor ki, 45 milyar dolarlık bir dışticaret açığı verecektir. Yani, Türkiye'nin verdiği dışticaret açığı, 45 milyar dolarlık açık, Türkiye'nin dışborçları, gayri safî millî hâsılası dikkate alındığı zaman, fevkalade önemli, kaygı verici bir tabloyu işaret etmektedir. Bu dışticaret açığını, Türkiye, diğer döviz gelirleriyle, turizm gelirleriyle, işçi dövizi gelirleriyle, sermaye girişiyle kapatma imkânına da sahip olamamakta ve bu, Türkiye için çok önemli bir cari açığın ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu yıl için beklenen cari açık 23 milyar dolar düzeyindedir; yani, gayri safî millî hâsılamızın yüzde 6 civarında bir cari açığı, Türkiye, verme durumuna fiilen girmiştir. Düşünün ki, 2002 yılında siz iktidara geldiğiniz zaman Türkiye'nin cari açığı 1,5 milyar dolardı. 1,5 milyar dolar cari açık devraldınız, şimdi, bu yıl, üç yıl sonra, bu, 23 milyar dolara çıkmıştır; bunu, sağlıklı bir gelişme, olumlu bir gelişme olarak kabul etmek mümkün değildir.

Değerli arkadaşlarım, bu cari açığın arkasında, demin konuştuğum ithalat patlaması yatıyor. İthalat, elbette, kalkınma durumunda olan ülkelerin değerlendirmesi gereken bir imkân, makul dışticaret açıkları da elbette kabul edilebilir; ama, şunu herkesin bilmesi gerekir ki, hiçbir ülke, yüksek ithalat rakamlarıyla kalkınmış değildir. Dünyada, daha önce kalkınmış olan ülkelere bakınız, şimdi kalkınmakta olan ülkelere bakınız, tümünde, ihracatı artırarak, dışticaret fazlası vererek, cari fazla vererek kalkınmayı gerçekleştirme uygulaması vardır; Çin de böyledir, diğer ülkeler de, aynı şekilde, bu, Japonya'da, Uzakdoğu ülkelerinde gerçekleşmektedir, kalkınmış ülkelerin tümünde zaten tablo budur. Sürekli dışticaret açığı vereceksin ve uzun vadeli, sağlam bir kalkınma gerçekleştireceksin; böyle bir şey kesinlikle mümkün değildir. Türkiye, maalesef, bir tuzağa doğru girmektedir; giderek ithalata bağımlı, giderek daha çok tüketmek durumunda olan ve giderek daha çok dışticaret açığı, cari açık veren bir ülke konumuna Türkiye sürüklenmektedir.

Değerli arkadaşlarım, bu politika, bunun sonucu… Bu nereden kaynaklanıyor; o, sabit kur politikasından kaynaklanıyor. Sabit kur politikası enflasyonu indirmede bir sağlam dayanak. Dalgalı kur politikası adı altında, Türkiye'de, istikrarlı bir döviz kuru götürülmekte, bu istikrar, Türk Lirasının her yıl daha çok değer kazanması sonucunu doğurmakta. Bugün Türk Lirasının yüzde 40 civarında bir aşırı değerlendirmeye tabi tutulduğu çok ciddî çevreler tarafından ifade edilmekte, Türkiye'de resmî ekonomi yönetimi yer yer bunu açıkça kabul etmekte, DPT kabul etmekte, IMF, Türkiye'de Türk Lirasının aşırı değerlendirilmiş olduğunu kabul etmektedir.

Değerli arkadaşlarım, Türk Lirasının aşırı değerlendirilmesi ne demektir; hak ettiğinin ötesinde, sanal, yapay bir yükseklik sanki sürdürülebilirmiş gibi kabul edilerek ekonomi işletilmekte demektir.

Değerli arkadaşlarım, eğer, bu yapay köpük, bu yüzde 30, hatta 40 civarında olduğu ifade edilen aşırı değerlendirme ortadan bir noktada kalkacak olursa, şu ya da bu nedenle kalkacak olursa, bunun, gayri safî millî hâsılamızın gerçek rakamlarını ortaya koyması, Türkiye'deki borç düzeyinin gerçek rakamının ne olduğunu ortaya koyması mümkün olacaktır.

Şimdi, biz, aşırı değerlendirilmiş Türk Lirası varsayımına, umuduna, sanal kabulüne dayalı olarak gayri safî millî hâsıla şu kadar yüksek, borçlarımız bu kadar düşük diye kendimizi avutuyoruz. Bir an için hesabı yapın, eğer yüzde 30 aşırılık ortadan kalktı diye düşünürseniz, Türkiye'nin 350 milyar dolarlık gayri safî millî hâsılasının 100 milyar dolarını tenkıs etmeniz, indirmeniz gerekecektir; yani, 250 milyar dolarlık bir millî geliri, siz, Türk Lirasını aşırı değerlendirerek 350 milyar dolarmış gibi sunmaktasınız.

Türkiye'nin dışborçlarının, bilmelisiniz ki, eğer Türk Lirasını yüzde 30 civarında gerçekçi bir noktaya çekecek olursanız, bugünkü rakamın çok üzerinde bir rakama ulaştığını görürsünüz. Türkiye'nin, bu değerlendirme ifna edilecek olursa, ortadan kaldırılacak olursa, gerçekçi bir kurla hesap yapılacak olursa, ki, 2000 yılında, 1999 yılında, 2001 yılında sizin mukayese esası diye kabul ettiğiniz rakamlar, Türk Lirasının bu şişkinlikten yoksun olduğu dönemin rakamlarıdır. Şimdi, o şişkinliği esas alarak mukayese yaptığımız zaman kendimizi aldatırız. Bugün geldiğimiz nokta, maalesef, budur. Türkiye'de, yüzde 30... Türk Lirasının bu aşırı değerlendirilmesinin ortadan kalktığı varsayımıyla hesap yapınız, Türkiye'nin gayri sâfi millî hâsılası düşecektir, borçları artacaktır, borçluluk oranı bambaşka bir noktaya gelecektir ve Türkiye'nin bütün parametreleri değişecektir.

Değerli arkadaşlarım, ama, bu devam ediyor, devam ettiği sürece mesele yok deniliyor. Evet, devam ediyor; ama, neye mal olarak devam ediyor, ne kadar devam eder? Bu soruyu bir ekonomi yönetiminin ihmal etmesi mümkün değildir.

Değerli arkadaşlarım, bu niye devam ediyor biliyor musunuz; bu, sıcakpara girişi sayesinde devam ediyor. Türkiye'deki ekonomi politikasının en sağlam dayanaklarının başında sıcakpara gelmektedir.

Sıcakpara nedir, paranın sıcağı, soğuğu olur mu?

Sıcakpara, Türkiye'ye yatırım yapmak, sanayi kurmak, istihdam yaratmak, üretim yapmak, Türk ekonomisinin kaderini paylaşmak üzere gelmeyip de, Türk ekonomisinin şu anda belli noktalarda sağladığı kârlılıkları, kısa dönemli ziyaretlerle, vur kaçlarla alıp götürmeye yönelik bir sermaye hareketidir, portföy yatırımıdır. Gelir, devletin içborçlanma senetlerine girer; girerken onun için önemli olan, dövizini, dolarını, hangi kur üzerinden Türk Lirasına çevireceği, çıkarken hangi kur üzerinden dışarıya çıkacağıdır. Eğer, çıkarken kullanılacak olan, kur, girerken kullanılan kura benzer, hatta, ondan kendisi için daha da avantajlıysa, bu, muhteşem bir olaydır. Zaten, yüksek Türk Lirası faiz kârlılığına onu da ekleyerek, bu çarkı döndürür. Bu çark, Türkiye'de bir döviz bolluğu manzarası yaratır. Bu döviz bolluğu manzarası bizi yüksek ithalata götürür, biz ithalatla kendimizi avuturuz, rakamlar büyüyor gibi olur, kalkınma gerçekleşiyor gibi olur; ama, Türk ekonomisi çok tehlikeli bir bağımlılığa sürüklenmiş olur.

Değerli arkadaşlarım, bugün geldiğimiz manzara budur. Kendimizi aldatmanın hiçbir anlamı yoktur. Türk ekonomisinin içinde bulunduğumuz konjonktürü, dışarıya çok önemli kaynak transferini göze alarak gerçekleştirmekte olduğunu hepimiz çok iyi bilmek durumundayız.

Bunun sonucu nedir; bu politikanın sonucu nedir; ekonomik sonuçları var, sosyal sonuçları var. Ekonomik sonucu, Türk ekonomisinin borçluluğunun artmasıdır, Türk ekonomisinin açığının artmasıdır; sosyal sonucu, işsizliğin artmasıdır, yoksulluğun artmasıdır.

Türkiye kalkınma gerçekleştiriyor diye bakıyoruz; ama, öte yandan, kalkınmanın topluma yansıdığını, insanların iş bulabildiğini, çalışabildiğini, refahın artırılabildiğini, alışverişin, ticaretin, toplumun her kesiminde canlandığını söylemek imkânını bulamıyoruz. İşte, bundan dolayıdır, olay budur.

Çok büyük problemler doğurabilecek olan yeni bir anlayışın içine girilmektedir ve Türkiye'nin, şimdi, bunu, içinde bulunduğumuz ortamın avantajlarını kullanarak, telafi edecek politikalar koymasına ihtiyaç vardır. Maalesef, bu politikalar görülmüyor, Türkiye hâlâ aynı anlayışı sürdürüyor. Yani, beş yıldan beri aynı ilacı veriyoruz; aynı ilacı veriyoruz; beş yıldan beri aynı ilaç Türkiye'ye, aynı acı ilaç Türkiye'ye veriliyor. O ilaç, başlangıçta, 2 000 000 insanın işsiz kalmasına yol açtı, tarımın çökmesine yol açtı, ekonominin büyük sorunlarla karşı karşıya kalmasına yol açtı, bütün bunlara rağmen sebat edildi, bunun sonucunda enflasyon düştü, bunun sonucunda büyüme hareketlendi, tamam; ama, şimdi, artık, yeni yeni sorunlar var, olaya yeniden bakmak lazım.

Sayın Başbakan, eskiden "efendim, un var, şeker var, yağ var; ama, sokmuyorlar ki mutfağa, girsek, bütün bu helvayı yapacağız" diyordu; ama, ortada helva yok.

M.CEVDET SELVİ (Eskişehir) - Sayın Başkan, lütfen dağıtmasınlar.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Hâlâ, benim oğlum döner döner bina okur... Yine aynı ilacı, aynı IMF reçetesini, aynı sosyal sonuçları göze alarak uygular.

BAŞKAN - Sayın Baykal, bir saniye efendim.

Kavaslar, lütfen dağıtmayın onları. Lütfen dağıtmayın… Dikkati dağıtıyorsunuz; hatip konuşuyor.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Kusura bakmayın efendim.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Estağfurullah.

BAŞKAN - Buyurun.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Şimdi, artık, bir anlayış değişikliğine ihtiyaç vardır, yeni bir politikaya ihtiyaç vardır. Bakın, bugün geldiğimiz noktada bu politika neyle uygulanıyor…

M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) - Dağıtma kardeşim, dağıtma!..

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Ayıptır yahu!

DENİZ BAYKAL (Devamla) - …bir defalık, Türkiye'nin, kaynakları seferber edilerek, bu malî sanal istikrar tablosu ayakta tutulmak isteniyor; tek defalık kaynakları Türkiye'nin seferber edilerek.

Şimdi, bakın, bir malî istikrar uyguluyoruz diyorlar, malî disiplin uyguluyoruz diyorlar. Nedir bu malî disiplin; malî disiplinin iki anlamı var; bir, giderek daha çok vergi, giderek daha çok vergi alıyoruz diyorlar. Türkiye, bugün, vergilendirme oranı bakımından dünyada birinci noktaya gelmiştir. Türkiye, en yüksek, halktan vergi alınan ülkelerin başındadır. Niçin; bu malî istikrar tablosunu idame ettirmek için. Bu böyle gitmez; bunun çok sonucu oluyor.

Bakın, yüzde 42, bugün, çalışan insan üzerindeki, istihdam üzerindeki vergi. Bunun sonucu kayıtdışı ekonomi, bunun sonucu Türkiye'de ekonominin verimliliğini kaybetmeye başlaması, rekabet kabiliyetini kaybetmeye başlaması; yani, altın yumurtlayan tavuğun boğazının sıkılması. Artık, bu, daha ileri götürülür noktada değil; sınıra gelinmiştir. Bu kadar yüksek vergiyle bu istikrar idame ettirilmesi zorlaması, Türkiye'yi büyük sıkıntılarla karşı karşıya bırakır.

Şimdi, bakınız, bir, bu vergi, yüksek vergiyle bunu yapıyoruz; ayrıca ne yapıyoruz; sabit sermaye yatırımlarını düşüyoruz. Sabit sermaye yatırımları, kamu sabit sermaye yatırımları, malî disiplin adına; yani, bu yapay denge gözüksün, biraz daha devam etsin adına, kalıcı olarak düzelsin diye değil… Yatırım yapmayan ülke, sabit sermaye yatırımlarını kısan ülke kalkınıyor olabilir mi uzun vadeli olarak; konjonktürel durumu idare eder. Şimdi olan o. Sabit sermaye yatırımlarını azaltıyorsunuz. Sabit sermaye yatırımlarının azalması neye yol açıyor; pek çok ciddî soruna yol açıyor; yani, Doğu Anadoluda, bir türlü, özlediğimiz ekonomik canlanmayı gerçekleştiremiyoruz.

Teşvik paketleri açıyoruz; olmuyor. İstanbul'daki işadamlarını göreve çağırıyoruz, ya, bu memleketten çıktınız, gelin siz de yatırım yapın diyoruz, yapanı var yapmayanı var; ama, olmuyor.

Devleti yok saydığınız zaman, devleti bu konuda birinci derecede sorumlu saymaktan, yatırım yapma sorumlusu saymaktan vazgeçtiğiniz zaman, Doğu Anadolunun kalkındırılması konusunda teslim olmuşsunuz demektir. (CHP sıralarından alkışlar) 

Oraya, Başbakan gittiği zaman, gençler,  sizden iş istiyorlar, yardımcı olun istiyorlar. Başbakan onlara özel sektör aklı veriyor "bizden bir şey istemeyin, bizim yapacak bir şeyimiz yok, yatırım yapın, hemşerilerinizi çağırın" diye. Ne oluyor; sonuç yok. Teşvik olmuyor. Yatırım yapacaksın yatırım. Doğuya yatırım yapacaksın.

Bütün dünya, dünyanın en liberal ülkeleri, en kalkınmış, en kapitalist ülkeleri az gelişmişlik sorununu, bölgesel sorununu çözmek için devleti birinci derecede sorumlu saymışlardır. Siz de sayacaksınız. Saymazsanız sorunu çözemezsiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Sabit sermayenin, malî istikrarın bedeli de budur, doğudaki bu sorundur.

Bakın, Malatya'da daha geçen gün yaşanan olay; Türkiye'nin pek çok kentinde altyapı yatırımsızlığının yol açtığı büyük kent çözülmeleri, kent çökmeleri, altyapı yoklukları, bütün bunların altında bu yatıyor. Yatırım yapmayan, hizmet üretmeyen, kamu sorumluluğunun gereğini yerine getirmeyen bir maliye politikasının sonucu, her yerde bu oluyor. Üniversiteler kıvranıyor, kentler kıvranıyor.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, Antalya'da turizm feryat ediyor. Çok parlak bir turizm yılı yaşadık; ama, hepimiz çok iyi biliyoruz ki, gerekli altyapı yatırımlarının yapılmamış olması, Türkiye turizmini çok ciddî şekilde tehdit etmeye başlamıştır. Daha birkaç gün önce Almanya'da RTL Televizyonu üst üstü üç tane yayın yaptı. Değerli arkadaşlarım, bunu, burada dile getirmekten büyük ıstırap duyuyorum; ama, hükümeti uyarmak lazım. Çok ciddî, acil altyapı yatırımını tamamlamaya ihtiyaç var, arıtma sistemlerini derhal tamamlamaya ihtiyaç var. "Yok, kaynak yok, yapamıyoruz" diyorsunuz. İşte istikrar programının sonucu. Üstelik bunun da ötesinde vahim bir durum var. Oradaki otel sahipleri bir araya geldiler -Antalya milletvekili arkadaşlarım bileceklerdir- 200 trilyon katkı verdiler tahsis edilen yerlerin satılımı karşılığında, bedeli karşılığında, çeşitli otel sahiplerinin katkıları sonucunda. Ne oldu bu 200 trilyon?! 1 kuruşu Antalya'da bu temel altyapı sorununun çözümüne harcanmadı. Değerli arkadaşlarım, yatırımsızlık Türkiye'yi ciddî şekilde geleceğe yönelik bunalımlara, sıkıntılara sokmaya başlamıştır. Buna hepinizin dikkatini çekmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye bu uygulamalar dolayısıyla çok ciddî sorunlarla karşı karşıya kalmaya başladı. Bugün tarımda yaşanan sorunların altında gene bu malî disiplin uygulama politikası yatıyor. Bu malî disiplin uygulaması Türkiye'de tarımda yaşayan milyonlarca insanımızın bir ekonomik çöküntü içine girmesine neden oluşturmuştur. Türkiye tarıma daha az kaynak ayırıyor, Türkiye, çiftçisini, işçisini, geçmiş yıllardaki kadar dahi destekleme imkânını kaybetmiş durumdadır ve bunun sonucunda çok büyük sorunlar, sıkıntılar şekillenmeye başlamıştır. Bugün tarım alanında, hayvancılık alanında müthiş bir sıkıntıyla Türkiye maalesef karşı karşıyadır. Yani, bunu her vesileyle dile getiriyoruz; ama, hükümetin bu konuda ilgisini, dikkatini maalesef bir türlü bu noktalara çekemiyoruz. Dünyanın her yerinde tarım desteklenir. Türkiye giderek daha az, daha az destekliyor. Desteği neredeyse sıfır noktasına indirmek üzere.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de çiftçimizin her yıl bir öncekinden daha büyük sorunların içine sürüklendiğini hepimiz çok açıkça görüyoruz. Bazı yıllarda tarım çok ciddî şekilde gerileme içine giriyor. Ekonominin yüzde 9 arttığı bir yılda tarım 2,4'lük bir gerilemeye sürükleniyor ve Türkiye'de tarımın her alanında çalışan insanlar büyük bunalımlarla karşı karşıya. Orta Anadoluda, artık, hububat ekim alanları azalmaya başladı; hububattan, Orta Anadolu vazgeçiyor. 570 000 hektar, geçen yıl, daha az bir ekim gerçekleşti. Egede pamuk ekim alanları daralıyor; yüzde 18, sadece bir yılda Egede pamuk ekimi azaldı. Bunun, tabiî, haklı nedenleri var; Toprak Mahsulleri Ofisi 125 alım istasyonunu kapattı. Çiftçiye ulaşma, çiftçinin karşısına devleti, Toprak Mahsulleri Ofisini çıkarma politikası terk edildi ve bunun sonucunda da, çiftçinin ürettiği ürünün değeri her yıl bir öncekinden daha aşağıya düşmeye başladı. 332 000 liraya geçen yıl sattığı buğdayı, 260 000 liraya, Toprak Mahsulleri Ofisi indirmek durumunda kaldı. 5,5 kilo mısır karşılığında 1 litre mazot alabilirken, şimdi, 8 kilo mısır karşılığında 1 litre mazot alabilmektedir vatandaşlarımız. Mazotun fiyatı, AKP iktidara geldiği zaman 1 200 000 liraydı, şimdi, 2 000 000'un üzerine çıkmıştır ve gübre aynı şekilde, bu dönem içerisinde yüzde 60'ın üzerinde artmıştır ve mazot fiyatı Avrupa Birliğinde 55 sent, Amerika'da 40 sent; ama, Türkiye'de mazot fiyatı 1 dolara yakın bir noktadadır.

Değerli arkadaşlarım, bu, çiftçinin mazotunu destekleyeceğiz, yeşil mazot yapacağız iddialarının üç yıl içerisinde nasıl iflas etmiş olduğu açıkça görülmektedir.

Hayvancılık bakımından tablo çok daha vahimdir. 1 000 000 lira süt desteği verilirdi. Derhal, onu, 500 000 liraya indirdiniz ve çiftçi, tam bir çaresizlik içerisinde kendi kaderine terk edilmiş durumdadır. Süt fiyatları, bugün, Türkiye'nin pek çok yerinde çok ciddî şekilde düşmüştür, çiftçi çaresizliğe sürüklenmiştir. Mayıs ayında 530 000 lira olan süt, bugün, Kastamonu, Edirne, Kırklareli'nde 430 000 liraya, Burdur'da 448 bin lira, Muğla'da 300-330 bin lira, Kars'ta, Ardahan'da 250 bin liraya düşmüştür. Yemin torbası 20-22 milyon lira, kilosu 400-440 bin lira. Bu tablo karşısında, artık, hayvancılığın desteklendiğini düşünmek kesinlikle mümkün değildir.

Değerli arkadaşlar, bu, bilerek mi yapılıyor?! Yani, bu, kader midir?! Bu, ekonomik gelişme ve kalkınmanın doğal sonucu mudur?! Tarımın çökertilmesi, hayvancılığın çökertilmesi, bizim ekonomik modernleşmemizin bir zorunlu parçası mıdır?! Avrupa Birliği, tarımda çok geriydi; şimdi, Avrupa Birliğine bakıyoruz, her birisi aldı bizi geçti! Yunanistan, bize pamuk satıyor değerli arkadaşlar! Avrupa Birliği, kendi tarımını kalkındırmak için her türlü politikayı uyguluyor. Avrupa Birliği tarımda müthiş bir ilerleme gösterdi; dünyanın en önde gelen tarım ülkelerinden birisi olarak Türkiye, bu dönemde izlenen politikalar sonucunda geriletiliyor, geriletiliyor, geriletiliyor! Hayvancılık da aynı şekilde.

Değerli arkadaşlar, bunun, Türkiye'nin lehine bir politika olduğunu söylemek mümkün mü! Tütüncülük öldü, pancar ölüyor. Bilerek mi yapılıyor bu?! Bunda bir ulusal yarar var mı! Yani, biz, Türkiye'de tütün yetiştirdiğimiz alanlarda tütün yetiştiremez olursak, kotaları artırırsak, tütünü tasfiye edersek, tütün çiftçisini ortadan kaldırırsak, dışarıdan tütün ithal ederek ya da sigara ithal ederek içerideki ihtiyacı karşılamaya yönelirsek daha iyi mi yapmış oluyoruz, daha rasyonel mi davranmış oluyoruz, daha akıllıca bir politika, daha malî bakımdan gerçekçi bir politika mı izlemiş oluyoruz?! Biz, Türkiye'de pancar üretimini baskı altına alıp, pancar alanlarını kotanın altında bunalıma sokarsak, giderek, dışarıdan daha çok ürün ithal edip, mısır ithal edip, ona dayalı, glikoza dayalı bir şeker politikasını götürürsek, pancarı ortadan kaldırırsak, daha mı iyi yapmış oluyoruz?! Bu, bilerek mi yapılıyor?! Yoksa "vallahi, biz, bu işlere karışmıyoruz, birileri söylüyor, biz uyguluyoruz" mu deniliyor? İkisini de kabul etmek mümkün değil, ikisi de yanlış. Türkiye için yanlış bir politikayı onlar söylüyorsa, sen niye uyguluyorsun kardeşim, sen niye uyguluyorsun?! (CHP sıralarından alkışlar) Senin, politikayı Türkiye için koyman söz konusu, Türk Milletinin refahını artıracak şekilde bir politika koyman söz konusu. Bugün hangi alana bakarsanız bakın; pamuk aynı şekilde, narenciye aynı şekilde. Narenciyede ihracat primini indirdiniz, ihraç edilemez hale geldi. Dün getirilmiş 6 ton narenciye Meclise, milletvekili arkadaşlarımıza dağıtılıyor. Üretim bölgesi isyan içinde, infial içinde. Çökmüş fiyatlar. Bu çöküşün altında yanlış politika var. İşte bu, izlediğiniz politikaların sonucu. "Türkiye kalkınıyor, hiç kimse memnun değil hayatından" diyorsunuz. Nasıl memnun olsun canım?!. Nasıl memnun olsun?!. Eline gelen ne, cebine gelen ne, harcadığı ne?.. Mazot fiyatı artıyor, ilaç fiyatı artıyor, gübre artıyor; ama, vatandaşın cebine giren azalıyor. Yani, AKP iktidara geldiğinde 1 500 000 000 liraydı inek, şimdi 500 000 000 liraya indi.

Değerli arkadaşlarım, tarım, Türkiye'nin yüzde 30'undan fazlasıdır. Nüfusumuzun üçte 1'i, ne ekerse eksin, Orta Anadolunun hububat yetiştireni de, Doğu Anadolu’nun hayvancılık yapanı da, Güneydoğu Anadoluda pamuk yetiştireni de, Egedeki pamuk yetiştireni de aynı şekilde ıstırap içindedir ve bu ıstırap anlamsız, gereksiz ve kabul edilemez bir ıstıraptır.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de yaşanan sorunlar sadece tarımla ilgili değil. Toplumun her alanında böyle bir tabloyla karşı karşıyayız.

Bakın, Türkiye'de sosyal tabloyu ortaya koyan resmî rakamlara dikkatinizi çekiyorum: Türkiye'de 11 000 000 işsiz var. Yüzde 10 ekonomi kalkındı; ama, işsizlik azalmadı, işsizlik artmaya devam ediyor. Üstelik işsizlik rakamlarının ölçülmesinde çok tartışmalı yöntemler uygulanıyor. Efendim, işte "işgücüne katılım oranı düştü" deniliyor. İşgücüne katılım oranı niye düşüyor?.. Türkiye'nin nüfusu artıyor. Türkiye'nin artan nüfusunda işgücüne katılmaktan insanlar niye vazgeçiyor?.. Daha çok insanı mı askere aldık?.. Niye Türkiye'de işgücüne katılım oranı azalıyor ki?.. Bunun haklı bir nedeni var mı?! Yoksa, insanlarımız artık, ben çalışmadan refahımı sağlayacak noktaya geldim, niye çalışayım, ben rantımı alıyorum, kazancım yerinde, avantamı alıyorum, ben artık işgücü piyasasında iş talep etmiyorum deme noktasına mı geldi?.. Ama, azalıyor. Bu azalma neyi sağlıyor; işsizlik rakamlarını manipüle etmeyi sağlıyor.

Değerli arkadaşlar, birbirimizi aldatarak bir yere varamayız. Türkiye işsizlikten kırılıyor. "Türkiye'de işsizliği hallediyoruz" diyenler her gün gelsinler, Meclisin kapısında, milletvekili arkadaşlarımızı, sizi ziyaret eden birlerce insanı bir görsünler, bir dinlesinler. Bu niye böyle oluyor?.. İzlenen ekonomi politikası yüzde 9, yüzde 10 kalkınma ise, bu kalkınma niye damlamıyor canım oralara, niye oradaki insanlar iş bulamıyorlar?!

İşsizlik, bilinmelidir ki, en büyük sosyal sorundur. Çünkü, işsizlik hem gelir kaybıdır hem itibar kaybıdır, ailenin, insanın, sosyal ilişkilerin temelden sarsılmasıdır. Çalışmayan insanların toplumu mutlu bir toplum olamaz.

İşsiz sayısı artıyor, yoksul sayısı artıyor. Resmî rakamlar, Devlet Planlama Teşkilatının rakamları gösteriyor ki, yoksul sayısı AKP döneminde artıyor. Yani, o poşet dağıtmalarıyla, bilmem, işte ramazan sofralarıyla falan bunu telafi etmek mümkün değil, ciddî olarak yoksulluk artıyor. 20 000 000 insan yoksulluk sınırının altında bugün. 1 000 000'a yakın insan -985 000; resmî rakama göre söylüyorum- açlık sınırının altında. Bütün bunlar artan rakamlar.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin sosyal sorunları büyük ağırlık kazanmıştır. Bu sosyal sorunlar Türkiye'nin iç barışını, huzurunu çok ciddî şekilde sıkıntıya sokmaya başlamıştır. Türkiye'de izlenen bu politikalar Türkiye'nin geleceğini değil anı kurtarmak için, yatırım yapmayıp malî ilişkileri idame ettirebilmek için, bütün kaynaklarını, yani vatandaşının cebindeki tasarrufu, yani özelleştirme adı altında Türkiye'nin servetini paraya çevirip durumu idare etme uygulamasını sonsuza dek sürdürmesi mümkün değildir. Bunlar, gelip geçici, palyatifler, durumu idare edecek aspirinler;  bunlarla bir gün kazanırsın, iki gün kazanırsın. Ne olacak?! TÜPRAŞ'ı sattık, Erdemiri sattık, Tekeli sattık, Telsimi de sattık… Ne olacak?! Var mı daha gerisi?! Bir miktar daha var, onları da satarız; sonra ne olacak kardeşim?! Bak, sen satıyorsun; bunları birileri yaptı. İktidarların görevi satmak değil, yapmak. Allah razı olsun yapanlardan! (CHP sıralarından alkışlar) Geride bıraktığımız o on yıllar boyunca, Türkiye'nin o yoksul dönemlerinde, onları yapmışlar, üretmişler, yatırım yapmışlar, üretim gerçekleştirmişler, sanayi tesislerini kurmuşlar. Şimdi, onları, biz, satarak durumu idare ediyoruz, istikrarı koruyoruz!..

Değerli arkadaşlarım, bu, kalıcı, uzun vadeli, güven veren bir politika değildir. Bunun, ciddî bir şekilde değerlendirilmesine ihtiyaç vardır. Tarımın toparlanması lazımdır. Türkiye'de, işsizliği yenecek bir politikanın konmasına ihtiyaç vardır. Türkiye'yi sürekli borç altına sokan bu politikaya bir son verme ihtiyacı vardır.

Bakınız, genel rakamlara baktığınızda, tablo çok net bir şekilde gözüküyor. Sizin işbaşına geldiğiniz günden bugüne kadar, Türkiye, 100 milyar dolar bir kamu ekborç yükü altına girdi; yani, bu dönemde borçlar azalmadı -geride bıraktığımız üç yılda- 100 milyar dolar, siz, Türkiye'nin borçlarına bir katkı yaptınız, etki yaptınız. Özel sektörün borçluluğu, son günlerde tehlikeli bir şekilde artmaya başladı. Özel sektör de giderek borçlanan bir yapıya, bir finansman yapısına yönelmeye başladı. Onlar da dikkate alındığı zaman, ekborç miktarı 125 milyar dolardır.

Değerli arkadaşlarım, bu, sizin devraldığınız borçluluk tablosunun başlangıcıyla düşünülürse çok çarpıcı bir olaydır. Yani, siz, 155 milyar dolarlık bir borç aldınız; şimdi, bu, 100 milyar dolar ilaveyle 250 milyar doların üzerinde bir noktaya gelmiştir; yani, 155 milyarı, önümüzdeki yıl içinde, herhalde egale edeceksiniz. Devraldığınız borcu,2 katına, bu tempoyla çıkaracağa benziyorsunuz.

Cari açık 1,5'tan 23'e çıkmış. Dışticaret açığı, yine, müthiş bir patlama sergilemiş, bu yıl 45 milyar dolar dışticaret açığı verilmesi söz konusu.

Değerli arkadaşlarım, bu, sağlıklı bir gidiş değildir ve bu Türkiye'yi giderek dışa daha bağımlı, dışarıya daha teslim olmuş, dışarının sözüne kulak vermek zorunda bir ülke haline bizi dönüştürmektedir. Bunun sonucu olarak da başka pek çok sosyal sorun ortaya çıkmaktadır. Ortaya çıkan sorunların başında, toplumda genel bir yolsuzluk patlamasının gerçekleşiyor olması yatmaktadır. Maalesef, Türkiye, yoksullaşmayla birlikte yolsuzlukların olağanüstü arttığı yeni bir döneme gelmiştir ve bu tablo karşısında hükümet de, hem bu tablonun ortaya çıkmasından sorumlu hem de, maalesef, bu tablonun bir parçası haline dönüşmeye başlamıştır.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, son dönemlerde, artık yeni bir uygulama ortaya çıkmaya başladı. Devlet Denetleme Kurulu geçenlerde bir rapor yayınladı. Bu rapor, Türkiye'de özelleştirme uygulamalarının nasıl yanlış, sakıncalı bir biçimde gerçekleştirildiğini somut verilerle ortaya koyuyor. Yani, o raporu incelediğiniz zaman, bu raporun dile getirdiği olaylar nasıl sessiz karşılanabilir, anlamak mümkün değildir.

Bakın, Türkiye yolsuzluktan çok çekti. Geride bıraktığımız dönemde bu konular hep konuşuldu, tartışıldı, şimdi, Yüce Divanda bu yolsuzluk değerlendirmeleri yapılıyor; ama, maalesef, bu anlayış hâlâ devam ediyor.

Bugün işbaşında bulunan iktidarın, Türkiye'de yolsuzluk uygulamasını kökünden değiştirecek bir anlayışın içine girdiğini söylemek, maalesef mümkün değildir. Türkiye, şimdi, giderek yaygınlaşan bir yeni yolsuzluk tablosuyla, çığ gibi büyüyen bir yolsuzluk tablosuyla karşı karşıyadır ve iktidar bu tablonun maalesef içindedir. Yani, Enerji Bakanlığında daha önce yaşanmış olan ihale yolsuzluklarından tutunuz; telefonlar kayda alınmış, gerçekler ortada; nasıl müteahhitler, nasıl bakanlar, nasıl genel müdürler, bürokratlar el ele vermişler, neler konuşmuşlar, neler pazarlık edilmiş; bütün bunlar ortada, bunların yaşandığı açıkça biliniyor. Oradan başlayınız, Ofer'lerden geçiniz, günümüzdeki doğalgaz kontrat ihalelerine kadar her yerde utandırıcı, yüz kızartıcı uygulamalar… (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bunu görmezlikten gelmek, bunu yok saymak hiçbir şekilde mümkün değildir; bunu, Türkiye'nin ve Meclisin dikkatine sunmayı görev biliyorum. Yolsuzluk, maalesef, her yerde, her zaman ortaya çıkabilir. Yolsuzluk yapanın, dini, imanı, ırkı, milliyeti olmaz; liberal hırsızları da gördük, şimdi dindarlık taslayan hırsızları da görüyoruz! (CHP sıralarından alkışlar) Bunu, artık bir sona erdirmek zorundayız. Herkes hesabını vermelidir; hesabı vermenin çıkış noktası dokunulmazlıkların kaldırılmasıdır. Dokunulmazlıkları kaldırmadan, siyasî iktidarın önüne hesap verme zorunluluğunu koymadan, yargıya, adliyeye sırtını dönmüş, onun karşısında imtiyazlı bir sınıf haline getirilmiş siyasetçilerle yolsuzluk mücadelesini başarıya ulaştırmak olanağı, maalesef, yoktur ve Türkiye'de, yolsuzluk olayı, çok ciddî bir şekilde tırmanma göstermeye başlamıştır. İş artık o hale gelmiştir ki, bugün, Anadolu'daki sizin ilçe yöneticileriniz, kamu hizmetlerini, denk getirdikleri yerde, parayla satar hale gelmişlerdir. Hepimiz çok iyi biliyoruz örneklerini; taa Antalyasından Sinopuna, Çorumuna kadar, AKP ilçe yöneticileri, köylü yol istiyorsa "yolu yaptırırız, yatır şuraya 5 milyar" deyip parayı almakta, ondan sonra da yolu götürmemektedir. Basında ortaya çıkınca sorun çığırından çıkmakta, o zaman konuyu örtbas etmek için bir çaba, bir telaş…

Bunlar kimlerden öğreniyorlar bunları?! Nereden ders alıyorlar bunlar?! (CHP sıralarından alkışlar) Nasıl oluyorlar da, Anadolu'daki ilçe yöneticileri, bu yolsuzlukları, hiç fütur etmeden gerçekleştirebiliyorlar?! Bundan acı duymamak mümkün değil.

Değerli arkadaşlarım, artık, büyük devlet ihalelerinde bir uygulama başladı; önce anlaşıyorsun, sonra ihale ediyorsun. Bir iş yaparken, artık, ihale, sonucu belirleyecek bir yöntem olmaktan çıktı. İşi, kitabına uyduracak. Camie, minareye kılıfını geçirecek bir uygulama haline gelmeye başladı. Yani, önce işi ayarlıyorsun, özel buluşmalar, eş dost temasları, aile ziyaretleri, mutabakatlar; ondan sonra, bir bakıyorsun, oo, Türkiye'de yönetmelikler değişmiş, kanunlar değişmiş, ihaleler ona göre gidiyor, Türk bürokrasisi tıkanıklığını aşmış, şıkır şıkır çalışıyor, bir günde olmadık kararlar çıkıyor. Ee, bunlar yaşanmıyor mu  değerli arkadaşlarım?.. Yani, şimdi, Yüce Divanda görülen dosyalar bunlardan daha mı ağır, daha mı vahim?.. Ee, nasıl oluyor bu?.. Nasıl oluyor?.. Niçin oluyor?.. Buna karşı tavır göstermek sadece bizim işimiz mi?.. İnanıyorum, bu Grubun içinde, dürüst, namuslu, ahlaklı, bu olaylardan gerçekten ıstırap duyan pek çok insan vardır.

FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - Hepimiz…

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Hepiniz demeye dilim varmıyor, onu demeye dilim varmıyor; çünkü, doğrudan olayın içinde arkadaşlarınız. (CHP sıralarından alkışlar)

FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - Öyle şey olur mu?!

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Hepiniz öyleyseniz, çıkarın sesinizi, koyun tepkinizi! İnanıyoruz, elbirliğiyle bunu önleyelim. Ben, pek çok arkadaşımın, gerçekten, bu konulardan rahatsız olduğunu biliyorum; ama, olmaz ki!.. Yahu, dünyanın neresinde, bir maliye bakanı, allahaşkına, 4 defa, kendisi için af çıkarır?!. Olur mu böyle bir şey ya?!. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Böyle bir şey olabilir mi?!. Yani, maliye bakanı, bir memleketin, en, eline, ahlakına güvenilir, memleketin ve ülkenin varlığı teslim edilebilir, en güvenilir, en ahlaklı, en dürüst, en namuslu insan olması gerekmez mi?!

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Öyledir zaten…

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Öyledir değil mi?!. İyi, güzel; hayırlı olsun!.. Hayırlı olsun öyleyse! Bu af ne, 4 defa af ne?! Ne bu 4 defa af?!

Değerli arkadaşlarım, birbirimizi aldatmayalım, inatlaşmaya da sokmayalım. Siyasî inatlaşmaya da sokmayalım; yani, bu inatlaşma cesaret veriyor, o yanlış uygulamaları yapanlara cesaret veriyor. (CHP sıralarından alkışlar) Vebali vardır, sorumluluğu vardır; yani, gereğini yapamıyorsan, hiç olmazsa katılma canım, hiç olmazsa katılma; yani, destek verme noktasına gelemeyebilirsin; sesini çıkarma. Yani, bu, hiç uygun değil, hiç uygun değil. Meclisin bu çatısı altında, bu konuların çok daha dürüst ve net bir şekilde konuşulması gerektiğine inanıyorum.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Aynen biz de öyle…

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Evet... Peki, nasıl oluyor kardeşim bu yüzde 14,75'in satışı?! Bu Kuşadası'ndaki o olaylar nasıl oluyor?! Sayın Başbakan "Ofer'le buluştun mu+" dedikleri zaman "hayır, buluşmadım" deyip, akşama kabul etmek zorunda kalıyor. Nasıl oluyor bütün bunlar, söyler misin?! Nasıl oluyor?! Var mı bunun bir izahı?! Sen bir şey söyledin diye, o izah edilmiş mi oluyor?! O lafların bir geçerliliği var mı?! Akıl var, mantık var, bütün Türkiye gerçeği biliyor. Yani, sen geleceksin TÜPRAŞ'ın yüzde 14,75'ini alacaksın, iki tane de adamını koyacaksın almadan önce, ondan sonra 750 000 000 doları oradan, TÜPRAŞ operasyonundan alıp götüreceksin!.. Ne oldu bu?! Ondan önce de Başbakanla görüşmüş olacaksın, Maliye Bakanıyla görüşmüş olacaksın… Bunu senin sağlayabilmen için, Özelleştirme İdaresi her türlü, akla gelen-gelmeyen kararı alacak, ilan etmesi gerekenleri ilan etmeyecek, saklayacak, bilmiyordum ilan etmem gerektiğini diyecek; biz de bunlara inanacağız! Böyle bir şey olabilir mi?! Sadece bu dosya yeter, sadece şu Kuşadası dosyası yeter. Adam çıkmış, ilan etmiş, yönetmeliğe aykırı diyorsunuz "geçin bunları, yönetmeliğe aykırıysa kanun çıkarırız" diyor ve kanunu çıkarıyoruz maalesef. Şimdi o kanun Anayasa Mahkemesinde.

Değerli arkadaşlarım, bu, olacak iş değil, gerçekten değil. Bu işlere bir son vermek lazım. Türkiye'nin iki yakasını bir araya başka türlü getiremeyiz. Demin söyledim, bugün 985 000 insan yatağa aç giriyor, 20 000 000 insan yoksulluk sınırı içinde. Onlar dürüst, namuslu insanlar, ahlaklı insanlar. Bu tabloları gördükleri zaman neler hissedeceklerini bir tasavvur ediniz. Ofer gelecek, 750 000 000 doları bizim hükümetle ilişkiler kurarak alıp götürecek, Türkiye'de 20 000 000 insan yoksulluk sınırının altında yaşamaya devam edecek ve siz de, bu böyle olacaktır diyeceksiniz! Kabul etmiyoruz bunu, kabul etmiyoruz! (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bu konu uzun bir konu, bir derya, bunu çok konuşacağız; gönül ister ki bunu konuşmayalım. Bunun çaresi, dokunulmazlığı kaldırmaktır. Dokunulmazlığı kaldırırsınız, buralarda bu işler konuşulmaz ve konu gereken zemininde ele alınır.

Değerli arkadaşlarım, konuşmamız gereken başka konular var, dış politika konularımız var, iç politika konularımız var. Bakınız, bundan önceki bütçe görüşmelerinde Sayın Başbakanla ben burada bir tartışmanın içine girmiştim. Bu tartışmada biz, Avrupa Birliğiyle ilgili olarak, Avrupa Birliği 17 Aralık Zirvesinde Türkiye'ye sürekli, kalıcı kısıtlamalar kabul etmiştir. Yani, biz Avrupa Birliğine, diğer ülkelerin girdiği gibi, tam üye olarak girme durumunda değiliz. Yani, bize, Avrupa Birliğine girdiniz dedikleri zaman, bizim vatandaşımız dengini toplayıp Avrupa Birliğine vizesiz girme hakkına sahip değildir ve hiç olmayacaktır. Bu bize kabul ettirilmiştir. Serbest dolaşım yoktur. Serbest dolaşımsız Avrupa Birliği olur mu?! Serbest dolaşımsız Avrupa Birliği bize önerilmiştir. Tarımı kalkındıracak tarım politikası, Avrupa Birliğinin ortak tarım politikası Türkiye'ye uygulanmayacaktır; bize bu kabul ettirilmiştir. Bölgesel kalkınma için Avrupa fonları Türkiye'de uygulanmayacaktır; bize bu kabul ettirilmiştir. Bulgaristan'da böyle bir şart yoktur, Romanya'da yoktur, Polonya'da yoktur, hiçbir Avrupa ülkesinde yoktur, bizde vardır demiştik, Başbakan da "biz o işi hallettik, sizin tercümeniz yanlış, doğru değil" demişti. Bunu, Başbakanın söyleyişinden üç gün sonra, Dışişleri Bakanlığı, tuttu, Brüksel'e, "siz bize kalıcı kısıtlamaları kabul ettirmişsiniz, böyle şey olur mu" diye nota verdi. Verdi, ne oldu; değişen bir şey yok, gene o kısıtlamalar, aynen öyle devam ediyor.

Değerli arkadaşlarım, bunu, geçmiş bir tartışmayı tazelemek için değil, Başbakanın, burada, inançla, iddiayla ortaya attığı iddianın geçersiz olduğunu tekrar kayda geçirmek için, Başbakanın söylediği sözlerin doğru olmadığını, kalıcı kısıtlamaların kaldırılmamış olduğunu tarihe tescil etmek için bunları söylüyorum.

Öyle anlaşılıyor ki, Başbakan, biz, bu meseleyi hallettik derken ya gerçeği bilmiyordu, gerçeği bilerek bunu söylemiş olmasını ise Sayın Başbakana kesinlikle yakıştırmam; ama, gerçeği bilmiyorsa, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının neyin kabul edildiğinden habersiz olması, başka bir üzüntü kaynağıdır.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, Avrupa Birliği işi artık içyüzüyle ortaya çıktı. O zamandan bu yana yeni yeni güçlükler, engeller kendisini gösterdi. Anayasalar değişti, referandum şartları konuldu, Almanya'da yeni bir anlayış ortaya çıktı. Bütün bunları hepimiz biliyoruz, görüyoruz ve artık, öyle bir noktaya gelindi ki, Avrupa Birliği, Türkiye'yi, diğer 25 üye gibi tam yetkiyle içine alma noktasında değil; biz de, artık anladık ki, Avrupa Birliği, bizi tam üye olarak alma konumunda değildir; ama, Avrupa Birliğinin de, Türkiye'nin de birbirine yönelik bir aldatmaca politikası yürürlüktedir.

Avrupa Birliği, sanki, biz tam üye olacakmışız gibi bize yaklaşım göstermeyi tercih etmekte, aman, Avrupa Birliği perspektifi kalkmasın, onlardan taleplerimizi yapabilelim, Türkiye'yi yönlendirebilelim, Türkiye, AB umuduyla yürümeye devam etsin bir onbeş yıl daha, bunu sarsmayalım, tam üye olması şart değil; hatta, olmaması tercih edilir; ama, o, olacağını zannederek yürüyüversin anlayışı içinde, bizim ülke yöneticileri de, ya, onbeş yıl, kim ölür kim kalır o zamana kadar, şimdi olacakmışız gibi, biz, bu havayı vererek götürelim, ekonomi belki bundan olumlu etkilenir, milletin morali yüksek olur, birbirimizi böylece idare edelim anlayışı, şu anda fiilen yürürlüktedir. Avrupa Birliğinin aklı başında olanları da buradan tam üyelik çıkmayacağını biliyor, Türkiye'nin aklı başında insanları da buradan Türkiye'ye tam üyelik gelmeyeceğini biliyor; ama, öyleymiş gibi yapıyoruz karşılıklı olarak.

Buna bir itirazım yok. Bundan Türkiye yararlanıyor, böyle yapalım diyorsanız, yapın; ama bir şeye dikkat edin, sanki Avrupa Birliğine tam üye olacakmışız gibi, geri dönülemeyecek büyük tavizleri vermeyin. Türkiye'nin ilerlemesi, demokratikleşmesi doğrultusunda atılacak adımları atın; Avrupa Birliğine üye olacağız, olmayacağız, mühim değil; ama, sakın ha, geri alınamayacak olan tavizleri vermeyin.

Şimdi, bu noktada Kıbrıs'a bir bakmamız lazım. Kıbrıs, bu çerçevede büyük önem taşıyor. Bize, Kıbrıs'ta, Rum uçaklarının ve gemilerinin Türkiye'ye girmesine izin verin diyorlar, imzaladığınız ek protokolün anlamı budur diyorlar. Hükümet imzaladı. Avrupa Birliği diyor ki "hükümetin imzalaması yetmez, Meclis de imzalasın." Şimdi "Meclise getirip, siz de Rum uçaklarının, gemilerinin Türkiye'ye gelmesine onay verin" diyorlar. Hükümet, tabiî, bunu içine sindirebilmiş değil; hele bu gerçekler ortaya çıktıktan sonra. Bu, Türkiye'yi geri dönülmeyecek bir istikamete sokar.

Ee, ne yapacağız şimdi, nasıl bu açmazı çıkacağız?! Hem Avrupa Birliği, hem Kıbrıs'ta çözüm… Ee, bugüne kadar ilan ettiğimiz politikalar tam bir açmazda.

Şimdi, bu noktada, değerli arkadaşlarım, dikkatinizi, Kıbrıs'taki Mecliste müzakere edilsin diye yapılmış olan bir teklife çekmek istiyorum. Kısa bir süre önce, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Meclisine bir önerge getirildi, bir kanun teklifi getirildi. Bu kanun teklifi, Kuzey Kıbrıs'taki topraklar, daha önce Rumlara, kırk yıl önce, elli yıl önce Rumlara ait olan topraklar eğer birisine tahsis edilmemişse, Rumlara veriliversin, Rumlara teslim ediliversin diyen bir yasa önerisi. Bu yasa önerisini kim yapıyor; Türkiye yapıyor, KKTC yapıyor. Durduk yerde, KKTC, ben kırk yıldan beri bu toprakları kendi egemenliğim, kontrolüm altında tutuyordum; ama, bunların bir kısmını ben tahsis etmemişim; tahsis etmediğim malları gelsin, Rumlar alıversinler diyor.

Değerli arkadaşlarım, tahsis edilmeyen malların arasında, bakıyorsunuz, Maraş duruyor, Maraş'ın tümü duruyor.

BAŞKAN - Sayın Baykal, süreniz son 5 dakikaya girdi.

Buyurun efendim.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Teşekkür ederim.

Karpaz'da çok önemli, Türkiye için olağanüstü stratejik önemi olan Karpaz'da çok önemli tahsis edilmemiş alanlar var. Bütün bunları şimdi biz vereceğiz; çözüm olsa da olmasa da vereceğiz, şimdi vereceğiz. Kim verecek; 7 kişilik bir komisyon kurulmuş, bu verecek. Bu komisyonun 5 tanesi Türk, 2 tanesi yabancı. Kim öneriyor bunu; biz öneriyoruz. Biz kim; KKTC mi? Şu anda, AKP'nin ve Dışişleri Bakanlığının hukuk uzmanları karargâh kurmuş, KKTC Meclisinde bunun kulisini yapıyorlar.

Değerli arkadaşlarım, bu, kabul edilebilir bir tablo değildir; bu, Türkiye'yi çok büyük bir sıkıntıyla karşı karşıya bırakacak bir manzaradır. Yani, biz, kraldan çok kralcılık yaparak, müzakere masasına daha oturmadan, müzakere söz konusu olmadan, Maraş'ta, Karpaz'da çok önemli toprak devir teslimlerini şimdiden, gönüllü olarak yaparak kime yaranacağız allahaşkına ve buradan ne elde edeceğiz diye düşünüyorsunuz?!

Gerçekten, çok ağır bir manzaradır, çok büyük sorumluluğu vardır. Bunu "efendim, Kıbrıslılar yapıyorlar" diye geçiştirmek mümkün değildir. Türkiye'nin bu işin arkasında olduğunu bütün Kıbrıs biliyor. Kıbrıs Hükümeti kendilerine sorulduğu zaman "Ankara'nın isteği, ne yapalım" diyor. Niye bunu yapıyorsunuz dediğimiz zaman "canım, Lousidou davası var, mahkûm etmişlerdi, artık bu olmaz…" Lousidou davasının, bundan sonra benzerlerinin, iade edilmiş olan araziler dahil olmak üzere her konuda açılmasının önünde hiçbir engel yoktur. Onlar da, gene, dava konusu olmaya devam edecektir. Yani, Lousidou davası bakımından getireceği bir avantaj yok, AB ile ilişkiler bakımından getireceği bir avantaj yok. Gerçekten çok acı, üzüntü verici bir manzaradır, buna dikkatinizi çekmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakan yurtdışı gezisini tamamlayarak Türkiye'ye döndü. Sayın Başbakanı selamlıyorum, hoş geldiniz diyorum.

Sayın Başbakan bir süredir Türkiye'de yoktu; ama, Türkiye dışındayken de eksik olmasın hep Türkiye'yi konuştu, hep Türkiye meselelerini dile getirdi, Türkiye'yle ilgili anlayışını yansıttı. Bunun, tabiî, sevindirici bir tarafı olabilir. Eğer Türkiye'yi ferahlatan, Türkiye'yi rahatlatan, Türkiye'nin önünü açan değerlendirmeleri Yeni Zelanda'dan, Avustralya'dan da yapsa biz memnuniyetle karşılarız; ama, maalesef, Sayın Başbakan ne orada ne geldikten sonra ayağının tozuyla Ankara'da, Türkiye'de yaptığı açıklamalarla Türkiye'nin sorunlarının çözümüne, ülkenin rahatlamasına, ferahlamasına hiçbir şekilde katkı getirmedi, içine girdiği yanlış istikamette ısrar ederek, Türkiye'yi gereksiz bir tartışmanın içine sürükleyerek, sıkıntıları, huzursuzlukları daha da artırdı.

Yani, bunları duymazlıktan gelelim diyorum; ama, bu bizim görevimizi ihmal etmemiz anlamına gelir; çünkü, konuşan, Başbakan. Bir şey söylüyor, söylediği söz yanlış. O yanlışı eğer biz dile getirmezsek, biz görevimizi yapmamış oluruz. Başbakanın bu yanlışta ısrar etmesi üzüntü verici; ama, Başbakan o yanlışta ısrar ettiği sürece cevabını mutlaka alacaktır. Nedir yanlış olan? Başbakanın söyleminde bizi rahatsız eden, tedirgin eden nedir?

Değerli arkadaşlarım, bir kimlik tartışması açtı Başbakan; alt kimlik-üst kimlik. Kimlik aşağı kimlik yukarı, Türkiye günlerdir kimlik tartışıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Baykal, süreniz bitti, eksüre veriyorum.

Buyurun efendim.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bir defa herkesin şunu çok iyi bilmesi gerekir: Türkiye'nin böyle bir kimlik bunalımı yoktur. Böyle kimlik bunalımı olan insanlar belki vardır; ama, Türkiye'nin problemi yoktur. Yani, birilerinin kimlik problemi olabilir. O problemi aşmak için üzerimize düşen bir görev varsa, onu da yapmaya hazırız. Kimse bir bunalım içinde olsun istemiyoruz; ama, birilerinin gönlünü yapacağım diye, birilerinin kafasındaki kimlik problemini çözeceğim diye, bütün Türkiye'nin kafasında olmayan bir kimlik problemini yaratmanın, akla, mantığa, sağduyuya uyan hiçbir tarafı yoktur, yöneticiliğin sorumluluğuna uyan bir tarafı yoktur. Yani, bu kadar ısrarla hiçbir konuyu Başbakan takip etmiyor; Kıbrıs'ı böyle takip etmiyor, Avrupa Birliğindeki yanlışları böyle takip etmiyor, tarımın sorunlarını böyle takip etmiyor, işsizliği böyle takip etmiyor, yolsuzlukları böyle takip etmiyor Başbakan; bunu takip ediyor. Buradan çıkacak bir şey yok; Türkiye'nin böyle bir problemi yok; yani, insan, acaba, Sayın Başbakanın mı bir kimlik problemi var diye düşünme noktasına geliyor. (CHP sıralarından alkışlar) Yani, bu kimlik takıntısı nereden kaynaklanıyor; nereden kaynaklanıyor, nedir?!

Sayıyor Sayın Başbakan, Türkiye'de, işte, Gürcüler var, Arnavutlar var, Lazlar var, Araplar var, Türkler var; bunların hepsi alt kimliktir. Ee, üst kimlik ne? Üst kimlik ne? Türkiye bir alt kimlikler koalisyonu mu? Yani, üst kimliği ne Türkiye'nin? Efendim, üst kimlik vatandaşlık bağı. Vatandaşlık bağı bir kimlik değil ki, hukukî bir rabıta, hukukî bir bağlantının ifadesi, kimlik; yani, ne sosyolojik kimlik ne siyasal kimlik o; o, bir hukukî bağlantı. Nedir Türk Milletinin, Türkiye'de yaşayan insanların, bütün bu saydığın alt kimlik dediklerinin ortak noktası ne? Cevap yok, cevap yok!.. Önce, vatandaşlık…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Siirt) - Var!..

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Cevap yok. Sonra, bir tatminsizlik içinde o da bir arayışa giriyor, bir bağlantı bulacak, ruhu olan, etkileyici tarafı olan, inandırıcı tarafı olan bir bağ bulma ihtiyacı içinde "bizi birbirine bağlayan dindir" diyor. Tamam, bizi birbirine bağlayan dindir de Sayın Başbakan, şimdi, sıkışınca diyorsunuz ki tek millet, tek devlet. Söylemekten de çok hoşlanmadığınız anlaşılıyor; sıkışınca diyorsunuz. Bunu da anlıyorum; çünkü, sizin, Türkiye için ideal yönetim olarak önerdiğinizin bir eyaletler sistemi olduğu kayıtlardadır. Siz, Türkiye'yi bir eyaletler sistemiyle yönetmenin en uygun olduğunu ifade etmiş bir insansınız.

Şimdi…

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Nereden çıktı?! Böyle bir şey yok.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Anlatırız, gösteririz size; kayıtta hepsi.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakan, sıkışınca "tek millet, tek devlet" diyor. Şimdi, ben öğrenmek istiyorum, Başbakanın tek milletten muradı ne? Tek millet hangi millet? Ne milleti o? Vatandaşlık bağıyla devlete bağlı olanlar milleti mi? Böyle bir millet mi var? Ne milleti o, tek milletse, Türklük alt kimlik ise? Türkiye'de tek millet varsa, o hangi millettir, bir söyleyiver de öğrenelim Sayın Başbakan.

Değerli arkadaşlarım, bu, ihmal edilecek, duymazlıktan gelinecek bir konu değil. Bu, çok önemli bir olay. Yani, bizim, herkesin milliyetine saygımız var, herkesin kimliğine saygımız var. Biz "yetmişiki millet birdir" diyen bir anlayışın parçasıyız. Türkiye, daha Avrupa ortaçağı yaşarken, Anadolu'nun aydınlanma çağında "yetmişiki millet birdir" diyen Mevlanaların, Hacı Bektaşî Velilerin oluşturduğu bir geleneğin içinden geliyor. (CHP sıralarından alkışlar) Bizim gözümüzde ayırımcılık yok, ırkçılık yok, kavmiyetçilik yok.

FATMA ŞAHİN (Gaziantep) - Aynı şeyi söylüyoruz.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Bunların hepsi eşit, hiçbiri öbüründen üstün değil.

ALİM TUNÇ (Uşak) - Aynı şey…

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Dinle, dinle, dinle…

Bunların hepsi eşit; ama, burası Türkiye. Türkiye'deki insanlar eğer bir milletse, o Türk Milletidir. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Biz, kendimizi Gürcülere, Arnavutlara, Kürtlere, Araplara eşit sayarız. Arnavutlar, Arnavutluk'ta Arnavut Milletini oluştururlar, onların millî kimliği Arnavut'tur, orada Türkler vardır, alt kimliktir işte o; ama, Arnavutluk, orada millî kimliktir, Arnavut millî kimliğidir onlar. Gürcüler, Gürcistan'da Gürcü millî kimliğine sahiptirler, orada Türk kökenli insanlar da vardır. Arap ülkelerinde Arap millî kimliği hâkimdir, orada Türkler de vardır. Arap Milleti de, Arap Devleti de, Gürcü Devleti de, Arnavut Devleti de birbirine eşittir. Bunda hiçbir sakınca yok; ama, Türkiye'de, Türk Milleti, alt kimlik değildir Sayın Başbakan. (CHP sıralarından alkışlar) Türkiye'de, Türk Milleti alt kimlik değildir; bunu, bir defa, içine sindireceksin; bunu içine sindirmeyen birisi olamaz. Siz düşünebiliyor musunuz, Bulgaristan'da, Bulgar Başbakanı çıkacak diyecek ki: "Bulgaristan'da Pomaklar var, Türkler var, Yunanlılar var, Makedonlar var, Bulgarlar var, bunların hepsi alt kimliktir ve bunlar vatandaşlık bağıyla devlete bağlıdırlar, devletimiz de budur." Böyle bir şeyi Bulgar Başbakanına söyletebilir misin? Yunan Başbakanı çıkıp diyebilir mi ki "Yunanistan'da, Batı Trakyalı Türkler var, Yunanlılar var, Arnavutlar var, Makedonlar var, hepsi alt kimliktir; ama, bunların hepsi vatandaşlık bağıyla Yunanistan'a bağlıdır." Böyle bir şey olur mu?! Yani, Türk Milleti kimliğini söylemekten kaçınarak, sen neyi elde edeceğini zannediyorsun, kimi tatmin edeceğini zannediyorsun?!

Bakın, burada yetmiş milyon insan beraberiz. Bu Türk Milleti lafı şimdi çıkmış değil ve bunu biz kendi kendimize vermiş değiliz, tarih vermiş bunu, Avrupalılar vermiş. Millî mücadeleyle, biz, bir millî devlet kurmuşuz. Bu millî devleti kurmak için yola çıkanların arasında Giyap Ağa da var, Çerkez Rauf Bey de var; hepsi el ele vermişler ve bir millî devlet kurmuşlar, o milletin adına da Türk Milleti demişler. İçlerinde Arnavut kökenli Mehmet Akif de var, o da kendini Türk Milletinin bir parçası saymış. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bugün, Türkiye'de yaşayan milyonlarca insan, kökü, kökeni ne olursa olsun, hepsi kendini bu milletin bir parçası sayıyor. Hiç birisinin bir problemi yok. Ben Gürcü kökenliyim, dedem öyle dedi, babam böyle dedi falan, bunların hiç kimse için bir önemi yok. Herkes, kendisini, bu milletin, bu toplumun bir parçası sayıyor, Türk Milletinin bir parçası sayıyor, bunda da hiçbir sakınca görmüyor. Kürt kökenli olup kendini bu milletin parçası sayan milyonlarca insan var, milyonlarca insan var. Yani, o insanlara, sen Türk Milletinin parçası değilsin, sen etnik kökenine bak zorlamasını, dayatmasını yapmak Başbakanın işi mi ya Türkiye'de?! Böyle bir şey olur mu?! Çok acı bir tablo, çok sakıncalı bir tablo. Türkiye'nin bunu sessiz geçiştirmesi mümkün değildir. Başbakan anlayışını düzeltmelidir. Yani, Başbakan, vatandaşlık bağı olmadı, ne yapacağız, o zaman din bağı…

Diyor ki: "Baykal Yugoslavya örneğini verdi, Yugoslavya bize benzemez..." Evet, Yugoslavya bize benzemez, Irak da benzemez. Bize de benzemez Irak, Yugoslavya'ya da benzemez. Ama, Yugoslavya da parçalandı, Irak da parçalanma doğrultusunda gidiyor. Yani, her ülke, kendine özgü kuralların, koşulların altında, dinamiklerin etkisi altındadır.

Türkiye'de bir Başbakan çıkıp Anayasada temel esas olmuş, Türkiye'nin bütün tarihi boyunca kabul edilmiş, yetmiş milyonun gönlünde yer tutmuş olan "Türk Milleti" sözünü içine sindiremiyor ise, o ülke çok ciddî tehlikelere maruz kalmaz mı?

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Nereden çıkarıyorsun?! Öyle bir şey yok.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Olmayan bir şeyden bahsediyorsunuz.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Olup olmadığını, bırakın, yetkilisi söylesin. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım…

BAŞKAN - Sayın Milletvekilleri, müdahale etmeyin lütfen.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Öyle bir şey yok.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen müdahale etmeyin.

Sayın Baykal, buyurun efendim.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlarım…

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Herhalde amacını aşan bir konuşma oldu.

BAŞKAN - Değerli arkadaşlar, lütfen müdahale etmeyin, hatibi dinleyelim.

Sayın Baykal, buyurun efendim.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bakınız, bu çarpık söylemi Türkiye artık daha fazla dinlemek istemiyor.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Sayın Baykal, çarpıtıyorsunuz…

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Türk Milletini bir alt kimlik gibi ilan etmek, değerli arkadaşlarım…

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Hiç kimse öyle bir şey söylemedi.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Sayıyor Sayın Başbakan. Sayıyor, tümünü sayıyor. Türk Milleti üst kimliktir diye daha bir sözünü duymadık, inşallah, birazdan burada duyarız. Zaten, onu sağlamaya çalışıyorum.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Böyle bir konuşma, Sayın Baykal…

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Onu daha duymadık. Onu daha duymadık. (CHP sıralarından alkışlar)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Çarpık söz yok, çarpıtılan söz var!

BAŞKAN - Sayın Baykal, süreniz bitti. 10 dakika eksüre vermiştim. Lütfen konuşmanızı tamamlayınız. Son defa süre veriyorum.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Bakın, Sayın Başbakan diyor ki: "Bizi birbirimize bağlayan en büyük bağ, İslam kardeşliği bağıdır. Bunu yakaladığımız anda, işi çözeriz." (AK Parti sıralarından "Doğru" sözleri)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Doğrudur.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - "Gazetenin bir tanesi yazmış…"

AYHAN ZEYNEP TEKİN BÖRÜ (Adana) - Yavuz Donat da yazmış…

DENİZ BAYKAL (Devamla) - …"Türkiye Türklerindir diye. Ahlaksızlık bu, hayâsız... Neden; Eğer bunu söylerseniz, Türkiye'yi 30'a bölersiniz; çünkü, Türkiye'de sadece Türkler yaşamıyor; Türkiye'de, Kürtler de var, Lazı, Çerkezi de var. Türkiye'de yaşayan herkes Türktür diyor. Olamaz, böyle bir şey kabul edilemez. Bu düşünce, diyoruz ki, kabul edilemez; Türkiye, Türkiye'de yaşayan herkesindir."

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Doğru.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Elbette öyledir; ama, bu herkesin kimliği nedir? Herkesin bir ortak kimliği yok diyorsanız… (AK Parti sıralarından gürültüler) Şimdi, bu, Sayın Başbakanın kendi sözleridir, bizzat kendisinin sözleridir.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Cevabı aldınız…

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Cümleyi yanlış yere koyarsan, yanlış anlamlar çıkar.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, sizin anlayışınızı görüyorum; ama, bu konular, partizanlıkla, tavır takınılarak geçiştirilecek konular değildir. Bu konular, Türkiye'nin geleceği bakımından fevkalade önemlidir. Bu noktalarda herkesin aydınlanma ihtiyacı vardır, aydınlanma hakkı vardır. Tekrar ifade ediyorum: Türk Milleti, hiçbir şekilde, bir alt kimlik olarak söylenemez. Arnavutluk da Arnavutluk'ta bir alt kimlik olarak söylenemez. Gürcülük de Gürcistan'da bir alt kimlik olarak söylenemez. Araplık Arap devletlerinde bir alt kimlik olarak söylenemez. Aynı şekilde, Türkiye'de de, Türklük bir alt kimlik olarak söylenemez; söylerseniz, parçalamaya yönelirsiniz ve bunun çok ciddî sonuçları olur. Bunu söyleyerek belki birilerini mutlu edebilirsiniz; ama,bilin ki, yetmiş milyonu büyük sıkıntılarla karşı karşıya bırakırsınız.

Değerli arkadaşlarım, bu konular Türkiye'de çözülmüştür. Türkiye millî bir devlettir. Türk Milletinin de kurduğu bir Türkiye Cumhuriyetinde yaşıyoruz. Bakın, burada söylemiş "Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir" diyor, milletlerindir demiyor. Hangi millet o? Hangi millet bu arkadaşım? Hangi millet bu? Adı var mı bu milletin? Adı var mı bu milletin?

ALİM TUNÇ (Uşak) - Biz biliyoruz.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - Ne o? Ne o? Onun adını merak ediyorsan, Anayasaya bakarsın, Anayasa seni tatmin etmiyorsa Kuvayı Milliyeye bakarsın, yetmiş yıllık geçmişimize bakarsın, Türkiye'nin millî mücadelesine bakarsın, bütün bunları kavrayamamışsan sana yazıklar olsun! Sen bu anlayışla devam edersen, Türkiye'nin başına çok iş açarsın. (CHP sıralarından alkışlar) Ama, bu olumsuzluğa, bilmelisin ki, Türkiye kesinlikle izin vermez, kesinlikle izin vermez. Bu, Türkiye'nin kırmızı çizgisidir, bu, Hükümetin Kuzey Irak'taki kırmızı çizgisine hiç benzemez.

Hepinize teşekkür eder, saygılar sunarım. (CHP sıralarından ayakta alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Baykal, teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, bir konuyu açıklamak istiyorum: Genel Kurulda sadece yasama belgeleri dağıtılır, bunun dışında dağıtılacak bir şey varsa, ona da Meclis Başkanının izin vermesi gerekir. Sayın Hatip konuşurken, benim iznim de olmadan, bir evrakın dağıtıldığını gördüm, bu yanlıştır.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Gazete dağıtıyorlar Sayın Başkan.

BAŞKAN - Özellikle, bir hatip konuşurken, dikkatlerin dağıtılması açısından da, İçtüzük hükümlerinin ihlal edilmiş olması bakımından da yanlıştır -kavasları uyaracağım- bu sebeple özür diliyorum.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Kim dağıttıysa bir araştırın Sayın Başkan.

BAŞKAN - Efendim, çok önemli değil, önemli olan benim bu tespiti yapmamdır.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Bizce önemli efendim; hükümet sıralarından olabilir.

BAŞKAN - Gerekeni yaptım, sizin bir şey söylemenize gerek yok.

Değerli arkadaşlar, ikinci bir konu, Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım, Sayın Mumcu'nun konuşmasının bitiminde, kendisine sataşıldığını ifade ederek benden söz istemişti; ben de, buna Hükümet cevap verebilir, ayrıca size söz vermeye gerek görmüyorum demiştim. Sayın Binali Yıldırım, -İçtüzüğün 69 uncu maddesine göre- kendisine doğrudan doğruya hitap edildiğini ve kendisiyle ilgili bir konuda soru sorulduğunu, yanlış bilgi verildiğini ifade ederek, tekrar benden söz talep ediyor.

Sayın Mumcu'nun konuşmasının hemen hemen son dakikalarında Sayın Bakana hitaben bir cümle sarf edildiği için o anda tutanaklar elimde değildi, bu arada tutanakları getirttim, izin verirseniz okumak istiyorum. Sayın Mumcu, Sayın Bakana hitaben "buna, 50 kilometre hız artışıyla 250 000 000 euro keşif artışı yaptınız. Bu tren 250 kilometre hızla yürüyecek mi hep beraber göreceğiz. Ben iddia ediyorum, bu ihale zaten ayarlanmış bir ihaleydi, Sayın Bakan siz de zaten bunu biliyordunuz" diyor ve devam ediyor; dolayısıyla, Sayın Bakana bir açıklama hakkı doğmuştur.

Sayın Bakan, bir sataşmaya imkân vermeyeceksiniz umuyorum, sadece açıklama yapmanız için sizi kürsüye davet ediyorum.

Buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

IV.- AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın, Isparta Milletvekili Erkan Mumcu'nun, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Anavatan Partisi Genel Başkanı Sayın Mumcu, Ankara-Eskişehir etap yüksek hızlı tren projesiyle ilgili, konuşması sırasında bazı bilgiler verdi; ben, bunları düzeltmek için huzurlarınızdayım; sizleri saygıyla selamlıyorum. Her ne kadar Sayın Mumcu Genel Kurulda yoksa da, önemli olan milletimizin doğruları öğrenmesidir; ben, bunu, burada yapmaya çalışacağım.

Şimdi, Sayın Mumcu diyor ki, aynen söylediklerini okuma ihtiyacı duyuyorum: "Ankara-Eskişehir hızlı tren yolunda 200 kilometre hızla bir tren planlıyorsunuz. Buna, 50 kilometre hız artışıyla 250 000 000 euro keşif artışı yaptınız. Bu ihale zaten ayarlanmış, hep beraber göreceğiz, bu, 250 kilometreyle çalışmayacak."

Şimdi, aslında, Sayın Mumcu kendi kendini ihbar ediyor. Şöyle ki: Bu projenin ihale tarihi 57 nci hükümet döneminde.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Yani?..

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Ne zaman ihale edilmiş; şimdi onu da size söyleyeyim: 28 Nisan 2000 tarihinde ihale edilmiş. O zaman Sayın Mumcu da bu hükümetin bir üyesi. Kendini ihbar ediyor Sayın Genel Başkan. Böyle yaptığı için de, halkımız, milletimiz de gerçeği öğrenmiş oluyor.

Daha sonra, bu projeyle ilgili, 2000 yılının sonunda sözleşme yapılıyor ve ondan sonra hiçbir şey olmuyor. Projeyi Alarko ile İspanyol ortaklığı, konsorsiyumu kazanıyor. Hazine izin vermiyor, DPT'den onay çıkmıyor ve proje üç yıl boyunca raflarda bekliyor.

Proje ne; proje, Ankara-Eskişehir, daha doğrusu Esenkent-Eskişehir etabında 200 kilometrelik bir hattın rehabilite edilmesi projesi. İhale bedeli ne; 437 000 000 euro. Uzun vadeli, düşük faizli, İspanyol devlet kredisiyle yapılan, yüzde 100'ü kredili bir ihale. Biz geldiğimizde, projeye, gerekli işlemleri tamamlayarak, DPT'den, Hazineden, işlerlik kazandırdık. Ancak, gördük ki, mevcut tek hattın yanına yeni bir hat ilave edilmesiyle burada kazanacağımız bir şey yok; çünkü, mevcut hattaki kurplar 250 metre ve hızlı tren işletmeciliği yapmaya da imkân yok. Ayrıca, bu hatta, yük ve yolcu işletmeciliğinin birlikte yapılması mümkün değil. Peki, ne yaptık; yeni bir Bakanlar Kurulu ve YPK kararıyla, bu hattı iyileştirme yerine, mevcut hattın yanına, tamamen yeni, minimum kurp çapı 3 000 metre olacak şekilde ve hızda 250 kilometre olacak şekilde proje revize edilmiştir. Bunun, bu revizyonun karşılığı da 195 000 000 euro keşif artışı olmuştur; ama, bu hızın 200 kilometreden 250 kilometreye çıkması için keşif artışı sadece 30 000 000 eurodur; Sayın Mumcu'nun söylediği gibi 250 000 000 euro değildir.

Peki, 30 000 000'u çıktıktan sonra geri kalan kısım nedir? Geri kalan kısım, bir hat yapılacağına iki hat yapılmaktadır. Ayrıca, Eskişehir-İnönü etabı projeye dahil edilmiştir; Esenkent-Sincan etabı da dahil edilmiştir. Böylece, proje, toplam 206 kilometre. Ankara-Eskişehir arasında 1 saat 5 dakikada seyahat süresi tamamlanacak; Avrupa standardında yüksek hızlı tren projesi olarak, şu anda inşaatı devam etmektedir. Önümüzdeki yıl da bunu işletmeye açacağız. Böylece, Türkiye, yüksek hızlı tren taşımacılığına, 1975'ten beri temcit pilavı gibi söylenen bu Sürat Demiryolu Projesine, gerçek anlamda, 2006'nın sonunda kavuşmuş olacaktır. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Bir husus daha var efendim.

BAŞKAN - Lütfen,  son cümleniz.

Buyurun.

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Diğer bir husus da, Yarımca'daki limanla ilgilidir. Yine benim sektörümle ilgili olduğu için açıklamak istiyorum.

Yarımca'daki liman, 1996 yılında, özelleştirmeyle, bir firmaya, bir özel sektör firmasına satılmış; 30 000 000 dolar. Daha sonra, bu şirket, limana bazı yeni arsalar ilave etmek suretiyle ve dolgu yapmak suretiyle miktarını 2 kata çıkarmış ve bir kısmını satışa çıkarmış. Satışa çıkardığı kısma Erdemir ile Dubai Liman İşletmesi talip olmuş, Erdemiri tercih etmiş ve Erdemir, 350 dönümlük olan arsayı 480 dönüm olarak almış. Bilahara, bu…

NURETTİN SÖZEN (Sivas) - Kaça almış?

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - 82 000 000 dolara almış.

Daha sonra, bunu ikiye bölerek, yarısını, 105 000 000 dolara, daha önce talip olup alamayan Dubai Liman İşletmesine satmış; yani, daha önce tamamını alamayan firmaya yarısını satmış.

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Tarihini de söyle?

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Tarihini de söyleyeyim…

HARUN AKIN (Zonguldak) - Erdemir ihalesinden bir hafta önce.

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Sayın Bakan, bunu Ulaştırma Bakanlığı bütçesinde açıklayabilirsiniz.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Ama, bir iddia var, iddia…

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Yani, burada, böyle, yolsuzluk filan yok…

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Yolsuzluk yok…

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - …aksine, yüzde 100 kazanç var.

Bir yanlış bilgi de "bu Erdemir ihalesi yapıldıktan sonra satış olmuştur" diyor. Halbuki, Erdemir ihalesinden önce satış yapılmıştır ve halen de Erdemirin devir teslimi yapılmamıştır; halen, bu arsa, parası alınmış, Erdemirin kasasına da girmiştir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim…

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Ben, bu bilgileri, düzeltmek bakımından arz ettim.

Saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Bakan, teşekkür ederim.

III. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

1.- 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1119) (S. Sayısı: 1028) (Devam)

2.- 2004 Malî Yılı Genel Bütçeye Dahil Dairelerin Kesinhesaplarına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile 2004 Malî Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1084, 3/907) (S. Sayısı: 1029) (Devam)

3.- 2004 Malî Yılı Katma Bütçeye Dahil İdarelerin Kesinhesaplarına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile 2004 Malî Yılı Katma Bütçeli İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1085, 3/908) (S. Sayısı: 1030) (Devam)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, gruplar adına son konuşma Adalet ve Kalkınma Partisine aittir.

İki konuşmacı var, eşit olarak aralarında paylaştılar.

Birinci konuşmacı, İstanbul Milletvekili Mustafa Açıkalın.

Sayın Açıkalın; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 30 dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET MUSTAFA  AÇIKALIN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2006 bütçesi üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi adına görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği üzere, bütçe, gelirlerin toplanmasına, harcamaların yapılmasına ve bunlara ilişkin uygulama esaslarını belirleyen düzenlemeler ihtiva eden bir kanunî metindir. Bazı müelliflere göre, bütçe, bir idarî tasarruftur, bazı görüşe göre de, hem bir kanun, kısmî olarak bir kanun, kısmî olarak da bir idarî tasarruftur. İster kanun, ister idarî tasarruf olsun, bütçe politikaları, ekonominin tümü üzerinde muhtelif etkiler, tesirler oluşturmakta, özellikle de, kısa ve uzun dönemli istikrar sağlamak için hükümetler tarafından bir maliye politikası aracı olarak kullanılmaktadır.

Bütçe politikalarıyla, başlıca, kaynak dağılımı, toplam talep, fiyatlar genel seviyesi, gelir dağılımı, üretim kapasitesi üzerinde doğrudan etkiler yapılabilmektedir. Bütçe politikasıyla, bir yandan özel kesimden, kamu kesimine kaynak aktarılırken, bir yandan da, gelir dağılımı ve ekonomideki kaynakların dağılımı değiştirilebilmektedir.

Günümüzde bütçe politikalarının üstlendiği görevler artmış ve bütçe politikalarının kapsamı genişletilmiştir.

Bir iktisat politikası aracı olarak, bütçe politikasının başlıca amaçları şunlardır:

Birinci olarak, ekonomide fiyat istikrarını ve tam istihdam seviyesinde iktisadî istikrarı gerçekleştirmek.

İkinci olarak, düzenli bir adil gelir ve servet dağılımını sağlamak ve sonuçta da, iktisadî kalkınmayı gerçekleştirmek. Elbette, bu iktisadî kalkınmayı gerçekleştirirken, kaynakların etkin kullanımını ve dağılımını temin etmek bir araç olarak kullanılacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2006 bütçesi ülkemizde yapılırken, dünyada iktisadî gelişmelerin izlediği seyri dikkate almakta ve buna kısaca bir göz atmakta yarar olduğunu düşünüyorum.

2005 yılının ilk yarısında dünya ekonomisi 2004'teki seviyesini tutturamamakla birlikte, yavaş da olsa büyümesini sürdürmeye devam etmiştir. Avrupa bölgesindeki iktisadî faaliyetlerde göze çarpan bir iyileşme olmamış, buna mukabil Çin ve Amerika Birleşik Devletlerinde büyüme eğilimi yüksek seyretmiştir. 2004 yılının ortalarından itibaren artan petrol fiyatlarındaki yükselme, 2005'te de yükseliş eğilimini devam ettirmiştir, ağustos ayı ortalarında varili 70 dolara kadar ulaştıktan sonra tekrar düşüşe geçmiştir. Bilindiği üzere, bunun başlıca sebepleri, yanıbaşımızda, komşuda -Irak'ta- ortaya çıkan kriz, petrol arzının kısa vadede artırılamaması, dolayısıyla, arza ilişkin kaygılar, düşük stok seviyesi, aynı şekilde, rafinaj kapasitelerinin kısa sürede artırılamaması ve dünyadaki doların izlediği değer kaybıdır. Sadece petrol fiyatlarında değil, ayrıca metal fiyatlarında da dünyada ciddî artışlar olmuş; bilhassa altın, onsu 500 doları aşarak yılın en yüksek seviyesine ve değerine ulaşmıştır. Bütün bu artışlar fiyat istikrarını bozmasa da, petrol ve dolayısıyla enerji fiyatlarındaki artışlar enflasyon üzerinde ciddî ve hissedilir bir etki yaratmıştır.

Gelişmiş 7 ülkedeki yıllık fiyat artışları, eylül itibariyle yüzde 3,2'yle, son onüç yılın en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Aynı şekilde, euro bölgesinde gerçekleşen yüzde 2,6 nispeti de bu bölgede ortaya çıkan en yüksek fiyat artışıdır ve bu fiyat artışı Avrupa Merkez Bankasının belirlemiş olduğu yüzde 2 seviyesinin oldukça üstündedir.

Dünya ekonomisinin büyüme hızına baktığımızda, 2005 yılında bu rakamın 4,3 olarak tahmin edildiğini görüyoruz. Bu ortalama bir rakam olmakla birlikte, gelişmekte olan ülkeler bu ortalamanın biraz daha üzerinde, yani, yüzde 6,4 seviyesinde gelişme göstermiş; buna mukabil, gelişmiş olan ülkeler de ortalamanın altında, yüzde 2,5 mertebesinde bir iktisadî büyüme gerçekleştirmişlerdir.

Dünyada, bir taraftan Almanya, Japonya, Çin ve Rusya gibi ülkelerin ve buna ilave olarak, petrol ihracatçısı ülkelerin cari işlem fazlaları varken, diğer yandan da, Amerika Birleşik Devletleri gibi rekor seviyede cari işlemler açığı veren ülkeler bulunmaktadır. Bu dengesizlik ciddî bir risk ortamı oluşturmakta ve aynı zamanda da, küresel yatırım-tasarruf dengesini bozmaktadır.

Dünyadaki bu gelişmelerin ışığında 2006 bütçesinin özellikleri nedir, getirdiği yenilikler nelerdir? Bunlara baktığımızda karşımıza birinci olarak, bu Parlamento tarafından kabul edilmiş bulunan 5018 sayılı Malî Yönetim ve Kontrol Kanunu çıkmaktadır. Bu kanunla bu bütçeye akseden yenilikleri özetlemek istersek, birinci olarak, bütçe türleri uluslararası standartlara uygun olarak yeniden tanımlanmıştır ve tasnif edilmiştir. Bilindiği üzere, katma bütçeli idareler kaldırılmış, daha doğrusu, katma bütçeler kaldırılmış, idarî ve malî statülerine göre bütçeler, genel veya özel bütçeli hale getirilmiştir.

Diğer yandan, malî yönetim ve kontrol sisteminin yapısını ve işleyişini bu kanun yeniden ele almış, bütçelerin hazırlanma, uygulanma ve kontrol işlemleri ve bunların muhasebeleştirilmesiyle raporlanması yeniden kurallara bağlanmıştır.

En önemli değişikliklerden bir tanesi, Parlamentonun bütçe hakkının daha iyi yerine getirilmesi amacıyla bütçe kapsamı genişletilmiştir.

Diğer bir prensip veya yenilik, kamu idarelerinin bütün gelir ve giderlerinin bütçelerde yer alması, bütçelerde açık ve şeffaf bir biçimde gözükmesi imkânı getirilmiştir.

Aynı şekilde, kalkınma planları ile bütçeler arasında daha sıkı bir bağ kurulması hedeflenmiştir.

Bütçenin diğer bir özellik ve yeniliği, bütçe harcamalarının uygulama sürecinde idarelere inisiyatif ve esneklik sağlanmasıdır.

Bütçe uygulayıcılarının çok yakındığı Maliye Bakanlığı ve Sayıştay tarafından gerçekleştirilen harcama öncesi vize ve tescil işlemleri kaldırılmıştır.

Aynı şekilde, denetimde ihtisaslaşma ve harcama öncesi iç denetim bir yenilik olarak benimsenmiştir.

Diğer yandan, mahallî idareler ve sosyal güvenlik kuruluşlarının, fonların, dönersermayelerin bütçe büyüklükleri Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulmaya başlanmıştır ve ilk defa olarak da 2006 bütçesinde bu büyüklükler yer almıştır.

Aynı şekilde, muhtelif vergi kanunlarıyla tanınmış bulunan vergi muafiyeti, vergi istisnası ve indirimlerinin ne tür bir vazgeçilen rakamlara tekabül ettiği bütçelerde yer almaya başlamıştır. Bu da ilk defa 2006 bütçesinde düzenlenmiştir ve ilk defa olarak bütçe çokyıllı bir bütçedir, bilindiği üzere.

Bundan önceki bütçe görüşmeleri sırasında ciddî olarak muhalefet tarafından tenkit edilen, eleştirilen ve bir gelenek olarak uygulanan bütçede yer alan; ancak, bütçeyle doğrudan ilgisi bulunmayan, kanunlarda yapılmış bulunan değişiklikler, bu bütçeyle en aza indirilmiştir. Dolayısıyla, bütçeyle ilgili olmayan kanunların, ilgili bulundukları kanunlarda düzenleme yapılmak suretiyle, bundan böyle bütçede yer almalarına son verilmiştir.

Diğer bir yenilik ve değişiklik bu bütçede, daha önce yapılmış bulunan Taşıt Kanunundaki değişikliğe paralel olarak, bundan böyle, bütçelerdeki taşıt araçları, satın alma yerine, ana prensip olarak kiralama yöntemiyle kamu hizmetine kazandırılacaktır.

Sağlık Bakanlığıyla ilgili olarak yapılmış bulunan bir kanun muvacehesinde, bundan böyle, bu bakanlığın binaları da, satın alma yerine kiralama, hizmet kiralaması suretiyle temin edilecektir. Umarım, bu uygulama diğer bakanlıklar ve kamu gayrimenkulleri için de kısa dönemde yaygınlaştırılır.

2006 bütçesinde diğer bir özellik, özel bütçeli idareler ve düzenleyici ve denetleyici kurumların nakit varlıkları, nakit imkânları ve buradan yapacakları harcamalar içeren bir finansman cetveli bütçeye eklenmiştir.

4749 sayılı Kanuna göre yapılacak garantili imkân limiti 3 milyar dolar olarak bu bütçede sınırlandırılmıştır. Aynı şekilde, ikrazan özel tertip devlet içborçlanma senetlerinin ihracı da "2006 yılında bütçe başlangıç ödeneklerinin yüzde 1'ini aşamaz" olarak düzenlenmiştir bütçede.

Diğer bir bütçe disiplinine ilişkin düzenleme, merkezî yönetim dahil, kamu idarelerinin aktarma yapacakları tertiplerdeki ödeneğin yüzde 20'sine kadar kendi bütçeleri içerisinde ödenek aktarabilme imkânları bu idarelere verilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamu maliyesinde sağlanan disiplin, bugün AK Parti İktidarının başarısının temel anahtarıdır. 2002 yılı sonrasında kararlılık ve tutarlılıkla uygulanan bu sıkı maliye politikası sayesinde, kamu açıkları ve kamu borç stokunun millî gelire oranı önemli derecede azalmıştır.

2003-2004 döneminde kamu kesimi faizdışı fazlasının millî gelire oranı yüzde 6,6 iken, 2005 yılında bu oran yüzde 5 olarak hedeflenmiş ve bu hedefe ulaşılması aşağı yukarı kesinleşmiş bulunmaktadır.

Faizdışı fazla, kamu borçlanma gereğini azaltarak reel faizlerin düşmesini ve borç servis yükünün azalmasını da sağlamıştır. Son üç yıldır, faiz ödemeleri bütçe ödeneklerinin altında gerçekleşmiştir. 2003 yılında 65,5 milyar Yeni Türk Lirası faiz harcaması ödeneği öngörülmüşken, yıl sonu gerçekleşmesi 58,6 milyar olmuştur ve bu sayede 6,8 milyar dolarlık bir tasarruf elde edilmiştir. Aynı şekilde 2004 yılında 66,1 Yeni Türk Lirası cinsinden faiz harcaması bütçede öngörülmüşken, yıl sonunda bu rakam 56,5 olarak gerçekleşmiş ve 9,6 milyar Yeni Türk Lirası cinsinden bir tasarruf elde edilmiştir. İçinde bulunduğumuz 2005 yılında da faiz harcaması için öngörülen rakam 56,4 milyar dolardır. Yıl sonu gerçekleşecek rakam ise, 46,4 milyar Yeni Türk Lirası olup, bu yıl da yaklaşık 10 milyar civarında bir tasarruf beklenmektedir. Böylece, son üç yılda faiz harcamalarında toplam 26,4 milyar dolar tasarruf sağlanmış bulunmaktadır.

Bu gelişmeler sonunda, faiz harcamalarının millî gelire oranı 2002 yılında yüzde 18,2 iken, bu oran 2005 yılında yüzde 9,5'e, önümüzdeki yıl ise yüzde 8,6'ya gerilemesi beklenmektedir. Aynı şekilde, faiz dışı fazla ve faiz ödemelerindeki bu olumlu gelişmeler, toplam kamu kesimi borçlanma gereğine de yansımıştır. 2001 yılında yüzde 16,3 olan toplam kamu kesimi borçlanma gereğinin millî gelir içindeki payının 2005 yılında yüzde 0,9 seviyesine gerilemesi beklenmektedir. 2006 yılında ise, toplam kamu kesimi borçlanma gereği, bu konudaki istatistiklerin tutulduğu 1975 yılından beri ilk defa kamu kesimi dengesinde fazla olarak hedeflenmiştir.

Sağlanan bu malî disiplin, makroekonomik istikrar ve güven ortamı, borç yükünün azalmasına önemli bir katkıda bulunmuştur. Net kamu borcunun millî gelire oranı, 2001 yılında 90,5 seviyesindeyken, 2005 yılında bu oranın yüzde 57,7'ye düşmesi beklenmektedir.

Aynı şekilde, bu yıl yapılan iç ve dış borçlanmaların maliyeti de, geçen yıllara kıyasla önemli ölçüde azalmıştır. 2002 yılı başında yüzde 70 seviyesinde olan iç borçlanma ıskontolu ortalama ihale faizi, 22 Kasım 2005 itibariyle yüzde 13,8'e gerilemiştir. Reel faiz oranları da, söz konusu dönemde yüzde 35'lerden yüzde 8 düzeyine kadar gerilemiştir.

BAŞKAN - Sayın Açıkalın, bir saniye efendim.

Sayın milletvekilleri, çok yüksek bir uğultu var, hatip dinlenemiyor ve üstelik, hatip, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına konuşuyor.

Buyurun Sayın Açıkalın.

MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Devamla) - Bütün bunlara ilave olarak, borçlanmalarda vadeler de önemli ölçüde uzamıştır.

İç borçlanmaların ortalama vadesi 2002 yılında 9 ay iken, 2005 yılı Ekim ayı itibariyle 27,7 aya çıkmıştır. Aynı şekilde, Hazine Müsteşarlığı ilk defa 5 yıl vadeli, sabit ve değişken kuponlu, Yeni Türk Lirası cinsinden tahvil ihraç edebilir hale gelmiştir. Önümüzdeki dönemde uzun vadenin daha da ileriye gideceği ve TL cinsinden tahvil ihraç edileceği beklenmektedir.

Dış borçlanmada ise, tarihimizde ilk defa, 10 yıldan daha uzun vadeli euro cinsinden borçlanma gerçekleştirilmiştir.

Malî disiplin sağlanması, enflasyonun düşürülmesi ve Yeni Türk Lirasına başarıyla geçilmesi hem yurtiçi hem yurtdışı piyasalarda Türk Lirasına olan güveni artırmıştır. Böylece, Yeni Türk Lirası, bir değer biriktirme ve tasarruf aracı olma özelliğini yeniden kazanmıştır.

Uluslararası finans kuruluşları ve bazı ülkeler, Yeni Türk Lirası cinsi tahvil ihraç ederek borçlanmış ve borç yönetimlerinde Yeni Türk Lirasını bir enstrüman olarak kullanmaya başlamışlardır. Hatırlanacağı üzere, Yeni Türk Lirası yürürlüğe girmeden önce, iktidarın Yeni Türk Lirasının devreye girmesiyle birlikte enflasyonu tutamayacağı, hedeflediği rakamlara enflasyonu getiremeyeceği, diğer yandan da, gizli bir devalüasyon beklentisi olduğu ifade edilmişti; ancak, Yeni Türk Lirasının devreye girmesinde ne enflasyon artışı olmuş ne de gizli veya açık devalüasyon gerçekleşmiştir.

Yurtiçi portföy tercihlerinde de Yeni Türk Lirasının ağırlığı gittikçe hissedilir hale gelmiştir. 2002 yılında Türk Lirasının toplam portföy içindeki payı yüzde 52,8 iken, bu oran 11 Kasım 2005 itibariyle yüzde 73,6'ya yükselmiştir.

Bütün bu olumlu gelişmeler, Türkiye'nin borçlanmadaki kredi notuna da yansımıştır. Nitekim, borçlanma notumuz, kredi notumuz 2002'de B(-) negatif görünürken, son üç yılda bu 5 defa iyileştirilerek düzeltilmiş ve BB(-) durağan görünümüne ulaşmış bulunmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamu bankalarından ve Halk Bankası tarafından esnafa kullandırılan krediler, kasım ayı itibariyle 1,5 milyar Yeni Türk Lirasıdır. Aynı dönemde kullandırılan yeni kredinin tutarı ise 982 000 000 YTL'dir. Bu destekten 226 000 civarında esnaf istifade etmiştir. Aynı şekilde, başka bir kamu bankası olan Ziraat Bankası tarafından üreticilere kullandırılan sübvansiyonlu tarımsal kredilerin kasım ayı bakiyesi 1,6 milyar dolarken, tarım kredi kooperatifleri tarafından kullandırılan kredilerin eylül ayı bakiyesi 408 000 000 YTL'dir. Bu yıl bu krediden yararlanan üretici sayısı ise 573 000'e ulaşmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün bu somut ve olumlu adımlar sonucunda, 1990'lı yıllar boyunca ortalama 1 milyar dolar civarında seyreden doğrudan yatırımlar, ilk defa 2003 yılında 1,6 milyar dolar seviyesine ulaşmış, 2004 yılında 2,8 milyar dolara, 2005 yılı ocak ayı-eylül dönemi itibariyle de 3,7 milyar dolara ulaşmıştır; yıl sonu bu rakamın 5 milyar gibi rekor bir düzeye ulaşması beklenmektedir.

1954-2002 tarihleri arasında Türkiye'de 6 093 adet yabancı sermayeli şirket kurulmuş iken, 2003 yılı başından itibaren ve 2005 yılı ekim ayı sonuna kadar toplam 5 614 adet yabancı sermayeli şirket kurulmuştur. Burada dikkati çeken husus, bu dönemde kurulan yabancı sermayeli şirketlerin yüzde 52'sinin aşağı yukarı, menşe olarak Avrupa Birliği üyesi ülkelerde yerleşik yatırımcılar tarafından kuruluyor olmasıdır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; cari açığın büyüklüğü, çoğu zaman bir endişe kaynağı olarak öne çıkarılmış ve iktidarın icraatındaki başarıyı gölgelemek maksadına matuf olarak da kullanılmıştır. Bu endişede, hiç şüphesiz, geçmişte yaşanan ekonomik kriz şartlarının etkisi önemli ölçüde hissedilmektedir. Cari açığın kabili ihmal bir konu olmadığı gerçeği yanında, aşağıdaki hususların cari açık üzerinde düşünürken dikkate alınması gerektiğini ifade etmek istiyorum. Cari açıkla ilgili olarak bu değerlendirmeleri yapmadan önce, Sayın Mumcu'nun yaptığı açıklamalarda yer alan bazı istatistiklerle alakalı düzeltme ihtiyacı içinde olduğumu belirtmek isterim.

Birinci olarak, büyümede stokların özellikle gayri safî millî hâsıla içindeki payının yüksek olduğu; dolayısıyla, bu dikkate alınmadığı için de büyümenin doğruyu, gerçeği yansıtmadığı ifade edilmiştir; ama, diğer taraftan da, cari açığın yüksekliği ve bunun ekonomi için tehlike arz ettiği belirtilmiştir. Burada, tabiî, ciddî bir mantık hatası vardır. Eğer büyüme rakamları doğru değilse, gerçeği yansıtmıyorsa, o takdirde cari açık da gerçeği yansıtmaz. Büyüme rakamı iyi olduğu için doğru kabul edilmediği takdirde, cari açık üzerinde de konuşmak için yeniden düşünmek gerekir.

Stoklara baktığımızda, 2005 yılının ilk dokuz ayı itibariyle, stokların gayri safî yurtiçi hâsıla içindeki payı yüzde 7'dir. Bu dönem itibariyle Yeni Türk Lirası cinsinden gayri safî yurtiçi hâsıla 353,980 milyardır. Stok değişmelerinin bu hâsıla içindeki payı da 23,992 milyar Yeni Türk Lirasıdır.

Diğer bir konu: "Ekonomik göstergeler 2004'le mukayese edilerek durum iyi gösterilmek istenmektedir" tarzında bir açıklaması oldu ve "dolayısıyla, bu yıl gerçekten bir kriz dönemidir. Bu krizin etkilerini Türkiye ciddî ölçüde hissetmiştir. Doğru mukayese için bu yıl esas alınmamalıdır" dediler. Gerçekten de, 2001 yılı ciddî bir krizdir, ekonomi hâlâ bu krizin etkilerini atamamıştır. Ancak, şunu söylemek icap eder ki: İster bütçe, ister enflasyon, ister büyüme, ister kişi başı gelir veya ihracat veya daha birçok göstergelerin ulaştığı nokta, Türk ekonomisinin son otuz yılda ulaştığı, dolayısıyla cumhuriyet tarihinin en iyi sonuçlarıdır. Dolayısıyla, AK Parti bu göstergelerin iyiliğini ortaya çıkarmak, vurgulamak için kriz yılı olan 2001 yılıyla mukayese etmek ihtiyacında değildir.

BAŞKAN - Sayın Açıkalın, son 5 dakikanız var.

MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Devamla) - Kaldı ki, mukayese edilmeyecek kadar kötü bir yıl olan 2001 yılında, Sayın Mumcu, 28.5.1999'da başlayıp, 8.8.2001 tarihinde ayrıldığı Kabinenin bakanı olarak üyesi konumundadır.

Aynı şekilde, enflasyon veya TÜFE rakamları mukayese edilirken de bir karışıklık gündeme getirilmiştir. Mukayese edeceğimiz yüzdeleri her halükârda ya kümülatif bazda ya da ortalama bazda mukayese etmeliyiz ki doğru bir neticeye varalım. TÜFE'yi kümülatif olarak alır, buna mukabil, mukayese ettiğiniz emekli aylıklarını ortalama bazda değerlendirirseniz, doğru bir sonuca varamazsınız. Böyle baktığımızda, yani her iki tarafı da, hem TÜFE'yi hem de Bağ-Kur, Emekli Sandığı ve SSK'dan gelir elde edenlerin gelirlerini kümülatif olarak mukayese ettiğimizde, 2003 yılında TÜFE 18,4 artmışken, Bağ-Kur 51, Emekli Sandığı 15,5; SSK da 26 mertebesinde artmıştır.

Detaylara girmemek bakımından son üç yılı verdiğimizde, yani 2003, 2004, 2005 yıllarını verdiğimizde, TEFE -Sayın Maliye Bakanımızın da ifade ettiği gibi- 39,8 mertebesinde artmış; buna mukabil, Emekli Sandığı gelirleri üç yılda 46,7; yani TÜFE'den daha üst bir nispette artış göstermiş, Bağ-Kur 111,0; SSK gelirleri ise 71,3 olarak artmıştır.

Burada verildiği üzere, ortalama bazda mukayese edilecekse, o tarihte TÜFE'yi de ortalama bazda almak gerekir. Daha doğrusu TÜFE ortalama bazda verildiği için, bu emekli gelirlerinde ortalama bazda artışları gündeme getirmek gerekir. Gerçekten de, TÜFE üç yılda -2003, 2004 ve 2005 itibariyle-  ortalama bazda 51,9 nispetinde artmıştır. Buna mukabil, Emekli Sandığında ortalama bazda, TÜFE'den daha fazla, yani 67,4; Bağ-Kur aynı şekilde 130, Sosyal Sigortalar Kurumundan elde edilen gelirler de 88 nispetinde artış göstermiştir.

Diğer bir mukayese, asgarî ücretin dünya ortalamasıyla mukayesesi yapılmıştır. Tabiî, bu, takdir edileceği üzere, fevkalade yanlış bir mukayesedir. Dünyada, bugün, 40 000 dolara kadar millî gelir elde eden ülkeler vardır. Elbette, bu seviyede elde edilen gelirin olduğu bir ülkedeki asgarî ücret ile ülkemizdeki asgarî ücreti mukayese ederek bir sonuca varmak ve buradaki asgarî ücretin düşük olduğunu ifade etmek fevkalade yanlış bir mantıktır.

Başka açıdan baktığımızda, asgarî ücret ne olmuştur? TÜFE'yle mukayese ettiğimizde, üç yıllık dönem itibariyle, yine, TÜFE artışı kümülatif bazda 39,8'dir; buna mukabil, asgarî ücretin artışı yüzde 90'dır; yani, 2,5 kata yakın bir asgarî ücrette artış gerçekleşmiştir.

Bu artış, muhtaç, güçsüz ve kimsesizlere verilen aylıklarda da aynı şekildedir. Oradaki artış çok daha yüksektir. TÜFE'nin yüzde 39,8 olan artışına mukabil, kümülatif bazda, üç yıllık, muhtaçlara yapılan bu yardım, yüzde 163,3 mertebesinde artırılmıştır.

Bu açıklamalardan sonra, cari açıkla ilgili olarak kısaca değerlendirmeler yapmak istiyorum veya cari açığın, eskiden olduğu kadar niçin bu dönemde tehlikeli olmadığını veya ekonominin daha az kırılgan hale geldiğini ifade etmek istiyorum.

Birinci olarak, cari açığın temel sebebi, ticaret açığıdır. Ticaret açığındaki artışın en önemli nedeni ise, dışsal bir faktör olan enerji fiyatlarının ve enerji fiyatlarının bazı olan petrol fiyatlarının artışıdır, petrol fiyatlarında ortaya çıkan artışlardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Açıkalın, süreniz bitti; lütfen konuşmanızı tamamlayınız.

MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (İstanbul) - 2005 yılı sonunda, cari açığın, 2004 yılına göre 5,7 milyar dolar artarak 21,3 milyar dolara ulaşacağını tahmin etmekteyiz. Yıl sonunda, toplam enerji ithalatının ise, geçen seneye kıyasla 6,3 milyar dolar artarak 20,7 milyar dolara ulaşacağı tahmin edilmektedir. Bu durumda, cari açığın bozulmasında, enerji fiyatlarının etkisi açık olarak gözükmektedir.

İkinci olarak, cari açık, önceki yıllardan farklı olarak, kamu borçlanmasıyla finanse edilmemektedir; büyük ölçüde, özel sektör kaynaklı sermaye hareketleriyle finanse edilmektedir. Son oniki ay itibariyle, 23 milyar dolarlık net sermaye girişinin -rezerv hariç- sadece yüzde 4,3'lük kısmı kamuya gelirken, yüzde 95,7'lik kısmı özel sektöre gelmiştir. 2005 yılı ocak - eylül dönemi itibariyle, kamu kesimi, net borç ödeyicisi pozisyonundadır. Ayrıca, özel sektöre akan bu kaynağın yüzde 85,7'lik büyük kısmını, bankacılık dışı özel sektör, yani reel sektör oluşturmaktadır.

Üçüncü olarak, ihracat önemli bir performans göstermektedir. Son iki aylık ihracat, 71 milyar doları geçmiştir. 2005 yılının ilk dokuz ayında ihracat, 2004 yılı aynı dönemine göre yüzde 17,7 mertebesinde artmıştır.

Aynı şekilde, turizm sektöründeki performans fevkalade iyidir. 2005 yılı turizm gelirlerinin 18,5 milyar dolara ulaşması beklenmektedir.

İthalattaki artış, ağırlıklı olarak, ara malı ve sermaye malları kaynaklı olduğundan üretim kaynaklıdır. 2004 yılında yüzde 54,5 oranında artan tüketim malı ithalatı, 2005 yılının ilk dokuz ayında yüzde 10 mertebesinde kalmıştır. Dolayısıyla, tüketim malı ithalatında, bu yıl itibariyle, ciddî bir gerileme vardır. Buna mukabil, aynı dönemde, sermaye malları ithalatı yüzde 15,6; ara mal ithalatı da yüzde 24,2 noktasında artmıştır. Bunlar uzun dönemde tekrar, üretim, ihracat olarak ekonomiye dönecektir.

Cari açık, malî disiplinsizlik ve bütçe açığının sonucu olarak artmamıştır. Geçmiş yıllarda yaşadığımız kriz öncesinde, cari açıkla birlikte, önemli ölçüde bütçe açıkları söz konusudur. Oysa, son üç yıldan beri, sıkı maliye politikasına hükümetimiz devam etmektedir. 2006 yılı program bütçesi de, yine, bu politikanın devamı olarak, gayri safî millî hâsılanın yüzde 6,5'i oranında faiz hariç fazla verecek şekilde hazırlanmıştır.

Son iki husus olarak, cari açığın ciddî bir risk unsuru olmamasında en büyük faktör, bilindiği üzere, döviz kuru rejimidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Açıkalın, lütfen, konuşmanızı tamamlayınız.

MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Devamla) - Döviz kurunun cari açık kaynaklı bir kriz için en büyük güvence olduğu hususu, herkes tarafından kabul edilmektedir. Kriz yaşamış 50 ülkede yapılmış bulunan tetkiklerde, bunlardan 49'unda sabit döviz kurunun uygulandığı müşahede edilmiştir.

Son olarak, cari açığın neden krize yol açmayacağına bir gerekçe de, bankacılık kesiminin döviz pozisyonunun olmaması gösterilebilir. Çıkarılmış bulunan Bankacılık Kanunuyla, bankaların malî yapılarının güçlenmesi sağlanmıştır; BDDK tarafından, bu husus ciddî şekilde denetlenmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2006 yılında Türkiye, üst üste beş yılda toplam 33,7 gibi, sürdürülebilir ve çok yüksek bir büyüme hızını yakalamış, 200 milyar doları aşan bir dış ticaret hacmine erişmiş, borçlarını gayri safî millî hâsılaya oranı itibariyle çevrilebilir bir yapıya kavuşturarak nominal olarak da azaltmayı başarmış, ilk defa kamu kesimi borçlanmasının gayri safî millî hâsılaya nispetinde müspet bir gelişme elde etmiş, genç, dinamik ve girişimci ruhu kuvvetli bir nüfus ve müteşebbisleriyle dünyanın her yerinde yatırımcı olarak yerini almaya başlamış, istikbale güven ve ümitle bakan bir ülke olacaktır; yeter ki, istikrarı bozmayalım ve birbirimize güvenelim.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Açıkalın.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına ikinci söz, Giresun Milletvekili Sayın Nurettin Canikli'nin.

Sayın Canikli, buyurunuz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 30 dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, öğleden önce ve öğleden sonraki bölümde muhalefete mensup konuşmacılar 2006 yılı bütçesiyle ilgili bazı değerlendirmeler yaptılar. Ben de mümkün olduğu ölçüde teknik seviyede kalmaya çalışarak, hem 2006 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının özelliklerini ve hem de bu tasarıyla ilgili muhalefete mensup konuşmacıların ifade ettiği hususları değerlendirmeye çalışacağım.

Değerli arkadaşlar, 2003, 2004 ve 2005 yılında, bu üç yıla ilişkin bütçeler üzerinde AK Parti Grubu adına konuşmalar yaptım. Bu bütçeyle ilgili, yani, şu anda görüştüğümüz bütçeyle ilgili konuşma taslağını hazırlarken eski notlarıma göz attım. Göz atıyorken bir şey fark ettim; acaba… Tabiî, detayda birçok şey tartışıldı, birçok şey mikro düzeyde söylendi, söyleniyor; yani, millî gelir şu olmuş, işte, istihdam rakamları böyledir, ihracat böyledir, cari açık budur vesaire. Bunlar tabiî son derece önemli ve aşağı yukarı bütün konuşmacılar da bu detay rakamları bizlere aktardılar, Sayın Bakan ve diğer konuşmacı arkadaşlar. Acaba, global, makro bir değerlendirme yapma imkânı ortaya çıkabilir mi diye -bu son derece önemli- yani, AK Parti Hükümetlerinin getirdiği bütçelerin ve bütçe uygulama sonuçlarının acaba sistematik olarak bir değerlendirmesinin mümkün olup olmadığı üzerinde bir konuşma yapılabilir mi ya da böyle bir değerlendirme yapılabilir mi diye kendi kendime sordum; çünkü, elimizde yeteri kadar done var, yeteri kadar data var; çünkü, AK Parti Hükümetleri döneminde 3 tane bütçe uygulanmış ve sonuçları ortaya çıkmış. Dolayısıyla, 3 tane bütçenin rakamları üzerinden giderek genel değerlendirmenin mümkün olduğu sonucuna vardım ve konuşmamın da ana teması, çatısı bu olacaktır.

Şimdi arkadaşlar, AK Parti Hükümetlerinin getirdiği bütçelerin, bana göre, 4 tane temel özelliği var; vurgulanması, altının çizilmesi gereken 4 tane özelliği var. Bu özelliklerden bir tanesi, 2003 yılından itibaren kamunun, kamu kesiminin ekonomideki ağırlığı azalmaya başlamış. Bu nasıl olmuş; bu, bütçe yoluyla, bütçe uygulaması yoluyla gerçekleştirilmiş. Biliyorsunuz, bütçe yoluyla, millî gelirin yaklaşık yüzde 40'ı her yıl kamu tarafından toplanır, piyasadan çekilir şu veya bu şekilde ve tekrar piyasaya verilir. Dolayısıyla, millî gelirin yaklaşık yüzde 40'ının bir süzgeçten geçirilerek, yeniden yoğrularak, yeniden harmanlanarak piyasaya verilmesi sırasında, hâkim olan politikaların da etkisiyle birçok denge değişir.

Şimdi, kamunun ekonomideki ağırlığının azalması son derece önemlidir; hem pratik uygulama açısından hem de teorik açıdan önemlidir. Bütün iktisat bilimiyle uğraşanlar çok iyi bilir ki ve herkes kabul eder ki, daha etkin, daha verimli bir ekonomi uygulaması sonuçları için kamunun ekonomideki ağırlığının azaltılması gerekir. Neden; çünkü, inanılır ki, kamu, yani devlet, kaynak kullanırken, kişilere ve özel sektöre nazaran daha verimli kullanamaz kaynakları; çok açık bir ifadeyle, çarçur eder. Dolayısıyla, devlet, kamu, kendi aslî fonksiyonlarının finansmanı için gereken parayı alacak ve bunu mümkün olduğu ölçüde minimum seviyede tutacak, onun dışındakini, gerisini piyasaya bırakacak; piyasaya bırakacak ve kişilere daha fazla gelir imkânı sağlayacak, yatırımcılara daha fazla gelir imkânı sağlayacak. Kişilere daha fazla gelir bırakması devletin, daha az kaynağı ekonomiden çekmesi, daha çok tüketim anlamına gelir. Yani, vatandaş Ahmet'in, Mehmet'in, kim olursa olsun, o insanlara harcanabilir geliri daha fazla bıraktığınız zaman, bu tüketimin artması anlamına gelir. Yatırımın ve büyümenin fonksiyonu da, daha doğrusu büyümenin fonksiyonu da tüketimdir. Yani, daha fazla kaynak vatandaşa, kişiye bırakılıyor, daha fazla harcama, tüketim meydana geliyor ve daha fazla büyümeyi kamçılıyor. Bu, işin birinci boyutu.

İkinci boyutu, yatırım boyutu. Daha az kaynak çektiğiniz zaman, bazı yatırımcıların elinde daha fazla kaynak kalıyor. Bu, banka olabilir, müteşebbisler olabilir ve bunların tasarruf ettiği rakamları yükseltiyorsunuz, tasarruf etme imkânını yükseltiyorsunuz. Tasarruf demek, yatırım demektir. Tasarruf, yatırımın bir fonksiyonudur.

Şimdi, bakın, tabiî, bunu rakamlarla ifade etmemiz gerekiyor. Geçmiş bütün hükümetler, aslında, bunu realize etmek istemişlerdir ve teorik olarak da, hep bütçe konuşmalarında, onun dışındaki bütün akademik tartışmalarda bu ifade edilmiştir, dile getirilmiştir. Yani, kamunun, devletin ekonomideki payını azaltmamız gerekir, azaltacağız demişlerdir; ama, 2003 yılına kadar, hiçbir hükümet bunu realize edememiştir. Tam aksi meydana gelmiştir. Baktığınız zaman, bütçe toplamının, bütçe harcamaları toplamının 2003 yılına kadar millî gelir içindeki payı sürekli yükselmiştir. 2002 yılının sonu, 2003 yılı milattır bu açıdan bakıldığında. 2003 yılı başından itibaren ya da 2003 yılı bütçesiyle birlikte, bu tablo değişmeye başlamıştır.

İsterseniz, çok fazla sıkmadan, rakamlarla ifade edelim. 2002 yılında, bütçe harcamaları toplamının, yani devletin bütçe yoluyla piyasadan çektiği kaynakların toplamının gayri safî millî hâsılaya oranı yüzde 42 yaklaşık olarak; 2003 yılında yüzde 39,35; 2004 yılında yüzde 32,68; 2005 yılında yüzde 32,2 ve 2008 projeksiyonunda yüzde 31 olarak öngörülmektedir. Bir düşüş vardır ve bu düşüş kalıcı bir düşüştür, tesadüfî bir düşüş değildir. Hem 2003 yılında hem 2004 yılında ve hem de 2005 yılında, uygulama sonuçlarından ortaya çıkan rakamlarla ifade etmeye çalışıyorum. Bu, son derece önemli bir sonuçtur. Yani, bugüne kadar, bütün hükümetlerin yapmak isteyip de yapamadığı ve ekonominin gelişmesi, kalkınması, yatırımların ve büyümenin daha üst noktalara gelmesi açısından son derece önemli olan, kamunun daha az kaynak kullanması ve daha çok kaynağı yatırımcıya ve tüketiciye bırakması imkânı ortaya çıkmıştır ve bu da, AK Parti Hükümetlerinin bütçelerinin uygulamasıyla ortaya çıkmıştır.

Değerli arkadaşlar, AK Parti bütçelerinin ikinci özelliği, ciddî ve istikrarlı bütçe yapma, yapabilme özelliğidir. 2003 yılına kadar, maalesef, hemen hemen neredeyse son otuz yıla baktığınızda hiçbir istisnası yok, yani, 2003'ten geriye otuz yıla baktığınızda, hiçbir bütçede ciddîyet ve istikrar yok değerli arkadaşlar. Nedir ciddîyetin ve istikrarın ölçüsü; şimdi, hükümetler geliyor, Meclise ve millete diyorlar ki, örnek olarak, 1995 yılı bütçesi görüşülüyor, 1994 yılında, geliyorlar, diyorlar ki: "Biz, 1995 yılında şu kadar harcama yapmayı planlıyoruz toplam olarak, şu kadar bütçe büyüklüğümüz olacak, şu kadar faiz giderimiz olacak; şu kadar personel giderimiz olacak, şu kadar gelirimiz olacak." Bu, önemli bir sözdür. Bu, hükümetlerin, vatandaşa ve Meclise verdiği önemli bir sözdür ve bu sözün yerine getirilmesi gerekir, bu sözün tutturulabilmesi gerekir; eğer tutturabiliyorsanız, ciddîyet vardır, tutarlılık vardır; eğer tutturamıyorsanız, ciddîyet ve tutarlılık yoktur. 2002 yılına gelene kadar, belki bir iki yıl istisna, hemen hemen hiçbir yılda, hükümetlerin getirdiği bütçe rakamları, tahminleri tutmamıştır; yani, uygulama sonuçları ile tahminler arasında çok ciddî farklar meydana gelmiştir.

İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) - Bütçe samimiyeti, değil mi?!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Tabiî, şimdi, değerli arkadaşlar, böyle bir iktidar olduğunuz zaman, vatandaşın size olan güvenini kaybetmeniz son derece doğaldır ve zaten öyle oldu, geçmiş yıllara baktığınız zaman, öyle oldu ve bu tablo, AK Parti Hükümetlerinde değişmeye başladı.

Belki, bazıları diyebilir "tesadüf" diye. Bütçe uygulamalarında bir yıl tesadüf olabilir, iki yıl tesadüf olabilir, olmaz ama, üç yıl üst üste tesadüf olamaz kesinlikle ve bunlar gerçekleşmiş rakamlardır değerli arkadaşlarım.

Şimdi, bakın, ciddî ve tutarlı bütçelerin son derece ekonomik faydaları da var ya da aksi olduğu zaman ciddî anlamda ekonomiye maliyeti var.

Şimdi, bakın, İstanbul'un Anadolu yakasında oturuyorsunuz ve Atatürk Havalimanında bir uçağa yetişmek istiyorsunuz. Tabiî, arada ciddî bir mesafe var ve son derece de zaman tahmininde bulunmakta zorlanıyorsunuz. Neden; bazen gidiyorsunuz trafik müsait, 45 dakikada gidiyorsunuz, bazen trafik tıkalı birbuçuk saatte gidiyorsunuz.

Şimdi, siz, uçağa yetişmek için ne yapıyorsunuz; en kötü ihtimali hesap ederek yola çıkıyorsunuz. Yani, birbuçuk saat önceden yola çıkıyorsunuz. O 45 dakika, bazen yarım saat, bazen 15 dakika sizin için bir maliyettir.

Aynı şey bunlar için de geçerli. Yatırımcının geleceğe yönelik olarak karar verebilmesi için temel parametrelerin değişmemesi lazım ya da temel parametreler hakkında bilgi sahibi olması gerekir, tahmin edebilmesi gerekir.

Şimdi, siz, bir bütçe yapıyorsunuz, yıl başında ortaya koyduğunuz bütün değişkenlerin yıl sonunda ortadan kalktığını ve çok farklı rakamlar dizisiyle karşı karşıya kaldığınızı görüyorsunuz. Böyle bir durumda, tabiî, yatırımcı yatırımına karar verirken, işte bu risk primini en yüksek noktada tutar. Fiyatlar yükselir, maliyetler yükselir.

Onun için, mutlak surette, hükümetler, özellikle ekonomide, her alan için geçerli, özellikle ekonomide faiz şu olacaktır demiş ise faiz o olacaktır, faiz oranı, büyüme şu kadar bekliyoruz demişse büyüme bu kadar olacaktır, vergi şu kadar olacaktır demişse vergi o kadar olacaktır.

Şimdi, yine, geçmiş hükümetlere baktığımız zaman, hemen hemen hepsinde şaşma olmuştur. Hani, poliste doğruyu söyler mahkemede şaşar hikâyesi, her neyse, tam olarak…

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Karakolda doğruyu söyler, mahkemede şaşar.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Şimdi, dolayısıyla, bugüne kadar, 2003 yılına kadar gelen manzara budur.

Bakın, örnek vermek istiyorum: 1995 yılı bütçesi 1,33 milyar YTL tahmin edilmiş, toplam bütçe büyüklüğü, toplam bütçe harcaması 1,724 olarak gerçekleşmiş. 1996 yılında 3 510 000 000 YTL tahmin edilmiş, 3 961 000 000 YTL olarak realize olmuş ve böyle devam ediyor; istisnasız, bütün yıllar için geçerli. 2001 yılında 79 milyar YTL tahmin edilmiş, gerçekleşen 80 milyar YTL.

Değerli arkadaşlar, ister yerli yatırımcı açısından ister yabancı yatırımcı açısından, tabiî, böyle bir tablo karşısında, o hükümetlere, o kadroya, o ekonomi yönetimine insanların güvenmesi mümkün değil; istikrar çok önemli onun için; ama, bu tablo, otuz yıllık, yirmi yıllık bu tablo, bu istikrarsız tablo, AK Parti Hükümetlerine gelindiğinde değişiyor. Bakın, 2003 yılında 145 949 000 000 YTL olarak bütçe harcaması tahmin edilmiş, 140 katrilyon lira veya 140 454 000 000 YTL olarak gerçekleşmiş. 2004 yılında 149 milyar YTL olarak tahmin edilmiş bütçe harcaması toplamı, 139 milyar YTL olarak gerçekleşmiş. 2005 yılında 157 milyar YTL olarak tahmin edilmiş ve yıl sonu tahminimiz, şu anda 145 milyar YTL'dir. Burada da, aslında, tahminlerde bir yanılma var; ama, önceki hükümetlerin döneminde olduğu gibi, 5 söyleyip 6 olarak gerçekleşmemiş; 5 söylenmiş, 4,5 olarak gerçekleşmiş ve bu, üç yıl için de geçerli değil arkadaşlar; yani, sadece bir yıl için geçerli değil, iki yıl için geçerli değil, üç yıl için geçerli değil. Şimdi, istikrar, son derece önemli.

Sayın Mumcu, tabiî, istikrardan bahsediyor; ama, istikrar, ekonomide önemlidir, siyasette de önemlidir. Biraz önce Sayın Mumcu'yu dinledik. Ne diyor Sayın Mumcu; diyor ki… 27 ay bakanlık yapıyor; ondan sonra, çıkıyor diyor ki: "Ya kusura bakmayın, ben hata yapmışım." 27 aylık bir intikal sorunu var, bir intikal söz konusu.

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - En büyük erdemdir hatasını kabul etmek.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Sadece bu kadarla değil. 1999'dan 2001 yılına kadar, yaklaşık üçbuçuk yıl bakanlık yapıyor ve bu dönem, aslında, yer yerinden oynadığı bir dönem ekonomi açısından. İnanılmaz olumsuzlukların meydana geldiği, büyük yolsuzlukların meydana geldiği, her gün gazeteden büyük banka yolsuzluklarını okuduğumuz ve insanların, artık, siyasetten, siyasetçilerden, siyaset kurumundan nefret eder hale geldiği, nefret edilir hale getirildiği bir dönemde üçbuçuk yıl bakanlık yapıyor, ondan sonra diyor ki: "Ya kusura bakmayın, ben hata yaptım…"

Şimdi, ben, ikisinin aritmetik ortalamasını aldım; yani, şunu bulmak için: Sayın Mumcu'nun intikal gecikmesindeki ortalama süre ne kadardır; üç yıl, öyle anlaşılıyor.

İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) - Altı yıl.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Hayır, üç yıl, ortalaması, aritmetik ortalaması; yani, ikisini topluyorum, ikiye bölüyorum.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Bir daha söyle, intikal etmedi!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Şimdi, üç yıllık bir intikal söz konusu, bir istikrarsızlık söz konusu.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - O zaman niye milletvekili yaptınız?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Yani, üç yıl, üçbuçuk yıl bakanlık yapıyor. Bütün bu dönemlerde meydana gelen olayların hepsinin altında imzası var, hepsi onun bakanlığı döneminde gerçekleşiyor.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Canikli, niye milletvekili yaptınız?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Mesela, faizlerin yüzde 7 000'lere çıktığı, reel faizlerin yüzde 3 000'ler olduğu dönemler. Şimdi reel faiz yüzde 6, Sayın Mumcu bunu eleştiriyor. Yüzde 6, sadece yüzde 6. Enflasyon oranı yüzde 8, nominal faiz yüzde 14, reel faiz yüzde 6. Onun döneminde, onun bakanlık yaptığı dönemde reel faizlerin hesabı bile yoktu; yüzde 1 000, yüzde 2 000, yüzde 3 000. Hiç o dönemde vicdanınız sızlamadı mı Sayın Mumcu? (AK Parti sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Ama siz de alıp tekrar bakan yaptınız.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Şimdi, bakın, değerli arkadaşlar, bu istikrar son derece önemli.

Bakın, şimdi Sayın Mumcu üçbuçuk yıl Bakanlık yapıyor, çalışıyor, çalışıyor, üçbuçuk yıl sonra diyor ki: "Ya, kusura bakmayın, ben hata yaptım." Sonra 27 ay bakanlık yapıyor ve çıkıp diyor ki: "Ya kusura bakmayın, ben hata yaptım." Peki, bu millet nasıl anlayacak sizin ne zaman hata yaptığınızı ne zaman yapmadığınızı? Acaba, şu anda da hata mı yapıyorsunuz siz?

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Siz hatanızı bile anlamıyorsunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Ya da yarın Sayın Mumcu diyebilir ki: Anavatan Grubu, kusura bakmayın arkadaşlar, ben Genel Başkan oldum; ama, hata yaptım, bana eyvallah. Diyebilir, neden; çünkü, geçmişteki yaptıkları, geçmişteki tavırları, gelecekteki tavırlarının teminatıdır. Temel kuraldır; yani, bunu laf olsun diye söylemiyoruz. Bunu, reel sonuçlardan yola çıkarak söylüyoruz.

Bu kadarla sınırlı değil değerli arkadaşlar istikrar. İstikrar, hem ekonomide geçerlidir, hem siyasette geçerlidir.

15 Şubat 2005 tarihindeki basın toplantısında, hani, bakanlıktan ayrıldıktan sonraki basın toplantısında Sayın Mumcu diyor ki: "Bu hükümet çok önemli başarılara imza atmıştır." Yani, AK Parti Hükümetlerini kastederek söylüyor ve "bu hükümetlerin başarısı için dua edeceğim" diyor; ama, bugünkü konuşmasını izlerseniz, o günkü konuşmasıyla içerik olarak hiçbir alakası yok. Lütfen, herkes için geçerli, siyasetçiler için daha da geçerli. Şöyle: insanlar hem geçmişine hem geçmişte olanlara hem de geçmişteki konuşmalarına bakarak konuşmalı, bakarak hareket etmeli; aksi halde, üç yıllık intikal problemleri ortaya çıkar. Üç yıllık intikal problemi olan bir tanesinin devleti yönetmesi düşünülemez değerli arkadaşlarım. Yani, hata yaptığınızı siz üç yılda fark ediyorsanız, bu, çok ciddî bir zaaftır, bir istikrar sorunudur. Sayın Mumcu'nun aritmetik ortalama olarak intikal süresinin de üç yıl olduğunu anlıyoruz; dolayısıyla, bunu, buradan belirtmemiz gerekiyor, üç yıllık bir intikal süresiyle ne genel başkan olunur ne de devlet yönetilir.

Şimdi, değerli arkadaşlar, AK Parti Hükümetleri bütçelerinin üçüncü özelliği de şudur: Bütçeler, artık, faiz boyunduruğundan kurtarılmaktadır. Şimdi, bakın, "faiz boyunduruğu" kelimesi hemen hemen herkes tarafından aşina olunan bir kelime, hepimiz biliriz. Gerçekten, yıllardan beri, bütçe, faiz boyunduruğunun altındadır. Neden; bütçenin en ana harcama kalemi, gideri, faiz giderleridir. 1980'li yılların ortalarından itibaren başlamış ve 2002 yılında pik, en uç, en üst noktasına çıkmış.

Şimdi, pik deyince, tabiî, burada, hemen, yine, Sayın Mumcu'nun… Yani, kusura bakmayın, o kelimeyi kullanmamak lazım. Sayın Mumcu da, biraz önce, konuşmasında sık sık yabancı kelimeler kullanmaya çalıştı, işte "overshooting", "emerging markets" gibi, buna benzer birtakım kelimeler.

Değerli arkadaşlar, tabiî, burada Türkçe konuşuyoruz; yani, Sayın Mumcu, eğer, bu kelimeleri konuşmalarının arasına sıkıştırarak entelektüel olduğu havasını vermeye çalışıyorsa, tutmaz bu hava. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Bütçeyi konuş, bütçeyi!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Burada hem muhalefette hem iktidar grubunda İngilizceyi son derece güzel konuşan, ekonomiye hâkim olan arkadaşlarımız var; ama, burada geldikleri zaman herkesin anlayacağı bir dilde Türkçe konuşuyorlar. Bu şekilde başka bir hava vermeye çalışmanın da çok fazla bir anlamı yok.

Şimdi, faiz boyunduruğundan hep kurtarmaktan bahsedilir bütçeleri. Bu, gerçekten doğrudur; çünkü, elinizde öyle bir bütçe var ki, yarısı, hiç dokunma imkânınız olmadan, bir tasarruf imkânınız olmadan faiz giderlerine aktarılıyor. Yönetmek, harcamak demektir. Harcamadan yönetmek olmaz. Ama, elinizde öyle bir bütçe var ki, yarısı faize gidiyor, hiç dokunma imkânınız yok. Geriye kalanla devleti yönetmeye çalışıyorsunuz, bütün sorunları çözmeye çalışıyorsunuz. Çözmeniz de mümkün değil. Geriye kalanlar üzerinde de çok fazla oynama imkânınız yok; çünkü, onların da gideceği yerler belli.

Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, eğer, gerçekten, hem sosyal hem ekonomik hedefleri gerçekleştirmek isteyen bütün hükümetlerin yapması gereken tek bir adım vardır, en önemli adım vardır, o da, bütçe üzerindeki faiz yükünün azaltılması. Ancak bu yükü azaltırsanız, buradan elde edeceğiniz tasarruflarla diğer harcama kalemlerine kaynak aktarabilirsiniz, devletin aslî fonksiyonlarının finansmanı için kaynak oluşturabilirsiniz, daha çok sosyal amaçlı projeler üretebilirsiniz, yatırımlara daha fazla kaynak aktarabilirsiniz.

Şimdi, bakın, bu hep söylendi, söylediler, tersini yaptılar. Bir hükümet yüzde 40 iken aldı; yani, faiz giderlerinin toplam bütçe içerisindeki payını yüzde 40 iken aldı, yüzde 45'e çıkardı, birisi aldı yüzde 50'ye çıkardı ve bu, 2002 yılına kadar böyle sürdü.

Şimdi, bakın değerli arkadaşlar, 2002 yılında faiz ödemelerinin bütçe içerisindeki payı yüzde 46,78. Araları geçeceğim. Sürekli bir istikrarlı düşüş var. 2005 yılı sonunda yüzde 32 olacak. Yani, 2002 bütçesinde toplam harcamaların, toplam kaynakların yüzde 47'si yaklaşık olarak, hiç dokunmadan faize aktarılırken, 2005 yılı sonunda yüzde 32'si aktarılıyor. Bunun anlamı şudur: Yüzde 46, yüzde 47 ile yüzde 32 arasındaki fark, AK Parti Hükümetleri döneminde faiz giderlerinin azaltılması nedeniyle elde edilen tasarruftur, ilave paradır.

Hani, Sayın Baykal'ın konuşmasında ifade ettiği bir husus var; sosyal amaçlı projeler üretmediniz ya da sosyal amaçlı harcamalar yapmadınız; sadece ramazan sofralarıyla sosyal politika üretilemez… Doğru, gerçekten, ramazan sofralarıyla sosyal politikalar üretilemez. O, belki, işin, ancak bonusu olabilir. Biz öyle yapmıyoruz zaten değerli arkadaşlar. Biz nasıl yapıyoruz; gerçekten kaynak üretiyoruz.

Niçin üretiyoruz? Şimdi, bakın, bütçede iki tane ana kalem var, bütün bütçelerde; bir faiz harcaması var, bir de faizdışı harcama var. İki tane anakalem var, iki tasnif var. Faiz harcamaları, genelde, toplumun orta ve üst gelir grubunda bulunan insanların elde ettiği, onlara kaynak aktarılan bir kalem.

Faiz gelirini kim elde eder; parası olan elde eder, sermaye sahipleri elde eder. Öyle değil mi; doğru. Dolayısıyla, faizdışı harcamalarda yer alan kalemler kimlere aktarılır; bunlar da toplumun orta ve alt gelir grubunda bulunan insanlarına aktarılır, işçisine aktarılır, çiftçisine aktarılır, yatırıma aktarılır.

Yatırıma aktarılan için de geçerli. Bakın, Türkiye'de; yani, ilk bakışta, sanki, yatırıma aktarılan kaynakların da sermaye sahiplerine aktarılan bir kaynak gibi olduğu düşünülebilir; ama, bu doğru değil değerli arkadaşlar. Neden; çünkü, Türkiye'de, kâr marjının, bugünlerde, bu son dönemlerde son derece düşük olduğu dikkate alınırsa, yatırımlar kaleminde yer alan paraların da, kaynakların da, esas itibariyle, toplumun orta ve alt gelir grubunda bulunan insanlara aktarıldığı sonucu ortaya çıkar.

Dolayısıyla, siz, eğer, gerçekten, sosyal amaçlı bir proje üretmek istiyorsanız ya da sosyal amaçlı bir harcama yapmak istiyorsanız ne yapacaksınız; faiz giderlerini azaltacaksınız, buradan elde ettiğiniz tasarrufu faizdışı harcama kalemine aktaracaksınız. Hangi kaleme aktarırsanız aktarın, fark etmez. Mal ve hizmet alımı, yatırımlar, personel giderleri, cari transferler... Hangi kaleme aktarırsanız aktarın, hepsinin gideceği yer, sonuçta, toplumun orta ve alt gelir grubunda bulunan insanlardır.

İşte, biz de bunu yapmışız. Ne yapmışız; bütçenin içerisindeki yüzde 47 olan faiz oranı yükünü yüzde 32'ye düşürmüşüz. Bu para nereye gitmiş; bu para faizdışı harcamaya gitmiş. Gideceği başka yer yok zaten. Dolayısıyla, biz sadece ramazan sofralarında sosyal politika üretmiyoruz değerli arkadaşlar ve bilimsel yöntem budur, akılcı yöntem budur ve biz de bunu yapıyoruz ve bunu da hiçbir hükümet başaramamıştır; hiçbir hükümet başaramamıştır. Bütün hükümetler sadece bu payı yükseltmişlerdir; yani, faizdışı kalemlerden kaynakları almışlar; yani, toplumun alt ve orta gelir grubuna kaynak aktarılan kalemlerden parayı almışlar, kaynakları almışlar; nereye aktarmışlar; toplumun sermaye kesimine, üst gelir gruplarında yer alan insanlara kaynak aktarmışlar. Tablo bu, rakamlar bu. Hepsi rakamlarla değerli arkadaşlar; demagoji yok.

Şimdi, AK Parti gelince tam tersi olmuş; kaynaklar, buradan alınmış, buraya aktarılmaya başlanmış. İşte, fark bu ve AK Parti Hükümetlerinin ortaya koyduğu bütçelerin önemli sonuçlarından bir tanesi de bu.

BAŞKAN - Sayın Canikli, son 5 dakikaya girdiniz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, bakın, biraz daha detaya girelim isterseniz. Yatırımların payı 2003'te yüzde 5,6; 2004'te 5,7; 6,7 ve 2006 hedefi 7,2. Sağlık harcamaları - yani, sosyal politikalar olarak neler yapıldığı ya da "sadece ramazan sofralarından mı ibarettir" sorusuna cevap olarak söylemeye, ifade etmeye çalışıyorum- sağlık alımlarının bütçe içerisindeki payı yüzde 2, bugün yüzde 2,8. Fazla ayrıntıya girmek istemiyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, AK Parti Hükümetlerinin bütçelerinin dördüncü özelliği kaliteli bütçe yapılması. Bunlar, tabiî, Türkiye'nin, çok uzun yıllardan beri yabancı olduğu kelimeler; artık, neredeyse, literatürden sildiği kelimeler, özellikler. Yeniden kazandırılıyor; ekonomi literatürüne, Türkiye'de, bu özellikler yeniden kazandırılıyor ve AK Parti Hükümetlerinin bütçeleri sayesinde kazandırılıyor.

Dördüncü özelliği de kaliteli, bütçe. Nedir kaliteli bütçe; kaliteli bütçe, kamu harcamalarının sağlam kaynaklara dayandırılması. Yani, bütçede bir harcama tarafı var, bir de kaynak tarafı var, gelir tarafı var. Daha önceki bütçelere baktığınız zaman -yaklaşık olarak, afakî, yani, biraz ortalama rakamlar söyleyelim- 70 gelir var, 100 harcama var ya da 70 gelir var, 110 harcama var. 40'ı nereden karşılanıyor; daha önce, bir ara, Merkez Bankası kaynaklarından karşılanıyor, yani, para basılarak, açıkçası, emisyona başvurularak karşılanıyor idi, daha sonra da borçlanma yoluyla. Her ikisi de ciddî olarak problem ortaya çıkardı. Dolayısıyla, bütçe açığını… Eğer, borçlanma gereğini azaltmak istiyorsanız… Gerçekten katılıyoruz biz de; Türkiye'nin en büyük problemlerinden bir tanesi borç stokudur. O rakamları da yanlış ifade ediyorlar; biraz sonra arz etmeye çalışacağım.

Peki ne yapacaksınız; borç nasıl oluşuyor; borç, bütçedeki gelirleriniz, giderlerinizin çok altında kalıyor, aradaki farkı kapatmak için borçlanıyorsunuz. Mehmet efendinin geliri giderini karşılamadığı zaman borç alması gibi bir şey. Yıllardan beri bu yapılmış ve çığ gibi büyümüş. Ama, tablo, yine 2003 yılından itibaren değişmeye başlamış.

Bakın, 2003 yılı bütçesinin sadece yüzde 63,7'si bütçe gelirlerinden karşılanmış, geriye kalanı emisyon ve borçlanma; yani, bütçe harcamaları 100; 63,7'si vergi gelirleri ve diğer gelirlerden karşılanmış, kalanı Merkez Bankası kaynakları kullanılarak, yani, borçlanarak finanse edilmeye çalışılmış ya da borçlanılmış. Bu oran, 2003 yılında yüzde 69,7; 2004 yılında yüzde 78,5 ve 2005 yılında yüzde 90 değerli arkadaşlar.

Türkiye'yi borç batağından kurtarmak mı istiyorsunuz; yöntem budur değerli arkadaşlar. Demogojiyle olmaz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Akıllı politikalar üretilerek olur ve matematiği de iyi bilmek lazım. Matematiği iyi bilmek lazım değerli arkadaşlar. Bakın, ekonominin yüzde 99'u matematiktir, aslında yüzde 100 de diyebilirim, ama, ihtimal hesabı yaparak boşluk bırakıyorum, yüzde 99'u matematiktir, dengedir.

Ekonomi bir dengeler manzumesidir. Denge olunca matematik devreye girer. Denge; 2 kere 2, 3 kere 3 gibi; dolayısıyla, bunları anlayabilmek için iyi matematik bilmek lazım. Matematiği iyi okuyabilmek lazım; ama, eğer, siz, baştan, ekonomi ile matematiğin arası yoktur, ilişkisi yoktur dediğiniz anda, baştan kaybettiniz zaten, bu rakamları okuyamazsınız, değerlendiremezsiniz. Ondan sonra ne yaparsınız; boş boş konuşursunuz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, 2005 yılı bütçesinin yüzde 90'ı sağlam kaynaklara dayanıyor, geriye kalan rakamın yüzde 10'u sadece borçlanma için. 2006 ve 2007'de göreceksiniz, bu rakam daha da aşağılara çekilecek. Borç, borç stoku böyle azaltılır.

Şimdi, bakın, gelelim, konu açılmışken borç stokuna değerli arkadaşlar. Hem Sayın Baykal hem de Sayın Mumcu borç stokundan bahsetti. Doğru, Türkiye'nin içborç stokunda ciddî bir artış söz konusu 2003 yılında ve 2004 yılında. 2005 yılında artış hızı ciddî anlamda yavaşlıyor. 2003 yılında yaklaşık olarak yüzde 24, 2004 yılında da yüzde 46 gibi bir artış var. Önce bunları irdeleyelim; bu nedir, neden kaynaklanıyor. Diyorlar ki: "Efendim, siz geldiniz, borç stokunuz bu kadar arttı." Bu doğru değil arkadaşlar. Bunun doğru olmadığını anlayabilmek için borçlanma nasıl olur, nasıl realize olur, onları biraz bilmek lazım ya da onları anlayabilmek lazım. Bakın, 2002 yılında ekim veya kasım ayında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Canikli, konuşma süreniz bitti. Lütfen sözlerinizi tamamlayın.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

2002 yılının eylül ayında hükümetin hazinesi borçlandı. Vadesi ne kadar; 18 ay. Olan şeyler bunlar. 18 ay. Yüzde kaçla borçlandı; yüzde 50 nominalle borçlandı. Ne kadar -kolaylık olsun diye örnek olarak söylüyorum- 10 katrilyon borçlandı. Şimdi borç ne kadar gözükür borç stoku kayıtlarında; yani, herkesin ifade ettiği rakamlarla ne kadar gözükür; 10 katrilyon olarak gözükür. Halbuki bizim borcumuz ne kadar biliyor musunuz o anda;   15 katrilyon. Fakat, teknik olarak böyle izleniyor. 10 katrilyon borç stokuna yazılıyor, 5 katrilyon faiz giderine yazılıyor. Ama, aslında gerçek borç 15 katrilyon. Peki, bu ilave 5 katrilyonluk faiz ne zaman borç stoklarına giriyor; borcun vadesi geldiğinde. Borcun vadesi ne zaman geliyor; 2004'te geliyor değerli arkadaşlar; çünkü, 18 aylıktı. Borçlanmayı kim yaptı; 57 nci hükümet yaptı. Faiz ne kadar; nominal yüzde 50 faiz, vade 18 ay. O gün, yani, 2004 yılında ödeneceği zaman hem 10 katrilyonluk anaparayı ödemek zorunda kalıyorsunuz hem de yüzde 50 faizini, 15 katrilyon; gerçek stok 15 katrilyon. Ama, bu, teknik özellik nedeniyle hesaplara ne zaman giriyor; hesaplara 2004'te giriyor, 2002'de girmiyor. 2002'de sadece anapara giriyor. İşte, değerli arkadaşlar, bakın, borç stokunun artmasının temel nedeni budur. Lütfen bunu çok iyi anlayalım, çok iyi ortaya koyalım.

Peki, 2005 yılında düşmeye başladı. Neden; çünkü, vadesi 2005 yılına sarkan daha önceki hükümetler döneminde alınmış borç yok; onun için. Ne kadar biliyor musunuz; sadece yüzde 8. 2005 yılında iç borç stokunda meydana gelen artışın oranı sadece yüzde 8. Neden; oraya kadar uzanamadılar, değerli arkadaşlar, eski hükümetler de onun için. (AK Parti sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, doğrudur, biz temizlik yapıyoruz. Sayın Mumcu'nun söylediği gibi, bize atfen, AK Partiye atfen "bozuk düzenin bekçisisiniz" diyor ya. Burada bir doğru, bir yanlış var. Düzen bozuk, bozuktu, yani, ekonomik anlamda söylüyorum, düzen bozuktu, bu doğru…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Şimdi düzeldi(!)

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Ama, bunu biz bozmadık. İşte, biraz önce örneğini de somut olarak rakamlarla ifade ettiğim gibi, bunu biz bozmadık, öncekiler bozdu değerli arkadaşlar. Bütün alanlar için geçerli. Bu kısım doğru, bir bozukluk var; yanlışlık şu: Biz bekçiliğini yapmıyoruz, biz düzeltiyoruz. İşte, rakamlarla çok net olarak ifade ettim. Haa, bozanlardan bir tanesi Sayın Mumcu! (AK Parti sıralarından alkışlar) Yani, gerçekten, insanın aklı, mantığı almıyor. Yüzde 6'lık reel faiz seviyesi yakalanmış, böyle bir büyük başarı var; herkes kabul ediyor, bütün dünya kabul ediyor, içeride ve dışarıda bütün ekonomi çevreleri, bütün akademisyenler. Bu, eleştiri konusu yapılıyor, yüzde 6'lık reel faiz, hesap ortada, hiç…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Halk ne diyor, halk?!

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Halka sormak lazım!..

BAŞKAN - Sayın Canikli, söz süreniz bitti; lütfen, konuşmanızı tamamlayınız. Sizin konuşmanızdan sonra birleşime ara vereceğim; en az bütçe kadar önemli işlerimiz var.

Son defa 3 dakika eksüre veriyorum, sözlerinizi tamamlayın.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu, tartışılıyor, bu, eleştiri konusu yapılıyor. Haa, güzel tarafı şu: Amerika'daki reel faizlerle karşılaştırılıyor; bu önemli, bu güzel. Yani, dünyanın en gelişmiş ülkelerinden bir tanesiyle, ekonomisi en güçlü ülkelerinden bir tanesiyle kıyaslanmak bu konuda onur verici. Bu güzel; ama, tabiî, hani rakamlar yalan  söylemez, ama, rakamlara yalan söyletilebilir, vardır ya. Rakamlara yalan söyletiliyor. Efendim, oradakinin 5 katıymış, 3 katıymış… Şimdi, Amerika'da reel faizler yüzde 2,5 civarında, en son faiz oranlarının yükseltilmesinden sonra yüzde 2,5 civarında; bizde ne kadar; yüzde 6. Baktığınız zaman, 2,5 katı. Kat olarak baktığınız zaman çok yüksek gibi gözüküyor. Ama, Sayın Mumcu, sizin bakanlığınız döneminde 1 000 katıydı, 500 katıydı; buna niye bakmıyorsunuz?! Gerçekten, insanın, değerli arkadaşlar, aklı, hafızası almıyor ve değerlendirmeler yapılırken de bu şekilde değerlendirmek lazım.

Şimdi, bakın, değerli arkadaşlar, biraz önce rakamlarla ifade edilirken, anlatılırken hep işin hiç olunmaz tarafından, hiç bakılmaması gereken tarafından, hele özellikle objektif, bilim adamı özelliğiyle ya da bir ekonomist özelliğiyle değerlendirilmemesi gereken noktalardan bakılarak değerlendiriliyor.

Şimdi, bakın, bu içborçla ilgili olarak önceki hükümetlerden devralınan ve 2004'e sarkan stoktan sonra, yani biz yine de hiçbir şey yapmadık değil, vade inanılmaz bir şekilde düşüktü; yani, tabiî bu kadar, biraz önce rakamlarla ortaya koyduğumuz gibi, böyle bir tablo içerisinde vatandaş öyle bir hükümete, öyle bir hazineye güvenir mi?! Siz 5 demişsiniz 10 olmuş, 6 demişsiniz 8 çıkmış. Tabiî ki güvenmez. Onun için, hükümetler yemin billah ederek artık borçlanma yapabiliyorlardı önceki dönemlerde; aylık borçlanma yapabiliyorlardı değerli arkadaşlar; bunu hepimiz biliyoruz. Bırakın beş yıllık borçlanmayı, bir yıllık borçlanmayı bile başarı olarak kabul ediyorlardı. Ama bize bakın, bizim döneme bakın, bugün, içborç stokunun yüzde 88,8'inin vadesi bir yıl ve daha üzeridir. Yüzde 53,7'sinin vadesi de kırkyedi yıl ve üzeridir değerli arkadaşlar. Bunlar Türkiye ekonomi tarihinde hep ilklerdir, hep ilk olan şeylerdir ve daha önce olumsuz olarak ortaya çıkmış, hiçbir hükümetin değiştiremediği, belki değiştirmek istediği, ama, değiştiremediği, mantıklı, akıllı çözümler üretemediği noktalarda AK Parti, bütün genel noktalarda, bütün temel noktalarda başarılı performanslar ortaya koymuştur. Bütün dünyanın kabul ettiğini lütfen siz de kabul edin.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Canikli.

Sayın milletvekilleri…

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Sayın Başkanım…

BAŞKAN - Affedersiniz. Sayın Abuşoğlu, buyurun efendim.

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Sayın Başkanım, Sayın Hatip, konuşmasında, Sayın Genel Başkanımızın ismini kullanarak, şahsiyetine hitap ederek sataşmada bulunmuştur. 69 uncu maddeye göre cevap hakkımız doğmuştur; madem ara vereceksiniz, cevap hakkımızı aradan sonra kullanmak istiyoruz.

BAŞKAN - Talebinizi değerlendireceğim.

Saat 18.10'da toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 17.43

 

 

 


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma saati: 18.11

BAŞKAN: Bülent ARINÇ

KÂTİP ÜYELER: Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir), Harun TÜFEKCİ (Konya),

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 31 inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Bütçe kanunu tasarıları üzerindeki görüşmelere kaldığımız yerden devam edeceğiz.

III. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

1.- 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1119) (S. Sayısı: 1028) (Devam)

2.- 2004 Malî Yılı Genel Bütçeye Dahil Dairelerin Kesinhesaplarına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile 2004 Malî Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1084, 3/907) (S. Sayısı: 1029) (Devam)

3.- 2004 Malî Yılı Katma Bütçeye Dahil İdarelerin Kesinhesaplarına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile 2004 Malî Yılı Katma Bütçeli İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1085, 3/908) (S. Sayısı: 1030) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet?.. Nerede?

Komisyon yok mu?

Plan ve Bütçe Komisyonumuzun çok değerli Başkanı, Başkanvekili, Sözcüsü, Kâtibi yok mu?

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Sayın Başkanım, siz yokken her gün biz bunları yaşıyoruz burada; siz varsınız, yine yaşıyoruz.

BAŞKAN - Sayın Özkan, haklısınız.

Komisyon yerinde.

Sayın Bakan, Sayın Hükümet yerinde.

Sayın Abuşoğlu, talebinizi tekrar alabilir miyim.

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Sayın Canikli, konuşmasında, Genel Başkanımızın ismini de kullanarak, kişilik haklarına saldırı da içerecek mahiyette birtakım ifadelerde bulundu. İçtüzüğün 69 uncu maddesine göre cevap hakkı doğduğu kanaatindeyiz ve bu hakkımızı kullanmak istiyoruz.

BAŞKAN - Şimdi, daha önce de söylediniz, farklı bir şey söyleyecek misiniz diye tekrar sordum.

Sayın Canikli'nin konuşması sırasında, birkaç defa Sayın Mumcu'dan bahsettiği doğrudur. Ancak, Sayın Canikli, konuşmasında, Sayın Mumcu'nun konuşmasını eleştirirken, onu belirtmek amacıyla "Sayın Mumcu" diyerek ismini söylemiştir. Siz, somut olarak, bana, Sayın Canikli'nin hangi konuda Sayın Mumcu'yu hedef aldığını ve Sayın Mumcu'nun konuşmasından farklı biçimde onu suçladığını söyleyebilir misiniz.

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Efendim, matematik bilmediği, intikal konusunda üç yıl sonra intikal ettiği… Bu ifadeler, doğrudan doğruya kişilik haklarına saldırıdır.

BAŞKAN - O zaman tutanakları getirteceğim, bu oturum içerisinde takdir edeceğim.

Teşekkür ediyorum.

Şimdi, söz sırası, bütçenin lehinde olmak üzere, Isparta Milletvekili Sayın Mehmet Emin Murat Bilgiç'indir.

Buyurun Sayın Bilgiç. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 10 dakikadır.

MEHMET EMİN MURAT BİLGİÇ (Isparta) - Sayın Başkan, değerli üyeler; bütçenin tümü üzerinde, şahsım adına konuşmak üzere söz almış bulunuyorum; sözlerimin başında, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Şüphesiz, AK Parti Hükümeti, kurulduğu 2002 yılından bu yana çok önemli bir performans sürdürmektedir ve bu performans sayesinde, bugün, hem malî disiplin sebebiyle hem de kendi kredibilitesini ve istikrar anlayışını oturtması ve dünya piyasalarına kabul ettirmesi sebebiyle, ülkenin uluslararası alanda hem saygınlığı hem kabul edilebilirliği artmış ve bunun sonucunda da, Türkiye'de, malî disiplinin sonucunda borçlanma yapısı değişmiş, vadeler uzamış ve faizler de düşmüştür. Şüphesiz, malî disiplinin getirdiği bir sonuç olarak da enflasyonun düşmesi hükümetin her alanda yeni atılımlar yapmasına sebep olmuş ve içinde bulunduğumuz yılda da, 2006 bütçesi için, özellikle geçtiğimiz yılların 2 katı kadar bir yatırım hedefi öngörülmüştür; 17 katrilyon civarında bir yatırım hedefi ortaya konulmuştur. Şüphesiz, bu, iktisadî düzelmenin bütün sektörlere adım adım yansımasının da en önemli göstergelerinden bir tanesidir.

Bilindiği üzere, hükümetimizin programı, temelde üç ana eksende yürütülmektedir. Bir tanesi makroekonomik istikrar; ikincisi, mikroekonomik yeniden yapılanma; üçüncüsü ise küreselleşme olarak özetlenebilir. Bu çerçevede, her üçünün de ana paydası sürdürülebilirliktir; yani, hükümetin bütün politikalarının uzun vadeli hedefleri olduğunu -muhalif, muvafık- herkesin kabul etmesi gereken çok önemli bir husus olarak söylüyorum; çünkü, politikaların sürdürülebilir olması, gelecekte de başarıyla üzerine yeni inşalar yapılabilmesini sağlayacak en önemli unsurdur. Bu şekilde mikroekonomik yeniden yapılanmayı sağlayabilen hükümet, bundan sonra, özellikle ihracatta ve dışa açılma oranlarında görüldüğü gibi, Türkiye'yi, giderek dünya ekonomisiyle entegrasyon haline sokmaktadır. Bunun göstergelerinden bir tanesi, 2002 yılında, özellikle, yüzde 48 düzeyinde olan dışa açıklık oranı, gayri safî millî hâsılaya oranla -ihracat ve ithalatın gayri safî millî hâsıla içerisindeki payı olarak söylüyorum- bugün, 2005 yılı sonunda, yüzde 59'a çıkmıştır. Bütün bunlar, özellikle ihracatın gayri safî millî hâsıla içerisindeki payının yüzde 19'dan yüzde 26'ya çıktığı bir dönemde, Türkiye'nin küresel ekonomiyle bütünleşmesi yönünden de çok önemli bir sonuç ve hükümetin başarısının açık bir kanıtıdır.

Aynı şekilde, özellikle uluslararası sermayenin, Türkiye'ye, özelleştirmeler vasıtasıyla ve doğrudan yabancı yatırımlarla, giderek artan bir biçimde gelmekte olması, Türkiye'ye duyulan, Türkiye'deki hükümete, Türkiye'deki liderliğe duyulan güvenin açık bir tezahürüdür. Bunun doğrultusunda, Türkiye'nin önünde, çok ciddî yabancı sermaye girişleri olmuştur. Dünkü Telsim ihalesinde de olduğu gibi, bundan sonra da yabancı sermaye, Türkiye'ye, daha fazla yatırıma devam edecektir. Türkiye'deki yabancı sermaye ilgisi sadece sıcakpara olarak değil, doğrudan yabancı sermaye yatırımları dolayısıyladır da. Bu anlamda, Türkiye'ye olan güvenin giderek artan bir işaretini, bir ölçüsünü görüyoruz önümüzde ve bu anlamda, cari açığın sürdürülebilirliği meselesinin bir cevabı olarak söylemek gerekirse, uluslararası malî piyasalar, Türkiye'ye uzun vadeli bir güven duygusuna sahiptir ve bu duygu giderek kökleşmiştir ve artacaktır. Bunun, tüm ilgili kamuoyu tarafından bilinmesi gerektiği inancındayım; çünkü, cari açığın sürdürülebilirliği noktasındaki tartışmanın, herhalde, hükümetin performansını yok sayarak, kendi kendine gerçekleşmiş, sadece reel faizlerden kaynaklanan bir unsur olduğunu söylemek çok gerçekçi bir yaklaşım değildir.

Bunun kanıtlarından bir tanesi de şudur: 2002 yılından bu yana, son dört yılda gerçekleştirilen büyüme oranı ortalama olarak yüzde 7,3'tür. Bundan önceki döneme baktığımızda, 1998-2002 -2002 dahil- aynı döneme, beş yıllık döneme baktığımızda, Türkiye'nin ortalama büyüme hızı, bilhassa Anavatanlı hükümetlerin işbaşında olduğu dönemde yüzde 0'dır. Bununla karşılaştırıldığında, yüzde 7,3'lük büyüme çok ciddî bir istikrarı, güveni ve Türkiye'nin geleceğine duyulan itimadı ifade etmektedir ve bu anlamda da, bunun sürdürülemeyeceğine dair soru işaretleri yaratıcı çaba, doğrusu, Türkiye'deki istikrarla oynama amacından başka bir şekilde de değerlendirilemez. Halbuki, Türkiye'deki istikrar, Türkiye'nin önündeki en önemli güvencedir. Türkiye'deki tek parti iktidarının bereketini burada ilan etmek durumundayım. Şu anda Anavatan Lideri olan arkadaşımızla birlikte, Sayın Genel Başkanla birlikte, biz miting meydanlarında çok söyledik, halka bu konuda çok çağrıda bulunduk; tek parti iktidarına destek veriniz… Biz bunun peşindeydik ve bunun bereketini de bugün görüyoruz kendilerinin de üç sene önce söylediği gibi.

Şimdi, özellikle gene hükümetimize yöneltilen eleştirilerden bir tanesi de, doğalgazla ilgili olanıdır. Türkiye'de doğalgaz alanında, Mavi Akım dahil, Rusya'dan üç ayrı anlaşmayla alınan tüm doğalgazın fiyatları tek fiyat haline getirilmiş ve üç fiyat da düşürülmüştür.

Bu anlaşmanın ikinci bir unsuru olan "al ya da öde" biçimindeki yerine getiremediğimiz anlaşma -özellikle yurtiçi dağıtım kanallarının tamamlanmaması sebebiyle- hükmü ortadan kaldırılmış ve böylelikle 40 milyar metreküplük bir doğalgaz bedelinin haksız yere ödenmesinden vazgeçilmiştir, imtina edilmiştir, kullanamayacağımız bir malın bedelini ödemekten kurtulmuşuzdur. Bunun da değeri 7-8 milyar dolardır. Şunu da söylemek zorundayım: Bundan dolayı Avrupa'da, fiyat olarak, en düşük doğalgaz kullanımı Türkiye'de gerçekleşmektedir.

Ayrıca, kömür ve barajların kullanımında, bu anlaşma sayesinde, yerli üretimi destekleyen bir sonuç doğmuştur. Bütün bunların sonucunda, elektrik üretiminde yerli üretim yüzde 38'den yüzde 50'ye çıkmış, ithalata dayalı elektrik üretimi de yüzde 62'den yüzde 50'ye düşmüştür ve bu sayede elektrik fiyatları üç yıldır artmamıştır.

Ayrıca, elektrikte, ev sahiplerine Avrupa'da en düşük fiyatla elektrik satılan ülke Türkiye'dir. Böylelikle, ayda ortalama 300 kilovat/ saat elektrik tüketilen bir evde, hükümetimiz, bir aileye her gün 5 ekmek hediye etmektedir.

Ayrıca, doğalgazda başarılı anlaşmalardan dolayı Türkiye Kömür İşletmeleri üretim rekorları kırmış ve Fakir Fukara Fonundan 1 500 000 ton kömür halkımıza dağıtılmaktadır. Bunun, aile olarak tanımı 1 800 000 ailedir; biz, 1 800 000 aileye kömür dağıtımında bulunuyoruz. Hükümetimizin izlediği bu sosyal politikalar sayesinde de, kapanmak üzere olan Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumunu ayakta tutuyoruz.

Yalnız, ben, son olarak bir şeye daha değinmek istiyorum, Sayın Başkan müsaadenizle; vaktimi bir miktar da aşma pahasına, şöyle bir şey demek istiyorum: Şimdi, herkes, burada, bu Mecliste, şüphesiz tüm Türk vatandaşları gibi soru sorma hakkına sahiptir; ama, soru soranın kendisine soru sorulmasına da hazır olması lazımdır.

Şüphesiz, Sayın Mumcu, 3 Kasım seçimlerinde, birlikte yaptığımız mitinglerde, Sayın Başbakanımız için "ben böyle lider görmedim, ben böyle adam görmedim, onun için arkasındayım" diyen bir insandır. (AK Parti sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bilgiç, süreniz bitti; lütfen konuşmanızı tamamlayın.

MEHMET EMİN MURAT BİLGİÇ (Devamla) - Tamamlıyorum efendim.

Ancak, Sayın Mumcu'ya da sorulması gereken bir iki tane soru var, onun sorma hakkı olduğu gibi, bizim de sorma hakkımız olduğunu zannediyorum.

Şimdi, bunlardan bir tanesi, özellikle, kendisinin bu hükümette bakanlık yaptığı dönemde, Emin Çölaşan tarafından, 6 Mart 2005 tarihinde, bu döneme ilişkin olarak ortaya atılan bazı sorulardır.

Bu sorular da, kendi bakanlık döneminde, Diyalog firması... Turizm Bakanlığının verdiği ihaleyi alan Diyalog'un, aynı bankadaki, aynı hesabından Gürtaş Şirketine 290 000 dolar ödendi mi? Mustafa Mumcu'nun ortağı olan -Mustafa Mumcu, Sayın Erkan Mumcu'nun kardeşidir- Yusuf Burak, bu firmanın da üç ortağından biri midir? Sorulardan bir tanesi budur.

İkincisi; yine, Sayın Mumcu'ya sorulması gereken ve henüz kamuoyunun yeterli açıklıkta cevabını alamadığı sorulardan bir tanesi de şudur: Birkaç firmadan sürekli söz ediliyor, kendi döneminde, Arasta, Diyalog gibi bazı firmalar… Bir soru da şöyle: Yine, Diyalog firmasının aynı bankadaki hesabından, Arasta firmasına 609 000 dolar, DDF firmasına toplam 407 000 dolar ödendi mi? Ödendiyse, niçin?..

Devletten, böylesine yüklü işleri almayı başaran; ancak, normalde birbirine rakip olması gereken bu firmalar, niçin birbirlerine para ödüyor?

Burada ilginç olan şudur: Bu firmalarla -Sayın Çölaşan'ın ortaya çıkardığı hususlardan bir tanesi de- Sayın Mumcu'nun kardeşinin ortaklık ilişkileridir.

Sayın Mumcu'nun, herhalde, önce kendisine yöneltilen sorulara cevap vermesinin, kamuoyu tarafından beklendiğini hatırlaması gerekiyor.

Yine aynı şekilde -belki daha fazla detaya gireceğiz ama- mesela Isparta'nın bir ilçesi var, Gönen; burada, ANAP'ın -bugünkü adıyla Anavatan, yani kimlik sorunu olan bir partiden bahsediyoruz- daha önceki iktidarları döneminde ve kendi belediyelerinde -bir belediye, Gönen Belediyesi- 60 dönümlük bir araziyi -60 000 metrekare eder- kardeşi ve bazı ANAP'lı ilçe başkanlarıyla birlikte, bir merayı, haksız iktisapla kendi üzerlerine almaktan dolayı, bugün kendileri hakkında soruşturma yürütülmüştür, bu olay, bu işlem sebebiyle ve bununla ilgili…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bilgiç, süreniz bitti.

Sadece teşekkür etmek için mikrofonu açıyorum size; son cümlenizi alalım.

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Kaldırsanıza dokunulmazlıkları!..

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Soruşturma önergesi verin.

MEHMET EMİN MURAT BİLGİÇ (Devamla) - Oraya da geleceğim.

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Beyni kabız olmuş adam!

MEHMET EMİN MURAT BİLGİÇ (Devamla) - Meradır burası, kamu arazisidir. Bunun haksız iktisabı meselesi vardır. Bununla ilgili, gerekli soruşturma, ne yazık ki, tarafların dava edilmesi aşamasına gelmiştir.

Bu anlamda, ben, şüphesiz, varsa, hiçbir yolsuzluğun savunulabileceğini düşünmüyorum; ama, Sayın Mumcu'nun da kendisine, belki bu vesileyle, şu soruyu sorabilir miyiz acaba: Herkese verir talkını, kendisi yutar salkımı diyebilir miyiz?!

Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Bilgiç, teşekkür ederim.

Sayın Abuşoğlu, buyurun efendim.

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Efendim, Sayın Bilgiç tarafından, Sayın Genel Başkanımıza hitaben birtakım sorular sorulmuştur; mutlaka bunların cevaplandırılması gerekiyor. Sayın Genel Başkanımızın cevap hakkını kullanmasını talep ediyoruz.

BAŞKAN - Sayın Genel Başkanın cevap hakkı olursa siz mi kullanacaksınız?

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Hayır, kendisi kullanacak.

BAŞKAN - Ne zaman kullanacak, nerede?

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Ne zaman verirseniz o zaman kullanacak.

BAŞKAN - Şimdi verirsem nerede konuşacak?

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Hemen gelecek; burada, hemen çağırırız.

BAŞKAN - Değerlendireceğim. Tabiî, şunu açıklıkla söyleyeyim, -tutanaklar geldi- Sayın Canikli'nin konuşmasında Sayın Mumcu'yu doğrudan hedef alan, Sayın Mumcu'ya sataşma niteliğinde kabul edebileceğim bir cümle yok; ancak, Sayın Bilgiç'in konuşması, doğrudan doğruya kendisini hedef alıyor. Sayın Bilgiç'in konuşmasıyla sınırlı olmak üzere, Sayın Genel Başkanınıza söz vereceğim.

Şimdi söz talebi Hükümetindir.

Sayın Başbakan, buyurun efendim. (Bakanlar Kurulu ve AK Parti sıralarından ayakta alkışlar)

Sayın Başbakan, bir saniye efendim. Sayın Mumcu'nun geldiğini gördüm, o işi bir bitirelim, izin verirseniz.

Ayrıca, Sayın Ağar'a da söz vereceğim; aleyhinde söz istediler.

Sayın Mumcu, burada yoktunuz. Sayın Abuşoğlu Grup Başkanvekili olarak iki talepte bulundu. Birincisi, AK Parti Grubu adına konuşan Giresun Milletvekili Nurettin Canikli'nin sizi hedef alan konuşmasından bahisle bir konuşma talep etti. Tutanakları getireceğimi ifade ettim, zaten o sırada buradaydınız. Tutanaklarda 69 uncu maddeye uyan bir yön göremedim; ancak, biraz önce şahsı hakkında konuşan, bütçenin lehinde konuşan Isparta Milletvekili Sayın Mehmet Emin Murat Bilgiç size hem soru sorarak hem de bir ölçüde sizden cevap bekleyerek bir konuşma yaptı. Eğer konuya vâkıfsanız size söz vereceğim.

ERKAN MUMCU (Isparta) - Lütfen…

BAŞKAN - Bir açıklama yapmak üzere, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Isparta Milletvekili Erkan Mumcu'nun, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ile Isparta Milletvekili Mehmet Emin Murat Bilgiç’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ERKAN MUMCU (Isparta) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Arkadaşlarımız, tabiî, iktidar olduklarını ve 350'den daha fazla sandalyeye sahip olduklarını ve canlarının istediği her türlü hesabı, her zaman sorabileceklerini unutuyorlar. Aslında, isnat etmekten öteye, öyle, uluorta, ruh sağlığı bakımından da tartışma konusu isnatlarla kamuoyunun zihnini bulandırmak yerine, açık, aşikâr hesap sorarsınız. Hem üstelik bu Meclisin hesap sorma hürriyetini ve yeteneğini, en azından, mütevazı bir parti grubunun genel başkanı üzerinden kanıtlamış olursunuz ki, böylece, Türkiye Büyük Millet Meclisinin hesap dahi sorabileceği, görülmüş, anlaşılmış olur. Ancak, şu var ki, hesap soranlar, hesap vermeye de hazır olmalıdırlar.

İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) - Veririz... Veririz...

ERKAN MUMCU (Devamla) - Onun için, bence, lütfen, bunu yapın. Öyle, camı açıp, uluorta konuşmakla bu iş olmaz. Benim hayatımın onbir yılı siyasette geçti. Onbir yılın beşbuçuk yılını da bakanlıkla geçirdim. Binlerce imza attım. Veremeyeceğim hesabım olsaydı, paşa paşa koltuğumda otururdum. Paşa paşa koltuğumda oturmayıp, böyle, medyasıyla, hükümetiyle, yürütmesiyle, bürokrasisiyle, her şeyiyle Türkiye'de kendi varlığını dominant hale getirmiş, "ben varım, benden başkası yok" diyen bir iktidara meydan okumak her babayiğidin harcı değil. Onun için, buyurun, hodri meydan. Verilecek başka bir cevabım yok; ancak, soracağım sorulara cevap vermeye mecbursunuz. Niye mecbursunuz; ben, bu soruları şahsım adına sormuyorum; ben, bu soruları, tüyü bitmedik yetim adına soruyorum.

İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) - Biz, şahsımız adına mı soruyoruz?!.

ERKAN MUMCU (Devamla) - Burada Sayın Bakan diyor ki, arkadaşlar diyorlar ki, intikal… Şimdi, bu intikale dair hemen Sayın Bakanın verdiği cümlelerden ben bir örnek vermiş olayım. Sayın Bakan, ben, bahsettiğiniz konuda imza filan atmadım, imza filan atmadım. O gün de karşı çıktım; ama, siz, o güne şahit değildiniz; geldiniz, şahit olduğunuz bir şeye şahitlik etmek yerine, şahit olmadığınız bir şey hakkında konuşmayı tercih ediyorsunuz. 

Şimdi, söz konusu olan Ankara-Eskişehir demiryolu; o gün de karşı çıktım, yani, 2000'de de karşı çıktım. İmza filan da atmadım. Şimdi, ancak, bu konuda, Sayın Bakanın da üyesi olduğu, benim de üyesi olduğum Kabine söz konusu olduğunda, karşı çıkan yegâne kişi yine bendim. Şimdi, tanık olduğunu ifade etmiyor, tanık olmadığını gelip burada ifade ediyor. Beni de bu konularda açıklama yapmaya mecbur ediyorsunuz.

Ben, Sayın Bakanın hafızasını tazelemek için bir şey söyleyeyim; hem bu yatırımın Türkiye'nin öncelikleri bakımından gerekli olup olmadığını hem o günkü borçlanma politikaları üzerinde yaratacağı olumsuz etkileri hatırlatarak, bir taraftan da exim mahiyeti dolayısıyla pahalı hale geleceğini hatırlatarak karşı çıktığımda, müzakereler sonucunda gelip "doğru söylüyorsun, haklısın; ama, komutan kararlı" diyen kimdi acaba?! Kimdi acaba?!. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)  O komutan…

Sorduğum soru gayet basit. Sorduğum soru şu: Bu madem bu kadar doğru bir işti, iki hatlı yapılması gerekiyordu ve 250 kilometre yapılması gerekiyordu, sizin öngörünüz bu kadar mıydı?! Niye baştan bunu böyle ihale etmediniz ve bu koşullar altında şeffaf bir yarışma yapmadınız?! Sonradan keşif artışı… (AK Parti sıralarından "ihaleyi siz yaptınız" sözleri) 

Hayır, hayır, ihaleyi biz filan yapmadık; ihaleyi Sayın Bakan ve hükümeti yaptı, komutanın talimatıyla. Komutan dediği kişinin kim olduğunu kendisi izah eder belki.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Komutan kim?!

ERKAN MUMCU (Devamla) - Ben diyorum ki, bu madem bu kadar böyle olması gereken bir şeydi, ihale bedelinin yarısı kadar keşif artışına götürecek sebep neydi? Hem sordum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN KILIÇ (Sivas) - Lidere yakışmıyor sözleriniz!

BAŞKAN - Sayın Mumcu, süreniz bitti. Ben, sizden, sadece Mehmet Emin Murat Bilgiç'in konuşmasına cevap vermenizi, bir açıklama yapmanızı rica etmiştim. Sayın Bakan, sizin konuşmanız üzerine, kendince bir cevap verdi ve bu meseleyi kapattık. Lütfen, son cümlenizi söyler misiniz.

ERKAN MUMCU (Devamla) - Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum. İçtüzüğü yorumlama biçiminizle geçmişten bu yana mutabık değiliz. Meclis Başkanvekilleri dağılımında da aynı şeyi, İçtüzüğün açık amir hükmüne rağmen ihlal ettiniz. Bu da burada tutanaklara geçsin diye söylüyorum; ancak, burada apaçık bir sataşma varken, bunun, sataşma hükmünden, İçtüzük  madde 69 kapsamında değerlendirilmeyeceğini yorumluyorsunuz. Bizim, Meclis Başkanımızın iradesine saygımız sonsuz; ancak, Türk Milletinin, Meclise olan saygısını muhafaza edebilmesi bakımından, biz de İçtüzüğe, zatıâliniz de İçtüzüğe gerektiği kadar saygı göstermelisiniz.

Müsaade ederseniz, bir iki dakika içinde sözlerimi tamamlayayım Sevgili Başkanım; sadece bir iki dakika içinde.

BAŞKAN - Sadece Sayın Bilgiç'in konuşmasıyla ilgili olarak... Söz verirken böyle verdim, İçtüzük de bunu emrediyor. Tekrar, eski konulara dönmeyiniz.

ERKAN MUMCU (Devamla) - Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Buyurun efendim.

ERKAN MUMCU (Devamla) - Tek başına iktidarın Türkiye için bir istikrar getirmesi beklenirken, ne yazık ki, bir tekseslilik getirdi; ancak, bu teksesliliğin böyle devam etmeyeceğini hep birlikte göreceğiz inşallah.

Çok teşekkür ediyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

III. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

1.- 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1119) (S. Sayısı: 1028) (Devam)

2.- 2004 Malî Yılı Genel Bütçeye Dahil Dairelerin Kesinhesaplarına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile 2004 Malî Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1084, 3/907) (S. Sayısı: 1029) (Devam)

3.- 2004 Malî Yılı Katma Bütçeye Dahil İdarelerin Kesinhesaplarına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile 2004 Malî Yılı Katma Bütçeli İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1085, 3/908) (S. Sayısı: 1030) (Devam)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, söz sırası, bütçenin aleyhinde, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı ve Elazığ Milletvekili Sayın Mehmet Ağar'ındır.

Sayın Ağar, buyurun efendim.

Sayın Ağar, süreniz 10 dakika efendim.

MEHMET KEMAL AĞAR (Elazığ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülen bütçe aleyhinde söz almış bulunuyorum; şahsım ve Doğru Yol Partisi adına hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Uzunca bir zamandan beri bütçeyle ilgili görüşmeler devam ediyor, rakamlar uçuşuyor, analizler, mütalaalar gelişiyor; ancak, bakıldığı vakit, meselenin lehinde, olumlu olarak halka ne vereceğine dair bu bütçenin henüz hükümet canibinden hiçbir şey duymadık. İnşallah, Sayın Başbakanın konuşmasında milletimizin beklediklerine cevap verici sözleri duymaya gayret ediyoruz; yoksa, şu ana kadar olan görüşmelerin, ne Menderes Havzasında, Söke'de çiftçi Ali'nin ne Antalya'da pamuk peşinde koşan Ahmet Ağanın ne Amik Ovasında çorak topraklarda su diye inleyen, sondaj kuyularının etrafında esir olmuş Memik Ağanın, Harran Ovasında çiftçi Reşo'nun, Diyarbakır Ovasında Şehmuz'un, Trabzon'da Fiskobirlik'in hâlâ umutsuzca destek vereceğini bekleyen, 7 000 000'dan başlayıp aşağıya doğru giden fındık fiyatlarının çilesini çeken Temel'in ne de Trakya topraklarında ayçiçeğini bekleyen Hüsmen'in meselelerine bir çözüm getirmiyor. Ona bir çözüm getirmediği gibi, milyonlarca emekli gibi, Eskişehir'de oturan Demiryolu emeklisi Arif Beyin de, İzmir'de oturan emekli hoca hanım Seniha Hanımın da meselelerine bir çare getirmiyor. Kredi kartı mağdurları arasında yer alan milyonlarca insan gibi -ki, bunun toplamı 11 milyar dolar- batak halinde olan, şu anda 1,5 katrilyon civarında olan, geleceğini ipotek altına almış, bazen hepimizi yürekten üzen, cinnet geçiren, ailesini, kendisini yok eden ailelerin sorunlarına henüz bir çözüm getirmiyor.

Kendi verdiğiniz cevaplar çerçevesinde, 2003'ten 2005'in ilk dokuz ayı dahil olmak üzere, toplam, bugüne kadar 21 180 şirket kapanmış. Esnaf açısından da, bugün besmeleyle sabah dükkânını açıp, akşam evine ekmek götürme çabasında olan insanların da meselelerine bir çözüm getirmiyor, toplamda 332 000 civarında -ki bakanların soru önergelerimize vermiş olduğu cevaplardır- hiçbirine bir çözüm getirmiyor.

Geçen seneki bütçe konuşmalarının sonunda İktidar Partisindeki arkadaşlarıma söylemiştim, bu tarım politikalarına, bu çiftçiyle, köylüyle ilgili politikalara bu ölçüler içerisinde devam ederseniz işiniz zor demiştim. İktidara geldiğinizden bu yana mazota yüzde 62, gübreye yüzde 60, tohumluk buğdaya yüzde 50, traktöre yüzde 93 ve yeme de yüzde 111 civarında; sürekli zamlanarak devam ediyor. 30 000 civarında traktör satışını bir övünç vesilesi gibi, zaman zaman, Sayın Başbakan ve bakanlar ortaya koyuyorlar; 1998'deki 48 000 rakamına ulaşabilmeniz için daha epeyce fırın ekmek yemek gereği ortada.

Sizlere o zaman dedim ki, değerli arkadaşlar, bu mesele hepimizin meselesi. Çiftçi, köylü bir partinin tekelinde değil. İktidar Partisi olarak bu meselelerin çözüm yeri sizdedir, bunları yapmanız lazım. Aksi takdirde, önümüzdeki yaz Anadolu'da köye, kasabaya, kıra gidemezsiniz dedim. Şimdi, diyeceksiniz ki "biz gittik." Gidemediniz, olmadı, rahat edemediniz. (AK Parti sıralarında "gittik" sesleri)

Gittiniz de, bazı köylüler size karşı çıkınca mahkemeye verdiniz, tevkif ettirdiniz adamları. (AK Parti sıralarından gürültüler) Söylemeyeyim, ben söylemeyeyim. Ayıp olur, arkadaşımız mahcup olur burada, ayıp olur.

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Yok öyle bir şey.

MEHMET KEMAL AĞAR (Devamla) - Şimdi, araştırırsınız, sorarsanız. Yoksa, yok diye gelip biriniz burada bana cevap verirsiniz. Öyle "yok" demekle olmuyor.

Köy kahvelerine gidemediniz, kasabalara giremediniz… (AK Parti sıralarında gürültüler)

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Kaymakamın himayesinde gidiyorlar!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…

MEHMET KEMAL AĞAR (Devamla) - Devam edin, devam edin… (AK Parti sıralarından gürültüler) Devam edin, sandık geliyor, siz devam edin. Bu naralarla devam edin siz! Bu politikalara da devam edin! Sizin sandığı götürmediğiniz yerde, millet sandığı Meclisin önüne getirecek. Siz devam edin bu işlere daha! (AK Parti sıralarından gürültüler) Devam edin… Daha kulağımda, üç gün evvel Antakya meydanında…

Sulamayla ilgili bir gram adım atmadınız. Çorak topraklar kan ağlıyor. Mısır çökmüş, buğday çökmüş, pamuk çökmüş, narenciye dallarda. Böyle, sıcak, kaloriferli yerlerde oturmakla filan politika olmuyor; gidip o meseleleri çözeceksin orada. Yüreğin yetiyorsa git Antakya meydanında miting yap, topla o kalabalığı, cevap ver. Bunların cevabını ver. Bana verme burada. (AK Parti sıralarından gürültüler) Bana verme, gidip orada vereceksin. Orada vereceksin orada; böyle yok.

Sadece, mesele burada kalmadı. Esnafın durumu ortadadır, açıkça ortadadır. Esnaf çöküntü halinde devam etmektedir.

Peki, ekonomi dediğimiz şey kimin için var, bu kadar şey konuşuyoruz?.. Toplumda, bakıyorsunuz, bu bütçenin içerisinde çiftçi, köylü yok, hak getire, Allah'a emanet. Emekli yok, işçi-memur emeklileri perişan, 15-20 milyon zamla, bir file doldurmayan zamla hangi emekliyi tatmin edeceğini zannediyorsunuz; kimin adına?! İşçi, memur yok. Verdiğiniz zamlar komik, çocuğunun okul parasını mı verecek…

TELAT KARAPINAR (Ankara) - Cebinden alıyor…

MEHMET KEMAL AĞAR (Devamla) - Sen konuşmaya devam et canım benim; biz bunların hepsini, seçim meydanlarında da sizle hesaplaşacağız.

AHMET GÖKHAN SARIÇAM (Kırklareli) - Çözüm de söyle, çözüm ne?

MEHMET KEMAL AĞAR (Devamla) - Bütçenin sonunda o çözümleri de getireceğiz. Yani, sen çözemiyorsun!.. Sen çözüm için oradasın.

AHMET GÖKHAN SARIÇAM (Kırklareli) - Çözüm burada!

MEHMET KEMAL AĞAR (Devamla) - Çözüm öğrenmek istiyorsan, gidersin seçime, seçim meydanlarında çözümleri milletle paylaşırız, kimin çözümüne millet inanıyorsa, olur. (AK Parti sıralarından gürültüler)

MEHMET BEŞİR HAMİDİ (Mardin) - Bu hale siz getirdiniz!

MEHMET KEMAL AĞAR (Devamla) - Çözeceğim diye geldiniz, çözeceğim diye geldiniz…

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen, müdahale etmeyin.

MEHMET KEMAL AĞAR (Devamla) - …çözememenin rahatsızlığı içerisindesiniz. (AK Parti sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Ağar, bir saniye efendim…

Sayın milletvekilleri…

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Anahtarlar ne oldu?!

MEHMET KEMAL AĞAR (Devamla) - Ben, Mehmet Ağar'ım; ben, siyasete, Doğru Yol Partisi Genel Başkanlığına üç sene evvel başladım. Ben, milletime ne söz verirsem arkasında dururum, sizin gibi değil.

Şimdi gelelim, sizin 3 Y'nize gelelim, 3 Y'nize; 3 tane (Y) üzerine siyaset yaptınız meydanlarda. Birincisi yolsuzluk. Dinledik, konuştuk; damarlardan gireceğiniz yolsuzluğun, hangi damarlarda sizi sıkıntıya soktuğu ortadadır; bu, bize üzüntü verir sadece. Haa, yolsuzluğun karşısında söyledikleriniz vardır meydanlarda. Dokunulmazlıkların kaldırılması, sınırlandırılması…

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) - Bu Mecliste en son dosyalar sizin.

MEHMET KEMAL AĞAR (Devamla) - Ben de sana açıkça meydan okuyorum; öyle, orada, olduğun yerde değil; işte 367, kaldır bütün dokunulmazlıkları: önce benimkini kaldır, seninkiler dursun, hepinizinki dursun. Biz, hayatımızda yaptığımız her hizmetin hesabını vere vere geldik, sonuna kadar vereceğiz. Onu yap bakalım, haydi kaldırın, yetki sizde değil mi kardeşim, salı günü toplanın, kaldırın. Sizinkileri kaldırmayın, kalsın onlar da, millet de görsün! Öyle mi?!

Yoksulluk... Rakamlar ortadadır; 1 000 000 adam açlık sınırında, 20 000 000'dan fazlası yoksulluk sınırındadır ve getirdiğiniz üçüncü bütçe, orta sınıfı yok ettiniz; çiftçiyi, memuru, emekliyi, esnafı, KOBİ'leri yok ettiniz. Dünyanın bütün gelişmiş ülkelerinde, kullanılan kredi miktarının yüzde 35-40'ı KOBİ'lerde kullanılır; Türkiye'de verdiğiniz kredi yüzde 3-4 civarındadır. Bu Anadolu aslanları, Anadolu'dan gelen bir ses diye sizin ardınıza, arkanıza kemik oldular. Bu hesabı bana değil onlara vereceksiniz; önünüzde kalan süre azdır. Getirin bakalım, bu kredi dilimlerinde değişimleri getirin.

Öyle, dokunulmazlıkları da kısa kesmiyoruz, uzun götürüyoruz; haydi getirin, getirin! Kalktı bir tane sözcünüz, bize bu konuda bir şeyler söylemeye çalıştı. Ben de, Meclis kürsüsünde, bütçe konuşmasında hepinizin karşısında tekrar ediyorum; getirin, benim bütün dokunulmazlık dosyalarını kaldırın; bir. İkincisi; millete söz verdiğiniz gibi, dokunulmazlıkların daraltılmasını, kürsü dokunulmazlığıyla sınırlandırılmasını getirin. "Adalete güvenmiyoruz" dediniz, bu çatının altındasınız. Yetmiş milyon nasıl güveniyor adalete?! Sizin güvenmediğiniz adalete milleti nasıl teslim ediyorsunuz?! Fevkalade yanlış bir noktadır. Yargının reforma ihtiyacı olduğu doğrudur; bunu bizzat yargı mensupları söylüyor; ama, bu reformun neresindesiniz; başladınız mı, bir yerinden yürüdünüz mü?!

Üçüncü getireceğiniz iş de, yasakları kaldırmak idi, demokratikleşme, hukuk devleti… Yapalım hep beraber. Getirin bakalım, yasakları kaldırma konusunda ne yaptınız; hiçbir şey, Strasbourg ulemasına teslim ettiniz konuyu. Getirin, hep beraber, bu Mecliste kalkacak bunlar. Burada, bir toptan iradeyle kalkacak. Ne yaptınız da, yani bir şey söylüyorsunuz?! Yeni yasaklar icat ediyorsunuz, gündemi rahatsız eden. Bırakın bunları. İşte Seçim Kanunu, işte Siyasî Partiler Kanunu, işte Siyasî Etik Kanunu, işte daha fazla özgürleşen, daha fazla hakların, özgürlüklerin geliştiği bir demokrat Türkiye… Türkiye, elbette ki, daha sivil bir Türkiye olacak, daha demokrat bir Türkiye olacak; ama, bütün bu zorlamalar, bir başka Avrupa Birliği zorlaması veya sair gücün zorlamasıyla değil, bu salonun iradesiyle olsun; elinizde böyle bir imkân var, getirin bunları. Hangi birini getirdiniz de, kim buna karşı çıktı?!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Ağar, süreniz bitti. Lütfen, konuşmanızı tamamlayınız.

MEHMET KEMAL AĞAR (Devamla) - Şimdi, tabiî, bu bütçede ortaya çıkan yatırımsızlık, bundan dolayı bölgelerarası dengesizlik, şehirlerdeki altyapı noksanları, ortaya çıkan trafik problemleri, güvenlik problemleri bir dev gibi ortadadır. Bütün bunların hepsi, Mecliste bir türlü görüşülemez haldedir. Hiçbir genel görüşmeyi kabul etmiyorsunuz; terörde açılsın, kabul etmiyorsunuz; Kıbrıs konusunda açılsın, kabul etmiyorsunuz; Avrupa Birliği konusunda açılsın, kabul etmiyorsunuz; kentlerin meseleleriyle ilgili açılsın, kabul etmiyorsunuz. Peki, bu Meclis niye vardır?! Meclis, milletin meselelerini bu hür kürsüde tartışmayacak da hangi gün için vardır?!

Şimdi, Sayın Baykal'ın sorduğu bir sualin cevabını bekliyorum. Keşke, Sayın Başbakandan sonra konuşabilseydik. Eğer, Kıbrıs'ta son ortaya çıkarılan ucube mülkiyet kanunuyla ilgili, eğer, biz, hükümet olarak kulisin içindeysek, vahimdir bu. Ortaya çıkan gelişmeler son derece vahimdir, bu Meclisin, çok acil bir şekilde, Kıbrıs'la ilgili bir genel görüşme yapması gerekmektedir.

Telekom özelleştirmesinden bahsettiniz. Şurada küçük bir gerekçe okuyorum size: "Türk Milletinin bağımsızlığını korumakla görevli bir hükümetin, bütün ekonomik bağımsızlığını sağlamak üzere kurulmuş devlet tekellerini satmasının, Türkiye'yi, önce ekonomik, dolayısıyla, bağımlılaştıracağı ortadadır" gerekçesiyle, Anayasa Mahkemesine gidip, zamanında 40 milyar dolar değer biçilmiş Türk Telekomun özelleştirilmesine mâni oldunuz. O gün yüzde 49'u, 20 milyar dolara satılacaktı, Türkiye'nin iç borcu 19,5 milyar dolar idi. Bugün, bunun yüzde 55'ini, daha gelişkin teknik şekilde, 6,5 milyar dolara sattınız. Bu gerekçenin altındaki imzalardan sadece Sayın Gül ve Sayın Kapusuz'un adını söyleyerek, meseleyi bu noktada bırakarak iktifa ediyorum.

Bir diğer mesele de -belki, bugün inşallah son olacaktır- bu kimlik meselesinin tartışılmasının, bu Mecliste salimane bir şekilde bitirilmesi lazımdır.

Tekraren, bir konuyu, Sayın Başkanım, müsaade ederseniz, önemli olduğu için arz etmek istiyorum.

23 Aralık 1876 tarihli Osmanlı Kanunuesasinin 8 inci maddesi şöyle der: "Devleti Osmaniye tabîyetinde bulunan efradın cümlesine herhangi din ve mezhepten olur ise olsun bilâ istisna Osmanlı tabir olunur." 20 Nisan 1924 tarihli ilk Türk Anayasasında, cumhuriyetin ilk anayasasında da 88 inci madde şunu der: "Türkiye ahâlisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibâriyle (Türk) ıtlak olunur." Her iki maddenin metni aşağı yukarı aynıdır. Birinci Harbe Osmanlı olarak girenlerden, Lozan'dan geriye kalanlar Türk Milleti olmuşlardır bu topraklarda ve bu toprakların üstündeki 70 000 000'dan ziyade, toprakların altındaki 700 000 000, bu kimliğin sessiz tanıklarıdır. Onun içindir ki, bu milletin kökü, kökeni, mübarek anasından doğumuyla beraber başlayan farklılığını, hiç kimse mesele etmemiştir hiçbir zaman.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Ağar, lütfen, konuşmanızı tamamlayın.

MEHMET KEMAL AĞAR (Devamla) - Bütün bu farklılıklara bir zenginlik olarak bakılmış ve hepsi, Türk Milleti ifadesi adı altında, kendisini temsil etme, kendisini ifade etme imkânını bulmuştur. Bizim işimiz, burada, Türkiye'de, büyük sıkıntılarla karşı karşıya olan geniş halk kesimlerinin meselelerini çözümlemek, konuşmak, onlar adına onların tercümanlığını yapmaktır. Herhalde bugünden sonra bu tartışmaları hiç yapmama durumunda olan… Türkiye'de her zaman ayrılıkçılık hevesleri içerisinde olanlar olmuştur; ancak, milletin yüksek sağduyusu ve şuuru bunların üstesinden gelmiştir. Herhalde bunları bitirmek durumunda olan en öndeki makam Cumhurbaşkanından sonra Başbakan olsa gerek. Bugün de herhalde bütün bu tartışmaların Türkiye'de sonu olacak, daha verimli, daha şeffaf, daha demokratik, daha özgür, daha hesap verebilir bir siyasetin adımlarının atıldığı gün olacaktır. Bunun için de, dokunulmazlıklar da, mal varlıkları da, servetler de, kimin nesi varsa, her şeyine kadar hesap vereceği bir Türkiye'nin, şeffaf ve demokratik, özgür bir Türkiye'nin adımlarını atan bir Meclis olarak tarihe geçmek istiyorsanız bunu yaparsınız. Aksini de siz bilirsiniz! Gerisini zaten millet yapar.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Saygılarımla. (DYP, CHP ve Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Ağar, teşekkür ederim.

Hükümet adına Sayın Başbakan söz istemektedir.

Sayın Başbakan, buyurun efendim.

Süreniz 1 saat. (Bakanlar Kurulu ve AK Parti sıralarından ayakta alkışlar)

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Siirt) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı üzerinde, 59 uncu Cumhuriyet Hükümetimizin görüşlerini açıklamak için huzurlarınızdayım; Türkiye Büyük Millet Meclisinin siz değerli üyelerini ve sizlerin şahsında, milletimin bütün fertlerini sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Sözlerimin başında, bu bütçe görüşmelerinin, ülkemiz için, yol gösterici, ufuk açıcı ve bereketli sonuçlar doğurmasını Allah'tan temenni ediyorum.

Aslında, ben, bugün, sizlere, burada, klasik, sıradan bir bütçe konuşması yapma niyetinde değilim; fakat, bazı beklentilerim vardı; doğrusu, bu beklentileri de bulamamanın hüznü içerisindeyim. İsterdim ki, benden önce konuşan siyasîler, bütçeyi tahlil etsinler, bütçe üzerinde eleştirilerini yaparken, ülkenin geleceğine de, ufuk katma bakımından, yardımcı olsunlar; fakat, gördüm ki, olay, pek böyle gelişmedi; çok daha farklı bir şekilde yaklaşımla, beklentilerin dışında bir zemine çekildi, kaydırıldı.

Ben şunu peşinen ifade etmek isterim: Özellikle bizden önceki hükümetin programını uygulama iddiasıyla ortaya çıkan anlayış, önce, şunu bir defa kendisi tahlil etmesi lazım. Eğer, bunu söylüyorsanız, bu doğruysa, daha sonra, artık, bu programda sorunlar vardır deme noktasına gelemezsiniz; bu bir yanlışınızdır, bu bir çelişkidir. Kaldı ki, biz, eğer o program zaten başarılı bir programsa, başarılı olan yanlarını alırız, ondan da gocunmayız, bu konuda da rahatız; ama, yanlışları varsa, o yanlışları da bir kenara koyarız, doğru olanını biz uygulamaya sunarız. Şu ana kadar da yaptığımız bizim zaten budur ve biz Türkiye'yi dört önemli ayak üzerinde inşa ediyoruz. Hani, ne yapıldı, ne yapıldı diye soruluyor da; demek ki, yapılanları ne yazık ki takip etmiyorsunuz. Bakınız, bu dört ayağın birincisi eğitimdir, bir diğeri sağlıktır, bir diğeri adalettir, bir diğeri emniyettir ve bunun dışında, gerek ulaşımda gerek bu ülkede tarımda, hayvancılıkta gerek toplu konutta Türkiye âdeta bir değişim yaşıyor, bir gelişim yaşıyor. Eğer bunları göremiyorsanız, gözünüz var, demek görmekte sıkıntınız var. Bunun ispatları ortada.

Eğitimde son aldığım rakamlar şudur: Bakınız, geldiğimizden bu yana üç yılı daha yeni doldurduk, 70 000 dersliği gerek hükümet olarak gerek sivil toplum kuruluşları veya hayırseverlerin katkılarıyla gerçekleştirmiş durumdayız; bunu öncelikle görmeniz lazım. Cumhuriyet tarihinde bu rakam yok; üç yılda 70 000 derslik! Bu, eğitimdir, eğitim alanında atılan adımdır (AK Parti sıralarından alkışlar) ve bu yükselen okulları Anadolu'nun dörtbir yanında acaba göremiyor musunuz?! Bunu nasıl görmezlikten gelebilirsiniz?! Bu okullar ne adına yapılıyor allahaşkına; insanımızın, yarınlarımızın teminatı adına yapılmıyor mu! Bunu görmezlikten gelmek, hakikaten, insaf dışı bir harekettir ve bakınız, biz, bu yılın sonuna kadar internet ağına girmeyen okul bırakmıyoruz; bunu da bilmenizi isterim. İşte bu da modernlik adınadır, çağdaşlık adınadır. Peki, soruyorum, sizin mensubu olduğunuz zihniyetler, bugüne kadar, acaba, Anadolu'nun Yüksekovasına, Şemdinlisine internet ağını götürebildi mi? Biz götürdük… (AK Parti sıralarından alkışlar) Biz götürdük… Biz götürdük…

HALUK KOÇ (Samsun) - İnternet kaç yıllık?!.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) - İnternet ne zaman çıktı?!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Bakınız, Şemdinli'ye gittiğimde, orada bilişim teknolojisi sınıfını dolaştım ve Şemdinli'de yavrularımızın orada bilgisayarların önünde zevkle, heyecanla onu kullandıklarını gördüğüm zaman, biz de heyecanlandık.

ERDAL KARADEMİR (İzmir) - Mecliste bile iyi çalışmıyor internet!..

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Çalıştıramıyorsundur belki be…

…ve Yüksekova'ya geçtim, öyle. Bakın, o Şemdinli'de, Yüksekova'da da okullarımız yükseldi, orada da okullarımız var. Yine, bunlar bu dönemin orada attığı önemli adımlar ve bırakılmış değil. Gel Edirne'nin Süloğlu'nda onu görürsün. Çık Sinop'a, Türkeli'nde onu görürsün. İn Hatay'a, onu görürsün. Türkiye'nin dörtbir yanında ve ülkedeki dengesizlikler, şimdi, yeniden düzene sokuluyor ve bu okulların hepsi yapılıyor.

Bakınız, şu anda sadece bilişim teknolojisi sınıfları için, önümüzdeki yılın herhalde ilk çeyreğinde bitireceğiz, şu ana kadar 300 000'i bulduk, 320 000 bilgisayar, bu bilişim teknolojisi sınıflarına yerleştirilecek ve burada devlet-millet el ele bunu gerçekleştiriyoruz.

Yoktu bunlar; ama, bak, şimdi var…

ALİ ARSLAN (Muğla) - Dünyada da yoktu!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Dünyada vardı, vardı. Dünyada vardı da, maalesef, ülke bunları göremiyor ve bugüne kadar gelen yönetimler bu adımı atamıyordu. Çünkü, dert başkaydı; ama, bizim dert daha başka. Şimdi, söyleniyor, ne yapılıyor sosyal güvenlik noktasında veyahut da fakir, garip gureba, yoksullar noktasında; efendim, işte, çadırlardaki o fakir fukaralarla yemek noktasında… Biz, oralardan geldik; oralara inemeyenler bunu  bilmez! (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Biz, oralardan geldik. Biz, oraların derdiyle dertlenerek geldik. Hayatında oraların derdini bilemeyenlerin bunu konuşmaya hakkı yok. Biz onun edebiyatını yapmadık, bizzat onu yaşayarak geldik. Onu da iyi bilmeniz lazım ve bakın burada da "haydi kızlar okula" kampanyasıyla bir adım attık ve bu adımda ilköğretimde -özellikle bunu da bilmenizi istiyorum- erkek öğrencilere 18 000 000, kız öğrencilere 22 000 000 Türk Lirası; ortaöğretimde erkek öğrencilere 28 000 000, kız öğrencilere 37 000 000 Türk Lirası destek veriyoruz. Niye?... Ve bunu da çocuklara değil, annelerine veriyoruz. Sebep; teşvik edilsin ve burada hakikaten pozitif bir ayırımcılık da yapıyoruz ki, çocuklar okula gönderilsin. 700 000'di bu sayı; ama, şu anda 170 000'ini okullara başlatabildik bu kampanya neticesinde ve biz bunun dertlisiyiz ve bunu hâlâ takip ediyoruz. Taa Şanlıurfasından tut Adıyamanına, Hakkârisine, Erzurumuna, buralara varıncaya kadar bunlar takip ediliyor. Bunlar Ankara'ya mahkûm olmuş bir hükümetin yaptığı iş değil. Ankara'ya mahkûm olarak bunu yapamazsınız, ancak dolaşırsanız yaparsınız. Ve biz, şunu dahi söyleyeyim; halkımızın vücut dilini iyi biliriz, kahvelerin dilini iyi biliriz, merak etmeyin. (AK Parti sıralarından "bravo" sesleri, alkışlar)

Ve bizim siyasette işe başlama tarihimiz, taa gençlik kollarında başlar ve oradan başlar. Biz oradan başladık geldik. Onun için oraların dilini gayet iyi biliriz. O dili bilemeyenlerin herhalde biraz bu konuda ders almaları gerekir; ama, artık yaş da çok geçti, bundan sonra bu işi başaramazlar. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Ve tabiî burada bir gerçeği daha vurgulamam lazım, o da şu: Eğitimdeki bu performans, hakikaten imrendiriyor ve artık bakıyorsunuz rekabet başladı; ama, buna bile kulp takma gayreti içerisinde olanlar var. Örneğin, burada yine söylendi, zaman zaman böyle, olmaz yakıştırmalar filan yapılıyor; bakınız, şu anda biz ilköğretimde bütün kitapları ücretsiz veriyoruz. Niye bunu yaptık? Daha önce böyle bir şey yoktu. (CHP sıralarından "vardı vardı" sesleri)

ALİ ARSLAN (Muğla) - Vakıfları kaldırarak mı?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Daha önce yoktu. İlköğretimde kitapları verme işi bizimle başladı. Olmayan şeyi var demeyin, ömrünüz böyle geçti zaten, yoktu (AK Parti sıralarından alkışlar) bizimle başladı ve bundan dolayı bile, bunu bile hazmedemediniz, bunu bile eleştirmeye kalktınız. Dediniz ki: "Zengin, fakir var." Öğrencinin zengini, fakiri olmaz, hepsine gidersin kitabı dağıtırsın. Olay budur. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Aynı şekilde, önümüzdeki yıl bu defa ortaöğretimde de vereceğiz; çünkü, kitabı alan var, alamayan var; orada da başlatacağız. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Çünkü, biz öyle bir dönemden geliyoruz ki, öyle zannediyorum sizler de bunu hep yaşadınız, bir zamanlar, biz, biliyorsunuz üst sınıflarda olanların teksir notlarını alarak okulumuzu, eh, devam ettirmeye çalışırdık, bazen onu bile bulamazdık. Teksir notları, fotokopi filan değil. Buralardan geliyoruz. Bu acıyı tattığımız için bu adımları atıyoruz. Diyoruz ki, yeni nesiller bunu tatmasın, onlara bunu tattırmayalım, biz bunu yaşadık; ama, onlar yaşamasın ve eğitimdeki bu adım aynen Türkiye'nin dört bir yanına bu şekilde yayılarak devam edecektir, durma yok ve şimdi yeni yeni bu konuda alanlar meydana getirmeye çalışıyoruz, inşallah bunu da başaracağız; fakat, ben burada özellikle bir gerçeği daha ifade edeceğim.

Bakın, ilk defa, Türkiye Cumhuriyetinde, bütçede birinci sıraya Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi giriyor. Bu çok önemli bir şey. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bu, neye önem verdiğimizi gösteriyor ve bizler, kadro dağıtımında da, en büyük kadroyu Millî Eğitim Bakanlığına tahsis ediyoruz; ama, bunda da bir şeyler arıyorsunuz; hemen yakıştırmalar başlıyor. Ya, bunların hepsi, işte, bizden önceki yönetimlerin belirlediği sınavla geliyor ve bu sınavla gelen öğretmenler, biliyorsunuz, artık, tamamen bilgisayar sistemiyle dağıtımları yapılıyor, bu şekilde gidiyor. Hemen buna bir kulp takılmaya, bu kadrolaşma… Kusura bakmayın, ne derseniz deyin. Biz, bu öğretmenlerimizi, Anadolu'nun her yerine gönderiyoruz, göndermeye devam edeceğiz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Ve bunu da, millî bir görev olarak telakki ediyoruz.

HALUK KOÇ (Samsun) - Millî görev var yani.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Evet. Biraz sonra onu da anlatacağım merak etme; hiç heyecanlanma, sakin ol.

HALUK KOÇ (Samsun) - Heyecanlanmayız, sakiniz... Gençlik kollarından beri sizi takip ediyoruz.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP EDDOĞAN (Devamla) - Hiç heyecanlanma; çok heyecanlısınız çünkü; orayı size anlatacağım ve inanıyorum ki, anlattığım zaman, o zaman, hepten şok da olacaksınız zaten; biraz sabırlı olun, biraz sabırlı olun.

Eğitimdeki bu adımların yanında, sağlıkta önemli bir adım attık. Sağlıkta attığımız adımla, Türkiye'de, Sosyal Sigortalar Kurumuna bağlı olan hastanelerimizde doluluk oranları yüzde 130, yüzde 140 civarındaydı biz göreve geldiğimizde; ama, Sağlık Bakanlığına bağlı olan hastanelerde doluluk oranı yüzde 60, yüzde 65; bu aralardaydı. Biz ne yaptık; biz dedik ki, bu, böyle olamaz, bu bir adaletsizliktir; çünkü, yatırılması gereken bir hasta, gidiyor, müracaatını yapıyor; altı ay sonraya gün. Olmaz. Ee, ne olacak; ilk etapta, bir defa, bu hastaneleri birleştireceğiz; bu, bizim sözümüzdü; verdik bu sözü ve bu adımı da attık. Engellemeye çalıştılar; ama, kararlıydık ve oldu. Şu anda ne oldu; şu anda, iş, kısmen de olsa balanse edildi. Yeterli mi; değil. Ne yaptık; dedik ki, biz, şimdi, özel hastaneleri de devreye sokalım ve şimdi, özel hastanelerden de hastalarımız, emekli olsun, SSK'lı olsun, hepsi istifade eder hale geldi ve güçlendikçe bunu daha da yaygınlaştırmanın gayreti içerisinde olacağız.

Geçen Ankara'da bir hastanenin açılışına gittik ve Tokat'tan oraya gelmiş olan bir hasta; kalp ameliyatı olmuş, by-pass. Tabiî, adamcağız bize orada başladı dualar etmeye. "Ben bunu Tokat'ta olamazdım; ama, geldim, kuruşsuz, devletimin verdiği imkânla bu ameliyatı gerçekleştirdim" dedi. Nerede; bir özel hastanede.

Değerli arkadaşlar, bugüne kadar buralardan kim istifade ediyordu? Şimdi konuşuluyor, çiftçi şöyle, köylü şöyle… İşte, o gelen çiftçiydi, o ameliyatı olan çiftçiydi. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bu imkânlarla oldu.

Nasıl bunları göremezsiniz ya?! Böyle, havada tavada bu iş olmaz, afra tafrayla bu iş olmaz, bu yaşanır, yaşarsanız bu olur ve biz bunun için varız. Bugüne kadar bu imkânlar farklı yerlere gidiyordu. Artık, bu imkânlar farklı yerlere gitmiyor. Bu imkânlar benim çiftçimin, benim köylümün, benim işçimin, benim memurumun cebine, hizmetine gidiyor; farkımız bu. (AK Parti sıralarından alkışlar) Ve onun da, şimdi rakamlarını ayrıca vereceğim sizlere, ayrıca onun da rakamlarını vereceğim.

Ve biz, şu anda, sağlık hizmetlerinde öyle bir dönemi başlattık ki, proje bazında da modern bir hastanecilik anlayışını nasıl getiririz, bunun üzerinde çalıştık ve şimdi, yeni yapılmakta olan hastanelerimizde artık koğuş sistemi yok. Orada bile, artık bir yatak, çift yatak, buna giriyoruz ve hepsinin banyosu, tuvaleti kendi odasının içinde.

MEHMET BEŞİR HAMİDİ (Mardin) - Halkımız duacıdır Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - İnsanını anlamak budur. "İnsanını yücelt ki devlet yücelsin" mantığının esası budur. Biz onun için buradayız. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Ve sağlıktaki bu süreç aynen devam ediyor. Yurt dışına dahi buradan vatandaşlarımızı göndermemiz mümkün. Bu konuda da herhangi bir sıkıntı yok. SSK'lısı bugüne kadar gidemiyordu; ama, bak, şimdi gidiyor, bunlar başladı.

ATİLA EMEK (Antalya) - Rehin çoğaldı.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Hastanelerde rehin alma dönemi bitti. İspat edemezsiniz, yok böyle bir şey; iftira etmeyin, gösteremezsiniz! İspat edin, gösterin, biz, gelir gerekli saygıyı size duyarız ve ama, oradaki çözümün de hemen gereğini yaparız. Artık yok öyle şey; varsa öyle bir şey hemen anında müdahalesini yaparız.

ATİLA EMEK (Antalya) - Sayın Başbakanım, şu anda Antalya'da Anadolu Hastanesinde SSK'lı hasta rehin vaziyette; biraz önce telefonla bildirdiler. (AK Parti sıralarından gürültüler) Rehin, rehin… İsim veriyorum Anadolu Hastanesinde…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Recep Bey, hemen anında bir görüşüver bakalım; beyefendinin anlattığı doğru mu, yoksa değil mi?

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - İzmir'de cenazeyi nasıl aldığımızı Recep Bey bilir!

ATİLA EMEK (Antalya) - Şu anda telefonla bildirdiler Sayın Başbakan; Antalya Anadolu Hastanesinde.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen, müdahale etmeyin.

Sayın Başbakan, lütfen, Genel Kurula…

HALUK KOÇ (Samsun) - Bu konuda çok iddialı olmayın!

ATİLA EMEK (Antalya) - 1 milyarını SSK veriyor, 3 milyar için rehin!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen efendim.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ve sağlık noktasındaki bu adımların yanında, eczanelerin durumu… Paralarını alamıyordu eczaneler; altı ay bekliyorlardı. Lütfen, dürüst olun, dürüst olun; bizzat takip ediyorum; dürüst olun! Daha geçen gün, Eczacılar Odası Genel Başkanı Bakanımla görüştüler. Hepsini, her Bakanlar Kurulu toplantısında bunları soruyoruz. Yani, bazı spesifik örnekleri bizim karşımıza çıkarmayın; şu anda adım adım bunlar takip ediliyor, yok böyle bir şey! O hastanelerdeki kuyruklar artık yok; bunlar tarihe karışıyor. Bazı, bize, tek tük örnekleri göstermek suretiyle ülkenin genelinde bu varmış gibi yutturamazsınız; millet bunları yutmuyor! Bu dönem bitti. (AK Parti sıralarından alkışlar) Şu anda, eczanelerde bu işler çözülüyor.

Haa, burada sıkıntılarımız yok mu; var. Nedir o sıkıntı; burada bu sistemi oturtacağız, bu biraz zaman alacak. Nedir bu zaman alma olayı; buralarda, maalesef, hâlâ, bazı suiistimaller var; onun da üzerindeyiz, onu da çözeceğiz.

Yeşilkart… Yeşilkartlı, biliyorsunuz, ilaç alamıyordu; ama, dönemimizde, biz, yeşilkartlıya da ilaç vermeye başladık. Sosyal devlet olmanın gereği budur; bunu böyle öğreniniz, böyle biliniz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Ne yazık ki, orada da bazı sıkıntılar yaşadık. Ne oldu; baktık ki, bu katılım payı noktasında, emeklisi, SSK'lısı, onu vermemek için yeşilkart kullanmaya başladı, bu türler oldu. Müdahale ettik ve yeşilkartlıya da, sen de katılım payı vereceksin dedik; bunu getirdik, tedbir olarak bu adımı attık...

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sefalette eşitlik!..

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - ...sen de yardımcı ol biraz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Onu da kaldırıverseydiniz…

BAŞKAN - Sayın Özyürek, lütfen, müdahale etmeyin efendim.

ALİ ARSLAN (Muğla) - Eczacılar arıyor Sayın Başbakan…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ve üçüncü bir adım; adalet… Adalette, göreve geldiğimizden bu yana, Türkiye genelinde, yargı sistemindeki uygulamalarda, fizikî şartların ne kadar kötü olduğu hepinizin malumudur ve geldiğimizden bu yana, şu ana kadar, 35 tane adalet sarayının açılışını gerçekleştirdik ve bunlar hızla devam ediyor ve arzumuz, yargı sisteminin içerisinde, gerçekten, yakışır hizmet verilmesinde, hizmet sunumunda, adalet saraylarını en ideal şekle dönüştürmek için bu adımı atmaktı ve bunu gerçekleştirdik ve yoğun bir şekilde devam ediyor ve bizim şu yaptıklarımızı onbeş yılda yapamadılar. Onbeş yılda yapılamayanı, biz, üç yılda gerçekleştirdik; aramızdaki fark bu.

Aynı şekilde, geliyorum ulaşıma. Biliyorsunuz, bölünmüş yollar noktasında "nasıl yapacaksınız" deniliyordu. Şu anda, 6 000 kilometreye yakın bölünmüş yol hizmette. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MEHMET NURİ SAYGUN (Tekirdağ) - Başbakanım, Tekirdağ da dahil mi buna?.. Dahilse…

BAŞKAN - Sayın Saygun, lütfen…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ve bu hizmet aşkımız devam ediyor. Şimdi, daha farklı alternatif kaynaklar üretmenin gayreti içerisindeyiz. Bu alternatif kaynaklarla beraber, inşallah, bu yol yapma süreci daha da hızlanacak. İnanıyorum ki, buradaki başarı, trafik kazalarında çok ciddî bir düşüşü ortaya koyacaktır ve onun için de, özellikle 2006 programı içerisinde yol yapımı ciddî bir noktaya kavuşturulmuştur ve burada bir şey daha söyleyeceğim: Şimdi, biz, köye hizmet götürme birlikleri vasıtasıyla köy yollarına girdik. Geçen yıl toplam 500 trilyon gibi bir yatırımımız oldu; ama, bu yıl, asgarî yatırımımız, inşallah 2 katrilyon. (AK Parti sıralarından alkışlar) Hedefimiz, birinci derecede yolları yapacağız, yapıyoruz, ikinci derecede de köylerdeki su sorunlarını halledeceğiz. Hızla bunun üzerine gidiyoruz; çünkü, köylerimizin de, artık şehirleşmesine, bu vesileyle imkân hazırlayalım.

Bakınız, bir diğer adım burada… Özellikle karayollarında attığımız adımlar, Türkiye genelinde… Az önce Sayın Baykal "Antalya'ya bir kuruş yatırım yapmadınız altyapı olarak" dedi, doğrusu üzüldüm. Sizden bunu beklemezdim, dürüstlüğünüze bunu yakıştırmazdım. Çok yanlış oldu. (AK Parti sıralarından alkışlar) Ben, şimdi, sizlere, burada, kalkıp tek tek örnekleriyle vereceğim. Bakın, Antalya-Alanya yolu kaç yıldır süren bir yoldu?

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Ben, size, 200 trilyondan Antalya turizmi konusunda vaat edilen arıtma sistemlerinin altyapısına bir kuruş harcamadınız dedim. 200 trilyondan harcamadınız…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Şimdi, Sayın Baykal, ben, söylediklerinizi buraya harfiyen yazdım, harfiyen yazdım…

DENİZ BAYKAL (Antalya) - 200 trilyon topladınız…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - "Bir kuruşluk yatırım yapmadınız" dediniz.

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Evet, 200 trilyondan bir kuruş…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) -  O 200 trilyonluk katılım payından, şu ana kadar yaklaşık 45 trilyonluk yatırım yapılmıştır Turizm Bakanlığı tarafından.

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Nereye?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Antalya'ya.

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Antalya'nın neresine?.. Şu anda anlattığınız…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Değişik yerlerine…

Bakın, ben size, şimdi, Antalya'ya neler yapıldı, onları bir anlatayım. Antalya'ya neler yapıldı bizim dönemimizde, onları anlatayım. Alanya-Antalya yolunu biz bitirdik mi; bitirdik. Kaç yıldır süren bir yoldu bu; ondokuz yıldır süren bir yoldu. Bunu, biz bitirdik.

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Ben size, otellerin, Alman televizyonunda, arıtma sistemi yapılamadığı için, Antalya turizmine darbe vurmaya yönelik yayınları söylüyorum size.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ona da geleceğim, ona da geleceğim.

BAŞKAN - Sayın Başbakan, lütfen, Genel Kurula hitap edin.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Bakın, altyapı nedir, onu da bilmiyorsunuz. Müsaade et de, o konu bizim konumuz, belediyeciyiz biz, oradan geldik, altyapı nedir bunu gayet iyi biliriz, bilmiyorsun….(AK Parti sıralarından alkışlar) 37 500 metreküplük Antalya'daki arıtma tesisini, bizim belediyemiz 2 katına artırmak suretiyle açılışını bizzat gittim ben yaptım. Orada bu da yapıldı.

Bakınız, 5 tane köprülü kavşak, belediyemiz yaptı, 1 tanesini de biz İller Bankası kavşağı olarak Karayolları; biz yaptık.

Antalya-Kundu yolunu bizzat takip ettim, 20 trilyonluk yatırımdır, genel bütçeden bizzat takip ettim, yaptırdım. Burada bir arkadaş da o zaman yanımdaydı, bizzat geldim, otelde bir araya getirdik oradaki turizmcileri, onlarla beraber yaptık.

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Onlar parasını verdi, öyle yaptın.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Hayır hayır, para filan vermediler, hâlâ borçları var, vermediler.

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Verdiler verdiler.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Vermediler. 8 trilyon genel bütçeden, öbürünü de ödemediler hâlâ.

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Hepsini verdiler.

Sayın Başbakan, size ne söyleniyorsa ona inanıyorsunuz. Antalya'daki bütün oteller gerçeği biliyor.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Kasa hesabını siz tutmuyorsunuz, biz tutuyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Şu anda Antalya'da, tam aksine, bütün otellerde doluluk oranı yüzde 80, yüzde 90 civarında. Kime anlatıyorsun bunu, bunları çok iyi biliyoruz.

ATİLA EMEK (Antalya) - Denizde kolibasili 2 000'in üzerinde, Sayın Bakan da biliyor.

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) - Malatya'da 10 000 kişi hastanede, 10 000 kişi tehdit altında; hangi belediyecilikten bahsediyorsun!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen, müdahale etmeyin efendim.

Sayın Başbakan, lütfen, devam edin efendim.

Buyurun.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Antalya'ya helikopterden bakmayın, sokaklarda gezin Antalya'da.

BAŞKAN - Sayın Baloğlu, lütfen, efendim.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ve ilginç olan bir şey de şu: Yine Antalya'da aynı şekilde 3 katlı, Falez, katlı köprü kavşağı; o da şu anda bitiriliyor. İnşallah, üç ay sonra da onun açılışını yapacağız.

Bakın, Antalya'nın tarihinde köprülü kavşak nedir, katlı köprülü kavşak nedir; böyle bir şey yok, oranın literatürüne girmemiş, ilk defa bizimle giriyor. (AK Parti sıralarından alkışlar)

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Üçkapılar'ı da mı siz yaptınız, Yivli Minare'yi de mi siz yaptınız?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ve sadece bir yılda yapılan kanalizasyon şebekesi 300 kilometre; yani, belediyemiz göreve başladı, bugüne kadar yaptığı kanalizasyon şebekesi bu. Ve yağmur suyu kanalı, tarihinde düzenli 6 kilometre yapılmış, birbuçuk senede 60 kilometre düzenli yağmur suyu kanalı yapılmıştır. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bunlar altyapı ve bunları, şu anda, belediyemizle birlikte yapıyoruz, hâlâ devam ediyor.

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) - Malatya'ya gel, Malatya'ya!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Geleyim, ona da geleyim, dur… Ona da geleyim, dur…

BAŞKAN - Sayın Kaplan…

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sayın Başbakan, Antalya'ya gelin, halkın önünde tartışalım. Altyapı şebekesine Cumhuriyet Halk Partisi belediyesi başladı, siz sadece sonuçlandırdınız.

BAŞKAN - Sayın Baloğlu, lütfen, efendim… Lütfen…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ve bir diğer adım…

HALUK KOÇ (Samsun) - Düzeltmeler geliyor.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Düzeltmeler değil, unuttuklarım geliyor, daha var, dur bakalım.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Her gelene itibar etmeyin!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Biz göreve geldik, Antalya'da, biliyorsunuz, havaalanı; bir terminal bir pist vardı. Biz geldik, ikinci pisti yaptık ve ikinci terminal binasını yaptık. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bu, turizm için değil mi?

Ve onbir ayda yapıldı, açılışı da yine bize nasip oldu, onun da açılışını yaptık.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - İhaleyi kaybeden şirkete ihaleyi verdiniz daha sonra.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Sen onları araştırmaya devam et.

Ben, burada, size bir temel ilke vereyim; temel ilke de şudur: O tür sorularınıza cevap vermeyeceğim, ademe mahkûm ediyorum sizi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - Veremiyorsunuz ki zaten.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Tek şey var. Müddei iddiasını ispatla mükelleftir. Böyle bir iddian varsa, gerekli yerlere gider, müracaatını yaparsın, orada gereği yapılır. Gereği orada yapılır.

Bir diğer adım, o da şudur…

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Soru önergelerini cevaplamak anayasal göreviniz sizin.

BAŞKAN - Sayın Bodur, lütfen, efendim…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Onların hepsinin cevabı veriliyor zaten.

Bakınız, dikkat ediyorum, sadece akaryakıt üzerinden hareket ediyorsunuz. İnsaf, akaryakıta zammı biz mi yapıyoruz?

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - ÖTV ne olacak?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN  (Devamla) - Göreve geldiğimiz zaman varili, 20 - 21 dolar olan akaryakıt, 70 dolara kadar tırmandı. Yani, bunu, biz mi sinemize çekecektik?! El insaf!.. Yani, hangi devlet yönetimi böyle bir şeyi sinesine çekebilir; dünyanın neresinde böyle bir devlet var?! Bizim öyle petrol kuyularımız filan yok, kusura bakmayın. Tabiî ki, onu, millet olarak, hep beraber paylaşacağız?

ALİ ARSLAN (Muğla) - Yeşilmazot ne oldu?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN  (Devamla) - Millet olarak, bunu, hep beraber karşılayacağız ki, az önce söylediğiniz fakir fukaraya, garip gurebaya buradan bedel çıkmasın.

Bak, şimdi söylüyorsunuz…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Dünyanın neresinde bu fiyata akaryakıt satılıyor Sayın Başbakan?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Şu anda, bizim şartlarımız içerisinde, fiyatlarımız gayet iyidir.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Hayır… Avrupa'da en yüksek bizde.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Şartlarımız içerisinde, fiyatımız gayet iyidir. Sizin o dediğiniz… Petrol ülkelerinden bahsediyorsunuz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Hayır, hayır… Avrupa'dan bahsediyorum.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Bir de, gelir kaynakları itibariyle olanlardan bahsediyorsunuz. Hepsi, şu anda, bir defa, biliyorsunuz serbest piyasadır, borsadır; fiyatı hükümet olarak biz belirlemiyoruz, şu anda akaryakıt fiyatlarını, kendi borsası belirliyor. Milleti aldatmayın. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Yüzde 70 vergi alıyorsunuz…

BAŞKAN - Sayın Özyürek, lütfen, efendim…

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - Akaryakıt fiyatlarındaki ÖTV ne olacak Sayın Başbakan, ÖTV'den bahsedin.

BAŞKAN - Değerli arkadaşlar, lütfen, müdahale etmeyelim.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Bir diğer konu: Bakınız "mazot fiyatı artıyor, ilaç fiyatı artıyor, gübre fiyatı artıyor; vatandaşın cebine giren azalıyor..." Şu söylediklerinizin hepsi de, tamamen bizim dışımızda, dış bağlantılı olan ürünler. Niye yerliyi söylemiyorsunuz; niye allahaşkına beyaz eşyayı söylemiyorsunuz, niye televizyonları söylemiyorsunuz?!

ALİ ARSLAN (Muğla) - Gübre fabrikalarını satarsanız öyle olur tabiî.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Çiftçiden bahsediyoruz Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Bunlarda fiyatlar hep düştü. Niye; az önce söyledi arkadaşlarım; ekmekten, peynirden, sütten, kuru fasulyeden, bunlardan bahsetmiyorsunuz, etten bahsetmiyorsunuz, tavuk etinden bahsetmiyorsunuz?! Bunları konuşun. Ne kadara alıyordu, şimdi ne kadara alıyor… (CHP sıralarından "elektrik, elektrik" sesleri)

Evdeki elektrik fiyatından bahsediyorsunuz. Demek ki, takip etmiyorsunuz ya! Fiyatı, tam aksine, düşürdük.

Bakın, daha da ilginç bir şey söyleyeyim size: Şu anda, uçak fiyatlarındaki düşüşün neler getirdiğini biliyor musunuz?

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Ne düşüşü, ne düşüşü?!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Bu kadar düşüş nasıl oldu acaba?!

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Biz gidiyoruz efendim, her hafta gidiyoruz, yapmayın…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - İnsaf et… İnsaf et… İnsaf et…

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Biletler cebimizde Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - İnsaf et… İnsaf et… Göreve geldiğimizden bu yana, Türk Hava Yollarındaki ücretlerin nasıl düştüğünü, özel sektörün devreye girişiyle ne olduğunu, bunları görmemezlikten gelemezsin.

ERDAL KARADEMİR (İzmir) - İzmir'e öyle bir sefer yok Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Bunları görmemezlikten gelemezsin ve bu, bir şey daha getirmiştir; tam aksine, bu, karayolu taşımacılığında da, dikkat ederseniz, fiyatları hem balanse etti hem de kaliteyi artırdı; bunlar çok önemli şeyler.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Siz uçağa para vermediğiniz için bilmiyorsunuz.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Bütün bunlar, işte, piyasa yönetimidir. Bütün bunlar, Türkiye'de, özellikle suiistimallerin, yolsuzlukların nasıl engellendiğinin ifadesidir. Eskiden, burada, özellikle Türk Hava Yollarında, evet, hava basılıyor, parası alınıyordu; ama, şimdi o yok. O olmadığı için, Türk Hava Yolları şu anda Avrupa'nın en sayılı kuruluşu haline geldi. Bunları görmemezlikten gelemeyiz, bunlar işin gerçekleri; ulaşımda bu patlama var.

Bakınız, toplu konutta… Eğer bugün Türkiye'de ciddî bir patlama olduysa, toplu konuta bakın. İnşaat sektöründeki gelişmeler… Büyümede en önemli şu anda tetiklemeyi o yapıyor ve bu, yaklaşık 350 kalemi etkiliyor ve cumhuriyet tarihinde böyle bir şey yok. Biz göreve geldiğimiz sürede yapılan konut sayısıyla bizimkinin mukayese edilir yanı yok ve şu anda, inşallah, bu yıl sonuna kadar, inşaatı başlanmış olan konut adedi Türkiye'nin 74 vilayetinde 150 000'e ulaşıyor, 150 000… (AK Parti sıralarından alkışlar) Ve yıl sonuna kadar anahtarını teslim ettiğimiz konut sayısı 56 000'i buluyor.

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Özal 1,5 milyon yaptı.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ne yaptı, ne?!..

BAŞKAN - Sayın Sarıbaş, lütfen, müdahale etmeyin efendim.

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Özal 1,5 milyon yaptı.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Senin hiçbir şeyden haberin yok. Önce git, araştır onu.

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Vahit Erdem burada, şahit…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Git, araştır onu. Hiçbir şeyden haberin yok!

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Vahit Erdem şahit.

BAŞKAN - Sayın Sarıbaş… Sayın Sarıbaş…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Hiçbir şeyden haberin yok; sükût!.. (AK Parti sıralarından "otur yerine" sesleri, gürültüler)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Otur yerine!

BAŞKAN - Sayın Sarıbaş, lütfen müdahale etmeyin efendim.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - İktisadın matematik olmadığını anlayan zihniyetin ürünüdür bunlar.

ERKAN MUMCU (Isparta) - Sen bunu anlayacak zihniyette olsaydın, durum böyle olmazdı.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - İktisat matematik değildir diyen zihniyetin ürünüdür bunlar. (AK Parti sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Vahit Erdem…

BAŞKAN - Sayın Sarıbaş, lütfen…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Aynı zihniyettir; anlamazlar bu işi. Nerede ne yapıldığından haberleri yok ve şu anda, öyle bir zemin içerisinde yürüyoruz ki, bu zemin sağlam bir zemin, güvenli bir zemin ve bu zeminle birlikte, evet, Türkiye geleceği kuşatıyor ve biz, Anadolu'da halkımızla kucaklaşırken şunu görüyoruz ya; o da şu: Vatandaş diyor ki: "Ben daire sahibi olamazdım, hayal bile edemezdim; şimdi, yüzde 10, yüzde 25 peşinatla ben kalkacağım, 10 yıl vadeyle, 15 yıl vadeyle, 20 yıl vadeyle beni siz daire sahibi yapıyorsunuz." Kim diyor bunu; benim, işte o dargelirli vatandaşım diyor. Ayda 200 YTL taksit ödüyor; yani, 12 ayda dairesini alıyor, ondan sonra kira öder gibi taksitini ödüyor.

FATİH ARIKAN (Kahramanmaraş) -  30 yıla çıktı Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ee, nerede oldu bu ya?!

Bak, şu anda Mortgage sistemi, bankalar…

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Yakında kıyamet kopar o konuda da…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Olur, takip edersin onu da; arzuna nail olursun; o zaman da zil takıp oynarsın! (AK Parti sıralarından alkışlar)

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Arzumuz değildir bu; sizin getirdiğiniz sistem böyle.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ve olay şudur: Ben bunu yaşayarak gelmiş bir başkanım. Benim belediye başkanlığım döneminde 48 ay vadeyle konut yapıp sattım vatandaşıma. Hepsi de şu anda o konutlarda, ödüyor, firesi yok ve İstanbul depreminde bütün konutlar çökerken bu konutlarda en ufak bir fire olmadı ve 1'e 3 fiyatlarla bu daireleri sattılar. Neden; işte, bütün zemin etütleri vesairesi en ideal şekliyle yapıldığı için. Şu anda da bu hassasiyet içerisinde bu süreci çalıştırıyoruz. En ideal şekliyle bunu başarmak ve örneğini bunun gayet iyi bir şekilde veriyoruz, vereceğiz. Sadece dargelirliye değil, orta tabaka, üst tabaka, hepsine ve bu hizmeti verirken de belli teknikleri uyguluyoruz, uygulamaya devam edeceğiz.

Değerli Başkan, değerli Meclis üyeleri; şunu, tabiî, yine görmemiz gerekiyor. Özellikle, iktidarımızın her attığı adıma bir fatura veya bir yakıştırma. Bunlar çok çirkin.

Bakınız, bizim iktidarımızın özellikle hassas olduğu o "üç Y" aynı hassasiyetini korumaktadır. Evet, biz, yolsuzluk konusunda da hassasız, yoksulluk konusunda da hassasız, yasaklar konusunda da hassasız.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Allah allah!..

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Aferin, aynen böyle devam et!  Aynen böyle devam et! Seni de mehter takımının içine kaydettik! (AK Parti sıralarından alkışlar)

Ve bu konuda en önemli adım şu: Bakınız, yolsuzluklar noktasında ayyuka çıkmış olan isimler, firmalar, bunların hepsi belliydi ve bunların hepsinin de…

ERKAN MUMCU (Isparta) - Şimdi hepsi yanınızda, hepsi yanınızda yörenizde.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Evet, biz, damarından girdik… (Gülüşmeler)

ERKAN MUMCU (Isparta) - O damarda da kayboldunuz!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Damarından girdik ve birilerinin de damarından giriyoruz zaten, hiç endişe etmesinler. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ERKAN MUMCU (Isparta) - O damarda da kayboldunuz!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Giriyoruz, giriyoruz.

Sandık geldiği zaman, zaten, onlar da gayet iyi görecekler, anlayacaklar ve o zaman da tarihe kavuşacaklar onlar da diğerleri gibi (AK Parti sıralarından alkışlar) ve bizim öyle acelemiz yok. Bize millet bu ülkede beş yıllığına görev verdi, üç yıllığına değil. (AK Parti sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Üç yıllığına değil… Biz milletin iktidarıyız, üç beş kişinin iktidarı değiliz, milletin iktidarı olarak buradayız (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) ve milletin bize vermiş olduğu bu yetkiyi de en ideal şekliyle kullanıyoruz, kullanacağız. Bunu böyle biliniz.

YILMAZ KAYA (İzmir) - Arkadaşları sevindirdiniz.

RASİM ÇAKIR (Edirne) - Çocukları sevindirdiniz.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Öyle hiçbir telaşın içerisine girmeyin, öyle bir telaşın içerisine girmeyin. İşin gereği bu. İşin onuru bu, işin onuru bu. Bugüne kadar gelenlerin gücü yetmedi, takatı yetmedi. Onları bize örnek göstermeyin. Bu iktidarın gücü var, takatı var ve sonuna kadar da bunu yetirecek. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Kan ağlıyor millet!

ERKAN MUMCU (Isparta) - Oferli gözlüklerle bakıyorsunuz. Alıştınız Oferli gözlüklerle bakmaya.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ve bazı şeyler konuşulup duruyor. İşte, yapılmış olan özelleştirmelerle ilgili konular durmadan konuşuluyor. Düşünüyorum, pek de anlamıyorlar bu işten. Yani, Galataport ihalesi olayı, öbürü, Haydarpaşa Limanıyla ilgili şeyler.

MEHMET VEDAT YÜCESAN (Eskişehir) - Evet, yolsuzlukları anlamıyoruz, doğru!

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Onlar sizin uzmanlık alanınız.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Anlamazsınız, anlayacaksınız. Eserler ortaya çıktıktan sonra daha iyi anlayacaksınız; ama, sizin bu ülkede çakılı çiviniz yok ki anlayasınız ya, yok! Yok!.. (AK Parti sıralarından alkışlar, CHP ve Anavatan Partisi sıralarından gürültüler) Sıkıntı burada… Sıkıntı burada…

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Sattıklarınız babanızın malı mı?!

ERKAN MUMCU (Isparta) - Pazarladığınız o malı kim yapmış acaba?!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri… Sayın milletvekilleri…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Bakınız, bizler… (CHP ve Anavatan Partisi sıralarından gürültüler)

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Gidin, onlara bir bakın!

BAŞKAN - Sayın Baloğlu… Sayın Baloğlu…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - …değişik kaynaklar üretmenin gayreti içerisindeyiz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Hiçbir şey yapmıyorsunuz, yapılanları satıyorsunuz.

BAŞKAN - Sayın Baloğlu... Hayır, her şeye müdahale edemezsiniz efendim. Her cümleye müdahale olur mu?! (CHP sıralarından gürültüler) Hayır efendim… Sayın Başbakan sizin muhatabınız değil.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Bir başbakan ülkesinde yatırım yapacak her insanla görüşür.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Ama önce "görüşmedim" dediniz.

ERKAN MUMCU (Isparta) - Ama inkâr etmez, ama yalan söylemez.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)- Hayır, hayır… Siz, bir defa, Ofer Ailesinin kaç kişiden teşekkül ettiğini veya ülkeye gelip gidenlerinin kimler olduğundan haberiniz yok (CHP ve Anavatan Partisi sıralarından gürültüler) haberiniz yok ve enteresan olan bir şey daha var. Bakın, bir şey söyleyeyim size.

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Ofer'i moferi bilmeyiz.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar... Değerli arkadaşlar, bir şey söyleyeyim; burası çok önemli. Bakınız, öyle bir ortam düşünün ki, bu ortamın kendine ait hususiyetleri vardır, adabı vardır, kuralları vardır ve orada sır denilen bir olay vardır. (CHP sıralarından "haa!" sesleri)

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)- Onun için herkes…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Bakınız, geliyorum, geliyorum; dur, dur, acele etme. (CHP ve Anavatan Partisi sıralarından gürültüler) Nedir orası; orası, Bakanlar Kuruludur. (CHP sıralarından "allah allah" sesleri)

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - O sırra sonuna kadar sadık kalırsınız.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Bakanlar Kuruludur. Bakanlar Kurulunda ikibuçuk sene bulunacaksın, üç sene  bulunacaksın, bütün alınan kararların altına imzanı koyacaksın, ondan sonra ben buna muhalefet ettim diyeceksin. Eğer muhalefet ediyorsan niye daha önce çıkıp gitmedin, niye durdun orada? (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Niye durdun; üç sene neyi bekledin?

ERKAN MUMCU (Isparta) - İnşallah Başkan söz verir de cevap veririm.

Sayın Başkan, inşallah bu sataşmayı not ettiniz.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Üç sene niye bekledin? Beklemeyeceksin. Niye; sen bu partinin tüzüğünü de okudun, programını da okudun ve geldin ve yola da böyle girdin.

ERKAN MUMCU (Isparta) - Sen yolunda dursaydın mesele yoktu Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Şimdi, az önce, Ulaştırma Bakanımın gelip burada yapmış olduğu açıklama ortada, gayet güzel açıklamayı yaptı; ama, açıklamada burada bulunmayınca, ne konuşulduğu belli olmuyor tabiî. Ondan sonra, tekrar, hemen eline tutulan pusulayla gelip  burada konuşursan, tabiî, alakasız şeyler söylersin. (AK Parti sıralarından alkışlar) Onun için, ilgili bakan arkadaşımdan, bu konuda, bu işin gerçeği nedir, önce bunu öğrenmek lazım.

Bizim bu ülkede yapacak çok işimiz var; onları yapıyoruz şu anda. Bu ülke hızlı tramvay diye bir şey görmemiş; bunu görsün istiyoruz. Bakın, şimdi hedefimiz, inşallah, Ankara-Konya. Bunu da yapacağız, bunun da adımlarını atıyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Şu anda proje çalışmaları bitti, bunun da adımını atacağız ve bakınız, daha ilginci, bu ülkede özelleştirme konusunda biz göğsümüzü gere gere adımlarımızı atıyoruz ve şu anda yaptırdığımız bütün bu özelleştirmelerde ülkemiz daha fazla kazanacak. İnsan istihdamında daha ileri gideceğiz. Teknolojide çok daha farklı bir teknoloji transferini gerçekleştireceğiz.

Değerli arkadaşlar, bakınız, şu anda sabit yatırımlar olarak, gerek teknoloji gerek inşaat olarak baktığınız zaman, göreve geldiğimizden bu yana Türkiye ciddî bir sıçramayı yaşıyor; ama, biz bunu söylüyoruz söylüyoruz, maalesef, anlamak istemiyorlar ve bunlar şu anda yaşanıyor ve bu şaşırtıcı bir şekilde gelişiyor. Tabiî, bu neyi getiriyor; bu, emek/ yoğun değil, teknoloji/yoğun bir gelişim olduğu için de verimi artırıyor; ama, maalesef, istihdam noktasında beklediğimiz o patlamayı yapamıyor. Onun için de yüzde 10 civarından yüzde 9 civarına ancak inebildik; ama, hedefimiz, inşallah, bunu daha iyi noktaya getireceğiz, bunun da çalışmaları içerisindeyiz, takipçisiyiz.

Bir diğer konu... Israrla, burada, tabiî, onun üzerinde de çok duruldu.

RASİM ÇAKIR (Edirne) - Malatya'ya gelecektiniz, gelmediniz Sayın Başbakan.

ÖNER ERGENÇ (Siirt) - Sabırlı ol!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Değerli kardeşlerim, özellikle bu Avrupa Birliği noktasında bizler, hakikaten, 17 Aralık sürecine kadar, başta Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bir dayanışma içerisinde süreci yürüttük ve iyi bir noktaya da geldik ve beklenen neticeyi orada aldık ve 3 Ekim bize tarih olarak verildi, onun takipçisi olduk; fakat, bu süreçte, tabiî, ne olduysa, farklı şeyler gelişmeye başladı ve bu farklı gelişmeler içerisinde de, özellikle, her atılan adıma bir muhalefet oluşturulmaya başlandı.

Şunu, bir defa, kesinlikle bilmenizi istiyoruz: Yani, biz, ülkemizin millî çıkarlarını hiçbir zaman, kimseye, Avrupa Birliği noktasında peşkeş çekemeyiz. Öyle bir şey söz konusu değil. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bir defa, bugüne kadar gelen hiçbir iktidar da böyle bir şeye fırsat vermez ve burada da böyle bir şey olamaz ve biz şu anda müzakere süreci içerisinde 7 tane taramayı bu yıl sonuna kadar, inşallah, bitireceğiz. Önümüzdeki yıldan itibaren de, büyük ihtimalle martta, en geç, müzakerelere başlıyoruz ve dersimizi iyi çalışıyoruz. Arkadaşlarımız da bu işi gayet iyi takip ediyorlar. Bütün ilgili arkadaşlarımız, bu işi en ideal şekliyle takibini yapıyorlar; sunumları alıyorlar, ondan sonra kendileri gidip kendi sunumlarını yapıyorlar ve Avrupa Birliğindeki bütün devlet başkanları, başbakanlar, hepsi de bu konudaki süreci, bir defa, takdirle izliyorlar, görüşmelerimizde bunları her zaman için de bizlere teyit ediyorlar ve onlar, özellikle bu yapılanların birer sessiz devrim olduğunu, kendileri söylüyorlar ve bu sessiz devrimde, şüphesiz ki, gerek Parlamentonun bütünüyle gerek Parlamento dışı ciddî desteklerle, sivil toplum kuruluşlarıyla bu süreci beraber işletiyoruz.

Tabiî, bu Kıbrıs meselesiyle ilgili Sayın Baykal'ın az önce ifade ettiği konuda da, bakınız, bu mal mülk konusunda, Kuzey Kıbrıs'ta, önce Sayın Cumhurbaşkanı Talat'ın attığı adımlar, Parlamentonun attığı adımlar... Bunları bir kenara koymak yanlış olur. Bakınız, şu mal mülk kanunu burada âdeta eleştiriliyor. Burada, Avrupa Birliği ile Kuzey Kıbrıs arasında…

ORHAN SÜR (Balıkesir) - Sayın Başbakan…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Müsaade edin, anlatayım arkadaşlar ya; bilmedikleriniz var, bildikleriniz var; ben de bildiklerimi anlatayım size.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Bildiğimiz bu işte, daha ne!.. Kıbrıs gidiyor, daha ne olsun!

BAŞKAN - Sayın Ercenk, lütfen, müdahale etmeyin efendim.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Şu anda çıkacak olan bir kanunla, Rumlar, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinden, ancak, gelip, oradaki mahkemelerden alacakları neticeyle hareket edebilecekler. Peki, bu olunca ne oldu; bu defa, bu, Güney Kıbrıs'ı, iyice, âdeta, böyle bir yerde, kahretti. Ne yaptılar bu sefer; Rum Hükümeti hemen bir kanun çıkararak, bu kanundan faydalanmak isteyen Rumlara hapis cezası getirdi. Şu anda Rumların yaptığı bu ve bakın, bu süreç, şu anda, orada bu şekilde işliyor. Haa, demek ki... Yani, burada, bu işler sıkı bir şekilde takip ediliyor. Yani, limanlar konusunda, havaalanları konusunda, arkadaşlar, biz, kanaatlerimizi, düşüncelerimizi her yerde açıkladık, açıklıyoruz.

RASİM ÇAKIR (Edirne) - Adaları versek, Yunanistan da köşeye sıkışmış olacak yani!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ve bunu da, yine, aynı şekilde, takipçisi olarak devam ettireceğiz.

Şimdi, ben, geliyorum tarım meselesine. Bunun üzerinde de, tabiî, çok duruldu. Israrla, benim de bu konunun üzerinde durmam gerekiyor. (CHP sıralarından "Malatya, Malatya" sesleri)

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Kıbrıs meselesini çok iyi anladık!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, Türkiye'de, bakınız, biz göreve geldiğimiz ana kadar, çiftçinin Ziraat Bankasından aldığı kredide faiz uygulaması yüzde 59'du.

YILMAZ KAYA (İzmir) - Şimdi, yüzde 100!..

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ayıptır ya! Ayıptır ya! Yani, bilerek konuşun, bilmeden konuşmayın. Şu anda, yüzde 8 ile yüzde 15 arasındadır.

ALİ ARSLAN (Muğla) - Alamıyorlar ki!..

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Faiz burada ve rakam, yani, verilen kredi miktarı 2 katrilyonu aşmış vaziyette. Bu derecede kredi veriyoruz.

Aynı şekilde, esnaf kredileri ise, biz göreve geldiğimizde yüzde 52 idi, şu anda ise yüzde 15. Faiz uygulaması bu ve bu noktada, şu anda, esnaf ne yapıyor, ne ediyor, hepsi ortada ve biz dolaşıyoruz, geziyoruz. (Anavatan Partisi sıralarından "siftah etmiyorlar" sesleri) Piyasalardaki hareket ortada. Az önce, tabiî, bazı şeylerden bahsedildi.

Değerli arkadaşlar, bakınız…

ORHAN SÜR (Balıkesir) - Avustralya esnafı çok iyi!..

BAŞKAN - Sayın Sür…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Avustralya'ya senin milletvekillerinle beraber gittim.

ORHAN SÜR (Balıkesir) - Avustralya esnafı çok iyi Sayın Başbakan!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Senin milletvekillerinle beraber gittim.

BAŞKAN - Sayın milletvekili…

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Ne ilgisi var şimdi onunla?! 

BAŞKAN - Lütfen, müdahale etmeyin efendim.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Çok ayıp!

Ben, bir resmî ziyarete gidiyorum ve Avustralya'ya 37 senedir bir tane başbakan bu ülkeden gitmemiş. Hani milliyetçiydiniz?! (AK Parti sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler) Hani millîydiniz?! Nereniz millî sizin?! Nereniz millî?! (CHP sıralarından gürültüler) Orada 150 000'e yakın Türk var, bugüne kadar dertlendiniz mi, gidip onların dertlerini dinlediniz mi; hayır.

MEHMET VEDAT YÜCESAN (Eskişehir) - Ne yaptın orada?! Türkiye kan ağlıyor, sen dolaş!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Hadi geç canım!

Ve oradaki insanlar, bunun, şu ana kadar açlığını duyuyor, "bir başbakan gelip bizi burada ziyaret etmedi bugüne kadar" diyorlar. Üç tane arkadaşınıza sorun, beraber dinlediler. Ayıptır!

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Kuzey kutbuna da gidin!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Biz, devlet yönetiyoruz. Biz, büyük bir devletiz. Hep konuşmuşuz "bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz; gelmişiz, dünyaya, millet, milliyet nedir öğretmişiz" demişiz (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) bunu böyle konuşmuşuz. Biz, bu terbiyeden geliyoruz; farkımız bu, bizi sizden ayıran bu.

Biz, bu gidişimizde, oradaki tüm vatandaşlarımızın, bir defa, bir motivasyonunu gördük.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - İlle başbakanın mı gitmesi gerekiyor?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ne zannediyorsun; tabiî Başbakanın gitmesi lazım, tabiî Başbakanın gitmesi lazım. Her ülkenin başbakanı gidiyor da, sen niye gitmiyorsun?!

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - 10 gün mü gitmesi lazım?!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Tabiî gideceksin.

BAŞKAN - Sayın Özyürek…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Biz görevimizi çok iyi biliyoruz. Nerede Türk varsa, oraya gideceğiz ve gittik şu ana kadar. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Türkiye'de bol miktarda var!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Şu anda, ülkemde gitmediğim vilayet yoktur; her vilayete en az iki kere, üç kere, dört kere, beş kere gitmiş bir başbakanım ben, hepsini dolaşıyorum. İsterseniz, bu hafta da İzmir'e gelin, hadi. Orada, 26 tane baraj, regülatör, sulama tesisleri; onların açılışlarını yapacağız. Bahsediyordunuz ya sulama yok, baraj yok diye; gelin onların açılışına. (AK Parti sıralarından alkışlar) Ve bunların her biri de, 10 trilyon bedelin üstünde olan yatırımlar, onların açılışını yapıyoruz. 26 tanesinin de, Halkapınar'daki kapalı spor salonundan, uydu sistemiyle açılışını yapacağız; ama, sizin bunları takibe ihtiyacınız yok.

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Gidemezler!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Bu bir aşk meselesi, bu bir heyecan meselesi, bu farklı bir şey ve değerli arkadaşlarım, işte, tarımda, bu kurduğumuz sulama tesisleri, barajlar, regülatörler şimdi devreye giriyor. İşte, İzmir'in o kurak denilen yerleri bunlarla sulanacak.

Bakın, Beydağı Barajı, âdeta durmuş vaziyetteydi; ama, şu anda hız kazandı ve bitme noktasına geldi. Arkadaşlar niye bunlar olmuyordu? Daha önce niye yapılamadı bunlar? Yıllarca niye yapılmadı?

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Hangisi yapılmadı, Keban mı?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Evet, iş bilenin, kılıç kuşananındır; ne derseniz deyin. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Başbakan, affedersiniz, bütün hatiplere bir uyarıda bulunmuştum süreleriyle ilgili; son 5 dakika içindesiniz.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Evet, teşekkür ederim. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, çok affedersiniz, sayın hatibin her cümlesine anlamlı anlamsız müdahale etmenin hiçbir faydası yok, çok da şık olmuyor. Yani, bu Meclisimizde bir üslubu yerleştirmeye çalışıyoruz. Lütfen… Sayın Başbakan, Hükümet adına kendi hakkını kullanıyor. Bunu anlayışla karşılamamız gerekir. Her cümleye itiraz olmaz, her cümleye müdahale olmaz.

Sayın Başbakan, buyurun efendim.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Hemen bu arada not geldi. Sayın Antalya Milletvekili arkadaşımın bahsettiği hasta, yeni doğan bir bebek. İsmi, Ahmet Atay. Öyle mi?..

ATİLA EMEK (Antalya) - Evet, 3,5 milyarlık senetle bırakılıyor.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - 4 gün Antalya Anadolu Özel Hastanesinde yatmış, bugün devlet hastanemize nakledilmiş, tedavisine burada devam ediliyor, tedavisi devam ettiği için, hastanede yatan bir hastanın rehin tutulduğundan elbette bahsedilemez. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ATİLA EMEK (Antalya) - Sayın Başbakan, şimdi ben de aldım, 3,5 milyarlık senet alınıyor hastanın ailesinden… 3,5 milyarlık senet!.. Sayın Bakan onun da cevabını versin. Şimdi görüştüm, 3,5 milyarlık senetle bırakıyorlar.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Toplantıdan sonra Bakanımla onu görüşün, onu da takip ederler.

ATİLA EMEK (Antalya) - Evet, evet, şimdi ben de görüştüm, 3,5 milyarlık senet alınmış!

BAŞKAN - Sayın Emek, lütfen, efendim.

Sayın Başbakan, buyurun efendim.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Evet.

Buğday üretimiyle ilgili, ilgili ilgisiz bazı ifadeler kullanıldı. Nereden rakamlar veriliyor, nasıl rakamlar veriliyor, anlayamıyorum. Bakınız, Türkiye'de buğday üretimi, değerli arkadaşlar, 2002 sonu itibariyle 19 500 000 ton ve 9 300 000 hektarlık bir alan. 2005'te yine aynı alan; fakat, üretim 21 000 000 ton. Artış... Biz şu anda, değerli arkadaşlarım, buğday ithal etmiyoruz. Daha önce, ayrıca, yılda 1 000 000 ton kaliteli buğday ithal ediyorduk; ama, şimdi bu kaliteli buğdayı ithal etmiyoruz. Bu noktaya geldik.

MEHMET NEZİR NASIROĞLU (Batman) - AK Parti bereketi.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Eyvallah...

Aynı şekilde, mısır üretimine gelince; 2002 yılında 2 100 000 ton mısır üretimi vardı; yetmiyor ve ithal de vardı; ama, 2005 itibariyle bu rakam şu anda 3,5 milyon ton. 4'e kadar çıkma durumu var.

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) - Fiyatlar nasıl?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Gayet iyi… Gayet iyi… Vatandaşımız halinden memnun, çiftçimiz de halinden memnun.

Türkiye'de bizden önce her yıl 1 500 000 ton mısır ithal ediyorduk; ama, artık etmiyoruz.

MEHMET BOZTAŞ (Aydın)- Pamuk,  pamuk…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ve eğer bu iş öldü deniliyorsa, bu artış nasıl oluyor. Buğdayda da mısırda da rakamlar ortada.

RASİM ÇAKIR (Edirne) - Türkiye'ye Allah verdi; ama, Başbakan vermedi.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Şimdi geliyorum bir başka konuya, çok merak ettiğiniz bir konuya geliyorum. Bakınız, üç yılda mazot desteği olarak ödenen 1 katrilyon 50 trilyon Türk Lirasıdır. (AK Parti sıralarından alkışlar) Mazot desteği olarak ödenen parayı söylüyorum.

ALİ ARSLAN (Muğla) - Köylü desteğinden kısarak verdiniz o parayı.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ve Kasım 2002-Aralık 2005…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Başbakan, süreniz bitti, eksüre veriyorum. Lütfen…

Buyurun efendim.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ve bu dediğim süreler içerisindeki fiyat farkı ne oldu dünyadaki gelişmeler sebebiyle? Fiyat farkına baktığımız zaman, fiyat farkı da yine 1 katrilyon 74 trilyon olmuş. Bu ne demek? Yani, biz, bu fiyat farkını, vermiş olduğumuz bu destekle sübvanse ettik. Olay budur.

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) - Doğrudan gelir desteğini ne zaman ödeyeceksiniz?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Doğrudan gelir desteğini de aynen ödemeye devam ediyoruz ve ayın 16'sında 150 trilyonluk bir ödemeyi yapıyoruz. Devam ediyor.

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) - Nisan'da ödemeye söz verdiniz.

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - 2004 yılı…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Bakın, 14 katrilyonluk ödenmeyen nemaları biz ödüyoruz biz. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Neyi konuşuyorsun; biz ödüyoruz biz.

Kotalardan bahsediliyor, şeker kotasından.Bakınız, şekerde 2003'te 14 290 000 ton biz pancar almışız, 2004'te 14 730 000 ton pancar almışız, 2005'te 15 176 000 ton biz pancar almışız. Neresi düşüyor bunun ya?! Artış devam ediyor. Kaldı ki…

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) - Tatlandırıcıları ne yapıyorsunuz?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Bakın, şunu bilin, öğrenin; bazı şeyleri bilmiyorsunuz. Biz, şeker pancarının bu noktada karşısına, alternatif ürünler olmak üzere mısır gibi, kanola gibi, soya fasulyesi gibi, bunların da teşviğini getirdik, bu adımları da attık. Bunları niye atıyoruz; çiftçimiz mağdur olmasın diye ve bunu daha iyi değerlendirelim hem ülke bu noktada kaybetmesin hem de bu noktada, istiyoruz ki, ülkemizin her yerinde bu alanları en ideal şekilde değerlendirelim ve bu adımlar da bu şekilde atılmıştır.

HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Antalya) - Çiftçiyi perişan ettiniz.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Domates kaç para Sayın Başbakan?

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - 2004 yılı mazot desteği ödenmedi Sayın Başbakan, 2006'ya giriyoruz.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Şimdi geliyorum bir başka konuya.

Değerli arkadaşlar, benim yurtdışı ziyaretimden sonra -yurtdışı ve yurt içinde- geldiğimde, bazı tespitlerim, kullandığım ifadeler sebebiyle Sayın Baykal çok rahatsız olmuş ve bundan dolayı da, nedense, dün de Grup toplantısında, bayağı, maşallah, bu işi gündemde tuttu; ama, bunun dışında da zaten gündemde tutuyor. Demek ki, iyi bir çelik çomak verdik elinize; oynamaya devam edin.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Yakışmıyor Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Fakat, yani, burada bir şey var. Burada bir şey var…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Bir Başbakana böyle konuşmak yakışmıyor.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Tabiî, tabiî... Ülkenin Başbakanına "adam" dersiniz, ülkenin Başbakanına akla hayale gelmez ifadelerle saldırırsınız, bunlar yakışır; ama, ülkenin Başbakanı bir şey söylediği zaman, yakışmaz...

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Yakışmıyor, yakışmıyor…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Dünkü Grup toplantısında neler konuştuğunuzu dinledik televizyonda, gördük; kusura bakmayın.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Meclisin kürsüsünden yakışmıyor.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Çok doğru söylemiş Baykal.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) -  Şimdi, benim Türklüğümle oynamaya ve bunu başka taraflara çekmeye hiçbirinizin hakkı yok; ağzınıza alamazsınız, ağzınıza alamazsınız, ağzınıza alamazsınız! (AK Parti sıralarından  "Bravo" sesleri, ayakta alkışlar)  Önce gidin, aynaya bakın, aynaya! Aynaya bakın, kendinizi görün; bu bir.

Siz, Şemdinli'de başka konuşuyorsunuz, Ankara'da başka konuşuyorsunuz ya; siz busunuz! (AK Parti sıralarından  "Bravo" sesleri, ayakta alkışlar) Busunuz, siz busunuz.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sen yapıyorsun sen!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ve siz, daha önce konuştuklarınızı bugün inkâr ediyorsunuz. Buyurun, 1999; demokratikleşme ve insan hakları. Hazırladığınız rapor ve bu raporda, bakınız "Kürt sorunu" diyor, ifadeye giriyorsunuz ve kalkıp, burada, bu ifadeleri kullanırken, arkasından da kimliğe geliyorsunuz.

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) - Hukukî boyutu ne oldu?!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Kimlikte, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının taşımaları gereken tek ortak kimlik, resmî siyasal kimlikleridir; yani, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmalarıdır. Dikkat edin, benim söylediğimi söylüyorsunuz. Bu, raporunuz, raporunuz. Kürtlük ya da başka kültürel kimlikler, bu üst kimlikle çatışmamalıdır. Nereden çıktı bu üst kimlik? Kullandın değil mi; kullandın. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Hiçbir kültürel kimlik, kendi varlık alanını aşarak, kendisine kurtarılmış bir siyasal alan talebinde bulunmamalıdır. (CHP sıralarından "Doğru" sesleri) Bunu siz söylüyorsunuz.

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Doğru; doğru söylemişiz.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Geçiyorum… Aynen katılıyorum zaten, doğru söylemişsiniz, aynen katılıyorum; sıkıntımız yok; ama, şimdi, sizde niye bu sıkıntılar başladı onu merak ediyorum. (CHP sıralarından "Yok" sesleri)

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Yok…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Haa, geliyorum şimdi bir başka ifadenize yine burada.

Bakınız "kimliklerini özgürce geliştirebilmelerinin önündeki yasal veya fiilî eksikliklerle, bu alanda yürürlükte olan engelleyici ve caydırıcı siyasî ve idarî tavırla mekanizmalardan kaynaklanan sorunları sembolleştiren Kürt sorununun aşılarak, Kürt kimliğinin tanınması..."

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Evet, doğru…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) -  Hani, kimlik tanıyorsunuz işte; buyur…

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Bilmiyorsunuz, konuşuyorsunuz. Anlatıyoruz ya… Siz kavramamışsınız, kavramamışsınız!..

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ve devam ediyorum:"... üst siyasî kimlikte kucaklaşmamızın engeli olarak değil, farklı alt kimliklerin kaynaşmasını güçlendirici bir süreç olarak algılanmalıdır" diyorsunuz. (CHP sıralarından gürültüler)

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Tamam, evet…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - "Tamam, evet..." Ben de aynı şeyi söylüyorum, katılıyorum zaten.

Peki, size sormalı: Ne oldu da bu kadar rahatsız oldunuz ya?! (AK Parti sıralarından alkışlar)

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Niye rahatsız olalım ya!..

ATİLA EMEK (Antalya) - Millet rahatsız oluyor, millet!..

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Bitmedi…

Aynısı, doğu ve güneydoğu komisyonu…

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Sayın Başbakan, milletin adını söyle, ne milleti?!  Millet alt kimlik mi değil mi, onu söyle yeter.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Bak, bak, ben bir şey söyleyeyim sana, ben bir şey söyleyeyim size.

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Onu söyleyemiyorsun!..

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Bakın, eğer, benim Grup konuşmalarını zerre kadar takip etmiş olsaydın…

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Sen bırak onu, burada söyle.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Nasıl bırak ya… Grup bırakılır mı?! Grup bırakılır mı?! (AK Parti sıralarından alkışlar)

ATİLA EMEK (Antalya) - Burası Millet Meclisi, burada söyle.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Bunlarla varız burada, millet adına varız, Türk Milleti adına varız burada, nasıl bırakırsın?! (AK Parti sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

Bakın, burada, buyurun: Halkımız -Grup toplantısı konuşmamdır- bu dört ayağı sağlam gördüğü zaman -dikkat edin- güvenilir gördüğü zaman, Türk Milletini, Türkiye'yi tutana aşkolsun, diyorum ben. (AK Parti sıralarından alkışlar)

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Türk Milleti alt kimlik mi üst kimlik mi, onu söyle…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Tarih 2 Kasım 2004.

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Söylemiyorsun…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ismarlama değil bu Sayın Baykal, ne zaman söylendiğini öğren.

Bir diğeri 22 Kasım 2004: Halkımız bu dört ayağı sağlam gördüğü zaman, güvenilir gördüğü zaman, Türk Milletini, yine, Türkiye'yi tutana aşk olsun.

Bir başkası: Eğer, aile yapımızı sağlam temeller üzerinde koruyor, örfüyle, âdetiyle, kültürüyle, değerleriyle bunu sürekli olarak besliyorsak, bilesiniz ki, gelecek Türkiye'nindir, Türk Milletinindir! (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Bakın, sizin bu iki raporunuzun içinde de, değerli arkadaşlar, bu iki raporunuzun içinde de 1 yerde "Türk Milleti" ifadesi geçmiyor! (AK Parti sıralarından alkışlar)

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Böyle bir ihtiyaç içinde değiliz.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Geçmiyor; onun için tereciye tere satmayın! Biz, bu işleri iyi biliriz.

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Bizim böyle bir ispatlamaya ihtiyacımız yok.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Şimdi, geliyorum son cümleme.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Demokratik cumhuriyetten bahset!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Son cümleme geliyorum: Türkiye, demokratik, laik, hukuk devletidir, sosyal bir cumhuriyettir; bunu böyle biliniz.

ATİLA EMEK (Antalya) - Karıştırdın[!]

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Bakınız, "Efendiler, meselenin bir daha tekerrür etmemesi ricasıyla bir iki noktayı arz etmek isterim. Burada maksud olan ve Meclis-i âlinizi teşkil eden zevat yalnız Türk değildir, yalnız Çerkez değildir, yalnız Kürt değildir, yalnız Laz değildir. Fakat hepsinden mürekkep anasır-ı İslâmiyedir -yani İslamî unsurlardır- samimî bir mecmuadır. (topluluktur) Binaenaleyh bu heyet-i âliyenin temsil ettiği; hukukunu, hayatını, şeref ve şanını kurtarmak için azmettiğimiz emeller, yalnız bir unsur-ı İslâma münhasır değildir." Bir İslam unsuruna münhasır değildir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Başbakan, sürenizi uzatıyorum; lütfen tamamlayın.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Bitiriyorum.

"Anasır-ı İslâmiye'den mürekkep bir kitleye aittir. Bunun böyle olduğunu hepimiz biliriz."

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Mürekkep…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Söz kime ait? (CHP sıralarından "Atatürk" sesleri)

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Mustafa Kemal Atatürk!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Sene 1920, Mustafa Kemal Atatürk. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Kaynak bu, kaynak bu!

Ben, şimdi, burada, şunu, tabiî, özellikle…

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Ayrı değil; mürekkep, birleştirici!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Mürekkep dedim zaten.

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Ayrı değil, birleştirici!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Tabiî, aynı şeyi söylüyorum; onu söylüyorum.

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Millet işte o; Türk Milleti!..Türk Milleti!..

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Onu söylüyorum, onu söylüyorum.

DENİZ BAYKAL (Antalya) - Türk Milleti; millet o!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı nedir allahaşkına; Türk milleti değil mi.

ATİLA EMEK (Antalya) - Bir bağdır Sayın Başbakan, hukukî bir bağdır!

ERDAL KARADEMİR (İzmir) - Hangi milletin Başbakanısınız?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Siz, dün, vatandaşlığın içi boş, vatandaşlığın içinin boş olduğunu söylüyorsunuz. Bunu nasıl söylersiniz ya?! "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlık bilincinin…" Nasıl böyle söylersiniz?! Bu, bizim üst kimliğimiz olarak, işte, hepimizi bir araya getiriyor ve kalkıp, öyle çirkin yaklaşımlar yapıyorsunuz ki, ben, dinin birleştirici unsurlardan bir tanesi olduğunu söylüyorum, bundan bile rahatsız oluyorsunuz ya. Niye rahatsız oluyorsunuz?! Niye rahatsız oluyorsunuz?! (AK Parti sıralarından alkışlar) Ve yaptığınız çağrışımlar çok yanlış. Bunları yapmayın. El ele verelim... El ele verelim; ülkede yapmamız gereken çok şeyler var. Millet bizden bunları bekliyor. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Ben, 2006 bütçemizin, ülkemiz için, milletimiz için hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, tüm emeği geçenlere tekrar teşekkür ediyorum; sağ olunuz, var olunuz. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri; ayakta alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Başbakan, teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, şimdi söz sırası, İçtüzüğün 61 inci maddesindeki "son söz milletvekilindir" hükmü gereğince, lehinde konuşmak üzere, ikinci sırada yer alan, Ordu Milletvekili Sayın Cemal Uysal'a aittir.

Buyurun Sayın Uysal (AK Parti sıralarından alkışlar)

Sayın Uysal, konuşma süreniz 10 dakikadır.

CEMAL UYSAL (Ordu) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; konuşmama başlarken, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yalnız, Sayın Başbakanımızın bu muhteşem konuşmasından sonra, benim konuşmamın ne anlama geleceğini, lütfen, siz takdir edin.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; şunu söylemek istiyorum: Eğer bir ekonomide büyüme yüksekse, enflasyon düşüyorsa, ihracat artıyorsa, devletin borçlanma gereği azalıyorsa, verim artıyorsa, faizler düşüyorsa, ekonomi ilminin temel prensiplerine ve uluslararası kriterlere göre o ekonomi iyidir. "Bütün bu göstergeler iyi" deyip de, daha sonra, "bunlar halka intikal etmiyor; efendim, bunların halka bir faydası yok, halkın durumu kötü" diyenlerin düşüncelerinden şüphe etmek gerekir.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Cemal Bey, Karadeniz fındığını bari sen konuş!..

CEMAL UYSAL (Devamla) - Efendim, bakın, siyaseten her şeyi söyleyebiliriz; ama…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Kamyoncuları konuş!..

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen hatibi dinleyelim efendim.

CEMAL UYSAL (Devamla) - Siyaseten her şeyi söyleyebilirsiniz; ama, "bütün bu göstergeler çok iyi; ama, ekonomi kötü" derseniz ve bunu bilimsel bir toplantıda söylerseniz, itibarınız sıfır olur. Ama, siyaseten her şeyi söylersiniz.

Ben zaten siyasetin üzerinde fazla durmayacağım. Sayın Erkan Mumcu'nun, ekonomi ilmiyle ilgili olarak yapmış olduğu analizler üzerinde durmak istiyorum. Kesinlikle siyaset yapmayacağım, zaten beceremem.

Bakın, Sayın Mumcu "Efendim, ekonomi ilmi siyasî bir ilimdir" dediler. Lütfen beni bağışlayın, Sayın Mumcu, sizin dediğiniz 1870'te doğruydu. Yanınızda iktisat profesörü var…

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Beni şahit gösterme, niye beni şahit gösteriyorsun?

CEMAL UYSAL (Devamla) - İngiltere'den Jevons,  Fransa'dan Marshall…

BAŞKAN - Sayın Uysal, lütfen Genel Kurula… Ve en güzeli, bir teşekkür edip kürsüden ayrılmanız efendim. (Alkışlar)

CEMAL UYSAL (Devamla) - Efendim, Avusturya'dan…

BAŞKAN - Arkadaşlarımız özlemle bekliyorlar Sayın Uysal, eminim siz bunu yapacaksınız. Bir teşekkür edeceksiniz bütçemiz hayırlı olsun diye, biz de gönülden…

CEMAL UYSAL (Devamla) - Efendim, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum, bütçemizin hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Uysal, sağ olun.

Sayın milletvekilleri, oylamalarımız var, lütfen yerlerinize oturun. iki tane de talep var, onları değerlendireceğim.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlandı. Yalnız, iki talep var.

Sayın milletvekilleri, lütfen, sessiz olalım arkadaşlarım, sonuna geldik ve bitiriyoruz.

Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım "Sayın Mumcu'nun konuşmasından sonra ben bu konuda cevap hakkımı kullanmış ve olayı bütün açıklığıyla arz etmiştim. Sayın Mumcu'nun konuşmasından sonra, ben bu konuda cevap hakkımı kullanmış ve olayı bütün açıklığıyla arz etmiştim. Sayın Mumcu doğru söylememektedir, bu konuda açıklama yapmak istiyorum" diyor.

Sayın Bakan, burası bir münazara yeri değil, bunu tartışmayacağım ve izninizle size söz vermek istemiyorum. Bu konuyu bir başka şekilde gündeme getirebilirsiniz.

Sayın Erkan Mumcu'nun bir talebi var: "Sayın Başkan, Başbakanın şahsımı hedef alan sözleri üzerine İçtüzüğün ilgili maddesi gereğince söz talep ederim" diyorsunuz.

Tutanaklara baktım, Sayın Başbakanın konuşmasında bir defa bile isminiz geçmiyor. Dolayısıyla size de söz verme imkânım yok.

Sayın milletvekilleri, 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçe Kesinhesap Kanunu Tasarılarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçe Kesinhesap Kanunu Tasarılarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunacağım.

1-2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2-2004 Malî Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarısının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3-2004 Malî Yılı Katma Bütçeli İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarısının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Böylece, 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçe Kesinhesap Kanunu Tasarılarının maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.

Şimdi sırasıyla, her üç tasarının da 1 inci maddelerini okutuyorum:

2006 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI

BİRİNCİ KISIM

Genel Hükümler

BİRİNCİ BÖLÜM

Gider, Gelir, Finansman ve Denge

Gider

MADDE 1.- Bu Kanuna bağlı (A) işaretli cetvellerde gösterildiği üzere, 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerine 170.156.782.052  Yeni Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelere 11.302.981.361 Yeni Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumlara 1.150.574.838 Yeni Türk Lirası,

ödenek verilmiştir.

2004 MALÎ YILI KESİNHESAP KANUNU TASARISI

Gider Bütçesi

MADDE 1.- Genel bütçeli dairelerin 2004 Malî Yılı giderleri, bağlı (A) işaretli cetvelde gösterildiği üzere, 139.224.734.493.840.000.-  lira olarak gerçekleşmiştir.

2004 MALÎ YILI KATMA BÜTÇELİ İDARELER

KESİNHESAP KANUNU TASARISI

Gider bütçesi

MADDE 1.- Katma bütçeli idarelerin 2004 Malî Yılı giderleri, bağlı (A) işaretli cetvelde gösterildiği üzere, 13.714.755.940.430.000.- lira olarak gerçekleşmiştir.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, her 3 tasarının da 1 inci maddelerini okuttum. Anayasanın 164 üncü maddesi uyarınca, bütçe kanunu tasarısı ile kesinhesap kanunu tasarılarının görüşmeleri birlikte yapılacağından, okunmuş bulunan 1 inci maddeler kapsamına giren kuruluşların 2006 yılı bütçeleri ile 2004 malî yılı kesinhesaplarının görüşmelerine yarınki birleşimde başlanacaktır.

Programa göre, kuruluşların bütçe ve kesinhesaplarını görüşmek için, alınan karar gereğince, 15 Aralık 2005 Perşembe günü saat 11.00'de toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Hepinize teşekkürler. İyi akşamlar.

Kapanma Saati: 20.14