DÖNEM: 22         CİLT: 88       YASAMA YILI: 3

 

 

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

 

116 ncı Birleşim

23 Haziran 2005 Perşembe

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

                                                      Sayfa    

 

  I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. - GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Gündemdişi Konuşmalar

1.- Sakarya Milletvekili Süleyman Gündüz'ün, Bosna-Hersek Srebrenica katliamının 10 uncu yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen'in, emekli, dul ve yetimler ile memurların sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Şükrü Mustafa Elekdağ'ın, Federal Almanya Parlamentosunun 1915 yılında cereyan eden Ermeni olaylarıyla ilgili aldığı karara ilişkin gündemdışı konuşması

B) Tezkereler ve Önergeler

1.- Diyarbakır Milletvekili Mehmet Fehmi Uyanık'ın Millî Savunma Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/309)

C) Gensoru, Genel Görüşme, Meclİs SoruşturmasI ve Meclİs AraştIrmasI Önergelerİ

1.- Adana Milletvekili Atilla Başoğlu ve 22 milletvekilinin, ülkemizdeki su kaynaklarının tespiti ile etkin idare ve koruma yöntemlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/292)

2.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı ve 22 milletvekilinin, Erzurum Atatürk Üniversitesi 2004-2005 öğretim yılı mezuniyet töreninde bir velinin salona alınmaması olayının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/293)

V.- ÖNERİLER

A) Sİyasî Partİ Grubu Önerİlerİ

1.- Gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin CHP Grubu önerisi

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)

2.- Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/995) (S. Sayısı: 940)

VII.- AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kastamonu Milletvekili Musa Sıvacıoğlu'nun, Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım'ın, konuşmasında, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

VIII.- SORULAR VE CEVAPLAR

A) Yazili Sorular ve Cevaplari

1.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, 2003-2004 yıllarında Aksaray İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi GÜLER'in cevabı (7/6147)

2.- Muğla Milletvekili Fahrettin ÜSTÜN'ün, Büyükşehir Belediye Ankara Spor Kulübünün gelir ve giderleri ile iktisadî işletmelerine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/6179)

3.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, 2003-2004 yıllarında Aksaray İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/6181)

4.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, 2003-2004 yıllarında Erzurum İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/6182)

5.- Afyonkarahisar Milletvekili Reyhan BALANDI'nın, Kütahya-Gediz-Gökler Beldesindeki bir kömür ocağında meydana gelen grizu patlamasına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/6198)

6.- Bursa Milletvekili Ertuğrul YALÇINBAYIR'ın, Sivas-Yıldızeli-Yakacık Çavuşlu Köyü İlköğretim Okulunda zehirlenen öğrencilere ve sorumlularına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/6236)

7.- Yalova Milletvekili Muharrem İNCE'nin, sağlık liselerinin devriyle personelin özlük haklarında meydana gelen sorunlara ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/6238)

8.- Kırşehir Milletvekili Mikail ARSLAN'ın, ÖSYM'nin ilan ettiği sözleşmeli personel sınavına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/6241)

9.- Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın, sözleşmeli ve ücretli öğretmenler ile öğretmen ihtiyacına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/6243)

10.- Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın, görevden alınan öğretmen ve yöneticilere ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/6244)

11.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, 2003-2004 yıllarında Bartın İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/6245)

12.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Fener Rum Patrikhanesinin faaliyetlerine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/6314)

13.- Diyarbakır Milletvekili Mesut DEĞER'in, köy grup teknisyenliği binalarına ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı (7/6325)

14.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Gümüşhane İlinde 2003-2004 yıllarında gerçekleştirilen yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/6332)

15.- İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün, pirinç ithalatına ve üretimine ilişkin Başbakandan sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı (7/6357)

16.- Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın, görev yeri değiştirilen bir öğretmene ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/6386)

17.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Düzce İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı (7/6409)

18.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya kıyılarındaki trolle kaçak avlanmanın engellenmesine yönelik tedbirlere ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı (7/6410)

19.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in, hububat alım kararnamesinin açıklanma tarihine ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı (7/6411)

20.- Edirne Milletvekili Rasim ÇAKIR'ın, çeltik üreticilerinin sorunlarına,

- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in, hayvancılık sektörünün sorunlarına,

İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı (7/6408, 6412)

21.- Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun, yeşilkart sahiplerinden ilaç katılım payı alınmasıyla ilgili düzenlemeye ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/6426)

22.- İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün, işsizlik sigortası kapsamında toplanan primlere ve yapılan ödemelere ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/6461)

23.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bolu İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı (7/6485)

24.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Gümüşhane İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına,

Sakarya İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına,

İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı (7/6486, 6488)

25.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Kütahya İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi EKER'in cevabı (7/6487)


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.00'te açılarak altı oturum yaptı.

Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya, üniversitelerde yılsonu mezuniyet törenlerinde yaşanan son olaylar ile jakobenizmin geldiği son duruma,

Hatay Milletvekili Mehmet Eraslan, tarım sektörünün son durumu ile çiftçilerimizin içinde bulunduğu sorunlara ve alınması gereken önlemlere,

İstanbul Milletvekili Güldal Okuducu, Babalar Gününe,

İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Saymanlığının 2005 yılı Ocak, Şubat ve Mart Ayları Hesabına Ait Türkiye Büyük Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme Komisyonu Raporu (5/15) (S. Sayısı: 947);

Adana Milletvekili A. Zeynep Tekin Börü'nün,

Amasya Milletvekili Hamza Albayrak'ın,

KİT Komisyonu üyeliğinden çekildiklerine,

Konya Milletvekili Atilla Kart ve 25 milletvekilinin, Mercedes Benz Türk AŞ'nin "Travego" adıyla ürettiği yolcu otobüslerinde teknik kusurların bulunup bulunmadığı konularının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına (10/288),

İlişkin önergeleri;

Genel Kurulun bilgisine sunuldu; Meclis araştırması önergesinin gündemdeki yerini alacağı ve öngörüşmesinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün Bahreyn'e yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi, kabul edildi.

21.6.2005 tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan ve Genel Kurulun aynı tarihli 114 üncü birleşiminde okunmuş bulunan (8/22) esas numaralı Avrupa Birliği Müzakerelerine Başlamadan Önce İmzalanacak Uyum Protokolü konusundaki genel görüşme önergesinin, İçtüzüğün 102 nci maddesi gereğince yapılacak öngörüşmelerinin, Genel Kurulun 22.6.2005 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisinin, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edilmediği,

Gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve bastırılarak dağıtılan 951 sıra sayılı Hâkim ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 48 saat geçmeden gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 3 üncü sırasına, gündemin 279 uncu sırasında yer alan 930 sıra sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 4 üncü sırasına, 191 inci sırasında yer alan 821 sıra sayılı T.C. Başbakanlık Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA) ile Moğolistan Maliye ve Ekonomi Bakanlığı Arasında İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının 6 ncı sırasına, 241 inci sırasında yer alan 855 sıra sayılı Avrupa İmar ve Kalkınma Bankasının Kuruluş Anlaşmasında Yapılan Değişikliğin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının 7 nci sırasına, 257 nci sırasında yer alan 890 sıra sayılı Türkiye İstatistik Kanunu Tasarısının 8 inci sırasına, 289 uncu sırasında yer alan 944 sıra sayılı Belediye Kanunu Tasarısının 9 uncu sırasına, 269 uncu sırasında yer alan 918 sıra sayılı 4.5.2005 tarihli ve 5344 sayılı Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 10 uncu sırasına alınmasına; Genel Kurulun 24.6.2005 Cuma, 25.6.2005 Cumartesi ve 27.6.2005 Pazartesi günlerinde de 14.00-23.00 saatleri arasında kanun tasarı ve tekliflerini görüşmek üzere çalışmasına; 28.6.2005 Salı günü 15.00-23.00, 29.6.2005 Çarşamba ve 30.6.2005 Perşembe günleri de 14.00-23.00 saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesine; 28.6.2005 Salı günkü birleşimde sözlü soruların ve diğer denetim konularının; 29.6.2005 Çarşamba günkü birleşimde de sözlü soruların görüşülmemesine ilişkin AK Parti Grubu önerisinin, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edildiği,

Açıklandı.

İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol, Meclis çalışmalarında iktidar kanadının, söz talepleriyle İçtüzükteki konuşmacı sayısını doldurarak muhalefetin söz hakkını kısıtlama girişimlerine Başkanlık Divanının himaye göstermemesi gerektiğine ilişkin,

Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan, Çankırı Milletvekili Tevfik Akbak'ın, konuşmasında, şahsına sataşması nedeniyle,

Bir açıklamada bulundu.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:

1 inci sırasında bulunan, Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı: 305) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporu henüz gelmediğinden, ertelendi.

2 nci sırasında bulunan, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının (1/995) (S. Sayısı: 940), tümü üzerindeki görüşmeleri tamamlandı, 11 inci maddesine kadar kabul edildi.

23 Haziran 2005 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşime 23.03'te son verildi.

 

 

 

İsmail Alptekin

 

 

 

 

Başkanvekili

 

 

 

Yaşar Tüzün

 

Harun Tüfekci

 

 

Bilecik

 

Konya

 

 

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

 

 

 

Mehmet Daniş

 

 

 

 

Çanakkale

 

 

 

 

Kâtip Üye

 

 


                                                                                                          No.: 162

II.- GELEN KÂĞITLAR

23 Haziran 2005 Perşembe

Teklif

1.-       Ankara Milletvekili Salih Kapusuz'un; Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/548) (Anayasa Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2005)

Rapor

1.-  Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ile Koruma Kurulları Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum ve Adalet Komisyonları Raporları (1/992) (S. Sayısı: 953) (Dağıtma tarihi: 23.6.2005) (GÜNDEME)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU ve 22 Milletvekilinin, ülkemizdeki su kaynaklarının tespiti ile etkin idare ve koruma yöntemlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/292) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.6.2005)

2.- Erzurum Milletvekili Mustafa ILICALI ve 22 Milletvekilinin, Erzurum Atatürk Üniversitesi 2004-2005 öğretim yılı mezuniyet töreninde bir velinin salona alınmaması olayının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/293) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.6.2005)


BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

23 Haziran 2005 Perşembe

BAŞKAN: Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 116 ncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz, Bosna-Hersek Srebrenica'da yapılan soykırımın 10 uncu yıldönümü münasebetiyle söz isteyen, Sakarya Milletvekili Sayın Süleyman Gündüz'e aittir. (Alkışlar)

Buyurun Sayın Gündüz.

IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Gündemdişi Konuşmalar

1.- Sakarya Milletvekili Süleyman Gündüz'ün, Bosna-Hersek Srebrenica katliamının 10 uncu yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması

SÜLEYMAN GÜNDÜZ (Sakarya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; temmuz ayında büyük bir ihtimalle Meclisimiz kapalı olacağından, Bosna-Hersek Srebrenica katliamının 10 uncu yılı olması dolayısıyla gündemdışı söz almış bulunuyorum. Bu konu, önümüzdeki ay dünyada en çok tartışılacak bir konu olacak; dolayısıyla, hepinizin bunu ilgiyle dinlemesini istiyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Alman Parlamentosunun sözde Ermeni soykırımı tasarısını kabul ederek Avrupa'da birçok parlamentonun uygulamasına katılmasını, bu kararı şiddetle kınayarak başlıyorum.

Yugoslavya'nın dağılma sürecine, Bosna-Hersek'te masum halka yönelik Sırp saldırılarını ve bunun sonucunda çekilen acıların tümünü yaşayan bir arkadaşınız olarak huzurlarınızdayım.

11 Temmuz 2005 tarihinde, Bosna-Hersek'in Srebrenica Kentinde Sırp saldırganların saldırıları sonucu soykırımına uğramış 8 000 Boşnak'ın katledilmelerinin 10 uncu yılını anacağız. Avrupa kıtasının İkinci Dünya Savaşında Nazi Almanyasının Yahudilere uyguladığı soykırımın dışında gördüğü en büyük soykırım, şüphesiz Bosna-Hersek'te yaşananlardır. Uluslararası Kızılhaç Örgütünün verilerine göre, 1992-95 tarihleri arasında Sırp saldırıları sonucu Bosna-Hersek'te 312 000 kişi ölmüştür. Savaş esnasında Srebrenica süreci nasıl oluştu; kısaca bunu anlatmalıyım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1991'de Yugoslavya sorunu başladığı andan itibaren, bölgede olası Alman nüfuzuna karşı Fransa, İngiltere ve Rusya Sırpların yanında yer aldılar; bunu, Bosna-Hersek savaşında da sürdürdüler. Bosna-Hersek'te 27 Şubat - 1 Mart 1992'de yapılan bağımsızlık referandumunda halkın yüzde 64'ü bağımsızlığı oylarken, 4 Nisan günü, Yugoslavya Federal Ordusu desteğinde Sırp Çetnik saldırganlar Başkent Sarajevo başta olmak üzere, Bjeljina, Foca, Zvornik ve Banja Luka gibi diğer kentlere saldırarak savaşı başlattılar.

Savaşın durdurulması için Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç -onu, burada, rahmetle yâd ediyorum- Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı ve Amerika Birleşik Devletlerinden ısrarla müdahale talep etmekteydi. Boşnaklar, Sarajevo kuşatmasını yarmak ve havaalanını kontrol altına almak üzere oldukları bir anda; 28 Haziran 1992'de Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand -ki, o gün Kosova Meydan Muharebesinin (1389) yıldönümüydü- Sarajevo'ya bir ziyarette bulunarak, kuşatma altındaki şehri gezdi; Sarajevo'da savaşı hissetmediğini, dolayısıyla müdahaleye gerek olmadığını açıkladı. Uluslararası müdahalenin tartışıldığı bir ortamda ziyaretin yapılması savaşın gidişatını etkiledi. Fransa Cumhurbaşkanı Mitterrand'ın gelişinin ertesi günü Sarajevo Havaalanı Birleşmiş Milletler Barış Gücünün kontrolüne verilerek, Boşnakların eline geçmesi engellendi. Bu, Sarajevo kuşatmasının dört yıl sürmesine ve 312 000 kişinin ölümüyle sonuçlanan büyük bir trajedinin yaşanmasına sebebiyet verdi.

21 Nisan 1993'te Birleşmiş Milletler Barış Gücü (UNPROFOR) Komutanı Fransız General Phillip Morillion'un girişimiyle Srebrenica silahtan arındırılarak Birleşmiş Milletler tarafından korunan 6 güvenlikli bölgeden biri ilan edildi. Güvenlikli bölge olmasına rağmen Sırp saldırganlar zaman zaman ağır silahlarla kente saldırmaktaydılar. 5-11 Temmuz 1995'te Doğu Bosna'yı tamamen ele geçirmek için saldırıya geçen Sırplar, Birleşmiş Milletler Barış Gücünden, Hollandalı askerlerin koruması altında bulunan ve silahtan arındırılmış Srebrenica'yı 11 Temmuz günü ele geçirerek 8 000 kişiyi katletmenin yanı sıra 40 000 kişinin de kenti terk etmesine yol açtılar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Washington'da askerî konularda araştırma yapan BASIC adlı kuruluş tarafından yayımlanan bir raporda, çeşitli kaynak, belge ve New York'taki Birleşmiş Milletler Merkezine çekilen kriptolara dayanılarak "Srebrenica katliamının Fransa'nın tutumu sonucu yaşandığı" görüşü savunuldu. Katliamların sorumlusu Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac olduğu savunulan raporda, UNPROFOR  komutanı Fransız General Bernard Janvier'in, 24 Mayıs 1995'te Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin kapalı oturumunda, Bosna'da güvenlikli bölge ilan edilen Srebrenica, Zepa ve Gorazde'nin, Sırplara karşı artık savunulmaması görüşünü ortaya attığı ifade edildi.

Bu gizli oturumdan bir ay sonra, Fransa istihbaratının, Sırpların Srebrenica ve Zepa'ya saldırı için hazırlandığını öğrendiği bildirildi. Bu bilgilerin General Janvier'e, UNPROFOR komutanı olarak değil, Fransa'nın subayı olarak iletildiği bildiriliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, konuşmanızı tamamlayın efendim.

SÜLEYMAN GÜNDÜZ (Devamla) - 5-11 Temmuz tarihleri arasında, Srebrenica'yı korumakla görevli UNPROFOR'un Hollandalı askerlerinin komutanı, UNPROFOR Komutanı Fransız General Janvier'den, 5 kez NATO'nun duruma müdahale etmesini istediler. UNPROFOR Komutanı Fransız General Bernard Janvier bu taleplerin tümünü geri çevirdi.

Ayrıca, raporda, General Janvier'in Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'tan gelen talimat sonucu, NATO'nun müdahalesinin reddedildiği kaydedildi. Bu bilgiye kaynak olarak, Fransa ve BM yetkilileri gösterildi.

Raporda, Lahey'de, 11 Temmuz 1995'te çok gizli bir toplantı yapıldı. Bu toplantıda, UNPROFOR'da görevli Hollandalı subaylar, Sırpların kısa süre içerisinde başta Srebrenica olmak üzere, bu bölgeye saldıracaklarını ilettiler. Toplantının yapıldığı günün akşamı, General Janvier'in, saat 20.15'te, Paris'ten bir telefon aldığı belirtildi. General Janvier telefon görüşmesi yapıp döndükten sonra, Sırp kasabı Ratko Mladic'in kenti ele geçirmeyi planlamadığını ve NATO'nun müdahalesine gerek olmadığını bir kez daha söyledi; ancak, Srebrenica onaltı saat sonra Sırpların eline geçti. Ardından, iki gün sonra da Zepa düştü ve Sırplar Gorazde'ye dayandılar.

BM'nin o günkü Genel Sekreteri B. Butros Ghali, UNPROFOR komutanlarının kendi emirlerini dinlemediğini, sadece kendi başkentlerinden aldıkları talimatlara göre hareket ettiklerini söylemişti. BASIC'in ele geçirdiği, Srebrenica düşmeden haftalar önce, BM'nin eski Yugoslavya eski Özel Temsilcisi Yasuşi Akaşi'nin, New York'ta, merkeze, Genel Sekreter Yardımcısı (şimdiki Genel Sekreter) Kofi Annan'a çektiği 1 Haziran 1995 tarihli kriptoda, NATO'nun müdahalesiyle ilgili kararın Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'a ait olacağı ve Chirac'ın da müdahaleye karşı olduğu yolundaki düşüncelerini iletti.

Raporda, Fransız resmî kaynaklarına dayanılarak, 11 Haziran 1995 günü, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile Sırbistan Devlet Başkanı Slobodan Miloseviç arasında telefon görüşmeleri yapıldığı kaydedildi. Bu görüşmelerden sonra, Sırpların bir NATO saldırısı halinde insan kalkanı olarak kullanma amacıyla rehin tuttuğu 40 Birleşmiş Milletler Barış Gücü askerini serbest bıraktığı ifade edildi. Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Slobodan Miloseviç'e, NATO'nun müdahalesi konusunda Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Bill Clinton'ın da Fransa'nın istediği şekilde hareket edeceğini kabul ettiğini söyledi. Srebrenica'da toplu mezarlar ortaya çıkarken, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan "Srebrenica'da sadece Birleşmiş Milletler değil, insanlık ailesi iflas etti" yorumunu yaptı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Srebrenica Sırp saldırganların eline geçmeden önce, Dayanışma Vakfı olarak bizler, o devrin Cumhurbaşkanını, Başbakanını, Dışişleri Bakanını, Türkiye Büyük Millet Meclisini ve tüm siyasî partilerini ve Batılı devlet adamlarını, 5 Temmuz 1995'te gönderdiğimiz mektuplarla uyarmıştık.

BAŞKAN - Sayın Gündüz, lütfen tamamlayın efendim.

SÜLEYMAN GÜNDÜZ (Devamla) - Sayın Başkan, tamamlıyorum.

Mektuplardan bir bölümünü sunmak istiyorum: "21 inci Yüzyıla girerken son yüzyılın en dramatik olaylarının yaşandığı Bosna-Hersek'te dört yıldır dünyanın müthiş bir kayıtsızlıkla izlediği etnik temizlik, bugün Srebrenica'da etnik temizliğin de ötesinde, uluslararası etikten uluslararası hukuka, bütün güvenlik, barış ve diplomasi kurumlarına kadar topyekûn uluslararası sistemin çöküşünü sergiliyor. Srebrenica'da bir soykırım yaşanmaktadır. Uygar dünya bu soykırımı engellemelidir, hemen, şimdi…"

Srebrenica'da katledilen 8 000 kişinin hesabını kim verecek? Katliamları yapan, ama henüz yakalanmayan ve himaye edilen Radovan Karadzic, Ratko Mladic, katliamlardan haberdar olan Lahey'de Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesinde yargılanan patron Slobodan Miloseviç mi, göz yuman ve müdahaleyi engelleyen Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac mı? İstifa eden Hollanda Hükümetinin ve Hollandalı Birleşmiş Milletler askerlerinin yargılanmasına ne zaman başlanacak?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, 11 Temmuz 2005, Srebrenica katliamının 10 uncu yılı. Tüm insanlığı, Bosna'da işlenen soykırıma karşı görevlerini yerine getirmeye davet ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Gündüz.

Gündemdışı ikinci söz, emekli, dul, yetim ve memurların sorunları hakkında, İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Sevigen'e ait.

Buyurun Sayın Sevigen.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Orada her şey gösterilmez, biliyorsun.

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen’in, emekli, dul ve yetimler ile memurların sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması

MEHMET SEVİGEN (İstanbul) - Sayın Erbakan…

Haklısın Başkanım; yasakları deleceğiz inşallah, el ele verip.

Sayın Başkanım, önce size çok teşekkür ediyorum, Sayın Gazalcı'ya teşekkür ediyorum.

Sevgili milletvekili arkadaşlarım, gündemdışı konuşma yapıyoruz bugün; ama, hiç gündemden kopmayan bir olayı size anlatmak istiyorum.

Yaşıyorsunuz; sizler, bizler, çoğumuz, Türkiye bunu yaşıyor. Türkiye'nin iki yüzü var; bir, gerçekten, televizyonlarda, gazetelerde gördüğümüz bir yüzü, insanların refah içinde, varlık içinde yaşadıkları bir yüz; bir de, yoksul bir yüz, Türkiye'nin fakir tarafı, Televole Türkiyesinin dışındaki Türkiye; yani, memuru, emeklisi, polisi, öğretmeni, kısacası, maaşla geçinen insanların yaşadığı bir Türkiye, dargelirli bir Türkiye, insanların çoğunun kuyruklarda öldüğü, geceleri pazarlardan yiyecek topladıkları bir Türkiye. İzin verirseniz, Nazım'ın "mutluluğun resmini çizer misin Abidin" dediği gibi, ben de size o Türkiye'nin, yoksulluğun bir resmini göstermek istiyorum. Eğer bunu göstermediğimiz zaman, ne kadar konuşsak, hep buralarda, raflarda kalıyor. İzin verirseniz, ben bu resmi size göstermek istiyorum, hatıra kalması açısından.

Genç bir öğrenci kardeşimiz, emekli bir öğretmenimiz, pazarın bitiminden sonra kendini geçindirmek için topladıkları, domatesler, biberler, salatalıklar ve bu Türkiye'nin gerçek yüzü...

MEHMET ALİ ARIKAN (Eskişehir) - Çöpe atılanlar!..

MEHMET SEVİGEN (Devamla) - Burada bir resim daha var. Emeklimiz, dul ve yetimimizin gerçek yaşamı. Kim ne derse desin, Türkiye bu.

MEHMET ALİ ARIKAN (Eskişehir) - İş, aş bulamayanlar.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) - Türkiye bu.

HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) - Alışkanlık haline geldi.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) - Hangisi?

HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) - Görsel pozisyonlarla bir şey anlatmak.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) - Yani, inşallah getirirsiniz. Başka türlü çıkmıyor, başka türlü insanlar duymuyor…

BAŞKAN - Sayın Sevigen… Sayın Sevigen…

MEHMET SEVİGEN (Devamla) - Basın yazmıyor, medya yazmıyor; Yani, bu insanların derdini kim dile getirecek. Siz getirmezseniz, ben getirmezsem kim getirecek…

BAŞKAN - Sayın Sevigen, bir dakikanızı rica ediyorum.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) - Estağfurullah Başkanım.

BAŞKAN - Bakın, İçtüzüğümüze göre, burada, kürsüde hitap usullerimiz var. Siz, lütfen Genel Kurula hitap edin; bu usulümüze uygun olmayan herhangi bir davranış içerisinde bulunmayalım; sizden rica ediyorum. Bu imkânı Başkanlık size vermiştir.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) - Doğru söylüyorsunuz. Yani, insan üzülüyor.

Sevgili arkadaşlarım, ben niye milletvekili oldum diye kendime sorarım bazen. Genelde baktım milletvekillerinin ailelerine, hepinizin babaları ya çiftçi ya öğretmen -sizlerin de bizlerin de- dargelirli insanlar. Şöyle bir etrafınıza bakın dönün allahaşkınıza, hanginizin ailesinde ciddî, bir ferah, milletvekilli olduğunuzdan dolayı zenginlik var. Bir bakıyor musunuz kendinize? Bir dönün bakın bakalım, deyin ki, sülalenizde… Kendiniz için söylüyorum. Ama, bir de bakıyorsunuz, devleti yönetenlerin bütün etrafı zenginliklerle dolu. Her dönem bu böyle olmuş. Birileri gelmiş, yönetenler zenginleşmiş, yönetilenler, oy verenler fakirleşmiş, yoksullaşmış. İnsanlar intihar ediyor, insanlar ölüyor; inanın samimî olarak söylüyorum, bunu dile getirmek için üzülerek söylüyorum.

Diyor ki arkadaşlar: "Biz seçtik Adalet ve Kalkınma Partisini, biz oy verdik." Bana feryat ediyor cuma günü. Eyüp'teki cuma namazından çıktıktan sonra, imza kampanyası yapıyorduk, orada bir emekli öğretmen "babam öldü, lütfen bunu açıklayın…" "Biz, Tayyip Erdoğan'a oy verdik; bizim içimizden birisiydi; ama, o, şimdi bizi unuttu, zengin sofralarından kalkmıyor" dedi. "Allahaşkına, rica ediyorum, bunu, lütfen, feryatla duyur" dedi.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Bugüne kadar Tayyip Erdoğan'dan başka hiçbir Başbakan fakir sofrasına oturdu mu?!

MEHMET SEVİGEN (Devamla) - "Şimdi Tayyip Erdoğan, yoksulun, fakirin fukaranın içinden çıkacak, gelecek, zengin sofralarından kalkmayacak(1)" dedi; bunu söyledim ben. Vatandaşın feryatı bu, feryadı!.. (CHP sıralarından alkışlar) Yoksulun, fakirin fukaranın feryadı bu!..

Şimdi, Türkiye'de 10 000 000 insanımız işsiz…

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Başbakanın hakkını yeme!..

MEHMET SEVİGEN (Devamla) - Fahrettin, sonra konuşuruz be seninle. Senin de yoksulun var, senin de baban öğretmen, emekli, işçi, senin de bunları savunman lazım. Bunlardan başka bizim kimimiz var. Allahaşkına, rica ediyorum ya! Bu insanlar namuslu, şerefli insanlar, devletine vergisini veren insanlar. Bu insanların tek istediği insanca, onurunca yaşamak; başka bir şey istemiyorlar "onurumuzca yaşayalım" diyorlar. "Bize bakın" diyorlar. Biz bunlara bakmadıktan sonra, bizim burada milletvekili olmamızın ne anlamı var; onu anlatmaya çalışıyorum. Biz, fakirimize fukaramıza, emeklimize, dulumuza, yetimimize sahip çıkmadıktan sonra, buralardan milletvekili olmuşuz, ne anlamı var Fahrettin, allahaşkına, rica ediyorum ya?!.. Bunun için milletvekili olduk.

1991'de milletvekili olduğum dönemlerde, samimî olarak söylüyorum arkadaşlar, diyordum ki, yöreme bir hastane yaptırayım, yöreme bir sağlıkocağı getireyim, yöremdeki insanları kalkındırmak için çaba sarf edeyim. Gün geçtikçe yapamıyorsunuz iktidar olunca; ama, siz iktidarsınız, siz iktidarsınız; başka ne yapacaksınız?! İktidar olarak da yapamazsanız, yarın, bizim gibi, buralarda, muhalefette feryat edeceksiniz.

Ben diyorum ki, şimdi iktidardayken, fırsatınız varken, lütfen, bu insanlara sahip çıkın; başka bir şey istemiyorum. Sizin seçmenleriniz, sizi seçen insanlar, yüzde 90'ı size oy vermiş. Yürekten söylüyorum, samimî olarak söylüyorum. "Ama, şimdi, Tayyip Erdoğan senede bir gün hatırlıyor bizi; o da ramazanda" diyor.

Sevgili arkadaşlarım, senede bir gün ramazanda. Ramazan günleri gidiyor fakirlere, geri onbir ay zenginlerin sofrasında. Yalan mı söylüyorum?! Onbir ay zenginlerle beraber, Halis Toprakların uçaklarında onbir ay; ama, bir ay ramazanda fakir fukaranın sofrasında. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Sevigen, konuşmanızı toparlar mısınız.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) - Hiç gördünüz mü arkadaşlar, samimî olarak söylüyorum, yürekten söylüyorum, hiç gördünüz mü; şu onbir aydan sonra, ramazandan sonra, Tayyip Erdoğan bir işçi emeklisi sendikasına gitti, bir yoksula gitti, bir fakir fukaraya gitti, duydunuz mu, gördünüz mü?!

HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) - Milletin gözünün içine baka baka yalan söylüyorsun.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) - Görmezsiniz. Kızmayın ya…. Ne olacak, konuşuyoruz, siz de gelir konuşursunuz arkadaş ya.

HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) - Yanlış yerde yanlış konuşuyorsun.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) - Siz de gelir konuşursunuz kardeşim, burası serbest kürsü. Burada niye laf atıyorsun?! Burada gelip konuşursun. Burası kürsü, gelir konuşursunuz ya.

HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) - Yalan yanlış konuş orada!

BAŞKAN - Siz Genel Kurula hitap edin Sayın Sevigen.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) - Maliye Bakanımız diyor ki: "Açlık sınırının altında maaş alan kimse yok." Bakın, açlık sınırı 575 000 000 lira, SSK emeklisinin aldığı para 450 000 000 lira, Bağ-Kur 309 000 000 lira, Emekli Sandığı 520 000 000 lira. Sayın Maliye Bakanı hesap bilmiyorsa, gitsin de o emeklilerle bir gün beraber olsun da, otursun onlarla konuşsun da, sofralarına gitsin de misafir olsun.

Maalesef, Türkiye böyle işte arkadaşlar, bunu anlatmaya çalışıyorum. Yoksulun bağrından çıkacaksın geleceksin, sonra zengin sofralarında oturarak yoksulu unutacaksın. Böyle bir düzen olmaz. Bu düzen olduğu zaman, Türkiye'de kavga eksilmez. Açlıkla politika olmaz, yoksullukla politika olmaz. Sahip çıkın o insanlara. Benim feryadımı bir milletvekili olarak, o yoksulluktan gelen, yoksulluğu olan yerlerden gelen bir milletvekili olarak söylüyorum. Fakire, fukaraya, yetime, garip gurebaya sahip çıkın. Sahip çıkmazsanız, "alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste" diye bir söz var. "Zalimin zulmü varsa, garibin Allah'ı var" derler.

SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) - CHP'liye yakışmıyor.

MEHMET SEVİGEN (Devamla) - Bir dörtlükle bitirmek istiyorum izin verirseniz.

"Yoksulun sırtından doyan doyana,

Bunu gören yürek nasıl dayana.

Yiğit muhtaç olmuş kurusoğana,

Bilmem söylesem mi, söylemesem mi."

Söylemeden duramıyoruz özür diliyorum.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Söyle… Söyle…

MEHMET SEVİGEN (Devamla) - Sizi üzdümse kusura bakmayın; söylemeden duramıyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Sevigen.

Gündemdışı üçüncü söz isteği, Federal Almanya Parlamentosunun 1915 yılında yaşanan Ermeni olaylarıyla ilgili aldığı karar hakkında, İstanbul Milletvekili Sayın Şükrü Mustafa Elekdağ'a aittir.

Buyurun Sayın Elekdağ. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- İstanbul Milletvekili Şükrü Mustafa Elekdağ’ın, Federal Almanya Parlamentosunun 1915 yılında cereyan eden Ermeni olaylarıyla ilgili aldığı karara ilişkin gündemdışı konuşması

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) -  Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Almanya Federal Parlamentosu 16 Haziranda Ermeni iddiaları hakkında bir karar kabul etmiştir. Bu karar, Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı İmparatorluğunu yöneten Jöntürk rejimini, Ermenilere karşı, imha etmek amacıyla, sürgün ve kitle katliamları uygulamakla suçlamaktadır. Karar, ayrıca, Osmanlı İmparatorluğunu dolaylı olarak başkalarının ağzından soykırımıyla suçluyor. Gerekçesiyle birlikte dört sayfalık bir metin olan bu karar incelendiğinde, tek yanlı olduğu, hiçbir nesnel yönü bulunmadığı, tarihsel gerçekleri çarpıttığı, asılsız ve mesnetsiz suçlamalar içerdiği görülüyor.

Değerli arkadaşlarım, bu talihsiz davranış, Almanya gibi bir ülkenin parlamentosuna yakışan ciddiyet ve sorumluluktan maalesef uzaktır. Kararın özellikle gerekçe bölümünde, hiçbir yargı kararına dayanmadan ve hiçbir karşı görüş dikkate alınmadan sadece bazı parlamentoların kararlarına ve bazı yazarların sübjektif eserlerine istinaden soykırımı iddiasına yer vermiş olması büyük bir adaletsizlik ve haksızlık olduğu gibi, Alman  Parlamentosunun da bu konuda önyargılı ve taraf tutan tutumunu yansıtmaktadır. Ayrıca,  karar, bir yandan gerçeklerin ortaya çıkması için tarihçilerin bir araya gelmesini öneriyor, bir yandan da Türkiye'yi suçluyor;  tabiatıyla bu da çelişkili ve mantıktan yoksun bir yaklaşımdır.

Alman Parlamentosuna bu kararla ilgili önergenin sunulması sırasında bunun nedenleri medyada tartışılmıştı. Bu tartışma, önergenin, sırf, Türkiye'nin Avrupa Birliği yolunu kesmek için yapıldığını; yani, esas amacının siyasî nitelikte olduğunu, hiçbir kuşkuya meydan vermeyecek şekilde ortaya koymuştur değerli arkadaşlarım.

Bu durumda, bir müttefik devletin parlamentosunun, sırf siyasî amaçlarla Türkiye'nin tarihini karalamaya, tahrif etmeye yeltenmesinin çok yakışıksız, adaletsiz ve etik değerlerle bağdaşmayan bir hareket tarzı olduğunu da bu kürsüden belirtmek durumundayım.

Değerli arkadaşlarım, bu adaletsizlik, bize, ister istemez, 1921 yılında bir Alman mahkemesinin, eski Türk Sadrazamı Talat Paşayı Berlin'de öldüren Ermeni militanını beraat ettirerek bir hukuk skandalına yol açması olayını anımsatıyor. Dünya Savaşından sonra, Batı basını, Alman Genelkurmayını, Ermeni tehcirini Osmanlı Devletine sadece önermekle değil, aynı zamanda yönetmekle suçlamıştı. Bu ithamlar, savaştan yenik çıkan Almanya'yı derinden etkilemiş ve psikolojik baskı altında savunmaya geçen Alman Dışişleri Bakanlığı, Türk düşmanlığıyla ün yapmış din adamı Lepsius'e "Almanya ve Ermenistan 1914-1918" adlı, propaganda amaçlı, Almanları temize çıkaran, Osmanlıları ise suçlayan bir kitap yazdırtmıştı. İşte böyle bir ortamda cereyan eden Talat Paşa mahkemesini, Alman hâkimler, maktul Talat Paşayı suçlu, Ermeni katil Teilirian'ı da kurban sandalyesine oturtacak şekilde kurgulayarak, Alman Devletini temize çıkarmayı amaçladılar. Mahkeme kararıyla, Alman Devleti de, o zamanki Alman Hükümetinin görüşüne göre beraat ettirilmiş ve hakkındaki ithamlardan kurtulmuş oluyordu.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de yaşamış olan ve olayları yakinen bilen Alman subayları, önce mahkemeye tanık olarak çağrıldılar; fakat, sonradan, bunların tanıklığına başvurulmadı. Mahkeme, olayları görenleri, bilenleri, yaşayanları tanık olarak çağırmadı. Sadece olaylar hakkında ikinci elden bilgi sahibi olanları ve Ermeni yanlısı kişileri dinledi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) - Teşekkür ediyorum.

Örneğin, 1915 olaylarını Türkiye'de bizzat yaşayan; fakat, görgü tanığı olarak mahkeme tarafından kasıtlı olarak dinlenmeyen Alman Generali Bronsart, 24 Temmuz 1921 tarihli Deutsche Allgemeine Zeituntg Gazetesinde yayımlanan makalesinde şöyle diyordu: "Eli silah tutan bütün Müslümanlar Türk Ordusunda silah altında oldukları için, Ermenilerin savunmasız kalan halka karşı korkunç bir katliam yapmaları kolay oldu; çünkü, Ermeniler, Ruslar tarafından sıkıştırılan Osmanlı ordusuna yandan ve arkadan saldırılar gerçekleştirmekle kalmayıp, bu bölgelerde yaşayan Müslüman halkın kökünü kuruttular, yok ettiler. Bu gaddarlık, daha sonra, Türklerin Ermenilere karşı yaptıkları iddia edilen zulümden çok daha kötü idi." Mahkemenin taraf tutan davranışına, General Bronsart gibi Türkiye'de görev yapan ve görgü tanığı olmak isteyen Almanlar itiraz etti; ama, mahkeme bu itirazları dikkate almadı ve verdiği kararla, katili serbest bıraktı. O zaman, Almanya'da yayımlanan önde gelen gazeteler, bu olayı tam bir hukuk skandalı olarak nitelendirdiler. Adaletin, hak ve hukukun siyasî nedenlerle katledildiğini ve bunun Almanya için utanç verici olduğunu belirttiler. Talat Paşa mahkemesine benzeyen bir skandal ve adaletsizliğin seksendört sonra Alman Federal Parlamentosunda vuku bulması büyük bir talihsizliktir.

Değerli arkadaşlarım, Alman Parlamentosunun kararında "Osmanlı İmparatorluğunda görev yapan Alman büyükelçilerinin ve konsoloslarının raporlarına dayanan Alman Dışişleri Bakanlığı dosyaları, katliamların ve sürgünlerin planlı bir şekilde düzenlendiğini belgelemektedir" deniliyor. Bu iddialar, tamamen gerçekdışıdır. Bu husus, Türk Tarih Kurumunun 2004 yılında yayımladığı "Sürgün ve Göç" adlı kitapta açıkça ortaya konulmaktadır. Türk Tarih Kurumu, 1915 olayları sırasında Türkiye'de görevli Alman Büyükelçisi ile başkonsolosların orijinalleri Alman arşivlerinde bulunan raporlarının metinlerini, bu kitapta ayrıntılı bir incelemeye tabi tutmuştur. Bu raporlar, Osmanlı Devletinin planlı bir katliam düzenlediği iddiasının bir iftira olduğunu ve Osmanlı Ermenilerinin devlet eliyle imhasının planlandığı savının tamamen temelsiz olduğunu ortaya koymaktadır.

Peki, değerli arkadaşlarım, o zaman, Alman Parlamentosu böyle fahiş bir hatayı nasıl yapıyor; bunu soracaksınız. Bunun nedeni, Alman Parlamentosunun, 1915 olaylarına, Alman din adamı Johannes Lepsius'ün 1919'da yayımlanan "Deutschland und Armeniens 1914-1918" (Almanya ve Ermenistan 1914-1918) adlı kitabındaki görüşler perspektifinden bakmasından ileri geliyor.

Sizlere, tam bir propaganda ürünü olan Lepsius'ün kitabının hangi koşullarda yazıldığını izah edersem, konuya açıklık getirilmiş olacak.

Biraz önce değindiğim gibi, Birinci Dünya Savaşından sonra, Osmanlı Hükümetinin, tehcir kararını, Alman Genelkurmayının desteğiyle aldığı ve uyguladığı hususunda, Batılı ülkelerde yerleşmiş derin bir kanaat vardı. Nitekim, Almanya'nın Ermeni tehcir ve kırımının başmimarı olduğu, 1914-1916 yıllarında İstanbul'da görevli Amerikan Büyükelçisi Morgenthau tarafından iddia ediliyordu. Morgenthau, yazmış olduğu anılarında, Ermenilerin tehcir edilmesini Türklere, Almanların önerdiğini, Alman Amirali Usedom'un kendisine bizzat söylediğini yazmıştır. Amerikalı tarihçi ve misyoner Gibbons da Ermenilerin yok edilmesinden Almanları sorumlu tutar.

İşte, savaştan yenik çıkmış olmanın ezikliği altındaki Alman Hükümeti de, bu suçlamaların yarattığı psikolojik baskıya karşı durabilmek, tehcirde ve uygulamasında hiçbir sorumluluğu olmadığını belirtmek ve sorumluluğun sırf Osmanlılara ait olduğunu ortaya koyabilmek amacıyla, Alman Dışişleri Bakanlığı arşivlerinde bulunan, sadece işine gelen bazı belgeleri yayımlatma yoluna gitmiştir. Bu görev, biraz önce belirtmiş olduğum gibi, Ermeni dostu olarak tanınan Protestan Papazı Lepsius'e verilmiştir. Lepsius'ün yazmış olduğu "Almanya ve Ermenistan 1914-1918" kitabını hangi amaçla hazırlamış olduğunu diğer bir Alman tarihçi Gotthard Jaschke şu şekilde açıklıyor: "Lepsius, ikibuçuk yıldan beri bulunduğu Hollanda'nın Lahey Şehrinden 1918 Kasımından sonra geri döndü. Döner dönmez Alman Dışişleri Bakanı Dr. Solf'la bir görüşme yaptı. Bu görüşmeden sonra, Dr. Solf'un izniyle, Alman Dışişleri Bakanlığı arşivindeki Ermeni sorunuyla ilgili belgeleri gözden geçirdi ve Mayıs 1919'da, seçtiği belgeleri yayımladı. Lepsius, bu çalışmasıyla, Alman Hükümetinin, Osmanlı İmparatorluğundaki konsolosları aracılığıyla Ermenilerin durumunu iyileştirmek ve kolaylaştırmak için her şeyi yaptığını ve dolayısıyla, Almanya'nın bu konuda tamamen masum olduğunu kanıtlama uğraşı içindeydi."

Gerçek şu ki, Lepsius, çalışmaları sırasında, belgeleri, Osmanlı Devletini suçlayacak ve Almanları aklayacak şekilde özenle seçmişti. İngiliz tarihçi Ulrich Trumpener yayınladığı orijinal… O da bir kitap yazmıştır. "Almanya ve Osmanlı İmparatorluğu" adlı kitabında esas sahtekarlığın bundan da öte olduğunu belirtiyor Ulrich Trumpener. Trumpener, Lepsius'ün yayınladığı orijinal belgelerdeki bazı önemli pasajların, birisi -birisi diyor- tarafından değiştirildiğini ya da silindiğini önemle kaydediyor.

Fritz T. Epstein adlı Alman tarihçisi de, bu konudaki bir yayınında Lepsius'ün kitabındaki orijinal belgelerin tahrif edildiğini doğruluyor.

Gerçek şu ki değerli arkadaşlarım, çok adette Alman yayını da, Lepsius'ün "Almanya ve Ermenistan 1914-1918" isimli kitabının olayları bir Müslüman-Hıristiyan çatışması olarak değerlendiren bir görüşle yazıldığını, bu eserde sadece Türk düşmanlığı yapıldığını ve eserin tarihî bir değeri olmayıp, propaganda vasıtası olduğunu belirtiyor.

Bir örnek vereyim: Alman araştırmacı yazar olan Barth'ın "Türke, Wehre Dich" (Türk Kendini Savun) adlı kitabında "Türk yiyicisi" (Türkenfresser) adıyla tanımladığı Lepsius için kullandığı şu sözler, Lepsius'ün kitabının güvenilecek bir tarihî kaynak olmadığını ortaya koyuyor. Barth şunları söylüyor: "Lepsius, Almanya'da uzun bir mücadele ve çalışmadan sonra, Türkler aleyhine bir kamuoyu oluşturmakta başarılı olmuştur. Hatta, bugün bile, birçok araştırmacı, onun roman özelliği taşıyan yayınlarından faydalanmaktadır. Bir defa, Lepsius, 1 inci Asırlardan kalma kopkoyu Haçlı düşüncelere sahip bir papazdır. Bu Haçlılık ruhunu ve düşüncesini, her fırsatta, hem de açıkça ortaya çıkarıp işlemektedir." Alman tarihçi Barth şu şekilde devam ediyor: "Lepsius, bütün Türk olanlara karşı, vahşi, körü körüne acımasız bir kin sergilemekte, katliamın politik, ahlakî ve sosyal sebeplerini tamamen örtbas etmekte ve keyfî sahte vahşet olayları sunmaktadır."

Değerli arkadaşlarım, bu söylediklerim, tarafsızlığı son derece kuşkulu, Türkler ile Müslümanlar hakkında önyargılı bir din adamı olan Lepsius'ün ve tarihî kaynak olarak güvenilir olmayan yayınlarının Alman Parlamentosunun kararıyla yüceltilmiş olmasının ne denli bir talihsizlik olduğunu ortaya koyuyor.

Anılan kararda, Lepsius'ün 1915 Temmuz-Ağustos aylarında İstanbul'da yürüttüğü araştırmaların sonucunda Ermenilerin durumu hakkında yazmış olduğu; fakat, o dönemde askerî sansür nedeniyle Almanya'da yasaklanmış olan raporuna da atıfta bulunuluyor. Lepsius'ün İttihat ve Terakki hükümetinin Ermeni azınlığına karşı bir toplukıyım tasarlayıp uyguladığını iddia ettiği bu rapor, savaşın sona ermesiyle birlikte, 1918'de, Paris'te "Dr. Johannes Lepsius'ün Ermeni Katliamı Hakkındaki Gizli Raporu" adıyla yayımlandı. Alman Parlamentosunun dikkate almadığı husus, Lepsius'ün, kitabında, İstanbul'da ziyaret ettiği Amerikan Büyükelçisi Morgenthau'nun kendisine verdiği Amerikalı Protestan misyonerlerin uyduruk ve düzmece iddialarına dayalı raporlarını temel kaynak olarak almasıdır.

Bakınız, şimdi, Lepsius'ün,     bu kitabını nasıl yazmış olduğu hususunda Amerikalı tarihçi profesör Heath Lowry'nin "Büyükelçi Morgenthau'nun Öyküsünün Perde Arkası" adlı eserinde çok ayrıntılı bilgiler vardır değerli arkadaşlarım. Heath Lowry söz konusu eserini, Morgenthau'nun Amerikan Dışişleri Bakanlığına gönderdiği resmî rapor ve yazılara, tuttuğu günlüğe ve özel mektuplarına dayalı sağlam ve sağlıklı bilgilere istinat ettirmiştir. Bu bilgiler ışığında, Heath Lowry şunları söylüyor: "Lepsius, İstanbul'da 31 Temmuz 1915'te Amerikan Büyükelçisi Morgenthau'yu ziyaret ederek, büyükelçiye, Türkleri tehcire ve katliama son vermeye zorlamak amacıyla dünya çapında bir protesto hareketi başlatmak istediğini, bu amaçla, Cenevre'ye giderek, Uluslararası Kızılhaç Örgütünden, Papadan ve tarafsız devletlerin başkanlarından yardım isteyeceğini belirtmiştir ve Büyükelçi Morgenthau'dan yapacağı bu girişimlerde kullanılmak üzere Osmanlı vahşetine ilişkin bilgi talebinde bulunmuştur. Bu ziyaretten sonra Morgenthau ile birçok görüşme yapan Lepsius, istediği belge ve bilgileri Büyükelçi Morgenthau'dan almıştır. Lepsius bu bilgilere dayanarak, sonradan Paris'te kitap halinde yayımlanan raporunu yazmıştır.

Bu konuda Amerikalı tarihçi Profesör Lowry'nin değerlendirmesi şöyledir: "Morgenthau'ya Amerikan konsolosları ve Amerikan misyonerleri tarafından gönderilen raporlardaki verilerin basitçe karşılaştırılmasından Lepsius'ün kitabı için ana kaynağın Morgenthau olduğu ortaya çıkmaktadır. Lepsius'ün savaş sırasında Osmanlı başkentinde sadece bir ay kaldığı ve Anadolu'da nispeten az sayıda Alman misyoneri bulunduğu gözönüne alınınca, elindeki Ermeni sürgünlerle ilgili malzemenin çoğunun, Amerikalı misyoner kaynaklardan sağlanmış olması şaşırtıcı değildir."

Profesör Lowry'nin araştırmaları, Morgenthau'nun Lepsius'e verdiği bilgileri aynı zamanda İngiliz Savaş Propaganda Bürosu tarafından 1916'da yayımlanan "Mavi Kitap"ın editörü konumundaki Viscount Bryce'a da verdiğini göstermektedir.

Değerli arkadaşlarım, yani, bugün artık tam bir savaş propaganda malzemesi olduğu ortaya çıkan Mavi Kitap ile Lepsius'ün savaş sonrası Paris'te kitap olarak yayımlanan raporu ve Büyükelçi Morgenthau'nun anılarının dayandığı bilgilerin kaynağı aynıdır. Bu bilgi kaynağı da tümüyle yalan veya yarı gerçek verileri nakleden ve çarpıcı tutarsızlıklar içeren Amerikalı misyonerlerin raporlarıdır. Amerikan konsolosluk raporlarının da misyoner raporlarına dayandığı bilinmektedir. Bu bağlamda, misyonerlerin Protestanlaştırmak istedikleri Ermenileri himayelerine almış olduklarını ve Osmanlıyı da başdüşman olarak gördüklerini burada anımsayalım.

Değerli arkadaşlarım, Alman Parlamentosu kararında, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 13 Nisan tarihinde oybirliğiyle kabul etmiş olduğu bildiriye ve içerdiği öneriye en ufak bir atıfta bulunmamaktadır. Bu da son derece hayret verici ve düşündürücüdür. Bu durum, taslağı hazırlayan kişilerin bazı hususları Alman Parlamentosunun dikkatinden bilinçli olarak kaçırdıkları izlenimini yaratmaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu bildirisinde, akıl ve mantığın Türkiye ile Ermenistan'ın ortak bir girişimle tabuları yıkmaktan korkmamalarını ve ortaklaşa yaşadıkları beşeri facianın tüm yönlerini açığa çıkararak tarihleriyle yüzleşmeye ve hesaplaşmaya hazır olmalarını emrettiğini açıklamış ve ortaya koyduğu bu siyasî iradeyi fiiliyata intikal ettirmek üzere şöyle bir öneride bulunmuştu: "Türkiye ile Ermenistan, kendi tarihçilerinden oluşacak ortak bir komisyon kurmalı, ulusal arşivlerini kısıtlamaya tabi tutmadan araştırmaya açmalı, ilgili diğer arşivlerde de sürdürülecek ortak araştırmaların sonuçları dünya kamuoyuna açıklanmalı ve bahis konusu komisyonun kuruluş ve çalışma yöntemleri iki ülke arasında saptanmalıdır." Türkiye Büyük Millet Meclisinin önerisine, bugüne kadar Ermenistan'dan bir yanıt gelmemiştir.

Bu bakımdan, Alman Parlamentosu, kararında belirttiği gibi, gerçekten ve samimiyetle Türkiye- Ermenistan ilişkilerinin düzelmesini içtenlikle istiyor idiyse, Türkiye Büyük Millet Meclisinin önerilerine atıfta bulunarak, Ermenistan'a "tarihiyle yüzleşmekten ve hesaplaşmaktan korkmamasını" ve Türkiye'nin akılcı ve uzlaşıcı ortak tarih değerlendirmesi önerisini kabul etmesini tavsiye etmesi gerekirdi.

Aklın ve basiretin yolu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin önerdiği şekilde, taraflar arasında bilimsel nitelikte ortak bir tarih değerlendirmesinden geçmektedir. Tarihin yükünden ve önyargılarından kurtulmanın yolu budur.

Alman Parlamentosunun 16 Haziranda aldığı kararın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, 13 Nisan Bildirisinde açıklanan şu yaklaşım çerçevesinde değerlendireceğini bilmesi gerekir: "Türkiye Büyük Millet Meclisi, Osmanlı Ermenilerinin tarihi gibi dünya tarihçileri arasında tartışmalı olan bir konuda, bazı parlamentolar tarafından siyasî amaçlarla karar alınmasını ve aydınlığa kavuşturulmamış bir tarihsel sorunun hangi yanının doğru olduğuna yasa yolu ile karar verilmesini, yakışıksız, anlamsız, keyfî ve adaletsiz bir uygulama olarak görerek kınamakta ve bu tür karar ve yasaların Türkiye açısından hiçbir geçerliliği olmadığını ilan etmektedir."(Alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, burada soykırımı teriminin, belirli tanımı olan bir suça ilişkin olduğunu ve suçun tanımı ile varlığının nasıl saptanacağının, İkinci Dünya Savaşından sonra hazırlanarak, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 9 Aralık 1948 günlü kararıyla onaylanıp 11 Ocak 1951'de yürürlüğe giren Soykırımın Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme ile yapılmış olduğunu da belirtmek isterim.

Bu itibarla, belirli bir yasal hükme istinaden, yetkili yargı organı tarafından karara bağlanmamış bir suç iddiası hususunda uluslararası, ulusal ve yerel parlamentoların karar almaları veya yasa çıkarmaları hukukdışıdır ve geçersizdir. (Alkışlar)

Bu açıdan, Alman Parlamentosunun kararında yer alan "çok sayıda tarihçi, parlamento ve uluslararası kuruluş, Ermenilerin sürgün edilmesini ve katledilmesini soykırımı olarak tanımlamaktadır" ifadesi de bu bağlamda değerlendirilmelidir. Diğer bir deyişle, bu ifadeler hukukdışıdır ve geçersizdir.

Değerli arkadaşlarım, baştan sona kadar Türkiye'ye karşı hasmane duygu ve düşüncelerle kaleme alındığı görülen bu kararın Alman Meclisinde temsil edilen bütün siyasî partilerin oybirliğiyle kabul edilmesini, esefle karşılıyorum ve bunu, tarihî Türk-Alman dostluğuna indirilmiş büyük bir darbe olarak görüyorum. Alman Parlamentosunun bu kararı, Türk Milletinin ve onun Almanya'daki temsilcisi olan 2 500 000 Türk'ün millî duygularını rencide etmiştir. Yakın tarihte işlenen en büyük soykırımın sorumluluğunu taşıyan Almanya'nın, kendi vicdanını temizlemek için dost bir milletin tarihini haksız ve asılsız iddialarla kirletmeye kalkması hazindir. (Alkışlar)

Alman parlamenterleri, benim bu konuşmamla Türk Milletinin duygularına tercümanlık yaptığımı ve onlar namına Alman Parlamentosunun bu kararını şiddetle protesto ettiğimi bilmelidirler.

Teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Elekdağ.

Sayın milletvekilleri, gündemdışı konuşmalar tamamlanmıştır.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.

Komisyondan istifa önergesi var; okutuyorum:

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1.- Diyarbakır Milletvekili Mehmet Fehmi Uyanık’ın Millî Savunma Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/309)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Millî Savunma Komisyonu üyeliğinden istifa ediyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.                                    22.6.2005

                                                        Mehmet Fehmi Uyanık

                                                                       Diyarbakır

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

2 adet Meclis araştırma önergesi vardır; ayrı ayrı okutuyorum:

C) Gensoru, Genel Görüşme, Meclİs SoruşturmasI ve Meclİs AraştIrmasI Önergelerİ

1.- Adana Milletvekili Atilla Başoğlu ve 22 milletvekilinin, ülkemizdeki su kaynaklarının tespiti ile etkin idare ve koruma yöntemlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/292)Ê

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Küresel ısınmanın sonucu ülkemizde, yakın gelecekte yaşanılması muhtemel kuraklık ve çölleşmeye karşı tedbir olarak, ulusal su politikamıza katkı amacıyla; yurdumuz su kaynaklarının tespiti; etkili idare ve koruma yöntemlerinin belirlenmesi; uygun bitki örtüsünün korunması, zenginleştirilmesi ve vatandaşların su kullanımı hakkında eğitilmesi amaçlarıyla, Anayasa ve İçtüzüğümüz gereğince, Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1- Atilla Başoğlu                                 (Adana)

2- Ahmet Büyükakkaşlar                                 (Konya)

3- Abdullah Torun                                 (Adana)

4- Abdullah Çalışkan                                 (Adana)

5- Erdoğan Özegen                                 (Niğde)

6- Recep Özel                                 (Isparta)

7- Erol Aslan Cebeci                                 (Sakarya)

8- Rıtvan Köybaşı                                 (Nevşehir)

9- Azmi Ateş                                 (İstanbul)

10- Cemal Yılmaz Demir                                 (Samsun)

11- Murat Yıldırım                                 (Çorum)

12- Mehmet Asım Kulak                                 (Bartın)

13- Hasan Ali Çelik                                 (Sakarya)

14- Mehmet Sarı                                 (Gaziantep)

15- Mehmet S. Tekelioğlu                                 (İzmir)

16- Orhan Erdem                                 (Konya)

17- Yüksel Coşkunyürek                                 (Bolu)

18- Reha Denemeç                                 (Ankara)

19- Alaettin Güven                                 (Kütahya)

20- Mehmet Emin Murat Bilgiç                                 (Isparta)

21- Mustafa Duru                                 (Kayseri)

22- Ali Küçükaydın                                 (Adana)

23- Veli Kaya                                 (Kilis)

Gerekçe:

Modernleşmenin doğayı, üzerinde hâkimiyet kurulacak bir hedef olarak göstermesi "sürdürülebilir kalkınma" yaklaşımının ortaya atılmasına kadar, önemli tahribata yol açmıştır. Bu hor kullanımın küresel ısınmayla sonuçlanması, yurdumuzda, çölleşme endişelerini yükseltmiş, eriyen buzullar felaket senaryolarına konu edilmiştir.

Artan nüfus, sulu tarım ve sanayileşme, hayatiyet için temel element suya talebi yükseltmiş, su talepleri yönetiminin daha bilinçli ve sistematik bir şekilde ele alınmasını zorlamış, özellikle Akdeniz Havzasındaki birçok ülke, ulusal-bölgesel hidrolojik planlar uygulamışlardır.

1 430 metreküp kişi başı su miktarıyla su zengini sayılamayacak olan Türkiye'de konutlar, endüstri kuruluşları,  termik santrallar, gübreler, kimyasal mücadele araçları, sanayi atıkları, toprak erozyonu su kirliliğinin başlıca kaynaklarıdır. Bu kirlenmeler doğadaki canlı-cansız varlıklara zarar vermekte, nüfustaki artışla birleştirildiğinde, mevcut su kaynaklarımızın gelecek nesillere aktarımını sağlayacak politikalar izlenmesinin zorunluluğunu ortaya çıkarmaktadır.

Birçok coğrafyada uygulanmış projeler, basit tedbirlerle su tüketiminde tasarruf sağlanabileceğini göstermiştir. Singapur, hesaplanamayan su miktarını, 1989-1995 yılları arasında yüzde 10,6'dan yüzde 6,2'ye düşürmüş ve sızıntıları tespit ve tamir ederek, boruları yenileyerek ve yüzde 100 ölçümleme yaparak, tesislerin büyütülmesi sırasında gözden kaçan kayıplarda 26 000 000 dolardan fazla tasarruf sağlamıştır. 2003 yılında hesaplanamayan su kayıplarını yüzde 52'ye düşürmüştür. Doğru faturalanmayı sağlamak ve ölçülemeyen su kayıplarını en aza indirmek için tesislerdeki sayaçlar her dört yılda bir, evlerdeki sayaçlar ise yedi yılda bir değiştirilmektedir. Singapur, ayrıca, halk eğitimini, okul programlarını, su denetimlerini ve içilemez durumdaki suların sanayi tesislerinde yeniden kullanımını teşvik etmektedir. Su borularına yasadışı bağlantılar 50 000 dolar para cezası veya üç yıl hapisle cezalandırılmaktadır. 1995 yılında, Singapur'da yaşayan 3 000 000 nüfus, günde ortalama 1,2 milyon metreküp su kullanıyordu. 2003 yılında ise, nüfusun yüzde 40 artışla 4,2 milyona ulaşmasına karşın, toplam su talebi yalnızca yüzde 8 artmıştır. Su koruma bilincine sahip olarak tanınan Fukuoka, Japonya'daki en düşük sızıntı düzeyine sahip sistemlerden birini kullanmaktadır ve kentte kişi başına düşen su tüketimi, aynı büyüklükteki diğer kentlerden yaklaşık yüzde 20 azdır. Fukuoka, bu su tasarrufunu etkin bir sızıntı tespit ve tamir sistemi, gelişmiş ölçme teknikleri, yağmur suyunun toplanması, tuvaletlerde kullanılmış suların tekrar kullanılması, evlerin yüzde 90'ından fazlasında verimli muslukların bulunması ve su sorunlarıyla ilgili olarak halkın bilinçlendirilmesi sayesinde elde etmiştir.

Ülkemizde karşılaşmakta olduğumuz su kaynaklarında azalma ve kirlenme tehlikelerine karşın ivedilikle tedbir alınması, ilgili mevzuatın bu nazarla gözden geçirilmesi, halkın bakışında bir dönüşüm yaşatılması amacıyla, okulda, televizyonda, ibadethanelerde, kadınlara, çocuklara, gençlere vb eğitim ve bilinçlendirme kampanyalarını içeren bir entegre proje paketinin uygulanması gereklidir.

Entegre proje paketinin uygulamasının takibi, eylemlerin takvime göre sıralanması, sonuç ve ara sonuçların değerlendirilmesi ve işleyişteki sorunların tetkiki açısından zaman ve mekânla sınırlandırılması gerekli görülmektedir. Komisyon üyeleri tarafından tespit edilen bir yahut iki bölgenin pilot uygulamaya konu olması sonrasında alınan  sonuçların yurt genelinde uygulanması ve Anadolu'yu geleceğine hazırlamak büyük bir önem taşımaktadır. Komisyon çalışmaları sonucunda çıkacak aksiyon planı, Avrupa Birliği ve Dünya Bankası ilkeleriyle örtüştüğü için birçok hibeyi cezp edecek potansiyele sahiptir.

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge gündemde yerini alacak ve Meclis açılıp açılmaması konusunda öngörüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Şimdi, ikinci önergeyi okutuyorum:

2.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı ve 22 milletvekilinin, Erzurum Atatürk Üniversitesi 2004-2005 öğretim yılı mezuniyet töreninde bir velinin salona alınmaması olayının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/293)

                                                                        17.6.2005

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Erzurum Atatürk Üniversitesinin 2004-2005 yılı öğretim yılı mezuniyet töreninde başörtülü veliler törenin yapıldığı salona alınmamışlardır. Erzurum, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün millî mücadeleyi başlattığı, şehitler ve gaziler diyarı olan ve her bir ferdinin, inanç değerleriyle, millî ve manevî değerlerine sımsıkı bağlı olduğu ve halkının, bu yaşam biçimini yüzyıllardır sürdürdüğü bir şehirdir.

Bir velinin ömründe bir kez yaşayabileceği, evladının mutlu gününde tören salonuna alınmaması ve salona alınmayan bir velinin de bu vatana evladını şehit vermiş bir anne olması, bizi, Erzurum halkını ve milletimizi derinden üzmüştür.

Bir hukuk devletinde, idarenin bütün eylemleri hukuka uygun olmak zorundadır. O şehit annesini ve diğer bayan vatandaşlarımızı bir-iki saatliğine katılacağı bu anlamlı törenden alıkoymak hukuka aykırı keyfî bir uygulamadır.

Atatürk Üniversitesi Rektörlüğünün başörtülü velileri üniversiteye almamasının yeni Türk Ceza Kanununun 4 ayrı maddesine göre aykırı olduğu yönünde kamuoyunda yaygın görüş mevcut olup, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığının harekete geçerek rektör hakkında soruşturma başlatması gerektiği ifade edilmektedir.

Son bir haftadır kamuoyunun gündemine oturan ve toplumun hemen hemen her kesimi tarafından tepkiyle karşılanan bu olayın, sağlanmış olan birlik ve beraberlik ortamımızın bozulmaması ve halkı tahrik edebilecek benzer olayların yaşanmasının önlenmesi, üniversitelerimizin yürütülen çalışmalardaki başarılarıyla, uluslararası camiada takdir toplayan buluşlarıyla ve yapılan teknik çalışmaların teknolojinin biçimsel ürünlerine dönüştürülerek ülke kalkınmasına yapacakları katkılarıyla hatırlanmalarının gerektiği düşüncesiyle yapılan bu keyfî uygulamanın açıklığa kavuşturulması için ekte sunulan gerekçeler ışığında Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

  1 - Mustafa Ilıcalı                                 (Erzurum)

  2 - Mustafa Nuri Akbulut                                 (Erzurum)

  3 - Fikret Badazlı                                 (Antalya)

  4 - Halil Özyolcu                                 (Ağrı)

  5 - Alim Tunç                                 (Uşak)

  6 - Mehmet Ceylan                                 (Karabük)

  7 - Mehmet Özyol                                (Adıyaman)

  8 - Mehmet Fehmi Uyanık                                 (Diyarbakır)

  9 - Hacı Biner                                 (Van)

10 - Ali Er                                 (Mersin)

11 - Fehmi Hüsrev Kutlu                                 (Adıyaman)

12 - Mehmet Sarı                                 (Osmaniye)

13 - Abdullah Veli Seyda                                 (Şırnak)

14 - Nihat Eri                                 (Mardin)

15 - Alaettin Güven                                 (Kütahya)

16 - Mehmet Ali Suçin                                 (Batman)

17 - Sabahattin Yıldız                                 (Muş)

18 - Yüksel Coşkunyürek                                 (Bolu)

19 - Enver Yılmaz                                 (Ordu)

20 - Halil Kaya                                 (Van)

21 - Rıtvan Köybaşı                                 (Nevşehir)

22- Muzaffer Gülyurt                                 (Erzurum)

23 - Mücahit Daloğlu                                 (Erzurum)

Gerekçe:

Erzurum, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün Millî Mücadeleyi başlattığı, şehitler ve gaziler diyarı olan ve her bir ferdinin inanç değerleriyle, millî ve manevî değerlerine sımsıkı bağlı olduğu ve halkının bu yaşam biçimini yüzyıllardır sürdürdüğü bir şehirdir. Erzurum'da yaşayan bayanlarımızın çoğunluğunun giyim tarzı, yüzyıllar öncesine uzanmaktadır.

Yaklaşık elli yıl önce bölgenin kalkınmasına katkı sağlamak amacıyla kurulan Atatürk Üniversitesinin, yine yaklaşık kırkbeş yıldır sürdürülen mezuniyet törenlerine katılan onbinlerce kişinin giyim tarzı da aynı geleneğin  bir ürünüdür. Geçmiş birkaç yıl dışında, mezuniyet törenlerine, velilerimiz özgürce katılmışlar ve öğrencilerin hayatlarında bir kere yaşadıkları bu sevinçlerini paylaşmışlardır.

Atatürk Üniversitesi Erzurum halkı için çok önemli olup, geçmişte, ülkemizin birlik ve bütünlüğünün bozulmasına yönelik olaylarda, Erzurum halkı ile üniversitemiz bütünleşmiş, gereken cevap ilk olarak buradan verilmiştir.

İçinde bulunduğumuz bilişim çağında, ilimde ve teknikte dünya ülkelerinin kıyasıya bir yarış içinde olduğu günümüzde sunî olarak sonradan ortaya çıkarılan ve hukuka uygun olmayan bir uygulamayı mezuniyet töreninde de sürdürmeye çalışmak, özgür düşüncenin yeşererek gelişeceği ve geliştirileceği yerler olması gereken üniversite anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Üniversiteler, ülkemizin çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmasında, eğitim, öğretim, araştırma ve uygulamalarıyla lokomotif görevi yapması gereken kurumlardır.

Üniversitelerimiz, en temel insan haklarından olan din ve vicdan hürriyetine konulan birkaç saatlik yasaklarla değil, yürütülen çalışmalardaki başarılarıyla, uluslararası camiada takdir toplayan buluşlarıyla ve yapılan teknik çalışmaların teknolojinin biçimsel ürünlerine dönüştürülerek ülke kalkınmasına yapacakları katkıları ile hatırlanmalıdır. Olağanüstü dönemlerin yasakçı anlayışı temel insan hakları, özgürlükler ve hukuk devleti anlayışı karşısında yok olmaya mahkûmdur.

Ülkemiz, uzun yıllardan beri özlediğimiz huzur ve güven ortamına kavuşmuş, bölgesel kalkınmışlık yönünden çok geride olan bölgemiz, ekonomik ve sosyal yönden kalkınmasına fırsat verecek birçok şansı günümüzde yakalamıştır.

Sürekli ve dengeli bir kalkınmanın yaşandığı, yarınlarımız için endişe duymadan ve aydınlık bir geleceğe gururla baktığımız günümüzde, hiç kimsenin yaşanan huzur ve güven ortamını bozmaya hakkı yoktur.

Son bir haftadır kamuoyunun gündemine oturan ve toplumun hemen hemen her kesimi tarafından tepkiyle karşılanan bu olayın, sağlanmış olan birlik ve beraberlik ortamımızı bozmasına izin verilmemelidir.

Vergisini ödeyen, askerliğini yapan, vatanın bütünlüğü için evladını şehit veren, vatandaşlık görevini harfiyen yerine getiren halkımızın, gerek sağlığına kavuşmak için bazı üniversitelerimizin bir bölümü olan hastanelerine müracaatlarında gerekse ileride katılacakları benzer anlamlı mezuniyet törenlerinde sıkıntı yaşamamaları mutlaka sağlanmalıdır.

Özetle, halkımızı tahrik edebilecek benzer durumlara meydan vermemek amacıyla, konunun TBMM'de ayrıntılı olarak incelenerek açıklığa kavuşturulmasının büyük yarar sağlayacağı düşünülmektedir.

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım.

V.- ÖNERİLER

A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ

1.- Gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin CHP Grubu Önerisi

                                                                        23.6.2005

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 23.6.2005 Perşembe günü (bugün) yapılan toplantısında siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                       Haluk Koç

                                                          Grup Başkanvekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 173 üncü sırasında yer alan 592'ye 1 inci ek sıra sayısının, bu kısmın 3 üncü sırasına alınması önerilmiştir.

BAŞKAN - Grup önerisi lehinde, Ankara Milletvekili Sayın Oya Araslı; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

OYA ARASLI (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Dokunulmazlık, milletvekillerine yerine getirdikleri fonksiyon nedeniyle tanınmış olan özel bir koruma, özel bir konumdur. Tüm parlamenter demokratik rejimlerde milletvekillerine bu tür özel bir korumanın sağlandığını görmekteyiz. Bu koruma, milletvekillerine, kürsüde konuştuklarından dolayı hiçbir şekilde, yaşamlarının hiçbir döneminde görevleri bittikten sonra bile cezaî takibata uğramama imkânını getirmektedir. Buna biz kürsü dokunulmazlığı diyoruz; ama, milletvekillerine sağlanan özel korumanın bir başka türü daha var ki, bu da, milletvekillikleri sürdüğü sürece bir suç isnadı nedeniyle cezaî takibata uğramamalarını sağlıyor milletvekillerinin. Buna da nispî dokunulmazlık adını veriyoruz ve bu dokunulmazlık kaldırılabiliyor veya belli bazı durumlarda sınırlandırılabiliyor. Milletvekillerine böyle bir özel koruma sağlamanın elbette ki bir amacı var. Kürsü dokunulmazlığı, milletvekilinin görevini tam anlamıyla yerine getirmesine, herhangi bir korku, herhangi bir baskı etkisi altında kalmadan rahatlıkla sözlerini söyleyerek bu görevi  yerine getirmesine imkân sağlıyor. Herhangi bir suç isnadı nedeniyle görevi süresince cezaî takibata uğramamasını sağlayan dokunulmazlık, yani, nispî dokunulmazlık ise, milletvekilinin yasama çalışmalarına devamının engellenmesini ortadan kaldırma amacına yönelik. Çünkü, İngiltere'de, demokratik rejimin gelişmeye başladığı dönemlerde, ilk örülüş adımlarının atılmaya başladığı dönemlerde, özellikle muhalefete mensup milletvekillerine, önce bir suç isnat edilmesi, daha sonra da bundan yargılanmasına başlanması, gözaltına alınması, hapsedilmesi gibi birtakım yollara başvurularak yasama organına devamının ve böylece olumsuz oy kullanmasının önüne geçilmesine çalışılmış. Bu tür olaylar birbirini izleyince, milletvekillerine böyle bir koruma sağlanması ihtiyacı duyulmuş ve İngiltere'de başlayan bu uygulama, daha sonra tüm parlamentolu rejimler tarafından kabul edilmeye başlanmış anayasalarında.

Tabiî, bu özel korumanın belli bir amacı var burada izah ettiğim; ama, bunun birtakım eleştirilere uğradığı da yadsınamaz bir gerçek. Kürsü dokunulmazlığının değil, ama, nispî dokunulmazlığın pek çok eleştiriye hedef olduğunu görüyoruz; çünkü, bu nispî dokunulmazlık, suçun takibini belli bir süre ertelemiş oluyor. Geç gelen adalet adalet değildir diye, bütün toplumlarda ortak bir yargı var. Adaletin gerçekleştirilmesini geciktiriyor; bir kere, böyle bir olumsuz yanı var. İkincisi, sade vatandaşa tanınmayan bir ayrıcalık milletvekiline tanınmış oluyor. Bu, toplumdaki eşitlik duygusunu zedeleyen bir husus olarak görülebiliyor ve toplumlar diyorlar ki, mademki suç işlendiği zaman bunun takibi ve yaptırıma bağlanması toplum düzenini ilgilendiren bir husustur, o zaman sade bir vatandaş ne türlü bir muameleyle karşılaşıyorsa, toplum düzeni, milletvekilinin de aynı muameleyle karşılaşmasını gerektiriyor; çünkü, şaka değil, konu olan, bir suçun işlenmiş olması kuşkusudur; eğer işlenmişse, bunu işleyen kimse, her halükârda yaptırıma bağlanmalı. Dokunulmazlık, bu nedenle, günümüzde, demokrasilerde çeşitli kısıntılara, sınırlandırmalara uğramıştır. Anayasalara veya yasalara baktığımız zaman, başlangıçtaki kadar kapsamlı olmadığını görüyoruz; süre bakımından sınırlandırılmış, suçlar nedeniyle sınırlandırılmış, hukuk devleti anlayışı gerçekleşmiş, demokrasinin kurumları yerleşmiş. Onun için, böyle, keyfî suç isnatlarıyla milletvekilliğinin devamının önlenmesi diye bir olay kalmadığı için sınırlandırılmış; ama, Türkiye'ye baktığımız zaman, bunun en geniş kapsamıyla var olduğunu görüyoruz. Bu, toplumsal adalet duygusunu rencide ediyor, adaletin geç gerçekleşmesine yol açıyor ve özellikle, yolsuzlukların alabildiğine kol gezdiği günümüzde, Türkiye açısından, temiz toplum beklentilerinin gerçekleşmesinin önünde bir engel olarak görülüyor toplumumuzda ve toplumumuz "eğer hukuk düzeni kurulacaksa, ilkönce, hukuku yaratanlar, kanunları yapanlar ona uyar konuma gelsinler" diyor.

Şimdi, bu durumda, hepimizin görevi, dokunulmazlıkları, toplumun beklentisi doğrultusunda sınırlandırmak için adım atmaktır. Bu, bir anayasa değişikliği işi. Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun sayısı böyle bir değişiklik önerisi vermeye yetmiyor; ama, sayıca bu işi yapabilecek konumdaki Adalet ve Kalkınma Partisinde ise, bu konuya bir kararlılık olmadığını görüyoruz üzüntüyle. O zaman, yapılacak bir tek şey var; toplumdaki huzursuzluğu gidermek, hukuk devletinin demokrasinin anlamına uygun nitelikli bir biçimde gerçekleşmesini sağlayabilmek için, Anayasanın Meclis olarak bize vermiş olduğu bir yetkiyi, konunun öneminin gerektirdiği aciliyetle kullanmak; ama, bakıyoruz, dokunulmazlık dosyaları Meclise geliyor, gündeme giriyor; fakat, görüşülmesi, gereken hızla yapılamıyor. Şu anda verilmiş olan öneri, bunu sağlamaya yöneliktir. Bunu gerçekleştirmediğimiz zaman… Herkes diyebilir ki, bu, Meclisin bir yetkisidir, geç görüşürüz, erken görüşürüz; ama, bu konuda Anayasanın ve İçtüzüğün, bize, bunu, bu denli rahatlıkla söyleyebilecek takdir imkânını bırakmadığını düşünüyorum; çünkü, bu, kamu düzenini ilgilendiren bir husustur, özellikle bazı arkadaşlarımız için, eğer hüküm giyerlerse, milletvekilliğinin, üyeliklerinin düşmesine neden olabilecek, yol açabilecek birtakım suçlarla ilgili birtakım isnatlar vardır. Bunların sonuçlandırılmasını önlemek, bunların Mecliste görüşülmesini ertelemek, daha arka planlara bırakmak, en azından, Anayasanın 84 üncü maddesinin işlerlik kazanmasına engel olmak anlamını taşır ve bunun mantığı da yoktur.

Hüküm giyerse milletvekilliği düşecek olan bir insanın, dokunulmazlık zırhı arkasına sığınıp, bu durumu geciktirmesine alet olmanın, yardımcı olmanın mantıkî bir izahı olmadığı gibi, Mecliste yerine getirmemiz gereken görevle de bir uyumu yoktur. Bu görevi yerine getirirken, içinde bulunduğumuz, bulunmamız gereken ciddîyetle de bunu bağdaştırmak mümkün değildir.

O nedenle, getirilmiş olan bu öneriyi, milletvekilliği görevimizi, bu konuda tam anlamıyla yerine getirmek için bir vesile görüyorum ve o nedenle, bu öneriye olumlu oy verilmesi gerektiğine inanıyorum. Eğer, milletvekilliği onurunu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygınlığını korumak istiyorsak, bu dosyaları bir an önce görüşmeliyiz; çünkü, milletvekillerine isnat edilen suçlar, toplumun dilinden düşmüyor ve bu, yalnız, isnat altında bulunan milletvekilini değil, Meclisi de yıpratıyor. Demokrasi, birtakım kurumlar üzerinde yükselen, işleyen bir rejimdir. Ona dayanak olan temel kurumlar zedelendiği zaman, saygınlığını kaybettiği zaman, demokrasiyi istediğimiz yüksek düzeyde, kalitede yürütmemiz de mümkün değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OYA ARASLI (Devamla) - Bitiriyorum efendim.

BAŞKAN - Buyurun.

OYA ARASLI (Devamla) - Demokratik rejim bunalıma girer, tehlikelerle karşı karşıya kalır. Bunu söylediğimiz zaman, bazı arkadaşlar, bir askerî rejimi anımsatıyormuşuz gibi bir algılamaya düşüyorlar. Burada bizim kastettiğimiz askerî rejim filan değil. Bu çatının altında her milletvekili demokrasiye gönül vermiştir. Bu rejimin kısıntıya uğratılmasından herkes en az benim kadar rahatsız olur diye düşünüyorum. Bu sözleri söylerken bizim kastettiğimiz başka bir şey.

Bakınız, çağdaşlık, demokrasinin ileri niteliklerle sürdürülmesini gerektiriyor. Dünyadaki bütün demokrasiler aynı kalitede, aynı düzeyde değil. Demokrasi bir süreçtir, kimi bunun en üst noktasına ulaşır, kimi alt noktalarında emekler; ama, biz istiyoruz ki, Türkiye Cumhuriyeti Devletinde var olan demokrasi, o üst düzey demokrasilerden biri olsun. Rejimimizi hırpalatacak birtakım olaylara, demokrasinin dayandığı kurumların zedelenmesine yol açacak birtakım durumlara göz yumarsak, bu amacımıza hiçbir şekilde ulaşmamız mümkün değildir. Bu amacı gerçekleştirmek hepimizin hedefidir. Ben buna inanıyorum ve bu hedef hepimiz için candan benimsenen, benimsenmesi gereken bir hedefse, bu öneriyi de desteklememizin bir görev olduğunu düşünüyorum.

Sizleri saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Araslı.

Lehte ikinci söz isteği Konya Milletvekili Sayın Atilla Kart'ın.

Buyurun Sayın Kart.

ATİLLA KART (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tarafından Danışma Kuruluna sunulan ve gündeme alınması kabul edilmeyen öneri hakkında lehte konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım.

Değerli arkadaşlarım, bugün gündeme getirdiğimiz dosya, geçen hafta olduğu gibi, yine, Düzce Milletvekili Sayın Fahri Çakır'la ilgili bir başka dosya. Hemen ifade ediyorum, belli kişileri hedef alan bir uygulama içinde değiliz, böyle bir uygulamanın içinde olmadık; belli suç türlerini öne çıkaran, kamuoyunu bu noktada bilgilendirmeyi hedef alan bir uygulama içindeyiz. Dokunulmazlıkların sınırlandırılması olayında siyasî iktidarın neden bu kadar tutarsız davrandığını anlatmak amacıyla, suç türleri ölçüsüne ağırlık veriyoruz.

Sayın Fahri Çakır hakkındaki geçen hafta gündeme getirdiğimiz dosya, Düzce depreminde çöken ve 20 kişinin ölümüne yol açan olayla ilgili bir dosyaydı. Bu hafta gündeme getirdiğimiz dosya ise, standartlara uygun olmayan akaryakıt ürünlerini uygunmuş gibi satmak iddiasını içermektedir.

Hemen ve önemle ifade ediyorum, değerli arkadaşlarım, biz, burada, yargılama mercii olmadığımız gibi, iddia makamı da değiliz, biz, yargısal denetim mekanizmalarının işlemesini sağlamaya çalışıyoruz. Bu sebeple de, dosyadaki delilleri ayrıca tartışmanın yanlış olduğunu, sübut veya beraat anlamında değerlendirme yapmanın son derece yanlış ve yersiz olduğunu ifade ediyorum.

Delilleri tartışmak bizim görevimiz değildir. Bu sebeple, siyasî iktidar mensubu sözcülerin "efendim, bu suçlamadaki delillerin önemi yok; bunun içindir ki, ilgili bölge halkı, bu kişiyi milletvekili seçmekte sakınca görmemiş" yolundaki savunmalarının milletvekilliği göreviyle bağdaşmadığı açıktır. Bu savunmaları ilgili mahkemelerde savunma avukatları yapabilir. Biz, bu savunmaların yapılmasına imkân ve fırsat tanınmasından söz ediyoruz. Bırakın, delilleri ilgili mahkeme tartışsın, biz, bunun önünü kesmeyelim diyoruz.

Değerli arkadaşlarım, anayasa değişikliği yapılması gereğini, bu yöndeki teklifimizin, bu yöndeki çalışmalarımızın kale alınmamasını, bunu  ihtirazî kayıtla bir tarafa bırakıyorum.

Meclis İçtüzüğünün amacına uygun bir şekilde uygulanmasından söz ediyoruz. Meclis İçtüzüğünü organize bir şekilde neden ihlal ediyoruz; bunu sorguluyoruz, bunu sorgulamaya devam edeceğiz. Meclis İçtüzüğünü, bu şekilde ihlal etmeye devam ettiğimiz zaman, ne gibi ağır sonuçlar ve hukuk ihlalleri doğuyor, bunları, bugün de, anlatmaya devam edeceğiz.

Bakın, değerli arkadaşlarım, Meclis ve karma komisyon olarak, bugüne kadar, dün karma komisyonda görüşülen 19 dosyayla birlikte, 194 dosya hakkında erteleme kararı verdik. 194 dosyanın tamamı hakkında nasıl erteleme kararı verilebilir; bunu herhalde değerlendirmemiz gerekiyor, herhalde sorgulamamız gerekiyor. Bu dosyalardaki suçlamaların hepsi aynı nitelikte olan suçlamalar değil ki, hepsi için erteleme kararı veriyoruz. Bu dosyaların içinde, bakın, değerli arkadaşlarım, trafik kazaları var, seçim yasağını ihlal ederek saat 17.00'den sonra konuşma yapmak var, savunma sınırını aşarak hakaret etmek var, bu ve benzeri suçlar, takdir edersiniz ki, aynı grup içinde mütalaa edilebilir. Bu grup dışında kalan, sahtecilik, ihaleye fesat karıştırma, zimmet, nitelikli dolandırıcılık gibi sayıları 100'e ulaşan dosyalar var değerli arkadaşlarım. Bu suçlamaların, yani bu ikinci grupta okuduğum suçlamaların, herhalde yasama faaliyetiyle hiçbir ilgisi söz konusu olamaz. Bu iki grup dosyayı, hangi insaf sahibi, hangi hak ve hukuk sahibi, hangi adalet ve hakkaniyet sahibi olan birileri aynı kefeye koyabilir? Bu sebepledir ki, İçtüzüğün 133 üncü maddesi, hazırlanan rapora ve dosya içeriğine göre ya dokunulmazlığın kaldırılması ya da erteleme kararı verilmesinden söz ediyor. Biz ne yapıyoruz; organize bir şekilde bütün dosyalar yönünden erteleme kararı vermeye devam ediyoruz.

Bakın, bunu yaptığımız zaman, yasama yetkisini ve gücünü kötüye kullanarak Meclis İçtüzüğünü bu suretle amacı dışında kullandığımız içindir ki, ne tür hukuk ihlalleri ve kamu zararları meydana geliyor, bunları izninizle birkaç örnekle anlatacağım.

Bakın değerli arkadaşlarım, Türkiye, 1996 yılında bulguları ortaya çıkan Susurluk olayıyla ve gerçeğiyle karşı karşıya geldi. Bu olay bugüne kadar ciddî bir şekilde ve bütün unsurlarıyla bir türlü yargılama mercilerinde tartışılamadı. Hep kıyısından ve köşesinden dolanarak bir şeyler anlatılmaya çalışıldı. Bu mekanizmayla bağlantılı olarak oluşan yeni suç yapılanmaları aradan geçen dokuz on yıla rağmen ülkemizin gündemini halen meşgul ediyor. Daha da üzücü olanı, gerçeklere halen ulaşılabilmiş değil. Bir siyasî partinin sayın genel başkanı hakkında çuvallar dolusu dosyalar iki kat yukarıda bekliyor değerli arkadaşlarım ve ilgili genel başkan "ben yargılanmak istiyorum" diyor. O genel başkan "ben yargılanmak istiyorum" diyor, biz bunu Meclis olarak engelliyoruz. Biz ne yapıyoruz -tekrar ifade ediyorum- yukarıdaki ihlallerin dışında, tamamen kişisel ve siyasî kaygılarımızla bu süreci engellemeye devam ediyoruz. Bunu engellediğimiz içindir ki, aynı zamanda, kamuoyunun bilgilenme ve gerçekleri öğrenme hakkını da aslında bu Meclis ihlal ve iğfal etmiş oluyor. Üzülerek bu ifadeyi kullanıyorum; ama, çıplak gerçek budur değerli arkadaşlarım.

Bitmiyor. Milletvekillerinin, karma komisyon üyelerinin, yargılama mercileriyle bağlantılı olan dokunulmazlık dosyalarını, doğrudan, bu dosyaları incelemelerini; milletvekillerinin, bizlerin, sizlerin, karma komisyon üyelerinin, şu anda görev yapmakta olan karma komisyon üyelerinin, yargılama dosyalarını incelemelerini engelliyoruz değerli arkadaşlarım. Lütfen, bunları sorgulayın. Bu dosyaları biz incelemeyeceksek kim inceleyecek değerli arkadaşlarım. Ondan sonra da kalkıyoruz, değerli arkadaşlarım, Bilgi Edinme Yasası adıyla, Meclis olarak yasal düzenlemeler yapıyoruz. Sizleri ciddiyete, tutarlı olmaya, inandırıcı olmaya bir defa daha davet ediyorum.

İsmet Paşanın meşhur söyleminin tam söyleneceği bir süreç işte bu süreç. Bu süreci herhalde bundan daha iyi tanımlayacak bir ifade bulamazsınız

Bakın değerli arkadaşlarım, İçtüzüğün ihlalinin ikinci sonucu ise -haftalardır anlatıyorum, haftalardır anlatıyoruz- kamu zararlarına, suç ilişkileri veya hukukî sorumluluk içinde yol açanlar, yani sadece suç ilişkileri değil, kusur sorumluluğu içinde yol açanlar hakkında da yasal işlem yapılmaması ve böylece hazine zararının tazmin edilememesi… Bu sonuca yol açıyoruz. Haftalardır anlatıyoruz.

Bakın, İstanbul Büyükşehir Belediyesiyle bağlantılı 3 dosya: Maliye Bakanının 150 000 000 dolarlık hayalî ihracat dosyası ve kayıp trilyon dosyası. Bakın, 400 000 000 dolar değerli arkadaşlarım hazine zararı. Bakın, haklarında kesinleşen mahkûmiyet kararları var bu dosyalarda. Kim bunlar; Sayın Başbakanın son derece yakın olduğunu kamuoyunun gayet iyi bildiği bir gruptan söz ediyorum. Bu grup hakkında, bakın, soruyorum, burada tekrar soruyorum; lütfen, birileri çıksın cevap versin: Kesinleşen mahkûmiyet kararına rağmen, Borçlar Kanununun 60 ıncı maddesindeki ek süre geçmiş olmasına rağmen, neden tazminat davaları açılmıyor değerli arkadaşlarım? Neden, kusur sorumluluğuna göre tazmin sorumluluğu olanlar hakkında dava açılmıyor; bu grup hakkında neden dava açılmıyor? Birileri çıksın şurada dürüstçe, demagoji yapmadan, saptırma yapmadan cevap versin değerli arkadaşlarım ve kamuoyunu aydınlatsın.

Devam ediyoruz; üçüncü bir sonuçtan söz ediyorum, üçüncü sonuç: Bakın, Sayın Tarım Bakanı hakkında, bürokrat olduğu dönemde delidana hastalığıyla ilgili bir dosya için ne yaptık biliyor musunuz; dün karma komisyonda, yine eller kalktı, yine erteleme kararı verildi değerli arkadaşlarım.

Bu dosyada, Sayın Sami Güçlü dışındaki -geçmiş dönem bakanlarını kastederek söylüyorum- geçmiş dönem bakanlarından 4 bakan hakkında ve o olay ortaya çıktığı zaman…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Konuşmanızı tamamlayın efendim.

Buyurun.

ATİLLA KART (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkanım.

…Bakanlık bünyesindeki en üst düzey bürokrat olan, şu anda Tarım Bakanı olarak görev yapan Sayın Bakan hakkında ve geçmiş dönem bakanları hakkında, aradan aşağı yukarı on yıl geçmiş, bugüne kadar hiçbir yargılama sürecini işletememişiz.

Ondan sonra neyi araştırıyoruz, toplumu nasıl oyalıyoruz, toplumu nasıl kandırıyoruz; ortada bir delidana hastalığı var, bir vakıa var, olayın faili yok. Faili meçhul bir olaylar silsilesiyle karşı karşıyayız. Birbirimizi kandırmayalım.

Ciddiyetle görev yapmaya, bir defa daha bu Meclisi davet ediyorum. Bunu yapmadığımız zaman ne oluyor; dördüncü sonucu söylüyorum ve ondan sonra, olayı bir defa daha takdirlerinize sunacağım.

Bunu yapmadığımız zaman ne oluyor biliyor musunuz; Sayın Grup Sözcüsü diyor ki, efendim, geçen Mecliste 500 milletvekili hakkında  kimler hakkında dava açılmış? Bakın, değerli arkadaşlarım, olayın hassasiyeti zaten burada. Milletvekili doğrudan bu ilişkilerin içine girmez Sayın Kapusuz; milletvekilinin etrafında, bakanların etrafında ticarî dehalar oluşur.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Onların dokunulmazlığı yok.

ATİLLA KART (Devamla) - Ulaştırma sektöründe, turizm sektöründe, mısır ithalatında, hemen, ticarî dehalar oluşur değerli arkadaşlarım. Bu ticarî dehaların oluşmasına yol açan o mekanizmaları engelleyelim diyoruz, bunları anlatıyoruz size değerli arkadaşlarım.

Onun için, diyorum ki, gelin, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, o ticarî dehaların oluşmasını engelleyecek mekanizmaları hep birlikte işletelim diyorum ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Kart.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi aleyhine, Tokat Milletvekili Sayın Zeyid Aslan; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ZEYİD ASLAN (Tokat) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; daha önce de belirttiğimiz gibi, her hafta dokunulmazlık konusunu tartışmaya devam ediyoruz; ama, tabiî, bugün, diğer haftalardan, diğer günlerden farklı bir şeyi yaşadık. Ben, kendi adıma bundan büyük mutluluk duyduğumu ifade etmek istiyorum; çünkü, ben, geçen hafta da, burada, özellikle Cumhuriyet Halk Partisinin dokunulmazlıkla ilgili buraya çıkan arkadaşların, tamamıyla aynı konuyu, aynı hususu, neredeyse kelimesi kelimesine aynen tekrar ettiklerini, olaya farklı bir boyutta yaklaşmadıklarını söylemiştim. Ben, Sayın Araslı'ya teşekkür ediyorum; bugün, gerçekten, dokunulmazlık konusunu Türkiye Büyük Millet Meclisinde felsefî boyutuyla, siyasal boyutuyla, sosyal boyutuyla tartışmaya açtı ve ben, bundan sonra da devam edecek olan bu dokunulmazlık konusunun, bu boyut etrafında, felsefesiyle, siyasal tarafıyla, sosyal tarafıyla tartışılmasının çok daha ciddî katkılar sağlayacağına inanıyorum.

Değerli arkadaşlar, bir süreden beridir tartışmaya devam ettiğimiz bu hususta, özellikle çarşamba ya da perşembe günleri Meclis huzuruna gelen konuda, ben, Cumhuriyet Halk Partisinin çok fazla samimî olduğuna inanmıyorum.

NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) - Nereden biliyorsun?!

ZEYİD ASLAN (Devamla) - Şu açıdan inanmıyorum; bizler, defalarca burada tekrar ettik, yine tekrar ediyoruz; bu konu, taraflar arasında, gruplar arasında, Meclis tarafından oluşturulacak bir komisyonla enine boyuna, tarihsel süreciyle, geçmişte yaşanmış deneyimlerle tartışılsın, dokunulmazlığın başladığı ve bittiği yer konusunda ciddî anlamda bir uzlaşma olsun. Bunu yaparken de, tabiî ki böyle bir konuda siyasal tercihlerimizi, ideolojilerimizi mutlaka bir kenara bırakacağız; olayı, olması gereken tarafıyla tartışmaya açıp sonuçlandıracağız ve sonunda, hep birlikte, yani bu Meclis çatısı altında bulunan siyasal partilerin grupları, ortaklaşa verecekleri bir anayasa değişikliğiyle, bu konuyu sonuçlandıracağız; ama, dediğim gibi, önce, bu konuda gerçekten samimî olmak lazım. Bu konuyu, günübirlik siyaset malzemesi yapmaktan, bu konuyu polemik malzemesi yapmaktan, bu konuyu, her hafta buraya gelip, olayı İstanbul Büyükşehir Belediyesine kilitlemekten dışarı çıkarıp, olayı, yasamanın saygınlığı, yasama görevini ifa eden insanlar bu görevi ifa ettikleri süreç içerisinde baskı ve tehditlerden uzak nasıl bu görevi ifa edebilirler, bu hususları, çok geniş bir şekilde tartışalım, konuşalım ve nihayetinde, genel bir anayasa değişikliğiyle, ortaklaşa yapacağımız bir anayasa değişikliğiyle çözüme kavuşturalım. Ben, hep…

ATİLLA KART (Konya) - Anayasa değişikliğinden evvel, İçtüzüğü uygulayın!..

ZEYİD ASLAN (Devamla) -  Ben hep şunu söylüyorum: Değerli Kart, Sayın Kart, burada, bir arkadaşın dokunulmazlığını kaldırıp yargıya göndermekle dokunulmazlık konusunu çözmüş olmazsınız.

ATİLLA KART (Konya) - Mesafe alırız.

ZEYİD ASLAN (Devamla) -  Burada, 194 tane dosyadan bahsettiniz. 194 dosya, yaklaşık 100-120 kişi etse, 120 kişiyi yargıya göndermekle de dokunulmazlık konusunu çözmüş olmazsınız…

ATİLLA KART (Konya) - Topluma örnek oluruz.

ZEYİD ASLAN (Devamla) -  Yani, burada, Mecliste, Meclisin iradesiyle, milletvekilinin o dosyaya mahsus dokunulmazlığını kaldırıp yargıya gönderdiğiniz zaman, sadece o dosyaya mahsus olarak yapılacak bir yargılama, milletvekili ya da yasama dokunulmazlığının özünü çözümleyen bir konu değildir.

ATİLLA KART (Konya) - Topluma mesaj vermiş oluruz.

ZEYİD ASLAN (Devamla) -  Biz diyoruz ki, biz, bu konuyu özden tartışalım, bu konuyu özüyle konuşalım ve özüyle çözüme kavuşturalım; ama, kavuştururken, bunu tartışırken, bunu konuşurken, parlamenter rejimin üç ayağı olan, yargı, yürütme ve yasamayı, hep birlikte ele alalım; yani, parlamenter rejimin ana unsuru olan, demokrasinin ana unsuru olan, yargı, yürütme ve yasamanın birbirinden bağımsız şekilde çalışacağı hükmünü, çalışacağı düşüncesini, gerek yargısal açıdan gerek yasama faaliyeti açısından gerekse yürütme açısından dokunulmazlıkları ve yargılamaları eş düzey içerisinde tartışalım ve doğrusu neyse, bunu, tartışarak ortaya çıkaralım. Yani, daha önce de söyledim, efendim, yasama dokunulmazlığını kaldıralım; burada, milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldıralım, peki, yargının dokunulmazlığını ne yapalım?! Bürokrasinin dokunulmazlığını ne yapalım?! Yürütmenin dokunulmazlığını ne yapalım?

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Hiç alakası yok!

ZEYİD ASLAN (Devamla) - En fazla demokrasinin ve parlamenter rejimin üzerine konulduğu yasama faaliyetini, bu iki gücün karşısında, yürütmenin ve yargının karşısında savunmasız ve güçsüz bırakmak suretiyle demokrasiye ya da parlamenter rejime çok fazla iyilik yapmış olmayız.

İşte, Cumhuriyet Halk Partisiyle anlaşamadığımız nokta burada başlıyor. Biz diyoruz ki, bu konuyu tümüyle ele alalım, Cumhuriyet Halk Partisi diyor ki, yok arkadaş, ferdî olarak burada dosyası bulunan insanları yargıya gönderelim, yargıda ne yapacaklarsa yapsınlar. Ben, Cumhuriyet Halk Partisinin samimî olmadığını ifade ederken, bu düşünceden hareketle ifade ediyorum; yoksa, hiç kimseyi samimiyetsizlikle ya da samimiyetle, bir şekilde suçlamak istemiyorum; özünü, burada, bu şekilde ifade etmek istiyorum.

Hep ifade ettim, yine tekrar ediyorum: Yasama dokunulmazlığındaki esas amaç, milletvekillerinin yasama faaliyetinde görev yaptıkları süreç içerisinde, özgürce, her türlü baskıdan, tehditten, şantajdan uzak bir şekilde, birtakım alıkonulmalara, birtakım engellemelere karşı, rahatça bu görevi ifa edebilmeleridir.

Değerli arkadaşlar, hepimiz milletvekilliği yapıyoruz. Bölgelerimize gidiyoruz. Bölgelerimizden ya da ülkemizin değişik köşelerinden, Meclise, günde, yaklaşık 15 000, bazen 20 000-30 000'e varan insanlar geliyor. Bu insanların birçoğunun sorunu, ya yürütmede ya yargıda karşılaştıkları birtakım sıkıntılar, birtakım olumsuzluklar karşısında, netice itibariyle siyaset kurumundan, siyasetçilerden bir yardım istiyorlar.

Yetmişiki milyon insanın en son nokta olarak yardım istediği, yasama faaliyeti yapan Millet Meclisinden yardım istediği noktada, bu kurumu, bu müesseseyi, sizin müdahale etme değil; ama, en azından o vatandaşın sorununu çözme noktasında yardımcı olacağınız kurumlar nezdinde güçsüz bırakmak, demokrasinin gelişmesine bir katkıdan ziyade, demokrasinin gelişmemesine bir katkı olacağına inanıyorum.

 Ben, bu konuda, dokunulmazlıkların yeniden ele alınması, dokunulmazlıkların yeniden konuşulması, dokunulmazlıkların tüm kurumları kapsayacak şekilde yeniden masaya yatırılması, her kurumun dokunulmazlığının ya da sorumsuzluğunun nerede başlayıp nerede biteceği hususunun bir uzlaşma konusu olduğunu, bir tartışma konusu olduğunu; bu konunun, tarihsel süreciyle birlikte ele alınarak, mutlaka yeniden yapılandırılması gerektiğini daha önce de ifade ettim, yine ifade ediyorum; bizim siyasî partimizin, AK Partinin görüşü de bunun üzerine kuruludur. Dokunulmazlıkların içerisinde sadece yasama kısmını ele alıp, diğer kısımların bu kapsamın dışında bırakılmasının da doğru olmadığını ifade ediyorum. Bunun, yasama faaliyetleri açısından ciddî sakıncalar doğuracağını, yasama faaliyeti yapan milletvekilleri açısından ciddî sakıncalar doğuracağı inancımı burada bir kez daha tekrar etmek istiyorum.

Kaldı ki -geçen hafta da söyledim, belki sürem yetmedi- dünyada, yasama dokunulmazlığına baktığınız zaman, Türkiye'deki uygulamanın, aslında, gerek Avrupa ülkelerinde gerek Amerika'da gerekse diğer ülkelerde değişik şekilleriyle var olduğunu görüyoruz. Yani, bu, sadece Türkiye'de, sadece bizim ülkemizde var olan bir  olay değil.  Bugün, Avrupa ülkelerinde -13 tanesinde- Türkiye'de uygulanan dokunulmazlığın çok yakın benzeri uygulanıyor; hatta, Türkiye'de uygulanan dokunulmazlığın çok ötesinde, hukuk dokunulmazlığının uygulandığı Avrupa ülkeleri de var. Bazı ülkelerde -ki, bunlar çok sınırlı- İngiltere gibi, özellikle Anglosakson hukukunun uygulandığı ülkelerde, bu 5 tane ülkede, sadece hukuk açısından, hukuk davaları açısından dokunulmazlık var; ama, bunun karşısında kalan yaklaşık 23 ülkede, cezaî dokunulmazlıklar uygulanmaktadır. Yani, bu, sadece bizim sorunumuz değildir.

Bir de, dokunulmazlıklarla, özellikle yasama dokunulmazlığı ile yolsuzluğu aynı çerçeve içerisinde değerlendirmenin çok da doğru bir değerlendirme olmadığını ifade etmek istiyorum.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) - Biz yalnız yolsuzluk yapanları yargılayalım, öbürleri kalsın.

ZEYİD ASLAN (Devamla) - Şimdi, eğer, ben, biraz önce, belki…

Sanıyorum, Kumkumoğlu, siz yeni geldiniz; yeni geldiğiniz için konuşmanın başını dinleyemediniz. Biz, burada, eğer, samimî olduğunuzu iddia ediyorsanız, dokunulmazlık konusunu genel çerçeve içerisinde tüm kurumlarla birlikte ele alınması gerektiğini söyledim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZEYİD ASLAN (Devamla) - Yani, burada, sadece bir dosyası olan insanları yargıya gönderip yargının huzuruna çıkarmakla dokunulmazlıkların özünü, dokunulmazlıkların felsefesini çözemeyeceğinizi söyledim. Bu konuyu, belki, siz geç geldiğiniz için size bir kez daha burada söylemekte fayda görüyorum.

Bu nedenle, Cumhuriyet Halk Partisinin getirmiş olduğu bu önerinin samimî olmadığını, bunun dokunulmazlıklarının çözümüne bir katkıda bulunmayacağı inancımı tekrar ediyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Aslan.

Öneri aleyhinde ikinci söz isteği, Ankara Milletvekili Sayın Salih Kapusuz…

Buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum.

Doğrusu, değerli konuşmacıları dikkatle dinledim. Önemli konulara da işaret edildi; ancak, bu görüşmelerin, bu tartışmaların, Anadolu tabiriyle, kabak tadı vermemesi lazım. Evet… Neden; açıkçası şu: Siz, yasa, İçtüzük, Anayasa gereği Parlamentonun bir iradesi çıkmış orta yere; beğenseniz de çıkmış, beğenmeseniz de. Karma komisyonda tartışılmış, Genel Kurulda bu konu gündemdeki yerini almış; ama, siz, İçtüzüğün verdiği bir hakkı kullanarak buraya sürekli bunu taşıyorsunuz, tartışmaya açıyorsunuz, sonuç itibariyle de farklı bir şey söylemiyorsunuz.

OYA ARASLI (Ankara) - Siz de her gün öneri getiriyorsunuz!..

SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Ben, açıkçası şunu söylemek istiyorum, daha ne konuşarak, söylemek istiyorum: Değerli arkadaşlar, elbette, biz, konuşmalarınızdan filan rahatsızlık duyduğumuz için değil; ama, içinde bulunduğunuz müesseseyi, kurumu, kafaları karıştıracak bir üslupla konuları birbirine karıştırarak takdim etmenin doğru olmadığı kanaatini taşıyorum. Yeri geliyor, bağımsız yargıdan bahsediyorsunuz, yargıya müdahaleden bahsediyorsunuz; yeri geliyor,müdahale etmekten kendiniz de hiç geri durmuyorsunuz.

Açıkçası şunu söylemek istiyorum: Evet, değerli arkadaşlar, konuşulan konu milletvekilliği dokunulmazlığı değildir, yasama dokunulmazlığıdır, bir müessesedir. Bu, sadece Türkiye'ye münhasır bir şey de değil. Biraz önce değerli konuşmacılardan Araslı söyledi; bütün dünya ülkelerinde var; cezaî olanı var, hukukî olanı var; hem cezaî hem hukukî olanları var.

OYA ARASLI (Ankara) - Ama, bu boyutta değil; bu boyutta olmadığını da söyledim.

SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Bunlar bilinen şeyler; ancak, bizim ülkemizde yaklaşık yüzotuz yıllık bir geçmişi var bunun, bırakın başka ülkeleri. Bu süre içerisinde, bu, var olmuş, bunun bir ihtiyaç olduğu kabullenilmiş, hatta, uzun müddet Cumhuriyet Halk Partisinin tek başına iktidar olduğu, her şey olduğu dönemlerde bile bu tartışılmamış…

HALUK KOÇ (Samsun) - 1950 öncesini anlatıyorsun!

SALİH KAPUSUZ (Devamla) - …ama, öyle bir döneme geliyor ki, son iki yıldır, AK Parti İktidarı döneminde, âdeta bu konudan bir sonuç çıkarır mıyız çaba ve gayreti içerisinde, olmayan şeyleri buraya taşıyorsunuz.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Neden acaba, neden?!.

SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bakınız, ben çok şey söylemek istemiyorum; birkaç cümleyle sözümü kapatacağım.

Bakınız, çok güzel bir söz var: "Tecrübe, çok zalim bir öğretmendir, insanı önce sınavdan geçirir, sonra dersini öğretir." Evet, bu, yıllardır elde edilmiş tecrübeler sonucu oluşmuş müesseseleri, siz, sadece kişisel olarak veyahut da siyasî amaçlı olarak birtakım yerlere çekmeye kalkarsanız, hem kendinize hem ülkenize hem de içinde bulunduğunuz müesseseye çok katkı vermezsiniz.

Bakınız, Sayın Hocam Yakup Kepenek -aramızda yok galiba- bir önerge verdi, Meclis kabul etti, bu konuyu tartıştı, nihaî olarak da bir rapor verdi. Bu rapor da burada görüşüldü. Burada önerilenler mevcut. Bunlar, uzun bir çalışmadan sonra ortaya çıkan sonuçlar. Bütün bunlar orta yerde dururken, sadece ama sadece bu amaca yönelik sizin çaba ve gayretlerinizi, ben, doğrusu yerinde bulmuyorum.

Sonra, özü itibariyle farklı düşündüğümüz noktalar olduğu gibi, buluştuğumuz yerleri de çoğunlukta görüyorum. Siz, başından beri söylediğimiz bir şeyi bir daha tekrar etmek üzere… Şunu ifade edeceğim.

Değerli arkadaşlar, Anayasa değişikliği konusunda, buyurun, çalışmalar yapılsın; hatta başlangıç bununla yapılsın, devam edilsin denildiğinde "hayır, bunun dışında değil, sadece bu" diyorsunuz.

Diğer taraftan, deniliyor ki: "Bu konuyla ilgili olarak kürsü masuniyeti var, yasama dokunulmazlığı var. Dolayısıyla, konuşmalarından, eylemlerinden, buradaki yaptığı çalışmalardan dolayı kimse mahkûm edilip, cezaî müeyyideye çarptırılmaz."

Bakın, iki tane örnek vermek istiyorum. Geçen dönemlerde Meclis kürsüsünde yaptığı bir konuşmadan dolayı siyasî yasaklı arkadaşlarımız var; isim olarak da ifade ederim. Sırf buradaki konuşmasından dolayı yasaklanmış, ceza çekmiş arkadaşlarımız var. Bırakın onu, aramızda halen milletvekili olan bir arkadaşımız var; konuşmalarında -nerede konuşmuş; Plan ve Bütçe Komisyonunda- Yargıtayla ilgili, bütçesi konuşulurken bir değerlendirme yapmış; arkadaşımız mahkûm oldu.

Demek ki, yürütme, yargı ve yasama dengesi ve kurulmuş olan bu müessesenin kendi iç dengelerini yerinde uygun şartlar içerisinde değerlendirerek uygun olmayan bir tarza çekerseniz, bu dengeleri bozacak, bu ince ayarı farklı noktalara taşıyacak bir yola girerseniz, korkarım ki, o müessesenin kendisini tahrip etmek için bir vesile olabilir. Elbette, dokunulmazlık konuşulur, tartışılır ve değiştirilebilir. Bu yapılacak şeyin ise bir bütünlük içerisinde yapılmasını başından beri savunduk, savunmaya devam ediyoruz.

Onun için, önergenin aleyhinde olduğumuzu ifade ediyor, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Kapusuz.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş önergesini oyunuza sunacağım.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

HALUK KOÇ (Samsun) - Toplantı yetersayısının aranılmasını istiyoruz.

BAŞKAN - Ancak, toplantı yetersayısı isteği var.

Şimdi, bu yoklama talebinde bulunan sayın milletvekillerinin isimlerini tespit edeceğim. İsmini okuduğum arkadaşımız oturursa daha iyi anlaşılır.

Sayın Koç, Sayın Aslan, Sayın Tiryaki, Sayın Atalay, Sayın Keleş, Sayın Kart, Sayın Sözen, Sayın Ayvazoğlu, Sayın Özyurt, Sayın Meral, Sayın Coşkuner, Sayın Gazalcı, Sayın Araslı, Sayın Yücesan, Sayın Küçük, Sayın Çilingir, Sayın Saygun, Sayın Bayındır, Sayın Saraç, Sayın Kumkumoğlu, Sayın Anadol, Sayın Ergin, Sayın Baratalı.

Sayın milletvekilleri, yoklama için 4 dakika süre veriyorum. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini rica ediyorum.

Adlarını okuduğum sayın üyelerin, yoklama için elektronik cihaza girmemelerini rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Sİyasî Partİ Grubu Önerİlerİ (devam)

1.- Gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre vermiş olduğu öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)

BAŞKAN - 1 inci sırada yer alan kanun teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporu gelmediğinden, teklifin görüşmelerini erteliyoruz.

2 nci sırada yer alan, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Plan ve Bütçe Komisyonları raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

2.- Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/995) (S. Sayısı: 940)

BAŞKAN - Komisyon?..

Birleşime 5 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 15.50
İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.59

BAŞKAN: Başkanvekili İsmail Alptekin

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 116 ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

940 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

2.- Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/995) (S. Sayısı: 940) (x)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.

Hükümet?.. Yerinde.

Tasarının 11 inci maddesini okutuyorum:

Hava Alanları Daire Başkanlığı

MADDE 11.- Hava Alanları Daire Başkanlığının görevleri şunlardır:

a) İnşa edilecek sivil hava alanları, helikopter iniş-kalkış alanları, deniz hava tesisleri ve sivil havacılıkta kullanılacak her türlü iniş kalkış pistlerinin yer seçimine ait kriterleri belirlemek, uygulamaları denetlemek.

b) Mevcut sivil hava alanları ile helikopter iniş-kalkış alanları ve deniz hava tesislerinin işletilmesine ve geliştirilmesine ait esasları belirlemek ve uygulamaları denetlemek.

c) Sivil hava trafiğine açık hava alanlarının sertifikalandırılma esaslarını belirlemek ve uygulamaları denetlemek.

d) Sivil hava alanlarının mania planlarını hazırlamak, planlara uyulması konusunda ilgili kuruluşlar ile iş birliği yapmak, yerel yönetimlerin mania planı kapsamında hazırlayacakları imar planlarına uygun görüş vermek.

e) Sivil hava alanlarının diğer amaçlarla kullanılmasına ilişkin esasları belirlemek, ilgili kuruluşlara bildirmek ve iş birliği sağlamak.

f) Hava alanlarında görev alacak hizmet sağlayıcılarının yetkilendirilmesi ile ilgili düzenlemeleri yapmak, ulusal mevzuat hükümlerine uygun olarak emniyetli ve güvenli bir şekilde yürütülmesini sağlamak üzere gerekli önlemleri almak veya aldırtmak, denetlemek ve uygulamaları takip etmek.

g) Hava alanı kolaylıkları konusunda uluslararası standartların uygulanmasını sağlamak ve takip etmek.

h) Hava kargo acentelerinin yetkilendirilme usûl ve esaslarını belirlemek ve denetimler yapmak.

i) Genel Müdür tarafından verilecek benzeri görevleri yapmak.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Denizli Milletvekili Sayın Mustafa Gazalcı; buyurun.

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün örgütlenme ve görevlerini düzenleyen yasa tasarısının 11 inci maddesi üzerinde, Grubum adına ve kişisel olarak söz aldım; tümünüzü saygıyla selamlıyorum.

11 inci madde, Havaalanları Daire Başkanlığının görevlerini düzenliyor.

Değerli arkadaşlar, sivil havacılıkla ilgili, burada, uzman arkadaşlar, iktidardan ve muhalefetten, çeşitli konuşmalar yaptılar. Gerçekten de havacılık geleceğimizdir ve Atatürk'ün "gelecek göklerdedir" sözü, gelişmişliğin ölçüsü havaalanlarını, gökleri kullanmaya bağlıdır.

Bu 11 inci maddede, havaalanlarının yer seçimi bu Daire Başkanlığına verilmektedir. Bu yer seçiminde ölçütlerin neler olacağı ve uygulamaların denetlemeleri, uçakların, helikopterlerin inişleri kalkışları düzenlenmektedir. Havaalanlarına yakın yapıların ruhsatlarının verilmesiyle, planlarıyla ilgili, yerel yönetimler ile bu Dairenin işbirliğini görev olarak bu Daire Başkanlığına vermektedir. Uluslararası ölçütlerin uygulanıp uygulanmadığı bu maddeyle belirlenmektedir. Özetle, tasarının 11 inci maddesinde, uçakların inmesi kalkması, yer seçimiyle ilgili birtakım ölçütlerin nasıl belirleneceği söylenir.

Ne yazık ki, ülkemizde havaalanlarının yer seçiminde çok özenli davranılmamıştır bugüne değin. Bilimsel ölçütler, uluslararası ölçütler yerine, havacılığın gelişmesi yerine siyasal kaygılar öne geçmiştir. Cumhurbaşkanının hatırına, Bakanın, Ulaştırma Bakanının hatırına, kullanılması olanaksız yerlere, maalesef, havaalanları yapılmıştır. Ulaştırma Bakanı Sayın Yıldırım, 29.3.2005 tarihinde, bu konuda, Özdere'de katıldığı bir parti toplantısında, yanlış kamu yatırımları nedeniyle birçok tesisin yapıldığı halde kullanılamadığını, bunun da ekonomiyi olumsuz yönde etkilediğini belirterek "70 havaalanı yapmışlar, 5 milyar dolar harcanmış; ama, birçoğu kullanılmıyor" diyor, gazetelerin yazdığı. Kullanılmamasıyla ilgili olarak, havaalanlarının tamamlanmamış olması, uçuş güvenliğine uygun olarak yapılmamış olması, gerekli elektronik donanımın eksikliği, yeterli yolcu bulunmaması, kent merkezinden uzak olması gibi birçok neden var. Türkiye'deki havaalanlarının kullanımı yüzde 90'ıyla büyük kentlerde. Özellikle, İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Adana, biraz, Bodrum, Milas ve Trabzon Havalimanları neredeyse yüzde 90'ını kapsamakta, öteki havaalanları yeterince kullanılmamaktadır. Öyle havaalanları var ki, hiç kullanılmamaktadır.

Geçen gün, sizin de dikkatinizi çekmiştir, bir gazetede haber vardı; İstanbul Atatürk Havalimanına 3 kilometrelik bir ekpist yapıldığı; fakat, çevresindeki 700 bina inişe engel olduğu için, bu ekpiste uçakların inemediği söylenmiştir. Şimdi, bu 700 binanın yıkımında 5-6 trilyondan söz edilmektedir. Bu havaalanına ekpist yapılırken bu binalar yok muydu ya da o alan planlanmışsa bu yüksek binalara nasıl izin verildi, insanın anlaması olanaksız.

Zaman zaman, gazetelerde, buna benzer -hayvanların otladığı, otların bittiği- ulusal servetlerin havaalanı olarak yapıldığını; ama, kullanılmadığını görüyoruz. Öbür yanda da, çok gereksinim var, yeterli havaalanı yok. Yine, geçen gün, bir gazetede, İzmir Havalimanının yetersizliği nedeniyle uluslararası toplantının yapılamadığı ve bu yüzden de İstanbul'a gittiği, belki başka ülkelere gittiği yazılıyordu.

Değerli arkadaşlar, gerçekten, bilimsel ölçütlerle havaalanlarının yapılması ve göklerin kullanılması gerekir ve bunun için de, ulusal bir havacılık politikamızın olması gerekir; ama, ne acı ki, bu politika oluşturulamamış, hatta, baltalanmıştır. Kurtuluş Savaşımızda birkaç uçağın bile çok önemli görevler yaptığını biliyoruz.

Bundan ellibeş altmış yıl önce, Ankara'da, Makine Kimya Endüstrisine bağlı bir uçak fabrikasının kurulduğunu bilmiyorum biliyor musunuz? Etimesgut'ta, Türkkuşunun hemen yanında, yapılan uçakların hemen de test edilebilmesi için bir uçak fabrikası kuruluyor. Bence, sivil havacılığın çok önemli bir adımı. Hatta, 9 tane uçak yapılıyor, Polonya'ya dışsatımı gerçekleşiyor Sayın Bakan. Sonra, ne oluyorsa, birden, uçak fabrikası tekstil fabrikası oluveriyor. Yani "neden uçak yapılıyor" denildi sanıyorum. 1970'li yıllarda, belki uluslararası telkinlerle, tekstil fabrikası oluyor o uçak fabrikası. O da iyi. Yani -tabiî, uçak fabrikasının devam etmesi gerekir- mekiksiz tezgâh yapılıyor. Biliyorsunuz, Denizli, bir dokuma kentidir; Uşak, Gaziantep, daha birçok yerlerimiz... İtalyan firmasıyla birlikte yapılıyor; ama, maalesef, o da kapanıyor.

Değerli arkadaşlar, Makine Kimya Endüstrisi uçak fabrikasının müdürü -burada saygıyla anayım, ünlü sanatçı Melike Demirağ'ın amcası Nuri Demirağ- gerçekten, canla başla, bu uçak fabrikasında çalışmış; büyük bir makine parkına da sahip bir yer.

Değerli arkadaşlar, bu uçakların yapımı... Stratejik olarak siyasal birtakım sonuçları da ülkemizden alıp götürdüğünü biliyoruz; çünkü, uçaklar öyle büyük paralara gidiyor ki, helikopterler öyle büyük paralara gidiyor ki, uluslararası siyasetlerde birer pazarlık oluyor. Zaman zaman gazetelere de yansıdığını biliyoruz. Başbakan, İtalyan Başbakanıyla, Alman Başbakanıyla görüşecek, şu kadar uçak, bu kadar helikopter alınacak, şununla şu yapılacak, helikopterin adı Erdoğan olacak...

Değerli arkadaşlar, biz, sivil havacılığı konuşuyoruz. Tabiî, askerî alanda bu konuda daha birikimli bir çalışma var. Örneğin, Kayseri'de, bu konuda, Hava Kuvvetlerinin ,motorunu yaptığı, gerçekten, uçaklar yaptığı bir çalışma var. Türkiye'nin, ulusal havacılığı asker-sivil birikimi ve geçmişinin birikimini de alarak, elbette, uluslararası yeniliklerden, ölçütlerden de yararlanarak, en iyisini yapması gerekir; ama, hayır, biz, bu konuda, zaten geriyiz canım, bir şey de yapamayız anlayışı bizde olursa, biriktirdiğimiz bütün paraları, köylünün, işçinin alınterini, emeğini götürür, hep dışta birkaç uçak alımında kullanırsak üzüntü vericidir. Tabiî, son yıllarda savaş uçakları için bir proje sürmektedir. O da güzel bir şey. ABD ile Türkiye'nin yaptığı bir anlaşma var TAİ AŞ diye. O, Ankara Mürted'de kuruldu. Ama, sivil havacılığın da ulusal olarak geliştirilmesi gerekir; çünkü, stratejik bir konu havaalanı ve bir de turizmi çok yakından ilgilendiriyor. Burada da arkadaşlarım söylediler. Turizm taşımacılığını yapanlar, aynı zamanda o uçakları işletenler. Yani, turizminizin de bir ölçüde -en azından- kaymağını teslim etmiş olursunuz eğer havacılığınıza egemen değilseniz, havaalanlarına egemen değilseniz.

Bir kere, Türk Hava Yolları son yıllarda bir büyük ve olumlu iz bırakmıştı yurt içindeki ve yurt dışındaki insanlar üzerinde. Ne oldu da onu birden özelleştirme kapsamına aldık değerli arkadaşlar?! Adı Türk Hava Yolları; yani, Türkiye'nin havayolları. Siz bunu özelleştirdiğiniz zaman… Zaten özel havayolları bütün dünyada var, Türkiye'de de bir ölçüde gidiyor. Ama, Türk Hava Yollarının 90'lı yıllara gelinceye kadar çalışanıyla binbir emek verdiği, olumlu iz bıraktığı yerde, siz onu birden alıyorsunuz, canım, burayı da satalım, burası da iyi kazanç getirir… Ama, geleceğinizi de götürür, göklerinizi de götürür.

Değerli arkadaşlar, yeri kullanmak için de gökleri iyi kullanmak gerekir ve barışçıl kullanmak gerekir. Yalnız kendi göklerinizi değil, dünya göklerinin üzerlerinden bomba yağsın, savaş uçakları geçsin istemiyorsanız, füzeler yağsın istemiyorsanız ve insanlar taşınsın, yükler daha iyi taşınsın istiyorsanız, havacılığın gerçekten, ulusal bir politikayla ele alınması gerekir ve bunun böyle geliştirilmesi gerekir.

Şimdi, Denizli Havaalanından da biraz söz etmek istiyorum izninizle. Denizli -burada, dün, bir Denizli milletvekili arkadaşım da söz etti- yıllardır bir havaalanına kavuşamadı. Var; askerî bir havaalanını kullanıyor. Ek yapılar var orada; üç yıldır, iz yatırım diye… Sayın Bakana bir soru önergesi vermiştim ben bu Denizli Havaalanıyla ilgili. 63 kilometre ötede askerî bir havaalanı; sivil uçaklar inemiyor, Denizli'den Ankara'ya uçak yok.

Denizli, Türkiye'nin en büyük dışsatımını yapan, turizm kenti, dokuma kenti, tarih zenginliği olan bir yer. Üç yıldır para ayrılmıyor. Bakan da diyor ki, bizim şu anda… Yüzde 40'ı tamamlanmış, paralar yatmış; ama, duruyor. İşadamları görüşme yapamıyorlar, insanlar gelip gidemiyorlar; yani, Ankara'ya bir gün bile bir uçuşu yok. İstanbul'a, yalnız bir sefer var, haftada altı gün.

Sürekli -siz, işadamlarından oy aldınız- bağırıyorlar, çağırıyorlar, durmadan raporlar gönderiyorlar. Niçin ele almıyorsunuz? Bakın, başarıyı cezalandırıyor musunuz? Bir potansiyel var, öbür tarafta hiç kullanılmayan yerler var. Sayın Bakana dedik ki, buraya sivil uçakların inmesi için de bir şeyler yapın; ama…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Gazalcı, konuşmanızı tamamlayın lütfen.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Tamam Sayın Başkanım; teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, havaların, göklerin barışçıl amaçlarla kullanılması gerekir. Ben, bir başka bakana sorduğum bir soruma aldığım bir yanıtı sizlerin bilgisine sunarak huzurunuzdan ayrılmak istiyorum.

Burada Savunma Bakanlığı bütçesi görüşülürken, bir soru sormuştum Sayın Bakana. Soru şuydu: "ABD'nin Irak saldırısı sırasında bizim ülkemizde hükümetin Meclise getirmediği, hükümet ile ABD arasında, İncirlik dahil, başka alanları kullanma anlaşması yapılmış mıdır? Şu anda bu anlaşma gereği Irak'a ABD için uçaklar kalkmakta mıdır ya da bu alanlar kullanılmakta mıdır?" Amerika Birleşik Devletleri tarafından...

Sayın Vecdi Gönül, 24 Şubat 2005'te bir yanıt vermiş: "ABD'nin Irak'ta yürüttüğü harekât sürecinde Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile ABD yönetimi arasında, Genelkurmay Başkanlığı ilgi ve sorumluluk alanı itibariyle, İncirlik veya diğer tesis ve üslerin kullanımına ilişkin herhangi bir anlaşma imzalanmamıştır." Gene arada bir şeyler var, zamanım bitti. "Ancak, İncirlik, ABD uçaklarınca Irak'a askerî malzeme veya personel nakli amacıyla kullanılmamaktadır." demektedir. Meclise gelmediği için söylüyorum, bakın burada diyor ki Sayın Bakan, ben bir soru soruyorum milletvekili olarak "İncirlik, askerî amaçla Amerikalılar tarafından Irak savaşında kullanılıyor mu? Hepimizin yüreği dağlı, her gün insanların öldüğünü, öldürüldüğünü, Irak'ta görüyoruz. Bizim ülkemizden kalkıp, eğer… Birtakım ikmal nedeniyle o üs kullanılıyor mu diye sormuşum, hayır denmiş. Sonra, gazetelerde bir anlaşma yapıldığını okuduk ve yayımlandı.

Değerli arkadaşlar, havaalanlarımız, göklerimiz, yineliyorum, barışçıl amaçlarla kullanılmalıdır ve bu konuda ulusal bir politikamız olmalıdır, güçlerimizi bir bütün halinde, parçalamadan, havacılığımızı geliştirmeliyiz diyorum.

BAŞKAN - Sayın Gazalcı, son cümlenizi alıyorum.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Tümünüze saygılar sunuyorum.

Sağ olun Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gazalcı.

Şahsı adına Sakarya Milletvekili Sayın Hasan Ali Çelik…

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Konuşmayacağız Sayın Başkan.

BAŞKAN - Konuşmuyorsunuz. Teşekkür ediyorum.

11 inci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

12 nci maddeyi okutuyorum:

Havacılık Güvenliği Daire Başkanlığı

MADDE 12 . - Havacılık Güvenliği Daire Başkanlığının görevleri şunlardır:

a) Sivil havacılık güvenliğini tehdit eden yasa dışı müdahaleler ile diğer tehlikelerin önlenmesi için gerekli tedbirleri almak.

b) Uluslararası güvenlik standartlarının sivil havacılık sektöründe  uygulanması için gerekli tedbirleri almak, takip etmek ve denetlemek, uluslararası standartlara uygun nitelikte "Temel Havacılık Güvenliği" eğitimlerinin periyodik olarak verilmesini sağlamak, uygulanmasını takip etmek.

c) Kuraldışı ve kabul edilmeyen yolcuların taşınması ile ilgili düzenlemeler yapmak ve denetlemek.

d) Tehlikeli maddelerin hava yolu ile taşınması ile ilgili düzenlemeler yapmak ve denetlemek.

e) Hava alanı giriş kartlarının usul ve esaslarını belirlemek, basımını yapmak veya yaptırmak, ücreti karşılığında dağıtımını sağlamak.

f) Hava kargo acentelerinin güvenlik kurallarına uymaları konusunda gerekli düzenlemeleri ve denetimleri yapmak.

g) Genel Müdür tarafından verilecek benzeri görevleri yapmak.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Antalya Milletvekili Sayın Hüseyin Ekmekcioğlu; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 12 nci maddesiyle ilgili, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sivil havacılık faaliyetlerine 1912-1913 yıllarında İstanbul-Yeşilköy Havaalanında başlayan ülkemiz uzun yıllar Avrupa ülkelerinin önünde uçak sayısı ve yolcu taşımacılığında büyük gelişmeler içinde bulunmuştur. 1925 yılında, daha sonra Türk Hava Kurumu adını alan Türkiye Teyyare Cemiyetinin kurulmasıyla Türk havacılığının kurumsal temelleri atılmıştır. 1933 yılında 5 uçaklı küçük bir filoyla Türk Hava Postaları adıyla ilk sivil hava taşımacılığımız başlamıştır. Cumhuriyetimizin 10 uncu yılında Millî Savunma Bakanlığına bağlı olarak kurulan Hava Yolları Devlet İdaresi ülkemizde sivil havayolları kurmak ve bu yolda taşıma yapmak üzere görevlendirilmiş bir kurum olarak karşımıza çıkmaktadır. İkinci Dünya Savaşından sonra, 1980'li yıllara kadar süren bir duraklama devresi içine girmiştir.

1983 yılında yayımlanan 2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanun ile özel sektöre de hava taşımacılığı ve havaalanı işletmeciliği hakkı verilmesi suretiyle, Türk sivil havacılığında yeni bir dönem başlamıştır.

Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün, taraf olunan uluslar arası mevzuat, yabancı ülkelerle ilişkiler, bu ülkelerin hava taşıyıcılarının ticarî hak ile uçuş faaliyetlerinin belirlenmesi ve denetlenmesi gereklidir. Bununla birlikte, uçuş ve can güvenliğinin istenen düzeyde sağlanması, uygun yaptırım gücüne sahip yeni bir yapılanma içine girmesi mutlaka gereklidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz, bu yasa tasarısına karşı değiliz, bu tasarı Meclisimizden geçmelidir. Ancak, şu şekliyle ihtiyacı karşılamayacağı da açıktır. Bu tasarıyla, sadece, teşkilat iyileştirilmektedir. Oysa, sivil havacılığın içinde bulunduğu sıkıntılara köklü bir çözüm getirmek gerekmektedir.

Tasarıyla birlikte, mevcut personel sayısı bir nebze artırılıyor; fakat, bu kesinlikle yeterli olmayacaktır. Sorun sadece personel sayısı da değildir. Personellerin gerekli nitelikleri taşıyıp taşımadıklarıdır. Nitelikli personelleri bu koşullarda kurumda tutmak mümkün değildir. Aynı işi, özel sektörde yaklaşık 4-5 katı fazla ücretle yapma olanağı bulan personeller kurumdan ayrılarak özel sektöre kayma göstermektedirler. Bunun önüne mutlaka geçilmesi gereklidir; çünkü, yapılan iş, yüksek teknik beceri gerektirmektedir. Bununla birlikte, eğitimin de yeterli düzeyde yapılmadığını söyleyebiliriz.

Bu sorunları ortak bir noktada toplayabiliriz.Halihazırdaki malî ve idarî yapı, sivil havacılık sektörünün gelişmesinin önündeki en önemli engellerden biridir. Bu yapının kesinlikle değişmesi gereklidir.

Ulaştırma Bakanlığına bağlı bir genel müdürlüğün bu sorunları çözmesi mümkün değildir. Onun yerine, sivil havacılık sektörüne özerk bir üst kurul olması gerektiğini düşünüyoruz. Ancak, bu koşullarda gelir-gider dengesi sağlanarak, nitelikli personel elde tutulabilir.

Tasarıda malî yapının kısmen değiştirilmesi öngörülmektedir. Bütçenin özel bütçe olacağı belirtiliyor; fakat, bu bütçe açık verirse ne olacak biliyor musunuz; oluşan fark genel bütçeden karşılanacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; havacılık imalat sanayii, yüksek ve ileri teknolojiler ile ar-ge çalışmalarına dayanmaktadır. Bu alanda yürütülen çalışmalar birçok sanayi dalında veri teşkil ederek, bu sektörde de gelişmenin itici gücü olmaktadır. Bu nedenle, gelişmiş ülkeler, ulusal bilim, teknoloji, yineleme ve sanayileşme politikalarında havacılık sektörüne özel önem vermektedirler.

Üniversitelerden her yıl 150'den fazla uçak ve havacılık mühendisi mezun olmaktadır. Bununla birlikte, havacılık sektöründe, toplam mezun sayısının en çok yüzde 20'sine istihdam olanağı sağlanabiliyor; diğerleri ise, meslek alanları dışında düşük ücretlerle çalışarak, süreç içinde meslekî yabancılaşma yaşamaktadırlar.

Havacılık bakım hizmetlerinde dünya çapında tekelleşme yaşanıyor; bu tekellerin dünyanın çeşitli bölgelerinde kurdukları büyük bakım merkezleri bulunuyor. Türk Hava Yollarının özelleştirilmesi durumunda, ülkemizde gerçekleştirilmekte olan bakım ve dolayısıyla mühendislik faaliyetleri, yurt dışına yönelecektir.

Diğer yandan, sportif havacılık, uçuş okulları, hava ambulans, havadan yangın söndürme gibi alanlarda faaliyet gösteren kuruluşların uçak ve havacılık mühendisi istihdam etmesi yönünde herhangi bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Bu durum, uçuş güvenliği açısından da önemli bir sorun oluşturmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ulusal birikimimiz olan Türk Hava Yolları, tüm dünya sivil havacılığını sarsan 11 Eylül saldırıları sonrasında derinleşerek yaşanan krizde bile zarar etmeyen az sayıdaki havayolu kuruluşlarından biridir; ancak, IMF'yle yapılmış borç anlaşmalarında, bu ulusal değerin özelleştirileceği taahhüt edilmiştir. Bu kapsamda uygulamaya konulan Açık Gökler Anlaşmasıyla, Türkiye, ABD'nin havayollarına ve ABD havayollarının küresel ittifaklarında yer alan Avrupalı ve diğer büyük havayollarına sınırsız uçuş hakkı vermiştir. 2000'den 2003'e kadar uçuş haklarını kademeli olarak serbestleştiren bu anlaşmanın sonuçları bugün açığa çıkmakta ve yabancı havayollarının Türkiye havacılığındaki ağırlığı artmaktadır. Havacılık alanında Türkiye'nin nasıl kuşatıldığını, Avrupa Birliğinin Türkiye'den havacılıktaki taleplerinden bir kez daha anlayabiliriz. Avrupa Birliği, 2004 yılı İlerleme Raporunda, Türkiye'den, sivil havacılık alanında önemli taleplerde bulunmaktadır; dışhatlarını, ABD'yle yaptığı anlaşmayla serbestleştirmiş olan Türkiye'den, içhatlarını da Avrupa havayollarına açmasını, kabotaj haklarının kaldırılmasını talep etmektedir; yani, Avrupa havayollarının iç hatlarımızda uçabilmeleri, Avrupa sermayesinin de Türkiye'deki havayollarını satın alabilmesi istenmektedir. Bu ve benzeri yaklaşımlara gerekli ulusal direnç gösterilmezse, Türkiye'de zaten cılız bir yapıya sahip olan sivil havacılık tamamen küçülecek ve uluslararası tekellerin eline geçecektir.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; tüm sektörlerde ulusal politikalarımız oluşturularak uygulamaya sokulması gerekmektedir. Ülkemizin geleceğini planlama yeniden hız kazanmalı, tüm ulusal kaynaklarımız bu amaçlara seferber edilmelidir. Havacılık sektörüne de aynı anlayışla yaklaşılmalıdır. Havacılık sanayimiz yalnızca savunma sanayiiyle sınırlı tutulmadan, ulusal ölçekte belirlenecek yeni bir stratejiyle, planlı olarak geliştirilmelidir. Bu sektörün eğitiminden üretimine kadar, tüm bileşenleriyle birlikte çalışılmalı ve bu çalışmalar, kısa, orta ve uzun vadeli hedefler doğrultusunda planlanmalıdır.

Sektörün temel sıkıntılarını şu şekilde sıralayabiliriz: Son on yılda meydana gelen kazaların yüzde 80'inin insan faktöründen kaynaklandığı görülmüştür. Demek ki, personel yeterli düzeyde değildir ya da hizmetiçi eğitim yetersizdir. Hava meydanlarındaki yetersizlikler çoktur ve bunlar, uçuş güvenliğini tehdit etmektedir. Euro kontrol standartlarına tam olarak ulaşılamamıştır. Özel radyo istasyonları ve televizyon verici istasyonları kurulmuş olup, bunların, kontrol edilemeyen frekans kirliliği ciddîdir ve henüz sağlıklı bir önlem alınamamıştır. Havaalanları çevresinde kontrol edilemeyen yapılaşma, sistemin güvenliğini tehlikeye sokmaktadır. Havaalanlarında güvenlik sorunu da çözülmemiştir. Emniyet Genel Müdürlüğünün -polislerin- zorunluluk görülen kontrol noktaları ve pasaport kontrolü hariç, uluslararası standartlara sahip yeni bir güvenlik modeliyle çözülmesi gereklidir. Uçuş güvenliğiyle ilgili konularda çalışan personelin sayısal yetersizliği, hizmetiçi eğitimde büyük sıkıntılar yaratmaktadır.

Havayolu işletmelerinde kim işletme lisansı verir? Uçakları kim tescil eder? Uçağın uçabilirliğini kim onaylar? Pilotlara ticarî havayolu pilotu lisansını kim verir? Uçak bakımlarını kim denetler? Pilot ve kabin memurlarının lisanslarını kim onaylar? Pilot ve kabin memurlarının ayda kaç saat uçtuğunu, kaç saat dinlendiğini kim denetler? Uçuş ekiplerinin sağlık muayenelerinin tam yapılıp yapılmadığını kim onaylar? Hangi pilotun hangi hastanelerde lisans alabilme koşullarını haiz olduğunun kanıtlanmasına kim karar verir? Kazaları kim araştırır, kim önlem alır? Uçuş ekiplerinin, teknisyenlerinin gerekli eğitimleri alıp almadığını kim denetler?

Bu ülkede uçuş güvenliğinden, havayolu işletmelerinden önce en önemli tek sorumlu, Türkiye Cumhuriyeti Ulaştırma Bakanlığının ilgili kuruluşu Sivil Havacılık Genel Müdürlüğüdür. Bu kurum özerk olmadığı sürece, bu denli önemli ve kritik işleri bürokrasiyi aşarak yapması mümkün değildir. Bu, her yönüyle ciddî olarak sorgulanması gereken bir konudur.

Değerli milletvekilleri, bu tasarı, diğer tasarılarda olduğu gibi aceleye getirilerek hazırlanmış bir yasa tasarısıdır. Sektörün sorunlarını çözecek nitelikte değildir. Sektör temsilcilerinin bu kurumun özerk olmasını talep etmelerine rağmen, Bakanlığın, halen genel müdürlük olarak kalmasında ısrar etmesini anlamış değiliz.

İktidar Partisi tarafından bu yasama döneminde mutlaka çıkarılacak denilen, altkomisyona da gönderilmeden, işin bilenlerine sorulmadan, araştırılmadan yasa çıkarmak, sektörün sorunlarını çözmekten uzak olacaktır.

Biz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, sivil havacılığın sorunlarını kökten çözmekten yana olduğumuzu belirtir; bu düşüncelerle, hepinizi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Ekmekcioğlu.

Başka söz isteği?.. Yok.

12 nci maddeyi…

HALUK KOÇ (Samsun) - Karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - 12 nci maddeyi oylayacağım ve karar yetersayısı arayacağım.

Madde 12'yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Karar yetersayısı yoktur; birleşime 5 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.33

 

 


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.43

BAŞKAN: Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Harun TÜFEKCİ (Konya)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 116 ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

940 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

2.- Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/995) (S. Sayısı: 940) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Tasarının 12 nci maddesinin oylanmasında karar yetersayısı bulunamamıştı.

Şimdi, maddeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısı arayacağım. 12 nci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir; karar yetersayısı vardır.

13 üncü maddeyi okutuyorum:

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Danışma Birimleri

Danışma birimleri

MADDE 13.- Genel Müdürlüğün danışma birimleri şunlardır:

a) Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı.

b) Hukuk Müşavirliği.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, İzmir Milletvekili Sayın Bülent Baratalı; buyurun.

CHP GRUBU ADINA BÜLENT BARATALI (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 940 sıra sayılı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına görüşlerimizi iletmek üzere söz almış bulunmaktayım; bu nedenle, Sayın Başkanı ve değerli milletvekillerini tekrar selamlıyorum. Sayın Başkanın çok nazik davranışı için de çok teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarının 13 üncü maddesi, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün alt kurumlarını, daire başkanlığını düzenleyen maddelerden bir tanesi. 13 üncü maddeyle iki danışma birimi oluşturuluyor; bunlardan bir tanesi Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı, diğeri Hukuk Müşavirliği. 14 ve 15 inci maddede de, oluşturulan bu danışma birimlerinin; yani, hem Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı hem Hukuk Müşavirliğinin görevleri ve yetkileri sayılıyor. 14 ve 15 inci maddeler de bunu içeriyor. Ben, 13 üncü maddede görüşlerimi belirtmeye çalışacağım.

Şimdi, Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı, sivil havacılık teşkilatının, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün en önemli daire başkanlığından bir tanesi; çünkü, sivil havacılık, yalnız Türkiye coğrafyasındaki kuralları koyan, o kurallarla sivil havacılık trafiğini ve diğer işlemlerini götüren, örten bir teşkilat değil. Bu teşkilat, tabiî, konumu gereği, uluslararası diğer teşkilatlarla beraber görev yapabilecek olan bir teşkilat. O nedenle, Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı çok önemli. Bunun görevleri sayılmış (a)'dan (h) maddesine kadar, 14 üncü maddede. Bunlardan en önemlisi de, ulusal kalkınma strateji ve politikaları ile yıllık program ve hükümet programı çerçevesinde Genel Müdürlüğün orta ve uzun vadeli strateji ve politikalarını belirlemek, amaçlarını oluşturmak üzere gerekli çalışmaları yapmak.

Şimdi, hepimizin bildiği gibi, strateji, performans planlaması, ulusal kalkınma planları, çok önemli ve çok etkili programlar. Tabiî, planlama derken, hangi tür planlamalar var; bunlar, bu hükümet döneminde, bu iktidar döneminde çok yaygınlaştı. İşte, 1/50 000 düzeyindeki planlar, 25 000'lik, 5 000'lik, 1 000'lik planlar, 1/250 000 düzeyindeki bölge planları ve onların üzerinde olması gereken ulusal planlar ve bunlara bir de nedense performans planlaması altında yeni planlar eklendi. Özellikle performans, verimlilik, prodüktivite ve buna benzer etkinlik gibi kavramlar bu dönemde ortaya çıkarıldı ve şu anda, Sayın Cumhurbaşkanından geri dönen ve Meclisin gündeminde bekleyen Kamu Yönetiminin Temel Esasları veya Kamu Yönetiminin Yeniden Düzenlenmesi Hakkında Kanun bunları getirdi. Bu kanunla, Türkiye'nin kamu yönetimi, yani, 1919'larda kurulmuş olan sistem, seksen yıl sonra tekrar değiştirilecek ve yeni kavramlar ortaya konacak. Bu kavramlar, tamamen bizim Anadolu coğrafyasından veya daha önce constitution dediğimiz, Fransa'dan aldığımız sistemlerle pek örtüşen kavramlar değil. Bu kavramlar, daha çok küreselleşmenin, neoliberal ekonomin ülkemize getirdiği ve dayatmaya çalıştığı kavramlardır. Nedir bunlar; performans ölçütleri, stratejik planlama, verimlilik, prodüktivite, etkinlik gibi, subsidiary gibi kavramlar. Tamamen Anglosakson sisteminin, daha doğrusu yeni dünyanın, Amerika Birleşik Devletlerinin, IMF başta olmak üzere, hizmet-ticaret anlaşmalarının, GATT'ın Türkiye'ye dayatmak istediği kavramlardır.

Şimdi, bu kavramları, tekrar, biz, iç hukukta görmeye başlıyoruz. Görmeye başladığımız kavramlardan bir tanesi, şimdi görüşmekte olduğumuz yasa.

Şimdi, performans ölçütlerini de belirleyecek bu daire başkanı, ama, Kamu Malî Yönetimi ve Denetimi Kanunu daha henüz yürürlüğe girmedi, bu yıl sonunda yürürlüğe girecek; fakat, ülkede performans ölçütleri belli değil. Peki, nasıl ölçülecek bu performans; bu da belli değil, yavaş yavaş yapılıyor. Nasıl olsa önümüzde zaman var, işte, tatil içinde bunlar düzenlenir deniyor. Sayın İçişleri Bakanımıza sorduk, siz, performansı nasıl ölçeceksiniz, kriterleriniz nedir, ölçütleriniz nedir, neye benzer, şekli nedir, kaç tanedir bunlar; onlar şimdi ölçmeye çalışmışlar, alt alta koymuşlar, 300 tane ölçüt ortaya çıkmış. Yani, ben, sivil havacılıkta bu daire başkanının hakikaten çok çalışması gerektiğini düşünüyorum. Diğeri, bu daire başkanımızın çok bilgili olması gerekiyor, mesleğinde ehil olması gerekiyor; yani, buraya tayin edilecek olan bu daire başkanının, bir defa sivil havacılık içinden, bu örgütün içinden, bu teşkilatın içinden gelmesi gerekiyor. Yani, daha önce başka işler yapmış, diyelim ki çok önemli bir holdingin yiyecek-içecek müdürlüğünü yapmış, satın alma müdürlüğünü yapmış, işte Nevşehir'in patatesini, Ödemiş'in patatesini pazarlamış, Salihli'nin domatesini iyi pazarlamış bir insanı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünde Strateji Geliştirme Daire Başkanlığına getiremezsiniz. Neden getiremezsiniz; şimdi, bu çok önemli olaydır veya bir belediyeci de getirmemeniz gerekiyor. Yani, iyi bir belediyeci olabilir; ne bileyim, Haliç'teki ana kolektörü alır, tekrar Yenikapı'ya doğru götürür, terfi merkezleri yapar, işte, onun eğimlerini falan düzenler; bunu yapamazsa, yeniden yapar; ama, sivil havacılıkta böyle bir insanı getirirseniz uluslararası büyük sıkıntılarla karşı karşıya gelirsiniz. Onun için, ne bir holdingden ne de bir belediyecinin bu daire başkanlığına gelmemesi gerekiyor; çünkü, bu insanın, buraya gelecek olan kamu görevlisinin, bir defa deregülasyonun ne olduğunu bilmesi gerekiyor. Deregülasyon; yani, Türkçesi kuralsızlaştırma. Peki, nedir kuralsızlaştırma; işte, açık gökleri ortaya çıkaran bir olaydır. Nedir açık gökler; açık göklerde önemli bir olay var. Açık göklerde kural yok. Bu insan bunları  bilmek durumunda; yani, ABD ile Hollanda'nın yaptığı anlaşmaları ve karşılıklı birbirlerine koydukları kuralları ortadan kaldırma olayını bilmesi gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, şimdi bu deregülasyonla başlayan, George Bush'la devam eden ve Clinton'la devam eden bu sistem, 30 tane ülkeyle deregülasyon anlaşması yapmış; yani, göklerdeki kuralları kaldırmış ve gökleri free haline getirmiş. Kuralı kim koyuyor; kuralı kuvvetli olan koyuyor. Oysa, uluslararası ilişkilerde, devletlerarası ilişkilerde hukuk kuralları geçerliydi. Hayır diyorlar iki tane kalkınmış ülke, göklerdeki kuralları  biz koyarız. Peki, diğer ülkeler ne yapacak; diğer ülkeler de eğer kuvvetli ülkelerse, ekonomisi düzgün ülkelerse ve bunu yapmaları gerekiyorsa, ya 1970'li yıllarda ortaya çıkan neoliberal sisteme karşı koyacaklar... Yani, nedir neoliberal sistem; vahşi bir sistemdir, hukuk falan yoktur. Neoliberal sistemin tek amacı kârdır değerli arkadaşlar.

Bizim buraya getireceğimiz arkadaşımızın işte bunları bilmesi gerekiyor, ramp'i bilmesi gerekiyor, cathering işlerini bilmesi gerekiyor ve hemen hemen bu alanda tekelleşmiş, holdingleşmiş olan 2 tane -Airbus başta olmak üzere- önemli firmayla karşı karşıya gelmesi gerekiyor.

Yani, bu insanın, sonuç olarak buraya gelecek olan bu insanın, bir defa, çok iyi yetişmesi gerekiyor, stratejiyi bilmesi gerekiyor, düzen koyması gerekiyor; yani, deregülasyonla ortadan kalkan düzen… Deregülasyonun kuralsızlaştırma olduğunu söylemiştik, bunu belki Türkiye'de "racon kesme" olarak da söyleyebiliriz; yani, bu işin raconunu bilecek. Uluslararası sistemlerle uğraşacak ve bu konuları bilecek.

Bir de, değerli arkadaşlar, şimdi elimde olan ve Sayın Çanakkale Milletvekilimiz Ahmet Küçük'ün büyük araştırmalar sonucu elde ettiği bu raporu da bilecek. Yani, ileride böyle bir atama olursa, bu raporu kendisine verebiliriz.

Bakınız, sivil havacılığı bekleyen tehlikeleri, 11 sayfalık bu rapor nasıl izah ediyor: 3348 sayılı Ulaştırma Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunla ana hizmet birimi olarak faaliyet gösteren Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün imkân ve kabiliyetlerinin, Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatının (ICAO) minimum standartlarını karşılayacak seviyede olmadığı, hızla ilerleyen dünya havacılığının uluslararası ve ulusal gereklerine tam anlamıyla cevap verecek yapıda, statüde ve güçte olmadığı, gerek uluslararası müzakere ve denetlemelerde gerekse beş yıllık kalkınma planları özel ihtisas komisyonu raporlarında belirtilmiştir. Yani, bizim sivil havacılık teşkilatımızın, henüz uluslararası diğer otoritelerle yarışmadığı, yarışamayacağı, performansını yükseltmesi gerektiğini, değerli arkadaşlar, bu rapor bildirmiş.

Şimdi, küreselleşme olgusu elbette çok önemli. Az önce söylediğim gibi, neoliberalizmin en büyük amacı kârdır değerli arkadaşlar. Şimdi, bu alanda da büyük bir küreselleşme yaşanıyor. Bu küresel dünyada, küreselleşme olgusunun bu sektörü derinden etkilediğini söylüyor bu rapor. 1980'li yıllardan itibaren sektörde liberalizasyon -serbestleşme anlamında- rekabet, denetimlerin kaldırılması, özelleştirme, açık gökler, alliance, yani yoğun tekelleşmeler gibi kavramlar artık belirleyici sihirli kelimeler olmuştur. Ancak, sivil havacılık sektörünün ülkeler açısından stratejik önemi her yönden giderek artmaktadır. Jeopolitik olanakları benzersiz olan bizim ülkemiz için hayatî önemi ise hiçbir ülkeyle karşılaştırılmayacak kadar stratejiktir.

Tekrar stratejiye dönersek değerli arkadaşlar, sayın milletvekilleri; bir defa, buraya gelecek olan daire başkanının Türkiye'nin jeopolitiğini de bilmesi gerekmektedir, yani, Batum'dan başlayan, Karadeniz'den gelip de Marmara'dan ve Çanakkale'den, Kuzey Ege'den ve Kıbrıs'ın kuzeyinden Filistin'den dönen, Kızıldeniz'den Hint Okyanusuna geçen çizginin ne kadar önemli olduğunu bilmesi gerekmektedir. Bakınız, Batum Limanı önemli olduğu kadar, İskenderun Limanı da bu konuda çok önemlidir. Bir defa, jeopolitikle uğraşanlar ve strateji uzmanları, özellikle Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri eski Bakanı, Musevî kökenli Brezinski ve danışmanları, dünyaya hâkim olabilmek için, değerli arkadaşlar, sayın milletvekilleri, Avrasya'ya egemen olmak gerektiğini ifade etmiştir. Avrasya neresidir; Avrasya hemen bizim sınırımız ve burnumuzun dibidir. Yani, bu sayın daire başkanının hem Avrasya'yı hem stratejiyi hem jeopolitiği bilmesi gerekmektedir. İskenderun Limanının önemini bilmesi gerekmektedir. Neden, değerli arkadaşlar; İskenderun Limanı Türkiye için çok önemlidir. Bakınız, Irak için gelen Amerikalılar, İskenderun Limanını kullanmak istemişlerdir ve Türkiye Cumhuriyetinin karşı koymasına rağmen; ama, liman kullanılmıştır. Oysa, Mustafa Kemal, Yıldırım Ordularını geri çekerken, önemli bir telgraf çekmiştir Genelkurmaya; bu telgrafta  "bunu geciktirenin idamı gerektir" diye yazmıştır ve İskenderun Limanının ne kadar önemli olduğunu söylemiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yani, illiyet bağını kurarsak, sonuç olarak, strateji bilen, jeopolitik bilen ve sivil havacılık teşkilatı içinde en az, ama en az beş yıl deneyimli bir daire başkanının buraya gelmesi ve bu görevi alması gerekmektedir.

Bu duygu ve düşüncelerle, tekrar, Sayın Başkan ve Sayın Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Baratalı.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

14 üncü maddeyi okutuyorum:

Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı

MADDE 14.- Strateji Geliştirme Daire Başkanlığının görevleri şunlardır:

a) Ulusal kalkınma strateji ve politikaları ile yıllık program çerçevesinde Genel Müdürlüğün orta ve uzun vadeli strateji ve politikalarını belirlemek, amaçlarını oluşturmak üzere gerekli çalışmaları yapmak.

b) Genel Müdürlüğün görev alanına giren konularda performans ve kalite ölçütleri geliştirmek ve bu kapsamda verilecek diğer görevleri yerine getirmek.

c) Genel Müdürlük bütçesini stratejik plana ve yıllık hedeflere göre hazırlamak; Genel Müdürlük faaliyetlerinin bunlara uygunluğunu izlemek ve değerlendirmek.

d) Genel Müdürlüğün yönetimi ile hizmetlerin geliştirilmesi ve performansla ilgili bilgi ve verileri toplamak, analiz etmek, yorumlamak ve yıllık faaliyet raporlarını hazırlamak.

e) Genel Müdürlük üst yönetiminin iç denetime yönelik işlevinin etkililiğini ve verimliliğini artırmak için gerekli hazırlıkları yapmak,

f) Genel Müdürlüğün görev alanına giren konularda, hizmetleri etkileyecek dış faktörleri incelemek, kurum içi kapasite araştırması yapmak, hizmetlerin etkililiğini ve tatmin düzeyini analiz etmek ve genel araştırmalar yapmak.

g) Yönetim bilgi sistemlerine ilişkin hizmetleri yerine getirmek.

h) Genel Müdürlük hizmet ve faaliyetleri ile ilgili gerekli verileri, istatistik teknik ve yöntemleri çerçevesinde toplamak, geliştirmek, tasnif etmek, analiz ve değerlendirmelerini yapmak, ileriye dönük tahminlerde bulunmak ve elde edilen sonuçları ilgili  mercilere göndermek ve yayınlamak.

i) Genel Müdür tarafından verilecek benzeri görevleri yapmak.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Çanakkale Milletvekili Sayın Ahmet Küçük.

Buyurun Sayın Küçük. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının 14 üncü maddesi hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi en derin sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, ulaşım, yani taşıma, çok önemli bir üretim faaliyetinin çok önemli bir parçası. Ulaşım, tabiî, hepimizin bildiği gibi, kara, deniz ve havayoluyla yapılabiliyor. Kara ulaşımı, temel olarak, karayolları ve demiryollarıyla; denizyolları da, yine, yük ve insan taşımacılığı olarak çeşitli araçlarla gerçekleştiriliyor. Tabiî, bu ulaşım faaliyetlerini ne kadar hızlı, ne kadar güvenli, ne kadar sağlıklı, ne kadar ucuz yapabilirse bir ülke, üretimde, ürettiklerinin dünya pazarlarına sunulmasında o kadar önemli bir avantajı yaratmış oluyor ve dolayısıyla, ülkesinde de, olabildiğince çok yüksek bir katmadeğeri bırakmış oluyor. Demek ki, ulaşımı yapabilmek için, mümkün olduğunca hızlı yapmak, emniyetli yapmak ve ucuz yapmak durumundayız. Bu işi en hızlı yapmanın da yolu, elbette havayolu. Tabiî, havayolu hızlı bir ulaşım yöntemi; ama, elbette ki çok yüksek teknoloji gerektiren, çok iyi bir organizasyonu ve stratejiyi gerektiren ve büyük sermayeyi ve yatırımı da gerektiren bir ulaşım işkolu, havayolu taşımacılığı.

Havayolu taşımacılığı, gerek insan taşımacılığında gerekse kargo hizmetlerinde ve bu hizmetlerin verilmesiyle ilgili organizasyonlar ve lojistik hizmetleriyle çok teknik bir konu. Bu teknik konuyu iyi organize edenler ve bu konuyu avantaj olarak, teknolojiyi de işin içine sokarak, kendine iyi uygulayanlar, kendi avantajına uygulayanlar bu dünya rekabet ortamı içerisinde kendilerine önemli avantaj sağlıyorlar.

Değerli arkadaşlarım, havayolu taşımacılığının temel unsurları nelerdir? Tabiî, önce, taşıyacak insan lazım; yani, önemli bir nüfusu barındırmak lazım ve havayolu gibi pahalı sayılabilecek taşımacılıktan yararlanabilecek kaliteli ve zengin bir sınıf oluşması lazım; yani, bundan yararlanabilecek bir insan yapısı, toplum yapısı oluşturmak lazım. Tabiî, bunu sunmanın en temel aracı havaalanları lazım. Öyle, hava taşımacılığı, canımızın istediği yere, istediğimiz şekilde, kara taşımacılığının avantajları gibi değil; yani, demek ki, taşımacılığın yapılabilmesi için havaalanı lazım. Bu da önemli bir yatırım. Havaalanlarında bu ulaşımın emniyetli yapılmasını sağlayacak teknik ve fizikî altyapının oluşturulması lazım. Bu ulaşımı yapacak uçak lazım. Uçak, demin de söylediğim gibi, önemli fiyatı olan ve çok büyük bir teknolojik birikimi üzerinde toplayan önemli bir ulaşım aracı; dolayısıyla, uçak lazım. Tabiî, bir de, bu havaalanlarını avantajlı kılacak bir coğrafya lazım; yani, küçücük bir ülkeniz varsa, havaalanlarını, en azından, yurt içinde avantajlı bir sektör haline getiremezsiniz.

Şimdi, ülkemiz, gerçekten, taşımacılık anlamında üç temel taşımacılık yöntemini de avantajlı kılacak çok önemli bir fizikî altyapıya sahip. Bir defa, fiziksel olarak dünyada hatırı sayılır bir coğrafya büyüklüğüne sahibiz ve önemli bir coğrafyadayız, dünyanın kilit bir noktasındayız ve üç tarafımız denizlerle çevrili olduğu için denizyolları açısından da, aslında, önemli bir coğrafyaya sahibiz. Karayolu taşımacılığı açısından ise, aslında, çok avantajlı bir konuma sahip değiliz. Neden; karayolu taşımacılığının en temel aracı olan karayollarını yapmakla ilgili olarak, aslında, birçok dezavantajımız var. Neden; çünkü, bir defa, coğrafyamız çok yüksek bir coğrafya. Örneğin, Avrupa coğrafyasının yüksekliği ortalama 400 metreyken, Türkiye'de 800 metrelik ortalama bir coğrafya yüksekliğine sahibiz. Bu da, karayolu yapımını zorlaştıran, pahalı kılan bir coğrafya yapısı ortaya sunuyor.

Tabiî, bu durumda, biz, karayolu taşımacılığından ziyade, önemli olan, denizyollarımızı ve havayollarımızı avantajlı şekle getirerek kullanmanın yollarını mutlaka bulmalı ve bu planlamayı da kesinlikle çok iyi yapmalıyız.

Değerli arkadaşlarım, tabiî, havayolu taşımacılığı gibi teknik bir konu çok yüksek bir teknoloji kullandırmayı gerektiriyor. Bir defa, uçakların kendileri teknolojinin en son buluşlarının uygulandığı araçlar. Tabiî, bunu uygulayacak, ar-ge çalışmalarını yapacak yatırımları yapmanız lazım. Bu uçakların bakımını, varsa imkânımız, yaratabiliyorsak, imalatını yapacak bir teknik olanağa sahip olmak lazım. En önemlisi, bizim, havaalanlarımızı, uçakların emniyetli olarak inip kalkabileceği bir yapıya kavuşturmamız lazım.

İşte, bütün bu olanakları bünyesinde barındırmak için de, sivil havayolu taşımacılığında çok yüksek sermaye birikimine sahip olan şirketler veya millî yapılar oluşturmak zorundayız. Bu konudaki millî şirketimiz, hepimizin bildiği gibi, Türk Hava Yolları. Türk Hava Yolları, bugün, dünyanın sayılı önemli, rekabet edebilir, yarışabilir bir havayolu haline gelmiş, hepimizin gurur duyduğu belli bir fiziksel büyüklüğe ulaşmış durumdadır. Bir defa, Türk Hava Yollarının rekabet edebilirliğini hiçbir şekilde zedelemeyecek bir Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü stratejisi çalışması yapmalıyız. Türk Hava Yollarımız, bizim bayrağımızı gösteren ve bizim millî onurumuzu da temsil eden bir havayoludur; yani, bu zamanda bu işlerin millîsi filan kalmadı... Özelleştirme adı altında her şeye açık olmak bence doğru değil.

Değerli arkadaşlarım, bakın, 11 Eylül saldırısı neden ortaya çıktı; eğer, havaalanlarında ve havayollarında özel sektörün acımasız kâr hırsı olmasaydı, gerekli emniyet tedbirleri alınsaydı, gerekli teknoloji bu alanda da kullanılabilseydi yolcuların emniyetini almak adına, 11 Eylül saldırısı acaba olabilir miydi?! Demek ki, bu işi, sadece özel sektörün kâr hırsına terk etmek ve devletin buradaki kontrolünü, hâkimiyetini ve egemenliğini ortadan kaldırmak kesinlikle doğru değildir. Devlet mutlaka bu işin içinde olmalı, belirleyici unsurunu devam ettirmelidir.

Değerli arkadaşlarım, tabiî ki, sivil havacılıkta özel sektör de olmalı; ama, sivil havacılık, biraz önce arkadaşımın da anlattığı gibi, küresel rekabetin acımasız şartları içerisinde, süratle diğer küçük şirketleri yok eden bir görünüm arz etmektedir. Dünyanın önemli havacılık şirketleri birer birer yok oluyor. Nerede Pan-Am arkadaşlar, nerede? Birçok havayolu şirketi yok oldu, birbirlerini yutuyor şirketler. Kim yutuyor; küresel sermayenin meydana getirdiği şirketler. Nasıl yutuyor; deregülasyonlarla, kuralsızlaştırmanın getirdiği ortamla ve açık gökler mantalitesi içerisinde yutuyor. O zaman bizim ne yapmamız lazım; bir defa, sivil havacılık şirketlerimizin varlığını, millîliğini devam ettirebilecek altyapıyı kuracak ve onların devam edilebilir, sürdürülebilir bir taşıma imkânını yaratacak altyapıyı strateji genel müdürlüğümüzün mutlaka oluşturması lazım. Bu konuda başarılı mıyız; hayır. Şöyle geriye dönüp bir bakalım, en az 10 tane batmış sivil havacılık şirketimiz var. Neden; deneyimsizlik var, bilgisizlik var; ama, en önemlisi, doğru desteklenmeme, teşvik edilmeme var, sermayesizlik var, rekabet edebilmekle ilgili millî olanakları onlara sunamamış olmamız var. O zaman, strateji genel müdürlüğümüz, bence, tabiî ki, bütün bu organizasyonları havacılık ve uçuşun emniyetini sağlayacak, lojistik desteğini sağlayacak organizasyonlarını yaparken, esas olarak, sivil havacılığımızın küresel sermayeyle rekabetini, hiç olmazsa, içhatlarımızda rekabetini sağlayacak imkânları yaratacak donanımda ve kararlılıkta olmalıdır. Mutlaka bunu gözden kaçırmamalıyız değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlarım, biz, bugüne kadar, plansız bir havaalanı yapma anlayışı ortaya koyduk. 27 tane havaalanı var ülkemizde sivil havacılığa açık; 16 tanesi açık, çoğu çalışmıyor...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Küçük, konuşmanızı tamamlar mısınız.

AHMET KÜÇÜK (Devamla) - Çoğu şu anda hizmet veremez konumda ve atıl yatırım durumunda kalmış vaziyette. Plansız yaptığımız bu havaalanlarını, hiç olmazsa, olabildiğince planlı kullanarak, onları, iç havacılık hizmetlerimizin planlı bir şekilde hizmetine sokarak, mutlaka, millî havayolumuzun ve kendi millî sermayeyle oluşturduğumuz özel havayollarının rekabet şansını ayakta tutar bir anlayışı ortaya koyan siyaset anlayışını önde tutmalıyız diye söylüyorum ve bu yasayı desteklediğimizi; ama, bu anlayış doğrultusunda bu yasanın uygulanması gerektiğini ifade ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Küçük.

Şahsı adına, Ankara Milletvekili Sayın Mustafa Tuna?.. Yok.

Şahsı adına, Çanakkale Milletvekili Sayın Ahmet Küçük; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) - Değerli arkadaşlarım, ben, süremin tamamını, 15 dakikayı kullandığımı zannediyordum, meğerse, şahsım adına olanı kullanamamışım. Ben görüşlerimi açıklamaya devam etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu anlayış çerçevesinde, ben, biraz da bu havaalanlarını ve hava ulaşımında yararlanmamız gereken veya oluşturmamız gereken personel politikası üzerinde durmak istiyorum; işin belki de en önemli tarafı.

Değerli arkadaşlarım, bugün, hepimizin bildiği gibi, sivil havacılık potansiyelimiz hızla artıyor. Birkaç yıl öncesine göre yüzde 100 bir potansiyel artışı yakalamış durumdayız. Tabiî, bu, yeni birtakım teknik elemanları, yeni pilotları, yeni hostesleri ve yeni birtakım teknik altyapıları gerektiriyor.

Değerli arkadaşlarım, bugün için, Türkiye'de, üniversitelerimizde, bir yılda ortalama 150 civarında, uçak mühendisi, havacılık mühendisi ve uzay mühendisi adı altında, konuyla ilgili mühendis yetiştiriyoruz; ama, maalesef, birçok şeyde başaramadığımız gibi, bu konuda da gerekli planlamaları yapıp, bu arkadaşlarımızı sektörün hizmetine doğru bir şekilde  sunamamaktan dolayı, bu konuda, bu arkadaşlarımızın ancak yüzde 20'sini işlendirebiliyoruz. Maalesef, bu konuda çok büyük emeklerle eğitim almış ve çok büyük paralar harcayarak yetiştirdiğimiz bu elemanları ya yurtdışına kaptırıyoruz ya da bu arkadaşlarımızın birçoğu, esas işleriyle ilgili olmayan birtakım hizmet sektörlerinde faaliyet gösteriyor. Mesela, ben Makine Mühendisleri Odası kayıtlarına baktım, Makine Mühendisleri Odasına, şu anda, 666 tane, konuyla ilgili mühendis arkadaşımız kayıtlı. Yani, biz yılda 150 tane yetiştiriyorsak, demek ki, ne kadar atıl bir kapasitenin olduğu veya bu bilgi altyapımızı, bu bilgi verilerimizi ne kadar kötü kullandığımız da ortaya çıkıyor.

Değerli arkadaşlarım, bunu da ifade ettikten sonra, bir de, tabiî, bu havacılık ve havayolu işletmeciliğinin en kârlı, en önemli yeri, hepimizin bildiği gibi, yer hizmetleri. Küresel sermayenin baskısı ve etkisi, yer hizmetlerinde de bu baskıyı en derinden hissettiriyor. Bugün, yer hizmetlerinde yaklaşık 27 milyar dolarlık bir pazar var ve bu pazar da, maalesef, küresel sermayenin etkisine girmiş ve bugün, Türk Hava Yolları da, bu hizmetlerin çoğunu, dışarıdan ve uluslararası sermayenin oluşturduğu yapılardan alıyor ve bu en önemli, en iyi yapabileceğimiz, en iyi yaptığımız imkândan da, maalesef, biz, küresel sermayeyi yararlandırıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, biz, süratle, millî menfaatlarımızı ve millî ekonomimizin çıkarlarını öne alan bir anlayışla, en iyi yapabileceğimiz bu işlerde, bırakın kendi ülkemizde bu yapıyı yabancılara terk etmeyi, bu en iyi yapabileceğimiz işlerde, başka ülkelerde nasıl etkinlik kurabiliriz destekleme anlayışını, yer hizmetlerinin temel politikası yapmalıyız; yani, uçak yapamıyoruz, böyle bir şansımız yok, böyle bir sermaye birikimimiz yok; ama, biz, yer hizmeti verebilecek bir hizmet anlayışını en iyi şekilde yapabileceğimizi, turizm sektöründe göstermiyor muyuz? Bugün, turizm sektörümüz, dünyanın en rekabet edebilir yapısına kavuşmuşken, yer hizmetleri verme anlayışında, bunu yabancılara terk etmek doğru bir anlayış mıdır? Mutlaka, Strateji Geliştirme Daire Başkanlığımız, bu konuda da çalışma yaparak, ülkemizin, millî hava yollarında da bu hizmeti, yerel sermayenin yapması ve bu hizmetin yüksek katmadeğerinin ülkemizde kalması anlayışıyla politika oluşturmalıdır diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, ülkemizde, 27 tane havaalanı var dedik. Bu havaalanlarının, maalesef, birçoğu atıl. Şimdi, bakıyorsunuz, Türkiye'de, aklı başında çalışan 5 tane havaalanı var. İşte, hepimiz biliyoruz: İstanbul Atatürk Havalimanı, İzmir Adnan Menderes Havalimanı, Ankara Esenboğa Havalimanı, Dalaman ve Antalya. Başka yok. Gerisi... Hiçbir şekilde yararlanamıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, mutlaka, gerek turizm potansiyelimizi öne alan, gerek ülkemiz içindeki ekonomik koordinasyonu öne alan, doğru destekleme araçlarıyla destekleyerek, diğer havaalanlarımızı rantabl kullanabilecek bir altyapıyı oluşturmalı ve popülist bir anlayışla da havaalanı yapmaktan bundan sonra vazgeçmeliyiz; ama, olanları da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim, konuşmanızı tamamlayınız.

AHMET KÜÇÜK (Devamla) - Yapmış olduklarımız da, en planlı bir şekilde kullanabilecek ve onlardan en iyi şekilde yararlanabilecek bir anlayışla, Strateji Geliştirme Daire Başkanlığımız çalışmalıdır diye düşünüyorum. Bu vesileyle, sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Küçük.

Madde üzerindeki…

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz.

BAŞKAN - Affedersiniz…

Şahsı adına, Isparta Milletvekili Sayın Emin Bilgiç; buyurun.

MEHMET EMİN MURAT BİLGİÇ (Isparta)- Sayın Başkan, değerli üyeler; Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum. Konuşmamın başında hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, böylesine önemli bir kanun tasarısını ortaya getirdiği için Sayın Bakanı ve Bakanlığı tebrik ediyorum. Çünkü, Türkiye'de sivil havacılığın gelişimi son ikibuçuk yılda önceki döneme kıyasla belki 2-3 kat artmıştır hem yolcu sayısı açısından hem fiilen faaliyette olan sivil havacılık şirketleri, yolcu taşıma şirketleri açısından ve bu gelişmeye paralel olarak da kanunî düzenlemelerin geliştirilmesi ihtiyacı doğmuştur.

Burada tartışılan konulardan bir tanesi şudur: Özerklik. Niçin burası özerktir, değildir gibi bir tartışma yürütülüyor. Bu tartışmanın zait olduğu düşüncesindeyim. Bunun sebebi de şudur: Özerk olmadan önce de bu kurum yönetilebilir bir kurumdu; fakat, daha önceki hiçbir hükümet, siyasî partiler, hükümet etmiş bakanlar bu konuda bir öncülük görevini üstüne almamıştır ve bu kurumu daha iyi yönetme ve Türkiye'de sivil havacılığı geliştirme yönünde de herhangi bir çalışma göstermemiştir. Bizim hükümetimiz döneminde bu gayret sonuna kadar gösterilmektedir ve bu gayretin sonucu olarak da böylesine bir kanun tasarısı önümüze gelmiştir.

Burada önemli olan, hükümetlerin, yaptıkları işin siyasî sorumluluğunu almasıdır. Siyasî sorumluluğu alabilecek cesarete sahip olan bir hükümete sahibiz ve sonuna kadar da bu çalışmaların başarısı için hükümet elini taşın altına koymuştur ve bunun da sonucunu göğüslemeye, üstlenmeye hazırdır.

Aksi bir örneğe bakarsak; özellikle, Aria isimli yabancı bir telefon operatörünün, cep telefonu operatörünün Türkiye'ye gelmesinde, roaming anlaşmasındaki bu anlaşmanın sağlanması konusu, zamanın Ulaştırma Bakanı tarafından -hepiniz hatırlayacaksınız- Telekom Üst Kuruluna bırakılmıştı. Anlaşmada bu da açıkça yer alıyordu; fakat, Telekom Üst Kurulu bunu başaramadı. Bunun maliyeti bize ne oldu; Aria ile Aycell'in birleştirilerek meselenin çözümlenmesi suretiyle, ancak bir çözüm üretebildik; ama, bunun, zannediyorum Türkiye'ye de bir maliyeti oldu özellikle uluslararası yükümlülüklerimiz açısından.

O zaman, çıkarmamız gereken sonuç nedir; özerk kurumlar, zannettiğimiz gibi her sorunun çözümü değildir, her çözümü sağlayamamaktadır. Buralarda siyasî irade, eğer o tarihte olsaydı, bu sorumluluğu üstüne alır, roaming anlaşmalarının yerine getirilmesini ve bütün şirketlerin bu anlaşma çerçevesinde birbirlerine servis verebilmesini sağlardı. Demek ki, özerk kurum bütün meselelerin ilacı değildir, çözümü değildir.

Yine aynı şekilde, Bakanlık, ilk defa bir strateji dairesi kurmakta, bu maddede tartıştığımız üzere. Sadece tüketimi değil, tüketimin düzenlenmesini, yönetmeliklerle belirlenmesini değil, üretimi de hedeflemektedir ve bu anlamda da son derece övgüye layık bir çalışma sürdürülmektedir ve desteklenmesi gereken bir çalışmadır.

Yine, birtakım popülizm gayretleri çerçevesinde, VIP gibi şeylerin kaldırılıp kaldırılamayacağının tartışması yapılıyor. Dünyanın her tarafında olan bir uygulama; ama, bunun daha ötesini söyleyeyim ben size. Havayolları CIP uygulaması yapıyorlar; sürekli uçan kendi yolcularına özel muamele yapıyorlar. VIP'den yararlananlar da, sürekli, bu tür özel, kısa sürede hareket etmek mecburiyetinde olan üst düzey kamu görevlileridir ve bu tartışmanın da, doğrusu, zait olduğu kanaatindeyim. Bunların da, popülizmle üzerine gidilmemesi gereken kavramlar olduğu kanaatindeyim.

Yine, Bakanlığımızın son derece övgüye değer çalışmalarından bir tanesi de, sivil uçuş eğitimi konusundaki gayretlerdir. Türkiye'nin, bölgesinde bir sivil uçuş eğitim merkezi haline getirilmesi çalışmalarıdır. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün bu konudaki çalışmaları son derece övgüye layıktır. Özellikle, Isparta konusunda Bakanlığımızın daha önce almış olduğu karar çerçevesinde faaliyetlerini sivil uçuş eğitiminin güçlendirilmesi yönünde ve Isparta bölgesinin bir sivil uçuş eğitim merkezi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim.

MEHMET EMİN MURAT BİLGİÇ (Devamla) - Isparta bölgesinin daha önce taahhüt edildiği şekilde sivil uçuş eğitim merkezi olarak geliştirilmesi yönündeki çabalarının hızlandırılması gerektiğini ben buradan hatırlatmak istiyorum. Özellikle, 11 Eylül olaylarından sonra dünyada sivil uçuş eğitimi anlamında hizmet verecek yeni kurumlara ihtiyaç vardır. Amerika'da Müslüman kimlikli insanlara sivil uçuş eğitimi verilmemektedir. Dünyanın en büyük uçuş eğitim merkezleri Amerika'dadır. Türkiye, o bölgede ortaya çıkan boşluğu daha ucuz maliyetleriyle doldurabilecek durumdadır. Bakanlığın strateji çalışmaları çerçevesinde de daha fazla bu konuya eğileceğini umuyorum.

Gene, son olarak, özellikle yer hizmetleri alanında gördüğüm bir sıkıntıya da değinmek istiyorum. Türkiye'deki, demin bahsedilen, 27 havaalanında büyük ölçüde, eğer, uçak gelirse yer hizmeti verilmektedir, daimî bir yer hizmeti imkânı yoktur. Bu nedenle, Antalya'nın hemen yanı başında olan Isparta'da, özellikle, tur operatörleri de yer hizmetlerinin daimî olmaması bahanesiyle sıkıntılar doğurabilmektedirler. Özellikle, yurt dışından gelmek isteyen yabancı havayollarını tur operatörleri engelleyici tavırlar geliştirebilmektedirler. Antalya'da ikinci bir pist yapılmıştır; ancak, yüzde 25 bir kapasite artışı sağlayabilecektir. Özellikle, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün hem yer hizmetleri noktasında hem de yabancı havayolu şirketlerinin Antalya'nın ikamesi olarak yapılmış olan Isparta Havaalanının, daha fazla kullanıma doğru yabancı havayolları şirketlerini ve tur operatörlerini yönlendirmede mutlaka daha etkin bir rol üstlenerek 50 000 000 dolar harcanmış ve yılda 1 000 000 dolara kadar maliyeti bulunan bir havaalanının yaşatılması yönünde mutlaka çok daha üstün gayretler göstermesini bekliyoruz.

Ben, şimdiden bu yasanın Ulaştırma Bakanlığımıza ve milletimize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum efendim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Bilgiç.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

15 inci maddeyi okutuyorum:

Hukuk Müşavirliği

MADDE 15. - Hukuk Müşavirliğinin görevleri şunlardır:

a) Genel Müdürlüğün görev alanına giren konulardaki mevzuatı hazırlamak, Genel Müdür, Genel Müdürlük birimleri ve Bakanlık tarafından gönderilen kanun, tüzük ve yönetmelik tasarıları ile diğer hukuki konular hakkında görüş bildirmek.

b) Genel Müdürlüğün menfaatlerini koruyucu, anlaşmazlıkları önleyici hukuki tedbirleri zamanında almak, anlaşma ve sözleşmelerin bu esaslara uygun olarak yapılmasına yardımcı olmak.

c) Adli ve idari davalarda gerekli bilgileri hazırlamak, taraf olduğu davalarda ve icra takiplerinde Genel Müdürlüğü temsil etmek veya Genel Müdürlükçe hizmet satın alma yoluyla temsil ettirilen dava ve icra işlemlerini takip ve koordine etmek.

d) Genel Müdürlük personeli hakkında düzenlenip gönderilen inceleme ve soruşturma raporlarını inceleyerek mevzuat gereği kovuşturmalarla ilgili işlemleri yapmak.

e) Genel Müdür tarafından verilecek benzeri görevleri yapmak.

Genel Müdürlük lehine sonuçlanan dava ve icra takipleri nedeniyle hükme bağlanarak karşı taraftan tahsil olunan vekalet ücretlerinin hukuk müşaviri ve avukatlara dağıtılmasında, 2.2.1929 tarihli ve 1389 sayılı Devlet Davalarını İntaç Eden Avukat ve Saireye Verilecek Ücreti Vekalet Hakkında Kanun hükümleri kıyas yolu ile uygulanır.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Kastamonu Milletvekili Sayın Mehmet Yıldırım; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ekranları başında bizi izleyen yurttaşlarımızı ve Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının 15 inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; ancak, 15 inci maddeyi değil, tasarıyı bir bütünüyle değerlendirmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, havacılık sektörü, yapısı gereği, son teknolojik gelişmelerin takip edilmesi, yetişmiş ve kalifiye personel ihtiyacını, denetim ve uluslararası standartlara uyumu gerektiren stratejik bir sektördür. Böylesine önemli bir sektörün merkezine oturan tüm ve gerekli altyapı, düzenleme ve denetleme görevlerini koordine etmekle görevli bir kurumu tartışıyoruz bugün; teşkilat yapısı, görev ve yetki alanlarını şekillendiriyoruz.

Sanırım, bugün, sivil havacılığın sorunlarının tespiti konusunda hemfikiriz. Zira, kanun tasarısının gerekçelerine de büyük oranda katılıyoruz, hepsi de sivil havacılığımızın acil sorun ve ihtiyaçlarını dile getiriyor. Ancak, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu yasa tasarısının ele alınma, Meclis Genel Kuruluna getirilme biçiminin altında, sivil havacılığın problemlerini bütün olarak çözmediği kanaatini taşıyoruz.

Bu yasa tasarısını son birkaç güne sığdırmaya çalışmamızı anlamakta da güçlük çekiyoruz. Neden, daha detaylı, donanımlı bir şekilde, sektörün bütün sorunlarını çözen ve de eksik kaldı denmeyecek bir kanun tasarısını iktidar ve muhalefet birlikte yapmayalım. Biz, burada, bütün Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlar olarak, yasa tasarısının eksiklerini sizlerle paylaşmaya ve kamuoyuna anlatmaya çalışıyoruz.

Hava ulaşımı, ulaşım sektörünün atardamarıdır. Yüce Atatürk "istikbal göklerdedir" derken bunu kastetmiştir. Hava ulaşım sektöründe gücü olan bir ülkenin karayolu ulaşımında da denizyolu ulaşımında da ve demiryolu ulaşımında da güçlü olması mümkündür. Bu sektörde altyapı eksiklerini devletimiz ve gerekiyorsa özel sektörün gücünü kullanarak yap-işlet-devret modelini uygulayarak gidermek mecburiyetindeyiz. Bugün, Türk Hava Yolları, dünyayla yarışacak, ayyıldızlı bayrağımıza yakışır bir şekilde, gerek hizmet gerekse donanım bakımından iftihar edeceğimiz bir noktaya gelmiştir. Sektörün bu kurumunu, özelleştirme baskısı altında tutmayarak, Türkiye'nin iftihar ettiği özerk bir kurum olarak geliştirmemiz, pilotundan yer hizmetlerini veren çalışanlarına kadar tüm personeli güvence altına almamız gerektiğini düşünüyorum ve bu kurumda çalışan elemanları ve Bakanlık çalışanlarını da başarılarından dolayı kutluyorum.

Elbette ki, bu sektörde sadece Türk Hava Yolları yetmemektedir; özel sektörün de önünü açmak gerekir. Bununla önemli adımlar atılmıştır, yeni yeni firmalar kurulmaktadır, yeni uçaklar alınmaktadır; ancak, uçakları kullanacak, sektörde hizmet verecek pilotlara ihtiyaç vardır. Türk Silahlı Kuvvetlerinden emekli olan pilotlarımızdan karşılanmakta olan pilot ihtiyacı, yeni kurulacak ve desteklenecek eğitim kurumlarından da sağlanmalıdır. Ayrıca, emekli olup gelen pilotlarımızın da sosyal güvenceleri yeniden düzenlenmeli. Nasıl mı; Türk Silahlı Kuvvetlerinden emekli olan bir pilot subay, Türk Hava Yolları veya özel sektörde çalışmaya başlıyor, sigorta ettiriliyor; Türk Silahlı Kuvvetlerinin sağladığı güvencelerden mahrum kalıyor ve diğer bir deyişle, sağlık karnesi iptal ediliyor. Bunun, yanlış bir uygulama olduğunu düşünüyor ve bunun düzeltilmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum. Bu konu, Sayın Kürşad Tüzmen'le Moğolistan'a yapmış olduğumuz seyahatte pilotlarımızın sorunu olarak tarafımıza iletilmiştir. Bunu, burada aktarmayı, bize güvenli bir uçuş sağlayan pilotlarımıza ve ekip personeline karşı bir milletvekili olarak görevimi yerine getirmeyi düşünüyor, Yüce Meclisin bilgisine ve Sayın Bakanımıza da buradan arz etmeyi düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, seçim bölgem Kastamonu'nun sorunlarını da burada aktarmadan geçemeyeceğim. Kastamonu, tarihi, kültürü, doğası, insanları ve evliyalar diyarı. Dört mevsim turizme elverişli; kış turizmi için Ilgaz Dağı, yaz turizmi için yaylaları. Araç İlçemizdeki Munay yaylaları, Tosya'nın Dipsiz Gölü ve Ilgaz Dağı yaylaları, Azdavay İlçemizde Küre Dağlarımız ve Pınarbaşı İlçemizde eşsiz kanyonlarımız, şelalelerimiz ve mağaralarımız, Cide İlçemizde güzel sahilimiz ve Gideros Koyumuz, İstiklal madalyalı İnebolu İlçemizde denizimiz, Evrenyemiz, İlişimiz, Bozkurt İlçemiz, Karadenizimizin incisi Abanamız, Çatalzeytinimiz, Taşköprü İlçemiz, Hanönü İlçemizde Elekdağı yaylalarımız; Kastamonu merkezinde 600'ün üzerinde tarihî konaklarımız, hanlarımız, inanç turizmi için evliyalarımız, Daday İlçemizde yaylalarımız, binicilik için turistlik tesislerimiz, Seydiler, Ağlı, Şenpazar, Devrekani ve Küre İlçelerimizde yaylalarımız, görmeye değer tarihî yapılarımız ve konaklarımız; ama, gel gör ki… Havaalanı yapmışız, bunu dünyaya sergilemek, Kastamonu'nun güzelliklerini tanıtmak ve ulaşıma açmak istiyoruz.

Havaalanımızın 3 000 metre pist uzunluğu var, daha uzatma imkânı var. Havaalanının Ilgaz Kayak Merkezine uzaklığı 35 kilometre, denize ve yaylalara uzaklığı 90 kilometre. Neden bizim hava ulaşımı sektöründen mahrum bırakıldığımızı, bu havaalanının işletmeye açılmadığını, bir kule yapılarak kullanılmadığını merak ediyoruz. Sayın Bakandan ve hükümetten bunu bekliyorum.

Sayın Bakana vurmak istiyorum; ama, vuramıyorum. Sayın Bakanla soyadı akrabalığımız var; onun soyadı da Yıldırım, benim soyadım da Yıldırım. Daha ilerisi, Sayın Bakana Kastamonu'dan kız vermişiz; yani, oğlu, bizim eniştemiz. Onun için de vurma imkânı yok. Yanı başında Sayın Müsteşar oturuyor. O da, benim güzel Taşköprümün yıllar yılı kaymakamlığını yaptı. Ona da vurmak istiyorum; ama, Kastamonu'ya karşı  da görevlerinizi yapmanızı, o havaalanını işletmenizi, sizden, Kastamonu halkı adına talep ediyorum.

Değerli arkadaşlar, ülkenin sorunları büyük, Kastamonu'nun sorunları büyük. Bakın, Kastamonu Valisi Sayın Mustafa Kara'nın desteğiyle, Belediye Başkanımız Sayın Turhan Topçuoğlu'nun desteğiyle Göznuru Kooperatifi kuruldu. Kooperatifi, Fikri Yazan, Ata Erdoğdu, Basri Yavuz, Günal Genç sağladı. Avrupa İşkur Projesiyle 285 000 euro hibe kredi aldı. Bu krediyle, 11 köyde, Kastamonu tarzı taş baskısı sofrabezi, masa örtüsü ve yazma baskısı yapılıyor, elsanatları geliştiriliyor, Kastamonu'nun en yoksul köylerinde çalışma yapılıyor ve çalışanlara, hem öğretiliyor hem de günde 5 euro gündelik ödeniyor. Bayanlar için yazlık, kışlık taş baskı elbiseler üretiliyor.

Burada çalışan kızımızın babasına devletin gönderdiği bir belgeyi sizlere sunmak istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığından bu belge. İsmi Ziya Yazıcı. Tarlatepe Köyü.

"2022 sayılı Yasa uyarınca yapmış olduğunuz 17.11.2004 tarihli müracaatınız üzerine düzenlenen belgeleriniz incelenmiştir.

Kastamonu İli ilçelerinde idare kurulu 18.1.2005 tarih ve şu yazıyla maddî durumunuzun iyi olduğu, ayda 100 YTL geçiminiz için paranız olduğu anlaşılmıştır."

Değerli milletvekilleri, sevgili arkadaşlarım, sevgili Türkiye; bakın, ayda kazancı 100 YTL; yani, eski parayla 100 000 000 lira, yılda 1 200 YTL, evinde yaşayan insan sayısı 5 kişi. Türkiye manzarası bu.

Şimdi, bu vatandaşın kızı, Sayın Turizm Bakanı da Kastamonu'ya geldiği gün, elsanatlarında, bu kooperatif, Avrupa Birliğinin kooperatife verdiği destekle, elsanatları yapıyor, 5 eurodan aldığı para, bir ayda 200 000 000 Türk Lirasıydı; babası, sanki çiftetelli oynuyor.

Değerli arkadaşlar, bunu çözmek istiyoruz. Bunun için, Sevgili Bakanım, Kastamonu'yu -mademki Avrupa Birliğinden biz destek aldık- bizim ekonomimizin gelişmesine katkı veren Avrupalıların gelip görmeleri için, uçağa binip Kastamonu'ya ulaşmaları, denetlemeleri için, bizim de ürettiklerimizi alıp, Kastamonu'nun ekonomisine katkı vermeleri için, Kastamonu'ya havaalanının açılmasını talep ediyoruz. Bu havaalanında, geçmişte uçuş vardı; ama, düzenlemeli değildi, gündüzdü. Sayın Genel Başkanımız Deniz Baykal da o havaalanına inmiştir, eski başbakanlar da gelmiştir; hatta, Sayın Bakan Ekrem Pakdemirli, kendi kullandığı uçakla, Ulaştırma Bakanı olarak o havaalanına inmiştir, Sayın Başbakan Tayyip Erdoğan da uçakla Kastamonu'ya gelmiştir; ama, geçen yıl, Kastamonu'yu, Abana'yı ziyaretinde, Sayın Baykal'ı Kastamonu'ya uçakla getirmek istedik, havaalanının uçuş güvenliği olmadığı için, uçakla indiremedik.

Demek ki, bu konunun çözülmesi lazım. Bunun çözümü iki: Havaalanının uçuşa açılması için gerekli kulenin yapılmasını, altyapının gerçekleştirilmesini talep ediyorum; bir. Eğer bu olmazsa, inşallah, 22 nci dönemde üniversiteler kanunu çıkacaktır, Kastamonu da buradan nasibini alacaktır. Kastamonu'da, geçmişte, Prof. Atilla Toçkay ve General Nurettin Gül, Dr. Atıf Uğurlu ve eski Başkan, bizim Yurdanur Tiftik arkadaşlarımız bir çalışma yapmışlardır, fizibilitesi vardır. Kastamonu'nun, bu üniversite kapsamı içerisine çıkarken, sivil havacılık yüksekokulu olarak, oranın eğitim amaçlı kullanılmasını ve bu konuda görüş verilmesini ve bu konuda Millî Eğitim Bakanlığının, gerekli katkıların sağlanması için, Sayın Bakan ve Sayın Müsteşar, gelininin memleketine ve seni kaymakam yapan ve sana büyük katkı veren Taşköprülülere borcunuzu ödemenizi istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bakın, burada, yaklaşık olarak 285 000 euro, daha sonra da 42 000 euro Avrupa Birliğinden para almışız ve elsanatlarını geliştirmişiz. Bu konuda katkı veren kooperatif başkanlarına ve Sayın Mustafa Kara'ya, Belediye Başkanına ve hepsine ben teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, dedik ya, özelleştirmeye karşı mısın Mehmet Yıldırım; evet, karşıyım arkadaşlar; çünkü, içim yanıyor. Taşköprü Sigara Kâğıdı Fabrikası satıldı, şimdi üretimden yok oldu. Bakın, burada... Şuna bakın; bu tarih, Kastamonu tarihi. "Kendirin altın günleri" diyor. "Kendirin altın günleri… Kendir mahsulü hakkında talimatnameler…" Şimdi, Türkiye'de üretilen kendirden yapılan sigara kâğıdı fabrikası; Taşköprü'de üretiliyordu, SEKA Taşköprü Sigara Kâğıdı Fabrikasında ve Türkiye'ye satılıyordu. Tekel alıyordu ve Türkiye'deki sigara kâğıdının hammaddesi olarak kullanılıyordu. Amasya'da üretiliyordu, Çorum'da üretiliyordu, Kargı'da üretiliyordu, Gümüşhacıköy'de üretiliyordu ve Vezirköprü'de üretiliyordu Samsun'da. Şimdi, MOPAK'ın burayı almasıyla geçen yıl 13 000 000 dolar Tekele mal sattı. Şimdi, bu sene Tekel ihaleden vazgeçti ve 15 000 000 dolar olarak ihale edeceği malı almayınca, üretim de gitti, kendir elyafı da yok oldu. Zaten 1 200 dolara satılan, yaklaşık 1 600-1 700 liraya sattığımız 1 kilo kendirin fiyatını firma özelleştirildikten sonra 400 liraya alacağını söyledi ve Kastamonu-Taşköprü'den 15 000 000 dolar para kayboldu.

Bazen, Sayın Milletvekilimiz Musa Sıvacıoğlu'yla atışıyoruz. Musa Bey diyor ki: "Kendir sigara kâğıdı fabrikasını sattırmayacaktın. Şimdi, sattık; sen ne yapacaksın?"

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Konuşmanızı lütfen tamamlayın.

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Bitiriyorum efendim.

Ben de diyorum ki: Sevgili Musa Bey, siz iktidar oldunuz, sattınız; diyecek bir şeyimiz olmadı. Ben, bunu, bu yanlışı anlatmaya devam edeceğim. Halk, size, sandıkta hesap soracak. Musalla taşında da, Musa'ya, Allah hesap soracak. Başka çare yok; çünkü, milletin azığı elinden alındı. Sayın Bakanım, sizden rica ediyorum; Türk Hava Yollarının özelleştirme baskısını elinden geri çekiniz, özelleştirme kurumundan el alınız. Diyeceksiniz, uçakların parasını verecekler, çalışanlara bir şey olmayacak. En azından, onu alan firma başındaki "Türk" kelimesini alır; o da yazıklar olsun deriz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Yıldırım.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

16 ncı maddeyi okutuyorum:

BEŞİNCİ BÖLÜM

Yardımcı Hizmet Birimleri

Yardımcı hizmet birimleri

MADDE 16.- Genel Müdürlüğün yardımcı hizmet birimleri şunlardır:

a) İnsan Kaynakları Müdürlüğü.

b) Destek Hizmetleri Müdürlüğü.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsı adına, Ağrı Milletvekili Sayın Naci Aslan…

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, müsaade ederseniz, ben, grup adına konuşmak istiyorum.

BAŞKAN - Samsun Milletvekili Sayın Haluk Koç; buyurun efendim.

CHP GRUBU ADINA HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 940 sıra sayılı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısıyla ilgili olarak Grubum ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, birçok konuşmacı arkadaşımız vurguladı; 1983 yılında 2920 sayılı Sivil Havacılık Kanununun yürürlüğe girmesiyle, Türk sivil havacılık faaliyetlerinde önemli bir dönüşüm süreci başladı. Bunu kabul etmek gerekiyor; bu, gerçekten, önemli bir dönüm noktası. Havayolu trafiği, o tarihten itibaren, dünyadaki gelişmelere teknoloji kullanımının da katılmasıyla, teknolojik küreselleşmeye paralel olarak da yoğun bir şekilde artmış, yeni havayolu işletmeleri, yeni havaalanları kurulmuş, genel havacılık faaliyetleri bu süreç içerisinde canlanmış; tabiî, bununla da yetinilmemiş, havacılıkla ilgili bu gelişmeye paralel çok sayıda da eğitim kurumu açılmış ve devreye sokulmuştur.

Değerli arkadaşlarım, bu durum, bizim, havacılık, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğümüz, bu süreç içerisinde… Bunu bir miktar bazı arkadaşlarım da eleştiri olarak dile getirdiler; katılmamak mümkün değil; çünkü, topladığımız dokümanlarda ve geriye baktığımız zaman, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğümüzün, teknolojik küreselleşmenin dünyaya ve Türkiye'ye getirdiği bu yük karşısında, gelişmeleri izlemede ve bunları Türkiye'ye yansıtmada bir miktar geri kaldığını ifade etmek zorundayız.

Değerli arkadaşlarım, tabiî, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün bu şekilde süreçten biraz düşmüş olması -bu tarih dilimi içerisinde- sivil havacılığımızı olumsuz yönde etkilemiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; havacılık faaliyetlerinde bugün de tüm dünya ölçeğinde dikkat edilmesi gereken ya da en üst noktaya taşınması gereken husus, uçuş ve yer emniyetinin belirli bir seviyenin üstünde, bugün ulaşılan seviyenin de üstünde sağlanmasını güçlendirmeye yöneliktir.

Şimdi, sivil havacılık faaliyetlerinde bu güvenliğin sağlanabilmesi amacıyla gerekli önlemlerin alınması da bir zorunluluktur. Bunun dışında kalma hiçbir zaman düşünülemez. Nitekim, Uluslararası Havayolu Pilotları Derneği Başkanının yaptığı bir açıklamada da, dünya sivil havacılık sistemi bugünkü altyapısını ve bu uçuş güvenliği kültürünü değiştirmemesi halinde, 2005 yılından sonra her hafta büyük bir kazanın meydana gelebileceğini ifade etmektedir; çünkü, o denli bir yoğunluk yaşanmaktadır ki, buna bazen sizler de yurt içinde ve yurt dışında bulunduğunuz zamanlarda tanık oluyorsunuzdur. Bilhassa, hava trafiğinin son derece yoğun olduğu iniş ve kalkış zamanlarında, belirli kavşak havalimanlarında uçuş için hazırlanan uçaklar, pistin başında uçuş sırası beklerler; yani, bu yoğunluk bazı havayollarında o derece artmıştır ki, kapısını kapatıp uçuş için hazır hale gelen bir uçak bile, pistin başında, sıra numarası alıp, uçuş için sıra beklemektedir.

Değerli arkadaşlarım, diğer yandan bir başka gerçek daha var; Amerika Birleşik Devletlerinde küresel terörün 11 Eylül 2001 tarihinde ortaya çıkardığı bir gerçek var. Tabiî, bu, Amerika Birleşik Devletlerinin o tarihe kadar -biraz bununla ilgili mi diyeceksiniz ama- dünya üzerinde kurduğu hegemonyanın, okyanusla çevrili kendi refah kıtasında, kendisini ulaşılmaz zanneden Amerika'nın, 11 Eylül 2001 tarihinde uğradığı saldırılar sonrasında, havacılık güvenliğinin uçuş emniyetini ne denli tehdit ettiği de, bütün dünya kamuoyunun gündemine taşınmış bir husustur.

Değerli arkadaşlarım, tasarının genel gerekçesinde de belirtiliyor; ülkemizce taraf olunan uluslararası çeşitli anlaşmalar çerçevesinde, yabancı ülkelerle ilişkiler, bu ülkelerin hava taşıyıcılarının ticarî hak ile uçuş faaliyetlerinin belirlenmesi ve denetlenmesi ile ülkemiz hava taşıyıcılarının ve havacılık şirketlerinin kurulması, havacılık standartlarının belirlenmesi ve hepsinden önemlisi, uçuş emniyetinin yeterli düzeyde sağlanmasına ilişkin faaliyetler, Ulaştırma Bakanlığı ana hizmet birimlerinden birisi olan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmektedir. Vurguladığım gibi, tasarının genel gerekçe bölümünde, bu, detaylı olarak bildirilmiştir.

Sivil havacılığın sağlıklı gelişiminin sağlanması, temini ve sivil havacılık faaliyetlerinin gerçekten güvenilir bir şekilde yürütülmesi için, düzenleme ve denetim görevini etkin biçimde yerine getirebilecek başta teçhizat, personel ve idarî yapıya sahip merkezî bir sivil havacılık otoritesi oluşturulması, günümüz gereksinimleri karşısında vazgeçilmez bir ihtiyaç olarak  ortaya çıkmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, tasarının diğer maddelerinde söz alan arkadaşlarımızdan bazıları değindiler; dünyada yaşanan çeşitli gelişmeler karşısında ülkemizde de sivil havacılık hizmetlerinin -ben de konuşmanın ilk bölümünde değindim- daha etkin ve daha güvenli bir ortamda verilebilmesi amacıyla, kamu tüzelkişiliğini haiz özel bütçeli Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün yeniden teşkilatlanması amacıyla bu tasarı hazırlanmıştır denilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, bu genel gerekçede de bahsedilen hususlar ve sorunların yalnız  bugün yaşadığımız gerçeklerin değil, uzun zamandan beri bugüne kadar devam eden sorunların bir bütün olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Nitekim, bu sorunların belirlendiği ve çözüm yollarının araştırıldığı, tartışıldığı havacılık şûraları ve sempozyumları çeşitli tarihlerde düzenlenmiştir. Bunların hepsi birer vakıadır. Ayrıca, Yedinci ve Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planları -buna da itiraz edenleriniz olabilir; belki, Sayın Başbakan da itiraz edebilir "artık, plan dönemi bitti. Artık, plan dışında birtakım gelişmelere açık bir Türkiye oluşturmaya gayret ediyoruz" diyor; ama-  havacılık özel ihtisas komisyonlarında sektörün sorunlarının masaya yatırıldığını ve tespit  edildiğini, raporlarda, biliyoruz, görüyoruz.  Buralarda, aynı zamanda bu bahsettiğim konularla ilgili çözüm önerileri de dile getirilmiştir. Bunlarla ilgili her türlü bilgi, gerek Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planında gerekse şûra sonuç bildirilerinde yer almaktadır.

Değerli arkadaşlarım, Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Programı Özel İhtisas Komisyonları Havayolu Altkomisyonu raporunda bir tespit yapılmakta. "Ulaştırma sektörünün önemli bir alt sektörünün sivil havacılık olduğu bilinmektedir." Tespiti bu. Nitekim, sivil havacılıkta yaşanan sorunlar ve bu sorunlarla ilgili çözüm, sektörü, faaliyet konusu, faaliyeti yürüten kamu ve özel kurum ve kuruluşlar, kullanılan yüksek teknoloji ürünü araçlar, donanım, özel altyapı ve haberleşme sistemleri, nitelikli insangücü, hizmet veren insanlar, ulusal ve uluslararası özelliğe sahip kurallar -ki, bu da çok önemli- ve mevzuat konularının oluşturduğu önemli bir sistemdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün bu özellikleri taşıması nedeniyle havayolu ulaştırma sektörünün bir bütün olarak ele alınması kaçınılmazdır. Sektöre bu şekilde bakılmadığı sürece, altyapı, geciken yatırımlar, ihtiyaca cevap veremeyen yasal düzenleme ve örgütlenme gibi sorunlarla karşı karşıya gelinecektir denilerek, sektörün kompleks bir yapıya sahip olduğu gerçeği ve sorunların çözümünün de, genel politikalarının da doğru belirlenmesine sıkı sıkıya bağlı olduğunun altı da çizilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ancak, plan ve programlarda yapılan uygulamalar arasındaki ilişkilere, ne yazık ki, ülkemizde bu konuda olumsuz örnekler yaşandığından, yapılan doğru tespitler ile pratikte, eylemde, uygulamada gereken doğru hedeflerin ilişkisi bir türlü bağdaştırılamamaktadır. Yani, planlamada doğru tespitler yapılmaktadır; fakat, bunların uygulamasında, planlanmasında olduğu gibi başarılı örnekler çıkmamaktadır, böylece hedef ilişkisi kopmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim.

HALUK KOÇ (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan; toparlıyorum.

Sivil havacılık, uluslararası bir sektördür ve uluslararası uçuş operasyonu gerektiren akışı, sistematiği nedeniyle, uluslararası kurallara bağlı dinamik bir sektördür. Bunu, kendi kabuğumuz içerisinde, kendi kurallarımızla çözmemiz söz konusu değildir. Ayrıca, hizmet sektörü olması nedeniyle, insanın tam merkezde olduğu bir sektördür de. Bir yandan teknolojik boyutu var, bir yandan hizmet sektörü penceresiyle de insan odaklı bir sektör olduğunu vurgulamamız gerekiyor. Bu merkezde olma, hem sektör çalışanları hem de tam güvenlik isteyen, bundan sonrasında daha da güvenlik isteyen yolcular için de gereklidir.

Değerli arkadaşlarım, sürem tamamlanmış oluyor. Sayın Başkanın müsamahasını aşmak istemiyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Koç.

Şahsı adına, Denizli Milletvekili Sayın Ümmet Kandoğan; buyurun.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 16 ncı maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum.

Dün de, bu kanun tasarısıyla ilgili görüşlerimi ifade etmek için söz almış ve bu hazırlanan kanun tasarısının, Genel Müdürlüğün teşkilat ve görevlerini çok iyi bir şekilde ortaya koyduğunu ve uzun yıllar Türkiye'nin ihtiyacına cevap verebilecek olan bir kanun tasarısı hazırlandığını ifade etmiştim. Ancak, hem Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerin hem de diğer muhalefet partilerinin milletvekillerinin ve benim de ifade ettiğim bazı eleştirilerimin de gözönüne alınarak bunların değerlendirilmesini istemiştik.

Dün burada konuşurken, ne şanssızlık ki, yine Sayın Bakanımız burada yoklardı. Ben, Sayın Bakanımız burada diye söz almıştım; ama, Sayın Adalet Bakanımıza dönüp, özellikle Denizli'yle ilgili, Denizli Havaalanıyla ilgili bazı sıkıntıları dün dile getirmiştim; ama, tamamlayamamıştım. Bugün, müsaadeniz olursa, bu eksikleri gidermek istiyorum.

Dün de söyledim, Denizli, tekstil ve sanayi açısından Türkiye'nin en önemli şehirlerinin başında geliyor. Yıllardan beri, dünyanın 135 ülkesine Denizli'den ihracat yapılıyor ve tekstil konusunda, Bursa, Gaziantep gibi şehirlerle, çok büyük hamle yapan bir şehir. Böyle bir şehrin havaalanı, maalesef, Denizli'deki bu ekonomik canlılığa ayak uydurabilecek durumda değil. Maalesef, Denizli'den sadece İstanbul'a, haftada 6 kez ve günde birer kez olmak üzere uçak seferleri düzenleniyor.

Denizli'ye, dünyanın her yerinden, her gün, yüzlerce işadamı, sanayici geliyor ve Denizli'den de bir o kadar insan dünyanın değişik ülkelerine uçuyor; ama, Denizli'den uçak seferleri günde sadece 1 kez olmasından dolayı, işadamlarımız, sanayicilerimiz, vatandaşlarımız, uçakla seyahatlerini büyük ölçüde İzmir üzerinden yapıyorlar ve İzmir'e yaklaşık iki ikibuçuk saatlik bir karayolu ulaşımından sonra ulaşabilmeleri mümkün oluyor. Halbuki, Çardak Havaalanımız, Denizli'ye 45 kilometrelik bir mesafede olup, ulaşımı da son derece müsaittir. Buradaki dışhatlar ve içhatlarda hizmet veren terminalin bir an önce faaliyete geçmesiyle, Denizlili vatandaşlarımızın İzmir'e gidip gelmelerinin önüne geçilecek ve özel havayolu şirketlerinin de Denizli'ye uçak seferleri düzenlemesi söz konusu olacak. Dört yıl önce ihale edilen, ancak, ödenek yetersizliği nedeniyle hâlâ bitirilemeyen bu terminal binasının bir an önce bitirilmesi halinde, Denizli'deki binlerce vatandaşımızın bu çok büyük sıkıntısı giderilmiş olacak ve Denizli'ye bu hizmet getirildiği takdirde, dün de ifade ettim, bu hizmeti kim getirmişse, Denizli halkı, bu hizmeti getirenleri her zaman şükranla yâd edecektir.

Değerli milletvekilleri, diğer illerimizin milletvekilleri de hep aynı şeylerden şikâyetçi oldular; havaalanları meselesi, artık, günümüzde son derece önemli bir hale geldi. Biz, hâlâ, son derece tehlikeli olan karayolu üzerinden vatandaşlarımızı taşımaya devam edecek olursak, ortaya çıkacak can ve mal kaybının, Türkiye'de, her geçen yıl ne kadar büyük boyutlara ulaşacağını hepimiz çok yakından biliyoruz. Öyleyse, yapacağımız iş, demiryolu ulaşımını ve havayolu ulaşımını Türkiye'nin değişik noktalarına ulaştırabilecek tedbirleri almak; bu tedbirleri aldığımız takdirde, hem maliyetler düşecek hem ulaşım hızı nedeniyle süreler kısalacak hem de can ve mal kaybı en alt seviyeye inecektir.

İnşallah, böyle güzel bir kanunu çıkardıktan sonra, bunun altyapısını sağlayacak olan hizmetlerin de, yatırımların da, ülkemizin dört bir köşesine ulaşacağına olan inancımı bir kez daha ifade ediyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Kandoğan.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

HALUK KOÇ (Samsun) - Naci Beyin şahsı adına konuşması olacaktı.

BAŞKAN - Sayın Aslan, konuşmak istiyor musunuz?

NACİ ASLAN (Ağrı) - Evet efendim.

BAŞKAN - Şahsı adına, Ağrı Milletvekili Naci Aslan.

Buyurun Sayın Aslan. (CHP sıralarından alkışlar)

NACİ ASLAN (Ağrı) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Grup Başkanvekilinin bana vermiş olduğu görevlendirme, esasında 24 üncü maddeyle ilgiliydi; ama, herhalde bir yanlışlık olmuş ki, ben yerimde otururken Naci Aslan anons edildi, apar topar, acele geldim.

Dün, yine, burada 5 inci madde üzerinde, bu yasa tasarısıyla ilgili, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına açıklamalarda bulunmuştum; ama, ben yerime oturduktan sonra, Ağrı Milletvekili Sayın Melik Özmen kürsüye çıkarak, gerçekten çok acı bir haber verdi. Ben de, daha sonra Tugay Komutanımızı, Valimizi ve Kaymakamımızı arayarak olay hakkında bilgi aldım. Telefonum bende yokken, Sayın Valimizin bana haber vermek için çok uğraştığını öğrendim; ama, bu kürsüde, sanki, ben, olayın farkındaymışım, olayı ifade etmeme noktasında bir eksikliğin var olduğuna kendi kendime karar verdim. Onun için, bugün, gerçekten, dün ilimizde, Taşlıçay İlçemizin Yukarı Toklu Köyü mevkiinde, kırsalında içgüvenlik birimlerimiz hizmet verirken, yayla yolunda, teröristlerin, yolu daraltmak suretiyle, her iki tarafa kaya yığmak kaydıyla -ki, gelen aracın hızının kesilmesi noktasında- ve oraya mayın döşeyerek çektikleri kabloyla dağın eteğine sığınıp, orada sigara ve çaylarını içip, gelen askerî aracımıza yönelik uzaktan kumandayla mayını patlatma olayını meydana getirdiklerini, daha sonra da silahlarla şehitlerimizi ve yaralılarımızı taradıklarını öğrenmiş bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, gerçekten, o bölgenin bir milletvekili olarak ve ellibeş yıldır o coğrafyada yaşayan bir insan olarak, terör nereden gelirse gelsin, ister ırksal, ırk niteliğinde ister mezhepsel, dinsel, hangi gruptan gelirle gelsin, bütün Türk Milleti önünde lanetliyorum. (Alkışlar) Ve şehitlerimize Cenabı Allah'tan rahmet diliyorum. Bizim 2 şehidimiz ve 7 yaralı erimiz var. 1 erimiz Erzurum Araştırma Hastanesinde yoğun bakımda; Cenabı Allah'tan bütün şifaların ona gönderilmesini diliyorum. Geri kalan 6 erimiz çeşitli hastanelerde tedavi altındadır; inşallah, benim aldığım bilgilere göre, yani, herhangi bir hayatî tehlikeleri söz konusu değildir. Ben, bu teröristlere Türkiye Büyük Millet Meclisinin kürsüsünden sesleniyorum: Bırakın silahlarınızı, koşulsuz ve şartsız olarak Türkiye Cumhuriyetinin yasalarına teslim olun. Sizin, o bölgede, o coğrafyada yaşayan insanlara kazandıracağınız hiçbir şey yoktur. (Alkışlar)

Bu insanlar, Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle, millî sınırlarımız içerisinde, kardeşçe, dostça ve kader birliği yaparak yaşıyor. Bizim herhangi bir sorunumuz mevcut değil; aksine, bu halkı bu güzel devletimin gözünde küçük düşürmeye siz hizmet ediyorsunuz. Bana göre, bu halka en büyük hakaret ve ihanet budur. Bu nedenle, ben, bu konuşmayı da bir fırsat bilerek, gerçekten görevlerini yapan o pırıl pırıl gençlerimizi, askerlerimizi, sivillerimizi, yerleşik olan halkımızı tedirgin eden, huzursuz eden, böyle, art niyetli, bu tür terör olaylarını ve bu terör olaylarına istersen bilimsel olarak ister fiziksel olarak katkı koyan herkesi lanetliyorum. ("Bravo" sesleri, alkışlar)

Değerli arkadaşlar, ben, demin de size arz etmiştim, 24 üncü madde üzerinde konuşma yapacağımı ifade etmiştim. Komisyon üyesi olarak da, 24 üncü maddede, benim dikkatimi çeken birkaç tane aksaklık söz konusu; onu arz etmek istiyorum.

24 üncü madde, havacılık uzmanlığına ve havacılık uzman yardımcılığına atanacaklarla ilgili şartları sıralarken, hükümetin teklif ettiği metindeki maddenin (a) fıkrasında "657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde sayılan şartlara ek olarak en az dört yıllık eğitim veren yükseköğretim kurumlarının havacılık -orada bir vurgu var, çok önemli bu- uçak/uzay, makine, elektrik-elektronik, mekatronik, bilgisayar, endüstri, fizik mühendisliği dallarında veya bunlara denkliği…"

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Aslan, bir dakika efendim.

Efendim, konuşmanızı tamamlar mısınız.

NACİ ASLAN (Devamla) - Bunun gibi bir açıklık söz konusu olabilir. Ben, kısaca toparlayayım: Komisyon metninde "havacılık" kelimesi geçmediği için bir açıklığın olabileceği düşüncesi var bende.

Diğer taraftan, uzman ve uzman yardımcılığına alınmak için sınava gireceklerin tez hazırlaması gerekiyor.

Şimdi, bu tezin hangi kriterlere göre hazırlanacağı belirtilmemiş; bir. İki; tezi hazırlayan ve sınava girecek olan şahsın o tezini, acaba, birim amiri mi inceleyecek, yoksa, akademik kariyeri olan üniversite hocalarından oluşan bilimsel bir komisyon mu inceleyecek? Çünkü, tezlerin incelenmesi, üniversiteler bünyesindeki üniversite hocalarından, profesörlerden müteşekkil komisyonlarca, bana göre, bilimsel olarak yorumlanarak tespiti edilmesi, seviye tespiti yapılması… Diğer taraftan, bu sınavlara girecek arkadaşlarımızın İngilizce dilbilgisi bakımından, hükümetin teklif ettiği metinde 60 puan olarak, rakamsal, matematiksel olarak reel bir değer ortaya konulmaktadır. Oysaki, komisyonumuzun metninde ise, bu, 60 değil, sadece (C) kategorisine göre bir İngilizce dilbilgisi tespiti yapılacağı noktasında bir endişem var.

İnşallah, bu yasa tasarısının sivil havacılık sektörümüze ve Türkiye Cumhuriyetindeki tüm insanlarımıza hayırlı olacağına inanıyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Aslan.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

17 nci maddeyi okutuyorum:

İnsan Kaynakları Müdürlüğü

MADDE 17.- İnsan Kaynakları Müdürlüğünün görevleri şunlardır:

a) Genel Müdürlüğün insan gücü politikası ve planlaması konusunda çalışmalar yapmak ve tekliflerde bulunmak.

b) Genel Müdürlük personelinin atama, nakil, sicil, terfi, ücret, emeklilik ve benzeri özlük işlemlerini yürütmek.

c) Genel Müdürlüğün eğitim planını hazırlamak, uygulamak ve değerlendirmek.

d) Genel Müdür tarafından verilecek benzeri görevleri yapmak.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına Isparta Milletvekili Sayın Mevlüt Coşkuner; buyurun. (CHP  sıralarından alkışlar)

Sayın Coşkuner, süreniz 15 dakika.

CHP GRUBU ADINA MEVLÜT COŞKUNER (Isparta) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 940 sıra sayılı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının insan kaynakları müdürlüğüyle ilgili 17 nci maddesi üzerinde, Grubum Cumhuriyet Halk Partisi ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, elbette, bu yasa görüşülürken, arkadaşlarım, kendi düşüncelerini, bölgelerindeki havaalanlarının sorunlarını aktardılar. Elbette ki her milletvekilimin kendi bölgesindeki sorunları hep beraber dinledik; elbette ki haklılardır.

Benim de, burada, bu konum bittikten sonra, Isparta Havalimanı hakkında taleplerim olacak; ama, dilerdim ki, beraber çalıştığım Sevgili Bakanım burada olsun; ama, yine de mutluyum; Adalet Bakanımız var. Adalet Bakanı, adından aldığı gibi, adalet dağıtır ve bu konuşmamda, Isparta Havaalanındaki taleplerimi de dile getireceğim, bu izlediği konuyu da Sayın Bakanıma anlatır diye düşünüyorum.

Türkiye'de havayolu ulaştırması sektörü, 1983 yılında, 2920 sayılı Sivil Havacılık Kanununun yürürlüğe girmesiyle, belirgin bir gelişme sürecine girmiştir. Türk Hava Yolları, bu dönemden sonra modernleşmeye yönelmiş ve hizmet standartlarını yükselterek, içhatların yanında, ekonomik olarak daha avantajlı olan dışhatlara yönelmiştir.

Yine, bu dönemde, özel sektör havayollarının sayılarında, filo kapasitelerinde ve sektörden aldıkları payda önemli artışlar gözlenmiştir; fakat, üzerinde konuştuğum maddeyle direkt alakalı olan havayolları faaliyetlerinin her kademesinde, kalifiye personel temininde, geçmişten bugüne kadar sıkıntı yaşanmış ve sektör, gerçek anlamda desteklenmemiştir. 1980'lerin sonunda, muhtelif yörelere mahallî idarelerin de katkılarıyla, stol tipte küçük havaalanlarının yapımı başlatılmış ve askerî havaalanlarının sivil hava ulaşımına da açılması çalışmalarına hız verilmiştir.

Yıldan yıla istikrarlı biçimde artış gösteren toplam gelen-giden yolcu ve uçak trafiğinin, başta Atatürk Havalimanı olmak üzere, Antalya, Esenboğa, Adnan Menderes ve giderek Dalaman Havalimanlarında yoğunlaştığı görülmektedir.

Sivil havacılığın teknik konuları, gerçekten uzmanlık isteyen konulardır. Kurallar, hem Türkiye'de hem Avrupa'da hem de Amerika'da hemen hemen aynıdır. Sivil havacılık kuralları, yetkili personeli, yani, imza yetkisi olan uzman kişileri belirlemek için birçok kuralları ihtiva etmektedir ve bunları yapabilecek konumda olanları da imtihanla lisansiye etmektedir.

Türkiye'de şu anda geçerli olan SHDT-35 lisansı, uçak üzerinde çalışacak teknisyenin vasıflarını anlatmaktadır. Bu vasıftaki uçak teknisyeni olmak, her türlü uçağın bakım ve arızasını yapabilmek de değildir. Yukarıdaki koşullara göre lisans alan uzman teknisyen bile her tip uçakta çalışamaz. Bir uçakta çalışabilmek için, lisanslı ve ilgili tip uçağın sertifikasına sahip olmak da gereklidir.

Yani, sivil havacılıkta teknik olarak uzman sayılacak kişiler, yukarıda kısaca vasıflarını belirttiğim kişilerdir. Bugün, Türk Hava Yolları, iddia edilenin aksine, dünya şirketlerinin bile bakımlarını ve arızalarını yaptırdığı bir pozisyondadır.

Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünde, şu anda 95 personel çalışmaktadır. Havacılık şirketlerinin kurulmasından uçakların ruhsatının verilmesine, pilotların sicilinden kabin ekiplerinin sağlık kontrolüne, hava servis, sefer sisteminin takibinden tüm uçuşların güvenliğine kadar her konuda tek otorite olan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğüdür.

Halen, 2 genel müdür yardımcılığından 1'i vekâleten atanmış, diğeri ise boştur. 4 daire başkanından 3'ünün de havacılıkla alakası olmadığı gözükmektedir.

Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün genel bütçeye tabi bir kuruluş olmasından dolayı, maaşlar, başta uçak mühendisleri olmak üzere çok düşüktür. Bu sebeple, kalifiye personel işe başladıktan birkaç sene sonra, özel sektöre transfer olmaktadır. Böyle olunca da, havacılık konusunda yeterli eğitime sahip olmayanlar, kurumda önemli görevler üstlenmektedir.

Bu yasa, özellikle kalifiye elemanın şartlarını düzeltmelidir ki, faydalı olabilsin. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü eğer gerekli personel ihtiyacını karşılayamazsa, bir süre önce Onur Airin yaşadığı ve yaşattığı sıkıntılara benzeyeceği görülmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sivil havacılık sektörü, aynı zamanda Türk turizminin de en stratejik ayaklarından biridir. Döviz yaratan, bununla da kalmayıp, istihdam yaratan, katmadeğeriyle de önemli oranda ekonomik artıları olan sivil havacılık sektörü, ülkemizde, her nedense, üvey evlat muamelesi görmektedir. 11 Eylül saldırılarından sonra Amerika ve Avrupa Birliği ülkeleri sivil havacılık sektörüne büyük yatırımlar yapmış ve sektörü ayakta tutmuştur; fakat, Türkiye'de, hiçbir dönemde, böyle bir devlet desteği söz konusu olmamıştır.

Bu yasanın bazı maddeleriyle, Türk Hava Yollarının özelleştirilmesinin önü açılmak istenmektedir. Biraz önce de belirttiğim gibi, sivil havacılığın stratejik bir özelliği bulunmaktadır. Bu özelliği belirleme görevi, kamuya ait olmalıdır; fakat, bu yasayla, Türkiye'nin uluslararası alanda imzaladığı birtakım anlaşmalar bağlayıcı olmaktadır. Bu anlaşmalar gereğince de, hizmet kavramı tanımlanırken, kamunun hizmet alanının dışında tutulması hedeflenmektedir. Örneğin, yine, tasarının 9 uncu maddesinin (f) fıkrasında, ikili veya çok taraflı hava ulaştırma anlaşmalarını yapmak ve anlaşma hükümlerine uyulup uyulmadığını denetleme yetkisinin Genel Müdürlüğe verilmesi, bunu Dışişleri Bakanlığından bağımsız olarak yapabileceğini göstermektedir. Bu da sıkıntı yaratacaktır.

Üzerinde konuştuğumuz 17 nci maddeyle, personel müdürlüğünün yerine insan kaynakları müdürlüğü getirilmektedir. Tabiî, insan kaynakları, daha çok özel sektörün kullandığı bir departmandır. Asıl mesele, müdürlüğün isminin değiştirilmesi değil, işlevin nasıl olacağıdır. Bunun ne derece faydalı olacağını şu an için bilemiyoruz; fakat, verimliliğin önplanda tutulması olumlu bir gelişme olabileceği gibi, personelin nakil, atama, terfi, ücret, emeklilik ve benzeri işlemlerinin yürütülmesinde özel sektör mantığının uygulanmasının doğuracağı sonuçlar açık değildir.

Daha önce çıkarılmak istenilen kamu yönetimi reformundaki yanlışlıklara umarım ki düşmeyiz; bu yasada da düşülmemesi hepimizin talebidir. Çünkü, tasarının tümüne baktığımızda, kamu yönetimi alanında yapılmak istenen değişikliklerin yansımalarını görmekteyiz. Bilindiği gibi, kamu yönetimi alanında yapılmak istenen değişikliklerin en önemlisi personel sistemine ilişkindir. Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan personel sayısının azaltılması ve çalışan personelin sürekliliğinin performansa bağlanmasının AKP Hükümetinin öncelikli amacı olduğunu biliyoruz. Fakat, bu amaç verimliliği ne kadar artıracaktır ya da artırmayacaktır, hep beraber göreceğiz.

Bu mantıkla çıkan tüm yasalar, sosyal devleti topal bırakacak yasalardır. Bu mantığın yanlış olduğunu dile getirmemize rağmen, bugün hükümetin bu konudaki ısrarı maalesef devam etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Bakanım; biraz önce konuşmamın başında söylediğim gibi, Isparta Havaalanından bahsetmeden önce, Isparta Havaalanı için, biraz önceki konuşmacı Isparta Milletvekili arkadaşımız burada, geldi, sanki iktidar partisinin milletvekili değil muhalefet partisinin milletvekili gibi, burada konuştukları ile orada konuştuklarının birbirine uymadığını gördük; çünkü, Isparta Havalimanının, daha önce sayın milletvekillerimiz tarafından, pilot yetiştirmek için, eğitim için kullanılacağı söylenmişti. Hatta, gökyüzünde uçakların şov yaptığı bir günde ben de o toplantıya katıldım; ama, maalesef, Isparta'da söylenilenler ile bu kürsüde söylenilenler birbirine uymuyor. Ben buradan, bu kürsüden şöyle sesleniyorum: Sen, muhalefet milletvekili değilsin, talep eden değilsin ve işin çözüm mevkiindesin. Benim görevim de, muhalefet milletvekili olarak talep etmek ve denetlemektir. Lütfen, siz, burada değil, Sayın Bakanımı yerinde ziyaret edin ve Isparta Havaalanının ne durumda olduğunu, içler acısı bir durumda olduğunu orada anlatın ki, o güzel yatırım heder olup gitmesin diye düşünüyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şu anda, Ispartamızda 46 personeli olan bir havalimanımız var. Süleyman Demirel Havalimanımız, maalesef, atıl vaziyette beklemektedir. Isparta'da son yıllarda öğrenci ve asker sayısı önemli boyutlara ulaşmıştır. Isparta genelinde takriben 50 000 üniversite öğrencisi bulunmaktadır. Ayrıca, havalimanımız, Afyon ve Burdur İllerimize de çok yakındır. Yani, havalimanımızın çalışması için yeterli potansiyel mevcuttur.

Değerli milletvekilleri, şöyle düşünün: Isparta yöresi, Afyon yöresi ve Burdur yöresi ve bunların merkezinde bir havalimanı, her şeyiyle dört dörtlük bir havalimanı; bazı eksiklikleri de var tabiî, yok değil; ama, maalesef, bir tane uçak inmiyor; ama, Afyon'a baktığımız zaman, Afyon'un bütün köylerinde her aileden bir kişi Avrupa'da çalışmaktadır ve Isparta'nın bütün köylerinde de, yine, her aileden bir kişi Avrupa'da çalışmaktadır.

Orada, iki ilin organize sanayii bulunmaktadır. Ayrıca da, Antalya'ya 1,5 saattir. Bu 1,5 saat olan mesafede, eğer ki, gerçekten bu havalimanı çalışmış olsa, Antalya Havalimanının sıkıntılarını giderecektir ve atıl halde olan bu havalimanımız da çalışır hale gelecektir. Maalesef, Antalya Havalimanının yükünü çekeceğini söylediğimiz zaman buna gülüp geçenler oluyor. O nedenle ben şöyle sormak istiyorum: Eğer ki, bugün, gerçekten böyle bir merkezde olan havalimanı atıl halde ise bizim kendi kendimize sormamız gerekir. Çünkü, Isparta'dan sadece bir günde İstanbul'a 3 şirketin 12 otobüsü kalkıyor, Ankarası öyle, İzmiri öyle. 12 araba kaldırdığımız zaman bugün 400 küsurlara varan insan Ankara'ya geliyor. Eğer, siz 50 kişilik, 100 kişilik uçağı kaldıramıyorsanız, o zaman ekonominin düz ve iyi gittiğinden bahsetme hakkınız yok diye düşünüyorum. Çünkü, Isparta gerçekten bunu hak ediyor, Burdur gerçekten bunu hak ediyor, Afyon gerçekten bunu hak ediyor. Çünkü, Isparta'nın bulunduğu konuma baktığımız zaman, sadece Afyon'un bir ilçesi bize 24 kilometre ve Burdur ise, bize 36 kilometre, havaalanının bulunduğu yere de 16-17 kilometre ve burada Avrupa'daki insanlarımız ve işadamlarımız uçak seferi beklerken bizim mağdur edilmememiz ve Antalya Havalimanının yükünü paylaşmamız herhalde ki hakkımızdır diye düşünüyorum.

Ben, başında konuştuğum gibi, Sevgili Bakanımın burada olmasını dilerdim; çünkü, Bakanımla beraber çalıştık ve İstanbul Havaalanını da beraber…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim.

MEVLÜT COŞKUNER (Devamla) - Ama, başında söylediğim gibi, Sayın Adalet Bakanım buraya da adalet dağıtır ve Sevgili Bakanıma da bu konuları aktarır diye düşünüyorum. Isparta milletvekillerimi tekrar uyarıyorum; artık, birazcık kendinize gelin, Isparta'nın hak ettiği şeylerde, bu kürsüde ve Bakanlığımızda ve iktidar erkini de kullanarak, hak ettiklerimizi verin, buradan seçmene selam göndermeyin; çünkü, bunları gerçekleştiremezseniz ve bir yıl önce "burada pilot yetiştireceğiz, eğitim okulu olarak kullanacağız" deyip gökyüzünde kaldırdığınız ve boy gösterisi yaptığınız uçakları bir daha kendiniz Isparta semalarında göremeyeceksiniz diyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Coşkuner.

Şahsı adına ikinci söz isteği, İstanbul Milletvekili Sayın İnci Özdemir'in.

Buyurun Sayın Özdemir. (AK Parti sıralarından alkışlar)

İNCİ ÖZDEMİR (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının 17 nci maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Konuşmama geçmeden önce, dün çok değerli hocamız Sayın Yakup Kepenek bir şeyden söz ettiler; konuyla ilgili benim bilgim vardı; ancak, bir de tekrar Türk Hava Yollarından çek ederek burada bir açıklık getirmek istedim, bilgiyi paylaşmak istedim.

"Uçaklardan Yüce Atatürk'ün 'istikbal göklerdedir' sözü kaldırıldı; bunun nedenini merak ediyorum" demişlerdi. Ben bunu öğrendim: "1991-1992 yıllarında Sayın Tezcan Yaramancı'nın Genel Müdürlüğü döneminde yapılmış bir uygulamadır; bizim dönemimizle hiçbir alakası yoktur" bilgilerine ulaştım. Bu bilgiyi hem kendileriyle hem de sizlerle paylaşmış oluyorum.

İki gündür Sivil Havacılık Yasa Tasarısını görüşüyoruz; zaman zaman Türk Hava Yollarının eleştirildiğine şahit oldum konuşmacılar tarafından. Evet, belki her kurum gibi Türk Hava Yollarının da eleştirilecek yönleri olabilir; ancak, çok uzun yıllarını Türk Hava Yollarında geçirmiş bir arkadaşınız olarak, biraz da haklının hakkını teslim etmek gerektiğini de söylemek üzere söz almış bulunuyorum esasen.

Hatırlayacaksınız, Türk Hava Yollarının ikram konusunda özellikle dünya çapında çok büyük ödülleri var. Bu, medyada oldukça geniş yer buldu ve yakın tarihlerde, yine, Türk Hava Yollarının ikramıyla ilgili yurt dışında da çok güzel bilgiler aldım. Bunlar, bizler için bir gurur vesilesi.

Ayrıca, teknik açıdan, Türk Hava Yollarının, herhalde, dünyada bulunduğu nokta, yine, hepinizin malumudur. Türk Hava Yolları, olağanüstü başarılı teknisyenlere, teknik elemanlara sahiptir. Ben, buradan, bu başarılı arkadaşlarımı da ayrıca bir kutlamak istiyorum.

Türk sivil havacılığı uluslararası rekabette yerini alabilmelidir, bu zorunludur. Kısa, orta ve uzun vadeli devlet politikaları oluşturulmalı ve ulusal bir master plan rehberliğinde ulusal hava gücü politikası belirlenmelidir.

Ulusal havagücü politikasının oluşturulması, sektörde kalite ve emniyet standartlarının etkin uygulanması ve geliştirilmesi, maliyet politikaları oluşturulması, siyasî mülahazalardan uzak, uluslararası gelişmeleri takip eden, bağımsız karar alabilecek bir otoritenin varlığını gerektirmektedir.

Şirketlerimizin de, yönetim, yapılanma sorunlarının çözümünde profesyonelleşmesi, etkin bir şekilde denetlenmesi ve rasyonel fiyat politikalarına kavuşması gerekmektedir. Bu durum da, yine, bir otoriteyi gerekli kılmaktadır.

Uçuş emniyeti, temel direktiflerin uygulanması, işletmelerde bu uygulamaların denetlenmesi ve kalite unsurunun sürekli geliştirilebilmesiyle sağlanabilir ve yabancı şirketlerle rekabet edecek hale getirilebilir.

Sektörün devamlı denetlenmesi, emniyet ve kalite olgusunu geliştirecek ve standartları beklenen seviyeye çıkaracaktır.

Güçlü bir rekabet için kalite artırılmalı, bunu teminen şirketlerimizin üzerindeki ağır ekonomik yük, Avrupa Birliği destekleme kararları çerçevesinde azaltılmaya çalışılmalı ve ayrıca da, şirketlerimizin güçlü birleşmelere yönelmesi mutlaka teşvik edilmelidir.

Tur operatörlüğü, taşımacılık, otelcilik sektörü kombinasyonu koordineli olarak ele alınarak, aralarında koordinasyonsuzluktan kaynaklanan atıl kapasiteler ve maliyetlerin düşürülmesine yönelik plan, programlar üzerine mutlak çalışma yapılmalıdır.

Çevre ve rakipler gözönüne alınarak, optimum filo ve hava araçlarının seçimi için gereken teşvik politikaları belirlenmeli ve kısa sürede de hayata geçirilmelidir. Başta Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa ve birçok ülkede başarılı örnekleri olduğu gibi, ülkemizde de bölgesel hava taşımacılığının geliştirilmesi halinde büyük gövdeli uçaklarla yurtiçi ve yurtdışı seferler yapan havayolu taşıyıcılarının doluluk oranının da artması beklenmektedir.

Bütün bu beklentilere ve yapılması gereken hayatî önemi haiz işlemlere cevap verebilmek için ciddî bir yapılanma gereklidir diyor, Yüce Heyetinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Özdemir.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

17 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

18 inci maddeyi okutuyorum:

Destek Hizmetleri Müdürlüğü

MADDE 18.- Destek Hizmetleri Müdürlüğünün görevleri şunlardır:

a) Genel Müdürlüğün ihtiyacı olan her türlü yapım, satın alma, kiralama, bakım ve onarım, arşiv, sağlık ve benzeri her türlü idarî ve malî hizmetleri yürütmek.

b) Taşınır ve taşınmaz kayıtlarını tutmak.

c) Genel Müdürlüğün sivil savunma ve seferberlik hizmetlerini planlamak ve yürütmek.

d) Genel Müdür tarafından verilecek benzeri görevleri yapmak.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Ordu Milletvekili Sayın Kâzım Türkmen; buyurun.

Süreniz 15 dakika.

CHP GRUBU ADINA KÂZIM TÜRKMEN (Ordu) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bir şeyi inanarak, ona güvenerek yapmak kadar güzel bir şey yok; inanmadığınız şeyi burada müdafaa ederken öyle zor durumda kalıyorsunuz ki, bunun farkında değilsiniz. Şimdi, benden önce konuşan değerli AKP Milletvekili, kurmuş olduğumuz Türk havacılığını burada oldukça methetti ve onlara teşekkür etti. O zaman, bu kadar güzel çalışan, bu kadar güzel hizmetler veren böyle bir kurumu niye özelleştiriyorsunuz; eğer, özelleştiriyorsanız, burada niye kendilerine teşekkür ediyorsunuz?! Teşekkür ediyorsanız, biliniz ki, hem bu sektöre hem de Türkiye'ye yazık ediyorsunuz. O bakımdan, inanmadığınız şeyin burada savunulmuş olmasını hem kendi adınıza hem de ülke adına hiç hoş olmadığını belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, elbet ki, bu yasanın geneli hepimiz için önem taşıyor; ancak, bölgelerimiz için de bu son derece önemlidir. Değerli arkadaşlarım, şimdi, burada, tüm Samsun milletvekillerimizin olmasını isterdim.

HALUK KOÇ (Samsun) - Ben buradayım Kâzım Ağabey.

KÂZIM TÜRKMEN (Devamla) - Ordu'nun nüfusu 1 000 000'un üzerinde. Karayolları, 2004 yılında, bölünmüş yol olarak açılacaktı; 2005 yılına kaldı. 2005 yılında açılması mümkün değil; 2006 yılında açılıp açılmayacağı da henüz belli değil. Bazı illerimiz çok şanslı olabilir, bazı illerimizin milletvekilleri de çok şanslı olabilir. O illerimizin insanlarına, burada, saygı da gösteriyorum; onlarla alıp veremediğim hiçbir şey yoktur; ama, bakınız, şimdi, Ordu, 1 000 000 nüfusuyla ve onun en yakın komşusu Samsun İlinin toplam nüfusu 1 200 000… Türkiye'de bir büyük şehir yoktur ki, Ankara'dan o ile uçak kalkmasın. Bunu, her dönem, Plan ve Bütçe Komisyonunda savunduk, bunun gerekliliğini ortaya koymaya çalıştık; çünkü, Karadeniz, gerçekten, bir ucuyla boş, arkasını sıra dağlara dayamış, Anadolu geçit vermiyor; havaalanı da yok. Peki, bu bölgenin insanları, işverenleri, müteşebbisleri, nasıl gelişecekler, nasıl ülkenin ekonomisine katkıda bulunacaklar?!

Tüm olanaklarımızla, Ordu ve Giresun halkı ortaklaştık, özel idarenin, vatandaşın katkısıyla, Fiskobirlik'e verilen paralardan kesintiyle, ortak havaalanı yapımına geçildi; ama, sonradan denildi ki, bu fizibilite raporları uygun değil, burada havaalanı olamaz. Peki, havaalanı yapılmasının koşulları nedir? Bugün, buradan Ordu'ya, Giresun'a, gidiş geliş 650 kilometre. Hangi fiyat konulduğu zaman havaalanı rantabl olur, hangisi konulmadığı zaman havaalanı rantabl olmaz?

Biz, sayın milletvekilleri, Ordu'yu bıraktık, Giresun'u bıraktık; ama, Ankara'dan Samsun'a gidebilmek için tam 7 saat zaman kaybediyoruz.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Olacak inşallah.

KÂZIM TÜRKMEN (Devamla) - İnşallah. Bundan hepimiz de mutlu oluruz. Tabiî, biz "bunlar olacak" sözlerini, olduktan sonra görmek istiyoruz; yani, olursa bizi mutlu eder, sizi de mutlu eder. Bizim de çabamız, buraya, Ankara'dan, hiç olmazsa haftada iki seferin konulmuş olmasıdır; böylelikle, hem Samsunlu hem Ordulu hem de Giresunlu işadamlarının Ankara'yla temaslarının çok daha sık yapılmış olmasının gerekliliği vardır.

Bu temennimi yaptıktan sonra, esas meseleme geliyorum. Tabiî, Türkiye'de sivil havacılıkla ilgili, Türkiye'nin dünyayla olan tüm anlaşmalarıyla çok önemli bir yasayı burada görüşüyoruz; çünkü, burada görüşmüş olduğumuz Türk havacılığı, 1912-1913 yıllarında, İstanbul Yeşilköy Havaalanında başlayan ülkemizdeki bu gelişme, uzun yıllar Avrupa ülkelerinin önünde, uçak sayısı ve yolcu taşımacılığı ile uçak imalatlarında büyük bir gelişme olmuş; ancak, daha sonra, İkinci Dünya Savaşından sonra tam bir durgunluk çağına girerek, 1980'li yıllardan sonra tekrar gelişme göstermiştir.

Sayın milletvekilleri, son yıllarda sivil havacılık faaliyetlerinin mümkün olan her ilde yaygınlaştırılması çalışmalarının etkisiyle, sivil hava taşımacılıkları, genel havacılık işletmeleri, eğitim ve sportif amaçlı kuruluşlar ve uçak ve helikopter, planör gibi hava araçları sayısındaki artışlar yanında, havaalanlarımızın sayısında da hızla artış olmuş; ancak, bunların birçokları, daha önce burada birçok milletvekilimizin de dile getirdiği gibi, rantabl olmadığı gerekçesiyle durdurulmuştur.

1933 yılında, ülkemiz sivil hava taşımacılık faaliyetlerinin düzenlenmesi için, bugünkü Türk Hava Yolları ve Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü oluşumunda ilk adım sayılan Hava Yolları Devlet İşletme İdaresini kurmuş ve hayata geçirmiştir.

1954 yılında, sivil havacılık faaliyetlerinin düzenlenmesi, denetlenmesi ve yönlendirilmesi amacıyla, Sivil Havacılık Dairesi Başkanlığı kurulmuştur. 1983 yılına kadar sadece kamu kurumları tekelinde kalan sivil havacılık faaliyetlerinin, bu tarihten sonra özel sektöre de açılması sonucu hızla artan sivil hava taşımacılık işletmeleri, hava araçları ve havaalanları sayısına rağmen, bugünkü adıyla Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün mevcut yapısı ve yetkilerinde bir değişiklik olmamış ve ilerleme kaydetmemiştir. Bunun yanında, artan sorumluluklarını karşılayabilecek yeterli deneyimli personel temininde güçlükler nedeniyle de personel sayısında artış değil, giderek azalma olmuştur. Bugünkü Sivil Havacılık Müdürlüğünün tüm personel sayısı 110 civarındadır ve bunlar da, bugünkü görevlerinin tamamını yapacak sayısal bakımdan da yeterli değildir.

Geçtiğimiz on yıllık süreçte, sivil havacılık sektörünün sorunlarının tartışıldığı, çözüm yollarının araştırıldığı çeşitli toplantılar yapılmış, paneller düzenlenmiş, şûralar düzenlenmiş, hatta, en önemlisi, Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planına esas olacak, havacılık özel ihtisas komisyonu raporları hazırlanarak kamuoyuna sunulmuştur. Bununla birlikte, hızla gelişmekte olan  dünyamızda, ülkeler arasındaki sosyal, kültürel ve ekonomik ilişkilerde önemli unsurlardan birisi, belki de en önemlisi, ülkelerarası düzenli hava ulaşım olanağının sağlanmış olmuş olmasıdır; ülkemiz de bundan yeterince faydalanmak zorundadır. Bugün için, Türkiye ile 80'e yakın ülke arasında, sivil havacılıkla ilgili anlaşmalar yapılmış; ancak, havacılığımızın yeterli gelmesi bakımından bu sayı yeterli değil; çok daha fazla ülkeyle bu anlaşmaları yeniden yapmak ve yürürlüğe koymak zorundayız.

Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün, tarafı olduğu uluslararası mevzuat, yabancı ülkelerle ilişkiler, bu ülkelerin hava taşıyıcılarının ticarî hak ve uçuş faaliyetlerinin belirlenmesi ve düzenlenmesi, ülkemiz hava taşıyıcılarının ve havacılık şirketlerinin kurulması, izlenmesi, denetlenmesi ve havacılık şartlarına uygun hale getirilmesi, yenilenmesi ve denetlenmesi gibi temel faaliyetlerin sürdürülmesi için ve hepsinden de önce uçuş ve can emniyetinin istenilen gerekli düzeyde sağlanmasını teminen uygun yatırımın gücüne sahip yeni bir yapılanma içine girmesi gerekliliği kesin bir biçimde ortaya çıkmıştır. Nitekim, bunun sonucu olarak da bu konu Sekizinci Beş Yıllık Planımızda yer almıştır.

Değerli milletvekilleri, sizlere şûra kararlarından birkaç satır okumak istiyorum. Havacılığın uluslararası bir karakter taşıması nedeniyle, globalleşen dünyada, uçuş emniyetinin en üst seviyede temini bakımından ülkemiz havacılığının uluslararası uygulamalarla tam bir paralelliğinin sağlanması şarttır. Öyleyse, bizim de bugün getirdiğimiz bir yasayla bunu tam uygun hale getirmiş olmak, çıkan yasayı en kısa zamanda hayata geçirmek zorundayız.

Değerli milletvekillerimiz, sistemi oluştururken o sistemin bir bütününden uzak kalmamalıyız. Türkiye'deki, bugün, sektörlerimizin en büyük sıkıntısının başında taşımacılık ve taşımacılığa bağlı olarak çok pahalı olması gelmektedir. Türkiye'deki tüm illerimizin eşit biçimde kalkınmasını sağlamak için yatırımları eşit biçimde götürmek zorundayız. Biraz önce belirttiğim gibi, bakın, bugün -Isparta diyoruz, Kastamonu diyoruz- birçok ilimize uçak kalkmıyor. Halbuki, bugün, Sayın Başbakanın milletvekili olduğu Siirt'in toplam nüfusu 264 000. Asla, oraya kalkmasın demiyorum, yanlış anlaşılma olmasın; ama, orası kadar benim ilimin de, diğerinin de hakkıdır diyorum; çünkü, orada var. 1 000 000 nüfuslu bir il düşünün…

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Kâzım Bey, koyacaklarmış…

KÂZIM TÜRKMEN (Devamla) - Samsun yetmiyor tabiî…

Bakın, şimdi, Karadenizde Ordu İli sektörel bazda, sanayi bazında ilerici il olma niteliğine sahip şu anda; ama, takdir edersiniz ki, en büyük sıkıntı, taşımacılık ve nakliye meselesidir. Bunun giderilebilmesi için, o cennet gibi yerlere turizmin gelebilmesi için, mutlak havaalanlarına ihtiyaç vardır. Sadece havaalanlarının, yolculuğun pahalı olmuş olmasının hesabını yaparsak gerçek bir neticeye varamayız; çünkü, diğer yan gelecek katmadeğeri dikkate aldığımızda, belki de çok pahalı gibi görünen uçak seferleri Türkiye'ye getirmiş olduğu katmadeğerlerle çok ucuza da gelebilir diye düşünüyorum. O bakımdan, ülkemizin her yerine, ümit ediyorum ki, bir gün uçaklar kalkar.

Bu dilekle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Türkmen.

Şahsı adına, ikinci söz isteği, Konya Milletvekili Sayın Ahmet Işık; buyurun efendim.

AHMET IŞIK (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 940 sıra sayılı kanun tasarısının 18 inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sivil havacılığın sağlıklı gelişiminin sağlanması ve sivil havacılık faaliyetlerinin emniyetli bir şekilde yürütülebilmesi için düzenleme ve denetim görevini etkin biçimde yerine getirebilecek teçhizat, personel ve idarî yapıya sahip merkezî bir sivil havacılık otoritesi oluşturulması günümüz ihtiyaçları karşısında bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Dünyadaki gelişmiş ülkelerin hava ulaştırma sektörü üzerinde yapılan incelemelerde, sivil havacılık otoritelerinin yatırım gücü daha yüksek bir yapıda örgütlendikleri görülmektedir. Yaşanan gelişmeler karşısında, ülkemizde de sivil havacılık hizmetlerinin daha etkin ve güvenli bir ortamda verilebilmesi amacı, işbu tasarının hazırlanması zorunluluğunu ortaya koymuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarı vesilesiyle, seçim bölgem Konya İlimizle ilgili birkısım tespitleri ve talepleri de gündeme getirmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Mevlana diyarı Konyamız, milattan önce 7000'li yıllardan başlayıp, yerleşim merkezi haline dönüşerek değişik medeniyetlere zemin oluşturmuş, dünyanın en eski yerleşim merkezleri arasında yer almaktadır. Konyamız, nüfus olarak dördüncü, yüzölçümü olarak birinci büyüklükte olup, Anadolu Selçuklu Devletinin iki asır başkentliğini yapmış, Osmanlı Devleti zamanında da etkinliğini korumuş olan ilimiz, günümüz Türkiyesinde ise, ticaretiyle, sanayiiyle, kültür ve turizmiyle, hububatta yüzde 10,5; pancarda yüzde 21, hayvancılıkta yüzde 9 olmak üzere, 2 750 000 hektar alandaki tarımıyla önemini ve anlamını gün be gün artırmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Konyamızın en büyük üç kızıl elmasından bir tanesi Konya Ovaları Projesi, diğeri Konya-Ankara arası hızlı tren projesi, üçüncüsü ise sivil bölge havaalanıdır. İlk iki projenin kısmen hayata geçtiği ve bu gelişmelerle ilgili Konya insanımızın büyük bir mutluluk ve memnuniyet yaşadığı bu dönemde, gerek sanayicimizin gerek ticaret erbabının ve Konya insanının bölge sivil havaalanı noktasındaki taleplerini de Yüce Meclisin gündemine getirerek, bu taleplerimizi Konya halkı adına yineleyerek, Yüce Meclisi, tekrar, saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Işık.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

HALUK KOÇ (Samsun) - Karar yetersayısı…

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunarken…

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Yok, yok; karar yetersayısı var.

NAİL KAMACI (Antalya) - Nerede var, hani?!

BAŞKAN - Sayın Koç?..

HALUK KOÇ (Samsun) - Karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.

BAŞKAN - Tamam.

18 inci maddeyi oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yetersayısı vardır ve madde kabul edilmiştir.

HALUK KOÇ (Samsun) - Karar yetersayısı yok efendim.

BAŞKAN - Saat 20.00'de toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.51
DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.05

BAŞKAN: Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Harun TÜFEKCİ (Konya)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 116 ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

940 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

2.- Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/995) (S. Sayısı: 940) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Tasarının 19 uncu maddesini okutuyorum:

ALTINCI BÖLÜM

Sorumluluk, Yetki Devri, Atama ve

Düzenleme Yapma

Yöneticilerin sorumlulukları

MADDE 19.- Genel Müdürlüğün her kademedeki yöneticileri, görevlerini mevzuata, stratejik plan ve programlara, performans ölçütlerine ve hizmet kalite standartlarına uygun olarak yürütmekten üst kademelere karşı sorumludur.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Antalya Milletvekili Sayın Nail Kamacı konuşacaktır.

Buyurun Sayın Kamacı.

CHP GRUBU ADINA NAİL KAMACI (Antalya) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Plan ve Bütçe Komisyonları raporlarının 19 uncu maddesi üzerinde, şahsım ve Grubum adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, biraz önce AKP'den konuşan arkadaşlarımın bazı açıklamaları vardı; onlarla ilgili bir yorum yapmak istiyorum. Öncelikle, şunu söyledi: "Hükümet, cesaretle bu yasaları getirebilmektedir ve çıkarabilmektedir." Tabiî ki, kendi gücüyle getiriyorsa, cesaretle getiriyorsa, kendilerini kutlamak istiyorum; ancak, sanıyorum, 2004 yılı İlerleme Raporuna bakmadı bu arkadaşımız; buna bakmadan, Dünya Ticaret Örgütü raporlarına bakmadan bunu söyleme gereğini hissetti. Yalnız, 2004 yılı İlerleme Raporuna bakmış olsaydı "kara taşımacılığındaki durumumuzda biraz ilerleme kaydedilmiştir, demiryollarına ilişkin bir miktar ilerleme kaydedilmiştir, hava taşımacılığına ilişkin ise hiçbir ilerleme kaydedilmemiştir" diye, raporu okumak mümkündür. Şimdi, bunun söylemi var iken "biz, bunların cesaretle yasalaşmasını istiyoruz" demek, biraz yanlış oluyor. Bu yasaların oluşması, uluslararası ilişkiler ve sözleşmelerle gerçekleşen tasarılardır. Bu tasarılara öyle bakmak lazım, öyle değerlendirmek lazım diye düşünüyorum. Bu, sadece, Avrupa Birliğine uyum yasaları içerisinde değil, aynı zamanda, Dünya Ticaret Örgütü içerisindeki GATS'la, genel hizmetlerle ilişkilendirilen bir yasa tasarısıdır. Bunu da dikkatimizden kaçırmamak lazım.

Şimdi, özellikle, şu da söylenebilir: Bu Sivil Havacılık Yasa Tasarısı, zaten gündeme gelmeliydi. Biliyorsunuz, son dönemlerde, Onur Airle ilgili bir tartışma yaşandı. Bunların önüne geçmek için, bu yasa tasarısını hemen getirdik diye söyleniyor. Aslında, bunun gibi yasa tasarıları bundan sonra da gelmeye devam edecek. Zaten, karayollarıyla ilgili, geçen günlerde, yönetmeliklerle ilgili değişiklikler oldu, trafik yasalarıyla ilgili değişiklikler oldu, demiryollarıyla ilgili tasarılar da önümüzdeki günlerde gelmeye devam edecek. Hatta, Dünya Ticaret Örgütüne verdiğimiz 11 tane anabaşlık halindeki taahhüt listelerinden hepsini 31 Aralık 2005 tarihine kadar bitirmiş olacağız ve bu çerçeve içerisinde, başka ulusların, Türkiye'de, bu sektör içerisinde görev alabilmesine, görev yapabilmesine izin vereceğiz. Zaten, bu, uluslararası kuralların gereği, geçmişte yaptığımız anlaşmaların gereği, bunu yapmış olacağız değerli arkadaşlar.

Tasarıya üç açıdan bakılabilir; bir, kamu yönetimi reformuyla bağlantısı; iki, GATS hükümlerinin içhukuka aktarılması; üç, Türk Hava Yollarının özelleştirilmesi, böylece sivil alanın regülasyonu şeklinde değerlendirilebilir. Tasarı hükümlerinin geneline bakıldığında, son zamanlarda kamu yönetimi alanında gerçekleştirilen değişikliklerin izlerini görebilmekteyiz; dolayısıyla, tasarıya bu gözle de bakılması ve değerlendirilmesi lazımdır değerli arkadaşlar.

Kamu yönetimi alanında yapılan değişikliklerin en önemli parçalarından biri, personel sistemine ilişkindir. Bildiğiniz gibi, bütçeyle ilgi dönemler aşağı yukarı tamamlanmıştır, kamu bütçesi reform çalışmaları sonuçlanmak üzeredir; kamu personel rejimi ve daha sonra da idarî rejimler vardır.

Kamu yönetimi alanında yapılan değişikliklerin en önemli parçalarından birisi, personel sistemine ilişkindir. Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan personel sayısının azaltılması ve çalıştırılan personelin çalıştırılmasının devamının performans kriterlerine bağlanması...

Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi, 1980 sonrasında hep söylenen şu olmuştur: "Türkiye'de kamu kesiminde olağanüstü derecede bir yığılma vardır. Bu yığılma dolayısıyla, gelirimizin büyük bir kısmı kamuda çalışanlara gitmektedir, bu anlamda, yatırım bile yapamamaktayız." Ancak, baktığımızda, bizim kamuda çalışanlarımızın sayısının, Avrupa Birliği ülkeleri içerisinde en az sayı olduğunu görmekteyiz. Yani, eğer, kamuda çalışanlar yüzünden batmış olunsaydı, bugün, öncelikle -Avrupa'daki- Almanya, İngiltere, Fransa batmış olurdu; çünkü, onlardaki sayı, en azından, bizim 2 veya 3 katımız. O anlamda, bunları söylemek biraz bahane gibi geliyor.

Zaten, bu tasarıda da veya kamu temel kanunlarıyla ilgili tasarılarda da şu var; performans. Neyin performansı, neye göre performans, kime göre performans; ona bakmak lazım. Son yirmi yılın en güzel kelimelerinden bir tanesi; özelleştirme vardı, küreselleşme vardı, istikrar vardı, bir de bu gündeme geldi. Özellikle küreselleşme içerisinde, küreselleşmeyi daha yaygınlaştırabilmek için, performansla ilgili bu gelişimi iyi anlayabilmek, iyi açıklayabilmek gerekir değerli arkadaşlar.

Bu sistem, öncelikle, iş güvencesini tehdit eden, yılların birikimiyle oluşturulmuş olan hakların ortadan kaldırılmasını amaçlayan bir sistemdir.

Tasarıyla, performans ölçütlerini belirleme ve belirlenen stratejileri performans ölçütleri doğrultusunda uygulamayı koordine etme görevi genel müdüre verilmekte ve genel müdür de, strateji ve politikaların belirlenmesinde, üniversite, meslek kuruluşları ve sivil toplum örgütleriyle işbirliği yapmakla görevlendirilmektedir.

Bu sistemin ismi, bilindiği gibi, yönetişimdir. Sivil havacılık alanı çok stratejilik bir nitelik taşımaktadır. Politika veya strateji belirleme görevi kamuya ait olmalıdır. Özel sektör kuruluşlarının, günümüzde, sivil toplum örgütleri aracılığıyla örgütlendiği bilinmektedir. Bu stratejik alanda politika belirleme konusunda, uluslararası alanda etkin olan sivil toplum örgütlerinin rol alabileceği dikkatlerden kaçırılmaması gereken bir konudur.

Onur Havayolu şirketinin yaşadığı sorunu hatırlatmakta yarar var. Başka firmaların da başına gelebilir. Genel müdürlüğün, İstanbul ve Antalya gibi turizm açısından önem taşıyan iki kentte örgütlenecek olması, dikkati turizm sektörüne yöneltmektedir. O halde, Türk turizminin geleceği de bir bakıma buralarda belirlenecek. Acaba, tasarının amacı, turizm politikasının belirlenmesi olabilir mi?

Performans kriterleri ve standartlarının personele ilişkin kısmı 14 üncü maddede yer almaktadır. Bu konuda yetkili kılınan, strateji geliştirme daire başkanlığıdır; yani, performans kriterleri ve kalite ölçütleri geliştirmek, genel müdürlük bütçesini stratejik plana ve yıllık hedeflere göre hazırlamak ve bu düzenlemeden sonra da 19 uncu maddede, yöneticilerin sorumlulukları belirtilmiş. Bir, mevzuata; iki, stratejik plan ve programlara; üç, performans ölçütlerine; dört, hizmet kalite standartlarına uygun olarak yürütmekten üst kademelere karşı sorumludur.

Birincisi, maddede anılan mevzuat, kısaca, yürürlükte olan mevzuat, Türkiye'nin uluslararası alanda kabul ettiği kimi anlaşmalar, sözleşmeler, ilke ve kurallardır. Bu konuyu ilgilendiren ve akla gelen ilk anlaşma, Dünya Ticaret Örgütüyle yapılmış, 1995, 1997 ve 1998'de dönem dönem yenilenen anlaşmalardır. Bunun sonuncusu da, bu senenin sonunda, tekrar taahhüt listesini onlara bildirerek, gelecek dönemlerde hangi konularda onlarla işbirliği yapacağımız hükümet tarafından kendilerine bildirilecektir.

Anlaşmada genel olarak hizmet ticaretine ilişkin genel ilke, kural ve standartlar belirlenmekte; ancak, hizmet kavramı tanımlanırken, kamunun hizmet alanı dışında tutulması hedeflenmektedir. Anlaşmaya göre…

Şimdi, değerli arkadaşlar, arkadaşlarımız bahsediyor burada; Türk Hava Yollarını korumak gerekir diyorlar. Türk Hava Yollarını nasıl koruyacaksınız? Yaptığınız anlaşmalarla, Dünya Ticaret Örgütüyle yaptığınız anlaşmalarla Türk Hava Yollarını nasıl koruma hakkına sahip olacaksınız? Çünkü, demiştiniz ki... Ülkemizde, herhangi bir yerde özel havayolunu açtığımız anda, başka ülkelerin bu ülke içerisindeki taşımacılıkta önünü açmış olacağız diye imza atmışsınız. Şimdi, bir başka ülkenin havayolları ile bizim hangi havayolumuz rekabet edebilecek?!

Bırakın onu, Hava Yollarının kullandığınız uçaklarını, başka ülkelerin kaynaklarıyla alacaksınız. Maddî kaynakları onlardan alacaksınız ve onlarla yarışacaksınız! Türk Hava Yollarını bu şirketlerle yarıştırabilme şansına sahip misiniz? Mümkün değil!.. Yani, mümkün değil, buna ulaşmak mümkün değil.

 Haa, ne yapacaksınız, efendim, Türk Hava Yolları zarar ediyor... Aynı, diğerlerinde yaptığımız gibi, diğer KİT'lerde olduğu gibi. Türk Hava Yolları zarar ediyor; o yüzden, ne yapacaksınız, kamuoyuna Türk Hava Yolları zarar ettiği için bunu başka bir işletmeye, özellikle uluslararası bir işletmeye verme gereği hissedeceksiniz. Zaten, bu konuda yeterli kamuoyu da var. Yani, özelleşsin gitsin, elimizde kalmasın diye düşünüyor olabilirsiniz ve böyle olacak. Hiç gülmenize gerek yok. Bunları on yıl önce, onbeş yıl önce birileri buradan söylemiş olsaydı, birçokları güler geçerdi.

Şu anda KİT'lerde bulunan bütün kuruluşların hepsi özelleştirme kapsamında, bunların içinde Türk Hava Yolları da var; buna "hayır" diyebiliyor musunuz?

Stratejik planlama kavramı son düzenlemelerin en gözde kavramlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. 1900'lü yılların ortalarında ilk kez Sayıştay tarafından uygulanan ve ülke gündemine taşınan bu kavram, temel olarak önceki döneme ait planlama kavramının yerine kullanıma sokulmuştur. Önceki planlama anlayışında, genel politikalar belirlenmekte ve kısa, orta ve uzun vadeli planlama, bu anlayışa uygun programlarla sistem işlemekteydi. Stratejik planlama ise, değişen koşullara göre planlamayı hedefleyen, bütüncül olmayan, aynı amacı güden kurumlararası rekabeti öngören, yani kurumlararası işbirliğini öngörmeyen, parçalı yapı niteliğinde olan bir planlama biçimidir. Stratejik planlamada, en kritik noktaların hesaba katılımı esas alınmakta ve diğer noktalar hesaba katılmamaktadır. Türkiye'nin ABD'yle olan stratejik ortaklığı gibi de algılayabilirsiniz; en güçlü olan, yani kendi çıkarlarını en uygun alanlarda belirleyen; ancak, diğerinin önceliklerini kabul etmeyen bir anlayıştır.

Havacılık alanında stratejik planlamayı da o halde, neye göre yapacaksınız; tabiî ki, en güçlü olana göre. Türkiye bu alanda nerede duruyor diye baktığımızda, rekabet gücünün hiç de stratejik planlamaya göre önceliklerini belirlemeye yetmediği bir yerde olduğunu görmekteyiz.

Stratejik planlamada, ilkönce vizyon ve misyon gibi muğlak ifadeler kullanılmakta, ardından kurumun güçlü ve zayıf yönleri ile kuruma yönelebilecek olan tehditler ve kurumun sahip olduğu fırsatlar belirlenmektedir. Bu noktada, sivil havacılık için fırsat olarak belirlenen bir konu, Karayolları Genel Müdürlüğü ve belirlediği stratejik planlama için bir tehdit olabilir. Bu yüzden de, stratejik planlama hiçbir zaman bir bütünlüğe denk gelmez ve dar kavrayışa yol açar.

Türkiye'de stratejik planlamanın uygulanması için pilot olarak seçilen 8 kamu kuruluşunun olduğu bilinmektedir. Bunlar sırasıyla; Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Devlet İstatistik Enstitüsü Başkanlığı, Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, Karayolları Genel Müdürlüğü, Hacettepe Üniversitesi, Denizli Valiliği İl Özel İdaresi, İller Bankası Genel Müdürlüğü, Kayseri Büyükşehir Belediyesi. Bunlara ilişkin sonuçlar henüz ortaya çıkmadı; ancak, en etkili olarak yürütülen çalışma, Hacettepe Üniversitesinde yapılan stratejik planlama çalışmalarıdır. Kaldı ki, felsefî temeli, rekabete ve güçlü olanın önceliğine dayandığı için, bunların sonuçlarını şimdiden görmek olanaklıdır.

Stratejik planlamanın en önemli bileşenlerinden biri performans kriterleridir. Bu kriterler, ancak, iş güvencesinin olmadığı alanlarda uygulanabilir. Tasarıda, Genel Müdürlük bünyesinde çalıştırılacak olan personelin önemli bir kısmının, idarî hizmet sözleşmesiyle çalıştırılacağı belirtilmektedir. Personelin çalışması, performans kriterleriyle ölçülecektir. Doğrudan sonuca odaklı olan, süreçlere odaklı olmayan bu kriterler de, yine, bütün kamu kurum ve kuruluşlarında uygulanmak üzere ortaya çıkarılmıştır. Son zamanlarda, özellikle, sağlık sektöründe yaşanan gelişmelerden örnek verilecek olursa, artık, doktorun kaç hastayı iyileştirdiği değil, bu hastalardan kuruma ne kadar para kazandırdığı performans kriteri olarak değerlendirilecektir; başarılı veya başarısız sayılması da ona göre değerlendirilecektir. Şimdi, bu ölçütlerin, sivil havacılık alanında çalışan personele uygulanması istenmektedir. Hizmet kalite ve standartlarının ise, daha önceden zaten belirlendiğini, bizler tarafından değil, başka uluslararası güçler tarafından belirlendiğini bilmekteyiz. Standartlar bellidir; çünkü, GATS'ta yer almıştır. Hizmet kalitesi ise, bunun, kamu tarafından sunulmamasıdır.

Sonuç: Türkiye'de sivil havacılık alanının üst kurul mantığıyla yönetilmesi amacıyla hazırlanan bir tasarıdır değerli arkadaşlar.

Şimdi, yine, aynı şekilde, personelle ilgili değerlendirmelere bakıldığı zaman, personelle ilgili ilk değişmeler 1955 yılında başlamıştır ve 1960'ta kesintiye uğrayan personel rejimiyle ilgili çalışmalar, 1985 yılında, sözleşmeli personelle yeniden gündeme gelmeye başlamıştır. Kamunun bütünlüğünü bozan bir anlayış gütmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen konuşmanızı tamamlayın Sayın Kamacı.

NAİL KAMACI (Devamla) - Hatta, o dönemlerde, dışarıdan, Amerika'dan, Avrupa'dan getirilen prenslerin, bu ülkemizi hangi noktaya getirdiğini görme şansına da, yirmi yıl sonra sahip olduk. Hatta, bunların birçoğu, şu anda, yurt dışında kaçak olarak yaşıyor ve o dönem içerisinde, yine, bu personel rejimiyle ilgili, dışarıda çalışanların, özel çalışma hayatlarının üçte 1'inin veya üçte 2'sinin kamuda çalışma sayılması şeklinde, o dönemlerde getirilmiştir ve özel olarak o dönemde kamuda iki tane bürokrat kesimi çıkmıştır; bir, sözleşmeli ve dışarıdan getirilenler, yani prensler; Bir de, kamunun yıllarca kahrını çekmiş bürokratlardır. Siz bürokratlarınıza güvenmiyorsanız, Türkiye Cumhuriyetinin ileri gitmesi mümkün değildir. Ben inanıyorum ki, 1923 yılından beri Türkiye'de görev yapan gelmiş geçmiş bütün bürokratlar -içlerinde sizlerden de var- bu ülkeye elinden gelen emeği göstermişlerdir. Kendilerine şükranlarımı borç biliyorum.

Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Kamacı.

Şahsı adına söz isteyen Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Eraslan; buyurun.

MEHMET ERASLAN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum; Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının 19 uncu maddesine ilişkin söz almış bulunuyorum.

Tabiî ki, 19 uncu maddede "Genel Müdürlüğün her kademedeki yöneticileri, görevlerini mevzuata, stratejik plan ve programlara, performans ölçütlerine ve hizmet kalite standartlarına uygun olarak yürütmekten üst kademelere karşı sorumludur" deniliyor. Doğru bir maddedir. Alt kademedeki bürokratlarımız, çalışmakla yüksek bir performans göstererek etkin bir hizmet anlayışıyla, etkin bir vazife, görev anlayışıyla, büyük bir heyecanla çalışmak durumundalar ve bu çalışma performanslarından dolayı üst kademe yöneticilerine hesap vermek durumundadırlar. Tabiî ki, üst kademe yöneticilerinin de sorumlulukları var değerli arkadaşlar. Yani, bir bakanlığın, bir bakanın, bir müsteşarın, bir genel müdürün de millete karşı, topluma karşı, halka karşı birtakım hizmetlerin üretilmesi ve var olan yanlışlıkların ve aksaklıkların giderilmesi noktasında da büyük sorumlulukları vardır.

Ben, dün, buradan bir konuşma yaptım. Dedim ki, 2001 yılında yapımına başlanan Hatay Havaalanı, bugün kronik bir sorun olarak önümüzde durmaktadır. Bizim, Amik Ovamız, gerçekten, tarım arazilerinin çok zengin olduğu bir ova ve bu tarım arazileri üzerinde bir havaalanı inşaatı var ve bu havaalanı inşaatı, her kış sezonunda, her kış mevsiminde, maalesef, sel altında, su altında.

Oradaki para kimin parası; yine devletin parası. Özel idare bütçesinden yapılıyor o havaalanı inşaatı; ama, bu, yine bizim paramız; genel bütçedeki para da bizim, il özel idare bütçesindeki para da bu milletin, bu halkın parası.

Dolayısıyla, Sayın Bakanımdan istirham ettim. Dedim ki, biz, özel idare bütçesinden bu havaalanını bitiremiyoruz; yani, havaalanı bütçesi kısıtlı. Bu da bir havaalanı, Türkiye'nin havaalanı, 1 253 000 nüfuslu Hatay halkına, Hatay İline hizmet görecek olan bir devlet projesidir, bir devlet yatırımıdır ve maalesef, bitirilememektedir ve bu havaalanımız, sürekli birtakım tehditler altındadır, birtakım afetlere maruz kalmaktadır.

Bizim, bunu Sayın Bakanımıza devretmemiz halinde; yani, Ulaştırma Bakanlığına devretmemiz halinde, çok daha kısa sürede bitirilebileceğini ve bu tedbirlerin, güvenlik açısından alınacak olan tedbirlerin daha etkin bir şekilde alınabileceğini ifade ettim ve gerçekten, bizim için, Türkiye Cumhuriyeti Devleti için ve Hatay için çok önemli bir proje; ama, maalesef, aynı zamanda büyük sıkıntılarla bekleyen bir proje.

Sayın Bakanımla konuşmam bittikten sonra, ikili, ayaküstü bir görüşme yaptım. Sayın Bakanımız bana dediler ki: "Bu, bizden önce başlamış." Dedim ki, doğru Sayın Bakanım, 2001 yılında başlamış; fakat, neticede, bu bir devlet projesidir, ne yapabiliriz… Dediler ki: "Bu havaalanı yapılırken Ulaştırma Bakanlığına müracaat edilmiş; ama, Ulaştırma Bakanlığı, buna muvafakat vermemiş, onay vermemiş." Bu yüzden Hatay Havaalanı inşaatının kontrollük hizmetlerinin yapılması için, 15.9.2001 tarihinde Ulaştırma Bakanlığının DLH Genel Müdürlüğüne, kontrollük hizmeti yapılsın diye, Hatay Valiliği müracaat ediyor; fakat, Bakanlık bunu geri çeviriyor 2001 yılında. Yani, Türkiye'de bir havaalanı yapılıyor ve bu havaalanının kontrollük hizmeti, maalesef, Bakanlık tarafından görülmüyor, şu anda görülmüyor. 2002, 2003, 2004 ve geldiğimiz 2005 yılı itibariyle, DLH'nın görev alanı olan bu hizmet, maalesef görülmüyor. Bu da üst yöneticilerin -işte, 19 uncu maddeye gelmek istiyorum- sorumluluk alanı, sorumluluk görevi; dolayısıyla, bunu yapmaları gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ERASLAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, DLH Genel Müdürlüğü havaalanı-mızın kontrollük hizmetini yapmayınca, kim yapıyor bunu; Hatay Bayındırlık ve İskân İl Müdürlüğü yapıyor. Şimdi, size soruyorum: Bir havaalanı inşaatı, milletin kendi parasıyla yapılan bir havaalanı inşaatının kontrollük hizmetini, bir bayındırlık il müdürlüğü nasıl yapabilsin?! Onun teknik alanı değil, onun konusu değil; bu, tamamen, Ulaştırma Bakanlığının ve DLH Genel Müdürlüğünün inisiyatifinde olması gereken bir hizmet olacaktı ve maalesef, bugüne kadar havaalanı bitirilememiştir, özel idare bütçesinden de bitirilmesi çok zordur. Hatay Havaalanının en kısa sürede bitirilmesi için, Sayın Ulaştırma Bakanımızın, Binali Yıldırım Beyin, bu inşaatı kendi bünyesine alması gerekmektedir ve özel idare bütçesi yetersizdir. Özel idare bütçesi marifetiyle yapılması halinde, maalesef, havaalanı on yılda da bitmeyecektir, onbeş yılda da bitmeyecektir ve diğer, az önce anlattığım sorunlar da, sel, su sorunları da ve havaalanı inşaatının, havaalanının güvenliğini oluşturan konular da çözülemeyecektir. Sayın Bakanımızdan bu havaalanı inşaatının kendisi tarafından yürütülmesi, Bakanlık bütçesi tarafından yürütülmesi ve en kısa zamanda bitirilmesi gerektiği inancındayım. Bu konuda da bizlere yardımcı olacağına inanıyorum. 1 253 000 insan, Hatay halkı, Hatay İli insanımız, hemşerilerimiz bunu canı yürekten bekliyor ve Sayın Bakanımızdan bir müjdeli haber duymak istiyor diyerek saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Sayın Eraslan, lütfen konuşmanızı tamamlayın.

MEHMET ERASLAN (Devamla) - Sayın Başkanıma da yüksek müsamahalarından dolayı sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Eraslan.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

HALUK KOÇ (Samsun) - Karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunacağım; oylarınıza sunarken karar yetersayısı da ara-yacağım.

19 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Karar yetersayısı bulunamamıştır; birleşime 5 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.32

 

 


BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.46

BAŞKAN: Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Harun TÜFEKCİ (Konya)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 116 ncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

940 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

2.- Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/995) (S. Sayısı: 940) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Tasarının 19 uncu maddesinin oylanmasında karar yetersayısı bulunamamıştı.

Şimdi, maddeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısı arayacağım. 19 uncu maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir ve karar yetersayısı vardır.

20 nci maddeyi okutuyorum:

Yetki devri

MADDE 20.- Genel Müdür ve her kademedeki Genel Müdürlük yöneticileri, sınırlarını açıkça belirtmek ve yazılı olmak şartıyla yetkilerinden bir kısmını astlarına devredebilir. Yetki devri, uygun araçlarla ilgililere duyurulur.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Adana Milletvekili Sayın Kemal Sağ; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA KEMAL SAĞ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 940 sıra sayılı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının 20 nci maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; sözlerime başlamadan önce, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Her ne kadar bu maddeyle ilgili söz almışsam da, aslında, konuşmam 21 inci madde üzerinde olacaktır. 21 inci maddenin gerekçesinde, maddede belirtilen üst düzey görevlere atanabilecekler arasına metalurji mühendislerinin ve en az dört yıllık eğitim veren Hava Harp Okulundan mezun olanların da ilave edilmesi hususu vurgulanarak, hükümetin teklif ettiği metne, komisyonca gerekçede sözü edilen husus, yani "en az dört yıllık eğitim veren Hava Harp Okulundan mezun olma" ibaresi eklenmiştir.

Gerekçedeki açıklamaya göre, madde metnine bu ilaveyi yapma ihtiyacının nereden ve nasıl doğduğunu bilemiyoruz; ancak "en az dört yıllık eğitim veren Hava Harp Okulu" diyerek bu ilaveyi yapmış olan milletvekili arkadaşlarımız, Türkiye'de dört yıldan daha az sürede eğitim veren herhangi bir Hava Harp Okulu mu biliyorlar acaba?! Hadi bunu atlayabilirler. Peki, hükümetin teklif ettiği metnin yüksekokulları genel olarak sıraladığını, dolayısıyla, Türk askerî havacılığının olduğu gibi, sivil havacılığın da çok önemli bir pilot kaynağı olan kara, deniz ve hava dahil, bütün Harp Okulları bu kapsamda iken, komisyondan çıkan metinde, diğer sivil nitelikteki yükseköğrenim kurumları sıralamasının ardından "en az dört yıllık eğitim veren Hava Harp Okulundan mezun olduktan sonra" denilerek, bu suretle, Kara ve Deniz Harp Okulu mezunlarının önünün kesilmiş olduğunu da mı atladılar?!

Devam edelim. İş bilmezlik bu kadarla bitmiyor. Unutulan veya yok sayılan Kara ve Deniz Harp Okulu mezunlarının bir bölümünün, kara ve deniz kuvvetlerinin kara havacılığı ve deniz havacılığı branşlarının tecrübeli pilotları olduklarını, Hava Harp Okulu mezunu helikopter pilotlarının Kara Havacılık Okulunda eğitim aldıklarını, bu eğitimleri veren kara havacı pilotların, uçuş eğitmeni misyonlarının yanı sıra, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde terörle mücadelenin belkemiğini teşkil eden kritik ulaştırma hizmetleriyle birlikte, sınıriçi ve sınırötesi operasyonları yürüten, adını belki marka olarak bildiğiniz, Skorsky ve Cougar helikopterleri ile CASA ve Beachcraft uçaklarını, bu maddede unuttuğunuz insanların kullandıklarını ve bu operasyonlar sırasında birçoğunun pilotluk görevini ifa ederken şehit olduklarını da mı bilmiyorsunuz?!

Değerli arkadaşlarım, adını çok duymadığımız; fakat, Kara ve Deniz Harp Okulu mezunu askerî pilotlar ile yurtiçi ve yurtdışı gezilerinde Sayın Başbakanı uçuran Emniyet Genel Müdürlüğümüzün kıymetli pilotlarını da yetiştiren Kara Havacılık Okulu, son yıllarda, Türkiye'nin adını uluslararası havacılık alanında gururla duyuracak şekilde, dost ve müttefik bazı ülkelerin uçak ve helikopter pilotlarını da yetiştirmeye başlamışlardır. Şimdi, tekrar sormak istiyorum; bu okul mezunu pilot ve idareciler, bu kanun tasarısıyla Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü kapsamında istihdam edilmek bakımından bir istihdam yasağıyla karşı karşıya kalmıyorlar mı?! Dolayısıyla, bu kanun tasarısıyla Hava Harp Okulu mezunları korunarak diğer Harp Okulu mezunu pilotlara haksızlık yapılmış olmuyor mu? Önemli bir kamu kurumu olan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün bu tecrübeli insan kaynağından faydalanma imkânlarını neden ve hangi amaçla kaldırıyoruz? Eğer, bu bilinçli bir ihmal değilse, anlaşılıyor ki, bu alanda önemli bir bilgi eksikliği bulunuyor ve bu eksikliği gidermek de galiba bu Genel Kurulda bize düşüyor.

Türk sivil havacılığının çok önemli bir pilot ve yönetici kaynağı olan Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu emekli ve müstafi pilotlar, yani, askerî havacılar, bu kanun tasarısını hazırlayanların zannettiği gibi sadece Hava Harp Okulu mezunları arasından yetişmiyor. Bu yaygın kanaatin aksine Kara ve Deniz Harp Okullarımız da, Hava Harp Okulunun dışında askerî pilotlarımızın lisans eğitimi aldıkları dört yıllık yüksek öğrenim kurumlarındandır. Her kuvvet komutanlığı kendi havacılık teşkilatının pilotlarını, kendi Harp Okulunda eğitip, müteakiben havacılıkla ilgili meslekî branşlaşmaya ayrılan pilot adaylarını Hava ve Kara Kuvvetleri bünyesinde bulunan uçuş okullarına göndererek yetiştirmektedirler. Bunlardan sadece Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Kara ve Hava Kuvvetleri gibi bünyesinde uçuş okulu olmadığından, deniz havacılığı branşına seçilen pilot adaylarını, Kara Kuvvetleri bünyesinde Ankara'da bulunan Kara Havacılık Okuluna ve Hava Kuvvetlerine bağlı İzmir Çiğli'de bulunan 1 inci Ana Jet Üssü bünyesindeki uçuş okuluna göndermektedir.

Bunun dışında, Kara ve Hava Kuvvetlerimiz kendi teşkilatları için ihtiyaç duydukları pilotları, uluslararası üne de sahip olan kendi uçuş okullarında yetiştirmektedirler. Yani, sonuç olarak, Türk askerî pilotları, sadece Hava Harp Okulundan mezun olanlar arasından seçilmemektedirler.

Ayrıca, her üç kuvvete mensup bu subaylar, Türk Silahlı Kuvvetlerinde mecburî hizmetleri boyunca veya emekli oluncaya kadar, kendi kuvvetleri bünyesindeki uçak ve helikopteri kullanarak pilotluk icra edip tecrübe kazandıktan sonra, birkısmı Ordudan yasal mevzuat çerçevesinde ayrılarak, meslekî yaşamlarını sivil havacılık alanında sürdürmektedirler. Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde kazandıkları bu meslekî tecrübeyi sivil havacılık endüstrisine taşıyarak, yine, ülkemiz için önemli hizmetlerde bulunmaktadırlar. Askerî havacılık tecrübelerini sivil havacılıkta kazandıkları tecrübeyle birleştirerek, birikimlerini, hem sivil havacılık şirketleri bünyesinde pilot ve idareci olarak hem de havacılık alanında hizmet veren Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü gibi kamu kurumlarımızda uzman, uzman yardımcısı ve üst düzey yönetici olarak hizmet vermeye devam etmektedirler. Bunlar arasından sadece Hava Harp Okulu mezunu olanları, anlayamadığımız sebeplerle ayırır, korursanız, bu adım, bir kuşku gölgesinde atılmış anlamına gelir.

Uluslararası Birleşik Havacılık Otoritesi kuralları ve yasalarımız gereğince, bugüne kadar, pilot olarak, ülkemizde olduğu gibi dünyanın dört bir yanında pilotluk yaparken, bu insanları havacı saymamanın mantığını ve bu bilgi ve tecrübeye sahip bir camiayı, münhasıran bu işle ilgili hizmet vermekte olan bir kamu kuruluşunun dışında tutarak istihdam izni vermemek, uygulamanın adaletsizliği bir yana, en hafif deyimiyle bilgisizliği bilgi addeden bir cehalet durumudur.

Değerli arkadaşlarım, Kara Kuvvetleri bünyesindeki Kara Havacılık Okulu ve Hava Kuvvetleri bünyesindeki Çiğli Temel Uçuş Okulu, Ulaştırma Bakanlığı adına ticarî pilotluk lisansı verilmesiyle ilgili olarak oryantasyon eğitimini ve prosedürünü de üstlenmekte ve bu eğitim sürecinin sonunda Ulaştırma Bakanlığı adına lisans vermektedir. Ulaştırma Bakanlığı olarak, sivil havacılık alanında böyle bir misyon verdiğiniz, sektörde pilotluk yaptırdığınız bu insanları kendi kuruluşunuzda uzman, uzman yardımcısı olarak bile görevlendirmez ve üst düzey yönetici ve uzmanlık seviyesinde personel seçerken sadece Hava Harp Okulu mezunlarına yolu açar ve avantaj sağlarsanız, bu tutumu eleştirmenin ötesinde kınamak gerektiğini düşünüyorum. Hava Harp Okulu mezunu her Hava Kuvvetleri mensubu subayı, topçusunu, istihkâmcısını meslekten havacı kabul ederek Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü bünyesinde istihdam edeceksiniz; ama, görevi münhasıran pilotluk olup binlerce saat uçuşu olan, bu konuda eğitim ve lisans veren insanları bu kurumun kapısından içeri almayacaksınız!..

Değerli arkadaşlarım, insaf gerektiren bu durumun, en azından hükümet teklifi çerçevesinde değerlendirilerek, az sonra vereceğimiz önerge doğrultusunda, komisyon metninde Harp Okullarıyla ilgili kaynağın daraltıldığı ve saydığımız kesimlere büyük haksızlıkla sonuçlanacak olan bu adaletsizliğin 21 inci maddenin görüşülmesi sırasında giderileceğini umuyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Sağ.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

21 inci maddeyi okutuyorum:

Atama

MADDE 21.- Genel Müdürlüğe, Genel Müdür Yardımcılığına, Daire Başkanlığına ve Müdürlüğe atanmak için 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda belirtilen genel şartlara ilave olarak; en az dört yıllık eğitim veren yüksek öğretim kurumlarının veya bunlara denkliği kabul edilen yurt dışındaki  yüksek öğretim kurumlarının uçak/uzay, makine, elektrik-elektronik, inşaat, mekatronik, bilgisayar, endüstri, fizik, metalurji, meteoroloji mühendislikleri ile havacılık, mimarlık, hukuk, iktisat, uluslararası ilişkiler, maliye, işletme ve kamu yönetimi bölümlerinden veya en az dört yıllık eğitim veren hava harp okulundan mezun olduktan sonra havacılık alanında en az beş yıllık deneyime sahip olmak ve İngilizce'den Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavından (B) düzeyinde puan almış olmak şartı aranır.

Genel Müdürlüğün merkez teşkilatında görevlendirilecek personelin atama, yer değiştirme, görevde yükselme usûl ve esaslarına ilişkin hususlar yönetmelikle düzenlenir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Eskişehir Milletvekili Sayın Mehmet Ali Arıkan; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET ALİ ARIKAN (Eskişehir) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan 940 sıra sayılı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının 21 inci maddesi hakkında görüşlerimi sizlerle paylaşmak için söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, önce, Başkanlığımızı, değerli milletvekillerimizi ve çok değerli Türk Milletini buradan saygıyla selamlıyorum.

Bu maddede, sivil havacılık hizmetlerine kalitenin ve verimliliğin, teknolojinin insanlarımızın emrine daha bilinçli sunmamız için, bu kurumda görev yapacak genel müdür, genel müdür yardımcılığı, daire başkanlığına ve müdürlüklere atanacak insanlarımızın en az dört yıllık üniversite mezunu olmaları memnuniyet vericidir; ancak, ben, Türk Hava Kurumunun geçmişinden başlayarak bazı bilgiler vermek istiyorum.

16 Şubat 1925'te, Mustafa Kemal Atatürk'ün önerisiyle kurulan Türk Hava Kurumundan hiç bahsedilmemektedir. Ben, bu kurumun, ülkeye olan yararlarından bahsederek ve sizleri, geçmişi hakkında bilgilendirerek bu kanun kapsamına alınmasını teklif ediyorum.

1925 yılında kurulan Türk Hava Kurumu, Türk Milletine, havacılığın, askerî, siyasî, ekonomik, sportif ve turistik önemini anlatmak, tanıtmak, sevdirmek, kaliteyi havacılık alanlarıyla ilgilenmeye telkin ve teşvik etmek ve öğretmekle görevlendirilmiştir. Kurulduğu günden bugüne kadar, devlet bütçesinden hiçbir pay almadan, verilen görevi en iyi şekilde yerine getirmiş ve getirmeye çalışmaktadır.

Atatürk, kuruma görevlerini yerine getirmek için ihtiyaç duyacağı maddî kaynağı sağlamak amacıyla, birbirinden farklı alanlarda 21 değişik gelir kalemi yaratmıştır. Bunlardan bazıları, millî piyango, cıva madenlerinin işletilmesi, fitre, zekât, kurban derisinden elde edilen gelirlerdir. Bu gelirlerle donatılan kurum, ilk yıllarında büyük atılımlar içine girmiş, Kayseri ve Etimesgut'ta uçak ve motor fabrikaları kurmuş, yurt genelinde düzenlenen bağış kampanyalarıyla, 1925-1935 yılları arası 351 uçak satın alarak ya da imal ederek Hava Kuvvetlerine armağan etmiştir; askerî, sivil, sportif havacılığın doğup geliştirilmesini, turizm sektörüne son yıllarda hızla yaygınlaşan alternatif etkinlikler kazandırılmasını sağlamıştır; 1985 yılından beri, orman yangınlarına havadan uçakla müdahale, 1956 yılından beri, tarım alanlarının havadan ilaçlanması; her yıl, binlerce gence ücretsiz havacılık eğitimi verilmesi gibi hizmetlerle devam etmektedir. Bu kurum, böyle hizmetler vermesine rağmen, ne yazık ki, 80 inci kuruluş yılını büyük zorluklarla kutlayabilmiştir.

1939 yılında, Millî Piyango İdaresinin Başbakanlığa bağlanmasının ardından, yukarıda sıralanan diğer gelir kalemleri de, geçen yıllar içinde birer birer elinden alınmış ve kurum, kurban derisi, fitre, zekât gelirlerine mahkûm bir şekilde, desteksiz, ilgisiz, kendi yağıyla kavrulmaya terk edilmiştir. Bununla kalmamış, 1990 yılından itibaren yasa ve yönetmeliklerle yapılan değişikliklerle, kurban derisi toplama çalışmaları sekteye uğratılmış, başka kuruluşlara paylar verilmiş ve kurum, Türk havacılığının gelişmesi yönündeki çalışmaları yerine getiremez olmuştur; maddî imkansızlık içerisinde sürüklenmektedir.

Bütün bu zorluklara ve yıldırımlara göğüs geren Türk Hava Kurumunun, kurban derisi, fitre ve zekât gelirlerindeki yüzde 40'lık payının artırılmasına veya her kurumun kendi imkânlarıyla kurban derisi toplaması için yeniden düzenlemeye gidilmesine, ilaveten, spor loto, toto gibi şans oyunları, millî piyango ve at yarışları gibi fonlardan Türk Hava Kurumuna pay verilerek yeni gelir kaynakları yaratılmasına acilen ihtiyaç duyulmaktadır. Böylece, Türk Hava Kurumu, yıllarca gençliğe vermiş olduğu ücretsiz eğitimlere devam etme imkânını bulacak, gençleri kahve köşelerinden kurtararak, düşünmeye ve araştırmaya sevk edecektir.

Amatör, sportif ve ticarî havacılık faaliyetlerinin tamamını bünyesinde toplayan tek kurum Türk Hava Kurumu olup, Türkiye'de planör, paraşüt, yamaç paraşütü, yelkenkanat, model uçak gibi sportif havacılık dallarında lisanslı eğitim veren tek kuruluştur.

Ayrıca, Türk Hava Kurumu Türkkuşu Okulu, 1937 yılından bugüne kadar 5 291 pilot yetiştirmiş ve bu pilotlarımız, ülkemize en büyük hizmetleri yapmışlardır. Türk Hava Kurumu Uçuş Okulunun kapasitesi, yönetim, görevleri ve gelirleri belirli bir düzen içerisine konulup, destek verilirse, bu kurumun, ülkemizin sivil havacılık sektörüne büyük ölçüde katkıda bulunmak amacıyla üzerine düşen tüm görevleri yerine getireceğine inancım sonsuzdur.

Genel müdürlük bu konuda ve maddede yazılı, en az beş yıllık tecrübesi olan ve İngilizceden Kamu Personeli Yabancı Dil Seviye Tespit Sınavından (B) düzeyinde puan almış olma şartına uyan eleman temininde başlangıçta zorluk çekeceği için, 21 inci maddedeki bu cümlenin sonuna "bu husus yönetmelikle düzenlenir" ibaresi konulur ise, genel müdürlüğümüz eleman temininde zorlanmamış olacaktır.

Bu düşünce ve duygularla, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Arıkan.

Sayın Tuna?.. Yok.

Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır; ancak, maddeyle ilgili 6 önerge vardır. Önergeleri geliş sırasına göre okutup, en aykırı önergeden itibaren işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 940 S. Sayılı "Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı"nın 21 inci maddesinin birinci fıkrasında geçen "kamu yönetimi bölümlerinden" ibaresinden sonra gelen kısmın ve ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Faruk Çelik

Faruk Koca

Necati Çetinkaya

 

Bursa

Ankara

Elazığ

 

İsmail Bilen

 

Alaettin Güven

 

Manisa

 

Kütahya

"veya en az dört yıllık eğitim veren harp okullarından veya polis akademisinden mezun olmak ve ayrıca havacılık deneyimine sahip olmak şartı aranır. Harp okullarından veya polis akademisinden mezun olanların havayolu nakliye pilotu lisansına sahip olması gerekir."

"Genel Müdürlüğün merkez teşkilatında ve temsilciliklerinde görevlendirilecek personelin atama, yer değiştirme, görevde yükselme usul ve esasları ile Genel Müdür, Genel Müdür Yardımcılığı, daire başkanlığı ve müdürlüğe atanacaklarda aranacak yabancı dil seviyesine ilişkin hususlar yönetmelikle düzenlenir."

BAŞKAN - İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 940 sıra sayılı "Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı"nın 21 inci maddesinin birinci fıkrasındaki "meteoroloji" ibaresinden sonra gelmek üzere, "harita ve kadastro (jeodezi ve fotogrametri mühendislikleri)" ibaresinin eklenmesini  arz ve teklif ederiz.

 

Ufuk Özkan

Ali Kemal Deveciler

Yaşar Tüzün

 

Manisa

Balıkesir

Bilecik

 

Erdal Karademir

Mevlüt Coşkuner

Gürol Ergin

 

İzmir

Isparta

Muğla

BAŞKAN - Üçüncü önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

  Görüşülmekte olan 940 sıra sayılı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının 21 inci maddesinde "… ve İngilizceden Kamu Personeli Yabancı Dilbilgisi Seviye Tespit Sınavından (B) düzeyinde puan almış olmak şartı aranır…" ibaresinin "… İngilizce Dilini iyi derecede bilmeleri şartı aranır. Genel Müdürlüğün merkez teşkilatında görevlendirilecek personelin atama, yer değiştirme, görevde yükselme usul ve esasları ile Genel Müdürlük, Genel Müdür Yardımcılığı ve Daire Başkanlığına atanacaklarda aranacak yabancı dil seviyesine ilişkin hususlar yönetmelikle düzenlenir…" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Gürol Ergin

Feramus Şahin

R. Kerim Özkan

 

Muğla

Tokat

Burdur

 

M. Mesut Özakcan

M. Vedat Melik

Mevlüt Coşkuner

 

Aydın

Şanlıurfa

Isparta

BAŞKAN - Dördüncü önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 940 sıra sayılı "Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı"nın "Atama" başlığını taşıyan 21 inci maddesinin birinci fıkrasındaki "en az dört yıllık eğitim veren hava harp okulundan mezun olduktan sonra" şeklindeki ibarenin "harp okullarından mezun olduktan sonra" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

M. Ali Arıkan

Yaşar Tüzün

Kemal Sağ

 

Eskişehir

Bilecik

Adana

 

Muharrem Kılıç

Feridun Ayvazoğlu

Halil Ünlütepe

 

Malatya

Çorum

Afyonkarahisar

BAŞKAN - Beşinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Bilet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 940 sıra sayılı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının 21 inci maddesinin birinci fıkrasındaki "meteoroloji" ibaresinden sonra gelmek üzere "jeodezi ve fotogrametri mühendisliği" ibaresi; "havacılık" ibaresinden sonra gelmek üzere "kara harp okulu kara havacılığı" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Ahmet Ersin

Orhan Sür

R. Kerim Özkan

 

İzmir

Balıkesir

Burdur

 

Osman Kaptan

Rasim Çakır

Nail Kamacı

 

Antalya

Edirne

Antalya

BAŞKAN - Altıncı önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 940 sıra sayılı "Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı"nın 21 inci maddesinin birinci fıkrasının kaldırılarak aşağıdaki şekilde düzenlenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Gürol Ergin

Mevlüt Coşkuner

Ali Kemal Deveciler

 

Muğla

Isparta

Balıkesir

 

Erdal Karademir

Ufak Özkan

Yaşar Tüzün

 

İzmir

Manisa

Bilecik

Genel Müdürlüğe, Genel Müdür Yardımcılığına, Daire Başkanlığına ve Müdürlüğe atanmak için, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda belirtilen genel şartlara ilave olarak; en az dört yıllık örgün eğitim veren yüksek öğretim kurumlarından mezun olduktan sonra, havacılık alanında en az beş yıllık deneyime sahip olmak ve İngilizceden Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavından (B) düzeyinde puan almış olmak şartı aranır.

BAŞKAN - Şimdi, en aykırı olan önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 940 sıra sayılı "Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı"nın 21 inci maddesinin birinci fıkrasının kaldırılarak aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                        Gürol Ergin (Muğla) ve arkadaşları

Genel Müdürlüğe, Genel Müdür Yardımcılığına, Daire Başkanlığına ve Müdürlüğe atanmak için, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda belirtilen genel şartlara ilave olarak; en az dört yıllık örgün eğitim veren yükseköğretim kurumlarından mezun olduktan sonra, havacılık alanında en az beş yıllık deneyime sahip olmak ve İngilizceden Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavından (B) düzeyinde puan almış olmak şartı aranır.

BAŞKAN - Sayın Komisyon katılıyor mu?..

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Katılmıyorsunuz.

Hükümet katılıyor mu?

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İstanbul) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddenin birinci fıkrasında, Genel Müdürlüğe, Genel Müdür Yardımcılığına, Daire Başkanlığına ve Müdürlüğe atanmak için birtakım üniversite bölümlerinin dikkate alınarak uygulanması, eğitimde eşitlik ilkesi çerçevesinde çelişki yaratmaktadır.

Üniversitelerin diğer bölümlerinden mezun olup ve yıllarca havacılık sektöründe çalışarak gerek teknik gerek idarî açıdan tecrübe kazanmış çok sayıda personel bulunmaktadır. Maddenin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle bu kişilerin mağdur edilmesi önlenmektedir.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı, gerekçesini dinlediğimiz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 940 sıra sayılı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının 21 inci maddesinin birinci fıkrasındaki "meteoroloji" ibaresinden sonra gelmek üzere "jeodezi ve fotogrametri mühendisliği" ibaresi; "havacılık" ibaresinden sonra gelmek üzere "kara harp okulu kara havacılığı" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                        Ahmet Ersin (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?..

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İstanbul) - Katılamıyoruz.

BAŞKAN - Gerekçeyi mi okutalım?

RASİM ÇAKIR (Edirne) - Konuşacağım efendim.

BAŞKAN - Buyurun.

RASİM ÇAKIR (Edirne) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; sivil havacılığın en önemli insan kaynaklarından biri, Hava Kuvvetleri ve Hava Harp Okulu kuşkusuz; ama, Türkiye'de kara havacılığı da, Hava Kuvvetleri gibi tekamül etmiş, hem teknik açıdan hem personel açısından tekamül etmiş ve sivil havacılığımıza da hem teknik yönden hem de personel yönünden çok büyük destek olan bir kurumdur. O bakımdan, Hava Harp Okulu mezunlarına tanınmış olan bu hakkın, Kara Harp Okulu kara havacılığı bölümünden mezun olanlara da tanınması hem bir zorunluluktur; çünkü, sivil havacılığın teknik personel donanımını artırmak bakımından hem de bu eğitimi almış insanların haklarıdır. Biz, bu ayırımın olmaması düşüncesiyle, Kara Harp Okulu mezunu olup da kara havacılığı eğitimi almış olan subaylarımızın da Hava Harp Okulu mezunu subaylarımızla eşit koşullarda değerlendirilmesinin uygun olacağını düşünüyoruz ve önergemizi de bu amaçla verdik.

Önergemize Yüce Meclisten destek bekliyor, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 940 sıra sayılı "Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı"nın "Atama" başlığını taşıyan 21 inci maddesinin birinci fıkrasındaki "en az dört yıllık eğitim veren hava harp okulundan mezun olduktan sonra" şeklindeki ibarenin "harp okullarından mezun olduktan sonra" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                  Mehmet Ali Arıkan (Eskişehir) ve arkadaşları

BAŞKAN - Sayın Komisyon katılıyor mu?..

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?..

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İstanbul) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçesini mi okutayım?

KEMAL SAĞ (Adana) - Konuşacağız Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçesini, önerge sahipleri adına, Sayın Sağ açıklıyor.

Buyurun.

KEMAL SAĞ (Adana) -  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; deminki konuşmam sırasında da bahsettiğim gibi, biz, burada, bir eşitsizliğin giderilmesini öneriyoruz. Demin, Sayın Rasim Çakır Beyin de belirttiği gibi, şimdi, gerçekten, biz kabul ediyoruz ki, Hava Harp Okulu mezunları, bu konuda, tamam, uzmandır; ancak, şunu asla gözardı etmemeliyiz ki, Kara Havacılık Okulu, Ankara'da, gerçekten, bu işte uzmanlaşmış başka bir eğitim kurumumuz. Kaldı ki, bu eğitim kurumu, demin bahsettiğim gibi, yine, güneydoğuda ve Doğu Anadoluda, PKK'yla mücadele sırasında, birçok helikopter ve uçakları kullanmış, kullananları eğitmiş, Emniyet Genel Müdürlüğü pilotlarını da eğitmiş, bugün, gerçekten kendini ispatlamış bir kurumdur. Bu arada, Deniz Kuvvetleri bünyesinde de, bu okullarda yetişen Deniz Kuvvetleri mensubu olan pilotlar vardır.

Biz diyoruz ki, bu maddeyi bu şekilde geçirirseniz doğru yapmamış olursunuz. Gerçi, Sayın Bakanım, az sonra, belki AKP'nin vereceği bir önergeyle, bu değişikliği yapacaktır. Eğer, öyle yapacaklarsa, yapılırsa, bir eşitsizlik giderilmiş, bir haksızlık giderilmiş olacaktır. Bence, doğru olan da budur. Ben, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, bu önerimizin kabul edilmesini arz ediyorum; eğer, bizim önergemizi değil de sizin önergenizi bu hüküm doğrultusunda kabul ederseniz yine makbulümüzdür, fark etmez; ama, lütfen bu eşitsizliği ve haksızlığı gidermenin yolunu bulalım.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Sağ.

Sayın milletvekilleri, Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı, gerekçesini biraz önce dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 940 sıra sayılı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının 21 inci maddesinde "… ve İngilizceden Kamu Personeli Yabancı Dilbilgisi Seviye Tespit Sınavından (B) düzeyinde puan almış olmak şartı aranır…" ibaresinin, "…İngilizce Dilini iyi derecede bilmeleri şartı aranır. Genel Müdürlüğün merkez teşkilatında görevlendirilecek personelin atama, yer değiştirme, görevde yükselme usul ve esasları ile Genel Müdürlük, Genel Müdür Yardımcılığı ve Daire Başkanlığına atanacaklarda aranacak yabancı dil seviyesine ilişkin hususlar yönetmelikle düzenlenir…" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                        Gürol Ergin (Muğla) ve arkadaşları

BAŞKAN - Sayın Komisyon katılıyor mu?..

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyonkarahisar) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İstanbul) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Yalnızca KPDS sınavının değerlendirilmesinin personel atama usulünde gereken sonucu sağlamayacağı, personel temininde sıkıntı yaratacağı ve bu yasanın amacına ulaşamayacağı nedeniyle önermekteyiz.

BAŞKAN - Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı, gerekçesini dinlediğimiz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 940 sıra sayılı "Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı"nın 21 inci maddesinin birinci fıkrasındaki "meteoroloji" ibaresinden sonra gelmek üzere, "harita ve kadastro (jeodezi ve fotogrametri mühendislikleri)" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                        Erdal Karademir (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN - Sayın Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyonkarahisar) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?..

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İstanbul) - Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının 11 inci maddesiyle Hava Alanları Daire Başkanlığı kurulmaktadır. Hava Alanları Daire Başkanlığının görevleri ve sorumlulukları incelendiğinde "inşa edilecek sivil hava alanları, hava tesisleri, mania planlarını hazırlamak, uygulamak ve denetlemek" gibi görevler üstlendiği görülmektedir.

Ancak, kurumda görev alacak konuyla ilgili bazı mühendislik birimlerinin, tasarının 21 ve 24 üncü maddelerinde yer almadığının farkına varılması üzerine, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonunda ilgili mühendislik birimlerinin eklendiği görülmektedir.

İlgili komisyonda bazı eksikliklerin giderilmiş olmasına rağmen, Hava Alanları Daire Başkanlığının görevleri ve sorumlulukları içinde görülen en önemli bir mühendislik alanının unutulduğu görülmektedir.

Bu anlamda "inşa edilecek sivil hava alanları, hava tesisleri, mania planlarını hazırlamak, uygulamak ve denetlemek" gibi görevde yer alması zorunlu bulunan harita ve kadastro mühendisleri (jeodezi ve fotogrametri mühendisleri)nin eklenmesi zorunlu görülmektedir.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi unutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 940 sıra sayılı "Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı"nın 21 inci maddesinin birinci fıkrasında geçen "kamu yönetimi bölümlerinden" ibaresinden sonra gelen kısmın ve ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                        Faruk Çelik (Bursa) ve arkadaşları

"veya en az dört yıllık eğitim veren harp okullarından veya polis akademisinden mezun olmak ve ayrıca havacılık deneyimine sahip olmak şartı aranır. Harp okullarından veya polis akademisinden mezun olanların hava yolu nakliye pilotu lisansına sahip olması gerekir."

"Genel Müdürlüğün merkez teşkilatında ve temsilciliklerinde görevlendirilecek personelin atama, yer değiştirme, görevde yükselme usul ve esasları ile Genel Müdür, Genel Müdür yardımcılığı, daire başkanlığı ve müdürlüğe atanacaklarda aranacak yabancı dil seviyesine ilişkin hususlar yönetmelikle düzenlenir."

BAŞKAN - Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyonkarahisar) - Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?..

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İstanbul) - Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Üst düzey personel olarak atanacak kimselerin durumlarına açıklık getirilmek üzere bu düzenlemenin yapılması gerekli görülmüştür. Personelin yabancı dil bilme seviyesinin yönetmelikle düzenlenmesi uygun olacaktır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 21 inci maddeyi, kabul edilen iki önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

22 nci maddeyi okutuyorum:

Düzenleme görev ve yetkisi

MADDE 22.- Genel Müdürlük, bu Kanunun uygulanması ile ilgili yönetmelik çıkarmaya yetkilidir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Aydın Milletvekili Sayın Mesut Özakcan; buyurun efendim.

CHP GRUBU ADINA MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Aydın) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 940 sıra sayılı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısıyla ilgili olarak, tasarının 22 nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sivil havacılık sektörünün gelişimi ve sorunlarıyla ilgili olarak tasarının tümü üzerinde yapmış olduğum konuşmada ifade etmiştim, tekrar ifade ediyorum: Bu tasarı hazırlanma aşamasında sektör temsilcilerinin görüşü hazırlanmıştır. Eğer durum böyle olmasaydı, belki önümüzde daha sağlıklı, sivil havacılığın sorunlarını çözecek, sektörü kucaklayacak bir tasarı olacaktı. Ülkemizin ve sivil havacılığımızın buna ihtiyacı vardı.

Tasarı bu haliyle önümüze geldiğinde, Plan ve Bütçe Komisyonunda, Cumhuriyet Halk Partili üyeler olarak, olabildiğince eksiklikleri tamamlamaya, tasarının en azından daha sağlıklı bir yapıya kavuşması adına katkı koymaya çalıştık. Tasarı bu haliyle yasalaştığı durumda sıkıntıların devam edeceği konusunda ciddî endişeler taşıdığımızı bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, 1983 yılında çıkarılan 2920 sayılı Sivil Havacılık Yasasıyla birlikte, bu yıla kadar olan hava taşımacılığındaki boşluğun doldurulması çabalarıyla birlikte ve aynı zamanda dünya ve Avrupa'daki gelişmeler doğrultusunda sektörün geçen on onbeş yıllık sürede toplam büyüme oranı yüzde 700 civarında olmuştur. Havayolu trafiği ciddî boyutlarda artmış, yeni havayolu canlanmış ve havacılıkla ilgili eğitim kurumları açılmıştır; ancak, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü bu gelişmelerin çok gerisinde kalmıştır. Bu durum sivil havacılığımızı olumsuz yönde etkilemiştir.

Havacılık faaliyetlerinde en önemli unsur, kuşkusuz, uçuş ve yer emniyetinin sağlanmasının güçlendirilmesidir. Sivil havacılığımızın sorunlarına çözüm bulmak adına Birinci Yüksek Havacılık Şûrası 1999 yılında toplanmış, ayrıca, Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Havacılık Sektörü Özel İhtisas Komisyonları oluşturulmuştur. Bu toplantılardan çıkan ana sorunun ve çözümünün Türkiye'de idarî ve malî yönden özerk bir sivil havacılık otoritesine ihtiyaç olduğu gerçeğidir. Bu getirilen tasarının bunu karşılayacak durumda olmadığı, gerek sektörün temsilcileri tarafından gerekse ilgili akademik çevreler tarafından ifade edilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2005 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçe Kanun Tasarılarıyla ilgili olarak Ulaştırma Bakanlığımızın bütçesi görüşülürken, Bakanlığın bağlı kuruluşu Sivil Havacılık Genel Müdürlüğüyle ilgili olarak yaptığım konuşmada, bu Genel Müdürlüğümüzün hizmet gerekçelerinde bile 19 ana başlık altında toplanmış faaliyet alanı vardır; Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, bu aktivitelerini 75 kadrolu, 25 sözleşmeli, 10 geçici görevli olmak üzere 110 personelle ve Bakanlığın iki kat hizmet binasına sıkıştırılmış olarak faaliyetlerini yürütmektedir. Peki, bu kuruluşumuzun bütün bunları ne kadar randımanlı ve gereğince yapabildiği söylenebilir? Denilebilir mi ki, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, bütün bunları, bu yapısıyla, bu kadrosuyla tam olarak yapabiliyor; kesinlikle hayır. Eğer durum böyle olsaydı, yıllardır söylenen, ama, ne yazık ki bir türlü gerçekleşmeyen sivil havacılık kurumunun özerk bir yapıya kavuşmasına yönelik yasanın çıkması gerekirdi. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünde, bugün, kaza kırım heyetinde görevli bir havacılık mühendisi 900 000 000 TL ücretle çalışıyor. Mevcut kurum kadrosunda 700 hava aracını, 5 000 uçucu personeli teknik ve eğitim yönünden denetlemekle görevli 2'si kadrolu, 4'ü sözleşmeli olmak üzere toplam 6 pilot bulunuyor; çünkü, özel sektörde 5 000 dolarla iş bulabilen pilotlar, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünde, ancak uçuş tazminatıyla birlikte 1,5 milyar TL civarında bir ücretle çalışıyor. Nitekim, kurumda görev yapan, bugün, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü bu alanda faaliyet gösteren tüm kurum ve kuruluşların denetimini yapan ya da yapması gereken bir kurum olmasına rağmen, maalesef, bazı yetkilerini denetleme yapacağı kurumlara devretmek durumunda kalıyor. Bu kurumumuzun malî ve idarî yönden özerk bir kurum niteliğine kavuşması ihtiyacı güncelliğini korumaktadır ifadelerimi kullanmıştım.

Öncelikle, şimdi getirilen tasarının genel gerekçesinde yukarıda bahsettiğim ifadelerin ve sorunların tespitinin yapılmış olmasından dolayı memnuniyetimi de ifade etmek isterim; ancak, yeni getirilen tasarıda da kurumun faaliyet alanları, eskisinde olduğu gibi, yine 19 ana başlık altında sıralanıyor. Burada kurumun faaliyet alanlarının çok fazla olduğunu ifade etmekten ziyade, getirilen tasarıyla bu Genel Müdürlüğümüzün işlevlerini yerine getirme konusunda sıkıntılar yaşanacağı ve sorunların devam edeceği konusundaki endişelerimizi ifade etmek istiyorum; çünkü, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, uygulayıcı bir kurum olmaktan daha çok, düzenleyici ve denetleyici bir kurum kimliğinde olmalıdır. Bunu, gelişmiş ülkelerin havacılık konusunda bu anlamda görev yapan kurumlarında görmek mümkündür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarıyla getirilen kurumun eski yapısından farklı olarak tek göze çarpan nokta, özel bütçeli olmasıdır. Özel bütçeli olması dolayısıyla, kurumun gelir ve giderlerini kendisinin karşılaması bekleniyor. Gelirlerin giderleri karşılamadığı durumlarda da genel bütçeden katkı yapılacağı belirtiliyor; yani, kurum üzerinde genel idarenin iradesi devam ediyor olacak. Oysa, tasarısıyla getirilen tek farklılığın özel bütçeli ve malî yönden özerk olması amaçlanıyordu. Genel Müdürlüğün özel bütçeli olması nedeniyle, nitelikli personelin elde tutulması ya da Genel Müdürlük bünyesine dahil edilmesi konusunda bir gelişme sağlanacağı düşünülüyordu. Bu konudaki endişeler devam etmektedir.

Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün gelirleri arasında, Genel Müdürlük ile Devlet Hava Meydanları arasında yapılacak bir protokol çerçevesinde Eurocontrol gelirlerinden alınacak pay gösterilmektedir. Ülkemiz Eurocontrol kaynaklarından yılda 400-500 milyon euro civarında pay almaktadır. Bilindiği gibi, bu pay, ülkemizde hava trafik hizmetlerinin yürütülmesi ve bunlarla ilgili olarak yapılacak yatırımların ve hava trafik hizmetlerinde görevli personelin ücretlerini ödemek üzere ortaya çıkan maliyetin havayolu birim maliyetlerine yansıtılıp, Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğüne ödenen paydır; çünkü, bu pay, Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğüne ödeniyor; çünkü, Devlet Hava Meydanları İşletmesi bu konuda icracı kuruluş.

Siz, şimdi, Eurocontrola diyebilecek misiniz ki, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğüne de pay aktarın. Böyle bir uygulama var mı? Diyelim ki, Devlet Hava Meydanları İşletmesi ile Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü arasında protokol anlamında bir sıkıntı yaşandı. Ne olacak; Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün en büyük gelir elde edeceği düşünülen bu kalemde sıkıntı yaşandığında, Genel Müdürlük, basılı evraklardan, formlardan, yayınlardan, vereceği kurs ve seminerlerden elde edeceği gelirlerle mi kurumun çalışmalarını yürütüp yönetecek?!

İkinci bir nokta da, tasarıda, kurumun görev alanlarına giren konularda yeterli olamadığı durumlarda hizmet alımlarından sıkça bahsedilmektedir. Böylelikle, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğüne, âdeta, her nokta da hizmet satın almak suretiyle görevlerini dağıtmak gibi kolaycı bir yaklaşımın arkasına sığınacak bir durum yaratılmaktadır. Tasarıya bakıldığında, bunu görmek kolaylıkla mümkündür.

Değerli milletvekilleri, tasarının 10 uncu maddesinde, Hava Seyrüsefer Dairesi Başkanlığının görevleri olarak sayılan birçok konuda bile Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü bu görevlerini yapacak durumda değil, ihtiyaç duyulan gerek personel gerekse donanım açısından yeterli değildir. 10 uncu maddenin (i) bendinde "sivil hava araçlarının kamu ve uçuş emniyeti ile hava seyrüsefer güvenliği bakımından uyması gereken düzenlemeleri yapmak, denetlemek, hava trafik yönetim hizmetleriyle ilgili önlemler almak ve ilgili personelin lisanslandırılma esaslarını belirlemek, takibini yapmak, yenilemek ve iptal etmek" ifadesi yer almaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Devamla) - Bu konularda da, daire başkanlığının, sayılan görevleri, yine yukarıda saydığım gerekçelerle, yerine getirebileceği konusunda endişeler vardır. 10 uncu maddede sayılan görevlerin hemen hepsi, bakanlığın diğer ilgili kurum ve kuruşlarına devredilmiştir; çünkü, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, bu sayılan görevleri, bünyesinde bulundurduğu personel yapısıyla gerçekleştirememektedir. Aslında, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün görevleri arasında uygulayıcı bir kurum olmaması gerektiği, sadece denetleyici ve düzenleyici bir yapıda olması gerektiği düşüncesinden hareketle, bu durumu çok yadsımamak gerekir.

Örneğin, yine aynı maddenin (a) bendinde "sivil terminal ve kontrol sahaları, hava trafik hizmetleri ile ilgili hava sahası düzenleme çalışmaları yapmak, ilgili sivil ve askerî kurum ve kuruluşlar ile koordinasyonu sağlamak" ifadesi yer almaktadır. Bu hizmetler, halen, Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü tarafından, gayet başarılı bir şekilde, uluslararası standartlarda yapılmaktadır. Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü, bu anlamda, yeterli altyapıya ve teknik elemana da sahiptir; doğru olanı da budur. Bu görevin, halen uygulanmakta olduğu gibi, Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü tarafından yapılmasına devam edilmesinde yarar vardır; çünkü, Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü, bu anlamda, uygulayıcı bir kurum olma hüviyetindedir.

Yine, aynı maddenin (d) bendinde de…

BAŞKAN - Sayın Özakcan, konuşmanızı tamamlamanızı rica edeyim.

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım, toparlayacağım.

"Uçuş operasyonuyla ilgili personele herhangi bir havacılık kolaylığı, hizmeti, yöntemi ya da bir tehlikenin varlığı, koşulları ve değişikliğine ilişkin bilgileri zamanında duyurmak amacıyla Havacılık Bilgi Yayınının güncel olarak yayınlanmasını sağlamak" şeklinde bir ifade yer almaktadır. Bu ifadeye karşılık gelen hizmetler de yine  Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü tarafından yapılmaktadır. Hava trafik hizmetlerinin önemli ve vazgeçilmez birimi olan Hava Enformasyon Hizmetleri, halen Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü bünyesinde yapılanmıştır.

Sözümün bu noktasında, hava enformasyon çalışanlarının, diğer gelişmiş ülke uygulamalarında olduğu gibi, lisanslı personel olma konusundaki taleplerinin yerine getirilmesini ve bu anlamda devam eden çalışmaların hızlandırılması ve sonuçlandırılması konusundaki dileklerimi ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, 2004 malî yılı bütçelerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmesi esnasında Ulaştırma Bakanlığına aynı konuda sorduğum soruya şu ifadelerle cevap verilmiştir:  "Tasarının hayata geçirilmesiyle daha özerk yeni yapıya kavuşacak Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, artan ihtiyaçların karşılanması doğrultusunda uzman ve tecrübeli personel alımlarıyla daha güçlü bir yapıya kavuşacaktır."

BAŞKAN - Sayın Özakcan, çok aştınız sürenizi; son cümlenizi rica ediyorum. Başka bir maddede devam edersiniz.

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Devamla) - İzninizle, bitiriyorum Sayın Başkanım.

"Pilot, teknisyen, hava trafik kontrolörü, hava enformasyon memuru ve benzeri kadroları, yönetici olarak halen emekli olup hizmetlerinden istifade edilebilecek olanların da bünyesine dahil olmasıyla, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, sivil havacılık sektörüne paralel bir gelişim izleyecektir" denilmiştir; ancak, bu tasarı içerisinde bu açıklama doğrultusunda bir yaklaşıma rastlanmamaktadır.

Tasarıda, personelin eğitimi, araştırma ve geliştirme faaliyetleriyle ilgili bir durumdan  bahsedilmemektedir. Bu durum çok ciddî bir eksikliktir.

BAŞKAN - Sayın Özakcan, sözünüzü keseceğim, kusura bakmayın.

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hayır efendim, son cümlenizi rica ediyorum. Başka zaman devam edersiniz.

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Devamla) - Tasarının ülkemize hayırlı olmasını dileyerek, Yüce Meclise saygılarımı sunuyor, teşekkür ediyorum.

Sağ olun. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özakcan.

Şahsı adına, Kastamonu Milletvekili Sayın Mehmet Yıldırım; buyurun.

MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 22 nci maddede şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sivil Havacılık Yasasının 22 nci maddesinde "Genel Müdürlük, bu Kanunun uygulaması ile ilgili yönetmelik çıkarmaya yetkilidir" diyor.

Değerli arkadaşlar, bu yasanın ülkeye hayırlı olmasını diliyorum. Gerçekten, Cumhuriyet Halk Partisi ve Adalet ve Kalkınma Partisi birlikte bu yasayı çıkarıyoruz; ama, bir direniş de sergiliyoruz.

MUSTAFA DEMİR (Samsun) - Neden?

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Sanıyorum, kendinizi bir sorgulamanız gerekiyor. Adalet ve Kalkınma Partisinin Grup Başkanları, Ceza Yasasının 263 üncü maddesinde ve gene, Esnaf Yasasının ek maddesinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubuyla anlaşarak ortak bir yasa düzenlemesi yaptı; gece, son dakikada, hem esnafa gol attınız hem de Cumhuriyet Halk Partisine gol attığınızı zannettiniz.

ENGİN ALTAY (Sinop) - Ofsayttan attılar.

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, işte, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri ve Grubu, destek verdiğimiz yasayı da, Türkiye Büyük Millet Meclisinin huzuruna çıkarak, iki günde 22 madde… Destek veriyoruz bu yasaya!.. Yani, bu kadar direnmeye gerek var mı; yok, bana göre yok; ama, direniyoruz, size nasihat veriyoruz. Yani, bundan sonra, Cumhuriyet Halk Partisi Grubuyla ortak olarak anlaştığınız yasada, sakın ha son dakikada gol atmaya çalışmayın; yani, bunu anlatmaya çalışıyorum.

EYÜP FATSA (Ordu) - Şahsınız adına konuşuyorsunuz!

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bakın, bu yasanın Türkiye'de sivil havacılık sektörünün ihtiyaçlarını karşılaması için bellibaşlı konuların kesin çözüme kavuşturulması gerekiyor. Yönetim ve planlama açısından, insan kaynakları ve diğer bir deyişle personel alımı ve personel eğitimi, uçuş güvenliği, uluslararası standartlara uyum, planlama, altyapı, sistemi hayata geçirmesi gerekmektedir. Sektördeki yetişmiş insangücü, özel sektörün cazip koşulları sayesinde birer birer kurumdan kopmakta, kurumsa görevlerini ifa etmekte zorlanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, sivil havacılık alanının önemli problemlerinden iki sorun; birincisi yönetim, ikincisi malî konulardır. Ancak, bunların yanı sıra, bir diğer konu da personel eğitimidir. Şu anda, Türkiye'de, sektördeki yetişmiş personel ihtiyacı, birkaç kurum hariç, askerî kaynaklardan sağlanmaktadır; yani, yeni yeni oluşan sivil eğitim kurumları dışında, havacılık sektöründeki yetişmiş personel asker kökenlidir. Burada, sektöre ayrılan altyapının, eğitim kaynaklarının az olduğu görülmektedir. Devletin ve dolayısıyla milletin kaynaklarıyla ülke savunması için milyonlarca dolar harcanarak yetiştirilen bu personel, bir süre hizmet verdikten sonra emekli olmakta, eğitim ve yetiştirme sürecinde hiçbir şekilde taşın altına elini sokmadan, özel sektör dahil olmak üzere, diğer kurumlarda çalışmaktadır. Yapmamız gereken, havacılık yüksekokullarını geliştirmek, burada Kastamonu'ya da pay almak ve burada da pilotumuzu kendimiz yetiştirmek; yani, dışarıdan pilot ithal etmeye gerek yok. Uçak ithal edelim; ama, insan ithal etmeye gerek yok diyorum.

Değerli arkadaşlar, sözlerimi bitirmeden önce, sizin bütün masalarınıza geldi, odalarınıza geldi; yarın "Başkentte Kastamonu Günleri" var. Bütün milletvekillerimizi -başta Sayın Bakanımız olmak üzere- ve bütün Türkiye'yi Kastamonu kültürünü, sanatını, elsanatlarını, sanayiini, nereden nereye geldiğimizi görmeye, Altınpark'a davet ediyoruz.

Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Şahsı adına ikinci söz isteği, Kastamonu Milletvekili Sayın Musa Sıvacıoğlu'na aittir.

Buyurun.

MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının 22 nci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.

Tabiî, muhalefet partisine mensup değerli milletvekili arkadaşımın çağrısını, aynen bu şekilde, ben de tekrarlıyorum sözlerimin başında. Altınpark'ta, yarın saat 14.00'ten itibaren bir açılışımız olacak; tüm milletvekili arkadaşlarımızı oraya davet ediyorum.

Tabiî, daha önceki bir maddede söz alan değerli muhalefete mensup milletvekili arkadaşım, şahsımı da hedef alarak bazı isnatlarda da bulundular; müsaadelerinizle, onlara kısaca değinmek istiyorum.

Bildiğiniz gibi, Kastamonu'nun, Abana, Araç, Azdavay, Daday, Devrekani, Küre, İnebolu, Bozkurt, Çatalzeytin, Taşköprü, Tosya, İhsangazi, Hanönü, Seydiler, Ağılı, Doğanyurt gibi 19 ilçesi var. Kastamonu Merkez de dahil olmak üzere, biz, Kastamonu'da yatırımlara devam ediyoruz. İlk defadır ki, bu iktidar döneminde, Kastamonu bambaşka bir veçheye bürünmüştür. Yine, bu iktidarımız döneminde… Daha önceki iktidarlar döneminde, âdeta taş taş üzerine konulmaz iken, özellikle Cumhuriyet Halk Partisinin tek başına veya koalisyon halinde iktidar olduğu dönemlerde, patenti bu partiye ait bir tane eser yoktur. İddialı olarak söylüyorum…

MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - En büyük eser sensin; daha ne istiyorsun?!

MUSA SIVACIOĞLU (Devamla) - Evet, onun için de teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekili arkadaşım havaalanıyla ilgili olarak bazı şeyler söylediler. Bakın, 1989 yılında Kastamonu'da bir havaalanı inşaatına başlanmış, 1994 yılında da tamamlanmış; ama, pistteki eksiklikler, diğer altyapı yatırımlarına ilişkin eksiklikler nedeniyle, bugüne kadar da faaliyete geçmemiştir. Ben, özellikle teşekkür ediyorum. Neden; şu anda, muhalefete mensup bir milletvekili arkadaşım, Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidar olmasından sonradır ki, bunları gördüğü için "biz de istiyoruz, biz de istiyoruz, biz de istiyoruz" diye, âdeta yalvarıyor. O nedenle, gündeme getirdiği için teşekkür ediyorum.

Göznuru Kooperatifi diye bir kooperatiften bahsedildi, 285 000 euro hibe almış. Emeği geçenlere, huzurlarınızda ben de teşekkür etmek istiyorum. Yalnız, burada bir unsur var, iş burada biraz farklı. Göznuru Kooperatifinin İşletme Müdürü, Adalet ve Kalkınma Partisinin İl Başkan Yardımcısıdır, bu kooperatifin de İşletme Müdürüdür. Anlaşılıyor ki, Adalet ve Kalkınma Partisine mensup birisi oraya geldiği zaman, iş ehil ellere verildiği zaman, durum bambaşka oluyor, Avrupa Birliğinden de 285 000 euro gibi bir hibe Kastamonu'ya kazandırılmış oluyor.

AHMET ERSİN (İzmir) - Kastamonu'yu mu konuşacağız?

MUSA SIVACIOĞLU (Devamla) - Tabiî, burada, değerli arkadaşım, Avrupa Birliğinden bu şeyi aldıktan sonra uçak konusuna değinerek diyor ki: "Avrupa yetkilileri de buraya kadar gelsinler, Kastamonu'ya kadar ulaşsınlar, gerekli denetimlerini yapabilsinler; bu nedenle biz havaalanı istiyoruz, hem de şiddetle buna ihtiyacımız var." Doğru söylüyor, ben de destekliyorum, şiddetle ihtiyacımız var. Yalnız, şunu da hatırlatmadan geçemeyeceğim. 17 Aralık 2004 tarihinde Avrupa Birliğiyle müzakereler devam ederken, Sayın Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı da "Sayın Başbakan, orada durma; uçağa bin, dön..." Neden?..

BAŞKAN - Sayın Sıvacıoğlu, bakın, madde üzerinde söz aldınız. Bu kişisel noktalara da girmeyelim. Lütfen, son cümlelerinizi madde üzerinde alayım.

MUSA SIVACIOĞLU (Devamla) - Sayın Başkanım, uçakla ilgili olduğu için onu söylüyorum. Yani, Avrupa Birliğiyle ilişkilerimiz çerçevesinde, hem bir milletvekilimiz ona karşı olacak, öbür taraftan da, Genel Başkanlarının tavırlarıyla bir çelişki var diye zikretmek istiyorum.

MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - Maddeye gel, maddeye!..

MUSA SIVACIOĞLU (Devamla) - Şu anda da, zaten, yine Avrupa Birliğinden söz açılmışken "ek protokolü de imzalamayın" diyor. Buradaki milletvekilimiz ise "Avrupa Birliğinden 285 000 euro hibe aldık; ne olur Kastamonu'ya uçak seferlerini başlatın" diyor. Bu yönüyle de gündeme getirdiği için, ben, tebrik etmek istiyorum.

SEKA'yla ilgili olarak, bakın, özelleştirme, 1983 yılında Sayın Turgut Özal'la başlamıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSA SIVACIOĞLU (Devamla) - Son cümlemi söylüyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Son cümlenizi rica edeyim.

MUSA SIVACIOĞLU (Devamla) - Evet, Kastamonu'da da birkaç yer özelleştirme kapsamına alınarak özelleştirmeden nasibini almıştır. Bu, Türkiye'nin bir ihtiyacıdır, gereğidir. Özelleştirilen birtakım kurumlar üzerinde spekülasyon yapıp, oradaki insanlarımızı kışkırtmanın hiçbir manası da yoktur. Ülkemizin ekonomik ihtiyaçları neyse bunun gereği yapılmaktadır. Sadece bizim iktidarımız döneminde değil, biraz önce değindiğim gibi, 1983 yılından beri özelleştirme kapsamında olan yerler, elbette ki özelleştirilecektir. Bu, zaten, iktidarımızın ve bizden önceki dönemlerin de bir ilkesidir, gereğidir.

Sözlerimin sonunda, aslında daha da fazla bu konuya girmek istiyorum; ama, Sayın Başkanın da sabrını taşırmak istemiyorum. Kastamonu'da bu iktidarımız döneminde üniversite kurulacaktır, doğalgaz gelecektir, toplukonut, evet, ihalesi yapılmıştır, 820 dairelik konutlar, duble yollar devam etmektedir, Kastamonu'da ticaret borsası kurulmuştur. Bütün ilçeleriyle, âdeta, Teşvik Kanunu kapsamına da girmek suretiyle bugün atağa kalkmıştır. Evet, tabiî ki, buradan muhalefet partilerimiz de istifade edeceklerdir. Yalnız, benim şahsıma da yönelik Sayın Yıldırım şunu söylediler: "Musalla taşında da onun hesabını Allah soracak." Evet, "sandıkta millet hesabını sormuştur" dediler. Sandıkta…

BAŞKAN - Sayın Sıvacıoğlu, sözünüzü keseceğim... Son cümlenizi… Son cümlenizi rica ediyorum.

MUSA SIVACIOĞLU (Devamla) - Sayın Başkanım, millet, hesabını sormuş,  muhalefete bunları oturtmuştur, bizi de iktidar koltuğuna oturtmuştur.

Teşekkür ediyorum, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sıvacıoğlu.

Sayın Yıldırım bana şifahen müracaat ederek, Sayın Hatibin, yani, aynı bölge milletvekili arkadaşının, kendisinden ve Cumhuriyet Halk Partisinden bahsederek, sataştığını ifade etti. "Cumhuriyet Halk Partisi zamanında Kastamonu'ya yatırım yapılmamıştır" dedi… Geçen, yani, dünkü oturumda da bahsettiğim, ifade ettiğim gibi, değerli arkadaşlar, eleştiri ile sataşma sınırları az çok birbirine yakın, girift; ama, ayırmamız lazım. Ben bunun bir sataşma olarak söylenmediğini düşünüyorum. Başka bir zaman… Sayın Yıldırım, bu bakımdan size söz veremiyorum.

MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - Ama, Sayın Başkan "kışkırtıcılık yapıyorsun" dedi. Yani, dikkat ederseniz, tutanaklara bakarsanız, ben kışkış değilim… (Gülüşmeler ve alkışlar) Ben, sorunları anlatmaya çalışıyorum. Anlatınca da, Musa Beyi "Yıldırım" çarpıyor.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Bir 5 dakika konuşsun Sayın Başkan.

MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - "Yıldırım" çarpıyor. Yani, Kadı Dağına gidiyor oksijen çarpıyor, buraya geliyor "Yıldırım" çarpıyor. Burada çarpan, Binali Yıldırım değil, Mehmet Yıldırım yani. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - Ama, lütfen, anlatmak istiyorum efendim.

BAŞKAN - Madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum…

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, karar yetersayısı…

BAŞKAN - Karar yetersayısı istenmiştir.

22 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… (AK Parti sıralarından "Geliyorlar" sesleri)

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, böyle bir usul yok.

BAŞKAN - Değerli arkadaşlar, doğrudur muhalefetin itirazı; yani, arkadaşlarımız oylama sırasında, dışardan da takip ediyorlar, Genel Kurulda olmaları lazım.

Sayalım arkadaşlar.

Kabul etmeyenler… Karar yetersayısı vardır ve madde kabul edilmiştir.

23 üncü maddeyi okutuyorum:

YEDİNCİ BÖLÜM

Teknik Denetçiliğe Görevlendirme, Havacılık Uzmanlığı, Personelin Statüsü

Teknik denetçiliğe görevlendirme

MADDE 23.- Hava aracı uçuşa elverişlilik, hava aracı bakım ve imalat, personel lisansları, hava alanları, hava trafik yönetim hizmetleri, yer hizmetleri, sivil havacılık güvenliği, havacılık işletmeleri, havacılık bakım, sağlık ve eğitim kuruluşları ile havacılıkla ilgili diğer inceleme ve denetimleri yapmak üzere; havacılıkla ilgili eğitim görmüş ve uluslararası geçerliliği olan sertifikaya sahip Genel  Müdürlük personelinden sivil havacılık alanında en az üç yıl çalışmış olanlar teknik denetçi olarak görevlendirilebilir.

Teknik denetçi olarak görevlendirileceklerin görev ve yetkileri, çalışma usûl ve esasları Genel Müdürlükçe çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Muğla Milletvekili Sayın Fahrettin Üstün; buyurun.

CHP GRUBU ADINA FAHRETTİN ÜSTÜN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının 23 üncü maddesi üzerinde Grubum ve şahsım adına söz aldım. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsım adına, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, ülkemizde sivil havacılığın yeniden yapılanmasına yönelik politikaların nasıl bir gelişme izleyeceği, yapılan 9 uncu Ulaştırma Şûrası ve bunun ardından gündeme alınan 1 inci Yüksek Havacılık Şûrası toplantısında açıkça ortaya çıkmıştır.

Ayrıca, mevcut Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün yeniden teşkilatlanmasına yönelik gerekçeli yeni kanun tasarısı hazırlanmış ve Meclise gelmiştir ve süreç devam etmektedir.

Yine, Bakanlar Kurulu, 11.8.1997 tarihinde aldığı kararla, Türkiye'nin Havacılık Otoriteleri Birliğine -yani, kısa adıyla JAA- üye olmasına ilişkin Ortak Havacılık Kurallarının Geliştirilmesi, Kabulü ve Uygulanması Konusunda Anlaşmanın onaylanması kabul edilmiştir.

Bu arada toplanan 1 inci Yüksek Havacılık Şûrasının sonuç bildirgesinde, sivil havacılığımızın yeniden yapılanmasıyla ilgili bir dizi kararlar da alınmıştır.

Diğer yandan, onaylanan JAA anlaşmasının gereklerinin yerine getirilmesi anlamındaki toplu bir yeni kurallar dizisi olan JAR'ların her ülke için nasıl uygulanacağı tartışılmaya başlanmış, sivil havacılıkla ilgili otoriteler ve Avrupa Parlamentosu çerçevesinde tartışmalar sürmektedir.

Sayın Başkanım, uğultu var, konuşmamı isterseniz keseyim.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen, hatibi dinleyelim, aramızda konuşmayalım.

FAHRETTİN ÜSTÜN (Devamla) - Bu çalışmalar uçuş eğitimiyle ilgili, teknikeğitimle ilgili yeni düzen ve standartlar getirmekte, pilot, kabin memuru, FEO, Load Master, Dispeçher ve bakım teknisyenlerinin sertifikalarının, ulusal sivil havacılık otoriteleri yerine JAA'lar tarafından verilmesi, kontrolü ve uygulamasını yakın gelecekte mümkün kılacak yeni bir uluslararası sivil havacılık otoritesi yeniden yapılanması hedeflenmektedir.

Bütün bu gelişmeler, elbette ki, sivil havacılıkta, 1990 krizinden sonra uluslararası büyük havayolu tekellerinin oluşturduğu liberalizasyon politikaları, ulusal havayollarının tasfiyesi, denetimlerinin kaldırılması, istihdamda esneklik ve toplu iş sözleşmelerinin etkisinin azaltılması için sendikasızlaştırmaların hızlanmasına denk düşen bir süreçle çakışmıştır. Bu gelişmeler tesadüfî değil, birbirini tamamlayan tek bir politikanın iki bileşenidir.

Gözlenen diğer bir önemli gelişmeyse, bu acımasız rekabet koşullarında büyük havayollarının dayattığı koşulların belirleyici olduğu Alliance, yani havayolları ittifaklarının hızla oluşmaya başlamasıydı. Böylelikle, dünya pazarı 4-5 büyük hava tekeli arasında yeniden paylaşılmaya başlandı. Bu gelişmelerle, küçük veya orta ölçekli ulusal havayollarının taşeron şirketler durumuna düşürülmesi hedeflendi. Büyük rezervasyon sistemleri oluşturularak bu tekellerin denetimine alındı; böylelikle, pazar tamamen kontrol edilmeye başlandı.

Şimdi, aynı uygulamayı, üyelik başvurusunda bulunduğumuz Havacılık Otoriteleri Birliği daha sıkı bir şekilde yapmaya başlayacaktır. Avrupa uçuş noktalarımızın sayısı dikkate alındığında, bu konunun ne kadar önemli olduğu ortadadır. Bu, ülkemiz sivil havacılığında çözülmesi gereken en önemli krizdir; ancak, bu çözümlerde alelacele hareket edilerek daha büyük yanlışlar yapılmıştır.

Sivil havacılığımızın ikinci büyük krizi ise bugün iyice açığa çıkmıştır; piyasa ekonomisi politikalarıyla plansız, programsız, yeni bir özel sektörü deyim yerindeyse âdeta zorla yaratma çabalarının geldiği acı noktadır. Bir yandan aşırı teşviklerle kurdurulup aynı yıl batan havacılık şirketleri, bir yandan ikram yer hizmetlerinde özelleştirme adı altında bu hizmetlerin yabancılara devredilmesi, sivil havacılığımızı iflas noktasına getirmiştir. Yukarıda belirttiğimiz gibi bu kuruluşların şimdi sahibi olan Swissair Alliance en güçlü şirketlerden biri konumuna gelmiştir.

Son onbeş yıl içinde batan özel sektör havacılık şirketlerini şöyle bir anımsayalım; bunlara aktarılan teşvikler, kaynaklar nasıl heba edilmiştir? Ülkemiz için âdeta dolar basan ikram kuruluşumuz USAŞ, blok olarak SAS'a satılmış, daha sonra tümünü Swissair almıştır. Yer hizmetlerinde Avrupa'yla boy ölçüşebilecek kapasitedeki HAVAŞ, yine özelleştirme adı altında yok pahasına ikram edilmiş, daha iki yıl dolmadan şirketin hisselerinin büyük bölümü Swissaire devredilmiştir.

Sayın milletvekilleri, başta uçuş güvenliğimiz olmak üzere, Türk sivil havacılık sektörünü hemen her konuda denetlemekle görevli Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü pilotsuzdur. Gerekli denetlemeleri yapabilmek için 7 pilot kadrosuna sahip Genel Müdürlük, pilotların başka şirketlere transferleriyle uçuş operasyon denetimi yapamayacak duruma gelmiştir. Ekim 2003'ten itibaren, özel havayollarının sektöre girmesiyle başlayan ve kaptan pilot, ikinci pilot, hostes ve teknisyen açığı nedeniyle şirketler arasında başlayan transfer savaşı, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünü de vurmuştur. İç hatlarda "otobüs fiyatına uçak bileti" uygulamasıyla yolcu sayısı her gün artarken, uçakların denetiminden sorumlu teknik kadronun ihtiyaca cevap vermediği belirlenmiştir. Daha önce, denetimleri, 5 mühendis ve 1 teknisyenle sürdürdüğü için tepki çeken Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, 7 kişi olması gereken pilot kadrosundaki son 2 pilotu da Kıbrıs Türk Hava Yollarına kaptırmıştır. Sektörü idarî ve teknik yönden denetleyen Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, pilot açığını kapatmazsa, yer işletmeciliği ve idarî denetimleri gerçekleştirebilecek; ancak, uçuş operasyon denetimi yapmayacak. Böylece, sektörde görev yapan 4 000 pilot denetlenemeyecek.

Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün yetkilileri, kalifiye personel açığı olduğunu belirterek, Genel Müdürlükte 625 YTL maaş alan pilotlara, havayolları şirketlerinin 2 000 - 3 000 dolar maaş verdiğini kaydederek; yetkililer, pilot açığının, Onur Aire gelen uçuş yasağına benzer olayların tekrar yaşanmasına zemin hazırlayabileceği iddialarında bulunmuşlardır.

Havayolu ulaştırma sektörü 14.10.1983 tarihinde kabul edilen 2920 sayılı Sivil Havacılık Kanununun yürürlüğe girmesiyle, özellikle 1980'lerin ikinci yarısından itibaren belirgin bir gelişme içine girmiştir. Bu dönemde Türk Hava Yollarının bir modernizasyon ve standardizasyon programı çerçevesinde filosunu geliştirmeye başladığı, hizmet standartlarını yükseltme çabasına girdiği ve yurtiçi hatlardan ziyade ekonomik açıdan avantajlı dış hatlara yönelmekte olduğu görülmektedir. Aynı dönemde özel sektör havayollarının sayılarında, filo kapasitelerinde ve sektörden aldıkları payda önemli artışlar gözlenmiştir. İşletme sermayesi sıkıntısı, nispeten yaşlı uçaklarla operasyon yapma dezavantajı, bakım-onarım ve diğer altyapı imkânlarının yetersizliği, faaliyetlerin her kademesinde kalifiye personel temininde karşılaşılan güçlükler ve sektörün yeteri kadar desteklenmemesi, özel havayollarının genelde karşılaştıkları sorunlar olmuştur. Havaalanları yatırımlarının, 1980'li yılların sonunda ve 1990'lı yılların başlarında, yeni konvansiyonel havaalanı yapımından daha ziyade, mevcutların standartlarının geliştirilmesi üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir.

Bu arada, hava trafik kontrol, haberleşme ve seyrüsefer hizmetleri, yer hizmetleri ve benzeri hizmetlerin kalite ve güvenilirliğini artırmaya yönelik yatırımlar sürdürülmüştür.

1980'lerin sonunda, muhtelif yörelere, mahallî idarelerin de katkısıyla, STOLL tipte küçük havaalanları yapımı başlatılmış ve askerî havaalanlarının sivil ulaşımına açılması çalışmalarına hız verilmiştir.

Yıldan yıla istikrarlı bir biçimde artış gösteren toplam gelen-giden yolcu ve uçak trafiğinin, başta Atatürk Hava Limanı olmak üzere, Antalya, Esenboğa, Adnan Menderes ve giderek Dalaman Havalimanlarında yoğunlaştığı görülmektedir.

Sektör, 1990'lı yıllara da aynı gelişme içinde girmiştir; ancak, 1990 yılının ağustos ayında patlak veren Körfez krizi sonrası yıllarda, turistik yörelerimizde meydana gelen terör olayları, turizm sektörüne bağlı olarak havayolu ulaştırma sektörünü de o yıllar içinde olumsuz yönde etkilemiştir; ancak, sektörün gelişimi, son onbeş yılın bütünü itibariyle değerlendirildiğinde, gelişmenin halen sürdüğü görülmektedir.

Değerli arkadaşlarım, havacılık, küresel ekonominin durumuyla yakından ilişkili bir sektördür. 20 nci Yüzyılın son çeyreğinde yaşanan küresel ekonomik büyüme, ekonomik reformların, serbest ticaret anlaşmalarının ve ekonomilerin bütünleşmelerinin bir sonucudur. Uluslararası ekonomi ve ticaretin yapısında yaşanan değişikliklerle, ülke ekonomileri büyürken hava trafiği de gelişmiştir.

1945 yılında 9 000 000 olan havayolu yolcu sayısı, bugün 2 milyarın üzerindedir. Son elli yılda taşınan birikimli kümülatif yolcu sayısı ise, 25 milyarı bulmuştur.

Yine, son elli yılda havayoluyla taşınan yük miktarı 350 000 000 tondur. 1944 yılında bir uçağın hızı saatte 300 kilometre ve menzili 3 000 kilometre iken, 2005'li yıllarda hız, yaklaşık olarak 912 kilometreye, menzil de 14 000 kilometrenin üzerine çıkmıştır.

Dünyada bugün 40 000'e yakın sivil hava meydanı bulunmakta ve bu meydanların yaklaşık 1 000 kadarı uluslararası uçak trafiğine hizmet etmektedir. 1 200 adet tarifeli taşımacılık yapan havayolu şirketi ve 380 000 sivil hava taşıtının kayıtlı bulunduğu sektörde, 45 000 adet hava taşıtı ticarî amaçla kullanılmaktadır.

1960-1999 döneminde, dünya gayri safî millî hâsılası yılda ortalama 3,6 oranında artmıştır. 1960-1970, 1970-1980, 1980-1990, 1990-2000 dönemleri için dönemsel artışlar ise, sırasıyla 4,8; 3,6; 3 ve 2,9 olmuştur.

1938 yılında yürürlüğe giren bir kanunla, ABD'de Sivil Havacılık İdaresi havacılık sektörünün düzenlenmesi amacıyla yetkilendirilmiştir. Bu yetkiyle, idare, hangi hatta hangi havayolu şirketinin taşımacılık yapabileceğini ve taşıma ücretlerini belirlemiş, birçok hatta en fazla 2, çoğu hatlarda da yalnızca tek şirketin taşımacılık yapmasına izin vermiştir; ama, ülkemizde kaos ve karmaşa devam etmektedir.

Rekabetin olmadığı bu sistemde fiyatların çok yüksek olması ve verimlilik üzerine hiçbir iyileşmenin yaşanmadığının anlaşılması üzerine, 1970 yılından itibaren sektörde serbestleşme yapılanması düşünülmüştür. 1978 yılında içpazardaki serbestleşmeyi sağlayan kural azaltma, birçok sektörü de bu yönde etkilemiştir.

Değerli arkadaşlarım, Plan ve Bütçe Komisyonundaki üye arkadaşlarımızın çoğu, bu tasarının altkomisyona havale edilip gerekli düzenlemelerin yapılmasını istemelerine rağmen, nedense Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlar, bu tasarının alelacele Meclise ve Genel Kurula getirilmesini istemiş; bu tasarı Genel Kurula getirildikten sonra ve yasalaştıktan sonra, şu anki sivil havacılıktaki mevcut yönetimin tamamının görevlerinin sona ereceği ve bunun sonucunda da olumsuzlukların yaşanacağı açıktır.

Değerli arkadaşlarım, bundan iki yıl önce, 3.4.2003 tarihinde Mecliste yaptığım konuşmayı tutanaktan okuyacağım. Biliyorsunuz, 65 yaştan 61 yaşa düşürme konusu vardı; devletin tepesindeki kimi değerli bürokratı temizleyip, kendi istediklerinizi oraya getirip, istediğiniz şekilde hareket etme ve davranma.

Orada demişim ki: "Devlette belli hizmetlere gelmek için belli yıllar geçer. Bu 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve her bakanlığın görevde yükselme esaslarını içeren yönetmelikleri vardır. Siz, gençleştireceğiz diye, 2 000 kişiyi tasfiye ederseniz, yarın trenleri bile kaldıramaz hale gelirsiniz." Aradan geçen ondört aydan sonra siz treni kaldırdınız, Pamukova'da 38 vatandaşımız hayatını kaybetti.

Şimdi, yine bir kadrolaşma gündemde bu tasarıyla; istediğinizi getirebilmek için, bu kanun tasarısı yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, havacılıkla ilgili bütün üst düzey bürokratların görevleri sona ermiş olacak.

Değerli arkadaşlarım, hata yapmamanız için daha kaç kişinin ölmesi gerekiyor?!

AHMET IŞIK (Konya) - Konuyla ne alakası var?!

FAHRETTİN ÜSTÜN (Devamla) - Bu konuda, özellikle geçici maddelerdeki düzenlemeyle ilgili, Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlardan önergeleri bekliyoruz ve destekliyoruz; bizim de, bu konuda önergelerimiz var.

Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Üstün.

Şahsı adına, Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Eraslan; buyurun.

MEHMET ERASLAN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ümit ediyorum ki, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün teşkilat ve görevleri hakkındaki bu kanun tasarısı faydalı olacaktır ve bu sektörün, daha etkin, daha verimli çalışması noktasında katkılar sağlayacaktır. Ülkemiz adına, milletimiz adına hayırlar getireceği ümidindeyim.

Değerli arkadaşlar, az önce, CHP Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım Bey, konuşmasının başında "biz, iki parti olarak, AK Parti ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu kanun tasarısının kanunlaşması için çalışıyoruz" dedi. Tabiî ki, burada, Doğru Yol Partisi Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan var, ben de Doğru Yol Partisi Hatay Milletvekili Mehmet Eraslan olarak, gecenin bu saatlerine kadar Genel Kuruldayız, gecenin bu saatlerine kadar Genel Kuruldayız, gecenin bu saatlerine kadar katkı sağlamaya çalışıyoruz, yardımcı olmaya çalışıyoruz; bu yasama faaliyetinde, Doğru Yol Partisi milletvekilleri olarak bizim de var olduğumuzu ve gecenin bu saatlerine kadar çalıştığımızı Sayın Milletvekilimizin bilmesi gerekir. Kendisi herhalde şu an ayrılmış, evin yolunu tutmuş gibi görünüyor burada olmadığına göre.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Size de teşekkür ederiz.

MEHMET ERASLAN (Devamla) - Tabiî ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, milletimizin sektörel bazda bütün sorunlarının çözümü burada halledilecek. Bugün getirilen kanunun da, işte, Sivil Havacılık Kanunu da, bu sektördeki birtakım sıkıntıları, birtakım eksiklikleri bertaraf etmek, daha etkin, daha verimli ve daha yüksek bir performansla çalışmak üzere yapılmış güzel bir düzenleme, güzel bir çalışma olarak telakki ediyorum ve Sayın Bakanımıza, özellikle, kendisinin Ulaştırma Bakanlığı bünyesiyle ilgili olduğu için ifade edeceğim; kara ulaştırma şube müdürlüğüyle ilgili birkaç kısa şey ifade etmek istiyorum.

Kara Ulaştırma Şube Müdürlüğü, Hatay İlimizin Merkez İlçesi olan Antakya'da, uzun yıllardan beri, Sayın Bakanım, hizmet görmekteydi; fakat, maalesef, şu an, Kara Ulaştırma Şube Müdürlüğümüz Adana'ya taşındı ve Adana'ya alındı.

Tabiî ki, Hatay İlimiz, uluslararası taşımacılıkta Türkiye'de birinci Sayın Bakanım. 4 000 aracımız var; uluslararası yük taşımacılığı yapan tam 4 000 aracımız var ve Türkiye'de Hatay olarak, biz, bu sektörde birinci durumdayız ve  yaş meyve-sebze ihracatında da Türkiye'de birinciyiz ve bu ticarî faaliyetlerin ve uluslararası taşımacılığın çok yoğun yapıldığı Hatay İlimizde,  Kara Ulaştırma Şube Müdürlüğümüz varken, uzun yıllardan beri varken, yapılan bir çalışmayla, yapılan bir düzenlemeyle bu şube müdürlüğümüz, Kara Ulaştırma Şube Müdürlüğümüz Adana'ya alınmış ve bu sektörde faaliyet gösteren binlerce vatandaşımız, binlerce insanımız, maalesef, mağdur edilmiştir. Mersin İlimizde Kara Ulaştırma Şube Müdürlüğümüz var, Adana'da zaten bölge müdürlüğümüz var, Antep İlimizde yine bu şube müdürlüğümüz var ve bu üç ilin, Sayın Bakanım, üç ilin toplam uluslararası taşımacılık yapan firma sayısı ve araç sayısı Hatay İlinin yarısı bile etmiyor. Mersin'de, Antep'te ve Adana'da olması çok güzel bir olay; ama, Hatay'ın potansiyeli onlardan çok daha fazla olduğu için, ben, bu şube müdürlüğünün tekrar Hatay İline alınması gerektiğini ve bu noktada da bizlere yardımcı olmanız gerektiğini ifade ediyorum ve yardımcı olacağınıza da inanıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim.

MEHMET ERASLAN (Devamla) - Adana-Hatay arası gidiş geliş 400 kilometre. Uluslararası yük taşımacılığı yapan firmalar, Sayın Bakanım, bir C2 kartı alabilmek için Adana İlimize 200 kilometre gidiyorlar, 200 kilometre dönüyorlar, bir günlük mesailerini harcıyorlar ve bu kartın 5-6 misli maliyeti ödüyorlar. Hem zaman açısından hem de masraf açısından büyük bir sıkıntı çekiyorlar. 400 kilometrelik mesafeyi katetmek zorunda kalıyorlar. Az önce de ifade ettiğim gibi, Hatay'daki bu sektör, yoğunluk açısından ve işlevsellik açısından üç ilimizden de çok daha fazla. C2 yetki belgesi almak için, Sayın Bakanım, 40 milyar para veriyor insanımız. Tabiî, 40 milyar çok büyük bir rakam; yani, bir C2 yetki belgesi alacak olan bir firma 40 milyar gibi büyük bir parayı neden versin?! Yani, onları sübvanse etme noktasında, onları destekleme noktasında, onlara yardımcı olma noktasında, şirketlere, firmalara yardımcı olma noktasında; çünkü, bunlar, liberal serbest ekonomide çok mükemmel bir görevi, güzel bir görevi icra ediyorlar; ekonomiye ve millî gelire ciddî katkılar sağlıyorlar. Bu 40 milyarlık, bir C2 yetki belgesi alma noktasında ödenen 40  milyarlık rakamın çok yüksek olduğunu düşünüyorum.

Sayın Bakanım, size teşekkür ediyorum. Uluslararası kara taşımacılığında 16 yaş haddi uygulaması vardı; onu, 2008 yılına ertelediniz. Ben, bütün uluslararası taşımacılık yapan sektörümüz adına, kara ulaştırmada çalışan sektörümüz adına, bu yaş haddi uygulamasını ertelediğiniz için ayrıca sizlere teşekkür ediyorum; ama, lütfen, Adana'ya taşınan Kara Ulaştırma Şube Müdürlüğümüzü tekrar Antakya'ya, Hatay İlimize gönderin; çünkü, sektörümüz bu noktada çok mağdur olmuştur. Bunu da sizden istirham ederek Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Eraslan.

Madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

1 önerge var; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 940 sıra sayılı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının 23 üncü maddesinin birinci fıkrasındaki "en az üç yıl" ibaresinin kaldırılarak "en az beş yıl" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Gürol Ergin

Mevlüt Coşkuner

Ali Kemal Deveciler

 

Muğla

Isparta

Balıkesir

 

Erdal Karademir

Yaşar Tüzün

Ufuk Özkan

 

İzmir

Bilecik

Manisa

 

 

Mehmet Yıldırım

 

 

 

Kastamonu

 

BAŞKAN - Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İstanbul) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum…

MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) -  Önerge hakkında söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun.

MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 23 üncü maddenin birinci fıkrasında "üç yıl" ibaresinin, havacılık sektörünün uçuş emniyetinde birinci derecede önemli olduğu bir sektör olması nedeniyle, teknik denetçi olarak görev yapacak personelin üç yıllık görev süresinin beş yıl olarak düzeltilmesini talep ettik; bunun için de anlatmaya çalışıyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu yasaya, tekliflere destek olduğumuzu, Cumhuriyet Halk Partisi ve Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleriyle birlikte destek verdiğimizi ifade ettiğimizde, Sayın Hatay Milletvekili, ismimden de bahsederek "Kastamonu Milletvekili Sayın Mehmet Yıldırım, Doğru Yol Partisi üyesi olan bizleri yok saymaktadır" diyor.

MEHMET ERASLAN (Hatay) - Biz de varız, buradayız…

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Değerli arkadaşlar, öyle bir anlayışımız yok; ama, ben, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yemin ettiğim gün de çok iyi hatırlıyorum ki, o gün, bağımsız milletvekili vardı burada, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri vardı burada, Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri vardı; ama, ne Doğru Yol Partisi milletvekili ne Anavatan Partisi milletvekili ne de SHP'den milletvekili yoktu. Hâlâ, demek ki, ilk açıldığı noktada ben duruyorum; çünkü, Kastamonu'ya gittim, sordum, dedim ki -geçen gün müdahale etmişti Sayın Başkan bana- Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletten vekillik görevini aldıktan sonra parti değiştirme olayını doğru bulmadığımı söylemiştim bu kürsüde; Taşköprü'nün Emekli İşçiler Derneğinin genel kurulunda bu konuyla ilgili görüş bildirdim…

BAŞKAN - Sayın Yıldırım, önerge üzerinde lütfen…

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Bitiriyorum efendim, bitiriyorum.

Orada da bunu teyit ettiler. Sizleri yok saymam söz konusu değil. Cumhuriyet Halk Partisi ve Adalet ve Kalkınma Partisi Gruplarının çoğunluğunun kararıyla çıktığını ifade etmeye çalıştım. İnşallah, gelecekte sizler de burada büyük grup oluşturmayı başarırsınız.

MEHMET ERASLAN (Hatay) - Biz de buradayız Sayın Vekilim.

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Değerli milletvekili arkadaşlarım, az önce değerli milletvekili arkadaşım Sayın Sıvacıoğlu -sakın ha, biz birbirimizi çok seviyoruz; Kastamonu milletvekilleri, iktidar muhalefet bir çatışma içine giriyor diye bir algılama içine girmeyiniz- Sayın Milletvekili, Kastamonu'ya geldiği zaman biraz güneş, biraz da fazla oksijen alıyor, orada bir basın toplantısında biraz kendisiyle itişir görünüyoruz, oradan buraya geldiğimizde de, burada da, Kastamonu'nun sorunlarını kürsüye taşıyınca da değerli arkadaşımı "Yıldırım" çarpıyor. Tabiî, Sayın Binali Yıldırım değil, Kastamonu Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili Sayın Mehmet Yıldırım çarpıyor. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Diyor ki arkadaşım: "Cumhuriyet Halk Parti döneminde Kastamonu'ya bir çivi çakmadılar."

Değerli arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisi 9 Eylül 1923 tarihinde kuruldu. Cumhuriyeti ilan eden, Cumhuriyet Halk Partisi. Cumhuriyet Halk Partinin Genel Başkanı Mustafa Kemal Atatürk. İstiklal mücadelesini İnebolu'da veren, Kastamonulularla birlikte mücadele eden parti, Cumhuriyet Halk Partisi. Şapka inkılabını, kıyafet devrimini yapan parti, Cumhuriyet Halk Partisi. 1974'lerde, 1977'lerde, 1978'lerde iktidar olduğumuz zaman, Cumhuriyet Halk Partisinin, devletin bir bürokratı olarak, yol yapım başmühendisi olarak, bugünkü duble yollara çevirdiğimiz yolları yapan, Cumhuriyet Halk Partisi. Daha öte, sizin sattığınız, Taşköprü Sigara Kâğıdı Fabrikasının kuruluş harcını koyan, Cumhuriyet Halk Partisi, satan siz!.. Satan siz!.. (CHP sıralarından alkışlar) Taşköprü Kâğıt Fabrikasını satan siz ve Tekeli, devredilen Sümerbank Fabrikasını kapatan siz!..

Değerli arkadaşlar, bakın, kapattırdığın veya kapatılmasına engel olmadığın, Kastamonu Milletvekili olarak destek verdiğin, işçiler 20 maddelik sorununu bize anlatmaya çalışıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Yıldırım, affedersiniz, size… Bir selamlama rica ediyorum.

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Bitiriyorum efendim.

Değerli milletvekilleri, Sayın Musa Beyi aklı başında davranmaya davet ediyorum. Cumhuriyet Halk Partisi, seni buraya taşıyan partinin adıdır. Senin adını Musa koyan partinin adıdır, adıdır Cumhuriyet Halk Partisi. Eğer, Cumhuriyet Halk Partisinin felsefesi olmasaydı senin adın Yorgi olurdu, Yorgi! (CHP sıralarından alkışlar) Siz yaptıklarınıza bir bakın…

BAŞKAN - Sayın Yıldırım, mikrofonu kapatacağım, rica ediyorum…

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Bitiriyorum efendim… Bitiriyorum Başkan…

Erdemiri yabancılaştırarak, Seydişehiri satarak, petrol rafinerilerimizi, TÜPRAŞ'ı satarak bir yere gidemezsiniz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Yıldırım, bu bizim Parlamento adabımıza uymuyor rica ediyorum…

MUSTAFA ÜNALDI (Konya) - Ayıp… Ayıp…

MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) - Sayın Başkan, sataşma var.

AHMET IŞIK (Konya) - Hakaret var Sayın Başkan.

BAŞKAN - Değerlendireceğim.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Hayır canım... "Değerlendireceğim" olur mu Başkanım?!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı, gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

23 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın Sıvacıoğlu, yeni bir sataşmaya meydan vermemek kaydıyla size yerinizden bir açıklama hakkı tanıyorum. (AK Parti sıralarından gürültüler) İçtüzük öyle. İçtüzüğümüze göre yerinizden Sayın Sıvacıoğlu…

MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Sayın Başkan, bakın, emsal söyledi o. Geçenlerde Sayın Anadol bana cevap için kürsüye çıktı. Ben sataşmışım Anadol'a, kürsüye çıktı. Olur mu öyle şey ya! Grup Başkanvekili sataşmadan dolayı kürsüye çıktı.

MUHARREM İNCE (Yalova)  - Kastamonu'da kapışsınlar.

MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) - Sayın Başkan, denge olması lazım.

BAŞKAN - Ama, İçtüzüğümüz böyle gösteriyor.

MUSTAFA ÜNALDI (Konya) - Hayır, Sayın Başkan…

BAŞKAN - Bir dakika…

MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Hayır, Sayın Başkan. Hayır, yok öyle şey. (CHP sıralarından "kürsüden, kürsüden[!]" sesleri)

Bakın, CHP de hak veriyor.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bakınız, yerinden müdahale eden arkadaşlarımız var, hem de iktidar. (AK Parti sıralarından gürültüler)

Arkadaşlar, müsaade eder misiniz.

Biliyorsunuz ki, İçtüzüğümüze göre, bu Genel Kurulu Başkanlık Divanı yönetiyor. İçtüzüğe göre hareket ediyor. Mümkün olduğu kadar da, burada verimli çalışma yapmak istiyoruz.

MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) - Sayın Başkan, sadece hatırlatmak için… Usul bakımından söz istiyorum.

BAŞKAN - Sayın Sıvacıoğlu, yeni bir sataşmaya meydan vermemek üzere…

MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) - Kesinlikle.

BAŞKAN - Kısa bir açıklama. İçtüzük bu imkânı veriyor.

MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) - Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

VII.- AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kastamonu Milletvekili Musa Sıvacıoğlu’nun, Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım’ın, konuşmasında, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) - Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi sevgi, saygı, muhabbetle selamlıyorum.

Ben sataşmaya neden olmayacağım. Siyasette bir seviyenin tutturulması lazım. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Tam sataşma budur!

MUSA SIVACIOĞLU (Devamla) - Sataşma maksadıyla söylemiyorum.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Evet, anlaşıldı...

MUSA SIVACIOĞLU (Devamla) - Gerçekten, iktidar olalım muhalefet olalım… Neden; bu millet, bize, birine diyor ki, sen iktidar ol, ben sana müsaade ediyorum memleketi yönet; öbürüne de diyor ki, sen biraz daha dersini çalış, henüz olgunlaşmamışsın, hele bir daha, bir ileriki seçimde belki sizi deneriz.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Olgunlaşmamışsın demiyor, denetle diyor.

RASİM ÇAKIR (Edirne) - Muhalefete daha çok güveniyor.

MUSA SIVACIOĞLU (Devamla) - Bu kanunların görüşülmesi sırasında tabiî ki, iktidar ve muhalefet kendi bildiklerini söyleyecek. İktidar, milletin lehine olanları elbette ki gündemine alacak ve bunları kanunlaştıracak.

Değerli milletvekili arkadaşımız, hem seçim bölgesinde olsun hem de Yüce Mecliste olsun, bazı davranışlarını ve alışkanlıklarını ileri bir aşamaya götürüyor. Şahsımıza yönelik, hakaret derecesine varan birtakım konuşmalar içine giriyor.

MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - Hakaret değil; asla. İstiklal mücadelesini kastettim.

MUSA SIVACIOĞLU (Devamla) - Hem, bu, seçim bölgesinde böyle hem de burada, Mecliste, maalesef, bu davranışlar içine giriyor.

Benim adım Musa'dır. Soyadım Sıvacıoğlu'dur. Evet, bu bir peygamber adıdır. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bunun adı, hiçbir zaman, Yorgo, Yorgi gibi bir isimle isimlendirilemez. Hem diyeceksiniz Cumhuriyet Halk Partisi sizin adınızı vermiştir hem de diyeceksiniz ki, sizin adınız Yorgi'dir. Öyleyse, bunun tasvirini sizin şahsınıza bırakıyorum.

RASİM ÇAKIR (Edirne) - Görüşlerini çarpıtıyorsun!

MUSA SIVACIOĞLU (Devamla) - Evet, tabiî, daha önceki dönemde de burada, Cumhuriyet Halk Partisine mensup bir milletvekili arkadaşımız, benzer bir davranış içine girdi, ama, burada özür dilemedi. Tabiî ki, özür dilemesi… Affetmek yüceliktendir; ben affederim.

AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) - Affetme onları!

MUSA SIVACIOĞLU (Devamla) - Yalnız, tabiî ki, burada mahkemelere gitmek, tazminat davası da açmak benim en tabiî hakkımdır. Biraz önce ifade etmeye çalıştığım seviyeli, düzenli, Meclisin mehabetine yaraşır bir şekilde… Bu millet bizi bekliyor, bu millet bizi dinliyor, bu millet bizden hizmet istiyor. Bunu, kalkıp, sözle evelemenin, gevelemenin…

Ben, bir de şunu görüyorum; evet, Adalet ve Kalkınma Partisinin şu andaki performansına, artık, bizi geriden takip edenler kesinlikle yetişemiyorlar. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bunun için de tezvirat, Hezeyanlar... Bir ifade kullandılar "yıldırım çarpar, ben yıldırım çarpıyorum" dört beş kere bu ifadeyi kullandılar. Evet, yıldırım çarparsa ölür gidersiniz, burada olmazsınız; çarpmıyor ki biz buradayız, huzurdayız. Bunun izahı belki şöyle olabilir; ama, cin çarpıyor; maalesef, bu cini de üzerinizden atamıyorsunuz demektir.

Sevgi, saygılar, muhabbetler sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sıvacıoğlu.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

2.- Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/995) (S. Sayısı: 940) (Devam)

24 üncü maddeyi okutuyorum…

MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - Ama Sayın Başkan, tamamen yanlış anlaşılmıştır. Ben, istiklal mücadelesini kastederek "olurdu" diye ifade ettim; tamamen yanlıştır.

Havacılık uzmanlığı ve havacılık uzman yardımcılığı

MADDE 24.- Genel Müdürlükte, bu Kanunda belirtilen görevlerin yerine getirilmesinde havacılık uzmanı ve havacılık uzman yardımcısı istihdam edilir. Havacılık uzmanı ve uzman yardımcılığı pozisyonlarında görev alabilmek için 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde belirtilen genel şartlara ek olarak aşağıdaki nitelikler aranır:

a) En az dört yıllık eğitim veren yüksek öğretim kurumlarının veya bunlara denkliği kabul edilen yurt dışındaki yüksek öğretim kurumlarının uçak/uzay, makine, elektrik-elektronik, inşaat, mekatronik, bilgisayar, endüstri, fizik, metalurji, meteoroloji mühendislikleri ile havacılık, mimarlık, hukuk, iktisat, uluslararası ilişkiler, maliye, işletme ve kamu yönetimi bölümlerinden veya en az dört yıllık eğitim veren hava harp okulundan mezun olmak.

b) Yapılacak yarışma ve yeterlik sınavında başarılı olmak.

c) Sınavın yapıldığı yılın ocak ayının ilk gününde otuz yaşını doldurmamış olmak.

d) İngilizce Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavından asgari (C) düzeyinde puan veya uluslararası kabul görmüş yabancı dil seviye tespit sınavlarından bu puana denk puan almak.

Havacılık uzmanları ve havacılık uzman yardımcılarının mesleğe alınmaları, yetiştirilmeleri, yarışma sınavı, tez konularının belirlenmesi, tez hazırlama, tez değerlendirme ve yeterlik sınavı ile eğitimleri yönetmelikle düzenlenir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Eskişehir Milletvekili Sayın Mehmet Ali Arıkan; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika

CHP GRUBU ADINA MEHMET ALİ ARIKAN (Eskişehir) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz 940 sıra sayılı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının 24 üncü maddesi üzerinde görüşlerimi sizlerle paylaşmak için söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum.

Konuma geçmeden önce; ben, Meclisimizin bir tarafı hata yaptığında, ikinci bir tarafın da yapması gerekmediğini çok iyi biliyorum. Bu Yüce Millet, bizi, buraya kavga etmek için göndermedi; onları yönetmek için çıkaracağımız kanunları çıkarmak ve bu konularda bilgilerimizi birbirimize aktararak, düzenimizi kurmak için gönderdi.

Sevgili arkadaşlar, sivil havacılık konusunu 23 madde olarak dinledim, birinde de ben konuştum. Hemen hemen pek çok arkadaşım, yöresine havaalanı, belirli müdürlük, belirli bir şeyler isteyerek geçirdi. Hatta, Hatay Milletvekili sevgili arkadaşım, nakliyede de Hatay'ın Türkiye'de birinci olduğunu anlattı. Ben de, sivil havacılıkta, Türkiye'nin dünyada nasıl birinci olacağının hesabını, sizlere okumak istiyorum. Sevgili Bakanım da eğer bunları dinlerse, çok mutlu olacağım.

Sizler de biliyorsunuz ki, bu cumhuriyeti bize emanet eden Mustafa Kemal Atatürk "istikbal göklerdedir" diyerek, havacılık mesleğinin, bir milletin bölünmez bütünlüğünü sağlıklı bir şekilde koruyacağının işaretini vermiştir.

Size, havacılığımızın geçmişi hakkında kısa bilgi vermek istiyorum.

Hepimizin bildiği gibi, ülkemizde ilk havacılık çalışmaları, 1912 yılında, Sefaköy'de başlatılmıştır. Cumhuriyetimizin kurulmasından sonra, 1925 yılında Türk Tayyare Cemiyeti adı altında temeli atılmıştır. 1933 yılında, 5 uçaklık bir filoyla, Türk Hava Postaları adıyla ilk sivil hava taşımacılığı başlatılmıştır. Cumhuriyetimizin 10 uncu yılında, Millî Savunma Bakanlığına bağlı olarak kurulan, Havayolları Devlet İşletme İdaresi iken, Türkiye sivil havayolları kurulmuştur. Dünya sivil havacılığının hızlı bir gelişme göstermesi sonucunda, teknolojinin büyük önem kazanması karşısında, ulusal çıkarlarımızın korunması, uluslararası ilişkilerimizin düzenli bir şekilde yürütülmesi için, 1954 yılında, Ulaştırma Bakanlığımızın bünyesinde kurulan Sivil Havacılık Dairesi Başkanlığı, 1987 yılında, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü şeklini almıştır. Bu yapılanma sonucunda, havacılık sektörüne kaliteli hizmet verilebilmesi ve nitelikli personel yetiştirmek için, Eskişehir Anadolu Üniversitesinde, 1986 yılında, Türk Hükümeti ve Uluslararası Sivil Havacılık Organizasyonunun sağladığı kaynaklarla, Sivil Havacılık Meslek Yüksekokulu açılmıştır.

Havacılıkta eğitim standartlarının yükseltilmesi ve sektörde meydana gelen hukuksal ve teknolojik gelişmeler nedeniyle, 1992 yılında Yükseköğretim Kanununda yapılan bir değişiklikle, okulun adı, Sivil Havacılık Yüksekokulu olarak değiştirilmiş; eğitim süresi, bir yıl İngilizce hazırlık olmak üzere, beş yıla çıkarılmıştır. Eskişehir Anadolu Üniversitesi bünyesinde bulunan Sivil Havacılık Yüksekokulu, havacılık, elektrik, elektronik, uçak motor bakımı, gövde bakım, sivil hava ve ulaştırma işletmeciliği bölümlerine öğrenci seçme sınavıyla, pilotaj, hava trafik kontrol bölümlerine ise, özel yetenek sınavıyla öğrenci almaktadır.

Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi, istikbalimizi göklerde arayacak isek, benim düşüncem de aynıdır ki, bu okullarda çalışan bilim adamlarımıza ve okulumuzun teknolojik yapılanmasına destek vererek, Yüce Türk Milletine, kaliteli, emniyetli hizmet verme imkânlarını yaratmış olacağız.

Çok iyi biliyoruz ki, uçak işletmeciliği, dünyada her gün büyük bir hızla artmaktadır. Türkiye olarak, havacılık sektöründen pay alabilmek için, havacılık üniversite sayımızı çoğaltmalıyız, uçak teknisyen okullarımızı açmalıyız, uçak bakım hangarlarımızı yapmalıyız. Bu yaptırımları bilinçli bir şekilde yapar isek, dünya uçak bakım piyasasını elimize geçirmiş oluruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ALİ ARIKAN (Devamla) - Sayın Başkanım, bir cümle…

BAŞKAN - Buyurun efendim, konuşmanızı tamamlayın.

MEHMET ALİ ARIKAN (Devamla) - Dünya haritasına bakıldığında, coğrafik olarak, Rusya, Türk cumhuriyetleri, Asya, Avrupa, Ortadoğu havacılık bakım onarım pazarının merkezinde bulunan Türkiye, uçak bakımı konusunda dünya pazarını eline geçirmelidir. Yani, ülkemizin domates, biber ihraç ederek döviz kazanması yerine, teknoloji satarak ülkemize döviz kazandırmalıyız. Örneğin, Hindistan, bilgisayar yazılımında ülkesine milyarlarca dolar kazandırmaktadır. Ben de iddia ediyorum ki, dünya insanlarının zamana çok ihtiyaçları olması nedeniyle, dünyada hava ulaşımı çok hızlı bir şekilde büyümektedir ve buna paralel olarak uçak sayılarının çoğalması, uçak maliyetlerinin çok yüksek olması, dünyada uçak bakımının büyük bir iş alanını kapsamasını, yani, bir iş alanını meydana getirmiştir. Yeter ki, Türkiye olarak bu alanlarda, mantıklı, bilinçli, yüksek teknolojiye dayalı yatırımlar yapalım.

 Yapacağımız bu yatırımları bir daha söylemeye ihtiyaç duyuyorum. Havaclık üniversitelerimizin sayısını artırıp, çocuklarımızı pervaneli uçaklarla değil, yeni teknoloji kullanan uçaklarla eğiterek yetiştirelim. Yapacağımız bakım ambarlarımızı da ileri teknolojiyle donatmalıyız ki, dünya uçak bakım piyasası Türkiye'nin elinde olsun.

Bu düşünce ve duygularla, tekrar, hepinize saygı ve sevgilerimi sunar, bu kanunun ülkemize nitelik ve yücelik getirmesini dilerim. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Arıkan.

Şahsı adına, Adana Milletvekili Sayın Kemal Sağ; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

KEMAL SAĞ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 940 sıra sayılı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının 24 üncü maddesi hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, az önce 20 nci madde hakkında yapmış olduğum görüşme sırasında dile getirdiğim hususları, Sayın Bakanın delaletiyle sizler kabul ettiniz ve böylece Kara, Hava ve Deniz Harp Okulları arasındaki eşitlik sağlandı ve haksızlık giderildi. Ben, sözlerime başlarken, Sayın Bakana, deminki anlayışı için teşekkür ediyorum.

Ancak, maalesef, benzeri bir sorun bu defa bu maddede  yer alıyor. Hatta, bu madde hükmüyle deminki getirilmiş olan uygulamanın bir sınırlaması da söz konusu oluyor. Harp Okullarına böyle bir imkân tanınırken bu imkânın fiilen kullanılma şartlarının da sağlanmış olması gerekir değerli arkadaşlar. Aksi takdirde, ya yaptığımızı bilememe ya da yaptığımız işe hâkim olamama durumuna düşeriz. Bunu niye söyledim; çünkü, asgarî 22 yaşında Harp Okulundan mezun olan gençler, 23 yaşından önce pilotluğa başlayamıyor ve tabiî, dolayısıyla, en az onbeş yıl da mecburî hizmet olduğu için de 37 yaşından önce de, yasal yollarla, Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayrılması mümkün değil.

Şimdi, durum böyle olduğuna göre, bu maddenin ( c) bendindeki 30 yaş sınırı da Harp Okulu mezunlarına tanınmış istihdam imkânı ya da hakkının fiilen kullanılmaz hale gelmesine neden oluyor. Öte yandan, bu madde kapsamına da Hava Harp Okulu mezunlarının ilavesiyle amaçlanan, bu insanların meslekî tecrübelerinden yararlanmak ise amaç, 21 inci maddenin tersine, burada meslekî tecrübe öngörülmemiştir.

Ayrıca, madde gerekçesinde, uzman ve uzman yardımcıları kadrolu olarak istihdam edilemeyeceğinden ve bu unvanların pozisyon olarak ihdas edilmesi nedeniyle "artırabilmek" ibaresinin "bu pozisyonlarda görev alabilmek" şeklinde değiştirildiği hususuna yer verilmiştir. Personel statüsüne ilişkin 25 inci maddeyle birlikte değerlendirildiğinde, bunun, yani atama yerine görevlendirme şeklindeki tercihin ücret ve malî haklar bakımından bir avantaj sağlamak üzere 657 sayılı Yasayla dolaylı bir ilgi kurulduğu anlaşılmaktadır. Buna göre, sözünü ettiğim istihdam tercihiyle ilgili amacın gerçekleşebilmesi için mevcut yaklaşımın iç tutarlılığını sağlamak üzere 30 yaş sınırının değiştirilerek, Harp Okulları kaynağından gelecek olan personel için ayrıca uygun süreli bir meslekî tecrübe şartı da konulması suretiyle yeniden bir değerlendirme yapılmasının uygun olacağını düşünüyorum.

Sektöre ilişkin sorunların ele alınıp değerlendirilmesi, çözümlenmesi, mevzuat hazırlanması gibi konularda çalışmak üzere, uzman niteliğinde personel istihdam etme hedefinin sağlanması ve akılcı yaklaşımlarla çözümler üretilmesi bakımından uzman niteliğinde personel çalıştırma düşüncesi ya da amacının tecrübeyle desteklenmesi gerekmektedir.

Yaş ve mecburi hizmet gibi nedenlerle bu madde hükmünün yürütülmesinde sorunlar yaşanacağına dair belirttiğim görüşler doğrultusunda harp okulu kökenli personelden de yararlanmak isteniyorsa, bu maddenin iç tutarlılığının sağlanması ve beklenen amaçların gerçekleştirilebilmesinin, yaş sınırının yeniden değerlendirilmesi ile meslekî tecrübe esasına bağlı olduğunun gözden kaçırılmamasında fayda vardır.

Yüce Meclisten, Sayın Bakandan ben istirham ediyorum: Deminki düzeltilen hata gibi, lütfen, bu maddedeki hatanın da giderilmesinde yardımcı olurlarsa ben şükran duyarım ve bütün bu insanlar adına da buradan teşekkürlerimi sunarım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

KEMAL SAĞ (Devamla) - Sayın milletvekilleri, bunun için de, Genel Müdürlük bünyesinde sınavla gelen personele ve Harp Okulu bünyesinden gelen öğrencilere aynı yatırımı, aynı eğitim yatırımını ayrı ayrı yapmak yerine, sivil havacılık tecrübeleri ile askerî teknik nitelikli tecrübelerin akılcı bir şekilde birleştirilmesine ihtiyaç bulunduğu düşüncesiyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Sağ.

Şahsı adına, Denizli Milletvekili Sayın Ümmet Kandoğan; buyurun.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 24 üncü maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Daha önceki konuşmalarımda da bahsetmiş olduğum gibi, genel olarak, son derece olumlu hazırlanmış olan bir kanun tasarısı. Verilen önergelerle, yapılan değişikliklerle kanunun daha olgunlaştığını ve milletimiz için daha menfaatlı bir hale geldiğini de görmüş olmaktan mutluluk duyuyorum.

Ancak, bu kanun tasarısı görüşülürken, yapılan bazı konuşmalar nedeniyle ortamın zaman zaman gerilmiş olmasından da üzüntü duyduğumu ifade etmek istiyorum.

İktidar Partisi milletvekilimizin geçmiş dönemleri toptan yok farz eden "taş üstüne taş konulmamış" ifadelerinin, siyasette çok fazla taraftar bulmadığının bilinmesini de özellikle istirham ediyorum.

Sayın Yıldırım da şanssız bir konuşma yaptı; özellikle bu Mecliste şu anda bulunan siyasî partileri sadece Adalet ve Kalkınma Partisi ile Cumhuriyet Halk Partisi olarak görüp, diğer partileri yok saymasını da demokrasi açısından üzüntü verici bir değerlendirme olarak görüyorum. Bu Mecliste şu anda bulunan bütün partiler, Meclis çalışmalarında ellerinden gelen gayreti, yardımı ve desteği gösteriyorlar; doğru bulduklarını ifade edip, yanlış gördükleri hususları da belirtiyorlar, ifade ediyorlar. Bakınız, bu kanun tasarısı üzerinde, gecenin bu saatinde, ben de, Doğru Yol Partisi milletvekili olarak katkı yapmaya çalışıyorum Mecliste; bunun da özellikle altını çizmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kanun tasarısı görüşülürken, çeşitli kereler özelleştirmelerle ilgili olarak düşünceler ifade edildi; ben, öncelikle, özelleştirmeye karşı olmadığımızı, özelleştirmelerin yeri ve zamanı geldiğinde yapılabileceğini, ancak Türkiye için hayatî önemi haiz olan ve stratejik tesislerin, bu özelliklerinin gözönüne alınarak özelleştirme konusunda karar alınmasının doğru olduğu inancındayım. Örneğin, TÜPRAŞ, geçen sene 1 300 000 000 dolara satılmıştı. Biz, o zaman da, bu satışın yanlış olduğunu, bu tesisisin hayatî bir tesis olduğunu ve yüzde 65'ine tekabül eden 1 300 000 000 doların çok komik bir rakam olduğunu ifade etmiştik. Bakınız, bundan iki ay önce, İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında TÜPRAŞ'ın yüzde 14,65'i 465 000 000 dolara satıldı. Geçen sene yüzde 65,76'sı 1 300 000 000 dolara satılırken, yüzde 14,65'i yüzde 65'e yuvarlayacak olursak, yüzde 14,65'in satışıyla bugünkü fiyatı, tam, geçen senenin, 1 milyar dolar üzerine tekabül etmektedir. Geçen sene, babalar gibi satıldığını ifade edenler, bir yıl içerisinde, devletin, eğer mahkeme o satışı bozmasaydı, durdurmasaydı, engellemeseydi, 1 milyar dolar zarara uğradığını, hepimiz, büyük bir üzüntüyle görüyoruz. Değerli milletvekilleri, yüzde 14,65'i 465 000 000 dolara satıldı ve blok olarak satıldı. Borsada da, o günkü fiyatlardan, yüzde 10 ıskontolu olarak satıldı ve 1 lot TÜPRAŞ hissesi 15 400 liraya geliyordu; üç gün içerisinde, İstanbul Menkul Kıymetler Borsasındaki TÜPRAŞ hisselerinin fiyatı 22 000 liraya çıktı ve yüzde 14,65'ini satın alan o yabancı şirketler, üç gün içerisinde, beş gün içerisinde, tam 150 000 000 dolar para kazandılar değerli milletvekilleri. Onun için, özelleştirmeler yapılırken, tesislerin gerçek kıymeti neyse ve orada çalışanların gerçek hakkı neyse, onun savunulması, o hakların korunması son derece önem arz etmekte ve yine, Türkiye için -demin de söylemiş olduğum gibi- hayatî önemi haiz olan tesislerin, stratejik tesislerin satılmasından da vazgeçilmesi son derece önem arz etmektedir.

Bakınız, TÜPRAŞ'la ilgili, ihale hazırlıkları yeni başladığında, TÜPRAŞ ihalesine girebilmek için yeterlilik belgesi alan, dünyanın değişik 4 ülkesinin 4 şirketinin yapısını size anlatmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) -  O 4 şirketin içerisinde, kamunun payı -dikkatinizi çekmek istiyorum- devletin payı, yüzde 27 ile yüzde 76 oranında değişmektedir; altını çiziyorum, bu 4 şirket içerisinde kamunun payı yüzde 27 ile yüzde 76 arasında değişmektedir. Dünyanın değişik ülkelerinin şirketleri, kamunun payının bu kadar olduğu şirketler, TÜPRAŞ'a sahip olmak için, TÜPRAŞ'ı almak için, ihaleye katılmak için yeterlilik belgesi alırken, biz, böyle hayatî önemi haiz olan bir tesisi, tamamen kamunun denetiminden, elinden çıkarıp, hatta yabancı şirketlere dahi açmamızın çok iyi değerlendirilmesinin, hesabının çok iyi yapılmasının gerekli olduğu inancımı ifade ediyor, bu kanun tasarısının milletimize ve memleketimize hayırlı olmasını temenni ediyor; sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Kandoğan.

Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

2 önerge vardır; geliş sırasına göre okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 940 sıra sayılı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının 24 üncü maddesinin (a) bendine "meteoroloji" ibaresinden sonra gelmek üzere "harita ve kadastro (Jeodezi ve Fotogrametri Mühendislikleri)" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Ufuk Özkan

Ali Kemal Deveciler

Gürol Ergin

 

Manisa

Balıkesir

Muğla

 

Mevlüt Coşkuner

Erdal Karademir

Yaşar Tüzün

 

Isparta

İzmir

Bilecik

BAŞKAN -  İkinci önerge en aykırı önerge, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 940 sıra sayılı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının 24 üncü maddesinin (a) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

a) En az dört yıllık eğitim veren örgün yükseköğretim kurumlarının veya bunlara denkliği kabul edilen yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olmak.

 

Gürol Ergin

Mevlüt Coşkuner

Ali Kemal Deveciler

 

Muğla

Isparta

Balıkesir

 

Erdal Karademir

Ufuk Özkan

Yaşar Tüzün

 

İzmir

Manisa

Bilecik

BAŞKAN - Sayın Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Sayın Başkan, katılmıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İstanbul) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Havacılık uzmanlığı ve havacılık uzman yardımcılığına atanmak için birtakım üniversite bölümlerinin dikkate alınarak uygulanması, eğitimde eşitlik ilkesi çerçevesinde çelişki yaratmaktadır. Bu anlamda, 4 yıllık örgün yükseköğretim kurumlarından mezun olması, uzman ve uzman yardımcılığı için yeterlidir.

BAŞKAN - Efendim, Hükümetin ve Komisyonun katılmadığı, gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 940 sıra sayılı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının 24 üncü maddesinin a) bendine "meteoroloji" ibaresinden sonra gelmek üzere "harita ve kadastro (Jeodezi ve Fotogrametri Mühendislikleri)" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                        Erdal Karademir (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Sayın Başkan, uygun görüşle takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İstanbul) - Katılıyoruz.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının 11 inci maddesiyle Hava Alanları Daire Başkanlığı kurulmaktadır. Hava Alanları Daire Başkanlığının görevleri ve sorumluluklar incelendiğinde "inşa edilecek sivil hava alanları, hava tesisleri, mania planlarını hazırlamak, uygulamak ve denetlemek" gibi görevler üstlendiği görülmektedir.

Ancak, kurumda görev alacak konuyla ilgili bazı mühendislik birimlerinin, tasarının 21 ve 24 üncü maddelerinde yer almadığının farkına varılması üzerine, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonunda ilgili mühendislik birimlerinin eklendiği görülmektedir.

İlgili komisyonda bazı eksikliklerin giderilmiş olmasına rağmen, Hava Alanları Daire Başkanlığının görevleri ve sorumlulukları içinde üstlendiği görev itibarıyla harita ve kadastro mühendisleri (Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisleri)nin yer almadığı görülmüştür.

Bu anlamda "inşa edilecek sivil hava alanları, hava tesisleri, mania planlarını hazırlamak, uygulamak ve denetlemek" gibi görevlerin yerine getirilmesinde harita ve kadastro mühendisleri (Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisleri)nin varlığı inkâr edilemez.

Değişiklik önergemizle bu eksiklik giderilmektedir.

BAŞKAN - Komisyonun uygun görüş ifade ettiği, Hükümetin katıldığı, gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

24 üncü maddeyi, kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, çalışma süremiz dolmuştur.

Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 24 Haziran 2005 Cuma günü saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 22.58