DÖNEM: 22         CİLT: 78       YASAMA YILI: 3

 

 

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

 

72 nci Birleşim

17 Mart 2005 Perşembe

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GündemdIşI Konuşmalar

1.- Sakarya Milletvekili Süleyman Gündüz'ün, Türk Milletinin tarih sahnesinde varlığını sürdürme iradesini ortaya koyduğu Çanakkale Zaferinin 90 ıncı yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması

2.- Çanakkale Milletvekili Mehmet Daniş'in, Türk Milletinin tarih sahnesinde varlığını sürdürme iradesini ortaya koyduğu Çanakkale Zaferinin 90 ıncı yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması

3.- Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat Melik'in, Şanlıurfa İlinin turizm ve ihracat potansiyeli ile ulaşım sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması

B) Tezkereler ve Önergeler

1.- SEKA'nın mevcut durumunun ve sorunlarının araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılması istemini havi (10/56) esas numaralı önergeden, adı geçen kurumun kapatılması nedeniyle bazı milletvekillerinin imzalarını çektiklerine ilişkin önergeleri (4/271)

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)

2.- Devlet Memurları Kanunu ve Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/946) (S. Sayısı: 827)

3.- Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/971) (S. Sayısı: 831)

VI.- SORULAR VE CEVAPLAR

A) YazIlI Sorular ve CevaplarI

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Ali ÖZPOLAT'ın, LPG'li araç kullanımının sebep olduğu sorunlara ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı (7/4822)

2.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın, soru önergelerinin cevaplandırılmaması nedeniyle denetim yetkisini kullanıp kullanmayacağına ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/4877)

3.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Antalya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne bağlı birimlerdeki işçi kadrolarına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/4971)


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 14.00'te açılarak sekiz oturum yaptı.

Sivas Milletvekili Osman Kılıç,

Tekirdağ Milletvekili Erdoğan Kaplan,

Öğretmen okullarının 157 nci kuruluş yıldönümüne;

Amasya Milletvekili Hamza Albayrak, ekonomik suç ve kayıtdışı ekonominin olumsuz etkileriyle, alınması gereken tedbirlere;

İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.

Bazı milletvekillerinin belirtilen sebep ve sürelerle izinli sayılmalarına ilişkin Başkanlık tezkeresi kabul edildi.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 160 ıncı sırasında yer alan 589'a 1 inci ek sıra sayılı komisyon raporunun, bu kısmın 3 üncü sırasına alınmasına ilişkin CHP Grup önerisinin, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edilmediği açıklandı.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:

1 inci sırasında bulunan, Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı: 305) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporu henüz gelmediğinden, ertelendi.

2 nci sırasında bulunan ve görüşmelerine devam olunan Devlet Memurları Kanunu ve Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/946) (S. Sayısı: 827) 31 inci maddesine kadar kabul edildi; 31 inci madde üzerinde bir süre görüşüldü.

17 Mart 2005 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşime  22.59'da son verildi.

Sadık Yakut

 

 

Başkanvekili

 

 

 

Ahmet Gökhan Sarıçam

Yaşar Tüzün

 

Kırklareli

Bilecik

 

Kâtip Üye

Kâtip Üye

Mehmet Daniş

 

 

Çanakkale

 

 

Kâtip Üye

 

 

 


No.: 98

 

II.- GELEN KÂĞITLAR

17 Mart 2005 Perşembe

 

Rapor

 

1.- Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman ile 5 Milletvekilinin, Şanlıurfa İli Halfeti İlçesinin Karaotlak Köyü Tapulama Alanı Dışına Nakledilen Bölümü ile Argaç, Seldek, Yeşilözen ve Karaotlak Köylerinin Halfeti İlçe Belediyesine Mahalle Olarak Bağlanması Hakkında Kanun Teklifi; Şanlıurfa Milletvekili M. Vedat Melik ile 23 Milletvekilinin, Şanlıurfa İli Halfeti İlçesinin Karaotlak Köyü Tapulama Alanı Dışına Nakledilen Bölümü ile Argaç ve Karaotlak Köylerinin Halfeti İlçe Belediyesine Mahalle Olarak Bağlanması Hakkında Kanun Teklifi ve Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Kaplan ile 6 Milletvekilinin, Şanlıurfa İli Halfeti İlçesinin Karaotlak Köyü Tapulama Alanı Dışına Nakledilen Bölümü ile Argaç, Karaotlak ve Yeşilözen Köylerinin Halfeti İlçe Belediyesine Mahalle Olarak Bağlanması Hakkında Kanun Teklifi ve İçişleri Komisyonu Raporu (2/395, 2/341, 2/396) (S. Sayısı: 837) (Dağıtma tarihi: 17.3.2005) (GÜNDEME)

 


BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

17 Mart 2005 Perşembe

BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 72 nci Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağım.

Yoklama için 5 dakika süre veriyorum.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise, yoklama pusulalarını, teknik personel aracılığıyla, 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN- Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, 3 sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz, Çanakkale Zaferinin 90 ıncı yılı münasebetiyle söz isteyen Sakarya Milletvekili Süleyman Gündüz'e aittir.

Buyurun Sayın Gündüz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Sayın Gündüz, süre sınırı yoktur; buyurun.

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GündemdIşI Konuşmalar

1.- Sakarya Milletvekili Süleyman Gündüz'ün, Türk Milletinin tarih sahnesinde varlığını sürdürme iradesini ortaya koyduğu Çanakkale Zaferinin 90 ıncı yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması

SÜLEYMAN GÜNDÜZ (Sakarya)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yarın Çanakkale Savaşının 90 ıncı yılını anacağız. Meclisimiz yarın kapalı olduğu için bugünden Çanakkale Savaşının 90 ıncı yılı üzerindeki görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Zaferimiz kutlu olsun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; "size, taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum! Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve komutanlar gelebilir." Yarbay Mustafa Kemal. Gelibolu. 25 Nisan 1915. 57 nci Piyade Tümeni.

Yarbay Mustafa Kemal'in, 57 nci Piyade Tümenini Gelibolu kıyı başındaki ateş çemberine sevk ederken söylediği bu sözler, Türk Ordusunun, Birinci Dünya Savaşı ve arkasından, Kurtuluş Savaşındaki muharebe tarihini çok iyi özetler.

Ben Sakarya Milletvekiliyim. Tüm Sakaryalılar ve bu aziz millet bilirler ki, Çanakkale Savaşı ve Zaferi, nasıl bu milletin tarih sahnesinde varlığını sürdürme iradesini ortaya koymuşsa, Sakarya Meydan Muharebesinin de içinde yer aldığı Kurtuluş Savaşı da, Türkiye'yi, Türklerin ilk ve son vatanı yaptı.

Sakarya Meydan Muharebesine katılan bu aziz milletin evlatları şehit düştüklerinde cepleri boşaltıldığında görülen o oldu ki -Genelkurmay Başkanlığı kayıtlarında yer almaktadır- şehitlerimizin çoğunluğunun ceplerinden vatan şairlerinin yazdığı kahramanlık şiirleri çıkmaktaydı. Bu, genelde, İstiklal Marşı Şairimiz Mehmet Âkif'in "Çanakkale Şehitlerine" adlı şiiriydi:

"Yaralanmış tertemiz alnından, uzanmış yatıyor;"

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - "Vurulmuş" olacak.

SÜLEYMAN GÜNDÜZ (Devamla) - "Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!

Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i...

Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

Gömelim gel seni tarihe! desem, sığmazsın."

Tarihin önemli kırılma anları vardır. Bu anlar, bazı milletlerin kaderini etkiler veya kader, o milleti, önemli o anla sınar.

Kader, insana özgü olduğu kadar milletlere de özgüdür. Vatan sahibi ve millet olmak, o an sınanmadaki başarı veya başarısızlığınızın sonucudur. Bulunduğunuz yer ve idealleriniz ile sınanma sayınız arasında doğrudan bir ilişki vardır. Bulunduğunuz yer ve idealleriniz büyükse, insanlık tarihinin önemli kırılmalarının tümünde sınanırsınız. İnsanlığa adanmış milletseniz eğer, sınanmanız yeryüzünün gidişatını etkiler.18 Mart 1915, Türk tarihinin en önemli sınanmasıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çanakkale'nin, sadece Türkiye için değil, dünya için büyük bir önemi var. Winston Churchill diyor ki, "Tophaneli Hakkı'nın yaptığını dörtyüz yıldan beri hiç kimse yapamamıştır. Nusret Mayın Gemisinin bu kahraman subayı, bir gecede Çanakkale Boğazını mayınlamış, yenilmez addedilen İngiliz donanmasının üçte 1'ini kullanılmaz hale getirmiştir. Bu durum, savaşın süresini ikibuçuk yıl uzatmış ve sonuçta bizlere yenilgiyi tattırmıştır. Ayrıca, Çanakkale yenilgisi münasebetiyle bizim gücümüzden dünyada şüpheler başladı. Bangladeş, Hindistan, Pakistan gibi ülkeleri elimizden kaçırdık. Güneş batmayan imparatorluğun güneşi batmaya başladı." Büyük Roma İmparatoru Sezar'a ait olan "geldim, gördüm, yendim" sözü, Çanakkale'de, Churchill'in dilinde "geldim, gördüm, pes ettim"e dönüşmüş, savaş kaybından dolayı Churchill'in yargılanması esnasında "ben, Çanakkale'de Türklerle savaşmadım, Tanrıyla savaştım" sözü, insanlığa adanmış bir milleti tanımlar.

Çanakkale'deki mezar taşları bize bu büyük zaferin  sırrını anlatmaktadır. Birliğimiz ve dirliğimizi sağladığımızda nasıl destan yapılacağını gösterdik Çanakkale'de. Çanakkale Savaşı, genç nesillere millî şuur ve millet olma gururu aşılamada etkili bir unsurdur. Türkiye Cumhuriyetinin temellerinin de atıldığı yerdir Çanakkale Savaşı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çanakkale Zaferi, artık, kuru hamasetin yapıldığı anma günlerini geride bırakmalıdır. Bu zafer, bir taraftan, milletimizin tarih sahnesinde varlığını sürdürme iradesini ortaya koyarken, diğer yandan, sonuçları itibariyle insanlık âlemine karşı barışı kurma ve sürdürme sorumluluğumuzu da pekiştirmektedir.

Tarihin en dramatik ve en kanlı savaşlarını yaşayanlar, bugün barış içinde yaşamak ve birlikte hareket etmek üzere ortak irade ortaya koymaktadırlar. Bugün bu milletin Avrupa Birliği içinde yer alma isteği bu çerçevede değerlendirilmelidir.

Şüphesiz, tarih, ders alındığında ve üzerinde kültür inşa edildiğinde anlamlanır. Bu, bütün insanlık için böyledir. Bu tür günleri anmak, bugün insanlığın ortak ideali haline gelmiş evrensel barış, kardeşlik ve paylaşıma vurgu yapma açısından önemli fırsatlar sunmaktadır.

İrlanda'nın Loaghire Kasabasından Gelibolu'ya savaşmaya gelen bir gence yakılan ağıtın, İrlandalı bir müzik grubunun şarkısında yer aldığı gibi:

"Sadece bir mektup vardı elimizde, ondan biliyorduk;

Diyordu ki:

'Üzüntümüz derin, oğlunuz gözü pekti ve cesurdu'

Annen ve ben seni Gelibolu'ya ölüme yolladığımızda daha sadece ondokuz yaşındaydın...

Yanlış ülke için savaştın, yanlış amaç için savaştın,

Ve bunun İrlanda'nın en büyük kaybı olduğunu söylerdi sık sık annen.

Yabancı kıyılara savaşmaya gittiklerinde tüm tertemiz gençler,

Bu büyük savaş onların evi oldu.

Kanlarımız beraber ve birbirine aktı."

Çanakkale Savaşımızdaki aziz şehitlerimizi şu sözlerle yâd ederek sözlerime son vermek istiyorum:

"Tüllenen mağribi, akşamları, sarsam yarana...

Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.

Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber,

Sana âğuşunu açmış duruyor Peygamber."

Zaferimiz kutlu olsun!

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Gündüz.

Gündemdışı ikinci söz, aynı sebeple söz isteyen Çanakkale Milletvekili Mehmet Daniş'e aittir.

Buyurun Sayın Daniş. (AK Parti sıralarından alkışlar)

2.- Çanakkale Milletvekili Mehmet Daniş'in, Türk Milletinin tarih sahnesinde varlığını sürdürme iradesini ortaya koyduğu Çanakkale Zaferinin 90 ıncı yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması

MEHMET DANİŞ (Çanakkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarihe altın harflerle geçen Çanakkale Zaferinin 90 ıncı yıldönümü münasebetiyle söz almış bulunuyorum; sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Doksan yıl önce Çanakkale'de bir destan yazan şehitlerimizi minnet, şükran ve rahmetle anıyoruz.

20 nci Yüzyılın başlarında dünya egemenlerinin sömürge paylaşımındaki anlaşmazlıkları insanlığı büyük bir savaşla karşı karşıya getirmiştir. Bu savaşta, hasta adam olarak nitelendirdikleri Osmanlı Devletinin varlığına son verilecek, şark meselesinin en önemli adımı ve bugün yeni dünya düzeni olarak tanımlanan sistemin temelleri de atılmış olacaktı.

Birinci Dünya Savaşı başladığında savaşabilecek ekonomik ve teknolojik güçten yoksun olan Osmanlı Devleti yanlış politikalar sonucu kendini bu savaşın içinde bulmuştur. Dünyanın her noktasında haklarının olduğunu düşünen 20 nci Yüzyılın sömürgeci devletleri Osmanlı Devletini savaşdışı bırakıp kirli emellerine ulaşabilmek için sömürdükleri coğrafyaların insanlarıyla çıkmışlardı Çanakkale'de Mehmetçiğin karşısına. Ekonomik ve teknolojik güçleriyle tüm hedeflerine ulaşabileceklerini düşünenlerin gözden kaçırdıkları ve planlamadıkları bir şey vardı, o da, vatanları için canlarını vermeyi kazanılmış en büyük zafer sayan yüzbinlerce Mehmetçiğin varlığını.

Çanakkale Savaşları, saldıran çeliğe ve ateşe karşı etin ve kemiğin kendini savunmasıdır. O kadar çetin bir savaş yaşanıyordu ki, Mustafa Kemal "ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum! Biz ölünceye kadar geçecek sürede yerimize yeni subaylar ve askerler gelebilir" komutuyla Mehmet Âkif ise bir şiirinde:

Öteden saikalar parçalıyor âfakı

Beriden zelzeleler kaldırıyor amakı

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin

Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin" diyerek bu durumu açıkça ortaya koymuşlardır.

İstanbul ve Anadolu'nun en seçkin liselerinin öğrencileri gönüllü olarak Mehmetçiğin imdadına koşmuş ve büyük bölümüyle de burada şehit olmuşlardır. Mustafa Kemal'in "biz Çanakkale'ye bir darülfünun gömdük" sözü de bu durumu işaret etmektedir.

Çanakkale bir ölüm kalım savaşıdır. Bütün bir milletin, mutlaka, zafere odaklanmış bir şekilde "ya istiklal ya ölüm" kararının verilişidir. Vatanın kapısına dayanmış ve tüm kutsalları tehdit eden düşmana "dur" denilmesidir.

"Dur yolcu, bilmeden gelip bastığın,

Bu toprak bir devrin battığı yerdir.

Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,

Bir vatan kalbinin attığı yerdir."

Çanakkale'nin toprağına, dünyanın belleğine kazınan bu mısralar, sömürgecilerin silahla her zaman sonuç alamayacaklarını, Çanakkale'nin mağlubu Churchill'in "Anlamıyor musunuz; biz, Çanakkale'de Türklerle değil, Allah ile savaştık. Tabiî ki yenildik" ifadesi de doğrulamaktadır.

Çanakkale'de Mehmetçiğe karşı savaşmış İngilizler, Londra'da Mehmetçik heykelleri dikiyorlarsa; Anzaklar, her yıl Çanakkale'de Mehmetçiğin mezarlarını da ziyaret ediyorlarsa, bu savaş, insanlığın son insanî savaşıdır. Çanakkale'de, Mehmetçik, dünyaya sadece savaş dersi değil, aynı zamanda insanlık dersi de vermiştir.

"Gelsin insan olan hisse kapmaya,

Toprak seccadede Hakka tapmaya,

Çanak çömlek değil, vatan yapmaya,

Toprağın al kanla boyandığı yer.

Çanakkale savaşlarında Mehmetçiğin kazandığı zafer, dünya tarihinin akışını da önemli ölçüde etkilemiştir. Dünya, artık, savaşların, toplumların vicdanlarını kanattığını, nesillerin belleğinde derin izler bıraktığını görmeli, barışı ve kardeşliği esas alan birliktelikleri Çanakkkale'den ders çıkararak oluşturmalıdır.

Sözlerime, Çanakkale'de savaşan yiğitlerin mertebesini en güzel ifade eden Mehmet Âkif'in mısralarıyla son vermek istiyorum:

"Sen ki asara gömülsen taşacaksın... Heyhat,

Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihan

Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber,

Sana ağuşunu açmış, duruyor Peygamber."

Ümitsiz değiliz. 18 Mart 1915, Çanakkale, Türkiye Cumhuriyetinin önsözüdür. O güzel insanlara ve hatıralarına layık olmaya çalışıyoruz; ruhları şâd olsun. Aziz Türk Milleti ilelebet payidar kalacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle, Yüce Meclisimizi ve Aziz Türk Milletini saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Daniş.

Gündemdışı üçüncü söz, Şanlıurfa İlinin turizm ve ihracat potansiyeli ile ulaşım sorunları hakkında söz isteyen Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat Melik'e aittir.

Buyurun Sayın Melik. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat Melik'in, Şanlıurfa İlinin turizm ve ihracat potansiyeli ile ulaşım sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması

MEHMET VEDAT MELİK (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Şanlıurfa İlinin turizm ve ihracat potansiyeli ile ulaşım sorunları hakkında görüşlerimi belirtmek üzere, gündemdışı söz almış bulunuyorum; öncelikle, Yüce Meclisi saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, GAP Projesi kapsamında sulanabilir arazilerin toplamının yarıya yakın bir bölümüyle dünyanın 3 üncü, Türkiye'nin ise en büyük hidroelektrik santralı ve barajı olan Atatürk Barajının il sınırları içinde bulunması nedeniyle, son yıllarda ülke kamuoyunda adı en çok geçen illerden biri olan Şanlıurfa'nın, en az bu saydıklarım kadar önemli başka bir yönü de tarihi, değişik kültürü ve çok çeşitli turizm potansiyelidir. Onbirbin yıllık tarihî Şanlıurfa, bütün dünyada peygamberler şehri olarak tanınması yanında, dünyanın ilk üniversitesinin kurulduğu Harran'ın, Musa Peygamberin koyun otlattığı Tektek Dağlarındaki Şuayb Şehrinin, yine o bölgedeki Han-El Bağrur'un, Viranşehir İlçesindeki Eyyüp Nebi makamının, Nemrut'un Hazreti İbrahim'i ateşe attığı ve herkesin bildiği Ayn-ı Zeliha'nın, İsa Peygamberin mendilini düşürdüğü Ulu Camideki kuyunun yanı sıra, Asurlular, Sümerler, Romalılar, Selçuklular gibi geçmiş medeniyetlerin daha çok sayıda eserinin bulunduğu ve en az bunlar kadar değerli cumhuriyet tarihinin en önemli projesi olan GAP Projesinin ilk uygulamasının yapıldığı ildir. Atatürk Baraj Gölünün oluşmasıyla birlikte, Bozova İlçesinin Çatak Köyünde kurulan su sporları merkeziyle de, artık, yılın büyük bir bölümünde, yelkencilik dahil, her türlü su sporunun yapılabileceği bir yer haline gelen Şanlıurfa, Karaali Kaplıcalarıyla birlikte, ayrıca, önemli bir termal turizm merkezi olmaya da adaydır. Bütün bunların yanında, Siverek İlçe Merkezine 45 kilometre uzaklıkta bulunan 1 919 metre yüksekliğindeki Karacadağ'da, kış sporları olanakları da mevcuttur. Ancak, turizm çeşitliliğinde ülkenin en zengin illerinden biri olan Şanlıurfa, bu özelliğini, yeterince kullanamamaktadır; çünkü, toplam 103 SİT alanı ile bir müze şehir olma niteliğini taşıyan Şanlıurfa, başlı başına bir kültürel ve tarihî zenginliğe sahip olmasına rağmen, Turizm Bakanlığının destinasyonları içerisinde yer almamaktadır; çünkü, Şanlıurfa, sahip olduğu kentsel tarihî doku itibariyle, gerek yerli turizm açısından gerekse yabancı turizm açısından bir cazibe merkezi olma niteliklerini haizdir. Binlerce yıllık bir tarih ve kültür birikiminin izlerini çehresinde taşıyan kentimiz, turizm sektöründen hak ettiği payı, ne yazık ki, alamamaktadır.

Değerli arkadaşlar, Şanlıurfa'nın en önemli potansiyeli, hiç kuşkusuz ki, devam etmekte olan Harran Ovası sulamaları ve GAP Projesi kapsamında, il içindeki diğer sulama projelerinin bitirilmesiyle birlikte ortaya çıkacak olan, her türlü sanayi bitkisi üretimi ile sebze ve meyve üretimidir. Şu anda, sulama imkânı olan bölgelerde ve özellikle Harran Ovasında, geniş alanlarda, ikinci ürün mısır üretilmekte, bunun yanı sıra, Karaali'deki termal sudan faydalanarak, ciddî anlamda seracılık yapılmakta ve bu seralarda sebze ve çiçek yetiştirilmektedir.

Şanlıurfa, sahip olduğu turizm, doğa, tarım ve sanayi potansiyeliyle hem kendine hem de bütün Türkiye'ye büyük katkılar sağlayabilecek kapasiteye sahip dev bir ildir; ancak, uyuyan bu devin nimetlerinden faydalanabilmek için, hükümetin, Şanlıurfa'ya önem vermesi ve kaynak aktarması gerekmektedir.

Değerli arkadaşlar, Şanlıurfa'nın sahip olduğu bu çeşitli potansiyelleri harekete geçirmek için, öncelikle ulaşım sorununu çözmek gerekir. Ulaşım sorununu çözmeden, ilimize ne turist getirebiliriz ne de yüz milyonlarca dolar harcadığımız sulama projelerinden elde ettiğimiz ürünleri yurtiçi ve yurtdışı pazarlara taşıyabiliriz.

İktidara geldiği günden bu yana yaklaşık ikibuçuk yıl geçmesine rağmen, AK Parti Hükümeti, maalesef, Şanlıurfa'ya tek bir çivi dahi çakmamıştır, bu yıl ağaçlandırma için ayrılan bütçe hariç. Şanlıurfa uluslararası GAP havaalanı için 2005 bütçesinden de kayda değer bir kaynak ayrılmamıştır. Havaalanının bu ödeneklerle ne zaman bitirileceği bilinmemektedir.

Gaziantep-Şanlıurfa otoyolu bir an önce bitirilmelidir. Günde 20 000 aracın geçtiği ve her ay birkaç yayanın hayatını kaybettiği, halk arasında artık "ölüm yolu" diye anılan ipek yolunun, çevre yolları yapılarak şehir dışına alınması bir an önce sağlanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, Şanlıurfa halkı, Sayın Başbakanın mayıs ayı içinde Şanlıurfa'ya yapacağı gezi ve Harran Üniversitesinde katılacağı bir dizi toplantılar sırasında, Şanlıurfa uluslararası GAP havaalanı, Gaziantep-Şanlıurfa otoyolu ve Şanlıurfa çevre yollarıyla ilgili somut yanıtlar beklemektedir. Sayın Başbakan, bu projelere ne kadar kaynak aktaracağını ve ne zaman bitireceğini kesin olarak açıklamalıdır.

Şanlıurfa, bugün, hiçbir dönemde ihtiyaç duymadığı kadar devletin desteğine ve katkısına ihtiyaç duymaktadır. Şanlıurfa'nın altyapı eksiklikleri giderildiğinde ve iyi tanıtıldığında, iddia ediyorum ki, Türkiye'nin en önemli ihracat ve turizm merkezi olacaktır. Unutmayalım ki, Şanlıurfa'ya sahip çıkmak, kendi kültürüne, değerlerine, tarihine ve kaynaklarına sahip çıkmaktır.

Bu düşüncelerle, Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Melik.

Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.

Kâtip Üyenin oturarak okumasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(10/56) esas numaralı Meclis araştırması önergesinden, bazı milletvekillerinin imzalarını çektiklerine dair bir önerge vardır, okutuyorum:

B) Tezkereler ve Önergeler

1.- SEKA'nın mevcut durumunun ve sorunlarının araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılması istemini havi (10/56) esas numaralı önergeden, adı geçen kurumun kapatılması nedeniyle bazı milletvekillerinin imzalarını çektiklerine ilişkin önergeleri (4/271)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

SEKA'nın kapatılmasından dolayı güncelliğini yitirdiğinden, daha önceden vermiş bulunduğum (10/56) esas nolu Meclis araştırması önergesinden imzamızı geri çekiyoruz.

Saygılarımızla arz ederiz.

 

Salih Gün

İsmet Atalay

Hüseyin Bayındır

 

Kocaeli

İstanbul

Kırşehir

 

Ali Kemal Deveciler

 

Orhan Sür

 

Balıkesir

 

Balıkesir

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bu durumda (10/56) esas numaralı Meclis araştırması önergesinde, İçtüzüğün 102 ve 104 üncü maddelerinin aradığı yetersayıda imza kalmadığından, önerge işlemden kaldırılmıştır.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

 

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)

BAŞKAN - 1 inci sırada yer alan, Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporu henüz gelmediğinden, teklifin görüşmelerini erteliyoruz.

2 nci sırada yer alan, Devlet Memurları Kanunu ve Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

2.- Devlet Memurları Kanunu ve Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/946) (S. Sayısı: 827) (x)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet?..

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Geliyor Sayın Başkan.

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

31 inci madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşan İzzet Çetin şahsı adına da konuştuğu için, şimdi, şahsı adına Lokman Ayva?.. Yok.

Madde üzerinde başka söz talebi yok.

3 adet önerge vardır.

Önergeleri sırasıyla okutup işleme alıyorum.

Birleşime 5 dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 14.33

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                             

(x) 827 S. Sayılı Basmayazı 9.3.2005 tarihli 68 inci Birleşim Tutanağına eklidir.

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.40

BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 72 nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

827 sıra sayılı kanun tasarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

2.- Devlet Memurları Kanunu ve Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/946) (S. Sayısı: 827) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

31 inci madde üzerindeki ilk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 827 sıra sayılı kanun tasarısının 31 inci maddesinin dördüncü fıkrasına aşağıdaki bendin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

İlyas Arslan

Özkan Öksüz

A.Gökhan Sarıçam

 

Yozgat

Konya

Kırklareli

 

Mustafa Elitaş

Halil Ürün

İrfan Gündüz

 

Kayseri

Konya

İstanbul

"i) 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 60 ıncı maddesinin (a) fıkrası uyarınca Yasama Organı Üyeliğinin bitiminden sonra öğretim üyesi olarak atanmış olanlar,"

BAŞKAN - İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 827 sıra sayılı tasarının 31 inci maddesinin dördüncü fıkrasının (h) bendine "ile Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Bilim Kurulu Üyeliğine seçilenler" ibaresi ile (h) bendinden sonra gelmek üzere "ı) Pilot olarak görev alanlar" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

M. Akif Hamzaçebi

Osman Kaptan

Halil Tiryaki

 

Trabzon

Antalya

Kırıkkale

 

Kâzım Türkmen

Ali Arslan

Feramus Şahin

 

Ordu

Muğla

Tokat

 

Mehmet Işık

A. Kemal Deveciler

Mustafa Özyurt

 

Giresun

Balıkesir

Bursa

BAŞKAN -  Son ve aynı zamanda maddeye en aykırı önergeyi okutup, işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 827 sayılı tasarının 31 inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

M. Akif Hamzaçebi

Ali Kemal Kumkumoğlu

Osman Kaptan

 

Trabzon

İstanbul

Antalya

 

Mustafa Özyürek

 

Bülent Baratalı

 

Mersin

 

İzmir

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Ankara) - Hayır, katılmıyoruz.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Gerekçe...

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anılan madde, müktesep hakları ve bazı kamu kurumlarının ihtiyaçlarını dikkate almamaktadır. Bu nedenle, anılan maddenin tasarı metninden çıkarılması önerilmektedir.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza...

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.

BAŞKAN - Arayacağım Sayın Anadol.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum; aynı zamanda, karar yetersayısını arayacağım: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı yoktur.

Birleşime 10 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.43

 


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 14.56

BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 72 nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

827 sıra sayılı kanun tasarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

2.- Devlet Memurları Kanunu ve Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/946) (S. Sayısı: 827) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Tasarının 31 inci maddesi üzerinde verilen, Trabzon Milletvekili Akif Hamzaçebi ve arkadaşlarının önergesinin oylanmasında karar yetersayısı bulunamamıştı. Şimdi, önergeyi tekrar oylayacağım ve karar yetersayısını arayacağım.

Önergeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kâtip Üyeler arasında anlaşmazlık olduğu için elektronik cihazla oylama yapacağız.

Oylama için 3 dakika süre veriyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır, karar yetersayısı vardır; önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 827 sıra sayılı tasarının 31 inci maddesinin dördüncü fıkrasının (h) bendine "ile Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumunun Bilim Kurulu üyeliğine seçilenler" ibaresi ile (h) bendinden sonra gelmek üzere "ı) Pilot olarak görev alanlar" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

            Mehmet Akif Hamzaçebi (Trabzon) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Ankara) - Hayır, katılmıyoruz.

BAŞKAN - Gerekçeyi mi okutayım?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Gerekçe okunsun.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Özellikle Türk Silahlı Kuvvetlerinden emekli olan pilotlar 5434 sayılı TC Emekli Sandığı Kanununun ek 11 inci maddesine göre çıkarılan Bakanlar Kurulu kararlarıyla bu uygulamanın dışında tutularak Türk Hava Yolları AO ve benzeri kurumlarda istihdam edilmektedir. Pilotlar için bu uygulamanın sona erdirilmesi Türk Hava Yollarını pilot istihdamı yönünden zor durumda bırakacağı gibi pilotlar yönünden de olumsuz bir durum yaratacaktır. Tasarıda yer alan maddenin temel gerekçesi, temininde güçlük arz etmeyen personelin istihdamı için bütçeden aynı anda maaş/ücret ile emekli aylığı gibi iki unsurun çıkmasını önlemektir. Oysa pilotlar temini kolay olmayan personeldir.

Bu nedenle, pilotlar için maddede yer alan kuralın bugüne kadar olduğu gibi 2005 yılında da uygulanmaması önerilmektedir.

Ayrıca, TÜBİTAK Bilim Kurulu üyelerinin maddede sayılmamış olması da bir eksikliktir.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 827 sıra sayılı kanun tasarısının 31 nci maddesinin dördüncü fıkrasına aşağıdaki bendin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

    İlyas Arslan (Yozgat) ve arkadaşları

"i) 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanununun 60 ıncı maddesinin (a) fıkrası uyarınca yasama organı üyeliğinin bitiminden sonra öğretim üyesi olarak atanmış olanlar,"

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Uygun görüşle takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Evet, katılıyoruz.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 60 ıncı maddesinin (a) fıkrasında, yasama organı üyeliğinin bitiminden sonra öğretim üyesi olarak atanmış olanların, atanmış oldukları öğretim üyeliği kadrosundan dolayı kendilerine aylık, ödenek ve benzeri ödeme yapılmayacağı ve bu şekilde atanmış olanlara sadece ek ders ve sınav ücreti ile döner sermaye payı ödeneceği düzenlenmiş olduğundan, bu uygulamanın aynı şekilde sürdürülerek, yasama organı üyeliği sona erenlerin emekli aylıklarının ödenmesine devam olunması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

32 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 32.- Kamu hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde yürütülebilmesi amacıyla, genel bütçeye dahil daireler ile katma bütçeli idarelerin teşkilât yapıları ve hizmet amacına uygun olarak personel dağılımının sağlanmasına yönelik önlemler almaya, ihtiyaç fazlası olan personelin, ilgili kuruluşların da görüşü alınarak, genel bütçeye dahil dairelere, katma bütçeli idarelere, döner sermayelere, kefalet sandıklarına, sosyal güvenlik kurumlarına, bütçeden yardım alan kuruluşlara nakledilmesine ilişkin esas ve usulleri belirlemeye Devlet Personel Başkanlığının bağlı olduğu Bakan ile Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsı adına söz isteyen, Kocaeli Milletvekili Sayın İzzet Çetin; buyurun.

Süreniz 15 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 827 sıra sayılı kanun tasarısının 32 nci maddesi üzerinde Grubumuz ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bildiğiniz gibi, kamu hizmetinin temelini, Anayasal güvence altında olan ve düzenlemesi yasalara bağlı olarak yapılan memurluk statüsü oluşturur. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunumuz, devlet memurunu, devlet ve öteki kamu kişiliklerince genel idare esaslarına göre aslî ve sürekli kamu hizmetlerini yerine getirmekle görevli kişiler olarak tanımlar.

Türk kamu hukukunda memurluk bir meslek olarak kabul edilmiştir. Yasalarımıza göre, devlet memur alırken eşitlik ve ayırım gözetmeme ilkesine göre alır; en azından öyle olması gerekir. Memurlar da görevlerini amirlerine bağlı olarak; ancak, tarafsız bir biçimde yerine getirirler. Ayrıca, memurluğa girişte, yarışma sınavlarıyla belirlenecek ehliyet ve liyakat dikkate alınır. Kişiler, eğitimleri, bilgi ve becerilerine göre memurluk mesleğine girerler; bu meslekte sürekli olarak çalışır ve yetişerek önceden belirlenmiş kurallara göre yükselirler veya en azından yükselmelerinin bu esaslara göre yapılması gerekir. Memuriyete alınma, görev ve yetkiler, hak ve yükümlülükler, aylık ve ödenekler, özlük işleri, yasayla düzenlenir. 657 sayılı Yasa, memuriyeti, sınıflandırma esasına dayandırmıştır. Bildiğiniz gibi, bizim hizmet sınıflarımız, genel idarî hizmetlerden tutun, öğretim hizmetlerine kadar yasayla belirlenmiştir ve halen bu esaslar doğrultusunda yürütülmektedir. Belirli sınıftaki memurlar, hizmet süreleri ve başarı derecelerine göre kademe ve derece ilerlemelerine hak kazanırlar. Memurların çalışma ilişkilerinde tabi oldukları kurallar, tek yanlı üretilen, çeşitli güvenceler içeren bir statü rejimine bağlanmıştır. Statü rejiminin temeline dayalı olan bu çalışma rejiminde, memurun başta iş güvencesi olmak üzere çeşitli ayrıcalıkları vardır.

Tanımından da anlaşılacağı gibi, devlet memurları, memur olduktan sonra yükselmede esas kriterin liyakat ve başarı olması gerekirken, tahsil olması gerekirken, hükümetiniz döneminde, iktidar olur olmaz, bir gecede    1 041 memuru değiştirdiniz; yetmedi, Talim ve Terbiye Kurulunu bir gecede değiştirdiniz. Geldiğinizden bu yana, üst düzey bürokraside uzun yıllar hizmet yapmış, kendisini ispat etmiş, ülkenin kamu hizmetlerinde üstün başarı göstermiş kişileri bir kenara bırakarak, kendinize uygun kadroları, Cumhurbaşkanımızın ve diğer yetkililerin ikazlarına, itirazlarına rağmen işbaşına getirdiniz. İşte, Pamukova'daki tren kazası başta olmak üzere, liyakatsiz pek çok yöneticinin, üst düzey bürokratın Türkiye'yi getirdiği noktayı hep birlikte görüyoruz. Geldiğinizden bu yana yaptığınız kadrolaşmayla, Türkiye'nin neredeyse belleğini değiştirecek tehlikeli adımlar atmaktasınız.

Bildiğiniz gibi, bu madde, kamu hizmetlerinin etkin ve verimli bir biçimde yürütülebilmesi için yeni bir düzenleme getiriyor. 657 sayılı Devlet Memurları Kanununu bir kenara bırakıp Anayasaya bakacak olursak, Anayasamızın 128 inci maddesi "memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir" hükmünü içeriyor. Siz de "bu da bir kanun" diyebilirsiniz; ama, ucube bir kanun; ne olduğunu biraz sonra anlatacağım. Üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul ve esasları da kanunla özel olarak düzenlenir. Şimdi, sizin burada yapmış olduğunuz düzenleme, bir bakıma, açıkça Anayasanın 128 inci maddesine aykırılık içeriyor. Bu düzenlemeyle, siz, Anayasanın 128 inci maddesini ortadan kaldırmayı amaçlıyorsunuz; maksatlı bir düzenleme. Eğer, 128 inci maddeyi dikkatlice inceleyecek olursanız, madde, memurlara güvence getiren bir düzenleme; ama, ne yapıyorsunuz siz şimdi; diyorsunuz ki: Devlet Personel Başkanlığının bağlı olduğu Bakan ile Maliye Bakanı, bütün memurları, demin saymaya çalıştığım genel idare hizmetleri, mülkî idare hizmetleri, sağlık, teknik, eğitim, avukatlık, emniyet, din hizmetleri, yardımcı hizmetler, hâkimlik ve savcılık, öğretim hizmetleri gibi hizmet dallarında görev yapan ve o dalda uzun yıllar hizmet üretmiş memurları bir havuzun içerisine alıp, oradan, iki bakan, istediği şekilde, istediği kurumdan istediği kuruma nakletsin, atasın... Öyle noktaya gelmiş olduğumuzu görüyorum ki, üst düzey bürokraside kadrolaşmadan sonra, sıra memurlara gelmiş. Memurlar da, tıpkı özelleştirilen kuruluşlarda çalışan memurlar gibi bir havuzun içine alınacak, o havuzdan, iki bakanın keyfî tutumlarına, kafa yapılarına, dünya görüşlerine uygun olarak "benim adamım, bizim adamımız" mantığıyla, kamu hizmeti, kamu yararı kavramları bir kenara bırakılarak hallaç pamuğu gibi atılacak.

Değerli arkadaşlarım, demokrasilerde kamu hizmetleri -biraz evvel de söyledim- önceden düzenlenmiş yasalarla ve memurlar eliyle görülüyor. Memurlar, liyakat ve becerilerine göre atanıyorlar, yükseliyorlar. Siz, şimdi, burada, üst düzey kadrolaşmayı bir kenara bıraktınız, oradaki görev ve yetkilerinizi kullandınız, sıra memurlara geldi. Üzüntüm de, memurların da, bu çuval yasasından, torba yasasından bir şey anlamayışları ya da göremeyişleri. Bundan sonra, yasalarla sağlanan güvenceler bu düzenlemeden sonra ortadan kalkacak, Anayasanın 128 inci maddesine göre, memurlara tanınan o güvenceler ortadan kalkacak. Şimdi, bu düzenlemeyle, artık, kadrolaşma memurlara kadar indirilmiş bir biçimde uygulanacak.

Değerli arkadaşlarım, Başbakan bundan birkaç ay önce bürokratik oligarşiden söz ediyordu. Yukarıda, türlü yöntemlerle, bu oligarşi çözüldü zannediyorum; vekâletle... Kadrolaşmanın olmadığı yerlerde, yıllardan bu yana vekâletle yürüttüğünüz işler de sizi tatmin etmedi; şimdi, sırada memurlar var. Onlar da yerlerinden edilecek, huzurları bozulacak ve onlar da, iktidarın kafa yapısına göre -kim iktidar olursa gelecekte - ona uygun, onun hizmetinde görev yapan, kişiliğini yitirmiş, kimliğini yitirmiş insanlar konumuna dönüştürülecek.

Değerli arkadaşlarım, devletin bütün kurumlarıyla oynadınız, bütün çivileri yerinden oynattınız. Özelleştirme adı altında, tüm kurumları, neredeyse kârlı olan kurumları bile çökerttiniz. Şimdi, kamu hizmetlerinin çökertilmesi için, memurların da kişiliğini, kimliğini ortadan kaldıracak, iki bakanın keyfî uygulamaları ve anlayışları doğrultusunda, o memurları, o şehirden bu şehre, o kurumdan bu kuruma, hallaç pamuğu gibi -deyim yerindeyse- atacaksınız.

Böyle devlet yönetimi olmaz değerli arkadaşlarım. Anayasanın 128 inci maddesine son derece açık bir aykırılık içeriyor. 128 inci madde amir hükümlerine göre memurların atanmalarına ilişkin usul ve esasları belirleyen yasa var ve uzun yıllardan beri uygulanıyor. Bu yasanın da üzerine çıkan uygulamaların yapılmasına izin verecek düzenlemeyi iki bakana terk etmek, hukuk devleti anlayışına sığmaz. Bu, ancak teokratik düzende, faşist düzende, belki, uygulama olanağı bulabilir; ama, hukuk devletinde böyle bir düzenlemenin, memurları keyfî olarak iki bakanın emrine vermenin hiçbir mantığı olamaz ve bu yasa bu biçimiyle geçerse Anayasa Mahkemesinden tekrar dönecek ve siz de kendinize diyeceksiniz ki, ya, işte, biz, Çankaya dediğimiz zaman aklınıza sadece Cumhurbaşkanı geliyor, Anayasa Mahkemesinin de Çankaya'da olduğunu unutuyor, demagoji yapıyorsunuz... Bu konu, Cumhuriyet Halk Partisi tarafından, bizim tarafımızdan Anayasa Mahkemesine götürülecek açık maddelerden biridir.

Değerli arkadaşlarım, hemen hemen bütün konuşmalarımızda söylüyoruz; yasalar ne kadar uzun süre uygulanır ise o kadar oturur, uygulamada sorunlar asgarîye iner. Bizim devlet personel rejimimizde sıkıntılar olabilir, vardır da. Bunları aşmanın yolu... Böylesi oturmuş bir düzeni, bir sistemi allak bullak ederek iki bakana keyfî uygulama yetkisi vermenin sizin de vicdanınızı sızlatacağını düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Çetin, buyurun.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - "Esas ve usulleri belirleyecek" deniyor, ne keyfîliği?

İZZET ÇETİN (Devamla) - Sayın Kacır, eğer okuman varsa, maddeye bir bak, bir de Anayasanın 128 inci maddesine bak. Oturduğun yerden otomatik laf atma makinesi gibi her çıkan hatibe laf atmayı kes bir kere!

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Sen bırak demagoji yapmayı.

İZZET ÇETİN (Devamla) - Sen demagoji yapma oturduğun yerden.

BAŞKAN - Sayın Çetin, Genel Kurula hitap eder misiniz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Burada öyle bir şey yazmıyor.

BAŞKAN - Sayın Kacır, lütfen.

İZZET ÇETİN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, memurların içinde bulunduğu durum hepimizin malumu. Dün saat 23.00'e gelirken, geceyarısı yaptığım konuşmada emeklilerin ne hale getirildiğini, işçilerin ne hale getirildiğini, yoksulların ne hale getirildiğini söylemiştim. Şimdi, memurlar aldıkları maaşla geçim zorluğu içerisinde yaşarken, bir de şehirden şehre nakil işiyle uğraşmaya başlayacaklar. Kendileri bir yerden bir yere, bir kurumdan başka bir kuruma geçebilmek için sizlerin kapılarını aşındırmaya başlayacaklar; ama -öyle görünüyor ki- bu uygulamalarla, bu devlet yönetimi anlayışıyla ülkeyi çok da fazla yönetemeyeceğiniz giderek açığa çıkıyor. O nedenle, yarın, sizden sonra gelecek hükümetlerin, gelecek iktidarların da bu düzenlemelere sarılarak kayırmacılık, ayırmacılık, yandaşlık yapmasına izin verecek bu düzenlemeyi yol yakınken geriye çekmenizi öneriyorum. Aksi takdirde, Anayasa Mahkemesinden gelir, bu düzenleme iptal edilir ve siz, bir kez daha yüksek yargının tokadını ensenizde hissedersiniz. O zaman da ağlamaya hakkınız kalmaz.

Bu tür düzenlemelerle kamu çalışanlarını da huzursuz etmeyiniz, kamu çalışanlarının moralini, motivasyonunu bozmayınız; onların morale, motivasyona ve aldıkları maaşla geçinebilecekleri bir hayat seviyesine eriştirilmeye ihtiyaçları var.

Eğer, gücünüz yetiyorsa, memurları korkutma, sindirme, yıldırma yerine, onların maaş ve özlük haklarında iyileştirme yapınız diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Çetin.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen, İstanbul Milletvekili Sayın Lokman Ayva?.. Yok.

Maddeyle ilgili 1 önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 827 sıra sayılı tasarının 32 nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

M. Akif Hamzaçebi

Osman Kaptan

Ali Kemal Kumkumoğlu

 

Trabzon

Antalya

İstanbul

 

Bülent Baratalı

Kemal Kılıçdaroğlu

Mustafa Özyürek

 

İzmir

İstanbul

Mersin

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarının 32 nci maddesiyle, ihtiyaç fazlası personelin nakledilmesine ilişkin esasları ve usulleri belirleme yetkisi, Devlet Personel Başkanlığının bağlı bulunduğu Bakan ile Maliye Bakanına verilmektedir.

Maddede, belediye personelinin nakline ilişkin ilkeler konusunda herhangi bir düzenleme yer almadığından, bu konudaki usul ve esasları belirleme konusunda verilen yetki, aslî düzenleme yetkisidir. Halbuki, Anayasaya göre, Anayasanın gösterdiği ayrık haller dışında, yürütmenin aslî düzenleme yetkisi yoktur. Yürütme, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılacak ve yerine getirilecek bir yetki ve görevdir. Anayasanın 8 inci maddesinde ifade edilmiş olan bu ilke, yürütmenin, ancak kanunla aslî olarak düzenlenmiş bir alanda düzenleme yetkisi kullanabileceğini açıkça ortaya koymaktadır. Anayasanın 7 nci maddesine göre ise, aslî düzenleme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir ve devredilemez.

Açıklanan nedenle, tasarının 32 nci maddesi, Anayasanın söz konusu hükümlerine aykırı düşmektedir.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum...

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.

BAŞKAN - Karar yetersayısını arayacağım Sayın Anadol.

Önergeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler...

Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı yoktur.

Birleşime 5 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.22

 


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.34

BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 72 nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

827 sıra sayılı kanun tasarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

2.- Devlet Memurları Kanunu ve Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/946) (S. Sayısı: 827) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Tasarının 32 nci maddesi üzerinde verilen, Trabzon Milletvekili Akif Hamzaçebi ve arkadaşlarının önergesinin oylanmasında karar yetersayısı bulunamamıştı. Şimdi, önergeyi tekrar oylayacağım ve karar yetersayısını arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

33 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 33.- T.C. Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü mülkiyetindeki işletmecilik fazlası taşınmazların satılarak veya devredilerek satış veya devir bedellerinin yeni demiryolu inşaatı ve mevcut demiryollarının bakım ve onarımı ile iyileştirilmesinde kullanılması kaydıyla, taşınmazların satış veya devrine T.C. Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulu yetkilidir.

T.C. Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü, taşınmazların alımı, kamulaştırma, parselasyon, tevhid, ifraz, irtifak hakkı tesisi ve terkini işlemleri; katma değer vergisi hariç, her türlü vergi, resim, harç, döner sermaye ve hizmet ücretlerinden muaftır.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsı adına söz isteyen Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 827 sıra sayılı tasarının 34 üncü maddesi, çekilen maddeyle 33 üncü maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bu madde üzerinde konuşurken, demiryollarımızın bugün geldiği noktayı değerlendirmek ve bundan sonra ne yapılacağını tartışmak ve sizlerle paylaşmak istiyorum.

23 Eylül 1856 tarihinde, İzmir-Aydın arasındaki 130 kilometrelik demiryolunun yapımına başlanılmasıyla, Anadolu insanı demiryollarıyla tanışmıştır. Bir İngiliz şirketine verilen imtiyazla yapılan bu demiryolu, aynı zamanda, ülkemizin ulaşım sistemi ihtiyacına göre belirlenmesi gereken demiryolu ulaşım koridorlarının, millî çıkarlarımız ve ülke ekonomisinin ihtiyaçlarına göre değil, yabancı şirketlerin ihtiyaç ve çıkarları doğrultusunda belirlenmesinin de ilk örneğini oluşturmuştur.

Nitekim, İmparatorluk döneminde realize edilen 4 086 kilometre demiryolu, İngiliz, Fransız ve Almanların kendi ekonomik gereksinimlerine göre kurulmuş, kendi toplumsal ve ekonomik gereksinimlerimiz gözardı edilmiştir. Bunun sonucu olarak, kendi gücü ve inisiyatifiyle demiryolu şebekesini kuramayan imparatorluk, endüstri devrimini gerçekleştirecek altyapıya kavuşamamış, bunun bedelini de pahalı ödemiş ve çöküşünü hızlandırmıştır. Bu belki iddialı görülebilecek bir iddia görünmekle birlikte; ancak, cumhuriyet döneminde örülen demir ağlara bir bakmak gerekir. 1923-1950 yılları arasında inşa edilen demiryolu 3 271 kilometredir. Bu demiryolları, Divriği'ne uzanarak demir cevherini, Zonguldak'a uzanarak kömür madenini, Ergani'ye ulaşarak bakır cevherini sanayiin kullanımına sunmuş, liman bağlantıları ile demiryolu, denizyolu kombinasyonunu sağlamış, cumhuriyet dönemine kadar mevcut demiryollarının yaklaşık yüzde 90'ı Samsun-Ankara-Konya çizgisinin batısında yer almaktayken, cumhuriyet döneminde doğuya yapılan yatırımlarla bu oran dengelenmiştir. Böylece, ihmal edilen doğuluya hayat gelmiş, endüstri hızla gelişme eğilimine girmiş, demir-çelik fabrikaları faaliyete geçmiş, limanlar canlanmış, insanlar ulaşım vasıtasına kavuşmuş, ülkeye yeni bir nefes, yeni bir kan bahşedilmiştir. Bütün bunlar Büyük Atatürk'ün yüksek dehası, basireti ve ileri görüşlülüğünün bir eseri olmuştur. Bu ülkede hâlâ Onuncu Yıl Marşı ilk günkü heyecan, şevk ve gururla söyleniyorsa, bu boşuna değildir, o günlerin özlemini çekmemizden kaynaklanmaktadır.

Bir de demiryollarının gelişimini değerlendirmek istiyoruz.  Sene 1923,  demiryolu uzunluğu 3 756 kilometre; sene 1940, demiryolu uzunluğu 7 381 kilometre; sene 1950, demiryolu uzunluğu 7 671 kilometre; sene 1975, demiryolu uzunluğu 8 141 kilometre; sene 2000, demiryolu uzunluğu 8 682 kilometre. Bu demiryollarının yüzde 43'ü Osmanlı İmparatorluğundan devir, yaklaşık bir asırlık, Türkiye'nin ihtiyaçlarına göre değil, İngiliz, Fransız ve Almanların ihtiyaç ve arzuları doğrultusunda yapılmış, demode, işlevsiz demiryollarıdır. Cumhuriyetin ilanından sonra, Atatürk'ün vefatına kadar yapılan demiryolu uzunluğu 3 625 kilometre; yani, mevcut demiryollarımızın yüzde 42'si. Bu demektir ki, o devirde, yılda ortalama 210 kilometre demiryolu inşa edilmektedir.

O zamanki teknoloji, ülkenin ekonomik durumu dikkate alındığında, nasıl bir mucize yaratıldığı ortadadır. Hele, Tecer-Kangal arasındaki 32 kilometrelik demiryolunu yirmisekiz yıldır tamamlayamayan bir Türkiye'nin bugünkü durumuna bakıldığında, mucizenin de ötesinde bir olay olarak değerlendirilebilir.

Değerli milletvekilleri, sanıyorum, hatip konuşuyor, milletvekilleri sohbet ediyor, bütün Türkiye de sizi böyle izliyor. Hepimizi izliyor da... Yani, farkında mıyız, burada niye konuşuyoruz biz, ne anlatıyoruz biz?! Hangi maddeyi konuşuyoruz?!

BAŞKAN - Sayın Yıldırım...

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Lütfen, biraz saygılı olalım; birbirimize saygılı olalım, Türkiye'ye saygılı olalım. (AK Parti sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Yıldırım...

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Sayın Başkan, ama, uğultuya bakın. Benim dikkatim dağılıyor; neredeyse, elimdeki metni okuyamayacağım.

BAŞKAN - Lütfen, Sayın Yıldırım...

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Sohbet ediyorsanız, dışarıda sohbet edin; kahveye varın, çay için.

BAŞKAN - Sayın Yıldırım, maddeyle ilgili, Genel Kurula hitap eder misiniz.

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Değerli arkadaşlar -maddeyi konuşuyorum- demiryollarını konuşuyoruz, demiryollarının bugününü konuşuyoruz, geleceğini konuşuyoruz, demiryollarındaki artık parsellerin satışını, yarın kimlere parsel parsel satılacağını anlatacağız. Herhalde, burada konuşurken, sadece, ne konuştuğumuzu anlatmak için, seçmenimize ve Kastamonululara ve Türkiye'ye mesaj vermek için gelmedik.

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) - Taşköprü'ye ver.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - IMF'den bahset, Dünya Bankasından bahset, o zaman hepsi kulak verir.

BAŞKAN - Lütfen, sayın milletvekilleri...

Sayın Yıldırım, maddeyle ilgili, Genel Kurula hitap eder misiniz.

Buyurun.

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Değerli arkadaşlar, ikibuçuk yıl kaldı; ikibuçuk yıl sonra ağlayacaksınız, ağlayacak... Ağlayacaksınız... Sandıkta ağlayacaksınız... (AK Parti sıralarından gürültüler)

SUAT KILIÇ (Samsun)- Sizin halinize mi?!

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Değerli arkadaşlar, ama, şu gerçeği hiçbir zaman unutmamamız gerekir ki, mevcut demiryollarımızın hemen hemen yarısına tekabül eden, Osmanlı döneminde inşa edilen demiryolları, ülkemiz ihtiyaçlarına ve çıkarlarına göre dizayn edilmemiştir. Koridorlar yanlıştır. Bazı hatlar dar olarak inşa edilmiş, standartlar bile tutturulamamıştır. Genç Türkiye Cumhuriyeti, maalesef, böyle kötü bir mirası devralmış ve bu kötü mirasın millîleştirilmesi de büyük fedâkarlıklara katlanmamıza sebep olmuştur. Zaten, 1950'den itibaren demiryolları bir köşeye itilmiş, neredeyse kendi kaderiyle başbaşa bırakılmış, karayolu yapımına ve karayolu taşımacılığına ve karayolu nakliyeciliğine önem verilmiştir.

Sonuç olarak; bugün, demiryollarımızın uzunluğu 10 500 kilometre civarındadır; ancak, tali hatlar düşünüldüğünde, demiryollarımızın uzunluğu (AK Parti sıralarından "sarmısak!.." sesi) 8 500 kilometreye...

Değerli arkadaşlar; yani, dikkat ediyorum "sarmısak" diyorsun; biraz ye de aklın başında olsun, sağlıklı düşün. Ayıp değil mi size?!

BAŞKAN - Sayın Yıldırım...

Sayın milletvekilleri, lütfen...

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Ayıp değil mi size?!

BAŞKAN - Sayın Yıldırım...

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Konuşmak istiyorsan gel bu kürsüye! Gel konuş! Ne söylüyorsan söyle burada!

BAŞKAN - Sayın Yıldırım, lütfen!

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Ayıp değil mi?! (AK Parti sıralarından "sana ayıp" sesleri)

ÖNER ERGENÇ (Siirt) - Neden böyle saldırıyorsun?

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Burada konuşuyoruz, sarmısak konuşuyorsun...

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Sarmısakla alakası yok.

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Aklın başında değil herhalde?!

ÖNER ERGENÇ (Siirt) - Senin aklın başında değil!..

BAŞKAN - Sayın Yıldırım, lütfen...

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Değerli arkadaşlar...

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Lütfen, Sayın Milletvekili, oturur musunuz...

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Sayın Başkan, bu, nezaket kurallarının da ötesinde, milletvekilliğinin erdeminin de dışında, saygısının da dışında. Ne yapmak istediğinizi anlamakta güçlük çekiyorum. Acıyorum size, acıyorum... Acıyorum size...Yazıktır, yazık size!.. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Lütfen, Sayın Milletvekili...

ÖNER ERGENÇ (Siirt) - Ne biçim konuşuyorsun?!

MEHMET YILDIRIM (Devamla) -Türkiye'ye yazık, millet pişman şu anda pişman... (CHP sıralarından alkışlar)

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye)- Sayın Başkan, konuşma mı yapıyor?!

BAŞKAN- Sayın milletvekilleri...

MEHMET YILDIRIM (Devamla)- Değerli arkadaşlar...

Ben konuşma yapıyorum.

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye)- Konuşma mı bu?!

MEHMET YILDIRIM (Devamla)- Ben konuşma yapıyorum, otur oturduğun yerde.

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye)- Ayıp yahu!

BAŞKAN- Sayın Milletvekilim, oturur musunuz lütfen.

MEHMET YILDIRIM (Devamla)- Otur oturduğun yere, konuşma yapıyorum.

BAŞKAN- Sayın Yıldırım...

MEHMET YILDIRIM (Devamla)- Bir derdin varsa, gel çık bu kürsüye...

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye)- Tamam, konuşacağım. İn, orayı işgal etme.

MEHMET YILDIRIM (Devamla)- Gel indir. Yüreğin varsa, gel indir buradan.

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye)- Var, yüreğim var... Hadi in aşağıya!..

BAŞKAN- Birleşime 5 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.47

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.52

BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mehmet DANİŞ (Çanakkale), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 72 nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

827 sıra sayılı kanun tasarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

2.- Devlet Memurları Kanunu ve Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/946) (S. Sayısı: 827) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Tasarının 33 üncü maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi ve şahsı adına Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım görüşlerini belirtirken ara verilmişti.

Sayın Yıldırım, kalan sürenize devam edebilirsiniz.

Buyurun. (Alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, az önce de ara verilmesine sebep olduğumuz için, Yüce Meclisten ve bütün Türkiye'den özür diliyorum. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Tasarının 33 üncü maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimizi anlatmaya çalıştık ve süremiz elverdiği sürece de konuyu değerlendirmeye çalışacağız.

1950'den sonra demiryolları bir köşeye itilmiş, neredeyse kendi kaderiyle başbaşa bırakılmış, Türkiye karayolu yapımına ve karayolu taşımacılığına itilmiştir diyerek, o noktada müdahalelerle ara vermiştik.

Değerli arkadaşlar, ben, öncelikle bir Karayolcuyum. Elbette ki, karayolları Türkiye'nin doğru tercihidir demiyorum, yanlış bir tercihidir  demiyorum; ama, demiryolunun, havayolunun, denizyolunun ve karayolunun, kombine bir taşıma sistemi içerisinde, makro bir planlama içerisinde yapılması gerektiğini vurgulamak istiyoruz.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün döneminde, az önce de konuştuğum gibi, nerede hammadde var, nerede fabrika var, o fabrikadan o hammaddeyi taşımak için demiryolu ağı kurulduğunu ifade etmiştim. Yani, Sivas Divriği'de çıkan demir madeninin, demiryolu ağıyla yük katarlarına yükleyerek Karabük Demir-Çelik Fabrikasına taşınmasına ve Zonguldak'ta çıkan taşkömürünün, gene, Karabük'e demiryoluyla çıkarılmasını, getirilmesini, taşınmasını ucuz maliyet ilkesinden kaynaklanarak yapıldığını vurgulamak istedik.

Şimdi, o günden bugüne, hele, 1950'lerden bugüne yapılan demiryollarının çok az olduğunu, demiryollarının iyileştirilmesinin yapılmadığını, İstanbul-Ankara yolunda da iyileştirmenin yapılmadan hızlı lokomotifin alınarak, Ankara-İstanbul arasındaki hızlı treni ortaya koyarak bir faciaya da sebep olduğumuz açıktır.

Diyoruz ki, önce altyapıyı iyileştirmek lazım, altyapıyı geliştirmek lazım, kurp yarıçaplarını ona göre yapmak lazım, yol standardını yükseltmek lazım, tek hatlı yerine çift hatlı güzergâhın konması lazım. Buna özel sektörün katkısını da almak gerekir. Sadece devlet işletmesi... Devlet, demiryollarını yapsın, geliştirsin, ağı kursun; ama, lokomotifin de, başka sektörlerin de, rekabet anlayışı içerisinde, demiryolu işletmeciliği içerisinde özel sektörün de yerini alması gerektiğini düşünmekteyiz.

Değerli arkadaşlar, bakıyoruz, 1953 yılında çıkarılan bir yasayla Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü önce KİT, sonra da 233 sayılı Kararnameyle kamu iktisadî kuruluşu statüsüne kavuşturulmuştur.

Demiryolunu yapan kurum başka, işletmeyi yapan kurum başka. Çünkü, demiryollarını yapan kurum, Ulaştırma Bakanlığına bağlı Devlet Demiryolları ve Limanları Genel Müdürlüğü; ama, işletmeyi yapan kurumsa, Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğüdür.

1953 yılına kadar yapılan zararlar genel bütçeden desteklenmiş; ama, ondan sonra Devlet Demiryolları İşletmesinin zararları Hazineden karşılanmamış, zararlar bir tarafa itilmiştir. Daha sonra da, Devlet Demiryolları ve Limanları, Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğüyle birlikte limanlarda, dış hatlarda ve iç hatlarda meydana gelen taşımlarının konteyner taşımlarıyla Türkiye'nin en büyük taşım sektörünü, en büyük liman işletmelerini gerçekleştirdiği görülmüştür.

Dolayısıyla, kamuoyunda yaygın bilgi hilafına yeni bir demiryolu yapımı yetki ve imkânı yasal olarak bulunmayan; ancak, eski yollarımızı modernize edip sürat ve emniyetini artırma gayreti içinde bulunan Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü 68 000 personelden 41 000 personel mevcuduna düşmüş, buna rağmen yük ve yolcu taşımacılığını eldeki imkânlar ölçüsünde aksatmamış, hatta 1997 yılında yük taşımacılığında yaklaşık 14 000 000 tonla cumhuriyet tarihinin rekorunu kırmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Yıldırım, toparlayabilir misiniz.

Buyurun.

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Sayın Başkan, müsaade ederseniz bitirmeye çalışıyorum.

Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü, aynı zamanda, Samsun, Haydarpaşa, Derince, Bandırma, İzmir ve İskenderun limanlarının da işletmecisidir. Kombine taşımacılığın tek elden koordine  edilmesi  için  Devlet  Demiryollarına  bağlamışlardır.  Bu limanlarda da yılda yaklaşık 55 000 000 ton yükleme boşaltma yapılmaktadır.

Personel sayısı 1/3 oranında düşen; ancak, üretimi düşmeyen, aksine artan bu kuruluşu, işçisi, mühendisi ve tüm çalışanlarıyla, bu performansı nedeniyle kutlamak gerekir diye düşünüyorum. Bu başarı, ülkesini gerçekten çok seven, ciddî, dürüst, çalışkan, cefakâr demiryolu işçilerinin, makinistlerinin, memurlarının ve mühendislerinin başarısıdır.

Demiryolu konusu Türkiye için büyük bir problemdir. Kısa, orta ve uzun vadede birçok önlem almak gerekir, birtakım palyatif tedbirlerle bu sorun çözülemez.

Belli çevrelerin ifade ettiği gibi, bu kuruluş iyi çalışmıyor, kuruluşu düzeltelim demiryollarımız da düzelir diyemeyiz; çünkü, sorun, altyapı sorunudur, demiryolu sorunudur. İddia ediyorum ki, dünyanın neresinde olursa olsun, bu konuda yetişmiş en bilgili insanları, uzmanları getirsek de, demiryolu altyapı sorunu çözülmediği zaman Türkiye'nin sorununu çözemeyiz.

Değerli arkadaşlar, demiryolları bakışını, kısaca, kesik de olsa, özetlemeye çalıştık.

Bu kanunun 33 üncü maddesinde, demiryollarının kullanmadığı arsaların satılması öngörülmektedir. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak da, şahsım adına da, bu arsaların, Karayolları Genel Müdürlüğündeki yasada olduğu gibi, bölünmüş yollara katkı sağlaması için karşı çıkmadığımız gibi, bu 33 üncü maddeye de bu yapıda karşı durmuyoruz ve yasayı, bu konuda 33 üncü maddeyi desteklemekle beraber, planlı bir çalışmanın, planlı bir organizasyonun ve gelecekte altyapı çalışmasında gereksinim duyacağımız bu arsaların, elden çıkmadan, belirli çevrelere rant sağlamadan, kamunun yararına ve kamu için değerlendirilmesinde yarar olduğunu düşünüyoruz ve devletin -ulaşım- elde ettiği kaynakların da demiryollarının bakımında kullanılmasında yarar sağladığını düşünüyoruz.

Ayrıca, yıllardır bekleyen Karabük-Kastamonu-Havza-Samsun-Hopa hattının da düşünülmesini, demiryolu ağının düşünülmesi gerektiğini gündeme getirmek istiyorum.

Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yıldırım.

Madde üzerinde 2 adet önerge vardır. Önergeleri, önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık derecelerine göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 827 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 33 üncü maddesine,

"Satışı ve değerlendirilmesi yapılacak taşınmazların, ilgili kuruluşların ve belediyelerin görüşlerini almak ve çevre imar bütünlüğünü bozmamak kaydıyla, her ölçekte imar planı ve parselasyon planı yapımı ve bunlara ilişkin onama işlemleri 3194 sayılı İmar Kanununun 9 uncu maddesine göre Bayındırlık ve İskân Bakanlığı tarafından askı sürelerine tabi olmaksızın resen yapılır. İlgili kuruluş ve belediyeler görüşlerini onbeş gün içinde bildirmek zorundadır. TCDD Genel Müdürlüğü, taşınmazlarının satışı ve değerlendirilmesi uygun görülen yerler için 4.1.2002 tarihli ve 4734 sayılı Kanuna tabi olmaksızın, 28.7.1981 tarihli ve 2499 sayılı Kanuna tabi ekspertiz şirketlerine rayiç bedel tespit ettirmeye, gerçek ve özel hukuk kişilerine her ölçekteki imar planlarını yaptırmaya, ilan, reklam, proje, kontrollük, danışmanlık veya pazarlama gibi konularda hizmet satın almaya ve bütün bu giderler için satılan ve değerlendirilen taşınmazların tahsil edilen bedellerinin % 2'sini geçmemek üzere bu bedellerden ödeme yapmaya yetkilidir" cümlesinin son fıkra olarak eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Eyüp Fatsa

Eyüp Ayar

Y. Selahattin Beyribey

 

Ordu

Kocaeli

Kars

 

Cemal Uysal

Nusret Bayraktar

Asım Aykan

 

Ordu

İstanbul

Trabzon

BAŞKAN - Şimdi, maddeye aykırı olan önergeyi okutup, işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 33 üncü maddesinin birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkraların eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Salih Kapusuz

Mustafa Elitaş

Mustafa Açıkalın

 

Ankara

Kayseri

İstanbul

 

Mustafa Ataş

Fikret Badazlı

 

 

İstanbul

Antalya

 

"Özelleştirme Yüksek Kurulunca özelleştirme programına alınan Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD) İşletmesi Genel Müdürlüğü kullanımındaki liman sahaları içinde kalan Hazineye ait taşınmazlar, talep edilmesi halinde bedelsiz olarak TCDD Genel Müdürlüğüne devredilir.

Devri mümkün olmayan taşınmazlar ile liman sahasında kalan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde TCDD Genel Müdürlüğü lehine bedelsiz olarak 49 yıllığına sınırlı aynî hak tesisine veya bedelsiz kullanımına izni verilmesine Maliye Bakanlığı yetkilidir.

Liman sahasında kalan Hazinenin özel mülkiyetindeki taşınmazlar ile Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin kullanımına ilişkin olarak, TCDD Genel Müdürlüğü adına tahakkuk ve tebliğ edilen ecrimisillerin tahsilinden vazgeçilir. Daha önce tahsil edilmiş ecrimisil bedelleri iade edilmez."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Yüce Meclisin takdirine bırakıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Ankara) - Evet, katılıyoruz.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan düzenlemeyle, Özelleştirme Yüksek Kurulunca özelleştirme programına alınan TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğüne ait liman sahalarında kalan Hazineye ait taşınmazların bedelsiz olarak TCDD Genel Müdürlüğüne devredilmesi, devredilemeyenler için sınırlı ayni hak tesisi ve devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmazlar için ise bedelsiz kullanma izni verilmesi sağlanmaktadır.

Liman sahalarında kalan Hazineye ait taşınmazlar ile devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlere ilişkin olarak geçmiş kullanımlar nedeniyle herhangi bir sorun yaşanmaması için, geçmişe yönelik ecrimisil alınmaması öngörülmektedir.

Bu şekilde devredilecek veya üzerinde sınırlı aynî hak tesis edilecek ya da kullanma izni verilecek Hazineye ait taşınmazlar ile devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin devir veya kullanım bedelleri, özelleştirme sırasında değer tespitinde dikkate alınacağından ve aynı mahiyette paralel bir düzenleme 4046 sayılı Kanunun "Aynî Sermaye Konulması ve Hazine Taşınmazlarının Devri" başlıklı 19 uncu maddesinin  (B) bendinin a, d, e fıkralarında yer aldığından, özelleştirme işlemlerinde ortaya çıkan sorunların ortadan kaldırılması ve özelleştirmelere ivme kazandırılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 827 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 33 üncü maddesine,

"Satışı ve değerlendirilmesi yapılacak taşınmazların, ilgili kuruluşların ve belediyelerin görüşlerini almak ve çevre imar bütünlüğünü bozmamak kaydıyla, her ölçekte imar planı ve parselasyon planı yapımı ve bunlara ilişkin onama işlemleri 3194 sayılı İmar Kanununun 9. maddesine göre Bayındırlık ve İskân Bakanlığı tarafından askı sürelerine tabi olmaksızın resen yapılır. İlgili kuruluş ve belediyeler görüşlerini on beş gün içinde bildirmek zorundadır. TCDD Genel Müdürlüğü, taşınmazlarının satışı ve değerlendirilmesi uygun görülen yerler için 4.1.2002 tarihli ve 4734 sayılı Kanuna tabi olmaksızın, 28.7.1981 tarihli ve 2499 sayılı Kanuna tabi ekspertiz şirketlerine rayiç bedel tespit ettirmeye, gerçek ve özel hukuk kişilerine her ölçekteki imar planlarını yaptırmaya, ilan, reklam, proje, kontrollük, danışmanlık veya pazarlama gibi konularda hizmet satın almaya ve bütün bu giderler için satılan ve değerlendirilen taşınmazların tahsil edilen bedellerinin % 2'sini geçmemek üzere bu bedellerden ödeme yapmaya yetkilidir" cümlesinin son fıkra olarak eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                        Eyüp Fatsa (Ordu) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?..

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?..

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Ankara) - Evet, katılıyoruz.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

TCDD Genel Müdürlüğü içinde bulunduğu finansman sıkıntılarını kendi iç kaynakları olan atıl taşınmazların satışı ve değerlendirilmesi suretiyle ülke ekonomisine bir an evvel katılımı sağlanacaktır. Bu satışın ve değerlendirmenin yapılabilmesi için her türlü imar plan işlemlerinin ilgili kamu kurum ve kuruluş ve belediyelerden görüş almak kaydıyla, zaman kaybına meydan vermeden hızlı bir şekilde yapılması, kamuya ait bu kaynakların değerinin altında elden çıkarılmasının önlenmesi amacıyla her türlü ekspertiz, plan, rayiç bedel tespit, değerlendirme yönteminin belirlenmesi, reklam, ilan, proje, kontrollük danışmanlık, pazarlama gibi hizmetlerin alınması gerekmekte olup bu hizmetlerin taşınmazların satışı veya değerlendirilmesinden elde edilen kaynaklardan sağlanması uygun olacaktır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önergeler doğrultusunda...

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, karar yetersayısı...

BAŞKAN - Arayacağım Sayın Koç.

... maddeyi oylarınıza sunuyorum; aynı zamanda karar yetersayısı arayacağım: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı vardır, madde kabul edilmiştir.

34 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 34.- Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü, Genel Müdürlüğün işletiminde bulunan atıl hava alanlarını, Yap-İşlet-Devret modeli çerçevesinde yaptırarak işletimini özel sektöre verdiği tesislerini, işletme dönemleri sonunda ve hizmetin bütünlüğü yönünden gerek gördüğü diğer tesislerini ihale yoluyla kiralamak suretiyle üçüncü şahıslar eliyle işlettirebilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsı adına söz isteyen, Manisa Milletvekili Sayın Nuri Çilingir; buyurun.

CHP GRUBU ADINA NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 827 sıra sayılı kanun tasarısının 34 üncü maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkenin kaynaklarının etkin ve verimli şekilde kullanılması, bölgeler arasındaki gelişmişlik farkının en aza indirilerek ekonominin bütünleşmesinin sağlanması için, ulaşım hizmetlerinin en iyi şekilde verilmesi gerekmektedir.

Ülkemizde, ithalat, ihracat, sanayi, turizm, tarım gibi sektörlerin altyapısını ulaştırma sektörü oluşturmaktadır. Ülkemizde ulaşım politikaları, genelde günübirlik politikalarla sürdürülmüştür; gelecekte ülkenin içine düşeceği açmazlar düşünülmemiş, ülkenin kaynakları verimsiz kullanılarak boşa harcanmıştır.

34 üncü madde, Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğünün atıl halde bulunan havaalanları ile yap-işlet-devret modeli çerçevesinde yaptırılan tesislerin, işletme dönemi sonunda, ihale yoluyla, kiralanmak suretiyle üçüncü şahıslara verilmesini düzenlemektedir; yani, özelleştirilecektir.

Ülkemiz genelinde, halen, sivil kullanıma açık 48 adet havaalanı bulunmaktadır. Bunlardan 14 adedi konvansiyonel, 19 adedi STOL, 15 adedi de askerî havalanma, sivil tesisler ilavelidir.

İşbaşına gelen hükümetler, siyasî hesaplarla "her ile bir havaalanı" sloganıyla havaalanları yapmaya çalışmışlar; ancak, bunların birçoğu bitirilememiş veya işletilememiştir. Atıl havaalanlarımızın üçüncü şahıslar eliyle işletmeye verilmesi, ilk bakıldığında, gerekli olan bir iş gibi görülmektedir; ancak, hükümet, havaalanlarımızın atıl olma durumlarını hangi kriterlere göre belirleyecektir; yani hangi havaalanı, ne gibi şartları yerine getirmediği takdirde atıl vaziyette kabul edilecektir? Yine, tesisler, hangi duruma göre gerek görülüp üçüncü şahıslara verilecektir?

Devletin bütçesinden trilyonlarca lira harcanarak yapılmış ve yapımı devam etmekte olan havalimanlarımızın devleti zarara uğratmadan özelleştirilmesi asıl hedef olmalıdır, yoksa, bu ihaleler, Atatürk Havalimanı işletmesinde olduğu gibi, adres gösteren özel şartlar belirlenerek mi verilecektir?

Değerli milletvekilleri, 9 Mart 2005 tarihinde, Dünden Bugüne Tercüman Gazetesinde, Atatürk Havalimanı işletmesi ihalesi için, Devlet Hava Meydanları İşletmesinin nasıl bir hazırlık içinde olduğu yer almıştır; hem de, söz konusu gazete, iktidar yanlısı bir gazetedir, hepinizin bildiği gibi. Hazırlanmakta olan ihale şartnamesine göre, isteklinin kiralamaya tek başına talip olması durumunda, kendi tüzelkişiliği adına, asgarî 200 000 metrekare büyüklüğünde, yolcu köprülü, otomatik bagaj ayırma, uçuş bilgi sistemine sahip, uluslararası bir terminal binasını, son on yıllık dönem içinde asgarî üç yıl işlettiğini belgelemesi zorunludur. İsteklinin ihaleye ortak girişim, yani, firmalar grubu olarak teklif vermesi durumunda, grubun yüzde 51'lik hissesine sahip pilot ortağı, 200 000 metrekare büyüklüğündeki uluslararası bir terminal binasını, son on yıl içerisinde asgarî üç yıl işletmiş olacak. Bunun gibi, daha birçok özel maddeler; hem de kanun çıkmadan...

Değerli milletvekilleri, hazırlanan bu ihale şartnamesine yurt içinden sadece şu an işletmeyi yapan şirket ile yurt dışından bazı şirketler uymaktadır. Bazı stratejik işlerin yabancı firmalar tarafından işletilmesi uygun değildir, havaalanları da bunlardan bir tanesidir. Dünyanın hiçbir yerinde, ülke için stratejik öneme sahip işletmeler ve işler yabancılara verilmez. Bu şartlara göre, yurt içinden, cirosu ne olursa olsun, hiçbir Türk firmasının ihaleye katılması mümkün görülmüyor. Bu ne biçim özelleştirme, bu ne biçim ihale?! Devletin trilyonlarını, haksız rekabet yoluyla, kimsenin, dolayısıyla, dürüst olduğunu söyleyen AKP Hükümetinin, belirli insanlara peşkeş çekmeye hakkı yok diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, bu gibi ihaleler ve özelleştirmeler, adrese teslim özel ihale ve özelleştirmelerdir. Biz, böyle ihale, böyle özelleştirme istemiyoruz; biz, gariban halkımızın paralarının başkalarına peşkeş çekilmesini istemiyoruz. Yoksa, bu maddeyle, yine, AKP mantığı özelleştirme formülü sayesinde, devletin trilyonlarının harcandığı havaalanları birkısım insanlara peşkeş mi çekilmek isteniyor?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bazı sektörlerde optimal yatırım hacminin ve başlangıç masraflarının çok yüksek olması, özel sektörün gerekli sermaye donanımına sahip olmaması veya kâr marjını yeterli görmemesi gibi faktörler, bu alanlarda devletin olmasını zorunlu kılabilmektedir. Hava ulaşımının bazı bölgelerimizin kalkınmasına faydası olacağı düşüncesiyle, çalıştırılması uygun havaalanlarımızın işletilmesi gerektiği inancını taşımaktayım. Aslında, özelleştirme, ülkelerin ekonomik, sosyal yapı ve gereksinmelerine göre uygulanmalıdır. Tekelleşmeyi önleyici ayrıntılı düzenlemeler yapılmalıdır. Fiyat, üretim, yatırım gibi konularda bağımsız, düzenleyici kurumlar oluşturulmalıdır. Ülkenin gelişmişlik düzeyi, piyasaların yapısı, teknolojinin durumu, gelir dağılımı ve bölgesel gelişmişlik farkları gibi hususlar dikkate alınmalıdır. Kısa dönemde açıklarını kapatmak için devlete gelir sağlamayı hedefleyen, öncelikleri doğru belirlenmemiş bir şekilde özelleştirme yapılması, ekonomiye yarardan çok zarar getirmektedir. Ülkemiz ekonomisi için özelleştirme, bir program ve süreç işi olmalıdır. Özelleştirmeyi sadece kaynak aracı olarak düşünmek son derece yanlıştır. Özelleştirilecek her varlığın genel ekonomi içinde iktisadî bir değeri vardır. Ülkemizde özelleştirme uygulamaları üzerinde yapılan araştırmalar yalnızca kamu mülkiyetinin özel sektöre devrinin ekonomide etkinlik ve verimliliği sağlamak için yeterli olmadığını göstermektedir.

Politik çıkarlar önplanda tutularak, kısa vadeli, plansız, basiretsiz politikalar yerine, gerçekçi ve rasyonel hedefler benimsenip, özelleştirme doğru zamanda yapılmalıdır. Özelleştirme yaparken yatırımcıyı özendirecek piyasa şartları oluşmadığı takdirde, satılacak olan varlıklar gerçek değerinde alıcı bulamaz. Bu durum "ver kurtul" durumunu ortaya çıkarır. Özelleştirme, global ekonomilerde rasyonel model değişikliğinin bir gereği olarak ortaya çıkarken, bizde, sadece, devletten geçinmeye odaklı gruplara hizmet eden politik çıkar aracı haline gelmiştir.

Kamu mallarının karşılığı, sadece para değildir. Tesisleri devralacak olanların işletmecilik bilgi ve kapasitesi, iktisadî ve sosyal politikaları büyütme ve geliştirme yeterliliği, ticarî ahlak ve itibarı, uluslararası ilişkileri, özelleştirme şartlarının esasını teşkil etmelidir.

Geçmişte yapılan özelleştirme uygulamalarına baktığımızda, gelen her hükümet birbirine zıt özelleştirme yaklaşım ve politikaları uygulamışlardır. Bana göre, bu maddeyle, yine birçok kamu malı, yok yerine birtakım insanlara peşkeş çekilmek istenmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; diğer ülkelerdeki özelleştirme politikalarına baktığımızda, orada karşılıklı fayda esası görürüz; kamu mülkiyetindeki kurumları ver kurtul kolaycılığı yoktur. Söz konusu ülkelerde özelleştirmenin amacı, özelleştirilecek tesisleri büyüterek verimli çalıştıracak yetenekte ve basiretteki yatırımcılara devretmektir. Bizdeki özelleştirme mantığı ise, en yüksek ödemeyi kabul edene kamu tesisini satmaktır. Yatırımcının işletmecilik kapasitesinde bir yetersizlik ya da kamu malını talan etmek, yani, başka amaçla kullanmak gibi bir artniyeti varsa, bu, gözönüne alınmıyor.

Özelleştirme adı altında eritilip talan edilen, işçileri çıkarılan tesisler bizim  malımız, satanlar ise, bizi iflas ekonomisiyle başbaşa bırakan basiretsiz yöneticilerdir; almak isteyenler ise, bu tesisleri talan etmek, banka kredisiyle ihale bedelini yine devlete ödetme cinliği içindeki cambazlardan kurulu yatırımcılardan başkası olmuyor.

Yukarıda bahsettiğim kriterler çerçevesinde, tabiî ki, bazı kurumlar için özelleştirme yapılmalıdır; ancak, tekrar tekrar söylemem gerekiyor; bu özelleştirmeler, siyasî rant peşinde olan yandaşlara peşkeş çekilmeden, mutlaka, ülkemizin menfaatı önplanda tutularak yapılmalıdır.

AHMET YENİ (Samsun) - Aynen öyle yapılıyor.

NURİ ÇİLİNGİR (Devamla) - Öyle yapılmıyor ne yazık ki.

Ben, bu 34 üncü maddenin daha açık ve herkes tarafından anlaşılabilecek bir tarzda düzenlenmesi gerektiğini tekrar söylüyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Çilingir.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen, Adana Milletvekili Sayın Kemal Sağ?.. Yok.

Yine madde üzerinde şahsı adına söz isteyen, İstanbul Milletvekili Sayın Lokman Ayva?.. Yok.

Maddeyle ilgili başka söz talebi?.. Yok.

1 adet önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 34 üncü maddesinde geçen "atıl" kelimesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

İrfan Gündüz

Ünal Kacır

Niyazi Pakyürek

 

İstanbul

İstanbul

Bursa

 

Telat Karapınar

 

Mustafa Ataş

 

Ankara

 

İstanbul

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Ankara) - Evet, katılıyoruz.

İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) - Gerekçe okunsun.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Gerekli görülmesi halinde faal havaalanlarında da bu imkânın kullanılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum...

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz.

BAŞKAN - Arayacağım Sayın Koç.

...aynı zamanda karar yetersayısını arayacağım: Önergeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı yoktur.

Birleşime 5 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.25

 


ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 16.35

BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale),  Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 72 nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

827 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

2.- Devlet Memurları Kanunu ve Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/946) (S. Sayısı: 827) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Tasarının 34 üncü maddesi üzerinde verilen İstanbul Milletvekili İrfan Gündüz ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yetersayısı bulunamamıştı.

Şimdi, önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım. Kabul edenler...

Kâtip Üyeler arasında anlaşmazlık olduğu için elektronik cihazla oylama yapacağım.

Oylama için 3 dakika süre veriyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı vardır; önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

35 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 35.- Genel yönetim kapsamındaki sağlık kurum ve kuruluşlarının hizmet bedeli olarak düzenledikleri ve ödenmek üzere sosyal güvenlik kuruluşlarına ve diğer kamu kurumlarına gönderdikleri faturalar, genel sonuçlar verecek şekilde % 5 ilâ % 10 oranında örnekleme metoduyla incelenir. Söz konusu inceleme ve kontrol, ihtiyaç halinde, 1.6.1989 tarihli ve 3568 sayılı Kanuna tabi meslek mensupları ile bağımsız denetim kuruluşlarına da yaptırılabilir. Bu inceleme sonucunda her bir döner sermayeli sağlık kuruluşunun faturalarında tespit edilen hata oranı, o kuruluşun incelenen döneme ait bütün faturalarına uygulanmak suretiyle ödemeler buna göre yapılır. Örnekleme metoduyla fatura inceleme ve kontrolüne ilişkin usûl ve esaslar, Sağlık Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının görüşleri alınarak Maliye Bakanlığınca düzenlenir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsı adına söz isteyen Denizli Milletvekili Haşim Oral;  buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; maddeyle ilgili konuşmama geçmeden önce, hepinizin bildiği gibi yarın 18 Mart şehitlerimizi anma günü; dolayısıyla, bu güzel yurt için, bu güzel Anadolu için ve bağımsızlığımız için, ulusal  bütünlüğümüz için, Atatürk ilke ve devrimlerine sahip çıkmak için şehit olan bütün şehitlerimizin önünde hepimiz adına saygıyla eğiliyorum ve ruhları şad olsun diyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 827 sıra sayılı kanun tasarısının 35 inci maddesi, genel yönetim kapsamındaki sağlık kurum ve kuruluşlarının hizmet bedeli olarak düzenledikleri ve ödenmek üzere sosyal güvenlik kuruluşlarına ve diğer kamu kurumlarına gönderdikleri faturaların, genel sonuçlar verilecek şekilde yüzde 5 ilâ yüzde 10 oranında örnekleme metoduyla incelenmesi, söz konusu inceleme ve kontrolün ihtiyaç halinde yeminli malî müşavirler ile bağımsız denetim kuruluşlarına yaptırılması ve bu inceleme sonucunda her bir dönersermayeli sağlık kuruluşunun faturalarında tespit edilen hata oranının o kuruluşun incelenen döneme ait bütün faturalarına uygulanmasını öngörmektedir.

Sayın milletvekilleri, bu düzenlemeyle, sağlık kurumlarının faturalarının istatistiksel örnekleme yöntemiyle kontrol edilmek istendiği anlaşılmaktadır. İstatistiksel örnekleme yöntemi, denetim örgütlerinin yaygın olarak kullandıkları çağdaş denetim tekniklerinden biridir. İstatistiksel örnekleme yöntemi, hem malî denetimde hem performans denetiminde belli bir kanaate ulaşmak için kullanılan güvenilir bir denetim tekniğidir; ancak, istatistiksel örnekleme yönteminin güvenilir bir şekilde kullanılması için, yüzde 5 veya yüzde 10 gibi önceden belirlenmiş sabit bir orandan yola çıkılamaz. Bu yöntemi kullanarak, yani, tüm belgeleri incelemeden, sadece belli bir miktar belge inceleyerek güvenilir bir kanaate varmak için, bazen belgelerin yüzde 6'sının, bazen yüzde 12'sinin, bazen yüzde 22'sinin, bazen yüzde 40'ının, hatta bazen de yüzde 4'ünün incelenmesi gerekebilir. Bu oranları artıran veya azaltan çok sayıda faktör vardır. Örneğin, yapılan incelemeye duyulmak istenen güvenin derecesi arttıkça veya incelenmek üzere seçilen belgelerde bulunan hata sayısı arttıkça, daha çok sayıda örnek seçmek gerekir. Ne kadar belgenin inceleneceği, her olaya göre ve denetçinin yapacağı denetim planına göre değişir. Örneğin, içkontrol sistemleri üzerinde daha fazla inceleme yapıldığında daha az sayıda, daha az inceleme yapıldığında daha fazla sayıda doğal olarak örnek seçilir. Bu nedenle, kanun tasarısındaki yüzde 5 ve yüzde 10 oranının tasarı metninden çıkarılması uygun olacaktır. Aksi takdirde, dünyanın her yerinde aynı şekilde kullanılan uluslararası bir denetim tekniği, farklı ve hatalı bir şekilde ve istenilen etkinlikte kullanılamayacak, hatta, hatalı kullanımdan dolayı yanlış kanaatlere yol açacaktır.

Sayın milletvekilleri, kanun tasarısının bu maddesindeki hatalı yaklaşım bundan ibaret değildir. Kanun tasarısının bu maddesinde, düzeltilmeye ihtiyaç duyulan başka ibareler de vardır. Örneğin, tasarı, yüzde 5-10 oranında istatistiksel örnekleme yöntemiyle yapılan inceleme sonucunda, her bir dönersermayeli sağlık kuruluşunun faturalarında tespit edilen hata oranının, o kuruluşun incelenen döneme ait bütün faturalarına uygulanmasını öngörmektedir. Bulunan hataların diğer bütün faturalara aynı oranda uygulanması, istatistiksel örnekleme yönteminin uygulaması asla olamaz. Böyle bir hatalı uygulamanın, matematik ve istatistik biliminin kullanıldığı istatistiksel örnekleme yönteminde kullanılması gerçekten çok vahim bir yanlış olur.

Sayın milletvekilleri, bu örnekleme yönteminde böyle bir uygulama yoktur. Bu bilimsel yöntem öyle bir yöntemdir ki, gerektiğinde, belgelerin tümünü incelemeden, hatta çok az bir miktarını inceleyerek, belgelerin tümü incelenseydi ne kadar hata bulunacaksa, o kadar hatanın bulunmasına olanak sağlayan bir yöntemdir. İstatistiksel örnekleme yöntemi, incelenen belgeler içinde tüm hatanın ne kadar olduğunu, yüzde 99'a varan bir güven düzeyini bilmemizi sağlayan bir yöntemdir; ancak, yüzde 5-10 oranında yapılacak incelemeyle bulunan hataların diğer bütün faturalara aynı oranda uygulanması gerçekten çok yanlış olur; çünkü, seçilmiş olan örneklerin geneli temsil etmeyen örnekler olma olasılığı kuvvetle muhtemeldir. Yani, incelenecek belgeler içindeki tüm hatalı belgeler, seçilen örnekler içinden olabilir ve örnek olarak seçilmeyenler zaten hatasız olabilir ya da tam tersi, seçilen örneklerde hata olmayabilir; ama, seçilmeyenlerde çok sayıda hata olabilir. Bu nedenle, istatistiksel örnekleme yöntemiyle, sabit oranlar dahilinde örnek seçilemez.

Sayın milletvekilleri, tüm bu nedenlerle, faturalarda tespit edilen hata oranının o kuruluşun incelenen döneme ait bütün faturalarına uygulanmasını öngören düzenleme, tasarı metninden çıkarılmalıdır; çünkü, başka denetim yöntem ve teknikleriyle birlikte istatistiksel örnekleme yönteminin kullanılmasıyla gerçek bir denetim yapıldığında, zaten inceleme yapılan belgeler içindeki tüm hatalar bulunacaktır. İnceleme yapılan faturalarda bulunan hata oranının diğer faturalara da yansıması, yeminli malî müşavirler ile bağımsız denetim kuruluşlarına denetim yaptırılmayacağını, sadece fatura kontrolü yaptırılacağını göstermektedir. Zaten, gerçek bir denetim faaliyetinde, istatistiksel örnekleme yöntemiyle seçilen faturaların maddî kontrole tabi tutulması, denetim sürecinde kullanılabilecek çok sayıdaki araçtan sadece biridir. Belgeler içindeki hatalar konusunda güvenilir bir kanaate ulaşmak için, istatistiksel örnekleme yoluyla seçilen örnekler üzerinde gözlem, dosya incelemesi, mülakat, analitik inceleme ve benzerleri gibi başka denetim tekniklerinin de uygulanması gerekir.

Sayın milletvekilleri, faturaların istatistiksel örnekleme yöntemiyle seçimine dayalı olarak yapılacak inceleme ve kontrolün, ihtiyaç halinde, yeminli malî müşavirler ile bağımsız denetim kuruluşlarına da yaptırılması, denetimin özelleştirilmesi yolunda atılan ilk adımlardan bir tanesidir. Aslında, kamu kurumları tarafından gerçekleştirilen denetim faaliyeti, özelleştirilmemesi gereken bir alandır. Zaten, kamusal denetim görevlerinin özel şirketler aracılığıyla yapılması, dünyada uygulaması çok az olan bir uygulamadır. Denetimlerinin bir bölümünü özel şirketler aracılığıyla yapan başka ülkelerin denetim örgütleri, kendileri denetimi nasıl yapıyorlarsa, özel denetim şirketlerinin de aynı şekilde yapmasını temin etmek için, oluşturdukları denetim standartlarına uygun denetim yapılıp yapılmadığını anlamak üzere çok güçlü bir kalite kontrol sistemi oluştururlar. "Bizde de, denetim örgütleri böyle bir kontrolü yapabilir" savı ileri sürülemez; çünkü, denetim örgütleri, sadece, faturaların maddî kontrolüne dayalı olarak güvence oluşturamazlar. Hiçbir ciddî denetim örgütünün böyle bir denetim standardı olamaz. Kaldı ki, özel denetim şirketleri ve malî müşavirler de, denetim yapmadan, sadece faturaların maddî kontrolüyle hatalar konusunda güvence oluşturulmayacağını da bilir ve bu yüzden de bu işlere talip olmazlar.

Sayın milletvekilleri, açıklamaya çalıştığım nedenlerle, tasarının bu maddesinin yeniden düzenlenmesine ihtiyaç vardır. Bu önemli konunun doğru düzgün ve uluslararası denetim standartlarına uygun bir şekilde ele alınması gerekmektedir.

Bu teknik bilgilerden sonra, bütün bu kurumlarla ilgili, denetleyeceğimiz kurumlarla ilgili, sanıyorum, bizim, özellikle Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve yurttaşlarımızın net bilgilere de ihtiyacı var. Sizin, bizim, denetlemek istediğimiz kurumların öncelikle kendi içlerindeki borçlanmaları çok ciddî boyutlardadır.

Sayın milletvekilleri, dikkatinizi bir konuya çekmek istiyorum, biraz, size üç veya dört tane kurumdan bahsedeceğim. Bu, üç dört tane kurumun gündüz aktiviteleri -altını çizerek söylüyorum- yani, o kurumları gündüz boyunca kullanan insanlar, girip çıkanlar, oralardan kendileri için ilaç bekleyenler, tedavi bekleyenler, yaklaşık, bir küçük şehrin kapasitesi kadardır.

Örnek vereceğim size, bunlar somut rakamlardır: Ege Üniversitesi; Ege Üniversitesinin hastanesinin Emekli Sandığından yaklaşık 2 trilyon 800 milyar alacağı vardır. Denetleyeceğiniz kurumlardan bir tanesini sayıyorum size. Yine, Ege Üniversitesinin hastanesinin SSK'dan 8 trilyon 800 milyar alacağı vardır. Yine, Ege Üniversitesinin yeşilkarttan 500 milyar lira alacağı vardır. Siz, bu kurumları denetleyeceksiniz, yüzde 5'lerle, yüzde 10'larla; yani, onlar çarkını çeviremezlerken, onların çarkını çevirmesinin yöntemini bulmaya çalışmak yerine, biz, onların ne kadar doğru ne kadar yanlış yaptığını değerlendireceğiz. Dokuz Eylül Üniversitesi; Emekli Sandığının Dokuz Eylül Üniversitesine borcu 5,5 trilyon lira, SSK'nın Dokuz Eylül Üniversitesine borcu 1,5 trilyon lira, yeşilkart 400 milyar lira. Hacettepe Üniversitesi -yani, burnumuzun dibinde olan bir hastaneden, bir kurumdan bahsediyorum, ciddî kurumlardır bunlar; bunlar, Türkiye'deki sağlık sorunlarının çözümünde gerçekten çok ciddî düşünülen, müracaat edilen kurumlardır- Hacettepe Üniversitesinin Emekli Sandığından alacağı 900 trilyon lira, SSK'dan alacağı para 6,5 trilyon lira. Hepimizin sık sık gittiği ve müracaat ederken de çoğu zaman oradaki sağlık çalışanlarının üstün gayretleriyle sağlık bulduğumuz Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbni Sina Hastanesinin Emekli Sandığından alacağı 9 trilyon lira, SSK'dan alacağı 8 trilyon lira, yeşilkarttan alacağı 4 trilyon lira.

Şimdi, bakın, size, 4 tane kurum saydım arkadaşlar; Ege Üniversitesi, Dokuz Eylül, Hacettepe Üniversitesi, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbni Sina Hastanesi. Bütün bu kurumların kendi içinde veya bu sosyal güvenlik kurumlarından alacağı bedel yaklaşık 57 trilyon lira.

Şimdi, hemen bir mukayese yapmanızı rica edeceğim. 57 trilyon lira, yaklaşık 43-44 milyon dolar eder. 43-44 milyon dolar da, bizim, Başbakanımıza almak istediğimiz uçağın bedeliyle eşdeğerdir. Yani, bir küçük şehirde toplanmış bir grup insanı sağlığına kavuşturmak için çarkını döndürmek isteyen, dönersermayeden sağlık emekçilerine -hekimlerine, hemşirelerine- para veremeyecek duruma gelen bu kurumların, dönebilir hale gelmesi için, yani, görevlerini ifa edebilmeleri için, Sayın Başbakana ayırdığımız parayı bu kurumlara vermemiz bizim için çok net ve çıkar yoldur; aklın yolu birdir ve bu konudaki hassasiyeti özellikle belirtmek istiyorum. Çünkü, Türkiye'de, özellikle kamu kurum ve kuruluşlarına karşı, Turgut Özal döneminden sonra acımasızca bir tüketme politikası başlamıştır.

Yine, bu hastanelere olan borçları şöyle bir düşünürseniz, eğer, özel hastanelerden hangisinin bunlar kadar Bağ-Kurdan, SSK'dan veya Emekli Sandığından alacağı var derseniz; benim, size söyleyeceğim cevap, özel hastanelerin bu kurumlardan alacağı yok denecek kadar azdır. Yani, devletimiz, kurumlarımız, özel hastaneleri korurken, kendi iç dinamiklerini bitirme konusunda özelleştirme mantığıyla da yola çıkarak, üzerine düşeni, daha doğrusu doğru olmayanı, ancak günümüzde moda olan tercihini çoktan yapmıştır.

Dolayısıyla, bu konudaki düzenlemenin sadece ve sadece denetleme için değil, bu kurumların rehabilite edilmesi açısından, bu kurumlarda çalışan insanların en sağlıklı şekilde insanlara hizmet edebilmesi açısından, bizim önceliklerimizi yeniden tespit etmemiz gerekir diye düşünüyorum.

Konuyla ilgili konuşmamı bitirmeden önce, yine, bu sıra sayısıyla ilgili... Sayın Bakanımızı biraz önce burada gördüm; ama, şu anda gitti herhalde. Birkaç gün önce yine Meclisten geçen bu özel televizyon kanallarının 6 tanesinin yüzde 100'ünün yabancı sermayeye devredilmesiyle ilgili bir hassasiyetimi de, izniniz olursa, belirtmek istiyorum.

Şimdi, hepinizin bildiği gibi, o gün Sayın Bakanım da burada dediler ki: "Artık, RTÜK var; yani, eğer, bunlar, bizim ulusal bağımsızlığımıza, bizim ulusal çıkarlarımıza, bizim maddî ve manevî değerlerimize zarar verecek şekilde program yaparlarsa, RTÜK buna dur der." Ben, şimdi, size, bütün milletvekillerine ve Türkiye'ye soruyorum ve Sayın Başbakanımla paylaştığım bir anekdotu da sizlerle paylaşmak istiyorum: 17 Aralık; Brüksel'den dönüyoruz Sayın Başbakanla birlikte. Ben de o uçaktaydım Dışişleri Komisyonu ve Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili olarak. O gün Sayın Başbakanımızın, Avrupa Birliğiyle ilgili, 17 Aralıkla ilgili yaptığı basın toplantısını izleyenler, o gün ismi geçen meşhur bir programı izleyenlerden daha azdı; yani, Semra Hanım, Türkiye'nin çıkarlarını yendi! Şimdi, bu ne demek biliyor musunuz; bu şu demek: Siz, eğer, ülkenin çıkarları konusunda sistemi kurmak yerine, birtakım kurumlardan yararlanmak isterseniz, işte, birtakım yararlanmamız gereken kurumların ne hale düşürüldüğünü size söylüyorum. Uydularla bunun önüne geçmek eğer... Ki, o gün, burada, Sayın Bakan Abdüllatif Şener "artık, uydular var, RTÜK var" diyordu...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

V. HAŞİM ORAL (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Oral.

V. HAŞİM ORAL (Devamla) - O gün, Sayın Bakan "RTÜK var, uydular var" diyordu; ancak, ben, şunu çok iyi biliyorum ki, benim ulusumun 12 Eylülden sonra büyüyen nesli -tüm açıkkalpliliğimle söylüyorum- ülkenin nereye gittiği konusunda bizim kadar fikir sahibi değiller, bizim kadar olaylara ciddî de bakamıyorlar; çünkü, onları meşgul eden başka türlü programlar var. Eğer, bu programların kaynağı, özellikle uluslararası... Ki, biz, kendi içimizdeki birtakım medya kuruluşlarını bile yenmekte zorluk çekiyoruz. Yeri geliyor Sayın Başbakan şikâyet ediyor bundan, yeri geliyor biz şikayet ediyoruz; eğer, siz, bu kavganın içine bir de uluslararası medyayı sokacak olursanız -ki, soktunuz- bu, bizim çocuklarımızın bizden soracağı ciddî hesaplardan birisidir diye, özellikle, altını çizerek söylemek istiyorum. Örnek istiyorsanız, örneğin, Fransa'da yüzde 20, Avusturya'da yüzde 49, İrlanda'da yüzde 27, Yunanistan'da yüzde 25 oranında yabancı sermaye ulusal televizyonlara katkı koyabiliyorlar. Avrupa Birliğine girme aşamasında Türkiye'ye yapılacak bir beyin yıkama metoduyla bir programlar dizisinin... Bu ülkenin nesilleri Kaptan Kirkleri unutamaz, Charlileri unutamaz ve bunların şu anda Türkiye'ye uygulanmış olanlarını izliyoruz ve gündemimizi tamamen bunlar tutuyorlar.

Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı veya Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı, çok önemli bir konuda basında öne çıkamıyor; ama, bir artistin kocasının yediği kurşun gazetelerde manşet oluyor. Siz, böyle bir düzeni daha da kötüye götürecek bir sisteme, eğer, Türkiye'yi ilave etmek...

BAŞKAN - Sayın Oral, toparlar mısınız.

V. HAŞİM ORAL (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkan.

Eğer, siz bu gerçekleri görmeyecek olursanız, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, biz, bu konudaki hassasiyetimizi sürdüreceğiz.

Bu tip yasaların, özellikle, Anayasa Mahkemesinden dönmesi konusunda, Sayın Cumhurbaşkanımızdan dönmesi konusunda... Çünkü, ben biliyorum, bazı Adalet ve Kalkınma Partili milletvekili arkadaşlarım da bu konuda hassasiyet gösteriyorlar. O halde, hassasiyet, aynı, tezkerede olduğu gibi, A veya B'nin değil, ulusun hassasiyeti olmalıdır.

Bu duygularla, bu geçen yasaların, özellikle, bilmeden, daha sonrası düşünülmeden geçirilen yasalar olmaktan çıkıp, elli sene sonramızı düşünen, bugünkü neslimizi düşünen, Türkiye'nin geleceğini düşünen ve Türkiye'deki insan haklarına saygılı birtakım yasalar olması konusundaki bilimsel tercihimizi ve uygun tercihimizi yapmamız gerektiğini düşünüyor, Sayın Başkana bana gösterdiği tolerans için teşekkür ediyor, Yüce Meclisi ve Yüce Ulusumu saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Oral.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Sayın Lokman Ayva...

Sayın Ayva Yok.

Madde üzerinde 10 dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Buyurun Sayın Koç.

HALUK KOÇ (Samsun) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

36 ncı madde, yani, bir madde düştüğü için 35 inci madde gerçekten önemli bir madde. Ben, aracılığınızla, Sayın Bakana şu soruyu yöneltmek istiyorum: Bu genel yönetim kapsamındaki sağlık kurum ve kuruluşlarının düzenlediği faturaların örnekleme metoduyla incelenmesi ve ihtiyaç duyulması halinde de diğer bağımsız denetim kuruluşlarına da bunun yaptırılabilmesi olumlu; fakat, şöyle bir gerçek var: Sayın Haşim Oral konuşmasında değindi. Türkiye'nin önemli sağlık kuruluşları, üniversite hastaneleri bugün felç olmuş durumdalar. Bunların alacakları -Emekli Sandığından, Sosyal Sigortalar Kurumundan ve yeşilkart ödemelerinden- inanılmaz derecede birikmiş boyutta; yani, bu kuruluşlar kendi iç hizmetlerini yürütemeyecek noktadalar.

Bütün bunlar düzenleniyor da Sayın Bakan, acaba, bu birikmiş borçların bu kurumlara ödenmesi konusunda bir kolaylık düşünüyor musunuz?

Ben kendim de bu kurumların birinden geldiğim için şunu çok iyi biliyorum: Bu kurumların yetkilileri -dekanları, başhekimleri, dekan yardımcıları- sürekli olarak SSK Genel Müdürlüğünde ya da aracılarla, bakanlık noktasında bulunan arkadaşlarımızla görüşme talep ediyorlar; kurumlarını yaşatabilmek için, orayı döndürebilmek için, dönersermaye ödemelerini yapabilmek için, basit hizmetleri -temizlik dahil- yürütebilmek için.

Bütün bunları yapıyoruz, iyi hoş; ama, ödemeye gelince yan çiziyoruz; buna bir kolaylık getirecek misiniz, burada bir netlik verebilecek misiniz, burada bir harita verebilecek misiniz?

Sayın Müsteşar baş sallıyor; ama, herhalde tercümesini Sayın Bakan yapacak.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Koç.

Buyurun, Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Ankara) - Teşekkür ediyorum.

Bu borç-alacak konuları daha önceki dönemlerle mukayese edilemeyecek kadar daha düzenli bir şekilde yürümektedir ve birikmiş olan borçlar da zaman içerisinde erimektedir.

Ayrıca, eğitim, sağlık gibi konularda, bu kuruluşlarımıza genel bütçeden ayırdığımız ödenekler de, yine, daha önceki senelere göre son derece artmıştır. Hatta, ilk defa bizim Hükümetimiz döneminde eğitim bir numaralı harcama kalemi olmuştur.

Yine, sağlıkta da, bütçe imkânları dahilinde, sağlık bütçemiz de her sene artırılarak yürütülmektedir. Özellikle 2005 yılından itibaren de dönersermayeden yatırım yapmalarına olanak sağlayacak şekilde kuruluşlarımıza kaynak bırakılmaktadır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.

HALUK KOÇ (Samsun) - Dönersermaye dönsün Sayın Bakan... Para ödemiyor devlet; biz onu söylüyoruz. Sizin söyledikleriniz çok genel; onları biliyoruz.

BAŞKAN - Soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

Maddeyle ilgili önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 827 sıra sayılı kanun tasarısının 35 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Haşim Oral

M. Akif Hamzaçebi

Haluk Koç

 

Denizli

Trabzon

Samsun

 

Mehmet Işık

Osman Kaptan

Kazım Türkmen

 

Giresun

Antalya

Ordu

"Madde 35.- Genel yönetim kapsamındaki sağlık kurum ve kuruluşlarının hizmet bedeli olarak düzenledikleri ve ödenmek üzere sosyal güvenlik kuruluşlarına ve diğer kamu kurumlarına gönderdikleri faturalar, istatistiksel örnekleme metoduyla incelenir. Söz konusu inceleme ve kontrol, ihtiyaç halinde, 1.6.1989 tarihli ve 3568 sayılı Kanuna tabi meslek mensupları ile bağımsız denetim kuruluşlarına da yaptırılabilir. Bu inceleme, her bir dönersermayeli sağlık kuruluşunun faturalarındaki tüm hataların saptanmasını içerecek şekilde yapılır. İlgili kuruluşlara yapılacak ödemeler, faturalarda saptanan hatalara göre yapılır. İstatistiksel örnekleme metoduyla fatura inceleme ve kontrolüne ilişkin usul ve esaslar, uluslararası genel kabul görmüş denetim standartlarına uygun olacak şekilde Sağlık Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının görüşleri alınarak Maliye Bakanlığınca düzenlenir."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Ankara) - Hayır, katılmıyoruz.

BAŞKAN - Sayın Oral, konuşacak mısınız, gerekçeyi mi okutayım?

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Konuşayım, Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Oral.

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; aslında, konuşmayacaktım. Bir tespiti sizlerle paylaşmak istiyorum.

Tabiî ki, burada, sizler ve bizler, yeri geldiği zaman seçmenimize mesajlar göndereceğiz, yeri geldiği zaman -tabiî, haddimizi aşmayarak, birbirimize haksızlık, saygısızlık etmeyerek- belli konularda birbirimizi uyaracağız. Ancak, benim gördüğüm ve tespit ettiğim bir gerçekten söz etmek istiyorum.

Biz ağzımızla kuş tutsak, biz en ciddî şekilde, en sağlıklı şekilde önergeler hazırlasak... Yani, bazı milletvekili arkadaşlarım bilmeyebilir, sizi kastetmiyorum; ama, şurada oturanlar, yani, hükümeti temsilen oturanlar, bürokrasiyi temsilen oturanlar, Allah rızası için, bir kere de, otursunlar da, gerçekten bunlar doğru mu söylüyorlar, gerçekten buna ihtiyaç var mı diye bir muhasebe yapsınlar. Yani, bu kadar haksızca, bu kadar insanları yok farz eden bir yaklaşım içerisinde olunmasını, inanın, bir insan olarak içime sindiremiyorum.

O zaman, eğer bu önerge oradaysa, katılmamalarının gerekçesini söylesin oradakiler. Yani, bunun bir açıklaması olmalı; niye katılmıyorsunuz, niye onaylamıyorsunuz? Çünkü, bu önergeyi, biz, size, daha önceden vermedik, görmediniz, dersinizi çalışıp gelmediniz. Burada gördüyseniz, bunun eksikleri neyse, onu söyleyin.

Ama, ben şunu çok iyi biliyorum ki, eğer, bu önergeyi, Adalet ve Kalkınma Partisi sıralarından bir arkadaşım verseydi, belki, çok fazla dikkate alınmadan -tabiî, grup başkanvekillerinden birinin imzasının olması halinde- çok daha farklı şekilde yaklaşılacaktı.

Sayın milletvekilleri, sayın bakanlarım, sayın bürokratlar; bu ülkeyi böyle yönettiğimiz zaman, ileride hepimiz için sıkıntılı süreçler başlar. Samimî katkıların, samimî şekilde cevaplandırılması, değerlendirilmesi, algılanması gerekir.

Ben, bu konudaki ihtiyacı, bir kez daha, hem yurttaşlarımıza hem yurttaşlarımıza hem sizlere sunmak istiyorum. Bunu yaparken, milletvekili arkadaşlarımı ayırıyorum, aslında, onların da, bu konuda, denetleyici olması lazım; ama, ne yazık ki, sistem pek öyle kurulmamış; ama, bu işi yapan insanların, buradaki milletvekillerini yok farz etmemesi lazım. Sayın bakanların da bu konuya hassasiyetlerini, en azından, buradaki konuşmacıları daha fazla dinleyerek, önerilerini, eğer, teknik kadro kabul etmiyorsa, niye kabul etmiyoruz diye, sorgulamalarında fayda var. Niye bunu söylüyorum; çünkü, yeri geliyor Sağlık Bakanının yerine Ulaştırma Bakanımız oluyor, yeri geliyor Enerji Bakanımız oluyor. Ben o bakanlarımdan, aynı konuda, aynı bilgi düzeyine sahip olmasını beklemem, doğaldır; ama, bakıyorum, hiç böyle bir karşılıklı konuşma, böyle bir diyalog da sezmiyorum ve bundan hicap duyduğumu, üzüldüğümü, özellikle, belirtmek istiyorum.

Vaktinizi aldığım için de özür diliyorum; ama, bu duygularımı sizlerle paylaşmak istedim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Oral.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum...

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.

BAŞKAN - Aynı zamanda karar yetersayısını arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı yoktur.

Birleşime 5 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.10

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.18

BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,  Türkiye Büyük Millet Meclisinin  72 nci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

827 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

2.- Devlet Memurları Kanunu ve Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/946) (S. Sayısı: 827) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Tasarının 35 inci maddesi üzerinde verilen Denizli Milletvekili Haşim Oral ve arkadaşlarının önergesinin oylanmasında karar yetersayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı vardır; önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Geçici 1 inci maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 1.- Bakanlar Kurulu kararları ile 1999 ve 2000 yıllarında tarım ürünlerinin destekleme alımlarının finansmanı amacıyla Hazine tarafından yurt dışından sağlanarak Toprak Mahsulleri Ofisi ve Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketine ikraz edilen kredilerin 2005 yılı Nisan ve Haziran aylarında Hazineye ödenmesi gereken anapara ve faiz borç tutarlarını Hazineden olan görev zararı alacaklarına ve/veya ödenmemiş sermayelerine mahsup etmeye Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan; bu işlemleri anılan Müsteşarlığın teklifi üzerine bütçenin gelir ve gider hesaplarıyla ilişkilendirmeksizin mahiyetlerine göre ilgili Devlet hesaplarına kaydettirmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

Bu maddeye ilişkin işlemlerde, 8.6.1984 tarihli ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 36 ncı maddesinin (8) numaralı fıkrasında yer alan parantez hükmü uygulanmaz.

Toprak Mahsulleri Ofisi ve Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketinin nominal sermayeleri bu madde kapsamında mahsuba konu olan miktar kadar artırılmış sayılır.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına söz isteyen, Edirne Milletvekili Sayın Rasim Çakır; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA RASİM ÇAKIR (Edirne) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Şeker Kurulunun ve Toprak Mahsullerinin hazineye olan borçlarının görev zararı olarak kabul edilmesine yönelik maddeyle ilgili söz almış bulunuyorum; öncelikle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu maddeyi konuşmadan önce, Şeker Şirketinin bu zararının nasıl oluştuğunu, hangi politikalarla bugünlere gelindiğini ve bunun hazine tarafından karşılanmak zorunda bırakıldığını, sizlere biraz hatırlatmak istiyorum.

4634 sayılı Şeker Yasası yapılırken, Sayın Bakanımız Ali Coşkun ve Afyonkarahisar Milletvekilimiz Sayın Sait Açba, bu gelişmeleri çok yakinen bilen ve bu yasanın hazırlanmasında fiilen gayretleri olan değerli iki arkadaşımız. Keşke burada olsalardı ve bu yasanın, bugün bizi hangi noktalara zorladığını onlara da anlatabilmiş olsaydım.

4634 sayılı Şeker Yasasında, nişasta bazlı tatlandırıcı kotası yüzde 10 olarak tespit edilmiş ve Bakanlar Kurulu, bunu yüzde 50 nispetinde artırabilir, eksiltebilir diye de bir madde konulmuş. Bu oranlar, değerli arkadaşlarım, Fransa'da yüzde 5, Amerika'da yüzde 2; yani, Fransa ve Amerika, pancar üretiminden ve pancardan elde ettiği şekerden vazgeçmiyor. Avrupa Birliği ülkelerinin tamamında -25 ülkede- yapılan çalışmada nişasta bazlı tatlandırıcının pancardan elde edilen şekere oranı yüzde 2,91; yani, gelişmiş ülkelerde durum böyleyken, 4634 sayılı Yasayla bir Şeker Kurumu oluşturulmuş, Şeker Üst Kurulu oluşturulmuş, bu kotaları belirleme yetkileri verilmiş ve hükümete de nişasta bazlı tatlandırıcı kotasını yüzde 50 artırma ve eksiltme yetkisi verilmiş.

O günden sonraki  hükümetler, maalesef, bu yasadan elde ettikleri yetkiyi sürekli nişasta bazlı tatlandırıcıların lehine kullanmışlar. Şeker Şirketinin elinde (A) kotası 300 000 ton, 500 000 ton şeker olmasına rağmen, stoklarında bu kadar şeker olmasına rağmen bu şeker kullanılmamış, bunun yerine nişasta bazlı tatlandırıcıların üretiminin artırılması yönünde Bakanlar Kurulu karar vermiş. Tabiî, durum böyle olduğunda da, Şeker Şirketinin zarar etmemesi, Şeker Şirketinin borçlanmaması mümkün değil ve bu yanlış politika, bugün, Yüce Heyetinizi, bu borcun hazineden karşılanması gerektiği noktasında karar almaya itiyor.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, durum böyleyken, bugün -daha önce bir konuşmamda Sayın Bakana da sormuştum- 31 Aralıktan önce bir nişasta bazlı şeker üretici firma, nişasta sütü alıp -bunun adı Pendik Nişastadır; yüzde 50'si Ülker'indir, yüzde 50'si Cargill'indir- nişasta bazlı şekeri kaçak olarak ürettiği yakalanacağı zaman Bakanlar Kurulu kararıyla Şeker Üst Kurumu kapatılmıştır ve akabinde, Ülker, Sanayi Bakanlığına müracaat ederek nişasta bazlı şeker kotasının artırılmasını talep etmiştir. Bizler burada konuştuk; Grup Başkanvekilimizle basın açıklamaları yaptık; Sayın Genel Başkan kamuoyuna taşıdı ve neticesinde Ülker'den bir açıklama geldi: "Biz, bu kota artırımını kendi üretimimizde kullanmak üzere talep ediyoruz." Yani, özrü kabahatinden büyük olan bir açıklama. Eğer, nişasta bazlı şeker kotası 1 puan artırılırsa, bunun anlamı, onun karşılığı olan pancar ekim alanı daralacak demektir. Bunun başka bir açıklaması yok. Dolayısıyla, özrü kabahatinden fazla olan bir açıklama.

Değerli arkadaşlarım, bununla da kalmıyor; şu an Bakanlar Kurulunda imzaya açılmış ve önümüzdeki günlerde muhtemelen karşınıza gelecek bir şeker yasası hazırlığı var. Sizi bilgilendirmek istiyorum.

Bu yasa, Şeker Üst Kurumunun kapatılmasından sonra şeker piyasasını ve tatlandırıcı piyasasını düzenleme yetkisini Sanayi Bakanlığına veren, Şeker Kurulunun kararının onayı yetkisini Sanayi Bakanlığına veren bir yasa niteliğinde.

Değerli arkadaşlarım, dikkatinizi çekiyorum! Dünya Ticaret Örgütü diyor ki: "Üst kurumları kapatmayınız; üst kurumları siyasetten bağımsız özerk hale getiriniz." Dünya Ticaret Örgütünün bize tavsiyeleri bu, bunun karşılığında bizim yaptığımız, kurulları kapatarak kurulun yetkilerini bakanlığa almak. Peki, ne olacak, diyelim ki bakanlık aldı, bunun sonucunda ne olacak; sonucunda şu olacak değerli arkadaşlarım: Nişasta bazlı tatlandırıcı lobileri çok güçlü, elleri ve sözleri her yere uzanıyor ve bu yetkiyi, süreç içerisinde, savunmasız durumda olan pancar üreticilerinin aleyhine kullanacaklar ve Türkiye'de nişasta bazlı tatlandırıcı kotası sürekli artacak ve Türkiye, pancar ekmeyen bir ülke haline gelecek. Değerli arkadaşlarım, buna izin verecek miyiz? Bunun yanında, bu yasa, yakında Yüce Kurula, Yüce Heyetin önüne gelecek bu yasa, glikozu katı atık esasına göre belirlemeyi hedefliyor. Yani, bu ne demektir; Bakanlar Kurulu zaten yüzde 10'dan 15'e çıkarmış nişasta bazlı tatlandırıcıyı,  glikozu katı atık statüsüne getirdiğiniz zaman, bunu da delerek, yüzde 75 daha nişasta bazlı tatlandırıcının artması demek. Peki, bu ne demek değerli arkadaşlarım; pancar ekim alanlarının daralması demek, Türkiye'de üretimde bulunan şeker fabrikalarının kapanması demek, burada çalışan insanların çoluğu çocuğuyla mağdur olması demek. Bizler bunlara izin verecek miyiz?

Hemen akabinde, Şeker Kurulunu yeniden düzenlerken, Ziraat Odaları Birliği Başkanını Şeker Kurulunun üyesi olarak kabul ediyor ve öbür taraftan sayın başkanın kardeşi bir nişasta bazlı şeker fabrikasına ortak oluyor. Öbür taraftan, Kütahya Şeker Fabrikası, anasözleşmesinde "özelleştirilmesi üçte 2 çoğunlukla olur" denmesine rağmen, üretici, bu güvenceyle, altınını bozdurup, ineğini satıp bu fabrikaya ortak olmasına rağmen, anasözleşmesi değiştirilerek özelleştiriliyor, bir firmaya yüzde 56'sı veriliyor, Başbakanın çok yakını olan bir firmaya ve o da yüzde 28'ini, bir değerli...

AHMET YENİ (Samsun) - Kimdir, açıklar mısınız?

RASİM ÇAKIR (Devamla) - Torunlar Gıda efendim... Açıklarız tabiî, bilinmeyen şeyler değil bunlar.

AHMET YENİ (Samsun) - Ne alakası var?!

RASİM ÇAKIR (Devamla) - ...milletvekilimizin de şirketine yüzde 28'i veriliyor ve akabinde, bu yasayla da, kapatılan Adapazarı Şeker Fabrikasının pancar ekim kotaları Kütahya'ya kaydırılmaya çalışılıyor.

Değerli arkadaşlarım, bu konuşmayı zevkle, iştahla, isteyerek yapmıyorum; ama, bunların hepimiz tarafından bilinmesi ve Yüce Heyetinizin bu konulara hassas davranması gerektiğini düşündüğüm için yapıyorum; çünkü, dün, nasıl, 4634 sayılı Şeker Yasasında alınan yanlış kararlar neticesinde, bugün, hazine olarak bunun sorumluluğunu yüklenmek durumunda kalıyorsak, yarın, çok iyi biliniz ki, bu ülkede pancar üreticisi diye bir üretici kalmayacak.

Polonya'ya bakıyoruz: "Nasıl, Avrupa Birliği tartışmalarında şeker üretiminizi muhafaza edebildiniz" diye soruyoruz; diyorlar ki: "Avrupa Birliği üyelik sürecinde, son beş yılın şeker üretim kotaları esas alınıyor, onların ortalamalarına göre kota veriliyor." Yani, biz, bugünden başlayarak, şeker üretimimizi düşürürsek, azaltırsak, yarın, Avrupa Birliği bize kota verirken -tam üye olduğumuzu düşündüğümüzde, kota verirken- bu düşük kotalar noktasında bakacak. O zaman ne olacak biliyor musunuz değerli arkadaşlarım, biz, Avrupa Birliğine tam üye olsak bile, ihtiyacımız olan şekeri, bugün, dünyada satılan fiyatlardan değil, Avrupa Birliği üyesi olduğumuz için, Avrupa Birliği içpazarındaki fiyatlardan almak zorunda kalacağız. Yani, bugün dünyada satılan 198 dolar/tondan değil, 800 dolar/ tondan, 900 dolar/tondan şeker satın almak zorunda kalacağız.

Zannediyorum, bu yasa çıkarken de, bazı milletvekilleri çıkıp, bu yasanın gelecekte neler getirebileceğini anlatmaya çalıştılar; ama, yeteri kadar anlatamadılar.

Bugün de, ben, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili olarak, Yüce Heyetinize, gelecekle ilgili bir projeksiyon sunmaya gayret ettim; görebildiğim kadar, dile getirebildiğim kadar; takdir sizlerin; ama, diliyorum ki, bu yapılmaya çalışılanlar Yüce Heyetiniz tarafından onay bulmaz, yeterli görülmez, doğru bulunmaz ve benim gelecekle ilgili çizmeye çalıştığım projeksiyonların da ortaya çıkmamasına sebep olur.

Şimdi, bu uygulamaların böyle devam ettiği noktada hangi sonuçlar bizi bekliyor; dilerseniz bununla ilgili size kısacık bir bilgi vermek istiyorum. Eğer böyle devam ederse, eğer sizler "dur" demezseniz;

1 - En geç iki yıl içerisinde büyük olasılıkla 1 000 000 ton pancar şekeri satılamadığı için stoklarda kalacak, bir sonraki yıl stok kadar az şeker üretimi planlanacaktır.

2 - Bunun sonucu, pancar ekim alanları yüzde 50 daralacak, 2 000 000 dekar alanda pancar ekimi yapılamayacak ve 8 000 000 ton pancar üretilemeyecektir.

3 - Yaklaşık 3 000 köyde, 200 000 çiftçi pancar ekemeyecektir.

4 - Pazarlanamadığı için, bir sonraki yıl 1 000 000 ton daha az şeker üretilecek, devreden stoklar nedeniyle fabrikalar üretim kotalarını kalıcı olarak kaybedeceklerdir.

5 - Pancar şekeri üretimi, en geç iki yıl sonra 700 000 ton civarına düşecektir.

6 - Bu durum, zaten yüzde 60 kapasiteyle çalışan fabrikaların 20 tanesinin kapanmasına yol açacaktır. Bu fabrikaların tamamına yakını doğu bölgelerinde olduğundan, hem köyde hem de şehirlerde sosyal patlamalar kaçınılmaz hale gelecektir; içgöç büyük şehir varoşlarını taşıracak, böylece güvenlik sorunları baş gösterecektir. Bu, fabrikalarda çalışan 20 000 işçinin işinden olmasına, aile fertleriyle beraber yaklaşık 100 000 kişinin mağduriyetine neden olacaktır.

Mevcut ülke şeker sanayii çökecek ve Türkiye, pancar şekeri üretiminde, stratejik önemini yitirecektir. 4 milyar dolar yatırımı bulunan ülke şeker sanayii, çokuluslu şirketler uğruna heba edilecektir. Siyasîlerin bunlara arka çıkmasıyla, yasal üretim yapan devlet ve kooperatif şeker fabrikaları, devlete güvenmenin, bir kez daha, darbesini yiyecektir. Pancar tarımından âdeta vazgeçilmesi anlamına gelecek bu gelişmeler, üreticiler, fabrikada çalışanlar ve sektörden gelir sağlayan diğer kesimlerin istihdamıyla ilgili sorunları da beraberinde getirecektir. Bir avuç uyanık işadamı ve ailesi ile ona yakın siyasîlerin çıkarı uğruna, kitleleri yerinden oynatacak ve sosyal dengeleri altüst edecektir.

Değerli arkadaşlarım, biz, Anamuhalefet Partisinin temsilcisiyiz. Bizim görevimiz bu...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, Sayın Çakır.

RASİM ÇAKIR (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bu konularda bildiğimizi, yüreklice, korkmadan, çekinmeden, sizlerle paylaşmak, kamuoyuyla paylaşmak bizim görevimiz. Bunun gereğini yapmak yürütmeye düşer, hükümete düşer, iktidara düşer ve iktidarın arkasında duran sizlere düşer.

Şunu hepimiz çok iyi bilmeliyiz ki, bu ülkede, pancar üreticileri, pancar ekme hakkını, Sakarya Meydan Muharebesinde aldı, Dumlupınar'da aldı, İnönü'de aldı, Kocatepe'de aldı. Yarın, hepimiz Çanakkale'ye gideceğiz. Çanakkale'de, şehitlerin ve gazilerin torunlarıyla, onların torunları olan pancar üreticileriyle karşı karşıya geleceğiz ve onlarla yüzleşeceğiz. Eğer, buralarda alınan bu hakkın, komisyonlarda, kapalı kapılar arkasında verilmesine izin vereceksek, o zaman, benim, sizlere söyleyecek çok daha fazla bir sözüm yok; ama, ben, Yüce Parlamentonun değerli milletvekillerine inanıyorum, güveniyorum. Bu gidişe "dur" diyeceklerine, vicdanen "dur" diyeceklerine inanıyorum.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Çakır.

Madde üzerinde, 10 dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Buyurun Sayın Ercenk.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın Bakana bir soru yöneltmek istiyorum.

17 Aralık 2004 Avrupa Birliği Zirvesinde Türkiye-Avrupa Birliği müzakerelerinin 3 Ekim 2005 tarihinde başlaması ihtimali, hükümetiniz tarafından bir bayram havası içinde açıklanmıştır. Bugün, kamuoyunda, bayram havasının yerini bir suskunluğun ve durgunluğun aldığı konusunda genel bir kanı mevcuttur. Başmüzakerecinin henüz belli olmaması bu kanıyı güçlendirmektedir. İsminizin de geçtiği başmüzakereciyi, hükümetiniz ne zaman belirlemeyi düşünmektedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Koç.

HALUK KOÇ (Samsun) - Teşekkür ederim Sayın Başkan. Aracılığınızla Sayın Bakanıma iki soru yöneltmek istiyorum.

Birincisi, madde üzerinde konuşan Cumhuriyet Halk Partisi Edirne Milletvekili Sayın Rasim Çakır'ın dile getirdiği Cargill-Ülker ortaklığından doğan, yanılmıyorsam 30 000 000 dolar civarında bir para; bunun -ne şekilde- bundan sonra tekrar tahsil edilebilmesi için bir imkân var mı, yok mu?

İkincisi, İktidar Partisinden 7 Sakarya milletvekilimiz var, hepsini saygıyla selamlıyorum. Adapazarı bir yıkım geçirdi, insanlar evlerini, canlarını kaybettiler ve Adapazarı Şeker Fabrikası... Adapazarı Şeker Fabrikasının yeniden üretime geçmesi, bölge insanı için son derece önemli. Bu yapılmıyor ve oranın pancar ekim kotası Kütahya Şeker Fabrikasına aktarılıyor ve Kütahya Şeker Fabrikasının özelleştirilmesinden doğan süreci de anlattılar ve siyasî etik kanununun ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görüyoruz. Bir sayın milletvekili tabiî ki ticaret yapabilir, tabiî ki geçimini başka yollardan sağlayabilir, buna hiçbir itirazım yok; ama, milletvekilliği göreviyle bağdaşmayan bir süreç yaşıyoruz. Sayın Başbakan bu konuda bir geri adım attı. Sayın milletvekilimizin şirketi, bu, yüzde 58 pay alan şirketten -yüzde 28 ya da 26, yanılmıyorsam- yarısını üstüne aldı; yani, bu konuda ne düşünüyorsunuz Sayın Bakan? Adapazarı Şeker Fabrikasının canlandırılması... Bunu çıkardınız programdan. Pancar ekim kotasını Kütahya'ya veriyorsunuz, Kütahya'da da böyle bir ilişki var. Bunu taşıyabilecek misiniz? Bu manzara hoş değil!

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Koç.

Sayın Özkan, buyurun.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Sayın Bakan, konu pancar olunca... Avrupa Birliği ülkelerinde, Fransa'da, İtalya'da pancar kotalarında bir kısıtlama yok iken, Türkiye'de pancara konulan kotayı nasıl açıklayabilirsiniz? Ülkemizde ekonomiyi bir meşale gibi aydınlatan şeker fabrikalarının çalışmalarını ve kampanyalarının uzatılmasını, IMF'ye karşı bir duruş sergileyerek uzatılmasını düşünür müsünüz?

Özelleştirmesine karşı olduğum güzel Burdurumun Burdur Şeker Fabrikasının özelleştirilmesiyle ilgili bazı duyumlar alıyorum. Bu konuya bir açıklık getirir misiniz? Burdur'un çalışkan, vefakâr pancar üreticisi hassasiyetle bu konuya kilitlenmiştir. Lütfen, buradan, Burdur'un üreticisine müjdeli bir haber verir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özkan.

Sayın Yücesan, buyurun.

MEHMET VEDAT YÜCESAN (Eskişehir) - Saygılar sunuyorum Başkanım.

Aracılığınızla, Sayın Bakanıma sorularımı iletiyorum:

Bildiğiniz gibi, tüm şeker fabrikaları özelleştirme kapsamında ve bir bir özelleştiriliyor. Bugün 650 dolara mal ettiğimiz şekerden bahsediyoruz ve 600 dolara dışarıda imal ediliyor bu şekerler; 250 dolara Türkiye'ye satıyorlar. Bu tutumla beraber, beş yıl sonra 1 500 dolar veya 2 000 dolara bize şeker satarlarsa acaba ne gibi önlemler alacağız, ne gibi durumlarla karşılaşacağız?

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yücesan.

Sayın Bakan, buyurun, soruları cevaplandırabilirsiniz.

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Ankara) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

İlk sorunun konusu Avrupa Birliği; konuştuğumuz yasa tasarısıyla ilgisi olmadığı için bu soruya cevap vermiyorum.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Torba tasarıda torba soru!

BAŞKAN - Lütfen, Sayın Ercenk...

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Ankara) - Diğer konuya gelince; Adapazarı Şeker Fabrikasının kotalarının Kütahya Şeker Fabrikasına devredilmesine ilişkin şu anda herhangi bir çalışma olmadığına dair, Özelleştirme İdaremizden bir not geldi. Bilakis, Adapazarı Şeker Fabrikasına, 2005 yılı için 30 000 ton şeker kotası verilmiştir.

HALUK KOÇ (Samsun) - Fabrika çalışıyor mu Sayın Bakan?

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Ankara) - Diğer sorulara gelince; ilgili bakanlığımızdan bilgiler aldıktan sonra yazılı olarak cevap vermeyi tercih ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

HALUK KOÇ (Samsun) - Adapazarı milletvekilleri burada; fabrika çalışıyor mu?

BAŞKAN - Sayın Koç, soru sordunuz, Sayın Bakan cevap veriyor.

Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Geçici madde 2'yi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 2.- T.C. Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğünün ilgili yıllar yatırım programında yer alan ve Hazine Müsteşarlığı tarafından dış finansman sağlanmasına izin verilmiş ancak henüz finansman temin çalışmaları sonuçlandırılmamış olan projeleri ile 2005 yılı Yatırım Programında yer alan projelerinin finansmanı amacıyla yurtdışından sağlanacak krediler hakkında genel ve katma bütçeli idarelerin tâbi olduğu esaslar uygulanır.

Bu kapsamda sağlanan dış finansmanın anılan Genel Müdürlüğe kullandırılmasında 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun genel ve katma bütçeli idarelerin tâbi olduğu hükümlerinin uygulanmasına ve bu işlemlerle ilgili usûl ve esasları belirlemeye Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu bakan yetkilidir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Bursa Milletvekili Kemal Demirel.

Buyurun Sayın Demirel. (CHP sıralarından alkışlar)

Aynı zamanda şahsınız adına da talebiniz olduğu için, konuşma süreniz 15 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA KEMAL DEMİREL (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi en içten sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Devlet Memurları Kanunu ve Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının geçici 2 nci maddesiyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum.

Geçici 2 nci maddede "Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğünün ilgili yıllar yatırım programında yer alan ve Hazine Müsteşarlığı tarafından dış finansman sağlanmasına izin verilmiş; ancak, henüz finansman temin çalışmaları sonuçlandırılmamış olan projeleri ile 2005 Yılı Yatırım Programında yer alan projelerin finansmanı amacıyla yurt dışından sağlanacak krediler hakkında genel ve katma bütçeli idarelerin tabi olduğu esaslar uygulanır" deniliyor.

Bunlarla ilgili "Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yetkilidir" deniliyor.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarının tarihine baktığımız zaman, 1856 yılında, İzmir - Aydın arasında yapılan demiryollarıyla Türkiye öne çıkıyor. O günden bugüne kadar, değişik ülkeler, Türkiye'de demiryolları yapımına önem veriyor. Osmanlının son zamanlarında, o zaman yapılan demiryolları, genellikle, dış ülkeler tarafından, kendi ihtiyaçlarını ve hammaddeleri gözönüne alarak yapılan demiryolları olarak karşımıza çıkıyor. Bu hatlar, Osmanlının ihtiyaçlarına göre değil, tam tersine, kendi ihtiyaçlarına göre yapıldığı için, o demiryolları, Anadolu'nun içerisine kadar, doğuya kadar uzanmıyor; ama, sevgili Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyetin ilanından sonra, demiryollarını doğuya kadar uzatarak, bu hattı bütün Anadolu'ya yayıyor. Ayrıca, Atatürk, yine -demiryolları, o zamana kadar yabancı ülkelerin elinde olduğu için- bunu, âdeta bir bağımsızlık göstergesi olarak düşünüyor ve demiryollarını devletleştiriyor. Kısacası, demiryolları cumhuriyet demek, demiryolları özgürlük demek, demiryolları bağımsızlık demektir.

Değerli milletvekilleri, demiryollarına, cumhuriyet döneminden 1950'li yıllara kadar gereken önem veriliyor ve o günlerde yapılan yatırımlarla, demiryolları, gerçekten hak ettiği yeri alıyor. Bildiğiniz gibi, 1923'ten sonra, Kurtuluş Savaşından çıkmış bir ülke olarak ekonomimiz çok iyi olmamasına rağmen, o zor şartlar içerisinde, ülkemiz insanı, bu demiryollarını yapıyor. Nasıl yapıyor; yeri geliyor imece usulü yapıyor; iki köy arasındaki, iki ilçe arasındaki demiryollarını imece usulüyle ve devletin de katkısıyla yapıyor. Kısacası, bağımsız olmanın onuru ve gururuyla, bu demiryollarını, dışkaynak almadan yapıyor; ama, 1950'den sonra -ünlü Marshall yardımlarının da buna katkısı var- Türkiye'yi ziyaret eden Amerikalıların ortaya koymuş olduğu görüş çerçevesinde, Türkiye, demiryollarını bir kenara bırakıyor, tam tersine, karayolu taşımacılığı ve karayollarına gereken önem verilerek, demiryolları üvey evlat durumuna düşüyor. Bu da, ne yazık ki, bugün hepimizin şikâyet ettiği, trafik canavarını ve trafik terörünü ortaya çıkarıyor.

Değerli milletvekilleri, bugün, demiryolları, gerçekten, bu ülkede, ulaşım ağı açısından değerlendirdiğimiz zaman, yani, karayolu, havayolu, denizyolu -bunlar- birbiriyle çelişen, birbirleriyle yarışan değil, tam tersine, birbirini bütünleştiren ulaşım ağları olarak karşımıza çıkmalı. Yani, siz, kısacası, ulaşım politikanızı belirlerken, demiryolunu asla gözardı etmeden... Tam tersine, özgürlüğünüzün ve bağımsızlığınızın simgesi olan demiryollarını öne çıkarmadan, bu ülkeyi, bağımsız bir ülke konumunda, dünyanın hiçbir yerinde açık açık iddia etme durumuna düşemezsiniz; çünkü, bugün, bu ülke bir petrol kriziyle karşılaştığı zaman, dışa bağımlı olduğu için karayolu taşımacılığında ve petrol açısından, inanın, çok daha -ekonomik şartlarda -zor şartlar altında bulunduğumuz bu dönemde, dışa bağımlı olmanın da getireceği faturaların ülkemize vereceği ağır tabloyu gözardı edemeyiz. Onun için, ulaşım ağımızı mutlaka ve mutlaka demiryollarına yönlendirerek yapma durumundayız.

Bugün, Avrupa Birliğine gireceğiz diyoruz; Avrupa Birliğine giden süreç içerisinde yatırımlarımızı yapıyoruz, kanunlarımızı çıkarmaya çalışıyoruz; ama, Avrupa Birliği ülkelerine baktığımız zaman, Avrupa ülkeleri, demiryollarını bizden çok daha evvel kavramış ve bu kavrama neticesinde bütün ulusal ağlarını demiryollarıyla örmüşlerdir. Bugün, ülkemizdeki karayolu taşımacılığı ile Avrupa'daki karayolu taşımacılığına karşılaştırma getirirsek, ortaya şu tablo çıkıyor: Bugün, biz, bütün her şeyimizi, neredeyse, demiryollarından ayırıp karayollarına aktardığımız için, dışa bağlı olduğumuzdan dolayı, ekonomik anlamda sıkıntıya girdiğimizi de burada vurgulamak istiyorum. Kısacası, Avrupa Birliği giriş süreci içerisinde, bizim de, ağımızı -demiryolları açısından- güçlendirmemiz, kuvvetlendirmemiz lazım.

Değerli milletvekilleri, bugün, bu ülkede, depremler, ne yazık ki, ülkenin acı gerçeği olarak karşımıza çıkıyor. 1900 yılından 2005 yılına kadar geçen zaman içerisinde, ülkemizin depremde kaybettiği insan sayısı 100 000 civarında; yani, ülkemiz, depremlerde 100 000 insanını kaybetmiş; ama, trafik kazalarına bakıyoruz, son otuz yılda trafik kazalarında ölen insan sayımız 160 000; yani, yüzyıl içerisinde bu ülkede depremlerde kaybettiğimiz insan sayısı 100 000 iken, son otuzyılda trafik kazalarında kaybettiğimiz insan sayısının 160 000 olduğunu görüyoruz. Bunun önüne geçmek için de, mutlaka, demiryollarına gereken önemin verilmesi gerektiğini vurgulamak istiyorum.

Kısacası, bu tablo şunu ortaya koyuyor: Türkiye, her yıl, Kurtuluş Savaşında verdiği şehitten daha fazlasını trafik kazalarında kaybediyor. Her yıl bir ilçemiz ölüyor, bir ilimiz sakat kalıyor. Bugün, ülkemizde trafikte ölmenin, depremde ölme ihtimalinden çok daha fazla olduğu, acı bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. Ayrıca, kaza maliyetlerini gözönüne alırsak, kaza maliyetlerinde ise yolcu taşımada karayolu, demiryoluna göre 448 kat, yük taşımasında ise 410 kat daha pahalıya mal olmaktadır. Demiryollarında bir kaza neticesinde, kaybımız, eğer, kaza başına 1 milyar ise, bu, karayollarında tam 448 milyara kadar çıkabiliyor.

Yine, ülkemizde son kırk yılda toplam araç sayısı 31 kat artarken, karayolları istatistiklerine göre, yolcu taşımacılığının yüzde 45'lik bölümü de, bu çerçevede, Ankara-İstanbul-İzmir üçgeninde gerçekleşiyor. Kısacası, bugün, ülkemizde Ankara-İstanbul-İzmir üçgeni içerisinde trafik kazalarının yüzde 60'ı gerçekleşiyor. Bu anlamda, demiryollarının, bilhassa Ankara-İstanbul-İzmir arasındaki hatlarının en kısa zaman içerisinde gözden geçirilmesi, gerekirse yeni hatların yapılması söz konusu olmalıdır. Ayrıca, maliyet açısından da karayolları ile demiryolları karşılaştırıldığı zaman yarı yarıya, hatta, üçte 1 aralığında daha ucuza mal olduğu da bir gerçek.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde hızlı tren çalışmaları yapılıyor, hızlı tren çalışmalarında, hızlandırılmış tren çerçevesinde, ne yazık ki, hiç kimsenin arzu etmediği kazalar ortaya çıkıyor. Bu kazalarda insanlar hayatını kaybediyor; ama, işte, yaşadık, Pamukova'daki kazaları yaşadık. Gönlümüz bu tür kazaların olmamasıydı; ama, bu konuda, o kadar uyarılara rağmen, bu hızlı tren projesi hayata geçirildi ve insanlarımız hayatını kaybetti. Şimdi, bakıyoruz kim suçlu? Hiç kimse suçlu olduğunu kabul etmiyor. Herhalde, suçlu, bu hızlandırılmış tren projesine inanıp o trene binen, hayatını kaybeden vatandaşlarımız mı olacak?! Bu konuda sorumlular ortaya çıkarılmalı ve sorumlular ortaya çıktıktan sonra da gereği yapılmalıdır diye düşünüyoruz.

Şimdi, demiryollarının genellikle zarar ettiğinden bahsedilir. Eğer, demiryollarını iyi incelersek, demiryollarının özelleştirme kapsamına alındıktan sonra zarar etmeye başladığını görürsünüz; yani, demiryolları, son yirmi yıldır zarar etmeye başlıyor. Bunun arkasında yatan gerçek, demiryollarını zarar eder durumuna düşürerek özelleştirme kapsamına almak.

Değerli arkadaşlar, demiryollarının özelleştirilmesi demek, sizin bağımsızlığınızı tekrar gözden geçirmenizle eşdeğer gibi olabilir. Neden diyorum; çünkü, demiryolları bu ülkenin bağımsızlığının birer simgesidir. Benden evvel konuşan arkadaşlarımız da bahsettiler, yarın 18 Mart Çanakkale Savaşlarının yıldönümü; yani, bu ülkenin insanları şehit olurken bağımsız Türkiye Cumhuriyeti kurulması için şehit oldular, gazi oldular. O açıdan, şehitlerimizin ve gazilerimizin, bu konudaki ulaşım politikalarıyla ortaya çıkacak olan tabloyu, o insanların şehit ve gazi olmalarının sebepleriyle karşı karşıya getirdiğin zaman bağımsızlığımızla eşdeğerde olduğunu görerek, onlara saygısızlık yapacak ulaşım politikalarının gündeme gelmemesi lazım. Demiryolları bu ülkenin bağımsızlık sembolü. Bu ülkenin demiryollarını özelleştirme kapsamına alıp da dış ülkelerin de bu konuda yönlendirmesiyle karşı karşıya bırakırsanız, bu iş, sırayla, böyle oluyor.

ZAFER HIDIROĞLU (Bursa) - Bir şey olmaz.

KEMAL DEMİREL (Devamla) - Vallahi, bir şey olmaz demeyin. Hızlı tren kazasında da bir şey olmaz dendi; ama, ne yazık ki, 40'a yakın insanımız hayatını kaybetti.

Değerli milletvekilleri, yani, bugün, bu ülkede -şunu vurgulamak istiyorum- demiryolları, karayolları, denizyolları ve havayolları gerçekten önemli ulaştırma araçları.

Bugün, bu ülkenin trafik kazalarında neleri kaybettiğini -eğer trafik kazaları 1 yıl olmamış olsaydı ülke neler kazanırdı ve neler yapılabilirdi- birkaç örnekle size vermek istiyorum. Eğer Türkiye'de 1 yıl trafik kazaları olmamış olsaydı, 100'er metrekareden 882 000 tane konut yapılabilirmiş; yani, her konuta 5 kişi düşünebilirsek, 4,5 milyon insanın konut ihtiyacı karşılanabilirmiş.

Yine, bu ülkede hep şikâyetçiyiz, hastanelerin yetersizliğinden şikâyetçiyiz, hastanelerimizin azlığından şikâyetçiyiz; yine aynı şekilde, 300 yataklı tam 1 339 tane hastane yapılabilirmiş; 1 339 hastane.

Yine, öğrencilerimizin okuma zorlukları var; bu okuma zorluklarında da sık sık karşılaştıkları burs sorunları var; 5 550 000 öğrencinin 4 yıllık bursu karşılanabilirmiş.

Yine, hükümet duble yollar yapmak istiyor. Tabiî, bu ülkenin duble yollara ihtiyacı var; ama, yine bu rakamlar şunu ortaya koyuyor: 1 yılda 16 000 kilometre yol yapılabilirmiş; bu kazaların olmaması sonucunda.

Yine, 480 öğrenci kapasiteli... Hepimizin şikâyet ettiği, hemen hemen her vilayette karşılaşılan bir sorun var; sınıflarımız çok kalabalık, öğrencilerimizin 60, 70, 80 kişilik sınıfları var. Ne diyoruz; çocuklarımız bu ülkenin geleceği; bu ülkenin geleceği olan çocuklarımızın en iyi şartlarda, en iyi okullarda ve en iyi  sınıflarda okuması için  sınıfların mevcudunun düşürülmesi lazım,  sınıflarda 30 kişi veya 25 kişi olması lazım. Ne yapılabilirmiş; tam 12 000 tane ilköğretim okulu yapılabilirmiş; 12 000 tane.

Bu trafik kazalarının hepsinin önüne geçmemiz mümkün değil. Eğer, biz, demiryollarına yapacağımız yatırımlarla bu trafik kazalarını yüzde 10'a indirebilirsek, yüzde 10 düşürebilirsek, inanın, bu ülkenin ilköğretim okulu sorunlarını, hastane sorunlarını, konut sorunlarını bir noktada azaltmanın gururunu yaşayabiliriz.

O açıdan, trafik kazalarının önlenmesi açısından, demiryollarının önemini bir kez daha vurguluyorum. Bu konuda gereken hassasiyetin gösterilmesini istiyoruz. Hükümet, ikibuçuk yıldır görevinin başında. İkibuçuk yıldan beri, programında olduğu gibi, duble yollar yapıyor; ama, ben, şunu vurgulamak istiyorum: İkibuçuk yıldan beri Ulaştırma Bakanı da görev başında; hızlandırılmış tren projeleri, hızlı tren projeleri, tren yollarının gözden geçirilmesi, rehabilite edilmesi, mevcut sistemlerin gözden geçirilmesi noktasında önemli mesafeler katedilmesi önemli; ama, şunu da istiyoruz; tren yolu yapımıyla ilgili temel atılsın, temel; yani, nasıl duble yollar yapılabiliyorsa, diğer konularda hizmet vermek için çalışma yapılabiliyorsa, demiryolları için de temel atılması lazım, temel. Eğer bu yapılmazsa, ikibuçuk yıldan beri o koltukta oturan Sayın Ulaştırma Bakanımız -keşke burada olsaydı- görevini yapmış olabilir diyemem; çünkü, duble yolların yapımında Bayındırlık Bakanı görevini yapıyor ise, demiryolları konusunda Ulaştırma Bakanının da görevini yapması lazım; yani, onun da bu ülkede temel atma ve raylı sistemleri hayata geçirme noktasında üstüne düşeni yapması lazımdı.

Ben, bu kürsüden defalarca demiryollarını anlatıyorum, demiryollarının önemini ortaya koyuyorum. Bunu söylerken, Bursa'nın da önemli olduğunu vurgulamak istiyorum. Bursa, Türkiye'nin sanayi kenti, turizm kenti. Böyle bir kentin bundan mahrum edilmesi kadar büyük bir haksızlık olamaz. Bu noktada, Bursa'ya demiryolu getirilmesi noktasında da hükümetin acilen görevini yapmasını istiyorum.

Gönlümüz, trafik kazalarının olmadığı bir Türkiye'de yaşamak, insanlarımızın bu konuda hayatlarını kaybetmemesini sağlamak. İnşallah, herkes üzerine düşen görevi layıkıyla yapar, bir daha bunları yaşamaz diyorum.

Hepinizi, içten sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Demirel.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen İstanbul Milletvekili Lokman Ayva?..

LOKMAN AYVA (İstanbul) - Vazgeçtim...

BAŞKAN - Sayın Ayva vazgeçti.

Madde üzerinde, şahsı adına, Samsun Milletvekili Sayın Haluk Koç; buyurun.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Lokman Ayva'ya da konuşma yapmadığı için, bir kişisel söz hakkı kalması dolayısıyla ayrıca teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, Anamuhalefet Partisi olarak, katkı sunmaya çalıştığımız birçok madde var. Bu noktada, bilhassa bu maddelerin altında yatabilecek olan sıkıntıları dile getirdiğimiz aşamalar oluyor. Ben üzülerek görüyorum ve bunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Sayın Bakanımızın çok ciddî olarak bu konuyla ilgilenmediğini görüyorum, komisyon sıralarında ve sorulan sorulara da -bunlar siyasî amaçlı olabilir, burası siyasetin yürütüldüğü bir yer, Türkiye Büyük Millet Meclisi- yani, çok baştan savma, küçümser gibi, konuyla ilgili olmayan, kenarından dolaşan, eline bir kâğıt verildiğinde, ancak o cümleyle ifade bulan bazı yanıtlar veriyor. Yani, bunlar, yürütmenin prestiji açısından uygun davranışlar değil değerli arkadaşlarım.

Bakın, geçen maddede bir soru sordum ve bu soruya, Sayın Bakan o kadar ezbere bir kalıpla cevap verdi ki, ben, kendisinin, bundan sonra, sorulan sorulara o anda cevap verebilme bilgisi yoksa -ki, olmayabilir, gayet doğaldır- daha sonra yazılı verebileceğini ifade ederek, hiç olmazsa, işin ciddiyeti bakımından daha uygun davranır diye düşünüyorum.

Bakın, geçen maddede şöyle bir soru soruldu: Sakarya milletvekili arkadaşlarım var, 7 tane, iktidar grubundan, hiçbirini rencide etmek istemiyorum, hepsini saygıyla selamlıyorum; ama, şöyle bir konu var Adapazarı'nda: Adapazarı deprem gördü. Adapazarı yıkıldı. İnsanlar işlerini, canlarını yitirdiler ve Adapazarı Şeker Fabrikası bu insanlar için çok önemli ve seçimler sırasında orada verilen sözler var ve ne dendi; Adapazarı Şeker Fabrikası şeker üretecek dendi. Bunlar Adapazarı kayıtlarında var hep, yerel basında.

RECEP YILDIRIM (Sakarya) - Üretecek...

HALUK KOÇ (Devamla) - Evet, şimdi, ben, şunu çok açık soruyorum, sayın arkadaşım da burada: Adapazarı Şeker Fabrikası çalışıyor mu çalışmıyor mu şu anda?

RECEP YILDIRIM (Sakarya) - Depremde zarar gördü ve dolayısıyla şu anda kapalı; özelleştirme kapsamında.

HALUK KOÇ (Devamla) - Evet... Evet...

Peki, sorunun ikinci kısmına geçiyorum. Ben, Sayın Bakana yöneltiyorum tabiî bunları. Belki yazılı cevap verebilir, daha uygun bir dille.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Sayın Bakan dinlemiyor!..

HALUK KOÇ (Devamla) - Adapazarı pancar üreticileri şunu merak ediyorlar: Ürettikleri şekerpancarı, Adapazarı'nda şeker üretimine dönüşecek mi dönüşmeyecek mi?

RECEP YILDIRIM (Sakarya) - Dönüşecek...

HALUK KOÇ (Devamla) - Şimdi, milletvekili arkadaşım "özelleştirme kapsamında" diyor; bunu biliyoruz ve Sayın Bakan da, Adapazarı'nda pancar üretim kotası şu miktarda verildi diyor.

Ben çok açık soruyorum: Bu verilen kotadan üretilen şekerpancarı, Adapazarı'nda mı kullanılacak; yoksa, Kütahya şeker fabrikasında mı kullanılacak? Adapazarı pancar üreticileri bunu merak ediyor. Bu kadar net ve açık bu soru. Yani, Sayın Bakanın verdiği cevap, hiçbirini karşılamıyor bunların. Yani, şekerpancarı üretim kotası verildiğini söylüyorsunuz, fabrika kapalı, fabrikanın üretime geçip geçmeyeceği belli değil, özelleştirme kapsamında, ne yapılacağı belli değil. Çok açık soruyorum, Adapazarı Şeker Fabrikası özelleştirildikten sonra, orası üretim yapan bir alan mı olacak, yoksa üzerine çeşitli binaların, evlerin yapıldığı bir alana mı dönüşecek? Soru çok açık ve yalın Türkçeyle sorulmuş; cevabının da dolambaçlı olmaması gerekir.

Sayın Bakana bunları anımsatmak istedim.

Teşekkür ediyorum dikkatiniz için. Saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Koç.

Madde üzerinde soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Koç, buyurun.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sorumu sordum, yinelemeyeceğim. Aynı sorular geçerlidir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Sayın Bakan bir saattir konuşuyor; dinlemedi ki! Ne söylenildiğini bilmiyor ki!

ATİLLA KART (Konya) - Sayın Bakan, lütfen biraz ciddiyet!

BAŞKAN  - Lütfen, Sayın Kart...

ATİLLA KART (Konya) -  Sayın Bakan, birazcık saygılı olalım!

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Ankara) - Sizden öğrenmeyeceğim; merak etmeyin...

MUHARREM İNCE (Yalova) - Dinlemeden ne cevap vereceksiniz?!

BAŞKAN - Sayın İnce...

Sayın Koç soruyu sordu, Sayın Bakan cevap verecek...

ATİLLA KART (Konya) - Nihayet!.. Yazık, yazık!..

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Ankara) - Sayın Başkan, müsaade ederseniz, bölge milletvekillerimizden birisi söz alıp konuyla ilgili kürsüden bir açıklama yapmak istiyor.

HALUK KOÇ (Samsun) - Ben size sordum!..

BAŞKAN - Sayın Bakan, madde üzerinde grup ve şahıslar adına söz isteyenler konuştu; mümkün değil.

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Ankara) - Daha sonra yazılı olarak cevap vereyim o zaman.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

ATİLLA KART (Konya) - Yazık; cevap veremiyor! İzleyin bunu, izleyin!

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza...

HALUK KOÇ (Samsun) - Karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz.

BAŞKAN - Arayacağım, Sayın Koç.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum; aynı zamanda karar yetersayısını arayacağım.

Maddeyi kabul edenler...

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, karar yetersayısı yok.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Müsaade edin, arkadaşlar geliyorlar.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, yetersayı yok.

MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - 10 kişi oturup yoklama istiyorsunuz.

ATİLLA KART (Konya) - Siz de 150 kişi burada oturup, görevinizi yapın.

MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Görevimizi yapıyoruz, buradayız. Siz neredesiniz?..

ATİLLA KART (Konya) - İktidar sizsiniz.

MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Siz de muhalefet olarak görevinizi yapın.

HALUK KOÇ (Samsun) - Biz muhalefet görevimizi yapıyoruz. Sayıyla değil, konuşarak yapıyoruz.

BAŞKAN - Kabul etmeyenler...

Kâtip Üyeler arasında anlaşmazlık olduğundan, elektronik cihazla oylama yapacağım.

Oylama için 3 dakika süre veriyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı vardır; madde kabul edilmiştir.

Geçici madde 3'ü okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 3.- T.C. Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğünün yol bakım ve onarım giderleri karşılığı olarak 31.12.2004 tarihi itibariyle Ulaştırma Bakanlığından olan ve anılan Bakanlıkça tespit edilen alacaklarına karşılık, anılan Genel Müdürlüğün ve bağlı ortaklıklarının 31.12.2004 tarihi itibarıyla vadesi geldiği halde ödenmemiş ve Maliye Bakanlığına bağlı vergi dairelerince takip ve tahsil edilen her türlü vergi, fon ve pay borçları, bu borçlara ilişkin gecikme zammı ve faizleri ile 4811 sayılı Vergi Barışı Kanununa göre taksitlendirilen ve taksit vadeleri 31.12.2004 tarihinden sonra olan borçlarının; bütçenin gelir ve gider hesaplarıyla ilişkilendirilmeksizin mahsup suretiyle terkin edilmesine, Ulaştırma Bakanının teklifi üzerine Maliye Bakanı yetkilidir. Madde kapsamında mahsuba konu olacak borçlara 31.12.2004 tarihinden sonra gecikme zammı ve 4811 sayılı Vergi Barışı Kanununa göre geç ödeme zammı hesaplanmaz.

T.C. Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğünün ve bağlı ortaklıklarının, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibariyle T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğüne olan kesenek, karşılık, ek karşılık, ikramiye, ölüm yardımı, makam tazminatı karşılığı ve benzeri vadesi geçmiş borçlarının (faiz ve gecikme zammı dahil) tamamını, Maliye Bakanlığının 2005 yılı bütçesinin 12.01.31.00-10.9.9.03-1-05.1 tertibinde yer alan ödenekten mahsup etmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

Bu şekilde mahsubu yapılan borçlar T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü tarafından terkin edilir.

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibariyle T.C. Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğünün ve bağlı ortaklıklarının Sosyal Sigortalar Kurumuna olan prim, işsizlik sigortası, gecikme zammı, faiz ve benzeri borçlarının tamamını, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 2005 yılı bütçesinin 18.67.00.00-10.9.9.01-1-05.2 tertibinde yer alan ödenekten mahsup etmeye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı yetkilidir.

Bu şekilde mahsubu yapılan borçlar Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından terkin edilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına söz isteyen, Ankara Milletvekili Sayın Yakup Kepenek; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA YAKUP KEPENEK (Ankara) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri, varsa değerli izleyenlerimiz; ben de, 827 sıra sayılı tasarı üzerinde görüşlerime geçmeden önce, Çanakkale'de ulusal bağımsızlığımız için yaşamlarını yitirenleri ve yine orada emperyalizme karşı başarılı biçimde savaşanları, başta komutanları Mustafa Kemal olmak üzere, saygıyla, sevgiyle, selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, benim de üzerinde duracağım konu, geçici 3 üncü madde bağlamında, demiryolları, demiryollarının borçları ve bununla ilgili sorunlar. O noktaya gelmeden önce, hemen şunu belirteyim ki, Türkiye Cumhuriyetinin ulaşım politikası sarkaçlı saatin sarkacı gibi bir uçtan bir uca giden özellik taşıyor. Türkiye, İkinci Dünya Savaşı sonrasına kadar, demiryolculuğuna önem veren bir politika izledi. O arada, unutulmasın, denizyollarını da ihmal etmemeye çalıştı; ancak, İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Türkiye, Amerika Birleşik Devletlerine yaklaşırken, ilginç, çelişkili, kayıtlara geçmesi için söylenmesi gereken bir sapma oldu.

Biliyorsunuz, Türkiye'nin Amerika'yla yakınlaşması, 1947 Truman Doktrinine dayanır. Truman Doktrini çerçevesinde Türkiye'nin alacağı parasal desteğin bir bölümünün demiryollarına harcanacağı, demiryollarının yenileneceği ve Türkiye'nin demiryollarının güçlendirileceği hükmü vardır. Şimdi, bakın ne oluyor; aynı yıl, Amerikan Yollar İdaresi Başkan Yardımcısı Hilts Türkiye'ye geliyor, inceleme yapıyor "doğrudur, Türkiye'nin demiryolları iyidir, bunlar yenilenebilir, geliştirilebilir, daha ileriye götürülebilir; ama, Türkiye'nin, asıl ulaştırma politikası, temelde, karayollarına dayanmalıdır" diyor ve işte, büyük sapma, büyük shift, büyük dönüşüm burada başlıyor.

Değerli arkadaşlar, bakın ne oluyor sonra; yıllarca, biz, demiryollarını ihmal ediyoruz, denizyollarını ihmal ettik, havayolları eh şöyle böyle geliştirildi ve öyle noktalara geldik ki, anımsarsınız hepiniz, demiryollarının komünist işi olduğunu söyleyecek kadar ideolojik yaklaştık, kendimizden geçtik. Bu ülkeyi yönetenler yaptı bu işi ve Türkiye, ulaştırmada, dengeli, sağlıklı, planlı, programlı bir politikayı hiçbir zaman izleyemedi.

Doğrusunu isterseniz, şunu teslim etmek zorundayım: Hükümetimiz, işbaşına geldiği zaman, 1950 sonrasının diğer hükümetlerinden daha farklı bir anlayışla, en azından söylem düzeyinde, laf düzeyinde, demiryollarına da önem vereceğini açıkladı. Ben, işin, hızlı tren kazası ve benzeri boyutlarına girmeyeceğim, o noktalara girmeyeceğim. Ben, bu yaklaşımı; yani, hükümetin demiryollarına da önem vereceği anlayışını, bir yurttaş olarak, sevinçle karşıladım; ama, gelin görün ki, ikibuçuk yıla yaklaşan sürede, uygulamada, hükümetimiz, maalesef, demiryollarına gerekli önemi vermedi; yani, söylemde demiryolcu, eylemde, duble dediğimiz ikili karayoluna önem verme yolunu izledi.

Değerli arkadaşlar, şimdi, eğri oturup doğru konuşalım; yalnızca karayollarına önem vererek, yalnızca karayollarıyla bu ülkenin dünyaya açılmasını, ticaretini güçlendirmesini, iç dönüşümünü sağlamasını, yük ve yolcu taşımacılığında maliyetleri düşürerek etkin, verimli bir ulaştırma sistemi oluşturmasını sağlayamayız. O zaman, bakın, günümüzde bir tek gemimiz yolcu taşımıyor. Türkiye'nin üç tarafı denizlerle çevrili, biz, denizlerle barışık bir toplum olmak durumundayız ve en ucuz ulaşım aracı denizyolu; ama, bunu yapamıyoruz. Buna, tek başına iktidar olan ve demiryollarına da eskisi gibi komünist işidir demeyen, hoşgörüyle yaklaşan bir hükümet, büyük bir ana plan, ulaştırma planı yapıp, karayolunu, demiryolunu, denizyolunu ve havayolunu iç içe eklemleştirerek, eşgüdüm içinde çalıştırarak, bir büyük atılımın, bir büyük düzeltmenin, bir büyük düzenlemenin sahibi neden olmasın? Bunu yapmak için, hükümetinizin nesi eksik?

Bu nedenle, benim, tekrar edeyim, bir yurttaş olarak önerim, her şeyden evvel, bu yaklaşımınızı netleştirmeniz, ulaştırma politikasını, Türkiye'nin geleceği bağlamında, Türkiye'nin yarınları düzleminde, Avrupa Birliği üyeliğinde ve öbür açılımlarında sağlıklı hale getirmenizi özellikle öneriyorum.

Bu genel ana plan, ana programdan başka, burada söylenecek çok net, kimi özel, özgül noktalar var. Örneğin, Kars'tan sınıra kadar 80 kilometrelik bir demiryolu hattının ekonomiye çok şey kazandıracağını, bu işi inceleyenler biliyor, söylüyor.

Aynı şekilde, Karadeniz sahilinde Trabzon-Hopa arasında kısa bir hattın, yine, yörenin kalkınmasına, güçlenmesine, ucuz maliyetle ekonomik faaliyet göstermesine büyük katkı yapacağını bu işin uzmanları, DPT'nin raporları söylüyor.

Bunun gibi, güneydoğuda GAP'ı Samsun'a bağlayan, diğer limanlara, İskenderun'a bağlayan, kısa yoldan ve çok hızlı yapılabilecek demiryolu olanakları var.

Ben, buna ek olarak, tabiî, bu Ankara-İstanbul arasındaki olumsuzluğu, bizim yaşamımız boyunca yaşadığımız kayıpları, ünlü Ayaş Tünelini, oraya gömülen milyarlarca doları gündeme getirmiyorum. Bunlar, bu toplumun ekonomisinin de, politikasının da, maliyesinin de çok büyük yaralarıdır, bunun da ötesinde, ayıplarıdır.

O nedenle, benim önerim, önce bir genel ulaşım programını oluşturmanız, sonra da, hızlı bir şekilde, kısa yollarla kazanılabilecek kimi nokta vuruşlarla -Kars, Trabzon, İskenderun gibi- demiryolu ağını güçlendirmenizdir.

Burada bir noktaya daha değineyim. Türkiye'de demiryolları yapımındaki gelişmede bir "S" yollar problemi vardır. Cumhuriyet hükümeti, yerli sermayedarı güçlendirmek için, yolları yerli müteahhitlere ihale eder, yüklenicilere ihale eder; fakat, yollar "S" gibi gider Anadolu'nun ortasında, düz yerde. Şimdi, konu Meclise gelir ve sorulur "neden düz yerde yollar "S" gibi yapılıyor" diye.

Biliyorsunuz, o yıllarda, şimdi de otoyollarında, ödemeler kilometre başına yapılıyor; yani, ne kadar uzun yaparsanız yolu, ona göre ödeme alıyorsunuz.

Kürsüye çıkıyor milletvekilimiz -aynı zamanda yüklenici- diyor ki: "Ben, özel mülkiyete taraftarım. Vatandaşın tarlasının ortasından geçemem. O nedenle vatandaşın sınırlarından geçiyorum ve yollar "S" gibi oluyor."

Şimdi, siz, bunu ne derece ciddîye alırsınız; ama, bu, olmuş bir olay; olan bu. Daha sonra ne yaptık biliyor musunuz; daha sonra şunu yaptık: Karayolları yaparken de benzer bir iş yaptık. Ankara-İstanbul otoyoluna bakınız, Ankara-İstanbul otoyolu "S" gibidir. Neden "S" gibidir; çünkü, kilometre başına tahsisat alırsınız, ödenek alırsınız. Peki, ne çıktı bundan, ne oldu; bundan şu oldu: Biz, sermaye birikimini, özel kesimin sermaye birikimini, maalesef, bu yoldan sağlamaya çalıştık; bir kilometre yol, otoyolu dünyada 4 000 000 dolara mal olurken, biz, kilometresini 7,5-8 milyon dolara mal ettik bu topluma. Otoyollar güzel, eğriliği büğrülüğü, eksikleri bir yana; hepimiz kullanıyoruz; ama, o maliyeti bu toplum hak etmedi. Bunu düzeltmek gerekir. Bunu düzeltmenin yolu, tekrar edeyim, bütüncül bir demiryolu, bütüncül bir ulaşım politikasından geçer, denizlerde yolcu gemisini, yük gemisini yüzdürmekten geçer ve buna benzer eşgüdüm içinde, saat gibi çalışan bir ulaştırma sistemini harekete geçirmekten geçer.

Bilirsiniz, ekonomik faaliyetlerin ana öğelerinden biri ulaşımdır. Ulaşım masrafları büyüdüğü zaman maliyetler de artıyor, rekabet gücünüz zayıflıyor, üretiminiz zayıflıyor. O nedenle, ekonomiyi güçlendirmenin, ekonominin can damarı olan ulaşım şebekesini güçlendirmenin yolu, bu konuda, ulusal, genel, dünyayla bağlantılı kuşkusuz, Türkî cumhuriyetlerle, Ortadoğuyla, Avrupa'yla bağlantılı bir ulaşım sistemini, hiçbir ideolojik çekince göstermeden, demiryollarına komünist işi demeden -ki, siz demiyorsunuz, hakkınızı teslim ediyorum- bu işi yapmaktır.

Şimdi gelelim bu maddeye. Aslında, bu maddeye gelirken, burada demiryollarının kimi borçları düşülüyor. Şimdi, bu anlaşılır bir şey. Yalnız, burada, yalnız bu maddeyle ilgili değil Sayın Bakanım; ama, genelde bu yasayla, kimi bakanlarımızın "torba yasa" kimilerinin de "torba mı çorba mı belli değil" dediği bu yasayla... Ki, yasa tekniği yönünden bu yasanın iler tutar hiçbir tarafı yoktur, hukukun "h"sini bilen herkes bunu böyle bilir, görür; bunu saptamak çok zor değildir, çok kolaydır.

Yine de ben kendi işime döneyim. Ben Sayın Bakanımdan soruyorum:

1. Şimdi, bu tasarıyla silinen toplam borç miktarı; yani, kamu kuruluşlarından ödenmesi gereken, prim olarak, kesenek olarak, bütçe ödeneği olarak, vergi olarak ödenmesi gereken bu borçların toplamı ne kadardır?

2. Bu borçlar ödendikten sonra, bu borçlar bütçeye yük edinildikten sonra -siz saydamlaşmayı savunuyorsunuz, bütçe ödeneklerinin netleşmesini savunuyorsunuz; çok güzel söylemler bunlar, doğru söylemler- peki, toplamda ne kadar parayı biz siliyoruz?

3. Daha da önemlisi, bu kamu kuruluşlarının, yarın aynı şekilde borca batık duruma gelmemesini sağlamak için ne tür önlemler aldık, ne yaptık; yani, bu kamu kuruluşları yarın daha büyük miktarlarda borç altına girdiklerinde, yine Meclise bir yasa getirip borçlarını Hazineye mi yükleyeceğiz?

Buradaki durumun; yani, bundan sonrasının netleşmesi, açıklık kazanması gerekir ki, bu yasayla amacımıza ulaşalım, bu yasayla doğru sonuç alalım.

Bu çerçevede, son olarak bir şey daha söyleyeyim; kamuoyunda kamu kesiminin bu tür borçlarının silinmesinden, ödenmesinden doğan kimi duyarlılıklar var, kimi tedirginlikler var; yani, bu işin yarını ne olacak, toplam nedir gibilerden. Bu konuda hükümet sözcüsü ya da Sayın Bakanımız -doğal olarak- açıklamada bulunursa, hem genel kamuoyu açısından hem de Yüce Meclisin doğru karar vermesi açısından yararlı olur diye düşünüyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kepenek.

Madde üzerinde Hükümet adına Devlet Bakanı Ali Babacan söz istemişlerdir.

Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yasa içerisinde, bazı maddelerde, kamu kuruluşlarının birbirine olan borç ve alacaklarıyla ilgili bazı hükümler yer alıyor. Bu, hem şu anda görüşülmekte olan maddede var hem de bundan sonra görüşülecek maddelerde var. Konu kamuoyunda da bir miktar işlendiği için ve basında da farklı şekilde yer aldığı için kısa bir açıklama ihtiyacı hissettim.

Şimdi, biliyorsunuz, 1993-1994 yıllarında yapılan bir tahkim işlemi var; yani, kamu kurum ve kuruluşlarının birbirine olan borçlarının mahsup edildikten sonra kalanının da tamamının sıfırlanmasıyla ilgili bir işlem.

Şimdi, bizim bu maddelerle yapmakta olduğumuz, 1993-1994'te yapılan tahkimle uzaktan yakından alakası olmayan işlemler ve ağırlıklı olarak, yapılan, eğer bir kuruluşun bir başka kuruluşla birbirine borcu ve alacağı varsa aynı anda, bu karşılıklı borçların ve alacakların mahsup edilmesinden ibaret. Diyelim ki, bir kuruluşun diğer kuruluşa 500 trilyon borcu var, yine aynı kuruluştan da 450 trilyon alacağı var. Rakamları örnek veriyorum. Bu 500 trilyon ile 450 trilyon karşılıklı mahsup ediliyor ve geriye sadece bir 50 trilyon borç-alacak kalmış oluyor. Bazı kurumlarda, eğer kurumun ödeme imkânı hiç kalmadıysa -bundan sonraki maddeler gelince görüşülecek; diyelim ki, kuruluşun malvarlığı ya da bunu ödeme kabiliyeti tamamen yok- o zaman da, bu kuruluşun borcunun terkin edilmesi birkaç konuda söz konusu; ama, ağırlıklı olarak burada bahsettiğimiz, tamamen mahsuplaşma.

Basında yer alan bu tahkim kelimeleri bu uygulamayla tamamen alakasız; yani, 1993-1994'teki tahkim kavramı ile şu anda yapmakta olduğumuz işlemler apayrı. Biliyorsunuz, bizim önceliğimiz malî disiplin. Malî disiplinden asla taviz vermiyoruz ve af konusuna da, biliyorsunuz, ikibuçuk yıldır, kesinlikle sıcak bakmıyoruz. Hiçbir kurumun bir başka kuruma olan borcunun affına kesinlikle sıcak bakmıyoruz. Kaldı ki, bu, belediyelerle ilgili çıkan yasada da -biliyorsunuz- öyleydi. Kesinlikle af yok; ama, yeniden yapılandırma var, kolaylaştırma var. Yapılan bütün bu değişiklikler, bu genel yaklaşım, bu genel perspektif çerçevesinde yapılmaktadır.

Teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Birleşime 5 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.31

 


SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.40

BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 72 nci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

827 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

2.- Devlet Memurları Kanunu ve Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/946) (S. Sayısı: 827) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.

Tasarının görüşmeleri ertelenmiştir.

Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun görüşmelerine başlıyoruz.

3.- Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/971) (S. Sayısı: 831) (x)

BAŞKAN- Komisyon ve Hükümet yerinde.

Komisyon raporu 831 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına söz isteyen, İstanbul Milletvekili Hasan Fehmi Güneş.

Buyurun Sayın Güneş. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul)- Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmeye başladığımız tasarı, polis örgütünün gereksinmelerini karşılamak amacıyla 10 000 yeni polis adayı atanmasını ve bu adayların eğitilerek yetiştirilmesini öngören düzenlemeleri içermektedir.

Tasarı, 10 000 polis ihtiyacını iki temel gerekçeye dayandırmaktadır. Biri, ülkemizde nüfus/polis oranının açıldığını, yani 1 polise düşen nüfus sayısının yükseldiğini, bu nedenle polis yetersizliğinin söz konusu olduğunu ileri sürmektedir. Bir gerekçesi budur. Gerçekten de rakamlara baktığımızda görülecektir ki, demokratik ülkelerde, gelişmiş ülkelerde 250 kişiye 1 polis hesaplandığı halde, ülkemizde bu sayı daha yüksektir. Mesela, 2000 yılı verilerine göre, 292 kişiye 1 polis düşmektedir. Tasarının gerekçesinden anlıyoruz ki, şimdi, 300 kişiye 1 polis düştüğü gibi bir tabloya gelinmiştir.

Bu açık, kuşkusuz, kapatılmalıdır; ancak, bu, aniden ortaya gelen bir olay değil, yani, beklenmedik bir olay değil. Bu, bu açıklık yaratılmadan önlenebilecek bir süreçti.

Hepimiz, polis sorumluluk alanı olan şehirlerdeki nüfusun artış hızını biliyoruz, doğumla ve göçlerle gelişen artış hızını biliyoruz. Bu artış hızı hesaplanarak, bu açıklık meydana gelmeden önce bu kestirilebilirdi ve polis okullarına, polis yetiştiren kurumlara, eğitim öğretim kurumlarına, kontenjan artırılarak, zaman içerisinde bunu karşılayacak polis yetiştirecek sayıda öğrenci alınabilirdi.

                           

(x) 831 S. Sayılı Basmayazı Tutanağa eklidir.

Şunu söylemek istiyorum ki, polis/nüfus oranındaki açıklık, aslında, birkaç yıldan beri iyi hesaplamamaktan kaynaklanan bir açıklıktır; kendiliğinden gelişen ani bir olay değil. Şimdi, bir sorunla karşı karşıyayız demek haklılığı vermeyecek bir olaydır; çünkü, sorun olmadan bu çözülebilirdi, polis okulları bunun için var.

Bir ikinci gerekçe; deniliyor ki, suç arttı toplumda, suçlar arttı, çok suç işlenmeye başlandı; suç türleri de arttı, çok değişik türde suç işlenmeye başlandı; bunun için de polise ihtiyacımız var.

Doğrusunu isterseniz, bu gerekçe de bana çok sağlam bir gerekçe olarak görünmüyor. Bu dönemde artan suç türlerine baktığımızda, Türk polis örgütünün, Türk emniyet örgütünün, içgüvenlik örgütümüzün baş edemeyeceği türden bir suçla karşı karşıya değiliz, katiyen değiliz. Ortada artmış gibi görünen suçlar, işte, kapkaç, hırsızlık, ırza karşı, mala karşı suçlardır. Bunlar, bizim iç güvenlik örgütümüzün tarih boyunca çok kolayca baş edebildiği, önleyebildiği suç türleridir. Son yirmibeş yılın aslında örgütlü suç açısından, en rahat dönemi yaşanmaktadır. Son yirmibeş yılda, daha önceki dönemlerde yaşadığımız siyasî şiddet, ayrılıkçı şiddet, bölücü şiddet gibi örgütlü suçlara rastlamamaktayız ya da çok az rastlamaktayız. Aslında sorun olan, güvenlik açısından sorun olan, kamu düzeni açısından sorun olan terör niteliğindeki suçlara rastlamamaktayız. Çok da iyi bir tablo. Neyle; kapkaçla karşı karşıyayız, o nedenle, 10 000 yeni polis alalım deniyorsa, bu, bana inandırıcı gelmiyor.

Belki, artan suçların niteliğine bakarak, işte, az evvel arz etmeye çalıştığım gibi, bunlar mala karşı -hırsızlık gibi, kapkaç gibi- ırza geçmek gibi, kadın, kız kaçırma gibi, yolsuzluk gibi suçlar; bunlara baktığımızda bunun sadece bir polisiye olay olup olmadığını da düşünmeliyiz. Acaba, bir toplumsal sorunla mı karşı karşıyayız? Bir sosyal psikoloji konusuyla mı karşı karşıyayız? Belki derinliğine bunları düşünmek... Bir otorite yitimi, topluma hâkim olan bir otorite yitimi, otoriteye karşı başkaldırı eğiliminin yaygınlaşması niteliğinde tanımlanabilecek bir olayla mı karşı karşıyayız, yoksa sadece bir polisiye olay mı? Bir polisiye olaysa, ben, bu konularla ilgilenmiş olan bir arkadaşınız olarak size güvence veriyorum ki, içgüvenlik örgütümüz, bu tür polisiye olayların üstesinden gelecek güçtedir, yetenektedir ve bunu her zaman göstermiştir. Burada o örgütte görev yapmış arkadaşlarımız var, onlar bunu biliyorlar. Yani, karşı karşıya kaldığımız suçlar, artar görünen suçlar ve suç türleri, içgüvenlik örgütümüz açısından kolay önlenebilir suçlardır; sorun düzeyine gelmeden, kolay önlenebilir suçlardır, mevcut yapısıyla.

Şimdi, bu amaçla, çok katılmadığım iki gerekçeye dayalı 10 000 yeni polis adayını eğitmek üzere getirilen tasarıda, bir başka yeni öneriyle de karşı karşıyayız: 10 000 yeni polis adayını eğitmek üzere yeni polis okulları açılmaktadır.

Değerli arkadaşlar, niye yeni tür bir polis okulu? Niye sisteme yabancı bir düzen? Doğrusu ben bunun cevabını tasarıda bulamadım. Dilerdim ki, burada işte Sayın İçişleri Bakanı, bu yasanın esas sahipleri olsa da buna cevap verseler, en azından ben öğrenebilirdim. Onu tasarıdan çıkaramadım. Polis okulları var. Aslında içgüvenlik örgütümüzün genel çizgiler açısından, Türkiye ortalaması açısından çok dikkat çekici bir eğitim sistemi var; üniversitesi var, akademisi var, koleji var, yüksekokulları var, fakültesi var, enstitüsü var. Bunlar içgüvenlik örgütümüze has, ona münhasır, ona özgü. Böyle iken, niye yeni tür bir polis okulu açılması ihtiyacı duyulmuş ve bu tasarıya konmuş? Doğrusu, bu mutlaka cevaplanması gereken bir soru. Niye? Var çünkü polis okulları. O polis okulları, benim bildiğim 26 tane, 28 olurdu, 30 olurdu, kontenjanları artırılabilirdi; ama, bir tekdüzelik, o sistem bozulmayabilirdi.

Bir başka konu, 10 000 yeni polis adayı alacağız onları altı ay eğiteceğiz ve sonra da görevlendireceğiz polis memuru olarak.

Değerli milletvekilleri, polis sayısını farklı hesaplamamız gerekiyor; çünkü, polis 24 saatte 3 posta, 3 vardiya olarak görev yapıyor. İşte "12-24" gibi kavramlarla ifade ediliyor. Yani, bu, şu demek: 10 000 polis demek, her gün aktif polislik görevi yapacak 3 300 eleman demektir biliyorsunuz; üçe bölmemiz lazım. 10 000 demek, her gün görev yapacak 3 300 kişi demektir. Çünkü, üçlü çalışıyor 12-24 gibi. 81 ilimiz var; 81 ile de bölerseniz 3 300'ü galiba 40-50 gibi bir rakam bulunuyor. Yani, il başına 40-50 polis. Bütün sorun, 40-50 ilave polisle çözülecek bir sorunsa, sorun yok demektir. Anlıyorum; ama, takviye için yeni bir yasaya gerek yok. Takviye için, mevcut düzene ek öğrenci alarak yapabiliriz. Benim anlayamadığım belki bu.

Peki, o takviyeyi başka türlü sağlayamaz mıyız? Ben sağlayabileceğimize inanıyorum, şimdi söyleyeceğim. Benden daha iyi içgüvenlik örgütünü tanıyan arkadaşlarım var, şimdi lütfedip bugün burada bulunan arkadaşlarımın içinde de var, görüyorum onları, eğer ben yanlış bir hesap yaparsam, lütfen beni uyarsınlar.

Aslî polislik hizmeti olmayan görevlerde istihdam ettiğimiz çok sayıda polis var. Neyi kastediyorum; bina koruma, tesis koruma, kişi koruma, maç, konser gibi etkinlikleri koruma gibi görevlerde, pek çok polisi oralarda... Onlar, aslî polislik görevi değil, o polislik değil; o çocukları orada, o çocuklarımızı orada bloke ediyoruz. Bunu düzenlesek... Bunu düzenlersek değerli arkadaşlar, benim hesabıma göre, 20 000 kadar polis tasarruf ediyoruz, 20 000 kadar.

Başka... Bazı polis arkadaşlarımızı, polis evlatlarımızı büro işlerinde çalıştırıyoruz, evrak kaydettiriyoruz, daktilo yazdırıyoruz.

DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) - Polisevi...

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (Devamla) - Polisevinde garsonluk yaptırıyoruz. Bu, polislik hizmeti değil, sivil elemanlarla yaptırabileceğimiz hizmetler. Buralara sivil eleman alırsak, o görevleri yaptırırsak, şoförlük, vesaire, oradan tasarruf edeceğimiz polis sayısı, yine, benim hesabıma göre, yaklaşık 15 000 civarındadır.

Bir başka sorun, bir başka tasarruf alanı emeklilik konusudur. Benim bildiğim, polis arkadaşlarımız, kaç yaşında, 52 yaşında emekli edilmektedir polisler; aslında, görev yapacak bir yaş. Rütbe yükseldikçe yaş da yükseliyor.

Değerli arkadaşlar, emekli ettiğimiz polisler geçim sıkıntısı çekiyorlar; çünkü, emekli olduklarında, onların tazminatları, yan ödemeleri, hepsi kesiliyor, maaşları üzerinden emekli aylığı alıyorlar ve zor geçiniyorlar. Onların emeklilik yaşını biraz yükseltirsek ve onları erken emekli olmaktan caydırıcı birtakım düzenli iyileştirmeler yaparsak, oradan sağlayabileceğimiz, tasarruf edeceğimiz eleman sayısı yılda 5 000'dir. Yılda 5 000. Bu, çok sağlam bir rakam. Mesela, 2004 yılında emekli olan polis sayısı 5 000. Her yıl 5 000 kadar oluyor.

Bir başka tasarruf olanağı, askerlik çağına gelmiş polis memurlarımız var; bu sorunu çözmeliyiz aslında. Bir silahlı güç olarak nitelendirdiğimiz polisler, ayrıca böyle bir dönemde askerlik görevini de gidip fiilen yıllarca yahut aylarca yapmalı mı, yoksa çok ihtiyaç... Belli ki ihtiyacımız var; 10 000 yeni polis alırken, şimdi, biz, 7 000 - 8 000 yetişmiş üniformalı polisin üniformalarını çıkaracağız, askere göndereceğiz. Bu 7 000 - 8 000, benim hesabıma göre. Söylemek istediğim şu: Bu alanlarda... Ki, doğrusu budur; modern, çağdaş polis böyledir; polis polislik yapar, garsonluk yapmaz, yaptırmamalıyız. O, bizim, siyasetçilerin sorumluluğu; burada hedefim, muhatabım polis değil, polis örgütü değil; siyasetçilerin, yöneticilerin sorunu. Bunu böyle çözebiliriz, onu söylemek istiyorum; 10 000'den daha fazla polis tasarruf ederek, yetişmiş, eğitilmiş, görevini bilen insanla bu açığı kapatabiliriz. Yani, çözüm, mevcudu verimli ve yerinde kullanarak mümkün; mevcudu yerinde ve verimli kullanmak, akılcı kullanmak.

Bakın, değerli arkadaşlarım, bir örnek vermek istiyorum: Emniyette de, yani poliste de piramit sağlanmalıdır; yani, Türk Silahlı Kuvvetlerindeki gibi. En yukarıda 1 inci sınıf emniyet müdürleri -emniyet müdürü en az olmalıdır- sonra 2 nci sınıf emniyet müdürü, 3 üncü, 4 üncü emniyet amirleri; böyle inmelidir. Bugün, tersi; benim hesabıma göre, 2 500 civarında -4 sınıfı da hesaplarsak- emniyet müdürü var. Piramit ters dönmüş; ama, daha alt rütbedekiler daha az; bunu çözmemiz lazım. Ve bugün, 500 civarında 1 inci sınıf emniyet müdürü -belki rakamda ben hata yapabilirim- atıldır, pasiftir, görev yapamamaktadırlar, görev dışıdırlar, devre dışıdırlar, çok büyük bir güç; 1 inci sınıf emniyet müdürleri bunlar. Bunlara emek vermişiz, bunları eğitmişiz, yetiştirmişiz; bunlar, çok önemli, bilgili insanlar, çok şey biliyorlar. Şunu, bütün milletvekili arkadaşlarım bilmeli ki, Türk polis örgütünde, Avrupa düzeyinin üzerinde yetişmiş elemanlar vardır. Onlar, dışarılara gittiler muhtelif tarihlerde; orada, kurslar gördüler, eğitildiler; o kurs gördükleri yerlerdeki bilgilerini daha geliştirdiler; çünkü, burada, çok yoğun bir terör dönemi yaşadık, orada, ateşin içinde, kendilerini yetiştirdiler. Bu arkadaşlarımızı, böyle, 300 tanesini, 500 tanesini devre dışında tutmak bizim başarısızlığımızdır, bizim -eğer müsaade ederseniz- ayıbımızdır. Bu, akılcı, rasyonel kullanmamaktır elemanlarımızı; bunu halledebiliriz.

Bir başka, bilginize sunmak istediğim itirazım şudur: Yeni alınacak 10 000 polis adayı; bunlar, dört yıllık yükseköğrenimli olacaklar; tasarı öyle. Bunlar için, yeni, polis meslek eğitim merkezi adında okullar açıyoruz; galiba 2 tane açılacak. Böyle bir okul yok şu anda sistemde. Sistem şöyle: Polis Kolejimiz var lise düzeyinde, lise düzeyinde eğitim veriyor. Oradan yetişen çocuklar Polis Akademisine geliyorlar; orası, üniversite düzeyinde eğitim veriyor; yani, dört yıl, lisans düzeyinde eğitim veriyor ve onlar, komiser yardımcısı olarak mezun oluyorlar; en ideali bu. Oraya döneceğim tekrar... En ideali bu. Bunun dışında, önlisans düzeyinde de bir eğitim kurumumuz var; polis meslek yüksekokulları; bunlar -26 kadar sayısı- lise düzeyinde öğrenci alıyor, lise mezunu düzeyinde öğrenci alıyor; iki yıllık eğitimden sonra polis memuru olarak atıyor, rütbesiz. Ayrıca, Polis Akademimiz var, kolejden ve liseden gelen, sınavla gelen öğrencileri yetiştiriyor. Dört yıl o, lisans düzeyinde. Ayrıca, sistemin içinde, Güvenlik Bilimleri Fakültesi, Güvenlik Bilimleri Enstitüsü ve fakülte, yüksekokullarda okuyan, içgüvenlik adına okuyan polislerimiz var. Aslında, mükemmel bir sistem; geliştirilebilir, çağdaşlaştırılabilir, ilave yapılabilir; ama, iyi bir sistem. Hayır, şimdi, tasarıyla getiriyoruz, 10 000 yeni arkadaşımız için yeni tür bir polis okulu açıyoruz, yeni tür polis meslek eğitim merkezi. Niye?.. Öyle.

Bunlar, dört yıllık yükseköğrenim ve üniversite mezunlarını alacaklar, altı aylık bir eğitimden geçecek ve polis olarak atanacak. Dikkatinize sunuyorum; akademide aynı dönem okuyan, hatta altı ay daha az eğitim görenler, komiser yardımcısı olarak atanıyor. Dört yıl ve artı altı ay eğitim gören adayları polis olarak atayacağız. Nereye kadar gidecekler, emniyet müdürlüğüne kadar mı; o muğlak, tasarıda onun cevabı yok. Peki, mevcut sisteme uyuyor mu; uymuyor. Ben biliyorum ki, şu anda ortaokul mezunu başkomiserler var, az da olsa; liseden  gelen başkomiserler var. Onlar, işte, lise, ortaokul mezunu arkadaşlarımız, o dönemin koşullarına göre. Şimdi, bu yüksekokul mezunları gelecek, altı ay eğitim görecek ve polis memuru olacak, rütbesiz. Onlar, onları yönetecek. Terfide, rütbede, emir komutada bir sorun çıkacak mı; öyle görünüyor ki çıkacak. Yani, göz göre göre böyle sorun yaratıcı, aykırı, çelişik bir sistemin, bir düzenin niye tercih edildiğini, doğrusu, ben anlayabilmiş değilim. Niye?!. Mevcut meslek okullarının kapasitesini artırabilir, 26 taneyi 28'e çıkarabilirdik. Bu konularda, ben, tasarının çok akılcı ve çok gerçekçi olmadığı kanısındayım. Bunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Sorun yaratacaktır. İleride, tam bir uyum içinde, tam bir disiplin içinde olması gereken bir örgütte sorunlar yaratacağız; biz yaratmış olacağız. Bunun, bir kere daha düşünülmesi gerekiyor.

Kaldı ki, değerli arkadaşlarım, herhangi bir yüksekokuldan, dört yıllık yüksekokuldan gelecek bir arkadaşımız, altı ay eğitim görecek -ben konuştum, planlanan 720 saatlik bir eğitim- orada, işte, polislikte gerekli olan bilgiler verilecek. Polislik, öğretim değil, eğitim sorunudur. Polis eğitilmelidir, polis olarak eğitilmelidir.

Şunu söylemek istiyorum: Polislik, sabah 9, akşam 5 yahut 12-24 yapılan bir iş değil. Polislik, bir kimlik, bir kişilik, bir hayat tarzı, bir dünya görüşü. Polis diye eğitilip yaratılmalıdır, kişiliği orada teşekkül etmelidir. İki meslek böyledir; biri polislik, biri öğretmenlik. Onlar, yaşamının bütün zamanlarında polistirler ve öğretmendirler. Kişilikleri öyle gelişir. Doğrusu, ortaöğrenimden sonra alıp, kişiliğinin teşekkül ettiği dönem içinde onları "siz polis olacaksınız, polis şu kadar önemli bir meslek, polis bu toplum için bu kadar gerekli, siz hukukun yolda yürüyeni olacaksınız, siz hukuku temsil edeceksiniz, adaleti temsil edeceksiniz, güvenliği temsil edeceksiniz, insanlar size bakacaklar ve kendilerini güvenlik içinde hissedecekler, özgürlüklerini kullanma konusunda kendilerini rahat hissedecekler" diye yetiştireceğiz onları. Daha önce, 30 yaşına kadar, 28 yaşına kadar yaşamın başka kalıplarında şekil almış, bazılarını kendine yakın, bazılarını kendine uzak kabul etmiş, yandaş kabul etmiş bazı kesimleri, karşıt kabul etmiş bazı bölümleri; böyle bir insanı, altı ay, işte, Ceza Muhakemeleri Usulü şudur, tutuklama budur, şudur deyip, beline tabanca takıp, sen zor kullanma ve silah kullanma yetkisini haizsin diye toplumun içerisine çıkarmak, akılcı bir iş değil değerli arkadaşlarım, doğru değil; yok böyle bir şey! Böyle, polis eğitimi, ona kişilik vermek demek, onu polis olarak... Polisler, toplumların en önemli insanları. Onlar, silah takmadıklarında da, cop göstermediklerinde de, sokakta yürürken toplayacakları saygınlıkla, ilgiyle, güven verici tutumlarıyla kamu düzeninin güvencesi, garantisi olurlar. Şimdi, nasıl olsa, zor kullanma yetkisi var, silah kullanma yetkisi de var, bunlar çözülür diyemeyiz. Onun için, başımıza pek çok işler geliyor. O zor kullanma ne kadar zordur. Hangimize... Bize verseler... Bana verseniz silah kullanma ve zor kullanma yetkisini, lütfen, vermeyin derim. Lütfen, ben onu...

CAVİT TORUN (Diyarbakır) - Olsun; ama, kullanma...

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (Devamla) - Yani, çok yetiştiremediğimiz, kendisini çok donatmadığımız insanlara bu yetkiyi verirsek, onların da, toplumun da başını derde sokarız ve bu yanlıştır. Bu, sayı meselesi falan değildir. Bu, bir nitelik sorunudur. Ben, o bakımdan da, bu tasarının çok iyi düşünülmediğini arz etmek istiyorum.

Başka itirazlarım da var. Bakın, kaç yaşında alınacak; 25-27 yaş sınırıyla gelmiş, komisyonda değiştirilmiş, 27-29 yaş sınırı olmuş. Ne demek; 27 yaşını doldurmamış, askerlik yapmayan erkekler ve kızlar ile askerliğini yapmış, 29 yaşını doldurmamış erkekler alınacak; yüksek öğrenimli tabiî.

İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) -29 undan gün almamış...

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (Devamla) - Evet, gün almamış.

29 undan gün almamış olan erkekler için; niye kızlar için değil; onlar askerlik yapmadığı için. Yap dediniz de yapmadı mı?! Niye değil?! Onları da niye 29 yaşında almıyoruz?! Onlar 27. Niye; askerlik yapmadı. Ee, yap... Düzeltmeliyiz onu. Kızlara da "29 yaşından gün almamış"ı koyalım. Biz yaptırmıyoruz çocuklara askerliği; yani, yap diyoruz da yapmıyor değiller. Onlara askerliğini yapmamış muamelesi yapmak, bizim de askerlik konusunda yanlış bir tutum gösterdiğimizin işareti olabilir; onu düzeltmeliyiz. Bir ayırımcılık... Gözden kaçmıştır, ben kasıt olduğunu sanmıyorum; ama, böyle düşünmemiz gerekir.

Bir başka itirazım yönetmelikle ilgili; 1 inci maddenin değiştirdiği... Daha doğrusu 24 üncü maddenin son fıkrasında deniliyor ki, polis meslek eğitim merkezlerinin kuruluşu, çalışma usul ve esasları, bu merkezlerde eğitime alınacak öğrencilerde aranacak şartlar, mezun oldukları okulların nitelikleri, yapılacak sınavlar vesaire vesaire vesaire "İçişleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir."

Değerli arkadaşlarım, yönetmeliğe, genel olarak hukuk hiyerarşisinde, kurallar hiyerarşisinde yönetmeliğe verdiğimiz anlamı taşan bir alandır bu. Bu alan yasayla düzenlenmelidir; yasayla düzenlenir, ayrıntısı yönetmelikle düzenlenebilir. Kaldı ki, Anayasanın 132 nci maddesinde deniliyor ki: "Türk Silahlı Kuvvetleri ve emniyet teşkilatına bağlı yükseköğretim kurumları -bu, tam bir yükseköğretim kurumu- özel kanunlarının hükümlerine tabidir." Yani, bu alanı yasayla düzenlememiz gerekir, sadece yönetmeliğe veremeyiz; yönetmeliği aşan, yönetmelik kavramını aşan bir durumla karşı karşıyayız.

Önerilerime geliyorum: Bir kere, okullar açısından önerilerimi söyledim. Ondan ayrı olarak, değerli arkadaşlarım; bir, içgüvenlik örgütümüzün tümünü yeni baştan ele almalıyız, yeni baştan, yeniden düzenlemeliyiz.

Şunu söylemek istiyorum: Gelişmiş Batı ülkelerinde, büyük kentlerin, büyük şehirlerin -onları bilen arkadaşlarım var- bütün duyarlı alanları elektronik gözlerle 24 saat izlenir, gözlenir. Bir anakomuta merkezinde, bir kumanda merkezinde onları izlerler, oradaki olayı anında görürler. O sistemle entegre olmuş yaya, motosikletli, otomobilli ekipler, derhal, oraya elektronik haritalarla sevk edilir ve hesapları, hedefleri, 3 dakika içerisinde olaya elkoymaktır. Ona göre konuşlandırmışlardır, ona göre düzenlemişlerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Güneş, toparlayabilir misiniz.

Buyurun.

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (Devamla) - Toparlamaya çalışacağım efendim.

Bunlar, bizim icat etmemize gerek yok, yapılmış uygulamalar. Bu tarz bir uygulamaya geçmeden, sadece sayı artırarak, bu tarz bir sayı artırarak önleyemeyiz; yani, şehirlerimizdeki, özellikle büyük şehirlerimizdeki içgüvenliği böyle sağlayamayız. Bakın, mesela, Ankara. Ankara'nın, tespit edebildiğime göre, 22 000 sokağı var. Her sokağa 1 polis koysak, 22 000. 1 olmaz, biliyorsunuz, devriye ancak 2 polisle olur, 2 katı; etti 44 000. Üç vardiya yapacağız bunu. Üç vardiyaya falan çıkardığımızda, 66 000. 3 tane üçlü vardiya olacak. 132 000 polis sadece Ankara için gerekli. Halbuki, mevcudu 170 000; yani, bütün Türkiye'deki 170 000 küsur. Yani, yeni güvenlik konsepti, kavramı, mümkün olduğu kadar çok teknolojiyle ve mümkün olduğu kadar az personelle yerine getiriliyor. Bunu öneriyorum.

Bir başka önerim şu: Biz içgüvenlik örgütümüzü yeniden yapılandırmalıyız. Burada, hiç kimse üzerine... Şimdi söyleyeceğimden kimseyi suçlamak istemiyorum, bir gerçeği söylemek istiyorum. Bizim içgüvenlik örgütümüz, polis devleti modeline göre oluşturulmuştur. Tekrar ediyorum, bizim içgüvenlik örgütümüz, polis devleti modeline göre oluşturulmuştur. Halbuki, şimdi, biz, hukuk devleti aşamasındayız, hukuk devletini bütün kurallarıyla, bütün kurumlarıyla, bütün işlerliğiyle gerçekleştirmek istiyoruz. Polis örgütümüzü, içgüvenlik örgütümüzü, çağdaş, demokratik hukuk devletinin örgütü haline getirecek, dönüştürecek bir çalışma yapmalıyız. Polis devleti, bu tartışmalar olurken, elimizden bütün yetkilerimiz...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Güneş, lütfen toparlar mısınız.

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (Devamla) - Efendim, tamamlıyorum.

Hayır...

1. Hukuk devletindeki içgüvenliğin yetkileriyle artık görev yapacağız; onu içimize sindirmeliyiz, onu getirmemiz lazım.

Hızla geçmem lazım.

2. İçgüvenlik örgütünün sorunlarını mutlaka çözelim. Görevden kaynaklanan, maaşından kaynaklanan, özlük haklarından kaynaklanan, lojman yokluğundan kaynaklanan, tatil yokluğundan kaynaklanan, kamp yokluğundan kaynaklanan, Polis Vazife ve Salahiyet Yasasından kaynaklanan pek çok sorunları var; onları çözmeliyiz ki, o, mutlu bir toplum olsun.

Belki çoğumuz bilmiyoruz, mesela, polisler evlenmek için izin almak zorundadırlar, izin almalıdırlar. Yani "ben şuna aşık oldum, onu çok seviyorum, ben onunla evlenmek..." "Öyle şey yok, benden izin alacaksın" diyor, öyle, disiplin tüzüğü.

Temel ve sarsılmaz inancım şu: Polis örgütümüz, söylemeye çalıştığım özlük ve görev konuları iyileştirilirse, iyi eğitilirse, iyi donatılırsa, iyi yönetilirse, yüz akı başarılara imza atacak yetenektedir...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (Devamla) - Son cümlemi söylüyorum efendim.

BAŞKAN - Buyurun.

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (Devamla) - ...toplumsal huzurumuzu, kamu düzenimizi, en üst düzeyde sağlayacak yetenektedir; yeter ki onların sorunlarını çözelim.

Çok teşekkür ederim, sağ olun. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Güneş.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen, Denizli Milletvekili Sayın Ümmet Kandoğan; buyurun.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Görüşülmekte olan kanun tasarısının tümü üzerinde söz aldım.

Öncelikle, bu konuyla ilgili görüşlerimi ifade etmeden önce, bu kanun tasarısının İçişleri Komisyonunda görüşüldüğüne dair herhangi bir bilgiye rastlamadım. Komisyon Başkanımız burada, beni dinlemiyorlar şu anda; ama... Komisyon üyesi arkadaşlarımdan da teyit etmeye çalıştım. Bu tasarı, İçişleri Komisyonunda -maalesef- görüşülmeden, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülerek buraya gelmiş.

Plan ve Bütçe Komisyonu son derece önemli bir komisyon, oradaki üyelerimize son derece saygı duyuyorum; ancak, bu kanun tasarısının, öncelikle İçişleri Komisyonunda ele alınıp, orada tartışılıp, olgunlaştırılıp, daha sonra Plan ve Bütçe Komisyonuna gönderilmesi gerekirdi. Niye bunu söylüyorum; çünkü, İçişleri Komisyonu Başkanı mülkî idareden gelen bir ağabeyimiz, o komisyonda görev yapanlar yine mülkî idareden gelen arkadaşlarımız. Emniyet teşkilatında emniyet müdürü olarak görev yapmış arkadaşlarımız vardı. Bu mesele, öncelikle onların meselesiydi. İçişleri Komisyonunda bu mesele ciddî bir şekilde ele alınmış olsaydı, biraz önce Sayın Hasan Fehmi Güneş'in de çok güzel ifade ettiği, burada mutlaka düzeltilmesi gereken aksaklıklar, belki, Meclis gündemine getirilmeden, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine gelmeden önce, orada çözülme imkânına sahip olacaktı.

Şimdi, bu kanun tasarısı, alelacele, niçin Türkiye'nin gündemine getirildi? Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşülme tarihi 4.3.2005 ve çok kısa bir süre içerisinde de, bugün, Meclis gündeminde. Bunun sebebi, Türkiye'de, özellikle, son günlerde başgösteren ve bütün illere sirayet eden, vatandaşları canından bezdiren, can güvenliğini ortadan kaldıran, âdeta insanların sokaklarda...

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, bir saniye...

Tasarı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tarafından İçişleri Komisyonuna havale edilmiştir; ancak, Komisyon görüşmemiştir. Bilgilerinize...

Buyurun Sayın Kandoğan.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Ben, onu okudum Sayın Başkanım; ancak, İçişleri Komisyonunda niye görüşülmediğini çok merak ediyorum. Sayın Komisyon Başkanımızın da bu konuyla ilgili bir açıklaması olursa, hem milletvekilleri hem de vatandaşlarımız bunun niye orada görüşülmediğini, görev de verilmiş olduğu halde, niye komisyonda ele alınmadığını, ben bir milletvekili olarak merak ediyorum, sizler de herhalde merak ediyorsunuzdur, milletimiz de merak ediyordur.

Şimdi, alelacele bunun Meclis gündemine getirilmesinin sebebini biraz önce anlatmaya çalıştım; ama, görüyorum ki, o sebeplerle, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine gelen kanun tasarısı, daha başlangıçta ölü olarak doğuyor; çünkü, 2005 yılı içerisinde sadece 2 000 polis memuru alınıp, altı aylık eğitimden geçirildikten sonra, polis adayı olarak atanacaklar; ama, ilk çıktığında, işte 10 000 kişi alınacaktı, hatta bu yetmiyordu, daha fazla sayıda polis memuru adayı alınacak ve daha sonra polis memuru yapılacaktı. Şimdi, 2005 yılında, sadece 2 000 kişi. Bu, 2 000 kişiyi, 81 ile bölecek olursanız, 25 kişi yapar. Şimdi, illerdeki polis sayısını 25 adet artırınca, son günlerde büyük ölçüde ortaya çıkan kapkaç terörü önlenecek mi, hırsızlık vakaları önlenecek mi?! Kaldı ki, gerekçede...

TELAT KARAPINAR (Ankara)- Yüksekokul mezunları polis oluyor. Polis meslek okulları...

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)- Ona da geleceğim. Şimdi "yüksekokul mezunları polis oluyor" derseniz, Sayın Milletvekili, şu anda görev yapan polis memurlarına haksızlık yapıyorsunuz. Şimdi, yüksekokul mezunu 2 000 adayı polis yaptıktan sonra her şey güllük gülistanlık mı olacak?! Türkiye'deki bu kapkaç terörünün, bu anarşinin artmasının altında yatan sebebin polis memurlarının lise mezunu olmasından kaynaklandığını söylerseniz, çok büyük bir yanlışlık yapıyorsunuz Sayın Milletvekili. 200 000 polis memuruna karşı bu tavrınız... (AK Parti sıralarından gürültüler)

BAŞKAN- Sayın milletvekilleri, lütfen...

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)- Sizin söylediğiniz odur.

TELAT KARAPINAR (Ankara)- Nereden çıkardın?!

BAŞKAN- Sayın Karapınar...

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)- Şimdi ona da geleceğim.

AHMET IŞIK (Konya)- Öyle bir şey söylemedi.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)- Hayır, Sayın Işık. Sayın Milletvekilinin söylediğini çok iyi anladım.

AHMET IŞIK (Konya)- Milleti yanıltmayın.

BAŞKAN- Sayın Işık...

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)- Çok iyi anladım. Yüksekokul mezunu 2 000 kişiyi polis yapınca bu işler bir anda düzelecek, ortalık güllük gülistanlık olacak. Bunu söylerseniz, 200 000 polis memuruna haksızlık yaparsınız. Yanlışlık yapıyorsunuz.

TELAT KARAPINAR (Ankara)- Bunu söyleyen sensin.

BAŞKAN- Sayın Karapınar, lütfen...

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)- Değerli milletvekilleri, bakınız, 2003 yılında 3 516 kişi polis memurluğundan ayrılmış, emekli olmuş; 2004'te de 5 006. Burada diyor ki: "Bu sayı artarak devam edecek." Peki... Bu polis memurlarımızın bu meslekten ayrılmalarının, bu rakamların bu kadar büyük olmasının altında yatan gerçekleri de bir irdelemek lazım.

Bakınız, Sayın İçişleri Bakanının Meclis tutanaklarından bir ifadesini okuyorum. Sayın Bakan diyor ki: "Ben, Bakanlık görevime başlar başlamaz..." Bakınız, ifade... "Ben, Bakanlık görevime başlar başlamaz hem emniyet mensuplarımız amir ve memurlarının hem de çarşı ve mahalle bekçilerimizin özlük haklarıyla, sosyal haklarıyla ilgili bir düzenleme yapılmasını istemiştim ve bu çalışmalarımız da devam ediyor." Sayın Bakanım, ikibuçuk yıl önce söylenmiş bir söz. Bakan olur olmaz bu talimatı vermişsiniz, bir çalışma başlatın demişsiniz, ikibuçuk yıl geçmiş aradan, bu çalışma nasıl bir çalışmadır ki, ikibuçuk yıl geçmiş olmasına rağmen, polislerimizin sosyal haklarında, maaşlarında herhangi bir iyileştirme olmamıştır. Siz, bunu söylerseniz, polis memurlarımızın da bu Bakana karşı inancı ve itimadı kalmaz. Bu polis memurlarımızın, artık, bu Bakana güveni azalmıştır. İkibuçuk yıl önce vermiş olduğunuz sözün arkasında durun Sayın Bakanım.

Ben inanıyorum ki, bu polis sayısını artırmadan da, Türkiye'deki huzuru, asayişi, kapkaç terörünü, hırsızlığı, mevcut polis sayımızla da rahatlıkla önleyebiliriz; çünkü, geçmişte aynı sayıda polisimiz varken, iki yıl önce, üç yıl önce bu hadiseler var mıydı Türkiye'de?! Ama, polisin morali bitmiştir arkadaşlar...

TELAT KARAPINAR (Ankara) - Polise hakaret ediyorsun.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Polisin morali bitmiştir, polisin Bakanına inancı kalmamıştır, itimadı kalmamıştır...

TELAT KARAPINAR (Ankara) - Polise hakaret ediyorsun.

BAŞKAN - Sayın Karapınar...

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - ...polis moral bozukluğu içerisindedir.

Bakınız, polis, yılda 1 500 saat fazla mesai yapıyor. Hangi meslek grubunda yılda 1 500 saat fazla mesai yaptırıyorsunuz? Bütün kamu kurumlarına bakınız, saat 17.00 oldu mu, 17.00'ye 5 kala, 10 kala oldu mu, memurlar yerini terk eder, gider; ama, polis memuru, 14 saat, 15 saat, 16 saat, hatta, bazı günler uyumadan görevine devam eder. Siz, bu kadar zor şartlar altında çalışan memurlarımıza sahip çıkmazsanız, destek olmazsanız, maddî durumlarını iyileştirmezseniz, polisimizin moralini olumsuz yönde etkilemiş olursunuz.

Birinci şart, polisin moralini yüksek tutmaktır. Siyasî otoritenin kendi arkasında olduğu inancının, polise, mutlaka verilmesi ve sağlanması gerekmektedir.

ÖMER ÖZYILMAZ (Erzurum) - Niye bağırıyorsun.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Bakınız, Sayın Hocam, siz de burada aynı tonda konuşuyorsunuz. Benim yüreğim yanıyor. Ben, yirmiüç yıl bu polis teşkilatının en yakınındaki insan olarak çalıştım. Ben, kaç tane polis memurumun önümde şehit olarak yattığını gören bir insanım.

ÖMER ÖZYILMAZ (Erzurum) - Daha rahat konuş...

BAŞKAN - Sayın Milletvekilim, lütfen...

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Evet, ben beş yılımı Siirt'te, Olağanüstü Hal Bölgesinde, terörün en yoğun olduğu dönemde, onlarla gece gündüz, omuz omuza, gönül gönüle vererek hizmet etmiş birisiyim.

ÖMER ÖZYILMAZ (Erzurum) - Yavaş konuş, yavaş..

BAŞKAN - Sayın Özyılmaz...

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Şimdi, buradan  İstanbul Emniyet Müdürü Sayın Cerrah'ı da saygıyla anıyorum; o da Siirt'te Emniyet Müdürü olarak terör örgütlerinin üzerine polis memurlarının en ön safında yürüyerek, koşarak gitmiştir. Böyle, polise sahip çıkarsan, polise destek olursan, polisin moral gücünü yükseltirsin, polis 24 saat çalışsa da canla başla görev yapar...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER ÖZYILMAZ (Erzurum) - Bak sesin kesildi!

AHMET IŞIK (Konya) - Seçmene selam...

BAŞKAN - Lütfen, sayın milletvekilleri...

Sayın Kandoğan, tamamlar mısınız.

Buyurun.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - 25 yıllık bir başkomiser emekli olduğunda 550 000 000 lira emekli maaşı alıyor. 25 yıl canını, malını, her şeyini feda eden polis memuru, başkomiser rütbesinden ayrıldığında 550 000 000 lira emekli maaşı alıyor. Bu 550 000 000 lirayla bir başkomiserin, bir polis memurunun hayatını idame ettirmesi mümkün mü?!

Polislerle ilgili elimde de bir disiplin tüzüğü var, Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü. Bakınız, okuyunuz; sokakta yüksek sesle konuşmasından bile, polis memuru disiplin cezası alıyor arkadaşlar! 3 günlük aylık kesimi!.. Okuyorum, yüksek sesle konuşmak sokakta...

AHMET IŞIK (Konya) - Ne zaman çıkarılmış?

BAŞKAN - Sayın Işık...

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Ya, böyle bir... Ya, çıkarılması meselesi değil, işte, bunlara sahip çıkalım. Ben, bunları gündeme getiriyorum. Polis memurunun başında Demokles'in kılıcı gibi bu Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü olduğu sürece, polis memurlarımızı moral olarak da onore etmemiz mümkün değil.

Bakınız, son, yeni bir düzenleme yapıldı polis memurlarıyla ilgili. Bunlar, 2 yılda bir, malzemenin cinsine göre 3 yılda bir, 1 yılda bir malzeme alırlardı. Şimdi, yeni bir düzenleme yapıldı, eskiden 1 yılda aldıklarını şimdi 2 yılda bir alıyorlar, 2 yılda  bir  aldıklarını 3 yılda bir alıyorlar, 3 yılda bir aldıklarını 4 yılda bir alıyorlar. Şimdi, biz, polis memurlarımızın durumunu iyileştiremiyoruz, onlara daha önce vermiş olduğumuz imkânlardan bir kısmını da geri alıyoruz. Böyle bir anlayış -yeni çıktı bu, yeni düzenleme- olabilir mi! Allahaşkına, girip çıkarken kapıdaki polis memurlarına sorun bir durumlarını, ne vaziyetteler, ne durumdalar ve daha sonra da en ufak bir hareketlerinde Disiplin Tüzüğü onların üzerinde. Böyle bir Disiplin Tüzüğüyle polislerimizden daha fazla verim almamızın söz konusu olmadığı... Öncelikle, burada ilgililere...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, lütfen tamamlar mısınız.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Özellikle, böyle bir kanun tasarısı görüşülürken niçin Sayın İçişleri Bakanımız burada bulunmaz?

Sayın Bayındırlık Bakanıma da saygı duyuyorum, hürmet ediyorum; ama, böyle bir kanun tasarısı görüşülürken İçişleri Bakanımızın bu koltukta oturup bizim soracağımız sorulara veya sizlerin merak ettiği hususlara dair bir açıklaması olması gerekmez mi? Bu kanunu Sayın İçişleri Bakanının burada takdim etmesi gerekmez mi?

Bakınız, çok önemli bir husus; Kara Kuvvetleri Komutanının iki gün önce -basına da yansıdı- yaptığı bir açıklaması var. Dışpolitikayla ilgili konulara girmek istemiyorum. Türkiye'nin bir Irak politikası yok, bir dışpolitikası yok meselelerine -bir tartışma konusu olabilir- burada girmek istemiyorum. Ancak, söylemiş olduğu bir husus var. Sayın Kara Kuvvetleri Komutanı diyor ki: "Bölücü terör örgütü, 1999'daki elebaşısı yakalandığı günden daha iyi durumda.”

Bunu terör örgütü açısından söylüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, son cümle, lütfen...

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - "Ama bizler -bizlerle güvenlik güçlerini kastediyor- 1999'dan daha iyi durumda değiliz" diyor.

Değerli milletvekilleri, bu çok önemli bir açıklamadır. Bunun üzerinde mutlaka ciddî bir şekilde durulması lazımdır. Bu konuda bir gevşeme içerisine girilmemesi lazımdır; çünkü, ülke bu terör belasından çok çekmiştir.

Daha söyleyecek çok husus vardı; ama... Sayın Başkanın müsamahasına çok teşekkür ediyorum.

Maddelerinde, eğer zaman bulursam, daha farklı görüşlerimi açıklamaya devam edeceğim.

Bu duygularla, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Yoklama istiyoruz efendim.

BAŞKAN - Yoklama talebinde bulunan arkadaşlarımızı tespit edeceğim.

Sayın Oral, Sayın Anadol, Sayın Ercenk, Sayın Pekel, Sayın Emek, Sayın Çakır, Sayın Kart, Sayın Güneş, Sayın Aydoğdu, Sayın Kumkumoğlu, Sayın Özkan, Sayın Akdemir, Sayın Kandoğan, Sayın Koç, Sayın Deveciler, Sayın Ünlütepe, Sayın Aslan, Sayın Keleş, Sayın Artantaş, Sayın Kaplan.

Yoklama isteğini yerine getireceğim.

Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için 3 dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı yoktur.

Birleşime 5 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.35

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 19.43

BAŞKAN : Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 72 nci Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

 

III.- Y O K L A M A

 

BAŞKAN - 831 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Tasarının maddelerine geçilmesinden önce yapılan yoklamada toplantı yetersayısı bulunamamıştı.

Şimdi, tekrar elektronik cihazla yoklama yapacağım ve toplantı yetersayısını arayacağım.

Yoklama işlemi için 3 dakika süre vereceğim.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, yapılan ikinci yoklamada da toplantı yetersayısı bulunmadığı için, sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını sırasıyla görüşmek için, 22 Mart 2005 Salı günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 19.48