DÖNEM : 22        CİLT : 36       YASAMA YILI : 2

 

 

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

 

35 inci Birleşim

23 Aralık 2003 Salı

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

                                                      Sayfa       

I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. - 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/688; 1/689; 1/656, 3/370, 3/372, 3/373; 1/657, 3/371) (S. Sayısı : 284, 286, 285, 287)

A) MALİYE BAKANLIĞI

1. - Maliye Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi

2. - Maliye Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

B) GELİR BÜTÇESİ

1. - 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/688) (S. Sayısı : 284)

2. - 2002 Malî Yılı Genel Bütçeye Dahil Kuruluşların Kesinhesaplarına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile 2002 Malî Yılı Genel Bütçeli Daireler Kesinhesap Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/656, 3/370, 3/372, 3/373) (S. Sayısı : 286)

3. - 2004 Malî Yılı Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/689) (S. Sayısı : 285)

4. - 2002 Malî Yılı Katma Bütçeye Dahil Kuruluşların Kesinhesaplarına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile 2002 Malî Yılı Katma Bütçeli İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/657, 3/371) (S. Sayısı : 287)

IV. - SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. - Antalya Milletvekili Nail Kamacı'nın, İMKB'nin Sivasspor'a yaptığı yardıma ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in cevabı (7/1408)

2. - Antalya Milletvekili Nail Kamacı'nın, Antalya'da Bağ-Kur ve SSK prim borçlarının yeniden yapılandırma başvurularına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu'nun cevabı (7/1412)

3. - Hatay Milletvekili Gökhan Durgun'un, mayından temizlenecek Hatay-Mardin arasındaki arazinin dağıtımına ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Savunma Bakanı Mehmet Vecdi Gönül'ün cevabı (7/1450)

4. - Mersin Milletvekili Şefik Zengin'in, TSK mensuplarının hizmet yükümlülük sürelerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Savunma Bakanı Mehmet Vecdi Gönül'ün cevabı (7/1504)

5. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Avrupa devletlerinin Türk ürünlerine uyguladıkları kota ve koruyucu politikalara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in cevabı (7/1579)


I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 11.00'de açılarak beş oturum yaptı.

2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarılarının (1/688; 1/689; 1/656, 3/370, 3/372, 3/373; 1/657, 3/371) (S.Sayısı: 284, 286, 285, 287) görüşmelerine devam olunarak;

Dışişleri Bakanlığı,

Kültür ve Turizm Bakanlığı,

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı,

2004 malî yılı bütçeleri ile 2002 malî yılı kesinhesapları, kabul edildi.

İsviçre Konfederasyonu Parlamentosu Ulusal Meclis Kanadının 16 Aralık 2003 tarihinde sözde Ermeni soykırımının tanınması konusunda aldığı kararın, Türk Milletini temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından büyük bir infialle karşılandığına; gerekçelerinde birçok mesnetsiz iddia ve yanlış bilgilerin yer aldığı bu kararın, Türkiye ve Ermenistan halkları arasındaki ilişkileri olduğu kadar, dünyanın hassas bir bölgesindeki barış ve istikrar tesisi arayışlarına da hiçbir katkıda bulunmayacağına; parlamentoların, uygarlıklar arasında çatışma isteyen çevrelerin emellerine hizmet eder durumlara düşmekten kaçınması gerektiğine; uygarlığımıza yönelik en büyük tehdidin terörizm olduğu günümüzde, uluslararası alanda terörizme karşı dayanışma ve işbirliği içinde olunması gereken bu hassas dönemde, alınan söz konusu yanlış kararın, çok sayıda masum insanın hayatına kıymış, zamanında İsviçre dahil birçok ülke çıkarlarını da hedef almış ırkçı Ermeni terörünün ödüllendirilmesi olarak değerlendirileceğine; Ulusal Meclisin, bu kararıyla, son yıllarda birçok alanda olumlu ilerlemeler kaydeden Türkiye-İsviçre ilişkilerinde meydana gelebilecek olumsuz gelişmelerin sorumluluğunu da üstlenmek durumunda kalacağına; Türkiye Büyük Millet Meclisinin, İsviçre Ulusal Meclisinin tarihî gerçekleri kasıtlı biçimde çarpıtan, hatalı ve tek yanlı nitelikli bu kararını kınadığına ve kabul edilmez olarak değerlendirdiğine ilişkin AK Parti ve CHP Grup Başkanvekillerinin ortak önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu ve ittifakla benimsenen bu önergenin gereğinin Başkanlıkça yerine getirileceği bildirildi.

3-19 Haziran 2003 tarihleri arasında Cenevre'de yapılan 91 inci Uluslararası Çalışma Teşkilatı (ILO) Genel Konferansında kabul edilen "185 sayılı Gemiadamlarının Kimlik Belgeleri Sözleşmesi (Gözden geçirilmiş) 2003" hakkında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı tarafından bütçe müzakereleri sırasında Türkiye Büyük Millet Meclisine bilgi sunulacağına ilişkin Başbakanlık tezkeresi okundu; Uluslararası Çalışma Teşkilatı Anayasası gereğince, tezkere üzerinde, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu tarafından Genel Kurula bilgi verildi.

2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarılarının (1/688; 1/689; 1/656, 3/370, 3/372, 3/373; 1/657, 3/371) (S.Sayısı: 284, 286, 285, 287) görüşmelerine devam olunarak;

İçişleri Bakanlığı,

Emniyet Genel Müdürlüğü,

Jandarma Genel Komutanlığı,

Sahil Güvenlik Komutanlığı

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı,

Tarım Reformu Genel Müdürlüğü,

Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü,

2004 malî yılı bütçeleri ile 2002 malî yılı kesinhesapları, kabul edildi.

Alınan karar gereğince, 23 Aralık 2003 Salı günü saat 11.00'de toplanmak üzere, birleşime 23.15'te son verildi.

Yılmaz Ateş

 

 

Başkanvekili

 

 

 

Suat Kılıç

Mehmet Daniş

 

Samsun

Çanakkale

 

Kâtip Üye

Kâtip Üye


                                           No. : 53

II. - GELEN KÂĞITLAR

23 Aralık 2003 Salı

Tasarı

1.- Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/721) (Plan ve Bütçe ve Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 22.12.2003)

Teklifler

1.- Iğdır Milletvekili Yücel Artantaş'ın; Gaziler Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/218) (İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 10.12.2003)

2.- Diyarbakır Milletvekili Muhsin Koçyiğit'in; GAP Bölgesinde Yatırımların Özendirilmesi ve İstihdam Yaratılması Hakkında Kanun Teklifi (2/219) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 10.12.2003)

Raporlar

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Estonya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ve Dışişleri Komisyonları Raporları (1/483) (S. Sayısı : 311) (Dağıtma tarihi : 23.12.2003) (GÜNDEME)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bulgaristan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Sahil Güvenlik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile İçişleri ve Dışişleri Komisyonları Raporları (1/504) (S. Sayısı : 312) (Dağıtma tarihi : 23.12.2003) (GÜNDEME)

3.- Türkiye Cumhuriyeti ile Gürcistan Arasında Ortak Sınırın Anti-Personel Mayınlardan Arındırılması ve Bunların Gelecekte Sınır Koruma Amacıyla Kullanılmaması İçin Bir İkili Rejim Tesis Edilmesi Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/458) (S. Sayısı : 314) (Dağıtma tarihi : 23.12.2003) (GÜNDEME)


BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 11.00

23 Aralık 2003 Salı

BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER : Enver YILMAZ (Ordu), Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35 inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayımız vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Sayın milletvekilleri, 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçe Kesinhesap Kanunu Tasarıları üzerindeki müzakerelere devam ediyoruz.

Program uyarınca bugün onuncu tur görüşmeleri yapacağız.

Onuncu turda, Maliye Bakanlığı bütçesi ile gelir bütçesi yer almaktadır.

III. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

l. - 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/688; 1/689; 1/656, 3/370, 3/372, 3/373; 1/657, 3/371) (S. Sayısı : 284, 286, 285, 287) (x)

A) MALİYE BAKANLIĞI

1. - Maliye Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi

2. - Maliye Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

B) GELİR BÜTÇESİ

1. - 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/688) (S. Sayısı : 284)

2. - 2002 Malî Yılı Genel Bütçeye Dahil Kuruluşların Kesinhesaplarına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile 2002 Malî Yılı Genel Bütçeli Daireler Kesinhesap Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/656, 3/370, 3/372, 3/373) (S. Sayısı : 286)

3. - 2004 Malî Yılı Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/689) (S. Sayısı : 285)

4. - 2002 Malî Yılı Katma Bütçeye Dahil Kuruluşların Kesinhesaplarına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile 2002 Malî Yılı Katma Bütçeli İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/657, 3/371)  (S. Sayısı : 287)

BAŞKAN - Komisyon?... Burada.

Hükümet?.. Burada.

Sayın milletvekilleri, 10.12.2003 tarihli 26 ncı Birleşimde, bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur için soru-cevap işleminin 20 dakikayla sınırlandırılması kararlaştırılmıştır.

                                      

(x) 284, 286, 285, 287 S. Sayılı Basmayazılar ve Ödenek Cetvelleri 18.12.2004 tarihli 30 uncu Birleşim Tutanağına eklidir.

Buna göre, turda yer alan bütçelerle ilgili olarak soru sormak isteyen milletvekillerinin, görüşmelerin bitimine kadar sorularını sorabilmeleri için, şifrelerini yazıp, parmak izlerini tanıttıktan sonra ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir. Mikrofonlarındaki kırmızı ışıkları yanıp sönmeye başlayan milletvekillerinin söz talepleri kabul edilmiş olacaktır.

Tur üzerindeki görüşmeler bittikten sonra, soru sahipleri, ekrandaki sıraya göre sorularını yerinden soracaklardır. Soru sorma işlemi 10 dakika içerisinde tamamlanacaktır. Cevap işlemi için de 10 dakika süre verilecektir. Cevap işlemi 10 dakikadan önce bitirildiği takdirde, geri kalan süre için sıradaki soru sahiplerine söz verilecektir.

Bilgilerinize sunulur.

Şimdi, gelir bütçesiyle ilgili 2 nci maddeyi okutacağım.

Sayın milletvekilleri, okuma işlemi uzun sürebileceğinden, Kâtip Üyemizin oturarak okuması hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gelir bütçesiyle ilgili 2 nci maddeyi okutuyorum:

Gelir Bütçesi

MADDE 2. - Genel bütçenin gelirleri bağlı (B) işaretli cetvelde gösterildiği üzere  103.309.000.000.000.000 lira olarak tahmin edilmiştir.

BAŞKAN - Onuncu turda ilk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Mersin Milletvekili Sayın Mustafa Özyürek'e ait.

Buyurun Sayın Özyürek.

Süreniz 15 dakika.

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Maliye Bakanlığı bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir bütçe maratonunun sonlarına yaklaştığımız bu dönemde, bütün arkadaşlarımdaki yorgunluğu görebiliyorum; ama, bu bir görev, gereğini hep birlikte yapmak durumundayız.

Değerli milletvekilleri, 150 katrilyonluk bir bütçeyi ve Maliye Bakanlığına düşen 23,4 katrilyonluk bir payı görüşüyoruz. Aynı zamanda, Maliye Bakanlığı, 99 katrilyonluk vergileri toplama göreviyle görevlendirilmiş bir bakanlık. O nedenle, böylesi önemli bir bütçeyi, bir bakanlığın bütçesini görüşürken bazı temel konulara değinmekte yarar görmekteyim.

Değerli arkadaşlarım, Maliye Bakanı da, buradaki sunuş konuşmalarında, daha sonra çeşitli vesilelerle yaptıkları konuşmalarda hep Türkiye'nin tozpembe tablosunu gündeme getirdi. Bazı temel göstergelerdeki iyileşmeleri öne çıkarmak suretiyle, Türkiye'nin iyiye gittiğini, muhalefetin, kendilerine eleştiri yöneltenlerin haksız olduğunu söylemeye çalıştı.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye, 2000 yılında ve 2001 yılında iki önemli bunalım yaşadı, ekonomik kriz yaşadı. Bu krizlerden sonra, daha önce IMF ile devam eden anlaşmalarımız, görüşmelerimiz çerçevesinde, güçlü ekonomiye geçiş programı yürürlüğe konuldu. Bu programa uyulduğu takdirde, şu anda yaşadığımız sonuçların alınması bütün ekonomistler tarafından kabul edilen bir sonuçtu. O nedenle, ortaya çıkan sonuçları, bu iktidarın beklenmedik bir başarısı veya bu iktidarın çok özel bir marifeti gibi göstermek, aldatıcı olur. Yani, IMF reçeteleri acı reçetelerdir; bunun, toplumda, siyasette, sosyal alanda olumsuz etkileri vardır; ancak, bu reçetenin gereklerini yerine getirirseniz bazı iyileşmeler kendini gösterir. Nedir bunlar; enflasyon aşağı düşer, faizler düşer ve belli dengeleri sağlarsınız, borçlarınızı ödemeye başlarsınız; ama, bu programın esas meselesi, gözardı edilen tarafı, halka, insanlara çektirdiği ıstıraptır, acıdır. O nedenle, elbette, biz, temel göstergelerdeki iyileşmelerden, Türkiye'de yaşayan insanlar olarak mutlu oluyoruz; ama, bunun, bir de öbür yüzü, arka yüzü var ki, onu görmezlikten gelmek doğru değildir. Bakalım, bu Türkiye'nin, ekonominin arka yüzünde neler var.

Değerli arkadaşlarım, bu arka yüzünde çekilen acılar başlangıçta öylesine yoğun oldu ki, şu anda Parlamentoda bulunmayan 57 nci hükümeti oluşturan partiler bunun siyasal faturasını çok ağır bir şekilde ödedi; Türkiye, insanlarımız, halkımız bunun acı faturasını ödemeye devam ediyor.

Şimdi, Türkiye'de 12 000 000 insanın açlık sınırında olduğu, Devlet İstatistik Enstitüsünün rakamlarında görülüyor. Adalet ve Kalkınma Partisi, hazırlamış olduğu acil eylem planında bu gerçeği kabul ederek, Türkiye'de çok büyük ölçüde açlık sınırında yaşayan insanlar bulunduğunu, bu açlık sınırında yaşayan insanları üç ay içinde tespit edeceğini ve üç ayın sonunda da bunlara yardım yapmaya başlayacağını vaat etmişti. Üç ay değil, onüç ay geçti; ama, ne açlık sınırında yaşayan insanların tespitine dönük bir çalışma yapıldı ne de bu insanlara insanca yaşayacak bir yardım, bir destek sağlandı. Yapılan nedir; yapılan, bu insanlara sadaka niteliğinde bazı yardımlar yapılıyor; işte, kömür dağıtılmaya çalışılıyor, ramazanda kurulan çadırlarda bir tas çorba verilmeye çalışılıyor ve erzak torbaları, biraz da politik amaçlı, partizan amaçlı bir şekilde evlere dağıtılıyor.

Değerli arkadaşlarım, bunlar, onurlu, haysiyetli, fakir ama, yoksul ama, onurunu, kişiliğini koruyan insanları rencide ediyor. Onlara yapmamız gereken, Anayasamızın da öngördüğü sosyal devlet olmanın gereği olarak, vatandaşlık hakkı olarak belli ölçüde bir yardım yapmaktır. Bu yardım da nakdî olmalıdır ve düzenli, sürekli olmalıdır. En önemlisi, tabiî, bu insanlara iş bulmamız gerekiyor. 2000 Kasımında ve 2001 Şubatında yaşadığımız krizlerde 2 000 000'dan fazla insan işini kaybetti ve geçtiğimiz dönemde, 2001 yılından itibaren, her yıl, 600 000-700 000 gencimizin de iş aradığını düşünürseniz, böylesine büyük bir işsiz sayısının kapımızda olduğunu, toplumumuzda olduğunu ve büyük bir mutsuzluk, umutsuzluk içinde yaşadığını görmek durumundayız. Önemli olan, bunlara, insanca yaşayacakları iş bulmak ve orada insanca yaşayacakları ücreti almalarını sağlamaktır. Ne yazık ki, bu noktada da önemli bir adım atılmamıştır.

Değerli arkadaşlarım, ekonomi, böyle, son zamanlarda, hepimizin alıştığı gibi, ekranlarda, grafiklerde yansıyan rakamlar değildir. Ekonomi, insan içindir. Eğer, siz, insanınızı mutlu edemiyorsanız, insanınızı insanca yaşayacağı bir gelir ortamına kavuşturamıyorsanız, yaptığınız işlerin çok fazla anlamı olmaz. Elbette, temel göstergeler önemli, onlar iyileştirilmeli, olumluya çevrilmeli; ama, onun arkasında esas hedef kitle insan; yani, işsize iş bulmak, yoksula gelir temin etmek amacımız unutulmamalıdır.

Şimdi, burada, enflasyonun düşmesini, bazı temel göstergelerin iyileşmesini çok öne çıkarmak, övünerek anlatmak, bana, bir olayı hatırlattı. Fakir bir babanın çocukları "babacığım, hep çayla, ekmekle kahvaltı etmekten bıktık; bize bir gün bir peynir alsan da, peynirle, ekmekle, çayla şöyle bir kahvaltı yapsak" derler. Baba, çocuklarının talebini, haklı isteğini karşılayamamanın üzüntüsü içinde ezilir, ezilir. Çocukların isteği öylesine yoğunlaşır ki, bir gün, sofraya oturduklarında çocuklar, bir kavanoz görürler; kavanozun içinde bir kalıp peynir durmaktadır. Çocuklar sevinir "ne güzel, peynir ekmekle kahvaltı yapacağız" derler. Babaları "topu topu bir kalıp peynirimiz var; onun için, şimdi, siz, ekmeği alın, bu kavanoza sürtün, onunla kahvaltı edin; size, bir peynir yeme hissi uyandırır" der. Şu anda yapılan da o, değerli arkadaşlarım. Ekranlara bakıyoruz, işte, borsa yükseliyor, faizler düşüyor, dolar düşüyor; fakat, o fakir insanlar, yani, çocuklarına peynir bile sağlayamayan insanların sayısında bir azalma yok, o yoksul insanların çaresizliğine bir çare yok. Bizi mutlu edecek, Cumhuriyet Halk Partisini mutlu edecek gelişme, temel göstergelerdeki iyileşmenin yanında, bu fakirin, yoksulun sofrasına peynir, arkasından zeytin, arkasından reçelin konulabildiği bir noktaya gelmektir.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye, uzun zamandır, yatırımı unutan, kalkınmayı unutan bir ülke haline geldi. Hatırlarsınız, bir dönemde, iktidarlar, yaptıkları barajlarla, açtıkları otoyollarla ve fabrikalarla övünürlerdi. Şu günlerde hapse girmesi gündemde olan Erbakan da, hep "100 000 tank, 100 000 top" diyerek, belki hayalci; ama, Türkiye'nin kalkınmasına ne kadar önem verdiğini gösteren bir söylemle halkın huzuruna çıkardı. Menderes, yollar, barajlar yapmakla; Demirel, barajlar kralı olmakla övünürdü; yani, Türkiye için kalkınma önemliydi, yatırım önemliydi, istihdam önemliydi, ihracat önemliydi; ama, şimdi, varsa yoksa borsa, faiz, kur... Öyle bir üçgene Türkiye'yi ve halkımızı hapsettik ki, bu üçgen -işte, biraz önce anlattığım- yoksulluğa çare olmuyor. Bu üçgen, işsiz insana iş bulmuyor.

Değerli arkadaşlarım, sorun buradadır. Bunu çözmek lazım. İşte, hep söyleriz, bizim insanımız mütevekkildir, dayanışma içinde yürür. Bir göz gecekonduya köydeki işsiz üç kişi, beş kişi daha gelir ve onlar kardeş kardeş yaşarlar; ama, bu dayanışmanın da sonuna geldik. İnsanlar, artık, en yakın akrabalarını bile istemiyorlar. İşte, Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürünün de açıkladığı gibi, kadınlar, canları olan doğurdukları çocukları sokaklarda bırakmak durumunda kalıyorlar. Açlığın, çaresizliğin insanlara nelere mal olduğunu görüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bu bütçeyle memurlarımıza bir zam öngörüyoruz, ne diyoruz; ilk altı ayda yüzde 6 zam vereceğiz, ikinci altı ayda yüzde 6 daha zam vereceğiz ve böylece, bir memur, ilk altı ayda ücretinde, maaşında 29 000 000 lira artış sağlayacak.

Değerli arkadaşlarım, hepimiz günlük hayatın içindeyiz, 29 000 000 lirayla ne alınabiliyor?! Yani, 29 000 000 liralık bir zammı nasıl düşünebiliyoruz, nasıl öngörebiliyoruz?! Sayın Başbakan, asgarî ücret tartışmaları olduğu zaman, "nedir asgarî ücret; 225 000 000 nedir; çocuklarınızın gece kulüplerinde garsonlara verdiği bahşiş" dedi. 29 000 000 lira bahşiş de değil.

Şimdi, zenginlerimizi bıraktık, orta halli insan için bile 29 000 000 hiçbir şey ifade etmiyor. 29 000 000 lirayla ne alınır diye düşünebilirsiniz; 12 kiloluk bir tüp alınabilir.

Değerli arkadaşlarım, Kamu-Sen'in araştırmalarına göre, memurlar 2003 yılında yüzde 12 kayba uğramıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Efendim, konuşmanızı toparlarsanız memnun olurum.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Hay hay Sayın Başkanım.

Bu kaybı telafi etmek için, hiç yoksa Uzlaşma Kurulunun öngördüğü zammın verilmesi lazım; yani, ilk altı ayda yüzde 15, ikinci altı ayda yüzde 10. Yani, memura, 29 000 000 lira zammı öngören bir hükümetin "işte, ekonomi iyiye gidiyor; biz halkı düşünüyoruz" deme hakkı yoktur. Onun için, memuru da, işçiyi de, işsizi de, yoksulu da düşünen, onların sorunlarına çare arayan bir iktidar lazım. Yüzümüzü hep belli çevrelere, zenginlere dönersek, sadece belli çevrelere, iş dünyasına teşvikler verirsek, vergi indirimleri verirsek; ama, memura 29 000 000 lirayla yetinirsek, doğru bir politika izlediğimizi, hakkaniyete uygun bir politika izlediğimizi kesinlikle söyleyemeyiz.

Bir garip olay var. İş dünyasına taviz verince, teşvik verince hiç kimse bir şey demiyor, biraz daha fazla verelim deniliyor, medyasıyla, belli çevreleriyle; ama, asgarî ücreti artıralım denildiği zaman, dengeler altüst olur, popülist politikaya dönülür, IMF kızar, Dünya Bankası kızar... Sanki, tartışılan rakamların da bir şey olduğunu zannediyor dinleyenler. Şu anda 225 000 000 lira olan asgarî ücreti, Sayın Başbakan 350 000 000 lira yapalım diyor. Sayın Başbakan inşallah sözünde durur; bu önerisini, biz, canı gönülden destekliyoruz ve bir cesaret göstermesini diliyorum AKP Hükümetinin; bırakın iş dünyasını, bırakın medyayı, şu asgarî ücretle çalışan insanlara verdiğiniz sözün arkasında durun ve 350 000 000 lira net asgarî ücret ödeyin.

Bu, popülizm değil; bu, 350 000 000 liranın satın alma gücü olarak ne ifade ettiğini bilen insanlar açısından da bir para değil; ama, işçilere sefalet ücreti ödemek isteyen çevreler, bunu bile çok görüyorlar ve o çevreler çok görüyor; ama, siz de, memura, sadece 29 000 000 lira zam vermek suretiyle ve 160 000 000 liralık, bir seferlik ödemeyi de iki taksite bölmek suretiyle, insanları, açlığa, yoksulluğa mahkûm ediyorsunuz.

BAŞKAN - Sayın Özyürek, lütfen, son cümlenizi rica ediyorum.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Bir cümle...

Onun için, geliniz, bu memurlara, insanca yaşatacak bir ücreti, maaşı, hep birlikte verelim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özyürek.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Oğuz Oyan; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 15 dakika.

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, burada, sonuncu tur olarak, Maliye Bakanlığı bütçesini görüşüyoruz; daha sonra da maddelere geçeceğiz.

Bu bütçe görüşmelerinde, geçen yıla kıyasla, ilginç olan bazı gelişmeler oldu. Bütçenin, perşembe günkü, Genel Kuruldaki açılış konuşmasında, Sayın Maliye Bakanı birbuçuk saati aşkın bir açış konuşması yaptıktan sonra, burada, muhalefet liderinin yaptığı konuşmaya da kırkbeş dakikalık bir cevap verdi. Bu, bizim Meclis teamüllerimizde pek yeri olmayan bir uygulamadır. Maliye Bakanı, verilecek cevabı varsa, son gün -bugün, zaten Maliye Bakanlığı da görüşülüyor- bu cevabı verir; düzeltecek bir şeyi varsa, beş on dakikalık bir konuşma, elbette yapabilir; ancak, Meclis Başkanının büyük hoşgörüsüyle, burada, sayın muhalefet liderinin söylediklerini de çarpıtarak ve kendisi de birtakım gerçekleri, bir Maliye Bakanı olarak -ben, utanıyorum söylemeye, ama- ya bilmediği için ya çarpıttığı için, yeniden bir bulanık suda balık avlama noktasına, Türkiye'yi getirmiştir.

Bakınız, Sayın Bakan, siz, buraya çıktınız; bir kere, önünüzdeki metni okurken, metinle ilgili önemli hatalar yaptınız; bunu, bilerek mi, kasıtlı mı kasıtsız mı yaptınız bilemem; ama, daha buraya çıktığınız andan itibaren, elinizdeki metni okurken, 2002'yle ilgili -2002'yi savunduğum için falan değil- bütçe faizdışı fazlası ile kamu faizdışı fazlasını karıştırarak "2002'de yüzde 4,3 faizdışı fazla elde edilmiş, oysa hedef yüzde 6,5" dediniz. Yüzde 6,5 hedef kamunun bütünü için Sayın Bakan, bütçe için yüzde 5. Yani 4,3'le 5'i karşılaştırabilirsiniz. Metinden ne zaman ayrılsanız, derin iktisat bilginizi vurguladınız!..

Bu arada, stoklarla ilgili, büyümenin nereden kaynaklandığı meselesiyle ilgili de büyük hatalar yaptınız burada. Örneğin, 2002 yılındaki büyümenin, esas itibariyle yüzde 7,8'lik büyümenin 7,1'lik bölümünün stoklardan kaynaklandığını belirttikten sonra, 2003'le ilgili şöyle bir rakam verdiniz: Büyüme yüzde 5,4; gayri safî millî hâsılaya göre ya da daha doğrusu gayri safî yurtiçi hâsılayı alalım, yüzde 5,2; bunun 2,4'ü stok artışından dediniz. Bir tanesinde 9 aylık büyüme alıyorsunuz, öbüründe 6 aylık büyümeye katkıyı alıyorsunuz. Sayın Bakan, böyle bir yöntem olabilir mi?! 6 aylık değil, 9 aylık aldığınız zaman, 9 aylık büyümeye denk gelen stok artışı 4,1. Yani, 5,2'lik büyümenizin kaynaklarına baktığınızda 4,1'i stok artışından geliyor. Siz, bunları karıştıracak bir mevkide, ne yazık ki, bulunmuyorsunuz; çünkü, doğru bilgileri sizin ağzınızdan milletin duyması gerekiyor. Bir de, ben yanlışları düzelteceğim diyerek, yeni yanlışlarla milleti yanıltma hakkınızın olmadığını hatırlatmak isterim.

Bu yanlışlardan bir başkası da şu: Bir sayın milletvekili, kürsüde -benim de salonda bulunmadığım sırada- bir konuşma yapmış; benim, geçen yılki bütçe konuşmama atıfta bulunarak, bu yılın yüzde 47'lik ortalama nominal faizini o sıra, martta düşük görmüştüm; çünkü, ilk 3 ayın ortalaması yüzde 53 idi ve "bakın, işte, şimdi, biz, çok daha altında gerçekleştirdik; hadi, şimdi çıkın, helal olsun deyin bize" diyor.

Değerli arkadaşım, size helal olsun diyemiyoruz ne yazık ki; çünkü, yüzde 47'lik nominal ortalama borçlanma faizi ortalama yüzde 48,7 olarak gerçekleşmiş durumda. ilk on aylık sonuçlara baktığınız zaman, sizin gerçekleştirdiğiniz ortalama, kamunun borçlanmaya ödediği faiz bu yılın ilk on ayında yüzde 48,9'a tekabül ediyor; yani, bizim yüzde 53 tutmadı; ama, sizin 47 de tutmadı; yani, Türkiye, hâlâ yüksek faizlerle borçlanmaya devam ediyor, sadece son iki ayı alıp "biz, son iki ayda yüzde 30'un altında borçlanmaya başladık, bu ne kadar büyük başarıdır" diye methiye bekleyemezsiniz; çünkü, burada önemli olan ortalama yüktür; yani, biz, hangi ortalama yüklerle borçlanıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye, halen çok yüksek reel faizlerle borçlanıyor, son iki ayda bunun yüzde 12'ye düşmüş olması -reel faizlerin, nominal değil; yani, enflasyonun etkisinden arındırıldıktan sonra kalan reel faizin- bütün dönem açısından yüzde 12'lik bir rahatlık size sağlamıyor; öyle olsaydı borçlar artıyor olmazdı zaten, bu kadar artıyor olmazdı. Bakınız, sizin ortalama borçlanmanız, reel olarak baktığınızda, yıl itibariyle ya da kasımdan bu tarafa hâlâ yüzde 30'un üzerinde, yüzde 32'lik ortalamaya sahipsiniz, yüzde 32'lik bir reel faiz ortalamasına sahipsiniz. Hani, bunu bir miktar manipüle etseniz bile, birkaç puandan fazla indiremezsiniz. Dolayısıyla, Türkiye, çok yüksek reel faizlerle borçlanmaya devam ediyor, o nedenle de net borç artışları Türkiye'de yaşanıyor, o nedenle 31 milyar dolarlık bir artışı kasım ayından bu yana, büyük bir bölümü iç borçlarda olmak üzere Türkiye'ye yaşatıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, burada şunu söyleyeyim; eğer, reel faizleri, büyüme artı faizdışı fazla toplamına kadar düşüremezseniz, net borçlarınız artmaya devam eder. Bu şu: Yüzde 5'lik bir büyüme hedefliyorsunuz; eğer yüzde 6,5'lik de faizdışı fazla hedefiniz varsa, yüzde 11,5 eder bu ikisinin toplamı. Eğer, reel faizlerin ortalamasını yüzde 11,5'e düşürürseniz, denkliği sağlarsanız denklemde, artık, o saatten sonra en azından borçlar artmaz, en azından borçların artmayacağından emin olabilirsiniz; ama, siz, eğer, yüzde 30'lardan bir reel faizle borçlanıyorsanız, sizin büyümeniz yüzde 5, faizdışı fazlanız 6,5; 11,5 eder öbür tarafta yüzde 30'dan borçlanmışsanız, yüzde 30'u bırakın, yüzde 20'den borçlansanız bile reel olarak, aradaki fark neye yarar, aradaki fark neye hizmet eder; aradaki fark, sizin net borcunuzu artırır. İşte, Türkiye'de, içborç niye 36 katrilyon lira arttı, dışborç niye 10 katrilyon lira arttı bu dönemde; yani, toplam 46 katrilyon liralık artış nereden geliyor; işte, bu hesaplardan geliyor. Dolayısıyla, Türkiye'nin, reel faizleri düşürmeden, bu yüksek reel faizleri aşağı çekmeden, çıkışı yok. Çıkışı yok; çünkü, şunu yapamıyorsunuz: Yüzde 5'lik büyümeyi, yüzde 15 yapamazsınız, yüzde 5'i, yüzde 7 bile yapamıyorsunuz. Hadi yaptınız diyelim, faizdışı fazlayla milletin belini zaten büküyorsunuz. Yüzde 6,5 faizdışı fazla, üst üste bu ülke yıllardır vermeye zorlanıyor. Bunun anlamı şu: Diyorsunuz ki, ben faizdışı bütçemde fazla vereceğim. Faizdışı bütçede fazla vereceğim ki, borç anaparasını da azaltayım; çünkü, bütçenin içinde zaten çok yüksek bir faiz ödemesi yapıyorsunuz. Tamam; ama, faiz ödemekle iş bitmiyor, anaparayı da azaltayım diyorsunuz. Peki, anaparayı nasıl azaltabilirsiniz; bunu azaltmanın yolu, faizleri dışarıda tuttuğunuz zaman bütçenin fazla vermesi. İşte, 20 katrilyon fazla veriyorsunuz. Yıllardır, Türkiye, faizdışı fazla veriyor; peki, niye borçları azalmıyor; çünkü, çok yüksek reel faizler ödüyoruz da ondan, reel faizlere yetişemiyoruz. Reel faizlere yetişemediğiniz zaman; çözüm yok. Yani, bu borçlanma politikasıyla, sürdürülebilir bir borçlanmaya ulaşamıyorsunuz. Ulaşamadığınız şuradan belli: 2004 için dahi hedeflediğiniz borç çevirme rasyosu (oranı) yüzde 90. Şu an, ilk on ayda yüzde 89'dasınız, 2004 için iyileşme öngörmüyorsunuz; yüzde 90. Yani, ben 100 birim borç öderim, karşılığında 90 birim borç alırım diyorsunuz, 2004 programınız bunu söylüyor. Yani, 100 lira borç ödeyeceksiniz, karşılığında yeniden 90 lira borçlanacaksınız, aradaki 10 lira fark sizi kurtarmaz. Borçların düzeyini düşürmek için, her 100 lira borç ödeme karşılığında en fazla 70-75 lira borçlanmalısınız ki, o borç düzeyinizin sürdürülebilir şekilde geriye gidişi olsun.

Değerli arkadaşlarım, burada, karşımıza getirilen sosyal özü boşaltılmış bütçeler, yıllardır, hep faizdışı fazla üzerine inşa ediliyor. Faizdışı fazlayı bir daha söyleyeyim, anlamı şu, milletin anlayacağı şekliyle şu: Ben daha az yatırım yaparım ki, faiz dışındaki bütçem fazla versin. Daha az yatırım yaparım, daha az sosyal harcama yaparım, daha az tarımsal destekleme ödemesi yaparım... Bunları yaparım -yani, fedakârlıkları millete yüklerim- ve ne yaparım; işte, birtakım odakların aferinini kazanırım, ne güzel borç ödüyorsunuz... Hatta, sizin döneminizden bir dönem önce, o devrilen iktidarın döneminde Türkiye'ye, en iyi borçlanan ve en iyi borç ödeyen ülke ödülünü vermişlerdi ve ilginç bir şekilde, ödülü veren de ünlü bir İngiliz komedyeniydi. Bunun başka türlü olması mümkün değil zaten; yani, Türkiye, en iyi borçlanan ve en iyi borç ödeyen ülke ödülünü sizden önce almıştı, sizin buna katacağınız yeni şampiyonluklar yok, yeni ödüller yok; varsa da, tekrardan başka bir şey değil Değerli Sayın Bakan.

Dolayısıyla, bu başarı öyküsünü burada anlattığınız zaman, şunu bilin ki, o başarı öyküsünün arkasında, milyonların özveri öyküsü var, milyonların sefalet öyküsü var değerli milletvekilleri; çünkü, siz yatırımları kısıyorsanız, daha az istihdam diyorsunuz: yani, daha çok işsizlik demek istiyorsunuz. Siz, sosyal harcamaları kısıyorsanız, eğitimi, sağlığı kısıyorsanız ya da bunları piyasaya bırakalım... İnsanlar sigorta primi ödüyor; ne olacak ödesin; ama, bir de hastanede muayene olurken para ödesin. Eğitim için... Vergiyle, bu eğitim hakkını zaten alıyor, bedava eğitime ulaşma hakkı yetmez, biz bunu özelleştirelim... Sayın Bakan bu kürsüye çıkmış "ne olur, Türkiye'de özel eğitimin payı yüzde 2'den 20'ye çıksa fena mı olur" diyor. Tabiî, fena mı olur; çünkü, siz, bu bütçeyle yola devam edemeyeceğinizi anladınız, bu bütçeyle sosyal hizmet yapamayacağınızı anladınız, bu işi piyasaya bırakalım diyorsunuz. O hizmeti almak için, vatandaş, hem vergisini verecek... Yani, bir devlet, o aldığı vergiler karşılığında, adalet, eğitim ve sağlık hizmetini de vermiyorsa, neyi alacak değerli arkadaşlarım, neyi alacak?! Böyle bir devletin meşruiyet krizi içerisine girmemesi mümkün müdür?!

Bir devleti devlet yapan, onun ürettiği hizmetlerdir. Bu, bir sosyal sözleşmedir; toplumla imzalanmamış bir sosyal sözleşmedir. Siz, kamu harcamaları yapmak için, o toplumdan belli vergiler alıyorsunuz, onun karşılığında o kamu harcamalarını üretmek zorundasınız. Hem onlardan al vergiyi hem de ben bu kamu harcamalarını yapmayacağım; çünkü, IMF'ye söz verdim, bunu da piyasaya bırakalım, piyasa üretsin, ve vatandaş vergiyi verdikten sonra, gitsin, fiyatıyla, parayı versin alsın..." Yani, oh kekâ diyordu Bakan. "Ne güzel, dört ilde süt içiyorlar, oh, kekâ" diyordu. O dört ilde -Diyarbakır dahil- Türkiye'deki ilkokul çocuklarının çok önemli bölümü, 1 000 000 çocuk var; onların sütü kesilmiş, ne olacak "zaten bozuk çıkıyordu..." Bozuksa, önlemini alacaksınız Sayın Bakan, önlemini alacaksınız. Sütü kesip de, defter, kitap dağıtmakla bu iş olmuyor; yapacaksan, ikisini de yapacaksın. Okullara dağıtılmak üzere, il millî eğitim müdürlüklerine ödenek vermiyorsunuz. Vermeyince ne oluyor; her veli, o okulun aydınlatılmasından ısıtılmasına kadar, okul aile birliğine, adı konmamış vergiler ödemeye başlıyor. Bu mu sizin sosyal devlet anlayışınız?

Bu arada, çok ilginç; yani, topluma bu kadar büyük bedeller ödeten bir programı, burada, çok büyük bir rahatlıkla, ne kadar güzel, çok büyük bir başarıdır diye sunabiliyorsunuz. Peki, başarı kime karşı?

Cuma günü sabah Hazineden sorumlu Bakanın, NTV'de bir mülakatını dinledim, çok ilgimi çekti. Sayın Babacan, şöyle bir savunma içerisindeydi. "Bizi popülizm yapmakla suçluyorlar" diyordu. Bakınız, Sayın Bakan neden rahatsız oluyor; Bakan, şundan rahatsız: "Bizi popülizm yapmakla suçluyorlar." Kim; onlardan daha liberal olan köşe yazarları. "Aman, programdan çıkıyorsunuz, sapıyorsunuz, öyle çok fazla da sosyal şey yapmayın ha, tarıma falan çok fazla destek sağlamayın" diyorlar; Bakanın savunması, o milyonlarca öğretmenin, işçinin, işsizin, sokaklarda yürüyerek haklarını aramaya çalışan insanların, çiftçinin çağrıları, feryatları değil; onun, kulağını kabarttığı yer başka bir yer; "bizi popülizm yapmakla suçluyorlar; asla değil" diyor. Bakınız, not aldım, şunları söylüyor: "Hatta, Dünya Bankası, bize, tarıma desteği, bütçenin millî gelire oranını artırın" diyor. Dünya Bankası, IMF diyormuş ki -Sayın Bakan söylüyor bunları- artırın bunları. "Ama, biz, yapmıyoruz." Niye; "programı tutturacağız."

Değerli arkadaşlarım, sizin, hesap vereceğiniz yer dış odaklar değildir. Siz, onların oylarıyla gelmediniz. Siz, bu Meclise, milletin oylarıyla geldiniz, onlara hesap vermek zorundasınız. (CHP sıralarından alkışlar)

Yani, Bakanın, siyasî sorumluluk anlayışını, böyle "biz, popülizm yapmıyoruz" savunması üzerine koyması, inşa etmesi gerçekten ibretlik bir durumdur.

Değerli arkadaşlarım, bu bütçe, sizin getirdiğiniz bütçe, hâlâ bir faiz bütçesidir. İlk onbir ayda, kasım ayı dahil, topladığınız vergilerin yüzde 71'ini faize aktardınız. Peki, 2004 bütçesinde bize neyi öneriyorsunuz; 2004 bütçesinde önerdiğiniz ne; yüzde 66'sını faize aktarmak. Bunu nereden sağlıyorsunuz; bunu, insanların... Peki, nasıl sağlıyorsunuz; herkes kazancına göre mi ödüyor, Anayasanın ilgili maddesine göre mi insanlardan alıyorsunuz; hayır. Bakıyorsunuz, bizim dolaylı dediğimiz, tüketim üzerinden alınan vergileri yüzde 70'lere çıkarıyorsunuz; geldiğiniz dönemden itibaren de, yüzde 66'ydı, bu yıl yüzde 68'e çıkardınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Oyan, buyurun.

OĞUZ OYAN (Devamla) - Şimdi, bunu yüzde 70'e çıkarmayı hedefliyorsunuz. Başarı buysa, bravo; gerçekten çok başarılı!.. Dünyanın tüketim üzerinden alınan vergileri en ağır olan malî sistemini kurmuş bulunuyorsunuz; buna karşılık, faizden hâlâ vergi almıyorsunuz. Kamu kâğıtlarının gelirlerinden vergi almıyorsunuz; birçok menkul kıymet gelirinden vergi alma meselesini bir yıl ertelemiş bulunuyorsunuz. Bu mu sizin vergi adaleti anlayışınız? O adalet nerede, o şeyinizin başında kalan adalet nerede Sayın Bakan?

Diyorsunuz ki: "Biz tarıma destek veriyoruz." Nedir verdiğiniz destek; 3 katrilyon 700 küsur trilyon 2004'te hedefliyorsunuz, 2003'te de 2,7. Peki, millî gelire bakın. Sayın Bakan, buraya çıktı dedi ki: "Biz, tarıma çok destek veriyoruz." Bizi, böyle şişirilmiş, enflasyonla şişirilmiş rakamlarla aldatamazsınız Sayın Bakan. Burada bakacağınız tek bir yer var; millî gelire oranla bu nedir. Millî gelire oranla 3,7 katrilyonun oranı yüzde 1'in altındadır; çünkü, sizin 2004 yılı millî gelir tahmininiz 400 katrilyonun üzerindedir. Gayet basit bir hesap; yani, 4 katrilyon veriyor olsanız, yani biraz aşıyor olsa yüzde 1'i bulacak; siz, yüzde 1'i bile bulamıyorsunuz. Peki, bu geçmiş birkaç yıla oranla iyi midir; hayır, Türkiye, zaten 2000 yılından itibaren, bu IMF ve Dünya Bankası programı girdiğinden itibaren tarıma verdiği destekleri yüzde 1'in altına düşürmüştür. Siz, bunu sadece devam ettiriyorsunuz, yeni hiçbir şey yok. Rakamlarla milletin gözünü boyayamazsınız. Burada önemli olan orandır ve bu oran, yüzde 1'in altındadır.

Bakın, gelişmiş ülkelerde bu iş nasıl çalışıyor; gelişmiş ülkelerde, tarımın millî gelir içindeki payı yüzde 2-3 dolayında. Tarıma verilen desteklerin millî gelire oranı da yüzde 2-3 dolayında; yani, bazı ülkelerde yüzde 100'e ulaşıyor, bazı ülkelerde yüzde 50'ye; ama, yüzde 50 ile yüzde 100 arasında.

Peki, Türkiye'de tarımın millî gelire katkısı nedir; yüzde 13. Sizin verdiğiniz 1 diyelim iyimser tahminle. 1'e 13 ilişkisi var; yani, tarım, millî gelire yüzde 13'lük bir katkı yapıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN- Sayın Oyan, lütfen, son cümlenizi rica edeceğim.

OĞUZ OYAN (Devamla)- Bitiriyorum Sayın Başkan.

Sizin tarıma verdiğiniz destek 1'e 13. Böyle bir ilişkiyle, ancak, teslimiyetçi politikalar olur ve bunun sonucunda da Türkiye, ilk kez 2003 yılında, tarım ürünleri net ithalatçısı durumuna düşer. Bu duruma düşürülmüş bir tarımı, bir ülkeyi yönetiyor olmaktan, ancak, buraya çıkıp, bunun özrünü dilemek, bunun özeleştirisini yapmakla kurtulabiliriz. Siz, bundan, çok büyük bir rahatlıkla memnun olduğunuzu söyleyebiliyorsunuz. Bize de "bu kadarına da pes" demekten başka bir şey düşmüyor.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ediyorum Sayın Oyan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı, Ankara Milletvekili Sayın Yakup Kepenek.

Buyurun Sayın Kepenek. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 15 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA YAKUP KEPENEK (Ankara)- Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, değerli izleyicilerimiz; Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun, Maliye Bakanlığı bütçesi, daha doğrusu gelir bütçesi üzerindeki görüşlerini açıklamak üzere karşınızdayım; hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum.

Öncelikle iki noktaya değinmek durumundayım. Hükümetin ekonomi yönetiminde tutarsızlık ve dağınıklık yaygınlaşmaktadır. Başbakanın asgarî ücretle ilgili sözlerini kendi bakanları yalanlamakta ve bunlar birbirine ters düşmektedir. Başbakan, asgarî ücretle çalışanlara acır gibi görünürken, kendi bakanlarını ucuz politikasına feda etmektedir; bu yanlıştır. Bunun gibi, Merkez Bankasının bağımsızlığını tartışmak yanlıştır. Bakanların, döviz kuruyla ilgili tartışmaları yanlıştır. Bir şey daha var -bu hükümetin bir türlü kayda geçiremediği- bugün, Ankara'da bile, çalışanların yüzde 17'si asgarî ücretin altında bir ücretle çalışmaya razıdır.

Değerli arkadaşlar, konumuz vergiler. Vergi, ekonomi ile politikanın kesiştiği yerdir ve kamu hizmetlerinin parasal dayanağıdır. Hükümet, son yıllarda, genelde IMF ve Dünya Bankasının katkılarıyla bir yanlış uygulamaya, bir yanlış akıntıya kendini kaptırmış görünüyor. Maliye politikasının temelinde, doğru dürüst kamu gelirleri ve vergiler vardır; ancak, hükümet, devleti küçülteceğiz mantığıyla, kamu gelirlerini kısmayı politika başarısı saymaktadır. Sonra da, Sayın Maliye Bakanımız, sunuş konuşmasında "yönetimin güçsüzlüğüne paralel olarak, kayıtdışılık artıyor" diyebilmektedir. O zaman, yapılması gereken, yönetimi güçlendirmektir.

Kamu gelirlerinin ayağını, bu hükümet, esas olarak, dolaylı vergilerde arıyor. Bu hükümet döneminde, toplam vergiler içinde dolaylı vergilerin payı, oranı -ki, bunlar en acımasız, en haksız, zengin ile yoksulu ayırmayan vergi türü olarak bilinir- yüzde 69'dan yüzde 71,8'e çıkmıştır. Hiçbir demokratik ülkede bu kadar acımasız, haksız ve eşitlikten uzak bir vergi uygulaması olamaz.

Kuşkusuz, bu anlayışla gelirler yetişmiyor, yetmiyor; o zaman ne yapılıyor; bu yıl, gelecek yıl yapılacağı gibi bütçe açığı, 46,4 katrilyon lira borçlanmayla kapatılacaktır. Yani, Türkiye, net borç stokuna 39,2 katrilyon lira içborç, 5,6 katrilyon lira dışborç  ilave ederek bu ölçüde borçlanacaktır. Kamuoyuna dönüp "Türkiye'nin borç yükünü azaltıyoruz" sözlerinin gerçekle hiçbir ilgisi yoktur.

Değerli arkadaşlar, bir nokta daha var; bu yıl, yani, gelecek yıl öngörülen vergi artış oranları da bu haksız, adaletsiz vergi anlayışını yansıtıyor. Toplam vergi gelirlerinin yüzde 14,3 artması öngörülürken, Motorlu Taşıtlar Vergisi yüzde 50, dahilde alınan KDV yüzde 20,9; ÖTV yüzde 15 artırılacaktır ve dikkat edin, kâr, sermaye ve gelir üzerinden alınan vergiler, faiz üzerinden alınan vergiler yalnızca yüzde 7,4 artırılmaktadır. Bu, ortalaması 28,5 dolayında olan vergi artışı haksızdır; çünkü, hükümetin öngördüğü yüzde 12'lik enflasyon oranının da 16 puan üzerindedir ve vergi adaletsizliğini pekiştirmektedir. Bu durum, ayrıca, kayıtdışını güçlendiriyor.

Değerli arkadaşlar, neden yeterli vergi toplanamıyor; her şeyden evvel hükümetlerin, idare edenlerin, devletlerin vergiyi hak etmeleri gerekir, vergi toplamayı hak etmeleri gerekir. Bunun yolu da, doğru, dürüst, açık, saydam, hesap verir bir idaredir, bir yönetimdir. Üzülerek belirteyim ki, hükümetinizin bu yöndeki tutumu, dokunulmazlıklar meselesi, İhale Yasasında yapılan değişiklikler, getirilen vergi afları, hükümetinizin vergi toplarken, vergi alırken ve yönetirken, vergileri hak etmeyen bir çizgi tutturduğunu göstermektedir. Başbakan "zamanlamasını -taymingini diyor- ben bilirim" sözleriyle, dokunulmazlık meselesini, hiçbir demokratik lidere yakışmayacak düzlemde, bir tarafa atabileceğini açıkça söyleyebiliyor.

Değerli arkadaşlar, hükümetiniz bir başka tehlikeli iş yapıyor. Hükümet, kamu hizmeti kavramının içeriğini ve niteliğini değiştiriyor. Bakın nasıl yapıyor: Burada birkaç bakan tarafından gururla vurgulandı "okul, sağlık tesisi ve yurt bağışlarını vergi matrahından ayrı tutacağız, bunlardan vergi almayacağız" denildi. Yani, zenginler, varlıklılar okul, hastane yaptıkları takdirde, hayırseverliklerini gösterdikleri takdirde, vergi de vermesinler.

Değerli arkadaşlar, böyle bir tutum, böyle bir davranış, hayırseverlerin okul ve hastane yaptırmaları doğrudur ve olumludur. Yanlış olan, hükümetin, devletin politikasını buna bina etmesi, bunun üzerinde kurgulaması ve devlet yönetimini yurttaşlarının hayırseverliğine terk etmesidir. "Allah rızası için" mantığıyla, "gönlünüzden ne koparsa" mantığıyla kamu hizmeti yapılamaz. Bu, tarihsel bir sorumsuzluk olur, devlet görevini yapmamak olur. Eğer, bu yola gidilirse, kamu hizmeti, halka yapılmaz, parayı veren zengine götürülür, ona sunulur. Bu, yanlıştır. Bu yanlış yoldan en kısa zamanda dönülmesini diliyorum.

Kaldı ki, başka ülkelerin deneyimleri de şunu kanıtlıyor: Bu tür uygulamaların, karaparayı akladığını, haksız kazançları yasallaştırdığını, fatura oyunlarıyla vurgunlar yapıldığını; yani, diğer ülkelerin deneyimleri, karaparaya, kayıtdışılığa bir tür teşvik özelliği taşıdığını gösteriyor. Dolayısıyla, hükümet, bağışa dayalı kamu hizmeti verme politikasından kesinlikle uzak durmalıdır. Tabiî, bunun başka bir boyutu var, sizin sosyal devlet anlayışınızda bu sergileniyor; zenginden dilenerek para toplamak, sonra da, yoksula, sadaka verir gibi para dağıtmak. Değerli arkadaşlar, hükümet bu özelliği taşımamalıdır, bu duruma düşmemelidir; bu, yanlıştır.

Değerli arkadaşlar, hükümet, vergileri yanlış adresten topluyor. Nasıl yanlış adresten topluyor; bakınız, sermaye gelirlerinden vergi almıyor; ama, 306 000 000 lira olan yasal asgarî ücretten 32 265 000 lira vergi alıyor.

Sayın milletvekilleri, şimdi iyi dinleyin, kayıtlara geçmesini özellikle istiyorum. 2003'te, beyana tabi gelirler içerisinde faiz gelirlerinin 315 371 571 429 lirası vergidışı tutulmaktadır; yani, bu kadar parayı faizden kazanan kişi gelir beyannamesi vermek zorunda değildir. Bundan daha büyük haksızlık, bundan daha büyük adaletsizlik olabilir mi?! Bunun, hakla, hukukla, vergiyle, etkinlikle, verimlilikle, toplumsal dayanışmayla, toplum kavramıyla bağdaştırılmasının olanağı var mı?!

Değerli arkadaşlar, bununla da kalınmıyor, bu miktarı aşan beyanların da bir yıl daha erteleneceği açıklanabiliyor ve hükümet, vergiyi, doğrudan veya dolaylı olarak, yalnızca ücretlilerden ve maaşlılardan alıyor.

Şimdi, burada, gerçekdışı bir beklenti var, olmayan bir beklenti var; o da şudur: Eğer, varlıklıdan, faiz geliri elde edenden, zenginden vergi almazsak, yatırıma gider beklentisidir.

Değerli arkadaşlar, yıllardır, bu beklenti, düş olarak kalıyor, hayal olarak kalıyor, beklenti olarak kalıyor; gerçekleşmiyor. Özel yatırım verileri bunu kanıtlıyor.

Değerli arkadaşlar, bakın, hükümetin ekonomi konusundaki tutarsızlığının bir başka göstergesi nedir. İki gün önce -pazar günü- Millî Eğitim Bakanı, bu kürsüden aynen şöyle dedi: "Sabancı, Koç ve diğerleri vergi vermezse, siz maaşınızı alamazsınız."

Değerli arkadaşlar, bunun, Genel Kurula, milletvekillerine yapılmış bir hakaret olduğunu düşünüyorum; Meclise bir hakaret olarak görüyorum. Bu, büyük bir hakarettir. (CHP sıralarından alkışlar) Bu da yetmez, başka şeydir bu -Maliye Bakanının, birileri, yerine göz koymuş olabilir, o ayrı- bu hükümet etme anlayışı yanlıştır. Bu sözler, asgarî ücretten vergi ödeyen asgarî ücretliye hakarettir; işçilere, memurlara, esnafa, vergi kuyruklarında ezilenlere hakarettir; 10 000 000'dan fazla ücretli ve yevmiyeliye hakarettir. Onlar, alınterinin, göznurunun karşılığını bu devlete vergi olarak ödüyorlar ve bizlerin maaşları da bundan karşılanıyor; birkaç zenginden değil.

İkincisi -bir başka şey daha var- Millî Eğitim Bakanı bilmez mi ki, 2004'te bütçeden ayrılan personel ödeneklerinin toplamı, maaş ve ücret ödeneklerinin -sivil, asker- tamamı, brüt olarak 32,3 katrilyondur. Oysa, hükümetinizin bir türlü tahsil etmediği, etmeye yanaşmadığı banka hortumlamalarından bu ülkenin, bu halkın kaybı 50 milyar doları geçmiştir ve bugünkü kurdan bunun tutarı 71,6 katrilyondur. Ne demektir bu; bütçeden personele ayrılan bütün maaş giderlerinin 2 katından fazla bir para banka hortumcularına bırakılmaktadır.

Üçüncüsü -bir arkadaşım hatırlattı- eğer, Millî Eğitim Bakanı böyle düşünüyorsa; yani, "şunlar şunlar vergi vermez ise, milletvekilleri, maaş alamazsınız" diyorsa, hükümet bu anlayışta ise, o zaman, halk, sokaktaki insan, Meclisin ve hükümetin, yasaları ve icraatını, bu kişiler, zenginler için yaptığı düşüncesine kapılır ve bu çok haklı olur, bu çok doğru olur. Millî Eğitim Bakanı hem vergi verenlerden hem toplumdan hem de kendi hükümetinden özür dilemelidir, eğer, bu tehlikeli anlayış, Millî Eğitim Bakanının kendi özel anlayışı değilse veya öyleyse bile.

Değerli arkadaşlar, maliye uzmanları, bu işle uğraşanlar, baskıcı, haksız, zalimce olan vergileri "Tamerlane vergisi" ya da "Timurlenk vergisi" olarak adlandırır. Bu, ders kitaplarına geçmiş bir deyimdir. Moğol kültürünün, bizim kültürümüzün dünyaya katkısıdır. Biliyorsunuz, Timur, kapitalizm öncesinin hükümdarıydı; onun için, üretimin artırılması, hakça gelir bölüşümü ve benzerlerinin hiçbir anlamı yoktu. Acı bir gerçektir ki -bunu söylemekten, gerçekten üzgünüm; ama- AKP Hükümetinin vergi anlayışı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kepenek, size 2 dakika eksüre veriyorum; buyurun efendim.

YAKUP KEPENEK (Devamla) - Teşekkür ederim, değerlendireceğim.

...Timur'un vergi anlayışına tam olarak uyuyor. Ancak, çağımızın, ekonomiyi güçlendiren, gelir bölüşümünü düzelten, hakça olan ve olması gereken vergi anlayışı ile taban tabana zıt düşüyor. Vergilerin en temel kuralı, gelire göre artan oranlı olmalarıdır. Hakça vergi buna dayanır. Ekonomi biliminin kurucusu Adam Smith'ten bu yana durum budur. Eğer bu yapılmıyorsa, yani, kapitalizmin gerektirdiği vergi düzenlemeleri yoluna gidilmiyorsa, burada büyük bir yanılgı, büyük bir yanlış var demektir. Hükümetin bundan dönmesi gerektiğini diliyorum. Bu bağlamda, Sayın Bakanın adına bir "Timur" sıfatının eklenmesini ya da kendisine "Timur Kemal" denilmesini de istemediğimi vurgulamak istiyorum.

Sizden, doğru olanı yapmanızı istiyor toplumumuz, hakça olanı yapmanızı istiyor. Güçlü bir devletin kaynağı sağlam olmalı, güçlü olmalı ve gelire göre artan oranlı olmalı. Bunun sağlanacağı günlerin yakın olmasını diliyorum.

Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum.

Teşekkür ederim. (Alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayın Kepenek.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz istekleri tamamlanmıştır.

AK Parti Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Gülseren Topuz.

Buyurun Sayın Topuz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 18 dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA GÜLSEREN TOPUZ (İstanbul)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK Parti Grubu adına, Maliye Bakanlığının 2004 malî yılı bütçesi hakkında konuşma yapmak üzere söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği üzere, ülkemiz uzun yıllardır, yüksek enflasyon, yüksek borç stoku ve reel faiz oranları, dengesiz gelir dağılımı, istikrarsız büyüme gibi ciddî sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. 1983 yılında 32 550 000 000 dolar olan toplam borç stoku, 2002 yılı itibariyle 6,8 kat artarak 221 984 000 000 dolara yükselmiştir. Toplam borç stokunun gayri safî millî hâsılaya oranı da büyük bir artış göstermiş, 1983'te yüzde 53,8 olan oran, 2002'de yüzde 124,2'ye ulaşmıştır.

Kuşkusuz, bu artıştaki başlıca etken, enflasyon olmasına karşın, 1983'ten itibaren izlenen açık bütçe politikalarının ve kamusal harcamaların finansmanında vergiler yerine borçlanmanın tercih edilmesinin de önemli bir rolü bulunmaktadır.

Yüksek borç stoku, ekonomik ve malî istikrarsızlıklar sonucunda 1980'lerin ortalarında yüzde 7-8 düzeyinde bulunan yıllık reel faizler, 1990'lı yılların başında yüzde 15'lere, nihayet, 1990'lı yılların sonlarına doğru ise yüzde 30-40'lara ulaşmıştır.

Borç stokunun gayri safî millî hâsılaya oranının katlanılabilir düzeyleri aştığı ülkeler, önünde sonunda, kamu maliyesi alanında radikal önlemler almak zorunda kalmışlardır. Bu nedenle, Partimizin iktidara gelişiyle birlikte, malî disiplinin sağlanarak, kamu malî yapısının düzeltilmesi ve borç stokunun hızlı bir şekilde düşürülmesi konusuna da özel bir önem verilmiştir.

Bilindiği üzere, ülkelerin borç ödeme kabiliyetlerinin değerlendirilmesinde ve bütçe performanslarının belirlenmesinde, faizdışı fazla tutarı önemli bir gösterge olarak kabul edilmektedir. Borç stokunun ve reel faiz oranlarının makul düzeye düşürülmesi, piyasalarda kamu maliyesinin geleceği açısından güven verilmesi için faizdışı fazla oranının belirli bir düzeyin üzerinde gerçekleşmesi ve en azından orta vadede bu kapasitenin sürdürülmesi gerektiği de görülmektedir.

Tüm kamu sektörü için hükümetimiz tarafından hedef alınan ve piyasalara taahhüt edilen faizdışı fazla oranı, gayri safî millî hâsılanın yüzde 6,5'idir. Bu sene ve gelecek yıl için bu oranın tutturulması konusunda hükümetimiz son derece kararlıdır. 2003 yılı faizdışı fazla hedefinin tutturulması açısından da, şu an için herhangi bir sorunla karşılaşılamayacağı anlaşılmıştır.

2003 Ocak-Kasım bütçe uygulamaları sonuçları dikkate alındığında, oluşan faizdışı fazla 20,2 katrilyon liraya ulaşmıştır. Geçen yıl, aynı dönemde oluşan faizdışı fazlanın 17,1 katrilyon lira olduğu dikkate alındığında, artış oranı yüzde 18'in üzerindedir. Bu tutar, yılsonu gerçekleşme tahmininin yüzde 110'u civarında bulunmaktadır.

Şu ana kadar alınan bütçe uygulama sonuçları, sadece faizdışı bütçe fazlası konusunda diğer göstergeler açısından da bu yılın bütçe performansının oldukça tatmin edici boyutlarda olduğunu ortaya koymaktadır. Bu performans, kamu idarelerinin malî disiplin anlayışını benimseme yolunda önemli bir aşama kaydettiklerini göstermesi bakımından da anlamlıdır. Ancak, bu anlayışın taviz verilmeksizin sürdürülmesi de gereklidir.

Hükümetimizin uyguladığı sıkı malî disiplin ve bu konuda takındığı kararlı tavır, ulusal ve uluslararası piyasalarda hükümete duyulan güveni artırmış, ekonomik ve malî göstergelere olumlu etkilerini göstermekte gecikmemiştir. Ülkemizde artık tek haneli enflasyon hedeflerinden bahsedilmektedir. Gelinen bu aşama, birkaç yıl öncesinde hiç kimsenin düşünemeyeceği kadar önemli bir ilerlemeyi de ifade etmektedir. Yılsonu itibariyle, yüzde 5'lik büyüme hedefi ile yüzde 20'lik enflasyon hedefine ulaşılabileceği konusunda hemen herkes hemfikirdir. Her zaman kötümser tablolar çizen uluslararası malî kuruluşlar ile reyting kuruluşları bile, bu yıl ve gelecek yıl için belirlenen hedeflere ulaşılabileceği konusundaki kanaatlerini açık bir şekilde ortaya koymaktadırlar.

2001 yılında kaydedilen yüzde 9,5'lik rekor küçülmeden sonra, 2002 ve 2003 yıllarında tatmin edici oranlarda büyüme gerçekleştirilmesi, ekonominin kırılgan bir yapıdan uzaklaştığını ve sürdürülebilir bir büyüme ortamına girilmeye başlandığını da göstermektedir. Yine, 2001 yılında yüzde 68,5 olan enflasyon oranının makul düzeylere indirilmesinde gösterilen başarı, ekonomik birimlerde yüksek enflasyon beklentilerinin ortadan kaldırılmasını sağlamış ve ekonomik istikrarın sağlanması yönünde önemli bir gelişme de kaydedilmiştir. Kuşkusuz, bu olumlu sonuçların alınmasında Maliye Bakanlığının gösterdiği performans da çok önemli bir rol oynamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Plan ve Bütçe Komisyonunca kabul edilen şekliyle, Maliye Bakanlığı için 2004 yılında toplam 23 katrilyon 418 trilyon lira ödenek teklif edilmektedir. Bunun 963 trilyon lirası personel giderleri, 113 trilyon lirası sosyal güvenlik kurumlarına ait devlet primi giderleri, 328 trilyon lirası mal ve hizmet alımları, 103 trilyon lirası sermaye  giderleri, 4 katrilyon 552 trilyon lirası sermaye transferleri, 2 katrilyon 16 trilyon lirası yedek ödenek, 15 katrilyon 340 trilyon lirası ise cari transferler için ayrılmaktadır.

Maliye Bakanlığı bütçesinin 1 katrilyon 521 trilyon lirasının Bakanlığın kendi ihtiyaçları, 21 katrilyon 897 trilyon lirasının ise Bakanlık dışındaki kamu kurum ve kuruluşlarının ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanılması öngörülmektedir. Bu durumda, toplam ödeneğin yalnızca yüzde 6,5'i bakanlığın kendi ihtiyaçları için ayrılmış bulunmaktadır.

2004 konsolide bütçe gelirlerinin 114,5 katrilyon lira olacağı da tahmin edilmektedir. Bu miktar, 2003 yılı tahsilat tahminine göre yüzde 14,2 oranında bir artışı da ifade etmektedir.

Bütçe gelirleri içinde vergi gelirleri 99,1 katrilyon lira, vergidışı normal gelirler 10,5 katrilyon lira, fon ve diğer özel devlet gelirleri 4,1 katrilyon lira, katma bütçeli idareler gelirleri ise yalnızca 800 trilyon liradır. Bu durumda, 2004 yılında konsolide bütçe gelirlerinin gayrî safî millî hâsılaya oranı bir önceki yılla karşılaştırıldığında, 0,8 puan azalarak yüzde 27,3'e, vergi gelirlerinin oranı da 0,7 puan azalarak yüzde 23,6'ya düşecektir. Kuşkusuz, bu gelişme, vergi yükünün azaltılarak ekonominin canlanmasına destek olunması yönünde atılan önemli bir adım niteliğindedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Maliye Bakanlığı, kamu hizmetlerinin yürütülmesine yönelik olarak ilgili mevzuatla verilen rutin işler dışında, son yıllarda, kamu maliye yönetiminin reforme edilmesi amacıyla yürüttüğü çalışmalarını da hızlandırmış bulunmaktadır.

Harcama öncesi kontrol, harcama sonrası iç malî denetim ve dışdenetim sistemlerinin Avrupa Birliği standartlarına uygun hale getirilmesi, harcamacı kuruluşların harcama öncesi kontrol ve harcama sonrası iç malî denetim konusundaki inisiyatiflerinin genişletilmesi amacıyla, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu çıkarılması yönünde Maliye Bakanlığınca çalışmalar başlatılmıştır. Bu çalışmalar 2003 Temmuz ayında sonuçlandırılarak hazırlanan kanun tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş ve söz konusu tasarı, Meclisimiz tarafından 10 Aralık 2003 tarihinde kabul edilmiştir.

Maliye Bakanlığı, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun yasalaşmasıyla birlikte kanunun etkili bir şekilde uygulanmasını teminen ikincil mevzuatın hazırlanması ve malî yönetim ve denetim alanında gerekli rehber, elkitabı ve kılavuzların çıkarılmasına yönelik çalışmalarını da hızlandırmıştır.

1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanununun yerine geçecek söz konusu kanunla bütçe hazırlık süreci öne alınmakta, kalkınma planı, yıllık programlar ile kurumların stratejik planları ve bütçe arasında sıkı bir bağ kurulması öngörülmekte, kamuda muhasebe birliği sağlanmakta, bütçe hazırlık ve uygulama sürecinde kamu idarelerinin inisiyatifi artırılmakta, Sayıştay denetiminin kapsamı genişletilmekte, kamu malî yönetiminde şeffaflığı sağlayacak düzenlemeler yapılmakta ve kamu idarelerinin malî yönetim ve kontrol sistemi alanındaki görev, yetki ve sorumluluklarını yeniden düzenlemektedir.

Bütçenin çağdaş bir yapıya kavuşturulması amacıyla analitik bütçe sınıflandırmasına geçilmesi için bir süredir Bütçe ve Malî Kontrol Genel Müdürlüğünce yürütülen çalışmalar 2003 yılında sonuçlandırılmıştır. 2004 malî yılı genel ve katma bütçeleri, yeni bütçe kod yapısına uygun olarak hazırlanmış ve Meclisimize sunulmuştur.

Bakanlık, 2005 yılından itibaren, mahallî idareler, sosyal güvenlik kurumları, kamu tüzelkişiliğini haiz kurul ve üst kurullar, fonlar ile bütçenin yatırım ve transfer tertibinden yardım alan kurum ve kuruluşlarda, 2006 yılından itibaren ise döner sermayeli kuruluşlar ile diğer kurum ve kuruluşlarda yeni bütçe kod yapısına geçilmesini de planlamaktadır. Avrupa Komisyonunca kabul edilen katılım ortaklığı belgesinde "Malî ve Bütçe Hükümleri" bölümünde Türkiye için belirlenen kısa vadeli öncelikler arasında yer alan analitik bütçe sınıflandırmasına geçiş hem Türk bütçe sistemi açısından çok önemli bir aşama oluşturmakta hem de bu şekilde Avrupa Birliği bütçe sistemine uyum sağlanmaktadır. OECD ülkelerindeki uygulamalar ışığında sonuç odaklı ve performansı esas alan bütçe anlayışına geçmek amacıyla yürütülen çalışmalar da son aşamaya gelmiş bulunmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; nakit esaslı muhasebe sisteminden tahakkuk esaslı muhasebe sistemine geçmek amacıyla Muhasebat Genel Müdürlüğünce yürütülen çalışmalar da tamamlanmıştır. 2004 yılı başından itibaren tahakkuk esaslı muhasebe sistemine geçişle birlikte, devletin, menkul ve gayrimenkul varlıkları, alacak ve borçları, özkaynakları ayrıntılı olarak izlenebilecek, genel ve katma bütçeli kuruluşlar yanında mahallî idareler, sosyal güvenlik kuruluşları, döner sermaye ve fonlar da devlet muhasebesi sistemine dahil edilerek, tüm devleti kavrayan, konsolide edilebilir bilanço ve malî tablolar üretilebilir hale gelecektir.

Bunların yanı sıra, Maliye Bakanlığı, toplam kalite yönetimi anlayışının uygulamaya geçirilmesi yönünde de önemli bir ilerleme kaydetmiştir. Maliye Yüksek Eğitim Merkezî, toplam kalite yönetimi konusunda eğitim çalışmalarını hızlandırmış ve çerçeve bir yönergeyi uygulamaya da koymuştur. Öte taraftan, başta defterdarlıklar olmak üzere, Bakanlığın değişik birimlerinde, toplam kalite yönetimi konusunda uygulamalar giderek genişletilmiştir.

Diğer taraftan, daha önceki yıllarda başlanan Bütçe Yönetim Enformasyon Sistemi ve Say 2000'i Projeleri bütün fonksiyonlarıyla işler hale getirilmiştir. Bütçenin elektronik ortamda hazırlanmasını ve uygulanmasını, Bütçe ve Malî Kontrol Genel Müdürlüğünün tüm merkezî birimlerinin ve bütçe dairesi başkanlıklarının bütün işlemlerin elektronik ortamda yapılmasını, genel müdürlük merkez teşkilatı ile bütçe dairesi başkanlıkları arasında ve Sayıştay ile Devlet Planlama Teşkilatı gibi paydaş kurumlar arasında online bağlantı sağlamayı hedefleyen bir yazılım programı olan Bütçe Yönetim Enformasyon Sistemi ile 2004 yılı bütçe tekliflerinin sisteme giriş işlemleri de başarıyla tamamlanmıştır.

Say 2000'i Web Tabanlı Saymanlık Otomasyon Sistemi Projesi sayesinde ise, yurt çapında devlet giderlerini yapan ve gelirlerini toplayan 1 464 saymanlığın tamamı otomasyona geçirilmiş olup, merkezle ve birbirleriyle sürekli iletişim halindedirler.

Bakanlık, ayrıca, vergi dairesinin güçlendirilmesi ve vergi sisteminde etkinlik ve verimliliğin sağlanması ve kayıtdışı ekonominin kayıt altına alınıp, vergi tabanının genişletilmesi amacıyla çabalarını da artırmış bulunmaktadır.

Vergi sisteminin iyileştirilmesi çerçevesinde, şu ana kadar yapılan temel düzenlemeleri ise şu şekilde özetleyebiliriz: Vergi sisteminin basit ve saydam bir şekilde işler hale getirilmesi ve mükelleflerin vergiye uyum maliyetinin düşürülmesi hedefi kapsamında, yatırım indirimi mevzuatı tümüyle değiştirilmiş, başta teşvik belgesinin kaldırılması olmak üzere, bürokratik işlemler azaltılmıştır.

Yatırımların ve kurumsallaşmanın teşviki amacıyla, temettü vergilemesi sistemi değiştirilmiş ve kurum kazançları üzerindeki vergi yükü azaltılmıştır.

Sağlık ve eğitim yatırımlarının teşviki amacıyla, okul, sağlık tesisi ve yurt bağışları ile mevcut tesislerin bakımı ve onarımı için yapılan bağış ve harcamaların vergi matrahından indirimine olanak sağlanmıştır.

Ayrıca, yatırımların, ihracatın, KOBİ'lerin, kısaca, teşvike değer bütün ekonomik faaliyetlerin önünün açılması, bunların desteklenmesi, ekonomik istikrarın ve büyümenin kalıcı hale getirilmesi amacıyla da, birtakım vergi tedbirleri alınmıştır.

Bunların yanı sıra, işletmelerin varlık ve borçlarına, fiyat değişmelerinin etkisinin yansıtılarak işletme değerlerinin gerçeği göstermesine olanak tanıyan enflasyon muhasebesi uygulamasına 2004 yılında geçilmesi de planlanmaktadır.

Ayrıca, tek vergi numarası uygulamasının yaygınlaştırılması amacıyla, Gelirler Genel Müdürlüğünce yürütülen çalışmalar da bütün hızıyla devam etmektedir. Ağustos 2003  ayı itibariyle, yaklaşık olarak 32 000 000 kişiye kimlik numarası verilmiştir. Vergi kimlik numarasının tam otomasyona geçen 172 vergi dairesi yanında, 284 vergi dairesinden -internet ve Turpak bağlantısıyla- bilgisayarlar aracılığıyla, 567 vergi dairesi ve mal müdürlüğünde ise, faks sunucu aracılığı veya Say 2000'i Saymanlık Otomasyon Sistemi Projesine ait kişisel bilgisayarla verilmesine devam edilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hükümetimizin  vergi sistemine ilişkin olarak yapmayı düşündüğü düzenlemeler, genel olarak vergi yükünü artırıcı değil, kayıtdışı ekonomiyi kayıt altına alıp, vergi kayıp ve kaçağını azaltacak, vergi yükünün adil dağılımı ve verginin tabana yayılarak kayıtlı mükellefler üzerindeki yükün zaman içinde mümkün olduğu ölçüde azaltılması prensibine dayandırılmaktadır. Maliye Bakanlığı, bütçe politikasının etkinliğinin artırılmasına yönelik çalışmalarına bundan sonra da devam etmeyi planlamaktadır. Bu amaçla, malî disiplinin güçlendirilmesi için özel gelir, özel ödenek uygulamalarına son vermek üzere, Bütçe ve Malî Kontrol Genel Müdürlüğünce hazırlanmakta olan kanun tasarısının yakın bir tarihte Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmesi de beklenmektedir.

Bütçe kanunlarında yer alan, ancak, bütçe kanununu doğrudan ilgilendirmeyen ve 4968 sayılı Kanunda yer almayan maddelerin ilgili kanunlarına taşınması amacıyla hazırlanan kanun tasarısı da, kısa bir süre içinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edilecektir. Maliye Bakanlığı, idarî kapasitenin güçlendirilmesi amacıyla, uluslararası alandaki işbirliği çabalarını da yoğunlaştırmış bulunmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Topuz, toparlarsanız memnun olurum.

GÜLSEREN TOPUZ (Devamla) - Teşekkür ederim; bitiyor.

Bütün bu çalışmaların yanı sıra, Avrupa Birliğiyle olan malî işbirliği kapsamında yeni malî kontrol sisteminin yerleştirilmesi, bütçe hazırlık sürecinin etkinleştirilmesi, MASAK Başkanlığının, karaparanın aklanmasıyla mücadele kapasitesinin güçlendirilmesi ve kamu personel sisteminin modernleştirilmesi konularında da dört temel prensip, dört temel proje yürütülmektedir. Gelişmiş ülkelerdeki örnekler dikkate alınarak, Bakanlık bünyesinde eğitim çalışmalarını yürüten Maliye Yüksek Eğitim Merkezi Başkanlığının idarî kapasitesinin daha da geliştirilmesi, bu bağlamda planlanmaktadır. Hazırlanan toplam kalite yönetimi uygulama ve ödül yönergesi uygulamaya konulmuş ve Bakanlık bünyesindeki toplam kalite yönetimi çalışmalarını koordine etmek üzere Toplam Kalite Yönetimi Konseyi oluşturulmuştur.

Sözlerime burada son verirken, Maliye Bakanlığının şu ana kadar yaptığı başarılı çalışmalarına bundan sonra da devam etmesi dileğiyle, Bakanlık bütçesinin devletimize ve milletimize hayırlı olmasını diler, saygılarımı sunarım.

Teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Topuz.

AK Parti Grubu adına ikinci konuşmacı, Adana Milletvekili Sayın Ayhan Zeynep Tekin; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Sayın Tekin, süreniz 10 dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA AYHAN ZEYNEP TEKİN (Adana) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2004 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı hakkındaki görüşlerimi Yüce Heyetinize sunmak üzere söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Muhalefete mensup benden önceki konuşmacılar, bol bol ve en ucuz cinsinden yoksulluk edebiyatı yaptılar. Özellikle, kavanoz içindeki peynir hikâyesi, 1940'ların komünist yazarlarını, mesela, Sabahattin Ali'yi hatırlattı. Seçimden bu yana onüç ay geçmiş, makroekonomik rakamlar düzelmiş; ama, vatandaşın sofrasına yansımamıştır. Türkiye, otuz yıldır yüksek enflasyonla boğuşuyor; bunu hepimiz biliyoruz. Bugün, minimum düzeye TEFE'de yüzde 15'e indirdiğimiz enflasyon, 1971-1972 yıllarında başlamıştır. Başlayış sebebi de, o yıllarda, iyi hava şartları sayesinde, başta buğday olmak üzere bütün mahsullerde üretim patlaması olmasıdır. Bu mahsulü, Toprak Mahsulleri Ofisinin satın alması için, Merkez Bankası para basmak zorunda kalmıştır. Keza, aynı yıllarda, işçi dövizlerinde de patlama olmuş ve Merkez Bankası, bu dövizleri satın almak için yine para basmıştır. Böylece başlayan enflasyonda ipin ucu kaçırılmış, 2003 yılına kadar da yakalanamamıştır. Otuz yıldır, IMF'yle anlaşmalar yapılmış, programlar yapılmış; fakat, enflasyon ve krizler önlenememiştir. Bugün, enflasyon yüzde 15'e, reel faiz yüzde 10'a düşürülmüş, ihracat 46 milyar dolara çıkarılmış, yüzde 5'lik büyüme hızı sağlanmış, ekonomi krizden çıkarılmıştır. Bunu gözardı edemeyiz sayın milletvekilleri. Otuz yılda yapılamayan işi bir yılda yapmışız; muhalefete beğendiremiyoruz bunu. Biz, bir yılda, Akdeniz'i yağ, Karadeniz'i bal yapacağız demedik; ilk bir yılda ekonomiyi kendi ayakları üzerinde durdurmayı vaat ettik ve vaadimizi tam olarak yerine getirdik; üstelik, Irak savaşına ve büyük hortumlama olaylarına rağmen. Siz de, bize karşı, biraz insaflı muhalefet yapın; hepiniz, bunları bizden çok daha iyi biliyorsunuz.

Programımızın ikinci bölümü, istihdamı ve refahı artırmaktır; şimdi ona sıra geliyor. Elbette, asıl amaç, insandır, insanın refahıdır; biz de ona çalışıyoruz. Yazık ki, muhalefet, propagandayı, seçmene mesaj ve tribünlere oynamayı önplanda tutmaya devam ediyor; daima bardağın boş tarafının reklamını yapıyor. Memura, emekliye yapılan mütevazı zamlar, sayın konuşmacının dediği gibi, sadaka değil, partimizin, hükümetimizin, acil eylem planımızın içeriğidir dedikten sonra, biraz da bütçemizle ilgili teknik bilgiler sunmak istiyorum.

Hükümetimiz tarafından hazırlanan bütçe kanunu tasarısının temel amacı, biraz önceki milletvekili arkadaşımın da belirttiği gibi, ekonomik istikrarı sağlamak, rekabetçi bir piyasa yapısını ve sürdürülebilir bir kalkınma ortamını oluşturmak ve bunu devam ettirmektir; enflasyonu tek haneli rakamlara indirmek, kamu borç stokunun gayri safî millî hâsıla oranını düşürmek, üretimi ve ihracat artışını sürdürmek, işsizliği azaltmak, istikrarlı ve yüksek bir büyüme performansına ulaşmak, 2004 yılının başlıca hedefleri arasındadır. Bu hedeflere ulaşmak için, ekonomik program, disiplinle ve kararlılıkla uygulanmaya devam edilecektir.

2004 bütçesinin temel bazı özelliklerini aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür:

Analitik bütçe sınıflandırılması, 2004 bütçesiyle hayata geçirilmektedir. Bu son derece olumlu gelişme sayesinde, uluslararası kuruluşlar ve birçok gelişmiş ülke tarafından uygulanmakta olan bütçe kod yapısı ve yeni sınıflandırma sistemi, ülkemiz tarafından da uygulanmaya başlanarak, bu alandaki eksikliğimiz giderilmiş, 2003 yılı Katılım Ortaklığı Belgesi ile Ulusal Programın gereği de yerine getirilmiş olacaktır.

Bütçe kanununun cetvellerinde de bu çerçevede değişiklik yapılmış ve yıllardır uygulanmakta olan (R) cetveli kaldırılmıştır. Bu sene, ilk defa E cetveli oluşturulmuş ve bu cetvele, muhtelif bütçe düzenlemeleri konulmuştur. Böylece, bütçe kanununun kendisi de, eskiye göre, daha düzenli hale getirilmiştir.

Diğer taraftan, Anayasaya aykırı olduğu iddiasıyla iptal davası açılmış ve yürütmeyi durdurma kararı alınmış 2000 Yılı Bütçe Kanunu hükümlerine 2004 Yılı Bütçe Kanununda yer verilmemiştir. Bu konuda da, yargı kararlarına gösterilmesi gerekli ihtimam yerine getirilmiştir.

Bilindiği üzere, kamu kurum ve kuruluşlarının taşıt edinmesi son derece sıkı şartlara bağlanmakta ve taşıt savurganlığına son verilmektedir.

15 inci maddede yapılan değişiklikle, devlet memurlarına, özel hastanelerde de tedavi olma imkânı getirilmiştir. Bunlara yapılacak ödemeler, eskiden olduğu gibi, sağlık harcamalarında tasarruf sağlanması ve kötüye kullanımların önlenmesi amacıyla, Sağlık Bakanlığının görüşü üzerine Maliye Bakanlığınca belirlenecektir. Devlet memurlarının özel sektör hastanelerinden de faydalandırılmalarının sağlanması bu alandaki rekabeti artıracak, böylece, sunulan hizmetin kalitesini artırırken, maliyeti ise düşecektir. Bu uygulamanın son derece faydalı olacağı, çok kısa sürede görülecektir.

Bütçe Kanunu Tasarısında, önceki yıla göre vakıf ve derneklerin denetimi konusunda da yeni bir anlayışın gündeme geldiğini görüyoruz. Tasarının 16 ncı maddesi incelendiğinde, daha sade bir denetim sisteminin öngörüldüğü ve bununla beraber dernek ve vakıflara yapılacak yardımların son derece sınırlandırıldığını, bu konuda yeni bir disiplin getirildiğini ve çok az sayıda ödenek konulduğunu tespit ediyoruz. Bu yeni anlayışı, eski yıllarda yaşanmış çok sayıdaki yanlış uygulamaları dikkate aldığımızda, yerinde bulduğumuzu ve desteklediğimizi gururla ifade etmek istiyorum.

Tasarının 28 inci maddesiyle, sadece Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketine ilişkin bir düzenlemenin yapılmasını son derece olumlu bulduğumuzu ifade etmek istiyorum; çünkü, artık bir KİT sayılmayan Telekom için ayrı bir maddede düzenleme yapılması, kanun tekniği gereği zorunluluk arz etmekteydi. Böylece, 2003 Yılı Bütçe Kanununun 27/ a ve 28/ b bentlerindeki hükümlerin telekomünikasyon açısından tek bir maddede toplanmış olduğunu görüyoruz.

Tasarının 32 nci maddesiyle, kadroların kullanımı hususu düzenlenmektedir. Yapılan son derece olumlu değişiklikle, verilecek atama izinleri ve izin prosedürü, önceki yıllara göre yeni bir esasa bağlanmıştır.

Diğer taraftan, kanun tasarısına ekli (K) cetvelinin, vatanî hizmet tertibinden aylık alanlar kısmında, vatanî hizmet tertibinden aylık alanlara yapılmış bulunan ilave zammın 24.2.1968 tarihli ve 1005 sayılı Kanun kapsamındaki şehit, dul ve yetimleri ile gaziler açısından da yapılması son derece olumlu olmuştur. Söz konusu maddenin (s) bendiyle yapılan değişiklik sayesinde vatanî hizmet tertibinden aylık alanlar gibi, şehit, dul ve yetimleri ile gazilere de maaş katsayısıyla yapılan zammın dışında, göstergelerinin 4 000 rakamından 5 000 rakamına çıkarılması suretiyle ilave zam yapılmış olmaktadır. Buna göre, ocak ayında kamu çalışanlarına yüzde 6 zam yapılırken, şehit, dul ve yetimlerine, gazilere, vatanî hizmet tertibinden aylık alanlara yüzde 31,5 oranında zam yapılmaktadır. Bu ülke için canını seve seve vermiş olanlara bu zammı yeterli bulmamakla birlikte, genel zammın üzerinde bir zam verilmesini takdirle karşılıyoruz.

Devlet memurlarının aylıklarına uygulanacak artış oranının, bütçe imkânları çerçevesinde ve enflasyon hedefleri dikkate alınarak belirlenmiş olduğunu biliyoruz. Hükümetimizin eline sağlam malî kaynaklara dayalı imkân geçmesi durumunda, bu imkânı, maaş artışlarını daha da yukarı çekme yönünde kullanacağına ve toplumun tüm kesimlerini gözeteceğine inancımız tamdır.

Bu yıl ilk defa, yılın ikinci yarısında uygulanacak katsayılar da bütçe kanunuyla belirlenmiştir. Bu durum, hükümetin enflasyonla ne kadar kararlılıkla mücadele ettiğinin de bir göstergesidir.

2004 yılının ilk yarısında yüzde 6, ikinci yarısında yüzde 6 artış yapılması kararlaştırılmıştır. Bu artışlar sonucunda, maaş artışları, enflasyonun üzerinde olacaktır. Kamu görevlilerine, ayrıca, Bakanlar Kurulunca belirlenecek tarihlerde ve tutarda, iki bölüm halinde, Türkiye'nin babası Sayın Maliye Bakanımızın da açıkladığı gibi, toplam 160 000 000 lira tutarında ilave bir ödeme daha yapılmasını son derece olumlu karşılıyoruz. Bu tür ödemelerin, malî imkânlar çerçevesinde, ileriki yıllarda da sürdürülmesini temenni ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Tekin, toparlayın lütfen.

AYHAN ZEYNEP TEKİN (Devamla) - 2004 yılı bütçesinin, uygulanan programa, ülke ihtiyaçlarına ve gerçeklerine uygun olarak ve uluslararası standartlara uygun bir bütçe sınıflandırmasına göre hazırlanmış olmasını takdirle karşılıyor, şeffaf, samimî ve gerçekçi bu bütçenin, ülkemize ve hükümetimize hayırlı olmasını diliyor, bu duygu ve düşüncelerle, hepinizi, tekrar, saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tekin.

AK Parti Grubu adına üçüncü konuşmacı, Bursa Milletvekili Sayın Niyazi Pakyürek; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Sayın Pakyürek, süreniz 17 dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA NİYAZİ PAKYÜREK (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2004 malî yılı gelir bütçesi üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun görüşlerini arz etmeden önce, Heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, bildiğiniz üzere, bütçe sistemi, devlete emanet edilen kamusal kaynakların dağılımında rol alan aktörlerin karşılıklı etkileşimini düzenleyen enformasyonu kapsamaktadır. Kamunun hizmet ve kaynak yönetme kapasitesinin artırılması amacıyla oluşturulacak stratejilerin bütçe süreciyle ilişkilendirilmesi gereklidir. Ayrıca, bütçeler, makroekonomik dengeyi kurmanın da bir aracıdır. Bunun için, hem mevcut gelirler, sağlanan faydaları maksimize etmek için çeşitli kullanımlar arasında tahsis edilir hem de kaynak dağılımı değiştirilerek eşitsizlikler azaltılmaya çalışılır. Bu amaçlara ulaşmak için, bütçe, ulusal ekonomi üzerinde etkisinin hızlı ve anlamlı ölçümünü sağlayacak şekilde organize edilmelidir.

Uygulamaya dönük bir belge olarak bütçe, doğrudan ve dolaylı maliyetleri, zaman ve sonuçları belirler; fonların uygun bir şekilde yönetilmesinde kamu kurumlarının sorumluluğunu saptar ve hesap vermesini sağlar. Maliye ilminde olduğu kadar, maliye tatbikatında ve ülkelerin siyasî, hukukî, özellikle iktisadî hayatında birinci derecede önemi haiz bütçeler, dolayısıyla, insan haklarını çok yakından ilgilendirmektedir; eğitim hakkı, sağlık hakkı, güvenlik hakkı, çalışma hakkı, yargı hakkı, kültürel haklar gibi. Bütçe, aynı zamanda hukuk kurallarının yerleşmesine, temelleşmesine hizmet ederken, bu nizamın gücünü artıran önemli bir fonksiyonu da ifa eder.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 59 uncu hükümet tarafından hazırlanıp önümüze sunulan 2004 yılı bütçesi, sosyal devlet anlayışıyla geleceğin Türkiyesini inşa etme sevdası ve gayreti içindedir; hedefi doğrudur, hükümeti kutluyorum. Elbette ki, isteyenler, karşı olma hakkını kullanarak, bütçeyi, dolayısıyla hükümeti eleştirecektir; ancak, bu bütçeye karşı çıkmak, ya bugünü görmemek, görememek ya da dünü bilmemek veya unutmaktır. Ayrıca, uzun yıllar Türkiye'de yaşanan ekonomik, siyasî, sosyal, hatta hukukî tahribatları yok sayarak, geçmişte bunlar olmamış gibi, bir yıllık hükümetin yaptığı icraatları yetersiz bulmak, her şeyden önce, etik değildir. Başta muhalefet partisi olmak üzere, herkesin, 3 Kasım öncesini ve sonrasının bugüne kadar olan sürecini bir kez daha analiz etmesini önermek istiyorum. Bu önerim çok samimidir, hiçbir önyargım yoktur.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de güzel şeylerin olduğunu görüyoruz, 2003 yılı bütçe performansından anlıyoruz. Hükümetin, bir yıllık icraatında, 1970 yılından beri devam edegelen yüksek, kronik enflasyonu yüzde 20'ye çekmesi dahi tek başına fevkalade önemli bir başarıdır.

Enflasyon düşmüştür, faizler düşmüştür, fiyatlar düşmüştür. Türkiye'de, ilk kez, bir yıl boyunca elektrik fiyatlarına zam yapılmadığı gibi, sanayi kesimine indirim yapılmıştır. Akaryakıt fiyatlarında, bir yıl içerisinde, toplam 47 kez indirime gidilmiştir. Bunlara ilave olarak, bir yıl içerisinde, 1 500 kilometre bölünmüş yol yapılmış, ihracat artmıştır, güven artmıştır. İlköğretim kitaplarının ücretsiz temini projesi, devletin sosyal yüzünü göstermiştir; bu da AK Partinin başarısıdır. 

Yolsuzluk ve yoksullukla mücadelede önemli adımlar atılmıştır. Yolsuzluk ve yoksulluğun nedenleri yeterince bilinmekle beraber, sosyal, ekonomik ve hukukî tedbirler hükümet tarafından yeniden gözden geçirilmiş, gerekli tedbirler alınmıştır. Zira, milletimize söz verdik; çalmayacağız, çaldırmayacağız, yemeyeceğiz, yedirmeyeceğiz.

Dünyada, devletin rolünün tartışıldığı son yıllarda, kamu kesiminin etkinliğini ve verimliliğini artırmaya yönelik kamu yönetimi reformlarının, bu bağlamda kamu harcamalarının yeniden yapılanmasının gerekli olduğu görüşü yaygınlık kazanmıştır. Ekonomilerin küresel olarak bütünleşmeye başlamasıyla birlikte demokrasi ve insan haklarının yaygınlık kazanması, keyfî, savurgan davranışlar için hareket alanını daraltmıştır.

Kamu yönetimi, önemli değişimlerle ve baskılarla karşı karşıyadır. Bu baskılar, özellikle, aşırı büyüyen kamu bürokrasileri, kamu bütçe açıkları ve kamu borçları, kamu kuruluşlarının etkinliğinin ve kamu görevlilerinin performanslarının düşüklüğü ve hizmet kalitesizliği olarak görülmektedir.

Bir büyük iktisatçının söylediği üzere, işin özü, kaynakların kimden alındığı ve kim için kullanıldığıdır. Kendi paranızı kendiniz için kullanıyorsanız, fiyat önemli, kalite önemsiz; başkasının parasını kendiniz için kullanıyorsanız, fiyat önemsiz, kalite önemli; başkasının parasını başkası için kullanıyorsanız, ne fiyat ne kalite önemlidir. Kamu kesimi, başkasının parasını, yine başkası için kullanmaktadır.

Dolayısıyla, fiyat ve kaliteyi dikkate alan ve vergi mükelleflerinin de, artık, üzerinde hassasiyetle durdukları, toplanan kaynakların muhtelif alanlara tahsisi ve etkinlik derecesinin sorgulandığı, yepyeni bir sürecin başlatılması gerekmektedir.

Devlet, büyümeyi doğrudan sağlayan bir varlık olarak değil, bir yardımcı, bir kolaylaştırıcı olarak kabul edilmektedir. Etkin devlet, piyasaların gelişmesine ve kolektif ihtiyaçların karşılanmasına imkân veren mal ve hizmetlerin sağlanması yanında, kural ve kurumların tesisinde de büyük önem taşımaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; harcama yükünün vergiyle dengelendiğini biliyoruz. O halde, devletin temel rolünün düzenleyici ve denetleyici olması, çağdaş devlet olmasının gereğidir. Geçmişte devletin sunduğu kamusal hizmetlerin sayısı ve boyutunun artma eğilimi, bugün tersine dönmüştür. Artık, hakim olan anlayış, piyasası olan mal ve hizmetlerin devletin kendisi tarafından sağlanması değil, vatandaşlarının bu hizmetleri elde etmesinin sağlanması olarak değişmektedir.

Çağdaş devletin temel fonksiyonu, kamu kesiminden olan hizmet beklentilerinin giderek azalmasına, vatandaşların ihtiyaç duyduğu kamusal nitelikli hizmetlerin, piyasa ekonomisi tarafından da sunulan hizmetlerin, düzenleme yapılmak suretiyle, piyasa ekonomisi disiplini içerisinde  üretilip sunulmasına göre değişmek durumundadır.

Kamu kesiminden beklenen hizmetlerin özel sektör tarafından yerine getiriliyor olması, devletin, sunulan bu hizmetlerin kalitesinden ve vatandaşların da bu hizmetlerden faydalanıyor olmasından doğan sorumluluğunu kaldırmamıştır.

Bu gelişmeler, devletin rolü ve düzenleyici işlevinin yeniden tanımlanmasını gündeme getirmiştir. Zira, her şeyi devlet eliyle yapmaya çalışmak doğru değildir. Her şeyden önce, sadece, iktidarın, yönetimin, yöneticinin iyi olması, adil olmasıyla insanlar kendilerini güven içerisinde hissederler; ama, bunun tersi olması, kararların ezici ve baskıcı, korkutucu, cezaların sert olması, halkta dayanma gücünü, güveni ve cesareti öldürür. Geçmişte, bu tarz yönetimler vardı.

Batı'da sosyal demokrasinin doğuşunun temel felsefesi, güçlü olan devlete karşı, zayıf olan bireyi korumaktır. Bundan hareketle, devletin sunmadığı hizmetlerin özel sektör tarafından sunulabilmesi için gerekli tedbirlerin alınması ve kaynakların temin edilebilmesi bakımından devletin işlevi devam edecek, ihtiyaç duyulan kaynaklar, ya vergilerle ya da kullanıcı ödemeleriyle sağlanacaktır. Devlet, kendisinden talep edilen hizmetleri, vergilerle karşılayabildiği müddetçe yerine getirecek, devlet tarafından karşılanamayan hizmetlerin ifasında veya insanlar devletin verdiklerinden daha fazlasını istediklerinde, bu hizmeti özel sektörden talep edecekler, devleti de, bu hizmetlerin kalitesini kontrol etmeye zorlayacaklardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vergi, kamu finansmanında en önemli kaynaktır. Beyan esasına dayalı çağdaş Türk vergi sisteminin uygulanmasında, 1950 yılı, bir dönüm noktası olmuştur. Artan oranlı üniter vergi sisteminin kabul edildiği, verginin, tarh, tahakkuk ve tahsilinde günümüz uygulamasının başladığı bu yıl, gerçek anlamda bir vergi reformunun da başladığı yıldır.

1980'li yılların başında, serbest piyasa ekonomisi modeli esaslarının uygulanmaya başlanılması ve 1985 yılında Katma Değer Vergisinin yürürlüğe girmesiyle birlikte, gerçek anlamda vergi reformu olarak nitelendirebileceğimiz bazı özellikler vergi sistemimize yansıtılmıştır; ancak, Türk vergi sisteminin hukukî altyapısını oluşturan vergi yasaları, hemen hemen her yıl değişmiştir. Buna göre, Gelir Vergisi Kanunu 53 kez, Kurumlar Vergisi Kanunu 33 kez, Vergi Usul Kanunu ise 23 kez değişikliğe uğramıştır. Her değişiklik yeni bir uygulama zorluğu getirmiş, uygulamada bazen, özelgeler, kanun ve tebliğlerin önüne geçmiştir; bu da, vergi adaletsizliğini artırmıştır.

Özellikle, vergi harcamaları olarak adlandırılan vergi istisnaları ve muafiyetlerine ilişkin olarak, vergi yasaları dışındaki yasalar ve kanun hükmünde kararnamelerde düzenlemeler yapılmıştır. Halen, 148 özel yasa ve 16 kanun hükmünde kararnamede, vergilendirmede bağışıklık sağlayan düzenleme mevcuttur.

Vergiye ilişkin düzenlemelerin basit olması, uyumlu olması, karmaşık olmaması, tutarlılık bakımından önem taşımaktadır. Bundan sonra çıkarılacak vergi yasalarında, geçmişten gelen, kullanımı fevkalade karmaşık ve zor olan, hükmü kalmamış geçici maddelerin ve bunlara bağlı tebliğlerin, belki yönetmeliklerin, sistemin dışına çıkarılması gereklidir.

Sayın milletvekilleri, vergi, ortaya çıktığından günümüze kadar hep tartışılmıştır, idarelerin zaman zaman sorunu olmuştur. Vergi, almasını bilirseniz verilir. Vergiyi yeterince alamayan idareler, ya borçlanma yoluyla ya da enflasyon yoluyla kamu hizmetlerini yürütmüşlerdir. Her borç, ileride daha fazla vergi demektir.

Ülkemizde enflasyonun uzun yıllar yüksek seyretmesi, işletmelerin özsermayelerini eritmeye varacak ölçüde fiktif kârların vergilendirilmesine yol açması üzerine, vergi idaresi, çeşitli önlemlerle, peyderpey bu sorunu aşmaya çalışmışsa da, yapılanlar sadece kısmen, fiktif kârın oluşmasını ve vergilendirilmesini önlemiş; ama, yatırımcılar ve kredi verenler için önemli olan finansal tabloların enflasyon tarafından çarpıtılması sonucunu engelleyememiştir.

Enflasyon muhasebesinin gerekliliğini dile getiren hükümetler, bu konuda gereğini yapamamışlardır. Enflasyon muhasebesini hayata geçirmek, yine, AK Partiye kalmıştır. Arkadaşımın da söylediği gibi, 1.1.2004 tarihinden itibaren enflasyon muhasebesi uygulamaya sokulacaktır; Maliye Bakanına teşekkür ediyoruz.

Kayıtdışı ekonomi, uzun süreden beri ülkenin en ciddî sorunlarından biri olmaya devam etmektedir. Kayıtdışı ekonomi sorunu, sadece vergi sisteminin değil, aynı zamanda, ekonomik ve hukukî yapı ile bu çerçevedeki uygulamaların bir sonucu olarak görülmelidir. Kayıtdışılık, verginin tabana yayılmasını önlemiş, diğer taraftan, vergi oranlarının yüksek olmasına ve dolaylı vergilerin yüksekliğine sebebiyet vermiştir. Ayrıca, yabancı sermayenin gelmesine de mâni olmuş, istihdam baltalanmıştır; haksız rekabeti doğurmuş ve beslemiştir.

Değerli arkadaşlarım, Gelir Vergisinin etkin uygulanmasında, kayıtdışı bırakılan gelirlerin kayda alınması veya vergilendirilmesi son derece önemlidir. Bunun için, öncelikle muafiyet ve istisnalar yeniden düzenlenmeli, mümkün olduğunca, gelirlerin beyannameyle bildirimini sağlamak gereklidir. Vergi oranları ile SSK primleri oranlarının kademeli olarak düşürülmesini sağlayarak vergiyi geniş tabana yayma zarureti vardır. Bununla birlikte, vergi idaresinin yeniden yapılandırılması vergi denetimlerini daha aktif hale getirirken, vergi mükelleflerine yalnız ceza yazan değil, yardımcı olan hale de getirmeliyiz. Hükümetin bu hususlarda çalışmaları olduğunu biliyoruz. Vergi reformuyla ilgili çalışmaları vardır. Vergi sisteminin basit, şeffaf ve otomatik işler hale getirilmesi çalışmalarından dolayı da Maliye Bakanımızı kutluyorum.

İbni Haldun "vergi matrahı yükseldikçe vergi gelirleri düşer" diyor. Bu tespiti 13 üncü Asırda yapmıştır. Biz de vergi gelirlerini artırmak zorunda olduğumuza göre, vergi adaletini hayata geçirmek zorundayız. Yakalanan vergi mükelleflerini rahatlatmak, vergi vermeye teşvik etmek zorundayız. 2003 yılı, hükümetimiz için başarılı geçmiştir. 2003 yılı performansının da 2004 yılına müspet sirayet edeceğini düşünüyorum.

Bütçenin ülkemize, milletimize hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Pakyürek.

Gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şahıslar adına söz isteği vardır.

Lehte söz isteği, Mardin Milletvekili Sayın Nihat Eri'ye aittir.

Buyurun Sayın Eri. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

NİHAT ERİ (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Maliye Bakanlığı 2004 malî yılı bütçesi üzerinde, şahsım adına, söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bütçeler, kamu maliyesinin en önemli metinleridir. Bütçe, hükümetin ekonomiye hangi araçlarla nasıl müdahale ettiğinin göstergesidir. Bir diğer deyişle, bütçe, hükümetlerin, ekonomi, maliye ve sosyal politikalarını nasıl gerçekleştireceklerine ilişkin olarak kısa vadede neler yapacaklarını gösteren belgelerdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğiniz gibi, kamu maliyesi konusunda, kısa süre önce, hep birlikte yapısal değişiklikler gerçekleştirdik. 1927 yılından bu yana yürürlükte olan 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanunu yürürlükten kaldırılmış ve Yüce Heyetinizin onaylarıyla devrim niteliğinde yeni bir Kamu Maliye Yönetimi ve kontrol kanunu kabul edilmiştir. Bu kanunla, uluslararası standartlara ve Avrupa Birliği normlarına uygun bir kamu maliye yönetimi ve kontrol sistemi oluşturulmuştur.

2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı, uygulanmakta olan ekonomik programın ilke ve hedeflerine uygun olarak, kamu kesimi açıklarının ve enflasyonun düşürülmesi, ekonomide sürdürülebilir bir büyüme ortamının sağlanması, reel sektördeki canlanmanın sürdürülmesi amaçları doğrultusunda hazırlanmıştır. Bu bütçeyle, enflasyonun yılsonu itibariyle, TÜFE ve TEFE'de yüzde 12 düzeyine çekilmesinin, faiz oranlarının düşürülmesi amacıyla içborçlanma ihtiyacının en alt seviyede tutulmasının, yatırımlara ayrılan sınırlı kaynakların kısa sürede ekonomiye kazandırılabilecek öncelikli projelere yönlendirilmesinin, sosyal güvenlik kuruluşlarının idarî ve malî yapılarının güçlendirilmesinin, gerçekçi ve üretimi teşvike yönelik bir tarımsal destekleme politikasının uygulamaya konulmasının, hükümet tarafından tüm kamu sektörü için belirlenen yüzde 6,5'lik faizdışı fazla hedefine konsolide bütçenin azamî katkıyı yapmasının sağlanması amaçlanmıştır.

2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısında öngörülen hedeflere ve ekonomik büyüklüklere ulaşılabilmesi amacıyla, kamu harcamalarında tasarruf sağlamaya, gelirleri artırmaya yönelik olarak birtakım önlemler alınmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz yasama döneminde vergi borçları yeniden yapılandırılarak mükelleflerle vergi barışı tesis edilmiştir. SSK ve Bağ-Kur barışıyla, hem bu kurumların malî yapıları düzeltilmiş hem de vatandaşlarımızın sosyal güvenlik hizmetlerinden yoksun kalmaması için, bu kurumlara prim borcu bulunan vatandaşlarımızın lehine ödeme kolaylıkları sağlanmıştır.

Çiftçilere, esnaf ve sanatkârlara yönelik kredi barışıyla, tarımsal kredilerin ve esnaf ve sanatkârlara kullandırılan kredilerin faiz oranları düşürülmüş; ayrıca, sorunlu hale gelen tarımsal krediler yeniden yapılandırılmış; çiftçilere ziraî işletmelerinde kullandıkları mazot için destekleme ödemeleri başlatılmıştır.

Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunda değişiklik yapılarak, vatandaşlar, kredi kartları borçları için yüksek faiz ödemekten kurtarılmıştır. Çek sistemi, zamanın gereklerine göre yeniden düzenlenmiştir.

Tasarrufu teşvik hesabında bulunan anaparalar ödenmiş; nemaların ödenmesi takvime bağlanmıştır.

Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunuyla, yabancılara, Türkiye'de serbestçe yatırım yapma olanağı getirilmiş; izin ve onay kaldırılmış, bürokratik işlemler asgarî düzeye indirilmiştir.

Irak'ta meydana gelen gelişmeler ve dünyadaki ekonomik durgunluğa rağmen, 2003 yılında ekonomimiz büyümüştür; kapasite kullanım oranları yüzde 25'lerden yüzde 85'lere ulaşmıştır. İthalatımız ve ihracatımız artmış, Türk Lirası değer kazanmıştır. Enflasyonla mücadele hedeflerine ulaşılmıştır. İnsanımızın kimyasını bozan enflasyonun ateşi sönmüştür. İktidara geldiğimizde yüzde 60'lar düzeyinde seyreden içborçlanma faizleri, 20 Ekimde yapılan ihalelerde yüzde 26'ya kadar gerilemiştir. Bu düşüş eğilimi sürecektir.

En büyük sorunlarımızdan biri, şüphesiz ki, kamu kesimi borçlanma gereğidir. Avrupa Birliği Maastricht Kriterlerine göre, kamu kesimi açığının gayri safî yurtiçi hâsılanın yüzde 3'ünü aşmaması gerektiği halde, 2002 yılında bu oran yüzde 12,8'di, 2003 yılında da 4,1 puan azalarak yüzde 8,7'ye gerilemiştir. Bu, olumlu bir gelişmedir; ancak, daha alınacak mesafenin olduğu açıktır.

Enflasyon muhasebesine geçiş sağlanmıştır. Bu, önemli bir gelişmedir. Eğitim ve sağlık alanlarına yapılan harcamaların tamamının vergi matrahından düşürülmesi, devletin tek başına altından kalkamadığı ve çözümde zorlandığı bu iki alanda önemli bir fırsat olarak değerlendirilmelidir. 15 000 000 civarındaki ilköğretim çağındaki öğrenciye ücretsiz kitap dağıtılmıştır. Özel okullarda okuyan öğrencilere bu kitapların dağıtılmaması ve bu öğrencilerin kapsamdışı tutulmasını eşitlik ilkesine uygun bulmadığımı ifade etmek istiyorum. Bu eksikliğin önümüzdeki yıllarda telafi edileceğine inanıyorum.

Elektriğe, doğalgaza ve akaryakıta son bir yılda zam yapılmayarak, toplumun geniş kesimlerinin refahına katkı yapılmıştır. 2003 yılında ülkenin içinde bulunduğu koşullara ve uygulanan sıkı para politikasına rağmen, tarımsal destekleme ödemeleri, 2002'ye oranla yüzde 83,8 oranında artırılmıştır; 2004 yılı için de yüzde 36,5'lik bir artış öngörülmektedir. Mahallî idarelere ayrılan paylar da yüzde 50 oranında artırılacaktır.

Bölgeler arasındaki kalkınmışlık farkını gidermek için, ulusal gelirden kişi başına düşen geliri 1 500 doların altında olan illerimize yatırım teşviklerinin sağlanacağı, ilgililer tarafından kamuoyuna duyurulmuştur. Bu konudaki düzenlemenin bir an önce ve yatırımları o bölgelerde cazip hale getirecek kapsam ve etkinlikte yapılmasını bekliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tedavi masrafları Sağlık Bakanlığı aracılığıyla ödenen yeşil kartlı hastaların yataklı tedavi masrafları Maliye Bakanlığı bütçesinden karşılanmaktadır; ancak, ayakta tedavi gören yeşil kartlı hastaların tedavi masrafları, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan karşılanmaktadır. Fon gelirlerindeki belirsizlik ve harcamalarındaki düzensizlik nedeniyle ödemeler gecikmektedir. Yeşil kartlı hastalara ayakta tedavi hizmeti sunan hastanelerin Ekim 2002'den bu yana birikmiş alacakları, Fondan aktarılma yapılmadığı gerekçesiyle, bugüne kadar ödenmemiştir; ancak, dün, Fondan, bu iş için 150 trilyonluk bir kaynak aktarılmıştır. Yılsonu itibariyle, yeşil kartlıların ayakta tedavisi için, 300 trilyon civarında bir ödeme yapılması gerekmektedir. Hizmet sunan hastanelerin alacaklarının zamanında ödenebilmesi için, nasılki yataklı tedavi masrafları Maliye Bakanlığı bütçesinde yer alıyorsa, aynı şekilde, yeşil kartlı hastaların ayakta tedavi giderleri de Fon yerine bakanlık bütçesinden karşılanmalıdır. Bu yolla, çok önemli olan bu sosyal hizmetin aksamadan sürdürülmesi sağlanmış olacaktır.

Bir başka önemli husus da, köye dönüşlerle ilgilidir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizde geçmişte yaşanan terör olayları dolayısıyla birçok köyün boşaltıldığı hepimizin malumudur. Sağlanan huzur ortamından sonra bu köylere dönüş izni verilmiştir; ancak, bu köylerin tüm altyapıları süreç içerisinde tahrip olmuştur, yol, su, elektrik, sağlık ve eğitim sorunlarının çözümü için birçok kurum ve kuruluş devreye girmekte ve bu iş için harcama yapmaktadır; ancak, hiçbir kurumun bütçesinde "köye dönüş" adı altında bir harcama kalemi bulunmadığından, başka fasıllardan aktarmalar yapılmaktadır. Çok büyük yekûnlar tutan bu harcamalar kurum bütçelerini zorlamakta ve sorunlar beklenen düzeyde ve hızda çözülememektedir. Toplumsal bir travma sonucu yerlerinden, yurtlarından kopartılan ve savruldukları büyük şehir varoşlarında yıllarca sefalet içerisinde bir yaşam sürdüren ve sayıları onbinleri bulan bu insanlarımızı, süratle, topluma kazandırmak zorundayız. Bu, sosyal devlet olmamızın da gereğidir. Çok önemli proje olan Köye Dönüş Projesi, İçişleri Bakanlığının koordinatörlüğünde yürütülmeli, bu proje için bütçeden kaynak ayrılmalı ve harcama yetkisi, aynı bakanlığa verilmelidir.

Sayın Başkan, değerli üyeler; hükümetimizin göreve geldiği günden beri uyguladığı disiplinli maliye politikası, toplumumuzun geniş kesimlerinden destek görmektedir. Yapılan kamuoyu yoklamaları da gösteriyor ki, halkımız, hükümeti başarılı bulmakta ve geleceğe umutla bakmaktadır. Zira halkımız engin sezgisiyle biliyor ki, AK Parti İktidarı sayesinde, bugün dünden iyidir, yarın da bugünden daha iyi olacaktır.

Sözlerime son verirken, Maliye Bakanlığı bütçesinin halkımıza ve insanımıza hayırlı olmasını diler, saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Eri.

Sayın milletvekilleri, saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati : 12.58

 


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 14.00

BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER: Enver YILMAZ (Ordu), Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35 inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarılarını görüşmeye devam ediyoruz.

III. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

1. - 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/688; 1/689; 1/656, 3/370, 3/372, 3/373; 1/657, 3/371) (S. Sayısı : 284, 286, 285, 287) (Devam)

A) MALİYE BAKANLIĞI

1. - Maliye Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi

2. - Maliye Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

B) GELİR BÜTÇESİ

1. - 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/688)  (S. Sayısı : 284) (Devam)

2. - 2002 Malî Yılı Genel Bütçeye Dahil Kuruluşların Kesinhesaplarına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile 2002 Malî Yılı Genel Bütçeli Daireler Kesinhesap Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/656, 3/370, 3/372, 3/373) (S. Sayısı : 286) (Devam)

3. - 2004 Malî Yılı Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/689) (S. Sayısı : 285) (Devam)

4. - 2002 Malî Yılı Katma Bütçeye Dahil Kuruluşların Kesinhesaplarına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile 2002 Malî Yılı Katma Bütçeli İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/657, 3/371) (S. Sayısı : 287) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve hükümet burada.

Bildiğiniz gibi, şahsı adına, Mardin Milletvekili Sayın Nihat Eri konuşmuş idi.

Hükümetin söz isteği vardır.

Hükümet adına, Maliye Bakanı Sayın Kemal Unakıtan; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 45 dakika.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uzun bir zamandan beri, çok yoğun çalışmalarla, 2004 yılı bütçesi üzerinde görüşmeler yapılıyor. Bugün, Maliye Bakanlığının bütçesi görüşülüyor ve yarın da, yapılacak görüşmelerle, inşallah, bu görüşmeler neticelenecek. Bugüne kadar yapılan görüşmelerde, yapılan çalışmalarda, yapılan katkılarda, ben, şahsım ve Bakanlığım adına, Yüce Meclise ve onun değerli üyelerine çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2004 bütçesinin Genel Kuruldaki görüşülme süreci, bugün, Bakanlığımın gider bütçesi ve gelir bütçesi ile bütçe ve kesinhesap kanunu tasarılarının maddelerinin görüşülmesiyle tamamlanmış olacak; yarın da tümü üzerindeki son görüşmeler yapılacak.

18 Aralık Perşembe günü yaptığım sunuş konuşmamda, 2004 yılının makroekonomik hedefleri ile 2004 yılı bütçesinin gelir ve gider büyüklüklerini ve özelliklerini, hatırladığınız gibi, sizlere açıklamıştım. Bu bakımdan, şimdi, sizlere, Bakanlığımın 2002 yılı kesinhesabı ve 2004 yılı gider bütçesi ile 2004 yılı gelir bütçesi hakkında bazı bilgiler vermek, açıklamalar yapmak istiyorum.

Maliye Bakanlığı, maliye politikalarının hazırlanması, bu politikaların uygulanması, uygulamanın takibi ve denetlenmesiyle görevlidir. Maliye Bakanlığı, devlet bütçesini hazırlar ve uygular, devlet gelirlerini tahsil eder ve gelir politikasını uygular, devlete ait malları yönetir, devlet hesaplarını tutar, saymanlık hizmetlerini ifa eder, devletin hukuk danışmanlığını yapar ve muhakemat hizmetlerini yürütür, karapara aklanmasıyla ilgili araştırma ve incelemeleri yapar.

Bildiğiniz üzere, ülke ekonomisinin yönlendirilmesinde maliye politikaları, gider ve gelir yönleriyle bütçe kanunlarında şekillenerek uygulanmaktadır. Maliye politikalarının bir bütünlük içinde, kararlılıkla uygulanması, bütçe disiplininin sağlanabilmesi ve hedeflere ulaşılabilmesi bakımından şarttır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; önce, görüşülecek olan Maliye Bakanlığı 2002 yılı kesinhesabıyla ilgili kısa bilgi vermek istiyorum. 2002 yılı Bakanlık bütçesinde, başlangıç ödeneği tutarı 18,7 katrilyon olup, bunun 899,3 trilyon lirası Bakanlığın kendi harcamaları için öngörülmüştür. Yılsonunda, toplam harcama yüzde 17,3 artışla 22 katrilyon lira, Bakanlığımın kendi harcaması ise yüzde 8,1 artışla 972 trilyon lira olarak gerçekleşmiştir. 2002 yılında konsolide bütçe giderlerinde başlangıç ödeneklerine göre ortaya çıkan ortalama sapma oranının yüzde 17,9; faizdışı bütçe giderlerindeki sapma oranının ise yüzde 15,3 olduğu dikkate alındığında, Bakanlığımızın kendi gider bütçesindeki sapma oranının genel oranın yaklaşık yarısı olduğu görülmektedir.

2004 yılı ödenek teklifimizin yüzde 93,5'ine tekabül eden 21,9 katrilyon lira ise, Bakanlık dışındaki kamu kurum ve kuruluşlarının ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanılacaktır, bu, 2004 yılı gider bütçesiyle ilgili rakamlardır, kesinhesapla ilgili olanlar biraz önce açıkladığım hususlardı, 2004 yılından bahsediyorum.

Bu 21,9 katrilyon lira nerelere veriliyor, onları bilgilerinize arz etmek istiyorum. Emekli Sandığına kamu kuruluşları adına yaptığı ödemelerin yüzde 4 oranındaki ek karşılıkları ve finansman açığını karşılamak üzere 7,8 katrilyon lira veriyoruz. Emeklilere vergi iadesi için 1 katrilyon lira, yükseköğretim kurumlarına 3 katrilyon 49 trilyon lirası cari, 818 trilyon lirası sermaye transferi niteliğinde olmak üzere, toplam 3 katrilyon 866 trilyon lira veriyoruz. Diğer katma bütçeli idarelere 3 katrilyon 284 trilyon lirası cari, 3 katrilyon 732 trilyon lirası sermaye transferi niteliğinde olmak üzere, toplam 7 katrilyon 16 trilyon lira veriyoruz. Siyasî partilere yardım olarak 135 trilyon lira veriyoruz, ilama bağlı borçları karşılama ödeneği olarak 270 trilyon lira veriyoruz, maluller, şehit, dul, yetim yardım ödeneği 116 trilyon lira, diğer ufak ödemeleri de yapıyoruz.

2004 yılının gelir bütçesine gelince, 2004 yılı konsolide bütçe gelirleri tahmini 114,5 katrilyon liradır. Bunun 99,2 katrilyon lirası vergi gelirlerinden, 10,5 katrilyon lirası vergidışı normal gelirlerden, 4,1 katrilyon lirası özel gelir ve fonlardan, 800 trilyon lirası da katma bütçe gelirlerinden oluşmaktadır.

Gayri safî millî hâsılaya oranları açısından 2003 yılı gerçekleşme tahminleriyle 2004 yılı tahminleri karşılaştırıldığında, konsolide bütçe gelirlerinin gayri safî millî hâsılaya oranının yüzde 28,1'den yüzde 27,3'e, vergi gelirleri oranının yüzde 24,3'ten yüzde 23,6'ya, vergidışı normal gelirlerin oranının yüzde 2,8'den yüzde 2,5'e düştüğü, özel gelir ve fonların oranının yüzde 0,7'den 1'e yükseldiği, katma bütçe gelirlerinin yüzde 0,2 olan oranının ise değişmediği görülmektedir. Yani, şu yukarıdaki rakamlara baktığımız zaman, bütçenin; yani, kamunun genel ekonomiden aldığı pay giderek küçülmektedir. Bizim Hükümetimizin politikası icabı, biz, kamunun ekonomideki hissesini küçültmek, özel sektörün hissesini de artırmak istiyoruz ve dolayısıyla, bütçelerin gayri safî millî hâsılaya oranının giderek küçülmesi lazım. Bu, ileri ülkelerde, çağdaş ülkelerde böyle; biz de, giderek buna doğru yaklaşacağız; genel politikamız budur.

Ayrıca, milletimizin üzerindeki vergi yükünü de azaltıyoruz ve niyetimiz de bu. Böylece, ekonomiye daha fazla dinamizm kazandırmak, büyümeyi artırmak, sürekli kılmak ve kalıcı kılmak istiyoruz ve Türkiye'de en mühim meselelerden birisi de şu: Yüksek büyümenin peşinde koşmak değil, istikrarlı, kalıcı büyümeyi, devam eden bir büyümeyi yakalamaktır; bu, fevkalade önemlidir.

Diğer taraftan, gayri safî millî hâsılaya oranlar olarak, 2004 yılında gelir üzerinden alınan vergilerin oranının 0,6 puan azalışla yüzde 6,7; servetten alınan vergilerin oranının 0,1 puan azalışla 0,4; dışticaret üzerinden alınan vergilerin 0,1 artışla yüzde 3,7; mal ve hizmetlerden alınan vergilerin oranının ise, önceki yıl seviyesini koruyarak, yüzde 12,9 olması beklenmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Maliye Bakanlığı olarak, müşteri, mükellef odaklı, vatandaş memnuniyetini esas alan bir hizmet anlayışının hayata geçirilmesi, vergi idaresinin güçlendirilmesi ve vergi sistemindeki etkinlik ve verimliliğin sağlanması ile kayıtdışı ekonominin kayıt altına alınıp, vergi tabanının genişletilmesi en önemli önceliklerimizdendir. Daha önce de ifade ettiğim gibi, 2004 yılı, kayıtdışı ekonomiyle mücadele yılı olacaktır. Malî miladın kaldırılarak ekonominin önünün açılması ve mükellef hukukunun korunması, vergi barışının tahminlerin de ötesinde başarıyla gerçekleştirilerek, geçmişin sorunlarının temizlenmesi ve başta enflasyon muhasebesi imkânının sağlanması olmak üzere, vergi mevzuatımızdaki eksikliklerin giderilmesi sonrası gelinen nokta şimdi kayıtdışı ekonomiyle kapsamlı ve etkin bir mücadeleye girişmenin tam zamanıdır. Neden; bundan sonra, Hükümetimizin vergi mevzuatında yapmış olduğu çok radikal değişimlerle, artık, fiktif kazançlar üzerinden değil, gerçek kazançlar üzerinden vergi alınacaktır.

Mükelleflerimizin bundan sonra yazamayacağı giderler kalmayacaktır, bütün giderlerini yazacaktır ve bunu adaletli bir hale getireceğiz; ancak, vergi kaçırmanın da bir mazereti kalmayacak, haklı bir nedeni kalmayacak; çünkü, bir kere daha buradan bütün vatandaşlarıma seslenmek istiyorum: Bundan sonra, almayacağı her faturanın bedelini, bilsin ki, almayan kendi ödüyor. Her faturanın bedeli vardır, bedeli olmayan fatura yoktur; ama, o bedeli kim ödüyor, mühim olan o. Eğer, faturayı almıyorsa, onun bedelini, fatura vermeyen değil, fatura almayan ödüyor ve onunla beraber bütün millet ödüyor. Bunun şuuruna iyi varılması lazım. Gerekirse bu şuurun yerleştirilmesi için, bunu, bundan sonraki ders kitaplarına konu olarak vereceğiz, yazdıracağız; çünkü, bu, aynı zamanda bir eğitim ve kültür meselesidir. Devletin burada adaletli olması lazımdır, mükellefin hakkını koruması lazımdır; ama, mükellefin de, üzerine düşen vazifeleri, vatandaşlık vazifelerini yerine getirmesi lazımdır. Bundan kim kazançlı çıkacak; bundan evlatlarımız, yavrularımız ve Türkiye'nin geleceği kazançlı çıkacak.

Bu ülkenin ekonomisi kayıtlı olmadıkça istikrarlı ve güçlü de olamaz. Bütçeyi sizlere sunarken, ülkemizdeki, dünyadaki ekonomilerden bahsettim, çevremizdeki ekonomilerden ve siyasî durumlardan bahsettim ve orada Türkiye'nin güçlü, ekonomisinin güçlü ve istikrarlı olması gerektiğinden bahsettim; ama, kayıtdışını önlemezsek o istikrarı sağlamamız çok zor olur. Bunun için biz, üzerimize düşeni yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz.

Vergi sistemimizi basitleştirmek ve mükelleflerimize gerekli desteği sağlamak suretiyle, mükelleflerimizin üzerlerindeki yükü en aza indirerek, vergi yükümlülüklerini en kolay şekilde yerine getirmeleri konusunda da kararlıyız ve bundan sonra, göreceksiniz, artık, vergi borcunu ödemek için vergi dairesine gitme mecburiyetinde kalmayacak vatandaşımız. Ankara'da bunun pilot çalışmasını yaptık. Şimdi, 2004 yılında bütün Türkiye'ye yayacağız; herkes, bankalardan, bankalara giderek veya gitmeden, bir talimat vermek suretiyle veyahut da otomatiğe bağlamak suretiyle, aynı, su parasını, gaz parasını, telefon parasını ödediği gibi, geldiğinde otomatik olarak vergi borcunu da ödeyecek. O vatandaşımız ister tatilde olsun, ister bulunduğu şehrin dışında, isterse Türkiye'nin dışında olsun, geçici veya kalıcı olarak oralarda olsun, oturduğu yerden vergisini ödeyecek; olduğu memleketten, olduğu şehirden vergisi ödenecek. "Efendim, biz, altı ayda bir ancak Türkiye'ye gelebiliyoruz; işte o zaman da verginin vakti geçiyor" diyemeyecekler, oturduğu yerden ödeyecek vergisini.

VEDOP II Projesini tatbike geçiriyoruz. Düğmeye bastık, yürüyoruz ve artık, beyannameler de, öyle, vergi dairelerine gidip, kuyruklarda beklenerek değil, tamamen otomasyon ve kompütür ve internet yoluyla gayet rahat verilecek. Onunla ilgili bütün altyapı çalışmalarını bitirdik; çünkü, teknolojiden istifade etmemiz lazım. Teknolojiden istifade etmezsek, lüzumsuz, boş şeylerle uğraşır dururuz; hem milletimize hem de kendimize zulüm yaparız.

Şimdi, sunuş konuşmamda da belirttiğim üzere, 2004 yılı bütçesini, malî disiplinin kararlılıkla sürdürülmesi ve toplam kamu faizdışı fazlasının gayri safî millî hâsılaya oranının yüzde 6,5 olması hedefine uygun olarak hazırladık. Şimdi, 2003 yılı bütçesinin de son günlerine yaklaşıyoruz; inşallah, 31 Aralıkta da 2003 yılı bütçesi kapanacak, rakamları da alacağız, sizlere bunları arz edeceğiz.

Tabiî, 2003 yılı bütçesini, hepinizin bildiği gibi, kolay hazırlamadık. Vaktimizin az olduğundan dolayı önce bir geçici bütçe hazırladık. Üç ay geçici bütçeyle idare ettik, ondan sonra da esas bütçeyi yaptık ve bu bütçeyi yaptıktan sonra, esas bütçeyi yapmak zordu; ama, ondan daha zoru, bütçenin performansını yakalayabilmek, yani, hedeflere varabilmek. Türkiye Cumhuriyetinde ilk defa hedeflerine -makrohedefler dahil olmak üzere- varan bir bütçeyle karşı karşıyayız. İlk defa oluyor bunlar. 6,5 denilmiş, 6,5 tutmuş, TÜFE denilmiş, TÜFE tutmuş; faiz denilmiş, faiz tutmuş; bütçe açığı denilmiş, denildiğinden, hedefinden daha az olmuş, giderler daha az olmuş, faiz harcamaları daha az olmuş. İlk defa yaşıyoruz bunları. Bundan dolayı, hakikaten, AK Parti ve AK Parti Hükümeti olarak mutluyuz ve bu mutluluğumuzu da milletimizleb paylaşıyoruz. Milletimiz de bunu görüyor.

Ama, gel gör ki, muhalefet partimizin değerli üyeleri gelip de konuşmaya başladığı zaman, sanki bunlar değil de, Türkiye'de tam tersine bir şeyler oluyormuş gibi bir intiba ediniyorum; ben de ona şaşıyorum. Yapmış olduğumuz işlere "efendim, bunlar yapılırsa ne ocak" gibi küçültücü laflarla bu işler küçülmez, güneş balçıkla sıvanmaz. Gerçekler ortada. Bazen, yanıltıcı bilgiler yahut çarpıtma bilgiler de geliyor ve bana denildi ki: "Sayın Bakan, vermiş olduğunuz rakam, bütçe açığıyla ilgili rakam..." 2002 yılıyla ben karşılaştırıyorum tabiî, benim hakkım. 2002 yılında ne yapılmış; bakın, hedef bu, tutmamış; gider demiş, fazla; efendime söyleyeyim, bütçe açığı demiş, daha fazla; 42 katrilyon lira faiz ödeyeceğim demiş, 52 katrilyon lira faiz ödemiş; faizdışı fazla 6,5 denilmiş, olmamış, 4,3 olmuş. Şimdi, o 4,3'e Sayın Hocam Oğuz Oyan diyor ki: "Sayın Bakan, iki türlü faizdışı fazla vardır; birisi genel bütçenin faizdışı fazlasıdır, birisi de diğer kamu kurumlarının faizdışı fazlasıdır; ikisinin toplamı 6,5 olacak. Sen ki, sadece 4,3 diyorsun, o, genel bütçenin faizdışı fazlasıdır; dolayısıyla, yanlış bilgilendiriyorsun." Şimdi, tabiî, bir şeyi böyle üstünkörü okursanız, böyle anlarsınız. Ben diyorum ki, muhalefet olmak da kolay bir iş değil. Neden; inceleme gerektiriyor. Hakikaten, dediğiniz doğru; ama, o incelemeyi yapmadan söylüyorsunuz bana.

Şimdi, bakalım, 2002 yılında... Bunlar, tabiî, IMF tanımlı; Sayın Oyan da bilir, IMF tanımlı yüzde 6,5'tir. Şimdi, Hocam, bütçede yüzde 4,3'ü görüyor, benim onu söylediğimi zannediyor. Halbuki, IMF tanımlı olarak 2002 yılı bütçesindeki faizdışı bütçe fazlası 2,6'dır; 5,6 hesaplanmış, 2,6 gerçekleştirilmiş. Bir de, diğer kamu kuruluşları, KİT'ler vardır ki, onda da, 0,9 hedeflenmiş, 1,7 gerçekleştirilmiş; ikisini toplarsak, IMF tanımlı 4,3 eder. Şimdi, dolayısıyla "Maliye Bakanlığı bunu bilecek mevkidedir" diyor. Bunu, Maliye Bakanlığı iyi biliyor, Maliye Bakanı da iyi biliyor Sayın Oyan. Siz, biraz daha dikkatlice hesaplarsanız, Maliye Bakanının ne kadar iyi bildiğini daha iyi görürsünüz; çünkü, bu ikisinin toplamı 4,3'tür; ama, bir rastlantı eseri, iki rakam birbirine uymuş. Ben, oradakini söylemiyorum, IMF tanımlıyı söylüyorum; dolayısıyla, biz, ne yaptığımızı bilerek yapıyoruz, ne söylediğimizi de bilerek söylüyoruz.

Bize en fazla gelen şikâyet, efendim, borçlar çok arttı; borçlar yüzde 25 arttı; dolayısıyla, hani indirecektiniz?!

Arkadaşlar, beynelmilel kriterler vardır; Avrupa kriterleri vardır, diğer kuruluşların kriterleri vardır; bunlar, artık, her yerde kabul edilmiş kriterlerdir. Bunların içerisinde "borçlanma gereği" diye bir şey vardır. Bakın, Türkiye'de 2002'de borçlanma gereği 12,8; 2003'te 8,7.

Bize deniliyor ki: "Senin borcun bu kadardı." Borcum o kadar da, faiz ne kadardı?! Bu borcu, anaparayı ödeyeceğim de, ben, kucağımda onu buldum da, faizi bulmadım mı; borç artı faiz ödüyorum! Bunu, bu şekilde değerlendirmek lazım. Borç artı faiz dediğimiz zaman, biz, daha fazla borç artı faiz ödemişiz, daha az borçlanmışız. Bu, hiç gözden kaçırılmamalı. Efendim, bir tarafını söyle, öteki tarafını unut; böyle hesap olmaz.

Sonra, borçlanma, gayri safî millî hâsılaya oranla ölçülür. Bütün Avrupa Birliği kriterleri, Maastrciht Kriterleri böyle. Biz, geldiğimiz zaman, bu, yüzde 90'lardaydı; şimdi, yüzde 70'lere düşürdük. Kriterler yüzde 60'ın altında olacak, orta vadede 60'ın altına düşürmek için uğraşıyoruz. Bu neyle olur; bu, malî disiplinle olur; işte, onu da görüyoruz.

Efendim, malî disipline riayet ediyorsun; ama, ona buna vermiyorsun... Ne vermişler; süt vermişler de, sütü kesmişiz biz şimdi... Bakın, söyledikleri bu. "Adaletiniz bu mu" diyorlar. Sütün verildiği yer 4 il. Kaç ilimiz var bizim; 81; düş 4'ü, 77; 77 ile verme, 4 ile ver... "Adaletiniz bu mu" derler adama.

HASAN AYDIN (İstanbul) - Siz 77 ile de verin.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Hepsine verin.

AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) - Oralara da siz verseydiniz.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Sizin adaletiniz 4; 77'ye 4!..

HASAN AYDIN (İstanbul) - Bizde 4, Sayın Bakan, sizinki kaç?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Adalet yüzde 100. (AK Parti sıralarından alkışlar)

HASAN AYDIN (İstanbul) - Sizinki sıfır.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Efendim, kitap verseniz... Yalnız kitap vermekle olmaz... Ne kadar tutuyor o kitaplar?! Parasını bırakın -hepimiz talebelik yaptık; ama, burada, tabiî, hocalarımız, profesörlerimiz o günlerini unutmuş herhalde- o kitapları zamanında oraya koymak bile bir mesele, zamanında koymak... Bir tane şikâyet geldi mi, bir tane şikâyet?!

UFUK ÖZCAN (Manisa) - Sayın Bakan, o kitapların içerisinde siyaset yoktu.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Okula başlayan çocuk, geldi, sırasında kitabını buldu. Paralı bile verse, büyük başarı.

TACİDAR SEYHAN (Adana) - Sayın Bakan, o kitapların içerisine neden siyaseti soktunuz?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Geldi, onu parasız verdi. Kim verdi; AK Parti Hükümeti verdi. (AK Parti sıralarından alkışlar)  Onun için, hem Hükümeti hem Millî Eğitim Bakanımızı, candan, bir kere daha tebrik ediyorum efendim. Bir defa, organizasyona tam not, 100 üzerinden 100.

TACİDAR SEYHAN (Adana) - Kitapların içerisinde o broşürler neden vardı?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Talebelik yaptınız; bir ay, iki ay kitap bulamazdık, başkalarının teksirlerinden idare ederdik; kitap yok; ama, şimdi, tak diye çıkıyor. Lisede de öyle.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Onlar üniversiteye nasıl devam ediyor; siz, o sorunu halletmediniz. O teksirler...

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Sizin zamanınızda halledilmedi; ama, bunlar bizim zamanımızda halledildi, hallediliyor. (AK Parti sıralarından alkışlar) Tabiî, milletimiz de bunların hepsini görüyor.

Tabiî, bu kadar başarı var ya, önce "hakikaten, bu başarı doğru mu, böyle şey mi olur, nasıl olur bu; bir daha bakın bakalım, bunda bir şey var mı" diyorlardı. Şimdi, tabiî, onların gerçek olduğu anlaşıldı; çünkü, herkes inceliyor; hesaplar açık, şeffaf... Bir insan bu durumlara gelecek de, yurt içinde, yurt dışında sizi yakından takip eden diğer bütün kuruluşlar size bir şey demeyecekler, iyi yaptınız... Kolay kolay olur mu bu iş?! Demek ki, burada bir başarı var ve bu başarıyı herkes tescil etmek mecburiyetindedir. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Bu mecburiyet nereden geliyor Sayın Bakan?!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Efendim, biz böbürleniyormuşuz... Hayır. Bunu yeterli de görmüyoruz. Milletimizle beraber, her zaman, daha iyi günlere ilerleyeceğiz inşallah.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Bu mecburiyet nereden geliyor Sayın Bakan?!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Hangi mecburiyet?..

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sizin her dediğinizi tasdik etmek zorunda değiliz. Doğru yaparsanız, tamam...

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Vallahi, şimdi, ben, size bir şey söyleyeyim. Eğer, gerçekleri görmeye niyetli değilseniz ben ne yapabilirim ki!

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sizin anlattığınız gerçek olsa, tabiî...

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi, bakınız, geldiğimizde, kişi başına gelir 2 160 dolara inmişti. Bu ne demektir biliyor musunuz; iki lokması olanın bir lokması gitti demektir. Şimdi 3 000 doları aşıyoruz ve 2004'ün sonunda, inşallah, 3 600 küsurlara, 4 000'lere doğru yaklaşacağız.

HASAN ÖREN (Manisa) - Milletvekilleri tabandan size bir şeyler getirmiyorlar demek ki; insanlar sefil şu anda.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Tabiî, biz, tabanda dolaşıyoruz, çarşıyı pazarı dolaşıyoruz, köyü kenti dolaşıyoruz; ama, bazılarımız, köy deyince, Arnavutköy'ü anlıyor; onun için, aramızda ufak tefek farklılıklar oluyor. (AK Parti sıralarından alkışlar)

HASAN ÖREN (Manisa) - Hep, törenlerde dolaştığınız için...

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi, ikinci husus... Tabiî, biraz da bakış açısından kaynaklanıyor. Ben, kimseyi, bundan dolayı, katiyen... Herkese saygım vardır, her fikre saygım vardır, her bakış açısına saygım vardır; ama, arada bir fark var, bakış açısında bir fark var. Yahu, bunu görelim. Millet görüyor zaten.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Biz fakir fukarayı görüyoruz, siz zenginleri görüyorsunuz.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Bakın, fakir fukara diyorsunuz, asgarî ücretten bahsediyorsunuz. Sayın Başbakanımız, geldi, mertçe, konuyu ortaya koydu. Öyle mi?.. Şimdiye kadar neredeydi bu asgarî ücretçiler, Başbakanımız konuyu ortaya koyana kadar?

HASAN ÖREN (Manisa) - Sayın Bakan, seçimlerden önce "asgarî ücretten vergi almayacağız" demiştiniz, söz vermiştiniz.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Asgarî ücrette de bu milletin yüzünü biz güldüreceğiz; biraz bekleyin, biraz sabır. Bakın, göreceksiniz, asgarî ücretlinin de yüzünü biz güldüreceğiz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Sayın Bakan, ele geçeni söyle, ele geçeni...

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Bakan, 350 000 000 lira ile nasıl güldüreceksiniz?

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - İşçinin eline ne geçecek, onu söyle?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdiye kadar işçinin eline ne geçtiğini, niye takip etmediniz de, işçiyi, bunlara mahkûm ettiniz, 226 000 000 liraya mahkûm ettiniz?.. (AK Parti sıralarından alkışlar) İşçi lideri geçinip de, 226 000 000 liraya mahkûm edenler, herhalde hesap verecekler. Kime; millete karşı, millete, başka değil.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Komisyon tespit etmiyor artık, yanlışınız var Sayın Bakan; komisyonda işveren ve devlet çoğunlukta.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdikine bakacaksınız, geçmişe bakacaksınız...

Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi görüşmelerinde "özel okullar açılıyor, niye devlet bunları yapmıyor" deniliyor. Özel okulların açılması ekonomiye bir katkı değil midir? Orada okuyan evlatlarımız iyi yetişmiyor mu? Orada çalışan öğretmenlerimiz öğretmen değil mi? Bırakınız, ekonomiyi bir bütün olarak düşünelim. İlle devlet yapsın, ille devlet götürsün... Olmuyor yani... Ekonomiyi büyütmemiz lazım, mühim olan budur. Mühim olan, Türk Milletinin refah seviyesini yükseltmektir, dinamizmi sağlamaktır. Bunun için de özel sektöre büyük vazifeler düşüyor. Biz, onların da önünü açıyoruz. Efendim, işverenlerin önünü açıyorsunuz, iş dünyasının önünü açıyorsunuz, bunu yapmayın... İşverenin önü açılmazsa, iş dünyasının önü açılmazsa, işsizliğe nasıl çare bulunacak? İşsizliği düşünüyorsan, işyerlerini açacaksınız. Onun için, ekonominin önünü açacaksınız...

HASAN ÖREN (Manisa) - Sigorta primlerini düşürün.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Olur...

HASAN ÖREN (Manisa) - Eğer, işverene bir şeyler yapmak istiyorsanız, asgarî ücret boyutunda sigorta primi olmaz.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Vallahi, şimdi, biz, ne yapacağımızı gayet iyi biliyoruz.

HASAN ÖREN (Manisa)- Yardımcı olmaya çalışıyoruz, Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla)- Bugüne kadar bildiklerimizi yaptık; bundan sonra da milletimizin dediğini yapacağız, bildiğimizi yapacağız. Bizim bildiğimiz de, milletimizin bizden istedikleridir, onun istediklerini yerine getirmektir. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)- Eyvah, millet yandı!

HASAN ÖREN (Manisa)- Sigortalı işçi kalmayacak memlekette, Sayın Bakanım.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla)- Sayın arkadaşlar, sağlanan güven ve istikrar ortamının ve ekonomideki olumlu gelişmelerin devam etmesi ve yüzde 5 büyümenin gerçekleştirilmesi için bu hedeflerin tutturulması gerekmektedir. Bütçelerin kararlılıkla ve disiplin içinde uygulanması, hedeflenen politikaların gerçekleştirilmesi bakımından son derece önemlidir. Bu nedenle, 2004 yılında da malî disiplin devam edecektir. Malî disiplinden kasıt, sosyal politikaları gözardı etmemiz manasında değildir; mali disiplinden kasıt, gelirine giderine sahip çıkmadır. Bugüne kadar gelire gidere sahip çıkılmamış, bu devlete sahip çıkılmamış; devletin, âdeta, sahibi yok gibi hareket edilmiş. Bizim disiplinden maksadımız budur ve hedeflerimizi tutturmaktır. Bu nedenle, sıkı bütçe uygulamaları sürdürülecek, kayıtdışı ekonominin kayda alınması için yoğun ve yaygın bir mücadele yapılacaktır.

Küresel dünyada, küresel rekabette, Türkiye ve Türk Milleti, kendi ayakları üzerinde durmasını ve yürümesini öğrenmek mecburiyetindedir. Bize kimseden fayda yoktur; ne IMF'den fayda vardır ne başkalarından fayda vardır; bize, ancak kendimizden fayda vardır.

Bu vesileyle, 2004 bütçesinin hayırlı olmasını temenni ediyorum, hepinize sevgi ve saygılar sunuyorum. Sağ olun, var olun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Aleyhte, kişisel söz, İstanbul Milletvekili Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'na aittir.

Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uzun süre, yani, 10 dakikayı doldurmak için konuşmayacağım.

Az önce, Sayın Bakanımız burada konuşma yaparken, çocuklara verilen süt parasının, daha doğrusu sütün, sadece 4 ilde olduğunu, diğer illerde süt dağıtılmadığını ve bu nedenle, adaleti sağlamak için süt uygulamasının kaldırıldığını söyledi, Adalet ve Kalkınma Partisine bağlı değerli milletvekillerimiz de bu uygulamayı alkışladılar ve Sayın Bakan, CHP sıralarına dönüp "sizin yaptığınız, sizin adalet anlayışınız budur; siz, sadece 4 ile süt dağıtmakla yetindiniz" dedi.

Birinci nokta, Cumhuriyet Halk Partisi, hiçbir zaman, 4 ilde öğrencilere süt dağıtılmasını asla savunmadı. İkinci nokta, Cumhuriyet Halk Partisi böyle bir uygulamayı hiç yapmadı. Üçüncü nokta, Cumhuriyet Halk Partisinin istediği, sadece 4 ilde değil, bütün illerde sütün dağıtılmasıdır. Ücretsiz kitap dağıtıldı diye, biz, Adalet ve Kalkınma Partisini eleştirmedik. Eksiklikleri eleştirmek de bizim bir görevimiz; ama, siz, eğer "eksiklikleri de, gelin, burada övün" diyorsanız, o ayrı; o da sizin adalet anlayışınız.

Şimdi, Sayın Bakanın adalet anlayışı şu: Toplumu refahta değil, yoksullukta birleştirmek, yoksullukta eşit kılmak, sefalette eşit kılmak.

Sayın Bakana baktığımız zaman, 2004 yılı bütçesi öyle bir bütçe ki, 2004 yılı sonunda Türkiye Cumhuriyetinde hiçbir sorun kalmayacak; işsizlik ortadan kalkacak, kişi başına gelir 3 600 dolara çıkacak... Hatta, bir değerli milletvekili geldi, burada konuştu -biraz da tebessümle izlemek zorunda kaldım- "otuz yılda çözülemeyen sorunları, biz, bir yılda çözdük" dedi.

Yani, arkadaşlar, bunun neresini düzelteceksiniz? Elbette ki, eleştiri olacak, elbette ki hükümetin yaptığı bazı doğru uygulamalar var. Biz, bu doğru uygulamaları eleştirmedik, hiçbir dönemde de eleştirmedik; ama, eksiklikleri söylemenin bir muhalefet partisi olmanın gereği olduğunu, sadece siz kabul etmeseniz de, bütün dünyada böyledir ve böyle kabul edilir.

Bu bütçe samimî bir bütçe değil arkadaşlar. Bu bütçede öngörülen gelirler yanlış dağıtılmış. Bakınız, sosyal güvenlik harcamalarına, daha doğrusu sosyal güvenlik kuruluşlarına aktarılacak miktarlara; neredeyse geçen yıldakiyle aynı miktardadır. Peki, açıklar küçülüyor mu; hayır. Emekli daha mı az olacak; hayır, daha fazla emekli olacak. Sayın Bakanımız bu kürsüden açıkladı "12 000 kişi emekli olacak" dedi, sadece Emekli Sandığından. Peki, SSK ve Bağ-Kurdan emekliler de var. Haa, şu olabilir tabiî: Biz, onların emekli aylıklarında hiçbir artış yapmayacağız, onlar 2003'te aldıkları aylıkları, 2004'te de aynen alacaklar diyorsanız, doğru; bu bütçe doğrudur ve samimîdir; ama, herhalde, hiçbir iktidar partisi emeklileri gözardı edecek bir uygulamayı yapmaz; biz, buna inanmak istemiyoruz. Emeklinin aylığında, en azından normal kalkınma hızında ve enflasyondan arındırılmış, küçük de olsa reel bir artış öngörülmesi gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, bu bütçe, Sayın Bakanımız yine burada söyledi, kayıtdışı ekonomiyle mücadele yılının da bir parçası olacak. Fakat, her ne hikmetse, Sayın Bakanımız "kayıtdışı ekonomiyle mücadele edeceğiz" dedi; ama, bu kayıtdışı ekonomiyle nasıl mücadele edeceğini biz bilmiyoruz. Ben Plan ve Bütçe Komisyonunda da Sayın Bakanımıza sordum, acaba kayıtdışı ekonominin boyutu, miktarı nedir; bunu bize açıklayabilir misiniz?!. Bakınız, bu ülkede Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı kayıtdışı ekonominin ne kadar olduğunu bilmez, bu ülkenin üniversiteleri bilmez, bu ülkenin Maliye Bakanı bilmez, bu ülkenin Merkez Bankası bilmez. Peki, biz bunun için de mi IMF'ye gideceğiz!

CAVİT TORUN (Diyarbakır) - Kim biliyor?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - IMF!

CAVİT TORUN (Diyarbakır) - Sizin bilmeniz gerekmez mi?!

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Çok üzgünüm; IMF uzmanları "kayıtdışı ekonomiyi nasıl önleyeceğiz" diye öneriler için geçen ay buraya geldiler. Şimdi, eğer, siz, bu ülkede, kayıtdışı ekonominin nasıl önleneceğini de IMF'ye ihale ettiyseniz, sanki bu bütçedeki başarılar hükümetin başarısıymış gibi!..

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - CHP'nin başarısı mı?!

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bu başarıların arkasında...

ÜNAL KACIR (İstanbul) - IMF var!

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - ...sizin söylemeye cesaret edemediğiniz -tabiî, başarı diyorum, aslında biz başarı olarak görmüyoruz- sizin söylediğiniz başarıların arkasında IMF var.

Değerli arkadaşlar, bakın, çok basit bir örnek vereceğim: Bu Parlamentoda bizim de desteklediğimiz bir yasayı geçirdik, Kamu Malî Yönetimi Yasasını geçirdik. Kamu Malî Yönetimi Yasasını acaba niye böyle apar topar geçirdik; çünkü, son dilimi, daha doğrusu, bundan önceki dilimi, bu yasanın geçmesine bağlamıştı IMF. Eğer ben yalan söylüyorsam, Sayın Bakanımız burada; Sayın Bakan, "hayır, IMF'nin böyle bir talebi yoktu, muhalefet partisi de bunu doğru söylemiyor" diyebilir; biz de bunun doğru olduğunu kanıtlarız.

Demek ki, arkadaşlar, hükümet, kendisine özgü politikaların hiçbirini üretmemiştir.

İBRAHİM KÖŞDERE (Çanakkale) - IMF'yi kim getirdi?!

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Hükümet ekonomiyi de bilmiyor. Çok samimî söylüyorum, hükümet ekonomiyi de bilmiyor.

RESUL TOSUN (Tokat) - IMF'yi AK Parti mi getirdi?!

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla)- Değerli arkadaşlarım, ben dün Bingöl'den geldim. Bingöl'deki bir manzarayı size söyleyeceğim, başka hiçbir yorum yok.

MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) - 10 000 konut yapıldı.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Değil... Değil... Sayın milletvekilim, 10 000 konut değil, 5 500 civarında bir konut yapılmış. Eğer çok merak ediyorsanız size çok basit bir örnek vereceğim.

Değerli milletvekilim, Bayındırlık Bakanlığı ihale yapıyor. Konut başına ihale maliyeti 42 milyar lira. Aynı projeyi, aynı yerde, hemen 15 metre ötede, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği de yaptırıyor ihaleyle; konut başına maliyeti 29 milyar lira.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Müteahhitleri kim?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Ben niçin size Adalet ve Kalkınma Partisi... Daha buraya Bingöl dosyasını getireceğiz; hiç endişeniz olmasın, Bingöl dosyası buraya gelecek.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Müteahhitler kim?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Biz size niye ekonomiyi bilmiyorsunuz diyoruz; bunun için diyoruz arkadaşlar. Odalar ve Borsalar Birliğine "arkadaşlar, ihaleyi siz yapın, biz istediğimiz müteahhide verelim" deseydiniz; samimî söylüyorum, daha ucuza yapardınız.

CAVİT TORUN (Diyarbakır) - Sayın Kılıçdaroğlu, 42 milyar doğru değil, 35 milyar; ben bunu çok iyi biliyorum.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - 35 olsun; birisi 29, birisi 35. Ne fark eder; aynı yer.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Niye indin 35'e? 42 doğruydu da 35'e niye indiniz? Sizin dediğiniz doğruysa 35'e niye indiniz?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Hayır, ben 42 diyorum, sizin milletvekiliniz...

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Demek ki bilmiyorsun.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Bakın, değerli milletvekilim, ben 42 diyorum, siz 35 diyorsunuz, Odalar Birliğinin yaptığı 29.

Siz "efendim, var da; ama, çok az" diyorsunuz. Ben, size, o ihalede 38 olduğunu da söyleyeyim, 38 de var, 42 de var, hatta ben size bir şey daha söyleyeyim; tek konutlarda 17 milyar da var.

Değerli arkadaşlar işin doğrusu şudur.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Onları bırak da doğrusunu söyle.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Evet, doğrusunu söylüyoruz.

Bu bütçe, 2004 yılında, sokaktaki yurttaşın sorununa çare olacak bir bütçe değildir. Bu bütçe, hiçbir zaman, işsize iş kapısı açacak bir bütçe değildir. Bu bütçe, yapılması gereken kamu yatırımlarının yapılmasını öngörecek ödeneklere sahip bir bütçe değildir.

Sayın Bakanımız "biz, köylere, vatandaşın arasına gidiyoruz, geziyoruz" diyor. Sayın Bakana bir müjde vereyim: Eskiden ev temizliğine kadınlar giderdi, şimdi artık erkekler de gitmeye başladı. Neden; işsizlikten. Sayın Bakanımız bir de işsiz kahvelerini gezsin, amele pazarlarını gezsin, oradaki insanların dramlarını görsün. Yoksa, gidip de Şişli'deki kahveyi gezmek herhalde Sayın Bakan için, beklediği yanıtları alması bakımından uygun bir yerdir.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kılıçdaroğlu.

Bütçe üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, onuncu turla ilgili soru ve cevap kısmına geçiyoruz.

Bize şu ana kadar intikal etmiş olan, soru sormak isteyen sayın milletvekillerinin isimlerini arz ediyorum:: Sayın Bulut, Sayın Sıvacıoğlu, Sayın Tiryaki, Sayın Aydınlıoğlu, Sayın Albayrak, Sayın Kaya, Sayın Ilıcalı, Sayın Yıldırım ve Sayın Koçyiğit. Şu ana kadarki müracaatlar bunlar. Bir yanılma yok zannediyorum, cihazda görünenler bunlar.

10 dakikalık soru süresinden sonra, Sayın Bakan cevaplandıracak; yine, süre artarsa, elbette ki, devam edeceğiz. Ancak, başta da ifade ettiğim gibi, bütçe görüşmelerinin de sonuna geldik. Bütün arkadaşlarımız, elbette ki, tecrübeli, biliyor; soruların, net, açık ve anlaşılır bir şekilde sorulmasını, yoruma gidilmemesini rica ediyorum; bu, aynı zamanda, diğer milletvekili arkadaşımızın hakkına da saygı göstermektir.

Sayın Mehmet Ali Bulut'tan başlıyoruz soru işlemine.

Buyurun, Sayın Mehmet Ali Bulut.

MEHMET ALİ BULUT (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sorum özelleştirmeyle ilgili. Sayın Bakanım, aşağı yukarı yirmi yıldır, Türkiye, özelleştirmeyi konuşuyor. Özelleştirme, bugün -planlama anlamında- ne aşamada? Bizim iktidarımız döneminde ne planladık; bugüne kadar ne kadar özelleştirme yaptık? Bu özelleştirme planladığımız şekilde devam ediyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz.

Sayın Sıvacıoğlu, buyurun.

MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) - Sayın Başkanım, delaletinizle, Sayın Bakanımıza bir soru sormak istiyorum.

Kastamonu'da Kadıdağı mevkiinde, 1989 yılında temeli atılan, Gazi Üniversitesine bağlı eğitim fakültesi inşaatı, hâlâ, devam ediyor. İnşaatı devam ediyor; ama, ondört seneden bu yana inşaat devam ettiği için, çatısının tamiriyle, yeniden boyanmak suretiyle devam ediyor.

Haricen öğrendiğim kadarıyla, her yıl, bu fakülte için ayrılan para başka yerlere kullanılıyor. Bütçe tekniği bakımından, ayrılan bir paranın başka bir yere transferi mümkün müdür? Bu fakülte için, o tarihten bu yana, ayrılıp da kullanılmayan miktar nedir? Ekonomimiz açısından da, gerçekten, iyi bir durum arz etmeyen bu fakültemiz ne zaman bitirilebilecektir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Sıvacıoğlu.

Sayın Tiryaki; buyurun.

HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

2003 yılında üniversiteleri zor durumda bırakan ve önceki yıllarda görülmemiş bir kadro uygulamasıyla ilgili bir farkı sormak istiyorum. Bu soruyu, Başbakanlık bütçesi veya Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi görüşülürken de sorabilirdim; ancak, malî açıdan yansımaları olduğu için, ayrıca, Maliyenin kadro izninin olması nedeniyle Maliye Bakanımıza sormayı uygun gördüm.

Sorum şudur: Hükümetin 2003 yılında üniversitelere tahsis ettiği 3 200 kadro için, Başbakanlıktan verilmesi gereken izinler, sadece bu yıl, örneği görülmemiş bir uygulamayla, şu ana kadar verilmedi; bu nedenle atamalar yapılamıyor. Verilen kadroların kullanılmaması halinde, 31 Aralık 2003 tarihi itibariyle bu kadrolar iptal edilecektir. Ne yapılmak isteniyor? Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı üniversitelere niçin soğuk bakıyor? Söz konusu izin ne zaman verilecektir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tiryaki.

Sayın Aydınlıoğlu?..Yok.

Sayın Albayrak, buyurun.

HAMZA ALBAYRAK (Amasya) -Teşekkür ederim. Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, 23.6.2003 tarih ve 5930 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla uygulamaya konulan Ulusal Program ile IMF'yle imzalanan niyet mektubundaki taahhütler dışında, tarihî işlevi esnaf, sanatkâr, küçük ve orta ölçekli işletmelere kredi vermek olan Halk Bankasını özelleştirme noktasındaki gerçek nedenler nelerdir?

Yine, 1994 yılından beri devredegelen kütlü pamuk uygulamasıyla ilgili olarak, 2001 yılında Sayın Kemal Derviş döneminde Hazineden yaklaşık 19 milyar dolarlık kâğıt verilen, kamu bankalarından olan Ziraat Bankasını özelleştirmeyi hangi kriterlerle gerçekleştireceksiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Albayrak.

Sayın Kaya, buyurun.

VELİ KAYA (Kilis) - Sayın Başkan, delaletinizle, Maliye Bakanımıza iki sorum olacak.

Malumları olduğu üzere, Kilis İlimizde bulunan Tekele bağlı Suma Fabrikası, geçen yıl 10 000 tonun üzerinde üzüm alımı gerçekleştirmiştir; bu yıl 7 000 ton üzüm alımı yapmıştır. Üzüm rekoltesinin yüksek olması nedeniyle, üreticinin elinde 3 000 tona yakın üzüm bulunmaktadır. Şu anda bu üreticiler Sayın Bakanımızdan hayırlı haber bekliyorlar; bunun müjdesini verecekler mi?

İkinci sorum: Üniversite öğretim üyelerine ödenen "üniversite geliştirme ödeneği" diye bir ödeneğiniz vardı; Kilis'te bulunan yüksekokul ve fakültelerde bu geliştirme ödeneği alınamamaktadır. Dolayısıyla, bu yıl açılan iki fakültemize bu ödenek ödenmediği için, öğretim üyesi ve öğretim elemanı sıkıntısı çekmekteyiz. Bu öğretim üyelerine üniversite geliştirme ödeneği ödenecek midir?

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kaya.

Sayın Ilıcalı, buyurun.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, üç sorumu cevaplandırmanızı arz edeceğim.

Birinci sorum: Ülkemizde yeterli olmayan ulaştırma sistemlerinin arzu edilen seviyeye getirilmesi için ilave kaynak oluşturulmasına ihtiyaç vardır; örneğin, otoyol ve köprü gelirlerinin tamamının ulaştırma yatırımlarında kullanılması, yerel yöneticilerin ve özel teşebbüsün Hazine garantisi olmadan borçlanabilmesi gibi. Bu yönde ve bunun gibi yeni düzenlemeler düşünüyor musunuz?

İkinci sorum: Teşvik Yasasının uygulama süresi dolduğundan, bölgemizden, bu zamana kadar bu yönde çok talep gelmiştir. Yeni düzenleme ne zaman çıkabilir; buna bağlı olarak, faaliyette olanlar yararlanabilecekler mi? Bölgemizde kurulacak eğitim kurumları da yararlanabilir mi?

Üçüncü ve son sorum: Erzurum Et ve Balık Kurumunun özelleştirilmesi konusundaki görüşünüzü öğrenebilir miyim?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ilıcalı.

Sayın Yıldırım, buyurun.

RECEP YILDIRIM (Sakarya) - Sayın Bakanım, mahallî idareler yasası geciktiğinden, belediyelerimiz zor durumda. Bu yasa çerçevesinde 2004 yılı bütçesinde, geçen dönemde yüzde 6 olan İller Bankası payı yüzde 5'e düşürülmüştü biliyorsunuz, bütçe nedeniyle. Mahallî idareler yasasının çıkmasıyla bu artacak denilmişti; ama, yasa geciktiğinden dolayı, belediyelerin İller Bankası payını artırmayı düşünüyor musunuz?

İkinci sorum: Özelleştirme İdaresince, Adapazarı Şeker Fabrikasının özelleştirilmesi gerektiği, Sayın Sanayi ve Ticaret Bakanlığımızca bildirilmiştir. Bu konuda, 2004 yılı içerisinde, ilk başta şeker fabrikası üreticilerinin de mağdur olmaması bakımından, ilk aylarda bu fabrikanın özelleştirilmesini düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Sayın Koçyiğit, buyurun.

MUHSİN KOÇYİĞİT (Diyarbakır) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, bu soruyu, daha önce soru önergesi şeklinde ve daha sonra da Başbakanlık bütçesinin görüşülmesi sırasında Sayın Başbakana sormama ve gündeme taşımama karşın, bugüne değin net yanıtını alamadım. Özelleştirme İdaresi Maliye Bakanlığına bağlı olduğundan, sorumu Sayın Maliye Bakanımıza soruyorum.

Birinci sorum: Özelleştirme nedeniyle mağdur olan 4 500 işçiden 1 800'ü, 2002 yılında tekrar işe alınmıştır; geri kalan özelleştirme mağduru 2 700 dolayındaki işsiz işçiyi yeniden kamu kuruluşlarına yerleştirerek, yani, işe alarak, uygulamadaki çifte standarda ve işsiz işçilerimizin mağduriyetine son vermeyi düşünüyor musunuz; en geç ne zamana kadar?..

İkinci sorum: 1479 sayılı Yasanın ek 20 nci maddesini değiştiren 4956 sayılı Yasanın 44 üncü maddesiyle, diğer sosyal güvenlik kanunlarına göre yaşlılık ve emeklilik aylığı bağlananlardan, ticarî ve serbest meslek kazancı dolayısıyla vergi verenlerden, Bağ-Kur Kanununa göre yüzde 10 oranında sosyal güvenlik primi ödemek zorunda kalan emeklilerin mağduriyetine son vererek, uygulamadaki haksızlığı ortadan kaldırmayı düşünüyor musunuz?

Son sorum: Kamu çalışanları arasında ücret dengesizliğini gidermek için, 57 nci hükümet döneminde, 1.1.2002 tarihinden geçerli olmak üzere, çalışanlara ödenen tazminatlarda düzenleme yapılmış ve bu düzenleme, üst düzey yöneticilerden daire başkanlarına kadar olan yöneticiler ile Türk Silahlı Kuvvetleri personeli ile hâkim ve savcıları içermiştir. Diğer çalışanlar, şube müdürleri, teknik sınıfta hizmet veren mühendisler ve sağlık sınıfı kapsam dışında tutulmuştur. Bu uygulamanın, daire başkanı altındaki yöneticiler ile teknik ve sağlık sınıfını da içerecek şekilde genişleterek, mevcut dengesizliği düzeltmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koçyiğit.

Zaten, sorularda süremizi aştık.

Şimdi, cevaplar kısmına geçiyorum; eğer, cevaplar kısa olursa, iki arkadaşımızın daha soru talebi vardı; inşallah, onları da karşılarız.

Buyurun Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Ben, müsaadenizle, soru sırasına göre değil de, hepsine ayrı ayrı cevap vereceğim. Sırayı şaşırabilirim, onun için kusura bakmayın.

Sayın Sıvacıoğlu, Kastamonu'daki eğitim fakültesinin inşaatı hâlâ devam ediyor, ödenekleri başka yerlere mi kaydırılıyor; bu, ne zaman bitecek diye sormuştu. Bununla ilgili olarak, ben, gerekli çalışmayı yapacağım. Kendisine, yazılı olarak bilgi arz etmek istiyorum.

Sayın Yıldırım, birinci sualinde, belediyelerin yüzde 6 olan payının yüzde 5'e düşürüldüğünü ve yeni çıkacak mahallî idarelerle ilgili yasanın da gecikmesinden dolayı; bu, ne zaman uygulanacak; uygulanacak mı uygulanmayacak mı diye sordu. 2004 yılında, yüzde 6 uygulanacak.

İkincisi, Adapazarı Şeker Fabrikasının özelleştirilmesi için gerekli çalışmalar yapılıyor. Bu hususta, önce, biliyorsunuz, Pankobirlikle ilgili, bir netice alamadığımız görüşmeler uzun sürdü; fakat, şimdi, başka yollarla, yine, çalışmamız devam ediyor; ama, bunu özelleştirmeye niyetliyiz ve tahmin ediyorum, 2004 yılı içerisinde bunu gerçekleştireceğiz.

Sayın Ilıcalı'nın 3 sorusu oldu. Ulaştırmayla ilgili, diğer konularla ilgili sorularına yazılı olarak cevap vereceğim.

Erzurum Et ve Balık Kurumu hakkındaki sorusuna da şöyle demek istiyorum. Et ve Balık Kurumu, Erzurum'da çok büyük fonksiyon icra ediyor ve oradaki hayvancılığımızın gelişmesine büyük katkıları oluyor. Dolayısıyla, özelleştirme kapsamında olmasına rağmen, şu anda hemen özelleştirileceklerin arasında değildir. Eğer bu fonksiyonunu yeni bir kuruma icra ettiremediğimiz müddetçe, Et ve Balık Kurumu orada devam edecektir.

Sayın Veli Kaya, Kilis'e bağlı Suma Fabrikasının her yıl üzüm aldığını, ilave üzüm alacak mı diye benden de müjdeli bir haber beklediğini söyledi. Tabiî, müjdeli haberler vermek çok güzel bir şey; ama, bunların hesabını kitabını iyi yapmak mecburiyetimiz de var. Biliyorsunuz, Tekelin alkol bölümü özelleştirilmiş; yani, Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı da çıktı ve resmen özelleştirilmiş oldu. Şimdi, yeni sahipleri söz konusu. Biz, bir yıllık üzüm alıyoruz ve bu seneki üzümleri de aldık; ama, ilave alınacak üzümler için, bizim yeni sahipleriyle konuşmamız lazım. Herhalde birkaç gün içerisinde bu görüşmeyi de yapacağız. Eğer bizden, bu aldığımız üzümleri kendileri satın almayı kabul ederlerse biz alım yaparız, eğer kabul etmeyip de, vallahi ne verirseniz geri kalanını da bedava isteriz derlerse, parayla alıp bedava verme gibi bir şeyimiz söz konusu olamaz; dolayısıyla, birkaç gün içinde yapacağımız görüşmenin neticesine göre bunu karara bağlayacağız.

Üniversite geliştirme ödeneğinden istifade edilip edilmeyeceği konusundaki soruya gelince: 2004 yılında, bütün üniversiteler, üniversite geliştirme ödeneğinden istifade edecekler; Kilis'in de bundan payını alacağını tahmin ediyorum.

Sayın Albayrak'ın, kamu bankalarının özelleştirilmesiyle ilgili, Halk Bankasının ve Ziraat Bankasının özelleştirilme koşullarının ne olacağı hakkındaki sorusuna gelince: Bütün bankaları özelleştirme niyetinde Hükümet; ama, Halk Bankasını da hemen, acele özelleştirelim, herhangi bir değeri var mı yok mu şeklinde, böyle bir düşüncemiz yok. Her yere kendi değerini kazandırmak istiyoruz.

Bakınız, şimdi, bankaların, 2003'ten sonra yeni yönetimlerince, hem Halk Bankasında hem Ziraat Bankasında hem Vakıflar Bankasında çok iyi neticeler alınmaya başlandı ve oralarda, o bankalarımızda büyük kârlılıklar söz konusu. Ayrıca, şube bakımından, müşteri bakımından, teknik altyapı bakımından da oldukça önemli potansiyellere sahipler ve şimdi, yeni ve verimli çalışmaları neticesinde, eski, kötü alacaklarını da yeniden yapılandırıp iyileştirme çabaları içerisindeler; yani, orada büyük bir gelişme söz konusu. Böyle büyük bankalarımızı da, ille özelleştireceğiz ve ondan sonra yok pahasına vereceğiz zihniyetinde de değiliz; ama, netice olarak da, devletin bankacılık yapmayacağı düşüncesi içerisindeyiz. Halk Bankasının özelleştirilmesiyle ilgili olarak bir danışman firma tutuldu. O, gerekli çalışmaları yapıyor ve bu bankalarımız, şu anda, Hazineden sorumlu Devlet Bakanlığımıza bağlı olduğu için, onlarla da görüşmek suretiyle, daha geniş bilgiyi, Sayın Albayrak'a yazılı olarak sunarız.

Sayın Tiryaki, üniversitelere verilmesi düşünülen kadrolarla ilgili bir soru sordu. Üniversitelerle ilgili olarak, Maliye Bakanlığına gelen bütün vizeler verilmiş bulunuyor. Şu anda ilgili yere gönderdik. Bizim, üniversitelere herhangi artniyetli bir düşüncemiz asla söz konusu değildir ve olamaz da. Üniversitelerimiz bizim gözbebeğimizdir, ilim irfan yuvalarıdır ve gençliğimizin geleceği orada yatıyor. Dolayısıyla, üniversitelerimize, hem bütçe bakımından hem kadro bakımından, elimizden gelen imkânların azamîsi kullanılmaktadır, kullanılmaya da devam edilmektedir. Hatta, bırakınız sadece onaylamayı ayrıca, bu yoğun çalışmama rağmen, üniversiteleri özel olarak gidip ziyaret ediyorum, sayın rektörlerimizin dertlerini dinliyorum. Elimizdeki mevcut imkânlarla yapabileceğimizin azamîsini yapmaya devam ediyorum ve buna da devam edeceğiz.

HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Bir hafta kalmış, daha atanmamış...

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - İmzaladım efendim.

HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Peki; teşekkür ederim.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Ben teşekkür ederim.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) - Başbakanlık Müsteşarı imzalamamış efendim.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Ben, Maliye Bakanıyım!

Sayın Bulut "özelleştirme ne durumda, bu konudaki programınızda herhangi bir sapma var mı" diye sordular. Özelleştirmeyle ilgili çalışmalarımızda herhangi bir sapmamız söz konusu değil. Bugüne kadar yapmış olduğumuz özelleştirmelerin bedeli, aşağı yukarı, 750 000 000 doları tutuyor. Bunlar, bilfiil yapılmış olan özelleştirmelerdir. Biz hazırlıyoruz; ancak, bizim dışımızdaki bazı etkenlere de hükmedemiyoruz, onlar da bizim irademiz dışında oluyor. Mesela, burada büyük rakamlar beklentisi içerisinde olan halkımıza da, o rakamları biz 2003'te maalesef gösteremedik. Sebebi de, bunların içerisinde, en büyüklerinden biri de Tekeldir. Biliyorsunuz, Tekelin alkol ve sigara bölümleri vardı; alkol bölümünün satışı tamamlandı, özelleştirilmesi tamamlandı; ama, sigara bölümünde, beklediğimiz fiyat ile verilen fiyat arasında çok büyük bir fark vardı. Bu farkı da gözönüne alarak, bizden, bunu nasıl özelleştirmemiz lazım, kaça satmamız lazım düşüncesiyle de hareket etmemizin beklenmemesi lazım. Evet, özelleştirmeye niyetimiz tamdır, bu irademizde herhangi bir sapma veya azalma söz konusu değildir; ama, bunlar milletin malıdır, bu mallarımızı özelleştirelim derken, bunları yok pahasına da verme niyetinde değiliz. Bunu bir kere daha ifade etmek istiyorum.

Özelleştirmelerde büyük mesafe katettik ve şimdiye kadar birçok işletmemizi özelleştirdik. "Efendim, birinci özelleştirmeyi yapamadınız, ikincide de istediğiniz fiyatı bulamazsınız; o zaman ne olacak" şeklinde bize tenkitler yöneltiliyor.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; burada, bir iki örnek vermek istiyorum. Yeni özelleştirdiğimiz İstanbul Gübre Sanayii var, Gemlik Azot Sanayii var. Bakınız, İstanbul Gübre Sanayiini, bundan dört beş ay önce ihaleyle satışa sunmuştuk ve orada bize verilen fiyat 36 000 000 dolardı. Biz, bu rakamı uygun görmedik; çünkü, beklentimiz çok daha fazlaydı. İkisinin arasındaki fark çok fazla olunca, ihale komisyonu, zaten buna cevaz vermiyor. O zaman, ihale komisyonu, bunu iptal etti, yapmadık. Bir müddet sonra, geçenlerde ihaleyi yaptık bitirdik ve verilen fiyat 100 500 000 dolar. 36 000 000 dolar nerede 100 500 000 dolar nerede?! Satamadık diye bir şey yok; satılacak malımız olsun. Biz, malımızın kıymetini bilen insanlarız, onun idaresine dikkat eden ve onun değerini de yükseltmek için her türlü çalışmayı yapan kimseleriz, o zihniyetle yapıyoruz.

Daha önce, Trabzon Limanını satmaya kalktık, 13 000 000 dolar verdiler, vermedik; ikinci ihalede 24 000 000 dolara sattık.

Seka'nın Taşköprü'de Sigara Kâğıdı Fabrikası var. Onun birinci ihalesinde verilen 4 500 000 dolardı, vermedik; ikinci ihalesinde, 9 500 000 dolara satmış bulunuyoruz.

Dolayısıyla, satılan yerler ne oluyor acaba; satılan yerler, tekrar işletmeye açılıyor; hatta, yeni teknolojilerle, yeniden yapılandırmalarla, modernizasyonla yeniden işlerine devam ediyor.

Daha bugün, gazetelerin birinde gördüm; satmış olduğumuz TAKSAN Fabrikasını alan, orada tank üretmeyi düşünüyor; yeni teknolojik yatırımlar yapmış, bitirmiş, onları düşünüyor. İşte, Çaycuma'da vermiş olduğumuz kâğıt fabrikası, şimdi, yeni sahibinin elinde, eski işçileri almak istiyor "gelin burada çalışın, daha fazla işçiye ihtiyacım var" diyor. Bunları da misal olarak arz etmiş bulundum.

BAŞKAN - Sayın Bakanım, süremizi aştık.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Koçyiğit'e, müsaade ederse, yazılı olarak cevap göndereceğim.

Sorulara cevaplarım burada bitiyor.

Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Soru ve cevap kısmı tamamlanmıştır.

Şimdi, sırasıyla, onuncu turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım:

Maliye Bakanlığı 2004 malî yılı bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

12-  MALİYE BAKANLIĞI

1.- Maliye Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi

A - C E T V E L İ

Fonksiyonel

     Kod     Açıklama                          Lira

01 Genel Kamu Hizmetleri 15 579 395 300 000 000

BAŞKAN - Bu bölüm üzerinde verilmiş 1 adet önerge vardır; gerekçesiyle birlikte okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Cetvelde gösterilen değişikliğin aşağıdaki gerekçeyle kabulünü arz ve teklif ederiz.

Eyüp Fatsa Taner Yıldız     Mahmut Kaplan

                Ordu                   Kayseri                  Şanlıurfa

           Mehmet Mehdi Eker        Ali Küçükaydın

       Diyarbakır                      Adana

Kurum            :     Maliye Bakanlığı

Yıl                   :                        2004

EKLENEN

Kurumsal        :             12-01-31-00

Fonksiyonel   :                01-1-2-24

Fin                  :                              1

Ekonomik       :                         05-2

Önerilen miktar                     :     100 000 000 000

DÜŞÜLEN

Kurumsal        :             12-01-31-00

Fonksiyonel   :                01-1-2-24

Fin                  :                              1

Ekonomik       :                         07-1

Önerilen miktar                     :     100 000 000 000

Gerekçe:

2004 malî yılı bütçe görüşmeleri sırasında, Atatürk Üniversitesi bütçesinde yapılan değişiklikler nedeniyle, Maliye Bakanlığı hazine yardımları tertiplerinin bu paralelde düzeltilmesi amacıyla öngörülmüştür.

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Efendim, olumlu görüşle takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet?..

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

01 bölümünü, kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutmaya devam ediyorum:

 

Fonksiyonel

      Kod                      Açıklama                          Lira

02                             Savunma Hizmetleri                             1 051 100 000 000

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03                             Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                             34 159 900 000 000

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

09                             Eğitim Hizmetleri   3 493 200 000 000

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

10                             Sosyal Güvenlik ve Sosyal Yardım Hizmetleri            7 800 000 000 000 000

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Maliye Bakanlığı 2004 malî yılı bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Maliye Bakanlığı 2002 malî yılı kesinhesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.- Maliye Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

BAŞKAN - (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

Maliye Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

A - C E T V E L İ

                                                  Lira

- Genel Ödenek Toplamı    : 21 887 775 170 400 000

- Toplam Harcama                 : 22 043 750 474 880 000

- İptal Edilen Ödenek                   : 382 109 758 120 000

- Ödenek Dışı Harcama                 : 638 718 202 390 000

- 1050 S.K.55 inci Mad.ve Özel Kanunlar

  Ger.Ertesi Yıla Devreden Ödenek                   : 100 633 139 790 000

- 1050 S.K.83 üncü Mad. ve Dış Proje

  Kredilerinden Ertesi Yıla Devreden                :       99 879 530 000

BAŞKAN- (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Maliye Bakanlığı 2002 malî yılı kesinhesabının bölümleri  kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, böylece, Maliye Bakanlığı 2004 malî yılı bütçesi ile 2002 malî yılı kesinhesabı kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu tasarıları ile 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarılarının 1 inci maddeleri kapsamına giren bakanlık ve ilgili kuruluşların bütçeleri ve kesinhesapları ile gelir bütçesiyle ilgili 2 nci maddenin görüşmeleri de tamamlanmış bulunmaktadır.

B) GELİR BÜTÇESİ

1.- 2004 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/688) (S. Sayısı : 284)

BAŞKAN - Şimdi, 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının gider bütçesiyle ilgili  1 inci maddesini tekrar okuttuktan sonra oylarınıza sunacağım:

2004 MALÎ YILI BÜTÇE KANUNU TASARISI

BİRİNCİ KISIM

Genel Hükümler

BİRİNCİ BÖLÜM

Gider, Gelir ve Denge

Gider bütçesi

MADDE 1. - Genel bütçeye dahil dairelerin harcamaları için bağlı (A) işaretli cetvelde gösterildiği üzere 149.858.129.000.000.000 liralık ödenek verilmiştir.

BAŞKAN - Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gelir bütçesine ilişkin 2 nci maddeyi okutuyorum:

Gelir Bütçesi

MADDE 2. - Genel bütçenin gelirleri bağlı (B) işaretli cetvelde gösterildiği üzere  103.309.000.000.000.000 lira olarak tahmin edilmiştir.

BAŞKAN- 2 nci maddeye bağlı  (B) cetvelinin bölümlerini okutup, ayrı ayrı oylarınıza sunacağım:

(Genel Bütçenin Gelirleri )

B - C E T V E L İ

 KODLAR          AÇIKLAMA 2004 YILI BÜTÇE GELİRLERİ

01                                Vergi Gelirleri                                99 173 000 000 000 000

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

02                                Vergi Dışı Gelirler                                13 666 247 000 000 000

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03                                Sermaye Gelirleri                                899 751 000 000 000

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04                                Alınan Bağış ve Yardımlar                                2 000 000 000

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                        GENEL TOPLAM                                113 739 000 000 000 000

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

09                                Red ve İadeler ( - )                                10 430 000 000 000 000

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                        NET BÜTÇE GELİRİ                                103 309 000 000 000 000

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 2 nci maddeyi, kabul edilen ekli cetveliyle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

Denge

MADDE 3. - Bu Kanunun 1 inci maddesinde belirtilen ödenekler toplamı ile 2 nci maddesinde belirtilen tahmin edilen gelirler toplamı arasındaki fark, net borçlanma hasılatı ile karşılanacaktır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği vardır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Birgen Keleş; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA BİRGEN KELEŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi selamlıyorum, saygılar sunuyorum.

2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının 3 üncü maddesi bir denge maddesidir. Ben de, bu denge maddesinden yararlanarak, size, borçların nasıl hızla arttığını, bunun nelere yol açacağını ve ortaya çıkaracağı sakıncaları anlatmak istiyorum; daha doğrusu, zaten bildiğiniz bu konuya biraz daha dikkatinizi çekmek istiyorum.

Bildiğiniz gibi, gider bütçesinde yer alan ödenekler ile gelir bütçesinde yer alan gelir arasındaki farkın net borçlanmayla karşılanacağı, bu maddede öngörülmektedir. Bir önceki yıla göre toplam harcamalar yüzde 14,1; faizdışı harcamalar yüzde 15,6; toplam gelirler ise yüzde 14,2 oranında artırılmıştır.

Sayın milletvekilleri, büyüme dahil, ortalama, TÜFE'nin yüzde 14,4; TEFE'nin yüzde 12,6 ve gayri safî millî hâsıla deflatörünün yüzde 12,5 oranında arttığını dikkate alırsak, ne kadar kırılgan bir yapı oluşturduğumuzu anlamamız çok kolaylaşır.

2004 yılı gelir tahminleri iyimser, harcama tahminleri ise, her zamanki gibi, düşük tutulmuştur. Kısa bir süre önce konuşan Sayın Kılıçdaroğlu, sosyal güvenlik kurumlarına aktarılacak kaynağın geçen yılla aynı tutulduğunu ve bunun gerçekçi olmadığını belirtmişti.

Gene bir başka örnek; sosyal güvenlik kurumlarında prim tahsilatındaki artışın yüzde 30'lar gibi çok yüksek bir oranda olacağı öngörülmüştür. Buna karşılık, mahallî idarelerle ilgili harcama tahmininin ise, seçim yılı olduğu halde ve kaçınılmaz olarak harcamalarda bir artış öngörülmesi gerektiği halde, 2003 yılıyla hemen hemen aynı tutulmuştur. Oysa, bütçedışı kamu kesimi dengesinde yer alan sosyal güvenlik kuruluşları, KİT'ler ve mahallî idareler ve bunların yapılarında gerçekleşen olumsuzluklar doğrudan doğruya bütçeye yansımakta ve denge maddesinde yer alan borçlanma miktarını etkilemektedir.

Değerli arkadaşlarım, ayrıca, bütçenin denge maddesini etkileyecek olan, ama, bütçede görülmeyen gelir ve gider kalemleri vardır ve bunlar, getirilen hükümlerle, 2004 yılı içinde mümkün hale getirilmiştir. Örneğin, Maliye Bakanına yetki verilerek geçiştirilen 23 üncü madde, 28 inci madde, 45 inci madde ve benzerleri, bütçenin gelir ve gider hesaplarıyla ilişki kurulmadan mahsup ve harcama yapılabileceğini öngörmektedir ve bu konuda da Maliye Bakanını yetkili kılmaktadır. Garip olan durum, 2002 yılında çıkarılan Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanuna rağmen, bu hükümlere 2004 yılı bütçesinde de yer verilmiş olmasıdır. Borçlanmayla ilgili yasa 2002 yılında kabul edildiği ve Borçlanma İdaresi kurulduğu halde bu hükümlere yer verilmesinin nedeninin açıklanması gerekir. Kuşkusuz, bu yolla hükümet, bir yandan daha kolay borçlanma olanağına kavuşmakta, öte yandan da bütçe denetimini bertaraf edebilmektedir ve Türkiye Büyük Millet Meclisi de, kendi kabul ettiği hükümlerle, hükümet üzerindeki denetimini daha kısıtlamış olmaktadır.

Sayın milletvekilleri, Sayıştayın 2002 Yılı Hazine İşlemleri Raporunda, bütçeye gelir kaydedilmeyen işlemlerin dikkate alınması sonucunda 12,4 katrilyon lira faizdışı fazla verdiği ileri sürülen 2002 yılı bütçesinin, 11,8 katrilyon lira faizdışı açık verdiği bildirilmektedir. Tıpkı 2003 yılında olduğu gibi 2004 yılı bütçesinde de faiz dışı fazla, en önemli hedeflerden birisi, hatta en önemlisi olarak kabul edilmektedir; çünkü, faizdışı fazla verildiği takdirde, borç stokundaki artış, yani net borçlanma, faiz ödemelerinden daha az olacaktır. Eğer, reel faiz, büyüme hızıyla aynı düzeydeyse, o takdirde, faizdışı fazla verilmesi borç yükünü de zamanla azaltacaktır.

Bu durum, açıktır ki, faizdışı dengenin borç yüküyle ilgili ciddî bir gösterge olması için, tüm gelir ve gider hesaplarının bütçe içinde gösterilmesini beraberinde getirmektedir. Örneğin, 2002 yılında, kamu kesiminde iç ve dışborç stoku toplamı 64,8 katrilyon lira artmıştır. 2002 yılı bütçe açığı ise, 40,1 katrilyon Türk Lirasıdır. Bu durum, bütçeye gelir ve gider kaydedilmeyen kalemlerin varlığını göstermektedir ve aradaki fark, 24,7 katrilyon lira gibi küçümsenmeyecek bir miktardır. Gerek gelir tahminlerinde iyimser hedefler benimsenmesi gerek öngörülen harcama büyüklüklerinin düşük tutulması sonucunda, 2004 yılı bütçesinde de benzer bir tabloyla karşılaşılması mümkündür.

Hükümet, iç ve dışborç stokundaki net artıştan çok, iç ve dışdorç stokunun gayri safî millî hâsılaya oranının önemli olduğunu ileri sürmektedir. Ne var ki, iktidarın görevde bulunduğu bir yıl içerisinde, içborç stokunun yüzde 25, konsolide bütçe dışborç stokunun da yüzde 13 oranında arttığı yadsınamaz bir gerçektir.

Maliye Bakanının sözlerinin aksine, iç ve dışborç stoku net olarak artmıştır; yani, anapara ve faiz ödemelerinden sonra artmıştır. Kaldı ki, borç çevirme oranına baktığımızda, yüzde 70-75 olması gereken oranın, ortalama yüzde 90'ın üzerine çıktığı görülmektedir. Böyle bir durumda da borçların azalması söz konusu değildir.

Sayın milletvekilleri, Türkiye gibi sorunları çok olan ve gelişmiş ülkelerle arasındaki gelişmişlik farkını kapatmak isteyen bir ülkede, bütçe gelirlerinin büyük bir oranının iç ve dışborç faiz ödemelerine ayrılması doğru değildir, ayrılmamalıdır.

Vasıtalı vergilerin toplam vergilerin yüzde 70'ine, kayıtdışı ekonominin ise yüzde 65'lere ulaştığı bir ekonomide, ciddî önlemler alınması gerektiği açıktır. Oysa, bugüne kadar, bu yönde olumlu bir adım atılmadığı gibi ve önemli bir adım atılmadığı gibi, tam ters yönde gelişmeler olmuştur.

Hükümetin "vergi barışı" adı altında hayalî ihracatçıları, sahtekârları, kaçakçıları affetmesi "nereden buldun" sorusunu sorma olanağını ortadan kaldırması, esasen, büyük vergi yükü altında olan geniş halk kesimlerini olumsuz yönde etkileyen vasıtalı vergilerde ek artışlar öngörmesi, ciddî ve adil bir vergi reformu yapma niyetinde olmadığını göstermektedir.

Kayıtdışı ekonomiyi kayıt altına almak için ise, bugüne kadar ciddî bir girişim yapılmamıştır. Borçları borç alarak ödemek, anapara ve faiz ödemelerinden daha fazla borç almak ve bir yıl içinde iç ve dışborç stokunu net olarak 46,2 katrilyon lira artırmak çözüm değildir.

Hükümet üyelerinin, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri ve Kıbrıs gibi çok haklı olduğumuz konularda çelişkili ve savunmamızı olumsuz yönde etkileyen sözler söylemesi, gerekli tepkileri göstermemesi, Türkiye'nin hiçbir şekilde hak etmediği davranışlar ve açıklamalar karşısında suskun kalması, en olumsuz raporları bile "objektif bir değerlendirmedir" diye tanımlaması, Irak olayında olduğu gibi Türkiye yararına olmayan girişimlere yeşil ışık yakması, büyük ölçüde üst düzey yetkililerin dışpolitika konularını iyi bilmemesinden kaynaklanmaktadır; ancak, kuşkusuz, bunda, Türkiye'nin bir borç çıkmazı içinde olmasının da katkısı vardır ve bu gidiş, mutlaka durdurulmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Keleş, buyurun, sözlerinizi tamamlayın.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) - Hızla artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılamak ve bunu yaparken borçları hızla artırmamak ve bunun getireceği baskılara boyun eğmemek ve gelişmiş ülkelerle aramızdaki gelişmişlik farkını kapatmak için, sadece, kalıcı ve istikrarlı bir büyüme yeterli değildir; yatırımları, dolayısıyla büyüme oranlarını yükseltmek de gereklidir. Maliye Bakanının da konuşmasında itiraf ettiği gibi, hükümetin, büyüme hızına önem vermemesi ve kalıcı ve istikrarlı daha düşük düzeyde büyümelerle yetinmesi, Türkiye açısından gerçek bir talihsizliktir.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Keleş.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

3 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

4 üncü maddeyi okutuyorum:

İKİNCİ BÖLÜM

Bütçe Düzenine İlişkin Hükümler

Bölüm düzeni ve deyimler

MADDE 4. - Gider cetvelinin bölümleri, Analitik Bütçe Sınıflandırmasında fonksiyonlar şeklinde düzenlenir. Fonksiyonlar; birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü düzeyde alt fonksiyonlara ayrılır.

26.5.1927 tarihli ve 1050 sayılı Kanun ile diğer kanunlarda ve bu Kanunda yer alan;

a) "Fasıl ve bölüm" deyimleri fonksiyonel sınıflandırmanın birinci düzeyini,

b) "Kesim" deyimi fonksiyonel sınıflandırmanın ikinci düzeyini,

c) "Madde" deyimi fonksiyonel sınıflandırmanın üçüncü düzeyini,

d) "Tertip" deyimi, kurumsal, fonksiyonel ve finansman tipi kodların bütün düzeyleri ile ekonomik sınıflandırmanın ilk iki düzeyini,

e) Borç ödemeleri yönünden "ilgili hizmet tertibi" deyimi, borç konusu hizmetlerin yürütüldüğü ilgili tertipleri,

İfade eder.

Tahakkuk ettirilecek giderler Devlet muhasebesi kayıtlarında ekonomik sınıflandırmanın  dördüncü düzeyini de kapsayacak şekilde gösterilir, Kesinhesap Kanunu tasarıları da bu düzeyde hazırlanır.

26.5.1927 tarihli ve 1050 sayılı Kanun ve diğer mevzuat hükümleriyle analitik bütçe sınıflandırması arasında gerekli uyumu sağlamaya ve ortaya çıkabilecek sorunları gidermeye yönelik düzenlemeler yapmaya  Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN - Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Trabzon Milletvekili Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi; buyurun. (CHP sıralarında alkışlar)

Konuşma süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Bütçe Kanunu Tasarısının 4 üncü maddesine ilişkin olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım; sözlerime başlarken, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

4 üncü madde, bütçe kanunlarının çok klasik bir maddesi. Kamu malî yönetim sistemimizi düzenleyen 1050 sayılı Muhasebi Umumiye Kanununun bugünkü bütçe uygulamasında yer alabilmesi için, o kanunda yer alan bazı deyimlerin hangi anlama geldiğini düzenliyor ve yine, sorunların çıkmasına yönelik olarak da, Maliye Bakanına yetki verici bir düzenleme yapıyor; bu, maddede açık olarak yazılı.

Gerçekte, madde üzerinde söz almamın temel gerekçesi, Sayın Maliye Bakanımızın, Maliye Bakanlığı ve gelir bütçeleri üzerinde yapılan değerlendirmelerden sonra kendisinin eleştirilere cevap vermek amacıyla yaptığı konuşmada yapmış olduğu değerlendirmeler. Bu değerlendirmeler üzerinde durmak istiyorum.

Maliye Bakanlarımız, genellikle, rakam konuşurlar, makro değerlendirmeler yaparlar, ekonominin dengelerini, bütçenin dengelerini değerlendirirler; ama, Sayın Maliye Bakanımız sayesinde, artık, polemik yapan bir maliye bakanımız da var.

Sayın Maliye Bakanımız "biz, ne yapıyorsak bilerek yapıyoruz, ne söylüyorsak bilerek söylüyoruz" dediler ve bu cümlenin devamı olarak da, neleri yaptıklarını ve neleri yapacaklarını söylediler. Sayın Bakanımız, 2004 yılında vergi yükünü azaltacaklarını ifade ettiler.

Değerli arkadaşlar, 2004 yılında genel bütçe vergi gelirlerinin gayri safî millî hâsılaya oranı yüzde 23,6'dır. Bu, Sayın Bakanımızın, bütçeyle beraber Meclise vermiş olduğu rakamdır. Vergi yükü olarak kullandığımız rakam budur.

2003 yılında, bu rakam, yüzde 24,3'tür. Gerçekten, 2003 yılından 2004 yılına geçtiğimizde, vergi yükünde 0,7 puanlık bir azalış var; ama, buraya nereden geldik dersek, 2002 yılı vergi yüküne bakalım: 2002 yılı vergi yükü yüzde 21,8; yani, 2002'deki yüzde 21,8'lik yük, 2003 yılında yüzde 24,3'e çıkmış; 2004 yılında, buradan bir miktar azalış var, 23,6'ya iniyor; Sayın Bakanımız da, bunu, müjde olarak burada söylüyor. Ben, Sayın Maliye Bakanımızdan bunu duymayı beklemezdim.

2002 ekonomide dengelerin sarsıldığı yıldır denilebilir. 2001 yılına geliyorum, 2001 yılında vergi yükü yüzde 22,5; 2001 yılı kriz yılıdır denilebilir. 2000 yılına geliyorum, Türkiye'de istikrar programının uygulamasının ilk yılıdır, hatırlayacaksınız çok ağır vergiler getirilmiştir; 2000 yılındaki vergi yükü de yüzde 21,1'dir. Evet, bu oranlardan, 2003 yılında yüzde 24,3'e, 2004 yılında da, buradan bir miktar azalışla, yüzde 23,6'ya iniyoruz. Sayın Bakanın söylemiş olduğu "vergi yükünü azaltıyoruz" iddiası budur.

Ayrıca, bu 0,7 puanlık düşüş nereden geliyor diye bakarsak, karşımıza da şu çıkar: 2003 yılında Ek Taşıt Vergisi alınmıştır, daha doğrusu iki kez alınmaya teşebbüs edilmiştir, Anayasa Mahkemesi iptal etmiştir; Ek Emlak Vergisi alınmıştır ve yine, vergi barışı olarak isimlendirdiğimiz vergi affından gelen 2,4 katrilyon lira vardır. 2003 yılında, vergi barışından gelecek gelir bir miktar azalmakta ve Ek Taşıt Vergisi, Ek Emlak Vergisi planlanmamaktadır; Sayın Bakanın söylemiş olduğu budur. "Müjde, 2004 yılında, Ek Emlak Vergisi ve Ek Taşıt Vergisi almayacağız..." Vergi yükündeki azalış budur değerli arkadaşlar.

Peki, Sayın Bakanımız "asgarî ücretten vergi almayacağız" diyor; "zaman içerisinde vergi almayacağız" diyor. Evet, şimdi, asgarî ücrette neler yapılıyor, bunlara bakalım. Acil eylem planı, hani, hükümetin, toplumla yaptığı bir sözleşme olarak anlattığı o ünlü acil eylem planında söylenilen şudur: "Ücretlilerin yararlandığı özel indirimi, zaman içerisinde, kademeli olarak artırarak, asgarî ücret seviyesine çıkaracağız; yani, asgarî ücreti vergidışı bırakacağız." Hükümetin yapmış olduğu ilk iş, temmuz ayında çıkardığı bir yasayla, özel indirimi kaldırmak olmuştur. Özel indirim, her ücretlinin, ayda 6 750 000 lira olarak yararlandığı bir indirimdir; bu indirim, 1 Ocak 2004'ten itibaren yoktur. Şimdi, Sayın Bakanımız, asgarî ücreti nasıl vergidışı bırakacak bilemiyorum; çünkü, asgarî ücretlinin yararlandığı 6 750 000 liralık indirimi kaldırmıştır. Denilebilir ki, biz, ücretlilerin yararlandığı özel gider indirimini artırdık; yani, bu, fatura, fiş toplamak suretiyle yararlanılan indirimi artırdık; ikisi ayrı şeylerdir; o, onun yerini tutmaz. Ayrıca, ona rağmen, kamu çalışanlarında, devlet memurlarında, 2004 yılında, özel indirimden doğan kaybı telafi edecek bir sistemi geliştirdiğiniz halde, kamu işçilerinde bu yapılmamıştır, özel sektör çalışanlarında bu yapılmamıştır; ücretlilerin özel indirimi gitmiştir.

Evet, Sayın Bakanımız "biz, vergileri azaltacağız" diyor. Yarın veya öbür gün, Plan ve Bütçe Komisyonunda, hükümetin getirmiş olduğu tasarı görüşülecek. Bu tasarıyla, Özel İşlem Vergisi ve Özel İletişim Vergisi, kalıcı hale getirilmektedir. Bakın, 2003 yılı bütçesi yapılırken, bir defalık -son defa olmak üzere- 2003 yılı sonuna uzatılan bu vergiler, bundan sonra kalıcı olarak vergi sisteminde yerini almaktadır.

Haberleşme üzerindeki vergiler kaldırılacaktı, acil eylem planındaki ve hükümet programlarındaki taahhüt buydu. İşte, size, haberleşme üzerindeki vergi, cep telefonu üzerindeki vergi; kaldırılmıyor, kalıcı hale getiriliyor.

"Enerji kaynakları üzerindeki finansman amaçlı vergiler azaltılacaktır." Bu, hükümet taahhüdü, hükümet programlarında var. Enerji kaynaklarına bakın, akaryakıt ürünleri üzerindeki vergi yükünde Avrupa Birliği ortalamalarının nasıl üzerine çıktığımızı görün.

"Mükellefler bütün giderlerini kaydedecektir" diyor Sayın Bakanımız. Ben, gerçekten, Sayın Bakanımızın bunları nasıl telaffuz ettiğini, nasıl bu kürsüden söylediğini bilemiyorum. Mükelleflerin bütün giderlerini kaydedebilmesi yönünde, hükümetin yapmış olduğu bir düzenleme yoktur, getirmiş olduğu bir tasarı yoktur. Sadece, serbest meslek kazançlarına ilişkin olarak, birkaç gün sonra görüşülecek olan tasarıda bir miktar kapsam genişlemesi vardır. Bu kapsam genişlemesinin bir bölümü de, daha evvel, Gelirler Genel Müdürlüğünün muktezalarıyla ve yargı kararlarıyla zaten sağlanmıştı, o kapsam bir miktar daha genişletilmektedir. Şimdi düzenlenmek istenen husus budur; ama, Sayın Bakanımızın verdiği mesaj, bütün mükellefler bütün giderlerini kaydedeceklerdir. Sayın Bakanım, söylüyorum; bu tasarıyı getirin, biz bunu destekliyoruz. Bu konuyu, hemen, öbür gün Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülecek olan tasarıyla getirirseniz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, buna destek vereceğiz.

Değerli arkadaşlar, biz, hükümetten, özellikle de Sayın Maliye Bakanımızdan, bütçe görüşmeleri sırasında daha düzgün bilgiler, daha düzgün rakamlar sunmasını beklerdik; ama, Sayın Bakan burada söylediklerinin, hükümet olarak, tam tersini yapmaktadır. Bugüne kadar, bunun uygulamalarını gördük. Bütçe konusunda söylemiş olduğu, gelişmiş ülkelerde, bütçeler ekonomiden çok daha küçük pay almaktadır söylemini, biraz sonra söz alacak bir arkadaşımız değerlendirecektir.

Sözlerimi bitirmeden, birkaç cümleyle yatırım konusuna değinmek istiyorum. Sayın Bakanın "biz, ekonomide özel sektörün büyümesi devletin küçülmesini istiyoruz" şeklinde bir açıklaması oldu. Bu, gerçekte yatırımlarda 2003 ve 2004 yıllarında meydana gelen dramatik düşüşün sığınılan bir açıklaması; çünkü, bütçe dengeleri tutmayınca, faizdışı harcamalar artınca, bunu karşılayacak tasarrufu yatırım harcamalarını kısmak suretiyle hükümet yapmıştır; 7,9 katrilyon lira olarak planlamıştır 2003 yılı yatırımını hükümet, bunu 6,5 katrilyon lira olarak revize etmiştir, belki de 6,5'in daha altında gerçekleşecektir 2003 yatırımı. Biz yatırım azalıyor dedikçe, Sayın Bakanımız da "biz, ekonomide devleti küçültüyoruz" şeklinde, maalesef, bir mazeret göstermektedir. Gerçekte, bütçe dengelerinin tutmaması nedeniyle yatırım harcamaları azaltılmaktadır. Bunları Genel Kurulun bilgisine sunmak için söz aldım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

4 üncü madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 4 üncü madde kabul edilmiştir.

5 inci maddeyi okutuyorum:

Bağlı cetveller

MADDE  5. - a) Bu Kanunun 1 inci maddesi ile verilen ödeneğin dağılı-mı (A),

b) Özel hükümlerine göre 2004 yılında tahsiline devam olunacak Devlet gelirleri (B),

c) Devlet gelirlerinin dayandığı temel hükümler (C),

d) Kanunlar ve kararnamelerle bağlanmış vatani hizmet aylıkları (Ç),

e) Bazı ödeneklerin kullanımına ve harcamalara ilişkin esaslar (E),

f) Gelecek yıllara geçici yüklenmelere girişmeye yetki veren kanunlar (G),

g) 10.2.1954 tarihli ve 6245 sayılı Kanun hükümleri uyarınca verilecek gündelik ve tazminat miktarları (H),

h) Çeşitli kanunlara göre bütçe kanunlarında gösterilmesi gereken parasal sınırlar (İ),

ı) Ek ders, konferans ve fazla çalışma ücretleri ile diğer ücret ödemelerinin miktarı (K),

j) 11.7.1982 tarihli ve 2698 sayılı Kanunun 3 üncü maddesi gereğince Millî Eğitim Bakanlığı tarafından idare edilecek okul pansiyonları ile Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık okulları öğrencilerinden alınacak pansiyon ücretleri (M),

k) 7.6.1939 tarihli ve 3634 sayılı Kanun uyarınca millî müdafaa mükellefiyeti yoluyla alınacak;

1. Hayvanların alım değerleri (O),

2. Motorlu taşıtların ortalama alım değerleri  ile günlük kira bedelleri (P),

l) Kurumların 2004 yılında 5.1.1961 tarihli ve 237 sayılı Kanun uyarınca edinebilecekleri taşıtların cinsi, adedi, hangi hizmetlerde kullanılacağı ve azami satın alma bedelleri (T),

İşaretli cetvelde gösterilmiştir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, CHP Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Yakup Kepenek'in söz isteği var.

Buyurun Sayın Kepenek. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA YAKUP KEPENEK (Ankara) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, değerli milletvekili arkadaşlarım, değerli izleyenler; üzülerek, bir yanlışı düzeltmek için söz aldım, söz almak niyetinde değildim. Üzüntüm şundan: 18 Aralıkta, geçen perşembe günü burada toplandığımız zaman, hemen hemen bütün masalarda Maliye Bakanlığının yıllık ekonomik raporu vardı. Çok teşekkür ederiz. Yılların birikimiyle yayımlanan bir rapordur bu ve çok değerlidir, kullanılır.

Değerli arkadaşlar, Sayın Bakan çıktı "biz, millî gelir içindeki vergi yükünü, devletin payını adım adım azaltıyoruz. Gelişmiş ekonomiler de bunu yapıyor. Ekonomik gelişme bu demektir. Özel sektörün boğulmaması, nefes alması için devleti küçültmek gerekir, biz de bu yoldayız" dedi.

Değerli arkadaşlar, bu sözler, aynı Bakanlığın yıllık raporunun 84 ve 85 inci sayfalarıyla tamamen ters; tekrar ediyorum, tamamen ters. Nasıl terstir, söyleyeyim.

Avrupa Birliği ülkelerinde ortalama vergi yükü, ulusal gelirin yüzde 30'u dolayındadır. Bu oran, bizde yüzde 25'lerdedir, dolayısıyla, bir 5 puan daha artırmak lazım.

İkincisi, bunun içerisine sosyal güvenlik (Emekli Sandığı, Bağ-Kur, SKK) primlerini de katarsınız, Avrupa'da bu oran yüzde 42,5; bizde yüzde 27,9'dur; daha çok yol almamız lazım.

Üçüncüsü -Sayın Bakan yine yanılıyor veya yanıltılıyor- gelişmiş ülkelerde, gelişmiş ekonomilerde bu oran -1975'ten bu yana rakamlar burada var- artıyor, artma eğilimi gösteriyor, azalmıyor; dolayısıyla, bu derece yanılgı ve yanlışın burada söylenmesi doğru değildir.

Burada bir mantık oyunu da var. Örneğin, Danimarka'da vergi yükünün ulusal gelirin yarısına yakın olması, yüzde 50'ye yakın olması, Danimarka'da ekonominin devletin elinde olduğu anlamına gelmez. Sayın Bakan bu varsayımıyla, zaten baştan yanlış yapıyor. Danimarka'da tarım, sanayi, hizmet kesimleri devletin elindedir demek değildir yüzde 47-50 vergi payının alınması Danimarka Hükümetince. Bu büyük yanlışın burada düzeltilmesi gerekiyor.

Gelişmiş ekonomilerde devletin vergilerle aldığı pay adım adım artıyor; onun için oralarda ekonomi sağlamdır, onun için oralarda maliye sağlamdır, onun için oralarda hükümetler, ikide bir, IMF'nin kapısını çalmaz, onun için adam gibi olurlar.

FİKRET BADAZLI (Antalya) - İlave vergiler mi koyalım?

YAKUP KEPENEK (Devamla) - Evet, zenginden daha çok vergi alın, faizden vergi alın, faizci demesinler, yoksa, faizci derler. Faizden doğru vergi alın, repodan vergi alın, zenginden vergi alın; yoksulu, asgarî ücretliyi daha fazla ezmeyin. Eğer, görevinizi yapacaksanız, akaryakıttan değil, ÖTV'den, KDV'den değil, hortumculardan alın.

Şimdi, Sayın Bakanın söyledikleriyle ilgili olarak, birkaç noktaya daha üzülerek, değinmek zorundayım.

Önce şunu söyleyeyim Sayın Bakan: Siz, verilen -laf atmayı bırakın şuna yanıt verin- bilgilerde kimi yanlışlar var, yanlışlardan biri şudur: Siz çıktınız, burada "dönemimizde işsizlik azaldı" dediniz.

Değerli arkadaşlar, bu doğru değil; niçin doğru değil; çünkü, geçen senenin üçüncü çeyreği ile bu yılın üçüncü çeyreği arasında, bir yılda -iyi dinleyin- işgücüne katılma oranı; yani "ben iş istiyorum" diyerek, piyasaya çıkıp, iş arayan kişilerin toplam sayı içindeki oranı yüzde 52,5'ten yüzde 50,5'e düşürülüyor; yani, bir yılda 2 puan azaltılıyor. Bu iddianın hiçbir bilimsel dayanağı olamaz, hiçbir doğru gerekçesi olamaz, hiçbir geçerliliği olamaz. Öyle olunca ne oluyor; işgücü piyasasına çıkan nüfus sayısı, 25 247 000'den 24 739 000'e indiriliyor; yani, 500 000 kişi, resmen, sayının dışına atılıyor. O zaman da işsiz sayısı geçen yıla göre düşük görünüyor. Şimdi, bu, yanlış. Bu yanıltılmadan, bu yanılgıdan kurtulun. Dolayısıyla, resmî belgelere göre, işsiz sayısı, eğer bu varsayım geçerli değilse, 3 000 000'un üstüne çıkar.

Sayın Bakan, birileri sizi yanıltmasın; siz, Maliye Bakanısınız.

Bir şey daha var, o da şu: Yine, bu topluma dönüp "işgücü verimliliği yüzde 8,5 arttı" diyorsunuz. Bu sayı da, hiçbir bilimsel ölçüye, bulgulara dayanamaz.

Yine, konuşmanızda, küreselleşmenin yarattığı yoksulluktan bahsettiniz, çok saygı duydum, çok önemsedim "dünya nüfusunun şu kadar milyarı yoksulluk sınırının altında, 2 dolarla yaşıyor" dediniz; çok güzel şeyler. Peki, aynı mantığı, aynı kurguyu ülkemize taşıyıp kaç kişinin açlık sınırının altında yaşam sürmekte olduğunun, örneğin "12 000 000" sözcüğü doğru mu değil mi; Türkiye'de bu gece 12 000 000 insanımız açlık sınırının altında bir gelirle mi yatağa girecek; bunun yanıtını, bütçe nedeniyle, burada vermek zorundayız, hepimiz vermek zorundayız; bu önemlidir. Dünyadan bahsederken evimizi doğru düzenlemeliyiz.

Sayın Maliye Bakanının kullandığı sayılar önemlidir, gerçeği, yalnız gerçeği yansıtmalıdır; yanıltıcı, yanlış sayılar ekonomide güveni sarsar. Siz köşe başındaki ilçe başkanı değilsiniz, siz Maliye Bakanısınız, sizin verdiğiniz sayılar güven verici olmalıdır.

Son olarak bir noktaya daha değineyim. Değerli arkadaşlar, benim çocukluğumda, o dönemin Maliye Bakanı bir eleştiri üzerine kürsüye çıkmış ve demişti ki: "İnsaf edin, bu memlekete Adam Smith de gelse ancak benim kadar liberal olur; yani, piyasa ekonomisinden yana, serbestiden yana olur." O günlerde ünlü mizah üstadı Aziz Nesin "Zübük" diye bir gazete çıkarıyordu, ertesi gün o gazetenin manşeti "Ekrem Smith" idi. Ben, Sayın Maliye Bakanına, Adam Smith'in ekonomi bilimini kurarken koyduğu maliyenin temel ilkelerini; yani, verginin artan oranlı, ekonomiyi geliştirici -yani, yumurta gelecek tavuğu öldürmemek gerektiğini- ekonomiyi canlandırıcı olması gerektiğini Smith'ten ve bundan örnek vererek hep vurgularım; ama, korkarak, üzülerek şunu belirteyim: Sayın Bakan Timurvari vergilerde ısrar edecek gibi görünüyor; o zaman da kendisine -baştaki konuşmamda da söyledim-  birileri kalkar "Timur Kemal" derse,  bunun kabahati bizde olmaz.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayın Kepenek.

5 nci madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır; ancak, madde üzerinde 2 adet önerge vardır.

Önergeleri, önce, geliş sırasına göre, sonra da, aykırılık derecesine göre okutup işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının 5 inci maddesine bağlı "E" işaretli cetvelin 1 inci sırasında yer alan hükme, "... kuruluşlara" ibaresinden sonra gelmek üzere parantez içinde aşağıdaki ibarenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

İbrahim Köşdere

Zeki Karabayır

Halide İncekara

 

Çanakkale

Kars

İstanbul

 

Ahmet İnal

Mustafa Öztürk

 

 

Batman

Sinop

 

"(T.C. Ziraat Bankası A.Ş.'ne, T.Halk Bankası A.Ş.'ne ve 2001/2312 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca, ödemeleri T.C. Ziraat Bankası A.Ş. kanalıyla yapılmak üzere Tarım Kredi Kooperatiflerine)"

Gerekçe:

Uygulamada sıkıntı yaşanmaması amacıyla (E) işaretli cetvelin 1 sırasında belirtilen kuruluşların metin içerisinde açık bir şekilde yer almasını teminen bu düzenleme önerilmektedir.

Söz konusu düzenleme gelir azaltıcı veya gider artırıcı bir düzenleme değildir.

BAŞKAN- Şimdi, ikinci önergeyi okutuyorum, ki, bu, en aykırı önergedir; işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının 5 inci maddesine bağlı "E" işaretli cetvelin 9 uncu sırasında yer alan "...sosyal yardım zammı borçlarını" ibaresinden sonra gelmek üzere aşağıdaki ibarenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Zeki Karabayır

İbrahim Köşdere

Ahmet İnal

 

Kars

Çanakkale

Batman

 

Halide İncekara

Ali İhsan Merdanoğlu

 

 

İstanbul

Diyarbakır

 

"ve 17.7.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun Ek 36 ncı, 23.1.1998 tarihli ve 4325 sayılı Kanunun 6 ncı, 21.10.1998 tarihli ve 4382 sayılı Kanunun 3 üncü maddeleri gereğince Hazine tarafından Sosyal Sigortalar Kurumuna yapılması gereken ödemeleri"

Gerekçe:

506 sayılı Kanunun ek 36 ncı, 4325 sayılı Kanunun 6 ncı, 4382 sayılı Kanunun 3 üncü maddeleri gereğince Hazine tarafından Sosyal Sigortalar Kurumuna yapılması gereken ödemeler 2003 yılına kadar Sosyal Sigortalar Kurumunun finansman ihtiyacının karşılanması amacıyla Hazine Müsteşarlığı bütçesinde yer alan transfer kalemlerinden mahsup edilmek suretiyle gerçekleştirilmekteydi.

2003 malî yılı bütçesiyle birlikte (2004 malî yılı bütçesi de dahil) Sosyal Sigortalar Kurumuna yapılan transferlere ilişkin ödenekler Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçesinde yer almakta olup, yukarıda sayılan kanunlar gereğince Hazinece karşılanması gereken ödemelerin anılan bütçe kaleminden mahsuplaşma yoluyla gerçekleştirilmesi amaçlanmaktadır.

Söz konusu düzenleme gelir azaltıcı veya gider artırıcı bir düzenleme olmayıp sadece mahsuplaşmaya imkân veren bir düzenlemedir.

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Şimdi, birinci önergeyi tekrar okutup, işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının 5 inci maddesine bağlı "E" işaretli cetvelin 1 inci sırasında yer alan hükme, "... kuruluşlara" ibaresinden sonra gelmek üzere parantez içinde aşağıdaki ibarenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                        İbrahim Köşdere (Çanakkale) ve arkadaşları

"(T.C. Ziraat Bankası A.Ş.'ne, T.Halk Bankası A.Ş.'ne ve 2001/2312 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca, ödemeleri T.C. Ziraat Bankası A.Ş. kanalıyla yapılmak üzere Tarım Kredi Kooperatiflerine)"

Gerekçe:

Uygulamada sıkıntı yaşanmaması amacıyla (E) işaretli cetvelin 1 sırasında belirtilen kuruluşların metin içerisinde açık bir şekilde yer almasını teminen bu düzenleme önerilmektedir.

Söz konusu düzenleme gelir azaltıcı veya gider artırıcı bir düzenleme değildir.

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Komisyonun takdire bıraktığı ve Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 5 inci maddeyi, kabul edilen 2 önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

6 ncı maddeyi okutuyorum:

Yeni tertip, harcama ve gelir kalemleri açılması

MADDE 6. - İlgili mevzuatına göre, yılı içinde hizmetin gerektirdiği hallerde bütçenin ekli (A) işaretli cetvellerinde yeni tertipler, (B) işaretli cetvellerinde yeni gelir kodları açmaya Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN- Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Tekirdağ Milletvekili Sayın Enis Tütüncü; buyurun.

Süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri; yeni tertip, harcama ve gelir kalemleri açılmasıyla ilgili 6 ncı madde üzerinde söz almış bulunuyorum; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Bu maddeye göre, hizmetin gerektirdiği hallerde, Maliye Bakanına yeni tertip ve harcama kalemleri açılması yetkisi tanınmaktadır. Bu madde, önceki yıllarla karşılaştırdığımız takdirde, öneminin giderek artmakta olduğu bir madde şeklinde ortaya çıkıyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu nedenle, 2003 yılı bütçesinde gelir ve yatırım boyutunun ne kadar sıkıntılı bir noktada olduğunu düşünerek, izin verirseniz, bu maddeyle ilgili olarak, bu maddeden yararlanarak, 2004 yılıyla ilgili gelir boyutuna değinmek istiyorum.

Öncelikle, 2003 yılında, AKP'nin, eski yıllarla kıyaslanmayacak ölçüde büyük ve ağır bir vergi seferberliğine girişmiş olduğunu dikkatlerinize sunuyorum. Gerçekten, AKP İktidarının birinci yılında -bağışlayınız beni, sanki, Deli Dumrul örneği bir uygulama Türkiye'de egemen kılınmak isteniyor. Hikâyeyi biliyorsunuz- Deli Dumrul ve arkadaşları, suyu çekilmiş, kurumuş bir derenin üzerinde inşa edilmiş köprünün başını tutmuşlar, köprüden geçenden 10 akçe, köprüyü kullanmayıp da kuru dereden geçenlerden 20 akçe alıyorlar; 20 akçeyi alırken de, vatandaşa bir ton sopa çekiyorlar.

Bakıyoruz, Sayın Maliye Bakanımızdan ne kaçan kurtulabiliyor, ne uçan! İşi espriye boğmayı istemiyorum. 2003 yılındaki yeni vergi kalemlerine bakıyoruz. Yeni vergi kalemleri icat edilmedi mi; geçmişe yönelik vergi kontrolü tehditleriyle, bir bakıma vergi sağması uygulamalarına girişilmedi mi; çift vergi uygulamasına girilmedi mi?..

Burada ayrıntıya girmek istemiyorum. Vatandaşa, tabiî ki, kayıt içindeki vatandaşa, halk deyimiyle, alışılmış deyimle, kafesteki kazlara nasıl bakılıyorsa, sanki, o şekilde bakılıyor ve 2003 yılında, ne yazık ki, kafesteki kazları yolabildiğince yolmaya dönük bir vergi politikası, vergi uygulaması yaşandı. Vatandaşın elinde avucunda, kolunda, bileğinde, koynunda ne varsa vergi olarak alınıyor. Böylece ne oluyor; vergi yükü, dayanılması güç boyutlara tırmanıyor.

Peki, ne elde ediliyor, hangi vergi gelirleri ne kadar artıyor diye baktığımızda, şöyle bir manzarayla karşılaşıyoruz: Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2003 yılında, vergi gelirlerinin gayri safî millî hâsılaya oranının yüzde 24,3 olarak gerçekleşmesi bekleniyor; ama, bütçe açığının gayri safî millî hâsılaya oranı yüzde 11,4 oluyor. Yani, vergiye ne kadar yüklenirseniz yükleniniz, Türkiye'nin, bu millî gelir düzeyinde, bu vergi sistemiyle ve böylesine dar bir vergi mükellefi tabanında vergi gelirlerini daha fazla artırmanız kesinlikle mümkün olmaz.

Gelirler konusunun daha somut bir şekilde ortaya konulması gerekirse, şunları söyleyebiliriz: 2003 Ocak-Eylül döneminde, konsolide bütçe gelirleri 71,8 katrilyon Türk Lirası olarak gerçekleşmiştir. Bu gelir toplamının 60 katrilyonu vergi geliridir; yani, 2003 yılında, konsolide bütçe gelirlerinin yüzde 84'üne yakın vergi toplayabilmişiz. İşte, bu tablo, ciddî bir vergi reformuyla birlikte, kayıtdışı ekonomi üzerine gidilmesini, bir bakıma, zorunlu kılmaktadır. Sayın Bakanımızın, bu konuyu, hem de iddialı bir şekilde, bu kürsüden dile getirmiş olmasını memnuniyetle karşılıyoruz. 

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; kayıtdışı ekonomi, ülke ekonomisinin, hatta, toplumsal yaşamımızın önemli sorunlarından biri olarak varlığını uzun zamandan bu yana sürdürüyor. Bu önemli sorunun iki ayağı bulunuyor. Bu iki ayağını da dikkate alan çalışmalara, tedbirlere, önlemlere yönelemez isek ve biraz sonra anlatmaya çalışacağım birçok alanda eşanlı birtakım politikalara yönelemez isek, kayıtdışı ekonomiyle mücadele etmemiz ya da kayıtdışı ekonomiyi kayıt altına almamız son derece zor olacaktır.

Sorunun iki ayağı bulunuyor dedim. Birincisi, kayıtdışı sermaye, buna bağlı olan kayıtdışı gelir ya da kayıtdışı kâr; ikincisi ise, kayıtdışı istihdamdır, yani, kaçak işçiliktir. Yapılan hesaplamalara göre, ulusal gelirimizin yüzde 60'ı dolayında bir yükümlülüğe eşdeğer bir malî kaynak kayıtların dışında kullanılmaktadır. 2003 yılı millî geliri 357 katrilyon olarak tahmin edilmektedir. Buna göre, kayıt dışındaki kaynağın 214 katrilyon, yani, yaklaşık 143 milyar dolar civarında olduğu ortaya çıkıyor. Bu büyüklüğü daha anlaşılabilir bir duruma getirmek için uluslararası karşılaştırma yaparsak, şunu görüyoruz: Türkiye ekonomisi, gayri safî millî hâsılanın büyüklüğü açısından dünyada en büyük 20 ekonomiden biri olarak ortaya çıkıyor; ancak, kayıtdışı ekonominin mutlak büyüklüğü açısından, neredeyse, dünyanın 3 üncü büyük ülkesi konumunda bulunuyor.

Türkiye'de, toplam vergi gelirinin ulusal gelir içindeki payı 2003'te yüzde 25'ler civarında tahmin ediliyor. Buna göre, az önce değindiğim 214 katrilyonluk kayıtdışı ekonomi değerinde, yaklaşık 54 katrilyonluk potansiyel bir vergi geliri kaynağı söz konusu demektir. Bu miktar, 2003 yılı tahminî bütçe açığından yaklaşık 13 katrilyon Türk Lirası daha fazladır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yani, ciddî bir vergi reformuyla bir yandan vergi tabanını genişletirken, diğer yandan da kayıtdışı ekonomiyi kayıt içine alacak önlemleri uygulayabilmiş olsaydık, 2003 yılında bütçe açığı ortadan kalkacaktı, aksine, yaklaşık 13 katrilyon 8 700 000 000 dolar bütçe fazlası olacaktı. Ne güzel rüya değil mi? Kayıtdışı ekonominin önemine dikkatinizi çekmek için, böylesine, rüya da olsa bir gerçeği, rüyada da olsa bir gerçeği sizlerle paylaşmak istedim.

Öte yandan, kayıtdışı ekonominin ikinci ayağını oluşturan, kayıtdışı istihdama gelince, bunun, özellikle, Türkiye'ye özgü olarak, iki bölümden oluştuğunu tespit ediyoruz. Biri, salt kayıtdışı istihdamdır, yaygın deyimiyle kaçak işçiliktir; ikincisi ise, kayıt içindeki kaçakçılıktır. Bu nasıl oluyor diye sorarsanız, bunu söyle açıklayabilirim: SSK'ya tabi çalışanların önemli bir bölümünde de ele geçen net ücrete tekabül eden brüt tutarların oldukça altında vergi ve sigorta primi ödendiği gözlenmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Tütüncü, lütfen toparlayınız.

Buyurun.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan, toparlıyorum.

Sayın Başkan, kayıtdışı ekonomiyle ilgili neler yapılabilir konusunda, Cumhuriyet Halk Partisi olarak önlemlerimizi, düşündüklerimizi sizlerle paylaşarak sözlerimi toparlamak istiyorum.

Bir kere "kayıtdışı nasıl kayıt altına alınabilir" sorusunu, daha doğru bir ifadeyle "nasıl en aza indirilebilir" şeklinde düzeltmemiz lazım; çünkü, bugün, Amerika'da da, İsviçre'de de kayıtdışı ekonominin varlığına rastlıyoruz.

Bize göre, şunların yapılması gerekiyor: Birinci olarak, herkesin ve her kesimin vergi mükellefi yapılacağı bir vergi sistemi bir an önce getirilmelidir. Ülkede, milyonlarca mükellef kayıt dışında bulunuyorsa, kayıtdışılığı önlemek mümkün olamaz. Bu bağlamda, vergilemedeki istisna ve muafiyetlerin en aza indirilmesi gerekiyor. Yine, getirilecek vergi sisteminde vergi yükü düşürülmeli, vergileme daha yaygın, daha geniş bir tabana oturtulmalıdır; aynı zamanda, etkin, güçlü bir vergi yönetimi oluşturulmalıdır.

İkinci olarak, kayıt dışındaki kaynakları kayıt sistemine nasıl çekebileceğimize yönelik yeni bir yatırım politikasının ve yeni bir teşvik sisteminin Türkiye'de düşünülmesinin, yalnız ve yalnızca kayıtdışı ekonomiye yönelik olarak düşünülmesinin gerekli olduğuna inanıyoruz.

Üçüncü olarak, kayıtdışı istihdamı azaltmak için, istihdam üzerinden alınan vergiler ile sosyal sigorta primleri düşürülmelidir. Bugün, net asgarî ücretten yüzde 89-95 oranında bir meblağ, vergi ve SSK primi olarak ödenmek mecburiyetindedir. Net asgarî ücret 226 000 000 Türk Lirasıyken, vergi ve prim kesinti toplamı 201 000 000 Türk Lirasıdır. Böylesine çarpık, böylesine ağır bir tablonun dünyanın hiçbir ülkesinde bulunmadığını dikkatlerinize sunmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN- Sayın Tütüncü, son cümleniz için açıyorum.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla)- Son cümle...

İki önlem var Sayın Başkanım. Katkıda bulunmak istiyoruz hükümete. İki önlem var. İzin verirseniz, onu da söyleyip sözlerimi toparlamak istiyorum.

Dördüncü olarak, Türkiye'de yeniden yapılandırılan İŞKUR aracılığıyla, işsizlikle mücadele için kapsamlı, ciddî bir program yürürlüğe sokulmalıdır. İŞKUR'un elinde 8,5 katrilyon Türk Liralık kaynak bulunuyor. Bunların bir bölümü, gençlerimize beceri kazandırma, meslek öncesi, mesleğe yöneltme eğitim programlarına mutlaka ve mutlaka tahsis edilmelidir.

Beşinci ve son olarak, kayıtdışı ekonomiyi önlemeye dönük olarak, finans piyasalarıyla ilgili pratik bazı önlemler uygulamaya konulmalıdır. Bu çerçevede, hamiline çek uygulamasının mümkün olduğunca kaldırılması, daha yüksek miktarlardaki ödemelerin bankalar sisteminden geçirilmesi gibi birçok pratik önlem düşünülebilir.

Başka konular da var, başka söylemek istediklerimiz de var bu konuda; ancak... Sayın Başkan, size, müsamahanızdan dolayı teşekkür ediyorum. Bu 6 ncı maddenin ülkemize, Maliyemize hayırlı olmasını diliyorum; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tütüncü.

6 ncı madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 6 ncı madde kabul edilmiştir.

7 nci maddeyi okutuyorum:

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Malî Politikaya İlişkin Hükümler

Bütçe politikası ve malî kontrol

MADDE 7. - Maliye Bakanı, tutarlı, dengeli ve etkili bir bütçe politikası yürütmek, belirlenen makro ekonomik hedefler çerçevesinde istikrarı temin etmek ve malî kontrol sağlamak amacıyla;

a) Kamu istihdam politikasının belirlenmesine ve uygulanmasına yön vermeye,

b) Harcamalarda azami tasarruf sağlayıcı düzenlemeleri tespit etmeye,

c) Giderlerle ilgili ödeneklerin dağıtım ve kullanımını belli esaslara bağlamaya,

d) Gelir ve giderlere ilişkin kanun ve diğer mevzuatla belirlenmiş konularda uygulamaları düzenlemek üzere standartları tespit etmeye ve sınırlamalar koymaya,

e) Yukarıda belirtilen hususlarda tüm kamu kurum ve kuruluşları için uyulması zorunlu düzenlemeleri yapmaya ve tedbirleri almaya,

Yetkilidir.

BAŞKAN - Söz isteği?.. Yok.

7 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

8 inci maddeyi okutuyorum:

Ayrıntılı harcama programları ve ödeneklerin kullanımı

MADDE 8. - a) Bütçe Kanunlarına ekli (A) işaretli cetvellerdeki ödenekler, Maliye Bakanlığınca belirlenecek ilkeler ve serbest bırakma oranları dahilinde kullanılır.

Kamu kurum ve kuruluşlarının yıl içinde gerçekleştirecekleri hizmet ve faaliyetler için bütçelerinde yer alan ödeneklerin kullanımının önceden plânlanabilmesi amacıyla ödenek kullanımının ayrıntılı bir harcama programına bağlanması Maliye Bakanlığı tarafından istenebilir.

Maliye Bakanı tarafından ödenek kullanımının ayrıntılı harcama programına bağlanmasının uygun görülmesi halinde, belirlenen serbest bırakma oranları üzerinde ve bu harcama programı dışında harcama yapılamaz.

İdareler bütçelerinde yer alan ödenekleri belirlenecek ilkeler, serbest bırakma oranları ve ayrıntılı harcama programları dahilinde, Kalkınma Plânı ve Yıllık Programda öngörülen hedefleri ve hizmet önceliklerini göz önünde bulundurarak, tasarruf anlayışı içinde kullanmakla yükümlüdürler.

b) Bütçeden yardım alan bağımsız bütçeli kuruluşlar ile sosyal güvenlik kurumları, hizmetleri ile ilgili aylık harcama programlarını, vize edilmek üzere en geç 31.1.2004 tarihine kadar Maliye Bakanlığına gönderirler. Bu programlar vize edilmeden Maliye Bakanınca izin verilenler dışındaki ödenekler kullanılamaz. Kurum ve kuruluşlar aylık uygulama sonuçlarını her ay Maliye Bakanlığına bildirirler. Maliye Bakanlığı, yapılan yardımın amacı doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını aylık harcama programını göz önünde bulundurarak kontrol eder ve buna göre uygulamaya yön verir.

c) Bütçe Kanunlarına ekli (A) işaretli cetvellerdeki (06) sermaye giderleri tertiplerinde yer alan ödeneklerin % 2'si iptal edilmiştir.

Bu iptal ile ilgili bütçe işlemlerini gerçekleştirmeye ve bu işlemler sonucu doğacak Hazine yardımı fazlalarını iptal etmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN - Söz isteği?.. Yok.

8 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde, kabul edilmiştir.

9 uncu maddeyi okutuyorum:

Gelir ve giderlerin izlenmesi, analitik bütçe sınıflandırması ve performans esaslı bütçe uygulaması

MADDE 9. - a) Devletin tüm gelir ve giderleri ile borç ve malî imkânlarının tespiti, takibi ve denetiminin yapılabilmesi amacıyla; genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar ve fonlara tasarruf eden kuruluşlar, belediyeler, belediyelere bağlı kuruluşlar, il özel idareleri, bütçeden yardım alan kuruluşlar, kamu iktisadî teşebbüsleri ile diğer kamu kurum ve kuruluşları, gelir ve gider tahminlerini, malî tablolarını, birbirleriyle olan borç ve alacak durumlarını, personele ilişkin her türlü bilgi ve belgeleri Maliye Bakanlığınca belirlenecek esas ve süreler dahilinde vermekle yükümlüdürler.

Maliye Bakanı bu bent kapsamına giren kurum ve kuruluşlardan, her türlü malî işlemleri ile ilgili bilgi, belge ve hesap durumlarını almaya; bu belge ve hesap durumları ile borçlanma ve borç ödeme imkânları üzerinde inceleme yaptırmaya, programlarına uygun harcama yapmayan ya da bilgi, belge ve hesap durumlarını ibraz etmeyen idare, kurum ve kuruluşların bütçe ödenekleri ile ilgili gerekli önlemleri almaya, bu maksatla gerektiğinde ilgili kurum ve kuruluşlardan alınan önlemlerin uygulanmasını istemeye yetkilidir.

b) Döner sermayeler, bütçe içi ve dışı fonlar, belediyeler, il özel idareleri, sosyal güvenlik kurumları, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile kamu tüzel kişiliğini haiz kurul, üst kurul ve diğer kurum ve kuruluşların (kamu iktisadî teşebbüsleri hariç) uygulayacakları analitik bütçe sınıflandırması ile muhasebe sistemi ve standartlarının belirlenmesine, bu sistem ve standartların geliştirilmesine ve birlikte veya ayrı ayrı uygulatılmasına ilişkin her türlü çalışmayı yaptırmaya ve pilot uygulama yapacak kurum ve kuruluşları veya bunların birimlerini tespite Maliye Bakanı yetkilidir.

c) Performans esaslı bütçe uygulamasının gerçekleştirilebilmesi bakımından; kamu kurum ve kuruluşlarında pilot uygulamalar yapmaya, bu amaçla tahsis edilen ödeneklerin kullanımında yeni esas ve usuller tespit etmeye ve ilgili malî mevzuatın uygulanması konusunda düzenlemeler yapmaya Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, oylama sırasında karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.

BAŞKAN - Oylama sırasında karar yetersayısını arayacağım.

Şimdi, 9 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

HALUK KOÇ (Samsun) - Belli yetersizliği... Biraz ciddiyet olsun, katılım olsun; bütçe görüşülüyor...

BAŞKAN - Kabul etmeyenler...

Sayın Grup Başkanvekilleri,  bütçe görüşmelerini yapıyoruz...

Sayın milletvekilleri, karar yetersayımız yoktur.

Birleşime 10 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 16.22

 


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati : 16.35

BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER : Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir), Enver YILMAZ (Ordu) 

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35 inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Sayın milletvekilleri, 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarılarının müzakerelerine devam ediyoruz.

III. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

B) GELİR BÜTÇESİ (Devam)

1. - 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/688)  (S. Sayısı : 284) (Devam)

2. - 2002 Malî Yılı Genel Bütçeye Dahil Kuruluşların Kesinhesaplarına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile 2002 Malî Yılı Genel Bütçeli Daireler Kesinhesap Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/656, 3/370, 3/372, 3/373) (S. Sayısı : 286) (Devam)

3. - 2004 Malî Yılı Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/689) (S. Sayısı : 285) (Devam)

4. - 2002 Malî Yılı Katma Bütçeye Dahil Kuruluşların Kesinhesaplarına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile 2002 Malî Yılı Katma Bütçeli İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/657, 3/371) (S. Sayısı : 287) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

9 uncu maddenin oylamasında karar yetersayısı bulunamamıştı.

Şimdi 9 uncu maddeyi tekrar oyluyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yetersayısı vardır; madde kabul edilmiştir.

10 uncu maddeyi okutuyorum:

Kamu haznedarlığı

MADDE 10. - Genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler, il özel idareleri, sosyal güvenlik kurumları, bütçeden  yardım alan kuruluşlar, özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bu maddede sayılanların bağlı ortaklıkları, müessese ve işletmeleri ile birlikleri (kamu bankaları, özel kanunla kurulmuş kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları ile kefalet ve yardımlaşma sandıkları hariç) kendi bütçeleri veya tasarrufları altında bulunan bütün kaynaklarını T.C. Merkez Bankası veya muhabiri olan T.C. Ziraat Bankası nezdinde kendi adlarına açtıracakları Türk Lirası cinsinden hesaplarda toplarlar.

Bu kurumlar tahakkuk etmiş tüm ödemelerini bu hesaplardan yaparlar.

Kamu kaynaklarının bu madde hükmüne aykırı şekilde değerlendirilmesinden elde edilen nemalar genel bütçeye gelir kaydedilir.

İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının yetkilileri ile saymanlar, yukarıda bahsi geçen hükümlerin yerine getirilmesinden şahsen ve müteselsilen sorumludurlar.

Haznedarlıkla ilgili yukarıdaki fıkraların uygulanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemeye, kaynaklar, kurumlar ve bankalar itibarıyla istisnalar getirmeye, Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan ve Maliye Bakanının müşterek teklifi üzerine Başbakan yetkilidir.

Diğer kanunların bu maddeye aykırı hükümleri uygulanmaz.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

11 inci maddeyi okutuyorum:

Gerektiğinde kullanılabilecek ödenekler

MADDE 11. - a) Personel Giderlerini Karşılama Ödeneği:

Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin bütçelerine konulan  ödeneklerin  yetmeyeceği anlaşıldığı takdirde; ilgili mevzuatının gerektirdiği harcamalar için "Personel Giderleri" ile "Sosyal Güvenlik Kurumlarına Devlet Primi Giderleri" ile ilgili tertiplere, Maliye Bakanlığı bütçesinin 12.01.31.00-01.1.2.00-1-09.1 tertibinde yer alan ödenekten aktarma yapmaya,

b) Yatırımları Hızlandırma Ödeneği:

Maliye Bakanlığı bütçesinin 12.01.31.00-01.1.2.00-1-09.3 tertibinde yer alan ödenekten, 2004 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar hükümlerine uyularak, 2004 Yılı Yatırım Programının uygulama durumuna göre gerektiğinde öncelikli sektörlerde yer alan yatırımların hızlandırılması veya yılı içinde gelişen şartlara göre öncelikli sektör ve alt sektörlerde yer alan ve programa yeni alınması gereken projelere ödenek tahsisi veya ödeneklerinin artırılmasında kullanılmak üzere söz konusu projelere ilişkin mevcut veya yeniden açılacak tertiplere aktarma yapmaya,

c) Kur Farklarını Karşılama Ödeneği:

Yurt dışında kuruluşu olan genel bütçeye dahil dairelerin (01), (02), (03) ve (05) ekonomik sınıflandırma kodunda yer alan ve yurt dışındaki kuruluşlar için döviz olarak kullanılması gereken ödenekleriyle, genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin uluslararası kuruluşlara yapacakları ödemelere ilişkin ödeneklerin yabancı para karşılıklarını sabit tutmak ve 31.12.2003 tarihindeki kurlar ile transfer anındaki kurlar arasındaki farkı karşılamak amacıyla Maliye Bakanlığı bütçesinin 12.01.31.00-01.1.2.00-1-09.2 tertibinde yer alan ödenekten ilgili kuruluşların mevcut tertiplerine aktarma yapmaya,

d) Yedek Ödenek:

Maliye Bakanlığı bütçesinin 12.01.31.00-01.1.2.00-1-09.6 tertibinde yer alan  ödenekten, bütçelerin mevcut veya yeniden açılacak (01), (02), (03), (05) ve (08) ekonomik sınıflandırma kodunda yer alan (Hazine Müsteşarlığı bütçesinin (05) ve (08) ekonomik sınıflandırma kodunda yer alan tertipleri hariç) tertiplere, çok acil ve zorunlu hallerde Yüksek Planlama Kurulu kararı alınmak kaydıyla (06) ve (07) ekonomik sınıflandırma kodunda yer alan  tertiplere aktarma yapmaya,

(e) İlama Bağlı Borçları Karşılama Ödeneği:

Maliye Bakanlığı bütçesinin 12.01.31.00-01.1.2.65-1-09.9 tertibinde yer alan ödenekten, genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin ilama bağlı borçlarını karşılamak maksadıyla gerektiğinde kuruluş bütçelerinin mevcut veya yeni açılacak tertiplerine aktarma yapmaya,

f) Özellikli Giderleri Karşılama Ödeneği:

26.5.1927 tarihli ve 1050 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde belirtilen mahkeme harçları, belirli satış aidatı ile oranı kanunla saptanmış ödenti ve ikramiyeleri karşılamak maksadıyla (mahkeme harçlarında ödeme emri beklenmeksizin ödenmek ve derhal Maliye Bakanlığından gerekli ödenek talep edilmek kaydıyla) genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin mevcut veya yeniden açılacak tertiplerine Maliye Bakanlığı bütçesinin 12.01.31.00 -01.1.2.66-1-09.9 tertibinde yer alan ödenekten aktarma yapmaya,

g) Deprem Giderlerini Karşılama Ödeneği:

Maliye Bakanlığı bütçesinin 12.01.31.00-01.1.2.00-1-09.5 tertibinde yer alan bu ödeneği, yatırım nitelikli harcamalar yılı yatırım programı ile ilişkilendirilmek kaydıyla kuruluşların her türlü deprem harcamalarını karşılamak amacıyla ilgili kurum bütçelerinde mevcut veya yeniden açılacak tertiplerine aktarmaya,

h) Mülteci ve Göçmen Giderleri Ödeneği:

Maliye Bakanlığı bütçesinin 12.01.31.00-01.1.2.00-1-09.8 tertibinde yer alan bu ödeneği, mülteci ve göçmen giderlerini karşılamak amacıyla gerek görülecek hizmet ve kuruluşlara aktarmaya veya ödemeye,

ı) Belediyelere Yardım Ödeneği:

Maliye Bakanlığı bütçesinin 12.01.31.76-01.1.2.00-1-05.2 tertibinde yer alan bu ödeneği, belediyelere yardım olarak kullanmaya, Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk  Partisi Grubu adına Tekirdağ Milletvekili Sayın Enis Tütüncü; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika

CHP GRUBU ADINA ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ)- Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 11 inci madde "gerektiğinde kullanılabilecek ödenekler" başlığını taşıyor. 6 farklı konuda, gerektiğinde kullanmak amacıyla Sayın Maliye Bakanına yedek veya özel ödenekler kullanma yetkisi tanıyor.

Ben, bu 6 konudan, zamanın yetersizliği nedeniyle, yalnızca yatırımları hızlandırma ödeneği üzerinde, kısaca da olsa, durmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, AKP İktidarının ilk yılı, yatırımlar açısından tam anlamıyla bir düş kırıklığı yaratmıştır. Bu "düş kırıklığı yaratmıştır" sözünü insaflı bir şekilde kullandığımı dikkatlerinize sunmak istiyorum. Bakınız, 2003 yılı programında, IMF'nin onayından geçen, yani IMF'nin bile kabul ettiği 8 katrilyonluk yatırım ödeneğini AKP kullanamadı, hükümet kullanamadı. Bunun 1,5 katrilyon lirası iptal edildi, bizim tespitlerimize göre, kasım sonu itibariyle, kalan 6,5 katrilyondan 2,5 katrilyon Türk Lirası da henüz harcanmamış durumda. Bu nedenle, kasım sonu bütçe performansı iyi görünüyor. Bu 2,5 katrilyonluk yatırım ödeneğinin tamamen kullanılması, Cumhuriyet Halk Partisine göre son derece önemlidir; ummak istiyorum ki, Adalet ve Kalkınma Partisi açısından da son derece önemlidir. Hemen işaret etmeliyim ki, bu harcama, faizdışı fazla hedefini sıkıntıya sokacaktır; 2003 yılı için tutturduğunuzu ya da tutturulduğunu iddia ettiğiniz o faizdışı fazla hedefini sıkıntıya sokabilecektir. Böyle de olsa, bu 2,5 katrilyonluk yatırım ödeneğinin -ki, kasım sonu itibariyle ortaya çıkıyor- mutlaka kullanılmasının kaçınılmaz olduğuna inanıyoruz.

Bu arada, Sayın Bakandan, bir konuda, mümkünse bu kürsüden bir açıklama yapmasını talep ediyoruz. Yine, kasım sonu İtibariyle, diğer cari toplamında yer alan 3 katrilyon Türk Liralık bir harcanmamış ödenek bulunmaktaydı. Bunun yüzde 85'inin Millî Savunma Bakanlığına ait olduğunu ve son derece önemli bir harcama kalemi konumunda bulunduğunu biliyoruz. Bu harcama kalemi, bir sonraki yıla da devredilebilir nitelikteki bir harcama kalemidir.

Sayın Maliye Bakanımız, bu 3 katrilyon liranın aralık ayında ne kadarının harcanabileceğini ya da şu anda ne kadarının harcanmakta olduğunu tahmin ediyorsunuz? Eğer, harcama miktarı -aralık ayının tamamı itibariyle söylüyorum- 2 katrilyon lirayı aşarsa, bütçe performansı -ki, ekim ayı sonuna kadar iyi görülen o bütçe performansı- aralık ayında önemli ölçüde sıkıntıya girecektir, performans önemli ölçüde düşecektir. Tabiî ki, faizdışı fazla hedefi de bu noktadan darbe yiyecektir. Bu soruyu şunun için soruyorum; eğer, bu dediğimiz diğer cari toplamında yer alan 3 katrilyon liralık ödenek aralık ayında harcanıyorsa, bunun olumsuz etkileri, daha şimdiden 2004 yılı bütçesine yansıyacak demektir. Bu durum, yatırımları hızlandırma ödeneği bir yana, 2004 yılında esasen yetersiz düzeyde programlanan asıl yatırım hedefine de başlangıçta önemli oranda darbe vuracak demektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hazine Müsteşarlığı bütçesinde, 2003 yılındaki büyümenin, kıymeti harbiyesi fazla olmayan, büyük olmayan bir büyüme olduğunu ifade etmiştim. Evet, 2003 yılındaki büyüme, yüzde 5 civarında bekleniyor. Peki, Türkiye'de istihdam artıyor mu; Türkiye'de işsizlik azalıyor mu; ne gezer!.. İstihdamda artıştan vazgeçtik, çalışanların sayısında, son derece ciddî azalmalar meydana geliyor.

Enflasyonda düşüş sağlanıyor. Peki -yine, Hazine Müsteşarlığı bütçesinde dile getirdiğim- hane halkı bütçelerine yansıyor mu; evde kaynayan tencerenin maliyetini düşürüyor mu? Çiftçilerin kullanmış olduğu tarımsal girdilerin fiyatlarında düşüklük oluyor mu? Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; konuya bu açıdan bakmamız lazım.

Hazine Müsteşarlığı bütçesinde, 2002 yılı haziranı ile 2003 yılı haziranındaki çalışanların sayısını karşılaştırmış, bu dönemde, toplam çalışanların sayısında, yaklaşık 280 000 kişilik bir azalma olduğunu ifade etmiştim; yani, istihdam hacminde 280 000 kişilik bir daralmanın yaşanmakta olduğuna işaret etmiştim. Devlet Bakanımız Sayın Ali Babacan, kürsüye çıktılar, bizim elimizdeki verilerin eski olduğunu, bu nedenle, 2003 yılı eylül ayındaki sonuçlara göre istihdamın arttığını, işsizliğin azaldığını, bu kürsüden iddia ettiler. O zaman, soru faslında, gerçeği vurgulamaya çalışmıştık; ancak, yeterince anlaşılamadığını sanıyoruz. Aslında, 2003 yılı eylülünün rakamları, sonuçları elimizde vardı; ancak, biz, 2002 Haziranı ile 2003 Haziranını karşılaştırmayı uygun gördük; çünkü, 2003 yılı eylülünü ele alırsak, geçen yılın aynı dönemine göre, yani 2002 Eylül ayına göre, çalışanların sayısındaki azalmanın çok daha vahim olduğu ortaya çıkıyor; 422 000 kişi... 422 000 kişi... Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, işte, Devlet İstatistik Enstitüsünün hane halkı işgücü anketi: 422 000 kişi, bir önceki yıla göre, 2002 eylülüne göre, 2003 yılı eylülünde işgücü piyasasından çekilmiştir. Bunu anlamak ve kabul etmek kesinlikle mümkün değildir. Nasıl, burada, bu kürsüde "işsizlik azalıyor" diye bir devlet bakanımız iddia edebilir! Nitekim, İş Kurumuna başvuran işsiz sayılarında, önceki yıla göre, yine bizim tespitlerimiz çerçevesinde, yüzde 80'ler dolayında artışlar gözleniyor.

Değerli milletvekilleri, konuyu fazla uzatmak istemiyoruz; ama, dikkatinizi gerçekten ciddî bir şekilde bu istihdam boyutuna, istihdam konusuna çekmek istiyoruz. Türkiye'de her yıl 900 000 dolayında genç insan işgücü piyasasına giriyor. Türkiye, normal koşullarda, ekonominin normal süreçlerinde dahi, bunun ancak 200 000 - 250 000 kişisini istihdam ediyordu; geçen yıl ve bu yıl, 2003 yılında da 900 000 dolayında genç insan işgücü piyasasına girdi; ama, ne oldu, 400 000 dolayında, istihdamda azalma var, azalma! Ne kadar vahim bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Gelir dağılımı, dayanılması güç boyutlarda bozulmuştur. Tarım sektörü, 2003'te, bir önceki yıla göre yüzde 3 dolayında daralmıştır, küçülmüştür. Hububat üretiminde ciddî daralmalar vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Tütüncü, eksüre veriyorum; lütfen tamamlayın.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) - Endüstri bitkilerinde ciddî daralmalar vardır, yağlı tohumlar üretiminde ciddî daralmalar vardır. Çiftçi iyice perişan hale düşmüştür; zaten perişanlık içindeydi, iyice perişan hale düşmüştür 2003 yılında. İşçi, memur, küçük esnaf ve sanatkârlar, memur emeklileri, SSK emeklileri, Bağ-Kur emeklileri büyük bir yoksulluğun pençesinde inim inim inliyorlar değerli milletvekilleri. Türkiye yatırım yapmak zorundadır, onu vurgulamak istiyorum. Türkiye yatırım yapmak zorundadır. 2003'te, IMF'nin onayından geçen, IMF'nin bile onay verdiği yatırımları yapamadınız. Umut etmek istiyoruz ki, Türkiye, 2004'te, böyle acı, böyle acayip, böyle çarpık bir tabloyla karşılaşmasın.

Bu duygu ve düşüncelerle, hepinizi en iyi dileklerimle, sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tütüncü.

Şahısları adına söz isteği var.

Malatya Milletvekili Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin çok değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Size birkaç rakam okuyarak, belediyelere sadece objektif kriterlere göre yardım yapılıyor mu, takdirinize sunacağım.

Değerli arkadaşlarım, geçtiğimiz ekim ayında, 820 trilyon lira yardım gönderiliyor yaklaşık 40 küsur belediyeye. 16 000-17 000 nüfuslu bir ilçe merkezinin aldığı yardım 16 milyar lira, yirmide 1; çok küçük nüfuslu bir belediyenin aldığı yardım 35 milyar lira.

Değerli arkadaşlarım, bu örnekleri çoğaltabilirim. Belediyeler hepimizin belediyesi; belediye başkanının (A) partisinden, (B) partisinden, (C) partisinden olması fark etmez. Acaba, Maliye Bakanlığı, herkesin Maliye Bakanlığı değil mi?! Belediye başkanları (X) partiden oldu diye veya (Y) partiden oldu diye; acaba, bu yardım kıstasında bir ayrıcalık mı İktidar Partisinden belediye başkanı olmak?! Bunun son derece fazla örneğini verebilirim. Ekim ayında yapılan bir yardım -yaklaşık iki ay önce oldu- ve hep tesadüf, 2 000 nüfuslu yerin 25 milyar lira aldığı Maliye Bakanlığı yardımından, 25 000 nüfuslu bir ilçe 14 milyar lira yardım alıyor! Bunun kıstası nedir acaba?

Belediye başkanı, o yörenin belediye başkanıdır; belediye başkanı, orada yaşayan tüm insanların belediye başkanıdır. Belediye başkanı bir başka partiden diye oraya yardım etmemek, oradaki tüm insanları cezalandırmak demektir arkadaşlar. Eğer, bu bir ceza uygulaması ise veya başka bir uygulama ise... Geçtiğimiz dönem yapılan yardımlarda Maliye Bakanlığı adil olmadı, son derece sübjektif davrandı. Ben olsam, tıpkı İller Bankasında olduğu gibi, bunun objektif kriterini koyarım. Bu yardım; ama, ihtiyaca göre mi, neye göre? Acaba, orada yaşayan insanlar, bir başka partiden belediye başkanı seçti diye cezalandırılıyorlar mı?! Bu konuyu dikkatlerinize sunmak istiyorum; çünkü, çok örnek var arkadaşlar.

Yine, antrparantez söyleyeyim, sokak aydınlatmaları parasının belediyelerden tahsil edilmesi uygulaması Enerji Bakanlığımız tarafından geçtiğimiz temmuz ayında geri çekilmişti. Geçen hafta tüm belediyelere, 4 trilyon lira, 5 trilyon lira, 6 trilyon liralık faturalar gönderildi. Bu belediyeler, hakikaten son derece fakrüzaruret içerisinde. Belediyelerin görevi, mutlaka, orada yaşayan insanların huzurunu, mutluluğunu temin etmektir; orada yaşayan insanlara son derece çağdaş bir belediye hizmeti vermektir; ama, hangi imkânlarla?! Onun için, geçtiğimiz iktidarlar döneminde belediyeler arasında o kadar ayrıcalıklar yapıldı ki, afet olmayan yer afet bölgesi ilan edildi arkadaşlar. Meclis açıldığı gün ben bunu gündeme getirmiştim. Belediyeler arasında yapılan bu ayrıcalık, oradaki insanlar tarafından benimsenmiyor arkadaşlar. Belediyeler hepimizindir. Belediye başkanlarının (A) partisinden veya (B) partisinden olması önemli değildir. Bu yardımları orada yaşayan insanlarımıza yapıyoruz; lütfen insanlarımızı ayırmayın. Belediye başkanının şahsı hiç önemli değil; çünkü, alınan yardım hizmete gidiyor arkadaşlar.

Onun için, diliyorum ki, önümüzdeki yardımda, Maliye Bakanlığı, sadece İktidar Partisi belediyelerinin Bakanlığı olmaz, tüm belediyelerin Maliye Bakanlığı olur.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

11 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 11 inci madde kabul edilmiştir.

Şimdi, 12 nci maddeyi okutuyorum:

Yatırım harcamaları

MADDE 12. - a) Yıllık programlara ek yatırım cetvellerinde yer alan projeler dışında herhangi bir projeye harcama yapılamaz. Bu cetvellerde yer alan projeler ile ödeneği toplu olarak verilmiş projeler kapsamındaki yıllara sari işlere (finansmanı ikili işbirliği çerçevesinde dış proje kredisi  ile sağlanacak olan projelerden kurulu gücü 500 MW üzerinde olan baraj ve hidroelektrik santral projeleri hariç) 2004 yılında başlanabilmesi için, proje veya işin 2004 yılı yatırım ödeneği, proje maliyetinin % 10'undan az olamaz. Bu oranın altında kalan proje ve işler için gerektiğinde projeler "2004 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar" hükümlerine uyulmak ve öncelikle kurumların yatırım ödenekleri içinde kalmak suretiyle revize edilebilir.

Silahlı Kuvvetler bütçesinin programlarında (03) ekonomik sınıflandırma kodunda yer alan savunma sektörü, altyapı, inşa, iskân ve tesisleriyle, NATO altyapı yatırımlarının gerektirdiği inşa ve tesisler ve bunlara ilişkin kamulaştırmalar ile stratejik hedef planı içinde yer alan alım ve hizmetler Devlet Planlama Teşkilâtı Müsteşarlığının vizesine bağlı olmayıp, yıllık programlara ek yatırım çizelgelerinde yer almaz.

b) Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin yatırım programında ödenekleri toplu olarak verilmiş yıllık projelerinden makine-teçhizat, büyük onarım, idame-yenileme ve tamamlama projelerinin detay programları ile alt harcama kalemleri itibarıyla tadat edilen ve edilmeyen toplulaştırılmış projelerinin alt harcama kalemleriyle ilgili işlemlerde "2004 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar" hükümleri uygulanır.

c) Yıllık Yatırım Programına ek yatırım cetvellerinde yer alan projelerden ilgili Bakanın onayı ile il özel idarelerince valinin yetki ve sorumluluğunda gerçekleştirilmesi uygun görülenlerin bedelleri, münhasıran proje ile ilgili harcamalarda kullanılmak üzere hizmetin ait olduğu il özel idaresine ödenir. Mahalli hizmet niteliği taşıyan işler, bu bentte belirtilen esaslar çerçevesinde program ve proje safhasında da valilerin yetki ve sorumluluğuna devredilebilir.

Bu şekilde yürütülecek projelerin, etüt, keşif ve kontrollük hizmetleri ilgili bakanlık ve genel müdürlüğün il teşkilâtlarınca; ihale edilmek suretiyle yaptırılması ve bedellerinin ödenmesi il özel idarelerince valinin onayı ile gerçekleştirilir.

d) Yıllık programa ek yatırım cetvellerinde yıl içinde yapılması zorunlu değişiklikler için "2004 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar" da yer alan usullere uyulur.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Birgen Keleş; buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA BİRGEN KELEŞ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum ve Yüce Meclise saygılar sunuyorum.

2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının 12 nci maddesi yatırımlara ilişkindir ve bu maddede, yıllık programlara ek yatırım cetvellerinde yer alan projeler dışında, herhangi bir projeye harcama yapılmayacağı ifade edilmektedir.

Ayrıca, yeni başlanacak olan yatırımların da, 2004 yılı yatırım ödeneğinin, toplam proje maliyetinin yüzde 10'undan az olamayacağı ifade edilmektedir. 12 nci maddede, bunlar dışında da bazı kısıtlamalar vardır.

1980 sonrasında, ısrarla izlenen kamu kuruluşlarına yatırım yaptırmama politikası sonucunda, yatırımlar, yıllardır en fazla kesintiye uğrayan bütçe kalemleri olmuştur. O kadar ki, önce tarım, madencilik, sanayi sektöründe yatırım yapmaktan vazgeçen hükümetler, daha sonra enerji, altyapı, eğitim, sağlık gibi sektörlerde de benzer bir tutum izlemişlerdir.

Bütçe dengeleri kurulurken en kolaylıkla vazgeçilen ve kesintiye uğrayan bütçe kalemi, hep yatırımlar olmuştur. Gerek kamu kuruluşlarında yatırım yaptırmama politikası gerek bütçede yer alan yatırımlara mümkün olduğu kadar az ödenek ayrılması sonucunda, yatırım projeleri stoku hızla artmış ve pek çoğu da zamanla önemini yitirmiştir. Bu böyle olmakla birlikte, 2004 yılı bütçesi hazırlanırken yapılan yatırım ayıklama işlemini, akılcı, yararlı bir işlem olarak değerlendirmek mümkün değildir; çünkü, gerekli çalışma yapılmadan, usulen yapılan değerlendirmeler sonucunda yatırımlar listelerden çıkarılmıştır. Oysa, içerisinde bulunduğumuz koşullarda, yatırımların listelerden çıkarılması değil, yeni yeni projelerin yatırım listelerine katılması gereklidir.

Sayın milletvekilleri, Türk ekonomisinin çok büyüdüğü veyahut da büyümekte olduğu sık sık ifade edilmektedir; ancak, sabit fiyatlarla hazırladığımız verilere bakıldığında, ekonominin büyümediği, tam tersine, bir küçülme içerisinde olduğu görülmektedir. Bu da, son yıllarda, toplumda görülen yoksullaşmayla tutarlıdır. Yine görülmektedir ki, büyüme denilen, gerçek anlamda verimlilik artışından kaynaklanmamaktadır. Oysa, ekonominin verimlilik artışı, rekabet etme kapasitesini belirleyen en önemli unsurdur. Büyüdüğü iddia edilen bir ekonomide işsizliğin artması da, sık görülen bir olay değildir. 2003 yılı büyüme tahmini ve 2004 yılı için öngörülen büyüme, sabit fiyatlarla incelendiğinde görülmektedir ki, aslında, son beş yılda yaşanan krizler sonucunda, 1998 yılındaki üretim düzeyine, bugün, ancak ulaşılmıştır. Tabiî, bu arada, nüfus 6 000 000 arttığı için, bugün kişi başına düşen üretim veyahut da gelir, 1998 yılındakinden daha küçüktür.

Sayın milletvekilleri, Türkiye'nin içerisinde bulunduğu koşullarda, yatırımlar, sadece büyüme açısından değil, kapasite kullanma açısından da fevkalade önemlidir. Yıllardır yatırım yapılmaması sonucunda, kapasite kullanım oranları en üst düzeye yükselmiştir ve yeni kapasitelere olan ihtiyaç, bugün, her zamankinden daha fazladır.

Yatırımların yetersizliği ne zaman söz konusu olsa, hükümet üyeleri "kamuya yatırım yaptırmama ilkemiz var; biz, özel sektörün yatırım yapmasını istiyoruz" demektedirler.

Sayın milletvekilleri, bir defa, hiç kimsenin, ülke aleyhine sonuç veren, toplum aleyhine sonuç veren politikaları benimseme ve bunu yıllarca sürdürme hakkı yoktur.

İkincisi, 1980 sonrasında azalan sadece kamu yatırımları değildir, aynı zamanda özel yatırımlardır.

Üçüncüsü, yatırımlardaki azalma, sadece tarım, madencilik, imalat sanayii gibi sektörlerle sınırlı değildir. Sabit fiyatlarla toplam sabit sermaye yatırımları içerisinde, sektörlerin oranlarına baktığımızda, tarım sektörünün 1981'de yüzde 10,5'ten, 2004'te yüzde 4,1'e madencilik sektörünün 1981'de yüzde 4,7'den 2003'te yüzde 2,1'e, imalat sektörünün ise 1981'de yüzde 28,7'den 2004'te yüzde 23'e indiğini görmekteyiz.

Aynı sektörlerin toplam kamu kesimi sabit sermaye yatırımları içerisindeki oranları ise daha hızlı bir şekilde azalmıştır. 1981 ile 2004 arasında tarım, madencilik ve sanayi sektörlerinin toplam kamu sabit sermaye yatırımları içerisindeki oranları, tarımda yüzde 10,2'den yüzde 7,2'ye, madencilikte yüzde 9,7'den yüzde 2,1'e; imalat sanayiinde ise yüzde 21,9'dan yüzde 2,7'ye inmiştir.

Benzer bir durum, özel sektör yatırımları için de söz konusudur. 1981 ve 2004 yılları arasında tarım sektörünün toplam özel sabit sermaye yatırımları içindeki oranı yüzde 10,8'den yüzde 2,8'e inmiştir.

Konsolide bütçe yatırımlarının toplam bütçe harcamaları içindeki oranı 1976 yılında yüzde 22'den 2004 bütçe tasarısında yüzde 4,7'ye inmiştir. Tabiî, bu durum, üretken sektör oranlarındaki azalışı daha da dramatik bir hale getirmektedir.

Diğer ilginç bir nokta, her vesileyle suçlanan, kara delik olarak nitelendirilen, kamu iktisadî teşebbüslerine yapılan transferin toplam bütçe harcamaları içerisindeki oranının, 1976 yılında yüzde 9,1'den 2004'te binde 9'a inmesidir; ama, hâlâ, karadelik olarak nitelendirilmesidir. Faizlerin toplam harcama içindeki oranlarıysa 1976 yılında yüzde 2,6'dan 2004'te yüzde 41,1'e yükselmiştir.

İktidar, yatırımlara ideolojik olarak yaklaşmaktan en kısa sürede vazgeçmelidir. Yağmur duasına çıkmış insanlar gibi, özel sektör yatırım yapsın diye beklemek ve yabancılara, gelip yatırım yapmaları için olmayacak tavizler vermek, yabancılara verilen tavizleri hiçbir gelişmiş ülkede olmayan düzeylere çıkarmak; bu uğurda, Doğrudan Yabancı Yatırımlar Yasasında ve 4916 sayılı Yasada olduğu gibi, ülkenin birliğini, bütünlüğünü bozabilecek yasal değişiklikler yapmak çıkar yol değildir arkadaşlarım.

Dışsatımın ve rekabet gücünün artırılması, teknolojinin yenilenmesine ve üretim kapasitesinin artırılmasına bağlıdır; bu, yatırımlarla gerçekleştirilebilir. Yatırım olmayan dönemlerde, dışticaret artışındaki hızlı yükselişler de sakıncalı sonuçlar yaratabilir. Dünyanın hiçbir ülkesinde, ithalat artışı, Türkiye'de olduğu gibi, olağan karşılanmaz; çünkü, aramal ve yatırım malı ithalatının artması, sadece üretimdeki ve yatırımlardaki artıştan kaynaklanmamaktadır. AKP İktidarı bunun böyle olduğunu iddia ediyor "önemli değildir ithalat artışı, aramallar ve yatırım malları artıyor, üretim ve yatırımlar artıyor demektir" diyor.

Değerli arkadaşlarım, ciddî bir çalışma yapıldığında görülmektedir ki, Türkiye'de üretilen malların yabancı mallar tarafından ikame edilmesi de söz konusudur ve üretim malları ile yatırım malları ithalatındaki artışı, her zaman, üretimdeki ve yatırımdaki artışlarla açıklamak mümkün değildir. Yabancı ülkeler bu konuya çok önem vermekte ve o nedenle de, herhangi bir ürünün ithalatında hızlı bir artış olduğunda, derhal gerekli önlemleri almaktadırlar. Türkiye'de ise hükümet, yüzde 45, yüzde 55 gibi artışlara bile duyarsız kalmakta ve tek tek mal bazında inceleme yapmaya ve artışın nereden kaynaklandığını araştırmaya gerek görmemektedir. Zaman zaman, hükümetler, bizzat aldıkları kararlarla, yabancı araba ithalatında olduğu gibi, ithalatı kamçılamaktadırlar. Ekim ayında tüketim malı ithalatındaki artış oranı yüzde 58,3'tür, ocak-ekim dönemindeyse tüketim malları ithalatındaki artış oranı yüzde 45,1'dir; buna rağmen, iktidar, ithalat artışını mutlu bir olay gibi yansıtmaktadır.

Sayın milletvekilleri, yatırımlar dramatik boyutlara yükselmiş olan işsizliğin azalması için de yaşamsal önemdedir; çünkü, işsizliğin azaltılması için yeni tesislerin kurulmasına, yeni iş alanlarının açılmasına ihtiyaç vardır. Önemli olan, üretken yatırımların yapılması, Türkiye'nin ekonomik ve sosyal koşullarının iyileştirilmesi, çiftçilerin ve sanayicilerin yurt içinde ve yurt dışında yabancılarla rekabet etme gücünün geliştirilmesidir. Teknolojinin yenilenmesi, rekabet gücünün ve üretim kapasitesinin artırılması, dışticaret açığının azaltılması, içinde bulunduğumuz koşullarda, takdir edersiniz ki, büyük önem taşımaktadır. Hiçbir hükümetin böyle bir ihtiyaca karşı duyarsız kalma hakkı yoktur. İktidarı yıllardır devam eden yatırım yetersizliğinin yol açacağı sorunlara karşı uyarıyorum ve bir an önce harekete geçmesini ve toplam bütçe harcamaları içinde yüzde 4,7'ler düzeyine inen yatırım oranının yükseltilmesini talep ediyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Keleş.

12 nci maddeyle ilgili görüşmeler tamamlanmıştır.

12 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

13 üncü maddeyi okutuyorum:

Katma bütçeli idarelere Hazine yardımı

MADDE 13. - Katma bütçeli idarelerin bütçelerini denkleştirmek amacıyla Maliye Bakanlığı bütçesinin Hazine yardımı tertiplerine ödenek ve karşılığı ilgili katma bütçenin (B) işaretli cetveline gelir yazılan miktarlardan, bu amaca göre fazla olduğu tespit edilen kısımlar, yıl sonunda Hazine Müsteşarlığı ile mutabakat sağlanmak suretiyle ilgili idarelere ödenmeyerek Maliye Bakanınca iptal edilir.

Ayrıca, Vakıflar Genel Müdürlüğü dışındaki katma bütçeli idarelerin yıl sonuna göre Maliye Bakanlığınca tespit olunacak bütçe fazlaları genel bütçeye gelir yazılır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 13 üncü madde kabul edilmiştir.

14 üncü maddeyi okutuyorum:

Resmî taşıtlar, demirbaş eşya ve levazım

MADDE  14. - a) 1. Genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler ve döner sermayelerin yıl içinde her ne şekilde olursa olsun edinebilecekleri taşıtların cinsi, adedi, hangi hizmette kullanılacağı ve kaynağı (T) işaretli cetvelde gösterilmiştir. Ancak, çok acil ve zorunlu hallere münhasır olmak kaydıyla ilgili kurumun talebi ve Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararı alınmadıkça bu cetvelde yer alan taşıtlar hiçbir şekilde edinilemez.

Avrupa Birliği ile yürütülen malî işbirliği kapsamındaki projelerle ilgili olarak yıl içinde alınması gerekli görülen taşıtlar, Maliye Bakanlığı ile Devlet Planlama Teşkilâtı Müsteşarlığının uygun görüşü üzerine Bakanlar Kurulu Kararı ile edinilebilir.    

5.1.1961 tarihli ve 237 sayılı Kanuna ekli (1) sayılı cetvelde belirtilenlerin (Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı hariç) emir ve zatlarına verilenler, (2) sayılı cetvelin 1 ve 2 nci sırasında yer alanlar, güvenlik önlemli (zırhlı) araçlar ve koruma altına alınanlarla ilgili yönetmelik hükümlerine göre tahsis olunan araçlar dışında hibe dahil, her ne suretle olursa olsun yabancı menşeli binek ve station-wagon cinsi taşıt edinilemez.

Yerli muhteva oranı % 50'nin altında olan taşıtlar yabancı menşeli sayılır.

2. 5.1.1961 tarihli ve 237 sayılı Kanun kapsamında bulunan kurumlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, binek veya station-wagon cinsi taşıt ihtiyaçlarını yabancı menşeli taşıt kullanılmamak kaydıyla, hizmet alımı suretiyle de karşılayabilirler. Ancak, bu kurumların mülkiyetlerinde bulunduracakları ile hizmet alımı yoluyla temin edecekleri binek veya station-wagon cinsi taşıtların toplamı, 31.12.2003 tarihi itibarıyla mülkiyetlerinde bulundurdukları ile hizmet alımı yoluyla kullandıkları binek veya station-wagon cinsi taşıtların toplam sayısını hiçbir surette aşamaz.

Kurumlar, 5.1.1961 tarihli ve 237 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca ekonomik ömrünü doldurmuş olduğu veya bakım-onarım ve işletme giderleri ile diğer maliyet unsurları dikkate alınarak hesaplanacak toplam yıllık maliyetinin,  hizmet alımı suretiyle temin edilecek taşıtların yıllık hizmet alım maliyetinden yüksek olacağı tespit edilen binek ve station-wagon cinsi taşıtlarını yetkili tasfiye birimleri aracılığıyla tasfiye edebilirler.

3. Vakıf, dernek, sandık, banka, birlik, firma, şahıs ve benzeri kuruluş veya kişilere ait olup (2) numaralı alt bent kapsamındaki kamu kurumlarınca kullanılan taşıtların giderleri için, kurum bütçelerinden hiçbir şekilde ödeme yapılamaz.

4. Kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşlarına ait taşıt sayısını azaltmak ve taşıt bakım-onarımı ile akaryakıt giderlerinde israfa yol açmamak amacıyla gerekli düzenlemeleri yapmaya, önlemleri almaya, sınırlamalar getirmeye Maliye Bakanının teklifi üzerine Başbakan, kamu görevlilerinden kimlerin resmi taşıtlar yerine ticari taşıtlardan yararlanacağına ve ticari taşıtlardan yararlanacaklara yapılacak ödemeler ile bunlara ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanı yetkilidir.

5. Emniyet Genel Müdürlüğüne kurum, kuruluş, dernek ve vakıflarca hibe edilecek taşıtlar, (T) işaretli cetvelde gösterilmesine gerek bulunmaksızın Bakanlar Kurulu  Kararı ile edinilebilir.

4645 sayılı Emniyet Genel Müdürlüğüne Ait Araç, Gereç, Mal ve Malzemelerin Satış, Hibe, HEK ve Hurda Durum ve İşlemleri ile Hizmet Satışına Dair Kanun hükümleri çerçevesinde Emniyet Genel Müdürlüğüne ait taşıtlar, (T) işaretli cetvelde gösterilmesine gerek bulunmaksızın, cinsi ve adedi İçişleri Bakanının talebi ve Maliye Bakanlığının teklifi üzerine alınacak Bakanlar  Kurulu Kararında belirlenmek kaydıyla, 4734 sayılı Kanuna tâbi olmaksızın mübadele yoluyla yenileri ile değiştirilebilir. Aradaki fiyat farkı, 4645 sayılı Kanuna göre satışı yapılan taşıtlardan elde edilen gelirlerden özel tertibe kaydedilen ödenek ile Türk Polis Teşkilâtını Güçlendirme Vakfı gelirlerinden karşılanır.

b) 1. Kamu kurum ve kuruluşlarının makam ve servisler itibarıyla demirbaş kullanım süreleri ve standartları, Türk Standartları Enstitüsü Başkanlığınca belirlenen standartlar da dikkate alınarak, Devlet Malzeme Ofisi Genel Müdürlüğü Ana Statüsüne göre oluşturulan Bakanlıklararası Standardizasyon Komitesi tarafından belirlenir.

2. Genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler, il özel idareleri, sosyal güvenlik kurumları, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadî teşebbüsleri, bağlı ortaklıkları ile müessese ve işletmelerindeki ihtiyaç fazlası eşya ve levazımın tespiti ile bunların kuruluşlar arasında bedelsiz olarak devredilmesine veya tasfiye edilmesine ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca düzenlenir. 3.7.2003 tarihli ve 4916 sayılı Kanunun 37 nci maddesi hükmü saklıdır. Diğer kanunların bu alt bende aykırı hükümleri uygulanmaz.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

14 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 14 üncü madde kabul edilmiştir.

15 inci maddeyi okutuyorum:

Hastane ve tedavi ücretleri

MADDE 15. - a) Devlet memurları, diğer kamu görevlileri ve bunların emekli, dul ve yetimlerinin (bakmakla yükümlü oldukları aile fertleri dahil) tedavi kurum ve kuruluşlarında yapılan tedavilerine (diş tedavileri dahil) ilişkin ücretlerle sağlık kurumlarınca verilen raporlar üzerine kullanılması gerekli görülen ortez, protez ve diğer iyileştirme araç bedellerinin, Sağlık Bakanlığının görüşü üzerine Maliye Bakanlığınca tespit edilecek miktarlara kadar olan kısmı kurumlarınca ödenir. Ancak T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü sağlık kurum ve kuruluşları ile Maliye Bakanlığınca tespit edilen birim fiyatlarının altında bir fiyatla anlaşma yapabilir.

b) 14.7.1965 tarihli ve 657 sayılı Kanunun 209 uncu, 4.1.1961 tarihli ve 211 sayılı Kanunun  66 ncı  ve  8.6.1949 tarihli ve 5434  sayılı  Kanunun geçici 139 uncu maddelerinde belirtilen ilaç katılım payları karşılığında ilgililerin maaş veya aylıklarından kesinti yaptırmaya (yatan hastalar hariç), ayakta tedavilerde ilaç kullanımında farmasötik eşdeğer ilaçların en ucuzunun % 30 fazlasına kadar olanlarının bedellerinin veya terapötik eşdeğer ilaç gruplarından, fiyatların aritmetik ortalamasının alınması suretiyle referans fiyatlar üzerinden ilaç bedellerinin ödenmesine ve bu hususlara ilişkin usul ve esasları tespit etmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

c) Tedavi kurum veya kuruluşlarına yapılacak ödemelerin tetkiki amacıyla saymanlara yardımcı olmak üzere Maliye Bakanlığınca belirlenecek saymanlıklarda Sağlık Bakanlığının merkez ve taşra teşkilatında tabip ve eczacı kadrolarında çalışan personel, bu personelin bulunmadığı durumlarda diğer kamu kurum ve kuruluşlarında bu unvanlarda çalışan personel, asli görevlerinin yanında talep üzerine Sağlık Bakanlığının ya da ilgili kurum veya kuruluşun izni ile Maliye Bakanlığınca görevlendirilebilirler.

Söz konusu tetkikin yapılacağı saymanlıklar, görevlendirilecek personelin sayıları ve ücretleri ile bunların çalışma usul ve esasları Maliye Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığınca müştereken belirlenir.

d) 25.6.2001 tarihli ve 4688 sayılı Kanunun 18 inci maddesine göre kurumlarından aylıksız izinli sayılan sendika, konfederasyon ve şube yönetim kurulu üyeleri ile bunların bakmakla yükümlü oldukları aile fertlerinin sağlık giderlerinin kurumlarınca karşılanmasına devam olunur.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

15 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

16 ncı maddeyi okutuyorum:

Vakıf ve derneklerin denetimi

MADDE 16. - Kamu kurum ve kuruluşlarına üstlendikleri görevleri yerine getirmede katkı sağlayan vakıf ve dernekler, mevcut mevzuatları çerçevesinde tâbi oldukları denetimin yanı sıra hizmet niteliği itibarıyla ilgili kurum ve kuruluşlar ile gerekli görülmesi halinde ayrıca Maliye Bakanlığınca da denetlenir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

16 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

17 nci maddeyi okutuyorum:

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Bütçe Uygulamasına İlişkin Hükümler

Aktarma

MADDE 17. - a) Maliye Bakanı;

1. Aynı kuruluş bütçesi içinde "Personel giderleri" ile "Sosyal güvenlik kurumlarına Devlet primi giderleri" tertipleri arasında fonksiyonel ve ekonomik sınıflandırma ayırımına bakılmaksızın aktarma yapmaya,

2. Kuruluş bütçelerinin "Personel giderleri" ile "Sosyal güvenlik kurumlarına Devlet primi giderleri" tertiplerinde yer alan ödenekler ile Maliye Bakanlığı bütçesinin "Personel Yedek Ödeneği" tertibinde yer alan ödeneklerden gerekli görülen tutarları Maliye Bakanlığı bütçesinin "Yedek Ödenek" tertibine aktarmaya,

3. Hizmeti yaptıracak olan kuruluşun isteği üzerine bütçesinden, yıl içinde hizmeti yürütecek olan daire veya idarenin bütçesine, gerektiğinde Hazine yardımı ile ilişkilendirilmek suretiyle fonksiyonel sınıflandırma ayırımına bakılmaksızın ödenek aktarmaya ve bu konuda gerekli işlemleri yapmaya,

4. Millî Savunma Bakanlığı ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı arasında cari yıl içinde yapılan hizmetlerin bedellerini karşılamak amacıyla varılacak mutabakat üzerine, ilgili bütçeler arasında karşılıklı aktarma yapmaya,

5. Dördüncü alt bentte belirtilen bütçelerde yer alan Silahlı Kuvvetlerin tek merkezden yönetilmesi gereken ikmal ve tedarik hizmetleri ile bir fonksiyona ait bir hizmetin diğer bir fonksiyon tarafından yürütülmesi halinde ödeneği, fonksiyonlar arasında karşılıklı olarak aktarmaya,

6. "2004 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar"a uygun olarak yıllık programda yapılacak değişiklikler gereği, değişiklik konusu projelere ait ödeneklerle ilgili her türlü aktarmayı yapmaya,

7. Mevcut üniversitelerden yeni açılacak üniversitelere intikal eden enstitü, fakülte ve yüksek okulların bütçelerinde yer alan ödenekleri, bu enstitü, fakülte ve yüksek okulların bağlandığı üniversite bütçelerine aktarmaya,

8. Kamu kurum ve kuruluşlarının yeniden teşkilâtlanması sonucu, bütçe kanunlarının uygulanması ve kesin hesapların hazırlanması ile ilgili olarak gerekli görülen her türlü bütçe ve muhasebe işlemleri ile gerekli düzenlemeleri yapmaya,

9. Hazine Müsteşarlığı Kamu İktisadî Teşebbüsleri Genel Müdürlüğüne ait "Cari Transferler" ve "Borç Verme" tertiplerine ilişkin olarak fonksiyonel sınıflandırma ayırımına bakılmaksızın her türlü aktarmayı yapmaya,

10. Aynı kuruluş bütçesi içinde "Mal ve Hizmet Alımları" tertipleri arasında fonksiyonel sınıflandırma ayırımına bakılmaksızın aktarma yapmaya,

Yetkilidir.

Yıl içinde diğer bir daireye veya idareye aktarılan ödeneklerle ilgili hizmetin yürütülmesinden bütçesine aktarma yapılan daire veya idare sorumludur.

b) Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin "Gayrimenkul Alımları ve Kamulaştırması" ile ilgili tertiplerine (kamulaştırmadan doğan tezyidi bedel ödemeleri için yapılan aktarmalar hariç) aktarma yapılamaz. Ancak, zorunlu  hallere  münhasır olmak üzere, kuruluşların bütçelerinde tefrik edilmiş olan toplam "Gayrimenkul Alımları ve Kamulaştırması" ödeneklerinin % 10'una kadar olan ödenek eksiklikleri Maliye Bakanlığı bütçesinin "Yatırımları Hızlandırma Ödeneği" veya "Yedek Ödenek" tertibinden karşılanabilir.

c) Maliye Bakanlığının 12.01.31.00-01.1.2.00-1-09.6 tertibindeki yedek ödenekten yapılacak aktarmalarda aktarılan tutar, ekleme yapılan tertibin (gizli hizmet giderleri, taşıtların malî sorumluluk sigortası ile ilama bağlı borçlarla ilgili tertiplere yapılacak aktarmalar hariç) başlangıç ödeneğinin % 10'unu geçemez.

d) (c) bendinde belirtilen oranı zorunlu hallerde bir katına kadar artırmaya Maliye Bakanı yetkilidir.

e) Bütçenin (B) işaretli cetvelinde GSM Hazine payları için öngörülen gelir tahminini aşan kısım, bir yandan genel bütçeye özel gelir, diğer yandan Maliye Bakanlığı bütçesinde yeni açılacak tertibe özel ödenek kaydedilir. Bu ödenekten, Maliye Bakanlığı Bütçesinin 12.01.31.00-01.1.2.00-1-09.3 tertibine 100 trilyon lirayı, Hazine Müsteşarlığı  bütçesinin 07.82.31.00 -04.2.1.06-1-05.1 tertibine 100 trilyon lirayı, 2004 Yılı Yatırım Programı ile ilişkilendirilmek suretiyle DSİ Genel Müdürlüğü enerji sektörü kapsamında yer alan Borçka Barajı ve HES projesine 75 trilyon lirayı, Muratlı Barajı ve HES projesine 53 trilyon lirayı, Deriner Barajı ve HES projesine 170 trilyon lirayı, Ermenek Barajı ve HES projesine 54 trilyon lirayı ve içmesuyu sektörü kapsamında yer alan Büyük İstanbul İçmesuyu Projesi II. Merhale (Büyük Melen) projesine 98 trilyon lirayı geçmemek üzere toplam 450 trilyon liraya kadar DSİ Genel Müdürlüğü bütçesinin ilgili tertiplerine aktarmaya Maliye Bakanı yetkilidir. Bu bendin uygulanmasında bu maddenin (c) bendi ile 11 inci maddenin (d) bendindeki sınırlamalar dikkate alınmaz.

f) Hazine Müsteşarlığı bütçesinin 07.82.31.00-04.2.1.02-1-05.4 tertibinde yer alan ödeneğin 30 trilyon lirası ile 07.82.31.00-04.2.1.01-1-05.4 tertibinde yer alan ödeneğin 20 trilyon lirasını aynı bütçenin 07.82.31.00-04.2.1.06-1-05.1 tertibine aktarmaya Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

17 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

18 inci maddeyi okutuyorum:

Geçen yıllar borçları

MADDE 18. - Yılın sonuna kadar ödenemediği gibi emanet hesabına da alınamayan ve 26.5.1927 tarihli ve 1050 sayılı Kanunun 93 üncü maddesine göre zamanaşımına uğramamış bulunan geçen yıllar borçlarına ait ödemeler, borç konusu hizmetlerin yürütüldüğü ilgili tertiplerden yapılır.

BAŞKAN - 18 inci madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, söz isteği var.

İzmir Milletvekili Sayın Enver Öktem; buyurun.

Süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA ENVER ÖKTEM (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; maddeleriyle bütçenin bir bütün olduğu gerçeğinden hareketle, özüyle ilgili bir konuşma yapmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, hükümet ve bazı medya temsilcileri, IMF uzmanları, son bir iki yıldır ülke ekonomisinin iyiye gittiği, enflasyonun düştüğü, ekonomik büyümenin sağlandığı gibi bir yanıltıcı hava estirmeye çalışmaktadırlar. En önemli kanıtları da, enflasyon rakamlarının düşüyor olmasıdır. Ülkemiz gibi, yoksulluğun giderek arttığı, reel gelirlerin sürekli olarak gerilediği, işsizliğin ve üretimsizliğin müzminleştiği bir ülkede enflasyonun düşüyor olması ne anlam ifade etmektedir?! Enflasyon rakamlarının düşmesi neyi değiştirmiştir?! Vatandaşın enflasyonu yükselmeye devam etmektedir.

Şu gerçeği bir kez daha net olarak ifade etmek gerekir ki, böyle çarpık ekonomik koşullarda düşen enflasyon refahın değil, yoksulluğun göstergesidir. Ülkemizde ne üretimde artış vardır ne istihdamda artış vardır ne de toplam gelirde bir artış vardır. Tabiî ki, tüketimde de bir artışın olması mümkün değildir. Nüfusunun yarısından çoğunun tüketim imkânlarının kısıtlandığı bir ülkede, elbette, enflasyonun da düşüyor gibi görünmesi gayet normaldir. Devlet İstatistik Enstitüsü araştırmalarına göre, Türkiye'de, 2002 yılında 80 milyar dolarlık tüketim harcaması yapılmıştır. Türkiye'nin 200 küsur milyar dolarlık bir hâsılası varken, tüketime gitmeyen gelirler nereye gitmiştir? Yatırıma mı; hayır, tabiî ki, borca ve faize.

Son yirmi yıldaki borç yükümüzün ederi 1 trilyon dolardır. 1992'de 100 birimlik millî gelirden faizciye düşen pay 2,8 idi, şimdi, bu oran 30'lara dayanmıştır. Ciddî bir üretim artışının olmadığı ülkemizde bu ne anlama gelmektedir; vatandaşın, dar gelirlinin, ücretlinin ve üreticinin reel geliri, satın alma gücü faizci ve rantiyecinin lehine sürekli olarak daraltılmaktadır; vatandaşın tüketim olanakları kısıtlanmaktadır. Bütçe, bu tüketim olanaklarını daha da kısıtlayıcı bir özellik taşımaktadır. Zaten, kısıtlı olan bütçeden borç, faiz ödemelerine ayrılan pay yüzde 40'lara ulaşırken, yatırımlara yüzde 4,7; sosyal güvenliğe yüzde 9,9 pay ayrılmıştır.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde tüketim harcamalarındaki dengesizlik de ayrı bir sosyal çarpıklığı göstermektedir. Ülkemizde 15 000 000'a yakın insanın günlük 1 dolar gelirle yaşadığını söylemiştik. Aslında, nüfusun yüzde 5'lik kısmı dışında normal bir yaşam süren yoktur. Bu çarpıklık devletin yapmış olduğu araştırmada bile ortaya çıkmıştır. Çarpıklığın örnekleri çok. Türkiye'de ailelerin eğitim için harcamaları 1,6 katrilyon liradır. Bunun yüzde 73'ünü nüfusun en zengin olarak nitelendirilen yüzde 20'lik kısmı harcıyor. Yine, ülkemizdeki eğlence ve kültür harcamalarının toplam ederi 2 katrilyon 978 trilyon liradır. Bunun 2 katrilyon 233 trilyonluk kısmını da, bu yüzde 20'lik en zengin kesim tüketiyor.

Aslında, bu en zengin yüzde 20'lik kesim de yanlış ifade edilmiştir. Zira, Devlet İstatistik Enstitüsü araştırmalarında 900 000 000 lira aylık geliri olanlar da en zengin kategorisine yerleştirilerek gelir dağılımı araştırması yapılmıştır. Halbuki, yoksulluk sınırının bile 1 500 000 000'a dayandığı ülkemizde, bu ölçümün hiçde sağlıklı olmadığı açıktır. Demek ki, bu en zengin kesim de, en fazla yüzde 5'tir. Yani, ülkemizde, sadece bu yüzde 5'lik kaymak kesim harcayabiliyor, eğitilebiliyor, eğlenebiliyor; kısacası, tüketebiliyor. Tüketim harcamalarının yüzde 45'ini en zengin yüzde 20 yapıyor, bunun da çoğunu en zengin yüzde 5'in yaptığı açıktır. Demek ki, zenginler bile fakirleştirilmiştir, yoksullar ise âdeta ölüme terk edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, şimdi sormak lazım. İşsizliğin azalmadığını biliyoruz. Reel ücretlerin düştüğünü biliyoruz. Tarımsal üretimin kapasitesinin düşürüldüğünü biliyoruz. Yoksulluğun arttığını, nüfusun yüzde 95'inin tüketim olanaklarının kısıtlandığını biliyoruz. Ülkenin tam bir borç-faiz sarmalı altında olduğunu da biliyoruz. Böyle bir tabloda, hangi ekonomik iyileşmeden bahsedebiliriz? Enflasyonun düşmesi ne anlam taşır; enflasyonun düşmesi, ekonomik iyileşmenin değil, yoksulluğun göstergesi değil midir?

Ekonomik büyüme yaşandığı söyleniyor. Bu nasıl büyümedir ki, işsizlik hâlâ devam ediyor, vatandaşın gelirleri artmıyor. TÜSİAD bile "büyüyoruz; ama, işsizlik azalmıyor" diye açıklama yapmak zorunda kalmıştır. Sormak lazım; kimler büyüyor, kimler büyütülüyor?

Ülkemizde 5 000 000'u aşkın asgarî ücretli var. Şimdilerde, asgarî ücret tespit edilmeye çalışılıyor. Başbakanın vicdanı biraz sızlamış olacak ki, açlık sınırın 500 000 000 lira olduğu bir ülkede, 226 000 000 lirayla yaşama mücadelesi veren milyonlarca insana, yerel seçimler öncesinde, ilk defa göz kırpıyor ve asgarî ücretin insanî bir değere yükseltilmesini öneriyor; nereye; net 350 000 000 - 400 000 000 liraya. Yani, Başbakan, asgarî ücretliye, aç olarak yaşasınlar; ama, ölmesinler demek istiyor. Bu kadar vicdanlı bir Başbakanımız var!

Asgarî ücretle çalışan bir kişi, 1 kilogram kıyma alabilmek için 8 saat 43 dakika çalışıyor; bir kilogram peynir için 6 saat 13 dakika çalışıyor. Sayın Başbakanın da çok çalıştığını biliyoruz. Eğer halkın sorunlarını biraz olsun anlamak istiyorsa, bir ay asgarî ücretli gibi yaşamasını ayrıca öneriyorum, çalışmanın, alınterinin karşılığının ne demek olduğunu, açlığın, yoksulluğun ne demek olduğunu anlasın; hiç olmazsa, ibadet için bunu yapsın, büyük sevaba girer.

Değerli milletvekilleri, ülkemizdeki yoksulluk gerçeğinin boyutları, artık, Dünya Bankası, IMF, uluslararası finans kuruluşlarından ülkemizdeki işveren ve iktidar çevrelerine kadar, şimdiye değin, bu konuya soğuk bakan kesimleri bile tedirgin eder hale gelmiştir. Herkesin bildiği gibi, Dünya Bankası, ülkemize, yoksullukla mücadele kredileri vermektedir. Siyasî iktidar ise, yoksullara yardım projeleri başlatmak zorunda kalmıştır; ama, hiçbir kesim, bu yoksulluğa neden olan sistemi sorgulamayı aklına getirmemektedir. Bu yoksullaşmaya hangi uygulamaların neden olduğunu, hangi siyasî, ekonomik sistemin böyle bir çarpıklığı doğurduğunu sorgulamamaktadır.

Ülkemizde yoksulluk kavramı, medyanın da yönlendirmesiyle, yanlış bir algılama biçimine dönüştürülmüştür. Yoksulluk olgusu, deprem, sel felaketi, erozyon vesaire gibi, sanki doğal ve kaçınılmaz bir gerçekmiş gibi algılanmaktadır. Aslında, ülkemizdeki son deprem felaketinden sonra doğal sanılan olayların bile, nasıl bir beşerî gerçekliğe dayandığını, insan ve sistem sorununun dışında algılanamayacağını net bir şekilde gördükten sonra, tam anlamıyla bir beşerî, iktisadî sistem çarpıklığından kaynaklanan yoksulluğun, sanki, ilahî takdir, kader vesaire gibi algılanması, yoksulluğu sürekli hale getirme düşüncesinden başka bir anlam ifade etmemektedir.

Şu bilinmelidir ki, yoksulluk ve gelir dağılımı adaletsizliği, bir ideolojik sistem ve ideolojik tercih sonucunu ortaya çıkarmıştır. Temelinde baskı, sömürü ve hegemonya vardır. Bu temel gerçeği dikkate almadan yapılacak bütün yoksullukla mücadele stratejileri, ya antibiyotik etkisi yapar, ağrıyı geçici olarak dindirir ya da şimdiki hükümetin yaptığı gibi, yoksullara yardımı, sadaka verme şeklinde algılayarak sadece vicdanlarını tatmin eder.

Halbuki yoksullara yapılacak tek yardım, yoksulluğu ortadan kaldırmaktır. Bu da, ekonomik bir sistem sorunudur. Üretim ve bölüşüm ilişkilerinin yeniden tanımlanması ve sistematize edilmesini gerekli kılmaktadır. Önce yoksulluğun nedenlerini tespit etmek ve bunu yaparken de sadece ulusal ölçekte kalmamak, küresel nedenlerini de düşünmek gerekmektedir. Artık şu bir gerçektir ki, ülkemizin de entegre olmaya çalıştığı küresel kapitalist sistem, sürekli yoksulluk üretmektedir. Dünyadaki ve ülkemizdeki büyük ekonomik krizlerin, IMF'yle stand-by anlaşması yapıldığı dönemlere denk gelmesi tesadüf değildir. Çözüm, kendi özkaynaklarımıza dayalı, üretimi ve tüketici gelirlerini artırıcı, istihdam yaratıcı, kalkınmacı ve ulusal iktisat modelinin hayata geçirilmesinde yatmaktadır. Buna rağmen hükümet, yoksulluğa neden olan ekonomik modeli değiştirmek şöyle dursun, en radikal bir biçimde devam ettirmeye çalışmaktadır. Yoksullukla mücadeleyi de, yoksullara yardım şeklinde gevşek tutmakta ve olaya, iktisadî planlamayla, sosyal bilinçle değil, acıma duygusuyla yaklaşarak, sorunun asıl kaynağını görmezden gelmektedir. Yoksullara yardım hükümetin değil, gönüllü kuruluşların görevidir. Hükümetin görevi yoksulluğu doğuran ekonomik nedenleri sorgulamak ve değiştirmektir. Bunun dışındaki bütün tedbirler, sadaka vermekten öteye bir anlam taşımaz ve sadece vicdanları rahatlatır.

Değerli milletvekilleri, şu bilinmelidir ki, ekonominin iyileşmesi tüketicinin alım gücünün iyileşmesiyle mümkündür. Üretim ve istihdam satın alma gücünü artırır, satın alma gücü arttıkça da üretim ve istihdam artar. Demek ki, çözüm, faizci, rantiyeci, spekülatif ekonomik modelden üretim ekonomisine geçmekle mümkündür. Enflasyon, ancak böyle bir ekonomik yapıda düşürse anlam kazanır. Yoksulluk, kader değildir; doğal felaket de değildir. Yoksulluk, insan ürünüdür, sistem ürünüdür; çözüm de, rantiyecilere, faizcilere, sömürücü sermayeye, IMF'ye değil, insana, insanımıza odaklanarak mümkündür.

Bu bütçe, işçiyi, köylüyü, memuru, üreticiyi dışlamaktadır; bu bütçe, yaşayan insanı dışlamaktadır. Bu bütçe, sadece ve sadece IMF'nin borç senedidir, küresel sermayenin tahsil cetvelidir ve AKP'nin vaat ekonomisinin günah defteridir. Sebep olanları, önce, halka, sonra Allah'a havale ediyorum.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Öktem.

18 inci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 18 inci madde kabul edilmiştir.

19 uncu maddeyi okutuyorum:

Ödenek devir ve iptal işlemleri

MADDE 19. - a) Yılı bütçe kanunları ile diğer kanun hükümleri uyarınca özel gelir veya devren özel gelir kaydedilen miktarları gerektiğinde iptal etmeye ve bütçe geliri olarak kaydetmeye, özel ödenek veya devren özel ödenek kaydedilen miktarları gerektiğinde iptal etmeye ve buna ilişkin her türlü işlemleri yapmaya,

b) 16.8.1997 tarihli ve 4306 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesi uyarınca tahsil edilen miktarları bu amaçla Millî Eğitim Bakanlığı bütçesine konulan ödeneklerden kullandırmak üzere bütçenin (B) işaretli cetveline gelir kaydetmeye, ödeneğini aşan gelir tahsilatı karşılığında ilgili tertibe ödenek eklemeye, yılı içinde harcanmayan ödenekleri ertesi yıl bütçesine devren gelir ve ödenek kaydetmeye, bu hükümler çerçevesinde yapılacak işlemlere ilişkin usul ve esasları belirlemeye,

c) Türk Silahlı Kuvvetleri Stratejik Hedef Plânının yıllık programlarının gerektirdiği ödeneklerden yılı içinde harcanmayan ödenekleri, hizmetin devamlılığını sağlamak maksadıyla, ödeneklerinin %30'unu aşmamak üzere ertesi yıl bütçesine devren ödenek kaydetmeye,

d) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2003 yılı bütçesinin  111-10-1-001 ve 111 -10-1-002 tertiplerinde yer alan diğer cari nitelikli ödeneklerden harcanmayan tutarları, 2004 yılı bütçesinin 21.01.36.00 ve 21.01.36.64 kurumsal kod altında bulunan (03) ekonomik koda ilişkin tertiplerine kısmen veya tamamen devren ödenek kaydetmeye, bu tertiplerde yer alan ödeneklerden harcanmayan kısımları ertesi yıl bütçesinin aynı tertiplerine kısmen veya tamamen devren ödenek kaydetmeye,

e) 2004 yılında yargı ve noter harçlarından İşyurtları Kurumu hesabına aktarılması gereken gelir paylarının yarısını, Adalet Bakanlığının taşıtlarının bakım ve onarım giderleri ile akaryakıt giderlerinde, kovuşturma giderlerinde, yargılamaya ilişkin posta giderlerinde, adliyelere ilişkin temizlik hizmeti alımı giderlerinde, kırtasiye ve büro malzemesi alımı giderlerinde, hükümlü ve tutukluların yiyecek giderlerinde, cezaevi revirlerindeki tedavi giderleri ile sağlık malzemesi ve ilaç giderlerinde, cezaevlerine ilişkin elektrik, su, yakacak, yolluk ve gayrimenkul mal bakım ve onarım giderlerinde kullanılmak üzere, genel bütçenin (B) işaretli cetveline özel gelir ve Adalet Bakanlığı bütçesinde açılacak tertiplere özel ödenek kaydetmeye, kaydedilen bu tutarlardan harcanmayan kısımları ertesi yıl bütçesine devren özel  gelir ve özel ödenek kaydetmeye,

Maliye Bakanı yetkilidir.

6.8.1997 tarihli ve 4301 sayılı Kanunun, bu maddenin (e) bendine aykırı hükümleri uygulanmaz.

f) Şartlı bağış ve yardımlar da dahil olmak üzere özel ödenek ve özel gelirlerden;

1. Tahsis amacı gerçekleştirilmiş ödenek artıkları ile tahsis amacının gerçekleştirilmesi bakımından yetersiz olanları,

2. (1) numaralı alt bentte yazılı olanlar dışında kalıp da altı milyar lirayı aşmayan ve iki yıl devrettiği halde harcanmayanları,

İptal ederek bütçeye gelir kaydetmeye Maliye Bakanı yetkilidir

BAŞKAN- Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

19 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

20 nci maddeyi okutuyorum:

Savunma Sanayii Destekleme Fonu

MADDE 20. - a) Türk Silahlı Kuvvetlerine stratejik hedef planı uyarınca temini gerekli modern silah, araç ve gereçler ile gerçekleştirilecek savunma ve NATO altyapı yatırımları için yıl içinde yapılacak harcamalar, 7.11.1985 tarihli ve 3238 sayılı Kanunla kurulan Savunma Sanayii Destekleme Fonunun kaynakları, bu amaçla bütçeye konulan ödenekler ve diğer ayni ve nakdi imkânlar birlikte değerlendirilmek suretiyle Savunma Sanayii İcra Komitesince tespit edilecek esaslar çerçevesinde karşılanır.

b) Millî Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına bütçe ile tahsis edilen mevcut ödeneklerden (a) bendi gereğince tespit edilecek miktarları, Gümrük Müsteşarlığına (Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü) bütçe ile tahsis edilen mevcut ödenekler ile bu Müsteşarlık bütçesine kaydedilen özel ödeneklerden motorbot alımına yönelik miktarları ve Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğüne bütçe ile tahsis edilen mevcut ödenekler ile bu Genel Müdürlük bütçesine kaydedilen özel ödeneklerden motorbot alımına yönelik miktarları Savunma Sanayii Destekleme Fonuna ödemeye Millî Savunma, İçişleri ve Sağlık Bakanları ile Gümrük Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yetkilidir.

c) Savunma Sanayii Destekleme Fonundan Hazineye yatırılacak paraları bir yandan bütçeye gelir, diğer yandan Millî Savunma Bakanlığı bütçesinin ilgili tertiplerine ödenek kaydetmeye ve geçen yıllar ödenek bakiyelerini devretmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

20 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

21 inci maddeyi okutuyorum:

Transferi mümkün olmayan konsolosluk gelirleri

MADDE 21. - Konvertibl olmayan konsolosluk gelirlerinden transferi mümkün olmayan ve 2003 yılı sonu itibarıyla kullanılmayan miktarları, Dışişleri Bakanlığı bütçesinde açılacak özel bir tertibe, bu Bakanlığın gerekli gördüğü mal ve hizmet alımlarında kullanılmak üzere, yılı bütçesine ödenek ve gerektiğinde gelir kaydetmeye ve yılı içinde kullanılmayan miktarı ertesi yıla devren ödenek kaydetmeye, yapılacak harcamaların usul ve esaslarını  Dışişleri  Bakanı ile müştereken tespit etmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

21 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

22 nci maddeyi okutuyorum:

Yabancı ülkelere yapılacak hizmet karşılıkları

MADDE 22. - Maliye Bakanı;

a) Millî Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca yabancı ülkelere ve uluslararası kuruluşlara kiraya verilen veya bir hizmetin yerine getirilmesinde kullanılan kara, deniz ve hava taşıtlarından alınan kira veya ücret tutarlarını,

b) Türk Silahlı Kuvvetlerinin öğrenim ve eğitim müesseselerinde okutulan ve eğitim gören yabancı uyruklu subay, astsubay veya erlere yapılan masraflar karşılığında ilgili devletlerce ödenen miktarları,

c) NATO makamlarınca yapılan anlaşma gereğince yedek havaalanlarının bakım ve onarımları için verilecek paraları,

Aynı amaçla kullanılmak üzere bir yandan bütçeye gelir, diğer yandan yukarıda yazılı kuruluş bütçelerinde açılacak özel tertiplere ödenek kaydetmeye ve bu suretle ödenek kaydedilen miktarlardan yılı içinde harcanmayan kısımları ertesi yıla devretmeye,

Yetkilidir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

22 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

23 üncü maddeyi okutuyorum:

Bağış, hibe ve yardımlar

MADDE 23. - a) Yurt içi ve yurt dışı kaynaklardan hibe olarak yıl içinde elde edilecek imkânların Türk Lirası karşılıklarını Hazine Müsteşarlığının teklifi üzerine gereğine göre bütçeye gelir veya gelir-ödenek-gider kaydetmeye,

b) Dış kaynaklardan veya uluslararası antlaşmalarla bağış ve kredi yolu ile gelecek her çeşit malzemenin navlun ve dışalımla ilgili vergi ve resimlerinin ödenmesi amacı ile bunların karşılığını, ilgili bütçelerinde mevcut veya yeniden açılacak tertiplere ödenek kaydetmeye ve gereken  işlemleri yapmaya,

c) 2004 yılı içinde Millî Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı ihtiyaçları için yabancı devletlerden askeri yardım yolu ile veya diğer yollardan fiilen sağlanacak malzeme ve eşya bedellerini, bağlı (B) işaretli cetvelde açılacak tertiplere gelir ve karşılıklarını da bu bütçelerde açılacak özel tertiplere ödenek ve gider kaydetmeye,

Maliye Bakanı yetkilidir.

d) Türkiye-Avrupa Birliği Malî İşbirliği kapsamında sağlanacak malî imkânların karşılığı olarak ilgili kurum bütçelerinde (05), (06) ve (07) ekonomik sınıflandırma kodunda yer alan ödeneklerin Ulusal Fon'a ödenmesine ilgili Bakanlar yetkilidir. Bu ödenekler başka bir hizmet veya faaliyete tahsis edilemez. Ulusal Fona ödeme işlemi Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Devlet Bakanının talebi üzerine ve projelerin finansman planlamasına uygun olarak en geç otuz gün içinde gerçekleştirilir. Malî işbirliği kapsamındaki projelerin yürütülmesi esnasında kur farkları ve benzeri türden doğabilecek ilave ödenek ihtiyacı Maliye Bakanlığı bütçesinde yer alan 12.01.31.00-01.1.2.00-1-09.6 tertibinden aktarma yapılmak suretiyle karşılanabilir. Ulusal Fon'a ödenen bu tutarlar, 30.1.2003 tarihli ve 4802 sayılı Kanun kapsamında onaylanan Mutabakat Zabıtlarında yer alan hükümler çerçevesinde kullanılır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

23 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

24 üncü maddeyi okutuyorum:

Fonlara ilişkin hükümler

MADDE 24. - a) Çeşitli mevzuatla kurulmuş fonların her türlü gelirleri T.C. Merkez Bankası nezdinde Hazine Müsteşarlığı adına açılan müşterek fon hesabına yatırılır. Bu hesaba yatırılan gelirlerden ilgili mevzuatında öngörülen fonlar arası pay ve kesintiler T.C. Merkez Bankası tarafından yapılır.

Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonunun gelirleri, yapılan kesintilerden sonra kalan tutarlar üzerinden genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir yazılır. Bu fon, hizmetlerini bütçenin (A) işaretli cetveline konulan ödeneklerle yerine getirir.

b) Maliye Bakanı ile Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın müşterek teklifi ve Başbakanın onayı ile fonların gider hesapları üzerinden aktarma yapılabilir. Aktarılan tutar, kendisine aktarma yapılan fonun gelir hesabı üzerinden müşterek fon hesabına, buradan da tamamı gider hesabına aktarılır.

Bütçe kapsamı dışındaki fonlardan kendi mevzuatlarına göre yapılan kesinti ile fonlar arası aktarmalardan sonra kalan tutar, T.C. Merkez Bankası tarafından ilgili fonun gider hesabına aktarılır.

c) Tasfiye edilen fonların her türlü gelirleri, tasfiye edilmelerine ilişkin mevzuatta özel bir düzenleme bulunmaması halinde, bu konuda yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar yürürlükten kaldırılan hükümlere göre tahsil edilmeye devam olunur ve genel bütçeye gelir kaydedilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

24 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

25 inci maddeyi okutuyorum:

İKİNCİ KISIM

Hazine ve Kamu Kuruluşlarına İlişkin Hükümler

BİRİNCİ BÖLÜM

Devlet Borçları

Hazine garanti limiti, dış proje kredileri ve  borçlanmaya ilişkin hükümler

MADDE 25. - a) 2004 yılı içinde, 28.3.2002 tarihli ve 4749 sayılı Kanuna göre sağlanacak;

1.Garantili imkân limiti  1 milyar ABD Dolarını,

2. Hazine Müsteşarlığınca belirlenecek koşullar çerçevesinde ve elde edilecek kaynaklar Hazineye aktarılacak şekilde kamu kurum ve kuruluşlarınca ihraç edilecek sertifika, senet ve benzeri finansman enstrümanlarına sağlanacak garanti tutarı 2 milyar ABD Dolarını (bu tutarı bir katına kadar artırmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir),

Aşamaz.

b) Devlet dış borçları ile ilgili kredi anlaşmalarında öngörülen bütün ödeme ve işlemler (dış proje kredileri çerçevesinde yapılacak ödemeler dahil, kredilerin kullanımları hariç) 2004 yılında her türlü vergi, resim ve harçtan müstesnadır.

c) Dış borçlanma imkânları ile satın alınacak malzeme ve hizmetlere ait taahhüt evrakı veya sözleşme tasarıları, Maliye Bakanlığınca 26.5.1927 tarihli ve 1050 sayılı Kanunun 64 üncü maddesi uyarınca vize edilmeden satın alma işlemi gerçekleştirilemez.

d) 28.3.2002 tarihli ve 4749 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin 3 üncü  fıkrası ile tanımlanan nakit işlemleri, Merkez Bankasınca çıkarılacak likidite senetlerinin (veya bu mahiyette düzenlenecek kağıtların) faiz ve anapara ödemeleri ve bunlarla ilgili işlemler 31.12.1960 tarihli ve 193 sayılı Kanun ile 3.6.1949 tarihli ve 5422 sayılı Kanun hükümleri saklı kalmak kaydıyla her türlü vergi,  resim, harç ve fon kesintisinden müstesnadır.

e) Bu  Kanunun 1 inci maddesi ile belirlenen  başlangıç ödeneklerinin yüzde birine kadar ikrazen Özel Tertip Devlet İç Borçlanma Senedi ihraç edilebilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Bursa Milletvekili Sayın Ali Dinçer; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ALİ DİNÇER (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Bakan; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına saygılarımı sunuyorum.

Bu konu önemli bir konu olduğu için, Partim adına açıklamalar yapma ihtiyacını hissettim. Hele hele dışborcu 100 milyar doları aşan Türkiye'nin, en uygun projeler için borçlanırken dahi çok dikkatli olması gerekiyor. Türkiye, aslında, dış borçlanma açısından çok ağır ve yanlış örnekler yaşayınca, cumhuriyetle birlikte, son derece rasyonel politikalar, akılcı politikalar uygulamaya başlamıştı. Biliyorsunuz, Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde -padişahlara lüks saraylar yapmak için dahi- Galata bankerlerine ve yabancı ülkelerdeki bankalara alabildiğine borçlanma nedeniyle Osmanlı İmparatorluğunun malî sistemi iflas etmiş, düyuni umumiyeyle yabancıların eline teslim edilmişti.

Böylesine acı örneklerden sonra, cumhuriyetin ilk yıllarında, hatta, 1950'lerdeki kalkınma hamleleri için alınan dışborçları dikkate alırsak, 1970'lerdeki -sanayileşme dönemindeki- dışborçları dikkate alırsak, cumhuriyet döneminde, 1980'lere kadar, dış borçlanma konusunda çok dikkatli davranılmıştır. 1980'lerde Türkiye'nin dış borcu toplam 12 500 000 000 dolar civarındaydı; fakat, ondan sonra, hâlâ, bazı arkadaşlarımızın methü senalarla bahsettikleri, methiye düzdükleri 1980 sonrası dönemde, özellikle 1980'lerin sonlarında, 1990'ların başlarında, yanlış politikalarla, Türkiye, bir dışborç batığına saplandı, bununla beraber bir içborç batağına da saplandı. Yaşadığımız bütün ekonomik krizler, şu andaki işsizlik, şu andaki darboğaz, bazı ekonomik kriterler iyileştiği halde şu anda hâlâ ekonomiyi büyütemememiz, istihdamı artıramamamız, hâlâ bazı işyerlerinin kapanması, hâlâ işgücünün iş kaybına uğraması, bu yanlış politikalar yüzünden oldu.

Bir defa, dışborç alınırken, projelerin fizibl olmasına dikkat etmemiz, mümkünse, uluslararası auditing firmalarına, son derece ehil proje değerlendirme firmalarına götürmemiz gerekir, ancak fizibl olan, geri ödeyecek olan projelere dışkredi almak gerekir veyahut teminat vermek gerekir.

Yakın geçmişte, bu dışkredi simsarlarının da etkisiyle, Türkiye'deki yolsuzluk, soygun, vurgun ortamının da katkısıyla, son derece uygun olmayan koşullarda, Türkiye, yüksek krediler aldı. Bu arada, Türkiye, zaman zaman çeşitli ülkelerle, devletten devlete kredi anlaşmaları yapmış. Bu kredi anlaşmalarından doğan kredi kullanma imkânları var ve bunlar, en uygun koşullarla kredi kullanma imkânları. Bunlar kullanılmıyor, herhangi bir yapının pazarladığı ve yolsuzluğa, soyguna, vurguna açık olan krediler kullanılıyordu. Mümkünse, dışkredi ihtiyacı, bu uygun koşullardaki devletten devlete kredilerden temin edilmeli. Bunlar, çoğu zaman kadük oluyor, kullanılmadan, çok yüksek miktarlarda devletten devlete kredi, heder oluyor gidiyor.

Dışkrediyi zaman içerisinde yerel yönetimler de, özellikle büyükşehirler alabildiğine kullanma durumunda oldular. Bazen Hazine garantisi olmadan dahi kredi kullanma söz konusu oldu; fakat, bunlar bizim belediyelerimiz olduğu için, garanti olmasa da, sonunda onların borcu ödenmediği zaman, Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından ödenmek durumunda. Elbette, büyükşehirler de, belli, bazı önemli projeler için dışkredi alabilirler, onlara da teminat vermek gerekebilir; ama, bunun da objektif ölçülerle değerlendirilmesi gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ DİNÇER (Devamla) - Süre bitmeden ses gitti Sayın Başkan...

BAŞKAN - Efendim, ses düzeninde bir problem oldu; biraz bekleyebilirseniz...

ALİ DİNÇER (Devamla) - Hayhay.

Aslında, mikrofonsuz da konuşabiliriz; ama, tutanaklara geçmesi açısından...

BAŞKAN- Evet, düzeldi; buyurun efendim.

ALİ DİNÇER (Devamla)- Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlarım, bir de, bir kriter getirmek gerekiyor. Yani, içeriden de kredi alsa, dışarıdan da kredi alsa, kendi sermayesiyle de olsa, bir özel sektör eğer yanlış iş yaparsa, yanlış karar verir, yanlış yatırım yaparsa iflas ediyor, ceremesini çekiyor; ama, kamu kuruluşlarında olsun, yerel yönetimlerde, özellikle büyük belediyelerde olsun, hiç kimse cezasını çekmiyor. Milyarlarca dolarlık risk altına sokuluyor Türkiye Hazinesi. Bu riski yaratan ve ödenemeyecek şekilde alınan bu borçları ödememe durumunda olan yönetimlerde bulunanlar, belediye yönetimlerinde bulunanlar hiçbir müeyyideyle karşılaşmıyor. Elbette bir yerel yönetim birimi, bir kamu kuruluşu, kamu hizmeti yapıyor. O kapatılamaz, onun kapısına iflas levhası asılamaz; ama, onun bütçesini, aldığı kredileri çarçur eden, sıfıra götüren, iflas ettiren yöneticiler en azından iflas edebilmeli, onlar en azından görevlerini bırakabilmeli, hesap da verebilmeli; seçimle geldilerse, yerlerine yenileri seçilmeli, atamayla geldilerse de, görevlerinden alınabilmeliler. Yani, performans ölçümüyle, böylesine bir kriter de getirmek gerekiyor, dışkredilerin kullanılması açısından.

Kredi alınırken kazanılır, onu hepimiz biliyoruz ve mümkün olduğu kadar, yerli imal durumu söz konusu olduğu zaman yabancı krediye başvurmamak gerekir. Örneğin, biz, 1980'de Ankara metro projesini hazırladığımız zaman, tümüyle yerli mühendis ekipleriyle hazırlamıştık ve vagonlarını Adapazarı Vagon Fabrikasından, lokomotiflerini Eskişehir Lokomotif Fabrikasından, raylarını Karabük Demir Çelik'ten alacaktık. Anlaşmalarını da yapmıştık bu kamu kuruluşlarıyla. Daha sonra pek çok maceralar yaşadı, evreler geçirdi Ankara Metro Projesi; arka arkaya değiştirildi. Sonuçta, dünyanın parası verilerek Kanadalılara aynı proje yaptırıldı. İmalat nerede yapılıyor; hemen hemen en küçük imalat dahi, Türkiye'de yapılacak imalatlar dahi Kanada'da yapılıyor ve 500 000 000 dolara çıkacak olan proje, 1 500 000 000 dolardan fazlaya çıktı. Bu krediyi de sonunda Ankara Belediyesi ödeyemiyor, devlet olarak hepimiz ödüyoruz.

Benzer başka projelerde de, maalesef, aynı anlayış hüküm sürdü. Yerli imalatı yapılabilecek olan konularda, dışkrediyle dışarıdan alma yolu kapatılmalı, kendi sanayimiz desteklenmeli. Tabiî, bunu yaparken de dikkatli olmak gerekiyor.

Ankara'dan bir örnek vereceğim; yerli imal diye elektronik gaz sayacı, su sayacı yapan bir firma, Alfagas. Sayın Belediye Başkanı, belediye başkanı seçildikten iki ay sonra kurulan bir firma. Düşünün, yerli imal diye elektronik gaz sayacı yapıyorlar; böbürleniyorlar da; 15 düz işçiyle, 1 muhasebeciyle, Siteler'de bir atölyede! Belli ki, dışarıdan getirilen sayaçların üzerine sadece damga basıyorlar. Böylesine yerli sanayi değil tabiî!

Kalitesi belli olmayan, güvencesi olmayan sayaçlar, Ankara'da, yüksek, fahiş fiyatlarla vatandaşa satılıyor ve kullanılıyor şu anda. Ciddî anlamda, Türkiye'de, artık, elektronik endüstrisi de var. Örneğin, raylı toplutaşımacılıkta, biz, 1980 öncesi elektronik sistemi Fransa'dan alma durumundaydık; ama, şimdi, artık, onu bile Türkiye'de yapabiliriz; özel sektör olsun, ASELSAN gibi, kamu sektörü sayılacak firmalar olsun, o alanda da çok gelişmiş firmalarımız var.

Onlara yaptırabileceklerimizi, dışkrediyle veya garanti verip başka kuruluşların dış parayla yapmalarını hiçbir zaman kabul etmemeliyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Dinçer, size eksüre veriyorum.

Buyurun.

ALİ DİNÇER (Devamla) - Ülkemizin imkânları kısıtlı. Bu kısıtlı imkânları en uygun koşullarda, en iyi projelerle gerçekleştirmeliyiz ve mümkün olduğu kadar kendi yağımızla kavrulabilmek için, Türkiye'nin gelişmiş teknolojisinden, endüstrisinden, yapım gücünden, taahhüt gücünden, yüklenici gücünden yararlanıp, mümkün olduğu kadar, Türkiye'yi şu anda içinde bulunduğu dışa bağımlı durumdan kurtarmaya çalışmamız gerekiyor.

Bu madde üzerinde konuşurken, bütün bunları dile getirme ihtiyacı hissettim. Dikkat edin, dışpolitikada olsun, bugün, Kıbrıs konusunda olsun, akla gelebilecek pek çok konuda Türkiye çok yüksek dışborçla karşı karşıya olduğu için, çok ciddî ekonomik sorunlarla karşı karşıya olduğu için, cumhuriyetin ilk yıllarında olduğu gibi bağımsız bir dışpolitika izleyemiyor. Biz bir bölge gücüyüz. Cumhuriyetin ilk yıllarında olduğu gibi Balkan Paktı kurarak, Sadâbâd Paktı kurarak Balkanlarda, Ortadoğu'da Kafkasya'da bölge gücü olarak istikrarı sağlayacak dışpolitika uygulamaları yapamıyoruz. Bu yakın geçmişteki titizliği gözümüzün önünde tutalım, o bize yol göstersin ve Türkiye'yi, özellikle dış borçlanma konusunda çok daha dikkatli yöneterek düze çıkaralım. Ekonomik anlamda bağımsız olan, siyasî anlamda da bağımsız olan güçlü bir bölge gücü olan Türkiye'yi hep birlikte yaratalım.

Sevgiler, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Dinçer.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

25 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

26 ncı maddeyi okutuyorum:

İKİNCİ BÖLÜM

Kamu İktisadî Teşebbüsleri

Kamu iktisadî teşebbüslerinin kârları

MADDE 26. - a) 8.6.1984 tarihli ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi kuruluşlar ile Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.'nin, 2003 yılı kârlarından Hazineye isabet eden tutarları;

1. 8.6.1984 tarihli ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede belirtilen kısıtlamalara tâbi olmaksızın, Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın teklifi üzerine bütçeye gelir kaydetmeye,

2. Kuruluşların ödenmemiş sermayelerine veya tahakkuk etmiş görev zararları alacaklarına mahsup edilmek üzere Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın teklifi üzerine bütçeye gelir, ödenek ve gider kaydetmeye,

b) (a) bendi kapsamına giren kuruluşların 2002 ve daha önceki yıllara ait kâr paylarından Hazineye isabet eden tutarları Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın talebi üzerine bütçenin gelir ve giderleri ile ilişkilendirmeksizin kuruluşların görev zararı alacakları veya ödenmemiş sermayelerine mahsup etmeye ilişkin işlemleri yapmaya,

Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN - Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Tekirdağ Milletvekili Sayın Enis Tütüncü'nün söz isteği var.

Buyurun Sayın Tütüncü. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 Dakika.

CHP GRUBU ADINA ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, maddenin başlığı "kamu iktisadî teşebbüslerinin kârları"

Öyle sanıyorum ki, AKP'li milletvekillerinin en azından bir bölümünün aklından şöyle bir düşünce geçiyor: Aa! Kamu iktisadî teşebbüslerinde kâr mı olurmuş?! Evet, oluyor; iyi oluyor hem de. Biraz sonra değineceğim.

MUHARREM KARSLI (İstanbul) - Niye olmasın?..

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) - En azından bir bölümünün aklından geçiyor olabilir dedim; ama, bir bölümünün aklından geçmiyor.

Bu konuya biraz sonra değineceğim; ancak, birçok kez dile getirdiğimiz bir başka konuya, öncelikle, değinmek istiyorum.

Hepimizin anımsayacağı gibi, Türkiye, art arda yaşadığı krizlerden sonra, 2002 yılında yeni bir ekonomik istikrar programını yürürlüğe koydu. Bu program uyarınca, ekonominin, enflasyona ve istikrarsızlığa yol açan temel sorunlarına, başta kur politikası olmak üzere, ciddî şekilde el atıldığını biliyoruz. Nitekim, uygulamaya alınan politikalar, derhal meyvelerini vermeye başlamıştır. Enflasyon, 2001 yılında yüzde 70'ler düzeyindeyken, 2002'de yüzde 30'lara çekilebilmiştir; yani, 2002 yılında enflasyonda 40 puanlık bir gerileme yaşanmıştır.

Enflasyonun inişine paralel olarak 2002'de faizlerde de düşme sürecinin yaşandığına tanık oluyoruz.

Yine, bilindiği gibi, 2002 yılında ekonomik büyümede yüzde 7,8'lik bir artış oranıyla, umut ve heyecan verici bir performansın gösterildiğine tanık olduk.

2002'de ayrıca KİT açıklarının kapatılması, bankacılık kesiminin daha sağlıklı hale getirilmesi başta olmak üzere birçok sorun alanında olumlu gelişmeler yaşandığını hatırlıyoruz.

AKP iktidara geldiğinde, ekonomi gemisi oturduğu kayalıklardan kurtulmaya, su alan bölümleri onarılmaya ve geminin rotası sağlıklı limanlara doğru çevrilmeye başlanmıştı.

İşte, AKP, böylesine olumlu bir konjonktürde işbaşına geldi. 2003 yılında enflasyonda, 2003 yılında büyümede ve diğer elde edilen gelişmelerin altında böylesine olumlu bir konjonktürün, böylesine olumlu bir mirasın yattığını bir an dahi aklımızdan çıkarmamalıyız.

Kamu iktisadi teşebbüsleri konusuna gelince: KİT'lerin malî yapılarında 2002 yılından itibaren bir iyileşmenin başladığını az önce ifade etmiştim; ancak, bazı KİT'lerin geçmiş yıllardan gelen malî sıkıntıları devam etmektedir.

Sayın milletvekilleri, burada son derece önemli bir konuya tekrar dikkatlerinizi çekmek istiyorum. KİT'lerin zarar eden kuruluşları için bütçeden kaynak aktarılırken aynı anda kâr etmekte olan kuruluşlarından da bütçeye kaynak girişi yapılmaktadır. Bu çerçevede, bütçeden KİT'lere, sermaye ve görev zararı olarak 2003 yılında 1 katrilyon 881 trilyon kaynak transferi yapılması beklenmektedir. Buna karşılık, aynı yıl içinde KİT'lerden elde edilecek gelir tutarı, 2 katrilyon 980 trilyon Türk Lirasıdır. Bu gelir meblağının -2003 yılını konuşuyorum değerli milletvekilleri- 1 katrilyon 645 trilyonu temettü geliri, 1 katrilyon 335 trilyonu ise hâsılat payı kesintisidir. Bu duruma göre, KİT sisteminin bütçeye net katkısı, 2003 yılında, 1 katrilyon 100 trilyon Türk Lirası olmaktadır. 2004 yılında ise, söz konusu net katkının 1 katrilyon 800 trilyon olarak programlandığı görülmektedir.

Sayın milletvekilleri, şimdiye kadar gelmiş geçmiş tüm sağ iktidarlar KİT konusuna ideolojik açıdan bakmışlardır. Bu bakış açısı, KİT'leri, zaman sürecinde neredeyse tahrip etme ve çürütme politikasına dönüşmüştür. Hepimizin bildiği gibi, KİT'ler, bu ülkede yaşamış ve yaşayan hemen tüm yurttaşlarımızın alınterlerinden süzülmüş -geçenlerde de bu kelimeyi kullanmıştım- beytülmal anlamındaki kutsal miraslarımızdır. Yılların birikimi, yılların alınteri, yılların fedakârlığı yatıyor bu KİT'lerde. Şimdi, özelleştirme portföyüne bir göz atınca, söz konusu mirasımızın yürekler acısı bir konumda bırakıldıkları ortaya çıkmaktadır.

Özelleştirme portföyündeki kuruluşlara şöyle kısaca bir göz atalım. Burada ele almış olduğumuz portföyde 26 tane kuruluş var. Yalnızca kamu payının yüzde 50'nin üzerinde olduğu kuruluşları ele aldık ve gerçekten, yürekler acısı bir şekilde, bu özelleştirme portföyünde, KİT'lerin, elleri kolları bağlanmış bir şekilde bırakıldıkları, terk edildikleri, üzüntüyle görülüyor.

Sümer Holding, onaltı yıl üç aydan bu yana özelleştirme portföyünde tutuluyor; Petkim, onaltı yıl üç aylık bir süredir, yine, özelleştirme portföyünde tutuluyor; TÜPRAŞ, onüç yıl dört aydan bu yana özelleştirme portföyünde tutuluyor; Türk Hava Yolları, onüç yıldan bu yana özelleştirme portföyünde; Denizcilik İşletmeleri, on yıldan beri; Gemi Sanayii Anonim Şirketi, on yıldan bu yana; Karadeniz Bakır İşletmeleri Anonim Şirketleri, on yıldan bu yana; DİTAŞ (Deniz İşletmeciliği ve Tankerciliği Anonim Şirketi) on yıldan bu yana; SEKA, altı yıldan bu yana... hepsini saymak istemiyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bunca yıl özelleştirme portföyünde hapsedilen bu KİT'lere doğru dürüst yatırım yapılamıyor, elleri kolları bağlı bu KİT'lerin; teknolojileri eskiyor, yüksek nitelikli personel buraları terk ediyor. Değerli milletvekilleri, AKP İktidarında da bu durum böyle mi devam edecek...

Özelleştirmeye -yeniden altını çizmek istiyorum- ideolojik açıdan bakılamaz. Bu çerçevede, özelleştirme bir amaç değildir, bir amaç olamaz. Özelleştirme, artık, bilinen bir gerçektir ki, ekonomide yapısal bir değişikliğin gerçekleştirilmesi için, ekonomide verimliliğin, ekonomide kârlılığın artırılması için, ekonomide rasyonalitenin, yani akılcılığın artırılması için, olsa olsa kullanılacak araçlardan biridir; bir amaç kesinlikle olamaz.  Ama, bakıyoruz, Adalet ve Kalkınma Partisinin programında kamu iktisadî teşebbüsleri konusuna, ideoloji penceresinden yaklaşılıyor. Bu, doğru değil değerli milletvekilleri. Bunu tespit ediyoruz.

Az önce de belirtmiştim, yineliyorum: Özelleştirme konusuna ideolojik açıdan bakmak son derece yanlıştır, konuya pragmatik yaklaşmamız lazımdır. Halkımızın yararı, ekonominin gerekleri neyi zorunlu kılıyorsa, KİT'ler konusunda öyle yürümemiz gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, mal ve hizmet üreten KİT'ler, öncelikle, özerk bir hale getirilmelidir. Siyaset erbabı, KİT'lerden elini eteğini bir an önce çekmelidir. Tam bir özerklik anlayışıyla KİT'lere yaklaşılmalı ve tam bir özerklik anlayışı KİT'lerde egemen kılınmalıdır. KİT'lerin yeniden yapılandırılarak, iç ve dış piyasalarda rekabet gücünü artırmaları amacıyla, gerekirse yabancı şirketlerle, yabancı sermayeyle ortak olma,  ortaklık kurma yolları aranmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN -Efendim, buyurun, size eksüre veriyorum.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) - Teşekkür ederim, hemen toparlıyorum Sayın Başkan.

Bu durumda, yönetim hâkimiyetinin tamamen kaybedilmemesine de özen gösterilmelidir veya kamu yararının korunmasının güvencesi olan altın hissenin kamuda sağlanması yolları aranmalıdır.

Durumu halka arza uygun duruma getirilen KİT'ler, öncelikle halka arz edilmelidir, halka açılmalıdır. Durumları halka arz için uygun olmayan KİT'ler, malî yapıları zayıf olan KİT'ler, malî yapılarının iyileştirilmesi ve gelir artırıcı önlemlerle desteklenmesi amacıyla, yeni bir yapılandırma, yeni bir restorasyon programına acilen alınmalıdır. Bu çerçevede, işletmecilik giderlerinin azaltılmasında, mal ve hizmet üretiminde, doğru ve akılcı kararların alınmasında, hükümet, KİT'lere engel olmamalıdır, hatta, yardımcı olmalıdır, KİT'lerin önünü açmalıdır.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; sözlerimi şu şekilde toparlamak istiyorum. Özelleştirme uygulamalarında tekellerin yaratılmamasına, tüketicinin korunmasına, ulusal üretim kapasitesinin artırılmasına özen gösterilmelidir. Özelleştirme kılıfı altında yabancılaştırma kesinlikle yapılmamalıdır. Özellikle, Tekelin özelleştirilmesinde böyle bir tehlikenin mevcut bulunduğunu dikkatlerinize sunmak istiyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle, bu 26 ncı maddenin -öyle sanıyorum ki, son derece güzel bir şekilde kullanılacaktır- Maliye Bakanlığımıza ve ülkemize hayırlı olmasını diliyor, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tütüncü.

26 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

27 nci maddeyi okutuyorum:

Kamu ortaklıkları ve iştiraklerinde sermaye değişiklikleri

MADDE 27. - a) Kamu ortaklıkları ve iştiraklerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin tedbirleri uygulamak, sermaye artırımlarına katılmak, kamu iktisadî teşebbüslerinin yatırım ve finansman programlarının gereklerini yerine getirmek ve 8.6.1984 tarihli ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerini uygulamak amacıyla;

1. Hazinece her türlü sermaye artırımlarına katılınması ve sermaye paylarının satın alınmasına,

2. Hazinenin ve kamu iktisadî teşebbüslerinin sermaye paylarını diğer kamu iktisadî teşebbüslerine, Özelleştirme İdaresine veya katma bütçeli idarelere devretmeye veya onlar tarafından devir alınmasını sağlamaya,

3. Kamu iktisadî teşebbüsleri ve bağlı ortaklıklarının Hazineye veya çeşitli fonlara olan borçlarını yıllık yatırım ve finansman programlarına uygun olarak Hazineden olan alacaklarına veya ödenmemiş sermayelerine mahsup etmeye veya teşebbüslerin borçlarının ödenme zamanı ve şartlarını belirlemeye,

Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan; bu işlemlerin gerektirdiği tutarları, anılan Müsteşarlığın teklifi üzerine, bütçede açılacak özel tertiplere gelir ve ödenek kaydetmeye, Maliye Bakanı yetkilidir.

b) 1. Kamu iktisadî teşebbüsleri ve bağlı ortaklıklarının 2003 yılı sonu itibarıyla; Hazineye (28.3.2002 tarihli ve 4749 sayılı Kanun kapsamındaki Hazine alacakları hariç) ve fonlara olan borçları ile geçmiş yıllar bütçe kanunlarının "Kurumların Hasılatından Pay" başlıklı maddeleri uyarınca doğan ve Maliye Bakanlığı Merkez Saymanlığına ödenmesi gereken vadesi geçmiş borçlarını, Hazineden ve fonlardan olan alacaklarına veya ödenmemiş sermayelerine mahsup etmeye,

2. Türkiye İhracat Kredi Bankası A.Ş.'nin 2003 yılına ait kâr paylarından Hazineye isabet eden tutarı, Hazineden olan politik risk alacaklarına mahsup etmeye,

Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan; bu işlemleri anılan Müsteşarlığın teklifi üzerine gelir ve gider hesapları ile ilişkilendirilmeksizin mahiyetlerine göre ilgili Devlet hesaplarına kaydettirmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

c) 20.6.2001 tarihli ve 4684 sayılı Kanunun 2 nci maddesi uyarınca Türkiye Emlak Bankası A.Ş.'nin, T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve Türkiye Halk Bankası A.Ş.'ne devredilmesine ilişkin olarak Bankalar Yeminli Murakıplarınca yapılacak nihai inceleme sonuçlarına göre, Hazine aleyhine bir farkın doğması halinde, söz konusu fark Hazine Müsteşarlığı tarafından nakden ödenir. Hazine lehine bir farkın tespit edilmesi halinde ise, daha önce ihraç edilmiş senetler geri alınabilir. Söz konusu senetlere ilişkin herhangi bir nakden ödeme yapılmış olması halinde, bu tutar Hazinece senede ilişkin ödemenin yapıldığı tarihe en yakın tarihte gerçekleştirilen iskontolu Hazine ihalesinde oluşan yıllık bileşik faiz esas alınarak hesaplanacak faiz tutarıyla birlikte T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve/veya Türkiye Halk Bankası A.Ş.'nden nakden tahsil edilir.

d) 20.6.2001 tarihli ve 4684 sayılı Kanunun geçici 3 üncü maddesi gereğince tahsil edilmeye devam olunan ve bütçeye gelir olarak kaydedilen mülga Kaynak Kullanımını Destekleme Fonuna ilişkin 88/12944 sayılı Kararın değişik 3 üncü maddesinin (d) fıkrasında belirtilen gelirlerin tamamını ya da bir kısmını, politik risk alacaklarına mahsuben Türkiye İhracat Kredi Bankası A.Ş.'ye ödenmek üzere, Hazine Müsteşarlığı bütçesine ödenek kaydetmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

e) 1.6.2000 tarihli ve 4572 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinin (E) fıkrası uyarınca;

1. Tarım Satış Kooperatif ve Birliklerinin 1.5.2000 tarihi itibarıyla Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonuna olan borçlarından, Tarım Satış Kooperatif ve Birliklerinin yeniden yapılandırma sürecinde, Yeniden Yapılandırma Kurulunun önerileri doğrultusunda tasfiyesi uygun görülenler ile bu borçların tasfiyesine kadar geçecek süre içinde doğacak faizin terkin edilmesine, Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın teklifi üzerine Maliye Bakanı yetkilidir.

2. T.C. Ziraat Bankası A.Ş. tarafından 99/13288 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca Tarım Satış Kooperatif ve Birliklerine Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu koşullarında kullandırılan ve 2001/2312 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca Hazine kaynağına dönüşen kredilerden birliklerin yeniden yapılandırılma sürecinde tasfiyesi uygun görülenlerin "tasfiye tarihi itibarıyla kaydi bakiyesinin" terkin edilmesine Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın teklifi üzerine Maliye Bakanı yetkilidir.

f) 2.1.1961 tarihli ve 196 sayılı, 3.1.2002 tarihli ve 4733 sayılı kanunlara istinaden çıkarılan Bakanlar Kurulu kararları uyarınca 31.12.2002 tarihi itibarıyla Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri (TEKEL) Genel Müdürlüğünün destekleme işleriyle ilgili olarak doğmuş tüm alacaklarına (öncelikle TEKEL Genel Müdürlüğünün tahmini yıl sonu görev zararı alacak miktarı üzerinden avans mahiyetinde tespit edilecek miktara) karşılık aynı tutarda olmak üzere, 31.12.2002 tarihi itibarıyla vadesi geldiği halde ödenmemiş ve Maliye Bakanlığına bağlı vergi dairelerince takip ve tahsil edilen her türlü vergi, fon ve pay borçları (özel tüketim vergisi hariç) ile bu borçlara ilişkin gecikme zammı ve faizlerine mahsup edilmek suretiyle terkin edilebilir. Bu fıkra uyarınca mahsup konusu olacak vergi, fon ve paylara ilişkin gecikme zammı ve faizleri 31.12.2002 tarihi itibarıyla dondurulur.

TEKEL Genel Müdürlüğünün yukarıdaki mahsup işleminden bakiye Devlete ait olan ve 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Kanun kapsamına giren borçlarına karşılık olarak, mülkiyeti TEKEL Genel Müdürlüğüne ait ve üzerinde herhangi bir takyidat bulunmayan taşınmazlardan, Maliye Bakanlığınca tespit edilecek kamu kuruluşlarınca ihtiyaç duyulanlar 4.1.2002 tarihli ve 4734 sayılı Kanunun 6 ncı maddesine göre oluşturulacak komisyon tarafından takdir edilecek rayiç değeri üzerinden, borçlu kurumun da uygun görüşü alınarak, bütçenin gelir ve gider hesapları ile ilişkilendirilmeksizin Maliye Bakanlığınca satın alınabilir. Satın alınan taşınmazların tapu işlemlerine esas olan ve yukarıda belirtilen şekilde tespit edilen değeri miktarındaki Devlete ait olan 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Kanun kapsamına giren borçları terkin edilir.

TEKEL Genel Müdürlüğünün birinci fıkrada bahsedilen görev zararının, Yüksek Denetleme Kurulu tarafından tespit edilen kesin miktarı ile birinci fıkra uyarınca mahsup edilen miktarı arasında doğan farklar ve taşınmazların devri suretiyle yapılan terkin işlemlerinden sonra kuruluşun bakiye borcunun kalması halinde (özel tüketim vergisi hariç), bu tutar da terkin edilebilir.

TEKEL Genel Müdürlüğünün görev zararının Yüksek Denetleme Kurulu tarafından tespitini müteakiben Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın teklifi üzerine bu bendin gerektirdiği bütün terkin ve diğer işlemleri yapmaya Maliye Bakanı yetkilidir.

g) Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğünün (TMO) olağanüstü hal stoklarından serbest stoklarına aktaracağı ürünlerin satışından elde edilecek ve Hazine'ye ödenmesi gereken ürün bedellerinin, TMO Genel Müdürlüğünün Hazineden olan görev zararı ve/veya sermaye alacaklarına mahsup etmeye, Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan; bu işlemleri anılan Müsteşarlığın teklifi üzerine gelir ve gider hesapları ile ilişkilendirmeksizin mahiyetlerine göre ilgili Devlet hesaplarına kaydettirmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Oğuz Oyan söz istemişlerdir.

Buyurun Sayın Oyan.

Sayın Oyan, kişisel söz hakkınızı birleştiriyorsunuz; 15 dakika süreniz var; buyurun.

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; maddeye geçmeden önce, Sayın Bakanın, burada biraz önce maddelere geçmeden önce yaptığı son konuşmayla bize verdiği yanıta bir yanıt vermek istiyorum. Böylece bütçe görüşmelerine bir miktar renk getirmeye belki bizim de katkımız olur Sayın Bakan kadar.

Sayın Bakan, buradaki konuşmasında bizim yönelttiğimiz soruların esasına girmeksizin; yani faizdışı fazla nasıl yaratılıyor, kimin sırtından yaratılıyor, bu millet neyi çekerek, hangi bedellere razı olarak bunlar ortaya çıkıyor; buna hiç girmeksizin, bize, bu faizdışı fazla konusunda bir hesap verdi, bütçe faiz fazlası değildir, aslında bizim kastettiğimiz, kamu faiz fazlasıdır" dedi. Ben, şimdi onun tartışmasına, ayrıntısına girmiyorum. 4,3 meselesi, evet, sizin konuşma kitapçığınızda yer alıyor gerçekten; ama, yer aldığı bölüme, sayfa 19'a bakarsanız, bu sayfanın dördüncü paragrafında, bu, kamu kesimi faizdışı fazlası olarak değil, bütçe faizdışı fazlası olarak yer alıyor; yani, buraya, bu metne bu şekilde girmiş Sayın Bakan. Dolayısıyla, o paragrafta kamudan bahsedilmiyor, sadece bütçeden bahsediliyor. Buradan dikkatinizi çekmek istiyorum.

Kaldı ki, 2002 yılında faizdışı fazlanın tutturulamadığını biz zaten biliyoruz; yani, tutturuldu, aman iyi oldu falan diyen yok zaten; ama, tutturulmasının da büyük bir başarı olmadığını, neyin pahasına elde edildiğini söylemeye çalışıyoruz. Kaldı ki, 2002'yle ilgili şunu da söyleyeyim: Aslında IMF tanımlı bu faizdışı fazla, 2002 yılında 4,3'e de ulaşamamıştır. Bizim yaptığımız hesaplara göre 3,9'da kalmıştır; bu bütçeden 2,4; KİT'lerden 1,1; İşsizlik Sigortası Fonundan da 0,4 olmak üzere; fakat, daha önemlisi var; siz, döneminizde, yani, 2003 yılı bütçesinde hedeflediğiniz yüzde 6,5 faizdışı fazlaya ulaşmak için, bir tanım değişikliğine gittiniz; yani, 2003 yılı ortasında, bu yüzde 6,5 hedefini tutturmak için bir tanım değişikliği yaptınız ve bu tanım değişikliği nedir diye baktığımızda, buraya 3 tane unsur getirdiniz. Bunlardan bir tanesi; özel gelir ve özel ödeneklerin, eskiden olduğu gibi, konsolide bütçe gelir ve gider kalemlerinden düşülmesinden vazgeçtiniz. Bu, faizdışı fazlasını olduğundan büyük göstermeye katkı yapan bir şey. Sadece ilk yedi ay için 1,5 katrilyonluk bir olumlu katkısı oldu, en azından görüntüde.

İki; taşınmaz mal satış geliri olduğu zaman, bunun 500 trilyon lirasının gelirlerden düşülmemesi uygulamasını getirdiniz.

Üç; iş akitlerinin feshi durumunda 243 trilyon lira olan net ücret etkisinin 500 trilyon liraya çıkarılması kararını aldınız.

Bu üç nedenle, siz, yüzde 6,5 faizdışı fazla tutturduk dediniz; aslında yüzde 5,5'lik bir faizdışı fazla; yüzde 6,5'e bu tanımla gelmekte; yani, yüzde 5,5'iniz 6,5 gibi gözükmektedir. Dolayısıyla, 2003 yılı bütçesi uygulanırken yarı yolda siz tanım değiştirerek, IMF'nin de rızasıyla, faizdışı fazlayı yeniden tanımlayarak bir avantaj elde ettiniz. Bu avantaj az bir şey değil; 2,5 katrilyon lira civarında bir avantajdan bahsediyorum.

Ben, şimdi, burada, bu, doğrudur yanlıştır tartışmasına girmiyorum; ancak, şunu söyleyeyim: Faizdışı fazla tanımına bir yılbaşında girmişsiniz, yıl ortasında ise bu tanımı değiştirip, kendinize, daha kolay hedefe ulaşabilecek yeni bir araç icat ediyorsunuz. Bunu dikkatinize sunayım; bu teknik ayrıntılarla çok fazla dikkatinizi dağıtmak istemiyorum.

Değerli arkadaşlarım, burada Sayın Bakanın açıklamasında, toplumun daha fazla ilgisini çeken başka konular var. Sayın Bakan şunu söyledi: "Biz bütçenin payını küçültüyoruz; yani, bütçenin millî gelir içindeki payını küçültüyoruz. Bu, iyi bir şeydir, bunu istiyoruz, niye istiyoruz; çünkü, özel kesimin payı artsın ve bu ileri ülkelerde hep böyledir."

Sayın Bakan, bir kere "ileri ülkelerde hep böyledir" lafından başlayalım. Sizin dahil olmak istediğiniz Avrupa Birliği ortalamasında, bütçelerin ya da toplam kamu harcamalarının...

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Sizin dahil olmak istemediğiniz mi?!

OĞUZ OYAN (Devamla) - Hükümetin politikası olarak söylüyorum, hepimizin diyelim.

... millî gelire oranı yüzde 45'lerin üzerindedir. Sizin bütçeniz yüzde 38-39 rakamı... Ama, burada bir başka rakam daha çok önemli, faizdışı kamu harcamalarına baktığınız zaman, yani faizler olmasaydı Türkiye'de kamu harcamalarının millî gelire oranı neydi diye baktığınız zaman, yüzde 22-23 oranlarına geriliyorsunuz. Gelişmiş dünyada, üye olmak için çırpındığımız Avrupa Birliği dünyasında faizdışı kamu harcamalarının millî gelire oranı yüzde 40'ı aşmaktadır. Yani, sizin 1,5 katınızdan fazladır.

Biz size şunu söylüyoruz: Devleti küçültecek misiniz; evet, küçülteceğiniz bir kalem var ortada, faiz harcamalarını küçülteceksiniz. Diğer harcamalar, bu topluma hizmet olarak giden harcamaları büyütmek zorundasınız. Türkiye, başka türlü bir sosyal devlet olamaz. Avrupa Birliğiyle bir sosyal devlet uyumunu sağlayamaz. Küçültülmesi gereken tek kalem vardır, faizler; büyütülmesi gereken çok kalem vardır, yatırımlar vardır, eğitim harcamaları vardır, sağlık harcamaları vardır; bütün bunları artırmak zorundasınız. Devleti, o alanlarda büyütmek zorundasınız; küçültmeniz gereken tek yer var; onu yapacaksınız.

Kaldı ki "vergi yükünü azaltıyoruz" diyorsunuz, ekonomiye böylece dinamizm kazandırıyorsunuz. Vergi yükü, 1998 yılında bu yana sürekli artmaktadır. Siz, burada, kendiniz de açıkladınız. 2004 yılında biraz azalacak gibi, binde yarım kadar azalacak gibi görünüyorsa, onun nedeni de, çifte vergilerin bir kısmı gidiyor, enflasyon muhasebesi, vesaire gibi birtakım nedenlerle olacak; yoksa, sizin uygulamalarınızda vergi azaltmaya dönük bir şey yok. Yakında, yarın, öbür gün, buraya bir vergi kanunu getirirsiniz ve vergileri yeniden artırırsınız.

Kaldı ki, eğer, programa bakarsanız göreceksiniz ki, programda -DPT'nin programına bakınız- servet vergilerini kattığınız zaman -yani, belediyelerin Emlâk Vergisini falan kattığımız zaman- dolaysız, dolaylı ve servet vergilerinin  toplamının millî gelire oranı, 2004 yılında 2003 yılını aşmaktadır. Kamu gelirlerine bakarsanız, vergidışı kamu gelirleriyle beraber, bir yük olarak tümüne baktığınızda, o da 2004 yılında 2003 yılından daha yüksek olacaktır. Bu program da, herhalde, Maliye Bakanının bilgisi olmadan hazırlanan bir program değildir.

Tabiî, bunun dışındaki konulara girmiyorum. Stok artışlarına Sayın Bakan bir daha girmedi; stoktan mı kaynaklandı, şuradan, buradan; ama, şunu söyleyeyim: Türkiye'de, yatırım yapmadığınız zaman, bu, sadece kamu yatırımlarını etkileyen bir şey değildir. Kamu yatırımlarıyla özel yatırımlar arasında bir rekabet ilişkisinden ziyade, bir tamamlayıcılık ilişkisi vardır; yani, kamu yatırımlarını bir sektörden çektiğiniz zaman, o sektörden özel sektör de çekiliyor; çünkü, Türkiye'de, ve dünyanın bütün kapitalist ülkelerinde kamu yatırımları, çoğunlukla, bizatihi, kamunun kendi eliyle yapılmıyor; çoğunlukla piyasaya sipariş verilerek yapılıyor. Dolayısıyla, siz, bir sektörde kamu yatırımını artırıyorsanız, o sektöre, özel kesim, sipariş almaya geliyor; yani, o ihaleye girmeye ve kamu yatırımlarını kendi aracılığıyla yapmaya.

Dolayısıyla "biz çekiliyoruz, özele bırakıyoruz..." Bırakınız efendim. Yani, böyle bir mantık olmaz; böyle bir mantıkla, böyle bir sistem içerisinde Maliye Bakanlığı yapılmaz Sayın Bakan.

Üstelik, bakın, Türkiye'de, kamu yatırımları bütçenin yüzde 5'ine düşmüş. Bu, altyapı yatırımları ihtiyacı bizden çok daha az olan Amerika'da yüzde 10'dur, Japonya gibi altyapı yatırımları ihtiyacı çok az olan bir ülkede, bize kıyasla, yüzde 17'dir; yani, siz, yüzde 5'lerde tutulan bir yatırım stokuyla, bu ülkeyi nereye götürebilirsiniz?!

Bir ekonomide kalıcı düzelme, sürdürülebilir bir büyüme olmanın tek koşulu, yatırımları artırmaktır. Kamu yatırımlarının artması, özel yatırımları azaltmaz; artırır. Bir kere, bu bilinçte olmamız gerekiyor. Bütün toplam yatırımların artması gerekiyor.

Türkiye, 1998-2003 döneminde, çok önemli bir sermaye birikimi azalmasıyla karşı karşıya kalmıştır. Bu, özel yatırımların da çok büyük ölçüde azalmasından kaynaklanmıştır. Dolayısıyla, bugün, Türkiye'nin bütün meselesi, özel yatırımları da artırmak; yani, sermaye birikiminde yeni bir sıçramayı yakalamaktır. Bunu yakalayamazsanız, gelişmiş ülke olma iddiasını sürdüremezsiniz.

Sayın Bakan, ben, sizinle ilgili şeyleri söylüyorum; çünkü, Maliye Bakanına bütçede o kadar çok yetki veriliyor ki, ilk konuşmanızda, geçen yıl, hatırlıyorum "ne güzel, bu kadar yetkiyle, ben, artık, bundan sonra padişahlar gibi olurum" demiştiniz. Gerçekten, bütçeye baktığınız zaman, bütçede, çok fazla Maliye Bakanına yetki var ve ne yazık ki, bu bütçede, Anayasaya aykırılıklar sürüyor. Anayasaya aykırı hükümleri de ihtiva ederek yetki aktarımları var, saydamlık açısından çok ciddî sıkıntılar var, bununla ilgili, sadece Anayasaya aykırılıkları sayayım, ondan sonra da maddeyle ilgili birkaç şey söyleyeceğim.

Sayın Bakan, bakınız, bu, sizin bütçenizde, Anayasaya aykırı, halen 21 tane hüküm var. Geçen yıl, 39 hüküm için, Anayasaya aykırılık dolayısıyla Anayasa Mahkemesine başvurduk; bunlardan 9'unu iptal ettirdik. 9'unu, siz, buraya getirmediniz, koymadınız. Koymadınız; çünkü, bunların bir bölümünün kendi yasalarında düzenleme yaptınız. Örneğin, siz, belediyelerin, hani, o çok sevdiğiniz yerel yönetimlerin, bütçe paylarını yüzde 6'dan yüzde 5'e düşürmüştünüz, iptal ettirdik; gittiniz, bu defa kendi yasasında değişiklik yaptınız, onu da Anayasa Mahkemesine verdik; ama, henüz daha bir sonuç çıkmadı. Onları getirmediniz; ama, halen 21 tane Anayasaya aykırılık maddesi var: Madde 10, madde 12; bu maddeler geçti.

Madde 15: Protez ve diş tedavi bedelinin sınırlı ödenmesi.

Madde 16: Vakıf ve derneklerin, ayrıca Maliye Bakanlığınca denetlenmesi. Maliye Bakanlığı, bütçe kanununda, üzerine böyle bir yetki alamaz. Gidersiniz, yasasını değiştirirsiniz.

Madde 25: Biraz önce okundu, konuşuldu; dışborç kredi anlaşmalarıyla ilgili işlemlerin, her türlü vergi, resim ve harçtan istisna tutulması, daha doğrusu müstesna olması.

Madde 25 (d) fıkrası: Merkez Bankasının çıkardığı likidite senetleriyle ilgili işlemlerin, her türlü vergi, resim ve harçtan istisna olması. Bunlar Anayasaya aykırıdır.

Madde 26: Maliye Bakanına, Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi 2003 yılı kârının, 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname sınırlamasına tabi olmadan, bütçeye gelir kaydetmeye yetki verilmesi. Anayasaya aykırıdır Sayın Bakan.

Madde 26 (b) fıkrası: Kamu İktisadi Teşebbüsleriyle ilgili, bundan bir önceki maddeydi. Maliye Bakanına, görev zararları alacaklarına mahsup edilmek üzere, gelir, gider ve ödenek kaydetme yetkisi verilmesi.

Diğer maddeleri, daha sonra, sırası geldiğinde çıkar söylerim.

Şu an konuştuğumuz maddeyle ilgili birkaç şey söylemek istiyorum.

Madde 27'nin (g) fıkrasında, Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğüyle ilgili olan bu düzenlemede, daha önceki dönemlerde karşımıza çok sayıda çıkan bir genel eğilimi, yeniden, bir istisna olarak karşımıza çıkarıyorsunuz. 2002 yılında, bu Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun çıkana kadar, bütçelerde bu tür hükümler -buradaki, 27 nci maddenin (g) fıkrasındaki gibi hükümler- çok sayıda vardı, bunların örneklerine rastlanırdı. Neydi bu tür örnekler; bu, bazı gelir ve giderlerin, o yıl bütçesinde gelir ve gider olarak görünmesi gerekirken, Maliye Bakanına, bütçeye gelir ve gider kaydedip kaydetmeme yetkisinin verilmesi anlamındadır. Burada, yeniden, benzer bir düzenleme yapılmaktadır.

Keza, 27 nci maddenin (e) fıkrasında, tarım satış kooperatifleri birlikleriyle ilgili düzenleme var; (e) fıkrasının 1 inci bendinde, bu yeniden yapılandırma sürecinde, Yeniden Yapılandırma Kurulunun önerileri doğrultusunda, bu kuruluşlardan tasfiyesi uygun görülenler ile borçların tasfiyesine kadar geçecek süre içerisinde doğacak faizin terkiniyle ilgili hüküm vardır. Halen, birçok tarım satış kooperatifi, bu tür bir faiz terkini ya da bu tür bir borç konsolidasyonu için Yeniden Yapılandırma Kurulunun kararını bekliyor.

Yeniden Yapılandırma Kurulu dediğimiz kurul, Türkiye'ye, 2000 yılı haziran ayında getirilmiş, yasayla kurulmuştur, Dünya Bankasının zorlamasıyla kurulmuştur ve bu Yeniden Yapılandırma Kurulunun, ne kadar yetkin bir kurul olarak çalışıp çalışmadığı çok tartışmalı bir konudur; ama, inanılmaz yetkiler verilmiş ve birçok tarım satış kooperatifi birliği ya da bunların işletmeleri tasfiye sürecine girebilmişlerdir. Keza, bunun ikinci bendi de benzer bir hüküm içermektedir.

Sayın Bakan, burada, bu bütçenizde, özel olarak dikkat çekeceğimiz, anayasaya aykırılıklar dışında, başka birtakım zaaflar da var. Bunlar, özellikle, saydamlıkla, hesap verilebilirlikle, samimiyet ilkeleriyle ilgili olanlar.

2004 malî yılı bütçesinde, tasarının gerekçesinde, bunlara en azından lafzî olarak yer veriliyor; fakat, ne bunlarla ilgili birtakım somut öneriler var ne hesap verilebilirlik açısından, daha önce, kamu malî yönetimi tasarısında olduğu gibi, somut, ölçülebilir ölçütler getirilmiştir. Yani, aslında, burada çok sayıda süslü sözcük var; fakat, bu tür ilkelerin hayata geçirilmesi için, bir sistem değişikliğinin emaresi yok. Bu tür bütçelerle, Türkiye'nin, hele önümüzdeki dönemde -üç yıllık bütçeler ve saire- buradan, daha saydam, daha hesap verilebilir birtakım örneklere yol alması mümkün gözükmemektedir.

Aynı şekilde, 2004 yılı bütçesinin kaynak tahsislerinde önceliklere önem verilerek hazırlandığı söyleniyor. Oysa, bu kaynak tahsislerinin etkin olabilmesi için, bunların ya fayda-maliyet ya maliyet etkinliği analizlerine göre yapılması gerekir. Sizin, ilginç bir komisyon konuşmanız olmuştu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Bir dakika efendim... Size eksüre veriyorum; buyurun.

OĞUZ OYAN (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.

Bu konuşmanızda, tutanakta, şöyle ilginç bir şey var; diyorsunuz ki: "Bütün kamu kurum ve kuruluşlarının, 2003 yılında olduğu gibi, 2004 yılında da sunmak zorunda oldukları temel kamu hizmetlerinin kalite ve miktarında herhangi bir düşüşe meydan vermeksizin, kendilerine verilen ödenekleri hizmet önceliklerine uygun olarak ve fayda-maliyet analizi yapmak suretiyle kullanacaklarına inancımız tamdır."

Şimdi, hükümet yetkililerinin, galiba, atı arabanın önüne koymak gibi bir niyetleri olduğu anlaşılıyor; çünkü, kamu kurumlarının etkin kaynak tahsisi mekanizması içine çekilmesi için, bu tür fayda-maliyet ya da maliyet etkinliği analizlerinin kaynak tahsisinden sonra değil önce yapılması gerekiyor ki, biz, o kurumların etkin çalışabileceğini bilelim. Yoksa, bütçeden ödeneği verdikten sonra "bu ödeneği iyi kullan, etkin kullan" gibi nasihatlerle bu işler olmaz. Bunlar -işte, o performans denetimi dediğimiz olay budur- önceden verilen taahhütlere karşı şu taahhütler, şu hizmetler yapılacak, bunun karşısında şu kaynaklar verilecektir ve onu ölçme imkânına sahip olursunuz.

Bundan sonraki maddelerde devam etmek üzere, ilginiz için teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Oyan.

Madde üzerinde konuşmalar tamamlandı.

1 önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının 27 nci maddesinin (c) bendine aşağıdaki paragrafın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Halide İncekara

Ahmet İnal

İbrahim Köşdere

 

İstanbul

Batman

Çanakkale

 

Zeki Karabayır

Ali İhsan Merdanoğlu

 

 

Kars

Diyarbakır

 

"4684 sayılı Kanun ve 2001/2312 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı kapsamında T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve Türkiye Halk Bankası A.Ş'nin ve T.C. Ziraat Bankası A.Ş. aracılığıyla Tarım Kredi Kooperatiflerinin avans olarak tasfiyesi yapılan görev zararı ve/veya gelir kayıplarının kesin tespitini teminen yapılacak nihaî inceleme sonuçlarına göre; Hazine aleyhine bir farkın doğması halinde, söz konusu farkın ilgili harcama kaleminden nakden ödenmesine veya anılan bankaların 2003 ve önceki yıllarına ait kâr paylarından Hazine'ye isabet eden tutarlarını, Hazineden olan görev zararı veya gelir kaybı alacaklarına mahsup etmeye, Hazine Müsteşarlığı'nın bağlı olduğu Bakan, mahsup işlemlerini Müsteşarlığın teklifi üzerine bütçenin gelir ve giderleri ile ilişkilendirilmeksizin mahiyetlerine göre ilgili Devlet hesaplarına kaydettirmeye Maliye Bakanı yetkilidir."

Gerekçe: Bilindiği üzere, kamu sermayeli bankaların ve Tarım Kredi Kooperatiflerinin 4603, 4684 sayılı Kanunlar ve 2001/2312 sayılı Bakanlar Kurulu kararı hükümleriyle görev zararı alacakları avans niteliğinde tasfiye edilmiştir. 2001/2312 sayılı Kararda; avans olarak ödenen tutarlar ile inceleme sonucu kesinleşecek tutarların farklı olması nedeniyle doğacak Hazineye ait yükümlülüklerin, bankaların ve Tarım Kredi Kooperatiflerinin görev zararı alacaklarının anılan bankaların temettülerinin Hazineye düşen kısmından mahsup edilmesi önerilmektedir.

Söz konusu düzenleme; banka temettülerinin bütçe gelirleri içerisinde yer almaması nedeniyle, gelir azaltıcı veya  gider artırıcı bir düzenleme olmayıp sadece mahsuplaşmaya imkân veren bir düzenlemedir.

BAŞKAN - Önergeyle ilgili komisyon ne düşünüyor?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Katılamıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet?..

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Evet, Hükümetin katıldığı, komisyonun katılamadığını ifade ettiği önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

27 nci maddeyi...

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını arz ediyorum.

BAŞKAN - Madde oylamasında istiyorsunuz.

HALUK KOÇ (Samsun) - Evet efendim.

BAŞKAN - Şimdi, 27 nci maddeyi, kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunacağım ve aynı zamanda da karar yetersayısını arayacağım: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

Kâtip üyelerimiz müttefik; karar yetersayısı yoktur. İki taraf için de karar yetersayısı yoktur.

Saat 20.00'de toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati : 18.52

 


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati : 20.00

BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER : Enver YILMAZ (Ordu), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35 inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarılarının görüşmelerine devam ediyoruz.

III. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

B) GELİR BÜTÇESİ (Devam)

1. - 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/688) (S. Sayısı : 284) (Devam)

2. - 2002 Malî Yılı Genel Bütçeye Dahil Kuruluşların Kesinhesaplarına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile 2002 Malî Yılı Genel Bütçeli Daireler Kesinhesap Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/656, 3/370, 3/372, 3/373) (S. Sayısı : 286) (Devam)

3. - 2004 Malî Yılı Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/689) (S. Sayısı : 285) (Devam)

4. - 2002 Malî Yılı Katma Bütçeye Dahil Kuruluşların Kesinhesaplarına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile 2001 Malî Yılı Katma Bütçeli İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/657, 3/371) (S. Sayısı : 287) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

27 nci maddenin oylamasında karar yetersayısı bulunamamıştı.

Şimdi, kabul edilen önerge doğrultusunda 27 nci maddeyi tekrar oylayacağım ve karar yetersayısını arayacağım.

27 nci maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yetersayısı bulunamamıştır.

Birleşime 10 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 20.03

 


BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 20.24

BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER : Enver YILMAZ (Ordu), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35 inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarılarının görüşmelerine devam ediyoruz.

III. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

B) GELİR BÜTÇESİ (Devam)

1. - 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/688) (S. Sayısı : 284) (Devam)

2. - 2002 Malî Yılı Genel Bütçeye Dahil Kuruluşların Kesinhesaplarına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile 2002 Malî Yılı Genel Bütçeli Daireler Kesinhesap Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/656, 3/370, 3/372, 3/373) (S. Sayısı : 286) (Devam)

3. - 2004 Malî Yılı Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/689) (S. Sayısı : 285) (Devam)

4. - 2002 Malî Yılı Katma Bütçeye Dahil Kuruluşların Kesinhesaplarına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile 2002 Malî Yılı Katma Bütçeli İdareler Kesinhesap Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/657, 3/371) (S. Sayısı : 287) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

27 nci maddenin oylamasında karar yetersayısı bulunamamıştı.

Şimdi, maddeyi, yeniden, kabul edilen önerge doğrultusunda oylayacağım ve karar yetersayısını arayacağım.

27 nci maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yetersayısı vardır; madde kabul edilmiştir.

28 inci maddeyi okutuyorum:

Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin kâr ve sermaye değişiklikleri

MADDE 28. - a) Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin 2003 yılına ilişkin kârlarından Hazineye isabet eden tutarları;

1- Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın teklifi üzerine bütçeye gelir kaydetmeye,

2- Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin ödenmemiş sermayesine veya 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olduğu dönemde Bakanlar Kurulu Kararı ile verilen ve halen devam eden görevler nedeniyle doğan ve doğacak olan görev zararı alacaklarına mahsup edilmek üzere Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın teklifi üzerine bütçeye gelir, ödenek ve gider kaydetmeye,

b) Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin ilgili malî yıldan önceki yıllara ait kâr paylarından Hazineye isabet eden tutarları Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın talebi üzerine bütçesinin gelir ve giderleri ile ilişkilendirmeksizin Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olduğu dönemde Bakanlar Kurulu Kararı ile verilen ve halen devam eden görevler nedeniyle doğan ve doğacak olan görev zararı alacaklarına veya ödenmemiş sermayesine mahsup etmeye ilişkin işlemleri yapmaya,

c) Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin 2003 yılı sonu itibarıyla; Hazineye (28.3.2002 tarihli ve 4749 sayılı Kanun kapsamındaki Hazine alacakları hariç) ve fonlara olan borçları ile geçmiş yıllar bütçe kanunlarının "Kurumların Hasılatından Pay" başlıklı maddeleri uyarınca doğan ve Maliye Bakanlığı Merkez Saymanlığına ödenmesi gereken vadesi geçmiş borçlarını, Hazineden ve fonlardan olan alacaklarına veya ödenmemiş sermayelerine mahsup etmeye, Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan; bu işlemleri anılan Müsteşarlığın teklifi üzerine gelir ve gider hesapları ile ilişkilendirilmeksizin mahiyetlerine göre ilgili Devlet hesaplarına kaydettirmeye,

Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

28 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

29 uncu maddeyi okutuyorum:

Görev zararları ve gayrimenkul satışları

MADDE 29. - a) Kamu İktisadî Teşebbüslerinin, 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 35 inci maddesi uyarınca Hazineden olan kesinleşmiş görev zararı alacakları ile yıl içerisinde doğacak görev zararı alacakları ile 12.12.2001 tarihli ve 2001/3372 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile önceki yıllar Kararları kapsamında üretilen şekerin; Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.'nin özelleştirme programına alındığı tarih itibarıyla sözleşmesi ve bağlantısı yapılmış olan; dahilde işleme rejimi kapsamındaki satışları ile ihracatından doğan ve/veya doğacak görev zararları ve 30.05.2002 tarihli ve 2002/4199 sayılı Bakanlar Kurulu Kararınca Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğü tarafından 2001-2002 ve daha önceki kampanya dönemlerinde temin edilen ürünlerle ilgili doğmuş ve doğacak olan görev zararları ile 2002-2003 ve 2004 kampanya dönemine ilişkin görev zararları avans olarak Hazine Müsteşarlığı bütçesinde bu amaçla öngörülen ödeneklerden karşılanır.

b) T.C. Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü mülkiyetindeki işletmecilik fazlası taşınmazların satılarak veya devredilerek satış veya devir bedellerinin yeni demiryolu inşaatı ve mevcut demiryollarının bakım ve onarımı ile iyileştirilmesinde kullanılması kaydıyla, taşınmazların satış veya devrine T.C.Devlet Demiryolları Yönetim Kurulu yetkilidir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

29 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

30 uncu maddeyi okutuyorum:

Körfez krizi nedeniyle alacaklarını tahsil edemeyen firmalara verilen kredilerin tasfiyesi

MADDE 30. - Körfez krizi nedeniyle Irak'dan olan alacaklarını tahsil edemeyen müteahhit, ihracatçı ve nakliyeci firmalara mülga Geliştirme ve Destekleme Fonundan kaynak aktarmak suretiyle Türkiye İhracat Kredi Bankası A.Ş. (Türk Eximbank) aracılığıyla kullandırılan nakdi veya gayri nakdi kredilerin anaparalarının tahsili ile oluşan faizlerinin tasfiyesine ilişkin esaslar Yüksek Planlama Kurulunun teklifi ile Bakanlar Kurulunca belirlenir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

30 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

31 inci maddeyi okutuyorum:

ÜÇÜNCÜ KISIM

Kamu Personeline İlişkin Hükümler

BİRİNCİ BÖLÜM

Özlük Hakları

Katsayılar, yurt dışı aylıklar, ücret ve sözleşme ücreti

MADDE 31. - a) 14.7.1965 tarihli ve 657 sayılı Kanunun 154 üncü maddesi uyarınca, 1.1.2004 - 30.6.2004 döneminde aylık gösterge tablosunda yer alan rakamlar ile ek gösterge rakamlarının aylık tutarlara çevrilmesinde uygulanacak aylık katsayısı (36.420), memuriyet taban aylığı göstergesine uygulanacak taban aylığı katsayısı (429.250), yan ödeme katsayısı (11.550) olarak, 1.7.2004 - 31.12.2004 döneminde ise aylık katsayısı (38.610), memuriyet taban aylığı göstergesine uygulanacak taban aylığı katsayısı (455.050), yan ödeme katsayısı (12.240) olarak uygulanır.

399 sayılı Kanun  Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin (c) bendi uyarınca çalıştırılan  sözleşmeli personelin ücret tavanı 1.1.2004 - 30.6.2004 döneminde (1.779.740.000) lira olarak, 1.7.2004 - 31.12.2004 döneminde ise (1.886.525.000) olarak uygulanır.

b) Aylıklarını 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu, 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu ve 3466 sayılı Uzman Jandarma Kanununa göre almakta olan personel ile kamu kurum ve kuruluşlarında çeşitli statülerde sözleşmeli personel olarak istihdam edilenlere (kapsam dışı personel dahil olmak üzere işçiler, geçici personel, ayın veya haftanın bazı günleri ya da günün belirli saatleri gibi kısmi zamanlı çalışan sözleşmeli personel ile aylık veya ücretleri 631 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 14 üncü maddesi kapsamında belirlenenler hariç), Bakanlar Kurulunca belirlenecek tarihlerde ve tutarlarda iki bölüm halinde toplam 160 milyon lira ödeme yapılır.

Ancak, ödemelerin yapılacağı tarihlerde; aylıksız izinli olanlara, kurumların yurt dışı kadro veya pozisyonlarında çalışanlara, hangi şekilde olursa olsun üç ay veya daha fazla süreyle gönderilmeleri nedeniyle yurt dışında bulunanlara ve kadro veya pozisyonları ile ilişikleri kesilmiş olanlara, belirlenen tarih için öngörülen tutar ödenmez.

Bu ödemeler; aylık, ücret ve diğer malî hakların hesabında dikkate alınmaz ve damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesinti ile mahsup işlemlerine tâbi tutulmaz. Anılan tutarlar, 24.11.1994 tarihli ve 4046 sayılı Kanunun 22 nci maddesi uyarınca ödenen fark tazminatının hesabında dikkate alınmaksızın ayrıca ödenir.

Bu bendin uygulanmasında ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.

c) Kurumların yurt dışı kuruluşlarına dahil kadrolarında görev yapan Devlet memurlarının yurt dışı aylıkları, yeni kurlar ve yeni emsaller tespit edilinceye kadar, 19.4.1999 tarihli ve 99/12791 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile ek ve değişikliklerinde yer alan hükümlere göre ödenir.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, burada bir eksiklik var; onu düzeltmemiz lazım.

BAŞKAN - Buyurun efendim.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - İkinci paragrafın sonunda, 1 886 525 000 rakamının yanına "lira" yazılması lazım. Buradaki eksikliğin giderilmesi lazım.

BAŞKAN - Zannediyorum, bir maddî hata, basım hatası veya eksikliği; o tamamlanmıştır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Diyarbakır Milletvekili Sayın Muhsin Koçyiğit; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Koçyiğit, sizin kişisel söz talebiniz de var; kişisel söz hakkınızı da kullanmak istiyor musunuz?

MUHSİN KOÇYİĞİT (Diyarbakır) - İstiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sürelerinizi birleştiriyorum.

Konuşma süreniz 15 dakika.

Buyurun Sayın Koçyiğit.

CHP GRUBU ADINA MUHSİN KOÇYİĞİT (Diyarbakır) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 284 sıra sayılı 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının memurların özlük haklarına ilişkin 31 inci maddesi üzerinde görüşlerimi belirtmek üzere şahsım ve Grubum adına söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum; ayrıca, televizyonları başında bizleri izleyen yurttaşlarımızı da sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; AKP, seçim bildirgesinde, IMF programının katı ve çalışanlar aleyhine acımasız koşullar taşıdığını, sosyal yönünün bulunmadığını vurgulayarak, kamu çalışanlarını oldukça yüksek beklenti içine sokmak suretiyle, onların oylarına talip olmuştur. Ancak, iktidara geldikten sonra tüm bu söylemlerini unutarak, kamu çalışanlarını sefalet ücretlerine mahkûm etmiş, IMF'nin görüş ve iznini almadan kamu çalışanlarına zam yapmamayı âdeta alışkanlık haline getirmiştir. Hükümet, sadece memurları değil, kamu işçilerini ve emeklileri de açlığa mahkûm etmiş, işçi emeklilerine zam yapmayı unutmuştur. Şöyle ki; 3 Kasım seçimlerinden önce 57 nci hükümetin hazırladığı kararnamenin 58 inci hükümet tarafından uygulanmasıyla, işçi emeklilerine, 2002 yılında, SSK ve Emekli Sandığı emeklileri arasında oluşan farkın giderilmesi bakımından 75 000 000 lira sosyal destek ödemesi getirilmiştir. "İyileştirme" adı altında yapılan bu sosyal destek ödemesinin aylıklara yansıtılmaması sonucu, bir başka deyişle TÜFE, yani enflasyon artışlarının bu ödemelerden düşülmesiyle, işçi emekli aylıkları, 2003 yılı ocak ayından beri 332 000 000 lira düzeyinde sabitlenmiş bulunmaktadır. Evet; hükümet, işçi emeklilerine 2003 yılında zam yapmamıştır; 3 800 000 dolayındaki emekli kesimi, bugün, 330 000 000 lira ücret almaktadır. Açlık sınırının 490 000 000 lira olduğu dikkate alınırsa, bugün, işçi emeklilerinin büyük çoğunluğu açlık sınırının altında bir ücretle geçinmeye çalışmaktadır. Sosyal devlet bu mudur, bu maaşla nasıl geçinilir, kamu vicdanı bunu nasıl kabul eder; bunları sizlere sormak istiyorum.

Aynı şekilde, tarım kesimi çalışanları, çiftçilerimiz de, hükümetin basiretsiz ve IMF dayatmacısı politikaları sonucu yoksulluğa mahkûm edilmiştir. IMF program ve politikaları gerekçe gösterilerek, bir taraftan, tütün ve şekerpancarı ekim alanları daraltılırken, öte yandan da, tabanfiyatları düşük tutulmak suretiyle, tarım kesimi çalışanları ve çiftçilerimiz yok edilmek istenmektedir.

Çiftçilerimizin acıklı durumunu gören Dünya Bankası, bunlara ödenmek üzere "doğrudan gelir desteği" adı altında bir fon ayırıp parayı peşin göndermesine karşın, bu paralar çiftçilerimize zamanında ödenmeyerek, çiftçilerimiz tefecilerin kucağına itilmiş bulunmaktadır. Hâlâ, 2002 ve 2003 yıllarına ait doğrudan gelir desteğini alamayan çiftçilerimiz vardır. Altı gün sonra 2004 yılına gireceğiz; ancak, şu ana kadar, ülkemizdeki hiçbir çiftçi 2003 yılına ilişkin doğrudan gelir desteği parasını alamamıştır; çünkü, hükümet, bu paraları başka alanlarda kullanmıştır.

Değerli arkadaşlarım, emekli işçiler ve çiftçilerimiz gibi, memurlar, memur emeklileri ve kamu çalışanlarının durumu da içler acısıdır. Deyim yerindeyse, bunlar, âdeta, açlığa ve yokluğa mahkûm edilmişlerdir. Hükümetin, görüşülmekte olan 2004 malî yılı bütçe kanunu tasarısı yasalaşmadan önce, 2003 yılına ilişkin olarak, memurlara, emeklilere, kamu çalışanlarına ve işçilere olan borcunu ödemesi gerekmektedir. Evet; saydığım bu kesimler, 2003 yılından dolayı hükümetten asgarî yüzde 15 oranında alacaklı bulunmaktadır. Hükümetin, kamu çalışanlarına bu borcu ödedikten, yani 2003 yılına ilişkin yüzde 15 oranındaki telafi edici zammı yaptıktan sonra, 2004 yılına ilişkin zam ve maaş artışlarını uygulamaya geçirmesinin daha doğru ve daha gerçekçi bir davranış şekli olacağına inanıyoruz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hükümet, 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısıyla, kamu çalışanlarına ilk altı ay için yüzde 6, son altı ay için de yüzde 6 olmak üzere toplam yüzde 12 oranında zam yapmayı düşünmektedir. Evet, bugün, memurlar geçinememektedir. Memur maaş artışları, sözde memur sendikalarıyla yapılan toplupazarlık sonucunda belirlenmektedir. Bu, kocaman bir hiçten öteye gidemeyen bir söylemden ibarettir; çünkü, bugün memurların sadece göstermelik bir sendika kurma hakkı vardır. Memurlara verilen sendika hakkının üç ayağından sadece birisi mevcuttur; o da, toplugörüşme hakkıdır. Sendikalaşmanın olmazsa olmaz koşullarından olan diğer iki ayağı, yani toplupazarlık ve grev hakkı mevcut değildir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün, memur sendikaları, eşit koşullarda hükümetle masaya oturarak, yumruğunu masaya vurarak, toplupazarlık ve toplusözleşme yapamamaktadır; hele, anlaşmazlık halinde greve gitme hakları hiç yoktur; yani, memur maaşları, eskiden olduğu gibi, hükümetin iki dudağı arasında belirlenmektedir. Hatta, hükümet öyle ileri gitmektedir ki, maaş artışları konusunda, anlaşmazlık halinde kendi görevlendirdiği uzlaşma komisyonu kararlarını bile hiçe sayabilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, kamu çalışanlarına verilmesi planlanan son derece düşük ve yetersiz zam oranı sonucu, toplumumuzdaki orta ve ortaaltı sınıflar tamamen yok olacak, gelir dağılımı sosyal patlamalara neden olacak şekilde bozularak, sınıf ve tabakalar arasındaki uçurumlar iyice derinleşecektir. Oysa, demokrasi ve özgürlüklerin yaşayabilmesi için, öncelikle gelir dağılımı düzeltilerek, sınıflar arasındaki uçurum ortadan kaldırılmalıdır. Ancak, 2004 malî yılına ilişkin olarak, Bütçe Kanunu Tasarısında, bunu görmemiz mümkün değildir. Hükümetin, acilen, sosyal patlamaları önleyecek önlemleri yürürlüğe koyması gerekmektedir. Bu nedenle, tez elden, Avrupa Birliği standartları ve 151 sayılı ILO sözleşmesindeki kamu hizmetinde örgütlenme hakkının korunması ve çalışma koşullarının belirlenmesi esas alınmak suretiyle, gerekli yasal düzenlemeler yapılarak, kamu çalışanlarına, grevli, toplusözleşmeli, özgür ve icazetsiz sendikalaşma hakkı verilmelidir. Kamu çalışanları, ancak bu şekilde bir sendikalaşmayla, hükümetle toplupazarlık masasına oturarak, kendi ücret ve maaşlarının belirlenmesinde söz sahibi olabilecektir. Kamu çalışanları, demokrasidışı yöntemlerle örgütsüz bırakılmamalıdır. Bilinmelidir ki, ancak, toplumun tüm kesimlerinin hakları korunarak, onlar güvence altına alınarak, demokrasi ve özgürlükleri yaşatabiliriz.

Hükümet, memur ve emekli maaşlarını erozyona uğratarak yaşam koşullarını zorlaştırmış, sosyal aktiviteleri ve sosyal hakları ortadan kaldırmıştır. Evet, sadece enflasyondaki düşüş, alım gücünü yükseltmiyor; bunun, çarşıya, pazara, kısaca halka yansıması gerekmektedir; ancak, bunu, bütçede görememekteyiz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün, açlık sınırı 490 000 000 lira, en düşük memur maaşı 430 000 000 lira, ortalama memur maaşı ise, 570 000 000 liradır; yani, açlık sınırının altındadır. Bu dengesizlikler giderilip, adaletli bir ücret zemini oluşturulmadan, yüzdelik zamlarla sorunun çözülmesi mümkün değildir. Bu nedenle, özellikle ve ivedilikle taban aylığın 800 000 000 liraya yükseltilmesi gerekmektedir.

Memur maaşları, temel gıda maddelerindeki artışlar karşısında da oldukça yetersiz kalmaktadır. Son onüç yılın memur maaşları 450 kat artarken, gıda maddelerinin fiyatları aynı dönemde 500 kat ile 2 688 kat arasında artmıştır. Maaşların limon fiyatlarındaki artışa endekslenmesi durumunda bir kamu çalışanına bugün 484 000 000 lira yerine 2 867 000 000 lira maaş verilmesi gerekmektedir. Memur ve emekli maaşlarına beklentilerin çok altında bir zam yapan hükümetin, gıda maddelerindeki artış ve geçmiş kayıpları da dikkate alarak, memur, emekli ve kamu çalışanlarına ortalama yüzde 35 oranında zam yapması yerinde olacaktır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hükümete sormak istiyorum: Önümüzdeki süreçte, kamu işçi sendikalarıyla yapılacak toplu iş sözleşmelerinde, yine IMF'yi dinleyip ona göre mi ücret vereceksiniz? Hükümet, tüm bu düzenlemelerle, muhalefetteyken söylediklerini ve taahhütlerini unutmuş, âdeta IMF'ye ve onun politikalarına teslim olmuştur ve kamu çalışanlarının tepkisini çekmiştir. Aynı şekilde, bugün, memurlara trajikomik düzeyde kira yardımı yapılmak suretiyle, âdeta onlarla alay edilmektedir. Memurlara, durumlarına göre, 200 000, 400 000 ve 600 000 lira kira yardımı verilmektedir. Size soruyorum: Bugün, 200 000 liraya 1 gazete bile alınmazken, 1 simit parasıyla nasıl 1 aylık kira ödenir? Bu, memuru hiçe saymaktır, onu adam yerine koymamaktır; daha da önemlisi, AKP Hükümeti, kendi atadığı Uzlaştırma Kurulunun 25 000 000 liralık kira yardımı önerisini bile kabul etmemekle, kamu çalışanlarına ve emeklilere bakış açısını açıkça sergilemiş bulunmaktadır.

Evet, sıra kamu çalışanlarına, emeklilere ve çiftçilere gelince, bütçe dengeleri, ekonomik kriz ve IMF programı dayatmaları gündeme getirilmek suretiyle, âdeta, toplum kesimleri korkutulmak, sindirilmek ve pasifize edilmek istenmektedir. Oysa, sıra hortumculara, vurgunculara, banka soyanlara ve cumhuriyetin devasa ekonomik değerlerini iç ve dış talancılara sudan ucuz fiyatla peşkeş çekenlere gelince, bir şey yapılamamaktadır. Evet, batık bankacıya, hortumcuya ve özelleştirme hortumcusuna kaptırılan ülke kaynakları, memurdan, emekliden, çiftçiden ve dargelirliden esirgenmektedir. Anlaşılan, IMF'den yana tavır alanların, çalışanların, emeklilerin, çiftçilerin ve dargelirlilerin makûs talihini yenmeye hiç mi hiç niyeti yoktur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçede kadro karşılığı sözleşmeli personel ücretleri, kadrolu personel maaşlarının oldukça üzerinde seyretmektedir. 2004 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısında bu eksikliğin giderilerek, eşit işe eşit ücret verilmek suretiyle, farklılığın ortadan kaldırılmasını beklemekteyiz.

Yine, 2004 malî yılı bütçesinde "Bütçede Uygulanmayacak Hükümler" başlığı altında emeklilere ödenmekte olan vergi iadesi 2004 malî yılında yüzde 50 oranında azaltılmaktadır. Acaba, bu, hükümetin IMF'ye verdiği niyet mektubundan mı kaynaklanıyor diye sormadan edemiyoruz. Bir yandan, emeklinin sağlık harcamalarını "ilaç parası" adı altında yüzde 1 kısacaksınız, öte yandan da, maaşlara yeterli oranda zam yapmayacaksınız ve yine, emekli vergi iadelerini yarı yarıya azaltacaksınız; bu mudur emeklilere sahip çıkmak diye sizlere sormak istiyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; diğer sosyal güvenlik kanunlarına göre yaşlılık ve emekli aylığı bağlananlardan ticarî ve serbest meslek kazancı dolayısıyla vergi verenlerden, Bağ-Kur Kanununa göre yüzde 10 oranında sosyal güvenlik primi ödemek zorunda kalan önemli sayıda emekli kesimi mağdur durumdadır. Acilen bir yasal düzenleme yapılmak suretiyle, emeklilerin mağduriyetine son verilerek, haksızlık ortadan kaldırılmalıdır.

Yine, hükümetçe, ücretlerde özel indirim tutarının kademeli bir şekilde artırılmak suretiyle asgarî ücret düzeyine getirileceği beyan edilmesine karşın, yapılan ilk icraatlardan biri özel indirimi kaldırmak olmuştur. Bunu anlamak mümkün değildir.

Hükümet, acil eylem planında, açlık sınırının altındaki aileleri ülke nüfusunun yüzde 15'i kadar, yani 10 000 000 olarak belirleyip, bu ailelere yardım yapılacağını ifade etmesine karşın, bu vaadini yerine getirmediği gibi, 1 000 000'u aşkın öğrenciye verilmekte olan ilköğretim bursunu da kesmiş bulunmaktadır.

Sayın Başkan, sayın üyeler; kamu çalışanları arasında ücret dengesizliğini gidermek üzere, 57 nci hükümet döneminde, 1.1.2002 tarihinden geçerli olmak üzere, çalışanlara ödenen tazminatlarda düzenleme yapılmış ve bu düzenleme, müsteşardan daire başkanına kadar olan yöneticiler ile Türk Silahlı Kuvvetleri personelini ve savcıları içermektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Koçyiğit, lütfen, sözlerinizi tamamlayınız.

MUHSİN KOÇYİĞİT (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Diğer çalışanlar ile şube müdürleri, teknik sınıfta hizmet gören mühendisler ve sağlık sınıfı, kapsam dışında tutulmuştur. Bu uygulamanın daire başkanı altındaki yöneticiler ile teknik ve sağlık sınıfını da içerecek şekilde genişletilmek suretiyle, mevcut dengesizliklerin ortadan kaldırılmasını beklemekteyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tüm bu açıklanan nedenlerle, 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının sosyal boyutu ve insanî yönünün bulunmadığı görülmektedir; çünkü, bu bütçede emekli yoktur, işçi yoktur, memur yoktur, çiftçi yoktur, yatırım hiç yoktur. Bu bütçede sadece borç ve faiz ödemesi vardır, işsizlik vardır, fazlasıyla yoksulluk vardır. Bu nedenlerle, halkını mutlu edemeyeceği anlaşılan bu bütçeye onay vermemiz mümkün değildir.

Sözlerime son verirken, beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür eder, 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının başta Maliye Bakanlığımıza, devletimize ve milletimize hayırlı uğurlu olmasını diler, hepinize saygılar sunarım. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koçyiğit.

Madde üzerinde kişisel söz isteği vardır.

İzmir Milletvekili Sayın Oğuz Oyan, buyurun.

Süreniz 5 dakika.

OĞUZ OYAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilgili maddenin, 31 inci maddenin, esas itibariyle (a) fıkrasının getirdiği ücret kayıpları üzerinde arkadaşım konuştu. Gerçekten, bu bütçeyle, yeniden sefalet ücretlerinin yaşanacağı bir yıla daha giriyoruz.

Ortalama enflasyon hesaba katılmadan, sadece yılbaşı-yılsonu arasındaki yıllık enflasyon hesabıyla yapılan ve yaşanan enflasyonun değil de, gelecek enflasyonun hesaba katıldığı bu düzenlemelerde, her seferinde, çalışanlar, ücret kaybına uğramaktadırlar, reel gelir kaybına uğramaktadırlar, mağdur olmaktadırlar. Dolayısıyla, ilginç bir şekilde, enflasyon düşerken, toplumun büyük bölümünü teşkil eden ücretli kesimleri açısından, sabit gelirli kesimleri açısından hayat pahalılığı artmaktadır. Enflasyon canavarı azalırken, hayat pahalılığı canavarı büyümektedir. Böyle bir tablo, insanların satın alma gücünün azaltıldığı bir tablo, belki, borç ödeme kabiliyetini artırır; ama, böyle bir tablodan, Türkiye'de geleceğe umutlu bakan yeni bir nesil, yeni bir kuşak yaratılması mümkün olmaz.

Değerli arkadaşlarım, bu maddenin, ayrıca, (b) fıkrasının ilginç bir durumu var. Bu fıkraya göre 160 000 000 liralık bir ödeme yapılıyor. Bunun, bu fıkranın ikinci ve üçüncü bentlerine baktığınız zaman ilginç şeyler görüyorsunuz. İkinci bendinde, bu 160 000 000 liralık ödemenin yapılacağı tarihte aylıksız izinli olanlara -işte, kurumlarının yurtdışı kadro veya pozisyonunda çalışanlara, vesaire- ve kadro veya pozisyonlarıyla ilişikleri kesilmiş olanlara, belirlenen tarih için öngörülen tutar ödenmez. Yani, bir yandan, geçmiş kayıpların telafisi için bir 160 000 000 lira getiriyorsunuz; ama, tam da bu ödemenin yapılacağı tarihte aylıksız izinli olan, geçmişte bu ücret kaybına uğramış mı, uğramış; ama, ödemenin yapıldığı tarihte aylıksız izinli ya da kadro veya pozisyonuyla ilişkisi kesilmiş... Sayın Bakan, değerli milletvekilleri; böyle bir haksızlık, böyle bir adaletsizlik olabilir mi? Bunu içinize sindirebiliyor musunuz?

Alttaki bende gelelim: "Bu ödemeler; aylık, ücret ve diğer malî hakların hesabında dikkate alınmaz." Bunlar, bir kere verilir, buradan yeni haklar türemez; yani, onun üzerine, artık, 2004 yılı zammı gelmez, o, sizin emeklilik vesaire haklarınızda dikkate alınmaz vesaire vesaire...

IMF politikalarına bu kadar sadık kalacağız diye, çalışanları, memuru, işçiyi böylesine bir yoksulluğa kurban etmeniz ve bunu da, aslında, çok yadırgamayan bir tavır içinde olmanız, gerçekten, anlaşılır gibi değil. Yani, burada, biraz rahatsızlık duyma belirtileri görebilsek... "Ne yapalım işte, bu sene böyle, seneye inşallah başka olur" bile demiyorsunuz.

"IMF politikalarına karşıyız, biz, bu IMF politikalarını değiştireceğiz" diye iktidara talip oldunuz. Değerli arkadaşlar, bunun bir kırıntısını göremiyoruz. Bir kırıntısını görebilsek...

Bakınız, sizin programınızdaki başka bir şeyden bahsedeyim; insanlar işsiz kalıyorlar. İstihdam rakamlarına bakarsak, üçüncü çeyrekte, yanılmıyorsam, 433 000 ya da 422 000 kişilik bir istihdam kaybı var. Aynı istihdam kaybının olduğu dönemde, işsizlikte...

(Mikrofon kapandı)

OĞUZ OYAN (Devamla) - Ne oldu Sayın Başkan?! Daha sürem bitmedi!

BAŞKAN - Efendim, cihaz sık sık arıza yapıyor.

OĞUZ OYAN (Devamla) - Bu, hep CHP milletvekilleri konuşurken oluyor galiba!

BAŞKAN - Buyurun Sayın Oyan.

OĞUZ OYAN (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan. Bunu, herhalde, süremden düşersiniz.

Bakın, işsizliğin bu kadar arttığı bir ortamda, bir işsizlik sigortamız var. Bu işsizlik sigortasıyla ilgili, 2004 yılı programında, sayfa 64'te -hepinize tavsiye ederim, bunlar, okunmak için size dağıtılıyor- ilginç rakamlar göreceksiniz ve burada şunu göreceksiniz: 2003 yılı sonu itibariyle, İşsizlik Sigortası Fonuna 8 katrilyon 823 trilyon lira toplanmış olması bekleniyor. Peki, işsizlere ne kadar veriliyor, biliyor musunuz; işsizlere yapılacak sigorta giderleri ödemesi 120 trilyon lira. Biri 120 trilyon, öbürü 8 katrilyon 823 trilyon...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OĞUZ OYAN (Devamla) - Evet Sayın Başkan?!.

BAŞKAN - Şimdi de süre bitti.

Efendim, size, 2 dakika eksüre veriyorum.

Buyurun.

OĞUZ OYAN (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Yani, Fonda toplanan gelirin sadece yüzde 1,5'i işsizlere aktarılıyor. Yüzde 98,5'i nereye gidiyor; yüzde yarımı kurum masrafları, yüzde 98'i de kamunun borçlanması için bir finansman kaynağı olarak kullanılıyor. Diyeceksiniz ki, yasadan gelen bir düzenleme sorunu var; yani, yasa bizden önce öyle bir düzenlenmiş ki, işsize para vermek çok zorlaştırılmış, biz de veremiyoruz; kabahat bizde değil.

Değerli milletvekilleri, biz, yasama organıyız. Buraya bu tür bir şeyi getirdiniz de, biz hayır mı dedik?! Getirin İşsizlik Sigortası Kanununu, burada düzeltelim, giriş koşullarını hafifletelim, ödeme sürelerini artıralım, taban-tavan miktarlarında oynayalım. Biliyorsunuz, işsizlik sigortası dediğiniz şey de, minimum yarım asgarî ücret, maksimum tam asgarî ücret arasında değişen bir şey. Sizin son kazandığınız gelirle, öyle, her zaman ilişkisi yok.

Daha ilginç bir şey söyleyeyim. 2004 yılı için hükümet neyi programlıyor, 2004 yılında daha mı iyi olacak diye bakıyorsunuz. Bakın, şöyle bir rakam var: İşsizlik Sigortası Fonu kaynağının 13 katrilyon 647 trilyona çıkması bekleniyor. Peki, acaba, bunun ne kadarı hak sahiplerine, işsizlere dağıtılacak; sadece 144 trilyonu; yani, yüzde 1,5 olan oran, yüzde 1'e doğru geriliyor. Değerli arkadaşlarım, ben size soruyorum: Bu mu adalet, bu mu sosyal adalet?! Umarım, cevabını verebilirsiniz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Oyan.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

31 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

32 nci maddeyi okutuyorum:

İKİNCİ BÖLÜM

İstihdam Esasları

Kadroların kullanımı

MADDE 32. - a) Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin boş memur kadrolarına yapacakları açıktan atama sayıları ile konsolide bütçe dışındaki diğer kamu kurum ve kuruluşlarından yapacakları memur nakilleri toplamı (40.000) adedi geçemez. Ancak, hâkimlik ve savcılık meslekleri ile bu meslekten sayılan görevlere ve yükseköğretim kurumları öğretim üyeliklerine yapılacak atamalar, 27.07.1967 tarihli ve 926 sayılı Kanun kapsamında veya diğer ilgili mevzuata göre yapılacak askeri personel atamaları ile 24.11.1994 tarihli ve 4046 sayılı Kanunun 22 nci maddesi uyarınca yapılacak personel nakilleri bu sayıya dahil edilmez. Söz konusu toplam sayının kurum ve kuruluşlar itibarıyla dağılımı, gerekli görülmesi halinde bu toplam sayının belirli bir oranda tutulması ve kullanımı ile diğer hususlar Devlet Personel Başkanlığının bağlı olduğu Bakan ile Maliye Bakanının müşterek önerisi üzerine Başbakan tarafından belirlenir.

Döner sermayelerin, fonların, kefalet sandıklarının, sosyal güvenlik kurumlarının ve bütçeden yardım alan kuruluşların serbest memur kadrolarına  yapacakları  açıktan  atama  sayıları  ile bu maddenin üçüncü fıkrası kapsamı dışındaki kamu kurum ve kuruluşlarından yapacakları memur nakil sayıları toplamı, ilgili kurumlarda 2003 yılında emeklilik, ölüm ve istifa sonucu ayrılan personel sayısının % 80'ini aşamaz. Norm kadro çalışması sonuçlandırılarak uygulamaya geçirilen kurumlar ile kanun, uluslararası anlaşma veya 2004 yılı programı ile kurulması veya genişletilmesi öngörülen birimler ve temini zorunlu hizmetlerin gerektirdiği personel ihtiyacını bu sınırlamaya tâbi tutulmaksızın değerlendirmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

Genel bütçeye dahil dairelere, katma bütçeli idarelere, döner sermayelere, fonlara, kefalet sandıklarına, sosyal güvenlik kurumlarına, bütçeden yardım alan kuruluşlara tahsis edilmiş bulunan sürekli işçi kadrolarından boş olanların açıktan atama amacıyla kullanılması ve bu kurumların boş memur kadrolarına 14.07.1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 86 ncı maddesinin üçüncü fıkrasına göre açıktan vekil atanması Devlet Personel Başkanlığı ile Maliye Bakanlığının iznine tâbidir. Açıktan atama izni, personel ödeneğinin yeterli olması şartıyla verilebilir.

Kamu kurum ve kuruluşları yapacakları açıktan veya naklen atamalarda ilgili mevzuat hükümlerine uymanın yanında, mevcut personelinin rasyonel dağılımı yoluyla daha verimli şekilde kullanımını sağlamak ve azami tasarruf anlayışı ile hareket etmek zorundadırlar.

Kurumlar, yıl içinde gerçekleştirdikleri açıktan ve naklen atamalara ilişkin bilgileri, emeklilik, istifa ve ölüm gibi sebeplerle serbest kadrolarında meydana gelen değişiklikleri ve kadrolarının dolu ve boş durumunu gösterir cetvelleri Mart, Haziran, Eylül ve Aralık aylarının son günü itibarıyla doldurarak ilgili ayları izleyen ayın 20'sine kadar Maliye Bakanlığı ile Devlet Personel Başkanlığına  gönderirler.

b) (a) bendinin üçüncü fıkrasında sayılan kurumların boş sürekli işçi kadrolarından Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığınca uygun görülenler Başbakanın izniyle iptal edilir.

c) İl özel idareleri ve belediyeler ile bunların kurdukları birlik ve müesseselere tahsis edilmiş bulunan serbest memur kadroları ile sürekli işçi kadrolarından 31.12.2003 tarihi itibarıyla boş olanlar ile bu tarihten sonra boşalacak olanların açıktan atama amacıyla kullanılması İçişleri Bakanlığının iznine tâbidir.

d) Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin döner sermaye saymanlıklarına ait sayman ve saymanlıklarda görevli her unvandaki memur kadrolarından Maliye Bakanınca uygun görülenler, döner sermaye kadrolarından tenkis edilerek Maliye Bakanlığının kadro cetveline eklenir.

Tenkis edilen kadrolarda istihdam edilen personel, başka bir işleme gerek kalmaksızın Maliye Bakanlığının kadro cetveline eklenen bu kadrolara atanmış sayılırlar.

e) (a) bendinin üçüncü fıkrası kapsamında yer alan kamu kurum ve kuruluşlarının, personel ödeneği ile kadrolarının önceden temini amacıyla, mevcut teşkilat kanunları uyarınca kuracakları yeni birimler için Maliye Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı ve Devlet Personel Başkanlığının görüşlerinin alınması zorunludur.

f) Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanlar, müşterek kararname veya Bakanlar Kurulu kararıyla yapılacak atamalar ile yükseköğretim kurumlarının öğretim üyeliklerine yapılacak atamalar hariç olmak üzere, (a) bendinin üçüncü fıkrasında belirtilen kurum ve kuruluşların kadrolarına açıktan atanamazlar.

g) 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararname uyarınca değişiklik yapılan kadrolar, ilgili mercilerin onay tarihinden itibaren geçerli olmak üzere kullanılacaktır.

h) Kamu hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde yürütülebilmesi amacıyla, konsolide bütçeye dahil daire ve idarelerin teşkilât yapıları ve hizmet amacına uygun olarak personel dağılımının sağlanmasına yönelik önlemler almaya, ihtiyaç fazlası olan personelin, ilgili kuruluşların da görüşü alınarak, (a) bendinde belirtilen kamu kurum ve kuruluşlarına nakledilmesine ilişkin usul ve esasları belirlemeye Devlet Personel Başkanlığının bağlı olduğu Bakan ile Maliye Bakanı yetkilidir.

ı) Genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar, kefalet sandıkları, sosyal güvenlik kurumları, bütçeden yardım alan kuruluşlar, mahalli idareler ile bunların birlik ve müesseseleri, özelleştirme kapsamındakiler dahil kamu iktisadî teşebbüsleri ve Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketinde 22.7.1981 tarihli ve 2495 sayılı Kanun uyarınca 2004 yılında ihtiyaç duyulan personel; her kurum ve kuruluş tarafından öncelikle kendi bünyesinde çalışmakta olan ve gerekli nitelikleri taşıyan istekli personelin atanması suretiyle, kurum içinden yeterli sayıda istekli personel olmaması halinde ise anılan kurum ve kuruluşlarda çalışmakta olan ve gerekli şartları taşıyan istekli personelin naklen atanması suretiyle karşılanır. Anılan Kanunun uygulanmasında görevli kurum ve kuruluşlar, şartları haiz istekli personelin eğitimi konusunda gerekli tedbirleri alırlar.

Özelleştirme kapsam ve programındakiler dahil kamu iktisadî teşebbüsleri ve Türk Telekomünikasyon A.Ş.'de 2495 sayılı Kanun uyarınca 2004 yılında istihdam edilecek özel güvenlik personel sayısı, toplam personelin (mevcut özel güvenlik personeli ile geçici işçi sayısı hariç) % 5'ini geçemez. 

BAŞKAN- Madde üzerinde söz istekleri var.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Adana Milletvekili Sayın Kemal Sağ; buyurun.

Süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA KEMAL SAĞ (Adana)- Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2004 Malî Yılı Bütçe Yasa Tasarısının 32 nci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; sözlerime, hepinizi saygıyla selamlayarak başlıyorum.

Bu madde, genel olarak, genel bütçeye dahil daireler ile katma bütçeli idarelerin boş memur kadrolarına açıktan atamalar ile konsolide bütçe dışındaki diğer kamu kurum ve kuruluşlarından yapacakları memur nakillerini düzenlemektedir. Maddeye göre, konsolide bütçe bünyesindeki idarelere yapılacak açıktan ve nakil yoluyla atanacak personel sayısı 40 000'le sınırlandırılmıştır. Geçen sene bu sayı 35 000'di. Daha önceki bütçe yasalarında, bu tür atamalar için Maliye Bakanlığının ve Personel Daire Başkanlığının izni gerekiyordu. Bu yılki bütçe yasa tasarısında ise, bu izin yetkisi Başbakanlığın uhdesine alınmıştır. Özel idareler ile belediyelerdeki atamalar için izin yetkisi ise, İçişleri Bakanlığına bırakılmıştır. Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emekli olanların ataması genelde yasaklanırken, müşterek kararname veya Bakanlar Kurulu kararıyla yapılacak atamalar istisna kapsamına alınmıştır. Bu arada, bu bütçe yasasında özelleştirme kapsamına alınmış veya alınacak olan kamu kuruluşlarının personel atamaları veya nakillerine ilişkin herhangi bir hükme, ben, şahsen rastlayamadım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçen yıl, bütçe yasasının görüşmeleri sırasında bu madde ve başka maddelere ilişkin görüşlerimi ifade etmiş ve bazı endişelerimi dile getirmiştim. Bu yıl da, yine, özellikle bu maddeye ilişkin bazı tereddütlerimi huzurlarınızda dile getirmek istiyorum.

Birinci tereddütüm, açıktan atama veya kurumlararası nakillerde izin yetkisinin Başbakanlık uhdesine alınmış olmasıdır. Bu yıla kadar bu yetki, Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığınca kullanılıyordu. Her iki kuruluş da, bugüne kadar, bu yetkilerini, gerçekten, büyük bir titizlikle kullanmışlardır; ancak, yetkinin Başbakanlıkça kullanılması, her ne kadar başlangıçta iyimser bir görüntü veriyorsa da, nihayetinde, bu yetkinin fiilen nasıl kullanılacağı önem taşımaktadır.

Şahsen, ben, bu yetkinin, Başbakanlıkta, önceki dönemlere nazaran politik amaçlarla, doğru ve adil kullanılıp kullanılmayacağı konusunda endişeler taşıyorum. Az sonra, bu konuya Sayın Yakup Kepenek Hocam değinecek ve ben, o yüzden görüşümü kısa kesiyorum.

İkinci tereddütüm, yine geçen yıl olduğu gibi, belediyelerden konsolide bütçe kapsamındaki idarelere yapılan ve yapılacak olan naklen atamalardır.

Şimdi, bu kürsüden ben sormak istiyorum değerli AKP'li dostlarım. 2003 bütçe yılı döneminde belediyelerden, özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesinden, konsolide bütçe kapsamındaki kuruluşlara kaç memur naklen atanmıştır?

Bu meyanda, özelleştirmedeki havuza yapılan atamalar, havuzdan yapılan naklen tayinler, bu arada yaşanan dramlar, haksız atamalar... Örnek mi istiyorsunuz değerli dostlarım: En bariz örnek, geçen yıl, yine, bu kürsüde dile getirdiğim ve ilgilileri uyardığım Ataköy Turizmciliğin Yönetim Kurulu Başkanlığına atanan bir emekli şahıs, adını Sayın Bakanım biliyor; bu şahsın bir yıllık görev süresi içerisinde kurumu 10 trilyon civarında zarara uğrattığı iddiası gündemde. Et ve Balık Kurumuna Genel Müdür Yardımcısı olarak atanan ve bufalo skandalını yaratan bir özel firmadan transfer edilen bir şahıs; adını yine Sayın Bakanım biliyor. Hiçbir idarî deneyimi olmaksızın GAP İdaresi Başkan Yardımcılığına atanan bir şahıs; yine, Sayın Bakanım adını biliyor. Zamanım dar... Bu birkaç örnek bile, umarım, size konu hakkında bir fikir vermektedir sayın AKP'li dostlarım.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; konu personel atamalarından açılmışken, bir başka yaraya daha parmak basmak istiyorum. Bu yara, liseyi...

AYHAN ZEYNEP TEKİN (Adana) - Siz iktidar olsaydınız...

KEMAL SAĞ (Devamla) - İnşallah.. İnşallah...

AYHAN ZEYNEP TEKİN (Adana) - Adana'da seçimlerde görüşürüz.

KEMAL SAĞ (Devamla) - İnşallah, ona da sıra gelecek...

...veya üniversiteyi bitirdikten sonra herhangi bir işe giremeyen, hani o meşhur DMS ve KMS sınavlarına girip yüksek puan aldığı halde kamuya giremeyen, el altından alınan torpilli gençleri duydukça kahrolan yüzbinlerce genç ve onların sayıları milyonlara ulaşan ailelerinin yarası... Bu arada, DMS ve KMS sınavlarına rağmen, bazı kuruluşlar, bu kuralları delip, her nasılsa, bu sınavların dışında özel sınav yaparak personel alabilmişlerdir.

Ayrıca, AKP Hükümetine şunu da sormak istiyorum. Biliyorsunuz, bu sınavlar ÖSYM tarafından yapılmakta ve her adaydan 50 000 000 lira sınav harcı alınmaktadır. Buna ilaveten, her kentte sınav yapılmadığı için, sınav merkezlerine gidiş dönüş masraflarını da eklerseniz, bu sınavın adaylara maliyeti bayağı yüksek olmaktadır. Bazı fakir aileler bu parayı ödemekte gerçekten zorlanmaktadırlar. Acaba, AKP Hükümeti, memuriyete giriş sınavlarından harç almaktan vazgeçmeyi düşünüyor mu?

Bir dramı daha dile getirerek sözlerimi tamamlamak istiyorum. Şu anda, Türkiye'de, Almanca ve Fransızca öğretmenliği hakkını elde ettiği halde öğretmen olarak atanamayan yaklaşık 40 000 civarında genç perişan bir halde akıbetlerinin ne olacağını beklemektedir. Acaba sayın bakanların bundan haberi var mıdır? Haberleri yoksa, ben, bu kürsüden bunu bir kez daha duyurmuş oluyorum.

Yukarıda belirtmeye çalıştığım bazı endişelerimi ve birtakım gerçekleri ilgililerin dikkate almaları ve çözüm üretmeleri beklentisiyle bilgilerinize sunuyor, 2004 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sağ.

Şahsı adına, Ankara Milletvekili Sayın Yakup Kepenek'in söz isteği var.

Buyurun Sayın Kepenek.

Süreniz 5 dakika.

YAKUP KEPENEK (Ankara) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sürelerime çok uyduğum için 2 dakika eksüre isterim herhalde.

Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum.

Bir günde üç kez karşınıza çıkmanın güçlüğünü biliyorum; ancak, kimi zorunluluklar bunu gerektiriyor.

Değerli arkadaşlar, kadroların kullanımına ilişkin 32 nci maddeyi dinlediniz. Burada "önümüzdeki yıl, 2004'te, 40 000 yeni kadronun kurumlara dağılımı, kullanımı ve bu konudaki bütün sorunlar, çerçeveler, sayılar, oranlar, dağılımlar, kullanımlar ve her şey Başbakan tarafından belirlenecektir" deniliyor.

Şimdi, burada birkaç noktanın altını çizelim. Bu kadroların Başbakan tarafından belirlenmesine, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, Mart 2003'te kabul edilen 2003 bütçesiyle başlandı. Ondan evvel başbakanlar değil maliye bakanları, Devlet Personel Dairesi ve onun bağlı olduğu bakanlar bu işi kotarırlardı. Kimi durumlarda Başbakanın iznine tabi olurdu işçi alımı işleri. Şimdi, burada, sizin hükümetinizle, özellikle Sayın Tayyip Erdoğan'la başlayarak Başbakanın kadro yetkilerini kendinde topladığı anlaşılıyor. Burada, o zaman, birkaç soru gündeme geliyor: Bu kadrolar nasıl kullanılacak; bunların dağılımı nasıl olacak; bu kadar büyük yetkiyi tek elde toplamanın mantığı nedir?

Değerli arkadaşlar, ekonomide rekabetten söz ediyoruz, tekele karşıyız diyoruz, Tekeli özelleştiriyoruz; peki, siyasette tekelcilik ne oluyor; bütün yetkileri Başbakana vermenin mantığı nedir?

Bakın, bu sözlerimi doğrulayan bir başka öğe var; o da şudur: Bütün bütçe, 2004'ün bütçesi geçen yıla göre yalnızca 1,98 oranında, yani yüzde 2'den az bir oranda artırılacaktır. Başbakanlığın bütçesi geçen yıla göre ne kadar artıyor biliyor musunuz; yüzde 65'ten daha fazla. Peki, neden bu böyle?

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Sosyal güvenlik yardımları var.

YAKUP KEPENEK (Devamla) - Sosyal güvenlik yardımlarını Başbakanın uhdesinde toplamanın hiçbir mantığı da yoktur gereği de yoktur. Önemli bir nokta var burada. Siz, yönetime ademi merkeziyetçi Prens Sabahattin çizgisini tutturarak "yerinden yönetim" diyerek geldiniz. Pazarladığınız reform hareketlerinin, Ankara'nın yetkilerini azaltma çabalarının arkasında da bu var. Peki, o tutumunuz ile -yönetimi yerelleştirme tutumunuzla- Başbakanda yetkileri toplama tutumunuz arasındaki büyük çelişkiyi görmeyecek misiniz? Bunun çözümünü nerede bulacaksınız? Sonra, bu kadrolar, nasıl kullanılacak? Üniversite asistanları bile buna göre saptanacak. Bu durumda, kurum yöneticilerinin Başbakanlık kapısında köleleşmesi, kurumların, etkin, verimli, düzgün çalışamaması ve bundan, tümüyle toplumun zarar görmesi hiç mi gündeme gelmez, hiç mi düşünülmez?!

Değerli arkadaşlar, bunlar, sağlıklı gelişmeye işaret etmiyor; bunlar, sağlıksız bir gidişe işaret ediyor. Burada, kamuoyunun, haklı olarak, Sayın Başbakanın, Maliye Bakanına ve Devlet Personel Dairesinden sorumlu bakana güvenmediği için mi bu yetkileri kendisinde topladığı sorusunu sorma hakkı doğuyor. Peki, biz, Meclis olarak bu soruyu sormayacak mıyız? Kanımca, bunları sormak zorundayız.

Değerli arkadaşlar, bu tutum, bu gidiş, bu yetkileri tek elde toplama, adım adım bu yola gitme, sağlıklı bir gidiş değildir. Bu, kendi içinde eksikli, kendi içinde çok sakıncalı bir gidiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAKUP KEPENEK (Devamla) - Sayın Başkan, bitiriyorum, 1-2 dakika verirseniz... Geç saatte zamanınızı almayacağım.

BAŞKAN - Buyurun.

YAKUP KEPENEK (Devamla) - Bu kadroların dağılımında, örneğin, kadınların işe alınma oranı ne olacaktır sorusu, son aylardaki uygulamalar nedeniyle büyüyor, gündeme geliyor.

Değerli arkadaşlar, sözlerimi bitirirken bir noktanın altını çizeyim, bir tarih düşelim. Birinci Dünya Savaşı öncesinde ve sırasında, Sarıkamış olaylarının kahramanı Enver Paşa için, Alman basını, Alman çevreleri, Türkiye'ye, Osmanlı İmparatorluğuna gönderme yaparak, bu ülkeyi "Enverland" olarak, Enver'in toprağı diye nitelerdi. Bu, çok sakıncalı bir nitelemeydi; tek kişiye bağlı yönetimin sakıncasıydı. Daha sonraki yıllarda, 1980'li yıllarda, Amerikalılar, Dünya Bankası çevreleri, dışsermaye çevreleri, Özal'ı aynı şeyde görmek istediler ve Türkiye'ye "Özalland" dediler. Şimdi, korkarım, Sayın Erdoğan'a, Tayyip Beye bu kadar çok yetki verir ve yetki vermeye devam ederseniz ve yarın Türkiye'ye "Tayyipland" derlerse, bunun sorumluluğu, bu Yüce Meclisin olur; böyle olmasını istemiyoruz.

Bütçenin hayırlı olmasını diliyorum; hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kepenek.

Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki konuşmalar tamamlandı.

Önerge vardır; okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 284 sıra sayılı 2004 Mali Yılı Bütçe Kanun Tasarısının 32 nci maddesinin (a) fıkrasının ikinci cümlesindeki "atamaları" ibaresinden sonra gelmek üzere "24.05.1983 tarihli ve 2828 sayılı Kanunun Ek 1 inci maddesi uyarınca yapılacak atamalar" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz. 23.12.2003

 

Mustafa Özyürek

Canan Arıtman

Ali Kemal Kumkumoğlu

 

Mersin

İzmir

İstanbul

 

M. Akif Hamzaçebi

Haluk Koç

Kemal Sağ

 

Trabzon

Samsun

Adana

 

Yakup Kepenek

Enis Tütüncü

 

 

Ankara

Tekirdağ

 

Gerekçe:

2828 sayılı Yasaya 25.02.1988 tarih ve 3413 sayılı yasanın 1. maddesiyle yapılan eklemeyle "Kamu kurum ve kuruluşları, reşit olana kadar Başbakanlık Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü tarafından bakılan ve korunan çocuklar için her yıl başındaki hangi statüde olursa olsun serbest kadro mevcutlarının binde biri nispetindeki kısmını ayırarak bu çocuklar arasında yapılacak giriş sınavlarında başarılı olacaklar arasından atama yaparlar" hükmü getirilmiştir.

Bugüne kadar yayınlanan bütçe kanunlarında bu yasa ile işe girecek korunmaya muhtaç çocuklar için izin koşulu aranmaz iken 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısında bu hüküm yer almamaktadır. Bu durum çocukların mağduriyetine neden olacaktır. Bu nedenle teklif edilen ibarenin bütçe metnine eklenmesi gerekmektedir.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, biz, gerekçenin okunmasını istemedik. Önerge üzerinde Sayın Canan Arıtman söz alacaktı.

BAŞKAN - Efendim, Sayın Başkana bir açıklama yapmak istiyorum, merakınızı anlıyorum; Anayasa hükmü, 162 nci maddeye bakarsanız, sadece, bütçe görüşmelerinde, önergelerin sahipleri açıklamıyor, tamamını okuyoruz; usul ve yasa bu şekilde. O bakımdan, sizin gerekçeniz aynı açıklamanız yerinde.

Şimdi, Komisyona soruyorum?..

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet ?..

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) -Sayın Başkan, katılmıyoruz; yalnız burada bir hususu belirtmek istiyorum. Bu çocukları zaten biz 2828 sayılı Kanuna göre alıyoruz. Burada tekrar bunu getirmenin bir manasını da anlayamadığımı belirtmek istiyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...Önerge kabul edilmemiştir.

32 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

33 üncü maddeyi okutuyorum :

Sözleşmeli personel

MADDE 33. - Genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, belediyeler, il özel idareleri, fonlar, sosyal güvenlik kurumları, bütçeden  yardım alan kuruluşlar ile 8.6.1984 tarihli ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamı dışında kalan kuruluşlarda sözleşme ile çalıştırılacak personel hakkında 6.6.1978 tarihli ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile ek ve değişikliklerinin uygulanmasına devam olunur.

Birinci fıkrada sayılan kurum ve kuruluşlar, 14.7.1965 tarihli ve 657 sayılı Kanun dışında diğer kanun hükümlerine göre çalıştırdıkları sözleşmeli personelin unvan, sayı ve ücretlerini gösterir cetvelleri ve tip sözleşme örneklerini, 2004 yılı Mart ayı sonuna kadar Maliye Bakanlığına vize edilmek üzere göndermek zorundadırlar. Özel kanunlar uyarınca kadro karşılık gösterilmek suretiyle çalıştırılan sözleşmeli personelin unvan, sayı ve ücretleri vizeye tâbi değildir. Ancak kuruluşlar bunlara ait tip sözleşme örneklerini 2004 yılı Mart ayı sonuna kadar Maliye Bakanlığına vize edilmek üzere göndermek ve bu şekilde çalıştırdıkları sözleşmeli personelin isim, unvan, kadro derecesi ve sözleşme ücretlerini gösterir cetvelleri de Şubat, Ağustos ve Aralık ayları itibarıyla düzenleyerek ilgili ayları izleyen ayın 20'sine kadar Maliye Bakanlığına bilgi için göndermek zorundadırlar.

Bütçe yılı içinde ilgili mevzuat hükümlerine dayanarak istihdam edilecek yeni sözleşmeli personel (kadro karşılığı çalıştırılan sözleşmeli personel hariç) için kuruluşlarca ayrıca düzenlenecek sayı, unvan, nitelik ve ücretleri gösterir ek cetvellerin ve farklı hükümler içermesi halinde tip sözleşme örneklerinin Maliye Bakanlığına vize ettirilmesi gereklidir. İlgili mevzuat hükümlerine dayanarak istihdam edilecek yeni sözleşmeli personelin belirlenmesine yönelik herhangi bir işlem yapılmadan önce Maliye Bakanlığından izin alınması şarttır.

Yukarıdaki fıkralara göre vize işlemleri tamamlanmadan sözleşme yapılamaz ve herhangi bir ödemede bulunulamaz.

14.7.1965 tarihli ve 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) fıkrası ile ek geçici 16 ncı maddesi ve özel kanunları uyarınca 2003 yılında sözleşmeli olarak çalıştırılanlardan 2004 yılında görevlerine devam etmeleri ilgili bakanlık veya kuruluşlarca uygun görülenlerin Ocak, Şubat ve Mart aylarına ait sözleşme ücretleri, sözleşme ile çalıştırılmaları konusundaki kanuni işlemleri tamamlanıncaya kadar, 2003 yılında vize edilmiş sözleşmelerine göre, anılan aylarda mevzuat uyarınca sözleşme ücretlerinde artış yapılması halinde bu artışlar da dikkate alınarak Maliye Bakanlığı vizesi aranmaksızın ödenir.

İlgili mevzuatı uyarınca kadro karşılıksız veya 14.7.1965 tarihli ve 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi (B) fıkrası (190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesinin (b) bendinde sayılan kurum ve kuruluşlarda teknik, sağlık ve avukatlık hizmetlerine ilişkin pozisyonlar hariç) ile ek geçici 16 ncı maddesi çerçevesinde 2003 yılında vize edilmiş olan sözleşmeli personel  sayıları (01.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Kanunun 10 uncu maddesi uyarınca vize edilecek pozisyonlar ile 8.6.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanun gereği yürütülecek işler için kullanılacak pozisyonlar hariç) hiçbir şekilde aşılamaz.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği var; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Canan Arıtman; buyurun.

Sayın Arıtman, süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA CANAN ARITMAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Ses tonum için özür diliyorum; şiddetli bir solunum yolu enfeksiyonu geçiriyorum; ama, bugün, ülkemizde korunmaya muhtaç çocukların, özürlülerin haklarını korumak, onların mağduriyetlerini engellemek için, benim hastalığımın lafı bile olmaz. Burada, onları korumak adına, Cumhuriyet Halk Partisini temsilen geldim; sesim için özür diliyorum.

Sayın Maliye Bakanımız, sanıyorum yanlış anladı. Değerli arkadaşlarım, eğer, bütçe kanun tasarısını dikkatli bir şekilde okursak, demin sözü geçen 32 nci maddede, çok açık bir şekilde, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunda yetişen çocukların, bundan sonra, artık, işe alınmayacağı yazmaktadır. Şöyle ki; bakın, bugüne kadar yayımlanan tüm bütçe kanunlarında bu yasayla işe girecek korunmaya muhtaç çocuklar için izin koşulu aranmazken, 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısında bu hüküm yer almamaktadır. Bu konuyu, burada, Çocuk Esirgeme Kurumu bütçesi hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimizi ifade ederken de söyledim; Sayın Bakanımız da buradaydı, Devlet Bakanımız da buradaydı ve o noktada itiraz etmediler.

Birazdan, eğer o vakte kadar değişitirilmezse, 49 uncu maddede de benzer bir olay gelecek; özürlülerin işe alınmaması. Yasalardaki hükümlere göre, özürlülerin, en az yüzde 3 oranında devlet kamu kurum ve kuruluşlarında işe alınması gerekirken ve alınmadığı takdirde, devletin ve kuruluşların, işverenin para cezası ödemesi gerekirken, o hüküm de, bütçe kanunu tasarısında ilgili maddeden çıkarılmıştır.

Değerli arkadaşlarım, çok vahim şeyler oluyor, çok üzücü olaylar oluyor; yani, bir ülke, bir devlet, özürlüsüne, korunmaya muhtaç çocuğuna sahip çıkmazsa, onları, işsiz, güçsüz, aç bırakırsa, nasıl sosyal devlet oluruz; nasıl devlet olunur?!

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Özel sektör nasıl iş verir onlara kamu vermezse?!

CANAN ARITMAN (Devamla) - Yani "babalar gibi satıyorum" demekle baba devlet olunmuyor. Bu durum, vicdana sığmıyor; yazıktır, günahtır, vebali büyüktür diyorum. Başbakanın çocukları Amerikalarda okurken, büyük şirketlerde iş yaparken; Başbakanımızın, korumakla yükümlü olduğu devletin çocuklarını sokağa atmaya hakkı yoktur. Bakın, iktidarınızın birinci yılında, geçen sene, 2003 yılında, zaten, kurumda yetişen çocukları, ancak yüzde 2,7 gibi, çok düşük oranda işe aldınız; bu, son onbeş yılın en düşük oranıydı. Şimdi, bu tasarıyla, bunu da sıfırlayacaksınız. Yani, korunmaya muhtaç çocuklarımızı hakkı olan kadrolara atamayacaksınız, siyasî yandaşlarınızı mı atayacaksınız?! Eğer, kurumda yetişmiş çocuklarımızın yasalarca güvence altına alınmış işe girme hakları, önergede önerdiğimiz şekilde, 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısında yer almazsa, üç ay sonra önünüze gelecek sandıkta, bunun hesabını veremezsiniz. Bakın, değerli arkadaşlarım, bu kimsesiz çocukların mağduriyetlerini engellemezsek, bunun hesabı, bu dünyada da verilmez, öteki dünyada da verilmez.

AKP olarak, toplumun yoksul ve korunmaya muhtaç kesimlerine çeşitli vaatlerde bulunarak iktidar oldunuz. Acil eylem planında, çocuklara, yoksul ailelere yapılacak sosyal yardım ve hizmetlerle ilgili iddialı hedefler ortaya koydunuz. Neredeyse, vaat edilmedik bir tek gökteki yıldızlar kaldı; ama, bugün gelinen noktada, acil eylem planındaki pek çok konuda olduğu gibi, sosyal konularda da, yazılanların kâğıtlarda, söylenenlerin havada kaldığını görüyoruz.

Korunmaya muhtaç çocuklarını, özürlüsünü, yoksullarını görmezden gelip yok farz eden, sadece zengini daha zengin eden bir sistemden yana olursanız, bu nasıl adalet diye sorarız arkadaşlarım. Sosyal devlet olma ilkesinin Anayasanın bir gereği olduğunu hatırlatmak istiyorum. Önergeyi reddettiniz; ama, demokrasilerde çare tükenmez; lütfen, bu çocukların, yine, devlet kadrolarında, binde 1'lik oranda da olsa, işe girmelerini sağlayacak bir hükmü en azından gelecek maddelere koyunuz ve lütfen, 49 uncu maddede özürlülerin hakkını koruyunuz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Arıtman.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

33 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

34 üncü maddeyi okutuyorum:

İşçilik ödenekleri ve geçici iş pozisyonları

MADDE 34. - a) Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idareler, sürekli işçileri ile otuz iş gününden fazla süreyle çalıştıracakları geçici işçileri, bütçelerinin (01-3) ile (02-3) ekonomik kodunda yer alan ödenekleri aşmayacak sayıda ve süreyle istihdam edebilirler.

Toplu iş sözleşmelerinden doğacak yükümlülükler, ihbar ve kıdem tazminatı ödemeleri, asgari ücret ve sigorta prim artışı nedeniyle meydana gelecek ödenek eksiklikleri Maliye Bakanlığı bütçesinin "Personel Giderlerini Karşılama Ödeneği" ile "Yedek Ödenek" tertiplerinde yer alan ödeneklerden aktarma yapılmak suretiyle karşılanabilir. Birinci fıkrada belirtilen ekonomik kodlara bu durumlar dışında (sözkonusu ekonomik kodlar arasındaki aktarmalar ile bu kodlar için birimler arası aktarmalar hariç) hiç bir şekilde ödenek aktarması yapılamayacağı gibi bütçenin başka tertiplerinden işçi ücreti ve fazla çalışma ücreti de ödenemez.

Sözkonusu kurum ve kuruluşların birim amirleri fazla çalışma için öngörülen ödeneğe göre iş programlarını yapmak, bu ödeneği aşacak şekilde fazla çalışma yaptırmamak ve ertesi yıla fazla çalışmadan dolayı borç bıraktırmamakla yükümlüdürler. Deprem, yangın, su baskını, yer kayması, kaya düşmesi, çığ ve benzeri afetler nedeniyle yürürlüğe konulacak Bakanlar Kurulu kararları uyarınca yaptırılacak fazla çalışmalar hariç fazla çalışma ücret ödemeleri için hiçbir şekilde ödenek aktarması yapılamaz.

Kurumlar, bütçelerinin geçici işçiler için öngörülen ödenekleri ile sınırlı olmak üzere yıl içinde aylar itibarıyla çalıştıracakları geçici işçilerin sayılarını, bunların çalıştırılacakları birimlere göre dağılımını (merkez teşkilâtında birimler, taşra teşkilâtında ise bölge ve il müdürlüğü olarak) gösteren cetvelleri, yapılan hesaplamalarla birlikte Ocak ayı sonuna kadar Maliye Bakanlığına vize ettirmek zorundadır. Yıl içinde yer ve birim değişiklikleri ile aylık dağılımda meydana gelecek değişiklikler de aynı usule göre vizeye tâbidir. Bu vize işlemi yapılmaksızın geçici işçi istihdam edilemez ve ödeme yapılamaz.

Yukarıdaki hükümlere aykırı uygulamalardan ita amirleri ve tahakkuk memurları ile ödenek üstü harcama yapan saymanlar sorumludur.

b) Döner sermayeler, fonlar ve bütçeden yardım alan kuruluşlar ile 8.6.1984 tarihli ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamı dışında kalan kuruluşların 1.1.2004 tarihinden itibaren otuz iş gününden fazla süre ile çalıştıracakları geçici işçilere ait geçici iş pozisyonları, aylar ve birimler itibarıyla ilgili bakanlığın onayı alınmak suretiyle 31.1.2004 tarihine kadar Maliye Bakanlığına vize ettirilir. Kuruluşların geçici iş pozisyonlarında yıl içinde meydana gelecek yer ve birim değişiklikleri ile aylık dağılım değişiklikleri de aynı usule göre vizeye tâbidir.

c) (a) ve (b) bentleri kapsamındaki kurum, kuruluş ve fonların kanunla, uluslararası anlaşmalarla veya yılı programı ile kurulması veya genişletilmesi öngörülen birimleri için yapılacak yeni vizeler dışında, 2003 yılında vize edilmiş toplam adam/ay miktarlarını aşacak şekilde vize yapılamaz. Ancak, 24/3/1950 tarihli ve 5659 sayılı Kanunun gerektirdiği hizmetlerden doğan geçici işçi ihtiyacını karşılamak amacıyla bu sınırlamaya tâbi tutulmaksızın talepleri değerlendirmeye Maliye Bakanı yetkilidir. Vize edilmiş bulunan geçici iş pozisyonları Maliye Bakanlığının uygun görüşü ile başka unvanlı geçici iş pozisyonları ile değiştirilebilir veya iptal edilebilir. Maliye Bakanlığınca vize edilen cetvellerin bir örneği, ilgisine göre Sayıştay Başkanlığına veya Başbakanlık Yüksek Denetleme Kuruluna gönderilir. Bu vize işlemi yapılmaksızın ödeme yapılamaz.

d) Kamu iktisadî teşebbüsleri ve bağlı ortaklıklarının 1.1.2004 tarihinden itibaren otuz iş gününden fazla süre ile çalıştıracakları geçici işçilere ait geçici iş pozisyonları, ilgili bakanlığın ve Hazine Müsteşarlığının (özelleştirme programına alınanlar için Özelleştirme İdaresi Başkanlığının) onayı alınmak suretiyle 31.01.2004 tarihine kadar Devlet Personel Başkanlığına vize ettirilir. Vize edilen geçici iş pozisyonları Devlet Personel Başkanlığınca başka unvanlı geçici iş pozisyonları ile değiştirilebilir veya iptal edilebilir. Vize ettirilen cetvellerin bir örneği Başbakanlık Yüksek Denetleme Kuruluna gönderilir. Bu vize işlemi yapılmaksızın ödeme yapılamaz.

e) İl özel idareleri ve belediyeler ile bunların kurdukları birlik ve müesseselerde çalıştırılacak geçici işçilere ait geçici iş pozisyonları her yıl İçişleri Bakanlığına vize ettirilir. Vize edilmiş bulunan geçici iş pozisyonları İçişleri Bakanlığı tarafından başka unvanlı geçici iş pozisyonları ile değiştirilebilir veya iptal edilebilir. İçişleri Bakanlığı tarafından vize edilen geçici iş pozisyonlarına ait vize cetvellerinin bir örneği Devlet Personel Başkanlığına gönderilir. Bu vize işlemi yapılmadan geçici işçi çalıştırılamaz ve herhangi bir ödeme yapılamaz.

f) Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin Kamu İşverenleri Sendikalarına ödemeleri gereken 2004 yılına ait üyelik aidatları, Maliye Bakanlığı bütçesinde yer alan tertipten ödenir. Yapılacak ödemeler, tertibinde yer alan ödenek tutarıyla sınırlı olup, bu tertibe bütçenin diğer tertiplerinden hiç bir şekilde aktarma yapılamaz.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

34 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

35 inci maddeyi okutuyorum:

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Diğer Hükümler

Geçici görevlendirme

MADDE 35. - 14.7.1965 tarihli ve 657 sayılı Kanunun ek 8 ve ek 9 uncu, 13.11.1996 tarihli ve 4208 sayılı Kanunun 3 üncü, 4.11.1981 tarihli ve 2547 sayılı Kanunun 38, 40 ve 41 inci maddelerine ve 13.10.1983 tarihli ve 2919 sayılı Kanuna göre görevlendirilenler, 29.7.2003 tarihli ve 4958 sayılı Kanunun 17 nci maddesi uyarınca Sosyal Sigortalar Kurumunda uzman tabip, tabip, eczacı, anestezi ve röntgen teknisyeni olarak görevlendirilenler ile güvenlik görevlileri ve Sağlık Bakanlığı merkez teşkilatında bağımsız daire başkanı veya daha üst unvanlarda görevlendirilenler hariç, ilgili mevzuatı uyarınca diğer kurumlarda vekaleten veya geçici olarak görevlendirilen ve kadro aylıklarını kendi kurum veya kuruluşlarından alan memurlar veya kamu görevlileri, geçici olarak görev yaptıkları kurum personelinin yararlandığı ve ilgili mevzuatında söz konusu personele de ödenebileceği belirtilen her türlü tazminat, fazla mesai ve diğer ödemelerden yararlanamazlar.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

36 ncı maddeyi okutuyorum:

DÖRDÜNCÜ KISIM

Çeşitli Hükümler

Muhtelif gelirler

MADDE 36. - a) Kurumların hasılatından alınacak paylar:

Aylık gayri safi hasılat tahakkuk tutarını (katma değer vergisi ve özel tüketim vergisi hariç) kapsamak kaydıyla,

1. Türk Telekomünikasyon A.Ş.'nin mal ve hizmet satışları gayri safi hasılatının   (şirket hisselerinin % 51'inin satışı gerçekleşinceye kadar) % 15'i,

2. Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğünün mal ve hizmet satışları gayri safi hasılatının  % 10'u,

3. Devlet Malzeme Ofisi Genel Müdürlüğünün mal ve hizmet satışları ürün nevileri itibarıyla gayri safi hasılatının % 10'una kadarı,

4. Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri Genel Müdürlüğünün  mal ve hizmet satışları gayri safi hasılatının % 10'u,

5. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının mal ve hizmet satışları gayri safi hasılatının % 10'u,

En geç takip eden ayın 20'sine kadar (Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri Genel Müdürlüğü için takip eden ayın sonuna kadar) Maliye Bakanlığı Merkez Saymanlığına ödenir. Ödenen bu tutarlar bütçeye gelir yazılır.

Bu bentte belirtilen tutarların süresi içinde ödenmemesi halinde, ödenmeyen tutarlar, gecikme zammı da uygulanmak suretiyle 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre takip ve tahsil edilir.

b) Kira ve idare gelirlerinden alınacak paylar:

1. İrtifak hakkı verilen özel iskelelerden alınan nispi kira bedellerinin yarısı bütçenin (B) işaretli cetveline gelir, diğer yarısı da özel gelir kaydedilir. Özel gelir kaydedilen miktarın yarısı denizcilik ve liman hizmetlerini geliştirmek üzere Denizcilik Müsteşarlığı bütçesine, yarısı da millî emlak hizmetlerini geliştirmek amacıyla Maliye Bakanlığı bütçesine özel ödenek kaydolunur.

Ulaştırma Bakanlığı Demiryolları, Limanlar ve Hava Meydanları İnşaatı Genel Müdürlüğü tarafından, konsolide bütçe dışındaki kurum ve kuruluşlar ile özel ve tüzel kişiler adına yapılacak deniz dibi taramaları, hidrolik merkezde yapılan hidrolik ve bilgisayar modelleri, Araştırma Dairesince yapılacak her türlü deney ve araştırma, proje ve şartname onaylanması için alınacak bedellerin yarısı bütçenin (B) işaretli cetveline gelir, diğer yarısı da özel gelir kaydedilir. Özel gelir kaydedilen miktarın yarısı, Demiryolları, Limanlar ve Hava Meydanları İnşaatı Genel Müdürlüğünce gerçekleştirilecek altyapı tesislerinin onarımları ile ulaştırma hizmetlerini geliştirmek üzere Ulaştırma Bakanlığı bütçesine, diğer yarısı da millî emlak hizmetlerini geliştirmek amacıyla Maliye Bakanlığı bütçesine özel ödenek kaydolunur.

Yukarıda belirtilen hükümlere göre özel gelir ve ödenek kaydedilen miktarların önceki yılda kullanılmayan kısmı ertesi yıl bütçesine devredilebilir.

Telekomünikasyon hizmeti veren işletmecilerden lisans ve ruhsat ücretleri üzerinden tahsil edilerek, bir taraftan bütçenin (B) işaretli cetveline özel gelir, diğer taraftan Ulaştırma Bakanlığı hizmetlerinde kullanılmak üzere anılan Bakanlık bütçesine özel ödenek kaydedilen tutarlardan önceki yılda kullanılmayan kısmı ertesi yıl bütçesine devredilebilir.

2. 7.2.2002 tarihli ve 4745 sayılı Kanunun 7 nci maddesi ile 10.8.1993 tarihli ve 491 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen ek 8 inci madde gereğince tahsil edilen ve saymanlık hesabına yatırılan payın yarısı Bütçenin (B) işaretli cetveline gelir kaydedilir.

3. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünün; yabancı ülkelere verdiği meteorolojik ürünlerin bedelleri ile yabancı ülke meteorolojik ürünlerinin diğer yabancı ülkelere veya yurt içi kişi ve kurumlara, yabancı ülkelerin de anılan Genel Müdürlüğün meteorolojik ürünlerini diğer ülke ve kişilere satışından yıl içinde elde edilecek döviz cinsinden tutarlar, T.C. Merkez Bankası nezdinde açılacak özel hesaba yatırılır. Bu tutarlardan ilgili anlaşmalar gereğince yurt dışı kuruluşlara ödenmesi gereken miktarlar, bu özel hesaptan Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünün talimatı ile T.C. Merkez Bankasınca transfer edilir. Geri kalan tutarlar, ilgili Genel Müdürlüğün talimatı ile T.C. Merkez Bankasınca döviz alış kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilerek Genel Müdürlüğün ödemelerini yapan Merkez Saymanlık hesabına yatırılır. Saymanlık hesabına yatırılan bu tutarlar, Genel Müdürlüğün görev alanıyla ilgili her türlü ihtiyacının karşılanmasında kullanılmak üzere, bir yandan genel bütçenin (B) işaretli cetveline özel gelir, diğer yandan Genel Müdürlük bütçesinde mevcut veya yeni açılacak tertiplere özel ödenek kaydedilir. Bu suretle ödenek kaydedilen miktarlardan yılı içinde kullanılmayan kısmı ertesi yıla devretmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

c) Petrolden Devlet hakkı:

5.4.1973 tarihli ve 1702 sayılı Kanuna göre petrolden alınacak Devlet hakkı, Genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir kaydolunur.

d) 24.11.1994 tarihli ve 4046 sayılı Kanun hükümleri dışındaki özelleştirme gelirleri:

4.12.1984 tarihli ve 3096 sayılı Kanun kapsamındaki tabiî kaynakların ve tesislerin işletme haklarının devirlerinden elde edilen gelirlerin tamamı genel bütçeye gelir kaydedilir.  

e) 5.6.1986 tarihli ve 3308 sayılı Kanunun 32 nci maddesinde yer alan ödenekler, personel ve sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi giderleri hariç olmak üzere; millî eğitim hizmetlerinin iyileştirilmesi, kaliteli ve verimli hizmet sunumunun sağlanması, merkez ve taşra teşkilatının acil ihtiyaçlarının karşılanması, eğitim araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin desteklenmesi amacıyla da kullanılabilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Oğuz Oyan söz istemişlerdir.

Sayın Oyan, bir de kişisel söz hakkınız var; onu da kullanacak mısınız?

OĞUZ OYAN (İzmir) - Evet, Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Oyan.

Süreniz 15 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüştüğümüz 36 ncı madde "muhtelif gelirler" başlığını taşıyor. Bu madde, geçen yıl da benzer biçimde bütçede yer almıştı ve bu madde için, Anayasa Mahkemesine, Anayasaya aykırılık başvurusunda bulunmuştuk. Bu madde, benzer biçimde, tekrar karşımıza geliyor.

Bu maddenin (a) fıkrasındaki, maddede belirtilen 5 adet KİT'in gayri safî satış hâsılatından belli oranda bütçeye gelir kaydedilmesi, Anayasaya aykırı bir düzenlemedir. Bu tür hâsılatların bütçeye gelir kaydedilmesi, ancak ilgili kuruluşların yasalarında değişiklik yapılarak olabilir ya da başka bir yasayla düzenlersiniz. Aslında bu düzenlemeyi yaptınız, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununda bu düzenlemeyi yaptınız; fakat, ilginç bir şekilde, bu düzenlemeyi, geçici bir düzenleme olarak getirmeniz gerekirken sürekli bir düzenleme olarak getirdiniz. Oysa, burada, kendiniz "şirket hisselerinin yüzde 51'inin satışı gerçekleşinceye kadar" diyorsunuz. Örneğin, burada, Türk Telekomünikasyon Kurumu için bir özelleştirme öngörüyorsunuz ve diyorsunuz ki "bu, o duruma kadar devam eder." Geçici bir düzenleme getiriyorsunuz; ama, burada, arkadaşlarımızın uyarılarına rağmen, bunu, sürekli olan bir yasa içerisine, bir sürekli madde olarak alabildiniz. O kanunun o maddesinin yürürlüğe girişi de 1.1.2005 tarihinde olacağı için, 2004 bütçesinde bunu tekrar karşımıza çıkarıyorsunuz. Muhtemelen 2005 bütçesinde gelmeyecek; ama, 2004 bütçesinde biz, hâlâ, bu tür yanlış hukukî düzenlemelerin bir örneğini karşımızda görüyoruz.

Bu maddenin Anayasaya aykırı olan ikinci örneği (b) fıkrasıdır. Burada, irtifak hakkı verilen özel iskelelerden alınan kira bedellerinin Maliye Bakanlığı ve Denizcilik Müsteşarlığı bütçesine özel ödenek kaydolunması Anayasaya aykırı bir düzenlemedir.

Keza, bu maddenin (e) fıkrasındaki, 3308 sayılı Kanunun 32 nci maddesinde yer alan ödeneklerin Millî Eğitim Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatının acil ihtiyaçlarında kullanılmak üzere aktarılmasıyla ilgili düzenleme de Anayasaya aykırı bir düzenlemedir.

Hazır başlamışken, ben, diğer maddelerdeki Anayasaya aykırılıkları da şöyle bir hızla sıralayayım: Birazdan görüşeceğiz; madde 43'te, lisans ve doktora eğitimi için yurt dışına göndermede kural değişikliği Anayasaya aykırı bir düzenleme olarak geliyor. Madde 45'te -amme alacağına karşılık kabul edilebilecek taşınmazlarla ilgili maddede- kamu kurumlarının borçlarına karşılık taşınmazlarının bütçeyle ilişkilendirilmeksizin Maliye Bakanlığınca satın alınabilmesi Anayasaya aykırı düzenlemedir. Madde 49'un tümü aslında Anayasaya aykırı bir düzenleme olarak, her yıl olduğu gibi karşımıza gelmektedir; çünkü, maddenin tümü, bütçeyle uygulanmayacak -kısmen ya da tamamen uygulanmayacak- birtakım hükümlere yer veriyor; yani, başka kanunlarda değişiklik yapıyor. Oysa, bütçe kanunu, bir yıllık geçici bir kanundur, sadece o yılı kapsar. O yüzden, Anayasaya hüküm konulmuştur, bütçe kanunuyla başka kanunlarda düzenleme yapamazsınız diye. Burada -birazdan 49'uncu maddeye gelince göreceksiniz- sayfalarca süren istisnalar var. Bunların tümünde; ama, özellikle (b), (i), (o) ve (ö) fıkralarında, Anayasaya aykırı düzenlemelere gidilmektedir.

Tabiî, Anayasaya aykırı düzenlemelerle yetinilmemektedir. Madde 45 ve 46'ya bakarsak, burada da bütçe ilkelerine aykırı düzenlemelerin karşımıza geldiğini görürüz.

Sayın Bakan burada mı, bilmiyorum; ama, sürem kaldığı için, kendisiyle ilgili, belki daha sonraki konuşmada düzeltme fırsatı bulur diye, son bir iki hatırlatma yapayım.

Sayın Bakan burada perşembe günkü konuşmasında, bütçe sunuş konuşmasında bize şu bilgiyi vermişti: "Biz geldiğimizde devraldığımız borçlanma vade yapısı şöyleydi: Üç aylık vadelerle borçlanılıyordu. Biz geldik; bunun süresini artırdık." Herhalde aynı dili konuşmuyoruz; ama, borçların vadesi, toplam borç stokuna bakarsak, uzamak değil azalmak yönünde gelişti. Toplam borç stoku açısından size rakamları veriyorum. Bunların hepsi 2004 programında var; tavsiye ederim, sayfa 49'a bakılabilir. Bu program rakamlarına baktığınız zaman şunu görürsünüz: 2001 yılında 39 aydır vade yapısı, toplam borç stokunun vadesi 39 aydır; 2002'ye geldiğinizde 32 aya düşmüştür, 2003 Eylül itibariyle 26 aydır; yani, iktidarın yaptığı nedir; borç stokunun vadesini kısaltmak. "Bu niye ortaya çıktı acaba" sorusunun cevabı da şudur: Nakit dışı içborç stoku, nakit içi, yani, piyasadan borçlanmaya dönüşmüştür. Borç stoku içinde kamunun kamuya olan borç ağırlığı azalmakta, piyasadan yapılan borçlanma artmaktadır. Nitekim, 2002 yılında piyasadan yapılan borçların toplam borç stoku içindeki payı yüzde 47 iken 53'e çıkardınız; yani, piyasadan daha fazla borçlanıyorsunuz. Piyasadan daha fazla borçlanınca da daha kısa vadeyle Hazine ihaleye çıktığı için -çünkü, kamu-kamu arasındaki borçlarda daha uzun vade; yıllar, hatta, üç beş yıl söz konusu- bu vade düşüyor. Eğer, şunu kastettiyseniz konuşmanızda "biz, onu değil de sadece bu nakit içi piyasaya olan borçlanmayı kastetmiştik" orada da doğru olmadığı anlaşılıyor; çünkü, 2002 ve 2003'ün bütün aylarına baktığımızda -ekim dahil- üç aylık borçlanmanın sadece 2002 Kasım ayında gerçekleştiği; yani, sizin seçimleri kazandığınız, ama, henüz hükümeti kuramadığınız 2002 Kasım ayını kastettiyseniz -181 gün vadeli borçlanma ortalaması Kasım 2002'de- bu, Hazine bürokrasisinin muhtemelen şöyle bir şeyinden gelmiştir: "Hükümet kurulmadı, eski hükümet var; uzun vadeli borçlanmayalım; bir de şimdi siyasî belirsizlik var, uzun vadede faizler yükselir" muhtemelen öyledir.

Peki, onun dışındaki aylara bakarsak; örneğin, 2002'nin ekim ayında 274 gün vadeyle borçlanılmış. Siz kaçla borçlanmışsınız; aralıkta 260 günle, ocakta 262 günle, şubatta ortalama 280 günle borçlanmışsınız. Bütün şu ondört aylık borçlanma tarihinize baktığımızda, sadece üç ayda 300 gün vadeyi aşabilmişsiniz, bir yılı değil; ortalama vadeniz, gene bir yılın altında olmak üzere, 300 günü aşabilmiş bu yılın mayıs ayında, eylül ve ekim aylarında; onun dışında 300 günü aşma başarısını gösterememişsiniz; yani, bir yılın ötesinde, ortalama vadelerle aylık bazda baktığımızda, borçlanamıyorsunuz.

Sayın Bakan, dolayısıyla, burada, milleti aydınlatma görevini gerçekten doğru yapmamız gerekiyor; burası bir yasama organı. Bu yasama organındaki tartışmalardan millet  yeni şeyler öğrenmek durumundadır yahut buradaki tartışmaların özünü doğru kavramak durumundadır. Eğer, biz, halka yanıltıcı bilgiler verirsek, o zaman, burada, yasama organı, halkın vekilleri değil, halkın bilgilenme hakkına saygı göstermeyen bir organ haline geliriz.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Son olarak, altıncı gözden geçirme dolayısıyla IMF'ye verilen niyet mektubunda 8,5 milyar dolarlık, şu malum, IMF'nin Amerika üzerinden bize gelecek Irak savaşına endeksli bir krediden bahsediyorum. Bu 8,5 milyar dolarlık kredi, ilk kez, 19 Martta, Türkiye'nin burada hava koridorunu açması dolayısıyla Amerika tarafından bize önerilmişti ve nisan başında Amerikan Senatosu bu borcun Türkiye'ye ancak Kuzey Irak'a Türk Ordusunun hiçbir şekilde girmeyeceğinin kabul edilmesiyle verilebileceği kararını almıştı. Bu karar ortadadır, bu karar durmaktadır. Türkiye, bu siyasî ipotekli, siyasî koşullu krediyi almama başarısını, dirayetini göstermesi gerekirken, ne yazık ki, 7 Ekim tarihli, Irak'a asker gönderme kararına bağlı olarak bu borç yeniden gündeme gelmiş ve bu 8,5 milyar dolarlık kredi, yurtdışındaki bir şeyde de imzalanmıştır.

Bu kredi çalışacak mı, çalışmayacak mı, inkâr edildi, Bakanlar Kurulundan henüz geçmedi; Parlamentoya gelmelidir, gelmemelidir... Gelmelidir bize göre. Bu arada, sanki hiç gündemde yokmuş gibi, birden karşımıza nerede çıkıyor; işte, son olarak IMF'ye verilen niyet mektubunda, 8,5 milyar dolarlık borcun taksit taksit kullanılabileceği... Henüz kesin değil gibi gözükse de... Yani, ne zaman kullanacağız; sıkışınca. Ne zaman sıkışacağız; 2004'te sıkışabiliriz, 2005'te daha kesin tabiî. Niye daha kesin; çünkü, 2005'te, Türkiye, çok daha büyük oranda dışborç ödeyecek; IMF'ye olan negatif transfer; yani, IMF'den bize gelenden daha fazlasını, IMF'ye, biz 2004'te döndürmeye başlıyoruz. 2005'te bu daha fazla olacak; belki o zaman kullanırız. Yani, bizim, Parlamentonun onaylamadığı ve bir yabancı parlamentonun siyasî koşula bağladığı bir krediyi niyet mektubuna yazmamız demek, Türkiye'nin, yeniden, Osmanlı'nın düyuni umumiye dönemlerine dönüşü demektir. Böyle bir niyet mektubunun geçmediği bu Meclisten en azından şunu talep etmemiz, Meclisin şu konuda hassasiyetini talep etmemiz gerekmez mi: Niyet mektupları, Türkiye'de, Merkez Bankası Başkanı ve Hazineden sorumlu Bakanın imzasıyla veriliyor.

Bu niyet mektuplarının bağlayıcılığı nedir; Türkiye'deki yasama hiyerarşisindeki, mevzuat hiyerarşisindeki yerleri nedir; yasama organın hiçbir şekilde doğrudan imzası ve onayı yokmuş gibi görülmekle birlikte, sonuçta, Türkiye'nin bütün yapısal dönüşümlerini, bütün bir istikrar programının biçimini, niteliğini belirleyen mektuplardır. Bu mektupları, bu Meclis, acaba, ne zaman, hükümetten Parlamentoya getirmesini talep edecek; bu Meclis, ne zaman, yürütmeye karşı kendi haklarına sahip çıkacaktır? Bunu yapmadığımız sürece, Meclis böyle bir hakkı eline almadığı sürece, hükümetlerin oyuncağı olacaktır, hükümetlerin hatalarına ortak olacaktır. Hükümetlerin hatalarına ortak olmamak, bizim, Yasama Organı olarak -iktidar ve muhalefet partileri, hep beraber- bu hakka sahip çıkmamız gerekiyor. Meclisin haklarına sahip çıkmazsak, şimdiye kadar Türkiye'de olan bütün o zincirleme hatalara yenisini ekleriz.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, vergileme haklarını aktardı. Buraya gelen vergilerin çok büyük bölümü yarı mamul olarak geldi. Bakanlar Kuruluna, Maliye Bakanına çok büyük yetkiler devrettik. Borçlanma hakkını, bu Meclis, 1985 sonrasında elinden kaçırdı. Ne oldu; Türkiye, malî iflasını hazırlayacak bir sürece girdi.

Değerli arkadaşlarım, Yasama Organının hakkını vermek zorundayız. Yasama Organı, yürütmenin, dar bir kadronun, günlük karar alma temposundaki, irade beyan etme durumundaki o zaaflarına kurban edilmemelidir. Yasama Organı, çok daha geniş bir heyettir. Bir yürütme organının yapabileceği hataların hesabını anında, zamanında sorma imkânına da sahiptir; Yasama Organı olarak, bu hakka sahip çıkmalıyız. O nedenle, ben, bu bütçe görüşmelerinin, en azından, böyle bir işlevi de olabileceğini düşünüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Oyan.

Madde üzerinde, şahsı adına, ikinci söz isteği, Kütahya Milletvekili Sayın Hüsnü Ordu'ya aittir.

Buyurun Sayın Ordu. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

HÜSNÜ ORDU (Kütahya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri, şahsım adına, saygı ve seviyle selamlıyorum.

Ben, bütçe görüşmeleri esnasında, çok kısa olarak, bütçenin geneli itibariyle siyasî ve ekonomik istikrar konusu üzerinde sizlere bazı şeyleri aktarmayı arzu ediyorum.

Bir defa, ekonomik istikrar kadar siyasî istikrarın çok önemli olduğunu, artık, tüm milletimiz ve bu Yüce Meclis gayet iyi biliyor. Şöyle geriye dönüp bir baktığımızda, özellikle son yıllarda, Türkiye'de, 54, 55, 56 ve 57 nci hükümetlerde, hep hükümetlerin kurulma noktasına baktığımızda, gerek hükümetlerin kurulma aşamasında çokpartili hükümetleri ve yine, gerekse muhalefette de çokpartili muhalefetleri görüyoruz. Bu Yüce Milletin iradesi -özellikle, altını çizerek söylüyorum- son yıllarda, takdir ettiği oylarla, böyle bir tabloyu ortaya çıkarmıştır. 57 nci hükümete geldiğimizde, Anavatan, DSP ve MHP'nin teşkil ettiği, ancak üç partili hükümet etme iradesi kabul görmüş ve mümkün olmuştu; yine, dışarıda, o dönemimizin muhalefet partileri şeklinde, milletin iradesi tecelli etmişti.

Buradan şunu ifade etmek istiyorum: Son dönemlerde milletimizin kendi vicdanî kanaatleri, genellikle, çok partiyi seçecek şekilde cereyan ettiği için, bu tabloyu, özellikle 57 nci hükümet dönemine geldiğimizde... O dönemde gelen 2000 ve 2001 krizleriyle de çok bariz bir şekilde gördük. Çokpartili siyasî istikrarsızlığın öne çıkardığı bir şekilde, o dönemde Bakanlar Kurulu bile toplanamaz hale geldi ve biz, dolayısıyla, bu dönemlerde, bu krizleri böyle böyle yaşayarak geldik.
3 Kasım seçimleri öncesine geldiğimizde, milletimiz, bu tabloyu gayet iyi tahlil etti ve gerçekten, bu siyasî iradesini, kanaatini sandıkta ortaya koyarak, bu Yüce Meclise, AK Parti ve Cumhuriyet Halk Partisinin değerli milletvekillerini, bu şekilde dağılım olarak gönderdi.

Burada, bir defa, siyasî istikrarı ele alan bir hükümet var. Gerçekten, bugün baktığımızda, siyasî iradeyi eline alan hükümetin, siyaseten ve ekonomik olarak ülkemize son bir yılda getirdiği avantajları görmememiz mümkün değildir. Bunu hem Meclisimiz görüyor hem milletimiz görüyor hem de bu konuda piyasayı takip eden piyasanın aktörleri gayet iyi görüyor. Bu anlamda, 2003 yılına baktığımız zaman, yıllardan beri, ilk defa, ortaya konulan bütçe hedefleri, tamamen tutturulmuştur; hatta, harcamalar eksiğiyle tecelli etmiştir. Ama, geçmişe baktığımızda, bu anlamda, en azından yüzde 50-100'e varan sapmaları, hep, bugüne kadar görüyor idik. 2003'te ise, 146 katrilyon harcama öngörülmüş, 141 katrilyon civarında gerçekleşmiştir; 65 katrilyon faiz öngörülmüş; ama, faizlerin yüzde 72'den yüzde 26'lara, yüzde 27'lere gelmesiyle, bu öngörülen 65 katrilyonluk faiz bile, 59 katrilyon olarak gerçekleşmiştir. Biz, faizi, 6 katrilyon daha az ödemişizdir. Yüzde 5 büyüme hedefimiz tutmuştur, enflasyon hedefimiz tutmuştur, ihracatımız artmıştır.

Tabiî, bütün bunları söylediğimizde "sayın vekilim, her şey güllük gülistanlık mı olmuştur" diye sorulursa; tabiî ki, her şey güllük gülistanlık değildir; tabiî ki, Türkiye'nin, çok ciddî problemleri hâlâ daha ortada durmaktadır; ama, şunu da ifade etmek gerekir ki, yarım asrın sıkıntısını bu millet, bir yılda, bu AK Parti Hükümetinin her şeyiyle düzeltebileceği kanaatinde zaten değildir. AK Partinin yetkilileri ve bizler milletvekili olarak da Anadolu'ya gittiğimizde, bunu çok açık ve çok net bir şekilde ifade etmiş bulunmaktayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Ordu, toparlarsanız memnun olurum.

HÜSNÜ ORDU (Devamla) - Dolayısıyla, 2004 bütçesine baktığımızda da, 2003'teki, geçmişten gelen inanılmaz borç yüklerine rağmen, Irak gibi, Avrupa Birliği gibi, çıkan krizler gibi, terör olayları gibi bütün bu olumsuz gelişmelere rağmen bu tabloyu bu şekilde ortaya koyan hükümetimizin, 2004 yılında eğer dünyada çok önemli gelişmeler olmaz ise -2003'e baktığımız zaman- 2004 bütçesiyle ilgili, milletimize, gerçekten, çok daha iyi imkânlar, çok daha iyi mesajlar vereceği kanaati pekişmektedir.

Ben bu anlamda, bu bütçenin ülkemize, milletimize ve Yüce Meclisimize hayırlı olmasını canı gönülden temenni ediyorum; sizlere de teşekkür ediyorum, sağ olun, var olun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ordu.

36 ncı madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 36 ncı madde kabul edilmiştir.

37 nci maddeyi okutuyorum:

Teminat olarak kabul edilecek değerler, taşınmaz malların geçici teminatı ve teminatlarla ilgili işlemler

MADDE 37. - a) Hazine Müsteşarlığınca ihraç edilen Devlet iç borçlanma senetleri ve bu senetler yerine düzenlenen belgeler;

1. Kamu kurumlarının yapacakları ihale ve sözleşmeler ile 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin uygulanmasında teminat olarak,

2. Hazinece satılacak millî emlak bedellerinin ödenmesinde nominal değerleri üzerinden ödeme vasıtası olarak,

Kabul edilir.

Devlet iç borçlanma senetleri ve bu senetler yerine düzenlenen belgeler, nominal bedele faiz dahil edilerek ihraç edilmiş ise bu işlemlerde anaparaya tekabül eden satış değerleri esas alınır.

b) 18.6.1999 tarihli ve 4389 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin (6) numaralı bendi hükümlerine göre faaliyette bulunan özel finans kurumları tarafından verilen teminat mektupları, kamu kurumlarının yapacakları ihale ve sözleşmeler ile 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin uygulanmasında teminat olarak kabul edilir. Ancak, 8.9.1983 tarihli ve 2886 sayılı Kanuna göre yapılacak ihale ve sözleşmelerde bu teminat mektuplarının Maliye Bakanlığınca belirlenen kapsam ve şekle uygun olmaları zorunludur.

c) Dışarıda yerleşik kişiler ile geçimini yurt dışında temin eden Türk vatandaşlarından, Hazinece yapılan taşınmaz mal satış ihalelerinde T.C. Merkez Bankasınca belirlenen konvertibl döviz teminat olarak alınabilir.

d) 1.1.1990 tarihinden önce, genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idareler tarafından mevzuatı gereğince alınmış olup, çeşitli nedenlerle iade edilemeyen veya gelir kaydedilemeyen teminatların iade edilme, gelir yazılma ve diğer şekillerde saymanlık kayıtlarından çıkarılması işlemlerini yapmaya ve bu işlemlerin usul ve esaslarını belirlemeye Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

37 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

38 inci maddeyi okutuyorum:

Kişi borçları

MADDE 38. - a) Saymanlık hesaplarında kayıtlı olup, zaruri veya mücbir sebeplerle takip ve tahsil imkânı kalmayan, 26.5.1927 tarihli ve 1050  sayılı Kanunun 133 üncü maddesi uyarınca silinmesi Malî Danışma Kurulu tarafından uygun görülen kişi borçlarından; tutarı 10 milyar liraya kadar olanların kayıtlardan çıkarılmasına Maliye Bakanı yetkilidir. Bu miktarı aşan kişi borçlarının terkini Kesinhesap Kanun Tasarısı ile Türkiye Büyük Millet Meclisine arz edilir.

b) 13.12.1983 tarihli ve 178 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 7 nci maddesi uyarınca, mal ve nakit saymanları ile gelir ve gider memurlarının zimmetlerinin silinmesi konusundaki talepler Malî Danışma Kurulunca incelenerek karara bağlanır ve Maliye Bakanına sunulur. Maliye Bakanının onayı ile terkin edilen zimmetlerden 10 milyar lirayı aşanların terkin listesi Kesinhesap Kanun Tasarısı ile birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine arz edilir.

c) 2.6.1934 tarihli ve 2489 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi uyarınca, Kefalet Sandığına ilişkin Maliye Bakanlığınca takip edilecek hak ve alacaklardan zaruri ya da mücbir sebeplerle takip ve tahsil imkânının kalmadığı veya takip ve tahsil masraflarının asıl miktarı geçtiği Sandık İdare Heyeti tarafından tespit edilenlerden 10 milyar liraya kadar olanların kayıtlardan çıkarılmasına Maliye Bakanı yetkilidir.

d) 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Kanun kapsamında izlenen alacakların dışında kalan ve saymanlık kayıtlarında bulunan Devlet alacaklarından tutarı 12 milyon liraya kadar olanların tahsili için yapılacak takibat giderlerinin asıl alacak tutarından fazla olacağının anlaşılması halinde, bu tutarların saymanlık kayıtlarından çıkarılmasına Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

38 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

39 uncu maddeyi okutuyorum:

Devlet hesaplarında yer verilmeyecek ve terkin edilecek tutarlar

MADDE 39. - Devletin mahkemelerce hükme bağlanan para cezaları da dahil olmak üzere her türlü gelir ve giderlerinin, tarh, tahakkuk, tahsil ve tediyesi ile emanetlerin alınıp geri verilmesinde ve Devlet kayıtlarında, kanunlarında ve diğer mevzuatında belirtilmiş tutar ve oranlar değişmemek şartıyla 50 bin lira ve katlarının küsuratı dikkate alınmaz.

Maliye Bakanı; yukarıda belirtilen hususlarla ilgili olarak doğacak aksaklıkları gidermeye, vergi dairelerinin müfredat ve mutabakat hesapları arasındaki uyumsuzluğun giderilmesi amacıyla denetim raporlarına dayanılarak tespit edilecek kesin farkları terkine yetkilidir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

39 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

40 ıncı maddeyi okutuyorum:

Saymanlık görev ve sorumluluklarının devri

MADDE 40. - 26.5.1927 tarihli ve 1050 sayılı Kanun ve diğer mevzuatla saymanlara verilen görev ve yetkilerin bir kısmını gerekli görülen hallerde yardımcılarına devrettirmeye, devirle ilgili esasları belirlemeye Maliye Bakanı yetkilidir. Saymanlar hakkındaki sorumluluk, devredilen işlerle ilgili olarak görev ve yetki verilenler hakkında da uygulanır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

40 ıncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

41 inci maddeyi okutuyorum:

Uluslararası kuruluşlara üyelik

MADDE 41. - a) Genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, fonlar, sosyal güvenlik kurumları, kamu iktisadî teşebbüsleri ve özel kanunla kurulmuş kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları dahil diğer kamu kurum ve kuruluşlarının; uluslararası kuruluşlara üye olabilmesi ve kanun, kararname ve uluslararası anlaşmalar gereği halen üyesi bulunulan uluslararası kuruluşlar dışındaki kuruluşlara katılma paylarını ödeyebilmeleri için, mevzuatın gerektirdiği diğer işlemlerin yanı sıra bağlı, ilgili veya ilişkili bulunulan Bakanlığın teklifi ve Maliye Bakanlığının görüşü üzerine Dışişleri Bakanlığından önceden izin almaları zorunludur.

b) Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlıklarının uluslararası anlaşmalar, kanun ve kararnamelerle Türkiye Cumhuriyeti adına üye olduğu uluslararası kuruluşlara ilişkin işlemlerine (katılma payı ödemeleri dahil) bu madde hükmü uygulanmaz.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

41 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

42 nci maddeyi okutuyorum:

Kamu kuruluşlarınca işletilen sosyal tesisler

MADDE 42. - Kamu kurum ve kuruluşlarınca işletilen eğitim ve dinlenme tesisi, misafirhane, kreş, spor tesisi ve benzeri sosyal tesislerin giderlerine bütçeden katkıda bulunulmaz.

Bu tür yerlerde, genel ve katma bütçeden, döner sermaye ve fonlardan ücret ödenmek üzere 2004 yılında ilk defa istihdam edilecek yeni personel görevlendirilmez.

Söz konusu tesislerden yararlanacak olanlardan alınacak asgari bedelleri belirlemeye veya belirlenen tarifeleri tasdik etmeye ve bu yerlerin hesaplarının bir düzen içinde tutulması için kullanılacak defter ve belgeleri tespit etmeye, diğer gerekli düzenlemeleri yapmaya Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

42 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

43 üncü maddeyi okutuyorum:

Yurt dışı eğitimi

MADDE 43. - 2004 yılında ilgili mevzuatı gereğince kamu kurum ve  kuruluşlarınca  yetiştirilmek maksadıyla lisansüstü (yüksek lisans, doktora) eğitimi için yurt dışına gönderilecek öğrenci, araştırma görevlisi ile kamu görevlileri, sadece Yükseköğretim Kurulu tarafından tespit edilen yabancı yükseköğretim kurumlarında eğitim görebilirler. Lisansüstü eğitime ilişkin giderler, fatura ya da benzeri gider belgesinin ancak öğrenim görülen yükseköğretim kurumu tarafından düzenlenmesi koşuluyla ödenir. Eğitim amacıyla yurt dışına gönderilecek kamu görevlilerinin öğrenim konuları, çalışmakta oldukları birimlerin görev alanları ile doğrudan ilgili olmak zorundadır.

Bu amaçla gönderileceklerin sayıları, kurum ve kuruluş bütçelerine bu nedenle konulan ödenek miktarını aşmayacak şekilde tespit edilir.

14.7.1965 tarihli ve 657 sayılı Kanunun 78 inci maddesine göre yurt dışına gönderilecek Devlet memurları kontenjanlarının belirlenmesi amacıyla, 21.1.1974 tarihli ve 7/7756 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan "Yetiştirilmek Amacıyla Yurtdışına Gönderilecek Devlet Memurları Hakkında Yönetmelik" uyarınca Devlet Personel Başkanlığınca hazırlanacak olan Bakanlar Kurulu Karar Taslağı hakkında Başbakanlığa gönderilmeden önce Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

43 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

44 üncü maddeyi okutuyorum:

Geçici hizmet karşılığı yapılacak ödemeler

MADDE 44. - Kurumlar;

a) Arızi nitelikteki işleriyle sınırlı kalmak koşuluyla, yıl içinde bir ayı aşmayan sürelerle hizmet alımı yoluyla çalıştırılan kişilere yapılacak ödemeleri,

b) Kısmi zamanlı hizmet satın alınan kişilere yapılacak ödemeleri,

c) 5.6.1986 tarihli ve 3308 sayılı Kanunun 25 inci maddesi gereğince aday, çırak ve işletmelerde meslek eğitimi gören öğrencilere yapılan ödemeleri,

d) 14.7.1965 tarihli ve 657 sayılı Kanunun 4/C maddesi gereğince sayım, propaganda, anket ve benzeri işlerde çalıştırılan geçici personele yapılan ödemeleri,

Bütçelerinin (01-4) ekonomik sınıflandırma kodunda yer alan ödenekleri aşmayacak şekilde yaparlar. Söz konusu ekonomik koda bütçelerin başka tertiplerinden ödenek aktarılamaz; ödenek üstü harcama yapılamaz.

Yukarıdaki hükümlere aykırı uygulamalardan ita amirleri, tahakkuk memurları ve saymanlar ile bu kişileri çalıştıranlar sorumludur.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

44 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

45 inci maddeyi okutuyorum:

Amme alacağına karşılık kabul edilebilecek taşınmazlar

MADDE 45. - Özelleştirme kapsamına alınan kuruluşlar dahil 8.6.1984 tarihli ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabî iktisadî devlet teşekkülleri, kamu iktisadî kuruluşları, bunların müesseseleri, bağlı ortaklıkları, iştirakleri ile büyükşehir  belediyeleri, belediyeler, il özel idareleri, bunlara ait tüzel kişilerin veya bunlara bağlı müstakil bütçeli ve kamu tüzel kişiliğini haiz kuruluşların, Devlete ait olan ve 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Kanun kapsamına giren borçlarına karşılık olarak, mülkiyeti bu idarelere ait olan ve üzerinde herhangi bir takyidat bulunmayan taşınmazlarından genel bütçeye dahil daireler ile katma bütçeli idarelerce ihtiyaç duyulanlar, 4.1.2002 tarihli ve 4734 sayılı Kanunun 6 ncı maddesine göre oluşturulacak komisyon tarafından takdir edilecek değeri üzerinden, borçlu kurumun da uygun görüşü alınarak, bütçenin gelir ve gider hesapları ile ilişkilendirilmeksizin Maliye Bakanlığınca satın alınabilir.

Bu idarelerin satın alınan taşınmazlarının tapu işlemlerine esas olan ve yukarıda belirtilen şekilde tespit edilen değerine eşit tutarda Devlete ait olan ve 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Kanun kapsamına giren borçları terkin edilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Trabzon Milletvekili Sayın Akif Hamzaçebi; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizin bildiği gibi, mükelleflerin devlete ait olan vergi ve benzeri borçlarını süresinde ödememeleri halinde, ödenmeyen bu borçların tahsiline yönelik olarak mevzuatımızda özel bir yasa vardır. Bu yasanın adı da 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Yasadır. Bu yasa, gerek kamu kurumlarının gerekse kamu dışındaki özel kurum ve kuruluşların ve gerçek kişilerin vergi borçları hakkında uygulanır.

Görüşmekte olduğumuz bu 45 inci madde, kamu kurumlarının devlete ait olan borçlarının ödenmesinde bir kolaylık getirmiş ve özelleştirme kapsamındaki kuruluşlar da dahil olmak üzere, iktisadî devlet teşekküllerinin, kamu iktisadî kuruluşlarının, büyükşehir belediyelerinin, belediyelerin ve il özel idarelerinin devlete olan borçlarına karşılık olarak, kendi mülkiyetlerinde bulunan taşınmazları devlete vermeleri olanağı getirilmiştir, bunun karşılığında da o taşınmazın değeri kadar bir vergi borcu kayıtlardan silinecektir. Bu, yaklaşık sekiz yıldır, bütçe kanunlarıyla, mevzuatımızda olan bir hükümdür.

Bu konuda, Bütçe Kanunu Tasarısının 27 nci maddesinde, yine Tekel Genel Müdürlüğünün taşınmazlarına yönelik olarak bir hüküm daha vardır. Yine, Tekelin vergi borçlarına karşılık olmak üzere, Tekelin taşınmazları Maliye Bakanlığı tarafından alınabilecektir. Onun özelleştirme aşamasına etkisinin ne olacağı konusunda Plan ve Bütçe Komisyonunda bir değerlendirme yapmış ve Sayın Bakana bir soru yöneltmiştim.  Henüz, o sorunun cevabını da, bugüne kadar almış değilim; Sayın Bakan, eğer, bu sorumun cevabını verirlerse mutlu olurum.

Burada asıl üzerinde durmak istediğim konu şu: Biraz önce bize ulaşan bir önergeye göre, kamu kurumlarına yönelik olarak getirilmiş olan bu kolaylığın, kamu kurumları dışında, diğer gerçek ve tüzelkişilere de tanınması yolunda bir düzenleme yapılması düşünülmektedir. Eğer önerge kabul edilirse, kamu kurumları için tanınmış olan bu kolaylık, kamu kurumları dışında, özel kurumlara da getirilmiş olacaktır. Denilebilir ki "efendim, bu kolaylıksa, bundan, neden diğer özel mükellefler yararlanmasın..."

Değerli arkadaşlar, bunun sakıncası şudur: Vergi borcunun zamanında ödenmemesi halinde, 6183 sayılı Yasa, nelerin yapılacağını, nelerin uygulanacağını çok detaylı bir şekilde belirtmiştir. Bütçe yasası, kamu kurumları için neden özel bir düzenleme yapmıştır; efendim, kamu kurumlarının taşınmazlarının veya gelirlerinin haczedilmesi, satılması, buradan vergi borcunun tahsil edilmesi oldukça zorluk arz etmektedir. Bunların kendi yasalarında taşınmazlarının devlet malı olduğuna yönelik hükümler vardır; bu nedenle haczedilemeyeceğine ilişkin hükümler vardır. Ayrıca, bu kurumlar kamu hizmeti yapmaktadırlar. Bunların gelirlerinin ve taşınmazlarının, sadece vergi borcunun tahsili amacı gözetilerek ellerinden alınması, o kamu hizmetini aksatabilecektir. O nedenle, böyle bir kolaylık getirilmiştir.

Şimdi, bunun, diğer mükelleflere yönelik olarak da kapsamını genişletecek olursak, son derece yanlış bir iş yapmış oluruz. Genel Kurulun takdiri, hükümetin değerlendirmesi ne yönde olacak, bilemiyorum tabiî, ama, böyle bir önergenin kabulü, 6183 sayılı Yasanın temel kabulünü ortadan kaldırmaktadır.

Temel kabul şudur: Kişinin vergi borcu varsa, eğer, herhangi bir şekilde, bu, cebren tahsili aşamasına gelmişse ve konu da eğer bir taşınmaz malın satışıysa, bu taşınmazın değerini en iyi ölçebilecek yöntemin ihale olduğu açıktır. Buna, istekliler, alıcılar katılır, bu taşınmazın değeri o rekabet ortamında belli olur.

Şimdi, önergede şöyle deniliyor: Bir inceleme raporuyla, özel kişi mükelleflerin vergi borçlarına karşılık, o raporla taşınmaza biçilen değer tutarı kadar o taşınmazlar da alınabilsin. Bu, son derece yanlıştır değerli arkadaşlar. Devlet İhale Kanunu, neden ihalelerde rekabet öngörmüştür; neden çeşitli ihale usullerini hep rekabete açmıştır; neden idarelerin, yöneticilerin takdirine bırakmamıştır ihaleleri; neden "herhangi bir kişinin, yöneticinin veya inceleme elemanının raporunda belirttiği şekle göre satın almalar ve ihaleler yapılır" dememiştir; çünkü, sistem, yasa, kurumsal olmak zorundadır, kişilerin değerlendirmelerine, kişilerin takdirlerine, inceleme elemanlarının, yöneticilerin sübjektif takdirlerine, değerlendirmelerine bağlı olarak bir işlem yapamazsınız; yaparsanız; yanlış sonuçlara varmış olursunuz. Önerge, son derece yanlış, önergenin kabulü 6183 sayılı Kanunu temelinden değiştirecektir.

Bir ikinci konu da, bunun yeri bütçe kanunu değildir değerli arkadaşlar. Vergiyle ilgili bir hükmün, Anayasaya göre, bütçe kanunlarına dahil edilmemesi gerekir. Yarın, Plan ve Bütçe Komisyonunda, hükümetin getirmiş olduğu, 51 maddelik, çeşitli vergi kanunlarında değişiklik yapmayı hedefleyen bir tasarı var. Eğer, hükümet, bunu düşünüyorsa, yarın Plan ve Bütçe Komisyonuna bu önergesini getirir, orada tartışılır. Kesinlikle yerinin burası olmadığını düşünüyorum.

Yine, hükümet, vergi barışını yaptı, getirdi, mükelleflere çeşitli kolaylıklar sağladı. Eğer, bu, mükellefe getirilecek bir kolaylık ise, mükelleflere vergi barışı kapsamında sağlanacak bir kolaylık olması düşünüldüyse, vergi barışına da dahil edilebilirdi; orada düşünülmedi, oraya dahil edilmedi. Vergi barışında, önemli ölçüde, takipli borçlar tahsil edildi. Sayın Bakanımız rakamlarıyla bunu övünerek söylüyor. Orada düşünülmedi, aklımıza gelmedi; ama, bunu bütçe kanununa koyalım!..

Değerli arkadaşlar, bu tip düzenlemelerin nelere mal olduğunu geçmişte gördük, buradan çok kısa zamanda geçirilen yasaların sakıncalarının ne olduğunu hep birlikte gördük. Daha sonra, Sayın Cumhurbaşkanının iade etmesi üzerine, o yasayı burada hep birlikte değiştirdik.

Bu önergenin kapsadığı husus böylesi sakıncalı, böylesi tehlikeli bir düzenlemedir, 6183 sayılı Yasayı kökten sarsacak bir düzenlemedir; ama, ben umuyorum ki, Sayın Maliye Bakanımız, Maliye Bakanlığının yıllardır titizlikle koruduğu böylesi önemli bir sistemi, durup dururken, hiç gereği yokken, hiç ihtiyaç yokken sarsacak bir düzenlemeyi kabul etmeyecektir.

Ben, bütün bunlara rağmen, Genel Kurulu uyarmayı, Cumhuriyet Halk Partisi olarak uyarmayı görev sayıyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

Madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Madde üzerinde 1 önerge vardır; önergeyi okutup, işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının 45 inci maddesinin sonuna aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Faruk Çelik

Mehmet Kurt

Kenan Altun

 

Bursa

Samsun

Ardahan

 

Ahmet Rıza Acar

Soner Aksoy

 

 

Aydın

Kütahya

 

"Bu madde hükmü yukarıda sayılan kuruluşlar dışında kalan, borcunu ödemede çok zor duruma düştüğü inceleme raporu ile tespit edilen ve Maliye Bakanlığına bağlı vergi dairelerine 6183 sayılı Kanun kapsamına giren borcu bulunan diğer mükelleflerin taşınmazları için de uygulanabilir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirlenir."

Gerekçe:

Kamu alacağının ödeme şekli 6183 sayılı Kanunda düzenlenmiş olup, bu maddeyle, bazı kamu kurumlarının ödeme güçlüğü içinde olmaları nedeniyle, taşınmazlarını borçlarına karşılık Hazineye devretmek suretiyle ödeme yöntemi getirilmiştir.

Ülkemizde son yıllarda yaşanan ekonomik kriz nedeniyle borçlarını ödemede çok zor duruma düşen diğer mükelleflerin borçlarının tahsiline imkân sağlamak ve genel ve katma bütçeli idarelerin ihtiyaçları olan taşınmazları da temin etmek amacıyla takas suretiyle borcun tasfiyesine yönelik bu düzenleme önerilmektedir.

BAŞKAN- Sayın Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş)- Sayın Başkan, çoğunluğumuz olmadığı için takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN- Sayın Hükümet?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya)- Katılıyoruz.

BAŞKAN- Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler. Kabul edilmiştir.

45 inci maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

46 ncı maddeyi okutuyorum:

Kamulaştırma bedellerinin sertifika ile ödenmesi

MADDE 46. - Genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler ve Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü tarafından, 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümleri uyarınca kamulaştırılan taşınmazların sahiplerine kabul etmeleri halinde, kamulaştırma bedeli yerine, Hazineye ait taşınmazların satış işlemlerinde ödeme aracı olarak kabul edilmek üzere, taşınmazın bedelini gösteren ve üçüncü kişilere devredilebilen bir belge verilebilir.

Belgenin işleme tâbi tutulacağı tarihteki bedeli, belgede yazılı bedele, belgenin düzenlendiği tarihinden itibaren kanuni faiz uygulanmak suretiyle tespit edilir.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

46 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

47 nci maddeyi okutuyorum:

Vergi, fon ve payların zamanında yatırılması

MADDE 47. - 8.6.1984 tarihli ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında bulunan iktisadî devlet teşekkülleri, kamu iktisadî kuruluşları, bunların müesseseleri, bağlı ortaklıkları ve iştirakleri ile özelleştirme kapsamındaki kuruluşların ve döner sermayelerin yöneticileri ve malî işlerinden sorumluları, bu Kanunun 36 ncı maddesi uyarınca ödenecek paylar dahil olmak üzere bu  kuruluşların mükellef veya sorumlu sıfatıyla üçüncü kişilerden tahsil ettikleri vergi, fon ve diğer payların tahsil dairelerine zamanında ve tam olarak ödenmesini sağlamak zorundadırlar. Aksine davrananlar bu tutarların ödenmesinden şahsen ve müteselsilen  sorumlu tutulurlar.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

47 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

48 inci maddeyi okutuyorum:

Geri verilecek paralar

MADDE 48. - 27.6.1963 tarihli ve 261 sayılı Kanun uyarınca, geri verilecek paraların kesin olarak veya avans suretiyle ödenmesinin usul ve esasları Hazine Müsteşarlığı ile Maliye Bakanlığı tarafından müştereken tespit olunur.

Yapılacak inceleme sonunda fazla ödendiği tespit olunan veya zamanında mahsup olunmayan tutarlar 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre geri alınır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

48 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

49 uncu maddeyi okutuyorum:

Kısmen veya tamamen uygulanmayacak hükümler

MADDE 49. - a) 1. 26.5.1927 tarihli ve 1050 sayılı Kanunun 48 (reddiyata ilişkin hükümler hariç), 53 ve 63 üncü maddeleri ile 59 uncu maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi,

2. 11.2.1950 tarihli ve 5539 sayılı Kanunun değişik 20 nci maddesi,

3. Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idareler bütçelerinden kamu iktisadî teşebbüslerine yapılacak iktisadî transferler ve yardımlar hakkında 8.6.1959 tarihli ve 7338 sayılı Kanun hükümleri,

4. 3.7.1968 tarihli ve 1053 sayılı Kanunun 1 inci maddesinin ikinci fıkrası ile aynı Kanunun 3 üncü maddesi,

5. 22.5.2003 tarihli ve 4857 sayılı Kanunun 101 inci maddesinde yer alan para cezasına ilişkin hüküm, kamu kurum ve kuruluşlarına yönelik olarak,

6. 12.3.1982 tarihli ve 2634 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü,

7. 9.5.1985 tarihli ve 3202 sayılı Kanunun 45 inci maddesinin birinci fıkrası,

8. 31.10.1985 tarihli ve 3234 sayılı Kanunun 35 inci maddesinin son fıkrası,

9. 28.5.1986 tarihli ve 3291 sayılı Kanunun 11 inci maddesi,

10. 18.6.1992 tarihli ve  3816 sayılı Kanunun 9 uncu maddesindeki "en geç 15 gün içerisinde, ödeme emri beklenmeksizin" ibaresi ile anılan maddenin üçüncü fıkrası,

2004 yılında uygulanmaz.

b) 8.6.1984 tarihli ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 36 ncı maddesinin (4) numaralı fıkrası, bu Kanunun "Kamu İktisadî Teşebbüslerinin Kârları" başlıklı maddesi hükümleri çerçevesinde uygulanır.

c) 14.7.1965 tarihli ve 657 sayılı Kanunda gerekli değişiklik yapılıncaya kadar anılan Kanunun 171 inci maddesinde belirtilen süreler saymanlar için yedi gün, sayman mutemetleri için iki gün olarak uygulanır.

d) 16.8.1997 tarihli ve 4306 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinin (A) fıkrasının 7 nci bendine göre cep telefonu sahipleri adına tahakkuk ettirilen aylık sabit tesis ücretleri kadar yılda bir defa olmak üzere ayrıca hesaplanan eğitime katkı payı tutarı ile 26.11.1999 tarihli ve 4481 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi gereğince aynı tutardaki özel işlem vergisinin, 16.8.1997 tarihli ve 4306 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinin (A) fıkrasının 11 inci bendine göre her yıl Ocak ayı içerisinde bir defada ödenmesi gereken miktarları, (ön ödemeli cep telefon aboneleri hariç) 2004 yılında 12 eşit taksitte ödenir. Bu uygulama 5.4.1983 tarihli ve 2813 sayılı Kanuna göre alınan ruhsat ve kullanım ücretlerini de kapsar.

e) 25.8.1999 tarihli ve 4447 sayılı Kanunun 49 uncu maddesinin birinci bendi 2004 yılı için aşağıdaki şekilde uygulanır:

İşsizlik sigortasının gerektirdiği ödemeleri, hizmet ve yönetim giderlerini karşılamak üzere, bu Kanunun 46 ncı maddesi kapsamına giren tüm sigortalılar, işverenler ve Devlet, işsizlik sigortası primi öder. İşsizlik sigortası primi, sigortalının 17.7.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun 77 ve 78 inci maddelerinde belirtilen prime esas aylık brüt kazançlarından, % 1 sigortalı, % 2 işveren ve % 1 Devlet payı olarak alınır.

f) Özel kanunlarla kamu tüzel kişiliğini haiz olarak kurum, kurul, üst kurul, enstitü, teşebbüs, fon ve sair adlarla kurulmuş kamu kurum ve kuruluşlarında; kanunlarında aksine hükümler olsa dahi, kendi özel mevzuatındaki hükümler uyarınca yapılacak temsil ve ağırlama giderlerinin yıllık toplamı, başkan ile temsil yetkisini haiz olan personelin bir aylık ortalama net ücretinin iki katını geçemez. Temsil yetkisini haiz personelin unvan ve sayıları, karar organlarınca toplam personel sayısının % 2'sini geçmemek üzere belirlenir.

g) 1.1.2004 tarihinden geçerli olmak üzere, eğitim veya bilimsel araştırma kurum ve birimlerinde emekli aylıkları kesilmeksizin çalıştırılanlar, her derece ve türdeki eğitim kurumları veya eğitim birimlerinde ders ücreti karşılığında ders görevi verilenler, 8.6.1949 tarihli ve 5434 sayılı  Kanunun ek 11 inci  maddesi uyarınca Bakanlar Kurulu kararıyla emekli aylıkları kesilmeksizin çalıştırılanlar ile profesör unvanına sahip olanlardan 29.3.1984 tarihli ve 2992 sayılı Kanunun 34 üncü maddesine göre görevlendirilenler hakkında 8.6.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunun ek 68 inci maddesinin dördüncü fıkrası hükümleri uygulanmaz.

h) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca, Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur'a yapılacak transferlere ait tertiplerden aylık bazda yapılacak harcamalar, 9.12.1994 tarihli ve 4059 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (b) bendinde belirtilen hususlar çerçevesinde Hazine Müsteşarlığınca mutabık kalınacak aylık nakit projeksiyonu ile belirlenecek limitler dahilinde gerçekleştirilir.

2.9.1971 tarihli ve 1479 sayılı Kanunun 50 nci maddesine göre belirlenmesi gereken 1.4.2004 - 31.12.2004 tarihleri arasında sigortalıların ödeyecekleri primler ve bağlanacak aylıkların hesabına esas gelir basamaklarını ve buna ilişkin usul ve esasları belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.

17.7.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanuna göre 1.4.2004 - 31.12.2004 tarihleri arasında alınacak prim ve verilecek ödeneklerin hesabına esas tutulan günlük kazancın alt sınırını ve buna ilişkin usul ve esasları belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.

Bu Kanunun yayımı tarihini takip eden ödeme dönemi başından itibaren 506 sayılı Kanunun 96 ncı maddesi uyarınca bağlanmış gelir ve aylıklar yukarıdaki fıkraya göre belirlenen alt sınır üzerinden hesaplanır.

i) 26.5.1927 tarihli ve 1050 sayılı Kanunun ek 9 uncu maddesi aşağıdaki şekilde uygulanır:

Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelere bağlı döner sermayeli işletmelerin aylık gayri safi hasılatından tahsil edilen tutarın % 15'i (tıbbi malzeme hasılatının %5'i) en geç ertesi ayın 20'sine kadar genel bütçeye irat kaydedilmek üzere ilgili saymanlıklara yatırılır. Aylık gayri safi hasılattan irat kaydedilecek  oranı döner sermayeler itibarıyla % 30'a kadar yükseltmeye veya % 10'a kadar indirmeye  Maliye Bakanı yetkilidir.

Söz konusu ödeme için zorunlu hallerde Maliye Bakanlığınca ek süre verilebilir. Yıl sonu kârları ile aylık gayrisafi hasılat üzerinden genel bütçeye aktarılacak miktarlar zamanında yatırılmadığı takdirde, 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Kanundaki usullere göre, aylık % 1 zamlı olarak tahsil edilir. Hesaplanan zam, döner sermayelerin ita amiri ve saymanlarından yarı yarıya alınır. Ancak, Maliye Bakanlığınca verilmiş ek süreler için zam uygulanmaz.

Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelere bağlı döner sermayeli işletmelerden gerekli görülenlerin birleştirilmesine, devredilmesine ve tasfiye edilmesine Maliye Bakanı yetkilidir. 

Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin, özel kanunlarında 26.5.1927 tarihli ve 1050 sayılı Kanuna tâbi olmayacağı belirtilen döner sermaye işletmeleri hakkında da bu madde hükümleri uygulanır.

j) Kullanma izni verilmeyen ve alınmayan yapılara belediyelerce yol, su, kanalizasyon, doğalgaz gibi alt yapı hizmetlerinin birinin veya birkaçının götürüldüğünün belgelenmesi halinde, ilgili yönetmelikler doğrultusunda fenni gereklerin yerine getirilmiş olması ve bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren altı ay içerisinde başvurulması üzerine kullanma izni alınıncaya kadar geçici olarak elektrik bağlanabilir. Bu madde kapsamında elektrik bağlanması herhangi bir kazanılmış hak teşkil etmez.

k) 4.1.1961 tarihli 209 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin ikinci fıkrasından sonraki hükümleri aşağıdaki şekilde uygulanır:

Personelin katkısıyla elde edilen döner sermaye gelirlerinden, 14.7.1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4 üncü maddesinin (A) bendine göre çalışanlardan döner sermaye biriminde görevli olan personel ile bu birimde 10.7.2003 tarihli ve 4924 sayılı Kanun uyarınca sözleşmeli olarak istihdam edilen sağlık personeline, mesai içi veya mesai dışı ayrımı yapılmaksızın ek ödeme yapılabilir. Bu ödemenin oranı ile usul ve esasları; personelin unvanı, görevi, çalışma şartları ve süresi, hizmete katkısı, performansı, serbest çalışıp çalışmaması ile muayene, ameliyat, anestezi, girişimsel işlemler ve özellik arz eden riskli bölümlerde çalışma gibi unsurlar esas alınarak Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Sağlık Bakanlığınca belirlenir.

Yukarıdaki fıkraya göre personelin katkısıyla elde edilen döner sermaye gelirlerinden personele bir ayda yapılacak ek ödemenin tutarı, ilgili personelin bir ayda alacağı aylık (ek gösterge dahil), yan ödeme ve her türlü tazminat (makam, temsil ve görev tazminatı hariç) toplamının; pratisyen tabip ve diş tabiplerinden serbest çalışanlara % 300'ünü, serbest çalışmayanlara % 500'ünü, uzman tabip, tıpta uzmanlık tüzüğünde belirtilen dallarda bu tüzük hükümlerine göre uzman olanlar ve uzman diş tabiplerinden serbest çalışanlara % 500'ünü, serbest çalışmayanlara % 700' ünü, serbest çalışmayan klinik şef ve şef yardımcılarına % 800'ünü, işin ve hizmetin özelliği dikkate alınarak yoğun bakım, doğumhane, yeni doğan, süt çocuğu, yanık, diyaliz, ameliyathane, kemik iliği nakil ünitesi ve acil servis gibi özellikli hizmetlerde çalışan sağlık personeli için (tabibler hariç) % 200'ünü, diğer personele ise % l50'sini geçemez. 10.7.2003 tarihli ve 4924 sayılı Kanun uyarınca sözleşmeli olarak istihdam edilen sağlık personeline yapılacak ek ödemenin tutarı ise aynı birimde aynı unvanlı kadroda çalışan ve  hizmet yılı aynı olan emsali sağlık personeli esas alınarak belirlenir ve bunlara yapılacak ek ödeme, hiçbir şekilde emsaline yapılabilecek ek ödeme üst sınırını geçemez.

Sağlık Bakanlığına bağlı döner sermaye işletmeleri; sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi, kaliteli ve verimli hizmet sunumunun teşvik edilmesi, sağlık kurum ve kuruluşlarının kendi imkânlarıyla karşılayamadıkları ihtiyaçların giderilmesi, eğitim, araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin desteklenmesi ve Bakanlık merkez teşkilatı kadrolarında 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (A) bendine göre görev yapan personele ek ödemede bulunulması amacıyla Bakanlıkça yapılacak giderlere iştirak etmek için aylık gayrisafi hasılattan aylık tahsil edilen tutarın % 2'sini geçmemek üzere Sağlık Bakanlığınca belirlenecek oranı Bakanlık Döner Sermaye Merkez Saymanlığı hesabına aktarırlar. Bu hesapta toplanacak tutarların dağılım ve sarfına ilişkin kriterler ile personele yapılacak ek ödemenin oran, usul ve esasları Maliye Bakanlığının uygun görüşü  üzerine Sağlık Bakanlığınca belirlenir. Personele yapılacak ek ödemenin  miktarı,  en  yüksek  Devlet memuru aylığının (ek gösterge dahil) % 200'ünü geçemez. Ek ödeme miktarı; görev yapılan birim ve iş hacmi, görevin önem ve güçlüğü, çalışma süresi, personelin sınıfı, kadro unvanı, derecesi ve atanma biçimi gibi kriterler ile personele aylık ve özlük hakları dışında ilgili mevzuatına göre yapılan diğer ilave ödemeler dikkate alınarak belirlenir. Merkez teşkilatı kadrolarında görev yapan personele bu fıkra kapsamında yapılacak toplam ek ödeme, döner sermaye işletmelerinden cari yılda aktarılan tutarın % 50'sini geçemez ve bu ödemeler gelir vergisine tâbi tutulmaz.

Personelin katkısı ile elde edilen döner sermaye gelirlerinden, o birimde görevli personele yapılacak ek ödeme toplamı, (ilgili birimin cari yıldaki) döner sermaye gelirinin % 50'sini aşamaz.  

l) 13.12.1983 tarihli ve 181 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 9 uncu maddesinde yer alan "2003 yılı" ibaresi "2004 yılı" olarak uygulanır.

m) 10.7.2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 35 inci maddesinin (c) fıkrasının son cümlesi "Elkoyanların bağlı olduğu kurum bütçesinden ödenir." şeklinde uygulanır.

n) 28.3.2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun 9 uncu maddesinin son fıkrasının ikinci cümlesi "Yabancı ülkelere bu amaçla verilecek hibe ve yardım karşılıkları Millî Savunma Bakanlığı bütçesine konulacak ödenekten karşılanır." olarak uygulanır.

o) İlgili kanununda düzenleme yapılıncaya  kadar, 4.12.1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanunun 1 inci maddesindeki kanuni faiz oranı, aylık % 1,25 olarak uygulanır. Ay kesirleri tama iblağ edilir. Taksitlendirilen veya herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz oranı uygulanır.

ö) 1. 27.10.1999 tarihli ve 4458 sayılı Kanunun 221 ve 222 nci maddeleri uyarınca personele yapılacak ödemelerin usul, esas ve miktarlarını tespit etmeye Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Gümrük Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yetkilidir.

2.  4458 sayılı Kanunun 222 nci maddesinin (2) numaralı bendi aşağıdaki şekilde uygulanır:

Bu şekilde tahsil edilen fazla çalışma ücretinin % 50'si hak sahibi olan personele ödenir. Geri kalan % 50'lik miktarın % 40'ı münhasıran Gümrük İdaresinin ihtiyaçlarında (personel giderleri hariç) kullanılmak üzere Ankara Gümrük Saymanlık Müdürlüğü hesabına aktarılır. Aktarılan bu miktarın yarısı 2004 yılı Haziran ve Aralık aylarında bütçeye özel gelir kaydedilir. Ayrıca, personele ödenmek üzere ayrılan hesapta birikmiş miktar ise 1.1.2004 tarihi itibarıyla bütçeye özel gelir kaydedilir.

1.4.2003 tarihinden önce tahsil edilen ve merkezdeki ilgili hesabın arta kalan  tutarı ile % 40 'lık hesaptan özel gelir kaydedilmeyen tutarlar, münhasıran Gümrük İdaresinin ihtiyaçlarında kullanılmak üzere (personel giderleri hariç) 4.1.2002 tarihli ve 4734 sayılı Kanun hükümlerine tâbi olmaksızın ilgili Devlet Bakanı tarafından tespit edilecek usul ve esaslar çerçevesinde harcanır.

3. 4458 sayılı Kanunun bu bendin (1) ve (2) numaralı alt bentlerinde belirtilen hükümlerine aykırı hükümleri uygulanmaz.

p) Belediyeler ile büyükşehir belediyelerince kamu kurum ve kuruluşlarına uygulanacak su (atık su dahil) tarife bedelleri, özel işyerlerine uygulanan tarife bedelini aşamaz.

r) 8.1.2003 tarihli ve 4784 sayılı Kanunun 1 inci maddesinde yer alan "1.1.2003  31.12.2003 tarihleri" ibaresi, "1.1.2003 - 31.12.2004 tarihleri" olarak uygulanır. Bu suretle 15.1.2003 tarihli, 2003/5145 ve 2003/5146 sayılı  Bakanlar Kurulu Kararlarının uygulanmasına devam olunur. 2004 yılında gelir ve aylık bağlananlara, gelir ve aylık miktarı aynı olan  emsallerine ödenecek tutarda sosyal destek ödemesi yapılır.

s) 24.2.1968 tarihli ve 1005 sayılı Kanunun 1 inci maddesinde yer alan (4000) rakamı (5000) olarak uygulanır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz istekleri vardır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Trabzon Milletvekili Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; "Kısmen veya tamamen uygulanmayacak hükümler" başlıklı 49 uncu madde, bütçe kanunlarında çok uzun yıllardan beri yer alır. Gerçekte yer almaması gereken bir maddedir; çünkü, bütçelere, Anayasa hükmü uyarınca, bütçeyle ilgili olmayan hükümlerin konulmaması gerekir.

Bizim 2003 yılı bütçesi görüşmeleri sırasında hükümetten dileğimiz, bu tip maddelere bütçe kanunlarında gelecekte yer verilmemesi, bunların, ilgili olduğu kanunlara taşınmasıydı; fakat, görüyoruz ki, bu madde, tekrar bu bütçeyle, yine gelmiş durumda.

Tam 7 sayfalık bir maddedir ve maddeyle, çok çeşitli konularda düzenleme yapılıyor. Dikkat edileceği gibi, sigorta prim oranlarından, döner sermayelerden yapılacak kesintilere; su tarifelerinden, işsizlik sigortası prim oranlarına, özürlü vatandaşlarımızın istihdam edilmemesi halinde işyerlerine uygulanacak cezayı düzenleyen hükümlerin 2004 yılında uygulanmayacağına kadar çok çeşitli konularda çok çeşitli hükümleri taşımaktadır.

Biraz önce 45 inci madde görüşülürken, kabul edilen önergeyle nasıl 6183 sayılı Kanunun çok temel bir müessesesi, Genel Kurulda, Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarımızın oylarıyla ortadan kaldırılmış ise, bu maddenin bazı düzenlemeleri de, eğer, bu şekliyle devam ederse, yine bazı kanunların çok temel müesseseleri ortadan kaldırılmış olacaktır. Örneğin, özürlü vatandaşlarımızın istihdam edilmelerine yönelik olarak daha bu yılın mayıs ayında kabul ettiğimiz İş Kanununda bir hüküm vardır; İş Kanunu 50 ve daha fazla sayıda işçi çalıştıran işyerlerinde personelin yüzde 6'sı kadar da özürlü vatandaşımızın istihdam edilmesini öngörmektedir. Bu, gerçekten sosyal devlet olmamızın gereği, son derece doğru, güzel bir hükümdür. Yine, aynı yasada bu hükme uyulmaması halinde, o işyerlerine 750 milyon lira para cezası uygulanacağı vardır. Yine, aynı yasaya göre kamu kurumları bu uygulamadan, yani, bu ceza hükmünden muaf tutulamazlar; ama, şu an görüşmekte olduğumuz 49 uncu maddenin (a) fıkrasının 5 numaralı bendinde 2004 yılında kamu kurumlarının bu ceza uygulamasından muaf tutulacağına yönelik bir düzenleme vardır. Bunu son derece yanlış buluyoruz. Ülkemizdeki 8,5 milyona yakın özürlü vatandaşımızın istihdam olanaklarını ortadan kaldıran ve böyle bir hükmün yerleşmiş olması kabul edilmiş olması halinde aynı anlayışın da özel kesimde yerleşmesine yol açabilecek bir düzenlemedir. Bu düzenlemeyi son derece sakıncalı buluyoruz. Bunu ifade ettik ve bu düzenlemenin ortadan kaldırılması yönünde görüşlerimizi daha önce hükümet kanadından ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubundan diğer bazı arkadaşlarımıza ifade ettik.

Değerli arkadaşlar, yine, bu tasarının bu maddesinde yer alan, emeklilerin vergi iadesinin yüzde 50 oranında azaltılmasına yönelik bir hüküm de Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmeler sırasında Cumhuriyet Halk Partili üyelerin vermiş olduğu önergeyle çıkarılmıştır. Önergeye, Adalet ve Kalkınma Partili komisyon üyeleri de katılmıştır.

Şunu söylemek istiyorum: Böylesi çok torba maddeler, bütçe kanunlarında olmaması gereken maddelerdir. Bunlar, mutlaka ilgili yasalarına taşınmak, ilgili yasalarında düzenlenmek zorundadır. Bu tip düzenlemeler, eğer ilgili yasalarında yapılmayıp bütçe kanunlarında yapılırsa, sürekli olarak Anayasaya aykırı bir durumla karşı karşıya kalacağız. Bunu bilgilerinize, dikkatlerinize sunmak istedim.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Hamzaçebi.

Madde üzerinde kişisel söz talebi var.

İstanbul Milletvekili Sayın Lokman Ayva; buyurun (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

LOKMAN AYVA (İstanbul) - Sayın Başkan, kıymetli milletvekillerimiz; bu geç vakitte söz almak durumunda kaldım. Biraz da konuyu uzatacağım için üzgünüm. Ancak, bu konunun ehemmiyetini biliyorum. O noktada da maruzatımı bildirmek istiyorum.

Buraya gelmemin esas nedeni, 49 uncu maddenin (a/5) inci bendidir.

Değerli vekillerim, biz, biraz önce Sayın Hamzaçebi'nin de söylediği gibi, Mayıs ayında bununla ilgili bir karar verdik, dedik ki: "Bu 750 000 000 lira ödenecek arkadaş" hatta en son cümlesi de şöyledir bunun: "Hiçbir kamu kuruluşu hiçbir şekilde muaf tutulamaz." Şimdi yedi ay sonra biz bunun tersine karar almak durumunda kalacaktık; ancak, bunu tartışmaya bile fırsat bulamıyoruz. Ben, Başkanlık Makamının bu konudaki yorumunu da eleştiriyorum. Şöyle ki, bir kere, burada kamu ve özel sektöre farklı bir uygulama var; Anayasanın "eşitlik" meselesi var.

İkincisi, burada sosyal bir konunun devasa şekilde büyütülmesi var.

Üçüncüsü, suç işlemeye, yani cezayı hak etmeye bir teşvik var.

Bir dördüncüsü de, bizim bu konuyu görüşemememizle ilgili bir, açıkçası Meclisin iradesine ipotek var; ama, güzel bir gelişme oldu, bu kanunla ilgili bir değişiklik önergesinin uygun görüldüğü haberini, sağolsun arkadaşlarımız ilettiler. Bu önemli bir şey. Ben, bunun için, başta AK Parti milletvekillerimiz olmak üzere, Eyüp Fatsa Beye teşekkür etmek istiyorum. Yine, başta Haluk Koç Bey olmak üzere, Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerimize teşekkür etmek istiyorum. Hasseten bir teşekkürüm de Sevgili Maliye Bakanımız ve ekibine; bir yanlışın düzeltilmesi çok önemli bir şey. Bu, birçok husustan problemli bir noktaydı. Hukukî ve demokratik kısmını biraz önce söyledim; ama, açıkçası, AK Partinin parti programına, tüzüğüne, hükümet programımıza, Başbakanımızın bakış açısına da aykırı bir durumdu. Şöyle bir örnek vereyim: Birçok kişi Başbakanımızla görüşmek için araya birçok kişiyi koymak arzusundayken, koyarken Başbakanımız ramazan iftarından ikisini, tam akşam özürlülere ayırmıştır; yani, onun gözdeleri, etkili, yetkili insanlar değil, kimsesiz, gariban, fakir, yoksul özürlülerdir. O açıdan, buraya da aykırı olduğunu düşünüyorum.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Bütçeye maddeyi koyarken neredeydiler?!

LOKMAN AYVA (Devamla) - Maliye Bakanımızın bakış açısına da aykırı olduğunu düşünüyorum; bunun bir yanlışlık olarak geldiğini biliyorum. Kendileri, zaten, bu işleri, bakan olmadan önce de uyguluyordu.

Açıkçası, bu yaklaşımın, insan odaklı bir politika izleyen Cumhuriyet Halk Partimizin de bakış açısına aykırı olduğunu biliyorum. O açıdan, inşallah, önergeyle değişecektir.

Ben, özellikle, Maliye Bakanımızın bu konuda... Gelecek önergeyle tahminim şu: Açık bulunan 812 kişilik kadro ilk altı ayda dolacak; cezayı gerektirecek bir durum da olmayacak inşallah. Ancak, bu 812, herhalde, yuvarlak hesap alırsak, 1 500 kişilik  -bu pazarlık hesabını da Bakanımızdan öğrendim- bir alım yapılır ve inşallah, güzel bir başlangıç olur ülkemizde.

Bir başka husus da şu: Sayın Bakanımızın iki tane müjdesini, ben, o söylemeden söyleyeyim; birisi, sokakta kalan özürlü vatandaşlarımızla ilgili, onlara ek bir kaynak transfer edilecek inşallah; diğeri de, özürlü çocuklarımızın okula gidiş gelişleriyle ilgili bir destek olacak. Bunu da 3 Aralıkta, Başbakanımız müjdeledi. Ben, bu konudaki emeklerinden dolayı da, ayrıca, teşekkür ediyorum.

Bir başka husus değerli milletvekilleri... Benim bu konudaki hassasiyetimi anlayışla karşılamanızı özellikle istirham ediyorum; bütün görüşmelerimizde sürçülisan da yaptıysak... Çünkü, ben öyle şeyler yaşadım ki kıymetli milletvekillerim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Ayva, sözlerinizi tamamlayın.

Buyurun.

LOKMAN AYVA (Devamla) - Geçende, Bafra'dan bir haber geldi. Orada, babası damdan düşüp belini kırmış komada yatan bir zihinsel özürlü, sokakta donmuş ve iki gün sonra bulunmuş. Bu, zihinsel özürlü bir kişi. Eğer, bu kişi suç işlemiş, cezaevinde olsaydı bunu yaşamayacaktı. Cezaevindekilerle ilgili bir şey söylemiyorum, yanlış anlaşılmasın; ama, bu insanlarımızın da korunması lazım.

Eyüp de, yine, bir kişi donarak öldü.

Bunlar bizim övünebileceğimiz şeyler değil, hepimizin derdi ve yüreğini acıtacak şeyler. Bu insanların eğitim görmesinden, bu insanların üretime katkıda bulunmasından, gelişmelerinden, toplumsal hayatın içinde yer almalarından, inanın, hiç kimse zarar görmez; bütün insanlık, hepimiz mutlu oluruz; ama, bu bakış açımızı, yaklaşımımızı kanunlarımıza da lütfen aksettirelim. Aksi halde, sonucu hayırlı olmayacak şeyler olur Allah korusun.

Ben, tekrar, teşekkürlerimi bildirerek; inşallah, hayırlı olması dileğimle, sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ayva.

Şahsı adına ikinci söz isteği, İzmir Milletvekili Sayın Canan Arıtman'a aittir.

Buyurun Sayın Arıtman.

Süreniz 5 dakika.

CANAN ARITMAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çok değil, bundan sadece yirmi gün önce, yani, 3 Aralık Dünya Özürlüler Gününde, Başbakan ve bakanlar toplantıdan toplantıya koşuyor, anlı şanlı Özürlüler Günü kutlamalarında ağızlarından bal damlıyordu.

Devlet Bakanımız Sayın Akşit, o gün lüks otellerin şık salonlarında bir dizi toplantıya katıldı. Bu toplantıdaki konuşma metinlerinin hepsini getirdim. İşte "biz, özürlüleri koruyacağız, kollayacağız. Onların, İş Kanununda yapılan değişikliklerle istihdamını artıracağız. Kamu kurum ve kuruluşlarının 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamındaki özürlü kontenjanlarını doldurmaları için çaba gösteriyoruz" diyor ve bol bol alkış alıyordu.

Yirmi gün sonra ne oldu; bugün önümüze gelen bütçe kanununun 49 uncu maddesinin (a) bendinin 5 inci şıkkında hükümet diyor ki: "Ben özürlüleri işe almayacağım ve bunun için yasalarda yazılı olan para cezasını da ödemeyeceğim."

 Değerli arkadaşlarım, anlayış bu. Bu, nasıl bir çelişki, yirmi gün içerisinde nasıl bir dönüş?! Aynı atasözümüzdeki gibi; bu ne perhiz bu ne turşu!

Değerli arkadaşlarım, İş Yasası çıkalı altı ay dahi olmadı. Yani, unutmadığınızı düşünüyorum; ama, sanıyorum ki, Sayın Maliye Bakanımız unutmuş. Bunun için çok kısaca hatırlatmak istiyorum. İş Yasamızda yazdığına göre, elli ve üstü işçi çalıştıran işyerlerinde, yüzde 6 oranında özürlü ve eski hükümlü, terör mağduru işe alınacaktı. Tabiî, bu hüküm de, eskiden yüzde 8 oranındaydı, sayenizde yüzde 6'ya indi ve bunun da yüzde 3'ü özürlü olacaktı. Yine aynı yasanın 101 inci maddesi gereğince, yasa hükümlerine aykırı olarak özürlü ve eski hükümlü çalıştırmayanlar için her özürlü ve eski hükümlü başına ayda 750 000 000 lira para cezası ödenecek, tahsil edilen para cezaları da Türkiye İş Kurumunun İş Kurumu bütçesinin özel tertibine gelir kaydedilerek, hesapta toplanan paralar, özürlülerin meslekî eğitimleri,  rehabilitasyonları, kendi işini kurma gibi projelerinde  kullanılacaktı ve en önemlisi  "kamu kuruluşları bu para cezasından muaf tutulamaz" hükmü de yasada yer alıyordu.

Ayrıca, Başbakanlık Personel Başkanlığının kamu kurum ve kuruluşlarında özürlü personelin istihdamı hakkındaki 2003/2 nolu tebliğine göre de, kamu kurum ve kuruluşlarında toplam dolu kadroların yüzde 3'üne tekabül eden kadro sayısı özürlülere tahsis edilecekti ve ayrıca, uluslararası bir sözleşme, sakatların meslekî rehabilitasyonu ve istihdamı sözleşmesi, yani, 159  nolu sözleşmenin de  gereğidir bu hüküm. Evet, tüm bu yasa, tüzük ve sözleşmelere rağmen, daha yirmi gün önce kamuoyunun önünde, özürlülerin önünde, basının önünde AKP hükümetinin beyanlarına rağmen, önümüze gelen bütçe kanununda hükümet, özürlülere devlette iş vermeyeceğini beyan etti. Üstelik "özel sektör, işe alabilir; ama, biz, hükümet olarak özürlülere devlette iş vermeyiz. Bunun cezasını bile ödemeyiz" dedi. Yani, çıkardığınız yasalara kendiniz uymuyorsunuz; bu arada özel sektöre de mesaj veriyorsunuz "özürlüleri siz de işe almayabilirsiniz" diyorsunuz. Özel sektör, zaten özürlüleri bir yük olarak gördü ve yasa gereği, mecburen, para cezası ödememek için onları istihdam etti.

Bu ülkede 10 000 000'un üzerinde özürlü insan var ve bu özürlülerin çoğu işsiz. Yapılan araştırmalar yüzde 70'in üzerinde işsizlikle karşı karşıya olduklarını söylüyor. Özürlüler işsiz, işsiz olduğu için aç ve kışın ortasında evinde yakacak bir şeyi yok. Dolayısıyla, AKP'nin de, özürlüler gününde konuşmaya hakkı yok. Bu insanları, onların çaresizliğini düşünmeyip, arada bir timsah gözyaşları dökerek, sorunları çözmeye çalışıyoruz diyemezsiniz; bu, kabul edilemez.

Sayın Bakan Babacan "kadınlar mutlu bir şekilde evde oturuyor; çünkü, kocaları iş buldu" diyerek, işsizliğin hiç de azalmadığı ülkemizde kadınların işsizlikten dolayı çalışamamasından ancak kendisi mutlu oluyorken, özürlülerin çalışamamasından da Maliye Bakanımız mutlu oluyor herhalde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Arıtman, bir dakika efendim. Lütfen sözlerinizi tamamlayın.

CANAN ARITMAN (Devamla) - Hemen, 1 dakikada toparlıyorum.

Vergi kaçakçılarını affedip, özürlüleri işe almamakla mı kıymetli bakan olunuyor, anlamıyorum! Hani acil eylem planındaki vaatleriniz; hükümet programlarının parlak sayfalarına yazılan süslü sözleriniz? Daha mürekkebi bile kurumadan, bu ülkenin yoksulunu, özürlüsünü, aç ve açığını, işsizini, korunmaya muhtaç tüm kesimlerini unuttunuz; ama, değerli arkadaşlarım, halk bunları unutmayacaktır.

Sayın AKP milletvekilleri, gelin, bu çelişkilere, lütfen, alet olmayın; üç ay sonra, özürlüler dahil, vatandaştan oy istemeye gideceğinizi unutmayın; ellerinde olmayan nedenlerle mağdur olmuş özürlü vatandaşlarımızın mağduriyetinin artmasına izin vermeyin; onların boyunlarının daha da çok bükülmesine neden olmayın. Bu olumsuzluğu düzeltecek bir önerge verdik. Lütfen, özürlü vatandaşlarımızın mağduriyetini engelleyecek bu önergeye, bizimle birlikte, olumlu oy verin.

Ben, burada, teşekkürü hak eden tek kuruluşun Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunu, siz değerli milletvekilleri olduğunu düşünüyorum; hepinize, sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Arıtman.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Sayın Başkan, bir açıklama getirmek istiyorum.

BAŞKAN - Komisyonun söz isteği var.

Buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Sayın Başkanım, maddenin (b) bendinde bir düzeltme talep ediyoruz; sehven bir yanlışlık yapılmış. " 'Kamu iktisadî teşebbüslerinin kârları' başlıklı" ibaresinden sonra "26 ncı maddesi" ibaresinin yer alması ve maddenin o şekilde devam etmesi gerekiyor. Burada "26 ncı maddesi" ibaresi sehven unutulmuştur.

BAŞKAN - Evet, o şekilde düzeltme yapılıyor.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

49 uncu madde üzerinde 4 adet önerge vardır. Önergeleri, önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık derecesine göre işleme alacağım.

Birinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 284 sıra sayılı 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının 49 uncu maddesinin (a) fıkrasının 5 numaralı bendinin tasarı metninden çıkarılmasını ve sonraki bentlerin de buna göre teselsül ettirilmesini arz ederiz. 23.12.2003

 

M. Akif Hamzaçebi

Canan Arıtman

Mustafa Özyürek

 

Trabzon

İzmir

Mersin

 

Haluk Koç

Yakup Kepenek

Enis Tütüncü

 

Samsun

Ankara

Tekirdağ

 

Ali Kemal Kumkumoğlu

Kemal Sağ

 

 

İstanbul

Adana

 

BAŞKAN - İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının 49 uncu maddesinin (a) bendinin 5 numaralı alt bendinin metinden çıkarılarak, takip eden alt bent numaralarının buna göre teselsül ettirilmesini ve anılan maddeye aşağıdaki bendin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Lokman Ayva

Eyüp Fatsa 

Hikmet Özdemir

 

İstanbul

Ordu

Çankırı

 

Mehmet Beşir Hamidi

Hasan Kara

Cahit Can

 

Mardin

Kilis

Sinop

"t) 22.5.2003 tarihli ve 4857 sayılı Kanunun 101 inci maddesinde yer alan para cezasına ilişkin hüküm, kamu kurum ve kuruluşlarına yönelik olarak 30.6.2004 tarihine kadar uygulanmaz."

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bundan sonra okutacağım 2 önerge de aynı mahiyette olduğundan, okutup, birlikte işleme alacağım.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 285 sıra sayılı 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının 49 uncu maddesinin (j) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Eyüp Fatsa

Erdoğan Özegen 

M. Emin Tutan

 

Ordu

Niğde

Bursa

 

Faruk Anbarcıoğlu

Niyazi Pakyürek

Hasan Kara

 

Bursa

Bursa

Kilis

"j) Kullanma izni verilmeyen ve alınmayan yapılara; yol, su, telefon, kanalizasyon, doğalgaz gibi altyapı hizmetlerinin birinin veya birkaçının götürüldüğünün belgelenmesi halinde, ilgili yönetmelikler doğrultusunda fennî gereklerin yerine getirilmiş olması ve bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren başvurulması üzerine kullanma izni alınıncaya kadar geçici olarak elektrik ve/veya su bağlanabilir. Bu kapsamda elektrik ve/veya su bağlanması herhangi bir kazanılmış hak teşkil etmez.

Belediye sınırları içinde kullanma izni verilmeyen ve alınmayan yapılaşmaların her türlü atıklarının çevre sağlığını tehdit eder boyutlara ulaşması halinde bu gibi yerlere belediyelerce kanalizasyon ve temizlik hizmetleri verilebilir."

Gerekçe:

Altyapı hizmetlerini kendi imkânlarıyla sağlayan vatandaşlara da elektrik ve/veya su hizmetinin sunulmasının sağlanması ve telefon ibaresinin eklenmesiyle hizmet kapsamının genişletilmesi ve bu suretle ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak yapılmış, ancak elektrik abonesi olamamış yapı sahiplerince usulsüz su veya kaçak elektrik kullanılmaktadır. Belediye sınırları dışında kalan yerlerdeki kaçak ve usulsüz elektrik kullanılmasının önüne geçilebilmesi için geçici elektrik aboneliğinin sağlanması amaçlanmıştır. Ayrıca, bendin sonuna eklenen paragrafla kullanma izni verilmeyen ve alınmayan yapılaşmaların çevre sağlığını tehdit eder nitelikteki zararlarının önlenmesi amacıyla buralara belediyelerce kanalizasyon ve temizlik hizmetlerinin götürülmesi amaçlanmıştır.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 285 sıra sayılı 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının 49 uncu maddesinin (j) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Akif Hamzaçebi

Mustafa Özyürek

Haluk Koç

 

Trabzon

Mersin

Samsun

 

Yakup Kepenek

Enis Tütüncü

Ali Kemal Kumkumoğlu

 

Ankara

Tekirdağ

İstanbul

 

 

Kemal Sağ

 

 

 

Adana

 

"j) Kullanma izni verilmeyen ve alınmayan yapılara; yol, su, telefon, kanalizasyon, doğalgaz gibi alt yapı hizmetlerinin birinin veya birkaçının götürüldüğünün belgelenmesi halinde, ilgili yönetmelikler doğrultusunda fenni gereklerin yerine getirilmiş olması ve bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren başvurulması üzerine kullanma izni alınıncaya kadar geçici olarak elektrik ve/veya su bağlanabilir. Bu kapsamda elektrik ve/veya su bağlanması herhangi bir kazanılmış hak teşkil etmez.

Belediye sınırları içinde kullanma izni verilmeyen ve alınmayan yapılaşmaların her türlü atıklarının çevre sağlığını tehdit eder boyutlara ulaşması halinde bu gibi yerlere belediyelerce kanalizasyon ve temizlik hizmetleri verilebilir."

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bu iki önerge mahiyeti itibariyle aynı, ikisini beraber işleme alıyorum. Bunu daha önce de ifade ettim. Komisyona soruyorum: Görüşünüz nedir efendim bu konuda?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - İki önergenin birleştirilmesi konusunda mı?

BAŞKAN - Bu konuda?..

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Uygundur Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Uygun mütalaa.

Hükümet?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümetin ve Komisyonun katıldığı her iki önergeyi müştereken oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmiştir.

İlk önergeyi tekrar okutuyorum:

Türkiye büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 284 sıra sayılı 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının 49 uncu maddesinin (a) fıkrasının 5 numaralı bendinin tasarı metninden çıkarılmasını ve sonraki bentlerin de buna göre teselsül ettirilmesini arz ederiz.   23.12.2003

                                                                                               M. Akif Hamzaçebi (Trabzon) ve arkadaşları

Gerekçe:

Bilindiği gibi, ülkemizdeki yasal düzenlemelere göre 50 ve üstü sayıda eleman çalıştırmakta olan bütün kurum ve kuruluşlar, eleman sayısının en az yüzde 6'sı oranında özürlü ve eski hükümlü çalıştırmakla yükümlüdürler. Bu düzenlemeye uygun davranmayan işveren ya da işveren vekilleri ise çalıştırmadıkları her özürlü ve eski hükümlü için her ay 750 milyon TL para cezası ödemek zorundadır. Konuyla ilgili olarak İş Kanununun 101 inci maddesi: "Bu kanunun 30 uncu maddesindeki hükümlere aykırı olarak özürlü ve eski hükümlü çalıştırmayan işveren veya işveren vekiline çalıştırmadığı her özürlü ve eski hükümlü ve çalıştırmadığı her ay için 750 milyon TL para cezası verilir. Kamu kuruluşları da bu para cezasından hiçbir şekilde muaf tutulamaz" demektedir. Görüldüğü üzere yasa, konuyu tartışılmayacak bir açıklıkta düzenlemektedir.

Kamu kuruluşları bu yaptırımdan muaf tutulduğunda, özel sektöre ait kuruluşlarda işverenlerin, özürlü ve eski hükümlüleri: "devletin kendi üstünden attığı, işe yaramaz bir yük" algılaması güçlenecektir. Böylece, 2004 yılında özel sektörde de bu kişileri istihdam etmekten kaçınan kurumlarda cezaî yaptırım uygulama olanağı güçleşecektir. Bu yaklaşımın, birbirine bağlantılı daha pek çok sonucu olacak ve toplumumuzda neredeyse sayıları 8,5 milyonu bulan özürlü ve buna yakın sayıdaki eski hükümlü kişilerin istihdam alanında yaşadığı mağduriyet artarak devam edecektir.

Ayrıca, 2004 yılında kamu kuruluşlarının bu cezadan muaf tutulması, önümüzdeki yıl içinde bu kuruluşlarda özürlü ve eski hükümlü istihdam edilmemesi sonucunu da doğuracaktır. Oysa, sosyal devlette kamu kuruluşlarının ülke nüfusunun bir kısmını görmezden gelen bir yaklaşım yerine, bu kişilerin kendi kadrolarında çalıştırmak suretiyle, özel sektördeki kuruluşlara da yön göstermesi, buralardaki işverenleri, özürlü ve eski hükümlülerin üretime nasıl ve hangi yöntemlerle katılabilecekleri konusunda bilinçlendirmesi gerekir.

Anılan nedenlerle ilgili hükmün tasarıdan çıkarılması önerilmektedir.

BAŞKAN - Gerekçesiyle birlikte okuttuğumuz önerge hakkında Komisyon ne düşünüyor?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Sayın Başkanım, benzer mahiyette bir başka önerge daha olduğu için, bu önergeye katılmıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet?..

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Bu önergeye katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, saymanız gerekecek.

BAŞKAN - Peki efendim.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının 49 uncu maddesinin (a) bendinin 5 numaralı alt bendinin metinden çıkarılarak, takip eden alt bent numaralarının buna göre teselsül ettirilmesini ve anılan maddeye aşağıdaki bendin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                               Lokman Ayva (İstanbul) ve arkadaşları

"t) 22.5.2003 tarihli ve 4857 sayılı Kanunun 101 inci maddesinde yer alan para cezasına ilişkin hüküm, kamu kurum ve kuruluşlarına yönelik olarak 30.6.2004 tarihine kadar uygulanmaz."

Gerekçe:

22.5.2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun 101 inci maddesinin getirmiş olduğu yükümlülüğe kamu kurum ve kuruluşlarının uyum sağlaması amacıyla 2004 yılında altı aylık süre verilmesi hedeflenmiştir.

BAŞKAN - Önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Sayın Başkan, çoğunluğumuz olmadığı için katılamıyoruz, takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Sayın Hükümet?..

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Komisyonun takdire bıraktığı ve Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Şimdi, 49 uncu maddeyi, kabul edilen önergeler doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

50 inci maddeyi okutuyorum:

Yürürlük

MADDE 50. - Bu Kanun 1.1.2004 tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

51 inci maddeyi okutuyorum:

Yürütme

MADD 51. - Bu Kanunun;

a) Türkiye Büyük  Millet  Meclisi  ile  ilgili  hükümlerini  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı,

b) Cumhurbaşkanlığı ile ilgili hükümlerini Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri,

c) Sayıştay Başkanlığı ile ilgili hükümlerini Sayıştay Birinci Başkanı,

d) Diğer hükümlerini Maliye Bakanı,

Yürütür.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını talep ediyorum.

BAŞKAN - 51 inci maddenin oylanması sırasında, karar yetersayısı aranılması istenmiştir; oylamada karar yetersayısı arayacağım.

51 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yetersayısı vardır; madde kabul edilmiştir. (AK Parti sıralarından alkışlar)

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Sayın Başkanım, bir düzeltme yapmak istiyorum.

BAŞKAN - Komisyonun söz isteği var; buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Sayın Başkanım, 11 inci maddede (ı) bendi bütçe tertibinde "Maliye Bakanlığı bütçesinin 12.01.31.00.01.1.2.76.1.05.2" olarak düzeltilmesini talep ediyoruz.

BAŞKAN - Maddî hata değil mi efendim?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Evet, maddî hata.

BAŞKAN - Bu maddî hata, Komisyonun talebi doğrultusunda düzeltilmiştir.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Teşekkür ederiz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Biz teşekkür ederiz.

Sayın milletvekilleri, birleşime 5 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 23.20

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati : 23.30

BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER : Türkan MİÇOOĞULLARI (İzmir), Enver YILMAZ (Ordu)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35 inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

Sayın milletvekilleri, biraz önce görüştüğümüz kanun tasarısının tümü açıkoylamaya tabidir. Açıkoylama, yarınki birleşimde, son konuşmalardan sonra yapılacaktır.

2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarılarının görüşmelerine devam ediyoruz.

III. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMiSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

2. - 2002 Malî Yılı Genel Bütçeye Dahil Kuruluşların Kesinhesaplarına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile 2002 Malî Yılı Genel Bütçeli Daireler Kesinhesap Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/656, 3/370, 3/372, 3/373)(S. Sayısı : 286) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Şimdi, 2002 Malî Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarısının 1 inci maddesini tekrar okuttuktan sonra oylarınıza sunacağım.

1 inci maddeyi okutuyorum:

2002 MALÎ YILI KESİNHESAP KANUNU TASARISI

Gider Bütçesi

MADDE 1. - Genel bütçeli idarelerin 2002 Malî Yılı giderleri, bağlı (A) işaretli cetvelde gösterildiği üzere, (114 963 019 060 000 000.-) lira olarak gerçekleşmiştir.

BAŞKAN - 1 inci maddeyi daha evvel kabul edilen cetvelleriyle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

Gelir Bütçesi

MADDE 2. - Genel bütçenin gelirleri, bağlı (B) işaretli cetvelde gösterildiği üzere, (74 603 699 064 660 000.-) lira olarak gerçekleşmiştir.

BAŞKAN - 2 nci maddeyi ekli cetvelleriyle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

Nazım Gelir ve Gider

MADDE 3. - (7 990 537 048 810 000.-) lira nazım gelir tahsil edilmiş ve aynı miktar gider yapılmıştır.

BAŞKAN - 3 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

4 üncü maddeyi okutuyorum:

Denge

MADDE 4. - Birinci maddede yazılı giderler ile ikinci maddede yazılı gelirler arasında (40 359 319 995 340 000.-) liralık gider fazlası meydana gelmiştir.

BAŞKAN - 4 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

5 inci maddeyi okutuyorum:

Tamamlayıcı Ödenek

MADDE 5. - Bağlı (A) işaretli cetvelin ilgili sütununda kayıtlı (1 284 524 643 030 000.-) liralık ödenek üstü gideri karşılamak üzere aynı tutarda tamamlayıcı ödenek kabul edilmiştir.

BAŞKAN - 5 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

6 ncı maddeyi okutuyorum:

Devredilen Ödenek

MADDE 6. - 2002 Malî Yılı içinde harcanmayan ve özel kanunlarla devrine izin verilen
(716 208 210 720 000.-) liralık özel ödenek ertesi yıla ödenek kaydedilmek üzere devredilmiştir.

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

7 nci maddeyi okutuyorum:

İptal Edilen Ödenek

MADDE 7. - Bağlı (A) işaretli cetvelin ilgili sütununda kayıtlı bulunan ve yılı içinde kullanılan ve devredilenler dışında kalan (4 908 739 010 430 000-) liralık ödenek iptal edilmiştir.

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

8 inci maddeyi okutuyorum:

Devlet Borçları

MADDE 8. İç Devlet Borçları  uygulama sonuçları, bağlı kesinhesap cetvellerinde gösterildiği üzere;

2001 yılında 102 127 925 589 270 000 lira orta ve uzun vadeli,

20 029 334 026 130 000 lira kısa vadeli olmak üzere, toplam 122 157 259 615 400 000 lira, 2002 yılında da 112 849 834 816 700 000 lira orta ve uzun vadeli,  37 019 855 704 560 000 lira kısa vadeli olmak üzere, toplam 149 869 690 521 260 000 lira iç borç mevcuttur.

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

9 uncu maddeyi okutuyorum:

Yürürlük

MADDE 9. - Bu Kanun