Dönem: 22           Yasama Yılı: 3

 

              T.B.M.M.  (S. Sayısı: 956)

 

Diyarbakır Milletvekili Mesut Değer ve 25 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Hakkı Ülkü ve 26 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Ahmet Ersin ve 23 Milletvekilinin; Samsun  Milletvekili Musa Uzunkaya ve 27 Milletvekilinin; Trabzon Milletvekili Faruk Nafız Özak ve 23 Milletvekilinin Türk Sporunda Şiddet, Şike, Rüşvet ve Haksız Rekabet İddi-alarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve   105 inci Maddeleri Uyarınca Bir Meclis Araştırması       Açılmasına İlişkin Önergeleri ve (10/63, 113, 138, 179, 228) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Raporu

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Evrensel bir spor olan futbol bütün sosyal sınıfları büyüler ve bir araya getirir; bu gücüyle bir ulus içindeki sosyal ilişkileri etkiler. Başarılı takımlar halka mal olmuştur. Büyük oyuncular yıldızlaşır, hatta idolleşir; ancak yarattıkları tutkular ve uyandırdıkları beklentiler bazen şiddete de yol açar.

Futbol karşılaşmaları büyük bir rekabete yol açar. Karşılaşmalar, şampiyonluklar bazı siyasi rejimler için propaganda öğesi durumuna gelebilir.

Coşku ve tutku bazen tribünlerde ve stadın çevresinde şiddete dönüşür. Bu şiddet istenmeyen olayları da beraberinde getirir.

Futbol karşılaşmaları esnasında gerekli bütün önlemlerin alınması, güvenlik görevlilerinin stad içinde arttırılması ve Spor İl Müdürlüklerinden görevli memurların tribünlerde yer alması, Kulüp görevlilerinin ve futbolcuların dostluk içerisinde maçlarını yapmaları gerekmektedir.

Son günlerde sahalarda, tribünlerde ve maç sonrası meydana gelen olaylar hoş karşılanmamakla birlikte meydana gelen anarşinin biran önce durdurulması ve bu konuda TBMM’de bir Araştırma Komisyonu oluşturulup, bu olayların araştırılması ile meydana gelişi ve nedenleri aydınlığa kavuşturulmalıdır.

Biz aşağıda imzaları bulunan Siyasi Parti temsilcileri Anayasanın 98 inci ve İçtüzüğün 104 üncü ve 105 inci maddeleri uyarınca araştırma konusunda bir Meclis araştırması açılmasını istiyoruz.

SaygılarımızIa.                                                   9.4.2003

 

Mesut Değer

Berhan Şimşek

Şevket Gürsoy

 

Diyarbakır

İstanbul

Adıyaman

 

Erdal Karademir

Uğur Aksöz

Muhsin Koçyiğit

 

İzmir

Adana

Diyarbakır

 

Mehmet Parlakyiğit

Mehmet Tomanbay

Enver Öktem

 

Kahramanmaraş

Ankara

İzmir

 

Abdurrezzak Erten

Gökhan Durgun

Özlem Çerçioğlu

 

İzmir

Hatay

Aydın

 

Vezir Akdemir

Sıdıka Aydoğan

Sedat Uzunbay

 

İzmir

İstanbul

İzmir

 

Mehmet Yıldırım

Mustafa Gazalcı

Zeynep Damla Gürel

 

Kastamonu

Denizli

İstanbul

 

Orhan Sür

Hüseyin Bayındır

Feridun Ayvazoğlu

 

Balıkesir

Kırşehir

Çorum

 

Ahmet Ersin

Yılmaz Kaya

Hasan Aydın

 

İzmir

İzmir

İstanbul

 

Hüseyin Ekmekçioğlu

Hasan Fehmi Güneş

 

 

Antalya

İstanbul

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Futbol günümüzün en büyük kitlesel eğlence kaynağı ve bir büyük endüstridir. Ancak son günlerde basın ve medyada yoğun bir şekilde yer alan futboldaki şike iddialarıyla bu güzel endüstri dalına darbe vurulmaktadır. Şike iddialarının merkezinde İzmir'in Türk spor hayatına birçok sporcu kazandırmış, en köklü ve en eski kulüplerinden biri olan Altay Spor Kulübü'nün şaibeli biçimde ligden düşürülmesi bulunmaktadır.

Bildiğiniz gibi şike, bazen rakip takım oyuncularının adeta yedeklerden oluşan bir kadroyla sahaya çıkmasıyla bazen direk kalecilerin davranış biçimleriyle, bazen hakem oyunlarıyla, bazen de karşı tarafın teşvik primi vermesi suretiyle gerçekleştirilmektedir. Son olayda da görüldüğü gibi yukarıda saydığımız şike türlerinin kurumsallaştığı ve futbol endüstrisinde haksız rekabetin oluştuğu açık olarak görülmektedir.

Şike iddiaları daha önceki senelerde de içimizde halen milletvekili olan bazı arkadaşlarımızın da imzasını taşıyan bir meclis araştırması önergesi ile gündeme gelmiş; ancak kadük kaldığı için sonuçlandırılamamıştır. Ancak yolsuzluk gerçeğinin toplumsal adaleti gölgelediği bir dönemde, Altay Spor Kulübü tüzel kişiliğinin düştüğü haksız durumu göz önüne alarak, büyük kitleleri seferber eden futbol endüstrisindeki çirkin iddiaların araştırılması ve gerekli tedbirlerin alınması büyük önem arz etmektedir.

Bunun için, Anayasanın 98 inci ve İçtüzüğün 104 üncü ve 105 inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz. 6.6.2003

 

Hakkı Ülkü

Ahmet Ersin

Yılmaz Kaya

 

 

İzmir

İzmir

İzmir

 

 

K. Kemal Anadol

Vezir Akdemir

Abdürrezzak Erten

 

 

İzmir

İzmir

İzmir

 

 

Hasan Aydın

Atila Emek

Özlem Çerçioğlu

 

 

İstanbul

Antalya

Aydın

 

 

Muharrem İnce

Ali Arslan

Atilla Kart

 

 

Yalova

Muğla

Konya

 

 

Necdet Budak

Mustafa Sayar

Halil Ünlütepe

 

 

Edirne

Amasya

Afyon

 

 

Mehmet Nuri Saygun

Ahmet Yılmazkaya

Ali Cumhur Yaka

 

 

Tekirdağ

Gaziantep

Muğla

 

 

Gürol Ergin

Fahrettin Üstün

Nezir Büyükcengiz

 

 

Muğla

Muğla

Konya

 

 

Hasan Güyüldar

Ufuk Özkan

Erdoğan Kaplan

 

 

Tunceli

Manisa

Tekirdağ

 

 

Yüksel Çorbacıoğlu

M. Nezir Nasıroğlu

İsmet Atalay

 

 

Artvin

Batman

İstanbul

 

 

GEREKÇE

2002-2003 sezonu Türkiye 1. Süper Liginin son haftalarında oynanan müsabakalar Türk spor kamuoyunda, ilgili kulüp ve kurumlarda alınan sonuçlar ve oynanan futbol itibariyle şüphe uyandırmıştır. Nitekim son haftalarda oynanan müsabaka neticeleri özellikle küme düşmesi muhtemel takımların aldıkları ilginç sonuçlar ve bunun yanında oynanan futbol şüpheleri haklı çıkarmış bulunmaktadır. Şöyle ki:

25.5.2003 tarihinde oynanan Elazığspor-İstanbulspor maçında İstanbulspor oyuncularının hiç mücadele etmedikleri ve rakip kaleye gitmekteki isteksizlikleri kamuoyunun dikkatini çekmiştir.

31.5.2003 Tarihinde oynanan Diyarbakırspor-Elazığspor müsabakası şike iddialarının ayyuka çıktığı bir müsabaka olmuştur. Maçın devre arasında Diyarbakırspor oyuncularının Diyarbakırspor'lu yöneticiler tarafından silahla tehdit edildiği duyumları alınmıştır. Diyarbakırspor takımının ataklarını kendi seyircileri tarafından oyuncularının yuhlanması ve aleyhe yapılan tezahürat futbolculara yapılan baskı ile birlikte değerlendirildiğinde maçın hangi koşul ve etkiler altında, sonucu adete önceden kararlaştırılan şekilde sonuçlandırıldığı açıktır. Elazığspor'un attığı ilk gol golden önce golü atan oyuncunun tek başına ve adete hiçbir savunma ve engelleme ile karşılaşmaksızın boş sahada top sürerek kaleci ile karşı karşıya kalıp golü atması, pozisyonda yapılan müdahalelerin, kalecinin topu içeriye adeta kabul etmesinin Futbol Disiplin Talimatının 37 nci maddesinde tarif edilen hileli ve danışıklı futbol müsabakası olduğu hususunu teyit etmektedir. Elazığspor Kulüp Başkanının maç sonrası yaptığı açıklamayı kısaca özetlemek gerekirse son haftalarda özellikle düşme hattında bulunan takımların gerek kendi aralarında gerekse diğer takımlarla yaptığı maçlar ve alınan sonuçlar, düşen takımların belirlenmesi açısından Altay Spor Kulübü'nün ne derece mağdur edildiğini haklı çıkarmaktadır.

Özellikle son hafta oynanan Diyarbakırspor-Elazığspor maçı ve İstanbulspor-Altay maçlarının şike ve teşvik primi iddiaları ile gölgelendiği açıktır. İstanbulspor oyuncularından bazılarının Selçuk, Musa ve Mehmet Yozgatlı'nın kasede alınan ve gazetelere yansıyan teşvik primi ikrarları titizlikle araştırılmalıdır.

Futbolun güzelliğine gölge düşüren şike vb. iddiaların araştırılıp açıklığa kavuşturulması sadece iddiaları, öne sürülen ya da suçlamalara maruz kalanlar İçin değil, temiz toplum için gereklidir. Bu konuda TBMM' nin üzerine düşen sorumluluğu yerine getireceğine inanarak

Meclis Araştırması önergesini Genel Kurulun takdirlerine arz ederiz.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Son yıllarda, Türk sporu önemli bir aşama yaparak özellikle futbol takımlarımız ve Milli Takımımız, uluslararası karşılaşmalarda ve organizasyonlarda, hepimizin göğsünü kabartan, başarılı sonuçlar almaktadır.

Ancak, bir süreden beri, bazı yazılı ve görsel basında yer alan ve kamuoyunu rahatsız eden şike haberleri ve itiraflar, bu başarıları gölgelemekle kalmayıp, genel olarak Türk sporunu zan altında bırakmaktadır. Esasen, futbolumuzu kemiren şike iddiaları yeni olmayıp, her Süper Lig'in sonunda ve özellikle de, son maçlarda gündeme gelmekte ve hatta bu alanda mafyalaşmanın olduğu, yıllardan beri ileri sürülmektedir.

Öyle ki, mafyalaşmanın, bu iddiaları araştırmak ve sorumlularını tespit ederek, gereğini yapmakla görevli Futbol Federasyonu ve Merkez Hakem Kurulu'nu da etkisi altına aldığı ve hatta bu kurumlara da el attığı iddiaları yaygındır.

Bütün bunlar, futbolumuzu ve genel olarak ta Türk sporunu kirleten gelişmelerdir ve üzücüdür. Dolayısıyla, yüce Meclis bu iddiaları araştırarak, doğru olup olmadığını ve doğru ise sorumlularını tespit ederek, kamuoyunu tatmin etmeli ve Türk Futbolunu bu ayıptan arındırmalıdır.

Ayrıca son zamanlarda özellikle futbol karşılaşmalarında, seyirciler arasında ve organize olduğu izlenimi veren olaylar yaşanmaktadır. Tribün terörü olarak tanımlanan bu olayların önüne geçilmezse, çok büyük ve üzücü sonuçlarla karşılaşılabilir.

Sunulan nedenlerle, son beş yıldaki Süper Lig karşılaşmalarında şike yapılıp yapılmadığı, bu alanda mafyalaşmanın olup olmadığı ve Futbol Federasyonu ile Merkez Hakem Kurulu'nun bu iddialar karşısındaki yeri ve tutumu ile son beş yılda her iki kurulda görev yapan başkan ve üyelerin malvarlıklarının araştırılması ve tribünlerde meydana gelen olayların nedenleri ile alınması gereken önlemlerin tespiti için Anayasanın 98 inci ve içtüzüğün 104 üncü maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını talep ederiz.

 

Ahmet Ersin

Necdet Budak

Feridun Fikret Baloğlu

 

İzmir

Edirne

Antalya

 

Nail Kamacı

Zekeriya Akıncı

Hüseyin Güler

 

Antalya

Ankara

Mersin

 

Muharrem Kılıç

Hüseyin Özcan

Şefik Zengin

 

Malatya

Mersin

Mersin

 

Bayram Ali Meral

Tacidar Seyhan

Mehmet Ali Arıkan

 

Ankara

Adana

Eskişehir

 

Mustafa Sayar

N. Gaye Erbatur

Nezir Büyükcengiz

 

Amasya

Adana

Konya

 

Ahmet Sırrı Özbek

Mustafa Yılmaz

Ahmet Yılmazkaya

 

İstanbul

Gaziantep

Gaziantep

 

Mahmut Duyan

Züheyir Amber

Mehmet Sefa Sirmen

 

Mardin

Hatay

Kocaeli

 

Şevket Arz

Rasim Çakır

Yavuz Altınorak

 

Trabzon

Edirne

Kırklareli

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Kamuoyunu yakından ilgilendiren, illerin ve ülkelerin tanıtımında, komşuluk ilişkilerinin gelişmesinde, insanın vücut ve akıl sağlığının gelişiminde büyük yeri ve önemi olan sporun, son zamanlarda içinde bulunduğu olumsuzlukların, hakem hatalarının, varsa şike ve mafya iddiaları ile boyutlarının araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla Anayasanın 105 inci maddesi ile TBMM İçtüzüğünün 98 inci maddesi gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Musa Uzunkaya

Ziyattin Yağcı

Asım Aykan

 

Samsun

Adana

Trabzon

 

Bülent Gedikli

İlyas Çakır

Hikmet Özdemir

 

Ankara

Rize

Çankırı

 

Abdurrahim Aksoy

Durdu Mehmet Kastal

Medeni Yılmaz

 

Bitlis

Osmaniye

Muş

 

Seracettin Karayağız

Mustafa Said Yazıcıoğlu

Şerif Birinç

 

Muş

Ankara

Bursa

 

Cemal Uysal

Adem Tatlı

Bayram Özçelik

 

Ordu

Giresun

Burdur

 

Harun Tüfekci

Ahmet Rıza Acar

Mehmet Çerçi

 

Konya

Aydın

Manisa

 

Kerim Özkul

Yüksel Çavuşoğlu

A. Müfit Yetkin

 

Konya

Karaman

Şanlıurfa

 

Ahmet Yaşar

Muzaffer Baştopçu

Nihat Eri

 

Aksaray

Kocaeli

Mardin

 

Mehmet Mehdi Eker

Alaettin Güven

Abdullah Erdem Cantimur

 

Diyarbakır

Kütahya

Kütahya

 

 

Azmi Ateş

 

 

 

İstanbul

 

 

GEREKÇE

Sporun, Beldelerin, şehirlerin, ülkelerin kültürlerinin tanıtımında ve gençliğin sağlıklı vücut gelişiminde ve hatta insanların boş zamanlarını spor yaparak değerlendirmesi nedeniyle günlük iş hayatındaki stresini atarak kötü davranışlara yöneliminin önüne geçmesi bakımından insan hayatındaki önemi büyüktür. Gençlerin ve genç kalabilenlerin okul ve işten arta kalan zamanlarını kötü ve kirli havası ile hastalık saçan kahvehaneler, barlar vb. yerler yerine sporu, sporcusuyla, seyircisiyle ve taraftarı ile herkesin spor sahalarına yönelmesi, yorgunluk ve streslerini buralarda atıp kazananı alkışlayarak centilmenlik duygusunu geliştirmektedir. Atalarımız "Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur" diye boşuna söylememişlerdir.

Spor'un ülke tanıtımına katkısını, hatırlanacağı gibi 2002 Dünya Kupasında A Milli Futbol takımımızın Dünya 3. olması ile diğer dallarda mücadele eden Voleybol milli takımımız, Güreşçilerimiz, Haltercilerimiz ve diğer sporcularımız bize yaşatmıştır. Biz ülke olarak milyarlarca TL harcama yapsaydık bu başarıyı yakalamamız zor olurdu.

Ne var ki; son zamanlarda sporda ve spor sahalarında olup bitenler hiç de iç açıcı değildir. Hiç gündemden düşmeyen hakem hataları, kasıtlı hakem davranışları, şike ve mafya iddiaları ile Anadolu takımlarına ambargo uygulandığı iddiası ve kötü tezahürat sporun, bir centilmenlik işi olduğu seyircilerin ve taraftarın stresini aldığı tezinin aksine atmosferin daha da gerilmesine hatta taşkınlıkların bir fitilleyicisi olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır.

Anadolu kulüplerinin parlayan yıldızı Samsunspor'a uygulanan muamelede bu olayların başında yer almaktadır.

Şöyle ki, 19.10.2003 Pazar akşamı oynanan Samsunspor-Gaziantepspor maçında Hakem Selçuk DERELİ'nin masum hatalar olarak kabulü mümkün olmayan olaylardır. Yine bu maçın öncesindeki hafta, 5.10.2003 tarihinde Diyarbakır'da Samsunspor aleyhine oluşan hakem kararlarının ve ulusal ölçekte yayın yapan STAR TV'deki spor programına katılan hakem Sadık İLHAN'ın geçtiğimiz yıl oynanan Samsunspor- Trabzonspor maçında, TFF Merkez Hakem Kurulu Başkanı Bülent YAVUZ tarafından maçı Samsunspor'un kaybetmesi yönündeki talimatı doğrultusunda penaltıyı vermeyerek yenilmesini sağladığını itiraf etmesi, Samsunspora karşı bir yerlerde planlanan kumpasla karşı karşıya olduğunu göstermiştir.

Samsunspor'un maruz kaldığı olayların bir kısmı da şunlardır: 8.8.2003'de oynanan Samsunspor-BJK maçında Hakem İsmet ARZUMAN faul yapmalarına karşın Tayfur ve Guıntı'ya kart göstermeyerek oyunda kalmalarını sağlayıp Samsunsporun oyun kurmasını engellemesi, 13.9.2003'de Samsunspor- İstanbulspor, 19.9.2003 Trabzonspor-Samsunspor, 25.10.2003'de oynanan Galatasaray-Samsunspor karşılaşmalarında hakemlerin kararları ve davranışları vb.

Yine bu olayların en canlı örneği, 8.11.2003 tarihinde oynanan FB-Çaykur Rizespor maçında, Hakem Ali AYDIN'ın ÇK Rizespor'lu futbolcu Victoria'ya 2 kez sarı kart göstermesi, kırmızı kartla sporcuyu saha dışına çıkartması gerekirken bunu yapmaması nedeniyle TFF Yönetim Kurulu'nun maçın yeniden oynanmasına karar vermesi ve en son 4.4.2004 tarihinde oynanan Galatasaray-Beşiktaş maçında artık kusurun kendisi ve futbolcuların aktiviteleri değil Hakem Ali AYDIN'ın çok yanlış kararları ve iki penaltı ile Beşiktaş'ı galip ilan ettiği iddialarının tartışma ortamına taşınması vahim tabloyu gözler önüne sermektedir.

İşin vahim olan boyutlarından birisi de futbola çete-mafya işlerinin karışarak maçların satıldığı ve kaybettirildiği iddiasının basında ve kamuoyunda yer almış olması ile maç esnasında yapılan kötü tezahüratın taraftarları ve seyircileri üzüntüye hatta büyük sıkıntılara düşürmektedir.

Spor'a bulaşan bu virüsler, hakem hataları, kasıtlı tarafgirlik, şike iddiaları, Anadolu takımlarına yapılan tarafgir tutumlar ve kötü tezahürat, insanların kaynaşmasına, yorgunluk ve streslerini atarak dinçleşmesine, ülkemizin ve milli kültürümüzün tanımına olumsuz etkiler yaparak, sporun asıl misyonunu yerine getirmesine mani olur hale gelmiştir.

Bu itibarla;

- Hakem hataları ve varsa kasıtlı kural ihlallerinin,

- Genelde Anadolu takımlarına uygulanan taraflı davranılıyor iddialarının,

- Çete, mafya ve şike iddialarının varlığı ve sporun sonuçlarını etkilediği ve bazılarının bundan maddi menfaat sağladığı iddialarının,

- Spor sahalarına hiç yakışmayan kötü tezahüratın ve şiddetin,

Önüne geçilebilmesi için alınacak önlemlerin ortaya konulması için bir araştırma komisyonu kurulması gereği hasıl olmuştur.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Olimpiyat, Dünya ve Avrupa Şampiyonalarında Türk sporunun değişik branşlarda büyük başarılar kazandığı bilinmektedir.

Dünya III.lüğünü elde eden Futbol Milli Takımımızın, uluslararası şampiyonalarda başarı kazanan Futbol Takımlarımız ile diğer branşlarda mücadele eden takımlarımızın başarıları herkesin gözü önündedir.

Ne var ki, sporumuzda ve özellikle futbolumuzda ortaya atılan şike iddiaları, konu ile ilgili yazılı ve görsel basında yapılan yayınlar, hem Türk sporu ve sporcularını, hem de kamuoyumuzu rahatsız etmekte, Ülkemizin ve Türk sporunun hem yurt içi, hem de yurt dışı itibarını zedelemektedir.

Bu gerekçelerle T.B.M.M. spor camiasında yaşandığı söylenen iddiaların incelenmesi, kaynağına inilerek varsa mali ve diğer boyutlarının ortaya çıkarılması, yakışıksız görüntülere ve acılara sebep olan tribün terörünün önüne geçilmesi için gerekli önlemleri alma konusunda hassasiyetini göstermelidir.

Türk Futbolu başta olmak üzere sporumuzun her dalında "Rüşvet, şike, şiddet, tehdit, doping, haksız rekabet.." gibi spor ve centilmenlikle asla bağdaşmayan bu kirliliğin doğru olup olmadığı, varsa sorunların ve sorumluların tespiti ile alınması gerekli tedbirler konusunda Anayasanın 98 inci ve İçtüzüğün 104 üncü maddesi gereğince Meclis araştırması yapılmasını talep ederiz.

 

 

Faruk Nafız Özak

Ali Yüksel Kavuştu

Ali Er

 

Trabzon

Çorum

Mersin

 

Vahit Erdem

İrfan Gündüz

Mehmet Özyol

 

Kırıkkale

İstanbul

Adıyaman

 

Kerim Özkul

Cemal Kaya

Mehmet Kerim Yıldız

 

Konya

Ağrı

Ağrı

 

Ömer Özyılmaz

Şükrü Ünal

Cahit Can

 

Erzurum

Osmaniye

Sinop

 

Nurettin Aktaş

Yüksel Coşkunyürek

Mehmet Sarı

 

Gaziantep

Bolu

Osmaniye

 

Salih Kapusuz

İmdat Sütlüoğlu

M. İhsan Aslan

 

Ankara

Rize

Diyarbakır

 

Şemsettin Murat

Abdullah Torun

Cavit Torun

 

Elazığ

Adana

Diyarbakır

 

Mehmet Fehmi Uyanık

Sadullah Ergin

Azmi Ateş

 

Diyarbakır

Hatay

İstanbul

 

 

 

 

 

GEREKÇE

Spor; insanlık tarihi boyunca ve özellikle 20. yüzyılın başından itibaren toplumların, kültürlerin ve insanların birbirlerini tanımalarında ve birbirleri ile kaynaşmalarında önemli bir görevi yerine getirmektedir.

Ancak spor, küreselleşen dünyada asıl fonksiyonu olan "kardeşlik, barış" gibi olguları bir kenara itmiş ve devletlerin, toplumların, takımların ve insanların birbirleri ile yarıştıkları bir alan haline gelmiştir.

Bu yarış, ister istemez sporun ruhuna aykırı olan bazı olumsuzlukları da beraberinde getirmiştir.

Ülkemizde son yıllarda sporun her alanındaki gelişmelerin varlığı inkar edilemez bir gerçektir. Ülkemizi dünya arenasında son 20 yıl öncesine kadar ata sporumuz güreş ile başarılı bir şekilde temsil etmekte iken, 21. yüzyılı yaşamaya başladığımız şu günlerde, futbolumuzla, halterimizle, atletizmimizle, basketbolumuzla, voleybolumuzla, boksumuzla dünyada kendimizden söz ettirmekteyiz.

Türk Milli Futbol Takımımızın 2002 Dünya Kupasında almış olduğu üçüncülük, sporcularımızın Olimpiyatlarda elde ettiği başarılar ülkemiz sporunun bir atılım içerisinde olduğunun göstergeleridir.

Ancak "Küresel Spor"un beraberinde getirdiği olumsuzluklar Ülkemiz sporunu da etkiIemektedir.

Yukarıda da izah ettiğimiz gibi spor -özellikle turnuva şeklinde yapılan müsabakalar rekabeti, rekabet hırsı, hırs ise şike, şiddet, hile gibi istenmeyen durumları da beraberinde getirmektedir. Bu istenmeyen durumların ortaya çıkmasından, sporun getirisi yüksek bir alan olmasının da etkisi büyüktür.

Özellikle futbolda milyon dolarlarla telaffuz edilen transfer ücretleri gözönünde bulundurulduğunda, futbol sektöründe dönen paranın hayal gücümüzü çok fazla zorlayacağı ortadadır.

Son günlerde Türk sporunun lokomotifi olan Türk futbolunun üzerinde dolaşan şike bulutlarının kaynağının derhal araştırılmasında ve çözümünde kuşkusuz kamu yararı vardır. Ancak, futbolumuzdaki sorunları şike ile sınırlamak mümkün değildir.

Kötü olmak noktasında şike ile başabaş yarışabilecek bir diğer olumsuzluk da şiddet olgusudur. Sporun ruhuna tamamen zıt olan bu yeni ruh halinin de daha fazla yaygınlaşmadan önünün ilelebet kesilmesi gerekmektedir.

Gündemde olması nedeniyle futbolla açıklamaya çalıştığımız ancak sporun diğer dallarına da rahatlıkla atıf yapılabilecek bu olumsuzlukların yok edilmesinde; kaynaklarının, bilerek veya bilmeyerek destekçilerinin tespiti önem arzetmektedir. Yani doğru tedavi için doğru teşhis şarttır.

- Bu sebeplerle başta futbol olmak üzere diğer spor dallarında;

- Şike ve benzeri durumların olup olmadığının araştırılması,

- Teşvik primi denen uygulamanın hukuki ve ahlaki açıdan değerlendirilmesi, Türk sporuna katkısının araştırılması,

Televizyonlarda yayınlanan spor programlarının Türk sporuna katkısının ve taraftar şiddetine etkisinin araştırılması, ve gereken önlemlerin tespiti için Anayasanın 98 inci ve İçtüzüğün 104 üncü maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılması talep ederiz.

Türk Sporunda Şiddet, Şike, Rüşvet ve Haksız Rekabet İddialarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu

(10/63, 113, 138, 179, 228)

Esas No.: A.01.1.GEÇ.(10/63, 113, 138, 179, 228)                10.6.2005

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

"Türk Sporunda Şiddet, Şike, Rüşvet ve Haksız Rekabet İddialarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi" amacı ile Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince bir Meclis Araştırması Komisyonu kurulmuştur.

4.1.2005 tarihinde göreve başlayan (10/63, 113, 138, 179, 228) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun yaptığı çalışma sonucunda düzenlediği rapor, ekleri ile birlikte ilişikte sunulmuştur.

Gereğini arz ederim.

Saygılarımla.

                                      Haluk İpek

                                            Ankara

                        Komisyon Başkanı

 

 

 

 

Ek: Rapor ve Ekleri.


 

 

 

 

 

 

TÜRK SPORUNDA ŞİDDET, ŞİKE, RÜŞVET VE HAKSIZ REKABET İDDİALARININ ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLERİN BELİRLENMESİ AMACIYLA KURULAN (10/63, 113, 138, 179, 228) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU RAPORU

 

 

 

 

 

 

İÇİNDEKİLER

Sayfa

İÇİNDEKİLER  11

GİRİŞ                 16

I- ÖNERGELERİN ÖZETİ VE KONUSU          16

II- KOMİSYONUN KURULUŞU      17

III- KOMİSYONUN GÖREVİ, YETKİ VE SÜRESİ       18

IV- KOMİSYONUN ÇALIŞMA USULÜ               19

V- KOMİSYON ÇALIŞMALARI 19

BİRİNCİ BÖLÜM        31

TÜRK SPORU  31

A- SPORUN TANIMI, KAPSAMI VE TARİHÇESİ      31

B- TÜRK SPORUNA GENEL BİR BAKIŞ               33

C- TÜRK SPORUNUN ÜST KURULUŞLARI 35

İKİNCİ BÖLÜM        40

TÜRK SPORUNUN YOZLAŞMASINA ETKİ EDEN PROBLEMLER 40

A- TÜRK SPORUNDA ŞİDDET             40

1. Saldırganlık ve Şiddet Kavramı 40

        1.1. Saldırganlık         40

        1.2. Şiddet   41

2. Sporda Saldırganlık ve Şiddet                42

        2.1. Sporda Şiddetin Nedenleri        43

        2.2. Futbolda Saldırganlık ve Şiddetin Nedenleri        43

3. Yürürlükteki Mevzuat             44

4. Türk Sporunda Şiddet ve Mevcut Durum               45

        4.1. Kulüp Şiddet İlişkisi      45

        4.2. Medya Şiddet İlişkisi      47

        4.3. Seyirci Şiddet İlişkisi      56

        4.4. Sporcu Saldırganlık ve Şiddet Eylemleri İlişkisi                 66

        4.5. Antrenör Şiddet İlişkisi      68

        4.6. Hakem Saldırganlık ve Şiddet Eylemleri İlişkisi                 69

        4.7. Güvenlik ve Şiddet İlişkisi 71

5. Dünya Sporunda Şiddetin Mevcut Durumu ve Alınan Önlemler        74

6. Türk Sporunda Şiddetin Önlenmesine Yönelik Tespit, Görüş ve Öneriler        78

        6.1. Komisyonda Mülakatla Bilgisine Başvurulan Spor Adamlarının Tespit, Görüş ve

        Önerileri      78

        6.2. Spor ile İlgili Kişi, Kurum ve Kuruluşların Yazılı Tespit, Görüş ve Önerileri        81

        6.3. Futbolda Şiddet Paneli Sonuç Bildirgesinde Yer Alan Tespit, Görüş ve Öneriler (Ek-6)        82

7. Komisyonun Değerlendirmesi        90

Sayfa

B- TÜRK SPORUNDA ŞİKE                  91

1. Şikenin Tanımı ve Kapsamı            91

2. Şike Çeşitleri        91

        2.1. Taraf Şikesi                  91

        2.2. Hatır Şikesi                  92

        2.3. Hakem Şikesi                  92

        2.4. Kazanma Amacı Gütmeden Yapılan Şike        92

        2.5. Spor Dışı Unsurların Katılması ile Gerçekleşen Şike 92

3. Yürürlükteki Mevzuat             93

4. Dünya Sporunda Şike 95

5. Türk Sporunda Şike ve Mevcut Durum ile İlgili Tespitler            95

        5.1. Federasyon Kurulları Tarafından Karara Bağlanmış Şike İddiaları               95

        5.2. Komisyona Ulaşan Şike İhbarları       98

6. Türk Sporunda Şikenin Önlenmesine Yönelik Tespit, Görüş ve Öneriler        99

        6.1. Komisyonda Mülakatla Bilgisine Başvurulan Spor Adamlarının Tespit, Görüş ve

        Önerileri      99

        6.2. Spor ile İlgili Kurum ve Kuruluşların Yazılı Tespit, Görüş ve Önerileri            107

C- TÜRK SPORUNDA TEŞVİK PRİMİ        110

1. Teşvik Priminin Tanımı ve Kapsamı      110

2. Yürürlükteki Mevzuat           110

3. Dünya Sporunda Teşvik Pirimi              111

4. Federasyon Kurulları Tarafından Karara Bağlanmış Teşvik Primi İddiaları           111

5. Türk Sporunda Teşvik Priminin Önlenmesine Yönelik Tespit, Görüş ve Öneriler        111

        5.1. Komisyonda Mülakatla Bilgisine Başvurulan Spor Adamlarının Tespit, Görüş ve

        Önerileri    111

        5.2. Spor ile İlgili Kurum ve Kuruluşların Yazılı Tespit, Görüş ve Önerileri            117

6. Spora Kural Dışı Müdahaleler        118

7. Şike ve Teşvik Primine İlişkin Komisyon Değerlendirmesi        126

D- SPORTİF REKABETİ OLUMSUZ ETKİLEYEN DİĞER FAKTÖRLER (HAKSIZ REKABET)      129

1. Haksız Rekabet Kavramı           129

2. Sporda Haksız Rekabet Kavramı        129

        2.1. Sporda Haksız Rekabetin Tanımı ve Kapsamı        129

        2.2. Sporda Haksız Rekabet Çeşitleri            130

3. Komisyonun Değerlendirmesi        150

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM           152

TÜRK SPORUNUN GENEL PROBLEMLERİ        152

A-TÜRK SPORUNUN MALİ PROBLEMLERİ        152

Sayfa

1. Spor Kulüplerinin Ekonomik Problemleri     152

2. Spor Kulüpleri ile İlgili Vergisel Düzenlemeler 154

        2.1. Dernekler Kanununa Tabi Spor Kulüplerinin Vergilendirilmesi        154

        2.2. Sportif Faaliyetle Uğraşan Anonim Şirketlerin Vergi Karşısındaki Durumu            157

        2.3 Spor Faaliyetinde Kurumlar Vergisi Stopajı              159

3. Sporcular ve Spor Adamları Tarafından Elde Edilen Gelirler        159

        3.1. Sporculara Yapılan Ücret Ödemeleri         159

        3.2. Spor Adamlarına Verilen Ücretler             160

        3.3. Sporculara Ödenen Ücretin Vergi Oranı       160

4. UEFA Talimatlarında Yer Alan Kriterler          161

5. Türk Sporunda Mali Problemlerin Önlenmesine Yönelik Tespit, Görüş ve Öneriler        164

        5.1. Komisyonda Mülakatla Bilgisine Başvurulan Spor Adamlarının Tespit, Görüş ve

        Önerileri    164

        5.2. Spor ile İlgili Kurum ve Kuruluşların Yazılı Tespit, Görüş ve Önerileri            171

        5.3. Mali Konularla İlgili Kamu Kuruluşlarının Yazılı Tespit Görüş ve Önerileri       172

6. Komisyonun Değerlendirmesi        174

B- TÜRK SPORUNDA MÜŞTEREK BAHİS OYUNLARI     178

1. Bahis Oyunları ve Çeşitleri     178

2. Yürürlükteki Mevzuat           179

3. İddaa Oyunu        179

        3.1. Oyunun Yapısı               179

        3.2. Türkiye'de İddaa' nın Mevcut Durumu            180

        3.3. İddaa Oyununun Tanıtımı ve İnteltek A.Ş  180

4. Yasa Dışı Bahis        181

        4.1. Türkiye'de Mevcut Durum 181

        4.2. Dünyada Mevcut Durum 182

5. Müşterek Bahis Oyunları ve İddaa'nın Türk Ekonomisine ve Sporuna Etkilerine

Yönelik Tespit, Görüş ve Öneriler        183

        5.1. Komisyonda Mülakatla Bilgisine Başvurulan Spor Adamlarının Tespit, Görüş ve

        Önerileri    183

        5.2. Spor ile İlgili Kurum ve Kuruluşların Yazılı Tespit, Görüş ve Önerileri            185

6. Komisyonun Değerlendirmesi        187

C- SPOR FEDERASYONLARININ YAPISI 188

1. Türkiye'de Spor Federasyonlarının Mevcut Durumu        188

        1.1. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne Bağlı Spor Federasyonları  189

        1.2. Özerk Spor Federasyonları  189

        1.2.1. Özerk Spor Federasyonları ile Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Tahkim Kurulu 189

Sayfa

2. Türkiye Futbol Federasyonu ve Yetkili Kurulları        191

        2.1. Türkiye Futbol Federasyonunun Kuruluşu ve Teşkilatı            191

        2.2. Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı ve Başkanvekilleri 192

        2.3. Türkiye Futbol Federasyonu Başkanının Görevleri           193

        2.4. Türkiye Futbol Federasyonunun Yetkili Kurullarının Oluşumu ve Görevleri           194

        2.5. Futbol Federasyonunun Bütçesi              198

        2.6. Futbol Federasyonunun Verdiği Cezalar 199

        2.7. Futbol Federasyonunun Yayınları Düzenlenme Yetkisi              200

        2.8. Ana Statü, Statü ve Talimatlar        200

        2.9. Bakanlığın Gözetim ve Denetimi           200

3. Yürürlükteki Mevzuat           200

4. Spor Federasyonları ve Türkiye Futbol Federasyonu ile İlgili Tespit, Görüş ve

Öneriler          200

        4.1. Komisyonda Mülakatla Bilgisine Başvurulan Spor Adamlarının Tespit, Görüş ve

        Önerileri    200

        4.2. Spor ile İlgili Kişi, Kurum ve Kuruluşların Yazılı Tespit, Görüş ve Önerileri        210

5. Komisyonun Değerlendirmesi        211

D- SPOR KULÜPLERİNİN YAPISI             212

1. Spor Kulüplerinin Kuruluşu ve Tescili              212

2. Spor Kulüplerinin Organları ve Görevleri         213

3. Profesyonel Futbol Takımı Kurulması ve Hizmetlerin Yürütülmesi   213

4. Profesyonel Takımı Bulunan Kulüplerin Gelir ve Giderleri     214

5. Profesyonel Takımı Bulunan Kulüplerin Yardımdan Yararlanamamaları Durumu       214

6. Spor Kulüplerinin Denetimi         214

7. Futbol Kulüplerinin Devri                214

8. Yürürlükteki Mevzuat           214

9. Kulüp Lisans Sistemi Talimatı        215

10. Spor Kulüpleri ile İlgili Tespit, Görüş ve Öneriler        222

        10.1. Komisyonda Mülakatla Bilgisine Başvurulan Spor Adamlarının Tespit, Görüş ve

        Önerileri    222

        10.2. Spor ile İlgili Kişi, Kurum ve Kuruluşların Yazılı Tespit, Görüş ve Önerileri        225

11. Komisyonun Değerlendirmesi        226

E- TÜRK SPORUNDA MEDYA ETKİSİ        228

1. Yürürlükteki Mevzuat           229

2. Türk Sporunda Medya Etkisine Yönelik Tespit, Görüş ve Öneriler        229

        2.1. Komisyonda Mülakatla Bilgisine Başvurulan Spor Adamlarının Tespit Görüş ve

        Önerileri    229

        2.2. Spor ile İlgili Kurum ve Kuruluşların Yazılı Tespit, Görüş ve Önerileri            232

Sayfa

3. Komisyonun Değerlendirmesi        223

F- TÜRK SPORUNDA EĞİTİM VE TESİSLEŞME 233

1. Türk Sporunda Eğitim              233

2. Türk Sporunda Tesisleşme      234

3. Kurum ve Kuruluşların Eğitim ve Tesisleşme ile İlgili Tespit, Görüş ve Önerileri         235

4. Komisyonun Değerlendirmesi        236

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM           237

TÜRK SPORUNUN YENİDEN YAPILANDIRILMASINA YÖNELİK KOMİSYONUN ÇÖZÜM ÖNERİLERİ    237

A- TÜRK SPORUNDA ŞİDDETİ ÖNLEMEYE YÖNELİK ÇÖZÜM ÖNERİLERİ    237

B- TÜRK SPORUNDA ŞİKE VE TEŞVİK PRİMİNİ ÖNLEMEYE YÖNELİK ÇÖZÜM ÖNERİLERİ    240

C- TÜRK SPORUNDA HAKSIZ REKABETİ ÖNLEMEYE YÖNELİK ÇÖZÜM ÖNERİLERİ    242

D- TÜRK SPORUNUN MALİ PROBLEMLERİNE YÖNELİK ÇÖZÜM ÖNERİLERİ    244

E- YASA DIŞI BAHSİ ÖNLEMEYE VE İDDAANIN TÜRK SPORUNA OLUMSUZ ETKİLERİNİ KALDIRMAYA YÖNELİK ÇÖZÜM ÖNERİLERİ    249

F- SPOR FEDERASYONLARI KULÜPLER VE MEDYA İLE İLGİLİ ÇÖZÜM ÖNERİLERİ    250

G- TÜRK SPORUNDA EĞİTİM VE TESİSLEŞMEYE YÖNELİK ÇÖZÜM

ÖNERİLERİ    254

SONUÇ           256

TABLOLAR    267

KISALTMALAR        274

KAYNAKLAR 275

EKLER DİZİNİ 281

GİDEN EVRAK DİZİ PUSULASI        283

GELEN EVRAK DİZİ PUSULASI        298

 

 

 

 

 

 

 

 

 


GİRİŞ

Spor günümüz toplumlarının önemli fenomenlerinden birisidir. Spor hem büyük bir ekonomik değer, hem saha içi ve dışı olayları ile toplumların göz ardı edemeyecekleri bir olgudur. Uluslararası federasyonlar bu noktadan hareketle spor karşılaşmalarını daha seyirlik yapabilmek amacıyla kural değişikliklerine gitmeye başlamışlardır. Böylece spor, özellikle de futbol hızla kitleleri peşinden sürükleyen bir kuruma dönüşmüştür.

Sporun gelişmesi, kitleleri peşinden sürüklemesi, bir endüstri halini alması beraberinde bir takım sorunları da getirmiştir. Kısaca Sporda yozlaşma başlığı altında toplayabileceğimiz bu sorunlar Türk sporunu da olumsuz yönde etkilemiş; dünya sporunda yaşanan pek çok kural dışı davranış ülkemizde de kendisini kısa zamanda hissettirmiştir.1900’lü yıllardan beri dünyada sorgulanan seyirci davranışları günümüzde de sorgulanmaya devam edilmektedir. Başarıyı elde etmek için spor ahlakına uymayan bir takım davranış bozuklukları ulusal ve uluslararası organizasyonlarda sahne almış; spor müsabakalarının önüne geçmiş, günlerce kamu oyunu medya yoluyla oyalamış ve halen de oyalamaya devam etmektedir.

Spor çok boyutlu bir olgudur. Sporun içerisinde yer alan aktörler (sporcu, antrenör, spor kulübü yöneticisi, spor federasyonları, hakemler, seyirciler, medya vb). bir bütünün parçalarıdır. Bu parçaların uyum içerisinde, yozlaşmaya sebebiyet vermeden görevlerini yapmaları yaşanan sorunların ortadan kalkmasında önemli bir etken olacaktır. Spor sahalarında yaşanan şiddet olayları, müsabakalarda başarılı olmak için sporcu tarafından yapılan doping, sporculara ödenen teşvik primleri, skor üzerinde yapılan anlaşmalar (şike), haksız rekabet spordaki yozlaşmanın ana başlıklarıdır.

Ülkemizde de kendisini hissettiren bu tür davranışlar sporumuzda telafisi mümkün olmayan yaraların açılmasına neden olmaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu konularda duyarlı davranmış ve milletvekilleri tarafından verilen “Türk Sporunda Şiddet, Şike, Rüşvet, Haksız Rekabet İddialarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Anayasanın 98 inci İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması Komisyonu Kurulmasını” isteyen beş ayrı Meclis Araştırma önergesini birleştirerek görüşmüş ve bu konuda bir Araştırma Komisyonu kurulmasına karar vermiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Komisyona, Türk sporunda var olduğu iddia edilen şiddet, şike, rüşvet ve haksız rekabet konularının araştırılmasını sebep ve sonuçlarının tespit edilmesini ve bu konularda alınacak önlemlerin belirlenmesini görev olarak vermiştir.

Komisyon her ne kadar konuyu, sporun tüm dallarını kapsayacak şekilde ele almışsa da araştırma büyük kitleleri stat ve salonlara çeken takım sporlarına yönelik olarak yapılmıştır. Bunlardan en önemlisi futboldur. Diğer spor dallarında yaşananların futbolda yaşanan olayların uzantısı olduğu kabul edilebilir. Bu nedenle Komisyon, sporda yaşanan bu yozlaşmayı büyük kitleleri peşi sıra sürükleyen futbol üzerinden yapmıştır.Yapılan incelemeler sonucunda elde edilen bilgi ve bulgular ile alınması gereken önlemler diğer spor dalları için de geçerlidir.

I- ÖNERGELERİN ÖZETİ VE KONUSU

1- Diyarbakır Milletvekili Mesut Değer ve 25 milletvekilinin (10/63) Esas Numaralı Meclis Araştırması Önergesinde; “ futbolun evrensel bir spor olduğu, farklı sosyal sınıfları bir araya getirdiği ve sosyal ilişkileri etkileyebildiği, elde edilen başarının veya başarısızlığın coşkuya veya öfkeye dönüştüğü, coşku veya öfkenin bazen tribünlerde zaman zaman spor sahalarının dışında şiddete neden olduğu, futboldaki bu anarşinin durdurulması için önlem alınması gerektiği belirtilerek şiddet olaylarının meydana geliş nedenlerinin ve alınabilecek önlemlerin neler olabileceğinin araştırılması”,

2- İzmir Milletvekili Hakkı Ülkü ve 26 milletvekilinin (10/113) Esas Numaralı Meclis Araştırması Önergesinde; “ futbol maçlarındaki şike iddiaları ön plana çıkmış, şike nedeniyle bazı takımların mağdur oldukları belirtilmiş, bundan dolayı şike iddialarının araştırılması”,

3- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin ve 23 milletvekilinin (10/138) Esas Numaralı Meclis Araştırması Önergesinde; “mafyanın Türk sporuna karıştığı,Türkiye Futbol Federasyonu ile Merkez Hakem Kurulunu etki altına aldığı iddia edilmiş, son beş yılda lig karşılaşmalarında şike yapılıp yapılmadığının, bu alanda mafya etkisinin olup olmadığının, bu iddialar karşısında Federasyonda ve Hakem Kurulunda görev yapanların tutumlarının, mal varlıklarındaki artışların, spor sahalarında meydana gelen şiddet olaylarının nedenleri ile alınması gereken önlemlerin tespiti için bir araştırma açılması”,

4- Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya ve 27 milletvekilinin (10/179) Esas Numaralı Meclis Araştırması Önergesinde; “hakemlerin futbol sahalarında kasıtlı olarak Anadolu takımlarının aleyhine hakem hataları ve kural hataları yaptıkları, bu hatalar sonucunda bu takımların mağdur oldukları, futbolda çete, mafya ve şike söylentilerinin maç sonuçlarını etkilediği ve bazı kişilerin bundan maddi menfaat sağladıkları iddia edilmiş, spor sahalarında küfürlü tezahüratın ve şiddetin önünün kesilmesi için alınması gereken önlemlerin araştırılması”,

5- Trabzon Milletvekili Nafiz Özak ve 23 milletvekilinin (10/228) Esas Numaralı Meclis Araştırması Önergesinde; “Türk sporunda özellikle futbolda rüşvet, şike, şiddet, tehdit, doping, haksız rekabet iddiaları ile televizyonlarda yayımlanan spor programlarının Türk sporuna katkısı ve taraftar şiddetine etkisinin araştırılması,

istenmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilen beş ayrı önerge ile “Türk sporunda şiddet, şike, rüşvet ve haksız rekabet iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi” amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını arz ve talep etmişlerdir. Dolayısıyla yukarıda belirtilen önergelerde yer alan iddialar araştırmanın konusunu oluşturmuştur.

II- KOMİSYONUN KURULUŞU

22 nci Dönem Diyarbakır Milletvekili Mesut Değer ve 25 milletvekili, İzmir Milletvekili Hakkı Ülkü ve 26 milletvekili, İzmir Milletvekili Ahmet Ersin ve 23 milletvekili, Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya ve 27 Milletvekili ile Trabzon Milletvekili Nafiz Özak ve 23 Milletvekilinin, Anayasanın 98 inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince verdikleri önergelerin konularının ortak olması nedeni ile birleştirilerek Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23.11.2004 tarihli 20 nci Birleşiminde görüşülmüş ve Genel Kurulun 829 sayılı Kararı ile önergelerde belirtilen hususların araştırılması için bir Komisyon kurulması kararlaştırılmıştır. 829 sayılı Karar 27.11.2004 tarih ve 25653 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

Söz konusu Kararda, Komisyonun 12 üyeden oluşmasına, Komisyonun çalışma süresinin Başkanlık Divanı seçimi tarihinden başlamak üzere 3 ay olmasına ve gerektiğinde Ankara dışında da çalışması hususlarına yer verilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun 4.1.2005 tarihli 46 ncı Birleşiminde Komisyona üye seçimi yapılmıştır.

Yapılan seçim sonucunda;

AK PARTİ

Haluk İPEK  Ankara Milletvekili

İrfan Riza YAZICIOĞLU Diyarbakır Milletvekili

İlhan ALBAYRAK İstanbul Milletvekili

Murat YILMAZER Kırıkkale Milletvekili

Alaettin GÜVEN   Kütahya Milletvekili

Selami UZUN Sivas Milletvekili

Ahmet ÇAĞLAYAN Uşak Milletvekili

Bekir BOZDAĞ  Yozgat Milletvekili

CHP

Mehmet KÜÇÜKAŞIK Bursa Milletvekili

Mesut DEĞER  Diyarbakır Milletvekili

Ahmet ERSİN   İzmir Milletvekili

Harun AKIN  Zonguldak Milletvekili

Komisyon üyesi olarak seçilmişlerdir.

Komisyon 4.1.2005 tarihli ilk toplantısını, en yaşlı üye sıfatıyla Kütahya Milletvekili Alaettin Güven Başkanlığında yapmış, 11 üyenin katılımı ile gerçekleştirilen toplantıda yapılan gizli oylama sonucunda; Komisyon Başkanlığına Ankara Milletvekili Haluk İpek, Başkanvekilliğine, İzmir Milletvekili Ahmet Ersin, Komisyon Sözcülüğüne Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ, Katip Üyeliğine Kütahya Milletvekili Alaettin Güven seçilmişlerdir.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu seçime ilişkin 4.1.2005 tarih ve 831 sayılı kararı 8.1.2005 tarih ve 25694 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

III- KOMİSYONUN GÖREVİ, YETKİ VE SÜRESİ

Çalışmalarına 4.1.2005 tarihinde başlayan Komisyonumuz, Anayasanın 98 inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri ile diğer hükümleri çerçevesinde söz konusu araştırmayı TBMM adına yapmakla görevlendirilmiştir.

Genel Kurul tarafından İçtüzük gereği kendisine verilen 3 aylık süre içerisinde araştırmasını sonuçlandıramayan Komisyon, çalışmalarını tamamlayabilmek ve raporunu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunabilmek için 24.3.2005 tarihli 17 nci birleşiminde İçtüzüğün 105 inci maddesi uyarınca bir aylık ek süre talep edilmesini kararlaştırmıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun 30.3.2005 tarihli 77 nci birleşiminde 843 sayılı Kararı ile Komisyona 8.4.2005 tarihinden itibaren bir aylık ek süre verilmiş, bu karar 5.4.2005 tarih ve 25777 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

Komisyon, Araştırma Önergesinde yer alan hususlar hakkında bilgi edinmek üzere sporla ilgili kamu kurum ve kuruluşları, spor kulübü temsilcileri, futbol hakemleri ile sporcuları ve spor adamlarını Komisyona davet ederek görüşlerini almış, konu ile ilgili her türlü bilgi ve belgeyi temin etmek amacıyla, başta Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı olmak üzere Spordan Sorumlu Devlet Bakanı, İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Başbakanlık Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı, Türkiye Basketbol Federasyonu Başkanlığı ve diğer spor dallarının bağlı oldukları Federasyon Başkanlıkları, bünyesinde beden eğitimi ve spor yüksekokulu bulunan üniversiteler ile fakülteler, profesyonel liglerde futbol takımı bulunan spor kulüpleri, ulusal gazete ve televizyonların spor müdürleri, Türkiye Spor Yazarları Derneği, Türkiye Kulüpler Birliği Vakfı, Faal Futbol Hakemleri ve Gözlemcileri Derneği ve Doping Kontrol Merkezi Başkanlığı ile yazışmalar yapmıştır.

Bu çerçevede BJK tarafından düzenlenen “Futbolda Şiddet” konulu panele katılmıştır. Ayrıca, İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de statlarda yerinde incelemelerde bulunmuş ve araştırmanın sonuçlandırılmasına esas olacak raporunu hazırlayarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına arz etmiştir.

IV- KOMİSYONUN ÇALIŞMA USULÜ

Başkanlık Divanı seçiminin yapıldığı 4.1.2005 tarihinden itibaren çalışmalarına başlayan Komisyon, birinci toplantısının 2 nci oturumunda Komisyon Başkanı Ankara Milletvekili Haluk İpek’in Başkanlığında toplanmıştır.

Bu toplantıda;

- Komisyon toplantılarında tam tutanak tutulmasına,

- Genel Kurulun çalışma saatlerinde Komisyon çalışmalarının yapılabilmesi için Başkanlık Divanından izin istenmesine,

- Basın Yayın organlarında Komisyonun çalışma konuları ile ilgili yayımlanan haber, makale, yorum vb. yazıların günlük olarak takibinin yapılmasına,

11.1.2005 tarihli 2 nci toplantısında;

-Komisyon çalışmaları için gerekli uzmanların temininde, kurum ve kuruluşlardan bilgi istenilmesinde, Komisyona davet edilecek ve bilgisine başvurulacak şahısların tespit edilmesinde, Ankara dışında yapılacak çalışmaların belirlenmesinde Başkanlık Divanına yetki verilmesine,

karar vermiştir.

V- KOMİSYON ÇALIŞMALARI

Komisyon, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 829 sayılı kararı çerçevesinde çalışmalarını Ankara ve Ankara dışı olmak üzere iki aşamada gerçekleştirmiştir.

a- Komisyon Toplantıları

Çalışma takvimi içerisinde 30 toplantı yapan Komisyon sırasıyla;

- 3.2.2005 tarihli toplantısında;

Başbakanlık Gençlik ve Spor Genel Müdürü Müfettişi Subutayhan Karayel, A.Ü.Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Türkiye Futbol Adamları Derneği Asbaşkanı ve Ankara Şubesi Başkanı Prof. Dr. Semih Baskan’dan,

- 8.2.2005 tarihli toplantısında;

Başbakanlık Gençlik ve Spor Genel Müdürü Mehmet Atalay, Türkiye Futbol Federasyonu Başkan vekili Av. Şefik Mosturoğlu’ndan,

- 15.2.2005 tarihli toplantısında;

Türkiye Doping Kontrol Merkezi Başkanı Prof. Dr. M. Aytekin Temizer’den

- 22.2.2005 tarihli toplantısında;

Teknik Direktör ve yazar Adnan Dinçer, Emniyet Genel Müdürlüğü Güvenlik Dairesi Başkanı İsmail Çalışkan, Vücut Geliştirme ve Fitness Federasyonu Başkanı Ahmet Okumuş’tan,

- 1.3.2005 tarihli toplantısında;

Eski futbol hakemleri ve futbol yorumcuları Erman Toroğlu, Dr. Ahmet Çakar, Serdar Çakman’, Ali Aydın ve Sadık İlhan’dan,

- 3.3.2005 tarihli toplantısında;

Türkiye Futbol Federasyonu Merkez Hakem Kurulu Başkanı Sabri Çelik, eski MHK başkanları Ertuğrul Dilek, Bülent Yavuz, Ahmet Güvener ve Hilmi Ok’tan,

- 9.3.2005 tarihli toplantısında;

Eski futbol hakemleri Bülent Uzun, Mutlu Çelik ve halen faal futbol hakemi olan M. Çetin Sarıgül’den,

- 10.3.2005 tarihli toplantısında;

Star televizyonu Spor Müdürü Serhat Ulueren’in bir televizyon programında yayımladığı ve TFF tarafından incelenip Komisyonumuza gönderilen teşvik primi iddiaları ile ilgili dosyada adı geçenler; TFF Hukuk Kurulu Başkanı İsmail Özersin, Serhat Ulueren, futbolcu Cafer Aydın, Petrol Ofisi Spor Kulübü Başkanı Şahin Ulu, MKE Ankaragücü Spor Kulübü Başkanı Cemal A. Aydın, futbolcu Yılmaz Özlem, MKE Ankaragücü Spor Kulübü eski yöneticileri Aziz Köklü ve Levent Seyit Doğan, Futbolcu İsmet Taşdemir, Kulüp Müdürü Aslan Gülsoy, Kulüp çalışanı Ercan Özer ve Milli Takımlar Teknik Direktörü Ersun Yanal’dan,

- 15.3.2005 tarihli toplantısında;

Gazeteciler Ecevit Kılıç ve Tuncay Özkan, eski TFF Asbaşkanı Hadi Türkmen ve eski TFF Başkanlarından Abdullah Kiğılı, eski İstanbul Organize Suçlar Müdürü Adil Serdar Saçan’dan,

- 16.3.2005 tarihli toplantısında;

-FB Spor Kulübü tarafından İstanbul Spor A.Ş.’ye teşvik primi gönderildiği iddiasına ilişkin dosyada adı geçenler ile eski İstanbul Spor A.Ş. Başkanı Adnan Sezgin’den,

- 22.3.2005 tarihli toplantısında;

Ankara B.B. Spor Kulübü Başkanı Hilmi Gökçınar, Samsun Spor Kulübü Başkanı İsmail Uyanık, Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, Diyarbakır Spor Kulübü Başkanı Ahmet Göksu, Trabzon Spor Kulübü Başkanı Atay Aktuğ’dan,

- 23.3.2005 tarihli toplantısında;

Konya Spor Kulübü Başkanı Ahmet Şan, Malatya Spor Kulübü Başkanı Hikmet Tanrıverdi, Denizli Spor Kulübü Başkanı Zafer Katrancı, Gaziantep Spor Kulübü Başkanı Celal Doğan, İstanbul Spor A.Ş. Kulübü Başkanı Mehmet Akif Yaşın’dan,

- 24.3.2005 tarihli toplantısında;

Galatasaray Spor Kulübü Başkanı Özhan Canaydın, Sakarya Spor Kulübü Başkanı Selahattin Aydın, Gençler Birliği Spor Kulübü Başkanı ve Kulüpler Birliği Vakfı Başkanı İlhan Cavcav, Akçaabat Sebat Spor Kulübü Başkanı Veli Sezgin’den,

- 29.3.2005 tarihli toplantısında;

Beşiktaş Jimnastik Kulübü Başkanı Yıldırım Demirören, Kayseri Spor Kulübü Başkanı Recep Mamur’dan,

- 30.3.2005 tarihli toplantısında;

M.K.E. Ankara Gücü Spor Kulübü Teknik Direktörü Yılmaz Vural, Çay-Kur Rize Spor Kulübü Başkanı Ekrem Cengiz’den,

- 31.3.2005 tarihli toplantısında;

Eski TFF Başkanı Haluk Ulusoy, eski FB Başkanı Ali Şen’den,

- 5.4.2005 tarihli toplantısında;

UEFA Asbaşkanı Şenes Erzik, TFF Başkanı Levent Bıçakçı, GS İkinci Başkanı Ergun Gürsoy’dan,

- 6.4.2005 tarihli toplantısında;

Spor Toto Teşkilat Müdürü Erdenay Oflas, B.B.Ankara Spor Kulübü Teknik Direktörü Samet Aybaba’dan,

- 12.4.2005 tarihli toplantısında;

Av. İbrahim Kalı, eski Devlet Bakanı Mehmet Ali Yılmaz’dan, TBF Başkanı M. Turgay Demirel’den,

- 20.4.2005 tarihli toplantısında;

Akçaabat Sebatspor- Kayserispor maçı öncesi ortaya atılan şike iddiaları hakkında Akçaabat-Sebat Spor futbol takımı kalecisi Sefer Hakan Olgun’dan,

- 27.4.2005 tarihli toplantısında;

 Bursa Spor Genel Sekreteri Alpay Şar, Elazığ Spor Başkanı Mustafa Yıldız’dan,

- 28.4.2005 tarihli toplantısında;

Gazeteci yazar Hıncal Uluç, Türkiye Spor Yazarları Derneği Başkanı Onur Belge, Altay Spor Kulübü Başkanı Erdinç Altınyeleklioğlu’ndan,

- 3.5.2005 tarihli toplantısında; Halter Federasyonu Başkanı Doç. Dr. Hasan Akkuş’tan,

- 4.5.2004 tarihli toplantısında;

Güreş Federasyonu Başkanı Recai Ustaoğlu, eski Diyarbakır Spor Başkanı Mücahit Can’dan,

- 5.5.2005 tarihli toplantısında;

Eski Futbol hakemleri Doğan Babacan ve Sadık Deda’dan

bilgi almıştır.

Çay-kur Rize Spor teknik direktörü Erdoğan Arıca ve eski Milletvekili Zafer Güler ise Komisyonun davetine sağlık nedenleri dolayısıyla gelememiştir.

Çalışma süresi içerisinde toplam 30 birleşim yapan Komisyonun çalışmaları sırasında tam tutanak tutulmuştur. Rapor yazımında yararlanmak üzere ilgili kuruluş ve kişilerden belge ve bilgiler temin edilmiş, bu anlamda 284 adet evrak Komisyonumuza gelmiş buna karşılık çalışmalar sırasında Komisyon tarafından 640 adet yazışma yapılmıştır. Özellikle bu yazışmalardan yazılı ve görsel basının spordan sorumlu yazı işleri müdürlerine gönderilen “Türk Sporunda Şiddet, Şike, Rüşvet ve Haksız Rekabet” iddialarına ilişkin mevcut belge ve bilgi isteyen 52 adet yazımızın hiçbirine olumlu veya olumsuz cevap gönderilmemiştir.

Komisyon çalışmalarına ve rapor yazımına teknik katkıda bulunmak üzere Başbakanlık Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünden müfettişler Metin Yılmaz, Salman Malkoç, Maliye bakanlığından Vergi Denetmeni Ali Kavaklı ve Başkontrolör Hasan Aydın, Başbakanlık Devlet Personel Başkanlığından Ayhan Bora, Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulundan Araştırma görevlisi Recep Cengiz kurumlarınca görevlendirilmişlerdir.

b- Komisyonun Yerinde Yaptığı İnceleme Çalışmaları

Komisyon, 29.1.2005 tarihinde BJK tarafından oluşturulan Sporda Şiddeti Önleme Komisyonu tarafından İstanbul’da düzenlenen “Futbolda Şiddet Paneli”ne katılmış, 11-13 Şubat 2005 tarihleri arasında İstanbul’da İnönü ve Şükrü Saraçoğlu Statlarında, 20-21 Şubat 2005 tarihleri arasında İzmir Alsancak Stadı’nda, 20 Şubat 2005 tarihinde Ankara 19 Mayıs Stad’ında, 4-7 Mart 2005 tarihleri arasında İstanbul Ali Sami Yen Stad’ında, 5149 sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun hükümleri çerçevesinde müsabaka öncesi stat dışında, müsabaka sırasında stat içerisinde ve maç bitiminde stat çevresinde alınan güvenlik önlemlerini yerinde incelemiştir.

28-29 Ocak 2005 İnceleme Çalışması “Futbol’da Şiddet” Paneli

Komisyon Başkanı Ankara Milletvekili Haluk İpek ve Komisyon üyesi İstanbul Milletvekili İlhan Albayrak BJK tarafından oluşturulan Sporda Şiddeti Önleme Komisyonu’nun, 29.1.2005 tarihinde İstanbul Conrad Otelde düzenlediği “Futbolda Şiddet Paneli” ne katılmışlardır.

Panele konuşmacı olarak katılanlar, genel olarak şiddetin sadece futbolda değil toplumun tüm kesimlerinde yaşandığını, statlardaki şiddetin oluşmasında psikolojik ve sosyolojik etkenleri, önlenmesinde izlenecek yolu ve yöntemleri, kısa ve uzun vadede alınması gereken tedbirleri, dünya genelinde ve Türkiye özelinde örnekler vererek anlatmışlar, film gösterileri ile desteklemişler, 5149 sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un tanıtımını yapmışlar, uygulanışı ve kanuna dayalı çıkartılan yönetmelikler hakkında bilgi vermişler ve uygulama sonucunda spor sahalarında şiddet olaylarının azaldığını tablo ve grafikler ile vurgulamışlardır.

Panele, Beşiktaş Jimnastik Kulübü Başkanı Yıldırım Demirören, BJK Divan Kurulu Başkanı Şeref Nasır, Kulüpler Birliği Başkan Yardımcısı Hikmet Tanrıverdi, BJK Divan Kurulu Üyesi Sporda Şiddetin Önlenmesi Komisyonu Başkanı Ali Rıza Dizdar, Akademisyen/Araştırmacı Feyzullah Aslan, HÜ Spor Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Yard.Doç.Dr. Ziya Koruç, Merkez Hakem Kurulu Temsilcisi Murat Ilgaz, TFAD Üyesi, Hadi Türkmen, İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Halil Yılmaz, TSYD Başkanı Onur Belge, gazeteci Atilla Gökçe, TFF Yönetim Kurulu Üyesi Zekeriya Alp, UEFA Asbaşkanı Şenes Erzik, İstanbul Vali Yardımcısı Ergun Güngör, Gençlik ve Spor Genel Müdürü Mehmet Atalay, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin konuşmacı olarak katılmışlardır.

İstanbul İl genelinde 2004-2005 futbol sezonunda 29 Ocak 2005 tarihine kadar İl Spor Güvenlik Kurulunca, 29 kişiye altı ay süreyle spor müsabakalarını seyirden men ve biner YTL para cezası, 8 kişiye 4 ay süreyle spor müsabakaları seyirden men ve yediyüzellişer YTL idari para cezası, 10 kişiye biner YTL idari para cezası, 2 kişiye ise beşyüzer YTL idari para cezası verildiği Vali Yardımcısı Ergun Güngör tarafından ifade edilmiştir.

Panel sonrası yayımlanan panel sonuç bildirgesinde, panele konuşmacı olarak katılanların vermiş olduğu mesajlar şiddet ile ilgili bölümde yer almıştır.

11-13 Şubat 2005 Tarihli Komisyon İnceleme Çalışması:

Komisyon Başkanı Ankara Milletvekili Haluk İpek, Komisyon Sözcüsü Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ, Katip Üye Kütahya Milletvekili Alaettin Güven, Üyeler Bursa Milletvekili Mehmet Küçükaşık, İstanbul Milletvekili İlhan Albayrak, Kırıkkale Milletvekili Murat Yılmazer, Sivas Milletvekili Selami Uzun, Uşak Milletvekili Ahmet Çağlayan, Zonguldak Milletvekili Harun Akın’dan oluşan Komisyon 12.2.2005 tarihinde BJK-Denizli Spor karşılaşmasında İnönü Stadı’nda, 13 Şubat 2005 tarihinde ise FB-İstanbul Spor müsabakasında Şükrü Saraçoğlu Stadı’nda maç öncesinde, maç sırasında ve maç sonrasında alınan güvenlik önlemlerini, belirlenen program çerçevesinde yerinde incelemiştir.

Bu çerçevede eşgüdüm toplantılarına katılmış; kamera ve kontrol odalarını ve kamera sistemlerini, stat içi ve dışı fiziki engellerin kontrolünü, stat dışındaki arama noktaları ile giriş kapılarında alınan tedbirleri, tribün ve saha içi güvenlik tedbirlerini incelemiştir.

a) Eşgüdüm Toplantısı

-Yasal Dayanağı:

30 Temmuz 2004 tarih ve 25533 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 2004-2005 sezonu Türkiye Profesyonel Lig ve Kupa Müsabakaları Statüsünün 18 inci Maddesinin B-bendine yeni bir alt bent ilave edilmiş ve değişiklik TFF’nin 11 Ocak 2005 tarihli 02-1-05/22857 sayılı yazısı ile gereği için ilgili kurum ve kuruluşlara duyurulmuştur.

Yeni eklenen alt bent şöyledir:

MADDE 18

Tribün düzenlemesi ve organizasyon, güvenlik, basın, şiddet ve taşkınlık,

- Tribün Düzenlemesi ve Organizasyon:

“Türkiye Profesyonel Süper Ligi, Türkiye Profesyonel 2.Lig A kategorisi müsabakaları ile temsilci atanan Türkiye kupası müsabakalarında müsabakanın oynanacağı gün sabah saat 09:30’da müsabakanın yapılacağı stadyumda her iki takım temsilcilerinin katılacağı Müsabaka Eşgüdüm toplantısı yapılır. Bu toplantıya Federasyon temsilcisi Başkanlık eder. Toplantıya ayrıca her iki takım yetkililerinden başka, maçın hakem gözlemcisi, Hakemler, resmi güvenlik amiri, Özel güvenlik yetkilisi, ilk yardım sorumlusu, itfaiye yetkilisi, Belediye Zabıta Müdürlüğü yetkilisi, stat amiri, kulüp medya sorumlusu, ve kulüp akreditasyon sorumlusu katılır. (kulüp medya sorumlusu ve kulüp akreditasyon sorumlusu yalnız Türkiye Profesyonel 1. Süper Ligi müsabakaları ve Türkiye Kupası Çeyrek Finali ve ötesi müsabakalarda toplantıda bulunurlar). Toplantının organizasyon sorumluluğu ev sahibi kulüptedir”.

- Eşgüdüm Toplantısı:

Maç günü spor sahası ve çevresinde alınan önlemleri yerinde incelemek ve önlem alan kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak amacıyla yukarıda belirtilen yasal çerçevede yapılan bu toplantı ligin ikinci yarısında uygulanmaya başlamıştır.

Komisyonumuz, Beşiktaş-Denizli Spor maçı öncesi bu toplantıya katılmış ve çalışmaları yakından izlemiştir.

Toplantıya katılan TFF temsilcisinden, her iki kulübün yetkililerinden, hakemlerden, hakem gözlemcilerinden, resmi güvenlik amirinden, özel güvenlik yetkilisinden ve toplantıda hazır bulunan diğer yetkililerden Özel Güvenlik Yasası ile ilgili yapılan çalışmalar hakkında bilgiler almıştır.

İstanbul İl genelinde 2004-2005 futbol sezonunda 13 Şubat 2005 tarihine kadar İl Spor Güvenlik Kurulunca, 38 kişiye altı ay süreyle spor müsabakalarını seyirden men ve biner YTL para cezası, 10 kişiye 4 ay süreyle spor müsabakaları seyirden men ve yediyüz ellişer YTL idari para cezası, 17 kişiye biner YTL idari para cezası, 3 kişiye ise beşyüzer YTL lira idari para cezası verildiği Vali yardımcısı Ergun Güngör tarafından ifade edilmiştir.

b) İnönü Stadı Hakkında Bazı Bilgiler:

Toplam koltuk sayısı 32.145

Bu sayının tribünlere dağılımı ise şöyle;

- Numaralı Tribün             5237                    Koltuk

- Kapalı Tribün             5881                              “

- Kale Arkası                        7962                              “

- Kale Arkası                      13.065                              “

- Toplam                     32.145                              “

26 çıkış kapısı, 72 turnike, 80 güvenlik kamerası mevcut.

Maç günü İl genelinde ve müsabaka öncesinde stat çevresinde ve spor tesisinde, müsabaka esnasında ve müsabaka sonrasında İl Emniyet Müdürlüğü tarafından alınan güvenlik önlemlerinin 5149 sayılı yasa ve İçişleri Bakanlığının 102 sayılı Genelgesi çerçevesinde alındığı, İstanbul Vali Yardımcısı Ergun Güngör tarafından ifade edilmiş ve Komisyonumuzca gözlenmiştir.

c) İl Emniyet Müdürlüğü Tarafından Alınan Güvenlik Önlemleri

- Spor müsabakaları nedeni ile spor alanına giden ana yollar üzerinde gerekli trafik tedbirleri aldırmak,

- Stat çevresinde farklı takım taraftarlarının birbirlerinden ayrı tutulmaları için gerekli emniyet tedbirleri aldırmak, özellikle yüksek rizikolu müsabakalarda stat geniş çevresinde tespit edilen noktalarda hazır kuvvet olarak personel bulundurmak,

- Misafir takım ve taraftarlarının konakladıkları yerler ile uğradıkları eğlence yerlerini kontrol altında tutmak,

d) Müsabaka Öncesi Spor Tesisinde ve Çevresinde Alınan Tedbirler

- Müsabaka günü spor alanına seyirci alınmadan önce tesis içerisinde görevlendirilen uzman personelce patlayıcı madde araması yapmak,

- Müsabakanın yapıldığı alanın çevresine biletsiz seyircilerin giremeyeceği portatif ve sabit bariyerlerle çevrili birinci güvenlik çemberi oluşturmak ve bu alan çevresinde karaborsa bilet ve seyyar satıcılar konusunda gerekli çalışmaları yapmak,

- Kanunda belirtilen yasak maddeler ve pankartların spor alanına sokulmaması için birinci güvenlik çemberinde gerekli arama ve kontroller yapmak, Kanunda belirtilen süre tamamlanana kadar giriş kapılarında tüm arama ve kontrolleri yapmak,

- Tribünlerde bulunan fanatik seyirciler ile taşkınlık yapanları takip etmek ve görüntülerinin kayda alınması amacı ile kamera odasında personel görevlendirmek,

- Müsabaka esnasında müsabakayı yöneten hakem, sporcu ve yöneticilerin saha içerisinde ve soyunma odalarına giriş ve çıkışlarında saldırıya maruz kalmamaları için personel görevlendirmek,

- Müsabaka esnasında kanunda belirtilen yasak fiil ve davranışlarda bulunanları her türlü kamera ve fotoğraflarla tespit etmek ve haklarında gerekli yasal işlem yapmak,

e) Müsabaka Sonrasında Alınan Emniyet Tedbirleri

- Müsabakayı yöneten hakem ve sporcuların müsabaka sonrasında gidecekleri yerlere kadar saldırıya maruz kalmamaları için araçları çevresinde personel görevlendirmek,

- Müsabaka seyircilerinin spor alanını tamamen boşaltıncaya kadar tesis çevresinde aldırılan emniyet tedbirlerini devam ettirmek,

- Müsabaka sonucuna göre il genelinde halkın yoğunlukta bulunduğu yerlerde taşkınlık ve saldırılara karşı gerekli tedbirleri aldırmak.

 

f) Tespitler

- 1365 polis memurunun BJK-Denizli Spor maçında stat dışında ve stat içinde görev yaptığı,

- Maç Emniyet Amiri’nin gereğinde bu sayıyı artırmaya veya azaltmaya yetkili olduğu,

- Ev sahibi BJK tarafından statda 300 özel güvenlik elemanının görevlendirildiği,

- Görev yapan devlet güvenlik güçleri için ev sahibi kulübün ücret ödemediği, ancak kumanya verdiği,

- Ev sahibi takımın özel güvenlik şirketine bir özel güvenlik elemanı için 45-50 YTL civarında ücret ödediği,

- Özel güvenlik elemanlarının statlarda güvenliği sağlayacak düzeyde eğitimli olmadığı,

- Stat dışında emniyet güçleri tarafından oluşturulan güvenlik bariyerlerinin bazı noktalarda yetersiz kaldığı,

- Bazı seyircinin stada gelirken beraberinde 7 yaşından büyük çocuklarını getirdikleri ve bilet almadan çocuklarını içeri sokmak istedikleri ve bu nedenle kapılarda tartışmaların yaşandığı,

- Hiçbir gruba bedava bilet verilmediği, kulüp yöneticilerinin bu konuda duyarlı davrandığı,

- Maç sırasında taraftarları birbirinden ayırmak amacıyla tribünde görev yapan emniyet güçlerinin numaralı koltuklara oturduğu bunun sonucu maç izlemeye gelen taraftarın ayakta kaldığı,

- Statta koltukların numaralı olduğu, ancak özellikle fanatiklerin hakim olduğu tribünlerde hiç kimsenin biletinde yazan koltuk numarasında oturmadığı, maçı ayakta izlemeyi tercih ettikleri, bu nedenle de olay çıkartmaya müsait bir ortam oluştuğu,

- Grup liderlerinin ve fanatik taraftarın maç izlemeye alkollü geldikleri,

- Spor müsabakalarını izlemekten men cezası alan kişilerin istemeleri halinde statlara çok rahat girebilecekleri, kapılarda emniyet tarafından bu konuda yeterli önlemlerin alınmadığı,

- Stat merdivenlerinin UEFA emniyet kriterleri çerçevesinde boş bırakıldığı,

- Küfürlü tezahüratın maç boyunca zaman-zaman duyulduğu,

- Müsabaka hakemleri üzerinde yazılı ve görsel basının yaptığı yayınlarla baskı oluşturduğu, oluşan bu baskının hakemleri psikolojik açıdan etkilediği, maç sırasında hakemlere seyircinin küfürlü ve tempolu tezahürat yaptığı,

- Tribünlerde konuk takım seyircisi için stat kapasitesinin % 5’i oranında yer ayrıldığı,

- Maç güvenliğini sağlayan emniyet güçlerinin görevli olmayan bazı polisleri ve yakınlarını güvenlik kapısından içeri aldığı yönünde şikayetlerin olduğu

Komisyon tarafından tespit edilmiştir.

Şükrü Saraçoğlu Stadı

Komisyon 13 Şubat 2005 tarihinde FB Şükrü Saraçoğlu Stadı’nda FB- İstanbul Spor arasında oynanan 1. Süper Lig karşılaşması öncesinde, müsabaka sırasında ve müsabaka sonrası alınan güvenlik önlemlerini yerinde incelemiş, BJK İnönü Stadı’nda yaptığı çalışmanın bir benzerini burada gerçekleştirmiştir.

Sabah eşgüdüm toplantısına katılmış, kamera odası ve kamera sistemlerini, stat içi ve dışı fiziki engelleri, stat dışında oluşturulan arama noktaları ile giriş kapılarında tedbirleri, tribünlerde ve saha içerisinde alınan güvenlik tedbirlerini incelemiştir.

a) Eşgüdüm toplantısı:

Komisyon, 13 Şubat 2005 tarihinde oynanan FB-İstanbul Spor 1. Süper Lig maçı öncesi sabah 09.30’da yapılan eşgüdüm toplantısına katılmış ve bu toplantıya katılan yetkililerden bilgiler almıştır.

- Eş güdüm toplantısına katılan kurum ve kuruluşlar şunlardır:

- İl Emniyet Müdürlüğü,

- Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı,

- Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü,

- FB Kulübü Müdürlüğü,

- İl Sağlık Müdürlüğü,

- İtfaiye Müdürlüğü,

- İlçe Belediyesi Zabıta Müdürlüğü,

- TSYD temsilcisi,

- İlgili hastane sağlık ekibi,

- Yayıncı TV kuruluşu,

- Saha Komiseri,

- Özel Güvenlik Teşkilatı temsilcisi.

b) Şükrü Saraçoğlu Stadı Hakkında Bazı Bilgiler:

Toplam 43 249 koltuk kapasitesine sahip.

Koltukların tribünlere dağılımı ise şöyle;

- Numaralı tribün                               9514

- Maraton                                    12.805

- Kale arkası (migros)                              10.536

- Kale arkası (telsim)                              10.394

                               Toplam                              43.249

Tribün inşaatı nedeniyle stadın seyirci kapasitesi şu anda 36 bine inmiştir.

25 adet 9 giriş kapısı

19 adet tahliye kapısı

Statta 45 turnike, 21 adedi 360 derece dönebilen zumlu olmak üzere 52 güvenlik kamerası mevcuttur. Gezici üç kamera ile olay yeri çekimi yapılabilmektedir.

c) Tespitler

- Eşgüdüm toplantısına katılan her kurumun sorumlulukları kendi bünyesinde belirlendiği ancak bazı konularda yetki ve sorumlulukların karıştığı,

- Karaborsa bilet satışının, stat dışındaki sokaklarda devam ettiği, ancak karaborsayla yeterli mücadele edilmediği,

- Son iki yıldır kulüp yöneticileri tarafından bazı gruplara bedava bilet verilmediği, deplasmanlara kulüp veya yöneticiler tarafından taraftar götürülmediği,

- Maç günü seyircinin 15 birinci arama, 25’ de ikinci arama noktasından geçerek stat kapılarına alındığı,

- Maç için İl Emniyet Müdürlüğünce 1500 polisin görevlendirildiği,

- FB Stad’ında 20’si kadrolu, 300 özel güvenlik elemanının görev yaptığı,

- Statlara, 5149 sayılı Yasa gereği sokulması yasak olan her türlü kesici, delici, parlayıcı, patlayıcı maddenin sokulmadığı,

- Tribünlere asılacak olan pankartların stat müdürü tarafından kontrol edildiği, şiddeti körükleyecek ve hakaret içeren pankartların içeri girişlerinin engellendiği,

- Stat kapasitesinin % 5’i oranında tribünlerde konuk takım için yer ayrıldığı,

- Bazı kolluk kuvveti mensubunun görevli oldukları kapıdan veya polis kapısından yakınlarını biletsiz olarak stada aldıkları,

- Stat çalışanlarının müsabaka başlamasını takiben görev yerlerini terk ettikleri ve tribünlere çıktıkları,

- Yedi yaşından büyük çocukların ebeveynlerince stada biletsiz sokulmak istendiği, kapılarda bu nedenle tartışmaların yaşandığı,

- Stat merdivenlerinin UEFA kriterleri uyarınca boş bırakıldığı,

- Müsabaka sırasında zaman-zaman taraftarın küfürlü tezahüratta bulunduğu,

- Protokol girişinde üst araması yapılmadığı,

- Stat acil çıkışlarının görev yapan polis ve özel güvenlik elemanlarınca bilinmediği.

- Akreditasyon kart sisteminin tam olarak uygulandığı, ancak müsabaka sırasında bazı sivil polislerin saha içerisinde oldukları,

- Müsabaka sırasında elektrik kesilmelerine karşı jeneratör önleminin olduğu ancak bu sistemin bazı teknik nedenlerden dolayı gecikmeli olarak devreye girdiği

Komisyonumuz tarafından tespit edilmiştir.

Ankara 19 Mayıs Stadında Yapılan İnceleme (20 Şubat 2005)

Komisyon Başkanı Ankara Milletvekili Haluk İpek, Komisyon üyeleri Sivas Milletvekili Selami Uzun ve Zonguldak Milletvekili Harun Akın’dan oluşan Komisyon, 19 Şubat 2005 tarihinde Ankara 19 Mayıs Stadı’nda Gençler Birliği-Trabzon Spor maçı öncesi, stat ve çevresinde alınan güvenlik önlemlerini belirlenen program çerçevesinde yerinde incelemiştir.

Bu çerçevede eşgüdüm toplantısına katılmış; polis kamera ve kontrol odası ve kamera sistemlerini, stat içi ve dışı fiziki engellerin kontrolünü, stat dışındaki arama noktaları ile giriş kapılarında alınan tedbirleri, tribün ve saha içi güvenlik tedbirlerini incelemiştir.

a) Eşgüdüm Toplantısı:

Toplantıya katılan TFF temsilcisinden, gözlemci, maçın hakemleri, Emniyet güvenlik sorumlusu, özel güvenlik müdürü ve diğer yetkililerden, bilgiler alınmıştır.

Ankara İl genelinde 2004-2005 futbol sezonunda 20 Şubat 2005 tarihine kadar İl Spor Güvenlik Kurulu tarafından toplam 116 kişiye idari ve mali ceza verildiği Ankara Vali Yardımcısı Celal Yardımcı tarafından ifade edilmiştir.

Bu cezaların açılımı şöyledir:

17 kişiye meşale yakmaktan, 4 kişiye sahaya malzeme atmaktan, 2 kişiye müsabaka alanına girmekten, 13 kişiye koltuk kırmaktan, 1 kişiye bıçak bulundurmaktan, 79 kişiye ise çirkin tezahürat yapmaktan dolayı 5149 sayılı Yasa gereği idari ve para cezası uygulanmıştır.

b) Ankara 19 Mayıs Stadı Hakkında Bazı Bilgiler:

Toplam 19582 koltuk kapasitesine sahip olan stadyumda

Koltukların tribünlere göre dağılımı ise şöyle;

Numaralı tribün                              3128

Maraton                                       4934

Kale arkaları                                 11.520

                       Toplam                           19.582 kişi.

Seyirci stat içi ve dışında bulunan toplam 36 kamera ile izlenmektedir.

Kameraların stat içi ve dışında dağılımı ise, aşağıdaki gibidir:

Stat içi                                          6

Stat dışı                                        11

Değişik bölgeler                              19

                       Toplam                              36

İçeriye giriş kapısı 17, A-B protokolü 2, görevliler için ise 3 kapı mevcut.

17 Turnike, 17 tahliye kapısı vardır.

c) Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Tarafından Müsabaka Tarihinde Alınan Güvenlik Önlemleri

Müsabaka Öncesi:

- Ev sahibi kulüp tarafından açılacak kapıların belirlenip İl Emniyet Müdürlüğü EKKM Şube Müdürlüğüne bildirilmesi ve görevli personel listesinin oluşturulması,

- Açılacak olan kapılarla ilgili bilginin Biletix firmasına bildirilmesi ve biletlerin internet aracılığıyla maç gününe kadar satışa sunulması,

- Yine açılacak kapıların listesinin özel güvenlik şirketine bildirilmesi ve görevli personel listesinin oluşturulması,

- Müsabakadan bir gün önce Emniyet, Stat Müdürlüğü ve Kulüp tarafından açılacak kapıların güzergahının ve teknik donanımının bilgi işlem odasından kontrol edilmesi,

Müsabaka Günü:

- Bilgi işlem odasındaki seslendirme, turnikeler, kamera görüntüsü ve biletix işlemlerimin Stat Müdürlüğünce kontrol edilmesi (müsabakadan ortalama 3 saat öncesinden kayıtlar başlamaktadır. 36 kamera-17 adedi speed dome),

- Ev sahibi kulüp tarafından eş güdüm toplantısının hazırlanması (maç günü saat 9.30’da temsilci, gözlemci, hakemler, emniyet güvenlik sorumlusu, stat müdürü, özel güvenlik müdürü, itfaiye, zabıta, her iki kulübün müdürü ve akreditasyon sorumluları ile sağlık sorumlusundan oluşan)

- İl Emniyet Müdürlüğü tarafından bomba imha ekiplerinin stadı kontrol etmesi (takriben 2 saat)

- Kapıların açılmasından 3 saat önce Çevik Kuvvet personelinin stada intikal etmesi,

- Aynı şekilde özel güvenlik personelinin konuşlanması,

- Kapıların açılmasından 2 saat önce sahanın hazır olduğunun temsilci tarafından teyidi, seyirci sağlık odalarının açılması ve akreditasyon kartlarının dağıtılması,

- Resmi güvenlik görevlilerinin saha içinde ve saha dışında konuşlanarak bariyerlerin oluşturulması,

- Kontrol odasından kapıların açılma saatinde hazır olduğunun bildirilmesi üzerine koordineli bir şekilde kapıların açılması,

- Müsabakanın başlaması ile birlikte sürekli gözlem ve koordineli çalışma,

- Gerekirse kontrollü bir şekilde bilet basılması,

- Maçın durumuna göre gişe ve kapıların kapatılarak personelin içeriye alınması,

- Olası taşkınlıkların kontrol odasında tespiti, CD Writer aracılığı ile CD ortamında kayıt ve problemli seyircinin stattan uzaklaştırılması,

- Müsabaka bitiminde seyircilerin güvenlik koridorlarından sağlıklı bir şekilde tahliye edilmesi,

- Maç öncesi ve maç sonrası kayıtların emniyete teslim edilmesi,

şeklinde bir dizi işlemden oluşmaktadır.

d) Tespitler

- Gençler Birliği-Trabzon Spor maç günü stat içi ve stat dışında 831 resmi polis ve 80 özel güvenlik elemanının görev yaptığı, tribünlerde kötü tezahüratı önlemek amacıyla seyirci arasına sivil giyimli (her tribünde 20 adet olmak üzere) 80 sivil polisin bulunduğu,

- Maç sırasında saha içinde 60, tribünlerde 250 resmi polisin bulunduğu,

- Özel güvenlik elemanlarının giriş kapılarında bilet kontrolü yaptıkları,

- Protokol tribününde talebin çok, yerin azlığı nedeniyle sorun yaşandığı,

- Stadın dışında ve alt kısımdaki Amatör Spor Kulüplerinin kullanımında olan odacıkların güvenlik zaafına neden olduğu,

- Ebeveynlerin beraberinde gelen yedi yaşından büyük çocukları biletsiz stada sokma girişimleri neticesinde kapılarda tartışmaların yaşandığı,

- Spor müsabakalarını izlemeden men cezası alan kişilerin stada girişini engelleyici tedbirlerin alınmadığı,

- Stat merdivenlerinin UEFA kriterleri uyarınca boş bırakıldığı,

- Görev yapan polislere bir ücret ödenmediği, sadece kumanya verildiği,

- Hakemlerin küfürlü tezahürat nedeniyle rahatsız olduğu,

- Özel güvenlik personelinin eğitimlerinin yeterli olmadığı,

- Rakip takım için tribünlerde yeteri kadar yer ayrıldığı,

Komisyonumuz tarafından tespit edilmiştir.

İzmir Alsancak Stadında yapılan çalışmalar (20-21 Şubat 2005)

Komisyon Başkan Vekili İzmir Milletvekili Ahmet Ersin 20-21 Şubat tarihleri arasında İzmir Alsancak Stadı’nda yerinde incelemelerde bulunmuştur.

İl Emniyet Müdürlüğü tarafından müsabaka öncesi, müsabaka sırasında ve müsabaka sonrasında alınan güvenlik önlemlerini incelemiş. Eşgüdüm toplantısına katılmış ve yetkililerden bilgi almıştır. İl Emniyet Müdürlüğü tarafından İstanbul ve Ankara’da alınan güvenlik önlemlerinin bir benzerinin Karşıyaka Spor ile Karagümrük Spor futbol takımları arasında oynanan 2. Lig A Kategorisine dahil müsabakada alındığını tespit etmiştir.

11-21 Ağustos tarihleri arasında İzmir’de yapılacak olan Üniversiyade oyunlarına hazırlanan Alsancak Stadı’nın koltuk kapasitesi artırılmış,15.100 kapasiteye çıkarılmıştır. Bu sayının tribün dağılımı ise şöyledir:

- Maraton 5.000 koltuk

- Açık Tribün 4.800 koltuk

- Kapalı Tribün 5.300 koltuk

Ayrıca, statta 8 giriş, 2 de tahliye kapısı bulunmaktadır. Kamera sistemi için hatlar döşenmiş ancak daha kameralar yerleştirilmemiştir. Program çerçevesinde kameraların yerleştirileceği yetkililerce ifade edilmiştir.

Ali Sami Yen Stadında İnceleme (4-7 Mart 2005)

Komisyon Başkanı Ankara Milletvekili Huluk İpek, Komisyon Sözcüsü Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ, Katip Üye Alaettin Güven, Komisyon Üyeleri Diyarbakır Milletvekili İrfan Riza Yazıcıoğlu, Bursa Milletvekili Mehmet Küçükaşık, İstanbul Milletvekili İlhan Albayrak, Kırıkkale Milletvekili Murat Yılmazer, Uşak Milletvekili Ahmet Çağlayan, Zonguldak Milletvekili Harun Akın’dan oluşan Komisyon 6.3.2005 tarihinde Galatasaray-Beşiktaş maçı öncesinde, maç sırasında, maç sonrasında Ali Sami Yen Stadında ve çevresinde alınan güvenlik önlemlerini belirlenen program çerçevesinde yerinde incelemiştir.

Bu çerçevede eşgüdüm toplantısına katılmış; kamera odasını ve kamera sistemlerini stat içi ve dışı fiziki engelleri stat dışındaki arama noktaları ile giriş kapılarında alınan tedbirleri, saha içi ve tribün güvenlik önlemlerini incelemiştir.

a) Ali Sami Yen Stadı Hakkında Bazı Bilgiler

Toplam koltuk kapasitesi 17.306 Bu sayının tribün dağılımı ise şöyledir:

Numaralı 5237                     koltuk

Kale Arkası                        5546                              “

Açık Tribün                         7866                              “

Protokol Tribünü                    230 (x) protokol tribünü stat kapasitesine dahil değildir.

           Toplam                     17.306

Turnike Sayısı                             21

Turnikesiz Kapı                          3 (Basın, protokol, sporcu)

Saha içi irtibat kapısı           12’dir.

b) Tespitler

- 3600 Emniyet elemanının GS-BJK maçında stat dışında görev yaptığı,

- Ev sahibi GS tarafından 300 özel güvenlik elemanının görevlendirildiği,

- Ali Sami Yen Stadı’nın fiziki konumu itibarıyla Emniyet tarafından birinci kontrol noktasının oluşturulmadığı,

- Stat içinde görev yapan özel güvenlik elemanlarının eğitimlerinin yetersiz olduğu, 5188 sayılı Kanunun kendilerine vermiş olduğu yetkiyi kullanmadıkları,

- Küfürlü tezahüratın maç boyunca zaman-zaman duyulduğu,

- Maç güvenliğini sağlayan bazı polislerin yakınlarını maça soktuğu,

- Tribünlerde konuk takım seyircisi için % 5 oranında yer ayrıldığı,

- Stat merdivenlerinin UEFA Emniyet kriterleri çerçevesinde boş bırakıldığı,

- Seyirci gruplarının kendi biletinde yazan numaralı koltuğa oturmadığı,

- Maç güvenliğini sağlayacak emniyet güçlerinin taraftarı birbirinden ayırmak için koltuklara oturduğu, bunun da hasılat kaybına neden olduğu,

- Hiçbir gruba bedava bilet verilmediği, kulüp yöneticilerinin bu konuda duyarlı davrandığı,

komisyonumuzca tespit edilmiştir.

BİRİNCİ BÖLÜM

TÜRK SPORU

A- SPORUN TANIMI, KAPSAMI VE TARİHÇESİ

Spor, her ülkede ve dönemde önemli bulunmuş ve içinde gerçekleştiği toplumun sosyal yapısına ve siyasal yönetimlerine bağlı olarak biçimlenmiştir. Spor faaliyetlerinin temel amacı; insanların fizikî, sosyal, psikolojik, kültürel ve zihinsel gelişmelerine katkıda bulunarak topluma sağlıklı nesiller kazandırmaktır. Ayrıca, uluslararası alanda ülkenin tanıtımına katkıda bulunacak elit sporcular yetiştirilmesi de spor faaliyetlerinin amaçları arasındadır.

Spor; ırk, din, mezhep ayrımına karşı bir araçken, zamansız ve yersiz yapılan bir hareket veya söylevle doğasına aykırı bir şekle dönüşebiliyor. Bu çelişki, sporun tanımlarına da yansımıştır.

1- Andrew Stenkj spor için; “Ülkelere saygınlık kazandırmak, çeşitli olay ve durumlara tepki göstermek, ülkenin ya da sistemin propagandasını yapmak, belli ülkeleri uluslar topluluğuna hazırlamak ya da ondan soyutlamak için çok yararlı ve etkin bir siyasal ve diplomatik silah olduğu açıktır”demektedir.

2- Spor; kişinin ruh ve beden sağlığını güvence altına alan, onun topluma uyumunu sağlayan, günlük hayatın gerginlik ve sürtüşmelerini ortadan kaldıran bir araçtır.

3- Modern Olimpiyatların kurucusu Baron Pierre de Coubertin sporu şöyle tanımlamıştır; “İsteyerek, arzu ederek, muhtemel bazı riskleri de göze alarak ve daima daha ileri gitmek üzere yapılan bedensel çalışmalar spordur.

4- Beş kıta insanını dil, din, ırk, sınıf ayrımı yapmadan eşit koşullarda yarıştırma düşüncesiyle yapmış olduğu çalışmalarından dolayı Dünya Yazarlar Birliği tarafından ödüllendirilen “Modern Olimpiyatların” kurucusu Fransız Baron Pierre de Coubertin, Prusya savaşında yenik düşen Fransa’nın yenilgisini hazmedemeyince, “Sporun gerçek işlevi, genç insanları savaşa hazırlamaktır.”demekte bir sakınca görmemiştir.

5- Spor; oyunla yarışmayı birleştiren, bedensel yetenekleri daha fazla olduğu için kazananları ödüllendiren, üst düzeyde oyun, mücadele ve ağır kas çalışması gerektirdiği için sürekli ve yoğun çabayı zorunlu kılan bir uğraştır.

6- Spor; kitlelerin afyonudur.

7- Spor; ferdin tabii çevresini beşerî çevre hâline çevirirken elde ettiği kabiliyetleri geliştiren, belli kurallar altında araçlı veya araçsız, ferdî veya toplu olarak boş zaman faaliyetleri kapsamı içinde veya tam zamanını alacak şekilde meslekleştirerek yaptığı, sosyalleştirici, toplumla bütünleştirici, ruh ve fiziği geliştiren, rekabetçi, dayanışmacı ve kültürel bir olgudur.

8- Spor; yurtsever, hiyerarşik ve otoriter bir devlet eliyle ulusal birliği örgütleyen bir eğitim aracıdır.

9- Giderek, rekabetçi olan günlük yaşamın beraberinde getirdiği sürtüşme ve gerginlik gibi tehlikelere karşı en etkili panzehir spordur (F.J.Torniche).

10- Spor; toplumumuzu bir arada tutan bir tutkaldır (Spiro Agnew).

11- Spor; oyun, oyalanma, eğlenme ve işten uzaklaşma anlamına gelir.

12- Sporun sözlük anlamı, yenme ve muktedir olma gibi, insanın şuuraltı arzularının tatminini amaç edinen, belirli kurallar içerisinde yapılan, rekabete dayalı sosyalleştirici, bütünleştirici, fizikî, zihnî ve ruhi faaliyetler bütünüdür. Bu tanım daha ziyade performans (yarışma) sporunu tarif etmektedir. Herkes için spor faaliyetleri kapsamındaki sporu ise şu şekilde tanımlayabiliriz: İnsanların fiziksel, zihinsel, sosyal, psikolojik ve kültürel gelişimlerine katkı sağlayan, ferdî ya da gruplar hâlinde periyodik olarak yapılan bedensel faaliyetler bütünüdür.

Yukarıdaki tanımlardan da anlaşılacağı üzere spora birbirinden zıt anlamlar yüklenmiştir.

İnsanların birbirleriyle fizikî mücadelesi olarak ortaya çıkan sporun, günümüzde insandan çok kültürlerin hatta ideolojilerin birbirleriyle mücadele ettiği bir arena olduğunu görüyoruz. Öyle ki artık sporun tanımını yapmaktan çok, neyi temsil ettiğini sorgular hâle geldik.

İlk çağlarda insanın kendini ifade edebilme, beceri yarıştırma aracı olan sporun, daha sonraları insanın gelişimine paralel olarak ilerlediğini, toplumların kendilerini anlatma ve gelişmişlik düzeylerini gösterebilme aracı olarak kullandıklarını görmekteyiz. Yönetenler, yönetilenlere ulaşmak, kararlarını uygulatmak, etkilemek için popüler kültürün üst değeri olan sporu seçmekte sakınca görmezlerken, bir toplumun farklı bir toplum tarafından algılanmasında, bir kültürün diğer bir kültüre kendini sunumunda önemli bir olgu olarak sporu görmekteyiz.

Günümüz dünyasında spor, ülkelere itibar kazandırmak, çeşitli uluslararası olay ve durumlara tepki göstermek, ülkelerin ve sistemlerin propagandasını yapmak, bazı ülkeleri dünya uluslar topluluğuna kazandırmak, bazılarını da ondan soyutlamak için kullanılmaktadır.

M.Ö. XIV. yüzyıla kadar uzandığı tahmin edilen ve Yunanistan’ın Olympia yöresinde başlayan Olimpiyat Oyunları (M.Ö. 776 yılından itibaren tarihi kesin olarak tutulmaya başlandı) 12 asır, hiç ara verilmeden, her dört yılda bir yapılarak bir süre Yunan yarımadasının, daha sonraları da Yunanistan’ı ele geçiren Romalılar yoluyla tüm Roma İmparatorluğu’nun katılması ile devam etti. Bu büyük şölenin yöresel bir kahraman adına yapıldığı tahmin ediliyor. M.Ö. 776 yılında yapılan I. Olimpiyat Oyunlarının programında yer alan “Stadion” olarak tanımlanan yarışmanın galibi Coroebus ilk Olimpiyat Şampiyonu’dur.

Klasik olimpiyatlarda kadınlara yer yoktu. Kadınlar, sahada seyirci olarak dahi bulunamıyorlardı. Ama, zamanla, olimpiyatlar sırasında, ancak olimpiyat alanı dışında olmak üzere Tanrıça Hera adına bayanlar için yarışmalar düzenlendi.

Olimpiyat Oyunları’nın ilk 600 yılı içinde, Yunan günlük hayatının vazgeçilmez unsuru olan kölelerin yarışmalara katılmasına izin verilmedi ve yarışmacıların tamamı Yunan kanından gelenler arasından seçildi. Yunan yarımadasının Romalıların eline geçmesi ile durum değişti ve İmparatorluk sınırları içinde yaşayan herkese olimpiyatlara katılma hakkı tanındı. M.Ö. 146 yılında başlayan bu hareket sonunda, o zamana kadar genellikle Peloponez yörelerinden gelen olimpiyat şampiyonları zamanla, “Küçük Asya” denen Anadolu’dan gelenlere boyun eğdiler.

Sporun beden için olduğu kadar kafa için de yapılması gerektiğine inanan Yunanlıların aksine, olimpiyat oyunlarına M.Ö. 146’da sahip çıkan Romalılar, bu olayı bir gösteri ve eğlence olarak kabul edip olimpiyatları Roma’ya taşımak istedi ve M.Ö. 80 yılındaki 175. Olimpiyatlar Roma’da yapıldı.

M.S. 4. yüzyıldan sonra olimpiyatlar, bir süre Antakya yöresinde yapıldı. Atlı araba yarışlarında rakiplerin çarpışmalarına kızan Bizans İmparatoru Justinian tarafından M.S. 510 yılında tamamen sona erdirildi. 12 yüzyıl evvel Yunanlılar tarafından başlatılan bu muhteşem olay gene Yunanlılar tarafından ortadan kaldırıldı.

Fransa vatandaşı Baron Pierre de Coubertin dünya gençliğini bir yerde toplamak ve onların birbirlerini anlamalarına imkân yaratmak amacı ile, 1894 yılında Sorbonne Üniversitesinde, 12 ülkeden gelen 79 temsilcinin katıldığı “Uluslararası Spor Kongresi” sırasında olimpiyatların tekrardan yapılması ve modern olimpiyatların ilkinin, 1896’da Atina’da organize edilmesi kararını aldırmıştır. Bu kararın üzerine ilk modern olimpiyatlar 1896 yılında Atina’da yapılmıştır. 1. ve 2. Dünya Savaşları sırasında kesintiye uğramış olsa da olimpiyatlar her dört yılda bir yapılmaya devam etmektedir.

B- TÜRK SPORUNA GENEL BİR BAKIŞ

Türkiye’de halkın son yıllarda spora olan ilgisinin artmasına rağmen insanlarımızın spora aktif katılımı yetersizdir. Oysa, sporun insan ve toplum sağlığındaki rolünün artık tartışılmadığı günümüzde, kanun koyucu bu bilinçle Anayasaya koyduğu iki madde ile devlete görev yüklemiştir. Sporu toplumumuzun vazgeçilmez tutkusu ve yaşam biçimi hâline getirebilmek için, öncelikle “herkes için spor” seferberliği kapsamında, çocuk ve gençlerimizi spor yapmaya teşvik etmek, sporu sevdirmek, sigara, içki, uyuşturucu ve kumar gibi kötü alışkanlıklar edinmeleri yerine ülkesini seven, hoşgörülü, sosyal, üretken insanlar olarak yetişmelerini sağlayacak ortam ve fırsatları onlara sağlamak gerekmektedir. Zira, Anayasamızın 58’inci ve 59’uncu maddeleri de bu görev ve sorumluluğu çok açık bir şekilde ifade etmektedir.

Dünyada spor örgütlenmesi ve spor hizmetleri çok çeşitlilik göstermektedir. Ancak, hemen hemen bütün ülkelerde devlet denetleyici, destekleyici ve özendirici bir rol üstlenmiştir. Spor yatırımları ve hizmetlerin yürütülmesi ağırlıklı olarak yerel yönetimlere, özel ve tüzel kuruluşlara ve gönüllü kuruluşlara bırakılmaktadır.

Özellikle Amerika’da devlet, kuralları düzenleyici ve kolaylaştırıcı olarak görev alır ve spor hizmetlerini “Gönüllü Birlik Modeli” sistemi içerisinde kurulan yapılara devreder. Bu birlikler birer şirket olmakla beraber, spor kulübü olmanın avantaj ve kolaylıklarından yararlanırlar.

Hollanda’da devlet, altyapı çalışmaları, spor organizasyonları, spora katılımı teşvik, düzenli spor yapma ve sağlıklı bir yaşam şekli, spor faaliyetlerinin niteliğinin artırılması gibi konularda çalışmalar yaparken, hükümet dışı teşkilatlanmalar ise, mali konular, spor tesisleri ve yatırımları, elit sporcular ve federasyonlara sosyal destek, hukuki sorunlar gibi konularda çalışmalar yapmaktadır.

Fransa’da devlet, bürokratik kademeleri azaltarak her yaş ve kesimin beden eğitimi ve spor faaliyetlerini teşvik etmekte, gençlik faaliyetlerinin geliştirilmesi ve politikalarının belirlenmesi ve bütçe kullanımı ve denetlenmesi ile ilgili çalışmalar yapmakta, hükümet dışı teşkilatlar ise, elit seviye sporcularının refah seviyelerinin artırılması, tesisleşme alanında yatırımların artırılması, ülkede spor fikir ve uygulamalarının gelişimlerine katkıda bulunan kuruluşların desteklenmesi gibi görevleri üstlenmişlerdir. 21’inci yüzyıla girdiğimiz dönemde, sporda gelişmiş ülkelerin, ifade edilen yönetim tarzlarıyla spor yapma oranları oldukça yükselmiştir. Avrupa ülkelerinde genel nüfus oranlarına göre ortalama spor yapma oranı en düşük yüzde 25 iken, bu oran ülkemizde           % 1’ler düzeyindedir. 10 milyon nüfuslu Portekiz’de 2 milyon, 5 milyon nüfuslu Danimarka’da yaklaşık 2 milyon, 55 milyon nüfuslu Fransa’da 13 milyon, 80 milyon nüfuslu Almanya’da 24 milyon ve 57 milyonluk İtalya’da ise 14 milyon insan spor yapmaktadır.

Birleşmiş Milletler Sağlık Teşkilatı dünyada yaşayan insanların yaklaşık yüzde 10’unun engellilerden oluştuğunu kabul etmektedir. Tüm ülkelerdeki istatistiksel çalışmalarda bu rakam esas olarak kabul görmektedir. Birçok ülkede bu oran dikkate alınarak, engellilerin, spor aracılığıyla rehabilitasyonunu gerçekleştirecek spor tesis ve organizasyonları yapılmaktadır. Ancak, ülkemizde engellilerin sportif ihtiyaçları karşılanamamaktadır.

Ülkemizde, toplumun büyük bir kesimini aktif sporla buluşturacak olan herkes için spor faaliyetlerine bugüne kadar yeterince önem verilmemiştir. Herkes için spor faaliyetleri, yarışma (performans) sporunun gölgesinde kalmıştır. Devletin spora olan desteği de, daha ziyade yarışma sporunun geliştirilmesine dönük olmuştur. Kamuya ait spor tesisleri de yine ağırlıklı olarak yarışma (performans) sporunun hizmetine sunulmuştur. Tüm bunlara rağmen performans sporunda uluslararası alanda arzulanan başarıya bir türlü ulaşılamamıştır. Ülkemizde son yıllarda halkın spora olan ilgisi giderek artmış olmakla birlikte, aktif olarak spor yapanların oranı gelişmiş ülkelere göre oldukça düşük kalmaktadır.

Türkiye’de kamuya ait (KİT’ler, Okullar, GSGM ve Diğer Kamu Kurumları) spor tesisleri çok amaçlı planlanmadığından, tesislerde nitelikli teknik eleman ve yeterli personel istihdam edilmediğinden optimum kapasiteyle işletilememektedir. Kamuya ait spor tesisleri yaklaşık % 15 kapasiteyle işletilebilmektedir.

Gençlik ve Spor İl Müdürlükleri, tesis yetersizlikleri, malzeme, antrenör ve eğitimcilere ilişkin zorluklarla karşı karşıya bulunmakta; dolayısıyla okul dışı gençliği hem yönlendirmekte hem de organize etmede, spor faaliyetleri içine sokmakta yetersiz kalmaktadır.

Sporla ilgili kuruluşların (kamu, özel ve gönüllü kuruluşlar) politikaları ile iletişim araçlarının spora yaklaşım tarzı halkımızın sporu daha çok bir yarışma şeklinde algılamasına neden olmuştur. Böylece sporun; insanların dostluk, barış, sağlık ve mutluluk içinde yaşamalarına yönelik katkısı, yoğun yarışma ve kazanma tutkusunun gölgesinde kalmıştır. Bu nedenledir ki spor kulüpleri geniş halk kesimlerine, spor federasyonları da spor kulüplerine dayandırılamamıştır. Okul çağındaki gençlerin, dershane ve sınavların ağırlığı altında bulunmaları nedeniyle, spora ve sosyal etkinliklere ayırabilecekleri serbest zamanlarının kısıtlı olması, onların spora yönlendirilmesini büyük ölçüde engellemektedir.

Ülkemizde sporun yaygınlaştırılması amacıyla devlet kurum ve kuruluşlarıyla bizzat sporun içerisinde olmuş ya da sporla uğraşan kişi ve gönüllü kuruluşlara destek vererek dolaylı katkı sağlamıştır. Devlet, spora olan doğrudan desteğini Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ve Genel Müdürlüğe bağlı İl ve İlçe Müdürlükleri ile sayıları 50’yi bulan spor federasyonları üzerinden sürdürmektedir.

Son nüfus sayımlarında elde edilen verilere göre, nüfusun yüzde 44-45’i spora başlaması ve aktif spor yapması gereken 05-24 yaş grubunda yer almaktadır. Gelişmiş ülkelerde bu yaş gruplarında yer alan nüfusun neredeyse tamamı aktif spor yapmakta iken, ülkemizde bu oran % 1 civarında seyretmektedir. 2005 yılı mayıs ayı verilerine göre Türkiye’de 6490 adet spor kulübü ve 237456 faal lisanslı sporcu (futbol hariç) bulunmaktadır. İnsanımıza spora aktif katılım bilinci ve fırsatı verilememiştir. Bu şekilde basit bir matematiksel hesapla, Anayasanın 59’uncu maddesiyle belirlenen ve 3289 sayılı Kanunla Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’ne verilen görevlerde devlet yeterince başarılı olamamıştır.

Dünyada ve ülkemizdeki gelişmeler ışığında Türk spor teşkilat yapısı da bir değişim ihtiyacı içerisine girmiştir. Dünya ülkelerinde olduğu gibi spor hizmetlerinin yürütülmesinde, devletin yönlendirici ve özendirici, destekleyici ve denetleyici olması gerektiği ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda, spor hizmetlerini yerine getirmek gönüllülük esasına bağlı sivil toplum örgütleri, merkezî idareden bağımsız olarak oluşturulmuş spor federasyonları ve onları oluşturan spor kulüpleri, özel ve tüzel kişilere terk edilmelidir. Devlet yapısında öngörülen değişiklikler doğrultusunda yerel yönetimlere spor konusunda daha fazla sorumluluk verilerek yöresel düzeyde ihtiyaca dönük yapılanma ve hizmet üretimi sağlanmalıdır.

Nüfusun yarısından fazlasının çocuk ve genç yaşta olduğu Türk insanına tesis, ehil çalıştırıcı ve uluslararası spor temaslarına daha geniş ölçüde katılma imkânı sağlandığı takdirde, büyük başarılar elde edilecektir.

C- TÜRK SPORUNUN ÜST KURULUŞLARI

Ülkemizde faaliyet gösteren sporla ilgili belli başlı kurum ve kuruluşlara kısaca göz atacak olursak;

1- TÜRKİYE MİLLÎ OLİMPİYAT KOMİTESİ (TMOK)

1922 yılında kurulan “Millî Olimpiyat Komitesi” daha sonra “Türkiye Millî Olimpiyat Komitesi” adını aldı. Cumhuriyet’in ilanından sonra, Selim Sırrı Bey (Selim Sırrı TARCAN) TMOK başkanı seçildi.

1925’de, Coubertin’in Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nden ayrılması ile Selim Sırrı Bey de TMOK Başkanlığı’ndan ayrıldı; ancak Komite’deki görevini 1930 yılına dek sürdürdü. Bu arada, 1922 yılında kurulmuş olan ve Türkiye’deki spor faaliyetlerini yürütmekle görevli “Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı” adlı kuruluş, TMOK’un işlerini de üstlendi.

1956 yılında, Türk sporunu yöneten kuruluşun tayinle gelen başkanının aynı zamanda TMOK başkanı olduğunu fark eden Uluslararası Olimpiyat Komitesi, durumun değiştirilmesini ve TMOK Başkanının seçimle belirlenmesini istedi. Buna izin verecek bir kanunun hazırlanması ise 1962 yılına dek sürdü. Ancak o yıl, TMOK, Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin istediği nitelik ve koşullara uygun, tamamen bağımsız bir kuruluş olarak ortaya çıkabildi.

Türkiye Millî Olimpiyat Komitesi’nin görevleri şunlardır:

- Türk toplumu bireylerinde spor bilincini ve ruhunu oluşturmak,

- Sporun kitlelere yayılmasını ve geliştirilmesini sağlamak,

- Olimpiyat ideali çerçevesi içinde spor yapma fikrini aşılamak ve bu fikrin gelişerek yaygınlaşmasını, kuvvetlenmesini ve korunmasını temin etmek,

- Sporcuların olimpik liyakat esaslarına uygun surette hareket etmelerini sağlayacak önlemler almak,

- Konusu ile ilgili araştırmalar yapmak ve yaptırmak,

- Olimpiyat ve benzeri oyunlar Türkiye’nin bir kentine verildiği takdirde, bu oyunları ilgili makamlarla iş birliği yaparak düzenlemek,

- Uluslararası kuruluşlara tescilli Türk Spor federasyonları ile Uluslararası Olimpiyat Komitesi ve diğer ülkelerin Millî Olimpiyat Komiteleri arasında bağlantı kurmak ve bunlarla işbirliği yapmak,

- Olimpiyatlara ve benzeri oyunlara katılacak Türk sporcularının olimpik liyakatlerini ve müsabakalara katılma yeteneklerini inceleyip onaylamak,

- Olimpiyat veya benzeri oyunların kafilelerini oluşturmak, bu kafileleri denetlemek ve onların her türlü gereksinimlerini karşılamak,

- Olimpiyat işlerinden ötürü spor federasyonları arasında çıkabilecek anlaşmazlıkları kesin sonuca bağlamak,

- Spor federasyonlarının Olimpiyat ve benzeri oyunlara katılabilmelerini kolaylaştıracak önlemleri almak,

- Türkiye’nin olimpiyat ya da benzeri oyunlara katılmasını, bunların Türkiye’de düzenlenmesi hâlinde ise gerçekleşmesini sağlamak amacıyla ilgili resmî kuruluşlardan yeteri kadar parasal olanak ve özel kişiler ile kuruluşlardan da yardım isteğinde bulunmak,

- Olimpik düşünce ve olimpik hareketi gerçekleştirmek amacıyla her türlü yayın yapmak, toplantılar düzenlemek,

- Gerekli gördüğü hâllerde Uluslararası Olimpiyat Komitesi’ne, olimpik hareket ve olimpiyat oyunları’nın düzenlenmesi ve yönetilmesi konularında önerilerde bulunmak,

- Ülkemiz kentlerinden herhangi birinin olimpiyat oyunlarını düzenlemeye aday olması hâlinde, bu yoldaki girişimi uygun gördüğü takdirde, ilgili kentin yetkili makamı aracılığıyla yapılacak başvuruyu onaylamak, oyunların Uluslararası Olimpiyat Komitesi’ni tatmin edecek şekilde ve öngördüğü koşullar çerçevesi içinde düzenleneceğini garanti etmek,

- Türk sporunun kalkınmasına yönelik eğitim vb. çalışmalar yapmak,

- Doping konusunda yapılan çalışmaları desteklemek ve alınan önlemleri denetlemek.

2- GENÇLİK VE SPOR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (GSGM)

1922 yılında Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı (TİCİ) adı altında kamu yararına çalışan bir spor örgütü kurularak sporun sevk ve idaresi bu örgüte bırakılmıştır. Çalışmalarını 1936 yılına kadar sürdüren TİCİ bu tarihte yerini Türk Spor Kurumuna bırakmıştır. 29.6.1938 tarihinde çıkarılan 3530 sayılı yasayla da Türk Spor Kurumunun yerini Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü (bugünkü adıyla Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü) almıştır. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü sporla ilgili faaliyetlerini merkezde, başkanları seçimle gelen ve sayıları 50’ye ulaşan amatör spor federasyonları ile taşrada, kendisine bağlı özel bütçeli İl ve İlçe Müdürlükleri aracılığıyla yürütmektedir. 3289 sayılı Kanuna, 14.3.2004 tarihinde kabul edilen 5105 sayılı Yasanın 2. maddesi ile eklenen ek 9. maddeyle Genel Müdürlük bünyesinde faaliyet gösteren amatör spor federasyonlarının idari ve mali yönden özerk olabilmelerinin yolu açılmıştır. Bu düzenlemeden sonra (7) federasyon faaliyetlerini idari ve mali yönden özerk olarak sürdürmektedirler.

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Görevleri Şunlardır:

- Vatandaşın fizik, moral güç ve yeteneklerini sağlayan beden eğitimi, oyun, jimnastik ve spor faaliyetlerini sevk ve idare etmek; gençliğin boş zamanının değerlendirilmesine ilişkin hizmetleri yürütmek, bilgi ve beceri kursları düzenlemek, gençlerin kötü alışkanlıklardan korunması için gerekli tedbirleri almak,

- Millî Eğitim Bakanlığına bağlı bütün öğretim kurumlarının; yurt içi ve yurt dışı spor faaliyetlerini programlamak, beden eğitimi ve spor faaliyetlerinin esaslarını tespit etmek, yürütmek, bu faaliyetlere ait araç, gereç ve benzeri ihtiyaçları sağlamak,

- Okul dışı izcilik ve spor faaliyetleri ile gençlik faaliyetlerini programlamak, düzenlemek, yönetmek ve gelişmesini sağlamak; spor idarecisi, antrenör, antrenör yardımcısı, spor elemanları ve hakemleri yetiştirmek, eğitmek, sayılarını artırmak, eğitim merkezleri kurmak,

- Sporcu ve spor kulüpleri ile gençlik derneklerinin tescil, vize, aktarma işlemlerini yapmak,

- Spor federasyonlarının kurulması ve spor dallarını belirlemek için gerekli usul ve esasları tayin ve tespit etmek,

- Beden eğitimi, gençlik ve spor faaliyetleri için gerekli olan gençlik merkezleri, gençlik kampları ile saha, tesis ve malzemeleri yapmak, yaptırmak, işletmek ve bu tesisleri vatandaşın istifadesine sunmak,

- Sporcu sağlığı ile ilgili tedbirleri almak, sporcu sağlık merkezleri açmak, açtırmak, işletmek, işletilmesine yardımcı olmak, sporcuların sigortalanması işlemlerini yapmak ve yaptırmak,

- Spor müsabakalarında milletlerarası kuralların ve her türlü talimatın uygulanmasını sağlamak,

- Futbol müsabakalarında müşterek bahis düzenlemek, yönetmek,

- Beden eğitimi ve spor alanında teknik bilgi ve spora ilgiyi artıracak yayınlar yapmak, faaliyetlerde bulunmak,

- Gençliğin boş zamanlarının değerlendirilmesi hususunda diğer kuruluşlarla iş birliği yapmak,

- Milletlerarası spor temas ve münasebetlerinde resmî merci görevi yapmak,

- 3289 sayılı Kanuna göre tescili yapılmış bulunan spor kulüp ve kuruluşları ile spor amacını taşıyan teşekkül, sporcu ve spor elemanlarını denetlemek,

- Başarılı sporculara ve çalıştırıcılarına ayni ve nakdi yardım yapmak ve yapılmasını sağlamak, ödüllendirmek.

Amatör Spor Federasyonları

1     Atıcılık ve Avcılık Federasyonu*               26               İşitme Engelliler Federasyonu

2     Atletizm Federasyonu*               27               İzcilik Federasyonu

3               Badminton Federasyonu*               28               Judo-Kuraş Federasyonu*

4     Basketbol Federasyonu* (Özerk)   29                Kano ve Rafting Federasyonu*

5     Bedensel Engelliler Spor Fed.               30                Karate Federasyonu*

6     Beyzbol ve Softbol Federasyonu*               31               Kayak ve Kızak Federasyonu* (Özerk)

7     Bilardo Federasyonu               32               Kürek Federasyonu*

8     Binicilik Federasyonu*               33               Masa Tenisi Federasyonu*

9     Bisiklet Federasyonu*               34               Modern Pentatlon Federasyonu*

10   Briç Federasyonu (Özerk)   35               Motosiklet Federasyonu (Özerk)

11   Bocce, Bowling ve Dart Fed.        36               Mücadele Sporları Federasyonu

12   Boks Federasyonu*               37               Okçuluk Federasyonu*

13   Buz Sporları Federasyonu               38               Otomobil Sporları Federasyonu

14   Jimnastik Federasyonu*               39               Satranç Federasyonu (Özerk)

15   Dağcılık Federasyonu                40               Sualtı Sporları Federasyonu

16   Eskrim Federasyonu*               41               Su Topu Federasyonu*

17               Geleneksel Spor Dalları Fed.               42               Taekwondo Federasyonu*

18   Güreş Federasyonu*               43               Triatlon Federasyonu*

19   Golf Federasyonu               44               Tenis Federasyonu* (Özerk)

20   Görme Engelliler Spor Fed.               45               Üniversite Sporları Federasyonu

21   Halter Federasyonu*               46               Voleybol Federasyonu* (Özerk)

22   Halk Oyunları Federasyonu               47                Vücut Geliştirme Federasyonu

23   Hentbol Federasyonu*               48               Yelken Federasyonu*

24   Herkes İçin Spor Federasyonu               49               Yüzme, Atlama Federasyonu*

25   Çim Hokeyi Federasyonu*               50               Zihinsel Engelliler Federasyonu

Sonunda “*” işareti bulunan federasyonlar olimpik spor branşlarında faaliyet gösteren federasyonlardır.

Amatör spor federasyonları bünyesindeki sporcu sayıları tablo 1’de, iller bazındaki sporcu sayıları tablo 2’de, iller bazındaki kulüp sayıları tablo 3’te gösterilmiştir (EK’te).

3- İSTANBUL OLİMPİYAT OYUNLARI HAZIRLIK VE DÜZENLEME KURULU (İOOHDK)

Türkiye Büyük Millet Meclisince 30.4.1992 tarihinde kabul edilen 3796 sayılı Yasa ile kurulan İOOHDK, İstanbul Şehrinin uluslararası olimpik andlaşma şartlarına uygun olarak olimpiyat oyunlarına hazırlanmasını, oyunların düzenlenmesi ve sonuçlandırılmasını sağlamak amacıyla her türlü iş ve işlemleri yapmaya yetkili, özel hukuk hükümlerine tabi bir kamu kuruluşudur.

4- TÜRKİYE FUTBOL FEDERASYONU (TFF)

Türkiye Futbol Federasyonu 13 Nisan 1923 tarihinde kurulmuştur. 1951 yılında profesyonellik kabul edilerek profesyonel lig maçları yapılmaya başlanmıştır. 1959 yılında “Millî Lig” adı altında Türkiye Profesyonel Ligi kurulmuştur. 7.6.1988 tarihine kadar Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösteren TFF, bu tarihte Resmi Gazete’de yayımlanan 27.6.1988 tarih ve 3461 sayılı Kanunla özerkliğe kavuşmuştur. 3.7.1992 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilen ve aynı gün yayımlanan 3813 sayılı Yasaya istinaden özel hukuk hükümlerine tabi ve tüzel kişiliğe sahip bir kuruluş olarak faaliyetlerine devam etmektedir. Türkiye Futbol Federasyonu; Genel Kurul, Başkanlık, Yönetim Kurulu, Denetleme Kurulu, Tahkim Kurulu, Merkez Hakem Kurulu, Yan Kurullar ve idari birimlerden oluşmuştur. Federasyon başkanı, dört yılda bir genel kurulca seçilir. Federasyon Yönetim Kurulu, Denetleme ve Tahkim Kurulu üyeleri de Genel Kurulca seçilir.

Futbol Federasyonu; futbol faaliyetlerini yürütmek, futbolun gelişmesini ve yurt sathına yayılmasını sağlamak, bu konularda her türlü düzenlemeyi yapmak, kararlar almak ve uygulamak, millî ve milletlerarası kuralların ve her türlü talimatın uygulanmasını sağlamak ve Türkiye’yi futbol ile ilgili konularda yurt dışında temsil etmek, yurt içi ve yurt dışı futbol faaliyetleri ile millî müsabakalar için plan, program ve benzeri her türlü düzenlemeyi yapmak ve başarılı sonuç sağlanması için gerekli tedbirleri almakla görevlidir.

5- TÜRKİYE AMATÖR SPOR KULÜPLERİ KONFEDERASYONU (TASKK)

Türkiye Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonu 29 Ekim 1980 tarihinde Ankara, Bursa, Trabzon ve Samsun Amatör Spor Kulüpleri Federasyonlarının (ASKF) katılımlarıyla Dernekler Kanunu’na göre kurulmuş bir üst örgüttür. Konfederasyon bünyesindeki ASKF’ların sayısı 74’e ulaşmıştır. Konfederasyon sporla ilgili, Türkiye’nin en büyük sivil toplum kuruluşudur.

Amatör Spor Federasyonlarının ve Konfederasyonun amacı:

- Amatör spor kulüpleri, yöneticileri ve sporcuları arasında birlik ve dayanışmayı sağlamak.

- Sporun barış, kardeşlik ve sevgi olduğu düşüncesini yaygınlaştırmak.

- Müsabakaların bir savaş, müsabaka alanın da savaş alanı olmadığını, sporun sevgi ve barış olduğu düşüncesini yaymak.

- Hangi dalda faaliyet gösterirse göstersin amatör spor kulüplerini her konuda desteklemek.

- Spor kulüplerinin sayısını ve niteliğini (üye ve sporcu sayılarının çoğaltılması başta olmak üzere) artırarak, daha fazla insana spor yaptırmak, böylece bedensel ve ruhsal açıdan sağlıklı bir toplumun oluşmasına, dolayısıyla Türk sporunun çağdaş seviyelere çıkarılmasına katkıda bulunmak.

Ülkemizde, yukarıda sayılanların dışında kalan sporla ilgili kuruluşlardan bazıları şunlardır. Türkiye Spor Yazarları Derneği, bazı spor dallarında kurulmuş olan antrenör, hakem, sporcu, yönetici dernek ve vakıfları, kâr amacı güden spor işletmeleri, spor adamı ve yöneticisi yetiştiren okullar.

İKİNCİ BÖLÜM

TÜRK SPORUNUN YOZLAŞMASINA ETKİ EDEN PROBLEMLER

A- TÜRK SPORUNDA ŞİDDET

1. Saldırganlık ve Şiddet Kavramı

Bir çok tanımı olan ve türü bulunan saldırganlık ve şiddet kavramları insan yaşamının birer parçası olan olgulardır. Dolayısıyla insanı ve insan yaşamındaki oyun ve eğlence özelliklerini bünyesinde bulunduran sportif aktiviteler içerisinde ve futbolda bu iki olguya çok sıkça başvurulduğu görülmektedir.

1.1. Saldırganlık

En yalın tanım ile saldırganlık; başkalarını inciten ya da incitebilecek her türlü davranış olarak tanımlanmaktadır.

Saldırganlığın, ortaya çıkış biçimlerine göre yapılan farklı tanımlarından bazılarına aşağıda yer verilmiştir.

Saldırganlık, birine ya da bir şeye zarar veya acı vermek amacıyla yapılan davranıştır.

Başka bir insana zarar vermeye, acı çektirmeye veya yaralamaya, birisinin mal ve mülkünü yok etmeye, bir insana psikolojik ya da fiziksel olarak zarar vermeye yönelik her türlü davranış olarak tanımlanmaktadır.

Bir başka tanıma göre ise saldırganlık; kişinin, bilinçli ve kasıtlı bir şekilde sosyal çevresine psikolojik veya fiziki olarak zarar vermeye yönelik davranışta bulunmasıdır.

Saldırganlığın temelinde muhtemelen bir ihtiyacın tatminine yönelmiş davranışların engellenmesi yatmaktadır.

Tanımlardan da anlaşılacağı gibi saldırganlık; kişide saldırı eğilimi göstermeye yönelik olan ve nispeten süreklilik özelliği taşıyan bir davranış olarak karşımıza çıkmakta, sosyal açıdan kabul görmek arzusu, güçlü olma isteği ve rakibe zarar vermek ve yaralama amacını taşımaktadır.

1.1.1. Saldırganlığın Kaynağı ve Oluşumu

Yapılan çalışmalar, insanlarda saldırgan davranışları nörolojik mekanizmaların idare ettiğini göstermektedir.

İnsanların, saldırgan davranışları daha çok çevresinden öğrendikleri, saldırganlığın; doğuştan gelen (içgüdüsel) bir davranış olmadığı, aile bireylerinin tutumu, arkadaş, çevre ve yaşayış tarzı ile bağlantılı olarak sonradan gelişen ve edinilen bir davranış olduğu bilinmektedir.

1.1.2. Saldırganlık Çeşitleri

Futbol seyircisinin saldırganlığı psikolojik açıdan üç grupta ele alınmaktadır.

Bireysel saldırganlık: Her bir seyircinin tek başına göstermiş olduğu saldırgan davranışlardır. Örneğin, hakem kararına sinirlenen bir seyircinin sahaya bozuk para atması.

Kitlesel saldırganlık: Birden fazla seyircinin bir araya gelerek sergiledikleri saldırgan davranışlardır. Kitlesel saldırganlığa yol açan ve onun icra edilmesinde etkili olan şartlar ve süreçler bireysel şekilde gösterileninden çok farklıdır. Örneğin, kendi sahasında puan kaybeden bir takımın taraftarlarından bir grubun, müsabaka sonrasında kulüp binasına gelerek, kendi takım oyuncularını protesto etmeleri.

Tamamen şiddet içeren saldırganlık: Karşısındaki kişi ve eşyaları tahrip etmeyi amaçlayan bir saldırganlık vardır. Örneğin, müsabaka sonucuna tepki gösteren taraftarların tribündeki plastik koltukları sökerek sahaya atması.

1.1.3. Bireysel Saldırganlık ve Kitlesel Saldırganlık Karşılaştırması

Bireysel saldırganlıklarda, saldırıda bulunan kişi ile saldırıya maruz kalan kişi genelde birbirini tanımaktadır.

Kitlesel saldırganlıkta ise, birbirini tanıma çok nadirdir. Karşıdaki kişi veya kişilerin yabancı olması saldırganlığı teşvik etmektedir.

Bireysel saldırganlık kişinin kendisinden kaynaklanmaktadır.

Kitlesel saldırganlıkta ise, grup içerisindekilerin bir çoğu dışarıdan motive edilmekte, doğrudan emir ve talimat verme, ortak davranışa uyulmasında alay etme ve küçük görme, katılanları taktir etme ve ödüllendirme gibi faktörler, insanları saldırgan davranma yönünde isteklendirmektedir.

Bireysel saldırganlıklarda kişi kararı kendisi vermekte ve sonuna kadar yine kendisi uygulamaktadır.

Kitlesel saldırganlıkta ise karar, genellikle daha üst makamlarca verilmekte, varılan karar çok kişi tarafından uygulandığı için suçluluk duygusu ve sorumluluk da herkese dağıtılmaktadır. Sorumluluğu paylaşma, grup psikolojisinin dayatmaları ve davranışı haklı göstermeye yönelik propagandalar saldırganlığın ortaya çıkmasında önemli rol oynamaktadır.

1.1.4. Saldırganlığın Yönü ve Türleri

Kendine yönelik saldırganlık: Kendine yönelik zarar verme amacıyla, yapılan davranışlardır. Örneğin; takımı yenilen bir taraftarın saçlarını çekmesi.

Dışa yönelik saldırganlık: Çevresindeki bir kişiye zarar vermek olarak tanımlanmaktadır. Burada hedef oyuncular, antrenör, hakem, seyirci… vb. olabilir.

Tepkisel saldırganlık: Saldırganlığın amacıyla yöneldiği hedef aynı ise, “tepkisel saldırganlıktan” söz edilir. Örneğin; sporcunun yenilgiyi hazmedemeyip rakip oyuncuya kasıtlı olarak tekme atması.

Araçlı saldırı: Öğrenilmiş saldırgan eylemler, araçlı saldırı olarak tanımlanmaktadır. Sporda önemli olan ve daha sık görülen “araçlı saldırganlık” dır. Buradaki amaç, çok iyi bir derece elde etmek, rakibini geçmek veya yenmek, madalya kazanmak, rekor kırmak, kendini ispat etmek veya kabul ettirmek duygusudur. Seyirci açısından ise, rakip takım taraftarlarına baskın çıkma arzusu söz konusudur.

Doğrudan tahrik edene yapılan saldırganlık türü: Tribünlerde sürekli küfür eden gruplara karşı çeşitli maddelerin fırlatılması, hakem kararlarını kışkırtıcı olarak değerlendiren bazı fanatik taraftarların hakemi dövmek için sahaya girmesi olarak tanımlanmaktadır.

Tahrik edenin dışındakilere yapılan saldırganlık türü: Saldırı tahrik edenin dışındakilere yönelik olarak yapılmaktadır. Örneğin; hakem kararına sinirlenen sporcunun rakip oyuncuya tekme atması.

1.2. Şiddet

Şiddet sözcüğü genel olarak akla ilk olarak fiziksel şiddeti getirmektedir. Oysa, şiddet farklı kaynaklarda, bireylerin sindirilmesine, öfkelendirilmesine veya duygusal baskı altına alınmasına yol açan, fiziki herhangi bir hareket, davranış veya muamele olarak tanımlanmaktadır.

Şiddet; yalnızca insan vücuduna zarar veren maddi bir saldırı değil, zihinsel ve duygusal bakımdan kişilerde tahribata yol açan bir etki olarak değerlendirilmektedir.

Şiddeti doğuran gruplar oluşturdukları kargaşa ortamı sayesinde seslerini duyururken, şiddetin oluştuğu mekanlarda insanların huzursuz ve tedirgin olması güven duygusunun sarsılmasına neden olmaktadır.

Günümüzde şiddeti oluşturan nedenler arasında ekonomik, sosyal, kültürel vb. etkenler sayılmaktadır.

Literatürde yer alan bazı tanımlara göre şiddet:

Türk Dil Kurumu sözlüğü şiddeti; karşıt görüşte olanlara, inandırma veya uzaklaştırma yerine kaba kuvvet kullanmak olarak tanımlarken, Fransızca’da şiddet; bir kişiye, güç veya baskı uygulayarak isteği dışında bir şey yapmak ya da yaptırmak; şiddet uygulama eylemi, zorlama, saldırı, kaba kuvvet, bedensel ya da psikolojik acı çektirme ya da işkence, vurma ve yaralama olarak tanımlanmaktadır.

Sporda şiddet, öğrenilen bir sosyal davranıştır. Şiddetin öğrenilmesi, gözlemleme, taklit etme ve belirli davranışların sosyal zorlamasının bir sonucudur. Şiddet; genel anlamda, aşırı duygu durumu, bir olgunun yoğunluğu, sertliği, kaba ve sert davranış olarak adlandırmakta; kızgınlık, öfke, kin, nefret, düşmanlık gibi durumların etkinlik kazandığı biçim olarak tanımlanmaktadır.

Duygusal şiddet; Duyguların ve duygusal ihtiyaçların, karşı tarafa baskı uygulayabilmek için tutarlı bir şekilde istismar edilmesi, bir yaptırım ve tehdit aracı olarak kullanılmasıdır. Örneğin; sevgi, şefkat, ilgi, onay, destek gibi duygu ve duygusal ihtiyaçların göz ardı edilmesi, küçümsenmesi, inkar edilmesi.

Sözel şiddet; Söz ve hareketlerin, düzenli bir şekilde korkutma, sindirme, cezalandırma ve kontrol etme aracı olarak kullanılmasıdır. Örneğin; kişinin değer verdiği konularda sistematik olarak çok ağır hakaret ve sözler söylemek, güven sarsmak, küçük düşürücü adlar takmak, sık sık olumsuz şekilde eleştirmek ve alay etmek.

Fiziksel şiddet; Kaba kuvvetin, bir tehdit, sindirme ve yaptırım aracı olarak kullanılmasıdır. Örneğin; bıçak, silah gibi aletlerle tehdit etmek veya saldırmak.

Tanımlardan da anlaşılacağı gibi şiddet; kişinin, olaylara ve insanlara karşı tepkisini kamu düzenini bozacak şekilde, hukuk dışı yollarlardan ifade etme eylemidir.

2. Sporda Saldırganlık ve Şiddet

Genel anlamda sporla saldırganlığın ilişkisi, geleneksel olarak saldırganlığın dışa vurulmasını sağlamak için sporun yararları etrafında toplanmıştır. Aşırı duygu durumunu, bir olgunun yoğunluğunu, sertliğini kaba ve sert davranışı, eylemi nitelendiren şiddet; aslında spora özgü bir oluşum değil, sosyal anlamda zaten varolan bir gerçektir.

Şiddet bir hareketin, bir gücün derecesini ifade etmek için kullanılan bir kavramdır. Bu kavrama sporda, karşıt görüşlü olanları inandırma veya uzlaştırma yerine, kaba kuvvet kullanarak neticenin değiştirilmesi eylemi olarak bakılmaktadır.

Spor; aktif, saldırgan, kuvvete dayalı mücadeleci bir oyundur. Şiddet unsurları sporun doğasında var olan ve kullanılan şeylerdir. Bu nedenle oyun alanındaki kurallı sert temasları, şiddet unsuru olarak göstermek terminolojik bir hata olarak kabul edilmelidir.

Son yıllarda spor müsabakalarında, özellikle de futbol karşılaşmalarında yaşanan şiddet olayları; sporun, sevgi, barış ve kardeşlik gibi evrensel değerleri, birleştirici ve bütünleştirici özellikleri üzerinde olumsuz etki oluşturmaktadır.

Spordaki şiddet unsurunun en önemli etkilerinden biri spor kültürünün yeterince özümsenmemesidir. Taraftarların heyecanla gerginliği karıştırması, performans hedefi yerine sonuç hedefini tercih etmesi şiddete neden olmaktadır. İnsanların sadece galibiyete şartlandığı, centilmenlik ve ahlaki değerlerin ne yazık ki yozlaştığı spor kamuoyunda, ifade biçimi saldırganlık ve şiddet olarak kendini göstermektedir.

Günümüzde saldırgan davranışlar, spor kamuoyu tarafından olumsuz yargı uyandıran ve kontrol altına alınması gereken bir davranış türü olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, sporda saldırganlığın; insan güdüsünün çok önemli bir bileşeni olup olmadığı, neyin meydana getirdiğinin, nasıl arttığının bilimsel araştırmalarla analiz edilmesi gerekmektedir.

Bazı sporcular için kızgınlık, saldırganlığın oluşması için gerekli bir yardımcıdır. Bu kişiler için yarışmayı kazanmak veya iyi performans göstermek, rakiplerini psikolojik olarak baskı altına alarak gerçekleştirmek anlamına gelmektedir.

Bu durum başarısızlıkla sonuçlanırsa, bazı antrenörler sporcularının ancak saldırganlıklarını artırarak, rakiplerini fiziksel olarak sakatlamaları ve onlara fiziksel zarar vermeleri için inandırmaktadırlar.

Sonuçta; başarı nedir? Sorusuna verilen cevaplarda, aslında yanıtı veren kişinin başarıyı algılama biçimi önem kazanmaktadır.

2.1. Sporda Şiddetin Nedenleri

Sportif müsabakaların üstlendiği misyonlardan birisi de; müsabakalar kullanılarak kişi veya toplumların kendilerini ifade etmeleri, seslerini duyurabilmeleri, kızgınlıklarını veya sevinçlerini yaşamalarıdır.

Bu müsabakalarda yaşanan çatışmalarda görünür neden bir gol, bir tezahürat şekli veya maç çıkışı bir gerginlik olurken, bunların gerisinde uluslararası çekişmeler de yatabilmektedir.

Ülkemizde 1990’lı yıllarda futbolda başlayan yükseliş tirendi ve elde edilen başarılar, futbolun popüler olma özelliği kitlelerin ilgisini üzerine toplamayı başarmıştır. Kulüpler düzeyinde, Avrupa Kupalarında elde edilen başarılara, Dünya Kupasındaki üçüncülük eklenince spor medyasında; kamu ve özel sektör temsilcilerinin, yaptıkları işler yerine tuttukları takımlarla manşetlere taşınarak ön plana çıkartıldıkları gözlemlenmiştir.

Özellikle futbola artan ilginin beraberinde getirdiği “rant” kavgası futbolun içinde oluşan grupların profillerini de etkilemiştir. Kulüplerde yöneticilik amatör bir uğraş olmaktan çok profesyonel bir uğraş olarak algılanmaya başlanmıştır.

Yönetimi koruma veya yönetici olma isteği, bir yandan yönetici-medya ve taraftar arasında sporun (futbolun) doğasına aykırı bir hareketlilik oluştururken, diğer yandan da fair-play değerlerinin yıpranmasına neden olmuştur.

2.2. Futbolda Saldırganlık ve Şiddetin Nedenleri

Saldırganlık, sonradan öğrenilebilir ve yönlendirilebilir bir nitelik taşımaktadır. Bu anlamda ortaya çıkan saldırganlığın, süreç içinde yönlendirilebilir bir hale dönüşmesi, spor karşılaşmalarında, özellikle de futbolda büyük bir önem taşımaktadır.

Müsabaka için stadyuma gelen seyircilerin üstlerinde ve arabalarında yapılan aramalarda her türlü kesici, delici, yanıcı, yakıcı ve benzeri maddeler ele geçirilmiştir. Taraftar olarak gelen kişilerde saldırıda kullanılacak bu tür nesnelerin bulunması, asıl amacın ne olduğunu ortaya koymaktadır. Müsabaka sırasında rakip takım oyuncularına, yöneticilerine, hakemlere, hatta nadiren de olsa taraftarı olunan takımın oyuncularına ve yöneticilerine karşı yapılan çirkin ve küfürlü saldırılar da düşündürücü ve üzüntü vericidir.

Futbolda saldırganlık ve şiddet yalnızca taraftarlar arasında olmamakta, saha içinde de kural dışı hareketler şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Sertlik ve şiddet, oyunun doğası değil, sosyal ilişki içerisinde futbola bakış açısından kaynaklanan ve kontrol altına alınması gereken bir davranış bozukluğudur.

Futboldaki şiddetin en önemli kaynağı; “iyi takım- kötü sonuç” çelişkisidir. Bireyin benlik tanımında takım sembollerinin yeri arttıkça bu çelişki büyümektedir. Çelişkinin büyümesi baskıyı artırdığından birey, bu çelişkiyi çözebilmek için uygun yükleme kaynaklarına yönelmektedir.

İnsanların, hayatın her alanında olduğu gibi, kazanma ve kaybetme mantığı içerisinde yetiştirilmeleri, günümüz futbolunda kazanmanın her şey olduğu ve kazanmak için her yolun geçerli olduğu anlayışını hakim kılmaktadır.

Bu kazanma anlayışı, şiddet ve fair-play’in anlam ve önemi konusundaki eğitim eksikliği ve yeterli sağduyunun sağlanamayışı, başarıya giden yolda her türlü girişimi ne yazık ki (şike-doping-şiddet v.b) doğal saymaktadır.

Başarıyı hedefleyen takımlarda, başarısızlık anında meydana gelen hayal kırıklığı, kaygı ve stres taraftarlar ve sporcuların centilmenlik dışı eğilimlerini de artırmaktadır. Taraftarların sporcuları şiddete davet eden tezahüratları ile sporcuların seyirci psikolojisini doğrudan etkileyen davranışları, saldırgan bir kimliğe bürünmelerine neden olmaktadır. Örneğin; yönetim ve medya tarafından mutlaka başarılı olunacağı şeklinde koşullandırılan ancak başarısız olan takımın taraftarları için; her başarısız sonuç inanç kaybı ve düş kırıklığına neden olmakta ve bu durum taraftarın takımına tepkisini kaçınılmaz kılmaktadır.

Özellikle taraftar gruplarının içindeki gençler saldırganlık eğilimlerini denetlemeyip, ekip başlarını da taklit ederek saldırgan tutum ve davranışlar sergilemektedirler. Taraftar gruplarına dahil olan kişilerin olmayan kişilere göre daha saldırgan oldukları gözlenmektedir.

Stratejimori’nin 2000 ve 2001 Mayıs aylarında Türk insanının spora, özellikle futbola olan yoğun ilgisinin analiz edilmesine yardımcı olması amacıyla yaptığı “Türkiye’de Taraftarlık Eğilimleri Araştırması” verilerine göre maçta kavgaya karıştınız mı? sorusuna “evet” diyenler % 4’tür. Yani maça giden her 100 kişiden 4’ü bir kavgaya karışmış durumdadır. “Maçta nadiren de olsa küfürlü tezahüratta bulunurum” diyenlerin oranı ise % 16’ya çıkmaktadır.

3. Yürürlükteki Mevzuat

Spor müsabakalarının yapılacağı alanlarda uygulanacak güvenlik önlemlerini, yasak fiil ve davranışları, bunlara uygulanacak yaptırımları, spor müsabakalarında şiddet ve düzensizliğin önlenmesine ilişkin hususlarda görevli ve yetkili kişi ve kurumların görev ve sorumluluklarını kapsamak üzere; spor müsabakalarının yapıldığı alanlar ile bunların eklenti ve çevresinde müsabaka öncesinde, esnasında veya sonrasında şiddetli rekabet ve bunun doğurduğu fanatizm sonucu patlayıcı, parlayıcı, yanıcı, yakıcı, kesici veya delici maddelerin kullanılmasının, şiddet ve düzensizliğin, kişilik haklarına, ailevi veya manevi değerlere yönelik hakaret, sövme ve aşağılayıcı slogan ve davranışların yer aldığı, sporun ruhuna ilke ve kurallarına uymayan kötü tezahüratın önlenmesi suretiyle huzur ve güvenliği, kişi dokunulmazlığı ve kamu düzeninin sağlanmasına yönelik olarak alınacak önlemler ve uygulanacak yaptırımlarla ilgili usul ve esasları düzenlemek amacıyla 28.4.2004 tarih ve 5149 sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun çıkarılmıştır.

Bu Kanunun uygulanmasını göstermek üzere, Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Spor müsabakalarında şiddet ve düzensizliğe ilişkin fiilleri işleyenlerin, bunlara verilecek idari ve adli para cezalarının uygulanmasında yetkili ve sorumlu olan mülki idari amirlerini ve cezaların tahsili ile idari tedbirlerin uygulanmasına ilişkin esasları kapsamak üzere; Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunun Mali Hükümlerinin Uygulanmasına Dair Yönetmelik 19.1.2005 tarihli ve 25705 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

5149 sayılı Kanunun öngördüğü spor alanlarında görev yapacak özel güvenlik teşkilatı personeli ile ilgili olarak 10.6.2004 tarihli ve 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun ilgili hükümleri uygulanmaktadır.

5149 sayılı Kanunun 15 inci maddesinde belirtilen yasak beyan ve demeçler ile 16 ncı maddesinde belirtilen yayın yasağı hakkındaki hükümleri ihlal eden kişi ve kuruluşlarla ilgili olarak; 4.11.2004 tarih ve 5253 sayılı Dernekler Kanunu, 13.4.1994 tarihli ve 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun ile 15.7.1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanununun ilgili hükümleri uygulanmaktadır.

4. Türk Sporunda Şiddet ve Mevcut Durum

4.1. Kulüp Şiddet ilişkisi

4.1.1. Kulüp Kavramı

Spor kulüpleri: Belirli kurallara göre kurulan, üyelerinin her birinin yetki ve sorumlulukları belli olan, amatör ve profesyonel spor dallarında topluma hizmet veren, her yaş grubunun spor yapabileceği tesis, araç ve gereçlere sahip olan ve yüksek performanslı sporcuların yetiştirilmesini hedefleyen kuruluş olarak tanımlanmaktadır.

Spor yöneticisi: Beden eğitimi ve spor alanlarında, amaçlanan hedeflere ulaşılabilmesi ve görev ve hizmetlerin yürütülebilmesi için, spor kurumlarında çalışan insanları teşkilâtlandıran, emirler veren, grup çalışmalarını aynı amaca yönlendirip düzenleyen, her türlü sorumluluğu üzerine alan ve işleyişi denetleyen, başka bir ifadeyle, spor hizmet ve faaliyetlerinin sevk ve idaresinde çeşitli şekillerde görev alan ve spor teşkilâtlarını, kuruluş amaçları doğrultusunda başarıya götürecek görev ve hizmetleri yürüten yetkili ve sorumlu kişi olarak tanımlanmaktadır.

4.1.2. Kulüp Taraftar İlişkisinin Şiddete Etkileri

Kulüplerin, seyircilere güven içinde ve sevgi dolu bir müsabaka izleme ortamı oluşturması, seyircilerin müsabaka izlerken kendisini güvende hissedebilmesi, taraftarın kulübüyle güçlü, sevecen bir ilişki, bir “bağ” kurabilmesi anlamına da gelmektedir. Kendisine sevgi ve ilgi gösteren bir kulüple böyle bir bağ kuramayan bir taraftarın, düşmanlık duyguları içinde “zor” bir taraftar olması ihtimali vardır.

Saha içi etkileşimin önemli bir unsur olduğu düşünüldüğünde, uygun davranışlarla güvenli bir ortamda müsabaka izleme koşullarına sahip oluncaya kadar, seyircileri cesaretlendirmek, korumak ve onlardan destek almak için yöneticilerin model olması zorunludur. Yöneticilerin model olamadıkları uygun yönlendirme ve gözetimin olmadığı durumlarda, seyirciler ihtiyaç duydukları bu rehberlikten yoksun kalmaktadırlar.

Yöneticilerin seyircilerini tanımaları ve onlarla doğru iletişim kurmaları, fanatik taraftarların bazen saldırganlaşıp, olası şiddete yatkın davranışlarını önlemede etkili bir yöntem olarak düşünülmektedir.

Müsabaka disiplin talimatı ve kulüp prensipleri konusunda, taraftarların kendilerinden hangi davranışların beklendiği konusunda açıklığa ve belirginliğe ihtiyaçları vardır. Bir kurala uyulması konusunda gelişigüzel biçimde davranılması, taraftarların işine geldiği gibi davranmasına neden olabilmektedir.

Spor alanlarında, sağlık ve güvenlikle ilgili her türlü düzenlemeyi yapma görevi ev sahibi kulübe aittir. Bir kulübün kendi mülkü olan veya zilyedinde bulunan bir tesis için sağlık ve güvenlikle ilgili her türlü tedbirleri alması gerekmektedir.

4.1.3. Yönetici Şiddet İlişkisi

Günümüz futbolunda yaşanan hızlı değişim kulüplerin klasik fonksiyonlarının yanında, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlardaki görevlerini de arttırmıştır.

Kulüp yöneticilerinin sorumsuz davranışları ve beyanları ile karşılaşılmakta, futbolda şiddete karşı alınan ya da alınacak önlemler taraftarlara yönelik olmakta, bununla birlikte seyircileri kışkırtan ya da holigan olduğu söylenen gruplara maddi kaynak sağlayan kulüp yöneticileri hakkında herhangi bir işlem yapılmamakta, futboldaki şiddeti teşvik eden basın kuruluşları ya da gazeteciler meslek kuruluşları tarafından uyarı dahi almamaktadırlar.

Bir çok kulüpte yönetime gelebilmek için amigo çeteleri oluşturulmakta, taraftarlarını kontrol edemeyen kulüplerin maçlarında olaylar meydana gelmektedir.

Maçlara genellikle başka aktivitesi olmayan, insanların deşarj olmaya geldikleri, bedava biletle maçlara girenlerin genellikle olay çıkaran grupların içerisinde oldukları, kulüp yöneticilerinin verdikleri demeçlerle olayları körüklemekte ve yeni bir taraftar profili oluşturmakta oldukları, mülakatla görüşlerine başvurulan bir çok spor adamı tarafından ifade edilmiştir.

Bu olayların gelişmesinde kulüp yöneticilerinin hiç de küçümsenmeyecek oranda rollerinin olduğu, taraftar derneklerini ziyaret ederek onlara bedava bilet verip, deplasman maçlarına gitmeleri için otobüs tutukları, grup liderlerinin bu işten ekonomik çıkarlar elde ettikleri, el altından verilen bedava bilet ve paralar ile belli bölgelerde elde edilen dükkan ve işyerlerinin olduğu bazı spor adamları tarafından ifade edilse de son dönemlerde kulüplerin 5149 sayılı Kanunla getirilen yaptırımlar sonucunda bu tür davranışlardan kaçındıkları görülmektedir.

2002 yılında, İstanbul Emniyet Müdürlüğünce; Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş taraftar derneklerinin ileri gelenlerinden, sorguya alınan 36 kişiden 24 kişinin; işsiz olduklarını, kulüplerin yöneticilerinden destek gördüklerini, futbolcu ve taraftarlara baskı kurarak rant elde ettiklerini itiraf etmeleri yukarıdaki görüşleri desteklemektedir.

Kulüp yöneticilerinin, yazılı veya görsel medyaya, hakemleri, rakiplerini veya taraftarlarını tahrik edici veya aşağılayıcı beyan ve demeç vermeleri; şiddet eylemlerine neden olan bazı taraftar gruplarını organize etmeleri; spor bilgisi, yaşadığı anla sınırlı olan ve sadece gördüklerini algılayan insanların kulüp yönetimlerinde görev almaları sorunların çözümünü güçleştirmektedir.

Demeçlerin; “yenilginin hakemle olması çok iğrenç”, “skoru medya belirledi”, “komplo kuruldu”, “ayağınızı denk alın” gibi hakem, futbolcu, antrenör, taraftar veya federasyona yönelik, suçlayıcı, hedef gösterici nitelikte olması, fanatik taraftarlara yapacakları saldırganlık ve şiddet eylemleri için zemin hazırlamakta ve hedef niteliği taşımaktadır.

2002-2003 yılı profesyonel futbol disiplin kurulu tarafından ceza verilen kişiler arasında; (8) başkan ve (131) yöneticinin yer alması, yöneticilerin eylemleri ile ilgili olarak yukarıda değinilen ifadeleri doğrulamaktadır.

Ankara, İstanbul, İzmir ve Trabzon İllerinde oynanan müsabakalarda şiddet olaylarına karışmış ve polis kayıtlarına geçmiş seyirciler üzerinde yapılan bir anket çalışmasında; araştırmaya katılan seyircilerin % 56.3’ü kulüp başkan ve yöneticilerinin rakip takım aleyhine vermiş olduğu demeçlerden etkilendikleri yönünde görüş bildirmiş, % 36.7’si ise bu demeçlerden kısmen etkilendiklerini ifade etmiştir.

4.2. Medya Şiddet İlişkisi

4.2.1. Medya

Tüm yazılı ve elektronik basın, yani kitaplar, dergiler, gazeteler, sinemalar, tiyatro, radyo ve televizyon medyayı oluşturmaktadır.

Medya; insanları, ulaştığı güçlü nokta itibarıyla okul döneminde olduğundan da köklü bir şekilde hayatları boyunca ve çoğu zaman farkında olmadan yoğun bir şekilde etkileyen bir kitle iletişim aracıdır.

4.2.2. Spor Medyası Şiddet İlişkisi

Eğitim, kültür, coğrafya, ekonomik durum veya diğer faktörlerin etkisiyle çoğu zaman alternatifsiz bir rekreatif araç olan kitle iletişim araçları içerisinde televizyondan sonra önemli bir yere sahip olan yazılı basın, teknolojik yeniliklerin haber toplama yönünden getirdiği kolaylıklardan yararlanarak, haberlerin toplandığı kaynaklarda uzmanlaşmaya gidilmiş ve bu sayede geniş kitlelere sesini duyurabilmiştir.

İletişim araçları içerisinde televizyon günümüzde insanların en fazla vakit ayırdıkları araçlardan birisidir. Şiddet yayınları, toplumun her kesimini etkilerken yarının büyükleri olacak çocuklar için iki kat daha tehlikeli olmaktadır.

Televizyon ve spor ilişkisine bakıldığında ise, bu ikilinin 1950’li yıllardan itibaren birlikte büyüdükleri söylenebilir. Televizyon, spor sayesinde bir kitle iletişim aracı olurken, spor da televizyon sayesinde geniş halk kitlelerine ulaşma imkanı bulmuştur. Spor ve televizyon birlikteliğinden, “spor ekonomisi” gibi çok önemli bir kavram oluşurken, bu yeni süreç sayesinde televizyon ekranlarına yansıyan spor etkinlikleri her kesime büyük paralar kazandırmaktadır.

Büyük paralar karşılığında spor yayınlarını satın alan televizyon kuruluşlarının, bu ticari alış-veriş sürecinden, para kazanarak ayrılması gerekmektedir. Böyle bir gerçek söz konusuyken, yayın kuruluşları yaptıkları yatırımın karşılığını alabilmek için spor etkinliklerinin düzenleyicilerinden birçok “talepte” bulunmaktadırlar. Bu taleplerin ilk sırasında, spor etkinliklerinin “başlama saati” yer almaktadır.

Televizyonların çok büyük paralar ödeyerek satın aldıkları spor etkinlikleri, artık, televizyonların en çok izlendikleri ve dolayısıyla reklam tarifelerinin en pahalı olduğu saat diliminde –prime time- (19:00-21:30) başlamaktadır. Avrupa Kıtası’nın (1) numaralı kupasında maçların başlama saati ortalama Avrupa saatiyle 20:45’dir. Bu uygulama Türkiye Süper Futbol Ligi müsabakaları içinde geçerli bir uygulama olarak sürdürülmektedir.

Spor medyası şiddet ilişkisi, spor müsabakalarını canlı olarak yayınlayan yayın kuruluşu ile diğer yazılı ve görsel medya kuruluşlarının sorumlulukları 5149 sayılı Kanunun 16 ncı maddesi ile düzenlenerek;

·   Spor müsabakalarını canlı olarak yayınlayan yayın kuruluşu ile diğer yazılı ve görsel yayın kuruluşlarının, bu Kanunun amacına aykırı nitelikte afiş, pankart, söz, fiil ve davranışları yayınlamayacakları,

·   Canlı yayın halinde vuku bulan yasak söz, fiil ve davranışların, haber amaçlı da olsa birden fazla yayınlanamayacağı,

·   Basın ve yayın organlarının; söz, yazı veya davranışlarla, spor kulüplerini, taraftarlarını ve spor adamlarını; şiddete, kulüpler arası husumete veya suça teşvik edici eylem ve davranışlarda bulunamayacakları ve eleştiri amacı dışında aşağılayıcı yorum veya haber yayınlayamayacakları,

hükme bağlanmıştır.

5149 sayılı Kanunun 16 ncı maddesine aykırı davranan görsel yayın kuruluşları hakkında 13.4.1994 tarihli ve 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun; basın mensupları hakkında ise 15.7.1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanunu hükümleri saklı tutulmuştur. 16 ncı maddede yazılı eylemlerde bulunan gerçek kişilere her yayın için onmilyar lira (10.000 YTL), tüzel kişilere ise; ellimilyar (50.000 YTL) para cezası verileceği hükme bağlanmıştır.

Medyanın bu çerçevedeki görüntüsünün ne yazık ki, pek iç açıcı olduğu söylenemez. RTÜK’ün 31 Ocak–1 Şubat 1998 tarihleri arasında (12) televizyon kanalının ana haber yayınları üzerinde yaptığı araştırma bu gerçeği göz önüne sermektedir.

Toplam (462) haberin (31)’i doğrudan terör haberi, (19)’u özel saldırı, (498)’i bedensel saldırı, (1236)’sı devam eden şiddet görüntüsü, (277)’si ise ses ile şiddet (silah, ağlama, patlama sesi), (32)’si hayvanlara yönelik şiddet ve (18)’i işyerinde şiddet olmak üzere toplam (2078) şiddet unsurunun görsel ve işitsel olarak izleyiciye iletilmesi önemli veriler olarak kabul edilmektedir.

Türkiye’de spor yayıncılığı futbol endeksli olup, “canlı yayınlar” Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray ve Trabzonspor üzerinde yoğunlaşmaktadır. Maçların şifreli olarak yayınlanması, diğer kuruluşların, yayıncı kuruluştan (3) dakikalık görüntü satın alıp yayınlayabilmesinin; beraberinde görüntü olmadan spor programı yapma, reyting kaygısının, şiddetin, gürültünün ve kavganın olduğu programları öne çıkardığı, medyanın sporu rahat yönlendirebildiği, bu anlamda zaman zaman şiddeti tırmandıran olumsuz yaklaşımlar sergilendiği ve adaletin iyi çalışmadığı eleştirileri mülakatla görüşleri alınan spor adamları tarafından ifade edilmektedir.

Spor programlarında skor ve hakem hataları üzerine yoğunlaşılması, sportif karşılaşmaların keyifle ve zevkle izlenebileceği bir ortam olmaktan uzaklaştırmakta, program ve gazetelerde yapılan eleştiriler, taraftarları olumsuz yönde etkilemekte ve tarafsızlık ilkesine aykırı bir görüntü sergilemektedir.

Program yorumcuları ve konuklarının genellikle üç büyükleri temsil eden kişilerden oluşması, ekranlarda mensubu oldukları kulüplerin haklarını koruma adına rakip takım taraftarlarını tahrik edici tartışmaların yapılmasına neden olmaktadır. Bu tartışmalar, bazı kanallar tarafından “renklilik” ve “ilginç görüşler” adı altında okuyucuya “bomba açıklamalar” ve “sarsıcı açıklamalar” olarak sunularak reyting aracı olarak kullanılmaktadır. mülakatla bilgisine başvurulan spor adamlarından eski program yorumcusu Yılmaz Vural’ın bazı kanallarda yayın yönetmenlerinin program yorumcularını pankartlarla “bağır”, “hakaret et” şeklinde yönlendirdiklerini ifade etmesi bu görüşü desteklemektedir.

Spor medyasının göstermiş olduğu ilgi sayesinde de seyirciler; müsabakaların kalitesi, oyun kuralları, sporcuların performansı, antrenörlerin taktiksel başarı veya başarısızlıkları hakkında fikir sahibi olabilmektedirler. Bu da spor gazeteciliğinin önemini artırmaktadır.

Gazetecilik eğitimi yönünden “özel konulu haber” niteliği taşıyan ve medyanın önemli bir dalını oluşturan yazılı spor basınının görevi; kamuoyunu “eğitme”, “bilgilendirme” ve “eğlendirmenin” yanı sıra, gelişen sportif faaliyetler konusunda sporseverleri bilgilendirmektir.

Spor medyasının barış, dostluk ve kardeşlik ortamının oluşmasına katkı sağlaması gerekirken, günümüzde bazı spor yazarları ve yorumcularının, taraftarları fanatizme teşvik edecek benzer ifadeleri sıkça kullanmaları dikkat çekmektedir. Haber ve yorumların tutarsızlığı, bazı spor yazarlarının kulüplere angaje olması, spor bilgi ve kültür yetersizliği, tiraj veya reyting kaygısı, sorumluluk taşıyan gazetecilerin önünün tıkanması, gazetecilerin bilgi, araştırma ve sorumluluk kaygısı taşımamaları diğer eleştiri konuları arasında sayılmaktadır.

Özellikle yazılı spor basınında bilgiye değil de duygusal süreçlere hitap eden yayın anlayışı ve köşe yazıları gözlenmektedir. Taraftarların, içinde bulundukları yerel kültür ve değer yargılarının dikkate alınmaması, yazı ve yorumlarla tahrik edilmesi, aşağılanması ve alay edilmesi gibi etkenler fanatik kişilerin şiddete yönelik kurgularla müsabakalara gelmelerine neden olmaktadır. Gazetelerin, spor yazarları seçimlerinde yazarlık kriterine uyan, bu işi profesyonel olarak yapan, ayrıca gazetecilik adına gerekli eğitimi almış olanları tercih etmeleriyle, spor gazeteciliği alanında önemli adımlar atılmış olacaktır.

Haberlerde, okuyucuya (taraftara) futbolun mücadele sporu olduğu vurgulanarak, verilmek istenen mesajlar ulusal ve uluslararası müsabakalarda farklılıklar göstermektedir. Ulusal müsabakalarda takım isimlerinin yerine; “boğa”, “kaplan”, “timsah” gibi kulüpleri sembolize eden lakapların; “bombalayacak”, “parçaladı”, “vurdu” sözcükleriyle birleştirilmekte; “Kartal böyle parçalar” gibi ifadelerle güçlülük mesajı verilmek istenmektedir.

Müsabakalarda, şiddetin, spor medyası tarafından önceden tahmin edilmesi yaklaşımı köşe yazarlarının gereğinden fazla aşırı abartı ve acımasız eleştiri tercihi, takımın aldığı kötü neticelerin yarattığı duygusal gerilimin içinde kızgınlığını şiddete dönüştüren fanatik taraftarlarda savunma mekanizmasının oluşmasına neden olmaktadır.

Mülakatla görüşlerine başvurulan sayın Hıncal Uluç, olaylara karışanların profilinde zaman içinde değişimler olduğunu belirterek “Türkiye’de maçlarda kavga edenlerin, saldırgan davranış içerisine girenlerin sayısı artıyor. Evvelden bunlar birer otobüs dolusu diye tabir edilen insanlardı. İşsiz güçsüz takımından, tinerci, hapçı ve kulüpler tarafından beslenen, maç bileti verilen, cebine para konulan, gerekirse parayı aldığı yöneticinin lehine bağırıp çağıran insanlardı... Bir defa medyamız fetva verdi; tribüne gelip küfür etmek, hafif saldırganlık bir nevi iç boşalmaymış, ülkenin bu kötü durumunda insanlar n’apsınmış falan diye yazdılar. Bunlar kavga etmezse evde karılarını döverler diyen bile çıktı” ifadelerini kullanmıştır.

 Spor yazarları ve spor kamuoyundan toplam 800 kişiye uygulanan bir anket çalışmasına göre; spor yazarlarının yazıları ile takım fanatizmine etkilerinin dağılımı spor yazarlarının, % 44’ünün evet, % 46’sının kısmen, % 10’unun ise hayır; spor kamuoyunun ise % 42’sinin evet, % 31,50’sinin kısmen, % 26,50’sinin ise hayır cevabını vermiş olmaları, yukarıda ileri sürülen görüşü desteklemektedir.

Haber ve köşe yazılarında yukarıda açıklanan psikoloji içerisinde bulunan insanların tuttukları takım aleyhinde, rakip takımı destekler nitelikte, hakemler, futbolcular, teknik direktörler ve kulüp yöneticileri aleyhinde, ruh hallerini olumsuz etkileyecek yazılar yazılması, şiddete yatkın kişileri olumsuz etkilemekte ve fanatizme yönlendirmektedir.

Ankara, İstanbul, İzmir ve Trabzon illerinde oynanan müsabakalarda şiddet olaylarına karışmış ve polis kayıtlarına geçmiş seyirciler üzerinde yapılan anket çalışmasında araştırmaya katılan seyircilerden yarısından fazlası % 51,7’si maçtan önce medyada çıkan haberlerin kendisini etkilediğini, % 33,3’ü ise bu haberlerden kısmen etkilendiklerini belirtmektedirler.

4.2.3. Yazılı Spor Basınında Bazı Kavramların Anlamları Dışında Kullanılması

İnsanlar, tarih boyunca istek ve düşüncelerini topluma iletebilmek için, çok çeşitli etkileşim araçlarını kullanmış, düşüncelerini nesnelere yükledikleri ad, anlam, sözcük ve kavramlarla dile getirmişlerdir.

Bir mesajın nasıl çağrıştırılacağı veya anlatılacağının göz önünde bulundurulması daha üst düzeyde bir iletişim kurulmasına neden olurken, mesajın iletilmesinde göndericinin seçtiği kelimeler ve genel anlamda kullandığı dil de iletişimin kalitesini belirlemektedir.

Dilin; geliştirilmesi, korunması, yaygınlaştırılması, düzgün ve doğru bir biçimde kullanılması, kitle iletişim araçlarına çok önemli bir sorumluluk yüklemektedir.

Kitle iletişim araçları açısından dil çok önemli bir role sahiptir. Bu yaklaşım içerisinde gazetecilik eğitimi yönünden haberler nitelikleri bakımından sınıflandırılmıştır. Bu sınıflandırma içerisinde ‘özel konulu haber’ niteliği taşıyan ve uzmanlık isteyen edebiyat, güzel sanatlar, eleştiri ve spor haberleri önemli bir yer tutmaktadır.

Spor dilinin sürekli değişim ve gelişime uğraması, bir ifade aracı olmasının yanında, anlam kaybına uğratılmadan kullanılması, anlatılmak istenilenin daha etkili ve inandırıcı niteliğe büründürülmesi dilin zenginliği açısından önemlidir.

Spor basınında kullanılan dilin sıradan bir eylem değil de, daha seviyeli bir iletişim aracı olarak ele alınması, yazarın cümle kurgusunda sözcüğün neyi temsil ettiğini ortaya çıkarıp, anlamı belirli kılmasının sporumuzun gelişmesi için önemli bir unsur olacağı düşünülmektedir.

Spor branşları içerisinde futbolun popüler branş olarak aşırı ilgi görmesi ve ülkemizin; ulusal ve kulüp takımları düzeyinde Dünya ve Avrupa Kupalarında elde ettiği sonuçlar, spor-medya ilişkisini güçlendirirken, bu önemli gelişme, spor basınının kullandığı dil üzerinde de etkili olmuştur.

Spor medyasının futbol analizleri, genel anlamda tribün terörü ve saha içi şiddeti didikleyerek manşete taşımayı başarı olarak benimsemiş bir habercilik anlayışını yansıtmaktadır. Gerçeklerin açığa çıkması, hakkın yerini bulması, suçlunun bulunması, kuralların işlemesi gibi manşetler bu anlayışın bağımsız değişkenleridir. Oysa ki söz konusu olan sonucu (üç neticeli olarak) önceden bilinen ve herkesin olasılıklarını peşinen kabul ettiği bir mücadele sporu ya da oyundur.

Bu açıdan bakıldığında, futbol yazarlarının kullandıkları dilin biçimi; hedef kitlenin (okuyucunun) üzerinde bir etki oluştururken, aynı zamanda düşünme, algılama ve anlama şeklini de belirlemektedir.

Okuyucuyu etkilemek için kullanılan kelimeler, futbolda; mücadele gücünün yüksekliğine, başarıya dayanan ortak anlamlar şeklinde değerlendirilebileceği gibi, spor kültürünü tahrip eden bir süreç şekline de dönüşebilmektedir. Her iki durumda da üslup saldırgan ve kışkırtıcı ise, ortak anlamaların gerçek dışı, güvensiz ve kin güdücü bir temele oturması söz konusu olabilmektedir.

Örneğin; futbol çağdaş toplumların bir aynası, şampiyonluk unvanı, sadece bir takımın değil, o takımın da içinden çıktığı toplumun elde ettiği bir zaferdir. Buradan yola çıkarak her karşılaşma, bir savaşın görünümlerine büründürülmekte, milli marşlar, bayraklar, devlet başkanlarının hazır bulunuşu gibi ulusal simgelerden güç alınmakta, “hücum”dan, “savunma”dan, “zafer”den, “savaşmak”tan bahseder ve her takımın sahada “komutanları” oyunu yöneten “generalleri”, “savaşan askerleri” kalelerini savunan “kahramanları” rakibe gol yağdıran “vurucu timleri” gibi savaşçı bir dil kullanılmaktadır.

Spor medyasında önemli olan bu kavramların “dikkat çekici” unsurlar olarak kullanılmasıdır. Bu nedenledir ki; golcü oyunculara zaman zaman asker kıyafetleri giydirilmekte ve silahla nişan alma pozisyonunda fotoğrafları yayınlanmaktadır.

Gazetelerin haber sayfalarında yer alan şiddet manşetlerinin, spor sayfalarında mücadelenin zorluğunun anlatım aracı olarak kullanılmaya başlanması, şiddetin oyunun bir parçası oluşunu teyit ettiren bir anlayışın ürünüdür. Bu anlayışla, sporun evrensel değerleri ortadan kalkmakta, “savaşmak”, “parçalamak”, “ölümüne oynamak” ifadeleri sıradan bir hale gelmektedir. Artık yenilginin teknik analizi yapılmaz “savaşamadık yenildik”, “korktuk oynayamadık” söylemleriyle geçiştirilen bir form benimsenmektedir. İnsanları sahte mutluluğa götüren bu futbol anlayışında, topun çeşitli gel-gitlerden sonra kalelerden birine girmesi, golü atan takımı tutanlar açısından dünyanın fethi anlamına gelmektedir. Gol atanlar “kahraman” yiyenler “hain”, hakem “satılmış” veya “ harika” ilan edilmektedir.

Bu anlayıştaki kişilere göre; başarılı olmak isteyen her takım güçlü olmak, diğerlerine her konuda üstün gelmek ve kıyasıya savaşmak zorundadır. Oysa ki, futbol, iki takımın birbirlerinin kalesini fethetmek için uğraş verdikleri bir savaş değil, sadece bir oyun ve mücadeledir.

Dünya’ da her yıl yüz binlerce insan savaştan ölüp, milyonlarcası sakat veya evsiz kalırken, bölgemizde savaş hali sürmekteyken, ülkemiz son yıllarda binlerce insanını teröre kurban vermişken “savaşacağız”, “patlayacağız” veya “zafer” gibi sözcüklerin belli belirsiz anlamlarda kullanılması, spor literatüründe karmaşalar yaratmaktadır.

Bir spor karşılaşmasına savaş olarak bakıp, bu savaş halini maç öncesi veya sonrasına yansıtarak, insanların bir maç uğruna ölmesi ve öldürülmesine yol açmak kabul edilemez bir dramdır.

Sporda gerçekten de bir mücadele vardır. Ancak bunun yanında “fair-play”de vardır. Eğer “savaşmak”, “saldırmak” ve “parçalamak” takımların başarısını garanti eden özellikleri ise, bir oyuncunun, oyunun en kritik anında kendini feda eden fair-play davranışları nasıl açıklanacaktır.

Spor dünyası sanıldığı gibi sadece saldırganlık ve şiddetin hakim olduğu bir alan değil, aksine çoğu kez sakatlanmaları göze alan fedakarlıkların, kendi takımının aleyhine olduğu halde fair-play için gösterilen özverilerin, bunun karşılığında kaybedilen şampiyonlukların, küme düşmelerin yaşandığı bir oyun alanıdır.

Bu nedenle, yukarıda değinilen “savaşmak”, “zafer kazanmak”, “parçalamak” ve “vahşet” gibi kavramların hiç birisi sporun özünü kavrayamamakta sporun günümüzde gösterdiği gelişmenin ve kazandığı önemin nedenlerini ortaya çıkarabilecek ipuçlarını vermemektedir.

Bir ifade vasıtası olmasının yanında kültür taşıyıcısı olan dilin daha seviyeli olmasının sıradan bir eylem değil, daha seviyeli bir iletişim yönünden ele alınması, futbolumuzun gelişmesi için önemli bir unsur olacağı anlamına gelmektedir.

Spor basınında “farklı bir üslup”, “renklilik” veya okuyucunun “ilgisini çekmek” adına bazı sözcüklerin kullanılması kaçınılmazdır. Ancak bu durum futbolun bir spor dalı olarak algılanması gerçeği ile bağdaşır olmasını da gerektirmektedir.

Araştırma verileri izlendiğinde, spor basınının kendi okuyucu kitlesine, müsabakaların zorluk derecesini vurgulamak için “savaşmak ve zafer kazanmak” kavramlarını sıkça kullandıkları görülmektedir.

Gazetelerin haber sayfalarında yer alan “Son 10 yıl içinde 2 milyon 400 bin çocuk savaşlarda öldü”, “Rumlar Zafer ilan etti” (4.10.2004, Cumhuriyet), “Kerkük için savaşırız” (13.10.2004, Milliyet) gibi haberlere karşılık spor sayfalarında “Zafere koşalım” (13.10.2004, Fotomaç) “Fener’in 3 savaşçısı” (20.10.2004, Sabah) örnekleri, spor medyasının “futbol maçını rekabet olmaktan çok savaş” olarak topluma yansıtması örneği olarak kabul edilebilir.

Oyun oluşundan çok, futbolun insanlar arasında çıkmış bir savaşın görüntüsüne tanıklık etmekteyiz. Günümüz futbolunu yazanların, yumuşak bir yorum yerine, sahalarda baktıkları şeye, “çimen savaşı, pres harbi, ikiliklerin kavgası...” diye bir silah koleksiyonunu asmaları, futbol dilindeki yozlaşmayı ortaya koymaktadır.

Bu nedenle bazı soyut kavramlar gerçek anlamlarından farklı bir ifade yaratabilir. Yani söylenenin amacı “renklilik” veya “farklı bir üslup”la olumlu olmasına rağmen, anlaşılanın ve amaç edinilenin farklı olması, doğru iletişimin kurulmasına engel olmaktadır.

Spor basınında sıkça kullanılan kavramlardan birisi de “bombalamak” ifadesidir. Kelime anlamı olarak; canlı ve cansız hedefleri yok etmek amacıyla türlü büyüklükte patlayıcı savaş aracı olarak tanımlanan “bomba”nın, spor müsabakalarında kullanılması doğru bir yaklaşım değildir.

Gazetelerde ibret verici fotoğraflarla verilen “Bomba yüklü bir minibüsün patlaması sonucu 17 kişi öldü” (11.10.2004, Cumhuriyet) “Irak’ta bombalar çocukları vurdu” (1.10.2004, Zaman) haberleriyle “bombalamak” kabul edilemeyen bir eylem gibi gösterilirken, eşdeğer cümlelerle verilen “Kara bombaladı” (14.10.2004, Fanatik), “bomba gibi geliyorum” (15.10.2004, Hürriyet), “Bordo-mavi bombalar”(22.10.2004, Milliyet ) gibi sözcükler manşetlerle okuyucuya kabul edilebilir olarak sunulmaktadır.

Futbolda evrensel değerlerin kitlelere ulaşması ve çoğulcu zeminde güçlenmesi isteniyorsa, mevcut değerlerin korunması ve yeni değerlerin yaşamın her alanında belirleyici değerler olarak algılanması ve değerlendirilmesi hedeflenmelidir. Sadece skora dayandırılarak yapılan bu tip haberler, fanatik taraftar kitlesi yaratmakta, şüphe, hayal kırıklıkları ve mutsuzlukların ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır.

Bu kavramların eşanlamlıları incelendiğinde; “savaşmak” yerine “mücadele etmek”, “zafer kazanmak” yerine “galip gelmek”, ”parçalamak” yerine “üstünlük sağlamak”, “yıkmak-yenmek” yerine “ezmek-fark atmak” gibi kavramların anlam bozulmasına neden olmadan kullanılması gerekmektedir.

Zararlı faaliyetlerde kullanılan terimlerin yararlı faaliyetlerde de kullanılmasının hiçbir ortak nedeni yoktur. Çünkü hepsi de ayrı olgulardır. İnsanların zihinsel gelişmişlik düzeyleri, kültürel yapıları, farklı takım taraftarı olmaları, aynı mesajı farklı algılayabilmelerine neden olmaktadır.

Sonuç olarak; günümüz medya söylemlerinin şiddete dayandırılması, bazı soyut kavramların gerçek anlamlarından farklı bir ifade tarzı ile kullanılması, söylenilenin amacı “renklilik” veya “farklı bir üslup” kullanmak suretiyle olumlu olsa da, anlaşılanın ve amaç edinilenin farklı olması, doğru iletişimin kurulmasına engel olmaktadır.

4.2.4. Sporla İlgili Yorum, Haber ve Köşe Yazılarının Yansıtılış Şeklinin Yarattığı Sorunlar

Spor medyasının (Kitle iletişim araçlarının) temel fonksiyonlarından olan, haber ve bilgi sağlama, sosyalleşme, motivasyon, eğitim, eğlendirme ve bütünleştirme gibi fonksiyonlarının olumlu kullanıldığı zaman topluma çok faydalı olacağı, olumsuz yönde kullanıldığı zaman da toplumu kötü yönden etkileyeceği bir gerçektir.

Spor programlarında yapılan eleştiriler; oyunun detayları ve hakem hataları üzerine yoğunlaşmakta, yorumcular taraf oldukları kulübü savunma adına gerilim yaratıcı demeçler vermekte, gündem yaratmak için olumlu mesajlar bile “bomba gibi haber”, “yer yerinden oynayacak”, “kıyametler kopacak” jenerikleriyle dikkati çekip merak uyandıracak bir şekilde lanse edilmektedir.

Televizyon kanallarının magazin ağırlıklı spor programlarında, spor yorumcusu olarak sağduyulu, barışçı, futbol bilgisi yeterli kişilerin yerine, reiytinge yönelik davranışları sergileyenler dikkat çekme adına tercih edilmekte, bir gol pozisyonunun ofsayt olup olmadığı dakikalarca tartışılabilmekte, müsabakalar, gazeteler ve televizyon kanalları tarafından haftalar öncesinden ülke gündemine oturtulmakta, yapılan haber ve verilen demeçlerle oynanacak müsabaka, sanki ülkenin kaderini değiştirebilecek olaymış gibi lanse edilmektedir.

Spor yazarlarının amacını aşan bu reiytinge yönelik tercihinin sosyo-psikolojik açılımlarının yalnızca şiddetle değil diğer etkenleri de düşündüren sonuçları bulunmaktadır. Bu özellikteki yazarlar, yorumlarında başarı halinde; “Nice zaferlere”, “Kıskananlar çatlasın”, “Gençlerbirliği kasırgası”, “Fener yanardağı G.Saray’a patladı… Patlayan fener yanardağının lavları Galatasaray’ı eritti”, gibi bir tarafı göklere çıkarırken, diğer tarafı küçümseyen, aşağılayan ifadeler kullanırken, başarısızlık durumunda; “Bu Cim Bom’ dan cacık olmaz”, “Körmüsün be hakem”, “Rezillik… İstifa et Aziz Yıldırım”, “Kara tablo Kederbahçe”, “İlhan gamsız” gibi hedef gösterici, alay edici, aşağılayıcı ifadelere sıkça yer vermektedirler.

İyi oynayanın değil, güçlü olanın kazanabildiği imajı yaratılmakta, güç gösterisi için zaman zaman rakip takım aleyhine; “Bizi katlettiler”, “Kazık yedik”, “Hakem önyargılı davrandı”, “Eskiden hakemleri Allah’a havale ediyorduk, artık onları Fenerbahçe taraftarına havale ediyoruz” gibi suçlayıcı ifadeler okuyucuya sunulmaktadır.

4.2.5. Türk Spor Medyasının Yabancı Spor Medyası ile Karşılaştırılması

Ülkemizde olduğu gibi dünyanın pek çok ülkesinde de futbol takımı taraftarlığı toplumun önemli bir kesimi için büyük bir değer taşımaktadır. Futbol takımları arasındaki rekabet, elde edilen başarı veya başarısızlıklar, tarafların birbirleri arasındaki diyaloglar ilgi çeken unsurlar olarak kabul edilirken, medyanın da bu ilgiyi reyting ve tiraj aracı olarak kullanma isteği doğal bir sonuç olarak kabul edilmektedir.

Medyanın Avrupa boyutuna baktığımızda; bazı spor yazarlarının, İngiltere’de spor basınının tutumunun, futbol fanatikliğinin 1980 yılı ortalarındaki biçimine kavuşmasında önemli rol oynadığını ifade ettikleri, özellikle uluslararası maçlarda ve turnuvalarda yabancı düşmanlığıyla ilgili olaylara yaklaşımları eleştiri konusu ettikleri görülmektedir. 1996 Avrupa Futbol Şampiyonası sırasında bir gazetenin İngiltere-Almanya maçını II. Dünya Savaşı’nın bir uzantısı olarak sunması, İngiltere’deki futbol holiganizminin medya kapsamıyla ilintili olduğu görüşünü destekler niteliktedir.

İngiltere’de spor basının kullandığı üslup incelendiğinde, sıklıkla karşılaşılmasa da; savaş, kavga, dövüş ve küçültücü üslup kullandıkları ortaya çıkmaktadır. The Mirror Gazetesi; “Dikkat! Teslim olun”, Sun; “Mirror Almanya’ya futbol savaşı açtı”, “Bunların Kafasını Ezin” Daily Mirror; “Hayvanları Kafese Koyun”, “Gömün Onları” örneklerine karşılık, iki Leeds United taraftarının Taksim’de öldürülmesi sonrasında “İngiliz holiganlara yeri öptürmekten” bahseden Star Gazetesi; birinci sayfasında “Two size” başlığının altında “Holiganların sokakta da, sahada da ağzını, burnunu kırdık. Biz Türkler, Avrupalı rakiplerimizi çiçeklerle karşılar, alkışlarla uğurlarız...Ama sizi suratınıza tükürerek gönderiyoruz! Two.. Two.. İngiltere’ye kadar yolunuz var” yazarak, olayı, faillerinden daha ateşli biçimde savunabilmiştir.

2003 Fransa Futbol Turnuvasında başarılı maçlar oynayan A Milli futbol takımımızla ilgili olarak dünya spor basınında yer alan haberler izlendiğinde daha olumlu mesajların yer aldığı görülmektedir. Örneğin;

Reuters: “Türkler, Dünya Kupası’nın acısını fena çıkardı”

Ap: “Türkiye gaza bastı. Parreira çaresiz”

As: “Nihat muhteşem sezonu süper bir golle kapattı. Bu sezon La Liga’nın tartışmasız en büyük yıldızı oldu”

Marca: “Sanki başka bir yıldızdan gelmiş biri gibiydi. Onunla ne muhteşem bir sezon yaşadık”

Sport: “İspanya’ da futbol sezonu Nihat sayesinde muhteşem geçti. Onunla futbola doyduk. Nihat, Real Sociedad’ın gerçek kahramanı.”

Mundo Deportivo: “Nihat çıkarken stadı gördünüz mü ? Bütün seyirciler onu ayakta alkışladı…”

“İspanya’nın Kralı Nihat”, “…Bu sezon fırtına gibi esen ve 23 gol atan Nihat Kahveci, tek başına yine zirvedeydi”

Estado de S.Paulo: “defans hatalar festivali sergiledi”

Le Journal de Dimanche: “Türkiye üçüncülük maçını kazandı. Türkiye bu üçüncülükle Dünya Kupası’nda elde ettiği başarının rastlantı olmadığını kanıtladı”.

BBC: “Kolombiya karşısında sıkı dövüşüp üçüncülüğü hak etti.”

Eurosport: “Şenol Güneş varsa, Türkiye’de sorun yok.”

Fransa Basını:

L’equipe: “Brezilya’nın iflası. Dünya Şampiyonunun elenmesi sürpriz oldu. İlk yarı en az 3 net pozisyonu kullanamayan Brezilya ikinci yarı yoruldu ve bedelini ağır ödedi. Türkler fizik üstünlüklerini kabul ettirdi”.

Liberation: “Yedek oyuncular Brezilya’ya ihanet etti. Parreira yanlış kadro kurdu. Türkiye ikinci yarıda daha kararlı ve diriydi”.

Le Parisien: “Türkiye, Brezilya’yı eledi. Brezilya ilk yarı cömertçe kaçırdığı fırsatların bedelini ağır ödedi”.

L’Equipe: “Türkler bize sahayı dar etti. Bizi parçalıyorlardı”

Le Parisien: “Şansımızın yardımıyla finaldeyiz”

Le Figaro: “Şenol güneş çok konuşkan bir hoca”

Brezilya Basını:

O Globo: “Tarihi rezalet. Ulusal takımımız Brezilya’yı rezil etti.”

Estado: “Ulusal takım bizi utandırdı.”

İngiltere Basını:

The Guardion: “10’ a yakın Türk sahaya girdi. Brezilya’nın son dakika golünde ortamı Türk oyuncular gerginleştirdi.”

İtalya Basını:

La Gazetta dello Sport: “Türkiye devam ediyor ve geçmişin öcünü almayı başarıyor. Brezilyalı taraftarlar bir sepet çileğin üzerinde bir parça krema gibi gözüküyorlardı”.

Corriere dello Sport: “Dünya Kupası’nın öcü; En fazla beklenen maç 2-2 bitiyor. Türkler beraberlik alıp, şampiyonları eliyorlar.”

Yunanistan Basını:

Goal News: “Türkler karanlığın içinde kısa sürede kaybolan bir havai fişek gösterisi olmadığını gösterdiler.”

Filathlos: “Türkler intikamlarını aldılar. İntikam, sadece anılar sıcakken alınmaz.”

Medyanın olumsuz haberlerinin olduğu kadar toplumsal birlik ve bütünlüğü de sağlayıcı olumlu habercilik anlayışı sergilediği gözlenmektedir. Bütün bu eleştirel yaklaşımlara karşılık televizyon izleyip, gazete okumak sporseverler için yeri doldurulamaz bir bilgi kaynağı ve sosyal bir davranış şekli olarak kabul edilmektedir.

2004 Avrupa Futbol Şampiyonasını Yunanistan’ın kazanmasından sonra dünya spor basınında yer alan bazı haberler izlendiğinde;

Almanya Basını:

Bild: “Rehakles 1.Avrupa Kralı” Portekiz’i 1-0 yenen Yunanistan Avrupa’nın zirvesinde”.

Frakfurter Rundachau: “Portekiz’deki Işıklar Stadı’nda Yunanistan Mucizesi”

Kicker Dergisi: “Takım ruhunu yaşayan Yunanlılar şampiyon”

Frakfurter Algemeine: “Lizbon Mucicesi”

DPA Ajans: “Yunanlılarda büyük sevinç”

Hollanda Basını:

De Telegraaf: “Yunanlılar şampiyonanın tanrıları oldu”

De Volkskrant: “Heyecan dolu şampiyona Yunan zaferi ile sonuçlandı”

Algemeen Dagblad: “Yunanlılar hünerlerini sergiledi”

Yunanistan Basını:

Filathlos: “Allahım bu ne mutluluk!”

Sportime: “Kelimeler tükendi, tek bir kelime kaldı Yunanistan”

11.5.2005 tarihinde oynanan Galatasaray-Fenerbahçe Türkiye Kupası Final müsabakası sonrasında haber ve yorumlara bakıldığında, Türk ve Yabancı yazılı spor basını arasında benzerlik olduğu görülmektedir.

Hürriyet: “5-1 ile salladılar”, (12 Mayıs 2005).

Akşam: “Kupa G.Saray’a Yakıştı”, (12 Mayıs 2005).

Fanatik: “Şampiyon Galatasaray 5-1”, (12 Mayıs 2005).

Pasfotomaç: “Arkayı Beşleyelim”, (12 Mayıs 2005).

Sabah: “Kupanın Efendisi”, (12 Mayıs 2005).

Romanya Basını:

Libertata: “Hagi’nin ilk başarısı; “Hagi’nin adı antrenörler dünyasında da ağırlık kazanmaya başladı. Kral, teknik adamlık kariyerinde dün ilk başarısını kazandı.”

Pro Sport: “G.Saray Fırtınası; Galatasaray, Fenerbahçe’yi toz ederek Türkiye Kupası’nı kazandı.”

Gazeta Sporturilor: “Galatasaray hak ederek kazandı ve sezonun ilk kupasını müzesine götürdü.”

Alman Basını:

Sport 1: “Daum’un kupa kabusu. Fenerbahçe, çok kötü bir maçtan sonra ezeli rakibi G.Saray’a 5-1 yenildi.”

Handelsblatt: “Fener rezil oldu. Daum’un takımı, Hakan Şükür’ün üç gol attığı maçta F. Bahçe, iliklerine kadar rezil oldu.”

Avusturya Basını:

Der Standart: “G.Saray Parçaladı. Galatasaray, 5-1’lik skorla ezeli rakibi Fenerbahçe’yi parçaladı.”

Yukarıdaki karşılaştırmalı örneklerden de anlaşılacağı gibi, spor medyasının hedef kitleye (okuyucu veya izleyicisine) ulaşmak için belirlediği yayın politikası; ülkeden ülkeye göre değişebileceği gibi aynı ülkede yayıncı kuruluşlar arasında da değişkenlik gösterebilmektedir. Hitap edilen hedef kitlenin futbolu algılama biçimi, taraftarlık düzeyleri ve kulüplerinden beklentileri yayın politikasının belirlenmesinde önemli unsurlar olarak kabul edilmektedir.

4.3. Seyirci Şiddet İlişkisi

4.3.1. Seyirci

Çıkarı aynı olan ve bir spor yarışmasında aynı tepkiyi gösteren daha önce organize edilmemiş insan grubuna seyirci denmektedir. Seyirci topluluklarından, belli rutinleri izleyen nispeten pasif kitleler olarak söz edilmektedir. Seyirci, oyun, gösteri veya spor müsabakalarını, olayların meydana geldiği yerde bulunarak gören kişidir. Bu tür yerlere sürekli devam eden kişilerin tümüne de seyirci denmektedir.

Müsabakayı canlı olarak seyretmenin seyirci açısından önemini vurgulamak gerekir. Çünkü seyirci, yalnızken gösteremediği coşkuyu seyirci topluluğu içinde rahatlıkla gösterebilmektedir. Böylece, bireysel bir doyum sağlamaktadır.

Seyirci şiddet ilişkisi, sporun bütün seyircilerini veya bütün sporların seyircilerini kapsayacak şekilde ele alınmakta ise de; esasında incelenmesi gereken seyirci hareketleri, büyük kitleleri stat veya salonlara çeken takım sporlarında yaşanmaktadır.

Türkiye’de halen bu tanıma uyan iki sporun olduğu söylenebilir; bunlardan birincisi futbol diğeri ise, daha küçük ölçekte de olsa basketboldür. Basketbolda oluşan seyirci hareketlerinin futbolda olanların bir uzantısı olduğunu söylemek mümkündür. Dolayısıyla seyirci hareketlerini ülkemiz için incelerken sadece futbol seyircisinin davranış ve eylemlerini ve onu tetikleyen olguları incelemek sorunu geniş çapta ele almak için yeterli olacaktır.

4.3.2.Taraftar

Taraftar kavramı, bir spor kulübüne bağlı olan, onunla ilgilenen ve onu destekleyen kimse için kullanılmaktadır. Bir taraftar için tuttuğu takımın işlevi bir referans grubu olarak görülmekte ve onun başarısı, kendisi için bir güven ve iftihar duygusunun kaynağı olmaktadır.

Sporda yapılan incelemeler taraftarlığın iki işlevinin olduğunu ortaya koymaktadır. Bunlardan biri, kişide bir yere ait olma duygusu uyandırması, diğeri ise, “fanatiklik” kelimesinin çağrıştırdığı, başka ortamlarda yapıldığında toplum tarafından kabul edilemeyecek davranışların “taraftarlık” adı altında çıkış yolu bulmasıdır.

Bir takımı tutmak, onun taraftarı olmak seyircilerin çoğunda uzun bir zaman devam etmekte, taraftarı oldukları takımın müsabakasını seyretmek için rahatsızlık içinde bilet kuyruğunda saatlerce beklemekte, yenilgi durumunda hayal kırıklığına uğramakta, kazanma durumunda da hatırı sayılır bir sevinç ve iftihar duymaktadırlar.

Spor dünyasının bütünlüğünü oluşturan tüm materyaller farklı kültürel değerlere sahiptir. Seyirci, futbolcu ve güvenlik güçleri örneğinde olduğu gibi her grup kendi oluşumu ve dinamizmi içinde değişik özellikler göstermektedir.

Bu gruplar içerisinde son yıllarda adından şiddet olaylarıyla sıkça söz ettiren futbol taraftarların değişik statü ve gruplardan oluşan bireylerden oluşması, futbol ve tuttuğu takımla ilgili gerekli bilgileri edinerek, beğeni, eleştiri ve değerlendirme yeteneklerini geliştirmiş olma durumu, bilinçli, centilmen, başarı ve başarısızlığı kabullenen bir seyirci profili ortaya çıkarmaktadır.

Bu tip kişilik yapısında olan taraftarların, takımlarının renkleriyle özdeşleşmesi, beklentilerini takımın gücüne, üstünlüğüne, galip gelmesine bağlaması, onlar için toplumda statü kazanmaları anlamına da gelmektedir.

4.3.2.1. Taraftar Dernekleri

Taraftarlığın sistemleşmiş şekli ve örgütlü sivil toplum bilincinin sonucu olarak, spor hukukuna giren bir müessese olan taraftar dernekleri; her ne ad altında olursa olsun, bir spor kulübünü desteklemek amacıyla kurulan derneklerdir.

5149 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinde taraftar derneklerinin;

5149 sayılı Kanunun amacına aykırı faaliyette bulunamayacakları,

Taraftarların spor ahlakı ve ilkelerine uygun biçimde sportif faaliyetleri izlemelerini sağlamaya yönelik eğitici faaliyetler düzenleyecekleri

hükme bağlanmıştır.

Uygulama Yönetmeliğinin 11 inci maddesinde ise;

·             Taraftarların spor ahlakı ve ilkelerine uygun biçimde sportif faaliyetleri izlemelerini sağlamak amacıyla eğitici faaliyetler düzenlemek ve kendi taraftarlarınca, spor alanında, spor ahlakına aykırı, tahrik edici veya aşağılayıcı; dil, din, mezhep, ırk, cinsiyet, etnik ve siyasi ayrımcılığa yönelik söz sarf edilmesi veya bu mahiyette afiş veya pankartların asılmasını önlemek için gerekli tedbirleri almak zorunda oldukları,

·   Dernek başkanı ve yönetim kurulu üyelerinin kendi taraftarlarını kışkırtıcı, hakemleri, rakiplerini veya kendi taraftarlarını tahrik edici veya aşağılayıcı demeç veremeyecekleri

düzenlenmiştir.

Günümüzde sporda şiddetin önlenmesi için en önemli husus seyircilerdir. Birçok ülkede seyirci profilleri için yapılan çalışmalarda değişik yöntemler uygulanmıştır. Bunların başında aile tribünleri gelmektedir.

4.3.2.2. Taraftar Temsilcileri

5149 sayılı Kanunun 3 üncü ve Uygulama Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinde taraftar temsilcileri, spor kulüplerinin kendi taraftarları arasından belirledikleri ve spor kulübünün bulunduğu yerdeki en büyük mülki idare amiri tarafından görevlendiren kişiler olarak tanımlanmıştır.

5149 sayılı Kanunun taraftar temsilcilerine ilişkin hususları düzenleyen 10 uncu maddesi uyarınca;

·   Spor kulüpleri, taraftarları arasından yeterli sayıda taraftar temsilcisi belirleyerek, bu kişilerin açık kimliklerini, adres ve adli sicil bilgilerini spor kulübünün bulunduğu yerdeki il veya ilçe emniyet müdürlüklerine bildirmektedirler.

·   Belirlenen kişiler, haklarında yürütülecek soruşturma sonucunda, bu görevi yerine getirmeye engelleri bulunmamaları halinde, en büyük mülki idare amiri tarafından taraftar temsilcisi olarak seçilmekte ve ilgili yerin il veya ilçe emniyet müdürlüklerine bildirmektedirler.

Uygulama Yönetmeliğinin 12 nci maddesi gereğince, taraftar temsilcileri, müsabaka öncesinden müsabakanın sonuçlanmasına kadar sorumlu bulundukları seyir alanında her türlü silah, kesici veya delici alet, sis bombası, ses bombası veya maytap gibi patlayıcı, parlayıcı, yanıcı veya yakıcı maddeler ile taş, metal gibi fırlatılabilecek veya yaralayıcı nitelikte sert cisim veya tehlike arz edebilecek diğer maddeler ile alkollü içecekler ve çevreyi kirletecek nitelikte konfeti ve benzeri cisimlerin kullanılmasının, ferdi veya toplu olarak, rakip takım ile taraftarlarını söz veya hareketlerle aşağılayıcı veya tahrik edici nitelikte hakaret ve sövme, kötü söz veya sloganla çirkin tezahüratta bulunulmasının engellenmesine yönelik önlemlerin uygulanmasında güvenlik güçlerine yardımcı olmaktadırlar.

4.3.2.3. Fanatik Taraftar

Günümüzdeki yaygın inanç, insanların sportif eylemlere katılarak ya da izleyerek saldırgan dürtülerden deşarj olma olanağı bulduğu yönündedir, ancak bunu doğru bir düşünce ve yaklaşım tarzı olarak kabul etmek mümkün değildir. Bu anlayıştaki yazarların düştüğü bir başka yanılgı da okuyucunun bu tarz haberleri görme istediği olduğudur.

Fanatik, aşırı tutkulu bir taraftardır. Çoğu zaman yanlarında kesici aletler, taş, zincir ve sopa gibi aletler bulunduran her zaman kavgaya hazır ve genellikle maç öncesi stadyum çevresinde uzun vakit geçiren kişilerin oluşturduğu gruplardır. Bu gruplar, bulundukları tribünde her zaman sivrilen ve hakimiyeti ellerinde bulundurmak isteyen kişilerdir. Bu kişilerin takımı için verdiği mesaj çok önemlidir. Bu “sizi izliyorum ve seviyorum” mu? Yoksa “biz buradayız ona göre oynayın mı?”

Bazı araştırma ve çalışmalarda yer alan “spordaki şiddet olaylarına, saldırganlık dürtüsünü bastıramayan, denetleyemeyen, günlük hayatta amaç ve beklentilerine ulaşamayan, yeterince sosyalleşmemiş, benlik, kimlik, kişilik bunalım içinde bulunan gençlerin yol açtığı bilinmektedir” saptaması ile yine bazı araştırma sonuçlarına göre “eğitim seviyesinin düşük olduğu ve sosyo-ekonomik bakımdan sıkıntı içinde yaşayanların şiddete daha çok eğimli olduğu” yönündeki bulgular birbirini destekler niteliktedir.

Bir spor müsabakasında bu denli fanatik olabilmek, kişinin geldiği toplumsal katmana (sosyo-kültürel ve ekonomik) ailesine, çevresine, eğitim seviyesine, coğrafi bölgesine ve yaşına bağlıdır. Daha ileri yaşlarda taraftarlığın dışa vurumunda azalma olduğu tespit edilmiştir.

Fanatiklerin tribünde sergileyebilecekleri belli başlı davranışlar:

·   Kazanmak için her yolu meşru görürler.

·   Takımları ve forma renklerine aşırı bağlılıkları vardır.

·   Onlar için oyun değil, netice önemlidir. Bunun için oyunu pek izlemezler.

·   Tutukları takım gol atınca, avazı çıkana kadar bağırmaya, içinde zaptetmeye çalıştığı heyecanı ses halinde dışarıya taşırmaya başlarlar.

·   Gol yedikleri veya yenildikleri zaman yukarıdaki ruh halinin tam tersi bir hal alırlar.

Fanatiklik; aynı takımın taraftarı olmak, aynı arkadaş grubu içinde yer almak, aynı mahallenin ya da aynı caddenin çocuğu olmak, aynı işi yapmak gibi çeşitli yapıların herhangi birinde ya da hepsinde kendisini göstermektedir. Taraftarlar arasında birbirini koruma ve kollama, delikanlı ahlakının bir parçası olarak kabul edilmektedir.

4.3.4. Holigan Taraftar Şiddet İlişkisi

4.3.4.1. Holigan Kavramı

Futbolun taraftar boyutu dünyanın hemen her yerinde benzer sosyo-psikolojik dalgalanmalara neden olmaktadır. Çünkü futbol sınırları, kültürleri ve ırkları aşarak tüm dünyayı kucaklamıştır. Bu olgudan soyutlanan ne bir kıta, ne de bir ülke düşünmek olası değildir. Ancak kültürler, taraftarların futbol sonuçları karşısındaki tutumlarının nitelik ve derece farklılığının da ölçütü olmaktadır. Örneğin Brezilyalılar “giydikleri ve giymedikleri giysiler ve sürdükleri boyalarla” tanınırlarken, İngilizler toplu şarkıları ve taraftarlıkta şiddet boyutunu öne çıkaran “holigan” imgesiyle şöhret olmuşlardır.

Holigan kavramı; ilk olarak 107 yıl önce Büyük Britanya’da ortaya çıkmış, 1898 yılında Dail News gazetesinin maçlarda kavga çıkaran fanatik gruplara, Londra’da bir çok kavgaya karışmasıyla ünlü ayyaş, Patrick Holigan’ın ismini verip “holigan çeteleri” tabirini kullanmasıyla doğmuştur.

Günümüzde ise 1960’ların asi futbol taraftarları için kullanılmaktadır. Başka bir ifadeyle holigan kavramı, azgın gözü kara anlamında kullanılmaktadır. Holiganlar, daha çok İngiltere’de varlığını hissettirmiş, az sayıda olmalarına rağmen varlıklarını kabul ettirmişlerdir.

Bir futbol takımına bağlı/ait olma kimliğini taşımaları onları birleştirmiştir. Diğer Avrupa ülkelerinde de Hollanda, Almanya, Danimarka, Belçika gibi ülkelerde bu tarzda grupların olduğu bilinmektedir.

Bu açıklamalar ışığında holiganlık:

·ÊŞiddet,

·ÊAsayişsizlik,

·ÊToplum karşıtı davranışlar,

·ÊÖnceden tasarlanmış ve örgütlenmiş veya anlık,

·ÊBelli etkenler sonucu ortaya çıkan davranışlar ve

·ÊÇoğunlukla aşırı alkol tüketimiyle bağlantılı olarak oluşan

Psikopat ve sosyopat olarak da adlandırılan kişilerin oluşturduğu ve belirgin özelliği çevreye uyum sağlayamamak olan bir gruptur.

Holiganlar:

·ÊYaptıkları hareketlerin sonucundan utanmayan ve pişmanlık duymayan,

·ÊSorumluluk duygusu taşımayan,

·ÊÇok rahat yalan söyleyen ve hırsızlık yapan,

·ÊKuralları tanıma ve çok rahat kavga çıkaran,

·ÊBüyük çoğunluğu aşırı alkol alan ve

·ÊYaptıklarının bilincinde olan kişilerdir.

Kulüp yöneticilerinin ve gazete yazarlarının taraftarı galeyana getiren açıklamaları, müsabakaların ölüm kalım savaşı halinde yansıtılması holiganizm üzerinde etkili olmaktadır.

İngiltere’de, kulüp yöneticilerinin ve taraftar yetkililerinin holiganlar hakkındaki görüşleri üzerine yapılan bir araştırma verilerine göre:

Tablo 1. Araştırmaya katılan deneklerin yaş ortalamaları

                YAŞ                              %      

               13-60                     %   7,7

               16-60                     % 61,5

               20-60                    % 30,7

       TOPLAM                     %  100

Tablo 1. izlendiğinde deneklerin % 92.2’sinin 16-60 yaş arası genç ve yetişkin grubunda oldukları görülmektedir.

Tablo 2. Araştırmaya katılan deneklerin yaş ortalamaları

Futbol holiganının karakter özellikleri         %

Şiddet içerikli eylemler yapmaya gelen % 47,6

Agresif kişiliğe sahip olan            % 38.1

Maç izlemeye gelmemiş olan                      %14,3

TOPLAM   % 100

Tablo 2. İzlendiğinde, araştırmaya katılan holiganların % 47,6’sının “Şiddet içerikli eylemler yapmaya gelen, % 38.1’inin “Agresif” kişiler olduğu görülmektedir.

Türkiye’de futbol fanatiği olarak adlandırılabilecek bir grup taraftarın sosyal kimliklerini saptamak amacıyla yapılan; “Futbol Fanatikleri: Sosyal Kimlik ve Şiddet” başlıklı benzer bir çalışmanın verileri izlendiğinde,

Tablo 3. Araştırmaya katılan deneklerin yaş ortalamaları

YAŞ  Fanatik                             %

10-19         348                     % 28,0

20-29         628                     % 50,6

30-39         232                     % 18,7

40 ve üzeri 31                       % 2.5

TOPLAM  9                        1239                      % 100

Tablo 3’e bakıldığında, araştırmaya katılan deneklerin % 50,6’sının “20-29”, % 28’inin ise “10-19” yaş grubunda oldukları görülmektedir.

Tablo 4. Araştırmaya katılan deneklerin eğitim düzeylerine ilişkin yüzdeler

EĞİTİM       F                             %

İlkokul     118                     % 13,0

Ortaokul 431                     % 48,1

Lise           244                    % 27,2

Üniversite 100                     % 11,7

TOPLAM 896                      % 100

Tablo 4’e bakıldığında, araştırmaya katılan deneklerin % 48,1’inin “İlkokul”, % 27,2’sinin “Ortaokul” mezunu oldukları görülmektedir.

Tablo 5. Araştırmaya katılan deneklerin yaşamını nasıl sağladığına ilişkin bulgular

İŞ ALANI                   Fanatik                             %

Boş Gezer 103                     % 10.3

İşçi            276                     % 26,8

Esnaf Çırağı                           222                     % 21,6

Öğrenci    200                     % 19.4

Şoför          65                       % 6,3

Esnaf          60                       % 5.8

Otoparkçı 41                       % 3,9

Memur       33                       % 3,2

Pazarcı       27                       % 2,6

TOPLAM 896                      % 100

Tablo 5’e bakıldığında, araştırmaya katılan deneklerin % 26,8’inin “İşçi”, % 21,6’sının “Esnaf Çırağı”, % 19,4’ünün “Öğrenci”, % 2,6’sının ise “Pazarcı” oldukları görülmektedir.

Tablo 6. Araştırmaya katılan deneklerin alkol kullanma yüzdeleri

Alkol Kullanma                  Fanatik              %

Hergün     107                     % 11,9

2-3 Günde                           196                     % 21,8

4-5 Günde                           343                     % 38,3

Haftada bir                          204                    % 22.7

Ara sıra      43                       % 4,8

Kullanmam 3                      % 0,3

TOPLAM 896                      %100

Tablo 6’ya bakıldığında, araştırmaya katılan deneklerin % 38,3’ünün “4-5 Günde”, % 22,7’sinin “Haftada” ve % 21,8’inin “2-3 Günde” bir alkol aldıkları görülmektedir.

Tablo 7. Araştırmaya katılan deneklerin maç öncesi alkol kullanma alışkanlıklarına ilişkin bulgular

 

 

Kullanırım

Ara sıra

Kullanmam

 

 

 

Alkol Kullanma

F

%

F

%

F

%

İSTANBUL

298

%  73,4

63

% 15,5

45

%11.0

İZMİR

203

% 70,3

56

% 19,5

28

% 9,7

ANKARA

121

% 59,6

44

% 21,6

38

% 18,7

TOPLAM

622

% 69,4

163

% 18,1

111

% 12,3

 

 

Tablo 7’ye göre, araştırmaya katılan İstanbul grubundaki deneklerin % 73,4’ünün, İzmir grubunun % 70,3’ü ve Ankara grubunun % 59,4’ünün maça “Alkollü”, olarak geldikleri tespit edilmiştir.

Sonuç olarak; İngiltere ve Türkiye’deki grupların karşılaştırılmasına bakıldığında, her iki grupta eğitim oranlarının düşük olması, yaş gruplarının birbirine yakınlığı ve alkol kullanma alışkanlıklarının benzerlik gösterdiği görülmektedir. Ancak bu veriler her iki grubu şiddet eylemlerine yönelten tetikleyici unsurlarının da aynı olduğu anlamına gelmemektedir.

Her iki grupta da; tek başına saldırganlık gösteren bir seyirci veya kitlesel saldırganlığa katılan ve bunun sonucunda da bir takım tahripkar davranışlar sergileyenler, holigan ve antisosyal olarak değerlendirilmektedir.

4.3.5. Amigoların Şiddet Olaylarına Etkisi

Amigo, belirli bir takımla özdeşleşen taraftarın, maç sırasında, maça katılımını tezahüratla hızlandıran bir yönetici görevi yaparak şartlar ne olursa olsun, gerektiği zaman hiç değilse takımının bir parçasını toplayabilen, onları organize edebilen kişidir. Amigoluk futbolda çok önemli yeri olan bir görevdir. Amigolar, tribünleri dolduran taraftar kitlelerini, hem olumlu, hem de olumsuz yönde etkileyebilmektedirler. Kitle iletişim psikolojisi ile, lider konumundaki kişi ne yaparsa kitle de o kişinin hareketlerine katılmaktadır. Dolayısıyla amigolar da tribünlerde birer lider konumuna gelmektedirler. Onların her hareketi seyirciyi etkileyebilmektedir.

Günümüzde tribün liderleri olarak da tanımlanan amigoların, takımları için saatlerce tezahürat yapmaları, deplasmana giderek takımlarını desteklemeleri, takımına sahip çıkarak oyuncularını motive etmeleri, takımları için şarkı bestelemeleri olumlu davranışlar olarak kabul edilse de, son zamanlarda sıkça görülen şiddet olaylarının içinde olmaları, müsabakalarda hakem, oyuncular, rakip taraftarlara ve teknik adamlara karşı sportif erdeme yakışmayacak davranışlar sergilemeleri, karaborsa bilet satışı ve alkol alarak müsabakaya gelmeleri olumsuz davranışlar olarak görülmektedir.

 

Takımlarının başarısında önemli derecede pay sahibi olan amigoların, dernek çatısı altında örgütlenmeleri, bu grupların denetim, gözetim ve organizasyonlarında kontrollerinin sağlanmasında kolaylık sağlayacaktır.

Ekonomik ve sosyo-kültürel düzeyleri dikkate alındığında, bu grupta yer alan kişilere, spor ahlakı ve psiko-sosyal alanlarda eğitim verilmesi, olumlu davranışların sergilenmesine yardımcı olacaktır.

Kulüp amigo ilişkisinde, genellikle ekonomik düzeyleri düşük kişilerden oluşan amigolara yöneticiler tarafından sağlanan desteğin illegal yollarla değil, legal yollarla yapılması sağlanmalıdır. Deplasman giderleri ve bedava bilet verilmesi gibi destekler kontrol edilmelidir. Bu desteği kendi çıkarı için kullanan amigolar için yasal işlem yapılmalıdır.

4.3.6. Türkiye’de Meydana Gelen Bazı Şiddet Olayları

Spor, şiddet ve saldırganlık ilişkisi sporun tarihi kadar eskiye dayanmaktadır. Bu çatışmalarda görünür neden; bir gol, bir tezahürat şekli veya maç çıkışı bir gerginlik olurken, bunların gerisinde uluslararası tarihi çekişmeler de yatabilmektedir. Neticede kitle hareketi halini alan olaylar insanlık tarihinde önemli bir yer tutmaktadır.

Spordaki şiddet olayları:

Şiddete dayalı hareketler,

Teknik hatalara bağlı kazalar,

Tedbirsizliğe bağlı kazalar ve

Tedbirsizliğe bağlı panik neticesinde oluşan kazalardan oluşmaktadır.

Şiddete dayalı hareket ve olaylar:

1949 (İstanbul); Veliefendi Hipodromu yarışların hemen sonunda yakılıp, talan edilmiştir.

·   1967 Eylül ( Kayseri); 2. lig Kayserispor-Sivasspor müsabakasında çıkan olaylarda 40 kişi ezilerek ölmüş, 600 kişi yaralanmıştır.

·   1969 Haziran (Kırıkkale); Taraftarlar arasında çıkan kavgalar ve ateş edilmesi, sonucunda 10 kişi ölmüş ve 102 kişi yaralanmıştır.

·   1993 Ekim (Kocaeli); Kocaelispor’un Ankaragücü ile yapacağı maçı izlemek için giden taraftarların yer kavgası sonucu Selçuk Soner isimli taraftar silahla öldürülmüştür.

·   1996 Mayıs (Trabzon); Trabzon’da oynanan Trabzonspor-Fenerbahçe müsabakasında, Trabzonspor’un yenilmesi sonucu Mehmet Dalaman ve Hüsnü Civelek isimli taraftarlar intihar ederek yaşamlarına son vermişlerdir.

·   2001 Ocak (İstanbul); Fenerbahçe-Efes Pilsen basketbol maçı sırasında bir seyirci tribünden atlayarak hakemi tartaklamıştır.

·   2002 (İstanbul); Galatasaray-Leeds maçı öncesinde çıkan olaylarda, iki Leeds United taraftarı Taksim’de öldürülmüştür.

·   2005 (İstanbul); Beşiktaş İnönü Stadyumunda, Cihat Aktaş isimli taraftarı bıçaklanarak öldürülmüştür.

Teknik hatalara bağlı kazalar:

·   1964 İstanbul; Ali Sami Yen Stadı’nın açılışında Türkiye ile Bulgaristan arasında oynanan milli maçta tribün korkuluğu çökmüş, 84 kişi yaralanmıştır.

Tablo 8. 24.3.2004 tarihinde yürürlüğe giren yasa sonrasında haklarında işlem yapılan suçlu sayısı ve tahakkuk eden cezaların il bazında dağılımı (22.12.2004)

                                                        6 AY SEYİRDEN    4 AY SEYİRDEN

                                   TAHAKKUK MEN CEZASI         MEN CEZASI

                        EDEN İDARİ VERİLEN KİŞİ        VERİLEN KİŞİ

İL ADI        SUÇLU SAYISI         PARA CEZASI      SAYISI                   SAYISI

ANKARA           90                   104.750                            31                              1

ÇANAKKALE   10 Yasal işlem yapılmış                 -                               -

ESKİŞEHİR       10                     10.500                              3                               -

İZMİR                   8                       2.000                              2                               -

KOCAELİ            7                       7.000                              7                              -

YALOVA              1                       1.000                              1                               -

İSTANBUL        58                     55.750                            38                              9

GAZİANTEP        4                       3.500                              -                               -

KONYA             20                     20.000                              4                              -

SAKARYA           1                       1.000                               -                               -

TRABZON        51                     34.750                              5                              6

BİTLİS                 4                               -                              4                               -

ANTALYA           4                       4.000                               -                               -

MUĞLA                1                       1.000                                -                               -

KAYSERİ             1 Yasal işlem yapılmış                 -                               -

DİYARBAKIR    3                       1.250                               -                              1

TOPLAM         269                   246.000                            95                            17

Tablo 8’e bakıldığında toplam 269 suçluya, 246.500 YTL İdari Para Cezası tahakkuk ettirildiği, 95 suçluya 6 ay, 17 suçluya ise 4 ay Seyirden Men Cezası verildiği görülmektedir.

NOT: Çanakkale İlinde 10, İzmir İlinde 6, Kayseri İlinde 1, Diyarbakır İlinde 1 suçlunun ceza tahakkuku bildirilmemiştir.

4.3.7. Dünya’da Meydana Gelen Bazı Şiddet Olayları

Şiddete dayalı hareket ve olaylar:

·   1959, Napoli (İtalya): seyircilerin itişmesi sonucunda çıkan kargaşada 65 kişi yaralanmıştır.

·   1964, Lima (Peru): Tokyo Olimpiyatları eleme grubu Peru-Arjantin müsabakasında hakemin ev sahibi takımın golünü iptal etmesi sonrası çıkan olaylarda, 320 kişi ölmüş ve 1000 kişi yaralanmıştır.

·   1966, Kahire (Mısır); Zamalek-National takımları arasında oynanan maçta taraftarlar arasında çıkan kavgada 300 kişi yaralanmıştır.

·   1969, Honduras ile El Salvador arasındaki Dünya Kupası ön eleme grubu müsabakasında çıkan olayların iki ülke arasında dört günlük savaşa dönüşmesi sonucu 2000 kişi ölmüştür.

·   1971 Glasgow (İskoçya); Celtic-Glasgow maçı sonrasında meydana gelen ezilmeler sonucunda 66 kişi ölmüştür.

·   1982 Cali (Kolombiya); Cali-Amerika maçı sonrasında çıkan olaylarda 24 kişi ölmüş ve 197 kişi yaralanmıştır.

·   1985 Brüksel (Belçika); Heysel stadyumunda, Liverpool-Juventus Avrupa Şampiyonası Kupası final müsabakasında İngiliz seyircilerin İtalyan seyircilerin tribününe hücumu sonunda çıkan panik ile ezilme ve boğulmalar sonucunda 39 kişi ölmüş ve 600 kişi yaralanmıştır.

·   1986, (İspanya); Atletico-Barselona maçı sonrasında çıkan olaylarda, 15’i ağır 55 kişi yaralanmıştır.

·   1986 (Meksika); Meksika-Belçika maçı sonrasında Meksikalı seyircilerin taşkınlıkları sonrasında 187 kişi yaralanmıştır.

·   1987 (Hollanda); Ajak-Den Hoog müsabakasında iki takım taraftarlarının kavgası sonucu 50 kişi yaralanmıştır.

·   1989 (Çin); İki Çin’li atlet start tabancasıyla 6 kişiyi öldürmüştür.

·   1989 (Yunanistan); Olimpiyakos-AEK takımları arasındaki müsabakada çıkan olaylarda 50 kişi yaralanmıştır.

·   1990 (İngiltere); İngiltere-Almanya müsabakası sonrasında çıkan olaylarda 3 taraftar öldürülmüştür. Yüzlerce taraftar yaralanmıştır.

·   1994 (Kolombiya); Amerika’daki Dünya Kupası grup eleme müsabakasında kendi kalesine gol atan Kolombiya milli takım futbolcusu Eskobar fanatik bir taraftar tarafından öldürülmüştür.

·   1995 (Yunanistan); Panatinaikos-Olimpiyakos müsabakasında bir taraftar bıçaklanarak öldürülmüştür.

Teknik hatalara bağlı kazalar:

·   1902 (İskoçya); İskoçya-İngiltere müsabakasında açık tribünün çökmesi sonucu 25 kişi ölmüş ve 342 kişi yaralanmıştır.

·   1918 (Hong Kong); hipodromda tribün çökmesi sonucu 609 kişi enkaz altında kalmıştır.

·   1957 (İtalya); Fiorentina-Juventus maçında tribün çökmesi sonucu 5 ölmüş ve 300 kişi yaralanmıştır.

·   1975 (S.S.C.B.); Moskova’da oynanan S.S.C.B.-Kanada genç milli takımlar müsabakasında elektriklerin kesilmesi sonucu oluşan panik sonrası 20 kişi ölmüştür.

·   1988 (Libya); Libya-Malta müsabakasında tribün çökmesi sonucu 30 kişi ölmüştür.

Tedbirsizliğe bağlı kazalar:

·   1946 (İngiltere); Bolton’da stadyum kapasitesinden fazla seyirci alınması sonucu 33 kişi ölmüş ve 500 kişi yaralanmıştır.

·   1974 (Mısır); Kahire’de 40 bin kişilik stadyuma 80 bin seyirci alınması neticesinde tribünün çökmesi sonucu 48 kişi ölmüş ve 47 kişi yaralanmıştır.

·   1985 (Meksika); Puma-Amerika müsabakasında dışarı çıkmak isteyen seyircilerin yarattığı izdiham sonucu 8 kişi ölmüştür.

·   1989 (Nijerya); Nijerya-Angola, Dünya Kupası Afrika C grubu eleme karşılaşmasında 80 bin kapasiteli stada 100.000 kişi alınınca müsabaka sonrasında 7 kişi kalabalıkta sıkışarak ve ezilerek, Nijerya milli takım oyuncusu Sain Okwangi ise maçtan 10 dakika sonra kalp krizi geçirerek ölmüştür.

·   1991 (Yunanistan); Olimpiyakos-AEK takımları arasındaki müsabaka öncesinde karnına havai fişek gelen bir taraftar hayatını kaybetmiştir.

Tedbirsizliğe bağlı panik neticesinde oluşan kazalar:

·   1968 (Arjantin); River Plate- Baco Juniors derbi maçı sırasında patlatılan havai fişekler yangına sebepce olunca, seyircilerin panikle çıkış kapıların yönelmesi neticesinde oluşan panik sonucunda 80 kişi ölmüş ve 50 kişi yaralanmıştır.

·   1981 (Kolombiya); Amerika-Deporive müsabakasında bir seyircinin üst kattan, alt tribünlerdeki seyircilerin üstüne düşmesi sonucu panik sonucunda, 24 kişi ölmüş ve 60 kişi yaralanmıştır.

·   1985 (İngiltere); Bradford City-Lincoln City arasındaki maç esnasında çıkan yangından dolayı oluşan panik neticesinde 53 kişi ölmüş ve 385 yaralanmıştır.

·   1988 (Nepal); 12 Mart Katmandu Stadyumu’nda müsabakayı seyreden taraftarlar, başlayan dolu yağışından korunmak için kapalı yerlere koşuşturmaya başlayınca çıkan panik neticesinde 72 kişi ölmüş ve 200 kişi yaralanmıştır.

·   1989 (İngiltere); Liverpool-Nottingham Forest arasında oynanan müsabaka sonrası çıkan olaylarda 95 Liverpool taraftarı ölmüştür.

·   1990, Mogadiscio (Somali): devre arasında birkaç yüz seyircinin sahaya girmesi nedeniyle, askerlerin bunları dağıtmak için havaya ateş açması ve seyirciler kapılara yönelmesi sonucunda bir kısmı sıkışarak boğulurken, dışarı çıkanlara da Başkanlık Muhafızlarının bir suikast girişimi olduğunu sanarak açtığı ateş sonucu 62 kişi ölmüş, 200 kişi yaralanmıştır.

·   1993 (Kolombiya) Dünya Kupası Eleme Grubunda Kolombiya-Arjantin maçı sonrasında aşırı taşkınlık yapan taraftarların neden olduğu olaylarda 76 kişi ölmüş, 900 kişi yaralanmıştır.

·   1997 (Nijerya); Gine müsabakasından sonra çıkan olaylar neticesinde 5 kişi ölmüş, 15 kişi yaralanmıştır.

4.4. Sporcu Saldırganlık ve Şiddet Eylemleri İlişkisi

Sporcuların saldırgan davranış göstermelerinin nedeninin çoğunlukla düş kırıklığı, engellenme ve sosyal öğrenme kuramları çerçevesinde taktiksel amaçlı yani enstrümantal olduğu, faullerin bir araç olarak kullanıldığı, oyuncuların antrenörlerinin etkisinde kaldıkları ve önceden öğrenmiş oldukları davranışları müsabakalarda sergiledikleri görülmektedir.

Müsabakalarda mutlak kazanma isteğinin sporcu üzerinde yarattığı baskı sporcunun davranışlarını etkilemektedir. Sporcular bu durumlarda antrenör, seyirci, yönetici vb. kişilerin etkisinde kalarak “yapması gerekeni değil de, kabul göreni” yapmaktadırlar. Bu büyük ölçüde rakibe, hakem veya seyircilere karşı saldırgan davranışlar içeren sonuçlar oluşturmaktadır. Bu şekilde sporcularda zaman zaman aşırıya kaçan ve beklenilmeyen çok değişik davranışlar ortaya çıkmaktadır.

Sporcuların davranışlarına etki eden sebeplerin başında seyircilerin sözlü ve bazen fiili saldırıları gelmektedir. Bu şiddet ve fanatizm, sporcuların sahip olduğu kabiliyet, çalışkanlık, özveri gibi olgular ile sporcuların yaşadığı bir takım zorluklar da unutularak, onları adeta suç işlemiş toplum düşmanı gibi telakki edilmesine sebep olmaktadır.

Özellikle profesyonel müsabakalarda, maçın kazanılması sonucu elde edilen maddi ve manevi kazançlar oyuncuların davranışlarını zaman zaman kontrol etmelerini engellemekte, sporcular amacına ulaşamayınca enstrümantal (taktik) ve düşmanca saldırgan davranışlar sergilemekte ya da gerek antrenörün gerekse seyirci ve basının aşırı baskısı sonucu bire bir mücadelede rakibini sakatlamaya yönelik hareketler yapabilmektedirler.

Müsabaka esnasında sporcuların sergiledikleri saldırgan davranışların nedenleri çeşitli olmakla birlikte, Sporcular;

·   Takımı kaybediyorsa,

·   Hakem veya hakemlerin kötü bir müsabaka yönettikleriyle ilgili bir algı varsa,

·             Şaşırmışlarsa,

·   Herhangi bir fiziksel temas ya da sakatlanma sonucu fiziksel olarak acı çekiyorlarsa ve

·             Kapasitelerinin altında oynuyorlarsa daha saldırgan olmaktadırlar.

Sporcuların fair- play dışı davranışlarında iki türlü yaklaşım söz konusudur. Birincisinde sporcuların (kasıt olmadan) iyi niyetli olması ya da bilinçsiz davranışta bulunmalarıdır.

Kasıtlı olmayan hareketler; topa sahip olmak için yapılan ve oyunun doğasında olan (itme- tutma-vurma..vb.) hareketlerdir. Sahanın içinde sporcuların kasıt olmadan birbirlerine yönelik hareketleri sporcunun uyarılara karşı verdiği doğal bir tepki veya reflekstir. Oyunun doğasından kaynaklanan bedensel (çarpma, çekme, itme, tutma, vurma...gb.) temaslar, zarar verme niyeti taşımayan, başkalarını kontrol etme veya onlara baskın gelme eğilimi olarak tanımlanmaktadır.

İkinci grupta ise, sporcuların “bilgi yoksunluğu”, “akıl yürütememesi”, “kin duygusu”, “kural dışı görev verilmesi”, “aşırı hırs”, “güç gösterisi” ve “başarılı olma” düşüncesi yer almaktadır.

Bilgi yoksunluğu: Sporcuların oyun kurallarını yeterince bilmemeleri fair-play dışı davranışlara yol açmaktadır. Bu tür davranışların ortaya çıkması durumunda, hareketin yanlışlığı ortaya çıkıncaya kadar uygulamalar devam etmektedir. Örneğin; pasif ofsayt kuralını uygulayan hakeme pozisyon sonrası sözlü ve fiili kaba davranış sergileyen bir oyuncunun maç sonrası pozisyonu televizyondan izleyip kuralı öğrendikten sonra ben bu kuralı bilmiyordum demesi.

Akıl yürütememe: Oyun kurallarından ya da yönetmeliklerden öğrenilemeyecek ve ancak bireysel bazda hissedilecek çok önemli fair play davranış kalıpları söz konusudur. Bu kurallar bireyler tarafından gözlem ve yorumlanarak öğrenilmektedir. Örneğin; yere düşen rakip oyuncuyu yerden kaldırmak.

Kin duygusu: Müsabaka kritiklerinde sık sık duyulduğu gibi sporcular kendilerinin hakem tarafından haklarının yenildiğini ifade etmektedirler. Müsabaka içinde tüm yanlış kararların kendi alehine verildiğinden bahsetmektedirler. Bu nedenle de müsabaka içinde saldırgan davranışları adeta intikam alırcasına yapmaktadırlar. Örneğin; kendisine yapılan harekete faul çalınmamasına sinirlenen bir oyuncunun rakip oyuncuya kasti tekme atarak hakeme tepkisini göstermesi.

Kural dışı görev verilmesi: Güçlü takımlarla oynanan müsabakalarda, rakip takımın oyun düzenini bozmak ve yıldız oyuncularını markaja almak için sert oyun tarzı, bazı antrenörlerin sıkça başvurdukları taktik anlayışlarından birisidir. Bu durumda takımda fizik gücü yüksek oyunculara bu görev verilmektedir. Oyuncu kendisine verilen görevi yerine getirmek için her türlü kural dışı davranışı sergilemekten çekinmemektedir. Örneğin; topsuz alanda tutma, itme, tekme atma, küfür etme vs. hareketleri yaparak rakibi etkisiz hale getirmeye çalışır.

·   Aşırı hırs: Sporcuların aşırı hırsı oyunun gidişatı içerisinde, eğer bu eğilimlerin önüne geçilip engellenmezse giderek artarak oyun düzeninin bozulmasına yol açabilmektedir. Örneğin, Bülent Korkmaz aşırı hırsını kontrol edemediği zamanlarda yaptığı agresif hareketleri nedeniyle zaman zaman eleştiri konusu olmuştur.

·   Güç gösterisi: Üst düzey bir fiziksel aktivite de, fizik gücü yüksek oyuncular takımları için önem kazanmaktadırlar. Bu durumda sporcunun gereksiz güç kullanımı kural dışı davranışlar sergilemesine yol açabilmektedir. Örneğin; futbolcunun, seyircilerin “vur” isteğine olumlu tepki vererek gereksiz yere kural dışı davranışlarda bulunması, bu durumda oyuncu yapması gerekeni değil de kabul göreni tercih etmekte ve centilmenlik dışı davranışlarını sürekli hale getirmektedir. Seyirciler üzerinde yapılan anket çalışmasında seyircilerin % 26’sı futbolcuların davranışlarından tahrik olduklarını belirtmektedirler.

·   Başarılı olma düşüncesi: Takımlara varolan başarılı olma düşüncesi onları yanlış uygulamalara götürebilmektedir. Bu davranışlar çoğunlukla sporcular tarafından farkında olmadan ve sorgulanmadan yapılan davranışlardır. Örneğin; futbolcuların küme düşmeme maçını kazanmak için saha içinde her türlü yolu denemekten çekinmemeleri.

Futbolcuların oyun kurallarını ihlal ederek hakeme veya rakibine karşı “kışkırtıcı”, “tehdit edici” veya “hedef gösterici” hareketler sergilemesi, hakim olmak, yenmek, yönetmek amacı ile güçlü, şiddetli, etkili bir hareket; bir işi bozma, engelleme, yaralayıcı, hırpalayıcı veya tahrip edici (yıkıcı, yok edici) amaç taşıyan bir davranış şekline dönüşebilmektedir.

4.5. Antrenör Şiddet İlişkisi

4.5.1. Antrenör Kavramı ve Şiddet İlişkisi

Antrenörler, sporcuları bedensel ve zihinsel olarak müsabakaya hazırlayan, bilgi, yetenek ve deneyimlerini sporcularına aktaran, oyuncuları eğiterek oyun zekalarını geliştiren kimselerdir. Teknik adamın eğitimli, değişik kültürlerle yaşamayı bilen, iletişimi, vücut dilini iyi bilen karizmatik bir lider yeteneğine sahip olması aranılan özellikler olarak kabul edilmektedir.

Antrenörlerden beklenilen sadece sporcularının yeteneklerini keşfetmek, onların fiziksel ve zihinsel gelişimlerine katkıda bulunmak değil, sporun tüm unsurları üzerinde eğitimci formasyonunu göstermek ve bu sorumluluğu taşımasını bilmektir.

Spor faaliyetlerinin bilimsel ölçülerle yapılması, bir eğitmen olan antrenörün önemini ve gerekliliğini artırmaktadır. Antrenör, sporun ve sporcunun üst düzey verimliliğe ulaşmasında bu gelişimi sürekli kılmaya çalışan kişidir. Sporda gelişmiş ülkeler, sporcuların yetişmesi ve başarısında önemli rolü olan antrenörlerin eğitilmesinde bilimsel ölçülere göre çalışan ülkelerdir.

Takımlarının başarılarında “pay”, başarısızlıklarında ise “sorumluluk” sahibi olan antrenörlerin bir diğer sorumluluğu seyirciye karşıdır. Müsabaka ile ilgili olarak verdiği demeç ve sergilediği davranışlarla seyircileri etkileme gücüne sahip olmaları, şiddet ve fair-play açısından büyük önem taşımaktadır.

Antrenörün sorumsuzca hareketleri, sadece kazanmak için davranması olumsuz etkilere neden olmaktadır.

Takımın bilimsel yöntemlerle performansının artırılmasının, kulübün hedeflerine ulaşmasında önemli etkenlerden biri olduğunun sorumluluğuyla hareket eden antrenörlerin, kulüpleriyle olan sözleşmelerinin devamlılığının mutlak başarıya endeksli olması, her maçın mutlaka kazanılması beklentisi, oyuncularda olduğu kadar antrenörler üzerinde de baskı oluşmasına neden olmaktadır. Bu baskı zaman zaman oyun mantalitesi ve karakterleriyle örtüşmeyen davranışları sergilemelerine neden olmaktadır. Örneğin; oyun anlayışı olarak centilmence mücadele etmesi ile tanınan bir       antrenör karşılaştığı baskı altında katı futbol anlayışı veya rakiplerini hedef alan, “Savaşacağız”, “Kelle kopacak!”, “Hakeme gözlük” “Leş kargaları”, “Kucağa atılıyoruz” gibi hakaret içerikli ve hedef gösterici demeçler verdiklerine rastlanmaktadır.

4.5.2. Spordaki Aşırı Rekabet ve Şiddetin ÖnlenmesindeAntrenörlere Düşen Görevler

İyi bir antrenör;

· Öncelikle iyi bir eğitimci; bilimsel, felsefi, ahlaki alanlarda kendisini ve sporcusunu geliştirmekle sorumlu prensip sahibi bir kişi olmalıdır.

·   Gerçekçi hedeflerle sporcularının güçlü yanlarını açığa çıkmasını sağlamalıdır.

·   Sporcuların saha içerisinde yapması gereken olumlu ve olumsuz davranışları belirlemeli, rakibe, hakeme, seyirciye, yönetime, medyaya karşı hal ve hareketlerine dikkat etmesi gerektiğini, ihlal durumunda başarılı olunsa bile o sporcunun cezalandırılmasını sağlamalıdır. Kazanmanın her şey olmadığını bilen ve öğreten bir kişi olmalıdır.

·             Çalışmalarında oyuncuların deneyimlerini arttırarak, oyuncuların kendilerini güvenilir bir insan olarak hissetmelerini sağlayacak bir öğretmen gibi olmalıdır.

·   Başarısızlık durumunda yenilgiyi kabul etmelidir. Böylece yenilginin nedenlerini bulmalı ve yenilgiye neden olan faktörleri saptayarak önlemlerini almalıdır.

·   Başarısızlığı başkalarına yükleyerek, başarı durumunda ön plana çıkmamalıdır. Başarıyı da, başarısızlığı da kabul eden, başarısızlık durumunda sporcusunu yalnız bırakmayan kişilikte olmalıdır.

4.6. Hakem Saldırganlık ve Şiddet Eylemleri İlişkisi

Toplumda insanlar arasındaki anlaşmazlıkları, çatışmaları durduran, çözümleyen, sosyal veya sportif barışı sağlamaya yönelik mekanizmalar, mevkiler vardır. Bu odaklar kurallara uymayanlara karşı toplumun denge unsurlarıdır. Toplumun dili, gözü ve vicdanıdırlar. Görevlerini ne kadar dürüst, yasal ve adaletli yaparlarsa toplumdan da o ölçüde saygı görürler ve toplumun güvenini kazanırlar. Sosyal yaşamda hakimler, sportif yaşamda da hakemler bu konuda etkin bir rol oynamaktadırlar.

Hakem, kendisine verilen yetkilerle, bir yargı görevi üstlenerek müsabakaların kurallar dahilinde oynanmasını, aksi davranışların cezalandırılmasını sağlayan kişidir. Hakemlik futbolun en önemli unsurlarından birini oluşturmakta, seyirci, futbolcu ve rakip takımlar arasında köprü görevi görmekte, bir yandan da oyunun önceden belirlenmiş kurallar çerçevesinde değerlendirmesini yapmaktadır.

Günümüzde çağdaş hakem; futboldaki değişimleri izleyen, FİFA, UEFA ve Merkez Hakem Kurulu talimatlarını takip edip uygulayan, hızlı ve tempolu oyunun gerektirdiği fiziksel ve zihinsel yeteneklere sahip, hakemlik kurumunun prensiplerine saygılı, arkadaşlarına ışık tutan, kendine güvenen, mütevazı, bilgili, görgülü ve kültürlü bir portre çizen kişi olarak tanımlanmaktadır.

Hakemlik, son derece ciddi ve olgun bir insan kişiliği ve sorumluluk duygusu gerektiren bir meslektir. Bundan ötürü bir hakemin spor tekniğine ait, mesleki fiziğini ve sağlığını ilgilendiren çeşitli özellikleri ve yeteneklerinin yanında, bir takım psikolojik nitelikleri ve moral değerleri de taşıması gerekmektedir.

İnsan faktörünün, hakemlikte tarafsız olmak, kuralları iyi yorumlamak bakımından önemini vurgulayan FİFA, hakemlerle birlikte, seyirci ve sporcuları da kapsayan on maddelik bir temel ahlaki belge sunmuştur.

Buna göre;

·   Kazanmak için oynamak,

·             Centilmence oynamak,

·   Oyun kuralları ile uyum içinde olmak,

·   Birbirine saygılı olmak,

·   Yenilgiyi şerefle kabul etmek,

·   Branşa olan ilgiyi geliştirme çabasında olmak,

·   Gizli pazarlıklar, doping, ırkçılık, şiddet ve diğer olabilecek tehlikeleri reddetmek,

·   Sahtekarlara karşı direnenlere yardımcı olmak,

·   Branşı küçük düşürücülere yardımcı olmamak ve

·   Branşı savunanları ödüllendirmek,

temel ahlaki değerler olarak kabul edilmiştir.

Günümüzde bir sektör olan futbol hakemliği ve yukarıda açıklanan değerlerin önemi bir kat daha ortaya çıkmaktadır.

Hakem kararlarının sürekli eleştirilmesinin, hakemlerin yurt dışı müsabakalarına çağrılmalarında da olumsuz etki yarattığı, hakemlerimize önyargılı bakılması, Türk hakemliği açısından önemli bir sorun olarak kabul edilmektedir.

Ülkemizde, hakemlik müessesesi, üzerinde en fazla spekülasyon yapılan kurum olma özelliği taşımaktadır. Nitekim mülakatla görüşlerine başvurulan bir çok spor adamı; “seçilen Merkez Hakem Kurulunun oy alamadığı hakemlere görev vermediği, hakemlerin Türkiye Futbol Federasyonunun etkisinde kaldıkları, maçı objektif yönetmesi halinde Türkiye Futbol Federasyonuna veya Merkez Hakem Kuruluna yakın olan takım kaybederse bir daha maç alırmıyım, başım derde girer mi, korkularını yaşayarak psikolojik baskı altında kaldıkları, televizyonlarda yapılan hakem yorumlarının öğretici olmaktan uzak, üzüntü verici, toplumu yönlendirici ve tahrik edici olduğunu ifade” etmişlerdir.

Saha içerisindeki yetkisi ve verdiği kararları ile otoriteyi temsil eden hakemlerin yanlış sanılan kararları, tartışmalı pozisyonlar ve yorumcuların spekülatif yorum ve köşe yazıları, saldırganlık ve şiddet eylemlerine davetiye çıkarmaktadır.

Televizyon başında yavaş gösterimle defalarca izleyip tam bir karara varılamayan pozisyonlarda, hakemin saniyenin yarısından daha az bir zamanda karara varmak zorunda oldukları unutulmaktadır.

Müsabaka sonrasında ulusal televizyonlardaki spor programlarında yorumcu olarak görev yapan eski hakem ve futbolcuların zaman zaman hakarete varan suçlayıcı söylevlerine, haksızlığa uğradığına inanan kulüp yöneticileri, antrenör ve futbolcu demeçlerinin eklenmesi hakemler üzerinde büyük bir baskı yaratmaktadır. Bu baskının neden olduğu hatalı kararlar, hakemin istem dışı da olsa şiddeti körükleyen kişi olabilmesine neden olmaktadır.

Konumu itibarı ile hedef tahtası olan hakemlerin vermiş olduğu hatalı kararların futbolun bir parçası olduğunu kabullenmeden, hakemlerin “suçlu” ilan edilmesi, hakemlerin futbolda yaşanan şiddet olaylarının sorumlusu olduğu yönünde anlayışı hakim kılmaktadır. Yapılan bilimsel çalışmalar bu görüşü destekler niteliktedir.

Seyirciler üzerinde yapılan anket çalışmalarında; seyircilerin, % 46’lık bir oranı kendilerini en fazla tahrik eden davranışın hakemlerin verdiği kararlar olduğunu belirtmişlerdir.

İstanbul ili sınırları içinde tarafsız seyircilere uygulanan anket sonuçlarına göre; müsabaka sırasında tahrik unsurlarının büyük bir çoğunluğunun (% 82), hakemlerin yanlış yönetimlerinden kaynaklandığı belirtilmiştir. Başka bir araştırmada da; seyirci saldırganlığı üzerinde “çok etkili” olan birinci etken olarak % 56.4 oranı ile “hakem” görülmektedir.

Ankara, İstanbul, İzmir ve Trabzon illerinde oynanan müsabakalarda şiddet olaylarına karışmış ve polis kayıtlarına geçmiş seyirciler üzerinde yapılan bir çalışmada; araştırmaya katılan seyircilerin yaklaşık yarısı (% 43.66), takımları aleyhine verilen kararlarda hakemlere saldıracağını, mümkünse sahaya girip hakemi döveceğini belirtirken, kararları saygıyla karşılayacağını belirten kimse olmamıştır. Futbol seyircilerinin yaklaşık üçte biri (% 31) de, o an elime geçen bir şeyi atarım cevabı vermektedir.

Süper ligde oynayan bir takımın taraftarına yönelik yapılan çalışmada ise; deneklerin tahrik olmalarında “hakemin yanlı tutumu” birinci sırayı almaktadır. Kendi takımları aleyhine hakemin yanlı maç yönettiği görüşüne sahip olan taraftarların, kendi takımlarının maçlarını yöneten hakemlere belki de kendilerinin yanlı baktıklarını, objektif bakamadıklarını, hakemin kendi takımlarına karşı objektif kararlar verdiğini görememektedirler.

4.7. Güvenlik ve şiddet ilişkisi

Spor müsabakalarının güvenlik içerisinde yapılabilmesi için kolluk kuvvetleri tarafından alınan tedbirlerin önemi büyüktür. İl Emniyet Müdürlükleri, İçişleri Bakanlığının Valiliklere göndermiş olduğu “Sportif Karşılaşmalarda Alınacak Tedbirler” konulu genelge doğrultusunda tedbirler almaktadır.

Spor müsabakalarında alınacak tedbirler “İl Spor Güvenliği Kurulu”nda görüşülerek planlanmaktadır. Bu planlama sırasında sportif karşılaşmalarda, özellikle futbol maçlarında seyircilerin şiddet gösterilerinin ve tezahüratlarına ilişkin Avrupa Sözleşmesi ile UEFA güvenlik kriterleri talimatnamesi hükümleri dikkate alınmaktadır.

Ülkemiz tarafından 25.9.1986 tarihinde Strasbourg’da imzalanan Sportif Karşılaşmalarda ve Özellikle Futbol Maçlarında Seyircilerin Şiddet Gösterileri ve Taşkınlıklarına Dair Avrupa Sözleşmesi; 24.1.1990 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 3608 sayılı Sportif Karşılaşmalarda ve Özellikle Futbol Maçlarında Seyircilerin Şiddet Gösterileri ve Taşkınlıklarına Dair Avrupa Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulduğuna Dair Kanunla, uyulması zorunlu bir iç hukuk mevzuatı haline gelmiştir.

Ayrıca söz konusu Avrupa Sözleşmesine göre kurulmuş daimi Komisyon tarafından da Tavsiye Kararları kabul edilerek üye ülkelere bildirilmekte, sadece Avrupa’da değil dünyanın birçok ülkesinde uygulanmaktadır.

Avrupa Konseyi Tavsiye Kararları; maç düzenleyici tarafların sorumlulukları, stad standartları, bilet sistemleri, holigan tespit sistemleri, seyirci eğilimleri, aile koridorları, kulüp-taraftar ilişkileri, kulüplerin toplum içerisindeki etkileri, kulüp-polis ilişkileri, stad güvenlik ve sağlık birimleri, yasaklanmış madde ve banerler, alkol yasakları, acil müdahale birimleri, stad operasyon merkezi ve irtibat grupları gibi bir çok konuyu kapsamaktadır. Tavsiye Kararları, UEFA ve FIFA Talimatlarına ek olarak daha çok eğitim sistemi üzerine yoğunlaşmıştır.

Suç işlenmesini önlemek, kamu düzen ve güvenini korumak için il ve ilçelerde genel kolluk (polis ve jandarma) ve özel kolluk (belediye zabıtası, özel güvenlik teşkilatı vb.) kuvvetleri istihdam edilmekte, bu kolluk kuvvetlerinin amir ve memurları, vali ve kaymakam tarafından verilen emirleri yerine getirmektedirler.

Buna göre şiddet ve kötü tezahüratları önlemek ve kontrol altına almak için stadyum ve yakın çevresinde, seyircilerin kullanacağı geçiş yollarında yeterli sayıda güvenlik kuvveti bulundurulmakta, stadyumda misafir seyirci için ayrı bölüm tahsis edilmekte, şiddet olaylarında kullanılabilecek cisimler, maytaplar ve havai fişekler stat içerisine sokulmamakta ve gerekli bütün tedbirler önceden planlanarak uygulanmaktadır.

Uluslararası kurallardan başka Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) da her yıl Lig ve Kupa Müsabaka Statüsü yayınlamaktadır. Ancak stad girişlerinde arama yapıldığı halde stadlarda meşalelerin yanmaya devam etmesi sonucu doğacak sorumluluğun kulüplerde olduğunun UEFA’ca belirtilmesi ve bunun sonucunda sadece Avrupa Kupası maçlarında meşalelerin yanmaması, istenildiği taktirde kurallara ne kadar çabuk uyum sağlayabildiğimizi göstermektedir.

Stadyum içi ve çevresinde trafik ve kamu düzeninin sağlanması görevini ifa eden güvenlik güçlerinin, müsabaka sonrası tribün ve stadyum çevresinin boşaltılması, sözlü ve fiili saldırı veya taşkınlık yapan kişi veya grupların gözaltına alınması esnasında güvenlik güçlerinin zaman zaman zor kullandıklarına tanık olunmaktadır.

Taraftarların güvenliğinden sorumlu olan polisin, güvenlik için şiddet uygulaması eleştiri konusu olmaktadır. Ankara, İstanbul, İzmir ve Trabzon illerinde oynanan müsabakalarda şiddet olaylarına karışmış ve polis kayıtlarına geçmiş seyirciler üzerinde yapılan bir çalışmada; araştırmaya katılan seyircilerin yarısından fazlası (% 59,7)’si polislerin daha hoşgörülü olmaları gerektiğini düşünmekte, % 32,1’i ise polisin davranışlarını haksız görmektedir.

Çok zor şartlarda görev yapan genel kolluk kuvveti mensuplarının; genel güvenliği sağlama görevi niteliğinde bulunmayan spor kulüpleri ve federasyonları tarafından yürütülen (ticari) spor karşılaşmaları gibi faaliyetlerde görevlendirilmesi, bu faaliyetin maliyet unsurlarından bir kısmının faturasının polise çıkarılması sebebiyle, sportif organizasyonların güvenliğinin spor kulüpleri ve federasyonları tarafından sağlanması tartışmalarını gündeme getirmektedir.

4.7.1. Özel güvenlik

Özel güvenlik, özellikle son yıllarda ülkemizde oldukça yaygınlaşmış, spor güvenliği standartlarının ülkemizde uygulanabileceği, güvenlik eğitimi almış profesyonel güvenlik görevlileri ile sporda şiddet ve düzensizliğin önlenebileceği düşünülmektedir.

5149 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin ikinci fıkrasında; spor kulüplerinin, bu Kanunda yer alan yükümlülüklerini yerine getirmek amacıyla müsabaka ve saha güvenliğinin sağlanmasına yetecek sayı ve nitelikte yasalar çerçevesinde özel güvenlik hizmeti satın almaya yetkili oldukları hükme bağlanmıştır.

Özel güvenlik şirketlerinin sayısı gün geçtikçe çoğalmakla birlikte, iyi eğitilmiş, tarafsız davranmayı başarabilen şirketlerin seçimi başarının da anahtarı olacaktır.

4.7.2. Özel Güvenlik Biriminin/Şirketinin Görev, Yetki ve Sorumlulukları

5149 sayılı Kanunun Uygulamasına İlişkin Yönetmeliğin 10 uncu maddesinde, spor müsabakasında görevlendirilecek özel güvenlik teşkilatının görev, yetki ve sorumlulukları;

·   Seyirciler içeriye alınmadan önce spor alanında bulunmak, güvenlik kontrolü yapmak, müsabaka tamamlandıktan sonra sporcu ve seyirciler spor alanını tamamen terk edinceye kadar spor alanında iç güvenliği sağlamak,

·   Spor alanı içerisinde düzeni bozucu fiiller işleyen seyircileri uyarmak ve gerekli hallerde müsabaka güvenlik amirine bildirmek,

·   Spor alanında ev sahibi takım ile misafir takım seyircileri arasındaki geçişleri engellemek.

·   Seyircilerin seyir alanına alınmaya başlamasından, müsabaka sonrası tamamen tahliyesine kadar geçecek sürede, ulusal veya uluslararası federasyonların öngördüğü görevli kişiler dışında kalanların her ne şekilde olursa olsun müsabaka alanına girmesini engellemek,

·   Spor alanına girişte, genel güvenlik birimlerinin nezaretinde üst araması yapmak ve seyir alanına her türlü silah, kesici veya delici alet, sis bombası veya maytap gibi patlayıcı, parlayıcı, yanıcı veya yakıcı maddeler ile taş, metal gibi fırlatabilecek veya yaralayıcı nitelikte sert cisim veya tehlike arz edebilecek diğer maddeler ile alkollü içecekler ve çevreyi kirletecek nitelikte konfeti ve benzeri cisimlerin sokulmasını ve kulanılmasını engellemek,

·             Seyircilerden, ferdi veya toplu olarak söz veya hareketlerde aşağılayıcı veya tahrik edici nitelikte hakaret ve kötü tezahüratta bulunanları uyarmak, engellemek ve gerekli hallerde müsabaka güvenlik amirine bildirmek,

·   Müsabaka alanı, seyir alanında insan hayatı açısından tehlike oluşturabilecek yerlerden müsabakanın izlenmesini engellemek ve gerekli güvenlik tedbirlerini almak,

·   Spor alanında 5149 sayılı Kanunda belirtilen yasak fiilleri işleyen kişileri tespit etmek ve müsabaka güvenlik amirine bildirmek,

·   Seyircilerin, biletlerinde belirtilen koltuk numaralarına göre oturmalarını ve tahliye merdivenlerinin boş bırakılmasını sağlamak.

·   Müsabaka öncesinde turnikelerde yapılacak kontrollerde ve müsabaka süresince seyir alanına biletsiz seyirci girişini engellemek ve

·   Alınan tedbir ve uygulamalarda görevi ihmal veya suiistimal eden özel güvenlik personeline ilgili mevzuat uyarınca adli ve idari yaptırımlar uygulamak.

olarak belirlenmiştir.

5149 sayılı Kanunun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik; spor müsabakalarında görevlendirilecek özel güvenlik teşkilatının görev, yetki ve sorumluluklarını yukarıda belirtildiği şekilde düzenlemiş olmakla birlikte, özel güvenlik hizmetlerinin temel yasası olan 5188 sayılı Kanunun 7 nci maddesinde özel güvenlik görevlilerinin görev ve yetkileri;

·   Spor müsabakaları ve benzeri etkinliklerde kimlik sorma, duyarlı kapıdan geçirme, bu kişilerin üstlerini dedektörle arama, eşyaları X-Ray cihazından veya benzeri güvenlik sistemlerinden geçirme,

·   1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunun 127 nci maddesine göre yakalama ve yakalama nedeniyle orantılı arama,

·   Görev alanında, haklarında yakalama, tutuklama veya mahkumiyet kararı bulunan kişileri yakalama ve arama,

·   Genel kolluk kuvvetlerine derhal bildirmek şartıyla, aramalar sırasında suç teşkil eden veya delil olabilecek ya da suç teşkil etmemekle birlikte tehlike doğurabilecek eşyayı emanete alma,

·   Terk edilmiş ve bulunmuş eşyayı emanete alma,

·   Kişinin vücudu veya sağlığı bakımından mevcut bir tehlikeden korunması amacıyla yakalama,

·   Olay yerini ve delilleri koruma, bu amaçla Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 157 nci maddesine göre yakalama,

·   Türk Medeni Kanununun 981 inci maddesine, Borçlar Kanununun 52 nci maddesine ve Türk Ceza Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentlerine göre zor kullanma,

olarak hükme bağlanmıştır.

5188 sayılı Kanunun 7 nci maddesinde düzenlenen görev ve yetkiler ile 5149 sayılı Kanunun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 10 uncu maddesinde düzenlenen görev, yetki ve sorumluluklar arasında bir fark olmayıp adeta birbirlerini tamamlamaktadır.

5188 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi uyarınca; özel güvenlik görevlileri yetkilerini sadece görevli oldukları süre içinde ve görev alanlarında kullanabilmektedir. Başka bir anlatımla özel güvenlik görevlisi, sadece “görevli olduğu süre içinde” ve “görev alanında” (spor tesisi ve eklentilerinde) kamu güvenliğini tamamlayıcı mahiyette bir hizmeti yerine getirmektedir. Bu nedenle spor müsabakalarında güvenlik görevlileri 5149 ve 5188 sayılı Kanunlarda düzenlenen yetkileri kullanabileceklerdir. Bu husus “özel güvenlik görevlisi” ile “polis” arasındaki en önemli farklardan biridir.

5. Dünya Sporunda Şiddetin Mevcut Durumu ve Alınan Önlemler

Sporda şiddetle mücadelede yasalar, bir çok ülkede maalesef acı tecrübeler sonucu ortaya çıkmıştır. Sporda özellikle futbol müsabakalarında şiddet, 29 Mayıs 1985 tarihinde Juventus-Liverpool takımları arasında Belçika’nın Heysel Stadında (39) kişinin ölümü ve yüzlerce kişinin yaralanması ile sonuçlanan UEFA Kupa finali sonrasında daha küresel boyuta taşınmıştır.

İngiltere Parlamentosunda 2001 yılında Kanun Tasarısının yayınlanması ve beraberinde takip ve kararlığın olması; futbol dünyasından, futbolcular, taraftarlar, yasaları uygulayan kurumlar ve hükümetten oluşan futbol kaynaklı düzensizliğe ilişkin çalışma referans grubunda verimliliği artırmıştır.

İngiltere’de Kanun, kamu düzeni hukukunun kapsamındaki suçlar kapsamında “şiddet”i tanımlamakta ve “asayişsizlik” teşkil eden davranışları örnek vermektedir.

Holiganizm ile mücadele platformunda, İngiltere’de 1969 yılında futbolcular, yönetici temsilcileri, akademisyenler, psikiyatrisler ve sosyologların bulunduğu bir grup araştırmacı çalışmalar yaparak önlem niteliğinde önerilerde bulunmuşlardır.

Bunlar;

·   Futbol kulüpleri ile polis arasında azami işbirliği,

·   Hakem kararlarının mutlak kabulü,

·   Ayakta seyirci bırakmamak ve oturma yeri temini

şeklinde pratik kararlardır.

Bir başka çalışmada ise; holiganizm ile mücadelede taraftar şiddetine karşı Avrupa Sözleşmesi olmuştur. Sözleşmeyi 43 ülke imzalamış, 39 ülkede yürürlüğe girmiştir. Holiganizmin değişen yapısı titizlikle incelenmiş ve önlemler alınmıştır.

Holiganizmin önlenmesi için, polisin tek başına mücadelesinin yeterli olamayacağı, hükümetlerin, spor yöneticilerinin, kulüplerin, federasyonların ve stadyum görevlilerinin koordinesinin sağlanarak hareket edilmesi gerektiğine karar verilmiştir.

Buna göre;

·   Eğitimle ilgili olarak sosyal ve kültürel ölçülerin ve holiganizmle mücadele stratejilerinin güçlendirilmesi,

·             Holiganizmle mücadele ölçülerini içeren birleştirilmiş güvenlik planlarının yaptırılması taraftar antrenörlüğü ve medya stratejilerinin zorunlu hale getirilerek, kulüplerin ve federasyonun sorumluluk almasının sağlanması,

·             Misafirperverliğin öncelikli (koltukların formu, doğal kurallardan korunma, yiyecek, içecek alınabilinen, sıhhi) olduğu kullanıcı dostu stadyumların teşvik edilmesiyle (ailelerin katılımının teşvikiyle) sosyal kontrolün kolaylaştırılması,

·   Taraftar ve taraftar topluluklarının aktif katılımının teşvik edilmesi,

·   Taraftar antrenörlüğü Avrupa yaklaşımının geliştirilmesi,

·   Her ülkede futbol istihbarat biriminin kurulması ve düzenli danışma toplantıları yapılması ve

·   Uluslararası alanda stadyuma giriş yasaklarının uygulanabilmesinin yollarının aranması

tavsiye edilmiştir.

Alkol Nedeniyle Suç Kaynaklı Futbol Tutuklamaları;

POA- Düzen bozucu davranışlar,

POA- Tehdit içerikli davranışlar,

POA- Kavga,

POA- Şiddet içerikli düzensizlik,

FOA- Sahaya koşmak,

FOA- Irkçı/ yakışıksız tezahürat yapmak,

FOA- Sahaya bir şey atmak, bilet simsarlığı, saldırı ve çıkış kurallarının ihlal edilmesidir.

Taslak Futbol Kanun Tasarısı (düzenin bozulması) konulu araştırmaya göre önceki yıllarda, özellikle Fransa’da düzenlenen 1998 FIFA Dünya Kupası, Belçika ve Hollanda’da düzenlenen UEFA Avrupa Şampiyonaları (Euro 2000) dahil olmak üzere uluslararası turnuvalarda İngiltere fanatiklerinin yer aldığı şiddet olaylarının boyutlarını sıralamaktadır. Avrupa şampiyonalarında, 965 İngiliz vatandaşı tutuklanmış, sonradan 464 kişi sınır dışı edilmiştir. Daha sonra İçişleri Sekreteri (Jack Straw), Euro 2000 süresinde meydana gelen olayların futbol holiganlığının şekil değiştirdiğini, düzeni bozanların büyük bir çoğunluğunun, daha önce futbola ilişkin hiç suç işlememiş insanlar olduğunu tespit etmiştir.

İngiltere’deki Mevzuat;

34/2000 sayılı İçişleri Bakanlığı Genelgesinde (İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan futbola ilişkin Kanun Yönergesi. Ekim 2000) futbolla ilgili kanun ve ilgili prosedürlerin kapsamlı bir değerlendirmesi yer almaktadır.

Bu Kanunlardan bazıları şunlardır:

Spor Müsabakaları (alkol kontrolü vs.) Kanunu 1985

Temel amacı belli bir spor müsabakasında ve müsabakasından yolcu taşımak olan kamu hizmeti veren araçlarda ve trende alkol taşınmasını yasaklamıştır. Maç süresince alanlarda alkol satılmamasını sağlamak için yargıçlara ruhsatlı satıcılara yaptırım uygulama yetkisi verilmiştir.

Kamu Düzeni Kanunu 1986 (30. Bölüm)

İngiltere ve Galler’de belli futbol suçlarından mahkumiyet almış kişilerin İngiltere ve Galler’deki belli maçlara gitmelerini yasaklayan mahkumiyet kurallarını getirmiştir.

Suç ve Düzensizlik Kanunu 1998 (84. bölüm)

1989 Futbol seyircileri Kanunu ile getirilen sınırlama kurallarının ihlalinin (veya tahmin edilen ihlalin) tutuklama getiren bir suç olmasını sağlamıştır ve bu tür bir ihlal nedeniyle tutukluluk süresini altı aya çıkarmıştır.

Futbol (Suçları ve Düzensizlik) Kanunu 1999

“Futbolu sınırlama kurallarını yasaklayıcı uluslararası kurallar” (IFBO lar) olarak ve mahkumiyet kurallarını “futbolu yasaklayıcı ulusal kurallar” (DFBO lar) olarak yeniden adlandırmış, uygulama şartlarını genişletmiştir.

Futbol (Düzensizlik) Kanunu 2000

1989 Futbol Seyircileri Kanunu değiştirilerek, futbolu yasaklayıcı uluslararası kurallar ve futbola yasaklayıcı ulusal kuralları birleştirip, bu kuralların yerine geçecek yasaklayıcı kurallar düzenlemesini getirmiştir. Bu tür yasaklayıcı kurallara tabi herkesin belli yurtdışı maçlara gitmelerini engellemek amacıyla pasaportlarını teslim etme konusunda etkili olmuştur. Geçici olarak iki yetki daha getirmiştir; düzenin bozulmasına katılım yönündeki kanıtlara göre yargıçlara yasaklayıcı kurallar uygulama yetkisi verilmiştir (mahkumiyet dışında); ayrıca polise de yeni yetki olarak, bir kişinin mahkemede yasaklayıcı kurala ilişkin yapılan duruşmaya katılmasını gerektiren bir bildirim yapma yetkisi verilmiştir. Futbol (Düzensizlik), (Değişik) Kanun Tasarısının amacı bu iki yetkiyi süresiz olarak yenilemektedir.

Futbol Seyircileri Kanunu 1989

İngiltere ve Galler dışında belli maçlar olması durumunda bir plis merkezine bildirimde bulunmak şartı getirilmesiyle gerek yurt içinde gerekse yurt dışında (İskoçya, İrlanda, İtalya, Norveç, İsveç, Fransa, Belçika ve Hollanda dahil olmak üzere) futbola ilişkin suçlardan mahkumiyet almış fanatiklerin yabancı maçlara gitmesini engellemek amacıyla sınırlama kuralları getirmiştir.

Futbol Suçları Kanunu

Belirli futbol maçlarında aşağıdaki davranışları kapsayacak üç cezai suç belirlenmiştir; sahaya yabancı şeyler atmak; yakışıksız veya ırkçı tezahüratta bulunmak, ve oyun sahasına girmek.

Ceza Hukuku ve Kamu Düzeni Kanunu 1994

Futbol maçları için bilet simsarlığı yapmanın ceza gerektiren bir suç olması sağlanmıştır.

Hollanda Örneği

Hollanda’da kurulan Futbol Vandallığı Bilgi Merkezi, uluslararası eğitimlerde öncülük eden en etkin polis birimidir. Bu merkez Avrupa Konseyi’nin de bilgi merkezi konumundadır. Avrupa’da futbol Vandallığına karşı kurulmuş Kıta Avrupa’sındaki en eski bürodur.

Görevleri;

·   Bilgi toplayarak ve işleyerek gerekli yerlere dağıtmak,

·   Futbol Vandallığı ile mücadele eden grupları desteklemek,

·   Milli Bilgi Bankası’nda futbol ile ilgili bilgilerin doğruluğunu denetlemek,

·   Oluşan vukuatlarla ilgili bilgilerin sonuçlarının (savcılıklardan) bilgi bankasına gelip gelmediğini denetlemek,

·   İstihbarat için 24 saat açık hat bulundurmak,

·   Futbol organizasyonlarında yer alan tarafların görevlerini yapıp yapmadıklarını denetlemek,

·   İçişleri Bakanlığı’nı daimi olarak yeni bilgilerle beslemek, Hükümet’e tavsiyelerde bulunmak olarak belirlenmiştir.

Hollanda’da futbol organizesinde görev alan taraftar sorumluluklarını taşımak zorundadır. Bir maçın oynanıp oynanmayacağına karar veren Belediye Başkanı’dır. Belediye Başkanları bu kararı almadan önce mutlaka polis’ten görüş alırlar. Polis’in olumsuz görüş bildirmesi halinde ya maç iptali veya ertelemesi söz konusudur.

Hollanda’da maçlarda çok sayıda polis görevlendirilmez. Ama istihbarat polis için önemlidir. Holiganlar için polis “Evlat Edinme Kampanyası” başlatmıştır. Bu kampanyada amaç, holiganlarla sıcak ilişkiler kurarak etkilemek ve kontrol altına almaktır. Bu kanalla çok iyi istihbaratta alınmaktadır.

Her takımın seyircisini takip eden özel polisler görevlendirilmiştir. Bu polisler takım nereye giderse seyircisi ile birlikte hareket eder. Benzer uygulamalar ülke sınır dışında dahi İngiltere’de de yapılmakta olup görevli personelin tüm masrafları kulüplerce karşılanmakta ve tüm Avrupa ülkelerinde yaygınlaşmaktadır.

Bir maçta ne kadar polis ve özel güvenlik personeli görev almış, sorumlular kimlermiş, güvenlik için ne kadar masraf yapılmış, holigan kaydına alınan olmuş mu, olmuşsa açık kimlik bilgileri ve daha önceki futbolla ilgili karıştığı olaylar, aldığı cezalar gibi konular Milli Bilgi Bankası’na konulmakta ve 5 yıl süreyle ulaşılabilmektedir.

Avrupa Konseyine üye ülkeler arasında bir futbol çalışma grubu oluşturulmuş ve ülkelerden kontak personeller belirlenmiştir.

Şiddete Karşı İspanya’da Alınan Önlemler

İspanya holiganizme karşı mücadele ederken ve stadyum güvenliğini sağlarken uyulması gereken kurallar çerçevesinde bir dizi önlemler olarak;

·   Ocak 1987’de spor karşılaşmalarında ve özellikle futbol müsabakalarında taraftar şiddeti ve kötü davranışına karşı Avrupa Sözleşmesini imzalamıştır.

·   Nisan 1988’de özel bir çalışma komisyonu kurarak (Avrupa Konseyi’nden, profesyonel liglerden, kulüp başkanlarından, sporcular, teknik adamlardan, hukuk ve sosyoloji akademisyenlerinden, hakemler ve gazetecilerden oluşan 50 kişilik bir komisyon kurarak üyelerinin verilerini toplamışlar ve alan çalışmaları yapmışlardır) alt yapı çalışması yapmaları istenmiştir.

·   Çalışmalar ışığında stadyumdaki tel örgüler kaldırılmıştır.

·   Ekim 1990’da şiddetin önlenmesi için spor kanunu çıkarmıştır.

·   Şubat 1992’de Güvenlik Koordinatörlüğü kurulmuştur.

·   Nisan 1992’de her maç günü (korunma-cezalandırma-programlanma vs) yerine getirilmesinin analizi için haftalık toplantılar yapılmıştır.

Buna göre;

··  Şiddet gruplarının hareketlerinin ve tribündeki davranışlarının izlenmesi,

·   Spor karşılaşmalarında şiddete ilişkin; yöneticilerin, antrenörlerin, sporcuların, hakemlerin ve medyanın beyanatlarına kadar bütün etkinliklerinin izlenmesi, taraftar davranışlarının izlenmesi (alkol kullanımı, rekabet vb.)

·   Güvenlik koordinatörlerinin ve kulüplerinin güvenlik servislerinin uygulamalarının izlenmesi

kararları alınmıştır.

Türkiye de söz konusu Avrupa sözleşmesini imzalayan ülkeler arasında yer almıştır. Fakat 30.11.1990 yılında imzaladığı bu sözleşmeyi pek dikkate almayan (4) ülkeden biri olarak kayıtsızlığını sürdürmüştür.

6. Türk Sporunda Şiddetin Önlenmesine Yönelik Tespit, Görüş ve Öneriler

6.1. Komisyonda Mülakatla Bilgisine Başvurulan Spor Adamlarının Tespit, Görüş ve Önerileri

Hıncal Uluç (Gazeteci-Yazar): “Şiddetin nedenlerinin, denetim yapılmaması, kulüpler ve kendisinin de içinde bulunduğu medyanın olduğunu”,

Ertuğrul Dilek ( Eski MHK Başkanı): “Her takımın, sayısı az olan amigoları şiddeti yaratıcı unsur olarak kabul edebileceğini”,

Bülent Yavuz ( Eski MHK Başkanı): “Müsabakanın oynandığı şehrin valisi ve güvenlik güçlerinin, taraftar gibi davrandıklarını ve görevlerini tam olarak yerine getiremediklerini, Televizyonlardaki spor programlarının şiddeti körüklediğini”,

Yılmaz Vural (Teknik Direktör) “Basın ve yayın kuruluşlarında çalışıp kulübün temsilcisi gibi davranan kişilerin ve verilen kararların adaletsiz olmasının önemli bir unsur olduğunu”,

Ekrem Cengiz (Çaykur Rizespor Başkanı) “Hakem hataları, taraftar dernekleri ve basın ve yayın kuruluşlarının şiddetin oluşmasında etkisi olduğunu” ,

Haluk Ulusoy (Eski TFF Başkanı) “Şiddetin ana kaynağının kültürel yapı olduğunu, yönetici, antrenör, futbolcu ve yorumcuların yaptıkları yorumların şiddeti körüklediğini”,

Ali Şen (Eski FB Başkanı) “Kavgaya hazır olan insanların ekonomik gücü ve gelir düzeyi az olan insanlar olduğunu”,

Samet Aybaba (Teknik Direktör) “Kulüp başkanlarının, şiddetle ilgili problemlerin başında yer aldıklarını, başkanların, taraftar derneklerini ziyaret ederek onlara bedava bilet verdiklerini, otobüs tutup deplasman maçlarına götürdüklerini, bu kişilerin de kendilerini kulüp görevlisi zannederek o şekilde davrandıklarını”,

İsmail Çalışkan (Emniyet Genel Müdürlüğü Güvenlik Daire Başkanı)

Türkiye çapındaki bütün spor faaliyetlerindeki şiddet olayları ile ilgili olarak yapılan adli ve idari işlemlere ilişkin belgelerin merkeze geldiğini, merkezden de yapılacak düzenlemelere ilişkin genelgelerin gönderildiğini, en son 5149 sayılı kanunla ilgili birkaç genelge gönderildiğini, bu yasanın getirdiği bazı yükümlülükler bulunduğunu, kanundaki mayıs ayında yürürlüğe girecek olan statlara genel kolluk yerine özel kolluğun girmesi yönündeki hükmün önemli olduğunu, bu yasayla ilgili bazı aksaklıkları Futbol Federasyonunun kendilerine ilettiğini, 5149 sayılı yasayla gelen bir diğer düzenleme sonucu, aynı olaya hem İl Spor Güvenlik Kurulu, hem de Futbol Federasyonu tarafından ceza verilmesinin sözkonusu olduğunu, yasadaki bazı aksaklıkların ise, Federasyonun bazı illerde temsilciliğinin bulunmaması ve Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünün kaynaklarının yetersizliğinden kaynaklandığını, Özel Güvenliğin özellikle büyük maçlarda yetersiz kalacağını düşündüğünü, çünkü yasaya göre özel güvenliğin kapıda bir arama yapacağını, içeride ise tribün aralarında, merdivenlerde kimsenin oturmamasını sağlayacağını, kavga gürültü olduğu anda polise haber vereceğini, polisin de anında gelip müdahale edeceğini,

Ahmet Güvener ( Eski MHK Başkanı) “Bazı illerde Valiler ve Emniyet Müdürlerinin o takımın taraftarı gibi davrandıklarını, reyting kaygısının, şiddetin, gürültünün ve kavganın olduğu programları öne çıkardığını”,

Erman Toroğlu (Eski hakem, futbol Yorumcusu) “Stada gelen seyircinin kesin olarak oturması gerektiğini, oturmayan seyircinin agresif olduğunu”,

Ersun Yanal (Milli Takımlar Teknik Direktörü) “Sportif karşılaşmaların keyifle ve zevkle izlenebileceği bir ortamın bulunmadığını, spor programlarında ve gazetelerde yapılan hunharca eleştirilerin tarafları olumsuz yönde etkilediğini”,

Mutlu Çelik (Eski hakem) “Şiddet Kanununun tam olarak uygulanamadığını”,

Şekip Mosturoğlu (TFF Başkanvekili) “Ülkemizde şiddet ve düzensizliğin temel sebeplerinden birinin, kulüplerin bozuk mali yapılarının olduğunu, stadyumların kulüp malı olmadığı için kulüplerin stada yatırım yapmadıklarını, bir çok süper lig takımının bile maç yaptıkları stadyum tribünlerinin koltuklu olmadığını, bir koltukta oturmayan ve numarası olmayan bir bilete sahip olan bir seyircinin statta her türlü düzensizliğe yol açabileceğini”,

Hilmi Gökçınar (Ankaraspor Başkanı) “Kuralların iyi uygulanmaması ve cezaların caydırıcı olmamasının, takımların sahaya savaşa çıkar gibi çıkmalarının şiddete neden olduğunu”,

Yıldırım Demirören (BJK Başkanı) “Kültürel, toplumsal ve sosyo-ekonomik bir yara olarak da kabul edilen şiddettle basın ve yayın organlarının ilgilerinin büyük olduğunu, kulüp başkan ve yöneticilerinin çok dikkatli olmaları gerektiğini, futbolun bir skor oyunu değil, spor oyunu olduğunu, hakem kararlarının tarafsız olması, Federasyonun yaptırımlarının daha ağır olması gerektiğini”,

Hikmet Tanrıverdi (Malatyaspor Başkanı) “Şiddetin temel unsurlarından birisinin de statların çok konforlu olmaması olduğunu, Anadolu’dan statlara genel olarak başka bir sosyal aktivitesi olmayan eğitim düzeyi düşük insanların deşarj olmaya geldiklerini, kulüp yöneticilerinin verdikleri demeçlerle olayları körüklediklerini, spor programlarının hep olumsuz durumları ekrana taşıdıklarını”,

Onur Belge (TSYD Başkanı) “Kulüp başkanlarının söz ve demeçlerinin, spor yazarı ve yorumcularının kriterinin olmaması gibi nedenlerin şiddetin oluşmasında etkili olduğunu”,

Recep Mamur (Kayserispor Başkanı) “Verilen kararların adil olmamasının, kulüplerin ekonomik durumlarının iyi olmamasının, amigoların kulüpten nemalanmak istemelerinin, basın yayın kuruluşları ve spor yorumcularının şiddeti tahrik edici yorumlarının şiddete neden olduğunu”,

Levent Bıçakçı (TFF Başkanı) “Şiddet olaylarını önlemenin en önemli unsurunun seyirci ve taraftarı disiplin altına almak olduğunu, bunun için sorumluluğun kulüp yöneticilerine düştüğünü, ancak kulüp yöneticilerinin bu sorumlulukla hareket etmediklerini, günü kurtarmak için uğraştıklarını, statlara daha fazla ve daha kaliteli seyirci gelsin diye uğraşmak yerine amigolar gelsin, bağırsınlar, çağırsınlar ve o maçı alalım diye uğraştıklarını”,

Kulüp yönetiminin profesyonel yöneticilere bırakılmasının gerektiğini, stadyumların kontrol altına alınması gerektiğini, biletsiz hiçbir seyircinin maça alınmaması gerektiğini, Federasyon olarak stat güvenlik komisyonu kurduklarını, bütün birinci ve ikinci lig takımlarının statlarına koltuk, paratoner ve çıkış kapıları yaptırdıklarını, yine 50 şehirde hukukçu ve mimarları toplayarak fahri müfettiş sistemi kurduklarını, özel güvenlik sistemi yerine yurtdışında olduğu gibi Stadyum Polisi oluşturulması gerektiğini, Medyanın yaptığı şiddeti körükleyen yayınlarla ilgili olarak İngiltere’deki gibi yaptırımlar uygulanması gerektiğini,

İsmail Uyanık (Samsunspor Başkanı) “Seyirci profilinin düşük olmasının, stadyumların konforlu olmamasının, mutlak başarı isteğinin ve holiganizmin şiddeti körüklediğini”,

Aziz Yıldırım (FB Başkanı) “Basında yer alan kışkırtıcı beyanatlarla taraftarın tahrik edilmesinin, seyirci profilinin düşük olmasının ve mutlak kazanma isteğinin şiddeti yaratan unsurlar olarak kabul edilebileceğini”,

Ahmet Göksu (Diyarbakırspor Başkanı) “Spor yorumcuları ve kulüp başkanlarının demeçlerinin, taraftarın üzerindeki olumsuz etkilerinin şiddeti yaratıcı unsur olarak görüldüğünü”,

Atay Aktuğ (Trabzonspor Başkanı) “Basın ve yayın kuruluşlarının, yanlış hakem kararlarının ve futbolcuların kasıtlı hareketlerinin şiddet üzerinde büyük etki yaratmakta olduğunu, özel güvenlik elemanlarının etkisiz kaldığını”,

Ahmet Şan (Konyaspor Başkanı) “Medyanın, reyting uğruna şiddeti körüklediğini, ligin hemen başında büyük takımlardan birini yaptığı transferden dolayı şampiyon ilan ettiğini, kulüp yöneticilerinin de buna karşı beyanatlar verdiğini”,

Zafer Katrancı (Denizlispor Başkanı) “Bütün kulüplerin sıkıntısının amigolar olduğunu, bunların örgütlendiğini, grupların biletsiz olarak maçlara alındığını”,

Celal Doğan (Gaziantepspor Başkanı) “Şiddeti üreten yerlerin statlar olmadığını, oraya insanların şiddete hazır halde geldiklerini, statların şiddeti tetikleyen yerler olduğunu, şiddeti yöneticilerin beyanatlarının, televizyon programlarının körüklediğini, statlara varoşlardan gelen insanların kendi kültürlerini yansıttıklarını”,.

Selahattin Aydın (Sakaryaspor Başkanı) “Şiddete sebebiyet veren bazı küçük çaplı taraftar grupları olduğunu, bu kişilerin arkasında bazı eski ve yeni yöneticilerin bulunduğunu, bu taraftarlardan gözaltına alınanlar olunca hemen yöneticilerin ve siyasilerin devreye girerek bu kişileri sahiplenip kurtarmaya çalıştıklarını, basının da zaman zaman tahriklerde bulunduğunu, bu kişilerin eğitimlerinin yetersiz olduğunu”,

İlhan Cavcav (Gençlerbirliğispor Başkanı) “Şiddet konusunda öncelikle kulüp başkanları ve basın sözcülerinin suçlu olduğunu, bu kişilerin maç öncesi verdikleri demeçlerin halkı ve taraftarı tahrik ettiğini, medya mensuplarının da reyting almak için her karşılaştıkları kişiyi konuşturduğunu, gazetelerin hergün sayfalarca spor eki verdiğini, en olumsuz olayların haber yapılarak insanların galeyana getirildiğini”,

Veli Sezgin (Akçeabatspor Başkanı) “Kulüp yöneticilerinin tahrik edici beyanlarının, stat hoparlörlerinden yapılan değişiklik anonslarının, taraftarlara ücretsiz bilet verilmesinin ve deplasman maçlarına götürülmesinin şiddet olaylarına sebebiyet verdiğini”,

Ergun GÜRSOY (GS ikinci Başkanı): Ülkemizde spordaki şiddetin sebebinin adaletin iyi çalışmaması olduğunu, şiddeti yapanların belli kişiler olduğunu, bunların bir kulüpte 100-200 kişilik bir taraftar grubu olduğunu, bunların yaptıkları yanlarına kaldığı için bu işi meslek haline getirdiklerini, Medya ve televizyonların şiddeti körükleyebileceklerini, kulüp başkanlarının şiddetin içine isteyerek girmeyeceklerini, bedava bilet vermeyeceklerini, bazen buna mecbur kalabildiklerini, çünkü bu seyircilerin normal insan olmadığını, ellerinde palayla gezdiklerini, şiddeti 4 büyük takımın seyircisinin çıkardığını, Anadolu’da bir problem olmadığını,

Şiddeti yapanların hemen cezalandırılması halinde şiddetin olmayacağını, İngiltere’de statta şiddet olmamasının nedeninin, en ufak bir taşkınlık halinde sorgusuz sualsiz 2 ay hapis cezası verilmesi olduğunu, şiddetin ya çıkarılacak yeni kanunlarla ya da mevcut kanunlara işlerlik kazandırılması halinde önlenebileceğini”,

İfade etmişlerdir.

6.2. Spor ile İlgili Kişi, Kurum ve Kuruluşların Yazılı Tespit, Görüş ve Önerileri

Celal Bayar Üniversitesi Rektörlüğü: Yaşam şartlarının zorlaşmasının, ekonomik sıkıntı ve Türkiye’nin en büyük kanayan yarası olan eğitimsizliğin, bir çok alanda başarısızlık ve sorun olarak toplumun karşısına çıktığını, bütün bu sorunların yankı bulduğu yerlerin başında tribünlerin geldiğini, bu nedenle spor gündeminin son günlerde spor ve şiddet başlığı taşıyan önemli bir sorun ile karşı karşıya kaldığını, futboldaki rekabet ve trilyonlarca harcanan paranın sonucunda bir türlü elde edilemeyen uluslararası ve ulusal başarıların kulüp yönetimlerine olan kızgınlıkları arttırmakta olduğunu, bu durumu körükleyen amigo yazarların birbirine rakip olan kulüp taraftarlarının düşman olmasına neden olduğunu, televizyon ekranlarında kulüp yöneticilerinin tahrik edici konuşmalarının, stadyumlarda futbolcu, hakem, yönetici ve diğer takımlara yapılan küfürlü tezahüratların sporda şiddetin artmasına neden olduğunu” belirtmiştir. (Ek-1)

Başkent Üniversitesi Rektörlüğü: “Saldırganlık ve şiddet gibi davranışların ortaya çıkmasında önemli olan bir hususun da taraftarın ne pahasına olursa olsun destekledikleri takımların oynadığı maçı kazanmasını istemeleri olduğunu, buna ek olarak hakem, rakip takım seyircisi, amigolar, hemşehricilik bilinci, medya, futbolcu, kulüp yöneticileri, antrenörler ve güvenlik güçleri gibi faktörlerinde şiddete etkilerinin araştırılmasının önem arz ettiğini” belirtmiştir. (Ek-2)

Anadolu Üniversitesi Rektörlüğü: “Şiddeti teşvik eden limitsiz sayıda faktör bulunduğunu, bunlardan bazılarının, fiziksel yapıda; model olma, kışkırtma, bireyselleştirme vb. olduğunu, sosyolojik boyutta ise; en ilginç değişkenin holiganizm olduğunu, şiddeti körükleyen diğer faktörlerin; gürültü, kalabalık faktörü, psikolojik faktörler, model alma, primler, şiddeti kanıksama ve medya olduğunu” belirtmiştir. (Ek-3)

Sakarya Üniversitesi Rektörlüğü: “Türk sporunda şiddet ve haksız rekabetin önlenmesi veya en aza indirilmesi için yapılması gerekenlerin, polisiye tedbirler, hukuki önlemler ve medya ile ilgili önlemler olabileceğini” belirtmiştir. (Ek-4)

Çukurova Üniversitesi Rektörlüğü: “Spor alanında tespit edilen organize çıkar amaçlı suçların, kamu düzenini bozan suçlar kapsamına alınması gerektiğini, medyada maksatlı olduğu görülen ve futbolun herhangi bir kademesinde bireylerin çalışma ve kişilik haklarına yönelik saldırı niteliği taşıyabilecek eylemde bulunan spor yazarlarının tutumlarının sorumluluğunun sadece spor yazarı ile sınırlı tutulmayıp, çalıştığı medya kuruluşunun da sorumlu tutulmasını sağlayacak yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini, adli, ekonomik ve kamu huzuruna yönelik suçları işleyenler ile herhangi bir konuda cezaya uğramış ve toplum içinde kötü üne sahip kişilerin futbolun herhangi bir kademesinde görev yapmalarının engellenmesi için yasal düzenlemeler yapılabileceğini” belirtmiştir. (Ek-5)

6.3 Futbolda Şiddet Paneli Sonuç Bildirgesinde Yer Alan Tespit, Görüş ve Öneriler (Ek-6)

Şerif NASIR (BJK Başkanı Divan Kurulu Başkanı)

- Şiddette az veya çok payımız olduğunu, noksanlarımız bulunduğunu kabul etme iyi niyetini göstermeliyiz.

- İğneyi kendimize batırarak başlamalıyız. Bu paneli yapmakla biz bunu yaptık.

-Yetkililere yardımcı olmalıyız. 5149 sayılı yasa eksikse tamamlanmasına destek olmalıyız, izlenimimizi söylemeliyiz, tamamlanıncaya kadar da yetkililere yardımcı olmalıyız.

Hikmet TANRIVERDİ (Kulüpler Birliği Vakfı Başkan Yardımcısı)

- Sporda şiddetin önlenmesinde eğitime birinci sırada önem verilmelidir. Sporda yer alan herkesin eğitilmesi gerekiyor. Bundan da bütün kurum ve kuruluşlar sorumludur.

- Kulüpler Birliği olarak eğitim konusunda üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmeye hazırız.

- Kulüp ve kişisel çıkarlarımızı önde tutmamalıyız. Tek vücut olmalıyız. Buna mecburuz.

Ali Rıza DİZDAR (BJK Başkanı Divan Kurulu Üyesi)

- Sporun önemi ve işlevini anlatmalıyız ve öğretmeliyiz.

- Sporda etkin olan ve olmak isteyen herkes kuralları öğrenmeli.

- Kurallar ayırım yapmadan uygulanmalı.

- Kulüp, dernek ve kamu yöneticileri bu kurallara uyacaklar ve uygulayacaklar ki taraftarlardan beklentimiz olsun.

- Taraftar tehlikeli değil, tehlike içinde olandır.

- Her Kurum önce kendini kontrol etmelidir.

Ziya KORUÇ

- Kendi alt kültürleri içinde mutlu olan, diğer takım taraftarlarını önemsemeyen, sosyal norm ve kurallardan sıklıkla sapma gösteren sadece erkeklerden oluşmuş bu gruplar spora zarar vermektedirler. İşte bu grup eğitilmelidir, özellikle de spor müsabakalarında bayan taraftarı arttırma çareleri düşünülmelidir.

- Yapılan bilimsel araştırmanın sonucunda alınması gereken önlemler 7 maddede toplanmıştır.

Bunlar:

“Yasal Önlemler:

Saldırganlık içinde bulunan seyircilerin uygun cezai yöntemlerle caydırılmasına çalışılmalıdır. Cezanın caydırıcılığı yeterince katı olmasından kaynaklanmaktadır (Homans, 1974). Fakat ceza uygulanırken misilleme hesaba katılmalıdır. Misillemenin doğacağı cezalarda saldırganlık karşılıklı olarak körüklenir (Arms, Russell ve Sandilands, 1979). Bu nedenle yeni uygulamaya konacak 5149 sayılı yasada kuralların uygulanmasına önem verilerek ciddi ihlal durumlarında ağırlaştırılarak uygulanmalıdır.

Mimari Önlemler:

Stadyumların genel mimarilerinin UEFA kriterlerine uydurulması ve çıkış kapılarının çoğaltılması gerekmektedir. Soyunma odaları, tuvaletler, basın tribünü, localar vb. yerlerin düzenlenmesi ve merdivenlerin belirginleştirilerek koltukların tamamının numaralı şekle getirilmesi gerekmektedir.

Güvenlik Önlemleri:

Saha içi güvenliğinin özel güvenlik birimlerine devrinin hızlandırılması, kamera sistemlerinin kurulması, saha içi güvenlik personelinin insan ilişkileri yönünden ayrıca eğitilmesi gerekmektedir.

Federasyon ve Kulüplerin Alacağı Önlemler:

Fazla bilet satışına engel olunması, saha düzeninin sağlanmasında kuralların titizlikle uygulanması, gözlemci ve hakem eğitimine özel önem verilmesi, kulübün belirli seyircilerinin sahalara parasız alınmasına ve deplasmanlara götürülmesine son verilmesi sağlanmalıdır.

Basına İlişkin Önlemler:

Spor ile ilgili şiddette seyirci ve basının pekiştiren rolünün tam olarak belirlenmesi olanaklı değildir. Buna karşın seyirci ve medyanın şiddete göz yumdukları ve şiddete destek verdiklerine ilişkin kanıtlar bulunmaktadır.

Avrupa Parlamentosu Sivil Özgürlükler ve İçişleri Komitesi medyanın rolünü şu şekilde ele almaktadır, “Medya, şiddet olaylarını büyütme ve daha fazla şiddet olayını provoke eder gibi davranmaktadır. Futbol içinde ve etrafında dönen şiddeti, yabancı düşmanlığı ve ırkçılık ifade edilen olaylarda medya durumu büyüteç altına alırken sosyal problem gibi göstererek sorunu daha da içinden çıkılmaz şekle getirmektedir” denilmektedir.

Ekonomik Önlemler:

Bu noktadan sonra daha genel ve temel sorunlara yönelik önlemler ele alınmaktadır. Bunun için de hükümetlerin sosyo-ekonomik önlemleri daha fazla önem kazanmaktadır. Bunalım dönemlerinden bir süre sonra toplumdaki suç oranının arttığı gerçeği unutulmadan gerekli önlemlerin alınarak işsizliğin azaltılması, refah düzeyinin yükseltilmesine yönelik önlemlerin getirilmesi yararlı olacaktır.

Eğitime Yönelik Önlemler:

Spor ortamında yaşanan ikircikli olayların kuralların bilinmesiyle ortadan kaldırılması kolay ve basit bir durumdur. Bu nedenle eğitici yayınlara ve kural öğreten yayınlara gereksinim bulunmaktadır. Fakat asıl önemli olan FAİR PLAY ve İNSANCILLIK eğitiminin verilmesinden geçmektedir. Kimliksizleşmeyi önleyecek ve bireylerin daha sevecen şekle gelmesini sağlayacak genel eğitim programlarına gereksinim bulunmaktadır. Diğer yandan seyirci liderleri veya doğal liderlerinin eğitilerek seyircinin eğitilmesi şeklinde bir programın yürütülmesi ise sorunun bir kısmının çözülmesine yardımcı olacaktır.”

Murat ILGAZ (MHK Temsilcisi)

- Seyirci en fazla hakem kararlarından etkileniyorsa, tüm olumsuzlukları hakemlerden biliyorlarsa bunu araştırarak önlemler almalıyız,

- Hakemin oyunun bir parçası kabul edilmesi için, hakeme karşı olan güvensizliğin giderilmesi gerekir,

- MHK’ye ve hakemlere düşen bir görev ; hakemlerin sorunsuz, güvenle maçlara hazırlanabilmeleri, cesaretle ve adaletle maç yönetebilmeleri için ortamın, iklimin hazırlanması olmalıdır,

- Sporda şiddetin önlenmesi konusunda MHK olarak bizim de sorumluluklarımız var,

<  Cesaretle maç yöneten ve her zaman doğruları dile getiren hakem profili oluşturmalıyız.

<  Hakemin hiç kaygı duymadan maça çıkmasını sağlayacak ortamı oluşturmalıyız.

<  Hakemi yönlendirecek hiçbir fikir beyan etmemeliyiz.

<  Hakemin adalet duygusunu zedelememeliyiz.

<  Ceza ve ödül uygulamasını devam ettirmeliyiz.

- Hakemlerin hata yapabileceği ve bunun insani bir hata olarak görülmesiyle hakemlere hak ettikleri ve onlara duyulması gereken saygı ve verilmesi gereken değer bilinmelidir ve öğretilmelidir

- Öğrenilmiş kötü şeyler ve alınan kötü eğitim ahlakı da, sporda şiddete davet eder.

Hadi TÜRKMEN (Gazeteci-Yazar)

- Yasa uygulanmalı, aksayan yönleri giderilmeli,

- Sporun kardeşliği geliştirmesi için kulüp başkanları el ele vermelidirler.

- Şiddeti her alanda önlem alınmalı, objektif olunmalı,

- Önlem konusunda biz yaptık oldu eyleminden çıkıp, her türlü çalışma yapılmalı, her türlü sese kulak verilmelidir.

- TFF tam bağımsız ve güvenilir olduğunu, aldığı tarafsız kararlarla ve uygulamalarla göstermek zorunda. Mafya var. Tehditlere duyarlı olunmalı, polemiğe girmeden başa çıkılmalıdır.Yasal uygulamaları kamuoyu desteğiyle başlatmalıdır.

Şenes ERZİK (UEFA Asbaşkanı)

- Şiddeti ancak doğuran nedenler iyi irdelenmeli, çözümler sağlam temellere dayandırılmalıdır.

- Şiddeti önlemede, UEFA kriterlerine hem federasyon hem de kulüpler saydam bir şekilde uymalıdırlar.

- Şiddeti önlemede, toplu disiplini sağlamada, örnek olmada önce kurumların ve temsilcilerinin güvenilirliği olmazsa olmaz bir kural olarak benimsenmelidir.

- Kurumların güvenilirliği varsa taraflar da disipline edilebilir, cezai uygulamalarla şiddet kontrol altına alınabilir.

- Seyirciyi küfürden arındırmak, saygınlığı yeniden getirecek ve çalışmalardaki başarının ortaya çıkmasına yarayacaktır.

- Önlem almada samimi ve istekli davranmalı ve kollektif, topyekün çalışmalara katılmalıdır.

Halil YILMAZ (İstanbul Emniyet Müdür Yrd.)

- Medyada en fazla yer alan spor yazarları ve yorumcular bu çalışmalara öncelikli katılmalı ve kamuoyunu aydınlatıcı, yön veren konuşmalar yapmalılar. Yeni şeyler öğrenmeliler, kendi bildiklerini en doğru kabul etmeyip, öğrenmeye daima açık olmalılar,

- Spor güvenliğiyle ilgili, önlemlerle ilgili araştırmalar ciddiyetle sürdürülmeli, üniversitelerle işbirliği yapılmalı, elde edilen bilgiler taraflarla panellerde, benzeri toplantılarda paylaşılmalı,

- Sporda şiddeti yaratanların ve tüm aktörlerin profilleri ve envanterleri tutulmalı, daima güncelleştirilmeli, sicilli olanlar spor alanlarından uzak tutulmalı,

- Sporun temel kurumu olan kulüpler, sporda şiddetin önlenmesi sorumluluğuna sahip çıkmalıdırlar.

- Şiddeti önlemede tarafların bilinçlendirilmesi ve taraftar derneklerinin sorunun çözüm arayışlarına katılmaları, ciddi yararlar sağlayacaktır.

- Kulüplere ve suçlulara verilen para cezaları caydırıcı olmalı, UEFA, FIFA kriterleri uygulandığı gibi TFF ve diğer federasyonların güvenlik konusundaki yaptırımları da uygulanmalıdır.

- Yasaları ve koyduğumuz kuralları uygulamak, takip etmek , devlet olmanın gereğini yapmak demektir. Eğer bu yapılamıyorsa devlet kurumları ve koruduğumuz her şey zarar görür.

- Müsabakalarına bedava bilet vererek vatandaşı bedavacılığa alıştırmamalıyız. Bu alışkanlık otobüse ve metroya biletsiz binmeye hatta gasp’a kadar gider. Kulüp yöneticilerinin popülist olma, yeniden seçilme uğruna bunu yapmaktan kaçınmalıdırlar.

- Alkolün şiddet üretmede, sürdürmede ve sonuçları açısından etkili olduğunu biliyoruz, o nedenle; alkolü spor alanlarından uzak tutmalıyız. Stat, salon çevrelerindeki satışlar, kapıdaki kontrollerde hatta localarda dikkat edilmeli, ayırım yapılmamalıdır.

- Sporun skor değil, yarışma olduğu bilincini seyirciye, tüm topluma aşılamalıyız. Bu konuda mülki idarelere, belediyelere, sivil toplum kuruluşlarına, herkese görev düşüyor.

- Bütün bu çalışmalara, sporda şiddeti önleme diyerek, şiddetin devamlılığını çağrıştıracağımıza, “Spor Güvenliği” başlığını kullanmak, yasanın adına, “Spor Güvenliği Yasası” demek daha doğru olurdu.

- Yasadaki taraftar temsilciliği seçimi uygulamasının, kulüplerle olan ilişkileri açısından ne denli faydalı olacağı konusu yeniden ele alınmalı, gerçekçi bir çözüm bulunmalıdır.

- Taraftar dernekleri sürekli şikayet etmek yerine şiddeti önlemede, kontrol etmede, bilinçlenmede sorumluluk üstlenmelidirler.

- Spor başlı başına, güçlü, popüler ve yaygın bir endüstri oldu. O nedenle de, kendi seyircisinin güvenliğinden sorumlu olmalı, özel güvenliğini kurmalı, güvenliğini finanse etmeli. Eğer kolluk kuvvetlerimiz kısmen veya tamamen bunu üstlenecekse kulüpler bunu finanse etmeli, elemanlara ücret ödemelidir.

- Kolluk kuvvetleri ve özel güvenlik, spor güvenliği konusunda iyi eğitilmeli, yasa boşlukları varsa giderilmeli, gerekirse spor polisi kurulmalı, ihtisaslaşmalıdır.

Onur BELGE (TSYD Başkanı)

- Sporda şiddeti ararken doğru yere bakalım. Şiddet tribünde var, sokakta var, sahaların dışında var; ancak spor sahalarında yok.

- Toplumdaki genel ahlak erozyonu için spora yansıyan şiddet ciddi bir gösterge olarak görülmeli ve herkes ahlakın korunmasında görevini yapmalıdır.

- Sporda şiddetin kaynağı bilinmiyor. Herkes suçu birbirinin üzerine atıyor. Oysaki bu hepimizin ortak hatası. Çözümü hepimizin bulması gerekmez mi?

- Spor medyası çoğunluğu (% 74) yüksek tahsillidir. Sorumluluğunu bilir. İki spor medyası var, biri benim temsil ettiğim diğeri öteki spor medyası, siz karar verin hangisi sorumsuz ve zarar vericidir.

Atilla GÖKÇE (Gazeteci –Yazar)

- Kulüpler içinde bulunan akil adamlar BJK örneğinde olduğu gibi spordaki şiddete seyirci kalmamalılar, karşı durmalılar ve işbirliğine açık olmalıdırlar. Aynı davranışları, spor ailesinin, futbol ailesinin içinde bulunan kurum, kuruluş ve kişilerden bekliyoruz.

- Şiddeti yaratan kim olursa olsun dışlanmalı, ceza görmeli özellikle de kayırarak kahramanlaştırılmamalıdır, özendirilmemelidir.

- Kulüpler Birliği, kulüplere dayalı refleksinden vazgeçip kulüpler arası dayanışmayı sağlayıp, tarihe, Türk gençliğine, sporuna ve geleceğine karşı sorumluluk almalıdır.

- Medya-kulüp ilişkilerinin sporun ruhuna ve medyanın mevcudiyetindeki etik ilkelere uygun kurulmalıdır. Kulüpler medyaya müdahale etmemeli, medyada hiçbir karşılıkla kulüplerin ve federasyonların güdümüne girmemelidir.

Feyzullah ASLAN (Emniyet Genel Müdür Yardımcısı)

- Yasaların uygulanmasında taviz verilmemeli.

- Şiddet ve taşkınlık çıkaran küçük gruplar tespit edilerek, izole edilmeli.

- Seyirci olan olmayan bütün gençler eğitilmeli.

- Hakemlerin adil ve şefkatli yönetim göstermeleri için gerekli ortam ve otorite sağlanmalıdır.

- Mağlubiyetin, sporun içinde olan normal bir sonuç olduğunu kabul etmeliyiz, spor camiasına kabul ettirmeliyiz .

- Basın şiddeti körüklemekten vazgeçmeli, bazı örneklerde olduğu gibi iyileştirmede ve eğitimde yol gösterici olmalı, katkıda bulunmalı.

- Sahalarımızda fiziksel koşullar iyileştirilerek önlemler acilen alınmalı, özellikle TFF, Kulüpler Birliği ve kulüplerimiz bu konuda sorumluluklarını yerine getirmelidirler.

- Kulüplerimiz holigan grupları beslememeli, bedava bilet vermemeli ve deplasmana götürmemelidirler.

- Amigoları ve yandaşlarını kulüpler beslememeli; çünkü besledikleri amigolar güçlenerek onları koltuğundan edebilir.

- Spor sahalarımızda, statlarımızda bayanları ağırlayacak değişiklikler yapılmalı ve bayanların maçlara gitmeleri teşvik edilmelidir.

- Kulüpler kim olursa olsun, taraftar, üye, görevli suçluyu ve şiddet yaratan insanları korumamalı, cesaret vermemeli, polise ve adli makamlara ricacı olmamalıdır.

Ergun GÜNGÖR (İstanbul Vali Yardımcısı)

- İl ve ilçelerdeki güvenlik kurulları desteklenmeli ve yardımcı olunmalıdır. Sporda şiddet yaratanlara ceza uygulamalarının caydırıcı etkisini gözlemliyoruz. Devam edilmeli, titizlikle uygulanmalıdır.

- Kanunda belirtilen görev ve sorumluluklar mutlaka yerine getirilmelidir.

- Sporda şiddeti önlemek için tüm teknolojik yenilikler ve olanaklar düşünülmeli ve hayata geçirilmelidir.

- Güvenlik kameraları, kapıları ve tüm oturma yerlerini görecek şekilde yerleştirilmeli güvenlik odasında her şey kayıt altına alınmalı ve arşivlenmelidir.

- Turnikeler biletsiz, kartsız ve geçişe müsaade etmeyecek şekilde donatılmalıdır.

Zekeriya ALP (TFF Temsilcisi)

- TFF ülkemizde futbolun geleceği ve gelişimi üzerine çalışmalar yapmak yerine, futbolumuzdaki şiddet ve düzensizliğin giderilmesiyle uğraşmak zorunda olduğunun bilinci içinde bir dolu tedbir alarak çalışmalarını sürdürmektedir.

- TFF olarak sosyal içerikli bir “LÜTFEN “ kampanyası açtık. Bu kampanyadan olumlu sonuçlar bekliyoruz.

- Duyarlılığımız ve kararlılığımız devam ettiği sürece, şiddet olaylarında bir azalmanın yaşanacağı inancında ve bilincindeyiz.

- Beşiktaş Kulübünün ve divan kurulunun yaptığı bu tür duyarlı çalışmanın ülke geneline yayılması en büyük temennimizdir.

- Sporumuzu ve futbolumuzu huzurlu, güvenli, sağlıklı bir zemine oturtmak için bu birlikteliği sağlayacağı sinerjiyle şiddeti yok edeceğimize inanıyoruz.

Futbolda Şiddet Paneli Komisyonu

- Özel güvenlik görevlileri, hem 5188 hem 5149 sayılı Kanuna göre eğitilmeliler.

- Bütün bilet ve oturma yerleri numaralı olmalı ve bilet alan kişinin adı ve kimlik bilgileri bilgisayarlarca kayıt altına alınmalıdır.

- Biletlerin üzerinde kim tarafından, kime satıldığı mutlaka yazılmalıdır.

- RTÜK, televizyon ve radyolara kapanma cezası yerine, eğitici özellikle sporla ilgili eğitici programlar yapılmasını sağlamalıdır.

- Spor programlarıyla ilgili yasa değişikliği yapılarak, eğitici ve şiddeti önleyici mesajların verilmesi, yayımlanması sağlanmalıdır.

- Stat büfelerinde çalışanların güvenlik soruşturmaları, titizlikle yapılmalı ve güvenlik kartı taşımaları zorunlu olmalı, kayıtlı olmayan, kartı olmayan stada alınmamalı, alınmışsa hemen stat dışına çıkarılmalıdır.

- Büfelerde su dahil her şeyin açık satılması sağlanmalıdır.

- Maç öncesi stat boşken, titiz bir arama yapılarak şiddet oluşturacak herhangi bir unsurun önceden sokulması ve saklanmasına mani olunmalı, bu konuda görevlilere ve kulüp sorumlularına taviz verilmemelidir.

Mehmet ATALAY (GSGM)

- Sporda şiddetin önlenmesi için çıkarılan 5149 sayılı yasaya sahip çıkarak, uygulamalıyız uygulanmasına yardımcı olmalıyız. Suç nedir? kim yapıyor? biliniyor, yasada cezada belirlenmiş, uygulayacak kişi de var. Yasamızda her şey var. Uygulansa bir şey kalmayacak, bekliyoruz.

- Sporda şiddetin büyük bir kısmı futbol sahalarında ve ortamlarında gerçekleşiyor. Özellikle şiddeti futboldan çıkarmalıyız. Hem diğer branşlara hem de ikinci lig ve amatör liglere sirayet ediyor.

- Yıllardır şiddeti doğuran, birikmiş, büyümüş olan sorunları da bir çırpıda çözmek kolay değil. Uzun zaman da alsa sabırla üstüne gitmeliyiz.

- Kulüplerimiz hala amigo sistemiyle sürdürmek istiyorlar, onlar kulübü temsile layık, verilen görevi yerine getirebilecek, kefil olabilecekleri taraftar temsilcilerini seçerek Valiliğe, emniyete bildirmeleri gerekmektedir. Kulüpler bunu yapmazsa cezai işlemler var.

- Fazla ve usulsüz bilet basımı, dağıtımı konusunda dikkatli olmayan kulüplere yasada mevcut olan ağır cezalar verilecektir.

- Yasada beyan ve demeç verme hususunda sorumsuz davranan, gerek yöneticilere, sporculara ve elemanlara (yasada tanımlanmış) ağır cezalar öngörmüş, elbette uygulanacaktır.

- Yasada tanımlandığı şekilde sorumlu hareket etmeyen tahrik eden, kulüpleri ve taraftarları birbirine düşüren basın yayın organlarına, yorumcularına basın yayın yasası, radyo televizyon kanununun uyguladığı gibi ayrıca 10.000-50.000 YTL cezaları uygulanacaktı. Yürekli bir şekilde uygulanmasını bekliyoruz.

- TFF tereddüt etmeden ve çekinmeden kulüpleri bilgilendirmeli, eğitimi gerçekleştirmeli, kulüplerde federasyonla işbirliğine girmelidir. Uygulamalar konusunda gerek TFF gerekse valiliklerimiz ve emniyetimiz ayırım yapmadan riske de girseler uygulamaya başlasınlar, arkası gelir ve bir problem kalmaz.

- Dünya bu işi nasıl yaptıysa bizi de aynı yolu izlemeliyiz, içimizdeki şeffaf olmayan unsurları temizlemeliyiz, kendimizi kandırmadan, kafamızı kuma gömmeden yasaları, kuralları ve alınan tedbirleri adaletli bir şekilde uygularsak kimsenin itirazına ve baskısına boyun eğmeyiz. Ben inanıyorum, herkes de inanmalıdır.

- Sporda şiddetin çözülmesi için sosyologların, psikologların hatta bütün bilim adamlarının desteğine ve ortak çalışmasına ihtiyaç var. Çünkü şiddetin temelinde sevgisizlik, saygısızlık var.

Mehmet Ali ŞAHİN (Devlet Bakanı ve Başbakan Yrd.)

- Sporda şiddetin önlenmesi hepimizin sorumluluğundadır. Bu amaçla düzenlenen böyle bir toplantıya davet edilen bütün sorumluların, yetkililerin katılmasını, birlikte çözüm arayışına girmelerini beklerdim.

- Sporda şiddetin önlenmesinde, yönetimde, başka alanlarda başarılı olmak istiyorlarsa bütün yönetici ve sorumluların öncelikle kendilerinin ilkeli ve tutarlı olmaları gerektiğine inanıyorum.

- 5149 sayılı yasa çok kapsamlı bir yasadır, ciddiyetle, geniş katılımlı ve yoğun emekle hazırlanmış bir yasadır. Ama buna rağmen mükemmel bir yasadır demiyorum, uygulamadan doğan eksiklikleri, fazlalıkları varsa, bize bildirilirse gereğini yaparız.

- Türk sporu mali ve idari olarak özerktir. Bu özerkliğe devlet, siyaset, hükümet, bakan bozacak şekilde gereğinden fazla müdahil olmamalıdır.

- Sporda çıkan sorunları sporun gerçek aktörleri kendi içlerinde çözecek. Kendileri sorumluluk alacak. Gerçek özerklik bu demek. Eğer yasa yönetmelik gibi eksiklikleriniz varsa tamamlayalım. Bu anlamda yapılan katkıları ve eleştirileri dikkate alıyoruz. En iyisini yapmayı istiyoruz, gerekirse bazı değişikliklere gideceğiz.

- Bütün bunlara rağmen mevcut yasa yürürlükte kaldığı sürece herkes bu yasal çerçeve içerisinde üzerine düşen görevleri yerine getirmek zorundadırlar. Bu yasa titizlikle uygulandığı takdirde şikayetçi olduğumuz olumsuzlukların asgariye indiğini ilk yarının sonunda gördük.

- Bu yasanın sorumluluk yüklediği herkes, (il güvenlik kurullarımız, spor kulüplerimiz değerli yöneticileri, futbol federasyonumuz her kimse, kuşkusuz ki medya kuruluşlarımız, spor yazarlarımız, yorumcularımız) üzerine düşeni harfiyen yerine getirdiğinde, bu hadiselerin önemli ölçüde azalacağı kanaatindeyim.

- Şiddetle ve olumsuzluklarla mücadele sadece bu yasanın öngördüğü cezaları vermekle elde edilemez. Sonuç itibarıyla bu yasayı uygulayalım, suç işleyenlere ceza verelim ve böylece bunları önleriz demekle neticeye ulaşacağımız kanaatinde değilim.

- Adeta bir centilmenlik yarışını başlatmak istiyoruz. Tribündeki seyirciyi, sahadaki sporcuyu centilmenlikte yarıştırmak, onları teşvik etmek ve bunun karşılığında da bir ödül vermek istiyoruz.

- Bu yasanın titizlikle uygulanması konusunda bakanlık olarak ben yasadan kaynaklanan denetim ve gözetim görevimi daha ciddi şekilde yerine getireceğim.

- Bu konuda görevli olan İl Güvenlik Kurulu Başkanı ve üyelerimiz daha titiz olacaklar. Kulüplerimiz, kulüp başkanlarımız, yöneticilerimiz ve futbolcularımız daha titiz olacaklar.

- Bu yasa böyle yürürlükte kaldığı takdirde 7 Mayıs 2005’ten itibaren spor kulüplerimiz kendi güvenlik tedbirlerini kendileri alacaklar. Herhalde hazırlar, şu ana kadar herhangi bir talep gelmedi. 7 Mayıs’tan sonra bir sorun yaşanmamalıdır.Yaşandığı takdirde de sorumlu olacaklar da tabi bu tedbirleri almayan kulüplerimiz olacaktır.

- Spordan sorumlu bakanlık olarak, sporun, kulüplerimizin, spor camiasının ve halkımızın hizmetindeyiz.

Yıldırım DEMİRÖREN (BJK Başkanı)

- Türk sporunun bu derin sorununa bugün olduğu gibi bundan sonrada el ele vererek yürek yüreğe çalışarak son vereceğimize inanıyorum.

- Sporda şiddet dünyadaki diğer ülkelere kıyasla bizde henüz yeni başladı, ancak varabileceği boyutları biliyoruz. Bu olguyu ciddiye almayanların da maalesef hala çoğunlukta olduğunu görüyoruz.

- Şiddeti besleyen zemine ortam hazırlayan yüzlerce neden sayabiliriz; şiddetin aslında bir sonuç olduğunu hepimiz biliyoruz.

- Sporun skor değil bir yarış olduğunu öğrenmeliyiz ve öğretmeliyiz. Sporda şiddeti besleyen, tetikleyen, meydana gelmesine neden olan unsurları da gözden kaçırmamak gerekiyor.

- Önce iğneyi kendimize batırmayı bilmeliyiz, yöneticiler, medya, taraftar ve tüm yetkililer hatayı kabullenmeyi öğrenmeliyiz.

- Hepimizin üzüntüyle hatırlayacağı gibi stadımızda meydana gelen hepimizi üzen elim vaka kulübümüze olduğu kadar spor barışımıza ve huzurumuza zarar vermiştir. Adli bir vaka şanssızlık eseri stadımızda meydana gelmiştir. Verilen cezaya razı gözükmemiz suçluluk duygusundan değil, bu olayın sporda şiddeti önlemede milat olmasına, caydırıcılığa örnek olmasına, sebebi ne olursa olsun tekrarına asla müsaade edilmemesine ve o bağlamda da konunun önemsenerek gerekli önlemlerin alınmasına vesile olması içindi. Bu nedenle camiamızı son derece üzmesine rağmen haksız da olsa 3 maç seyircisiz oynama cezamıza itiraz etmedik.

- Devletimizin ve futbol federasyonumuzun, sporda anarşi ve terörün önlenmesi adına aldığı tüm kararlara sahip çıkıp uygulamasına öncülük yaptık, yapmaya da devam edeceğiz.

- Beşiktaş Jimnastik Kulübü olarak yasanın uygulanmasında üzerimize düşen görevleri her zaman yerine getireceğimize söz veriyorum. Bu konuda takipçi olacağımızı da ifade etmek istiyoruz.

Moderatör (Semih BASKAN)

- 2004 yılının Mart ayında Türkiye Futbol Adamları Derneği Ankara Şubesi “Futbol Müsabakalarında Terörün Nedenleri ve Önleme Yolları“ konulu bir bilimsel araştırma yarışması düzenledi. Aynı dönemde 15 Mart 2004 tarihinde Beşiktaş Divan Kurulu “Sporda Şiddeti Önleme Komisyonu“nu kurarak çalışmalarına başlıyordu. Birbirlerinden farklı olarak aynı tarihlerde iki sivil toplum kuruluşunun bu önemli adımları, bu alandaki ilk çabalar olarak önemli birer köşe taşını  oluşturmuş oldular.

- Beşiktaş Jimnastik Kulübünün başlattığı bu son derece anlamlı çalışmanın Süper Ligdeki tüm kulüplere ve diğer kulüplere örnek olacağını umuyoruz.

7. Komisyonun Değerlendirmesi

Şiddetin önlenmesi için kulüplere büyük görevler düştüğü, verilen kararların hakkaniyetle, yan tutmadan ve adil uygulanmadığı,

Kulüp yöneticileri, emniyet görevlileri, Valilik ve medya mensuplarının sorumlu davranması durumunda şiddetin önlenebileceği,

Spor müsabakalarında görev yapan emniyet görevlilerinin toplum psikolojisini iyi bilmeleri, bu konuda çok iyi eğitim almaları gerektiği,

5340 sayılı Kanunun 23 üncü maddesi ile; 5149 sayılı Kanunun Geçici 1 nci maddesinde yapılan değişiklikle spor kulüplerinin özel güvenlik sisteminin oluşturulması ile ilgili yükümlülüklerinin 4 yıl daha ertelenmesinin yerinde bir düzenleme olduğu,

5149 sayılı Kanunun çok isabetli olduğu, ancak, uygulamada bazı eksikliklerin görüldüğü, ilgili şehirdeki emniyet güçlerine, şehir yöneticilerine göre farklı uygulamalar olduğu, Kanunun her takıma ve kulübe adil ve eşit uygulanması gerektiği, şiddet olaylarının bitirilmesi için emniyet güçlerinin, yerel yöneticilerin, stat sorumlularının, kulüp yöneticilerinin bu işe dört elle sarılmaları gerektiği,

Günümüzde tribün liderleri olarak da tanımlanan amigoların, takımları için saatlerce tezahürat yapmaları, deplasmana giderek takımlarını desteklemeleri, takımına sahip çıkarak oyuncularını motive etmeleri, takımları için şarkı bestelemeleri olumlu davranışlar olarak kabul edilse de, son zamanlarda sıkça görülen şiddet olaylarının içinde olmaları, müsabakalarda hakem, oyuncular, rakip taraftarlara ve teknik adamlara karşı sportif erdeme yakışmayacak davranışlar sergilemeleri, karaborsa bilet satışı ve alkol alarak müsabakaya gelmelerinin olumsuz davranışlar olarak görüldüğü,

Spor seyircilerinin eğitim düzeylerinin yükseltilmesinin şiddeti önleyici bir etkisinin olabileceği, Valiliklerin ve Emniyet Müdürlüklerinin, 5149 sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun hükümlerini her yerde aynı ve eksiksiz uygulamalarının, adaleti dağıtan, ceza veren kurullarla Tahkim Kurulunun adil ve eşit davranmasının şiddeti önlemede etkili olacağı,

Düzeni sağlayıcı bir etken olarak maç biletlerinde UEFA kriterlerinin uygulanması gerektiği,

Futboldaki şiddet olaylarında, çözüme yönelik tedbirlerle kontrole yönelik tedbirleri birbirinden ayırmak gerektiği, Kanuni yaptırımlar ve güvenlik artırımlarının, şiddet olaylarının çözümüne değil, geçici kontrolüne yönelik yöntemler olduğu,

Futbolda şiddet eylemlerinin etkin çözümünün futbolun içindeki tüm birimlerin eğitimi ve dolayısıyla şiddete eğimli insan sayısının azaltılması ile mümkün olabileceği,

Sporun ve dolayısıyla futbolun topluma faydalı olan yönlerinin mutlaka aktif hale getirilmesi gerektiği,

Kurallar oluşturulurken olanaklar ölçüsünde taraftarın da katılımının sağlanmaya çalışılmasının, taraftara, neyin beklendiği ve kurallara uyulmadığı zaman ne tür sonuçlarla karşılaşacaklarının anlatılmasının, onların hem kendileri hem de çevrelerindeki insanlar için en iyi olanı elde edebilmeleri amacıyla neler yapmaları gerektiğini öğrenmelerini sağlayacağı,

Tribünlerde yanıcı, delici ve patlayıcı bulundurulmamasını kulüplerin sağlaması gerektiği, eğer bu maddeler kullanılıyor ya da taraftar derneklerinde bulunduruluyorsa, bu maddelerin zararları ve tehlikeleri konusunda taraftarların bilgilendirmesi ve bunun önlemlerinin alınması gerektiği,

Statların şiddetten uzak, güvenli bir yer haline getirilmesi ve taraftarlar arasındaki şiddet içeren davranışların engellenmesinin, müsabakaların eğlence ortamında izlenmesiyle mümkün olacağı konusunda taraftarların eğitilmesi gerektiği,

Taraftar eğitiminde, rakip takım taraftarlarının kendilerinin misafirleri olduğunun, kulüp olarak misafirlere kötü davranış sergilemenin örf ve adetlerimizle de bağdaşır tarafının olmadığının sıklıkla vurgulanması gerektiği,

Şiddete karşı davranışlar sergiledikleri her ortamda taraftarların desteklenip, ödüllendirilmesi, şiddete karşı direnç göstermek için daha fazla cesaretli olacakları bir ortam oluşturacağı gibi taraftarların bu davranışlarını tekrar etmeleri ve sürdürmelerine de yol açabileceği, aynı fiilden farklı cezaların alınması ve kasıtlı bir fiilden dolayı ceza alan bir sporcunun sahiplenilmesi durumunda da spor kamuoyunda ve taraftarlar arasında aynı tepkileri doğuracağı,

Ulusal müsabakalarda meydana gelen şiddet olaylarının uluslararası müsabakalarda yaşanmadığı, taraftar, sporcu, teknik heyet ve kulüp yöneticilerinin daha sorumlu davrandıkları, bundaki en önemli faktörün kulüp yöneticilerinin, taraftar, sporcu ve teknik kadrolarını UEFA ve FİFA’nın uygulayacağı yaptırımlar konusunda bilgilendirmeleri olduğu,

değerlendirilmektedir.

B- TÜRK SPORUNDA ŞİKE

1. Şikenin Tanımı ve Kapsamı

Danışıklı yarışma yapma diyebileceğimiz şike, sporcuların, spor kulüplerinin yöneticilerinin veya diğer mensuplarının belli bir ekonomik menfaat karşılığı ya da başka güdüler ile anlaşarak, müsabakayı önceden belirledikleri sonuca uygun olarak tamamlamaları halidir.

Kökü Fransızca chiqe kelimesi olan şikenin önemli unsurları; müsabakada yer alan taraflar ya da bunların bazı mensupları arasında bir anlaşmaya dayanması, bu anlaşmanın sporun özüne aykırı bir amaca dönük olmasıdır.

Sporun özünde kazanma kadar kaybetme de vardır. Ancak günümüzde özellikle futbolda kaybetmeye pek tahammül gösterilmemektedir. Çünkü başarı hem kulüpler hem de oyuncular açısından büyük maddi kazançlara, başarısızlıkta önemli maddi kayıplara yol açmaktadır. Bu nedenle olası bir başarısızlığın neticesini göze alamayan kulüp yöneticileri zaman zaman çeşitli davranışlar içine girebilmektedir.

Şike; dahil olanlar, yöneldiği amaç ve kullanılan araca göre farklı türler olarak ortaya çıkmaktadır.

Şike, müsabakanın tarafı olan kulüpler arasında, oyuncular arasında veya hakemin dahil olması ile yapılabilmektedir.

Şike olaylarında çoğunlukla maddi menfaat sağlanması söz konusudur. Ancak bazen maddi menfaat olmadan da şike yapılabilmektedir.

2. Şike Çeşitleri

2.1. Taraf Şikesi

Müsabakaların tarafı olan sporcu veya kulüplerin yönetici veya diğer mensuplarının müsabaka neticesi üzerinde anlaşmalarıdır.

Bu tür şike kulüpler arasında gerçekleşebildiği gibi, çoğunlukla bir taraf ile diğer taraftan bir ya da birkaç kişi arasında da gerçekleşebilmektedir. Sporculara gelecekte sözleşme yapma vaadinde bulunmak suretiyle de şike yapılabilmektedir.

2.2. Hatır Şikesi

Anlaşma, maddi menfaat karşılığı olabileceği gibi bölgesel veya kişisel sebeplerle maddi menfaat söz konusu olmadan da gerçekleşebilmektedir. Bu hal “hatır şikesi” olarak anılmaktadır.

2.3. Hakem Şikesi

Hakemlerin müsabakayı maddi menfaat veya başka sebepler ile bir sporcu veya kulüp lehine taraflı yönetmesidir.

2.4. Kazanma Amacı Gütmeden Yapılan Şike

Müsabakanın bir ya da her iki tarafının yukarıda sunulan sebepler dışında, sportif mücadelenin hedefi olan kazanma amacına dönük yarışmaması da sıkça görülen bir durumdur. Bir yarışmacının, bir sonraki tur veya müsabakada lehine olduğunu varsaydığı rakip ile karşılaşmayı temin etmek amacıyla ya da o müsabakanın kendisi için önem taşımaması nedeniyle sportif mücadelenin ruhuna uygun davranmamasıdır.

Basketbol Federasyonu Başkanı Sayın Turgay DEMİREL Komisyona yaptığı açıklamada, şikenin doğru bir tarifinin ortaya konması gerektiğini, bir takımın kendisine ileriye dönük olarak avantaj sağlamak amacıyla pozisyon almasının şike olarak nitelendirilemeyeceğini ancak bu durumun üçüncü takımların pozisyonlarını etkilemesi bakımından haksız rekabet olarak nitelendirilebileceğini ifade etmiştir.

Mersin Büyükşehir Belediyesi – Konya Selçuk Üniversitesi maçında Mersin Büyük Şehir Belediyesi takımının Konya Selçuk Üniversitesi takımını yenmesi halinde play offlara Konya’dan daha güçlü bir ekip olan Gaziantep’in kalacağını, bu yüzden daha zayıf ekibin devam etmesi menfaatlerine olduğundan Konya’nın kazanmasını sağladıklarının kabul edilmesine ve hakem raporlarında açık ifadeler bulunmasına rağmen bu durumun şike olarak kabul edilmediği anlaşılmıştır. Bu değerlendirme doğru kabul edilemez. Sportif mücadelenin tek hedefi adil oyun neticesi sahada kazanma olmalıdır. Sebep ne olursa olsun bu hedefe yönelmemek şike kabul edilmeli ve buna uygun olarak cezalandırılmalıdır. Bir müsabakayı kaybedenin gerçekte kazançlı çıkması turnuva organizasyonlarında zaman zaman mümkün olabilmektedir. Ancak bu tür durumlarda federasyonlar daha dikkatli davranmalı ve sportif mücadele dışı davranışlara izin vermemelidir.

Unutulmamalıdır ki bu tür bir davranış başka birine fayda sağlaması amacı ile gerçekleştirilmiş ise bu durum taraf şikesi veya hatır şikesi kapsamında değerlendirilmelidir.

2.5. Spor Dışı Unsurların Katılması ile Gerçekleşen Şike

Tüm dünyada yaygınlaşan bahis oyunlarının bir sonucu olarak, spor müsabakalarının neticeleri sadece taraflar ve onların taraftarları dışında, spor dışı bazı kişileri de doğrudan ilgilendirmeye başlamıştır.

Daha önce hakem Sadık İLHAN’ın dahil olduğu dava (Ek-52) ve 2004-2005 sezonu içinde Akçaabat Sebatspor-Kayserispor müsabakası ile ilgili olarak Akçaabat Sebatspor kalecisinin Komisyona aktardıkları ülkemizde bu tür şikenin gündemde olduğunu gözler önüne sermektedir.

Bahis neticelerini manüple etmek isteyenler, sporcular, kulüpler, hakemler ile maddi menfaat ilişkisine girebildikleri gibi kimi zamanda baskı tehdit gibi yollara başvurulabilmektedir.

3. Yürürlükteki Mevzuat

Araştırma Komisyonunun kurulmasını gerekli kılan önergeler doğrultusunda sadece futbol branşına ilişkin mevzuata yer verilmiştir.

3.1. Ulusal Mevzuat

Türkiye Futbol Federasyonu Futbol Müsabaka Talimatı ;

“Şike Araştırma Kurulu ;

Madde 13- Futbol Müsabakalarından önce, yapılması sırasında veya sonrasında, anlaşma yapıldığı konusunu araştırmak üzere, Federasyon Başkanının teklifi ve Yönetim Kurulu’ nun onayı ile bir Şike Araştırma Kurulu kurulur.

Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, bu kurulun raporunu da dikkate alarak vicdani kanaatine göre karar verir. Bu durum müsabakanın tescilinden sonra meydana çıksa dahi tescil iptal edilir. Taraf ve taraflar hakkında 25 inci maddenin 11 inci bendinin ( f ) fıkrasına göre karar verilir.

Bu kurulun çalışma usul ve esasları Yönetim Kurulu tarafından çıkarılacak iç talimatla belirlenir.

Federasyonun bu kararına vaki itirazlar Tahkim Kurulu tarafından kesin hükme bağlanır. ”

Türkiye Futbol Federasyonu Futbol Disiplin Talimatı;

“Hileli ve Danışıklı Futbol Müsabakası;

Madde 37- Hileli ve danışıklı futbol müsabakası yapan, yaptıran kişiler ve aracıları en az bir yıl müsabakadan men cezası veya o kadar süre ile hak mahrumiyeti ve teşekküller Futbol Federasyonunca küme düşürme cezası ile cezalandırılır.”

“Tek taraflı Yönetim;

Madde 48- Müsabakaları kuruluş veya kişi lehine veya aleyhine hileli ve danışıklı yöneten hakemler bir yıldan beş yıla kadar hak mahrumiyeti cezası ile cezalandırılırlar.

“Menfaat ile Yönetim;

Madde 49- Kırk sekizinci maddedeki yönetim maddi veya manevi menfaat karşılığında yapıldığı takdirde hakemler sürekli hak mahrumiyeti cezası ile cezalandırılır.”

“Soruşturma Zamanaşımı;

Madde 67-a) Futbol faaliyetlerinden aralıksız bir yıl ayrılmış kişiler hakkında soruşturmaya başlanmaz.

b) İhtar cezasını gerektiren hallerde üç ayın, müsabakadan men ve süreli hak mahrumiyeti cezalarını gerektiren fiillerde bir yılın, sürekli hak mahrumiyeti cezasını gerektiren fiillerde üç yılın geçmesi ile soruşturma ortadan kalkar. Soruşturma zamanaşımının başlangıcı olay günüdür.”

“Ceza Zamanaşımı;

Madde 68- İhtar cezası altı ay, yarışmadan men ve süreli hak mahrumiyeti cezaları üç yıl infaz edilemezse, ortadan kalkar.

Ceza kararları zamanaşımı, kararın kesinleştiği veya cezanın infazının herhangi bir suretle durduğu günden işlemeye başlar.

3.2. FİFA VE UEFA Mevzuatı;

3.2.1. FİFA

FİFA Disiplin Talimatı;

“Bölüm 6 Rüşvet-Yozlaşma

1- FİFA düzenlemelerini ihlal etmesi için FİFA organlarından birine, bir maç görevlisine, bir oyuncuya yada bir görevliye kendi adına yada üçüncü kişi adına haksız çıkar teklif eden, taahhüt eden veya verenler.

a-En az 10.000 İsviçre Frankı para cezası,

b-Futbol ile ilgili herhangi bir faaliyette bulunmaktan men,

c-Herhangi stada girmekten men,

cezaları ile cezalandırılır.

2- Pasif taraf (haksız menfaati talep eden, taahhütte bulunulan veya kabul edenler) da aynı şekilde cezalandırılır.

3- Ağır ihlal ve tekerrür hallerinde (b) fıkrasındaki ceza ömür boyu verilebilir.

4- Her halükarda, suça konu olan maddi değere el konulmasına karar verilir ve Futbol Geliştirme Programı için kullanılır.”

“Bölüm 11. Müsabaka Sonuçlarının Manüpüle Edilmesi;

Madde 75- Spor Etiğine aykırı olarak bir müsabakanın neticesini etkilemek için anlaşma yapan müsabakadan men, 15.000 İsviçre Frankı’ndan az olmamak üzere para cezası ile cezalandırılır. Yetkili organ ayrıca herhangi bir futbol faaliyetinde bulunmama cezası da verir, ağır ihlallerde bu ceza ömür boyu uygulanır.”

“Bölüm 6. Disiplin Müeyyidelerinde Zamanaşımı;

Madde 44- Süre

1-Maç sırasında gerçekleşen ihlallerde iki yıl geçtikten sonra soruşturulamaz. Genel Kural olarak diğer ihlaller için süre on yıldır,

2-Dopinge ilişkin ihlallerde süre 20 yıldır,

3-Rüşvet, yozlaşma ile ilgili soruşturma zamanaşımına tabi değildir”

3.2.2. UEFA;

UEFA Disiplin Talimatı;

“Madde 5- Davranış ilkeleri;

1- Üye federasyonlar, kulüpler ve onlar kadar onların oyuncuları, görevli ve üyeleri bağlılık, dürüstlük ve spor ruhuna uygunluk içinde hareket etmek zorundadır.

2- Aşağıda yer alan örnekler ilkelerin ihlalidir.

a) Aktif veya pasif olarak rüşvete karışan ya da teşebbüs edenler....”

“Madde 7- Zaman aşımı;

1-Soruşturma aşağıdaki sürelerin sonu ile sınırlıdır;

a) Saha veya sahaya hemen bağlı alanlarda meydana gelen olaylarda bir yıl,

b) Yolsuzluk-rüşvet ve doping olaylarında on yıl,

c) Diğer tüm olaylarda beş yıl...”

4. Dünya Sporunda Şike

Sporun yöneldiği hedeflerle uzlaşması mümkün olmayan şike, tarihin her döneminde olduğu gibi günümüzde de dünyanın her yerinde, sporun her branşında gündeme gelmektedir.

İtalya’da karışan kulübün bir alt lige indirildiği ilgili sporcuların iki yıl süre ile müsabakalara katılmaktan men edildiği olay, Avusturya ve Almanya milli takımlarının aynı kaygı ile kazanma amacı gütmedikleri müsabaka, Peru ile Arjantin arasında oynanan milli müsabakanın Arjantin’in ihtiyaç duyduğu 6-0’lık skor ile bitmesi, daha yakın tarihte İtalya ve Portekiz’de görülen hakem suiistimalleri ile mücadele çabaları ve Almanya’da ortaya çıkan bahis bağlantılı hakem suiistimali tüm dünyada şikenin her türünün görüldüğünün kanıtlarıdır.

5. Türk Sporunda Şike ve Mevcut Durum ile İlgili Tespitler

5.1. Federasyon Kurulları Tarafından Karara Bağlanmış Şike İddiaları

Ülkemizde ortaya atılan şike iddiaları hakkında Türkiye Futbol Federasyonunun özerklik kazanmasından sonra karar verme yetkisi Federasyon Yönetim Kurulu’na bırakılmıştır.

Şike iddiasıyla ilgili olarak Futbol Federasyonuna yapılan başvurular üzerine, federasyonca bir Şike Araştırma Kurulu oluşturulur. Şike Araştırma Kurulu iddia konusunu inceleyerek görüşünü bir raporla Futbol Federasyonu Yönetim Kuruluna bildirir. Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu şike iddiasıyla ilgili kararını Şike Araştırma Kurulunun kendisine sunmuş olduğu rapora bağlı kalmaksızın verir. Federasyon Yönetim Kurulunun vereceği karardan zarar görenlerin Tahkim Kurulu’na başvuru hakları vardır. Tahkim Kurulu’nun kararları kesindir.

Özerk Futbol Federasyonu’na pek çok şike iddiası ulaşmış ve bunlarla ilgili karar Federasyon tarafından alınmıştır.

Futbol Federasyonu Başkanlığı;

a) Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığınca Komisyonumuza gönderilen 26.4.2005 tarih ve 00/737-9667 sayılı yazıda (Ek-7) 1990 yılından itibaren kesinleşmiş şike dosyalarına yer verilmiştir. Bunlardan bazıları aşağıda belirtilmiştir:

1- Malatyaspor kulübünün; Türkiye Profesyonel 1’inci Futbol Liginde 6.5.1990 tarihinde oynanan ve Boluspor’un 2-0 üstünlüğü ile sona eren Adana Demirspor- Boluspor müsabakasının sonucu üzerinde anlaşma yapıldığına yönelik iddiası üzerine, Tahkim Kurulu 19.9.1990 tarihinde 3’te 2 oy çokluğu ile müsabakanın anlaşmalı olduğuna karar vermiştir. Ancak, Boluspor’un iade-i muhakeme isteğinde bulunması üzerine Tahkim Kurulu bu sefer 12.2.1991 tarihinde yürütmenin durdurulmasına, 21.6.1991 tarihinde de bir önceki kararının aksine anlaşma iddiasının sübutu için yeterli delil bulunmadığına hükmederek 19.9.1990 tarihli Tahkim Kurulu kararının kaldırılmasına, Malatyaspor’un açtığı davanın reddine karar vermiştir.

2- Afyon Büyükler 2’nci Amatör Küme (A) Grubunda 11.6.1994 tarihinde oynanan ve 18-1 Anıtkaya Belediyespor’un galibiyetiyle sonuçlanan Anıtkaya Belediyespor-Sülünspor maçının sonucu üzerinde anlaşma yapıldığı iddiasını inceleyen Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, müsabakanın sonucu üzerinde taraflar arasında anlaşma (şike) yapıldığına hükmederek, her iki takımında bir yıl süreyle Büyükler 2’nci Amatör Küme müsabakalarına alınmamasına karar vermiştir.

3- İstanbul Yıldızlar Amatör Kümede 15.12.1994 tarihinde oynanan ve 21-0 Ortaçeşmespor’un galibiyetiyle sona eren Ortaçeşmespor-Soğuksuspor müsabakanın sonucu üzerinde anlaşma yapıldığı iddiasını inceleyen Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, müsabakanın sonucu üzerinde taraflar arasında anlaşma (şike) yapıldığına hükmederek, her iki takımında bir yıl süreyle müsabakalara alınmamasına, olaya karışanlarında Amatör Futbol Disiplin Kuruluna sevkine karar vermiştir.

4- Erzurum Büyükler 1’inci Amatör Kümede 30.3.1995 tarihinde oynanan ve 35-0 Palandökenspor’un galibiyetiyle sonuçlanan Palandökenspor-Ağırbakımspor maçının sonucu üzerinde anlaşma yapıldığı iddiasını inceleyen Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, müsabakanın sonucu üzerinde taraflar arasında anlaşma (şike) yapıldığına hükmederek, her iki takımında bir alt kümeye düşürülmelerine, her iki takımın oyuncu, teknik sorumlu ve yöneticilerinin Amatör Futbol Disiplin Kurulu’na sevklerine karar vermiştir.

b) Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığınca Komisyonumuza gönderilen 1.2.2005 tarih ve 00/31-2536 sayılı yazıda (Ek-22) 2000 yılından itibaren şikeyle ilgili olarak kendilerine intikal eden olaylar ve bu olaylarla ilgili olarak Şike Tahkik Kurulu, Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu ve Tahkim Kurulunun vermiş olduğu kararlar yer almaktadır. Bu olaylardan bazıları aşağıda belirtilmiştir:

1- Bilecikspor Kulübünün; Türkiye Profesyonel 3’üncü Ligi 7’nci Grupta 15.4.2001 tarihinde oynanan Eyüpspor-Nişantaşıspor müsabakalarının sonucu üzerinde taraflar arasında anlaşma yapıldığı iddiasını inceleyen Şike Tahkik Kurulu, Nişantaşıspor – Eyüpspor müsabakasının sonucu üzerinde taraflar arasında anlaşma yapılmadığı kanaatine varmıştır. Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu da, söz konusu müsabakanın sonucu üzerinde taraflar arasında herhangi bir anlaşma yapılmadığına karar vermiştir.

2- Geliboluspor Kulübünün; 19.5.2001 tarihinde Türkiye Profesyonel 3’üncü Ligi 8’inci Grupta Alibeyköyspor-Beşyüzevlerspor arasında oynanan ve 12-0 ev sahibi takımın lehine biten müsabakasının sonucu üzerinde taraflar arasında anlaşma (Şike) yapıldığı iddiasını inceleyen Şike Tahkik Kurulu, Alibeyköyspor’un gol averajıyla ligde kalmasını sağlamak amacıyla, Alibeyköyspor’un farklı skorla kazanması hususunda her iki takımın kendi aralarında anlaştıkları kanaatine ulaşmıştır. Şike Tahkik Kurulu, söz konusu müsabakaya ilişkin kanaatlerini içeren bir rapor düzenleyerek Futbol Federasyonu Başkanlığına sunmuştur.

Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu da, Alibeyköyspor-Beşyüzevlerspor müsabakasıyla ilgili olarak Şike Tahkik Kurulunun ulaştığı sonucu benimseyerek, her iki takımın da bir alt kümeye düşürülmelerine, isim listelerinde adları geçen yöneticilerin Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’na sevklerine karar vermiştir.

Futbol Federasyonunun aldığı söz konusu karara karşı, Alibeyköyspor ve Beşyüzevlerspor Kulüpleri Tahkim Kuruluna itiraz etmişlerdir. Tahkim Kurulu da, dosyada farklı skor dışında, maç sonucu hakkında anlaşmayı kanıtlayacak veya bu yönde kanaat oluşturacak güçte bir delil olmadığı gerekçesiyle, Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nun, Alibeyköyspor-Beşyüzevlerspor müsabakasıyla ilgili kararının kaldırılmasına hükmetmiştir.

3- Vefa Spor Kulübü ve Çerkezköy Belediyespor Kulübünün; 21.5.2000 tarihinde Türkiye Profesyonel 3. Ligi 8. Grupta oynanan ve 5-4 ev sahibi takımın lehine biten Edirnespor- Nişantaşıspor müsabakası ile Lüleburgazspor’un 3-1 üstünlüğü ile sona eren Yıldırım Bosnaspor – Lüleburgazspor müsabakası ve ev sahibi takımın 2-0 üstünlüğü ile tamamlanan Beşyüzevlerspor - Güngören Belediyespor müsabakasının sonucu üzerinde taraflar arasında anlaşma yapıldığına yönelik iddialarını inceleyen Şike Tahkik Kurulu, bu maçların sonucu üzerinde herhangi bir anlaşma yapılmadığı kanaatine varmıştır. Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu da Şike Tahkik Kurulunun raporuna istinaden bahse konu maçlarda şike yapılmadığına karar vererek, iddia sahibi Vefa Spor Kulübü ile Çerkezköy Belediyespor Kulübünün taleplerini reddetmiştir.

4- Pendikspor Kulübünün; 21.5.2000 tarihinde Türkiye Profesyonel 2’nci Ligi 3’üncü Grupta Gaziosmanpaşaspor – Kartalspor arasında oynanan müsabakasının sonucu üzerinde taraflar arasında anlaşma yapıldığı iddiasını inceleyen Şike Tahkik Kurulu, söz konusu maçın sonucu üzerinde taraflar arasında herhangi bir anlaşma yapılmadığı kanaatine varmıştır. Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu da Şike Tahkik Kurulunun raporuna istinaden bahse konu maçın sonucu üzerinde taraflar arasında anlaşma yapılmadığına karar vererek, iddia sahibi Pendikspor Kulübünün başvurusunun reddine karar vermiştir.

5- Altayspor Kulübünün; Türkiye 1’inci Süper Liginde 25.5.2003 tarihinde oynanan Elazığspor-İstanbulspor A.Ş., 31.5.2003 tarihinde oynanan Diyarbakırspor –Elazığspor ve aynı tarihte oynanan İstanbulspor A.Ş.-Altayspor müsabakalarının sonuçları üzerinde taraflar arasında anlaşma yapıldığı iddialarını inceleyen Şike Tahkik Kurulu, söz konusu müsabakalarda tarafların maçların sonucu üzerinde anlaşma yapmadıkları kanaatine varmıştır. Futbol Federasyonu Başkanlığı da bu görüşe katılarak, Altayspor Kulübü’nün talebini reddetmiştir. Altayspor Kulübü, Futbol Federasyonunun almış olduğu söz konusu karara Tahkim Kurulu’nda itiraz etmiştir. Tahkim Kurulu da Altayspor Kulübünün itirazını reddetmiştir.

6- Bursaspor ve İstanbulspor A.Ş. kulüplerinin; Türkiye 1’inci Süper Liginde 24.4.2004 tarihinde oynanan Çaykur Rizespor-Akçaabat Sebatspor müsabakasının sonucu üzerinde taraflar arasında anlaşma yapıldığı iddiasını inceleyen Şike Tahkik Kurulu, söz konusu müsabakada tarafların maçın sonucu üzerinde anlaşma yapmadıkları kanaatine varmıştır. Futbol Federasyonu Başkanlığı da bu görüşe katılarak, Bursaspor ve İstanbulspor A.Ş. kulüplerinin taleplerini reddetmiştir.

7- Bursaspor Kulübünün; Türkiye Süper Liginde 9.5.2004 tarihinde oynanan Beşiktaş A.Ş.-Akçaabat Sebatspor, 15.5.2004 tarihinde oynanan Çaykur Rizespor–Beşiktaş A.Ş. ve 15.5.2004 tarihinde oynanan Akçaabat Sebatspor-MKE Ankaragücü müsabakalarının sonuçları üzerinde taraflar arasında anlaşma yapıldığı iddialarını inceleyen Şike Tahkik Kurulu, söz konusu müsabakalarda tarafların maçların sonucu üzerinde anlaşma yapmadıkları kanaatine varmıştır. Futbol Federasyonu Başkanlığı da bu görüşe katılarak, Bursaspor’un talebini reddetmiştir.

Türkiye Basketbol Federasyonu;

Türkiye Basketbol Federasyonunun 1.3.2005 tarih ve 340 sayılı yazısı (Ek-8) ekinde;

1- 23.1.2005 tarihinde Konya’da oynanan Konya Selçuk Üniversitesi-Mersin Büyükşehir Belediyesi Basketbol 2.Lig müsabakasında Mersin Büyükşehir Belediye kulübünün güçlü kadrosuna rağmen bilerek ve isteyerek maçı kaybettikleri yönündeki Başhakem Fatih SÖYLEMEZOĞLU ve Teknik Komiser Dr.Muhittin ÇOYMAK’ın raporlarına istinaden T.B.F. disiplin kuruluna sevkedildiği, Disiplin Kurulunun 30.1.2005 tarih ve 56 sayılı kararı ile de Mersin takımının kazanmak arzusunda olmadığı tespit edilmekle birlikte bunun hileli ve danışıklı bir müsabaka olduğuna dair kesin bir bilgi ve belge bulunamadığından bahsedildikten sonra kulübün isteksiz oyununa müdahale etmeyen antrenör Rebah SIDALLI’ya 6 maç müsabakadan men ve 1.000.00 YTL para cezası, şube yöneticisi Vedat KAPLAN’a da 3 ay hak mahrumiyeti ve 1.500.00 YTL para cezası verildiği,

2- 18.2.2001 tarihinde İstanbul Caferağa Spor Salonunda oynanan İstanbul Beykoz-Ankara Üniversitesi Erkekler Basketbol Bölgesel Ligi müsabakasında her iki takım sporcularının oynamaktan kaçındıkları için hakem tarafından uyarıldıkları, buna rağmen aynı tutumu sergiledikleri tespit olunduğundan maçın tatil edildiği, olayı inceleyen Basketbol Federasyonu Yönetim Kurulunun her iki takımın hükmen mağlubiyetine ve iki puanlarının silinmesine karar verdiği, her iki takımın antrenörleri ile birer yöneticinin disiplin kuruluna sevkedildiği, 28.3.2001 tarih ve 75 sayılı disiplin kurulu kararı ile de, Ankara Üniversitesi Spor Kulübü İdarecisi Tahir BENLİ ile Antrenör Semih GÖKALP’e ve Beykozspor Kulübü İdarecisi Armağan ÖMÜR’e 8’er ay hak mahrumiyeti, Beykozspor Kulübü Antrenörü Volkan KARAASLAN’a da 1 yıl hak mahrumiyeti cezası verildiği,

belirtilmiştir.

5.2. Komisyona Ulaşan Şike İhbarları

Ceyhanspor Kulübü Başkanlığı;

Ceyhanspor Kulübünden gelen 2.3.2005 tarihli yazıda (Ek-9) Ceyhanspor kafilesinin 27.2.2005 tarihinde deplasmanda Nusaybin Demirspor’la oynayacağı maç için stada girerken Nusaybin Demirspor’lu yöneticilerin yollarını kestikleri, küme düşme durumlarının bulunduğunu söyleyerek maçı vermelerini istedikleri, kendilerinin de, “Biz hayatımızda böyle bir şey yaşamadık. Ha namusumuzu satmışız, ha bu maçı vermişiz.”diyerek yollarını kesen Nusaybin Demirspor’lu yöneticilerin taleplerine karşı çıktıkları, bu yüzden soyunma odasında futbolcularına bıçak çekildiği, masörlerinin dövüldüğü ifade edilmiştir.

Bulancakspor Kulübü Başkanlığı;

Bulancakspor Kulübü Başkanlığının 2.3.2005 tarih ve 22 sayılı yazısı (Ek-10) ekinde; 27.2.2005 tarihinde oynanan Bulancakspor-Ünyespor maçından önce ara transferde Ünyespordan alınan futbolcuları Çağlar ŞAHİN’in Ünyespor malzemecisi tarafından cep telefonu ile aranarak sözkonusu maçta şike yapmasının teklif edildiği, bu konuşmaların cep telefonu hafızasına kaydedildiği ve basına bilgi verildiği, maç akşamı da, Ünyespor Kulübü başkanının futbolcularını arayarak bu olayı kamuoyuna duyurduğu için ölümle tehdit ettiği belirtilmiştir.

Adıyamanspor Kulübü Başkanlığı;

Adıyamanspor Kulübünden alınan 4.3.2005 tarih ve 2005-105 sayılı yazıda (Ek-11) şikenin artık iddia olmaktan çıktığı, şikenin her yıl yaşandığı, bu konuda konuşan insanların sesleri kesildiği için şike olayının hep yaşanacağı; futboldaki şikenin, hatır şikesi, para karşılığı yapılan şike, futbolcu transferi taahhüdü şikesi gibi çeşitlerinin bulunduğu, şikeyi belgelemenin zor olmadığı, geçen yıl 2. Lig B Kategorisi C grubunda Mardinspor’un nasıl şampiyon olduğunu bu grupta mücadele eden tüm kulüplerin başkanlarının çok iyi bildiklerini, içinde bulunulan sezonda da yine 2. Lig B Kategorisi C grubunda lider olan ve lidere yakın olan takımların sporcularının aranarak rüşvet teklif edildiği, şikenin önlenmesi için ligde mücadele eden takımların lig sonuna kadar hedeflerinin olduğu bir statüye kavuşturulması gerektiği, bir üst lige yükselme şansını kaybeden ya da küme düşme korkusu bulunmayan takımların istemeyerekte olsa şikenin içine karıştıkları ifade edilmiştir.

Futbol Federasyonunun görev alanına giren yukarıdaki şike ihbarları gereğinin yapılması için federasyona bildirilmiştir. (Ek-53)

6. Türk Sporunda Şikenin Önlenmesine Yönelik Tespit, Görüş ve Öneriler

6.1 Komisyonda Mülakatla Bilgisine Başvurulan Spor Adamlarının Tespit, Görüş ve Önerileri

Komisyon tarafından bilgisine baş vurulan kişilerden halen kulüp yönetiminde görevli olanların genel olarak şikenin varlığına inanmadıkları, bir kısmı şike var derken bir kısmının ise sadece hatır şikesinin var olduğunu düşündüklerini beyan ettikleri, halihazırda görevde olmayan ilgililerin büyük bir çoğunluğunun şikenin var olduğunu ancak hiçbir zaman kendilerinin içinde yer almadıklarını beyan ettikleri gözlenmiştir.

Spor adamları, şikenin önlenmesi için cezaların ağırlaştırılması ve yaptırımların objektif olarak uygulanması gerektiği üzerinde durmuşlardır.

Mehmet ATALAY (GSGM Genel Müdürü)

Ülkemizde şike ile ilgili olarak perde arkasında iddialar olduğunu, ancak delil gösterilmediğini, belki bu tür iddialarda bulunanların kendilerine bir zarar geleceği endişesi ile yetkililere bilgi vermedikleri gibi delil de göstermediklerini, modern ülkelerde şike yaptığına inanılan ya da kanaat getirilen takımlara ve futbolculara şiddetli bir şekilde ceza verildiğini, Örneğin İtalya’da Milan’ın küme düşürüldüğünü, Paola Rossi adlı futbolcuya en iyi zamanında iki yıl ceza verildiğini, Türkiye’de de bu olaya şahitlik yapanların ve bilgisi olduğunu söyleyenlerin konuşmalarını ve Türk sporunun da temizlenmesini, sporun evrensel boyutu olan sevgi, dostluk ve barış ortamının gerçekleşmesini,

Turgay DEMİREL (Basketbol Federasyonu Başkanı)

Mersin Büyükşehir-Konya Selçuk Üniversitesi maçı ile ilgili olarak, Konyaspor’un maçı kazanması üzerine maçın hakeminin “Bu antrenör yeteri kadar ciddi davranmamıştır. Sanki isteyerek kaybetmişlerdir.” ifadelerinin maçla ilgili raporda yer aldığını, ancak bu iki takımın play-off’da tekrar karşılaştıklarını, Konya’daki maçı Konya Selçuk Üniversitesinin 20 sayı farkla kazandığını, hakemi çok cesur ve olanları açıkça yazdı şeklinde değerlendirmediklerini, hakemin maç içinde böyle bir düşüncesi var idiyse oyunu durdurup kaptanları ya da antrenörü çağırıp ikaz etmesi gerektiğini, hakemin raporuna istediğini yazabileceğini, eğer raporda bir suç unsuru varsa bunun Disiplin Kurulu tarafından değerlendirileceğini, Disiplin Kurulu’nun da sadece hakemin verdiği karara bakarak değerlendirme yapmadığını, tarafları dinleyerek olayları araştırdığını ve incelediğini, Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin Konya’yı yenmesi halinde play-off’a Konya’dan daha kuvvetli bir ekip olan Gaziantep’in kalacağını, şampiyonluk mücadelesinde o kadar güçlü bir ekibin kalmasını istemeyebileceğini, bir sonraki adımı düşünmek zorunda kalabileceğini, hakem raporları ile bir maçta şike olup olmadığına karar vermenin zor olduğunu, bu sebeple komisyonun soruşturduğu şikenin doğru bir tarifinin ortaya konması gerektiğini, bu tarife hangi olayların girdiğinin daha sonra tartışılmasının gerektiğini, Mersin Belediyesi-Konya Selçuk Üniversitesi maçının bu tarifin dışında kaldığını, Galatasaray Kulübünün, Bayan Basketbol Takımının küme düşmesi nedeniyle Galatasaray Kulübü tarafından arandığını ve kendisinden küme düşmeyi kaldırmasını istediklerini, bunu yönetim kuruluna sunacağını ancak umuda kapılmamaları gerektiğini söylediğini, aynı tehlikenin erkek basketbol takımı için de söz konusu olduğunu, Galatasaray Kulübü Başkanı sayın Özhan CANAYDIN’ın kendisini aradığını ve “Erkek takımı da kötü gidiyor başkan buna şimdiden bir çare bul” dediğini, kendisinin de ligi 14 takımdan 16 takıma çıkardıklarını, ligin son iki takımı ile ikinci ligin üçüncü ve dördüncü takımlarının kendi aralarında yapacakları maçlarda ilk iki sırayı alanın birinci ligde mücadele edeceğini, Galatasaray’ın da bu dört takım arasından ilk iki sırayı alması gerektiğini söylediğini, bir takımın kendisine ileriye dönük olarak avantaj sağlamak amacıyla yaptığı şikenin ya da pozisyon almanın şike olarak nitelendirilemeyeceği, ancak bu durumun üçüncü takımların pozisyonlarını etkilemesi bakımından haksız rekabet olarak nitelendirilebileceğini,

Levent BIÇAKÇI (Futbol Federasyonu Başkanı)

Şike ve teşvik primi olaylarını çözebilmek için İçişleri Bakanlığından federasyon bünyesinde çalışacak bir istihbarat birimi kurulmasını talep ettiklerini, Hukuk Kurulu’nda sadece ifade alınabildiğini, Emniyetten ya da Adalet Bakanlığından yardım alınırsa telefon dinleme ve değişik takibatlar yapma gibi imkanlarla ancak netice alınabileceğini,

Şekip MOSTUROĞLU (Futbol Federasyonu Başkan Vekili)

“Yedi yıldır Futbol Federasyonu Hukuk Kurulunda görev yaptığını, kurula zaman zaman şike iddialarının geldiğini, şike başvurularının yapıldığını, bu iddiaları genelde ligin son haftalarında küme düşen ya da şampiyonluğu kıl payı kaçıran takımların yaptıklarını, Federasyon olarak iddiaların üzerine gittiklerinde yetkilerinin belli bir noktada bittiğini, kulüplerin ve futbolcuların banka hesaplarının incelenemediğini, futbol camiası dışında kalan kişilerden bilgi ve belge alamadıklarını, kamuoyunda konuşulan hususların yetkili mercilerle paylaşılmadığını, kendilerine hukuka uygun bilgi ve belge gelmediği için şike kararının verilemediğini, İtalya, İspanya ve Fransa gibi ülkelerde banka kayıtları üzerinden kulüplerin ve futbolcuların hesaplarının ve mal varlıklarının araştırıldığını, bu operasyonları yapanların polis olduğunu federasyonlar olmadığını, somut delile dayandıkları için sonuca ulaşıldığını, bu nedenle de Avrupa Şampiyonu olan Marsilya’nın küme düşürüldüğünü, kayıtlı ekonomiye geçildikçe bu olayların çözülebileceğini düşündüğünü, UEFA’nın uyguladığı, bizde de geçen yıl uygulamaya konulan Kulüp Lisans Sisteminde kulüplerin mali yapılarının şeffaf hale getirildiğini, bu konuda sıkı bir denetim yapılırsa çok kolay sonuç alınabileceğini, yine soruşturmalar sırasında Federasyona destek olacak Emniyet içinde ya da Federasyonda görevli özel bir birimin kurulması gerektiğini, bugün FİFA’daki ihtilaflı dosyaların hemen hemen % 75’inin Türkiye ve Yunanistan’dan geldiğini, bu % 75’in % 40-45’inin de Türkiye’den geldiğini, bunun tamamen sağlıksız ekonomik yapıdan kaynaklanan bir durum olduğunu, spordaki düzensizliğin temelinde yatan sebeplerin başında bu bozuk mali yapının olduğunu,”

İsmail ÖZERSİN (Futbol Federasyonu Hukuk Kurulu Başkanı)

Geçmiş yıllarda şike yapıldığı gerekçesiyle Federasyona bir çok başvuru olduğunu, bu başvuruların Şike Tahkik Kurulunca incelendiğini, daha sonra Federasyon Yönetim Kurulunca karara bağlandığını, nihai olarak da Federasyon Tahkim Kurulunun karar verdiğini, Federasyon Yönetim Kurulunun şike kararı verdiği “Beşyüzevler-Alibeyköy” maçı için, Tahkim Kurulunun şike yoktur kararı verdiğini,

Şenes ERZİK (Eski Futbol Federasyonu Başkanı, UEFA Asbaşkanı)

Şike ve teşvik olaylarının önlenmesi için Futbol Federasyonun dimdik durduğunu herkese göstermesi gerektiğini, zaman aşımına uğradı denilmemesinin gerektiğini, geçmişte Tahkim Kurulu’nun şike yoktur demiş olmasına rağmen dönemin Başbakanı Turgut ÖZAL’ın kendi ödeneklerinden Malatyaspora 4 milyar para verdiğini,

Haluk ULUSOY (Eski Futbol Federasyonu Başkanı)

Şike ve teşvikin araştırılmasında ve cezalandırılmasında, zamanaşımı süresinin kaldırılması veya 10-15 yıl gibi bir süre olması gerektiğini, şu anda zamanaşımı süresinin, teşvik suçunda 1 yıl, şikede ise 2 yıl olduğunu, eğer şike varsa şampiyonluğa oynayan takımlarla düşme potasında olan takımların bunu yapacağını, şikeyle ilgili bir belge ortaya konulmadığını,

Mehmet Ali YILMAZ (Eski Trabzonspor Başkanı)

Hemşerisi olan Sarıyer Kulübü Başkanının Sarıyer’in kümede kalmasını sağlamak için kendisine “başkanım bu maçı bize ver” dediğini, ancak kendisinin bunu reddettiğini, Sarıyer Kulübü Başkanının biz çocuklara tembih ettik onlar saha içinde çalışacaklar dediğini, bunun kendisini ilgilendirmediğini söylediği esnada da golü yediklerini ve Sarıyer Kulübü Başkanının kalkıp kendisine sarıldığını ve öptüğünü, bunun üzerine taraftarların kendisine “ sattın bizi başkan” dediğini, bu hususta bir kabahatinin olmadığını, bu tür şeylerin olduğunu ve adına sonradan şike denildiğini, şikenin paralı da parasız da arkadaş olmakla ve saha içinde futbolcuya rica etmekle de gerçekleştiğini, bahis oyunlarının maksimum 25-30 bin dolarlık olması gerektiğini, bununla şike yapılamayacağını, ancak 5-10 trilyon ile yapılabileceğini, bizdeki programın gözden geçirilmesi gerektiğini, iddianın erken geldiğini ve kriterlerinin değiştirilmesi gerektiğini, 50 bin dolar maksimum ödeme ile şike yapılamayacağını, açıktan oynanmasının önlenebileceğini, eğer maç satılacaksa bunu hocanın da masörün de yapabileceğini, başkan olarak hiçbir zaman böyle şeyler yaşamadığını,

Ali ŞEN (Eski Fenerbahçe Başkanı)

Şikenin, hayatın her alanında olduğunu, şikeyi kimsenin ispat edemeyeceğini, topu elinden kaçıran kaleciye, eğer sezon başı ise, acemi, sezon sonu ise, şike yaptı denildiğini, Türk futbolundaki şikenin diğer ülkelerinkinden daha fazla olmadığını, şikeyi ispat edecek hiçbir otorite olmadığını, şike ve teşvik de zaman aşımını ortadan kaldırmak gerektiğini,

Yıldırım DEMİRÖREN (BJK Başkanı)

Şike ve teşvik primi gibi hususların şayia olarak var olduğunu, bu hususların geçmişe değil, geleceğe bakarak önlenebileceğini, kendisinin şike, teşvik primi gibi şeylerle karşılaşmadığını,

Atay AKTUĞ (Trabzonspor Başkanı)

Şike iddialarında, hakem veya gözlemci kanaatine göre hareket edilmesini uygun olmadığını,

Ergun GÜRSOY (Galatasaray Asbaşkanı)

Türkiye’de şikenin olduğunu zannetmediğini, ancak bazı totocuların şike yapıyoruz diye bazı aptal yöneticileri kandırıp onlardan para aldıklarını, iş tutarsa ben yaptım, tutmazsa ne yapayım böyle oldu, dediklerini, bazı futbolcuların hatır şikesi yaptıklarını, ancak parayla takımlarını satmadıklarını, bu olayların önlenmesi için dirayetli hakim ve savcılara ihtiyaç olduğunu, veren belli alan belli iken neden bir şey yapılmadığını anlayamadığını,

Ahmet ŞAN (Konyaspor Kulübü Başkanı)

Ligde üç grup takım olduğunu, şampiyonluğa oynayanlar, küme düşmemeye oynayanlar, ortadakiler, küme düşmemeye oynayanların ister istemez şikeye de teşvike de bulaşabileceklerini,

Hikmet TANRIVERDİ (Malatyaspor Kulübü Başkanı)

Türkiye’de şikeden mağdur olan ve bu durumu belgelenen tek takımın Malatyaspor olduğunu, 1991 yılında Adana-Bolu maçında şike yapıldığının Mahkeme kararıyla belgelendiğini, ancak Malatyasporun bu karar gereği lige alınması gerekirken aradan uzun zaman geçtiği için lige alınmayıp 4 milyar lira tazminat ödendiğini,

Zafer KATRANCI (Denizlispor Kulübü Başkanı)

Şike olabileceğine şahsen inanmadığını,

Celal DOĞAN (Gaziantepspor Kulübü Başkanı)

22 yıldır yöneticilik yaptığını, Gaziantepsporun bu dönemde şikenin hiçbir çeşidine bulaşmadığını, Türkiye’de herşeyin abartıldığını, futbolcular arasında maç esnasında fazla üzerimize gelmeyin şeklinde konuşmalar, yalvarmalar olduğunu duyduklarını, federasyona kanaat yetkisi verilirse önleme şansı olabileceğini, bunun için Anayasadaki idarenin hiçbir işlemi yargı denetimi dışında kalamaz hükmünün kaldırılabileceğini,

Selahattin AYDIN (Sakaryaspor Kulübü Başkanı)

Zaman zaman, birilerinin gelip “Başkan bu işi bağlayalım, siz bağlamazsanız rakip takım bağlayacak” gibi ifadelerle maç öncesi kendileri ile irtibata geçtiklerini, kendilerinin bu kişilere itibar etmediklerini,

İlhan CAVCAV (Gençlerbirliğispor Kulübü Başkanı)

Hiçbir kulüp yöneticisinin hiçbir futbolcusuna “gel kardeşim bu maçı ver” diyemeyeceğini, ancak geçmişte özellikle bazı yabancı futbolcuların para karşılığı maç sattıklarını öğrendiğini, hatır şikesi ve teşvik primi verilmesi hususlarının ise geçmişte olduğu gibi günümüzde de devam ettiğini,

Veli SEZGİN (Akçaabat Sebatspor Kulübü Başkanı)

Şikenin bir takımın, oyuncunun, hocanın maç satması olduğunu, hiçbir kulübün bir maça yenilmek için çıkmayacağını, buna ihtimal vermediğini, ancak futbolcuların maç esnasında hatır şikesi denilebilecek davranışlarda bulunabildiklerini, bu durumun yönetimin ve antrenörün bilgisi dışında geliştiğini,

Adnan SEZGİN (Eski İstanbulspor A.Ş. Başkanı)

Türkiye’de hiç kimsenin bir futbolcuya gelip “bu maçta yenileceksin” diyecek cesareti olduğunu sanmadığını, bir maçın satılmasının her şeyin satılması anlamına geleceğini,

Erdinç YELEKLİOĞLU (Altayspor Kulübü Başkanı)

Bu gün Türkiye’de şikenin olmadığını, şikenin yapılmadığını, böyle şeylerin oluşmadığını söylemenin mümkün olmadığını, ne yapılırsa yapılsın ama gizli ama aleni birtakım şeyler yapıldığını, ancak şikenin çoğunlukla parayla değil de hatıra binaen ya da bölgecilik gözetilerek yapıldığını, ancak politik olarak etkin olup, lobisini iyi kuranların hiç bir şekilde ceza almadığını, bu nedenle de bu işlerin devam ettirildiğini, şike ve benzeri olayların çerçevesinin çok iyi çizilmediğini, bunlara ilişkin yaptırımların olmadığını dolayısıyla hiç kimseye ceza verilemediğini, işlenen suçların hep cezasız kaldığını, sonra da ağlayıp sızlandıklarını,

Adnan DİNÇER (Teknik Direktör)

Türkiye’de maça çıkacak bir hakemin birçok yerden telefon aldığını, maça rahat çıkamadıklarını, düşme hattındaki takımlarla ortada olan takımların, ikinci devre maçlarında şaibeler olduğunu, şikenin kanaate dayalı bir karar olduğunu, hakem ve saha gözlemcisinin rahatlıkla şikeyi hissedebileceğini, Türkiye’de iki türlü şike olduğunu, birincisinin, hatır şikesi olduğunu, bunun paraya dayanmadığını, diğer şikenin para ile yapıldığını, futbolcuların para aldıklarını, Türkiye’de tüm liglerde amatör küme dahil şampiyon olacaklar ve küme düşeceklerin önceden belli olduğunu, hakemlerin tehdit edildiğini, yine menajerlerin kendi sattıkları oyunculara baskı yaparak bu maç böyle bitsin diye arada iş yaptıklarını, şikenin kanaate dayalı bir karar olduğunu, oyuncuların maç esnasındaki oyun tarzlarından hakem ve gözlemcilerin şikeyi hissedebileceğini, eskiden hakemlerin bu maçta şike var diye raporlarına yazma yetkilerinin olduğunu, şimdi gözlemci ile birlikte bu işi yapmak durumunda olduklarını, İtalya’da Rivera’nın oynadığı dönemde Milan takımının şike yaptığı gerekçesiyle küme düşürüldüğünü,

Yılmaz VURAL (Teknik Direktör)

Futbolu seyredenlerin oynanılan şeyin spor olmadığını, şike yapıldığını, veya oyunun satıldığını düşündüğünü, böylece futbolun önemini kaybettiğini, sporcunun, seyircinin, bu organizasyondaki bütün insanların kaliteli ve seviyeli kılınması gerektiğini, insan unsurunun çok önemli olduğunu, TFF Başkanının “Ben başkan olarak, kimi şampiyon yapmak istersem onu yaparım, bu sistem buna müsaittir.” dediğini, bu demecin çok önemli olduğunu, esas düzeltilmesi gerekenin bu olduğunu, futbolun sosyal aktivitesini kaybetmek üzere olduğunu, çünkü insanların “Bu olay bitmiş, bu hakem bağlanmış” inancıyla baktıklarını, futbol dışında bağımsız birisinin ajan gibi, maçı takip ederek, kanaate bağlı karar verebilmesi gerektiğini, bunun içinde yasa olması gerektiğini, bunu diğer ülkelerin yaptığını,

Samet AYBABA (Teknik Direktör)

Ülkemizdeki futbolcuların maddi açıdan belli bir düzeyi aşmış oyuncular olduklarını, Teknik Direktörün futbolculara arkadaşlar bu maça çıkın oynamayın diyemeyeceğini, eğer böyle söylerse, birkaç maç sonra futbolcunun da gelip başka bir talepte bulunabileceğini, böyle birşeyin olamayacağını,

Sefer Hakan OLGUN (Akçaabat Sebatspor Kalecisi)

Tarih olarak tam hatırlamamakla birlikte Çarşamba akşamı kulüpteki odasından kendisini telefonla Akçaabat Devlet Hastanesinin kantinini işleten Kenan Erol isimli şahsın aradığını, kulüpteki herkesle arası iyi olan bu şahsın kendisini aramasını o an çok fazla yadırgamadığını, kendisine bu hafta oynayıp oynamayacağını sorduğunu, bir gün sonra saat 15.00 civarında Kenan Erol’un direkt odasına geldiğini, odaya girer girmez “sana 100 milyar para, Kayseri maçıyla ilgili bir iş yapacaksın çok büyük para kazanacağız, beğenmezsen üstünü de verebiliriz, senin borcun var, harcın var, al bu borçlarını öde, bu para fazlasıyla yeter sana” dediğini, kendisinin Kenan ağabey çık git odamdan kiminle iş yapıyorsun bilmiyorum ama bu işler sana göre değil, bana göre hiç değil, dediğini, akşamleyin Genel Menajer, İlter Kasap’a durumu anlattığını, ardından hocaya da anlattıklarını, hocanın, başkana söyleyelim demesi üzerine, başkanı cep telefonundan aradığını, başkanın Kulüpler Birliği toplantısında olduğunu öğrendiğini, Cuma günü başkanın toplantıdan döndüğünü, durumu kendisine anlattığını, başkanın bu işin içindi kimlerin olduğunu tespit etmek için bu kişinin sesini kayda almak gerektiğini söylediğini, bu arada Kenan Erol’un gün boyunca diğer futbolcularla özel görüşmeler yapmasının hocanın dikkatini çektiğini, herkes Cuma namazında iken Kenan Erol’un tekrar odasına geldiğini, kendisinin de cep telefonu ile ses kaydı yapmaya başladığını, Kenan Erol’un ilk yarı 1-0 Kayseri mağlubiyetine ikinci yarı Kayserinin galibiyetine bahis yapacaklarını, arada bir aracı olduğunu onun vasıtası ile bu işi yaptığını söylediğini, takımdan o gün, Hamza, Bayram, Orhan, Serdal ve Ali Şen ile de bağlantılı olduğunu, Kayseri cephesinin de tamam olduğunu söylediğini, ben şimdi Ogün’ün odasına gidiyorum diyerek odadan çıktığını, 20 dakika sonra cep telefonundan tekrar kendisini arayarak aşağıya çağırdığını, kendisine daha sonra kulüp doktorunun olduğunu öğrendiği arabanın bagajındaki 200.000 Euroyu gösterdiğini, gece yarısı tekrar arayarak herkesi devreden çıkardığını, yalnız ikisinin kaldığını söylediğini, Cumartesi günü kahvaltı yaparken saat 10.30 civarında savcı olduğu söylenen bir kişinin başkanın odasına girerken gördüğünü, daha sonra duyduğuna göre savcı tarafından tutanak tutulduğunu, sonra başkanın futbolcularla 1,5 saat süren bir toplantı yaptığını, ve kendilerine “adam gibi çıkıp, şerefiniz, namusunuzla top oynayın” dediğini, çıkıp maçı oynadıklarını, maçın 0-0 bittiğini, daha sonra futbol Federasyonunun konuyla ilgili olarak, yaptığı inceleme çerçevesinde takımın tamamına yakınını dinlediğini,

Adil Serdar SAÇAN (Eski İstanbul Emniyet Müdürlüğü Şube Müdürü);

Bir maç öncesi rakip takımın önemli bir oyuncusunun menejeri vasıtasıyla diğer takımla sezon sonu için anlaşma yaptığını, bu oyuncu ile ne karşılığında anlaşma yapıldığını düşünmek gerektiğini, bir oyuncunun ya da birkaç oyuncunun bir maçın kaderini belirleyebilme sansı olmadığını, mutlaka ya hakem ya teknik direktör ya da kulüp yönetiminden birisinin olması gerektiğini, bir oyuncunun şike yaptığını teknik direktörün anlayabileceğini ve o oyuncuyu oyundan alabileceğini,

İbrahim KALI (Serbest Avukat)

1990-1995 yılları arasındaki spor davalarının % 70’ini takip ettiğini, 1989-1990 futbol sezonunda 8 Mayıs’ta oynanan Adanademirspor-Boluspor maçı ile ilgili olarak Malatyaspor kulübüne bazı şike ihbarlarının geldiğini, bunu doğrulayan telefon kayıtları ve banka dekontlarının ellerine geçtiğini, maçın daha önce üzerinde anlaşıldığı gibi 2-0 bittiğini, maç sonunda Malatyaspor’un küme düşmesi nedeniyle yapılan başvuru üzerine Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nun şike yapılmadığı kararını verdiğini, bunun üzerine Tahkim Kurulu’na gittiklerini, Tahkim Kurulu’nun şike yapıldığına karar verdiğini, ancak Futbol Federasyonu’nun Tahkim Kurulu’nun kararını uygulamadığını, yaptıkları başvuru üzerine Futbol Federasyonu’nun Boluspor Kulübü’nün şike yaptığını ileri sürerek Yargıtay’a başvurduğunu, Yargıtay’ın da Tahkim Kurulu’nun kararlarının kesin olduğunu ileri sürerek dosyayı iade ettiğini, daha sonra Futbol Federasyonu’nun Adanademirspor’un şike yapan diğer kulüp olduğunu ileri sürerek yargılamanın yenilenmesi talebi ile Adanademirspor’a Tahkim Kurulu’na başvuru yaptırdığını, bu esnada Tahkim Kurulu’nun daha önce (2)’ye karşı (3) oyla şike kararını veren üyelerinden ikisinin (Prof. Alpaslan Işıklı ve Yargıtay Üyesi Uğur Tonik) tehditle değiştirildiğini, böylece daha önce Tahkim Kurulu’nca verilen şike kararının değiştirilerek iptal edildiğini, bu kararın nasıl değiştirildiğini ve o dönemin şartlarını çok iyi takip ettiğini, Tahkim Kurulu’nun ilk kararının çıktığı dönemde ANAP kongresinin olduğunu, Semra Özal’ın ANAP İstanbul İl Başkanlığı’na aday olduğunu, kongrede tarafların mücadelesinin yaşandığını, statü gereği şike yapan iki kulübün küme düşürülmesi gerekirken bu kulüplerin bulundukları illerin milletvekillerinin kongre arifesinde Tahkim Kurulu’nun verdiği şike kararının Futbol Federasyonu tarafından tatbik edilmesini önlediklerini, bu konuyla Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve Başbakan Süleyman Demirel’in de çözüm için ilgilendiklerini, bunun üzerine Yargıtay’a başvurduklarını ve Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesinin dosyayı esastan incelediğini ve Tahkim Kurulu’nun şike yapılmadığına ilişkin ikinci kararını iade-i muhakeme şartlarının oluşmamış olduğunu tespit ederek bozduğunu, ancak bu olayların üzerinden 1 yıl geçtiğini, kararın uygulanabilirliğinin kalmadığını, Futbol Federasyonu’nun Malatyaspor’un mağduriyetini gidermek için 4 milyar TL yardımda bulunduğunu, hatır şikesinin Türkiye’de yoğun olarak yapıldığını, hatır şikesini ancak hatırlı kişilerin yapabileceğini, milletvekillerinin, valilerin, şehrin belediye başkanlarının bu işe dahil olduklarını, kulüp yöneticilerinin milletvekillerine “bize şu hakemi tayin ettir” diyebildiklerini, milletvekillerinin bir gecede nasıl hakem değiştirdiklerini çok duyduğunu ve bu milletvekillerinin bu durumu bir övünç kaynağı olarak anlattıklarını, Türkiye’de hatır şikesini önlemenin mümkün olmadığını, bir ilin valisinin diğer ilin valisini bu sebeple aradığına bizzat şahit olduğunu, ancak bu durumun eskiden yaşandığını, bu yıllarda ya da bu dönemde böyle şeyleri duymadığını,

Hıncal ULUÇ (Gazeteci-Yorumcu)

Diyarbakırspor-Elazığspor maçının devre arasında silah teşhir edildiğini orada bulunan birkaç insandan duyduğunu, ancak iş resmiyete döküldüğünde hiç kimsenin aynı açıklamayı yapmadığını, futbolcu kendi kalesinden aldığı topu hiçbir müdahale ile karşılaşmadan diğer kaleye kadar götürüp golü attığını,

Şikenin dünyanın her yerinde olduğunu, bizde de olabileceğini, ciddi bir hakemin maçta şike yapıldığından şüphelendiğinde maçı durdurması gerektiğini,

Şike Tahkik Kurulunun göstermelik bir kurul olduğunu, Şike Tahkik Kurulunun şununla bununla görüştüğünü, ancak futbolcuların, kulüplerin banka kayıtlarını inceleme, gerektiğinde telefon dinleme gibi yetkilerinin olmadığını, Şike Tahkik Kurulunun dışarıda serbest avukatlık yapan oluşturulduğunu, sonrada bir olay olduğunda gel bu konuyu incele denildiğini,

Dr. Ahmet ÇAKAR (Eski Hakem)

Türkiye’de hakemlerin psikolojik baskı altında olmadığını, bunu söyleyenlerin yalan söylediğini, üç şeyin hakemi baskı altında tutacağını, birincisinin, para almışsa baskı altında maça çıkıp yönetmesi hali, ikincisinin daha önce yönettiği maçta önemli bir olay olmuşsa ve iki ay sonra yine bu takım yenilirse gibi bir sıkıntı hissetmesi hali, üçüncü ve en önemlisinin de maçı objektif yönetip de TFF veya MHK yakın olan şu takım kaybederse bir daha maç alır mıyım, başım derde girer mi, şeklinde korku yaşaması durumunun olacağını, basının yorumlarının hiçbir şekilde psikolojik baskı yaratacağına inanmadığını, Türk futbolunu içindeki insanların, buna eski hakemler dahil, kulüp başkanları dahil, medyanın bir kısmı dahil, idareciler dahil, belli bir yüzdesinin kirli olduğunu, bugün çok saygın olan, eski hakemlerin geçmişte ne kadar gayri ahlaki durumların içine girdiklerini bildiğini, bugün herkesin büyük kurtarıcı diye baktıkları o teknik direktörlerin bir kısmının geçmişte nasıl kirli işleri olduğunu bildiğini, ancak bu durumun ispat edilemeyeceğini, yine medyada bir takım insanların spor anlamında nasıl satılmış kalem olduklarını bildiğini, hakemlerimizin yüzde 90’ının temiz adamlar olduğunu, kalan yüzde 10’un ise yapacağını yapar nitelikte olduğunu, tepedeki adamların da bu işlerin içinde olduğunu hakemlerin hemen hissedebileceğini, geçmiş dönemde bunların yaşandığını, İddaa’nın Türk futbolunda şikeye çok açık bir altyapı oluşturduğunu, iki hakem ve dört kaleci isterlerse bir gecede 10 milyon dolar parayı götürebileceklerini, şike yapan bir adamın bir para kazanacağını, bunu da bankaya yatıracağını, bankaya gittiğinde nereden buldun bu parayı diye otomatik sistemle maliye tarafından sorulduğunda bu durumun ortaya çıkabileceğini,

Erman TOROĞLU (Eski Hakem)

Futbol Federasyonu seçimlerinde etkili olan kulüplerin, daha çok şampiyonluğa oynayan kulüpler olduğunu, her kulübün MHK içine adamını yerleştirmeye çalıştığını, Türkiye’de dibe düşen bir takımın dipten çıkamayacağını, çünkü o takımın üstüne oynanmaya başladığını, hakemlerin burada etkili olduğunu, bunun şu şekilde yapıldığını, “(x) takım, (y) takım şampiyonluğu gidiyor. İki hafta sonra (x) takım, (y) takımla oynayacak. (x) takım (y) takım maçında hiçbir şey olmaz. Bu kolay maçtır, çünkü Türkiye’de bütün radarlar dönmüştür. Bu maç üzerine, (x) takım (y) takımla oynarken, (x) takım, (y) takımın oynayacağı iki hafta evvelki rakibine bakar ya teşvik gönderir, ya da kendi oynayacağı takımın iki hafta evvelden gücünü eksiltir, yani 2 sarı, 1 kırmızı, 2 oyuncusu oynamaz takımın”, bunun geçen sene örneklerinin olduğunu, şike ve teşvik konusunda kanaate dayalı karar verilebilmesi gerektiğini, hakemin, gözlemcinin ve temsilcilerin aynı yönde karar vermeleri durumunda şike veya teşvik yapılmıştır kararının verilebilmesi gerektiğini,

Ali AYDIN (Eski Hakem)

Merkez Hakem Kurulunun kişisel yakınlıkları terfi tenzil ve atamalarda öne çıkardığını, ligin son haftalarında Başbakanlık Teftiş Kurulunun, düşme ve şampiyonluk maçlarına 5’er kişilik gözlemci göndermesini, bu gözlemcilerin birbirlerinden habersiz olarak maçla ilgili rapor yazıp göndermelerini,

Serdar ÇAKMAN (Eski Hakem)

Hakemlerin servet artışlarının dikkatle izlenmesi gerektiğini, eğitime önem verilmesi gerektiğini, maçların maç bittikten sonra gerekirse televizyonda hakem hocaları ve federasyon görevlileri tarafından yorumlanması gerektiğini,