| Komisyon Adı | : | İÇİŞLERİ KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 04 .06.2026 |
BİROL AYDIN (İstanbul) - Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; bir kez daha saygıyla selamlıyorum.
Yani doğrusu, ben kişisel olarak yasalaşma süreçlerinin, kanunlaşma süreçlerinin çok yavaş yapılması kanaatindeyim. Kanaviçe gibi, ince ince işçilik gerekiyor, çok öngörülebilirlik olması gerekiyor. Bugün konuştuğumuz Kızılayımızın nizamnamesi, yasası, kuralı gelecek on yıllara sâri bir düzenleme olacak. Yani birkaç yıl sonra onulmaz, tamiri zor birtakım sorunlarla karşılaşma olasılığımızı mümkün görüyorum ben.
Kanun metnini ne kadar okudum? Bir defa baştan sonra okudum, sonra sağ olsun, Sevilay Hanım, Hacer Hanım, Tuana Hanım, bizim danışman arkadaşlarımız kendileri çalıştılar, önümüze koydular. Ben uzman olmayarak baktığım zaman çok eğreti yerler görüyorum yani yarın sorun... Kişiler değişince, iktidar değişince, anlayışlar değişince, konjonktür değişince önümüze birtakım sıkıntıların geleceğini görebiliyorum.
1953 nizamnamesiyle hukuk çerçevesi çizilmiş Kızılayın Cenevre Sözleşmeleri kapsamında uluslararası alanda faaliyetlerini daha güçlü bir şekilde sürdürmesi için yeni bir düzenlemeye ihtiyaç duyuyoruz, bunu konuşuyoruz. Evet, bu bir gereklilik olabilir ancak burada bir boşluk, bir eksiklik var diye düşünüyorum. 1953 Nizamnamesi ile 2026 yılında getirilen bu kanun teklifi arasında bir kurumsallık, devamlılık görülmüyor. Oraya bir bağ kurmamız gerekiyor, 1953 Nizamnamesi ile bugün burada konuştuğumuzun arasına bir bağ kurmamız gerekiyor. Yüz elli altı yıldan bahsediyoruz. Bu küçük ama önemli bir husustur. Yaklaşım olarak buna dikkat etmemiz gerektiği kanaatindeyim.
Şimdi en tartışmalı maddeleri incelediğimizde şöyle bir tablo ortaya çıkmaktadır: Bu teklif tabiri caizse deve kuşu misali bir kafa karışıklığına sebep olacak maddeler ihtiva etmekte. Kızılay bir deve midir yoksa bir kuş mudur, hem deve midir hem kuş mudur yoksa bazen deve bazen kuş mudur? Fakat gerçekten zaruretler nedeniyle deve kuşu olarak tanımlayacak düzenlemeler yapacaksak o zaman bu deve kuşunu açık ve net tarif etmemiz gerekmektedir, aksi takdirde istismara açık bir durum ortaya çıkacaktır. Burada yine iki noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum, toplantımız başlarken de buna küçük bir atıf yapmıştım. Birincisi, hem AK PARTİ iktidarı döneminde hem de geçmiş dönemlerde iyi niyetlerle de olsa yapılan bazı kanunlar dönem değişince büyük sıkıntılara yol açtı. Hatta bu iktidar döneminde beş, on yıl önce yapılan bazı düzenlemelerin başta iktidarın kendisi olmak üzere ülkemize ve milletimize büyük problemler yaşattığı olmuştur. İkincisi ise -burası en önemli husustur diye altını çizerek ifade ediyorum- insanları kaybedecekleri imtihanlara tabi tutmanın manası yoktur, anlamı yoktur. "A" iktidarı döneminde şu şu yanlışları "X" kişisi yapmaz ama "Y" kişisi yapabilir veya "A" iktidarı döneminde bu belirsizlikler istismar edilmez de "B" iktidarı döneminde bu belirsizlikler istismara neden olabilir.
Değerli arkadaşlar, işte biz bu açıdan istismara açık, isteyenin "Bu devedir." diye yorumlayacağı, isteyenin de "kuş" olarak sündüreceği muğlak ifadelerden kanun metnini arındırmalıyız diye düşünüyorum. Yani demek istiyorum ki iki kere ikinin dört ettiğini çok sarahatle belirten bir metin ortaya çıkarmamız lazım. Hiç kimsenin iki kere ikinin alırken "üç" satarken "beş" diyebilmesine fırsat vermeyelim. Kızılayı bazen kamu kurumu, bazen dernek, bazen şirket, yine bazen gönüllülük, bazen de ticari kâr odaklı konumlandırabilecek kaygan zeminlerden çekip çıkaralım. Hem özel hukuka tabi tüzel kişi olarak düzenleyip hem de kamu kurumlarına özgü yetki ve ayrıcalıklar tanımak asimetrik bir durum ortaya çıkarmaktadır. Bir taraftan "özerk" deyip diğer taraftan Hükûmet güdümünden bağımsızlık ilkesini zedeleyecek maddelerle çelişkili bir durum meydana gelmektedir. Tüzüğün Cumhurbaşkanı onayına tabi kılınması; il, ilçe başkanlarının Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı mütevelli heyetine dâhil edilmesi; uluslararası yardımlarda münhasır kanal tekeli gibi hususlar bağımsızlık ilkesini işlevsizleştirmektedir. Ayrıca AFAD'la arasında oluşabilecek potansiyel yetki karmaşasına da bir açıklık getirmemiz gerektiği kanaatindeyim.
Değerli arkadaşlar, belki de en kritik husus, kaynak oluşumu ve aktarımı hususudur. Sonuçta, kendisine bağlı 11 iktisadi işletme ve iştirakiyle Kızılay aynı zamanda holdingleşmiş bir yapıya da sahiptir. Tekrar tekrar aynı tatsız tartışmalara girmemek için sadece belirtmek adına söylüyorum; depremde çadır satışı meselesi gibi konular kamuoyunun zihninde hâlâ tazeliğini korumaktadır. O nedenle, ihalenin "i"sinin geçtiği yerde çok titiz davranmalı, şeffaflık ve denetim ilkelerini sıkı sıkıya kurallara bağlamalıyız. Stratejik alım gibi muğlak ifadeler kanun metnini ve ilkelerini elastiki bir hale getirmektedir. İsteyenin istediği yere çekebileceği bu tanımlardan özenle kaçınmalıyız. Milyarlarca liralık cironun olduğu bir çatı altında denetim ve hesap verilebilirlik ilkesi olmazsa olmazdır.
Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; tek tek maddeler, kavramlar, ifadeler üzerinde daha fazla durmak istemem. Bu metni şöyle bir okuduğumuzda benim ve diğer milletvekili arkadaşlarımızın dikkat çektiği hususlar, boşluklar, muğlaklıklar, yoruma açık ifadeler zaten açıkça görülüyor; bir kısmı düzeltildi. Burada 2 somut teklifi dile getirmek istiyorum; birincisi, Sayıştay denetimi. 6085 sayılı Sayıştay Kanunu'nun mevcut hükümleri Türkiye Büyük Millet Meclisi kararına istinaden, Sayıştaydan, dernekler dâhil, her türlü kuruluşun denetlenmesinin talep edilmesine imkân tanımaktadır. Kızılay, bu kapsama teorik olarak hâlihazırda girmektedir ancak asıl sorun yasal yetkinin yokluğu değil bu yetkinin kullanılmamasıdır. Kalıcı ve sistematik bir denetim için ise 2 seçenek mevcuttur, altını çizerek ifade ediyorum; birincisi, Kızılaya özel kanunun doğrudan Sayıştay denetimine tabi kılındığını açık hükme bağlamamız gerekiyor. İkinci yöntem ise 6085 sayılı Kanun'a kamu kaynağı kullanan veya kamu adına görev yürüten kuruluşları genel olarak kapsayan bir hüküm eklenmesi olabilir. İkincisi belki bizim Komisyonumuza aşan bir husustur, bu nedenle İçişleri Komisyonu olarak birincisini yapabileceğimizi düşünüyorum. Yani, Sayıştay denetimine tabi olduğunu açık hükme bağlamamız gerekiyor diye düşünüyorum. Denetime dair ikinci teklifimiz de şudur: Kızılayın düzenli olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine rapor sunması zorunlu hâle getirilmelidir. Meclis araştırması ve denetim mekanizmaları kurumsallaştırılmalıdır. En etkili model ise şu üçlemedir: Sayıştay denetimi, bağımsız dış denetim zorunluluğu ve Türkiye Büyük Millet Meclisine düzenli raporlama.
Değerli arkadaşlar, son olarak şunun da ifade edilmesi gerekiyor diye düşünüyorum: Yardım kuruluşlarında görev alan vatandaşlarımızın hem kurumsal olarak haksız rekabete sebep olacak düzenlemelere hem de afet ve çatışma bölgelerinde görev yapan Kızılay personelinden nakdî tazminat ödenmesini öngören, ilkesel olarak doğru bulduğumuz ancak diğer yardım kuruluşlarıyla ilgili durum göz önünde bulundurulduğu zaman birtakım sakıncaları da ortaya çıkabileceğini ifade ediyorum. w
Komisyon toplantımızın sonuçları itibariyle Kızılayımıza, Türk milletimize hayırlar getirecek hizmetler sunmasını temenni ediyor, saygılar sunuyorum.