| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 03 .06.2026 |
SADULLAH KISACIK (Adana) - Teşekkür ediyorum Başkanım.
Şimdi, bugün (2/3703) sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'ni görüşüyoruz. Tabii, bu kanun teklifinin içeriğine baktığınız zaman, burada 14 farklı kanunu görüyoruz. Yani biz şu anda bugün burada Plan ve Bütçe Komisyonu üyeleri olarak Emniyet Teşkilatı Kanunu'nu da, Orman Kanunu'nu da, Gelir Vergisi Kanunu'nu, Basın İlân Kurumu Teşkiline Dair Kanun'u, Vergi Usul Kanunu'nu, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu'nu, Belediye Gelirleri Kanunu'nu, Karayolları Trafik Kanunu'nu, KDV Kanunu'nu, Polis Yükseköğretim Kanunu'nu, Petrol Piyasası Kanunu'nu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Kanunu'nu, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'u burada görüşeceğiz. Yani maşallah, iyi bir Komisyonuz, her şeyden anlıyoruz; ormandan da anlıyoruz, emniyetten de anlıyoruz, kara yollarından da anlıyoruz, devlet ihaleden de anlıyoruz, her şeyin ihtisasını yapmış bir Komisyonumuz var. Yani gerçekten de Türkiye Büyük Millet Meclisine bu yasama kalitesi yakışmıyor. Böyle torba bir kanunu, bir maddenin bile önemli olduğu, bir maddedeki cümlenin bile önemli olduğu bir kanunun uygulanmasında bu kadar çok kanununu bir torbada görüşmemiz her zaman söylüyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisinin yasama kalitesine yakışmıyor. Her zaman da söylüyoruz. Bu yasama kalitesinin bir an önce artırılması gerekiyor. Şimdi, baktığımız zaman 1 ve 2'nci maddeler emniyet teşkilatımıza ait, Emniyet teşkilatının her amir rütbesinde bulunması gereken azami oranlar burada yeniden düzenleniyor ve artırılıyor. Tabii, burada gerekçeyi de tam göremedik yani tamam, bir ihtiyaç var ama bunun detaylı gerekçesini, hangi rütbelerde ne kadar ihtiyaç var, neden ihtiyaç var, neden doğdu; bunu göremedik, bunu da görsek iyi olurdu. Bir de burada Emniyet teşkilatımızdaki kahraman polis arkadaşlarımızın yıllardır çektiği sıkıntılar var. Ne zaman illere gitsek, polislerimizle karşılaşsak veya bize ulaşan polis arkadaşlarımızla konuşsak hem maaşlarından hem çalışma koşullarından hem mesai şartlarından yıllardır muzdaripler. Tabii, görevlerini seviyorlar, işlerini seviyorlar ama -belli- yorgunluklarını da görüyoruz. Geçmiş dönemlerde bakanlarımız tarafından çözülme sözü verildi ama sorunlar hâlen devam ediyor. Bu vesileyle, Emniyet teşkilatımızın üst düzey yetkilileri de buradayken polislerimizin, polis arkadaşlarımızın hem maaş anlamında hem mesai anlamında daha rahat çalışması, daha huzurlu çalışması anlamında gerekli düzenlemelerin de bir an önce yapılmasını bekliyoruz. Bu kanun teklifinde onlara dair maddelerin de olmasını isterdik açıkçası. Yani, rütbeler artırılırken polis arkadaşlarımızın maaşlarının, mesaisi şartlarının da iyileştirilmesi ve belirliliğin sağlanması anlamındaki maddeleri de burada, inşallah bir sonraki dönemki kanun tekliflerinde bekliyoruz.
Şimdi, diğer bir madde yine, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının engelli ve yaşlı bireylere yönelik bakım ve rehabilitasyon merkezlerinin ormanlık alanları kullanması yönündeki madde. Tabii, burada, gerekçede demiş ki: "Yaşlı ve engellilerimizin doğayla bütünleşmesi, daha huzurlu, daha sağlıklı bir hayat sürmesi için... Hem bilimsel anlamda da kanıtlanmış bir şey..." Doğru. Aslında bunu bizim yerel yönetimlerin hepsinde uygulamamız lazım, imar şartlarımızda uygulamamız lazım; sadece yaşlı ve engellilerimiz değil, keşke bizim çocuklarımız da doğayla iç içe büyüse, keşke doğa şartlarını yaşayabilse ama şu andaki imar şartlarına bakıyorsunuz, beton bloklar içinde yaşayan bir nesil var ve bu neslin ruh ve psikolojik durumu inanın, gittikçe bir önceki nesli aratır hâle gelecek sırf bu doğayla iletişim yüzünden.
Şimdi, burada, ormanlık alanları tesis ediyoruz da işin kolayına kaçıyoruz da biraz daha zorunu yapmıyoruz. Yani, keşke bir bozkırı versek, oraya bir rehabilitasyon merkezi, huzurevi vesaire kursak yaşlılarımız orayı ekse, dikse, büyütse. Ben çiftçi kökenli birisiyim, çocukluğumdan beri bir şeyi eker dikeriz ya da civciv yetiştiririz, tavuk yetiştiririz, vesaire olur; yumurtayı alırız, gurka yatırırız falan. Hani, onun iyileştirici etkisini biliyorum, çocuklar üzerinde de biliyorum. Keşke yaşlılarımıza imkân versek de fasulye ekse, bir ağaç dikse, fidan ekse, sulasa; torununa, çocuğuna dese ki: "Bak, bu ağaç benim, sen buna bakarak ol." Yani, direkt ormanın içine bir tesis yapmak yerine hem orada ekip dikeceği alanları da bunun içine koysak... Zaten burada yazıyor, bakın "tarımsal rehabilitasyon" diyor. Ben burada yetkililerimiz varsa sormak istiyorum: Bu tarımsal rehabilitasyonla yaptığımız iş, böyle bir şey var mı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı yaşlı ve engelli huzurevi vesaire var mı; bunu da merak ediyorum. Ne güzel orman var; manzaralı, güzel, deniz kenarında, şudur budur... Yarın bir kararla "Hadi, burayı şey yapalım." Bir de bozkırı yeşillendirelim, ekilsin, dikilsin, sulansın, takip edilsin, meyve sebze ekilsin; karpuz eksin, kavun eksin, fasulye eksin, ektiği şeyi yesin, torunlarına, çocuklarına ikram etsin, onu maddi duruma çevirsin. Yani, bir şey yetiştirmek gerçekten de iyi bir rehabilitasyondur, onun büyüdüğünü görmek, geliştiğini görmek; onu sulamak, gübrelemek güzel bir şeydir. Yani, direkt "orman..." Tamam, ormanla bütünleşsin de asıl burada yapılması gereken şey, çok güzel açıklanmış gerekçede. Evet, bu gerekçede bilimsel temeller de var ama ben, bu bilimsel temeli tam gerçekleştirmediğimiz kanaatindeyim.
ORHAN YEGİN (Ankara) - Oraya yapsak o zaman da "Tarım arazilerinin canına okuyorsunuz."...
SADULLAH KISACIK (Adana) - Hayır, tarım arazisine meyve ekiyor işte, eksin diyorum ben,
meyve eksin, kavun eksin, biber eksin, patlıcan eksin -o şeyle ilgili yani yaşlı ve engellilerle ilgili söylüyorum- bu da uygulanabilir bence.
Şimdi, diğer bir konu, Basın İlan Kurumunun basın-yayın ilkeleri eklenmiş. Basın-yayın ilkelerine baktığım zaman vallahi bizde hiç ilke milke kalmamış yani bakıyorum basın-yayın ilkelerine. Şurada tek tek üzerine gidelim isterseniz yani işimiz çok zor, biz bunu eklemişiz buraya ama basın-yayın anlamında bizim gerçekten de ilkelerde hayata geçirmemiz gereken çok şeyler var. Şimdi, istediğiniz internet sitesine girelim şuradan... Mesela, (h) fıkrası var: "Bir kamu hizmeti olan gazetecilik, kişisel veya ahlaka aykırı amaç ve çıkarlara alet edilemez." diyor. (İ) fıkrası var, diyor ki: "Haber başlıklarında, haberin içeriği ve gerçek saptırılamaz." Bakın "Haber başlıklarında, haberin içeriği ve gerçek saptırılamaz." diyor yani şu anda buna uyan kaç internet sitesi var bilmiyorum.
Şimdi, çeşitli illere gittiğiniz zaman mutlaka gazeteleri ziyaret ediyorsunuz, Gazeteciler Cemiyetini ziyaret ediyorsunuz. Şunu net bir şekilde siz de görüyorsunuzdur: Yerel gazetecilerimiz gerçekten can çekişiyor yani maddi anlamda çok zor durumdalar, çeviremiyorlar. Ve en önemlisini söyleyeyim: Artık, muhabir yetişmiyor yani yerelde muhabir yetişmiyor, gidip basın toplantısına katılacak, haberleştirecek, haber yazacak muhabir yok çünkü gazeteciler, gazete patronları, gazete kuruluşları maalesef maaşlı eleman çalıştırmaktan şu anda âciz durumdalar. Şu anda Basın İlan Kurumundan ilan, reklam alan, şartları sağlayan çoğu kişi ya başka şirketteki elemanı orada sigortalı yapmış, bilmem ne yapmış filan, adam elli tane bir şeyi uydurmuş, öyle ayakta duruyor, yürüyor. En büyük tehlikeyi söyleyeyim: Can çekişen bir gazetecilikten de ilke bekleyemezsiniz yani ilke bekleyemezsiniz; adam şu anda maaşını ödeyemiyorsa, ayakta duramıyorsa ilke bekleyemezsiniz.
Bir de tabii, biz şu anda bunu internet siteleri üzerinden yürütüyoruz ama bir soru sormak istiyorum: Bu ilkeler YouTube'daki haber siteleri için veya haberi yapan kişiler için de geçerli mi? YouTube'da bu ilkelerin hiçbirine uyulmuyor şu anda istediğiniz şeye girip baktığınız zaman adam bir yarım saatlik yorumda şu ilkelerin hepsini teker teker çiğniyor ve bunlar da 100 bin, 300 bin, 500 bin, bazıları bir milyon izlenen şeyler. Dolayısıyla bunlara da bir bakmamız lazım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OTURUM BAŞKANI ORHAN ERDEM - Buyurun.
SADULLAH KISACIK (Adana) - Şimdi, diğer bir taraftan taksi ve dolmuş plakalarının vergiden istisnası çok geniş bir şekilde tutulmuş. Şimdi, burada şu var: Taksi ve dolmuşla tek kişi hayatını geçindiren de var ama bunu bir yatırım aracı olarak kullanan, aynı bir menkul kıymet gibi, bir borsa gibi kullanan kişiler de var, elinde 300, 500, bin; taksi ve dolmuş durak plakalarındaki istisnalar için, vergi istisnaları için. Şimdi, gelin, burada şu düzenlemeyi yapalım: En azından KDV vergi istisnası varsa sadece elinde 1 taksi veya dolmuş plakası varsa o kişilere istisna sağlayalım ama adamın elinde 100 tane, 200 tane, 500 tane varsa bunun ticaretini, bunun yatırımını yapıyorsa ki Türkiye'de birçok sanatçı şu anda... "Acaba, bu hangi sanatçı için çıktı?" diye geldi benim aklıma ilk.
ORHAN YEGİN (Ankara) - Kanuna göre 1 kişi 1 tane taksi plakası sahibi olabilir, dolmuşta bilmiyorum ama takside 1 tane.
SADULLAH KISACIK (Adana) -
Ama bunun yatırımcıları var diye biliyorum ben de, bir şekilde var.
ORHAN YEGİN (Ankara) - Dayısının, amcasının üstüne yapmıştır bilemem uygulamada ama kanunda bu şekilde.
SADULLAH KISACIK (Adana) - Çünkü ben İstanbul'a bir taksiye bindim şoför dedi ki: "Ağabey, şu sanatçının bu araba, ben şu kadara çalışıyorum."
AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Seda Sayan'ın 150 tane var ya...
SADULLAH KISACIK (Adana) - İsim vermeyelim, gibi yani.
Şimdi, bilmiyorum tabii, tekniği sizler daha iyi bilirsiniz, bürokrat arkadaş daha iyi bilir. Ben yatırım yapıldığını biliyorum üzerine ama başkasının üzerine aldı mı almadı mı bilmiyorum. Bir kişi birden fazla alabiliyor mu arkadaşlar, alabiliyor mu? Alamıyor.
NİLGÜN ÖK (Denizli) - Alamıyormuş.
SADULLAH KISACIK (Adana) - Helal olsun, bunlar 200 adam mı buluyor o zaman yatırımcı için? Neyse.
ORHAN YEGİN (Ankara) - 86 tarihinde yayınlanmış bir kanunmuş ama...
SADULLAH KISACIK (Adana) - Yani alamıyor muymuş?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ORHAN YEGİN (Ankara) - Şimdi buna uymayıp 2 yapan, 3 yapan, dediğiniz gibi 150 yapan nasıl yapmış bir sormak lazım?
OTURUM BAŞKANI ORHAN ERDEM - Lütfen toparlayalım.
SADULLAH KISACIK (Adana) - Evet yani.
Hayır, ben yaşadığım için, ben İstanbul'da taksiye bindim, şoför "Ağabey, bu, şu kişinin, şu sanatçımızın, ben orada şoförüm." dedi. "Onun da 70 tane falan..." bir şeyler söyledi.
Peki, tüzel bir kişilik alabiliyor mu taksi? Mesela, ben bir tüzel kişilik kurdum, şirket, ona 20 tane taksi plakası alabiliyor muyum?
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Alamıyor.
SADULLAH KISACIK (Adana) - Tamam, alınamıyormuş. Tamam, ona bakmak lazım.
Şu anda Ankara'daki bir taksi plakası 9 milyon civarına gidiyor; 8,5-9 milyon civarında gidiyor Ankara'da bir taksi, arabayla beraber 10-11 milyon civarına gidiyor. Dün bir taksici arkadaşla beraberdik, ona sordum; şu anda durakta 8,5-9 milyon, Ankara için, Ankara taksisi için.
Dolayısıyla, hani, bu vergi çok iyi düşünülmesi gereken bir şey. Yani sinekten yağ çıkarma modunda şu anda Hazine ve Maliye Bakanlığımız, sinekten yağ çıkarırken böyle 10-15 milyonluk şeyi de iyi düşünmek lazım. Dediğim gibi, tek satanlara bir şey diyeceğim yok ama biliyoruz ki bunun yatırımcıları var, bununla ilgili de burada bir açık olmamasını diliyoruz, buna bir bakmak lazım.
Şimdi, buradaki bir diğer konu, yerel yönetimlerin taşınmazlarının satışının kolaylaştırılması var. Bu kanunu okurken aklıma şu geldi: Ya, biz hep burada satışı konuşuyoruz, sağlık tesisleri satışı, hep özelleştirme; "Şunu özelleştirmeye alalım, satalım; bunu alalım, satalım." Ya, bu kamu hiç almayacak mı? Biraz da alımı kolaylaştıralım. Yani kamu aslında hizmet yapmak için... Nüfus artıyor, ihtiyaçlar artıyor ama tesisler azalıyor. Yani adam 1950, 1960, 1970, 1980'de kullandığı tesise şimdi diyor ki: "Bu altı hâle gelmiş, bunu satalım." Ya kardeşim, nüfus arttı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SADULLAH KISACIK (Adana) - Başkanım, bitiriyorum.
ORHAN ERDEM (Konya) - Lütfen, tamamlayalım.
SADULLAH KISACIK (Adana) - Her şey gelişti. Ya, bu satış politikası bana biraz... Her şeyi satmayı kolaylaştırıyoruz; bakın, kamuda bir şeylerin satılmasını hep kolaylaştırıyoruz. Ya, bu ülke Kurtuluş Savaşı'ndan çıkmış ama kamuya varlık kazandırmış bir devletiz, bir cumhuriyetiz ya ama şimdi "Her şeyleri böyle satalım, ama taksitle de satalım, KDV almayalım da satalım, vergi istisnası getirelim satalım." moduna girmişiz şu anda, "Aman satalım da nasıl olursa satalım." modundayız, bu da bana yanlış geliyor. Yani biraz da diyelim ki "Ya, işte, şu kadar tesise ihtiyacı var kamunun; büyüdü, gelişti, hizmet yapacak, yeni şeyler alsın."
ORHAN YEGİN (Ankara) - Kimden alacak?
SADULLAH KISACIK (Adana) - Vatandaştan alsın, hazineyi alsın, hazineden yapsın, yapsın.
ORHAN YEGİN (Ankara) - Alıyor zaten.
SADULLAH KISACIK (Adana) - Ama şöyle: Belediye niye satıyor? Sağlık Bakanlığı, biliyorsunuz, 2 ayrı kararname çıktı, tüm hastaneleri satıyor filan, gitsin onu başka bir kamu kurumuna versin eğer öyle bir şeyse.
ORHAN YEGİN (Ankara) - Hangi hastane?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SADULLAH KISACIK (Adana) - 2 ayrı Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle şu anda...
ORHAN ERDEM (Konya) - Sayın Kısacık, 3 kere uzattım, teşekkür edin lütfen.
SADULLAH KISACIK (Adana) - Bitiriyorum Başkanım.
Son olarak da bu Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin, tabii, Genel Kuruluyla ilgili düzenlemeler var. Yani bununla ilgili çok konuşmayacağım çünkü bana göre artık Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin misyonu tamamlanmıştır, misyonunu yerine getirmiyor Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği. Şu anda istediğiniz herhangi bir iş adamını arayalım, herhangi bir ticaret odası, sanayi odası mensubunu arayalım -yönetimdekini demiyorum, Meclis üyesini demiyorum, herhangi bir ticaret odası- diyelim ki "Sana ticaret odasının faydası var mı?" soralım. Aidat alıyor, sonra bana bir belge lazım, onun da parasını alıyor, benim ciromdan pay alıyor vesaire... Dolayısıyla, artık bunun kökünü konuşmamız lazım. Şu anda, mesela, esnaf kan ağlarken esnaf odaları yok, Odalar ve Borsalar Birliği yok, o da ayrı bir konu.
Bu anlamda, teşekkür ediyorum Başkanım, diğerlerini maddelerde konuşuruz.