KOMİSYON KONUŞMASI

SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Hocam, çok teşekkür ederim, benim işimi çok kolaylaştırdınız.

Okul ve başarı kavramlarımızın kökten yanlış olduğunu düşünüyorum. Okul demek, aslında küçücük yaşta aldığımız, belirli bir yere kadar birlikte yaşadığımız çocuklarımızın genç hâle gelmeleri, yetişkinleştikleri zamana kadar bilişsel, duyuşsal, sosyal olarak iyi olma hâlleri olduğu ve hayata bir biçimde mümkün olduğunca araçsız, mümkün olduğunca paylaşımcı bir yaşam formunu benimsemiş bir insan yetişmesi; okulu böyle görmemiz lazım.

Başarı dediğimiz şeyi de uzun uzun hocam anlattı, çok teşekkür ederim. Başarı, akademik başarı falan değil, başarının 100 bin türü var ama Türkiye'de her şey sınav odaklı bir sistem olduğu için üstelik de aslında belki de dünya çapında bambaşka bir alanda olacakken başarı sadece X, Y, Z üniversitelerinde X, Y, Z bölümlerine gitmek olarak tanımlandığı için bu sefer ömrünce de mutsuz ya da lisansı bitirip tekrar başarılı ve mutlu olduğu alana dönmek zorunda kalan bireylerden oluşuyoruz.

Örneğin Hindistan'dan bir örnek vereyim: "Dangal" diye bir film var, izlemeyen varsa mutlaka izlesin. 2 kız çocuğu Hindistan tarihini değiştirdiler yani genç kadınların, kız çocuklarının spora nasıl dâhil edilebileceğine dair. Hangi üniversiteye gitselerdi Hindistan'a bu kadar faydaları olabilirdi? Bunun Türkiye'den binlerce örneğini verebiliriz.

O yüzden, bence bizim miyop bir bakışımız var yani. Okul ve başarı meselesini baştan tartışmamız gerekir.

O yüzden, çok teşekkür ederim hocam.

Söz istemiştim ama işim çok kolaylaştı yani.