İlk kullanılışı hakkında kesin bir bilgi olmamakla birlikte, vatandaşın en eski kamusal ve siyasal haklarından birisi olan dilekçe hakkı, yönetilenlerle yönetenler arasındaki ilişkinin mazisi kadar eski olduğu tahmin edilmektedir.

Dilekçe hakkının pozitif hukukta bir hak olarak yer alması ise asırlar sonra olmuştur. Önceleri sadece belirli gruplara tanınan bu hak temsili demokrasinin ortaya çıkışı ve bireyin önem kazanması ile dalga dalga bütün bireylere doğru yayılmıştır. Dilekçe hakkının pozitif hukuktaki yeri 1215 tarihli Magna Carta’ya dayandırılsa da; anayasal bir hak olarak ilk kez 1791 tarihli Fransız Anayasası’nda yazılı olarak yer almıştır. Diğer dünya devletlerine de yayılan bu usul, 19. ve 20. yüzyıl dünyasının hemen hemen her memleketinde yapılan anayasalarda, vatandaşlara parlamentoya müracaat ve şikâyet bir hak olarak tanınmıştır.

Avrupa dillerinde dilekçe “petition” çok farklı anlamlar ifade etmektedir. İngilizce’de “petition” dilek, rica, arzu, istek, talep, yalvarma, niyaz, hak, iddia etmek, sormak gibi yakın anlamdaki kelimeleri tek bir şemsiye altında toplayarak dominant hale gelirken Almanca da bu durum 14. yüzyılda gerçekleşmiştir. 19. yüzyıla gelindiğinde ise “petition” ibaresi ile meşrutiyet arasında çok güçlü bağlar oluşmuş ve bunun sonucunda siyasi içerikte şemsiyenin altına girmiştir. Dilekçe hakkı, tarihsel süreç içerisinde en geniş anlamda değerlendirildiğinde birçok özgürlüğe hayat kaynağı olan, “düşünce ve ifade özgürlüğü”, “basın özgürlüğü”, “toplanma ve gösteri özgürlüğü”, “bilgi edinme hakkı” gibi hak ve özgürlükleri bünyesinde hep var eden, doğal ve vazgeçilemez bir haktır. Dilekçe hakkı, dar anlamda değerlendirildiğinde ise bireylerin, kişisel veya kamusal konularla ilgili dilek ve şikâyetlerini yalnız veya başkaları ile birlikte yargı organı dışındaki resmi kuruluşlara sunabilme hakkıdır.

Günümüzde, yurttaşların dilekçe hakkı, daha çok yasama organına yaptıkları bir başvuru olup, dilek ya da şikâyet biçiminde olmaktadır. Doğrudan demokrasinin temel bir aracı olarak da nitelendirilebilecek olan dilekçe hakkı, ayrıca parlamentonun çıkarmış olduğu yasaların toplum üzerindeki etkilerini ölçmede, devlet organlarının eylem ve işlemlerinin yerindeliğini saptamada besleyici yankı kaynağıdır.

Türkiye’de Dilekçe Hakkının Tarihsel Gelişimi

1876 Anayasası Öncesi Dönem

Türklerin İslamiyet ile tanışmalarıyla birlikte devlet yönetiminde İslam Hukuk sisteminin ve siyaset prensiplerinin egemen olduğunu görmekteyiz. Bu etki dilekçe hakkı uygulamasında da görülmektedir. İslam bilginleri bu bağlamda halkın doğrudan yöneticiye ulaşarak dilek ve şikâyetlerini arz etmesinin zalimler açısından çok caydırıcı etkilerinin olacağı düşüncesi ile belirli zamanlarda yöneticilerin bu başvuruları dinlenmesini tavsiye etmişlerdir. Yöneticilerde bu önerileri dikkate alarak mağdurları ve şikâyetçileri dinlemek için divan adı verilen özel toplantılar düzenlemişlerdir.

Abbasiler döneminde halkın dilek ve şikâyetlerinin dinlendiği ve “Divan-ül Mezalim” olarak adlandırılan bu toplantılar daha sonra kurulacak olan Türk Devletlerine de ilham kaynağı olmuştur.

Selçuklular Dönemi’nde ise Nizamülmülk tarafından yazılan Siyasetname’de padişahın halkın dilek ve şikâyetlerini dinlemesinin ve gereğini yapmasının kamu düzenini sağlama açısından çok önemli katkılarının olacağı, padişahın bizzat sorunları dinlemesinin suçluları ve zalimleri ihtiyatlı olmaya sevk edeceği açıkça ifade edilmiştir.

Osmanlı Devleti’ndeki uygulamalara ise kuruluştan itibaren rastlamak mümkündür. Osmanlı döneminde “arz-ı hal” (dilekçe hakkı) padişahtan başlayarak taşradaki küçük idareci ve makamlara kadar yetkili her makama karşı kullanılmıştır.

1876 Anayasası Dönemi

Tarihimizde dilekçe hakkını düzenleyen ilk anayasal metin 23 Aralık 1876 tarihli Kanunu Esasi’dir. Kanunu Esasi’nin Osmanlı tebaasının temel hak ve özgürlüklerini saydığı 8. ila 26. maddeleri içerisinde dilekçe hakkı da yer almıştır. Kanunu Esasi’nin 14. maddesinde; “Tebai Osmaniye’den bir veya birkaç kişinin gerek şahıslarına ve gerek umuma müteallik (alakalı) olan kavanin ve nizamata (kanun ve kurallara) muhalif gördükleri bir maddeden dolayı işin merciine arzuhal verdikleri gibi Meclisi Umumiye dahi müddei (dilekçi) sıfatı ile imzalı arzuhal vermeğe ve memurinin ef’alinden (fiillerinden) iştiyake (şikayete) selahiyetleri (yetkileri) vardır.” hükmü yer almıştır.

1921 Anayasası Dönemi

1921 Anayasası hazırlanış şekli ve kabul usulü açısından Osmanlı-Türk anayasacılığının en demokratik örneği olmasına karşın olağanüstü bir dönemde hazırlandığı için temel hak ve özgürlüklere ilişkin hükümler içermemekteydi. Ancak Kanunu Esasi’yi de açıkça yürürlükten kaldırmamıştır. Böylece Kanunu Esasi’nin dilekçe hakkı ile ilgili hükümleri Cumhuriyetin ilk yıllarında da mevcudiyetini korumuştur.

1924 Anayasası Dönemi

Teşkilat-ı Esasiye Kanununun madde başlığı “ihbar ve şikâyet hakkı” olan 82. maddesinde dilekçe hakkı şöyle düzenlenmiştir; “Türkler gerek şahıslarına gerek ammeye müteallik olarak kavanin (kanun) ve nizamata (kurallara) muhalif gördükleri hususatta (konularda) merciine ve Türkiye Büyük Millet Meclisine münferiden (tek başına) veya müçtemian (topluca) ihbar ve şikâyette bulunabilir. Şahsa ait olarak vukubulan müracaatın neticesi müstediye (dilekçiye) tahriren (yazılı olarak) tebliğ olunmak mecburidir.”

1961 Anayasası Dönemi

1961 Anayasası’nda dilekçe hakkı, “Temel Haklar ve Ödevler” ana başlıklı ikinci kısmın “Siyasi Haklar ve Ödevler” başlıklı 4. bölümünde yer almıştır. Anayasa’nın “Dilekçe Hakkı” kenar başlıklı 62. maddesi; “Vatandaşlar, kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında, tek başlarına veya topluca, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına sahiptir. Kendileriyle ilgili başvurmaların sonucu, dilekçe sahiplerine yazılı olarak bildirir.” şeklindedir.

1982 Anayasası Dönemi

1982 Anayasası'nın "Siyasi Haklar ve Ödevler" başlıklı ikinci kısmında yer alan 74. maddesinin başlığı "Dilekçe Hakkı" iken 07/05/2010 tarihinde 5982 sayılı Kanun 8 inci maddesi ile "Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı" şeklinde değiştirilmiştir. Maddenin ilk hali; "Vatandaşlar, kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına sahiptir. Kendileriyle ilgili başvurmalarının sonucu, dilekçe sahiplerine yazılı olarak bildirilir. Bu hakkın kullanılma biçimi kanunla düzenlenir" hükmünü içermekteydi.

Anayasanın 74. maddesinde 03.10.2001 tarihinde 4709 sayılı Kanun'la yapılan değişikliklerle birinci fıkraya "Vatandaşlar" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye'de ikamet eden yabancılar", ikinci fıkraya "sonucu" ibaresinden sonra gelmek üzere "gecikmeksizin" ibaresi eklenmiştir.

Anayasanın 74. Maddesinin sonuna 07/05/2010 tarihinde 5982 sayılı Kanun 8 inci maddesi ile bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı, Kamu Denetçiliği Kurumunun görevi ve Kamu Başdenetçisinin seçimine ilişkin hükümler eklenerek madde son halini almıştır.

GİRİŞ KOMİSYON HAKKINDA TARİHÇE MEVZUAT ÜYELER KAMU DENETÇİLİĞİ KOMİSYONA BAŞVURU DİLEKÇENİN İZLEDİĞİ YOL DİLEKÇE İSTATİSTİKLERİ GENEL KURUL KARARLARI