I- Siyasi Başvuru Hakkı

Anayasanın bu kuralı gereği kamu görevlileri de dâhil olmak üzere kişilerin talep ve şikâyetlerini TBMM'ye iletebilmeleri, adli ve idari başvuru yollarından bağımsız olarak güvence altına alındığı gibi, TBMM'ye yapılan başvurular Devlet Memurları Kanununun vb. Kanunların idari başvuruda aranılan 'müracaat ve şikâyetlerin en yakın amirden başlayarak silsile yolu ile yapılacağına' ilişkin kuralı kapsamında bulunmamakta ve kamu personeli doğrudan TBMM'ye başvuru hakkını kullanabilmektedir.

Anayasa Mahkemesi, 1986/15 Esas, 1987/1 Karar sayılı kararında, kamu görevlilerinin müracaat ve dava hakkı ile siyasal hak olarak tanımlanan dilekçe hakkı arasındaki ayrımı şu şekilde yapmıştır: "… 657 sayılı Kanun'da memurun müracaat, şikâyet ve dava açma hakkını düzenleyen 21'inci maddesi, devlet memurlarının kurumları ile ilgili resmi ve şahsi işlerinden dolayı müracaat; amirleri ve kurumları tarafından kendilerine uygulanan idari işlemler nedeniyle şikâyet ve dava hakkına ilişkindir. Bu yönden, Anayasa'nın 36'ncı maddesiyle güvenceye bağlanmış bulunan hak arama özgürlüğü ile alakası tartışma götürmez. Anayasa'nın 74'üncü maddesiyle vatandaşlara tanınmış olan siyasal hak, 10/11/1984 tarihli ve 3071 sayılı "Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun" ile düzenlenmiştir. 657 sayılı Kanunun müracaat, şikâyet ve dava açma hakkını düzenleyen 21'inci maddesi siyasal bir hak olan dilekçe hakkından farklı özelliklere sahiptir. 21'inci madde yukarıda da değinildiği üzere Anayasa'nın 36'ncı maddesinde düzenlenmiş bulunan hakla ilgilidir. …"

Bu hakkın gereklerinin layıkıyla yerine getirilmesi, idarenin işleyişinde şeffaflığın ve hesap verilebilirliğin sağlanmasında, hak ve hürriyetlerin güvence altına alınmasında yaşamsal önemdedir.

 

II- Meclis Denetim Yollarından Biri Olarak Dilekçe Komisyonu Çalışmalarının Niteliği

Dilekçe Komisyonu aracılığıyla yapılan çalışma, Türkiye Büyük Millet Meclisine doğrudan ulaşan talep ve şikâyet konularının önce Meclisin kendi üyelerinden müteşekkil bir komisyonu marifetiyle incelenmesi, alınan kararların muhatap idareler tarafından uygulanmasının gözetilmesi ve gerekli görülen başvuruların Meclis Genel Kurulunda görüşülerek bir karara bağlanması faaliyetini içerir.

Dilekçe Komisyonunca yapılan denetim; soru, gensoru, Meclis araştırması ve genel görüşme gibi siyasi denetim faaliyetinin bir türü olarak düşünülebilir. Meclis, yasa yapma organları aracılığıyla vazettiği ve bağlayıcı olan kuralların (kanunların) doğru uygulanmasını, bizzat kendisi gözetmekte, yaptığı denetimle koymuş olduğu kuralların arkasında durduğunu göstermektedir.
Ülkemizde kuralların kendisinden çok doğru uygulanmasında sorunlar yaşandığı düşünülürse, uygulamadaki hukuka aykırılıkları ortaya çıkarmaya talipli Dilekçe Komisyonunun önemi ortaya çıkmaktadır.

Başka bir açıdan bakıldığı zaman, Komisyonun çalışmaları Meclisin diğer denetim faaliyetlerini içerisinde barındıran bir yapıda olduğu söylenebilir. Meclis araştırmasında olduğu gibi -dilekçeler vasıtasıyla ele alınan- bir konu Meclisin bir komisyonu marifetiyle araştırılmakta ve o konu hakkında Meclisin bilgi edinmesi sağlanmakta; sorular sormak suretiyle idarenin yaptığı işlemler sorgulanmakta; Komisyon gerekli görürse Meclis Genel Kuruluna konuyu intikal ettirmekte ve konu genel görüşme açılması usulünde Genel Kurulda görüşülüp, karara bağlanmaktadır.

Komisyonun tarafsızlığı gözetilmiştir. İçtüzüğün 23’üncü maddesinde, Dilekçe Komisyonu üyelerinin Bakanlar Kurulunda, Meclis Başkanlık Divanında ve diğer Meclis komisyonlarında görev alamayacaklarının belirtilmesi Komisyona tarafsız bir kurul niteliği katmaktadır.

Komisyonun çalışmaları yasama döneminin sona ermesiyle kadük olmamaktadır. Meclis İçtüzüğünün 77’nci maddesinde seçimlerin yenilenmesi durumunda hükümsüz kalacak yasama işlemleri tadadi olarak belirlenmiştir. Dilekçelerin incelenmesi ve Dilekçe Komisyonunun rapor ve kararları bu maddede sayılanlar arasında bulunmadığı için kadük olması da düşünülemez. Meclis teamülü de bu doğrultuda gelişmiştir. Dolayısıyla Komisyon veya Meclis Genel Kurulu gündemine alındığı halde neticelendirilemeyen dilekçe konuları bir sonraki Meclis organlarınca neticelendirilecektir.

 

III- Türk parlamento tarihindeki yeri

Dilekçe Komisyonu çalışmalarını arzuhal ve istida encümeni adları altında 1876 Meclisi Mebusanından itibaren görmekteyiz.

1908 Meclisi Mebusanında idarenin Meclisin vazettiği kurallara aykırı işlemi sonucu oluşan -bir vatandaşın bile- mağduriyetinin Meclis tarafından giderilmemesinin Meclisin meşruluğuna dolayısıyla meşruti yönetime zarar vereceği mülahazasıyla, dilekçe konularının ele alındığı görülmektedir. Bu anlayışla, nâzırların Meclisi Mebûsanda sorguya çekildiği hatta görüşmeler sırasında ilgili nâzırın düşürülmesi yönünde önergelerin verildiği uygulamada görülmüştür.

1924 Anayasası döneminde Dilekçe Komisyonunun istikrarlı ve yoğun çalıştığı, aldığı kararların idari makamlar tarafından bağlayıcı kabul edilerek uygulandığı Meclis tutanaklarından anlaşılmaktadır. Hatta, 1939 tarihli TBMM’nin 1132 numaralı kararıyla, Arzuhal Encümeni kararlarının bağlayıcı olduğu anlamına gelecek yasama yorumunda bulunulmuştur. Yine, bu dönemde Meclis Genel Kurulunda görüşülen dilekçe konuları hakkında verilen kararların, Meclis Kararı olarak hem Kanunlar Dergisinde hem de Resmi Gazetede yayımlandığı görülmektedir.

1960 Anayasası döneminde bu Anayasada güçler ayrılığı sisteminin benimsendiği ve Dilekçe Komisyonunun kararlarının yürütme yetkisine müdahale anlamına geleceği gibi mülahazalarla Komisyonun kararlarının bağlayıcı nitelik taşımayacağı düşüncesinin hâkim olduğu görülmektedir. Hatta 1960 Anayasası döneminde kanunlaşan ve Dilekçe Komisyonunun çalışma usul ve esaslarını düzenleyen ‘140 sayılı Türk Vatandaşlarının Türkiye Büyük Millet Meclisine Dilekçe İle Başvurmaları ve Dilekçelerinin İncelenmesi İle Karara Bağlanmasının Düzenlemesine Dair Kanunun’ gerekçesinde bu durum sarahaten belirtilmiştir. Buna rağmen bu Anayasa döneminde, Komisyonun uygulamadaki aksaklıkları Cumhuriyet Senatosuna ve Millet Meclisine taşıdığı ve bu meclislerde Dilekçe Komisyonunun raporlarının görüşülüp somut ve hüküm içeren kararlara varıldığı görülmektedir. Bu çerçevede, Komisyon, Yüksek Hâkimler Kurulu işlemleri gibi yargı yolu kapatılmış idari işlemleri bile denetimine tabi tutmuş (m. 5), hatta bu işlemlerin aleyhinde birtakım kararlar almıştır. Bu dönemde Dilekçe Komisyonu parlamentonun çift meclisli yapısına uygun olarak, Millet Meclisi ve Senatodan gelen üyelerden müteşekkil karma komisyon olarak faaliyet göstermiştir. (m. 4)  Karma Komisyonun aldığı kararlarına yapılan itirazlar veya komisyon kararlarının uygulanmaması durumunda komisyonun hazırladığı rapor, önce Cumhuriyet Senatosunda sonra Millet Meclisinde görüşülmüştür. (m.9 ve m.12)

1982 Anayasası döneminde ise son yasama dönemine kadar, Dilekçe Komisyonu, sadece başkanlık divanı olarak çalışmış,–birkaç istisnaî durum hariç- Komisyon Genel Kurulu çalışması veya Meclis Genel Kurulu çalışması şeklinde İçtüzükten kaynaklanan görevlerini yapmamış ve yetkilerini kullanmamıştır. Bu dönemde zaman içerisinde Komisyonun bazı işlevlerinin de kaybolduğu görülmektedir. 22’nci Dönem itibariyle kısmen de olsa Komisyonun kanunlarla kendine verilen yetkilerini kullandığı bu çerçevede idari makamlarca uygulanmadığını düşündüğü bazı kararlarının nihai olarak görüşülüp karara bağlanmak üzere Meclis Genel Kuruluna sunduğu görülmüştür.

 

IV- Komisyonun bazı işlevleri

1)-  Genel Olarak

Mazlum duruma düşen kişilerin Devletin en üst makamına başvurabilmelerinin, talep ve şikâyetlerin bu makamda incelenebiliyor olmasının ilgililer üzerinde oluşturacağı moral değeri komisyonun öncelikli işlevi olarak görmek gerekir.

Komisyonun belki de en önemli işlevi idarelerin işlemlerini denetlemesidir. Komisyonun kararlarının bağlayıcı olmadığı kabul edilse bile, bu kararlarla Meclisin iradesinin ve manevi ağırlığının yansıtılması ve bu iradeye bağlı olarak kamuoyu ve basın denetiminin devreye girmesi Komisyonun kararlarının önemini ve etkinliğini artıran unsurlardır.

Komisyonun, idarelerin işlemlerini, hukukiliğin yanı sıra yerindelik bakımından da denetleyebiliyor olması, yargı mercilerinin görev alanında olmayan bir işlevidir.

Yine, Meclis organları, Komisyon marifetiyle hazırlanacak istatistikî veriler ile ülke ihtiyaçlarını ve halkın taleplerini tespit edebilme imkânını bulmaktadır. Bu şekilde Meclisin temel işlevi olan kural koyma faaliyeti için sağlıklı veriler elde edilebilmektedir.

Dilekçe Komisyonunun diğer bir işlevi de Meclisin diğer siyasi denetim yollarını tetikleyebilmesidir. Mesela; 1943 yılında Van’ın Özalp ilçesinde 33 vatandaşın öldürülmesi olayı, ölenlerin bir yakını tarafından Dilekçe Komisyonuna şikâyet olarak iletilmiş, dilekçe hakkında Komisyonca verilen karara Eskişehir Mebusu İsmail Hakkı Çevik tarafından itiraz edilmesi üzerine, konu Meclis Genel Kurulunun 15.8.1956 tarihli 91’nci birleşiminde görüşülmüş ve bu müzakereler sonunda Dâhiliye ve Milli Savunma eski Bakanları hakkında meclis tahkikatı açılmasına karar verilmiştir.

2)-  Özel Af Taleplerinin İncelenmesi

Yürürlükten kaldırılan 140 sayılı Türk Vatandaşlarının Türkiye Büyük Millet Meclisine Dilekçe İle Başvurmaları ve Dilekçelerinin İncelenmesi İle Karara Bağlanmasının Düzenlemesine Dair Kanununun 13’üncü maddesinde:

Kesinleşmiş cezaların hafifletilmesi veya kaldırılması hakkındaki dilekçeler, ancak hükümlülerin kendileri, dördüncü dereceye kadar (bu derece dahil) kan ve sıhri hısımları, kanuni mümessilleri veya vekilleri tarafından verilebilir. Vekilin avukat olması şart değildir. Bir özel af dilekçesinin Karma Komisyonca dikkate alınacak değerde görülmesi halinde, Karma Komisyon, bir özel af kanunu tasarısı hazırlayarak Millet Meclisi Başkanlığına sunar. Bu tasarı Anayasanın 92’nci maddesi gereğince muamele görür.” denilmek suretiyle, Dilekçe Komisyonunun özel af taleplerini inceleyebileceği, talebi yerinde bulması halinde hazırlayacağı kanun teklifini Meclis Başkanlığına sunacağı düzenlenmişti. Dilekçe Komisyonunun özel af teklifi önce Adalet Komisyonunda, sonra da Genel Kurulda kabul edilmesi durumunda şahıslar hakkında özel af niteliğinde cezaların affı söz konusu olmaktaydı. Ancak, 140 sayılı Kanunun yerine yürürlüğe giren, 3071 sayılı Kanunda ve Meclis İçtüzüğünde, Komisyona bu yönde işlev yükleyen kurallar bulunmamaktadır.

Hatta 140 sayılı Kanunu yürürlükten kaldıran 3071 sayılı Kanunun Geçici 1’nci maddesinin “Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde gerekli değişiklikler yapılıncaya kadar, 140 sayılı… Kanunun Dilekçe Komisyonunun çalışma esas ve usullerine ilişkin hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.” şeklindeki hükmü çerçevesinde gerekli içtüzük düzenlemelerinin yapıldığı 1996 yılına kadar, Komisyonun bu işlevi en azından kural olarak devam etmiş; ancak, 1996 yılında yapılan içtüzük düzenlemelerinde Komisyona özel af dilekçelerini incelemesine ilişkin bir görev verilmediğinden, bu işlev kendiliğinden sona ermiştir. Uygulamada, af talebini içeren başvurular, cezalar yargılama işlemi sonucu verildiği için, İçtüzüğün 116’ncı maddesine istinaden Komisyon Başkanlık Divanı kararı ile reddedilmektedir. Dolayısıyla Komisyonun 1980 Anayasası dönemine kadar var olan bir işlevi hâlihazırda kalkmış bulunmaktadır.

3)-  Komisyon, Meclisin Kendiliğinden Karar Alma Kabiliyetini Genişletmesi

Mer’i İçtüzüğe göre Meclisin kendi dışında bir organa bağlı kalmadan, kendiliğinden bir konuyu ele alıp, o konu hakkında parlamento kararı şeklinde irade ortaya koymasının tek yolu Dilekçe Komisyonu çalışmasıyla mümkün olmaktadır. Bu özelliğiyle Komisyon faaliyetleri, parlamentonun yürütme ve yargı organına bağlı kalmadan, kendiliğinden (re’sen) karar alma, bir konuda irade beyan etme kabiliyetini genişlettiği düşünülebilir. Bu şekilde genel görüşme ve Meclis araştırması yollarından farklı olarak, Dilekçe Komisyonu çalışması sonucunda belli bir konuda Meclisin iradesini somutlaştıran parlamento kararı verilebilecektir. Mesela; ortak bildiriye konu başka ülkelerin kınanması gibi parlamentonun iradesinin yansıtılması istenilen konularda, bu yönde Komisyona dilekçeyle başvuruların olması durumunda, Meclis kararı alınabilme yolu açılmaktadır. (İçt. m. 115-120) 

 

V- İşlev bakamından benzeri faaliyet yürüten Meclis Komisyonlarıyla karşılaştırılması

1)- Dilekçe Komisyonu çalışmaları bazı yönleriyle Meclis Araştırmasından üstündür. Meclis Araştırması Komisyonu kurulmak suretiyle incelenmek istenilen bazı konuların, Dilekçe Komisyonu aracılığıyla incelenmesi usul ekonomisi ve parlamentonun daha hızlı araştırma yapabilmesi bakımından daha yerindedir. Çünkü Dilekçe Komisyonu devamlı çalışan ve altyapısı hazır bir ihtisas komisyonudur ve bir konunun Komisyonun gündemine alınabilmesi için Genel Kurulda özel bir görüşme açmaya ve Genel Kuruldan karar çıkartmaya ihtiyaç bulunmamaktadır.

Yine, İçtüzüğün 119 ve 120’nci maddelerine göre Komisyon, aldığı kararların idare makamları tarafından gözetilip gözetilmediğini denetlemekte ve araştırmaktadır. Bu durum Meclis araştırmasında yapılamayan bir denetim olarak ortaya çıkmakta ve yapılan denetime de güç katmaktadır.

2)- İnsan Hakları İnceleme Komisyonundan Farkı

Dilekçe Komisyonunun çalışmaları, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonundan (İHİK) çalışma usulü ve işlevi bakımından ayrıldıkları durumlar vardır. Mevzuatta ki yerine bakıldığı zaman İHİK’nın; Dünyada ve Ülkemizde insan haklarına saygı ve bu konudaki gelişmeleri izlemek suretiyle uygulamaların bu gelişmelere uyumunu sağlamak üzere daha çok re’sen hareket eden bir inceleme, araştırma komisyonu olduğu görülmektedir.  Dilekçe Komisyonu ise gelen talep ve şikâyetlere bağlı olarak (insan hakkı ihlalini oluştursun veya oluşturmasın) idari işlemlerin yerindeliğini ve hukukiliğini denetlemekte, değerlendirmeleri doğrultusunda aldığı somut kararlarla kanunların doğru uygulanmasını gözetmektedir. Başka bir ifadeyle insan haklarına saygı ilkesi, komisyonun denetimlerinde kullandığı ilkelerden sadece birisini teşkil etmektedir.

 

VI- Komisyonun Kararlarının Niteliği

Komisyonun kesinleşen kararlarının Meclis Kararı niteliği taşıdığı söylenebilir. Komisyon kararlarına karşı itiraz yolu açık olduğu için, milletvekillerince itiraz edilmemek suretiyle kesinleşen komisyon kararlarının, zımnen Meclisin onayını almış bir nitelik taşıdığı söylenebilir. Hatta, Meclis Genel Kurulunun 31.6.1940 tarihli 1186 numaralı tefsir kararında, itiraz olmadığı için kesinleşen Arzuhal Encümeni kararlarının Meclis kararı olacağı sarahaten belirtilmiştir.

Meclisin dilekçeler hakkında aldığı kararların bağlayıcılığı tartışmalıdır. Anayasa hukukçuları genelde Dilekçe Komisyonu kararlarının bağlayıcı olduğunun kabulünün, yasamanın yürütme adına işlem tesisi anlamına geleceği ve bununda anayasal sistemle öngörülen güçler ayrılığı ilkesiyle çelişeceğini belirtmişlerdir. Danıştay da eski tarihli kararlarında Dilekçe Komisyonu kararlarının mahkeme ilamları gibi bağlayıcı olamayacağına yönelik içtihatlarda bulunmuştur.

Buna karşın dilekçelerin TBMM’de incelenmesinin Anayasanın 74’üncü maddesi gereği yasama yetkisi dâhilinde olduğu,  Komisyonun verdiği kararların idarenin yerine geçerek bir işlem tesisi şeklinde olmadığı, sadece idari işlemlerin meri mevzuata aykırılığının vurgulanarak bu yönde işlemlerin düzeltilmesinin veya iptalinin karara bağlandığı, dolayısıyla verilen kararların bağlayıcı olmasının güçler ayrılığı sistemiyle çelişmediği fikri de ileri sürülebilecek bir görüş olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çerçevede gerek kesinleşen komisyon kararlarının gerekse komisyon aracılığıyla alınan parlamento kararlarının bağlayıcılığının saptanması, Türk parlamento hukukunda çözülmeyi bekleyen bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

VII- Komisyonun çalışma usulü

Türkiye Büyük Millet Meclisinin dilekçeler hakkındaki inceleme ve karar alma usulü üç aşamalı olarak düzenlenmiştir. Sırasıyla bunlar, ilk inceleme aşaması (Başkanlık Divanı incelemesi), Komisyon İncelemesi aşaması ve Meclis Genel Kurulu incelemesi aşamasıdır. İçtüzüğün dilekçelerin incelenmesinde bu şekilde kademeli bir sistem öngörmesinin nedeni; Meclis Genel Kurulunun gündemine alınacak konularda seçici davranılması ve dilekçe konularının belli olgunluğu ve önemi haiz olmasının arzulanmasından kaynaklanmaktadır.

a)- İlk İnceleme Aşaması (Başkanlık divanı incelemesi)

Komisyona intikal eden dilekçeler, ilk önce 3071 sayılı Kanun ve Meclis İçtüzüğünde belirlenen koşullara uygunluğu açısından Dilekçe Komisyonunun, Başkanı, Başkanvekili, Sözcüsü ve Kâtibinden oluşan Başkanlık Divanınca ön incelemeye tabi tutulur.
3071 sayılı Kanunun 4’üncü maddesinde; “Türkiye Büyük Millet Meclisine veya yetkili makamlara verilen veya gönderilen dilekçelerde, dilekçe sahibinin adı-soyadı ve imzası ile iş veya ikametgâh adresinin bulunması gerekir.” ve aynı Kanunun 6’ncı maddesinde; “Türkiye Büyük Millet Meclisine veya yetkili makamlara verilen veya gönderilen dilekçelerden;

a)- Belli bir konuyu ihtiva etmeyenler,
b)- Yargı mercilerinin görevine giren konularla ilgili olanlar,
c)- 4 üncü madde de gösterilen şartlardan herhangi birini taşımayanlar

incelenemezler denilmiştir.

Yine, Meclis İçtüzüğünün 116/1 inci maddesinde, Dilekçe Komisyonu Başkanlık Divanının;

1- Belli bir konuyu ihtiva etmeyen,
2- Yeni bir kanunu veya bir kanun değişikliğini gerektiren,
3- Yargı mercilerinin görevine giren konularla ilgili olan, haklarında bu merciler tarafından verilmiş bir karar bulunan veya çözümü salt yargı organlarının kararına bağlı bulunan
4- Yetkili idarî makamlarca verilen kesin cevap suretini ihtiva etmeyen, yani idari başvuru yollarının tüketilmediği,
5- Kanunun dilekçede bulunmasını zorunlu gördüğü şartlardan herhangi birini taşımayan

dilekçelerin Komisyonda görüşülemeyeceğini karara bağlayacağı hüküm altına alınmıştır.

Yine gerek Anayasanın dilekçe hakkını düzenleyen 74’üncü maddesinde, gerekse İçtüzüğün 115’inci maddesinde Türk vatandaşları veya karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye'de ikamet eden yabancılar tarafından verilmeyen dilekçelerin Komisyonun dilekçe hakkı çerçevesinde gözetmesi gereken başvurulardan olmayacağı belirtilmiştir.

Bu hükümler doğrultusunda, Başkanlık Divanınca dilekçeler ön incelemeye tabi tutulmakta, şartları uymayan dilekçeler komisyon gündemine alınmadan Başkanlık Divanının dilekçenin esastan görüşülemeyeceğine ilişkin kararı ile sonuçlandırılmaktadır.

Uygulamada TBMM’ye gelen dilekçeler evrak kaydı yapıldıktan sonra önce uzmanlar marifetiyle incelenmekte, uzmanın görüşünü içeren raporla birlikte dilekçe, Başkanlık Divanına sunulmaktadır. Eğer dilekçedeki talep ve şikâyet konusu hakkında bilgi alma ihtiyacı varsa, kamu kurumlarıyla gerekli yazışmalar yapılarak bilgi alınmakta, edinilen bilgiler çerçevesinde, uzmanın görüşü ile birlikte dilekçe Başkanlık Divanına sunulmaktadır. Dilekçelerin Komisyonda görüşülemeyeceğine ilişkin Başkanlık Divanı kararları, ortalama ayda bir hazırlanan “Dilekçe Komisyonu Başkanlık Divanı Karar Cetvelleriyle” milletvekillerine dağıtılmaktadır. Dağıtım tarihinden itibaren onbeş gün içinde itiraz olunmayan Başkanlık Divanı Kararları kesinleşmekte ve bu karar dilekçe sahiplerine de yazılı olarak bildirilmektedir. (İçt.m.116)

Komisyon Başkanlık Divanı görüşülemeyeceğini karara bağladığı dilekçelerden, kanun olarak düzenlenmelerinde toplumsal yarar gördüklerini, Komisyon Başkanının üst yazısıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına, Başbakanlığa, ilgili Bakanlıklara ve Meclis Komisyonlarına -yapılması mümkün yasal düzenleme çalışmalarında dikkate alınacağı düşüncesiyle-  bilgi olarak göndermektedir.

b)- Başkanlık Divanı Kararına İtiraz ve Dilekçelerin Komisyon Genel Kurulunca İncelenmesi Aşaması

Komisyon Başkanlık Divanının, 116’ncı maddenin kapsamı dışında gördüğü dilekçeler ile aynı madde gereğince verilen komisyonda görüşülemeyeceğine ilişkin kararlarından süresi içinde itiraza uğrayanlar, Komisyon Başkanınca, Komisyon gündemine alınır.

Komisyon Genel Kurulu, kendisine gönderilen dilekçeleri, ilk önce; 116’ncı madde hükmü gereğince inceleyerek, karar konusu olup olamayacakları hususunu kararlaştırır.

Uygulamada, dilekçe konusu hakkında ilgili kamu kurumlarından ve sivil toplum örgütlerinden bilgiler alınmakta, yapılan toplantılarda Milletvekilleri tarafından, konu ile ilgili katılımcılara sorular yöneltilmekte; edinilen bilgiler çerçevesinde milletvekilleri konu ile ilgili görüş ve değerlendirmelerini aktarıp, toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla dilekçe konusu hakkında karar verilmektedir.

Komisyon raporunun ve kararının tümüne veya belli bir kısmına çekimser veya muhalif kalan komisyon üyeleri, rapora çekimserlik ve karşı görüşlerini ekleme hakkını kullanabilirler. Üyeler, komisyon raporuna katılmakla beraber, raporda yer almayan görüşlerini rapora eklemek hakkına da sahiptirler. Şu kadar ki bu hakların Komisyon Başkanının belirleyeceği uygun süre içinde kullanılması gerekir.

c)- Genel Kurul İnceleme Aşaması

Türkiye Büyük Millet Meclisinin her üyesi Komisyon Genel Kurulunun kararına, kararın dağıtım gününden itibaren otuz gün içinde gerekçeli bir yazıyla -Meclis Başkanlığına- itiraz edebilir. Aksi halde, dilekçe hakkındaki Dilekçe Komisyonu Genel Kurulunca verilen karar kesinleşecektir.

Komisyon Genel Kurulu, itiraz edilen dilekçeler için, itiraz tarihinden itibaren otuz gün içinde bir rapor düzenleyerek Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunar. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun itiraz üzerine alacağı karar kesindir.
İtiraz edilmediği için kesinleşen Komisyonun Genel Kurul kararı, dilekçe sahiplerine ve ilgili bakanlıklara bildirilir.

Bakanlar, itiraz edilmediği için kesinleşen Komisyon Genel Kurulu kararları hakkında yaptıkları işlemi/işlemleri, İçtüzüğün 120’nci maddesi uyarınca, kendilerine yapılan bildiri tarihinden itibaren otuz gün içinde, Komisyon Başkanlığına yazıyla bildirirler. Komisyon Genel Kurulu, bunlardan gerekli gördüklerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmesini isteyebilir. Bu takdirde, Komisyon kendi görüşünü belirten bir rapor hazırlayarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bu raporunu sunar.

Dilekçe ve komisyon raporu, Meclis Genel Kurulu gündeminin 8’inci sırasında yer alan tasarı ve teklifler ve komisyondan gelen diğer işler kısmına girecektir.

Dilekçe Komisyonu Genel Kurulu raporu hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisinin alacağı karar kesindir. Meclis Genel Kurulu Kararı dilekçe sahiplerine ve ilgili bakanlıklara bildirilir.

Genel Kuruldaki “oylamanın şekli” nasıl olacaktır?

Ne Anayasada ne de Meclis İçtüzüğünde, Dilekçe Komisyonu Genel Kurulu kararına milletvekillerince yapılacak itiraz üzerine veya Komisyonun talebi üzerine Meclis Genel Kurulu tarafından dilekçe konusu hakkındaki kararın ne tür bir oylama ile alınacağına ilişkin özel bir hüküm bulunmamaktadır. İçtüzüğün 140’ncı maddesinde, Anayasada, kanunlarda ve İçtüzükte açık  veya gizli oylama yapılmasının zorunlu olduğu belirtilmeyen bütün hususlarda, kaide olarak işaret oyuna başvurulacağı belirtilmiştir. Bundan dolayı, Genel Kuruldaki oylama “işaretle oylama” şeklinde olacaktır. Tabii bu şekildeki bir oylamada zorunluluk olmadığı için oylamanın açık oylamaya veya gizli oylamaya dönüşebilmesi de olasıdır. (İçt. m.143,147)

Meclis Genel Kurulunca dilekçe hakkında alınacak karar için yapılan oylamada “karar yeter sayısı”  ne olacaktır?

Anayasanın 96/1 inci maddesinde “Anayasada, başkaca bir hüküm yoksa Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte biri ile toplanır ve toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verir; ancak karar yeter sayısı hiçbir şekilde üye tamsayısının dörtte birinin bir fazlasından az olamaz.” denilmiştir. Yine Meclis İçtüzüğünün 146/1 inci maddesinde “Oya sunulan bütün hususlar, Anayasada, kanunlarda veya İçtüzükte ayrıca hüküm yoksa, toplantıya katılan milletvekillerinin salt çoğunluğuyla kararlaştırılır. Salt çoğunluk belli bir sayının altında olmayan çoğunluktur” denmektedir. Dilekçe hakkında alınacak karar için yapılacak oylamada, karar yetersayısının aranılıp aranılmayacağına  ilişkin özel bir düzenlemeye, Anayasada ve İçtüzükte yer verilmemiştir. Bundan dolayı, karar yetersayısı, toplantıya katılanların salt çoğunluğudur.  

Anayasa ve İçtüzükte, Genel Kurul gündemine giren, Dilekçe Komisyonu Genel Kurulu raporunun görüşülmesine dair bir süre kısıtı öngörülmemiştir. Bundan dolayı Meclis Genel Kurulu, yasama dönemi içerisinde herhangi bir zamanda kararını verebilir.
Meclis İçtüzüğünde, Dilekçe Komisyonu Genel Kurulu raporunun görüşülmesi sırasında “kimlerin söz alabileceğine” ilişkin özel bir düzenleme öngörülmemiştir. Meclis İçtüzüğünün 72’nci maddesinde “Tüzükte başkaca bir hüküm yoksa her konuda, her siyasi parti grubunun grupları adına ve iki üyenin kendileri adına birer defa konuşmaya hakları vardır. Bu konuşmalar yapıldıktan sonra görüşmelerin devam etmesine dair önerge verilmemişse, Başkan görüşmelerin tamamlandığını bildirir.

Görüşmelerin devam etmesine dair önerge verilmiş ve bu önerge de Genel Kurulun işaret oyuyla kabul edilmiş ise, birinci fıkra gereğince siyasî parti gruplarına ve milletvekillerine ikinci defa konuşma hakkı doğar.” denilmiştir.  Yine Meclis uygulamasında teamül olarak,  talep etmeleri halinde hükümet temsilcisine ve komisyona da söz verilir. Konuşma süreleri ise İçtüzüğün 60/son maddesinde belirtildiği üzere hükümetin ve komisyonun 20’şer dakika, söz alan milletvekillerinin ise 10’ar dakikadır.

Sonuç olarak şunu diyebiliriz ki Dilekçe Komisyonu mevzuattaki öngörüldüğü şekliyle çalıştırıldığı zaman Avrupa ülkelerinde uygulamasını gördüğümüz ve daha çok idari makamlara ve parlamentolara yönelik tavsiye kararı alan ombudsmanlık kurumundan daha güçlü bir denetim mekanizması olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü Dilekçe Komisyonu çalışmaları içeriğinde en üstün kurum olan TBMM’nin gücünü ve iradesini yansıtmaktadır.

GİRİŞ KOMİSYON HAKKINDA TARİHÇE MEVZUAT ÜYELER KAMU DENETÇİLİĞİ KOMİSYONA BAŞVURU DİLEKÇENİN İZLEDİĞİ YOL DİLEKÇE İSTATİSTİKLERİ GENEL KURUL KARARLARI