Turkiye Buyuk Millet Meclisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
27. Dönem 2. Yasama Yılı
56. Birleşim 21/Şubat /2019 Perşembe
Ulaşmak İstediğiniz sayfa aralığını giriniz.
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
Tutanak toplam 91 sayfadır.

21 Şubat 2019 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Emine Sare AYDIN YILMAZ (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56'ncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Değerli milletvekilleri, bugün özel bir gün yaşıyoruz. Türk siyasetinin duayeni, Türkiye Büyük Millet Meclisinin geçici başkanlarından, değerli devlet adamı, değerli büyüğüm Sayın Deniz Baykal'ı bugün uzun bir aradan sonra Türkiye Büyük Millet Meclisinde görmekten büyük bir mutluluk duyuyorum. Sayın Baykal'a aramıza hoş geldiniz diyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, daha önceki birleşimlerde mazereti nedeniyle ant içememiş olan Antalya Milletvekilimiz Sayın Deniz Baykal'ı ant içmek üzere kürsüye davet ediyorum.

Buyurun Sayın Baykal. (Ayakta alkışlar)

(Antalya Milletvekili Deniz Baykal ant içti)

(Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Baykal'ı kutluyorum.

BAŞKAN - Sayın Baykal bugün hepimize bir büyük mücadele örneğini, hayata, siyasete ve toplumuna karşı sorumluluk duygusunu ve büyük iddiasını bir kez daha göstermiştir. Kendisine sağlık ve esenlikler dilerim, tekrar tebrik ederim.

Değerli milletvekilleri, değerli gruplarımızın grup başkan vekilleri, Sayın Baykal'ın yemin töreniyle ilgili olarak duygu ve düşüncelerini ifade edecekler. Şimdi kendilerine söz vereceğim.

Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türk siyasi hayatımızın mümtaz şahsiyeti, ülkemize uzun yıllar kıymetli hizmetler veren değerli devlet adamı, Cumhuriyet Halk Partisi Antalya Milletvekili Sayın Deniz Baykal'ın uzun nekahet döneminden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisinde aramıza katılmalarından dolayı mutlu olduğumuzu ifade ediyoruz ve kendilerine hoş geldiniz diyoruz. Ayrıca Sayın Baykal'a geçmiş olsun dileklerimizle birlikte bundan sonraki hayatında da sağlık, sıhhat, afiyet ve mutluluklar temennisiyle birlikte ülkemize nice hizmetlerini diliyoruz.

Saygılar sunuyorum. Teşekkür ederim. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

İYİ PARTİ Grubu adına Behiç Bey, buyurun.

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) - Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Kendisini yakından izlediğim Türk akademik hayatına ve siyasi hayatına büyük katkıları olmuş Antalya Milletvekili Sayın Deniz Baykal'ı yemin merasimi münasebetiyle Genel Kurul salonunda sağlık ve afiyet içinde görmekten grubum adına büyük mutluluk duymaktayım. Kendisine yüce Mevla'dan bundan sonraki yaşamında daha sağlıklı, huzurlu bir yaşam diliyorum. Ve kendilerinin bundan sonra siyasete, devlet yönetimine katkılarını beklemekteyiz.

Çok teşekkür ederim. Kendilerine tekrar sağlık ve afiyetler dilerim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Kurtulan.

FATMA KURTULAN (Mersin) - Teşekkür ediyorum.

Sayın Baykal, Türkiye siyasetinde önemli bir şahsiyet. Bugün burada aramızda görmekten biz de çok memnun olduk. Kendisine tekrar hem hoş geldiniz diyorum hem de çok geçmiş olsun diyorum.

Saygılar. Teşekkürler. (Alkışlar)

1

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kurtulan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Sayın Özkoç.

Buyurun Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; saygın devlet adamı, Cumhuriyet Halk Partisinin önceki Genel Başkanı, değerli büyüğümüz, örnek aldığımız şahsiyet Sayın Deniz Baykal'ın uzun bir aradan sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çatısı altında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve değerli vekillerimizle birlikte olmasından dolayı büyük bir mutluluk ve onur duyuyoruz, kendisine hoş geldin diyoruz. Bundan sonraki hayatında, yine hep birlikte, ülkemizin mutluluğu, geleceği için birlikte çalışmanın mutluluğunu inşallah yaşayacağız ve bundan sonraki yaşantısında yine bizimle birlikte olmasından dolayı da ayrıca mutluluk duyduğumuzu ifade ediyor, kendisine saygılar sunuyoruz. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

AK PARTİ Grubu adına Grup Başkanı Sayın Naci Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Ankara) - Sayın Başkan, teşekkürler.

Cumhuriyet Halk Partisi Antalya Milletvekili Sayın Deniz Baykal, akademik ve siyasi kişiliği olan, bütün Türkiye'nin tanıdığı, saygın bir kişi. Geçmişte yayınladığı kitapları, çok kıymetli çevirilerini biliyoruz. Çeşitli devlet görevlerinde bulundu; Başbakan Yardımcılığı, Enerji Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığını yaptı. Her zaman Türkiye siyaseti Sayın Deniz Baykal'ın fikirlerinden, değerlendirmelerinden ve eleştirilerinden faydalandı. Bir aradan sonra, bir sağlık probleminin ardından tekrar burada, aramızda olmasından son derece memnunuz. Yine fikirlerinden, eleştirilerinden, değerlendirmelerinden faydalanmak istiyoruz. Kendisine aramıza hoş geldiniz diyor, bundan sonraki hayatında sağlık ve afiyet diliyoruz.

Teşekkürler. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Bütün siyasi parti gruplarına teşekkür ediyorum.

Sayın Baykal'a aramıza tekrar hoş geldiniz diyorum, kendisine sağlık ve esenlikler diliyorum.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.09

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Emine Sare AYDIN YILMAZ (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56'ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

BAŞKAN - Gündem dışı söz vermeden önce, Sayın Deniz Baykal'ın bugün burada yemin etmesi üzerine bütün siyasi parti gruplarımızın büyük bir nezaketle kendisiyle ilgili duygularını belirtmesi Türk siyasetinde arzuladığımız, özlediğimiz bir tablonun gerçekleşmesine vesile olmuştur. Bütün siyasi parti gruplarımızı kutlarım.

Çok çetin tartışmalardan geçen Türkiye'mizde siyasetimizin ortak düzlemlerde buluşmaya ihtiyacı olduğu çok açık; Sayın Deniz Baykal, tecrübesiyle bugün bize bunu bir kez daha gösterdi.

Bugün çalışmalarımızı tamamlarsak Meclisimizin seçimlerden önceki son çalışma günü. Pazar günü sadece Meclis Başkanlığı seçimi için toplanacağız. Bugünkü görüşmelerin de bugün ortaya çıkan bu güzel tablo içerisinde cereyan etmesini diliyorum. Görüşmeleri de sonuçlandırarak pazar günü yapılacak olan seçimlere kadar kısa bir ara; ondan sonra, martın sonuna kadar da diğer tatil programımızı değerlendirmek üzere ara vereceğiz.

Ben bugün milletvekillerimizin 60'a göre söz taleplerini büyük oranda karşılamaya gayret edeceğim. Sisteme giren milletvekillerimiz birleşimden ayrılmadıkları takdirde birleşim bitene kadarki süre içerisinde herkesi değerlendirmeye de gayret edeceğim. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, jeotermal enerjiyle ilgili söz isteyen Aydın Milletvekilimiz Sayın Bekir Kuvvet Erim'e aittir.

Buyurun Sayın Erim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2

Süreniz beş dakika.

BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ekranları başında bizleri izleyen değerli vatandaşlarımız; bugünlerde sıkça bahsi geçen ve yenilenebilir enerji kaynaklarından biri olan jeotermal enerji santralleri için söz almış bulunmaktayım.

13 Haziran 2007 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu ile 11 Aralık 2007 tarihli 26727 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu Uygulama Yönetmeliği'nin ardından özel sektör, devlet teşviklerinin yasal düzenlemeyle hayata geçirilmesine olumlu tepki vermiş, Türkiye, dünya jeotermal elektrik santralleri kurulu güç sıralamasında 4'üncülüğe yükselmiştir. Bu kanunun amacı, jeotermal enerji sektörüne yön vererek, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmenin yolunu açarak hem doğayı korumak hem de enerjide dışa bağımlılığımızı ortadan kaldırarak ülke ekonomisine katkıda bulunmaktır.

Yerin iç ısısının oluşturduğu enerji olarak da adlandırabileceğimiz jeotermal enerji, temiz ve sürdürülebilir bir enerji kaynağıdır; teknolojinin de gelişimiyle beraber pek çok farklı alanda kullanılabilir hâle gelmiştir. Termal ve sağlık turizmi, ısıtma, gıda kurutuculuğu, elektrik üretimi ve endüstrinin birçok kesimi gibi çok farklı alanlarda kullanımı yaygınlaşan jeotermal enerji, güneş, rüzgâr ve dalga enerjilerinden farklı olarak belirli doğa koşullarından etkilenmemekte, üretiminde aksaklık yaşanmamakta ve bu gerekçeyle yenilenebilir enerji kaynakları içerisinde en istikrarlı kaynak olarak tanımlanmaktadır. Türkiye'nin 1984 yılında 15 megavat kapasiteyle Denizli Kızıldere'de başlayan jeotermal güç üretimi yaklaşık otuz dört yıllık bir aradan sonra Temmuz 2018'de 1.347 megavata erişmiş ve ülkemiz jeotermal elektrik sektöründe en hızlı büyüyen ülke olarak tarihe geçmiştir. Bu, ülkemiz için enerjide sağlanan büyük bir başarı örneğidir. Bu sebeple, yermeden önce yenilenebilir enerjinin önemini anlamak önceliğimiz olmalıdır.

Son zamanlarda santrallerin yoğun olarak bulunduğu Ege Bölgesi'nde JES'lerle ilgili birtakım açıklamalar yapılmış ve açıklamalarda kullanılan bilgilerin doğruluğu yeterince araştırılmamıştır. JES'lere yani jeotermal elektrik santrallerine olumsuz yönde bakan bazı değerli milletvekili arkadaşlarım, sizler her türlü enerji kaynağına "hayır" diyerek evinizin, işyerinizin elektriği nereden sağlamayı düşünüyorsunuz? Bir kömür santraliyle, bir doğal gazla yenilenebilir enerjiyi karşılaştırabilir misiniz? Ben sizlere söyleyeyim, bu mümkün değildir.

TÜİK'ten yani Türkiye İstatistik Kurumundan, Tarım ve Orman Bakanlığından, Çevre ve Şehircilik Bakanlığından ve benzeri ilgili devlet kurumlarından aldığım verileri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Ege Bölgesi jeotermal santrallerin işletilmesinde coğrafi olarak gerekli olanağı bizlere sağlamaktadır. Bu amaçla tamamlanan 53 adet lisanslı jeotermal santralin 28 adedi Aydın'da bulunuyor. 5.969 gigavat saatlik toplam elektrik üretiminin 4.535 gigavatlık kısmı Aydın'daki santrallerden elde edilmekte ve bu santrallerde yaklaşık bin kişiye istihdam sağlanmaktadır.

Aydın ili özellikle incir üretiminin yoğun olduğu bir bölgedir. Ülkemizde incir üretiminin yaklaşık yüzde 60'ı Aydın'da, kalan yüzde 40'lık kesimi ise İzmir, Manisa ve çevre illerde gerçekleşmektedir. TÜİK verilerine bakıldığında, 2007 yılında 118.424 ton üretilen yaş incir 2017 yılında 185.412 tona çıkmıştır. Santrallerin yoğun olarak bulunduğu Germencik, Köşk ve İncirliova'da kuru incir üretimi 2007 yılında toplam 11.529 tondan 2018 yılında 30.875 tona çıkmıştır. Bu veriler üretim ve ihracatın her geçen yıl arttığını göstermektedir.

Bir diğer iddia ise, JES'lerin kanser vakalarını arttırdığı ve ölüme neden olduğu yönündedir. İnsan ölümleri, hastalıkları pek çok nedene bağlı olabilmekle birlikte, şu güne kadar jeotermalin kansere ve ölümlere neden olduğuna dair herhangi bir akademik çalışma bulunmamakta. Bu yüzden, bir şeylere dikkat çekmeye çalışırken, ülkemize faydası dokunacak sektörleri es geçmeyelim.

Gelelim jeotermal enerjinin atıkları olup olmadığına. Jeotermal santraller kapalı devre çalışırlar. Yani dışarıya herhangi bir katı, sıvı, gaz atıkları olmaz. Her şey borular içinde çevrim durumundadır ve re-enjeksiyon denilen bir faaliyet bulunmaktadır. Bu faaliyette, derinliklerden çekilen su, yine aynı derinliğe basılmaktadır ki, eğer santraller bu işlemi yapmazlarsa kaynağın sürdürülebilirliği kalmayacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Toparlayalım, buyurun.

BEKİR KUVVET ERİM (Devamla) - Yani "Santral isterse re-enjeksiyon yapmaz." diye bir kaide yok. İsterse yapmasın, yaptığı milyon dolarlık yatırım çöpe gider. İşte, bu faaliyet sebebiyle de dışarı atık bırakamaz santraller. Bacalardan çıkan karbondioksitin ise sadece sera etkisi bulunmaktadır. Bu etkiyi sadece jeotermalde değil, pek çok sektörde ve hatta

3

canlılarda görürüz.

Ülke ekonomisine katkısına bakarsak, öncelikle jeotermal enerjinin arazi kullanımı düşüktür. Yani tarım alanlarına, alan kullanma anlamında zararı yok denecek kadar azdır. Batı bölgelerde 3 bin megavatlık elektrik üretim potansiyeli ile 30 bin megavatlık termal ısıtma, soğutma, kurutma amaçlı jeotermal kaynak tespit edildi. Bu potansiyel, 9 milyar metreküplük doğalgaza ve bugünkü fiyatlarla 2,2 milyar dolarlık doğal gaz ikamesine karşılık geliyor. Yine batı bölgelerde 6 milyon konutun ısıtılmasını sağlayabilecek potansiyel vardır.

Ülkemizin doğu kesimlerinde de bu rakamlara yakın oranlarda potansiyel mevcuttur. Doğalgaz ithalatının azaltılmasında önemli bir avantaj sağlayacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Toparlayın, buyur.

BEKİR KUVVET ERİM (Devamla) - Denizli, Manisa ve Aydın'da kurulan ve kurulacak olan jeotermal ihtisas sera bölgeleri de yerel halk için büyük bir istihdam olanağı sağlayacaktır. Yaklaşık rakamlarla; bölgeler için toplamda 3 bin kişiye istihdam olanağı bulunmaktadır. Kısaca üretim yapılsın, sektör desteklensin.

Sonuç şu ki biz her türlü enerji kaynağına karşı çıkarsak enerjimizi nereden sağlayacağız? Daha temiz bir kaynak varken, ülke ekonomisine hem yerli hem yenilenebilir bir kaynak olmasıyla katkı sağlayacakken neden jeotermale karşıyız? Biliyor ve inanıyorum ki kuralına uygun yapılan hiçbir iş, yenilenebilir enerji santrali çevreye zarar vermez. Kaldı ki bu durum, fosil yakıtlarla kıyas edilemez. Bu sebeple, bir şeye karşı çıkarken objektif ve sağduyulu olmak zorundayız.

Sözlerime son verirken yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Erim.

Gündem dışı ikinci söz, tekstil ihracatçılarının sorunları hakkında söz isteyen Bursa Milletvekilimiz Sayın İsmail Tatlıoğlu'na aittir. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Tatlıoğlu.

İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, Parlamentomuzun değerli mensupları; tekstil ve tekstil ihracatçılarının sorunlarıyla ilgili konuyu gündeme taşımak amacıyla kürsüdeyim.

Türkiye'de bildiğimiz gibi, lokomotif sektörlerden birisi tekstil. İhracatına baktığımızda, otomotivle beraber tekstil sektörü toplam ihracatımızın üçte 1'ini oluşturuyor. Tekstil ve ham maddelerine, bunun dışında hazır giyim ve konfeksiyona birlikte baktığımızda 26 milyar dolarlık bir ihracat söz konusu. İstihdamda da 2 milyonun üzerinde bir kapasitesi var tekstil sektörünün. Özellikle, Bursa, Denizli, Gaziantep, Kahramanmaraş ve İstanbul merkezli sanayi çok ciddi bir ekonomik potansiyel oluşturmakta. Ancak 2018 yılı ihracatındaki artışa rağmen, tekstil ihracatında nispi de olsa bir düşüş söz konusu. 2016'da yüzde 14,4 olan ihracatındaki payı, 2017'de 11,9, 2018 Ocağında 11,5'e düşmüş. 2018 genelinde de tekstil ihracatının toplam ihracattaki payı 10,5 olarak durmakta. İhracatımızın otomotivle beraber üçte 1'ini oluşturan bu sektörün özellikle 2018 ekonomik krizine yönelik Hükûmetin aldığı tedbirler çerçevesinde başka sıkıntıları ortaya çıktı. Bunların en önemlisi de şudur: Bildiğiniz gibi, 4 Eylül 2018 tarihli Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Kanun'un (3)'üncü maddesi bir düzenleme getiriyor. O düzenleme de ihracat bedellerinin yüz seksen gün içerisinde Türkiye'ye getirilmesiyle ilgili.

Tabii ki bu düzenleme yapılırken bazı ülkeler bundan muaf tutulmuşlar. İran gibi, Suriye gibi; doğrudan bir muafiyet söz konusu. Bu doğrudan muafiyetin dışında; Afganistan, Irak ve Libya'da dolaylı bir muafiyet söz konusu. Yani bu ülkelere ihracat yapanların ihracat bedellerini yüz seksen gün içerisinde getirmeleri bu hükmün dışında bırakılmış. Bunun sebebi nedir? Bunun sebebi bu ülkelerin bankacılık sistemi ve kambiyo rejiminde beklenilen süre içerisindeki gelişmeleri gösterecek bir düzenlemeye sahip olmamaları yani günümüz şartlarına uygun banka ve kambiyo sistemine sahip olmamaları. Bu, doğrudur. Peki, özellikle tekstil ihracatçılarının talebi ne? Bilhassa bu ülkeler dışında, Avrupa Birliği ülkeleri hariç, en önemli tekstil ihracat pazarımız olan Kuzey Afrika ülkeleri, Türk Cumhuriyetleri, Rusya, Gürcistan, Suudi Arabistan, Ürdün, Lübnan, Ukrayna gibi yine banka ve kambiyo düzenine çağdaş anlamda sahip olmayan ülkeler var. Bu ülkelere ihracat yapan firmalarımız ihracat bedellerini bankacılık sistemi üzerinden yüz seksek gün içerisinde getirmekte zorlanıyorlar hatta imkânsız hâle geliyor ve bu ülkelere ihracat imkânları daralıyor ve bu ülkeler bizim pazarımız olmaktan çıkıyorlar.

Talebimiz şudur ki: 6 Kasım 2018'de yapılan düzenlemeye bu ülkelerin, biraz önce saydığım Kuzey Afrika ülkeleri dâhil, Azerbaycan, Rusya, Gürcistan, Suudi Arabistan, Ürdün, Lübnan, Ukrayna ve Türk Cumhuriyetlerinin de istisna kapsamı içerisine alınmalarıdır. Bununla beraber, böyle bir düzenleme yapılması durumunda tekstil ihracatçılarımızın önündeki bu engel kalkacak ve yeniden bu pazarlarda Türk ürünlerini satma konusunda

4

avantajlı duruma geçeceklerdir.

Bütün Meclisi saygıyla selamlarım.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tatlıoğlu.

Gündem dışı üçüncü söz, Dünya Ana Dili Günü münasebetiyle söz isteyen İstanbul Milletvekilimiz Sayın Mehmet Bekaroğlu'na aittir.

Buyurun Sayın Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - "…"(x)

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) - Sayın Başkan, anlayamıyoruz.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) - Merhaba arkadaşlar. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

Lazca konuştum değerli arkadaşlarım. Kaybolmakta olan bazı dillerle de size selam verdim.

Bugün Dünya Ana Dili Günü değerli arkadaşlarım. 1952'de Bengal dilinin yasaklanması, Urducanın resmî ve zorunlu dil yapılması sonrasında gösteri yapan öğrencilere ateş edilmesi ve çok sayıda öğrencinin ölmesi münasebetiyle Birleşmiş Milletler tarafından Dünya Ana Dili Günü ilan edilmiştir 21 Şubat. Birleşmiş Milletler bu seneyi de, 2019'u da ölmekte olan, yok olmakta olan yerli diller senesi yaptı değerli arkadaşlarım. Niye yaptı? Çünkü dünyada konuşulmakta olan 7 bin dilden büyük bir çoğunluğu, hemen hemen yarısı yavaş yavaş kaybolmaktadır. Bu, Türkiye'de de böyle değerli arkadaşlar. Şu anda 36 tane bilinen dil var, çok az da olsa konuşulan ama bunların yarısından fazlası, 20 tanesi yavaş yavaş kaybolmaktadır değerli arkadaşlarım.

MUSTAFA HİDAYET VAHAPOĞLU (Bursa) - Onlara "dil" denilmez, ağızdır onlar, ağız.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) - Bakın, ben burada şunları ifade ettim, dedim ki: Bugün, Dünya Ana Dili Günü. Niye Ana Dili Günü yapılıyor? Çünkü bu diller ölüyor. Dil demek, anne demek; dil demek, yürek demek; dil demek, insan demek. Bu dillerin ölmesi annelerin ölmesi demektir, yürüklerin ölmesi demektir, insanların ölmesi demektir. Peki niye ölüyor benim ana dilim? Azınlık olduğumuz için, az olduğumuz için. Burada bizim, az olanların yapacağı çok fazla bir şey yok. Elbette gayret edeceğiz. Burada çok olanlar yapacak. Çok olanlar yardım edecek ki, çok olanlar bu işin önemini anlayacak, bu işin zenginlik olduğunu, bu işin yaşam olduğunu anlayacak ki bu diller yaşayabilsin, bu insanlar yaşayabilsin değerli arkadaşlarım.

Bakın, Türkiye'de elbette ana dillerle ilgili bazı kolaylıklar, iyi şeyler yapıldı ama çok sınırlı sayıda. Kürtçeyle ilgili bir televizyon kanalı var, devlet şey yapıyor; diğer dillerle ilgili çok kısa haberler falan veriyor, izlenmiyor bile. Bu şekilde ana dilin yaşaması mümkün değil değerli arkadaşlarım. Bu şekilde bizim tasada ve kıvançta bir olan büyük bir millet olmamız bütün olmaz, tam olmaz, eksik kalır.

Değerli arkadaşlarım, bütün dünyada Birleşmiş Milletlerin de önerdiği şey budur: Devlet, ana dilleri desteklemek zorundadır, devlet desteklemezse hiçbir şey yapamayız. Ne yapacak? Evet, izin verdiler, seçmeli dersler yapıldı ama desteklenmiyor. Bu seçmeli dersler olsun ama not alsın. Bu seçmeli derslerle ilgili araç gereçler devlet tarafından karşılansın. Televizyon olmadan, çizgi film olmadan çocuklara ana dillerimizi öğretmemiz mümkün değil.

Şimdi, biz, Lazca da yayın yapılmasını istiyoruz değerli arkadaşlarım. 300 bin-500 bine kadar da çıkan Laz yaşıyor. Başka?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Abhazca…

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) - Dilleri zayıflayan, kaybolmakta olan başka insanlar da var, bunların dillerini de desteklememiz gerekiyor ve bunu ancak ve ancak devlet desteğiyle yapabiliriz. Eğer devlet gerçekten demokratik bir devletse, insan hak ve özgürlüklerine bağlı bir devletse 1 kişi bile olsa o kişinin meşru hak talebi varsa bu meşru hak talebini karşılamak zorundadır. (CHP sıralarından alkışlar) Yıllardan beri korkuyla başımızı kumun altına soktuk. Ne oldu değerli arkadaşlarım? Bu diller yok oldu. Bu diller yok oldu da daha mı mutluyuz, daha mı geliştik, daha mı kalkındık? Hayır değerli arkadaşlarım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) - Yarım dakika daha…

O zaman var olan riskler bütünüyle ortadan mı kalktı? Kalkmadı değerli arkadaşlarım. Biz bu toprakları birlikte vatan etmişiz. Birlikte sonsuza kadar yaşayabilmemiz için herkesin, az onların dâhil değerli arkadaşlarım, öncelikle de az olanların haklarını, hukuklarını, dillerini yaşatacağız, teslim edeceğiz ki bu topraklarda mutlu bir şekilde hep birlikte yaşamaya devam edelim diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Bekaroğlu.

5

Değerli milletvekilleri, şimdi, sisteme giren milletvekillerimize yerlerinden birer dakikayla söz vereceğim. Bu sözlerin ardından gruplarımızın sayın grup başkan vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

Sayın Taşkın…

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde AK PARTİ iktidara geldiği 3 Kasım 2002'den bu yana Türkiye'yi 3,5 kat büyüttü; eğitim, sağlık, enerji, savunma sanayisi, ulaştırma, bilgi ve iletişim, lojistik ve ticarette yerli ve millî üretimle dünyada söz sahibi olan ve cazibe merkezi konumunda bir ülke hâline dönüştürdü.

AK PARTİ tüm bu gelişmeleri sağlarken dijital dönüşüme de büyük önem vermiş, özellikle e-devlet projesini sürekli geliştirmiştir. 41 milyon kullanıcı sayısına ulaşan, vatandaşlara büyük kolaylık sağlayan e-devlete bir yenilik daha geldi. Vatandaşlar artık "türkiye.gov.tr" sitesinden evlerine, iş yerlerine elektrik, su, doğal gaz ve TELEKOM gibi abonelikleri başlatabilecek. Kurumların e-devlet sayfalarında bu sistemi aktive etmesinden sonra vatandaşlar bu hizmeti kullanabilecekler. Aziz milletimize büyük kolaylık sağlayacak bu yeni hizmetlerin ülkemize hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Özdemir…

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörünün hazırladığı taslak raporda yer alan, Avrupa Birliğinin Türkiye'yle katılım müzakerelerini resmen askıya alması önerisi dün Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesinde çoğunluk oyuyla geçti. Bu karar, Anayasa değişikliğiyle hayata geçirilen tek adam rejimi sisteminin Avrupa Birliğinin evrensel değerleriyle çeliştiğini; güçler ayrılığı ilkesinin, şeffaf, hesap verebilir bir yönetim sisteminin olmadığını; adalet ve temel insan haklarında geriye gidişin yaşandığını ortaya koymaktadır. Dün karara ilişkin açıklama yapan Dışişleri Bakanlığı kararın bir bağlayıcılığının olmadığını, tespitlerin tamamının asılsız olduğunu savunarak bundan önceki gibi, bu kararı da yok saymıştır.

AKP'nin öz eleştiriden uzak bu yok sayma anlayışına rağmen, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak Türkiye'nin ulusal, stratejik devlet politikası olan Avrupa Birliğine tam üyeliğini çağdaşlaşmanın bir gereği olarak görüyor ve her iki taraf için öz eleştiri yaparak, üyelik müzakerelerimizin askıya alınması kararının geri alınması çağrısında bulunuyoruz.

BAŞKAN - Sayın Eroğlu…

VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Teşekkür ediyorum Başkanım.

Ben özellikle Denizli'yle alakalı yatırımlar konusunda söz aldım. Bugün Sayın Cumhurbaşkanımız da 29 Ekim Bulvarı'nda Denizlililere hitap edecek.

AK PARTİ hükûmetlerimiz zamanında en fazla yatırım alan illerimizden biri Denizli'dir. Hükûmetimiz döneminde Denizli'ye takriben 20 milyar TL'lik yatırım yapılmıştır. Özellikle, 15 baraj, 8 tane gölet olmak üzere 23 baraj ve gölet inşa ettik. Şu anda inşa hâlinde de 8 tane var, inşallah bu sene bitecek; dolayısıyla 31 baraj ve göletle Denizli suya kavuştu.

Bu barajlardan birkaçını söylemek istiyorum. Cindere Barajı ve HES, Akalan Barajı, Aydınlar Akbaş Barajı, Tavas Yenidere Barajı, Vali Recep Yazıcıoğlu Gökpınar Barajı gibi barajlar var. Aydınlar Akbaş Barajı'nı inşa ederek Denizli'nin su meselesini kökünden çözdük. Ayrıca 52 kilometrelik içme suyu isale hattı ve modern içme suyu arıtma tesisinin de temelini ben 5 Mayıs 2018'de atmıştım, o da inşa hâlinde.

Özellikle, Denizli'de tarım çok önemli. Şu ana kadar 830.407 dekar mümbit araziyi sulamaya açtık. Çiftçilerimize, ilave olarak, sırf sulama sebebiyle yılda 988 milyon TL yani yaklaşık 1 milyar TL gelir artışı sağladık. Acıpayam Ovası Sulaması, Baklan Ovası Sulaması, Gölemezli Sarayköy Sulaması da bunlardan bir kaçı.

Ayrıca, Yenicekent İletim Kanalı'yla, özellikle Denizlili çiftçilerimizin beklediği gibi Pamukkale'deki terfili sulamayı cazibeli sulamaya dönüştürdük. Bu da çok önemli, bu tünel 16 bin kilometre.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Var mı biraz daha bir şeyler?

VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Çok kısa müsaade ederseniz…

BAŞKAN - Sayın Bakanım, buyurun.

6

VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Özellikle, bu Yenicekent İletim Kanalı, pompajla sulanan 105 bin dekar araziye cazibeli su veriyor barajdan, bu bakımdan önemli.

Bu arada, 86 derenin ıslahını gerçekleştirdik. Denizli, özellikle sel baskını tehdidi altındaydı. Üst kısımda bir kuşaklama kanalı inşa ederek Denizli'yi baskınlardan kurtardık. Ayrıca, yeşillendirme çerçevesinde 119 milyon adet fidanı Denizli'de toprakla buluşturduk efendim.

Eğitim alalında, 3.523 yeni derslik inşa ettik, öğretmen sayısı yüzde 100 arttı.

Sağlık alanında büyük yatırımlar yapıldı. TOKİ 7.399 konut inşa etti. Ayrıca, özellikle bölünmüş yollar açısından da Denizli'ye büyük yatırımlar yaptık. Şu ana kadar 396 kilometreyi aştı bölünmüş yol. Artık yollar Afyon kaymağı gibi oldu, onu da belirtmek istiyorum.

BAŞKAN - Sayın Keven…

Sayın Keven, bir saniye…

Sayın Keven'in mikrofonunu bir açalım değerli arkadaşlar.

Devam edin bakalım.

Olmadı.

Sayın Kılıç'a söz vereyim Sayın Keven, bir dakika bekleyin.

Sayın Kılıç…

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Millet olarak bin yıldır yaşadığımız bu topraklarda hayatımızı kolaylaştıran, acıları çekilir ve katlanılır, sevinçleri paylaşılır kılan, bizi birbirimize kenetleyen, bir diğerimizin varlığına ihtiyaç duyuran ortak bağlar olmalı ki bir arada nefes alabilelim; gerektiğinde de tek bilek, tek yürek olabilelim. Profesör Kemal Karpat bu bağların önemini, "Modern manada bir milletin ortaya çıkabilmesi için tüm fertlerin kendi aralarında ortak bağları paylaştıklarını bilmeleri ve bu bağların üstün değer taşıdıklarına inanmaları gerekir." şeklinde dile getirir. Sözlerin büyüklerine ve büyüklerin sözlerine kulak ve yürek kesilmeliyiz.

BAŞKAN - Sayın Keven…

Sayın Keven, bir sıkıntı var. Siz bir yan tarafa geçin, biz devam edelim.

Sayın Tığlı…

Bugün sistemde bir sıkıntı var herhâlde.

Açıldı mı?

Buyurun.

NECATİ TIĞLI (Giresun) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Dünya Sağlık Örgütünce yapılan ölçümlerde 81 il içerisinde havası en temiz kentimizin Giresun olduğu görülmektedir. Bacası tüten fabrika, istihdam sağlayan işletme kalmayan Giresun'un havası, suyu kaldı işsiz gençlerimize fakat o da karın doyurmayınca cennetten bir parça olan çok sevdikleri kenti hepsi terk eder oldu maalesef. Çalışma yaşındaki genç nüfusun hepsi göçtüyse bir şehirden, TÜİK rakamları da bu sebeple işsizliği azalmış gösteriyorsa mesele hallolmuş oldu AKP iktidarınca. Bir de "üreticiye destek" lafını ağzından düşürmeyen iktidar fındık üreticisini uluslararası şirketlerin tekeline teslim etti. Madem fındık üreticisine bunca destek sağladılar, neden Giresun'da fındık üretimi her geçen yıl azalıyor, neden üretici bağını bahçesini terk ediyor? Sizde fındık kadar vicdan varsa bu kanayan yaraya derman olun.

BAŞKAN - Sayın Keven…

ALİ KEVEN (Yozgat) - Açıldı mı?

BAŞKAN - Açılmış Sayın Keven, bir deneyin bakalım. Milletvekilliğine zaten zor seçildiniz yıllardan sonra, konuşmanız da zor, kusura bakmayın. Sizi konuşturacağız Sayın Keven bugün, ne yapıp edip konuşturacağız.

Buyurun.

ALİ KEVEN (Yozgat) - Teşekkür ederiz Sayın Başkanım.

Yozgat'ın ilçelerimizde uzman doktor açığı artarak devam adıyor. Son atamada 10 uzman doktor ve 4 pratisyen doktor ataması yapıldı. Yozgat ve 13 ilçemizin uzman doktor açığından Bakanlık yetkililerinin haberi olmadı mı? Sadece 10 uzman doktor ataması yapıldı. Yozgat'ta 9 ilçede kadın doğum uzmanı, 7 ilçede çocuk uzmanı bulunmuyor. 21'inci yüzyılda ilçe devlet hastanelerinde çocuk doktoru yok. 600 köyümüzden sadece 5 köyde sağlık ocağı

7

doktoru var. Kapatılan ve köy yapılan birçok kasabada dahi doktor yok, hemşire yok. Yozgat bunu hak etmiyor. Bu ayrılan bütçeyle ne doktor sorunu ne sağlık görevlisi sorunu giderilebilir. Bütün ilçeleri, köyleri şehir hastanesine mi taşımak istiyorsunuz? Bizim verdiğimiz bilgilerle yetinmeyip gidin sorun, o ilçelerde kaç uzman var, kaç doktora ihtiyaç var. Defalarca basında duyurduk ama duyan yok, gören de yok, bakan da hiç yok maalesef.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Keven, gene konuşurken mikrofonda sıkıntı vardı. O yüzden, konuşmalar bittikten sonra ben size tekrar söz vereceğim, başka bir konuyu da tekrar dile getirebilirsiniz.

Sayın Bankoğlu…

AYSU BANKOĞLU (Bartın) - Teşekkürler Sayın Başkan.

YÖK Başkanı Yekta Saraç 2015 yılında yayımlanan Yükseköğretim Kurumları Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi kapsamında gerçekleştirilen toplumsal cinsiyet eşitliği adı altındaki çalışmaları eleştirerek şu ifadeleri kullanmış: "Bu kavrama amaçlananın dışında farklı anlamlar yüklendiğini ve bu yüklemelerin toplumsal değerlerimiz ve kabullerimizle örtüşmediğini belirtmiş. Ben Sayın Saraç'a sormak istiyorum: "Toplumsal cinsiyet eşitliği" kavramını hangi gerekçeyle toplumsal değerlerimiz ve kabullerimizle uygun görmüyorsunuz? Kadınla erkeğin eşit olduğu fikri ve bu yönde yapılan çalışmalar neden sizi bu kadar rahatsız ediyor? "Kadın" kavramını her fırsatta aileye indirgeyen bu zihniyetinizi de kınıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Özkan…

HACI ÖZKAN (Mersin) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Geçmişin tecrübelerini kuşanarak bilgi, teknoloji ve elimizdeki imkânları doğru seferber ederek ülkemizi büyütmek için tevazu, samimiyet, gayretle "millet işi gönül işi" diyerek çalışıyoruz. Siyasi, ekonomi ve askerî açıdan ortaya konulan gelişmelerle vatanımızda huzur, istikrar ve güven iklimini hâkim kılmış, kardeşlik bağlarımızı güçlendirerek büyük ve güçlü Türkiye yolunda ilerliyoruz. Ülkemizin kazanımlarını içine sindiremeyenler her seçim öncesi bir arada hareket ederek Türkiye'yi karanlık dehlizlere götürmek isteyenler daima hüsrana uğrayacaktır. Aziz milletimiz ferasetiyle daha önce yaptığı gibi 31 mart yerel seçimlerinde bir kez daha doğru kararı vererek istikrarlı büyüme yolunda Türkiye'yi hedeflerine taşıyacaktır. Cumhur ittifakı adaylarımızın gönülleri kazanarak zafere ulaşacağına inanıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Durmuşoğlu…

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın dün yapmış olduğu açıklamayla 26 martta başvuruları başlayacak olan 20 bin öğretmen ataması müjdesi öğretmen adaylarımız ve tüm eğitim camiasını sevindirmiştir. Geçtiğimiz aylarda gerçekleşen 20 bin öğretmen atamasıyla 2019 yılında toplamda 40 bin öğretmenimiz göreve başlamış olacaktır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğine Hükûmet olarak 2002 yılından bugüne kadar eğitim birinci önceliğimiz olmuştur. 290 bin yeni derslik, 607 bin yeni öğretmen atamasıyla toplamda 920 binin üzerinde öğretmenimizle eğitim kademesinde sınıfların boş kalmaması, derslerin boş geçmemesi temin edildi. FATİH Projesi'yle hem okullarımızın hem de öğrencilerimizin teknolojik altyapıları yenilenmiş oldu. 1,5 milyon tablet öğrenci ve öğretmenlerimize dağıtıldı. 432 binin üzerinde sınıfa da etkileşimli tahta yerleştirildi.

Sözlerime son verirken başta Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere görevi başında şehit olmuş öğretmenlerimizi ve tüm şehitlerimizi rahmetle anıyor, öğretmenlerimiz ve eğitim camiasını saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Özkan…

YÜKSEL ÖZKAN (Bursa) - Teşekkürler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Eski genel başkanımız Sayın Baykal'a da bu vesileyle "Aramıza hoş geldiniz." diyorum.

Bursa'da depreme dayanıklı olmaması nedeniyle yıkılan 12 okulun yerine hâlâ 1 okul

8

yapılmamıştır. Bu okullarda öğrenim gören öğrencilerin başka bölgelere dağıtılması öğrencilerimizi ve velilerimizi zor durumda bırakmıştır. Ekonomik olarak zor şartlarda yaşama savaşı veren ve çocuğunu özel okula gönderemeyen aileler kendi kaderlerine terk edilmiştir. İkamet adreslerinden farklı ve uzak bu okullara gitmek zorunda kalan öğrencilerimiz neredeyse gece yarısı okul yollarına çıkmaktadırlar. Bu durumsa hem güvenlik hem maddi açıdan öğrenciler ve ailelerini güç durumda bırakmaktadır. Acil olarak Millî Eğitim Bakanlığı bu duruma çözüm bulmalıdır. Bu 12 okul ve derslik yeni eğitim öğretim yılına hazır hâle getirilmelidir.

Teşekkür ederim.

Saygılarımla.

BAŞKAN - Sayın Aydın…

KADİR AYDIN (Giresun) - Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; 31 Mart mahallî idareler seçimlerinin milletimize hayırlı olmasını diliyorum.

Siyaseti parti yönetmek için değil millete ve devlete hizmet için yapan milletin adamları Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'yi kutluyor ve saygıyla selamlıyorum.

Devletin bekası ve milletin refahı için binbir oyunu bozarak tek vücut olup geleceğe emin adımlarla yürüyen milletin adamlarını tarih yazacak ve milletimiz de asla unutmayacaktır. Milletimizin geleceği, devletimizin bekası, bayrağımızın yüceliği, istiklal ve istikbalimizin temini için gece gündüz demeden sağlığını ve varlığını hiçe sayarak koşturan Cumhurbaşkanımıza, Cumhurbaşkanımızın yedi düvele karşı verdiği bu mücadelede onu yalnız bırakmayan Sayın Devlet Bahçeli'ye ve aziz milletimize milletim ve şahsım adına şükranlarımı sunarım.

Cumhur İttifakı'nın ilimiz Giresun için de hayırlı olmasını diliyorum. Milliyetçi Hareket Partisi Belediye Başkanı adayı ilan edilip bir ayı aşkın bir süredir kampanya yürüten ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADİR AYDIN (Giresun) - … AK PARTİ listesinden meclis üyesi adayı olmayı kabul eden Doktor Hasan Yılmaz'a ve İl Başkanımız Sayın Ertuğrul Gazi Konal'a katkı ve duruşlarından dolayı teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Çilez…

HASAN ÇİLEZ (Amasya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Ekonomimiz üzerinde oynanan oyunlar neticesinde döviz spekülasyonunun etkileri giderilmeye başlanmıştır. Ekonominin ihtiyacı olan moraldir. Buradan her siyasetçiyi sorumlu davranmaya davet ediyorum. Dengelenme süreci disiplinle uygulanmış, kış dönemi etkisiyle piyasalarda görülen daralma aşılmaya başlanmıştır. Esnafımıza ve çiftçimize sağlanan kredilerle piyasalar rahatlamaya başlamıştır. Gıda fiyatlarındaki artış alınan tedbirlerle dizginlenmeye başlamıştır. Ucuz fiyata sebze ve meyve satışını eleştirilenleri de hayretle izliyoruz. Maliyet ve talep enflasyonlarına bir de fırsat enflasyonu ekleyen fırsatçıları buradan kınıyorum.

Her şeye rağmen, büyük Türkiye yolundaki yürüyüşümüz devam edecektir.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Sayın Sarıaslan…

FARUK SARIASLAN (Nevşehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçmişte yönetim kurulu üyeliğini de yaptığım Ankara Barosuna kayıtlı, on yedi aydır cezaevinde bulunan, kendisini hiç tanımadığım birinden içimi sızlatan bir mektup aldım. Bu mektubun son paragrafını sizlerle paylaşmak istedim. Son paragrafta diyor ki: "Yaşadığımız hukuksuzluk ve haksızlığın yaşandığı adaletsizliklere karşı 24 Ocak tarihindeki Avukatlar Günü'nde açlık grevine başladık ve üçüncü duruşma tarihi olan 18 Marta kadar açlık grevine devam edeceğiz. Açlığımız halkımızın adalet çığlığıdır. Duyun bu çığlığı, kulaklarınızı tıkamayın. Açlığıyla haykıran 5 avukatın sesine ses olun.

Selamlarımla."

Değerli milletvekilleri, bildiğim kadarıyla tutuksuz yargılanma diye bir müessese var. Hepimizin bu konuları yeniden düşünmesi lazım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Şevkin…

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

9

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası verilerine göre odaya kayıtlı 7.700 jeoloji mühendisi işsizdir.

Gerçek rakamın bunun üzerinde olduğu bilinmektedir. MTA Genel Müdürlüğü, ihtiyaç duyduğu jeoloji mühendislerini TMMOB tarafından açılan davalara rağmen taşeron temizlik firmaları üzerinden temin eder hâle düşürülmüştür.

Son günlerde Konya bölgesinde aşırı yer altı suyu kullanımına bağlı, can ve mal emniyetini tehdit eden obruklar oluşmaktadır. Açılan kaçak su kuyusu sayısı ülke çapında 500 bini geçmiş durumdadır. DSİ Genel Müdürlüğü, yeteri sayıda jeoloji mühendisi istihdam etmemesi nedeniyle kuyuları denetleyememektedir. Yine, kara yollarında, demir yollarında yaşanan kazalarda jeoloji mühendisi eksikliği görülmektedir. Bir deprem ülkesi olan ülkemizde yerel idarelerin çoğunda jeoloji mühendisi istihdam edilmemektedir. Olası bir depremde zeminden kaynaklı önemli hasarlar, can ve mal kayıplarının yaşanacağı bilinmektedir.

Buradan Maliye Bakanına sesleniyorum: Kurumların ihtiyaç duyduğu jeoloji mühendisi kadrolarının önündeki engeller kaldırılmalı ve istihdam mutlaka artırılmalıdır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Yağcı…

SELİM YAĞCI (Bilecik) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; "Türkiye Spor Toto Süper Ligi" olarak adlandırılan Millî Lig, 21 Şubat 1959'da, altmış yıl önce bugün başladı. Millî Lig'i oluşturan 16 takımdan sadece Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray, Göztepe ve Ankaragücü Türkiye Spor Toto Süper Ligi'nde yollarına devam ediyor. Kuruluşun şehri Bilecik Milletvekili olarak Türk spor tarihinin en büyük organizasyonu Millî Lig'in kurucuları Fenerbahçe Başkanı ve Bursa Milletvekili Agah Erozan'ı, Beşiktaş Başkanı ve Çanakkale Milletvekili Nuri Togay'ı, Galatasaray Başkanı ve İzmir Milletvekili Sadık Giz'i, Türkiye Büyük Millet Meclisinde 11'inci Dönem milletvekillerimiz olarak, rahmetle anıyorum.

Gazi Meclisimiz spor dünyasının içerisinde aktif olarak yer almış ve her zaman destek olmuştur. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da sağlıklı gelecek nesillerin yetişmesi için hayati bir misyonu olan sporun destekçisi olmaya devam ediyoruz. Millî Lig'den Türkiye Spor Toto Süper Ligi'ne 60'ncı yılı kutlu olsun.

BAŞKAN - Sayın İlhan…

METİN İLHAN (Kırşehir) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Gençlik ve Spor Bakanlığı, 7 Mayıs 2018'de 3.200 sözleşmeli antrenör ve spor uzmanı almak için ilana çıkmıştı. Yapılan sözlü sınavların sonuçları 26 Kasım 2018'de açıklandı. 26 Kasımdan bu yana 3.200 personel alımının tüm aşamaları bitti. Adaylar görev yerlerinin bir an önce açıklanmasını talep ediyor. Gençlik ve Spor Bakanı Sayın Mehmet Muharrem Kasapoğlu'nun bu konuda açıklama yapmasını bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Sayın Karaca? Sayın Karaca çıktı herhâlde.

Sayın Battal…

FETANİ BATTAL (Bayburt) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bugün 21 Şubat, Bayburt'umuzun Rus ve Ermeni işgalinden kurtuluşunun 101'inci yılı. İbni Haldun'un dediği gibi, coğrafya bir kaderse, bu kaderi yaşayan bu coğrafyanın çocukları bilirler, görürler ve hissederler. Ve yine İbni Haldun'un dediği gibi "Gelecek geçmişe suyun suya benzediğinden daha fazla benzer." Ve biz yaşayarak gördük ki yüz yıl önce bölgemize gelenler, Libya'da, Suriye'de, Irak'ta ne yapmak istiyorlarsa, yine yüz yıl sonra tekrar geldiler ve aynı zamanın aktörleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Ünlü…

BAHA ÜNLÜ (Osmaniye) - Teşekkür ederim Başkan.

Bildiğiniz üzere, Osmaniye ilimiz, yer fıstığı üretim yönünden, hem ülkemizde hem Akdeniz Bölgesi'nde hem de Çukurova'da önemli bir yere sahiptir. Osmaniye'de yaklaşık 10 bin aile geçimini yer fıstığı tarımından sağlamaktadır. Osmaniye'miz için bu kadar önemli bir

10

ürün olan yer fıstığı, çerezlik dışında çok iyi bir yağ bitkisi ve yem bitkisi özelliği de taşımaktadır. Bu sebeple, yer fıstığına, yağlık bitkilere uygulanan desteğin verilmesi ya da yem bitkisi desteği verilmesi için yıllardır ilgili mercilere yapılan bütün müracaatlar sonuçsuz kalmıştır.

Ayrıca, yer fıstığı üretimi yapan çiftçilerimizin tüccarlara mahkûm edilmemesi için, Toprak Mahsulleri Ofisinin devreye girmesi ve yer fıstığı alımı yaparak fiyatları dengelemesi lazımdır. Belirttiğim bu önlemler ivedi olarak alınmaz ise zaten girdi fiyatlarının yüksek olmasından dolayı sıkıntı çeken çiftçimiz yok olacak ve tarımda dışa bağımlı bir ülke olarak yaşamaya mahkûm olacağız.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Antmen…

ALPAY ANTMEN (Mersin) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bir hafta önce Van'da 11 çocuk gözaltına alınır. Çocuk şubeye götürülecekleri yerde asayiş şubeye götürülürler. Pazartesi, aslında, bu 11 çocuk da serbest bırakılır savcılıktan. İddia odur ki bu çocuklardan 3'ü fena muameleye maruz kalır. Avukatlık Kanunu'nun barolara verdiği yetki ve görevle Van Barosu gerçeğin ortaya çıkması ve varsa sorumluların cezalandırılması için suç duyurusunda bulunur. Emniyet Genel Müdürlüğü ise olayı araştıracağı ve böyle bir olay var ise sorumlular hakkında işlem yapacağı yerde Van Barosu hakkında açıklama yaparak suç duyurusunda bulunur.

Şimdi, iddiaları bir yana bırakalım ama unutmayınız, barolar hukukun güvencesidir; unutmayınız, avukatlar hukuksuzluklar karşısında çağlar boyunca susmadılar ve susmayacaklardır. Tüm kamu görevlilerin görevi, üstünlerin değil, hukukun üstünlüğü için çalışmaktır.

Saygılarımı sunarım.

BAŞKAN - Sayın Paylan…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bugün Dünya Uluslararası Ana Dili Günü. Maalesef, Meclisimiz ana dillerin yaşaması için gerekli tedbirleri almamaktadır. Benim de ana dilim Batı Ermenicesi UNESCO'nun yok olmakta olan diller ailesindedir. Bugün mesajımı yok olmakta olan Batı Ermenicesinde vermek istiyorum. "…"(x)

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) - Sayın Başkan, Birleşmiş Milletler meclisi mi burası ya.

ÜMİT YILMAZ (Düzce) - Başkanım, tercüman… Belki hakaret ediyor bize.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Değerli Başkan, bütün ana dillerin kardeşçe, barış içinde yaşayacağı bir Türkiye hayali kuruyoruz. Bu anlamda da Meclisimizin gerekli tedbirleri almasını rica ediyorum. Bu konuda gerekli yasal önerilerimiz var. Bu anlamda, bütün milletvekillerimizin bütün ana dillere saygı duyduğuna, gerekli tedbirleri bu Meclisimizin alacağına inanmak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Gürer…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Niğde'miz on yedi yıldır AK PARTİ'nin söz verdiği hizmetleri dahi alamıyor. Havaalanı sözü on yedi yıldır verilmesine rağmen 2019 yılı için dahi ödenek ayrılmadı. On yedi yıldır Niğde'mizin tarım ve hayvancılık ürünlerini işleyecek bir sanayi tesisi kurulmadı. Yüksek hızlı tren projelerine Niğde'nin merkezi alınmadı. TOKİ Niğde Efendibey Projesi tamamlanmadı. Niğde Keten Çimen-Çiftlik, 30 kilometre yol beş yıldır bitirilmedi. Çevre felaketi Akkaya Barajı temizlenmedi. Köylere gölet sözleri verildi, tutulmadı. Niğde Kalesi çevre projesi gerçekleştirilmedi. Niğde'de işsizliğe çözüm üretilmedi. Fabrikaların kapanmasına göz yumuldu. Çiftçiler icralık oldu, ürünü değer bulmadı, destek verilmedi. Esnafın sorunları katladı, çözüm getirilmedi. İşsizliğe, yokluğa, yoksulluğa çare için hiçbir proje Niğde'de gündeme alınmadı. İlçelere verilen sözler tutulmadı. Niğde Merkez, Bor, Altunhisar, Ulukışla, Çiftlik, Çamardı ilçelerimizde ve kasabalarımızda Cumhuriyet Halk Partisinden adaylarımızla yerel seçimlere giriyoruz, halkımızın oylarıyla Niğde'de verecekleri destek Niğde'nin kaderinin değişmesine de vesile olacaktır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, şimdi söz talep eden grup başkan vekillerimizin söz taleplerini karşılayacağım.

11

Sayın Türkkan, yeni geldi, o bir nefes alana kadar Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Sayın Fatma Kurtulan'a söz verelim.

Buyurun Sayın Kurtulan.

FATMA KURTULAN (Mersin) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Meclisin bu son çalışma gününde bir kez daha Leyla Güven'in durumuna dikkat çekmek istiyorum, bir kez daha şunu söylemek isterim: Leyla Güven'in açlık grevinin 106'ncı günü oldu. Yine bu Mecliste iki dönem milletvekilliği yapmış ve hâlâ bir partinin, DBP'nin Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel ve yine iki dönem milletvekilliği yapan Selma Irmak açlık grevinin 38'inci günündeler, yine cezaevinde de şu an 301 kişi altmış yedi gündür açlık grevindedir. Bir kez daha, bir kez daha, bir kez daha şunu söyleyeyim: Talepleri kanunidir, hukukidir, yasaldır, bunun karşılanması ülkemizin geleceği için çok iyi olacaktır diye düşünüyoruz.

Sayın Başkan, bugün 21 Şubat Uluslararası Ana Dili Günü. Ana dil, kişinin kendini ve çevresini anlamlandırmanın ilk unsurudur. İnsan, ana diliyle kimliğini, kültürünü, varlığını anlamlandırır. Bu bakımdan dil, sadece sembolik bir iletişim aracı değil, aynı zamanda köklü bir hafızayı da barındıran bir hazinedir. Bireyin bu hazineden faydalanması en tabii hakkıyken bütün dillerin kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya kalmadan varlığını sürdürmesi, gelişmesi yeryüzü için bir zenginliktir.

Türkçe, Kürtçe, Arapça, Ermenice, Abhazca, Çeçence, Hemşince, Tatarca, Lazca, Süryanice, Pomakça Türkiye'de konuşulan dillerden sadece birkaçıdır. Bu çeşitlilik, tarihsel ve kültürel zenginliğin bir göstergesiyken ve korunması, geliştirilmesi gerekirken ne yazık ki tehlike olarak görülmektedir. Bu yüzden nesilden nesile aktarılması çeşitli politikalarla engellenen eğitim dili olmayan diller unutulmakta, yok olmakla karşı karşıya kalmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kurtulan.

FATMA KURTULAN (Mersin) - Bu ülke bir diller hapishanesi ve mezarlığı olmasın, dillerin bahçesi olsun. Kürtçe, Arapça, Lazca, Hemşincenin konuşulması, ana dili resmî dilden farklı olanların kendi dillerini de unutmaması için politikalar üretilmelidir. Diller tehlike değildir, zenginliktir diyorum, kendi ana dilimle de "…"(X) Ana Dili Günü hepimize kutlu olsun diyorum.

Bu vesileyle, Ana Dili Günü vesilesiyle rahmetli Vedat Aydın'ı anmak istiyorum. 1990 yılı Ekim ayında İnsan Hakları Derneğinin Genel Kurulunda yaptığı Kürtçe konuşmasından dolayı, sonrasında gözaltına alınıyor, dokuz ay tutuklu kalıyor ve çıktıktan bir ay sonra da Vedat Aydın, hepimizin bildiği gibi, katlediliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Toparlayalım.

FATMA KURTULAN (Mersin) - Demek ki şu da anlaşılıyor ki Kürtçe konuşmanın bedelini hayatıyla ödüyor.

Değerli Başkan, değerli arkadaşlar; ayrıca bundan farklı bir konuya daha değinmek istiyorum. Biz iki hafta önce gündem dışını kullanamamıştık. Bugünkü, bu haftaki aritmetiğe baktığımızda, AKP 3, CHP 3, HDP 1, İYİ PARTİ 1 ve MHP 1 defa gündem dışı kullanıyor. Bunun orantısız bir dağılım olduğunu düşünüyoruz. Hepimiz biliyoruz ki bu dönem genellikle perşembe günleri çok fazla Meclis çalışmıyor. Bazen perşembeye bırakıldığımız gerekçesiyle "Size perşembe verecektik, olmadı." deniliyor. Bugün de böyle bir dağılım oldu, bunu adaletli görmüyoruz. Başkanlık Divanına bunun konu olmasını, Danışma Kuruluna da bunu konu edeceğimizi belirtirken herkesi Mithat Sancar adaleti gibi bir adaleti burada sağlamaya, eşit davranmaya davet ettiğimi belirtmek istiyorum.

Teşekkürler, saygılar.

BAŞKAN - Sayın Türkkan, konuşma talebiniz var mı?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Var.

BAŞKAN - Buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Ankara'nın Polatlı ilçesinde bulunan Topçu ve Füze Okulu Komutanlığında icra edilen ağır silahlı eğitim atışı esnasında meydana gelen kazada 5 askerimiz yaralandı. Askerlerimize acil şifalar diliyorum. İYİ PARTİ olarak hem meydana gelen kazanın sebebini hem de yaralı askerlerimizin durumunu yakından takip ettiğimizi söylemek istiyorum.

Dün, Çanakkale merkezde meydana gelen ve İstanbul dâhil birçok çevre ilden hissedilen 5 büyüklüğündeki deprem korku ve panik yarattı. Bazı binalarda çatlaklar oluşmuş

12

olsa da herhangi bir can kaybı yaşanmaması tesellimiz oldu. Bu depremleri bir uyarı olarak kabul etmemiz gerekiyor. Uzmanların tamamı İstanbul ve çevresinde meydana gelecek büyük çaplı bir deprem beklediklerini dile getiriyorlar. Bu olası depreme tedbir alınmazsa -Allah korusun- 100 binden fazla vatandaşımızın ölebileceği ifade ediliyor yani durum oldukça ciddi. Bu konuyu geciktirmek, ağırdan almak ya da ihmal etmek gibi bir lüksümüz yok. Hükûmet derhâl kapsamlı tedbirler almalı, konuya büyük bir ciddiyetle yaklaşmalıdır. Bu konuda siyaset yapmak istemiyorum ama dün, Sayın Binalı Yıldırım "Olası büyük bir depremde toplanacak yeşil alanlarımız ya da toplanma alanlarımız yok." diyerek Hükûmetin bu konuda ne kadar hazırlıksız olduğunu itiraf etmiş oldu. Aslında Sayın Binali Yıldırım'a buradan söylemek istiyorum: Daha önce deprem toplanma alanlarının hepsi de, ayrılan o alanların hepsi de AVM ve rezidans oldu. O AVM ve rezidanslara toplayarak insanları depremden kurtaramayız. Bunun geç de olsa farkına varmaları sevindirici. Zararın neresinden dönülse kârdır. Sonradan pişman olmamak için Hükûmetin yeşil alanlara AVM ve rezidans dikmekten vazgeçip deprem toplanma alanları olarak ayrılmasını bir kez daha hatırlatıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin, buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan gittiği her ilde ayrı bir gafa imza atmaya devam ediyor. Bu sıralarda üniversitelere takılmış durumda. Her üniversiteyi kendisinin kurduğunu zannediyor. Afyonkarahisar'da 1974'te kurulan üniversiteyi "Biz kurduk." dedi. Sivas'a gittiğinde "Sivas Bilim ve Teknoloji Üniversitesini de biz kurduk. Bizden önce Sivas'ta üniversite var mıydı? Yoktu." dedi ama Sivas Cumhuriyet Üniversitesinin kuruluş tarihi de 9 Şubat 1974 olarak kayıtlarda mevcut. Zonguldak mitinginde ise 1992'de kurulan Zonguldak Karaelmas Üniversitesini de kendi hükûmetlerinin kurduğunu söyledi. Bugünse Denizli ve Manisa'da olacak. Şimdiden Sayın Cumhurbaşkanını, hem Denizli hem de Manisa halkını uyarıyorum: Denizli Pamukkale Üniversitesi, Manisa Celal Bayar Üniversitesi 1992 yılında kuruldu.

Ayrıca, Mersin ili Silifke ilçesinde meydana gelen trafik kazasında 4 işçimizin hayatını kaybettiği ve yaralıların olduğunu öğrendik. İşçilerimize Allah'tan rahmet diliyoruz, yaralılara acil şifalar diliyoruz.

BAŞKAN - Toparlayalım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Son olarak size dünyanın geldiği noktayı göstermek için bir örnek vermek istiyorum. Geçtiğimiz dönemde Ay'ın karanlık yüzüne iniş yapmayı başaran Çin Uzay Teknolojisi Akademisi Dünya'nın yörüngesine bir güneş enerjisi santrali kurup topladığı enerjiyi Dünya'ya göndermeyi planlıyor. Böylece uzaydan temiz enerji elde edilmesi bekleniyor.

Dünya bunlarla uğraşırken biz tanzim kuyruğu sırasına giriyor, poşet fiyatlarını tartışıyoruz. Şunu anlamalıyız ki bu devirde artık güçlü olmak bilim ve teknolojide ilerlemek demektir. "Teknolojiyle uğraşırsanız kafayı yersiniz." diyen devlet adamlarıyla yol alınamayacağı da artık anlaşılmalıdır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi adına Grup Başkan Vekili Sayın Altay.

Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Biz de Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu olarak öncelikle, Çanakkale Ayvacık'ta meydana gelen deprem nedeniyle bölge halkına geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz, yaralılarımıza acil şifa diliyoruz. Şüphesiz, Hükûmetin de depremden kaynaklı hasarlar ve vatandaşlarımızın mal kayıpları konusunda bir an önce, sosyal devlet olmanın gereği olan yardımları ve katkıları iletmesini bekliyoruz ve takipçisi olacağımızın da altını çiziyoruz.

Sayın Başkan, benden önce konuşan kimi sayın milletvekillerinin değindiği gibi bugün Dünya Ana Dil Günü. Dil önemlidir ve coğrafyamızda da aslında dil zenginliği, dil farklılıkları bakımından oldukça iyi bir noktada olmamıza rağmen şunları da tabii unutmadık: Bu ülkede, bu memlekette evladının ölüsü için ana dilde ağıt yakan kadınlara dipçik atılan dönemler yaşandı. Geçmişten beri süregelen bu baskı ve yasaklarla bu işlerin Türkiye'ye, Türkiye'nin birliğine, bugün itibarıyla 80 milyonun kardeşliğine zarar vermek ve ülkeye fitne sokmaktan, ayrıştırmaktan başka bir amacının olmadığını da bugün geldiğimiz noktada görüyoruz. Unutulmamalıdır ki etki, tepkiyi doğurur mantığında olduğu gibi baskı ve yasaklar, özgürlük arzularını ve temel hakları koruma içgüdüsünü sadece ve sadece artırır. Bu bakımdan, Türkiye'deki bütün etnik unsurların, bütün herkesin ana dillerini özgürce konuşması -artık konuşmaktan geçtik- bunların unutulmaması için kalıcılaşması, gelecek kuşaklara

13

devredilmesi için de gerekli tedbirlerin alınması konusunda en büyük görev içinde bulunduğumuz Parlamentomuza düşmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Parlamentomuzdaki beş siyasi parti grubuna ve grubu olmayan diğer siyasi partilere mensup milletvekillerini, Anadolu coğrafyasındaki dillerin korunması noktasında daha yüksek bir hassasiyete ve alınması gereken tedbirler, yapılması gereken işlemlerle ilgili de güç ve iş birliğine davet etmeyi de bir görev sayıyorum.

Sayın Başkan, öte yandan dün akşam Tekirdağ Ergene'de 34 yaşında bir gencimiz tavana bağladığı atkıyla kendini asarak yaşamına son vermiş. Helallik istediği ailesine son cümlesi de şöyle oldu: "Biliyorum, sizi çok üzdüm. İşsizlikten bunaldım." Son cümlesi bu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Hemen tamamlıyorum müsaade ederseniz.

BAŞKAN - Sayın Altay, tamamlayalım.

Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Sayın Başkan, bugün Türkiye'de her 4 gencimizden 1'inin iş arıyor olması kabul edilebilir bir durum değildir. Çok doğru bir söz vardır: İşsiz insan sudan çıkmış balık gibidir. Parlamentomuzdaki tüm sayın milletvekillerinin bir an için sudan çıkmış bir balığın hâlini gözlerinin önünde canlandırmalarını ve Türkiye'de yaşayan her 4 gençten 1'inin şu anda sudan çıkmış balık gibi çırpındığını düşünmelerini istiyorum.

Sayın Başkan, hayat pahalılığı ve işsizliğin yoğunlaştığı, yaygınlaştığı, arttığı ülkelerde huzur ortamı bozulur. Huzur ortamı önce evde bozulur, sonra sokakta bozulur. Bu bakımdan, Hükûmetin ve Parlamentonun Türkiye'de artan hayat pahalılığının ve işsizliğin önlenmesiyle ilgili gerekiyorsa bir güç ve iş birliği yapmak suretiyle aziz milletimizin hak ettiği refah, mutluluk ve huzur seviyesine Türkiye'yi kavuşturmak hepimizin görevidir. Hayat domates ve soğandan ibaret değildir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Söz sırası, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Sayın Zengin'de.

Buyurun Sayın Zengin.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çok değerli milletvekilleri, ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Güzel bir başlangıç yaptık. Sayın Deniz Baykal yemin ederken çok duygulandığımı ifade etmek isterim. Doğrusu, insanın fikirlerinin şahidi hayatı ve siyaset mücadele isteyen bir süreç, uzun bir siyasi hayat. Azmi için, hakikaten insan, gördüğü zaman çok etkisi altında kalıyor. Ben kendisine hoş geldiniz diyorum yemin etmesiyle birlikte, sıhhat temenni ediyorum.

Arkadaşlarım pek çok konuya değindiler bugüne dair. Ben tekrar etmemek adına bir başka şeyi, belki paralel bir hayatı hatırlatmak istiyorum. Bugün aslında Malcolm X'in vefat yıl dönümü. 40 yaşında, genç bir yaşta hayatını kaybetmiş, kendi hayatını dönüştürürken aslında bir taraftan toplumsal hayatı, problemleri dönüştüren, özgürlük mücadelesi veren önemli bir isim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edelim.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Çok genç yaşta şehit edilen ve hayatta her şeyden, aslında her tür sıkıntıdan bir başarı çıkarmanın mümkün olduğunu hayatıyla gösteren bir isim. Ben de kendisini buradan rahmetle yâd etmek istedim.

Gerçek soyadı -belki bilenlerimiz var- Little soyadını kullanıyor ama daha sonra bir kimlik belirlemek adına ismini de değiştirerek Malcolm "X" soyadını almayı tercih ediyor. Bu manada ismiyle, hayatıyla pek çok insanla örneklik teşkil eden bir ismi buradan tekrar rahmetle yâd etmek istiyorum.

Devamında ben de Çanakkale'de olan depremden dolayı muhakkak ki takipçisi olacağız, geçmiş olsun diyoruz Çanakkaleli kardeşlerimize. Dün burada aslında siz bir araştıralım diye ifade etmiştiniz, ben dün aslında bilgi aldım ama dünkü kargaşa, telaş içerisinde -telaş kelimesi de artık tehlikeli kelime oldu- söyleme imkânım olmadı. Biliyorsunuz Polatlı'da, topçu okulunda Sakarya Kışlası'nda bir patlama olmuştu…

BAŞKAN - Devam edin.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Hemen tamamlıyorum.

Bu patlamayla ilgili olarak 5 yaralı var, bunlardan ikisi uzman çavuş, durumları ağır, diğer asker kardeşlerimizin durumları daha iyi, takip ediyoruz. Bakanlık yetkilileriyle, bakan yardımcısı arkadaşlarımızla görüşerek dün bu bilgiyi aldım ve durum aynen bu minvalde devam ediyor.

14

Son bir şeyle bağlamak istiyorum. Bugün yine gruplarımızın birlikte ortak çalışmasıyla, gayretiyle Danışma Kurulu önerisiyle bilişim teknolojileri bağımlılığının incelenmesine dair ortak bir araştırma komisyonu kuracağız, Genel Kurulumuzda vekillerimiz oy verdiği takdirde. Bunun da son derece faydalı olduğunu düşünüyorum, bizim için önemli veriler getirecek ve gelecek süreçte gençler açısından bağımlılıkla alakalı, özellikle bilişimle alakalı bu konulardaki yeni bir başlık konusunda daha iyi hazırlık yapabilmek için kamuoyu ve bizler farklı bilgilere sahip olma imkânına sahip olacağız.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, şimdi, gündeme geçiyoruz.

Bir iki işlemden sonra Sayın Destici size söz vereceğim.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

21/02/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 21/02/2019 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Özlem Zengin

Tokat

AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan 43 sıra sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile 45 sıra sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 48 saat geçmeden gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının sırasıyla 1'inci ve 2'nci sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

21 Şubat 2019 Perşembe günkü (bugün) birleşiminde 43 ve 45 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar; bu birleşiminde 43 ve 45 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde, haftalık çalışma günlerinin dışında 22 Şubat 2019 Cuma günü saat 14.00'te toplanarak gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında bulunan işlerin görüşülmesi ve bu birleşiminde 43 ve 45 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

22 Şubat 2019 Cuma günkü birleşiminde 43 ve 45 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde, haftalık çalışma günlerinin dışında 23 Şubat 2019 Cumartesi günü saat 14.00'te toplanarak gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında bulunan işlerin görüşülmesi ve bu birleşiminde 43 ve 45 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

çalışmalarını sürdürmesi;

43 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin İç Tüzüğün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerin ekteki cetveldeki şekliyle olması;

Önerilmiştir.

43 sıra sayılı

Tamer Dağlı ve 51 Milletvekilinin Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik

Yapılmasına Dair Kanun Teklifi

(2/1579)

BÖLÜMLER BÖLÜM MADDELERİ BÖLÜMDEKİ

MADDE SAYISI

1. BÖLÜM 1 ila 8 inci maddeler arası 8

2. BÖLÜM 9 ila 19 uncu maddeler arası 11

TOPLAM MADDE SAYISI 19

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Öneri üzerinde söz talebi bulunmamaktadır.

15

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, Meclisimizde grubu bulunan partilerin konuşma katsayıları Meclis Başkanlığımız ve Kanunlar Dairesince belirlenmektedir. Bunun dışında Meclisimizde bağımsız olan milletvekillerimiz de bulunmaktadır. Millî iradenin tecellisi milletvekillerinin sadece Meclise girip konuşamaması değildir. Meclis Başkan Vekili olarak arzum, tüm siyasi parti gruplarından Mecliste grubu bulunmayan siyasi partilerin temsilcilerinin de hukukunun korunmasına dönük bir çalışma yapılması ve bunların belli bir yasal dayanağa kavuşturulmasıdır. Bugüne kadarki uygulamalarımızda grubu bulunmayan siyasi parti temsilcilerinin arzu ettikleri zaman söz haklarını kendilerine inisiyatif de kullanarak, uzatarak verdiğim herkesçe malumdur. Şu anda salonda gördüğüm Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı ve Milletvekili Sayın Mustafa Destici, Türkiye İşçi Partisi Milletvekili Sayın Erkan Baş olmak üzere milletvekillerimizi görüyorum. Başkaca siyasi partilerden, grubu bulunmayan siyasi partilerden milletvekillerinin her başvurusunu yerine getirmeye özen gösterdiğim herkesin tartışmaması gereken bir gerçektir.

Bu çerçevede şimdi, Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı ve Milletvekili Sayın Mustafa Destici'ye söz veriyorum. Arzu ederse Türkiye İşçi Partisi Temsilcisi, Sayın Milletvekili Erkan Baş da söz alabilir.

Buyurun Sayın Destici.

MUSTAFA DESTİCİ (Ankara) - Sayın Başkan, öncelikle hassasiyetiniz için teşekkür ediyorum, darısı diğer başkan vekillerine diyorum.

Öncelikle Sayın Baykal'ın bugün aramıza gelerek yemin etmiş olmasından duyduğum memnuniyeti bir kere daha ifade ediyor ve kendisine Allah'tan acil şifalar niyaz ediyorum.

Polatlı bizim komşu ilçemiz, o arazide ben de pek çok kez gezdim. Oradaki patlamada yaralanan Mehmetçiklerimize Rabb'imden acil şifalar niyaz ediyorum.

Bayburt ilimizin kurtuluşunun 101'inci yıl dönümü. Bu vesileyle bütün Bayburtlu kardeşlerimizin kurtuluş gününü kutluyorum.

Dün akşam bütün Türkiye'yi endişeye düşüren Çanakkale Ayvacık merkezli bir deprem meydana geldi. Bu deprem dolayısıyla bir can kaybı ve yaralanma yok elhamdülillah ama bir panik ve endişe oluştu. Bütün Çanakkale halkımıza, vatandaşlarımıza geçmiş olsun diyorum.

Bir diğer husus: Benim, geçtiğimiz günlerde, kaçak Ermenilerin sınır dışı edilmesiyle ilgili sözlerim bazı siyasi parti temsilcileri ve basın organlarınca sanki Türkiye Cumhuriyeti devleti vatandaşı olan Ermenilerin sınır dışı edilmesini istemişim gibi bir çarpıtma yapıldı. Benim buradaki kastım, mütekabiliyet esaslarına göre, Türkiye'ye kaçak yollarla girmiş Ermenistan devleti vatandaşı olan 100 bine yakın Ermeni, Ermenistan vatandaşının sınır dışı edilmesiyle ilgiliydi.

Buradaki hassasiyetimiz de Ermenistan'ın aklını başına alması lazım, Karabağ işgalini sona erdirmesi lazım, Türkiye'ye kamuoyu nezdinde sözde soykırım iddialarından vazgeçmesi lazım.

Bakın, önümüzdeki hafta, 26 Şubat Hocalı soykırımının yıl dönümü. Bu vesileyle bütün şehitlerimizi rahmetle anıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin Sayın Destici.

MUSTAFA DESTİCİ (Ankara) - Kastım, Türkiye'ye kaçak yollarla girmiş Ermenistan vatandaşı olan Ermeni kökenli kişilerin sınır dışı edilmesiyle ilgili. Bunun da sonuna kadar arkasındayım.

Bugün Ana Dil Günü. Elhamdülillah ülkemizde hangi etnik kökene sahip olursa olsun bütün vatandaşlarımız ana diliyle konuşabilmektedir. Dolayısıyla bunun istismar edilmemesini bir kere daha buradan vurgulamak istiyorum.

Bugün, tabii, görüşülecek yasa teklifleri arasında "Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesi" isminin merhum Başbuğ "Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi" olarak değiştirilmesi var. Bundan duyduğumuz memnuniyeti ifade ediyorum. Hayırlı ve uğurlu olsun. İnşallah önümüzdeki günlerde de Sivas'taki Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin adı "Şehit Muhsin Yazıcıoğlu Bilim ve Teknoloji Üniversitesi" olarak değişir. Bu inancımızı da burada bütün milletvekillerimizle ve kamuoyuyla paylaşmayı bir borç bildim.

Tekrar, sizlere ve milletvekili heyetine saygılarımı sunarım.

Hayırlı çalışmalar diliyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Şimdi söz sırası Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Sayın Erkan Baş'a aittir.

16

Buyurun Sayın Baş.

ERKAN BAŞ (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan, sizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Daha önce ifade etmiştim ama bir kez daha kayıtlara geçmesi açısından bu hassasiyetiniz için hem şahsım hem partim adına teşekkürlerimi paylaşmak istiyorum. Gerçekten bütçe görüşmelerinden bu yana özellikle sizin başkanlığını yaptığınız oturumlarda tüm siyasi fikirlerin kendilerini ifade edebilmeleri olanağının ortaya çıkmış olması hem bizim için hem genel olarak Parlamentomuzun işleyişi açısından önemli, değerli bir teamül hâline geldi. Bu vesileyle bir kez daha söz vermişken, tüm milletvekili arkadaşlarımıza, tüm siyasi parti gruplarına bir çağrı yapmak istiyorum. Biliyorsunuz bu yasama döneminin başında Anayasa ve Siyasi Partiler Kanunu'ndaki değişikliklere paralel olarak İçtüzük düzenlemeleri yaptık. Ve geçtiğimiz dönem Parlamentoda yasalaşan ittifaklarla birlikte aslında şu anda ilk örneğini yaşadığımız ama artarak devam edeceğini düşündüğümüz biçimde Parlamentoda grubu olmayan çok sayıda siyasi parti temsil ediliyor.

Fakat İçtüzük değişikliği sırasında nedense bu göz ardı edildi ve şu anda mevcut İçtüzük'ümüz itibarıyla grubu olmayan siyasi partilerin ve bağımsız milletvekillerinin konuşma hakları son derece sınırlandırılmış durumda yahut sizin veya diğer siyasi parti gruplarının inisiyatifine, onların bu durumu önemseyerek bizlere söz vermesine bağlamış durumda. Kuşkusuz biz bunu saygıyla karşılıyoruz. Ancak bu hakkın bir İçtüzük düzenlemesiyle siyasi partilerin tümüne tanınması gerektiğini de unutturmaması gerekir bu olumlu yaklaşımların, bunun önünü açması gerekir diye düşünüyoruz. Bu açıdan Parlamento, özellikle yeni başkanlık seçimi gerçekleştikten sonra öncelikli olarak bu boşluğu ortadan kaldıracak bir düzenleme yapmalı. Zira örneğin biz kendi adımıza şunu söyleyebiliriz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin Sayın Baş.

ERKAN BAŞ (İstanbul) - Türkiye İşçi Partisi kendisini Türkiye'de alın teriyle, emeğiyle yaşayan işçilerin sesi, sözcüsü, temsilcisi bir parti olarak ifade etmektedir ve maalesef bu Parlamentoda işçilerimizin, emekçilerin, yoksul halkın dertlerinin, beklentilerinin, özlemlerinin, taleplerinin yeterince yankılanamadığına ilişkin bir değerlendirmemiz var. Bu, diğer siyasi partiler açısından da geçerli bir şeydir. O yüzden mesele sadece buradaki bir parlamenterin, iki parlamenterin ne kadar konuşacağı değil, halkın iradesinin, halkın duygu ve düşüncelerinin, taleplerinin Parlamentoya ne kadar yansıtılabileceğidir. Bu kapsamda, bu İç Tüzük değişikliğinin acilen gündeme alınması gerektiğini düşünüyor ve tüm arkadaşlarımızdan bu konuda gerekli hassasiyeti göstermelerini bekliyoruz. Buna ilişkin dünyanın çeşitli parlamentolarında geliştirilmiş son derece olumlu örnekler var, biz de yapabiliriz diye düşünüyoruz.

Son olarak; birkaç gündür Parlamentomuzda, Mecliste tartıştık, Ankara'nın merkezinde bir cinsel saldırı diyorum, bir tacizi aşan bir eylem gerçekleşmişti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Toparlayalım. Devam edin.

ERKAN BAŞ (İstanbul) - Buna ilişkin tartışmaları sürdürdük ve umuyorum ya da sanıyorum ki bir ortak eğilim geliştirebildik ama maalesef, bugün, sabah saatlerinde, bu olayı haberleştiren bir gazeteci arkadaşımızın gözaltına alındığını haber aldık. Şimdi, bu, tabii, burada konuştuklarımız ile hayat arasında bir çelişkiye neden oluyor. Gözaltına alınması gereken, soruşturulması gereken kişi bunu haberleştiren gazeteci, muhabir arkadaşımız değil, o eylemi gerçekleştiren kişidir. Bu konuda da hassasiyet bekliyoruz.

Tekrar teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Ben de teşekkür ederim.

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım:

Danışma Kurulu Önerisi

Tarih: 21/02/2019

Danışma Kurulunun 21/02/2019 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

Celal Adan

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Geçici Başkanı

17

Özlem Zengin Engin Özkoç Fatma Kurtulan

Adalet ve Kalkınma Partisi Cumhuriyet Halk Partisi Halkların Demokratik Partisi

Grubu Başkan Vekili Grubu Başkan Vekili Grubu Başkan Vekili

Muhammed Levent Bülbül Lütfü Türkkan

Milliyetçi Hareket Partisi İYİ PARTİ

Grubu Başkan Vekili Grubu Başkan Vekili

Öneriler:

Genel Kurulun 21 Şubat 2019 Perşembe günkü (bugün) birleşiminde, bilişim teknolojileri bağımlılığının bireyler üzerindeki etkilerinin tüm yönleriyle incelenerek alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla verilen 10/38, 10/466, 10/494, 10/536, 10/978,10/983 ve 10/984 esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin görüşmelerinin birleştirilerek yapılması ve bu görüşmelerde siyasi parti gruplarına talepleri halinde beşer dakika süreyle söz verilmesi önerilmiştir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, Danışma Kurulunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, alınan karar gereğince, gündemin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler" kısmına geçiyoruz.

Bilişim teknolojileri bağımlılığının etkilerinin incelenerek olası zararlarının bertaraf edilmesi ve bu teknolojilerin kontrollü kullanımının sağlanması için yapılması gerekenlerin saptanması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan; Niğde Milletvekilimiz Sayın Ömer Fethi Gürer ve 23 milletvekilinin (10/38), Eskişehir Milletvekilimiz Sayın Nabi Avcı ve 37 milletvekilinin (10/466), Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer ve 27 milletvekilinin (10/494), Samsun Milletvekilimiz Sayın Bedri Yaşar ve 22 milletvekilinin (10/536), İzmir Milletvekilimiz Sayın Binali Yıldırım ve 34 milletvekilinin (10/978), Şanlıurfa Milletvekilimiz Sayın Ömer Öcalan ve 19 milletvekilinin (10/983), İstanbul Milletvekilimiz Sayın Arzu Erdem ve 19 milletvekilinin (10/984) esas numaralı Meclis Araştırması Önergelerinin, alınan karar gereğince, birlikte yapılacak görüşmelerine başlıyoruz.

Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer ve 23 milletvekilinin, medya ve internetin çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/38)

Eskişehir Milletvekili Nabi Avcı ve 37 milletvekilinin, sosyal medya bağımlılığının etkilerinin incelenerek olası zararlarının bertaraf edilmesi ve sosyal medyanın kontrollü kullanımının sağlanması için yapılması gerekenlerin saptanması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/466)

Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer ve 27 milletvekilinin, internet ve oyun bağımlılığı sorunun tüm yönleriyle araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/494)

Samsun Milletvekili Bedri Yaşar ve 22 milletvekilinin, madde, internet, teknoloji ve diğer bağımlılıkların nedenlerinin incelenerek bu konuda alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/536)

İzmir Milletvekili Binali Yıldırım ve 34 milletvekilinin, bilişim teknolojileri bağımlılığının bireyler üzerindeki etkilerinin tüm yönleriyle incelenerek alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/978)

Şanlıurfa Milletvekili Ömer Öcalan ve 19 milletvekilinin, teknoloji bağımlılığının toplumsal etkilerinin ve yarattığı olası sorunların incelenerek bu sorunların çözümü için yapılması gerekenlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/983)

İstanbul Milletvekili Arzu Erdem ve 19 milletvekilinin, çocuklara psikolojik ve bedensel yönden zarar veren bilgisayar oyunlarının incelenerek çocukların internet kullanımında kontrolün sağlanması için yapılması gerekenlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/984)

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, önergeler üzerinde söz talebi bulunmamaktadır.

Bu şekilde, Meclis araştırması önergesi üzerindeki görüşme tamamlanmıştır.

Şimdi, Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunacağım.

Meclis araştırması açılmasını kabul edenler… Kabul etmeyenler… Oy birliğiyle kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, kabul edilen bu Meclis araştırması önergesiyle ilgili alınacak bazı kararlarımız var.

18

Meclis araştırmasını yapacak komisyonun 12 üyeden oluşmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Oy birliğiyle kabul edilmiştir.

Komisyonun çalışma süresinin başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üyenin seçimi tarihinden başlamak üzere üç ay olmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Oy birliğiyle kabul edilmiştir.

Komisyonun gerektiğinde Ankara dışında da çalışabilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Oy birliğiyle kabul edilmiştir.

Bu şekilde, partilerimizin ortak davranışıyla kurulan bilişim teknolojileri bağımlılığının etkilerinin incelenerek olası zararlarının bertaraf edilmesi ve bu teknolojilerin kontrollü kullanımının sağlanması için yapılması gerekenlerin saptanması amacıyla kurulan komisyonumuza güzel çalışmalar diliyorum.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.38

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56'ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Değerli milletvekilleri, şimdi gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1'inci sıraya alınan, Adana Milletvekili Tamer Dağlı ve Ankara Milletvekili Yıldırım Tuğrul Türkeş ile 49 Milletvekilinin Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine başlayacağız.

1.- Adana Milletvekili Tamer Dağlı ve Ankara Milletvekili Yıldırım Tuğrul Türkeş ile 49 Milletvekilinin Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1579) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 43)(x)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Komisyon raporu 43 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Değerli milletvekilleri, alınan karar gereğince bu teklif İç Tüzük'ün 91'inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle teklif tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Şimdi, teklifin tümü üzerine söz isteyen değerli milletvekillerimize söz vereceğim.

Teklifin tümü üzerinde ilk söz İYİ PARTİ Grubu adına Kocaeli Milletvekilimiz Sayın Lütfü Türkkan'a aittir.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süremiz yirmi dakika Sayın Türkkan.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi hakkında söz aldım. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Yine her zaman olduğu gibi bu sefer de torba çorba kanunla karşı karşıyayız. Her zaman yaptığınız gibi birbiriyle ilgisi olmayan düzenlemeleri aynı kanunda toplayıp önümüze getirdiniz. Kanun insanlar için yapılıyor, toplumda yaşayan fertler için yapılıyor. Kanun insanlar için uygulanıyor, toplumda yaşayan fertler için uygulanır. Bunun için de bu yapılan kanunu insanların anlaması, bilmesi gerekir ama ne yazık ki bu kanunlarda hangi maddelerin olduğundan insanımızın çoğunun haberi yok, bilmiyor. Hatta eminim iktidar partisindeki arkadaşlarımın birçoğu bile, bu konuda, hangi düzenlemelerin getirildiğinden habersiz.

Torba kanunun sakıncalarını, yanlışlarını söyleye söyleye artık bizim dilimizde tüy bitti ama siz dinlememeye devam ediyorsunuz, üstüne üstünlük bunu alışkanlık hâline getirdiniz. Meclisin kanun yapma tekniğini değiştirdiniz. Bir ay önce burada, kürsüde söylemiştim, aslında torba kanunun yapım tekniği şu: Sayın Cumhurbaşkanının aklına bir şey geliyor, yanındakilere emrediyor "Şunu bu şekilde düzeltin." Bu konu bazen telefonların ÖTV artışıyla alakalı oluyor. "Tamam, bunu yazalım." diyorlar. Ondan sonra, efendim "Bu işçilerin sigorta giderlerine katkı yapmak üzere devlet bir sübvanse uygulasın, seçime gidiyoruz, onu da koyalım." diyor. "Tamam, onu da koyalım." Ertesi gün kalkıyor başka bir şey söylüyor. Yani Cumhurbaşkanının sizlere emrettiklerini, bir hükümdar gibi emrettiklerini biz burada kanun yaparak hukuka uygun hâle getiriyoruz. Bu, kanun yapma tekniği değil, Cumhurbaşkanının emirlerini kanun hâline getiriyoruz. Niye? Bürokratlar biliyorlar ki bu

19

kanunların uygulanmasından daha sonra kendileri mesuller. O yüzden kanun çıkartmadan bir genelgeyle dahi yapılacak hiçbir işi bürokrat yapmıyor. "Kanunu yapın getirin." diyor. Saçma sapan kanunlarla da uğraşmak zorunda kalıyoruz.

Torba kanunda, özellikle teklifi getiren milletvekilinin uzmanlığının olmadığı konuların torbada yer alması, o konuların detaylı ele alınmaması gibi olumsuzlukları da gündeme getiriyor, bu kanun teklifinde olduğu gibi. Her zaman yaptığınız ve burada da tekrarladığınız gibi, birbiriyle ilgisi olmayan konuların aynı torba içine konularak acele şekilde geçirilmek istenmesi kanunun da kalitesini düşünüyor arkadaşlar, Meclisin de itibarını yok ediyor yavaş yavaş. Artık gerçekten, kanun çıkarma konusunda inandırıcılıktan uzak olduğunuzu ve amacınızın aslında 31 Mart öncesinde tamamen seçime yönelik bir çalışma olduğu düşüncesinin bizde hâkim olduğunu söylemek istiyorum.

Bu kanunla ilgili düzenlemelere geçmeden önce bazı bilgiler vermek istiyorum size. Türkiye Cumhuriyeti bütçesi referandum yapılan 2017 yılında 47,8 milyar Türk lirası açık vermiş. Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimi yapılan 2018 yılında ise bütçe açığı 72,6 milyar lira gibi rekor bir seviyeye ulaşmış. 2019 yılı harcamalarının seçim nedeniyle hızla yükseldiği ancak vergi gelirlerinin bu hıza yetişemediği bir yıl olacağı ve dolayısıyla 2018 yılında verilen bütçe açığından daha fazla bir bütçe açığı verileceği artık ekonomi çevreleri tarafından gizlenemiyor.

AK PARTİ ve Milliyetçi Hareket Partisi oylarıyla geçen 2019 bütçesinde dikkat çeken bazı noktaları hatırlatmak istiyorum. Yıl 2002, Türkiye'nin toplam servetinin yüzde 40'ı nüfusun yüzde 1'ine aitken, 2018'de bu, yüzde 60'a çıkıyor. Yani toplam servetin yüzde 60'ı nüfusun yüzde 1'ine ait. "Artık zengin daha zengin, fakir daha fakir olsun; derdine yansın fakir." denmiş bu bütçede. Türkiye, kişi başına gelir sıralamasında dünyada 78'inci sırada bulunmasına rağmen, dolar milyarderleri sıralamasında dünya 14'üncüsü olmuştur. Fakir fukara bu duruma mutlaka gururlanıyordur, öyle düşünüyorum. Bankalardaki toplam 2,2 trilyon liralık mevduatın yüzde 54'ü sadece 190 bin hesap sahibine, geri kalan yüzde 46'sı ise 35 milyon hesap sahibine ait. Siz bunu sağlayarak gelir dağılımı nasıl düzeltilirmiş dosta düşmana hep birlikte göstermişsiniz. Yandaş inşaat firmalarına imar değişikliğiyle milyar dolarlık kaynak aktarmayı başararak yeni kaynak yaratmada eşsiz bir model ortaya koymuşsunuz. On altı yılda sadece 55 milyar liralık AVM inşa ederek ve burada satılan ürünlerin yüzde 70'i yabancı olan markalarla millete sahte cennet yaşatmışsınız. 2002'de 130 milyar dolar olan dış borcu 485 milyar dolara çıkararak ve sadece bu borçlara karşılık 160 milyar dolar faiz ödeyerek faiz lobisinin de belini kırmışsınız. Sadece iç borç faizi olarak merkezi Hükûmet bütçesine 2019 yılında 117 milyar lira kaynak ayırmış, toplam yatırımlara ise 63 milyar lira kaynak ayırarak 2023'te dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girme hedefinde önemli bir adım atmışsınız.

Son on altı yılda 2,2 trilyon doları vergi olmak üzere, toplam 3,5 trilyon dolarlık kaynak kullandık. Ama sadece 100 milyar dolar harcadığımız yolar, köprüler, tüneller, hastaneler, havalimanlarıyla övünmeye devam ediyorsunuz. Tekrar ediyorum: On altı yılda 3,5 trilyon liralık kaynak kullanılmış, sadece 100 milyar dolarlık havalimanı, köprü, tüneller, hastaneler yapmışsınız ve onlarla övünüyorsunuz; geri kalan 3,4 trilyon lirayla ilgili de akılda dolaşan sorular herkesin aklında dolaşmaya devam ediyor. On altı yılda dünyada yaşanan bol ve ucuz para döneminden faydalanarak kurları düşük tutup 1 milyon dolarlık dış ticaret açığı ve 625 milyar dolar da cari açık vererek ve milleti de hane halkı olarak 585 milyon lira bankalara borçlandırarak hep birlikte çılgınlar gibi tüketmişiz, hiç üretmeden, acı ama gerçek bunlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son on altı yılda 4,5 trilyon lira vergi toplanmış ama milletin parası har vurup harman savrulmuş. Bu iş sadece kaynak değil, aynı zamanda akıl ve ahlak meselesi arkadaşlar. 2002 sonundan bu yana AK PARTİ hükûmetleri cumhuriyetin birikimi tüm kamu varlıklarını "özelleştirme" adı altında satarken; bütçeyi ise gelir, kâr, rant elde eden kesimlerden alınan doğrudan vergiler yerine, halkın yaşamı için zorunlu olarak tükettiği mal ve hizmetlerin fiyatlarının içine gizlediği KDV, ÖTV ve onlarca başka isim altındaki dolaylı vergilere yükleyerek finanse etti. Kazanandan, zenginden alınmayan, yandaştan silinen; işçisi, memuru, emeklisi, işsizi ile garibanın ekmeğinden, suyundan, iğneden ipliğe tüm tüketim maddelerinden alınan dolaylı vergiler halkın belini büktü. Her alanda olduğu gibi, vergi yükünde, ekonomik yaşamda da eşitsizlik ve adaletsizlik zirveye çıktı. Her zaman yandaşlarınızı zengin ettiniz. Ekonomik yaşamda da eşitsizlik ve adaletsizlik zirveye çıktı ama garip gurebanın sırtına ağır yükler yüklediniz şimdiye kadar. Şimdi bu torba kanun içine koyduğunuz yeni vergi düzenlemeleriyle karşı karşıyayız. Cep telefonlarında hem artan oranlı vergileme hem de zam getiriliyor örneğin. Cep telefonlarından alınan ÖTV'yi yüzde 50'ye kadar artırma yetkisini Sayın Cumhurbaşkanına veren bir yasa teklifi var. Anayasa Mahkemesi kararında diyor ki: "Bir mali yüküm yasayla yeterince çerçevelenmemişse, kişilerin sosyal ve ekonomik durumlarını, hatta temel haklarını etkileyecek keyfî uygulamalara yol açabilmesi mümkündür. Bu bakımdan, mali yükümler belli başlı öğeleri de açıklanarak ve çerçeveleri kesin çizgilerle belirlenerek yasalarla

20

düzenlenmelidir." Anayasa Mahkemesinin 19 Mart 1987 tarihli kararı bu. Anayasa Mahkemesinin kararında vurgulanan bu saptamasından da görüldüğü gibi, bir verginin yasama organınca konulmuş sayılabilmesi için onun konusunun yalnızca kanunla belirlenmesi yeterli değil; verginin konusundan başka, oranı veya miktarı, indirimleri, istisna ve muafiyetleri, tarh, tahakkuk ve tahsil usulleri, matrahı, yaptırımları, zaman aşımı gibi konuların da kanunla düzenlenmesi zorunlu olmalı. Zaten Anayasa Mahkemesi bunu öneriyor ama siz Sayın Cumhurbaşkanının yetkisiyle şu anda ithal cep telefonunda yüzde 25 olan ÖTV oranını yüzde 50'ye kadar çıkarma yetkisi veriyorsunuz. Bakın, yüzde 50'ye kadar, orada bile bir çerçeveleme yok, Sayın Cumhurbaşkanı nasıl emrederse öyle; ağam ne derse olur, maraba hepsine uyar. Biz hepimiz maraba.

Fiyatı 3.262 lira olan bir ithal telefonu örnek almak istiyorum. Bu fiyata TRT bandrol bedeli 326 lira, yüzde 50 oranında alınacak TRT bandrol ÖTV'si 163 lira, yine yüzde 50 oranında alınacak ÖTV bedeli 1.631 lira, yüzde 18 KDV bedeli 968 lira, bunlarla birlikte eklenen vergiler toplamı 3.089 lira. Ürünün maliyeti kaç liraya gelecek biliyor musunuz? 6.352 liraya. 3 bin liralık telefon, 6.352 liraya geliyor bu kanunla. Yani bunu yaparak iki tane mesaj veriyor Hükûmet, diyor ki: Yeni telefon almayı düşünüyorsanız bu teklif kanunlaşmadan önce acele edin, gidin, bir an önce istediğiniz telefonu alın ya da eskiden kullandığınız Motorola telefonlara geri dönün. Yani git gide -geçen günkü yaptığım konuşmada da söylemiştim- 1990 öncesi demir perde ülkelerine doğru gidiyoruz hızla.

"Tercih sizin." diyor Hükûmet, "Ben vergi yükünü size yüklerim, siz ne yaparsanız yapın çünkü benim harcamalarım fazla, şatafatlı yaşıyorum, sarayda yaşıyorum, itibardan tasarruf edemiyorum." diyor. 17'nci yüzyılda yaşayan Fransız siyaset adamı iktisatçı Colbert var. Colbert diyor ki: "Vergileme sanatı, mümkün olduğunca fazla tüyü mümkün olan en az bağırtıyla toplayabilmektir." Bunu mu yapmaya çalışıyoruz, gerçekten merak ediyorum yani en az şekilde bağırtalım ama o tüyü de oradan koparalım. Bu söze uyarak mı hareket ediyorsunuz, bilmiyorum. Belki de bu sözü sizler yanlış anladınız. Devlet malı kutsaldır. Bizim kültürümüzde "Tüyü bitmemiş yetimin hakkı vardır." denilir. Aslında bütün vatandaşların hakkı vardır, vergi veren herkesin hakkı. Ama siz tüyü bitmemiş yetimin hakkını yer hâle geldiniz. "Halk vergi versin, sıkıntı çeksin ama bizim saltanatımız bir türlü devam etsin." böyle diyorsunuz.

Adaletsiz dolaylı vergiler üzerine kurulan sistem, tüketicilerin, insanlarımızın omuzlarında yük, sırtında kambur. Sizin politikanıza göre, bütçenin vergi geliri hedefini tutturabilmesi tamamen tüketicilere bağlı hâle gelmiş durumda. "Tüketiciler daha fazla araç alsın, daha fazla akaryakıt tüketsin, daha fazla içki içsin, daha fazla tütün kullansın, daha fazla cep telefonu satın alsın, cep telefonuyla daha fazla konuşsun ve daha fazla ithal ürün kullansın." diyorsunuz, bir taraftan da bunlardan topladığınız vergilerle maaşını verdiğiniz Diyanet İşleri Başkanı da yeni bir fetvayla sigaranın haram olduğunu ilan etti. Biz bugüne kadar, ben 60 yaşındayım, sigarayı hep mekruh diye bilirdik sadece harem etrafında içilmezdi sigara öyle hatırlarım ama haram hâline geldi. Sizin vergi gelirleriniz aslında buna bağlı. Bu gelirlerden de bu Diyanet İşleri Başkanı maaşını alıyor. Ama size bir şey söyleyeceğim: İnsanımızın bu ağır vergi yükünü taşıyacak hâli kalmadı. Memlekette yoksulluk var, fukaralık var, temel gıda maddelerine bile ulaşmakta zorluk çekiyor insanlar. Hatta büyük bir kesim var ki artık temel gıda maddelerine bile ulaşamıyor. Mevcut durumu ekonomiden öte sosyal bir mesele olarak değerlendirmek lazım. Yokluk ve fukaralık beraberinde umutsuzluğu getiriyor. Çaresiz insanların yaşadığı bir ülke olma yolunda çok hızla ilerliyoruz. Her 4 gençten birisi işsiz. İşin daha da vahimi bu gençlerin iş bulma umudu da yok. Yarısından fazlası da ülkeyi terk edecek imkânları araştırıyor. Daha önce de söylemiştim, esas beka meselesi bu. Yalandan gündem yaratıp koltuklarınızın bekasını düşünmekten vazgeçin bence.

AK PARTİ iktidarı getirdiği bu torba yasalarla daha önce bazı düzenlemelerde yaptığı yanlışları da düzeltmeye çalışıyor. 17 Ocakta çıkarılan ve 1 Şubatta yürürlüğe giren 7161 sayılı Kanun'a göre Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yayıncılık sertifikası almış yayıncıların dağıtımcılara ve kitabevlerine yaptıkları ilk satışlarda KDV kaldırılmıştı ancak kitapların üretim ve dağıtım sürecinde rol oynayan diğer unsurlardan KDV kaldırılmadığı için kitapların raf fiyatında herhangi bir KDV indirimi doğal olarak yapılamadı çünkü yasa sadece yayıncılık yapan şirketlere dönüktü, kitabın üretim ve dağıtım sürecinde yayıncı hariç herkes yüzde 8 KDV ödemeye devam edecekti. Bu yasayla basılı kitap ve süreli yayınlarda da KDV kalkıyor, okuyucular kitapları yüzde 8 daha ucuza alabilecek. Basılı kitap ve süreli yayınlarda KDV oranları kaldırılıyorken 1 Ocak 2019'dan itibaren e-gazete, e-dergi ve e-kitapta KDV oranı yüzde 18 olarak uygulanıyor. Bunun çok büyük bir çelişki olduğu görüşündeyiz. Teknolojinin sürekli geliştiği ve hayatımızın her noktasına ulaştığı bir dönemde elektronik ortamda yapılan yayınların da bu kapsama dâhil edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu şekilde, elektronik kitap, elektronik gazete ve elektronik dergi yayınlarının da kapsam dâhiline alınması doğru bir adım olacaktır.

Konuşmamın başında da söylediğim gibi, yasa torba yasa olduğu için, kanun

21

teklifinde birbiriyle alakasız maddeler var. Kanundaki maddelerin birbiriyle alakasız olması bir yana, yaptığınız düzenlemelerde de anlaşılması güç noktalar var. 6'ncı madde örneğin -gerçekten bu maddeyi nasıl açıklayacağım bilemiyorum- düşünün ki iki bakanlık arasında yaşanan iletişim kopukluğu bu maddeyle kanun hâline getirilmek istenmiş ve gerekli olduğu düşünülen bilgi akışının kanunlaşması hedeflenmiş. İki bakanlık arasındaki iletişim kopukluğunu kanunla düzeltecek hâle gelmişiz. İçişleri Bakanlığı "Hakkında soruşturma ya da kovuşturma olan bir pilot varsa bize bildirin." diye Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığından talepte bulunmuş, onlar da göndermemiş. Meclisimiz de işi gücü bırakmış, "Bu arkadaşların aralarındaki iletişimsizliğe bir çare bulmak lazım." diye kanun maddesi çıkarmaya karar vermiş. Bu nedir arkadaşlar ya? Hayatımda ilk defa böyle bir kanun maddesi görüyorum ben. Her kurumun diğer bir kurumla yaşadığı iletişim sorununu kanun yoluyla çözmeye kalkacaksak işin içinden nasıl çıkacağız merak ediyorum gerçekten.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; maddelerle ilgili çok fazla detaya girmek istemiyorum. O maddelerde konuşma yapacak arkadaşlarımız gerekli noktalara dikkat çekerler ama ben de genel itibarıyla bazı eleştirilerde bulunmak istiyorum. Kanundaki 1'inci maddeyle evde bakım hizmetinden faydalanan vatandaşların Ramazan ve Kurban Bayramı'nda aldıkları destek ödemelerinin hane gelir testi üst sınırını aşması sebebiyle bazı vatandaşların aldıkları desteklerin kesildiği ifade edilerek desteğin kapsamı genişletilmek isteniyor. Evde bakım hizmetinden yararlanan vatandaşlarımızın bu yardımları almaları sosyal devlet ilkesinin gereğidir ve uygulanmalıdır. Ancak kaç vatandaşımızın bu hizmetten faydalandığı, faydalanacağı ve bu hizmetlerin kamuya ne kadar yük getireceği net değildir. Maalesef bu konuda bir paylaşım komisyon üyeleriyle de yapılmamıştır. Bu anlayış şeffaflıktan son derece uzaktır. Ayrıca, bu maddenin seçim öncesi aceleyle çıkarılmak istenmesinin amacının seçimlere etki etmek olduğu da açıktır. İhtiyaç sahibi vatandaşlarımızın bu şekilde seçimlere alet edilmek istenmesi partimiz adına asla ve kata kabul edilebilir bir şey değildir.

17'nci maddede Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatiflerinden tarımsal kredi alan ve hâlen tarımsal üretime devam eden çiftçilerin kredilerinin yapılandırılması öngörülüyor. Bu noktada, daha önce yapılan borç yapılandırması ve ertelemelerinin sorunun çözümü için yeterli olmadığını ve çözüme katkı sunmaktan uzak olduğunu söylesek yanlış olmaz. Bu nedenle, borçları bulunan vatandaşlarımızın bu borçlarını rahatça ödeyebilmeleri için daha yapısal çözümlere ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.

Konuşmamın sonunda söylemek istediğim birkaç nokta daha var. Benzine bir ayda 2 kez zam geldi; döviz artmadı, sebebini de anlayamadık, petrolün varil fiyatları da artmadı. Sebebi belli, dün de söyledim, pahalı yönetiliyoruz. Sayın Cumhurbaşkanının harcamalarına, bu çürümüş sistemin finansmanına para yetmiyor; bunu karşılamak için de devamlı zam yapılıyor.

Hep söylüyorum, "Avrupa Birliğine giriyoruz." diye yola çıkan iktidarınız, en son cuma pazarında domates, biber satarken görüldü. Manavı devletleştirdiğimiz bir dönemi yaşıyoruz arkadaşlar, Allah sonumuzu hayır etsin.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Söz sırası, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Konya Milletvekilimiz Sayın Mustafa Kalaycı'ya aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika Sayın Kalaycı.

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 43 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin tümü üzerinde görüşlerimizi açıklamak üzere Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle hepinizi hürmetle selamlıyorum.

Kanun teklifinde konu itibarıyla aralarında hiçbir bağlantı bulunmayan 13 ayrı kanunda değişiklikler yapılmaktadır. Teklifin düzenleyici etki analizi bulunmamaktadır. Kanun tekliflerinde torba düzenlemeye gidilmesi, etki analizi olmaması yıllardır hep eleştirdiğimiz konulardır. Zira, bu uygulama, hukuki güvenlik ilkesinin zedelenmesine, yasama işlerinin düzensiz bir şekilde yürütülmesine, düzenlemelerin eksik yapılmasına, uygulamada sorunlarla karşılaşılmasına ve kısa süre sonra tekrar kanun değişikliği yapma ihtiyacı doğmasına neden olmaktadır. Nitekim bu kanun teklifinin birçok maddesi, daha yakın zamanda yapılan düzenlemelerde değişiklikler içermektedir.

Bu itibarla, kanun tekliflerinin hazırlanması, verilmesi ve görüşülmesiyle ilgili usul ve esasların yeniden belirlenmesi ihtiyacı bulunmaktadır. Milletvekillerinin kanun teklifleriyle ilgili sağlıklı bir etki analizi sunabilmeleri için Meclisin idari kapasitesinin buna uygun olarak geliştirilmesi gerekmektedir. Geçen yıl Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine uyum düzenlemeleri kapsamında 5018 sayılı Kanun'da yapılan değişiklikle, kanun tekliflerinin getireceği mali yükün en az üç yıllık dönem için hesaplanması ve tekliflere eklenmesi hüküm altına alınmıştır ancak bu hükme riayet edilmemektedir. Meclis İçtüzüğü'nde buna ilişkin bir düzenleme yapılmalıdır.

Ayrıca, Meclis İçtüzüğü'nde, yürütmenin ihtiyacı olan düzenlemelerin Türkiye Büyük

22

Millet Meclisine intikali ve kanun teklifine dönüştürülmesi konusunda bir mekanizma oluşturulması önem taşımaktadır. Hülasa, Meclis İçtüzüğü'nün yepyeni bir anlayışla ele alınması gerektiği ve Meclis çalışmalarında hem kurumsal hem de işlevsel yeniliklere ihtiyaç olduğu açıktır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, daha demokratik, hızlı, etkin, şeffaf, katılımcı ve kaliteli bir yasama sürecinin ortaya çıkarılmasını sağlayacak yeni bir İç Tüzük'ün hazırlanması gerektiğini değerlendiriyor, bu yönde katkı ve destek vermeye de hazır olduğumuzu ifade ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifinin 1'inci ve 2'nci maddelerinde, bayram ikramiyeleri nedeniyle hane içindeki kişi başına gelirin artması neticesinde, bakıma ihtiyacı olan engellilerin evde bakım yardımının kesilmemesi ve kesilmiş olan yardımların iade edilmesi düzenlenmektedir. 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu uyarınca hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarı asgari ücretin aylık net tutarının 2/3'ünden daha az olan bakıma muhtaç engellilere yönelik evde bakım yardımı yapılmaktadır. Yapılan düzenlemeyle, aylık gelirin hesaplanmasında Ramazan ve Kurban Bayramlarında verilen ikramiyelerin dâhil edilmemesi öngörülmektedir.

Düzenleme özü itibarıyla olumludur. Evde bakım yardımı kesilen 3.400 civarında engellinin mağduriyeti giderilecektir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak destekliyoruz. Ancak uygulamada, evde bakım yardımı için yapılan gelir testinde, bayram ikramiyesi geliri olan aileler ile diğer ailelerin aylık gelir tutarı arasında farklılık ve eşitsizlik ortaya çıkacaktır.

Ayrıca, 3294 sayılı ve 5510 sayılı Kanunlar uyarınca sosyal yardımların yapılması, sağlık katılım paylarının ve genel sağlık sigortası primlerinin devlet tarafından karşılanması için kişilerin muhtaçlık durumunun belirlenmesinde de gelir testi yapılmakta ve hane içindeki kişi başına düşen geliri aylık net asgari ücretin 1/3'ünden az olanlar kapsama girmektedir. Gelir testiyle aylık gelirin hesabında varsa bayram ikramiyesi de dikkate alınmaktadır. Yine, 2022 sayılı Kanun uyarınca 65 yaş aylığı, engelli aylığı ve engelli yakını aylığı bağlanmasında da gelir testi yapılmakta ve hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarı asgari ücretin aylık net tutarının 1/3'ünden az olanlar kapsama girmektedir. Yine, gelir testiyle aylık gelirin hesabında varsa bayram ikramiyesi de dikkate alınmaktadır. Dolayısıyla gelir testiyle ailenin aylık geliri hesaplanırken evde bakım yardımı uygulamasında bayram ikramiyelerinin dikkate alınmaması, sosyal yardımların yapılmasında sağlık katılım paylarının ve genel sağlık sigorta primlerinin devlet tarafından karşılanmasında, 65 yaş aylığı ve engelli aylıklarının bağlanmasında ise bayram ikramiyelerinin dikkate alınması tutarsızlık ve eşitsizlik doğuracaktır. O sebeple, gelir testiyle hane içi kişi başına düşen gelir belirlenirken tüm uygulamaların aynı baza oturtulması, böylelikle uygulamada birlik sağlanması gerekli görülmektedir.

Diğer taraftan, engellilerin muhtaçlık durumlarının belirlenmesinde ailelerinin gelirinin dikkate alınması da doğru değildir. Zira "Muhtaç değilsin." denilerek aylığı kesilen veya başvurusu reddedilen engelliler bu defa ailelerinin yanına muhtaç bırakılmışlar, diğer aile bireylerine bağımlı hâle getirilmişlerdir. Bu durum mutlaka düzeltilmeli, gelir testi yapılırken aile geliri yerine engellilerin kendi gelirleri esas alınmalıdır.

Engelli bireylerin haklarını geliştirmek, eşit fırsatlara sahip olmalarını güvence altına almak, engellilerin yetenekleri ve potansiyelleri doğrultusunda gelişmelerini, onların ekonomik ve sosyal refahını sağlamak devletin görevlerinden biridir. Bugün engelli aylıkları yetersiz durumdadır. Engelli aylıkları mutlaka artırılmalıdır. Ayrıca, doğuştan ya da işe girmeden önce engelli olanların malul sayılabilmesi sağlanmalıdır. Engellilerin en önemli sorunlarından birisi işsizliktir. Engellilerin işe yerleştirilmeleri, üretime katılmaları ve topluma kazandırılmaları temin edilmelidir. Bu amaçla, kamuda engelli kotaları yüzde 5'e çıkartılmalı ve münhal engelli kontenjanlarına süratle atama yapılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifinin 3'üncü ve 4'üncü maddelerinde 2018 Kasım ayında yapılan düzenlemeyle uygulamaya konulan geri kazanım katılım payıyla ilgili beyan ve ödeme süreleri yeniden belirlenmektedir. Buna göre geri kazanım katılım payları ürünün piyasaya sürüldüğü ya da ithal edildiği tarihi takip eden ayın 24'üncü günü sonuna kadar beyan edilerek aynı ayın sonuna kadar ödenecektir. Böylelikle beyan süresinde KDV beyannamelerinin verilme tarihi esas alınmış, faturalama, defter kaydı ve takip açısından vergi mevzuatıyla uyumlu hâle getirilmiştir.

Ayrıca, 2019 yılının Ocak ve Şubat ayına ilişkin verilmesi gereken beyannamelerinin 24 Nisan 2019 tarihine kadar verilmesi ve ödemelerin 30 Nisan 2019 tarihine kadar yapılması düzenlenmiştir. Uygulamanın bu yıl başlamış olması ve gerekli altyapının yeni oluşturulması hususu dikkate alınarak beyan süresinin 24 Haziran 2019 tarihine kadar uzatılması daha uygun olacaktır.

Kanun teklifinin 7'nci maddesiyle basılı kitap ve süreli yayınların teslimi katma değer vergisinden istisna tutularak çok önemli bir düzenleme yapılmaktadır. Böylelikle Türkiye dünyada süreli yayınlardan vergi almayan 2'nci ülke konumuna gelmektedir. Elektronik kitabın da özellikle akademik yayıncılık ve eğitim yayıncılığına sağlayacağı olumlu katkı gözetilerek istisna kapsamına alınması doğru olacaktır.

23

Türkiye yayıncılık sektörünün vergi konusunda çözüm bekleyen başka sorunları da bulunmaktadır. Yayıncılar kitap kâğıdı için yüzde 8, matbaa için yüzde 18 KDV ödemektedir. Kitap fiyatlarını kalıcı olarak ucuzlatacağı, okura ve okuma kültürümüze de destek sağlayacağı dikkate alınarak bu vergiler kaldırılmalı ve yayıncıların 500 milyon liraya ulaşan birikmiş KDV alacakları hızla iade edilmelidir. Yayıncıların telif hakkı ödemelerinde mükellef olduğu yüzde 17 gelir vergisi stopajı ve sorumlu sıfatıyla beyan edilen yüzde 18 KDV önemli boyutta vergi yükü oluşturmaktadır. Gelir Vergisi ve KDV Kanunlarında eser sahiplerini vergiden muaf tutacak düzenlemeler yapılmalıdır.

Kanun teklifinin 8'inci maddesinde 2018 yılında çalıştırılan en düşük sigortalı sayısına ilave olarak 1 Şubat-30 Nisan 2019 tarihleri arasında işe alınan sigortalılar için dokuz ay çalıştırılmak kaydıyla prim desteğinin yanı sıra üç aylık süre için prim ödeme gün sayısının 67,36 Türk lirasıyla çarpımı tutarında işverene destek sağlanması öngörülmektedir. İstihdamın teşviki ve iş gücü maliyetinin azaltılması kapsamında olumlu bir düzenleme olmakla birlikte uygulama çok iyi bir şekilde denetlenmelidir. Ayrıca çalışma hayatı ve iş gücü piyasasında yaşanan yapısal sorunlara yönelik köklü düzenlemeler yapılması gerekmektedir.

Kanun teklifinin 11 ve 12'nci maddelerinde hizmet alımları kapsamında çalıştırılan taşeron personelinin kamu iş yerlerinde geçen sürelerine dair kamu idareleri tarafından ödenen kıdem tazminatlarının taşeron firmalara rücu edilmemesi ve bu konuda açılan davaların esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesi hususları düzenlenmektedir. Taşeron firmaların yaşadığı soruna çözüm getirilmekle birlikte, düzenleme, yargıya müdahale niteliği taşımaktadır. Ayrıca, kadro alamayan taşeron işçilerinin de sorununa çözüm getirilmeli, ortaya çıkan eşitsizlik giderilmelidir.

Bilindiği üzere, 24 Aralık 2017 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'yle, taşeron işçilere kadro verilmesi için düzenleme yapılmıştır. Ancak bu düzenleme kamudaki taşeron işçilerin tamamını kapsamamıştır. Kapsama alınmayanların başında KİT'lerde çalışan taşeron işçiler gelmektedir. Yine, 4 aralıktan önce çalışmış olanlar, joker olarak çalışanlar, kiralık araçların şoförleri kapsam dışında kalmış; tüm şartları taşıdıkları hâlde ihalelerin yaklaşık maliyeti içinde personel giderleri yüzde 70'in altında olması hükmüne takılan taşeron işçilere kadro verilmemiştir. Kamunun asıl işlerinde çalıştıkları hâlde başta hastanelerde olmak üzere bilgi işlemci, laborant, tekniker, kimyager, radyolog olarak çalışan taşeron işçiler kadro alamamıştır. Bu çalışanların, taşeron işçisi olduğu açık olup kadro verilmemesinin haklı bir gerekçesi yoktur. İhalede personel çalıştırmanın yanı sıra malzeme, yazılım ve benzeri işlerin de olması bu çalışanların taşeron işçisi olduğu gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak hak ve hakkaniyet açısından, kadro alamayan taşeron işçilere de kadro verilmesini, yapılan düzenlemenin tamamına erdirilmesini umuyor ve bekliyoruz. Esasen, köklü bir düzenleme yapılmalı, KİT'ler de dâhil tüm kamuda taşeron, sözleşmeli, geçici, vekil, fahri ve ücretli statüde çalışanların tamamı kapsama alınmalıdır.

Ayrıca, kamuya geçen taşeron işçilerin ücret artışlarında enflasyon farkının dikkate alınması gerekmektedir. Ocak ayında yapılan zamma adalet ve eşitlik ilkeleri gereği enflasyon farkı da eklenmelidir.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifiyle getirilen çok önemli bir düzenleme de Tarım Kredi Kooperatifleri veya Ziraat Bankasına borcu olup da borçları takibe düşen veya afet nedeniyle borçları ertelenen çiftçilerin kredi borçlarının üç ay içinde başvurulması hâlinde yeniden yapılandırılmasıdır. Daha önce borçları yapılandırılanlar da başvuruları hâlinde bu hükümden faydalanabilecektir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak aynı gerekçeyle küçük sanayi sitelerinin ve esnafın Halk Bankasına olan borçlarının da yapılandırma kapsamına alınmasını gerekli görüyoruz.

Teklife göre, yapılandırmaya esas tutar, kredi borcunun vadesini takip eden tarihten yapılandırma tarihine kadar yıllık yüzde 15 faiz uygulanmak suretiyle hesaplanacak ve kredi borcunun vadesini takip eden tarihten yapılandırma tarihine kadar olan uygulanacak yıllık yüzde 10 faiz borçlu tarafından yani çiftçi tarafından ödenecektir.

Yapılandırmaya esas tutarın taksitlendirilmesi hâlinde ilk taksit 2019 Ekim ayı sonuna kadar, izleyen taksitler 2020 Ekim ayından başlamak üzere her yıl tekabül ettiği ayda toplam 5 eşit taksitte ödenecektir. Yapılandırma taksitlerine yıllık yüzde 15 oranında taksitlendirme faizi uygulanacaktır. Yapılandırmaya esas tutarın defaten ödenmesi hâlinde taksitlendirme faizi uygulanmayacaktır.

Çiftçimizin bankalara olan toplam kredi borçları BDDK verilerine göre 2018 sonu itibarıyla 104,5 milyar liraya, takipteki tarımsal kredi tutarı ise 3,9 milyar liraya ulaşmıştır. Milliyetçi Hareket Partisi çiftçilerimizin zor durumda olduğunu, çiftçilerimiz için acilen bir tedbir paketi açıklanması ve bu kapsamda tarımsal kredi borçlarının uygun şartlarda yapılandırılması gerektiğini sürekli dile getirmiştir.

Yapılan düzenlemeyle Tarım Kredi Kooperatifleri ve Ziraat Bankası borçlarına çok önemli bir kolaylık getirilmekle birlikte, çiftçimizin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılar

24

dikkate alınarak uygulanacak faiz oranlarının biraz daha düşük tutulması görüşündeyiz. Özellikle yüzde 15 taksitlendirme faizi yüksek olup makul bir orana indirilmelidir.

Çiftçimiz zor günler yaşamaktadır. Ürettiği ürünü değerinde satamayan ve başta mazot, gübre ve yem olmak üzere yüksek girdi maliyetlerinin altında ezilen, bankalara olan kredi borçları sürekli artan çiftçimizin üretimi sürdürebilecek gücü kalmamıştır. Tarım sektörünün yapısal sorunlarını çözecek, tarımsal girdi yükünü azaltacak ve tarım sektörünü yeniden ayağa kaldıracak tedbirler mutlaka alınmalıdır. Tarıma dört elle sarılmış, tarımda sanayileşmiş ve tarım ürünleri ihraç eden ülkelerin gelecekte söz sahibi olacağı asla unutulmamalıdır. Öncelikle, çiftçinin ve üreticinin temel girdilerini ucuz alabilmesi sağlanmalıdır. Çiftçimizin maliyetlerini düşürmesi amacıyla tarımsal sulamada kullanılan elektrik için daha düşük tarife belirlenmelidir. Ayrıca, on yıl öncesinden gelen ve TEDAŞ'a olan tarımsal sulamaya dair elektrik borçları tahsil kabiliyetinin kalmadığı da dikkate alınarak tümüyle silinmelidir.

Diğer taraftan, tarımsal desteklemeler mutlaka artırılmalı ve zamanında ödenmelidir. Tarımsal destekler üretici refahını artıran, girdi maliyetlerini azaltan, üretim maliyeti ve ürün fiyatı dengesini gözeten, üretimde verimliliği artıran bir anlayışla belirlenmeli ve uygulanmalıdır.

Son olarak, Konya Ovası'nın su ihtiyacı ve su tüketimi az olan kenevir yetiştiriciliği konusuna dikkat çekerek konuşmamı tamamlayacağım. Bilindiği üzere, 29 Eylül 2016 tarihli Resmî Gazete'de yayınlanan Kenevir Yetiştiriciliği ve Kontrolü Hakkında Yönetmelik'le kenevir yetiştiriciliğine dair usul ve esaslar belirlenmiştir. Bu yönetmelikle izinli kenevir yetiştiriciliğinin 19 il ve ilçelerinde yapılabileceği düzenlenmiştir. 19 il arasında Konya'nın neden yer almadığı anlaşılamamıştır. Esasında, tarihine baktığınızda Konya kenevir yetiştiren bir ildir. Mutfak kültüründe bile Selçuklu mutfağından gelen meşhur kenevir helvası bulunmaktadır. Ayrıca, su ihtiyacı fazla olan Konya'da su tüketimi az olan bitkilerin ekilmesi büyük önem arz etmektedir. Konya ve ilçeleri tarım ve sanayi altyapısı yönünden de kenevir üretim ve işleme merkezi olabilme kapasitesine sahiptir. Konyalı çiftçilerimiz de kenevir üretimi yapabilmek için yoğun talepte bulunmaktadır. Bu itibarla, Konya ve ilçeleri bir an önce kenevir yetiştiricilik bölgesi kapsamına alınmalıdır.

Suyun petrolden daha fazla önem kazandığı dünyamızda su sıkıntısı çeken ülkemiz için bir damla su bile çok önemlidir. Ülkemizde hâlen su varlık ve kaynaklarının korunması yönetimi konusunda yeterli mevzuat bulunmamaktadır. Bu önemli bir eksikliktir, su kanunu acilen çıkarılmalıdır. Sürdürülebilir bir tarım ve verimlilik için belli ilkeler çerçevesinde havzalar arasında su transferi yapılması gerekmektedir. Son günlerde sıklıkla oluşan obruklar Konya Ovası için alarm vermekte ve hayatı da tehdit eder hâle gelmiş durumdadır. Bu çerçevede Konya Ovası'nın su ihtiyacını karşılamak için dış havzalardan su getirecek yeni projeler hızla uygulamaya konulmalıdır.

Konuşmama son verirken kanun teklifinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı sonuçlar getirmesini diliyorum. Bu kanun teklifine Milliyetçi Hareket Partisi olarak kabul oyu vereceğimizi belirtiyor, hepinize tekrar saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teklifin tümü üzerinde söz isteyen Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekilimiz Sayın Garo Paylan.

Buyurun Sayın Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika Sayın Paylan.

HDP GRUBU ADINA GARO PAYLAN (Diyarbakır) - "…"(x) Değerli arkadaşlar, bugün Dünya Ana Dili Günü, o anlamda yok olmakta olan Batı Ermenicesiyle sizleri selamladım.

Değerli arkadaşlar, Hakkâri Milletvekilimiz Sevgili Leyla Güven açlık grevinin 106'ncı gününde. Selma Irmak, Sebahat Tuncel ve Dilek Öcalan da açlık grevinde; sevgili vekillerimizi selamlıyorum. Aynı zamanda, rehin olan Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ şahsında bütün siyasi rehinlere de buradan sevgilerimi, selamlarımı iletiyorum.

Değerli arkadaşlar, yine bir torba yasayla karşı karşıyayız maalesef. Milletvekili olmam yaklaşık dört yıl oluyor. Maalesef utanarak söylüyorum, dört yıldır Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliği yapıyorum ve tek bir yapısal reform yapamadık arkadaşlar. Karşınıza hep palyatif tedbirlerle geldik. İktidar dört yıldır panik hâline, hep hasta olan bünyeye aspirin veriyor arkadaşlar. Ya, bünye "Hastayım." diyor, aspirin veriyor. Arkadaşlar, hasta olan bünye derinlemesine tetkik edilir, gerekiyorsa ameliyat yapılır; hasta olan bünyeye hep aspirin verilmez. Aspirin yetmeyince, Sayın Başkan kortizonu basıyor arkadaşlar; hep kortizon, hep kortizon. Ya, kortizon da bir yere kadar işler ama bir yerden sonra bünyeyi kanser eder. Arkadaşlar, bünye kanser olmuş durumda ve ameliyata ihtiyaç var ama doktor ameliyat yapmayı bilmiyor.

O zaman, sevgili halkım, bu doktoru değiştirmemiz lazım. Aspirinle, kortizonla bu iş olmuyor. Yapısal tedbirleri yapacak, hep beraber yapacak, bütün milletin temsilcileri olarak yapacak iradeyi göstermemiz lazım ama maalesef dört yıldır da bu Meclis bu iradeyi

25

göstermiyor. Arkadaşlar, gelen bütün fermanlara mühür bastık dört yıldır, tek bir fermanı geri göndermedik. Biliyorum ki AK PARTİ'li, MHP'li vekillerin de pek çok madde içine sinmiyor ama o fermanın herhangi birini geri gönderme iradesi gösteremediğimiz için fermanlar buradan gelip geçiyor ve bünye hasta arkadaşlar ama acısını yalnızca bizler değil, 82 milyon vatandaşımız çekiyoruz. Neyle çekiyoruz? Siyasi krizle çekiyoruz, huzurumuzu kaybettik. Neyle çekiyoruz? Ekonomik krizle çekiyoruz, ekmeğimizi kaybediyoruz arkadaşlar.

Ekonomi nasıl gidiyor arkadaşlar? İyi mi ekonominiz? Çarşıya, pazara çıktığınızda esnaflar size ne diyor, pazarcılar ne diyor? Esnaflar bize şunu söylüyorlar arkadaşlar: "Siftahsız dükkân kapatıyorum." "Geçen yıl yaptığım işin yarısını yapamıyorum. diyorlar. "Çeklerimiz dönüyor." diyor toptancılar, arkadaşlar. İflaslar, konkordatolar ama Maliye Bakanımıza bakarsak "Dengelenme de, dengelenme..." Arkadaş, evet, dengeleniyoruz da nerede dengeleniyoruz? Hani, demişler ya: "Refahta mı dengeleniyoruz, sefalette mi dengeleniyoruz?" Arkadaşlar, dengelendiğimiz yer maalesef sefalet.

Değerli arkadaşlar, hep "Ekonomi şöyle, böyle, bilmem ne." diye bir hikâye yarattınız, olmadı, tutmadı. Bakın, kriz yılı 2002 yılında işsizlik oranı yüzde 8'di arkadaşlar. Hani, hep koalisyon hükûmetlerini suçluyorsunuz ya kriz yılında yüzde 8'di. Bakın, iktidarı aldığınız yıl işsizlik oranı yüzde 8'di. 2000 yılına dönelim, yüzde 6'ydı. Bugün, resmî rakamlarla, yüzde 12,6; o da daha kasım rakamı. Bakın, şubat rakamında göreceksiniz, yüzde 14, yüzde 15 çıkacak. Ya, 2000 yılında dünyanın 17'nci büyük ekonomisiydik arkadaşlar, bugün ya 19'uncuyuz ya 20'nciyiz ve düşüyoruz. "Dünya lideri olacağız." derken, hani "Birinci lige çıkacağız." derken, maalesef, arkadaşlar, üçüncü ligde nal topluyoruz ya, üçüncü ligden de düşeceğiz.

Bakın, Avrupa Parlamentosu bir rapor açıkladı, diyor ki: "Türkiye'yle ilişkileri donduralım." "Türkiye'yle müzakere sürecini donduralım." diyor ve tık çıkmıyor şu Meclisten, Türkiye'nin Meclisinden. 2005 yılında uçaklar dolusu gazeteciyle Brüksel'e gidiyordunuz ve "Avrupa Birliği ne iyi olacak, hem ülkemize demokrasi gelecek hem de refah gelecek." diyordunuz. Herkes çok mutluydu, gerçekten reformlar da yapılmaya çalışılıyordu ama 2019 yılına geldik, Avrupa Parlamentosu "Türkiye'yle müzakereyi durduralım." diyor, şu Meclisten sabahtan beri tek cümle duymadım. Arkadaşlar "2023'te kişi başı millî gelirimiz 25 bin dolar olacak." diyordu Tayyip Erdoğan 2012 yılında, şu anda 8.500 dolardayız. 2008 yılında 11 bin doları görmüştük arkadaşlar. On bir yıl geçti üzerinden ve 11 bin dolardan 8.500 dolara düşmüşüz. "2023'te 2 trilyon dolarlık ekonomimiz olacak." diyorduk, 720 milyar dolardayız arkadaşlar. Bir kendimize gelelim ya, bir silkelenelim. Vatandaşımız sefalet içinde ama A Haber'i izlerseniz her şeyin müsebbibi kim? "CeHaPe." Ya, on yedi yıldır iktidardasınız arkadaşlar. Lütfen, bir silkelenelim. Yapmamız gereken yapısal tedbirler…

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Kendini savunur, sen niye savunuyorsun?

GARO PAYLAN (Devamla) - Saraydan fermanlar geliyor ve Süreyya Bey'e getiriliyor, Süreyya Bey de bu fermanları Komisyondan size getiriyor.

Değerli arkadaşlar, lütfen… Vatandaşın gündemi ekonomi, açlık, sefalet. Bu konularla ilgili ivedi adımlar atmamız gerekiyor. Sanayi Üretim Endeksi Ocakta yüzde 9,8 düşmüş ya. Yani üretici üretemiyor arkadaşlar. Perakende satışlar yüzde 10 düşmüş arkadaşlar, perakendeci de satamıyor. Ee, nedir bu? Büyük bir kriz ama Maliye Bakanı "dengelenme" diyor ama ne yapıyor, manav açmış Maliye Bakanımız, gidiyor, manavın başında hıyar satıyor arkadaşlar. Maalesef "Aya gideceğiz." derken manav başında hıyar satan bir Maliye Bakanımız var. Utanç duyuyorum gerçekten.

Arkadaşlar, çözüm tanzim satışlarda değil. Bakın, Türkiye'de yüz binlerce manav var değil mi, market tezgâhları olsun, bakkallar olsun, manavlar olsun, yüz binlerce yerde manav var ama İstanbul'da 50 tane manav açmış, Ankara'da 15 tane manav açmış, 82 milyona hıyar yetiştirmeye çalışan bir Maliye Bakanı var.

Arkadaşlar, yeterli arz yoksa fiyat düşmez. İçinizde iktisatçılar var. Sayın Cumhurbaşkanı, Berat Albayrak bilmiyorsa, gidin anlatın onlara. Arz-talep meselesi, hıyar bolsa fiyat düşer, hıyar azsa fiyat yükselir. 50 tane ayrı manav açıp da gariban vatandaşımızı o kuyruklarda saatlerce beklettiğinizde hıyarın fiyatı düşmüyor, eziyettir bu. "Varlık kuyruğu" diyorsunuz, peki, o varlık kuyruklarında niye yoksullar bekliyor arkadaşlar? Niye saraydakiler beklemiyor? Niye o lüks, şatafat içinde yaşayan yandaşlarınız o varlık kuyruklarında beklemiyor da yoksul vatandaşlarımız bekliyor o kuyruklarda? Utanmıyor muyuz arkadaşlar ya! Ben utanç duyuyorum. 1979 yılında annem beni Sana yağı kuyruğuna sokardı, kara borsada 10 liraydı, orada 4 liraydı, ben bekledim. On yedi yıldır diyorsunuz ki: "CeHaPe kuyruklarda bekletti insanları." 2019 Türkiyesine geldik, vatandaşlarımızı hıyar kuyruklarında bekletiyoruz, hepimiz utanç duymalıyız ve bu Meclis bununla ilgili acil tedbir almalı. Sarayın tedbirleriyle, sarayın aspirinleriyle, Süreyya Sadi Bilgiç'in asprinleriyle bu iş olmuyor. Dedim ki: "Bir tane fermanı geri çevirelim Sayın Başkan." Ama maalesef tek bir fermanı geri çeviremedik ve her gün baş aşağı gidiyoruz arkadaşlar.

Peki, "domates, biber, patlıcan" deyince biz, hani vatandaşın gündemi bu, Sayın

26

Cumhurbaşkanı ne diyor: "Siz, mermi kaç para biliyor musunuz?" diyor arkadaşlar. Bütün otokratik rejimler bunu yapar biliyor musunuz arkadaşlar? Memleketin refah sorununa, huzur sorununa çözüm bulamayan bütün otokratik rejimler "beka sorunu" derler, "Dış düşmanlar var, iç düşmanlar var." derler. Ya, siz de hatırlıyorsunuz, hep böyle denmiştir, çocukluğumuzdan beri "Türk'e Türk'ten başka yoktur dost millet." diye marşlar söylendi bize, öğretildi arkadaşlar. Ama o marşlar bizi hep yoksul bıraktı. Oysa dünyayla ilişki kuran, toplumuna refah ve barış hediye eden siyasetler, meclisler toplumlarını ileriye götürdüler. Ama "domates, biber, patlıcan"ın karşısına mermi koyan iktidarlar toplumlarına ne huzur verdiler ne de refah verdiler, yalnızca yoksullaştırdılar.

Bakın, kaynaklarımız nereye gidiyor? İsrafa gidiyor sayın arkadaşlar. Sayın Cumhurbaşkanı kışlık saray yaptığı sürece, yazlık saray yaptığı sürece, uçan saraylara ve yürüyen saraylara bindiği sürece toplumumuz huzur görmez arkadaşlar. Ya, bakanlara söylüyorum: Bakanların bindiği arabalar 6 milyon TL'lik biliyor musunuz arkadaşlar? Her bir bakan hâlâ o arabalara biniyor. Ya, bir fedakârlık yapılacaksa önce bizlerin yapması gerekmez mi, önce Cumhurbaşkanın, bakanların yapması gerekmez mi? Ama biz, arkadaşlar, bu fedakârlığı yapmayıp yoksul vatandaşlarımızdan bu fedakârlığı bekliyoruz, maalesef halk yoksullaşıyor ve ekmeğin karşısına silahlar, S-400 füzeleri, istibdatlar konuluyor ve Süleyman Soylular konuluyor arkadaşlar. Süleyman Soylu, bu ülkenin huzuruna da, refahına da en büyük tehdittir. Ama onun yaptığı bütün faşizan uygulamalara hiçbiriniz "dur" demiyorsunuz arkadaşlar ama hepimiz, başta yoksul vatandaşlarımız ekmeğini kaybediyor.

Değerli arkadaşlar, dünyada üç tip insan hareket hâlinde.

Birincisi, parası olanlar arkadaşlar. Bakın, parası olanlar dünyanın her yerine bakıyorlar artık "Benim param nerede güvende?" diye. Türkiye artık güvenli bir ülke olmadığı için yabancı sermaye de artık buraya gelmiyor, gelen de kaçıyor; yerli para sahipleri de bakıyorsunuz, gidiyorlar Maltalara, başka vergi cennetlerine ve daha gelişmiş demokrasilere, paralarını oraya park ediyorlar. Ne oluyor? Para sahipleri hareket ediyor.

İkincisi, fikri olanlar arkadaşlar. Bakın, bu iklimde, bu habitatta bir fikri olan bir kişi acaba o fikrini geliştirebilir mi? Hayır. Çünkü özgürlükler yok. "Barış istiyorum." dediğinizde hapse giriyorsunuz. "Bir fikrim var." dediğinizde, "Bir itirazım var." dediğinizde hapse giriyorsunuz. Böyle bir ortamdan fikri olanlar da kaçıyor arkadaşlar ve beşerî sermayemizi kaybediyoruz.

Üçüncüsü de yoksullar hareket hâlinde arkadaşlar, yoksullar. Bakın, Türkiye'de ekmeğinden, işinden, aşından ettiğiniz on binler başka ülkelere kaçmaya çalışıyorlar, başka ülkelere gidiyorlar çünkü bu ülkede iş, aş artık yok.

Bazı insanlarımıza, vatandaşlarımıza "terörist" diyorsunuz, ötekileştiriyorsunuz ve onlar da bu ülkeyi terk ediyorlar. Ve hep beraber kaybediyoruz arkadaşlar. Yapmamız gereken, acil demokratik reformlar, acil ekonomik reformlardır; bu sarmalı tersine çevirmeliyiz.

Torbaya gelecek olursam arkadaşlar, bakın, çok önemli maddeler var, önem sırasına göre söyleyeceğim. İşsizlik Sigortası Fonu bir süredir yağmalanıyor arkadaşlar. Ekonomi bakanları dediler ki: "Bizim bütçe açığımız büyüyor, büyümemesi için ne yapacağız? Orada işsizlerin parası var, 100 milyarın üzerinde parası var; işverenin de sıkıntısı var. Ne yapalım? İşverene kaynakları, teşvikleri oradan verelim." Ve iki yılı aşkın süredir bu uygulama sürüyor arkadaşlar. Ve milyarlarca lira patronlara transfer edildi. Derde derman oldu mu? Derde derman oldu mu Sayın Süreyya Sadi Bilgiç? Olmadı.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Hayda!

GARO PAYLAN (Devamla) - Sürekli işsizin parasını patrona veriyoruz. Ya, derman oldu mu, patronlar rahat etti mi? Hayır çünkü yatırım ortamı iyi değil, patronlar üretemiyor, işçi almak istemiyor. Siz diyorsunuz ki "Yok, yok, sen işçi al, ben sana teşvik vereceğim." Arkadaş, adam üretemiyor, kadın üretemiyor, sen nasıl "İşçi al." diyeceksin, istediğin kadar teşvik ver? Ne yaptık? Geçen sene dedik ki: "Sigorta, muhtasar yok, sen yeter ki işçi al." Ne kadar? Sınırsız. Buna itiraz ettik, bas bas bağırdık, "Bunu yapmayın, yapmamız gereken yapısal tedbir." dedik, dinlemediniz; bunu yaptınız ve milyarlarca lira İşsizlik Sigortası Fonu'ndan patronlara aktarıldı.

Yetmedi, bugün gelen torbada, arkadaşlar, diyor ki: "Şubat ile nisan ayı arasında -tam da bu seçim döneminde- sen istediğin kadar işçi al, maaşını ben vereceğim." Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk yaşanıyor. Devlet, patron ne kadar işçi alırsa alsın "Maaşını ben vereceğim." diyor. Nereden? İşsizin parasından. İşçinin parasını işsizin parasından ödeyecek hem de.

Değerli arkadaşlar, büyük bir skandalla karşı karşıyayız. Sonra "Kriz yok." diyorsunuz ama patronların işçi alma isteği yok. Ne olacağını ben size söyleyeyim. Buradan vatandaşlarımıza söylüyorum: Eş, dost, akrabasının kimliğini alacak patronlar "işçi" diye yazacaklar arkadaşlar; üç ayda 6.060 lira, her bir işçi adına 6.060 lira İşsizlik Sigortası Fonu'ndan patronlara kaynak ayrılacak. 100 tane işçi alın, 606 bin lira kaynak size gelsin.

Arkadaşlar, böyle kötüye kullanılabilecek bir maddeyle karşı karşıyayız, büyük bir

27

skandalla karşıyayız. Bütün işçilere ve işsizlere sesleniyorum: Fonunuz yağmalanıyor arkadaşlar, gelin, buna bir müdahale edin.

Yapmamız gereken nedir bu kriz yılında? İşsizlere doğrudan maaş bağlamaktır arkadaşlar. Bakın, bunu yaparsak garibanların ellerine biraz para geçer, alışveriş yaparlar, o zaman piyasa canlanabilir ve o zaman patronlar gerçek işçileri alabilirler. İşsizlere İşsizlik Sigortası Fonu'ndan kaynak ayıralım diyorum arkadaşlar ama dinleyen yok maalesef, ferman öyle yazılmış çünkü. O ferman da Komisyonumuza gece yarısı on birde geldi biliyor musunuz arkadaşlar? Son dakika. Son dakika fermanı. Üç dakikada tartışıp geçirmeye çalıştılar Komisyondan.

Diğer bir madde, kitapta KDV kalkıyor arkadaşlar. Desteklediğimiz bir madde. Ama böyle olur mu ya? Bir torba yasa içinde bütün yayıncılık ve kitapevleri sektörünün sorunlarını çözebilir miyiz? Hayır, çözemeyiz. Dedik ki: "Bir kod yasa gelsin, bütün yayınevlerinin sorunlarını çözelim." Yani tek sorun KDV mi arkadaşlar? Tek sorun KDV mi kitapta? Hayır. Ya, kâğıdı yüzde 8'le alıyor kitapçı, yayınevine yüzde 18 KDV veriyor. Ee, bu ne olacak? Kitapta sıfır yapmışsın, yetiyor mu? Yetmiyor. Bir de kitap okuma alışkanlığının en düşük olduğu ülkedeyiz arkadaşlar ve küçük yayınevleri ve kitapevleri kapanıyor. "Bunlarla ilgili, bütün bunlarla ilgili yapısal bir tedbir içeren bir kod yasaya ihtiyaç var:" dedik ama ferman öyle yazılmıştı, Komisyondan öyle geçti, umalım ki burada dönsün.

Bir de e-kitap meselesi var yani internet ortamındaki kitap meselesi. Orada KDV yüzde 18'e çıkarılmıştı, hani kâğıtta 8'di, diğerinde 18. Şimdi burada sıfır ve 18. Bu 18'in de yüksek olduğunu söyledik, dinlemediler. Elbette Amazon gibi devlerin yayıncılarımızı ezmesine izin vermemeliyiz. Tek fiyat uygulamasına geçmeliyiz kitapta ama orada da KDV'nin düşmesi lazım.

Diğer bir mesele iş güvenlik uzmanları arkadaşlar, bu çok önemli. Bakın, iş güvenliği meselesinde, arkadaşlar, iş cinayetlerinde, Avrupa'da biliyorsunuz 1'inciyiz, dünyada 3'üncüyüz. Geçen yıl 2 bin vatandaşımız iş cinayetine kurban gitti ve maalesef iş güvenliği açısından, iş güvenliği uzmanı çalıştıran yerlerde de iş cinayetleri oluyor. Ne yapmamız lazım? Daha etkin iş güvenliği lazım. Niye olmuyor? Çünkü iş güvenlikçisini kim belirliyor? Patron belirliyor arkadaşlar. Düşünebiliyor musunuz? Maaşını verdiğiniz ve sizin seçtiğiniz insan sizi denetleyebilir mi? Hayır, denetleyemez. Yapmamız gereken ne? İş güvenlikçilerinin bir merkezden belirlenmesi, patronların oraya başvuru yapması ve denetçinin o merkezden belirlenip orada görevlendirilmesi, herhangi bir patron sultasında olmaması, maaşının oradan verilmemesi lazım.

Bakın, 2012 yılında çıktı bu yasa ve arkadaşlar, tam 3 kez ertelendi süresi. 50'den az sayıda işçi çalıştıran iş yerlerinde hâlâ uygulanmıyor ve iş cinayetleri devam ediyor. Şimdi ne diyor bu yasa arkadaşlar? (C) sınıfı iş güvenlikçileri (B) ve (A)'lar yerine çalışabilsin. Arkadaşlar, bakın, hepinizin bu yasada sorumluluğu var. El kaldıran, kaldırması muhtemel bütün vekillerime sesleniyorum: Eğer bu yasaya "evet" derseniz kalkan her bir elle belki 1 işçiyi öldürmüş olacaksınız. 300 el kalkarsa belki 300 işçiyi daha öldürmüş olacaksınız. 3 kez ertelendi ve 1 Ocak 2019'da bunun süresi bitti. (B) sınıfı iş güvenlikçileri işe alındı zaten. Bırakın, bunlar görev yapmaya devam etsinler, daha etkin denetim yapmaya devam etsinler. Aksi takdirde, (C) sınıfı iş güvenlikçileri, yetersiz tecrübede olan bu iş güvenlikçileri daha tehlikeli sınıftaki iş yerlerinde çalıştırırsanız, emin olun, kalkar her el yeni iş cinayetleri demek olacaktır. Vebali boynunuza diyorum arkadaşlar.

Kreş haktır dedik arkadaşlar. Bu torba yasada bir madde daha var. Biliyorsunuz, belediyelerin kreş açma sorumlulukları var çalışanları için, kamu çalışanları için. Bazı belediyeler ne yapmış? Kreş açmamışlar, özel sektöre göndermişler, oradan hizmet almışlar. Biz dedik ki: Bu yanlıştır, gerek merkezî yönetimin gerek yerel yönetimin sorumluluğu vardır. Bütün mahallelere, her mahalleye bir kreş pek çok siyasi partinin programında var. Biz de bunu sonuna kadar destekliyoruz ama kamu bu sorumluluğunu yerine getirmiyor. Özel sektörden hizmet almış belediye başkanları. Sayıştay "Bu kanunsuzdur." diye rapor tutmuş arkadaşlar. Bazı belediye başkanları suç işlemiş. Şimdi bu torbada "Biz o belediye başkanlarını affediyoruz." diyoruz. Olacak iş mi arkadaşlar ya? Kanun dışına çıkmış, suç işlemiş belediye başkanlarını affedeceksiniz eğer ellerinizi kaldırırsanız. Bu konuyu da dikkatinize sunuyorum, her mahalleye bir kreş hakkını tekrar savunalım diyorum.

Değerli arkadaşlar, ben vekil olduğumdan beri çiftçilerin borçlarını tam 7 kez ya erteledik ya uzattık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GARO PAYLAN (Devamla) - Sayın Başkan, bir dakika daha müsaade isteyeceğim sizden.

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

GARO PAYLAN (Devamla) - Bakın, dört yılda çiftçilerin borçlarını 7 kez ya erteledik ya uzattık. Şimdi Süreyya Sadi Bilgiç diyor ki: "Bir kez daha erteleyelim." Gerçi ona da saraydan geldi ferman. Her gelişinde dedik ki: Arkadaş, bu borcu erteleyerek olmaz. Bakın, iflas etmiş bir tüccara diyorsunuz ki: "Ya, ben senin borcunu erteleyeyim, hadi çekini bir

28

daha uzat, bir daha uzat." Ya, ödeyemiyor. Çünkü destek vermiyoruz, borç veriyoruz. Bu yasaya "evet" deyin, altı ay sonra bir daha gelecek Süreyya Sadi Bilgiç'e bu, emin olun. Yapmamız gereken bu borçları silmek arkadaşlar, silmek, çiftçiye borç değil destek vermek; yapmamız gereken yapısal tedbir. Bakın, 2,5 milyon çiftçimiz var. Yaş ortalaması kaç? 55 arkadaşlar. Gelin, bunu masaya yatıralım. On yıl sonra çiftçimiz yok. Ondan sonra, Ekonomi Bakanı neden manav tezgâhının başında hıyar satıyor diye düşünmeye devam edersiniz. Yapmamız gereken borçları yapılandırmak değil silmek arkadaşlar.

Hepinize saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teklifin tümü üzerinde söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekilimiz Sayın Kamil Okyay Sındır'a aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika Sayın Sındır.

CHP GRUBU ADINA KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; (2/1579) esas numaralı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, bugün görüştüğümüz 43 sıra sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, adı sonradan değiştirilen Sosyal Hizmetler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubumuz adına tümü üzerinde görüşlerimizi bildirmek üzere söz almış bulunuyorum. Ne kadar zorlandım değil mi? 18 maddelik bir kanun teklifini görüşeceğiz. Ne kadar dolambaçlı yollardan adı değişti, içeriği değişti...

Bugün 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü. Birleşmiş Milletlerin ifadesine göre dünyada 7 binden fazla dil konuşuluyor ve dillerin yüzde 40'ı yok olma tehlikesi altında. Her iki haftada bir dilin yok olduğu bir dünyada nereye gittiğimizi kafanızda hepinizin bir soru işareti olarak bırakmak istiyorum.

Aynı zamanda bugün -bugüne kadar sağlık sorunu nedeniyle- Genel Kurulumuzun huzurunda, milletin huzurunda milletvekili yeminini yerine getirmiş olan Antalya Milletvekilimiz, önceki Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanımız, Başbakan Yardımcılığı, bakanlıklar yapmış, akademik görevlerde bulunmuş duayen bir devlet adamı Sayın Deniz Baykal'a da özellikle acil şifa dileklerimi belirterek sözlerime başlamak istiyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, kanun teklifine 52 milletvekili arkadaşımız imza atmış. Teklifi veren, teklifte adın geçen Sayın Adana Milletvekilimiz Tamer Dağlı ve Ankara Milletvekilimiz Yıldırım Tuğrul Türkeş, önce merak ediyorum Genel Kurul salonundalar mı?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Efendim, artık komisyon metni oldu, onların teklifi olmaktan çıktı.

KAMİL OKYAY SINDIR (Devamla) - Bu, sizin oradan müdahale etmenizi gerektirecek bir şey değil, izin verin ben konuşmamı yapayım, sonra varsa söyleyeceğiniz bir şey...

BAŞKAN - Buyurun, siz Genel Kurula hitap edin.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - İç Tüzük'te "Komisyona aittir." diye söylemiyor.

KAMİL OKYAY SINDIR (Devamla) - Sayın milletvekilleri, kanun teklifini veren milletvekili arkadaşlarımız, teklifin önünde adı geçen milletvekili arkadaşlarımız ne kadar ilgililer ki bu kanun teklifiyle şu anda bu Genel Kurul salonunda değiller!

SALİH CORA (Trabzon) - Buradayız, ben imza attım, ben buradayım.

KAMİL OKYAY SINDIR (Devamla) - İmza verenleri demiyorum, Sayın Tamer Dağlı ve Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş ile diğer milletvekili arkadaşlarımız...

SALİH CORA (Trabzon) - Tamer Bey, buradaydı. Biz buradayız, sormak istediğiniz bir şey varsa hazırız yani.

KAMİL OKYAY SINDIR (Devamla) - AK PARTİ'li milletvekili arkadaşlarıma baksam toplam 15 kişi falansınız. 52 imzacı milletvekili arkadaş...

Değerli arkadaşlar, şunu söylemeye çalışıyorum: Niye bunu, ben buradayım diyerek kendinizi aklamaya çalışıyorsunuz?

SALİH CORA (Trabzon) - Soracağınız bir şey varsa söyleyin, cevap verebiliriz.

KAMİL OKYAY SINDIR (Devamla) - Hiç gerek yok, teklife imza veren arkadaşlarımız, hele hele bunu Komisyonda bizlere karşı savunan, maddeler üzerinde gerekçelerini bize sunan ve bunun Komisyondan geçirilmesi için gereken şeyleri yapan arkadaşlarımız yoklar.

SALİH CORA (Trabzon) - Tamer Bey geldi.

KAMİL OKYAY SINDIR (Devamla) - Geldi şimdi. Herhâlde mesajım yerine ulaştı.

TAMER DAĞLI (Adana) - Hayır, buradaydım zaten, insanız yani ihtiyaçlarımız olabilir.

BAŞKAN - Sayın Sındır, siz devam edin Genel Kurula.

TAMER DAĞLI (Adana) - Buradaydım zaten.

KAMİL OKYAY SINDIR (Devamla) - Biliyorum, biliyorum. Ben, bu salonu, bu kanun teklifi görüşülmeye başladığından beri sürekli gözetiyorum kim var, kim yok diye. Gayet iyi biliyorum Değerli Milletvekili Arkadaşım.

TAMER DAĞLI (Adana) - Tamam, biliyorsanız haksızlık yapıyorsunuz.

KAMİL OKYAY SINDIR (Devamla) - Şimdi, 24 Haziran 2018 seçimlerinden sonra, bize göre ve ısrarla da altını çizerek vurguladığımız tek adam rejiminde -her ne kadar meşru olsa

29

da meri olsa da gayrimeşru olduğunu söylediğimiz tek adam rejiminde- ve AK PARTİ'li milletvekili arkadaşlarımızın ve bazı diğer vekil arkadaşlarımızın, gruplarımızın Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi adını verdiği bu yeni dönemde, sekiz ay içerisinde Plan ve Bütçe Komisyonuna gelen kanun tekliflerinin hemen hemen tümü torba yasa olarak geldi değerli arkadaşlar.

Şimdi buradan şunu ifade etmeye çalışıyorum: Bu alışkanlık Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu döneminde kendini daha da göstermeye başladı. Şimdi, bu teklife baktığımızda, teklifin nasıl, hangi süreçten geçtiğini görebiliriz. Şöyle ki kanun teklifi 13 Şubat tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına veriliyor, aynı tarihte esas komisyon olarak Plan ve Bütçe Komisyonunu sevk ediliyor. 14 Şubat Perşembe günü saat 11.00'de Plan ve Bütçe Komisyonunun yapacağı toplantının gündemine alındığı Başkanlığın yazısıyla Komisyon üyelerine bildiriliyor. Aynı gün akşam saatlerinde söz konusu teklifin Komisyonda görüşülmesinin cumartesi gününe alındığı bildiriliyor ve daha sonra tekrar bir değişiklikle toplantının 19 Şubatta saat 11.00'de yapılacağı üyelere tekrar bildiriliyor.

Şimdi, burada, 18 maddeden oluşan kanun teklifinin adı da daha sonradan değişerek 3 maddesi çıkarılıyor, 4 tane yeni madde daha sonra ekleniyor, 19 maddeye çıkarılıyor. Yani böyle, gerçekten, 13 ayrı kanunda değişiklik yapan, 8 ihtisas komisyonunu ayrı ayrı ilgilendiren maddeler içeren bir kanun teklifi, torba yasa bundan önceki torbalarda olduğu gibi huzurumuza geliyor, Komisyonumuza geliyor. STK'ler, meslek odaları ve diğer ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri alınmıyor. Alınamıyor zaten, mümkün değil; hangi sürede, ne kadar zaman içesinde bu görüşleri alacaksınız?

Burada "görüş alınılması" derken yeterince tartışılıyor mu? Tartışılmıyor. Etki analizi yapılmış mı yani "Bu teklifteki madde değişiklikleri üzerinde oluşan maliyet nedir? Bu teklifin her bir maddesinin getirisi nedir? Harcamalara götürüsü nedir?" bunların bilinmesi gerekmiyor mu sizce?

Yani görünen o ki artık alışılagelmiş, ezbere bir iş yapılıyor. Bazı bakanlıklardan, daha doğrusu Cumhurbaşkanlığı üzerinden önerilen, düşünülen bazı kanun değişiklikleri bir milletvekili, bir veya birden fazla milletvekili arkadaşımıza görev verilerek yasama organının önüne konuluyor, huzuruna getiriliyor. Aslında, torba kanunda yer alan kanunların ruhundan, kapsam ve içeriğinden uzak, bağımsız, yamalı bohça misali eklemeler, geçici düzenlemeler ve değişikliklerle yuvarlanıp gidiyoruz. Bu teklifin hazırlanışı, Komisyona apar topar geliş biçimi, Komisyona geliş süreci, içeriği birbiriyle alakasız konuları, aceleciliği, ısrarcılığı aslında ciddiyetten ne kadar uzak olunduğunun, nitelikten ne kadar uzak kalındığının, toplumun ihtiyaçlarından da ne kadar uzak kalındığının… Aslında şöyle demek belki daha doğru: "Bu komisyonlar da olmasa ne iyi olacak, geçinip gideriz. Komisyona girmesine de ne gerek var?" anlayışıyla geliyor.

Değerli arkadaşlar, bakın, Komisyonda -değerli milletvekili arkadaşımız, burada kendisi, teşekkür ediyoruz- teklif üzerinde, maddeler üzerinde görüşlerini ortaya koyarken, savunurken arkasında bu devletin bürokratları var. Bunu her seferinde söylüyorum, bir kez daha söyleyeceğim. Burada iktidar partisi tanımının olmadığını sayın AK PARTİ'li milletvekillerimiz söylüyorlar. Ana muhalefet partisi yok, muhalefet partileri demiyoruz; çoğunluğa sahip olan birinci parti, ikinci sıradaki, üçüncü sıradaki, dördüncü sıradaki partiler olarak tanımlanıyor. Dolayısıyla, her bir siyasi parti yasama organında belli sandalye sayısıyla, milletvekiliyle temsil ediliyor, bu da sıralanmış. Şimdi, bir siyasi partinin bir milletvekili arkadaşımızın bu kanun teklifini doğal olarak kendisi hazırlamadığını -en azından tahmin olarak ifade edeyim- düşünüyoruz. Dolayısıyla, aslında yürütmenin görevi olan, yürütme tarafından yapılması gereken söz konusu teklifin milletvekili arkadaşlarımız tarafından getirilmesi, onlara verilerek Meclise sunulması, arkasında da devletin bürokratlarıyla -sanki onun mahiyetindelermiş, onun emir ve komutası altındalarmış gibi- Komisyonlarda görüşülmesi benim içimi acıtıyor. Devlet Memurları Kanunu'na göre böyle bir görev söz konusu değildir.

Bakın, televizyonlarda AK PARTİ'nin bir reklamını görüyoruz, Sayın Cumhurbaşkanının resmiyle ortaya çıkan bir itfaiye personeli -hangi görev de bilemiyorum- bir görev yapıyor, bu görev bir reklam hâline getirilmiş, televizyonlarda hepimizin huzurunda, izliyoruz. Acıyorum, üzülüyorum, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na tabi olan itfaiye memurlarının bir siyasi partinin reklamına alet edilmesine de birbirine çok benzer iki konu olarak dikkatinizi çekmek istiyorum.

Ben bakanlıkların ilgili genel müdürlerinden, ilgili bürokrat arkadaşlarımızdan bir ricada bulundum. Yürütme adına, daha doğrusu bakanlıkların ihtiyacı olan, toplumun ihtiyacı olan kanun değişiklikleri veya yeni kanunlar üzerine Meclisten, yasama organından talepleri varsa bunu bir gün diğer partilerden milletvekili arkadaşlarımıza da sunsunlar, biz de bakalım, inceleyelim, bunun üzerinde, bizim önerilerimiz doğrultusunda da teklifler Meclisin gündemine, komisyonların gündemine gelse ne iyi olur.

Değerli arkadaşlar, bu teklifin geneli üzerinde bu düşüncelerimi ifade ettikten sonra, 18 madde üzerinden -biri yürürlük maddesi olmak üzere- şöyle bir geçmek istiyorum.

30

Değerli arkadaşlar, bakın, 1 ve 2'nci maddeleri burada aceleyle hazırlanmış. Tabii, asgari ücretin aylık net tutarının 2/3'ünden az olmamak şartıyla, bakıma ihtiyacı olan engellilerin desteklenmesine dair… Yani bu konu, grubumuzca olumlu gördüğümüz iki madde olmasına rağmen, bunun torba yasayla aceleyle Komisyona getirilmesi ve geçirilmesi ve sağlıklı bir görüşmeden, süzgeçten geçirilmeden getirilmesi yarın -bu torba yasada da karşılaştığımız- yeni değişikliklerle huzurumuza gelmesine neden olacaktır. Bu kaçınılmaz.

Daha sonraki 3 ve 4'üncü maddelerle Çevre Kanunu'nun ek 11'inci maddesine göre alınan geri kazanım katılım paylarının beyan edildikleri ayın son gününe kadar ödenmesinin sağlanması, 2019 yılının ilk iki ayına ilişkin olarak beyan ve ödeme dönemleriyle ilgili olarak özel geçici düzenleme yapıldığı ifade ediliyor. Burada belirtilen düzenleme, matrah tespiti, beyan, ödeme ve benzeri unsurları içermesine karşın Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmeden, sadece Çevre Komisyonundaki tartışmalar ve değerlendirmelerle daha önce yasalaştığı bilinen bir gerçek. Yine, tüm ticari perakende sektörünü de ilgilendiren bu mevzuatla ilgili sektör temsilcilerinin görüşlerinin de mutlaka dikkate alınarak tüm boyutlarıyla tartışılması, ele alınması ve torba yasa mantığından uzak tutularak kanun teklifi metni içerisinde, ayrı bir metin içerisinde yasalaştırma gayretini uygun buluyoruz.

Bakın, sivil havacılıkla ilgili bir madde var idi. O madde üzerinde hemen size kanunun 5'inci maddesi, ilk gelen kanun teklifinde 7'nci madde. Yani Türk Sivil Havacılık Kanunu'nun 98'inci maddesinin (1)'inci fıkrasına eklenen cümle. Burada diyor ki: İşte "Gerek bu Kanunda ve gerekse ilgili mevzuatta yer alan ve can ve mal güvenliğinin korunmasına yönelik kurallara aykırı davrandıkları iddiasıyla haklarında soruşturma veya kovuşturma başlatılmış bulunan sivil havacılık personelinin yeterlik belgelerini, soruşturma veya kovuşturma sonuçlanıncaya kadar geri almaya, Ulaştırma Bakanlığı yetkilidir." Kanun metni bu, buna ekleniyor: "Bu şekilde belgeleri alınan sivil havacılık personeli İçişleri Bakanlığına bildirilir." Neden diye sorduk? Nedeni açıklanamıyor. Yani buna ne gerek var? Bunu iki bakanlık kendi arasında idari bir iletişim kurarak isteyemezler mi, kanunla gelmesinin ne gereği var? Yani yetki belgesi alınmış bir kişi İçişleri Bakanlığında pilotluk yapabilecek mi? Yapamayacak çünkü isteyecek yetki belgesini, almış Ulaştırma Bakanlığı. Yani böyle bir maddeye ne gerek olduğunun bile ne yazık ki sağlıklı, geçerli, yeterli bir açıklamasını duyamadık.

Teklifin 8'inci maddesinin gerekçesinde: İş gücü maliyetlerinin azaltılması ve istihdamın artırılması amacıyla 2018 yılı içinde iş yerinden bildirilen en düşük sigortalı sayısına ilave olarak 1/2/2019 ila 30/4/2019 tarihleri arasında işe alınan sigortalılar için üç ay süreyle prim, vergi, ücret desteği sağlanması amaçlanmış. Böyle bir uygunsuz, seçim yatırımı olarak da niteleyebileceğimiz söz konusu düzenleme son dönemlerde artan işsizliğin ve ekonomik krizin iktidar partisince de kabul edildiğinin resmî bir göstergesi değil mi sizce arkadaşlar? Şimdi, Türkiye'deki ekonomik kriz -bu krizi açıkça kabul etmeyen, adını koymayan ve bu yüzden de gerekli, gerçekçi tedbirleri almayan bir iktidar anlayışı nedeniyle- her geçen gün derinleşiyor, bu da bunun doğal bir göstergesi.

Şimdi, bu işsizlik sigortası adı üzerinde işsizlik sigortası, buradan ödenek alma koşullarının ağırlığı, işsizlik ödeneği, verilen sürenin kısalığı, ödeneğe getirilen üst sınır nedeniyle bu fonda önemli miktarda para birikmiş. Aslında bu para birikmeyip de 7,5 milyona yakın işsize işsizlik sigortası üzerinden bir maaş bağlanması söz konusu olması gerekirken sosyal devlet adına, Mart 2002 tarihinden günümüze sadece 11 milyon kişi yararlanmış. Fonda biriken 128 milyar lira varken toplamda da 23 milyar 950... Yani bu fonun aslında işsizlik sigortası adına değil, devletin kasasında, devletin bütçesinde bir kaynak yaratılmak adına kullanıldığı da gayet açık, aşikâr.

Teklifin diğer maddelerine baktığımızda, burada özellikle İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'ndaki amaç yani bu kanunun amacı nedir değerli arkadaşlar? Bu kanunun amacı işçinin, çalışanın sağlığı, o iş yerinden hizmet alan vatandaşların güvenliği, sağlığı ve işin de güvenli ve sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi iken; burada, bu güvenliği ortadan kaldıracak, (A), (B), (C) sınıfı iş sağlığı ve güvenliği uzmanlarının arasındaki ihtilaflı durumun, daha doğrusu (C) sınıfındaki birinin (B) sınıfında da iş görebilmesi, (B) sınıfındaki bir uzmanın (A) sınıfında iş görebilmesiyle biraz da güvenlikten uzaklaştıran bir düzenleme olarak görmek gerekir. Bu konuda birçok iş güvenliği uzmanından da rahatsızlığı aldığımızı belirtmek isterim.

Şimdi, değerli arkadaşlar, teklifin 17'nci maddesi tarım. Burada böyle bir maddenin gündeme gelmesi bile aslında tarımda büyük bir, derin bir sorunun olduğunun açık bir göstergesi. Değerli arkadaşlar, tanzim satışlar meselesi de aslında bu sorunun başka bir açıdan açık bir göstergesi. Fiyat, serbest piyasa ekonomisinde nasıl oluşur değerli arkadaşlar? Arz ve talebin dengesi, buluşmasıyla olur. Burada talebin ve arzın da fiyat esnekliğiyle fiyatta değişimler, dönüşümler olabilir. Bu, piyasa mekanizmalarından kaynaklanan bir durum.

Şimdi, ben buradan sesleniyorum. Bugüne kadar tanzim satışa neden olan işte "Yüksek sebze fiyatları var, tarım ürünleri, gıda ürünleri fiyatları çok fahiş, buna yönelik önlem alıyoruz." diyen siyasal iktidar aslında bundan önce fiyat istikrarını desteklemek ve

31

enflasyondaki öngörülebilirliği artırmak amacıyla gıda ve tarım ürünlerindeki kısa ve uzun dönemli arz talep ve ihracat, ithalat değişimleriyle dağıtım zincirindeki gelişmelerin fiyatlara olası etkilerini izleme ve değerlendirme çalışmalarını sürdürecek, gıda piyasasında istikrarlı arz ve fiyat oluşumunu destekleyecek, veri bazlı izleme sistemleri kurulması, sektör dengesini gözeten dış ticaret önlemleri alınması amacıyla, vesaire vesaire, görevlendirilmiş Gıda ve Tarımsal Ürün Piyasaları İzleme ve Değerlendirme Komitesi var. Bu komiteyi kuran bugünkü siyasal iktidar. Bu komite 2016 yılında kurulmuş, üç yıldır bu piyasaları hiç mi izlemedi, değerlendirmedi, denetlemedi, bu piyasalardaki bu fahiş fiyatların bugüne kadar gelişine neden önlem almadı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Sındır, bir dakika ilave ediyorum, toparlayalım.

KAMİL OKYAY SINDIR (Devamla) - Esas bizim tanzim satışlar meselesini bu açıdan değerlendirmemiz…

Hâlen mazot desteği verilmedi biliyorsunuz, verilecek olan mazot desteği de öyle yarı yarıya destek değil, tam tersine dörtte 1'i kadar ancak oluşan mazot desteği. Tarımda destekleme, girdi fiyatlarını, girdi maliyetlerini düşürme ve destekleme üzerinden çiftçinin gelirini artırıcı ve piyasaları da söz konusu komite, Hükûmetin ve iktidarın sorumluluğunda düzenleme yetkisinde olan, görevinde olan Hükûmetin görevini yapmamasından kaynaklanıyor. Yani yine, yeni ve yeniden seçim öncesi, seçime beş kala bir seçim yatırımı, seçim rüşveti demeye dilim varmıyor ama öyle görünüyor. Bu teklif acaba sizlere kaç puan daha getirecek seçimde bunu düşünüyorsunuz. Kanunlaşırsa kaç kişinin oyuna talipsiniz diye soruyorum. Bu milleti kandıramayacağınızı belirtiyorum. Bu millet yine bu seçimlerde gereğini yapacaktır.

Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Şimdi, şahıslar adına söz taleplerini karşılayacağım.

Şahıslar adına ilk söz, İstanbul Milletvekilimiz Sayın Mehmet Bekaroğlu'na aittir.

Buyurun Sayın Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süremiz on dakika Sayın Bekaroğlu.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

43 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin geneli üzerinde kişisel görüşlerimi açıklamak üzere söz aldım.

Değerli arkadaşlar, bu Sosyal Hizmetler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'inde -ismi sonradan değişti- bizim de itiraz etmeyeceğiniz maddeler var, teknik maddeler. İtiraz edeceğimiz konu şu ki: Bunların büyük çoğunluğu, itiraz etmeyeceğimiz maddelerin büyük çoğunluğu daha evvel yine torba kanunlarla gelmiş, muhalefetin uyarılarına rağmen -hani bir harfini, bir kelimesini değiştirmeme azmindeler ya arkadaşlar- değiştirmemişler, sonra, bir ay sonra, iki ay sonra yanlış yaptıkları anlaşılmış, şimdi düzeltmek için getirilen maddeler değerli arkadaşlarım, inat için geliyor.

Başka önemli bir konu var bu yasa yapma tekniğiyle ilgili. Şu anda görüşmekte olduğumuz bu 19 maddelik torba yasa, arkadaşlar, temel yasa olarak görüşülüyor. Komik bu ya! Bu, kabul edilebilir bir şey mi? Temel yasa, açın İç Tüzük'ü bir okuyun arkadaş, neresi temel yasa bunun? Neyse, temel yasa olarak konuşuyoruz. Ama bu yasa teklifinin 6 maddesi Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığıyla ilgili, 1 maddesi Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, 1 maddesi Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 1 maddesi Tarım ve Ormancılık Bakanlığı, 2 maddesi İçişleri Bakanlığı, 2 maddesi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, 4 maddesi de Hazine ve Maliye Bakanlığıyla ilgili. Nerede, kimle konuşacağız, kimle tartışacağız, nerede şimdi bakanlar, burada oturmuyor? Bu, bu şekilde devam edemez, sürdürülemez. Bunu bir kere daha söylemiş olalım değerli arkadaşlarım.

Bakın "Cumhurbaşkanlığı sistemi" diye bir sistem yok, böyle devam edemez bu iş. İşte, göstermelik olarak, laf olsun "Biz, yasama ile yürütmeyi ayırdık, artık kanun tekliflerini milletvekilleri veriyor." Ondan sonra "torbacı" filan diyoruz arkadaşlara, kızıyorlar. Yani dolaşıyorlar bakanlıklar arasında, getiriyorlar, ne getirdiklerinden çoğunun haberi yok, kızacaklar var ama işin gerçeği bu. Böyle olmak zorunda değil değerli arkadaşlarım. Ya bu bize, bu, Türkiye Büyük Millet Meclisine, demokrasimize şu kadar senelik ödenen bedellere, tecrübelere ihanettir, ayıptır değerli arkadaşlarım, bunları yapmayalım.

Bakın birkaç tane sos maddesi koyuyorsunuz, işte herkesi ilgilendiren madde koyuyorsunuz. Mesela burada bayram ikramiyeleri dolayısıyla gelir testinde problem çıkmış ve engelliler yardım alması, evde bakım yardımı almasıyla ilgili sorun çıkmış, şimdi bunu düzeltiyorlar. Aslında bu iki maaş ikramiye gelirken bu sorunun çıkabileceği öngörülebilmeliydi, öngörülmemiş, şimdi geliyor sos. Ama burada Komisyon Başkanını da sizin huzurunuzda size şikâyet ediyorum değerli arkadaşlar, kınıyorum kendisini. Bize "İşte, on yedi maddelik bir teklif geliyor, şunlar şunlar var." dedi, bir problem yok, tamam. Ama son dakikada esas maddeleri getirdi arkadaşlar. Yani bu ayıp bir şey ya, ayıp yani ayıp, başka bir kelime bulamıyorum Sayın Başkanım, son dakikada esas iki tane maddeyi getirdi. Nedir

32

bu esas iki tane madde değerli arkadaşlarım? Seçim amaçlı iki tane madde geliyor, 31 Marta yönelik iki tane madde geliyor. Bunlardan bir tanesi değerli arkadaşlarım, tüyü bitmemiş yetim hakkını birilerine veren bir madde. Daha evvel biliyorsunuz taşeronluk sistemiyle ilgili çok tartıştık. Cumhuriyet Halk Partisinin 2015 seçimlerindeki vaadiydi, daha sonra AK PARTİ "Ben yapacağım." dedi, kısmen yaptı. Ama orada bir problem çıktı. Bundan önce biriken kıdem tazminatları ne olacak? Mahkemelere verildi. İşte "Alt taşerona rücu eder, etmez." tartışmaları devam etti. Mahkemeleri kazandı işçiler. Alt taşeronlardan, alt işverenlerden kıdem tazminatlarını almaya başladılar. Şimdi geliyorsunuz burada, kimdir bu yandaşlar, bu müteahhitler? Bu müteahhitlere bu milletin milyarlarca parasını veriyorsunuz, milyarlarca parasını veriyorsunuz. Üstelik de geriye doğru da gidiyor değerli arkadaşlarım, ayıptır, günahtır, yapmayın, ayıptır, günahtır, yapmayın. Ve bunu gece yarısı getiriyorsunuz, gece yarısı -tartışmayı, konuşmayı, kamuoyunda bir tepki oluşmasını engellemek için- getirip kurnazlık yapıyorsunuz, ayıptır. Yani etikle, ahlakla filan bağdaşan şeyler değil Başka bir şey daha yaptınız bu şeyde: Şubat, mart, nisan ayında işe alınanların, o işçilerin maaşlarını, o işçilerin primlerini ve vergilerini nereden ödeyeceksiniz? İşsizlik Sigortası Fonu'ndan. Kaç tane ahlaka mugayir iş var burada ya? Gece yarısı getirmeniz çok ayıp. Yani neyle izah edeceksiniz? Hadi, milletten saklamanız… İşsizlik Sigortası Fonu'nu niye başka amaçla kullanıyorsunuz siz ya? Böyle bir hakkınız var mı? Seçimden önce yapıyorsunuz, esas seçim rüşveti, seçimden önce yapıyorsunuz. Böyle bir şey yapma hakkınız var mı? Ayıptır arkadaşlar ya! Siz nasıl bir heyet oldunuz ya? Nasıl her şeyi sindirebiliyorsunuz, nasıl yapabiliyorsunuz bütün bunları arkadaşlar ya? Sonra nasıl aynaya bakabiliyorsunuz, nasıl çocuklarınızın, eşlerinizin yüzlerine bakabiliyorsunuz, ben hayret ediyorum değerli arkadaşlarım ya. Bunu yaptınız. İşsizlik Sigortası Fonu'ndan… Peki, sonra ne olacak, sonra ne olacak değerli arkadaşlarım, nisan ayından sonra ne yapacaksınız? Var mı?

Başka önemli bir madde daha var karşı çıkacağımız, değerli arkadaşlarım: Bakın, elimde raporlar var. Şubat ayındaki iş kazaları, şubat ayında. Hâlâ çıkarıldı mı Muğla'da, Milas'ta kayaların altında kalan işçiler? Hâlâ işçiler daha çıkarılamadı. İş kazaları var, değerli arkadaşlarım. Ocak ayında 155 işçi, en az 155 işçi öldü, değerli arkadaşlar. 2018'de 1.923 kişi öldü, değerli arkadaşlarım. Şimdi diyorsunuz ki tekrar, değerli arkadaşlar: "(A) sınıfı çalıştırılması gerekenler, şu tarihe kadar (B) sınıfı iş güvenliği uzmanı çalıştırabilir, (B) sınıfı iş güvenliği uzmanı çalıştırması gerekenler şu tarihe kadar (C) sınıfı uzman çalıştırabilir." Bu ne demektir biliyor musunuz? Bu şu demektir: Bu cinayetlere ortak olmak demektir, değerli arkadaşlarım. Bunlar rakam gibi geliyor size, değil mi arkadaşlar? 150 kişi filan. Ne olacak ya? 81 milyon, oo, bizde yiğit mi yok? Öyle değil ya! Bunlar insan, arkadaşlar; bunlar baba, anne, eş, çocuk bunlar ya! Bunların evde bekleyeni var değerli arkadaşlarım ya! Bizim yaptığımız, bir el kaldırma, "Evet" filan. El kaldırmayla yaptığımız yanlışlıklar dolayısıyla bu insanlar gidiyor, arkadaşlar. Kader maderle falan da bir ilgisi yok. Eğer kader anlayışınız bu ise, sizin din anlayışınızı ciddi bir şekilde tartışmak lazım değerli arkadaşlarım.

Başka bir şey daha var: Değerli arkadaşlarım, bu Meclise, Türkiye Büyük Millet Meclisine yine torba yasa şeklinde geldi, 24 Haziran seçimlerinden önce yine rüşvet olarak getirdiniz, imar barışı -"imar affı" filan demediniz- geldi. Yetmedi, Sayın Binali Yıldırım İstanbul'a giderken bir paketle gitsin diye, aralık ayında çıkardığınız başka bir torbayla bu imar barışını Boğaziçi'ni de kapsayacak şekilde genişlettiniz değerli arkadaşlarım. Peki, Maltepe'de ne oldu? Bugün de Mersin'in Toroslar ilçesi Mevlana Mahallesi'nde bir bina yıkıldı; Allah'a şükür, içinde kimse yoktu. Maltepe'de ne oldu? 21 kişi… Sizin çıkardığınız yasa dolayısıyla bu insanlar gitmişlerdi, başvurmuşlardı. 18 milyar da para topladınız şimdiye kadar değerli arkadaşlar; 8 milyar da bedelli askerlikle topladınız; ondan sonra, nisan ayında, mayıs ayında yapılacak olan Merkez Bankasının Genel Kurulunun erkene alınarak ocak ayında 34 milyar Merkez Bankası parasını da, kârlarını da hazineye aktardınız. Ondan sonra ne yaptınız? Ondan sonra, cambaz -öyle diyeceğim, başka ne diyebilirim yani- çıkıyor böyle, mimikleriyle "Vallahi, çok iyi gidiyor her şey." diyor, siz de buna inanıyorsunuz, "Ocak ayında bütçemiz 5 milyar fazla verdi." diyor. Uçuyoruz, ekonomi uçuyor, 5 milyar fazla veriyor! Ya, arkadaşlar, bu paralar olmasa 2019 bütçesi daha ilk, ocak ayında 50 milyar TL açık verecek değerli arkadaşlar; bu, ekonomi bu ama siz milleti aldatmaya, kandırmaya devam ediyorsunuz.

Ya, Cumhurbaşkanını ne telaş almış arkadaşlar ya? Neredeyse mahallelerde miting yapacak. Yapsın tabii ya. Mahallelerde miting yapacak. Neler söylüyor arkadaşlar? "Bakın, bu kuyruklar filan var ya -biraz evvel arkadaşlarımız kuyrukları filan eleştirdi- Bay Kemal, sizin zamanınızdaki kuyruklar yokluk kuyruğu, bizim kuyruklarımız varlık kuyruğu." Şu işe bakın arkadaşlar ya! Güler misiniz, ağlar mısınız? (CHP, HDP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Bu nedir yani? Bu şekilde seçim kazanacak!

"Varlık" deyince aklıma geldi: Değerli arkadaşlar, 31 Marttan sonra, 1 Nisan itibarıyla bu ülkeyi ciddi bir anafor, kriz bekliyor; bu yaptığınız yanlışlıklar dolayısıyla bedeller kat kat katlanıyor. Türkiye'nin problemi ortada, başınızı kuma gömmeyin. Paraları aldınız, aldınız,

33

aldınız, şimdi ödeme zamanı gelince "Nereden çıktı bu?" diyorsunuz, ödeyemiyorsunuz. Türkiye, ciddi bir ödeme güçlüğü içinde değerli arkadaşlarım.

Bakın, şimdi Çin'den 1 milyar avro borç alacağız, Çin'den. Çin Sanayi ve Ticaret Bankası ile Citigroup görevlendirildi. Kim alacak biliyor musunuz? Varlık Fonu. Varlık Fonu nedir arkadaşlar?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) - Bir dakika verir misiniz bana Başkanım.

BAŞKAN - Devam edin.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) - Varlık Fonu, varlıkların bir kısmını gelecek kuşaklara aktarmak için değerlendirmek amacıyla topladığımız fondur. Varlık Fonu, borç verir, değerlendirir, nemalandırır. Siz, Varlık Fonu'nda Türkiye'nin bütün varlıklarını topladınız, şimdi Çin'e Ziraat Bankasını ipotek göstereceksiniz 1 milyar avro almak için. Türkiye'yi buraya getirdiniz. Bununla seçimi kazanmaya çalışıyorsunuz, örtüyorsunuz. Ama bunun bedelini sadece siz ödemeyeceksiniz ki, bütün bu millet ödeyecek, herkes bu bedeli ödeyecek değerli arkadaşlarım.

Bakalım, 1 Martta bu cambazlığınız tutacak mı? Bakalım, 1 Martta sayın damadın söylemiş olduğu "Ocak ayında 5 milyar fazla verdik." yalanı tutacak mı? Hep beraber göreceğiz diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP, HDP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Şahıslar adına ikinci ve son söz talebi Adana Milletvekilimiz Sayın Tamer Dağlı'ya aittir.

Buyurun Sayın Dağlı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

TAMER DAĞLI (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 43 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle aziz milletimizi ve Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

43 sıra sayılı Kanun Teklifi'yle vatandaşlarımızdan ve kamu kurumlarımızdan gelen talepler doğrultusunda toplumsal beklentilere cevap verecek bazı kanunlarda düzenlemeler yapıyoruz. Bunlardan önemli bir düzenleme, 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu, evde bakım yardımı alan bakıma muhtaç engellilerimizi ilgilendirmektedir. Kanunda yapılacak değişiklikle Ramazan ve Kurban bayramlarında verilen ikramiyelerin hane halkı içinde kişi başına düşen gelir hesaplamasına dâhil edilmeyerek yapılan yardımın kesilmemesi, yine eklenecek geçici maddeyle, hane halkı ortalama geliri arttığı için yardımları kesilen kişilere ödenmeyen yardım tutarlarının defaten ödenmesi amaçlanmaktadır. Yani burada bir alan genişletme veya yeni bir uygulama yok. Kurban Bayramı ve Ramazan Bayramı'ndaki ikramiyeden dolayı hane halkı gelir rakamı arttığı için mağdur olan engellilerimizin mağduriyetinin giderilmesi söz konusu.

Ayrıca, Çevre Kanunu Ek 11'de yapılan düzenlemeyle; özellikle Çevre Kanunu'nda geri kazanım, katılım paylarının beyanname süresi ve ödeme süreleriyle ilgili bir düzenleme yapılmaktadır.

Ek 11'inci maddesinde yapılması öngörülen değişiklikle geri kazanım, katılım payları ürününün piyasaya sürüldüğü veya ithal edildiği tarihi takip eden ayın 24'üncü günü sonuna kadar ilgililerin gelir veya kurumlar vergisi yönünden bağlı olduğu vergi dairesine, gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmayanlar tarafından ise Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından belirlenecek vergi dairesine beyan edilerek aynı ayın sonuna kadar ödenecektir.

Daha önce bu düzenlemeyi Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız yürütmekteydi, bu yapılan değişiklikle Hazine ve Maliye Bakanlığımız geri kazanım, katılım payının beyan ve ödeme sürelerini kanuni süresinden itibaren bir ayı geçmeyecek şekilde yeniden belirlemeye yetkilendiriliyor; geri kazanım, katılım payı beyannamelerinin verilme sürelerini, kapsamına girenlerin sektörleri, gayri safi iş hasılatları, istihdam edilen işçi sayıları dikkate alınarak il ve ilçe sınırları itibarıyla ayrı ayrı veya birlikte aylık, üç aylık veya altı aylık dönemler hâlinde tespit etmeye, beyannamelerin şekil, içerik ve eklerini belirlemeye, beyannamelerin elektronik ortamda gönderilmesine zorunluluk getirmeye, bu beyannamelerin yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişiler aracı kılınarak gönderilmesi hususunda izin vermeye, bu kişileri aracı kılmaya veya zorunlu tutmaya ve uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye Bakanlığın görüşü alınarak yani Çevre ve Şehircilik Bakanlığının da görüşü alınarak Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkili olacaktır.

Ayrıca, 2872 sayılı Kanun'a eklenecek geçici maddeyle, ocak ve şubat aylarına ait beyanname tarihi 24/4/2019, ödeme tarihi ise 30/4/2019 olarak düzenlenecektir.

Yine, bu yasada Sivil Havacılık Kanunu'nun 98'inci maddesinde yapılan değişiklikle haklarında soruşturma veya kovuşturma başlatılmış personelin uluslararası anlaşmalarla tanınan yeterlilik belgelerinin bu soruşturma ve kovuşturma neticelendirilinceye kadar geri alınması hususunda bakanlıklar arasında koordinasyon sağlanması öngörülmektedir. Yani İçişleri Bakanlığı ile Ulaştırma Bakanlığı arasındaki koordinasyon… Niye kanun değişikliği öngörüldü? Yetki belgeleri 190 ülkenin tamamına yakınının taraf olduğu 1945 Şikago

34

Anlaşması'na göre düzenleniyor. Dolayısıyla, sivil havacılık uluslararası bir alan olduğu için bakanlıklar arası bu yetki devri kanunla düzenlenmesi gerektiğinden bu madde buraya gelmiştir.

Yine, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nda yapılacak değişiklikle… Bilindiği gibi Kültür ve Turizm Bakanlığınca yayıncılık sertifikası verilmiş yayıncılar tarafından yapılan kitap ve süreli yayınlarda vergi muafiyeti vardı. Bu yapacağımız düzenlemeyle birlikte poşetlenerek satılanlar hariç olmak üzere basılı kitap ve süreli yayınların tesliminin katma değer vergisinden istisna edilmesi, ayrıca maddede uygulanan istisna had sınırının bu istisnanın uygulanmasında geçerli olmaması amaçlanmaktadır.

Yine, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu'nun geçici 19'uncu maddesinde yapılacak değişiklikle -ki İşsizlik Fonu'nun 48'inci maddesi istihdamı artırmak ve iş gücü maliyetlerinin azaltılması anlamında buna yetki veriyor- 2018 yılında iş yerinde bildirilen en düşük sigortalı sayısına ilave olarak yeni işçi alan işverene prim, vergi ve ücret desteğinin üç ay süreyle sağlanması amaçlanmaktadır.

Özel Tüketim Vergisi Kanunu'yla ilgili bir düzenleme var. Kanunda ekli listede yer alan gümrük tarife istatistik pozisyon numaralı cep telefonları ile diğer alıcısı bulunan vergici portatif telsiz telefon cihazlarının özel tüketim vergisi oranlarının yüzde 50'ye kadar artırılabilmesi ve oranlara esas özel tüketim vergisi matrahlarının maddede yer alan sınırlar dâhilinde belirlenebilmesine imkân verilmesi amaçlanmaktadır. Şu anda da yüzde 25'e kadar artırma ve yüzde sıfıra kadar çekme yetkisi Cumhurbaşkanına aittir. Bu yetkinin cep telefonları için özellikle yüzde 50'ye çıkarılması amaçlanmaktadır. Ayrıca özel tüketim vergisi matrahının da dilimlere ayrılması öngörülmüştür.

5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu'nda bir düzenleme yapılmaktadır. Bu düzenlemeyle de "serbest kullanıcılar" dediğimiz yıllık tüketimi 5 bin tonun üzerinde motorin, fuel-oil veya kalorifer yakıtı tüketmekte olan belediyeler, Devlet Demiryolları, EÜAŞ gibi firmaların 5 tonun üzerindeki tüketimlerinin ulusal stok bulundurma yükümlülüğü olan 20 bin tonu aşma riskine karşılık, ulusal stok bulundurma yükümlülüğünden muaf tutulması öngörülmektedir. Burada kamu kurumlarının maliyetlerini azaltıcı bir amaç güdülmektedir. Bunun toplam içerisindeki payı da binde 1'dir yani ulusal stok bulundurma yükümlülüğümüz içerisindeki bu serbest kullanıcıların payı binde 1'dir.

Yine, 5393 sayılı Belediye Kanunu'na eklenecek maddeyle burada konusu suç teşkil etmemek üzere -yani belediye başkanlarının affedildiği söylendi ama- bu maddenin yürürlük tarihine kadar, personelin çocukları için kreş ve gündüz bakımevi hizmetini bütçesinden hizmet alımı yoluyla karşılamış olan belediyeler, büyükşehir belediyeleri ve bağlı kuruluşların yetkili ve görevli personeli hakkında idari veya mali yargılama ve takibat yapılamaması, başlamış olanların işlemden kaldırılması amaçlanmaktadır. Burada da Sayıştayla yaptığımız görüşmede -ki belediyenin bize verdiği raporda da- belediyeler, hizmet alımı yöntemiyle 5 milyon gibi bir rakama bu işi çözerken, şu anki maliyeti, 18 milyon liraya çıkmış, bunu da belediyeler belgelemektedir. Şu anda belediyeler kendileri işletmekte ve neredeyse 4 katı düşük fiyatla bunu yapabilmektedirler.

Yine, Hazineye ve DSİ Genel Müdürlüğüne ait su ürünlerinin işletilme hakkı daha önce il özel idarilerine aitken, şimdi Tarım ve Orman Bakanlığına devriyle ilgili bir süreç vardı. Bu, 1/1/2019 tarihinde doldu. Bu tarihin de 1/1/2020'ye kadar uzatılması ve bu alanda faaliyet gösteren 2.300 tane firmanın ve 25 bin çalışanın sıkıntı çekmemesi adına bir düzenleme yapmaktayız.

Ayrıca, iş güvenliğiyle ilgili burada çok bahsedildi, işte, (C) sınıfı iş güvenliği belgesi olanların (B) sınıfı iş güvenliğinde görev alıyor olması 1/1/2019 tarihi itibarıyla sonlanmıştı. Özellikle, (A) grubu ve (B) grubu iş güvenliği sertifikasının yetersiz olması ve burada görev yapacak iş güvenliği uzmanı bulunamaması nedeniyle zaten bu tarihe kadar (C) grubu iş güvenliği uzmanları buralarda görev yapmaktaydı. Bu yasal düzenlemeyle esasında son verilecek bir aşamaya geliyoruz çünkü sayısı 50'nin altında işçi çalıştıranlar ile kamu kurumları bu yasal düzenlemeye 1/7/2020 tarihinde gidecek. Biz (C) sınıfı iş güvenliği uzmanlarının da süresini bu tarihe uzatarak ikisini birleştirmiş ve kanunun normal düzeyine çekmiş olacağız bu düzenlemeyle.

Ayrıca, bazı alacakların yapılandırılmasıyla ilgili özellikle tarımsal üretimi devam etmek koşuluyla tarımın desteklenmesi amacıyla çiftçilerimizin Ziraat Bankasına ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçlarının yapılandırılması amaçlanmıştır. Burada tasfiye olunacak alacaklar hesabına 31/12/2018 tarihi itibarıyla aktarılan rakamlarla birlikte, afet ve benzeri nedenlerle zarar görev çiftçilerimizin borçlarının yapılandırılması amaçlanmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Bir dakika ekleyeyim Sayın Dağlı.

TAMER DAĞLI (Devamla) - Burada planlanan faiz oranı yüzde 15'tir, bunun yüzde 10'unu üreticimiz, çiftçimiz karşılayacak, yüzde 5'i ise Hazine tarafından karşılanacaktır.

Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce bu kanunun 1'inci maddesi uyarınca yapılandırılan ve ödemeleri hâlihazırda devam eden krediler bu madde hükümlerinden etkilenmeyecek ancak başvurmaları durumunda bu madde hükmünden faydalanabilecektir.

35

Bugün özellikle Adana'mızla ilgili de önemli bir madde Genel Kurulumuzda görüşülecek. Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitemizin adı Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi olarak değiştirilecek. Şimdiden hayırlı olsun diyorum. Bu vesileyle merhum Alparslan Türkeş'i rahmetle anıyorum. Milliyetçi Hareket Partisinin 50'inci yıl dönümünü de kutluyorum.

Bu kanun teklifinin milletimize, ülkemize hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, soru-cevap işlemi yoktur.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın Tanal, 60'a göre bir söz talebiniz var, sonra da Sayın Filiz'e söz vereceğim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Doğrusu Komisyon Başkanına sormak isterim: AK PARTİ dönemi yani 2002 tarihinden bugüne -bugün dâhil olmak üzere- kaç tane torba kanun Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna geldi?

İki: AK PARTİ dönemi yani 2002 tarihinden bugün kadar bu gelen torba kanunların içerisinde kaç tane kanun değişikliği yapıldı?

Teşekkür ediyor, saygılarımı sunarım.

BAŞKAN - Sayın Filiz…

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Gaziantep sanayisinin yaşadığı bazı sorunları dile getirmek istiyorum.

Sanayicilerimiz, bankalardan kullanmış oldukları kredileri ekonomik sıkışıklıktan dolayı yeniden yapılandırmak istiyorlar ancak çok yüksek faiz oranları sebebiyle yapılandırma yapamıyorlar.

Diğer bir sorun, tarımsal sanayi ürünleri ihracatında 24 Eylül 2018 tarihinde navlun desteğinin kaldırılması maliyetleri artırmış, bu yüzden firmalarımız yurt dışı pazarında rekabet etmekte güçlük çekmektedirler.

Gaziantep, kimyevi maddeler ve plastik ürünlerinde yüksek miktarda ihracat ve ithalat yapmaktadır. Gümrük işlemelerinde laboratuvar testlerine ihtiyaç duyulduğundan gümrükte laboratuvar kurulması talep edilmektedir.

Tunus ve Cezayir'de Türk ürünlerinin ülkeye girişini zorlaştırmak için yaptırımlar uygulandığı, ek vergiler konulduğu belirtilmektedir. Bu konularda Hükûmetin gerekli adımları atmasını bekliyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkürler.

1.- Adana Milletvekili Tamer Dağlı ve Ankara Milletvekili Yıldırım Tuğrul Türkeş ile 49 Milletvekilinin Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1579) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 43) (Devam)

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 8'inci maddeleri kapsamaktadır.

Şimdi birinci bölüm üzerinde söz isteyen değerli milletvekillerimize söz vereceğim.

Birinci bölüm üzerinde ilk söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz isteyen Şanlıurfa Milletvekilimiz Sayın Nimetullah Erdoğmuş'a aittir. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarımız; hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Bugün Sayın Baykal Mecliste yemin etmekle yeniden hem Türk siyasi hayatının hem Türkiye siyasetinin ne kadar önemli bir ismi olduğu şeklinde bir şeyle, bir manzarayla bizi de buluşturdu. Bu vesileyle de müteşekkiriz ve kendisine de "Hayırlı olsun." diyoruz. Keşke Meclisimizin bir diğer üyesi olan Hakkâri Milletvekili Leyla Güven arkadaşımızın -ki böyle bir derdinin olmadığını da yakinen biliyorum- yemin etme, Meclise katılma gibi bir talebi ve derdinin de olmadığını biliyorum ama buna rağmen, buradaki zevat, keşke o arkadaşımızla ilgili de bir konsensüs, belki bir komisyon gibi, belki partileri temsilen birer temsilci olarak onun durumunu da değerlendirmiş olsaydı, belki çok daha hayırlı olacaktı.

İkinci bir husus: Biliyorsunuz ki bugün Dünya Ana Dili Günü. Ben izninizle Kur'an-ı Kerim'in iki ayetiyle buradaki hususiyeti ve bize düşen sorumluluğu anlatmaya çalışacağım. Birincisi, Rûm Suresi 22'nci ayette mealen deniliyor ki: Nasıl yerin ve göklerin yaratılması Allah'ın kudretinin, yüceliğinin birer alameti, birer işareti, birer delili ise dillerinizin ve renklerinizin de muhtelif olması yüce Allah'ın ayetlerindendir. Kur'an-ı Kerim'in herhangi bir

36

ayetini Allah muhafaza kabul etmemek nasıl bütün kelamı, bütün kitabı kabul etmemek kadar büyük bir mesuliyet ve hassasiyet taşıyorsa aynen bu şekilde Yüce Allah'ın kevnî ayetleriyle ilgili de bir tek ayetine karşı sorumsuz davranmak da yüce Allah'ın diğer ayetlerine karşı da sorumluluğu yerine getirmemek olur. Demek ki insanların dillerinin farklı olması Allah'ın ayetlerinin, Allah'ın yüce kudretinin alamet ve işaretlerindendir. Dolayısıyla burada, bu Mecliste aramızda bulunan birçok arkadaşımızın çok değişik dillerde ve lehçelerde… Eminim ki bugün burada, eğer Kürtçe olmasaydı, eğer konu Kürtçeye gelmemiş olsaydı belki bu Meclis bu günü öyle bir diller şöleniyle geçirmiş olacaktı ama maalesef Kürt'ün, Kürtçenin olduğu yerde her ne hikmetse bu haklar da dile getirilmiyor.

Yine, Hucurât Suresi'nin 13'üncü ayetinde milletlerle ilgili, kabilelerle ilgili, halklarla ilgili taarrüften bahseder, der ki: "Birbirinizi tanımanız, birbirinizi kabul etmeniz için Yüce Allah bu şekilde insanları farklı farklı yarattı. Eğer birbirinizi kabul etmez inkâr ederseniz o zaman burada da yine inanç açısından çok ciddi bir sorunla karşı karşıya kalırsınız."

Değerli arkadaşlar, bu torba kanununa gelince onunla ilgili de birkaç kelime paylaşmak istiyorum: Şimdi, malumunuz meşhur bir kaide var, her birimiz kullanırız, deriz ki: "İstisnalar kaideyi bozmaz." Aslında torba yasası istisnai bir durumdur, istisnai durumlar için düşünülmüş bir tedbirdir, bir çaredir fakat maalesef sizler, iktidar mensubu arkadaşlar bu "İstisnalar kaideyi bozmaz." kaidesini de çiğnediniz, artık istisna olmaktan çıktı, normal bir duruma döndü. Bütçedeki arkadaşlarımızın da ifade ettikleri gibi -hani sizin meşhur sloganınız var- "Bir gece ansızın bu torba yasası geliyor, şekilleniyor, ete kemiğe bürünüyor ve Meclisin onayından geçiyor." Bu torba kanununda da aynı garabetle karşı karşıyayız.

Aslında birebir o kanunlar ele alınınca elbette bir emek mahsulüdür ama keşke, başta meslek örgütleri olmak üzere, o kanunun taraflarıyla, mensuplarıyla birlikte bunun bir altyapısı hazırlanmış olsaydı ve kamuoyuyla da paylaşılarak bunlar bu şekilde Meclise gelmiş olsaydı. Ama maalesef bu tür gelişmelerden biz de, halkımız da bu şekilde mahrum kalıyoruz. Zaten bizim gündemimiz ile halkımızın gündemi çok da birbirini tutmuyor. Bugün, dışarıda, halkın içerisinde, çarşıda, pazarda insanlarımızın gündemi ile şu anda Ankara'nın gündemi, maalesef, örtüşmüyor. Yani madalyonun bir yüzünde halkın çilesi ve ızdırabı var, diğer yüzünde de biz burada -kendi adıma söyleyeyim, haksızlık yapmayayım- zaman israfından öteye gitmeyen bir uğraş ve çalışmanın içerisindeyiz.

Kanunun 1'inci maddesinde dikkatimi çeken bir ibare var; onun düzeltilmesi, belki, biraz daha, rencide etmeme açısından gerekli olarak görülebilirdi. "Engellilere yardım" ibaresini şahsım olarak çok doğru bulmuyorum. Bunu "engelliler tazminatı" olarak konuşsak, o şekilde isimlendirsek sanıyorum yaralayıcı olmaktan biraz daha kurtulur.

Maddeler tek tek ele alınınca burada arkadaşların da üzerinde duracağı önemli konular var, son maddeyle ilgili de benim de özellikle tarımla ilgili paylaşacağım şeyler var ama ona gelmeden, bu, tarım kriziyle ilgili, tarım politikasıyla ilgili, gelinen noktayla ilgili yine iktidar mensubu arkadaşlara hitaben şunu hatırlatmak ve sormak istiyorum: Hani, sizin meşhur bir projeniz var, "yerli ve millî" diyorsunuz ya, bu yerli ve millî projelerinizde mesela tarımla ilgili ilaç konusunu ben size sorayım. Tarım ilaçlarının kaçta kaçı, ne kadarı yerli ve millîdir? Kaçta kaçı İsrail'den geliyor? Kaçta kaçı İngiltere veya Amerika'dan geliyor? Bizde üretilenler, yerli olanlar, millî olanlar, çiftçinin nazarında, çiftçinin üretimde verim alma noktasındaki inancında, bilincinde ne kadar kıymet taşıyor? Ben bunu size sormak istiyorum.

Bakınız, İsrail devlet olarak ayrı tartışılır, siyonist bir devlet olduğu için gayrimeşruluğu tartışılır ama kabile, kavim, millet olarak yerli ve millîliğin belki de en güzel örneklerini bugün dünyada ortaya koymaktadır. Umarım ve dilerim, umudum ve duam da odur ki bu konuda biz de… Gerçekten de tarihimize, örfümüze, geleneğimize, ananemize ve bizim bir arada yaşama kültürümüze hizmet edebilecek birtakım yerli ve millî projelerin devreye girmesi noktasında bütün bu Meclisin ortaya koyacağı çabaların kaçınılmaz olduğunu ifade ediyorum. Bu vesileyle bu maddedeki veya bu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Erdoğmuş, ben ekleyeyim, sizi sesli olarak duysun herkes.

Buyurun.

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) - Bitiriyorum.

Bu tasarının tek tek maddelerinin de eksikliklerinin de yeniden telafisi düşüncesi ve niyetiyle -desteklediğimiz maddeler var içinde- hayır getirmesini diliyorum, yüce Meclisinizi de saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Bilgiç, Sayın Tanal'ın bir sorusuna cevap vermek için söz istediniz.

Buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Sadece Sayın Tanal'ın sorusu değil ama sürekli gündeme geldiği için bilgilendirme yapmak istiyorum.

Tabii, 22'nci Dönemdeki veriler elimde yok ama Plan ve Bütçe Komisyonu açısından, benim Komisyonda bulunduğum 23, 24, 26 ve 27'nci Dönemlerle ilgili bilgi vereceğim. 25'inci

37

Dönemde de malumunuz, komisyonlar oluşmadığı için yasama çalışmaları Parlamentoda yapılmamıştı. Bu 4 dönemde yani 23, 24 ve 26, 27'nci Dönemlerde Plan ve Bütçe Komisyonundan biz, tasarı ya da teklif olarak Komisyonumuza sunulan ve sonra da Genel Kurula inip Genel Kurulda yasalaşan toplam 156 adet yasa geçirdik. Bunlardan 90 tanesi farklı kanunlarda ve KHK'lerde düzenleme yapan tasarı ya da tekliflerdir, yani "torba" olarak nitelendirilen. 69 tanesi de kod kanun olarak Komisyonumuzda görüşülmüş ve Parlamentoya, Genel Kurula sunulmuştur. Yani toplam rakam, bu görüştüğümüzle 157'nci kanundur benim Plan ve Bütçe Komisyonunda görev aldığım süre içerisindeki.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Peki, daha önceki, siz onun devamı değil misiniz efendim? Devlette…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Son iki dönem, 26, 27'ye bakın.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Sayın Başkanım, özür dilerim, izin verir misiniz bana? Özür dilerim.

BAŞKAN - Sayın Tanal, buyurun.

Sayın Sadi Bilgiç sizin açıklamanıza cevap verdi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Çok teşekkür ediyorum Değerli Başkanım.

Sayın Başkanım, "Bizim dönemimizden itibaren." deyip sayıyorsunuz. Bu devlette devamlılık esas değil midir?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Elimde diğerleriyle ilgili bilgi yok. Bununla ilgili çalışma yaparım, sonra da sizinle paylaşırım. Ama kendi dönemimle ilgili çalışmayı iki üç gün önce… Yani toplam on iki yıldır burada görev yapıyorum Plan ve Bütçe Komisyonunda; ne yapmışız, ne etmişiz diye baktığımda gördüm ki 156 tane kanun ve 156 kanunla da toplam 4.181 madde üzerinde düzenleme yapmışız. Bu veri bende var ama diğer sorduğunuz veriyi de zannediyorum, Kanunlar Kararlar bu konuda bir çalışma yapar, size bildirir.

BAŞKAN - Diğerlerini de daha sonra yazılı olarak da…

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Çünkü sadece Plan ve Bütçe Komisyonu değil, diğer ihtisas komisyonları var, onlarda da görüşülen kanunlar var.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Muhalefet milletvekillerinden gelen kanun teklifi hiç var mı, bir de onu söyle bakalım.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bilgiç.

1.- Adana Milletvekili Tamer Dağlı ve Ankara Milletvekili Yıldırım Tuğrul Türkeş ile 49 Milletvekilinin Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1579) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 43) (Devam)

BAŞKAN - Söz sırası İYİ PARTİ Grubu adına söz isteyen Ankara Milletvekilimiz Sayın Durmuş Yılmaz'a aittir.

Buyurun Sayın Yılmaz. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Yılmaz.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA DURMUŞ YILMAZ (Ankara) - Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

43 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 17'nci maddesi salı günü Komisyonda görüşülürken Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürü yeniden yapılandırılan kredilerle ilgili olarak sorulan bir soru üzerine "Bu kredilerin yüzde 97'si işler vaziyette, geri dönüyor. Bizim tahsilat oranımız oldukça yüksek." dedi ve arkasından da şunu söyledi, dedi ki: "Biz şu ana kadar bu kredileri 3 kez erteledik, 2 kez de yeniden yapılandırdık." Şimdi, Yüzde 97 tahsilatı olan bir kredi 3 kez erteleniyor, 2 kez de yeniden yapılandırılıyor. Dolayısıyla, "Bu, neyin ifadesi?" diye sorduğumda Ziraat Bankası, kooperatifin ortağı olan çiftçiler ve hazine burada ortaklaşa bir işlem yapıyorlar ve dolayısıyla Ziraat Bankası fon sağlıyor, bu fonun yanında ortakların koydukları sermaye var. Bu sermaye çerçevesinde de tarım sektöründe bu kooperatifte yer alan üyeler fonlanıyor ve ihtiyaçları karşılanıyor. "Ama buna rağmen bu krediler geri ödenemiyor. Bu bir kriz değil midir, bu bir sorun değil midir?" dedim. "Hayır, değildir." dedi. Ben de bunun üzerine ne krizdir ne değildir diye Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının 2018 yılı faaliyeti sonucunda elde ettiği kârın Türkiye ekonomisinin karşı karşıya olduğu krizin 3-5 göstergesinden, en önemli göstergelerinden birisi olduğunu söyledim. Bunun üzerine Komisyonda bulunan büyük partinin ilgilileri "Bu, sana yakışmadı. Siz olandan bitenden ziyade kriz istiyorsunuz, kriz istemekle ömrünüzü geçiriyorsunuz." gibi bir cümle kullandılar. Ben kriz istemiyorum, o nedenle böyle bir şey de söz konusu değil ama kriz nedir, ne değildir, şu andaki durumumuz nedir konusunda bir açıklama yapmak istiyorum.

Şimdi, krizin sözlük anlamı "Ayırmak, tefrik etmek, şeylerin durumuna karar verici olan an." veya "Bir olayın en üst noktasına ulaştığı zaman noktası." Öyle ki bu noktaya

38

ulaşıldığında söz konusu olan şey veya olay bir süre sonra ya sona erecek veya değişim gösterecektir, geçilecektir. Kriz bir karar anıdır, hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı bir an. Kriz olayın tepe noktasıdır. Sürdürülemeyecek, devam ettirilemeyecek bir durumdur, hâldir. Bu noktada ekonomik yaşamda iş çevrimlerinin kötü olduğu bir dönemdir. Kısacası kriz uzunca bir süre içinde yaşanılan ve kuralları herkes tarafından içselleştirilmiş, belirsizliklerin asgariye indirildiği, ileriye yönelik güven unsurunun pekiştirildiği; çoğu kez aniden bazen de tedricen değiştiği, güvenin kaybolduğu, yürürlükteki kararların geçerliliğini yitirdiği, belirsizliklerin arttığı yeni ortam olarak tanımlanabilir. Krizle birlikte, alışılagelen refah düzeyi geriler, halk fakirleşir, sıkıntılar artar, mutsuzluk yaygınlaşır. Neden? Çünkü ekonomi küçülür, işsizlik artar, gelirler azalır, sosyal dayanışma zayıflar, karamsarlık artar. Dolayısıyla, kriz, yönetilmesi gereken bir olgudur.

Değerli milletvekilleri, herhangi bir ülkede herhangi bir zamanda ortaya çıkan krizin dört aşamadan geçtiği genellikle kabul edilen bir olgudur. Bu aşamalar: İnkâr etme, hayal kırıklığı, panik ve umut dönemleridir. İnkâr etme evresi olan ilk aşamada, karar alıcı sorumlular önce bilinçsiz, sonra bilinçli olarak krizin yol açtığı tahribatın boyutunu anlamakta güçlük çekerler. Ortaya çıkan sorunların arızi, geçici olduğunu söyleyerek kısa bir süre sonra atlatacağına veya önemli boyutlara ulaşmayacağına inanırlar ve bunu topluma yaymaya çalışırlar, toplumu inandırmaya çalışırlar. Gerekli tedbirlerin alınması yerine kolaya kaçılır, kurumların ve kişilerin açgözlülüğü, stokçuluğu, vesaire gibi olumsuz unsurlar, suçlamalar gündeme getirilir. Market ve pazarlara eşzamanlı baskınlar yapılmasını, meyve ve sebze tüccarlarına "Cudi'de nasıl teröristlerin işi bitirildiyse halde de bitiririz." söylem ve eylemleri krizin ikinci aşaması olan hayal kırıklığı ve öfkenin sonucudur. Evinizi düzene koymak yerine "iç-dış düşman" gibi başkalarını suçlayıcı, inkâr ve öfke dönemlerinin propagandasının sorunlarını örtmeye, gizlemeye yetmeyeceğinin anlaşılmasının sonucunda çok tedirginlik yaratan gerçekler nedeniyle krizin üçüncü aşamasına geçilir. Bu aşamanın kamuoyunda paylaşılan hissiyatı panik ve çöküş korkusudur. Krizin bu evresinde karşılaşılan sorunlar karar alıcılar tarafından iskonto edilir, soruna sistemik yaklaşılmaz, kural dışı, yüzeysel tedbirlerin sonuç vermemesi, karar alıcılardaki sorunların halı altına süpürülmesiyle sonuçlanan inkâr ve reddetme duygusu yerini hayal kırıklığı ve öfkeye bırakır. Krizin bu aşamasında doğru çözüm yolları arayışı bırakılır, dışarıdan bir suçlu arama isteği, eylemi ve söylemi öne çıkarılır. Bu aşamada, artık sanayici ve iş adamı tüketiciler suçlanır.

Bakan Albayrak'ın "Düşen kredi maliyetlerine rağmen neden kredi portföyü artmıyor, biz de merak ediyoruz." sözü gibi sopayla dikte edilen fiyat istekleri oluşmaya başlar. Sorunu inkâr etmeden kabul edip gerekli tedbirleri almak yerine kolaycılığa kaçılır "kurumların ve kişilerin açgözlülüğü, stokçuluğu" gibi suçlamalar gündeme getirilir. Market ve pazarlara eş zamanlı baskınlar yapılmasını, meyve ve sebze tüccarlarına "Cudi'de nasıl teröristlerin işi bitirildiyse halde de bitiririz." söylem ve eylemleri krizin ikinci aşaması olan hayal kırıklığı ve öfkenin sonucudur.

Evini düzene koymak yerine "iç-dış düşman" gibi başkalarını suçlayıcı, inkâr ve öfke dönemlerinin propagandasının sorunları örtmeye, gizlemeye yetmemesinin sonucunda çok tedirginlik yaratan gerçekler nedeniyle krizin üçüncü aşamasına geçilir. Bu aşamada kamuoyunda paylaşılan hissiyat, panik ve çöküş korkusudur.

"Panik ve çöküş" olarak isimlendirilen üçüncü aşamanın belirtileri şunlardır: Sorunlar daha da derinleşir, başta üretim olmak üzere, ekonomik faaliyetlerin görülmemiş boyutlarda daralması ortaya çıkar, toplam tüketim ve yatırım harcamalarının hızla gerilemesi görülür, işsizlik oranlarında hızla yükselme ortaya çıkar, uzun süreli bir resesyon dönemine girilmesi yönündeki kaygıların zirve yapması durumuyla karşılaşılır.

Üçüncü aşamada ortaya çıkan gerçeğin soğuk yüzü, karar alıcılara artık daha fazla kaçış alanı, görmezlikten gelme olanağı bırakmaz. Bunun sonucunda, karar alıcılar krizin ilk aşaması olan inkârdan vazgeçerler. Sorunun varlığının kabulü çözümün ilk başlangıç noktasıdır. İnkârdan vazgeçip sorunun varlığının kabulüyle birlikte, iyi yönetişim unsurlarından olan şeffaflık ve hesap verebilirlik ön plana çıkar. Bu noktada, karar alıcı çözüm yöntemlerini maliyetini, maliyetin nasıl paylaşılacağını ortaya koyar ve programın başarısı için toplumsal destek arar. Böylece çözümün maliyetini önemli ölçüde artıran inkârın gecikmeli kabulü, iktisadi faaliyette yeşil filizler ortaya çıkmaya başlar. Bu son dönem umut dönemidir.

Türkiye ekonomisi bu aşamaların neresindedir? Türkiye krizin henüz birinci aşamasındadır. Türkiye ekonomisinin karşı karşıya olduğu ciddi sorunlar yönetim tarafından inkâr edilirken üstüne bir yönetim kibri de bindirilmektedir, bu da ikinci bir unsur. Buna rağmen, Türkiye krizin ikinci ve üçüncü aşaması olan hayal kırıklığı ve öfkenin yanında, panik ve korku birinci aşamayla birlikte, inkârla birlikte sürmektedir ve yaşanmaktadır.

Görülmekte olan 43 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 8'inci maddesi üçüncü aşama olan panik havasının bir sonucudur. Bununla ne demek istiyorum? Son iki haftada ortaya konulan, açıklanan resmî rakamlara baktığımızda; Sanayi Üretim Endeksi, onun alt bileşenleri olan

39

yatırım malları üretimi, ara malı ve ham madde üretimi, bütçe gelişmeleri, ekonominin temel direği olan güvenle ilgili göstergelere baktığımızda, maalesef geldiğimiz noktada ekonomimizin önemli bir sorunu olduğu konusunda yadsınamaz bir gerçekle karşı karşıyayız ama bugün itibarıyla hâlâ bu gerçek kabul edilmiş değil, bunun geçici olduğu söyleniyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Yılmaz, bir dakika ilave edeyim.

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) - Bunun geçici olmadığını hep birlikte belki de seçimden sonra göreceğiz.

Dolayısıyla da sözlerimi şöyle bitiriyorum: İnkâr etmekle bir yere varamayız. Gerçeği kabul edelim. Gerçeği kabul ettikten sonra da toplumsal desteği arkamıza alalım ve bu fakir fukara milletin aşıyla, ekmeğiyle de oynamayıp maliyeti bir an önce düşürmenin yollarını arayalım.

Teşekkür ediyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekilimiz Sayın Emine Gülizar Emecan'da. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Emecan.

CHP GRUBU ADINA EMİNE GÜLİZAR EMECAN (İstanbul) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Hizmetler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin birinci bölümü üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle Plan ve Bütçe Komisyonunun bir üyesi olarak Komisyonda da sık sık dile getirdiğim kanun yapma modelimizle ilgili bazı görüşlerimi burada sizlerle ve bizi ekranlarda izleyen kamuoyuyla, vatandaşlarımızla da paylaşmak istiyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisine kanun yaptırılmıyor arkadaşlar, bu bizim yaptığımız artık kanun değil. Birbirinden alakasız, alelacele bir şekilde, önü arkası düşünülmeden, hesabı kitabı yapılmadan, doğru düzgün hesaplanmadan, planlanmadan birtakım farklı konularda maddeler bir torbanın içine koyuluyor, gündeme getiriliyor, Komisyona getiriliyor, görüşülüyor ve kanun teklifi olarak burada sizlerin önüne işte getiriliyor. Sonra ne oluyor? Sonrasına bakmak lazım. Bu düzenlemeler hayata geçirildiği zaman tabii ki alelacele yapıldığı için birtakım aksaklıklar yaşanıyor, bunların düzeltmeleri önümüze geliyor. Yap düzelt, düzelttiğini tekrar düzelt. İşte alın size Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemi, budur arkadaşlar. Bu nasıl bir yasama tekniğidir, bu nasıl bir iş bilmezliktir, bunu anlamak mümkün değil. Asıl bu yasa yapma tekniğimizi, bu torba kanunları ve içerikleri tartışmadan önce bu tekniğimizi tartışmamız ve artık düzeltmemiz, değiştirmemiz gerekiyor. Çoğu zaman teklifi veren verdiği teklifi açıklayamıyor, Komisyona gelen bürokratlar ne olduğunu bize tam olarak anlatamıyorlar, bilgilendirmekte zorlanıyorlar çünkü kendileri bile anlamıyorlar. Sonra, bazen bir kişiye, bir gruba, bazen de seçime yönelik bir şekilde etki analizleri de yapılmadan, ne demiştim başta? Önü arkası hiçbir şekilde düşünülmeden alelacele Komisyondan geçirilip, hop, Genel Kurula getiriliyor. İşte burada biz böyle yasa yapmaya çalışıyoruz. Bunların önemli örneklerinden bir tanesi de- çarpıcı ve acı örnek diyeceğim- geçtiğimiz yıl 24 Haziran seçimlerinden hemen önce, 6 Haziran 2018 tarihinde çıkarılan imar affı kanunudur arkadaşlar. Hem bu imar affı kanunu çıkarılırken hem de bu affın süresinin uzatılmasıyla ilgili Komisyona geldiğinde, daha sonra bizim verdiğimiz soru önergelerinde de bunun altını çizmiştik, Komisyonda da bunları söylemiştik, bu kürsüde de anlatmıştık; denetimsiz ve kaçak yapıların meşrulaştırılarak insan hayatıyla oynanabileceği uyarılarında bulunmuştuk ama ne oldu? Kartal ilçemizde yaşanan acı olaylarla işte bu bize acı bir şekilde ders oldu. Bu tür olayların yaşanabileceğinin biz tehlikesine dikkat çekmeye çalışmıştık ama dinleyen olmadı.

Bu ve benzeri olayların yaşanmaması için burada bir kez daha yinelemek istiyorum. Bu teklifleri getirenlerin, altına attıkları imzanın sadece siyasi değil vicdani sorumluluğunu da taşıdıklarının bir kez daha burada altını çizmek istiyorum arkadaşlar, Yeşilyurt Apartmanı'nda kaybettiğimiz 21 vatandaşımıza ve yakınlarına karşı olduğu gibi.

Tabii, Komisyon çalışmaları sırasında maalesef alt komisyonlara gitmiyor bu maddeler, ihtisas komisyonlarında hiçbir şekilde tartışılmıyor, meslek kuruluşlarının doğru dürüst görüşleri alınmıyor, işte torbalaştırılarak önümüze geliyor, sonuçlarını görüyoruz. Bu nedenle, getireceğiniz tekliflerde vatandaşlarımızın can ve mal güvenliği, huzuru, mutluluğu, sizin ekonomik krizi önlemeye yönelik alacağınız önlemlerden, almaya çalıştığınız önlemlerden çok daha önemli. Torbayla getirdiğiniz kanun tekliflerinin özeti şudur: Uyguladığınız politikalar, önce yoksullaştırdığınız, iflas ettirdiğiniz, borç batağına batırdığınız halkımızın o yoksulluğunu ve krize giren ekonomiyi geçici önlemlerle seçime kadar yönetmeye çalışmaktan ibarettir değerli arkadaşlar.

Evet değerli milletvekilleri, imar barışı kanunu gibi bizlere vicdani sorumluluk yükleyen bir madde daha var torba teklifte. 16'ncı maddeyle, maalesef insanlarımızın can ve mal güvenliğini ilgilendiren ve kamuoyundan gelen baskılarla yeni bir ötelemeye gidiliyor. Can ve mal güvenliğini ilgilendiren bu yasa nedir, onu söyleyeceğim ama kamuoyu

40

baskılarıyla bu düzenlemelerin yapılmaması gerekiyor. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası, 2012 yılında bağımsız bir yasa olarak çıktığında hepimiz bunu olumlu karşıladık tabii ki ancak rakamlara baktığımızda, o günkü ölümlü iş kazalarıyla ilgili istatistiklerde dünyada 3'üncü, Avrupa'da 1'inciydik; aradan altı yıl geçti, istatistik değişmedi, hâlâ dünyada 3'üncüyüz, hâlâ Avrupa'da 1'inciyiz. 2012 yılında 867 işçimiz, 2018 yılında maalesef 1.923 işçimiz hayatını kaybetmiştir. Altı yılda azalması gerekirken, hadi azalmayı bıraktım, en azından bu sayıların yerinde sayması gerekirken 2 katına çıkmıştır. Yazıktır, günahtır bu insanlarımıza ve yakınlarına.

Neden 1'inciliği bırakamıyoruz? Yeterli denetim yapılıyor mu? Kanun uygulanıyor mu? Aslında bunların tartışılması gerekirken bir bakıyoruz ki kanunun geçici 4'üncü maddesiyle ilgili yeni bir düzenleme, erteleme getirilmiş. İş güvenliği uzmanlarının -ki iş güvenliği uzmanları iş sağlığı ve güvenliğinin en önemli paydaşlarındandır- çalışma yöntemleriyle ilgili bir öteleme, erteleme yapılıyor yani aslında insanların can güvenliğiyle oynanıyor. Tehlikeli ve çok tehlikeli iş yerlerinde daha düşük dereceli, daha az tecrübeli, (C) sınıfı dediğimiz uzmanların çalıştırılmasının süresi uzatılıyor. Evet, kanun çıktığında bu olabilirdi, uygulandı bugüne kadar, bir süre koyulmuştu, geçiş süreciydi; bu, kabul edilebilir bir şeydir ama şimdi artık normal düzene geçilmesi gerekiyor. Bu, neye benziyor, biliyor musunuz arkadaşlar? "Yolda giderken bugün emniyet kemerinizi takmanıza gerek yok, altı ay sonra takabilirsiniz." demekten bir farkı yoktur. Aslında yapılmak istenen şu: İşverenlerin, özellikle büyük firmaların daha düşük dereceli uzmanları çalıştırmaya devam etmeleri için bu maddeye bu süre uzatması getirilmiştir. Neden böyle diyorum, hemen altını çiziyorum: Çünkü süre 1/1/2019'da bitti, şirketler otomatik olarak (C) sınıfı uzmanları işten çıkarıp yerine (A) ve (B) sınıfı uzmanları çok daha yüksek maaşlarla istihdam etmek zorunda kaldılar. Zaten rahatsızlık veren de bu. Özellikle büyük şirketler, zincir şirketler bundan rahatsızlık duydular ve aradan bir buçuk ay geçti. Bakın, zamanında da yapılmadı bu. Neden zamanında o zaman uzatmadınız? Çünkü uzmanlar işten çıkarıldı, yenileri alındı. Şimdi ne olacak? Bu süre uzatımıyla sektörde yetkin, tecrübeli birçok uzman tekrar işsiz kalacak. İşlerini kaybetme riskiyle karşı karşıyalar arkadaşlar. Ayrıca, mesleğe yeni başlayan uzmanların da omuzlarına taşıyabileceklerinden çok daha fazla yük yüklemeye biz bu şekilde devam ediyoruz. Uzmanlarımıza da yazıktır, günahtır diyoruz. Uygulamaları ötele ötele nereye kadar? Can güvenliği ötelenemez, insanların sevdikleri, aileleri, kardeşleri iş yerlerinde hayatlarından oluyorlar. Bu işin günah keçisi sonra iş güvenliği uzmanları yapılıyor. Hâlbuki bu şekilde palyatif, günü kurtaran uygulamalar değil, daha kalıcı önlemler alınması gerekiyor. Ayrıca sürekli erteleme ve öteleme, devletin kanunları yapma ve uygulama biçimine de güven bırakmamaktadır maalesef. Artık bu erteleme ve ötelemelerden vazgeçilmeli, sektörü güçlendirecek, güvenliği artıracak, Avrupa Birliği normlarına uygun bir sistemin hayata geçirilmesi için çalışılmalı. Bunun yerine, gelin -bunu Komisyonda da teklif ettim, söyledim- 1 Temmuz 2020'de devreye girecek 50'nin altında çalışanı olan az tehlikeli iş yerlerinin iş sağlığı ve güvenliği hizmeti alımını daha erken devreye sokalım. İSG uzmanlarını işverene bağımlı olmaktan çıkaralım. Gelin bunları yapalım. Özgür karar alabilsinler, uyarılarını yapabilsinler, ayrıca daha fazla istihdam sağlanmış olsun iş güvenliği uzmanlarıyla ilgili. Neden ötelemek yerine çekmeyi denemiyoruz? Gelin bunu yapalım. Aslında en doğrusu ne, biliyor musunuz? Bu Meclisin, bu komisyonların gerçek görevine geri dönmesidir. O da nedir? Bir kanunu müstakil bir şekilde, bağımsız bir şekilde ele almaktır. İşte gelin, 6331 sayılı Yasa'yla buna başlayalım. Bu yasayı topyekûn ele alalım, gözden geçirelim, günü kurtaran değil, ileriye dönük, kalıcı değişiklikler ve düzenlemeler yapalım diyorum.

Değerli milletvekilleri, bölüm içerisinde tabii ki bizim onayladığımız, destek verdiğimiz maddeler var. 1'inci ve 2'nci maddelere baktığımızda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) - Biz parti olarak, Cumhuriyet Halk Partisi olarak emeklilere birer ikramiye maaş vermeyi vadetmiştik. Daha sonra devlet bunu bin lira olarak vermeyi uygun gördü ama bir şeyi hesaplayamamış -hani en başta söylemiştim ya yap, ondan sonra düzeltmesini yap; yap, ondan sonra düzeltmesini yap gibi- gelir testinde birçok evde bakım yardımı alanların gelirlerini artıracağını ve aldıkları yardımların kesileceğini hesaplayamamış. İşte şimdi bunun düzeltmesini yapıyoruz burada. Biz böyle bir düzeltme makamı… Komisyonda da söyledim, Komisyonun adını değiştirmeyi teklif ettim: Yap, düzelt komisyonu ya da yap, düzelt operasyon merkezi. Plan Bütçe Komisyonu olmaktan çıkmış bu hâle dönüşmüştür maalesef.

3'üncü ve 4'üncü maddeyle ise, yine bu torbayla bir düzeltme yapılıyor. "15 kuruşluk poşet parasını nasıl alabilirim?"in yasal zeminini oluşturma çabasından ibaret bir maddedir. Yani ekonomiyi kurtarmak poşete kalmış, çevre bahane maddesidir bu.

6'ncı maddeye baktığımızda… Bu çok ilginç bir teklif gerçekten sayın vekiller. Yani nasıl bunu kanunlaştırıyoruz, nasıl bu Komisyona geldi, Genel Kurula geldi, anlamak mümkün değil.

41

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) - Başkanım, bir dakikada tamamlayacağım.

BAŞKAN - Toparlayın Sayın Emecan.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) - Teşekkür ederim Başkanım.

Maddenin gerekçesi şu: "Maddeyle, haklarında soruşturma veya kovuşturma başlatılmış bulunan sivil havacılık personelinin yeterlik belgelerinin soruşturma veya kovuşturma sonuçlanıncaya kadar geri alınması hususunda bakanlıklar arası koordinasyonun sağlanması öngörülmektedir." Değerli arkadaşlar, yani iki tane bakanlık var, bu iki tane bakanlık yazışmayla bir türlü anlaşamamışlar, kendi aralarında koordinasyon sağlayamamışlar, şimdi biz burada 600 milletvekili bu iki bakanlığın uzlaşmasının, koordinasyonunun sağlanmasıyla uğraşıyoruz; geldiğimiz nokta budur.

7'nci madde yazılı ve süreli yayınlarla ilgili vergi istisnası. Biz bunu destekliyoruz ama yayıncıların birikmiş KDV'lerinin de bir an önce ödenmesini istiyoruz.

En önemli ve son olarak 8'inci sıradan giren maddeye değinmek istiyorum. Bu bir seçim rüşvetidir; işçinin, emekçinin İşsizlik Fonu'nda biriken parasının işverene rüşvet olarak verilmesidir. Bu bir istihdam sağlama değil, işverene kıyak geçme maddesidir. Bunun da altını çizmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) - Evet, kamuya ait fabrikaları satarak birçok işçimizi işsiz bıraktık ama üç ay boyunca, alacağı prim, vergi ve alacağı asgari ücret maaşı da dâhil olmak üzere işverene aktarıp dokuz aylık çalışma zorunluluğu koşarak işsizliğe çözüm bulmaya çalışıyoruz.

BAŞKAN - Selamlayalım Genel Kurulu Sayın Emecan.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) - Gerçekten inanılır gibi değil. Bunun gibi birkaç madde daha var, arkadaşlarımız değinecekler.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Söz sırası Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekilimiz Sayın Esin Kara'ya aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

Şahsı adına söz talebi de birleştirilecektir.

Süreniz on beş dakika Sayın Kara.

MHP GRUBU ADINA ESİN KARA (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 43 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin birinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

"İnsan büyür beşikte, mezarda yatmak için;

Ve kahramanlar can verir, yurdu yaşatmak için."

20 Şubat 2015, bölücü terör örgütü üyelerinin Ege Üniversitesi koridorlarına yazmış olduğu ihanet yazılarına tepki gösterip "Madem kolluk kuvvetleri üzerine düşen görevi yerine getirmemektedir, biz de vicdani görevimizi yapalım." diyerek müdahale ettiğinde, PKK'lı teröristlerce, Fırat Yılmaz Çakıroğlu'nun şehit edildiği tarihtir. Vefatının 4'üncü yılında, soysuzlara karşı kurtuluş mücadelesinde ecdadı gibi, kanın o kan, ruhun o ruh olduğunu ispatlayan şehidimize Allah'tan rahmet diliyor, şükran ve minnetle anıyorum. Ülkücü Hareket, Ruhi Kılıçkıran'dan bugüne kadar hiçbir şehidini unutmamıştır ve unutmayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanunun 1'inci maddesinde, bakıma ihtiyacı olan engellilerin resmî ve özel bakım merkezlerinde bakım hizmeti alabilmesi veya sosyal yardım alınmasıyla evde bakıma destek verilebilmesi için hane içinde ortalama aylık gelirin kişi başına asgari ücretin aylık net tutarının 2/3'ünden az olması gerektiğinden, 2018 yılında Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından başlatılan dinî bayramlarda ikramiye uygulamasının bu hesaplamaya dâhil edilmemesi öngörülerek önceden doğan ve doğabilecek mağduriyetlerin giderilmesi amaçlanmaktadır.

Kanun Teklifi'nin 2'nci maddesinde dinî bayramlarda verilen ikramiye nedeniyle aylık gelir şartının aşılmasından dolayı tespit yapılarak kesilmiş yardımların kesildiği tarih itibarıyla tekrar başlatılması, kesilen döneme ait yardım tutarlarının defaten ödenmesi, tespit yapılmayanların yardımlarının ise kesinti yapılmadan ödenmesine devam edilmesi öngörülmektedir.

Kanun Teklifi'nin 3'üncü maddesinde 9 Ağustos 1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun ek 11'inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Buna göre, geri kazanım katılım payları ürünün piyasaya sürüldüğü, ithal edildiği tarihi takip eden ayın 24'üncü günü sonuna kadar ilgililerin gelir ve kurumlar vergisi yönünden bağlı bulunmuş oldukları vergi dairesine, mükellefiyeti bulunmayanların ise Gelir İdaresi Başkanlığı tarafınca belirtilecek vergi dairesine beyan edilmesini ve aynı ayın sonuna kadar ödenmesini uygun görmektedir. Uygulamanın ilk hâli takip eden ayın 15'inci günü idi ki, bu, katma değer vergisi beyannamesini vermek zorunda olan serbest muhasebeci mali müşavirlerin ayın on beşine kadar bütün faturalarını işleyip hazır olmaları gerektiği anlamındaydı ki bundan dolayı ayın 24'üne çekilmesi mali müşavirlerin iş yoğunluğunu rahatlatacaktır.

Yine, aynı şekilde aynı maddeyle geri kazanım katılım payının beyan ve ödeme

42

sürelerini, sektörlerini, iş hasılatlarını, istihdam edilen işçi sayılarını dikkate alarak il ve ilçe sınırları itibarıyla aylık, üç aylık veya altı aylık dönemler hâlinde tespit etmeye, beyannamelerin şekil, içerik ve eklerini belirlemeye, elektronik ortamda gönderilmeye zorunluluk getirmeye, aracılar vasıtasıyla verilmesi hususunda izin vermeye ve uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkili kılınmıştır.

Kanunun 4'üncü maddesinde, 15 Şubat 2019 tarihinde verilmesi gereken 2019 Ocak ayı ile Şubat ayına ait geri kazanım katılım payı beyannamelerinin beyan süreleri 29 Nisan 2019 tarihine, ödeme süreleri ise 30 Nisan 2019 tarihine uzatılmıştır.

Kanunun 5'inci maddesiyle, 13 Ekim 1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun ek 2'nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde belirtilen araçların motorlu araç tescil belgesinde gösterilen maksatları dışında kullanılması hâlinde on beş gün süreyle trafikten men edilmelerini düzenleyen cümle yürürlükten kaldırılıp ikinci fıkra olarak düzenlenmiştir.

Kanunun 6'ncı maddesiyle, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmış olan Sivil Havacılık personelinin yeterlilik belgelerini soruşturma sonuçlanıncaya kadar geri almaya Ulaştırma Bakanlığı yetkili iken bu durumdaki personelin İçişleri Bakanlığına bildirimi öngörülmektedir.

Kanunun 7'nci maddesiyle, 3065 sayılı KDV Kanunu'nun 11'inci maddesinin birinci fıkrasının (n) bendiyle, poşetlenerek satılanlar hariç basılı kitap ve süreli yayınların teslimi katma değer vergisinden istisna edilmekte ve istisna had sınırı uygulama dışında bırakılmaktadır.

Kanunun 8'inci maddesiyle, 4447 İşsizlik Sigortası Kanunu'nun geçici 19'uncu maddesine ek yapılarak 1 Şubat 2019 ile 30 Nisan 2019 tarihleri arasında, iş yerlerinde 2018 yılı Ocak ile Aralık ayı dönemlerinde aylık prim ve hizmet bildirgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannameleri ile 4'üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında uzun vadeli sigorta kollarından en az sigorta bildirimi yapmış olduğu dönemdeki sigortalı sayısına ek olarak işe alınan, iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı feshi hariç işe alındıkları tarihten itibaren dokuz aylık sürede iş sözleşmesi feshedilmeksizin çalıştırılmaları hâlinde bu maddede belirtilen prim desteğiyle birlikte işe alındıkları ay dâhil üç aylık süre için prim desteği öngörülmektedir ve bunun mahsup olarak işverenler tarafından kullanılması öngörülmektedir.

Kanunun 9'uncu ve 10'uncu maddelerinde 4760 sayılı ÖTV Kanunu'na ekli 4 sıra sayılı listede yer alan cep telefonu ve diğer alıcısı bulunan verici portatif telsiz telefon cihazlarının vergi oranlarının yüzde 50'ye kadar arttırılabilmesi veya oranlara esas vergi matrahının maddede yer alan sınırlar dâhilinde belirlenebilmesi ve matrahlar esas alınarak farklı dilimler ihdas edilmesi öngörülmektedir.

Konuşmamın bundan sonraki bölümünde -3568 sayılı Kanun- serbest muhasebeci mali müşavirler ve yeminli mali müşavirlerin bazı sorunlarına değinerek devam etmek istiyorum. Bütün milletvekillerimizin dikkatini çekmek istiyorum. Birazdan cebinize bir arama geldiğini ve -Allah esirgesin, hiçbirinizin başına gelmesini istemem- evladımızın vefat ettiği haberinin geldiğini düşünün. Ama size şu söylenilse: "Evladınız vefat etti ama siz burada oturacaksınız, saat ikiye kadar maddelerin geçmesini bekleyeceksiniz." Hiçbirimiz bunun insanlığa ya da herhangi bir acıya sığmayacağını kabul edebiliriz. Biliyorsunuz ki beyannameler -3568 sayılı Kanun'da- mali müşavirler tarafından mükelleflerine aracılık yaparak verilmektedir. Beyannamenin son günü hiçbir meslektaşımızın ölmeye dahi hakkı yoktur. O gün ölürseniz, siz beyannameyi vermezseniz sizin meslek mensubu olarak aracılık yapmış olduğunuz mükellefleriniz beyanname vermediği için birinci derecede usul cezasına çarptırılacaktır. Benim sizden ricam bunları beraber bir değerlendirelim.

Şimdi, annenizin komada olduğunu düşünün, siz gidemiyorsunuz, beş gün boyunca anneniz komada kalıyor ama siz bir evlat olarak hastaneye gidemiyorsunuz çünkü katma değer vergisini yetiştirmek zorundasınız. Babanız kaza geçirdi, siz yine gidemiyorsunuz çünkü siz geçici vergi beyannamesini onaylamak zorundasınız. Doktor diyor ki: "Acil ameliyat olmanız lazım." Meslektaşlarım diyor ki: "Hayır, yirmi gün sonra olsun." Niye? Kurumlar vergisini atlatalım da ondan sonra olayım. Doktor diyor ki: "Sağlığımızdan daha mı önemli? Evet, bizim üzerimizde bir mesuliyet var ve biz bunu yapmak zorundayız. Lütfen dikkatlerinizi çekmek istiyorum, Konya'da bir meslektaşımın başına gelen olayı size anlatmak istiyorum: Beyannamenin son günü. Gece evladı vefat ediyor. Evladının sabahleyin defin işlemleriyle ilgileniyor, öğle namazından sonra evladını mezarlığa bırakıyor, "Bilincim yerinde değil. Çünkü beyannamenin son günü. Büroma gittim, o gece 12'ye kadar beyannameleri yalan yanlış verdim. O tarihten sonra, gece 12'den sonra oturdum, sabaha kadar bilgisayarımın başında ağladım." Şimdi sadece o meslektaşımın yerine hepinizin kendinizi koymanızı istiyorum. Bu sadece benim meslektaşlarımın yaşamış olduğu sebeplerden ya da sorunlardan bir tanesi. Milliyetçi Hareket Partisi olarak 3568 sayılı meslek mensuplarının sorunlarının yer aldığı bir yasa teklifimizi sunduk. Sizlerden benim isteğim, bu yasa teklifinin, hepimizin iş birliği yaparak, el birliği yaparak onaylanmasını sağlamamızdır çünkü mücbir sebep hâli maalesef 3568 sayılı mali müşavirler için öngörülmemiştir, görülmemektedir. Bilgisayarların bile bozulup bu yükü çekemediği zamanlarda idare maalesef mali müşavirlerin de bir insan olduğunu unutmuş ve onları da robotlaştırmıştır. Mali

43

müşavirlerin üzülmeye, acı çekmeye, hastalanmaya, hatta ölmeye hakları bulunmamaktadır, hatta bayan meslektaşlarımızın beyannamenin son günü doğum yapmaması gerekmektedir. Maalesef bunlar hep başımıza gelenler. Bir meslektaşım geldi, dedi ki: "Beş gün hastanede ameliyat oldum, beş gün boyunca bütün hemşireler bana 'Siz ne yapıyorsunuz?' dediler çünkü kucağımda 'laptop'um ben faturaları kontrol ediyordum. Ameliyat oldum ve fatura kontrol ediyorum." İşte, bizler bu meslek bilincinin içerisinde bulunmaktayız ve dikkatinizi çekmek istiyorum: Bütçemizin gelir kaynağının 1 numaralı kalemi vergilerdir. Bu vergilerin tarhını, tahakkukunu, tahsilini yapan da maalesef benim meslektaşlarımdır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün görüşülecek olan 45 sayılı Kanun Teklifi'mizin ve dile getirilecek olan "Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesi"nin adının "Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi" şeklinde değiştirilmesini gurur ve sevinçle karşılıyoruz. Ömrünü ülkü davasına adayan merhum Başbuğ'umu rahmet ve minnetle anıyorum.

Konuşmamı Başbuğ'umuz Alparslan Türkeş'in sözleriyle bitirmek istiyorum: "Türk töresinin bir şartı da yüksek vazife duygusudur, vazifeyi her ne pahasına olursa olsun yapmaktır. Diğer bir şart: Toplum uğrunda her çeşit fedakârlığı yapmaktır; millete hizmet yolunda şahsi menfaatlerinden, şahsi zevklerinden feragattir, vazgeçmektir. Kişiler kendilerini millet için feda ederler."

Kendisinden, ailesinden vazgeçerek yüksek vazife şuurunu taşıyan tüm meslektaşlarımı, ekranları başında bizleri izleyen büyük Türk milletini ve Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Şahıslar adına son söz, İstanbul Milletvekilimiz Sayın İbrahim Özden Kaboğlu'na aittir.

Buyurun Sayın Kaboğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, Divan, değerli üyeler; sıra sayısı 43, sıra sayısı 45; aslında aynı başlığı taşıyan iki teklif. Birinde 51 milletvekilinin adı yazıyor, diğerinde ise tek bir milletvekilinin ama teklif aynı.

Şimdi, özellikle, önceki gün tam da Bütçede görüşülen, 51 vekilin imzasını taşıyan bu teklifte imza sahibi vekillerin herhâlde ya hiçbiri buradadır ya da çok azı burada. Önceki gün görüşüldü ve önceki günkü görüşmede başlık aynen tutuldu "Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu" fakat esasen başlığa denk düşen Türkeş Üniversitesinin kurulmasına dair kısım çıkarıldı ve bu kısım ikinci kısma, 45 sıra sayılıya taşındı -orada da tek bir vekilin imzası bulunuyor- ve dünkü Millî Eğitim Komisyonu görüşmelerinde bu kabul edildi. Şimdi, burada tabii ki söylenegelen kriz ekonomik kriz değil, hukuk krizi; tabii eğer hukuk varsa. Kanun yapma tekniği neden acaba bu kadar olumsuz hâle geldi, bu kriz derinleşti, buna biraz bakmakta yarar var çünkü gerçekten bu sürdürülebilir değildir. Zira mesela, Plan ve Bütçe Komisyonu aslında "İslam Üniversitesi" adı altında bir üniversite kurdu. Demek ki Plan ve Bütçe Komisyonu, üniversite kurulmasına dair kanun teklifini kabul edebiliyor. Peki, acaba neden "Türkeş" adını taşıyan üniversite Plan ve Bütçe Komisyonundan çıkarıldı da Millî Eğitime havale edildi, 51 imza yerine tek imza kabul edildi? Bunlar gerçekten yanıtlarının bulunması mümkün olmayan yani bir yasal düzen çerçevesinde yanıtlarının bulunması mümkün olmayan sorular.

Şimdi, burada, peki, yanıtlarını bulmak zor olduğuna göre acaba bu konuda Anayasa'mız ne diyor? Bunu hepimiz biliyoruz. Anayasa madde 87, madde 88: Kanun teklifi tekel yetki olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine ait bulunuyor. Fakat buna rağmen önceki günkü bir gazete yazısında "Yasa teklifleri Beştepe'den imzalı." deniyor. Bir makale, yazı, haber; bu henüz yalanlanmadı. Şimdi, kanun teklifi Meclise ait, Beştepe yani saray kanun teklifleri hazırlıyor; gerçi burada görüşülen tekliflerde bu defalarca dile getirildi, kanıtlandı, söylendi, üyeler bunu dile getirdi. Ancak bilindiği gibi Beştepe'nin norm koyma yetkisi var, bunun adı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve her ne kadar birçok maddesini Anayasa Mahkemesine götürmek zorunda kaldıksa da çünkü münhasır kanun yetkisini ve yasayla açıkça düzenlenen kısımları düzenlediği için, bir norm koyma yetkisi olduğu hâlde teklifler de oradan geliyor anlaşılan.

Şimdi bu itibarla, tabii burada çok ciddi bir anayasallık sorunuyla karşı karşıya bulunuyoruz. Biraz önce Sayın Kalaycı bir İç Tüzük sorunu olduğunu ifade etti. İç Tüzük her ne kadar Meclisin yetkisi içerisinde ise de esasen İç Tüzük'te bir hüküm olmasa da bunu yasaklamıyor biz Anayasa'ya uymakla yükümlüyüz çünkü anayasa normlar hiyerarşisi anayasanın üstünlüğüne dayanıyor. Madde 6 bellidir, yasama yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir, bu yetki devredilemez; 11 bellidir, Anayasa hükümlerinin üstünlüğü. Bu bakımdan bunları tekrar tekrar buradan dile getirmekte yarar var.

Peki, neden bu duruma geldik? Zannediyorum burada 6771 sayılı Kanun'un sürdürülebilirliği sorununa değinmek gerekir çünkü esasen bu değişikliğin temelinde 16 Ekim 2016 günü bir suç tespiti yer almakta idi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

44

BAŞKAN - Tamamlayalım Sayın Kaboğlu.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) - Teşekkür ederim.

Anayasa'ya riayet edilmiyor; ya Anayasa'yı değiştirelim fiili duruma uyduralım ya da fiili durumu Anayasa'ya uyduralım denildi ve altı ay sonra 16 Nisanda oylanan metin fiili durumun Anayasa'ya uydurulması şeklinde oldu ama tabii ki bu durumda anayasal düzen de büyük ölçüde ortadan kalktı.

Şimdi, hatipler sürekli olarak Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi kavramını kullanıyor ama Sayın Cumhurbaşkanı Hükûmet yok dedi burada 1 Ekim günü, tek kişi yönetimi var dedi, monokrasi var dedi. Bu bakımdan bu gerçeği görmemiz gerekir. Bu gerçeği eğer görmez isek burada bunu sürekli, âdeta bir komedya gibi tekrar etme durumuna geliriz ve şu anda -o tarihte, 16 Ekim 2016'da 1 kişi Anayasa suçu işliyor dendiği hâlde- burada kolektif suç işleniyor. Biz Meclis olarak Anayasa'nın açık hükmüne rağmen, amir hükümlerine rağmen Anayasa'yı uygulamama, Anayasa'yı ihlal etme şeklinde bir toplu suça sürükleniyoruz, tekil suçtan kolektif suça.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) - Sayın Başkan, izninizle sözlerimi tamamlayayım.

BAŞKAN - Buyurun.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) - Çok teşekkür ederim.

Bundan çıkmanın yolu kanun tekliflerini biz hazırlayalım, bu şekilde bir komedya oynamayalım, Anayasa'ya aykırı işlemlerde bulunmayalım ve kanun tekliflerini burada İç Tüzük'e göre, Anayasa'ya göre tartışalım, burada görüşelim. Aksi hâlde bunları kabul edebiliriz, oylayabiliriz fakat esasen Anayasa'ya aykırılık sürekli hâle gelir. Bu da şunu gösteriyor: Biz 6771 sayılı Kanun'un meşruluğunu sorguluyoruz, sorgulamamız gerekir Türkiye'nin geleceği için. Ama 6771'i savunanlar esasen 6771'i ihlal ettikleri için meriyet sorunu yaratmaktadırlar. Meşruluk ve meriyet bir arada bulunuyor ve bu sürdürülemezdir. Bunun üzerinde sadece yasalar açısından değil, anayasal düzlemde de ciddi olarak düşünmemiz gerekir.

Saygılar. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Birinci bölüm üzerinde soru ve cevap işlemi yok.

Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Sayın Yılmaz, 60'a göre bir söz talebiniz var.

ÜMİT YILMAZ (Düzce) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Düzce ilimizin orman işletmesinde personel eksikliği had safhadadır. Özellikle orman muhafaza memurları yarı yarıya kadroyla çalışmaktadır. Orman muhafaza memurlarının sayısının yetersiz olması sebebiyle Düzce merkez orman bölgesinde dikili kesimi yapılamamakta. Bu da hem bölgemiz orman köylerindeki kooperatiflerin hem de ülkemizin ekonomik kaybına sebep olmaktadır. Tarım ve Orman Bakanlığından beklentimiz, bir an önce, başta orman muhafaza memuru olmak üzere, Düzce Orman İşletmesinin personel eksikliğinin giderilerek bölge ve ülke ekonomisinin kaybının önlenmesidir. Personel eksikliğinin giderilmesinin sadece ekonomiye katkısı olmayacak, ormana zarar veren bazı art niyetli kişilerin de önünü alacaktır.

Bu arada Sayın Başkan, Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin adının Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknolojisi Üniversitesi olarak değiştirilmesinde emeği geçen başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere, herkese teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.51

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.21

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56'ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

1.- Adana Milletvekili Tamer Dağlı ve Ankara Milletvekili Yıldırım Tuğrul Türkeş ile 49 Milletvekilinin Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1579) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 43) (Devam)

BAŞKAN - 43 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Şimdi, teklifin birinci bölümünde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki

45

önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1'inci madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

Buyurun.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan "Sosyal Hizmetler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin" 1'inci maddesiyle değiştirilmesi teklif edilen 24/5/1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu'nun ek 7'nci maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve fıkraya aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederim.

"Her ne ad altında olursa olsun her türlü gelirler toplamı esas alınmak suretiyle, hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarı, asgarî ücretin aylık net tutarından daha az olan bakıma ihtiyacı olan engellilere, resmî veya özel bakım merkezlerinde bakım hizmeti ya da sosyal yardım yapılmak suretiyle evde bakımına destek verilmesi sağlanır. Hanede birden fazla bakıma ihtiyacı olan engelli bulunması hâlinde, hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarının hesaplanmasında birinci bakıma ihtiyacı olan engelliden sonraki her bakıma ihtiyacı olan engelli iki kişi sayılır.

Bu fıkranın uygulanmasında, 5510 sayılı Kanunun ek 18 inci maddesi uyarınca Ramazan ve Kurban bayramlarında ödenen bayram ikramiyeleri hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarının hesaplanmasına dâhil edilmez."

Behiç Çelik Mehmet Metanet Çulhaoğlu İsmail Tatlıoğlu

Mersin Adana Bursa

Ayhan Altıntaş Muhammet Naci Cinisli

Ankara Erzurum

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen, Erzurum Milletvekilimiz Sayın Muhammet Naci Cinisli. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Cinisli.

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi dışında hazırlandığı artık bilinen, özensizce önümüze getirilen torba kanun tekliflerini alelacele yasalaştırmak Meclisimizin yüksek itibarına yakışmıyor. Bu durumun son bulması için uyarılarda bulunurken şimdi, Meclisimizi daha da az yetkilendiren, gücünü azaltan bir emrivaki düzenleme karşı karşıyayız. Artık, yasama faaliyetlerinin Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle gerçekleştirilmesinin öngörüldüğü ifade ediliyor. Altını çizerek ifade etmek istiyorum: Bizler, yasama gücünü kullanmak adına milletimiz tarafından seçildik; milletimizin tamamının haklarını hukuki zeminde korumak, en büyük güvenceleri Türkiye Büyük Millet Meclisi olan milletimizin güvenceleri olarak buraya getirildik.

Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz maddeyle ramazan ve kurban bayramlarında gerçekleştirilen ikramiye ödemelerinin bakıma ihtiyacı olan engellilerin aylık gelir hesaplamasına dâhil edilmemesi amaçlanıyor. Aslında bir yanlıştan dönme maddesi. Çünkü, yürürlükte bulunan mevzuatta, bakıma ihtiyacı olan engellilerin sosyal yardım alabilmesi için hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelirin asgari ücret tutarının üçte 2'sinden az olması gerektiği ifade ediliyor. Bayram ikramiyelerinin aylık gelir hesabına dâhil edilmesi de belirlenen bu miktarın aşılmasına neden oluyor. Bu sebeple, bakıma ihtiyacı olan engellilerin hem mevcut yardım ve hizmetlerden faydalanmaya devam edebilmesi hem de bayram ikramiyelerinden yararlanabilmeleri hedefleniyor. Bayram ikramiyelerinin aylık gelir hesaplamasına dâhil edilmemesi kabul edilebilir ve doğru bir düzenlemedir ancak daha da doğrusu, yanlış bir düzenleme yapmamaktır. Bu nedenle, diğer sosyal yardımların hesaplanmasında da bayram ikramiyelerinin dâhil edilmemesi son derece yerinde olacaktır. Bu uygulama tanzim satışlar gibi bir seçim hilesi olmamalıdır. Örneğin, 65 yaş veya vazife, harp malullüğü aylıklarının ihtiyaç sahiplerine bağlanmasında da gelir testi bulunuyor. Bu nedenle, ilgili mevzuatlarda da bu paralellikte gerekli düzenlemeleri yaparak vatandaşlarımızın aynı mağduriyetleri yaşamamasını sağlayabiliriz. Adalet temelinde bir eşitlik anlayışını tesis etmeliyiz. Bu münasebetle, gelir testi uygulamasının geçtiği diğer mevzuatlarda da benzer düzenlemelerin yapılması gerektiğini ifade etmek isterim.

Değerli milletvekilleri, büyükleri saymayı, küçükleri sevmeyi hem aile terbiyesinden hem de her sabah okullarımızda Andımız'ı söyleyerek düstur edinmiş bir milletvekili olarak ifade etmek istiyorum: İhtiyaç sahiplerine yardımda bulunmak, özellikle aile büyüklerinin bakım hizmetlerinde destek olabilmek zor ama millî ve manevi hazzı olan bir vicdan meselesidir. Bu nedenle, ihtiyaç sahiplerine destek verilirken devletimize ve ilgili

46

kurumlarına tamamen bağımlı kalınmamasını sağlamak, aile bireyleri olarak da sorumluluk üstlenilmesini teşvik etmek, gelecek kuşakların aile kavramını anlayıp aile değerlerine sahip çıkması için çok önemlidir.

Diğer yandan, vatandaşlarımızın sosyal yardımlara git gide muhtaç hâle gelmelerinden üzüntü duyuyorum. Sosyal devlet anlayışı doğrultusunda vatandaşlarımızın yaşam refahını artırmak, sosyal haklarının farkında olmalarını ve bunlardan yararlanmalarını sağlamak için politikalar tabii ki yapılmalı ancak ana hedef, yoksulluğu ve muhtaçlığı bitirip refahı kalıcı hâle getirmek olmalı.

Son yıllarda sağlıklı olup çalışmayan ama belediyelerden, valiliklerden aldıkları yardımlarla muhtaçlığa alıştırılan, neredeyse komünist düzen hayatı yaşatılan çok ciddi bir nüfusumuz olmaya başladı. Bu muhtaçlık anlayışı sonucunda karşılıklı suistimallerin görülmesine şahit olmaktayız. Örneğin, birçok belediyenin sorumluluk alanı içerisinde imar planlarına aykırı olarak inşa edilen binalar olmasına karşın vergi beyanları veya imar barışlarıyla bu yapıların yıkımlarının gerçekleştirilmeyip yasal statüye kavuşturulması gibi.

Geçtiğimiz günlerde birçok Erzurumlu hemşehrimin de ikamet ettiği İstanbul Kartal'da bir bina çöktü. Vefat eden kardeşlerimize Allah'tan rahmet, ailelerine ve milletimize başsağlığı dilerim. Kartal'daki bu vahim hadisenin yaşanmasına neden olan yetkililerin ve suiistimalin bir an önce ortaya çıkması lazım. Basın yasağı ile gerçekler gizlenemez. Kaçak binalara göz yumulması, yıkım kararı bulunan binaların yıkım işlemlerinin gerçekleştirilmemesi görevin kötüye kullanılmasıdır, sonucu ise birçok vatandaşımızın yaşamlarını kaybetmeleridir. Buradan, siyasi kariyerinde iki dönem Kartal Belediye Başkanlığı yapmış, memleketim Erzurum'un AK PARTİ'li Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen Bey'e bir çağrım var. Kendisi, takip ettiğim kadarıyla, on sene kader birliği yaptığı, başkanlıklarını yaptığı Kartallılara henüz bir ziyarette bulunmamış nedense?

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Naci, ne alakası var, ne diyorsun?

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Devamla) - Dinlerseniz anlatacağım beyefendi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Devamla) - Sayın Sekmen her hafta sonu İstanbul'da, Kartallılar kendisini bekliyorlar. Kendisini Kartal'a gitmeye, oradaki insanların acılarını paylaşmaya, Kartal sokaklarında gezmeye davet ediyorum. Bu, bir insanlık görevidir ve hatta Kartal'da 21 vatandaşımızın beton arasında ezilerek vefat etmelerine neden olan namussuzları araştırıp bulup yakalarına yapışmasını kendisinden beklerim. Ben olsam böyle yapardım.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Çok ayıp ediyorsun.

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Devamla) - Biz İYİ PARTİ olarak, bendeniz, İstanbul Milletvekilimiz Hayrettin Nuhoğlu Beyefendi, İstanbul Milletvekilimiz Yavuz Ağıralioğlu Beyefendi'yle Kartal'a gidip taziyelerde bulunup incelemeler yaptık. Olayın takipçisi olduğumuzu ve sorumluların er geç yayın yasağına rağmen ortaya çıkarılacağını buradan aziz milletimize ifade etmek isterim.

Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 43 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 1'inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 1- 24/5/1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanununun ek 7 nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

"Bu fıkranın uygulanmasında, 5510 sayılı Kanunun ek 18 inci maddesi uyarınca Ramazan bayramlarında ve Kurban bayramlarında ödenen bayram ikramiyeleri hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarının hesaplanmasına dâhil edilmez."

Musa Piroğlu Mensur Işık Mahmut Toğrul

İstanbul Muş Gaziantep

Erdal Aydemir Erol Katırcıoğlu Serpil Kemalbay Pekgözegü

Bingöl İstanbul İzmir

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekilimiz Sayın Musa Piroğlu.

Buyurun Sayın Piroğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

MUSA PİROĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, yoksulların seçtiği Meclis hâlâ zenginlerin ve patronların çıkarlarını savunmaya devam ediyor. Bugünkü torba yasa İşsizlik Fonu'nun nasıl yağmalanıp patronlara nasıl aktarılacağının, patronların işçileri daha kolay nasıl ölümüne çalıştırılacağının kanunlarını içeriyor ve bu Meclisin, işçilerin ve yoksulların seçtiği

47

bu çoğunluk buna hizmet ediyor.

Dün Mersin Silifke'de tarım işçilerini taşıyan bir araba devrildi, 4 işçi öldü. Ondan iki gün önce Muğla'da bir maden ocağında 3 işçi öldü. Ocak ayında 155 işçi öldü. 2018 yılında 1.923 işçi öldü. On altı yıllık iktidarınızda 22 binden fazla işçi öldü ve bu torba yasa bu işçilerin ölmesini aklıyor ve daha fazla işçilerin ölüme gitmesi için elinden geleni yapıyor.

Filiz Karaoğlan bir anne, ikisi de prematüre yedi aylık doğmuş ikiziyle birlikte Patnos L Tipi Cezaevinde hapis yatıyor, bu ikiz çocuğuyla beraber yatıyor. Bu ülkede 560 çocuk anneleriyle beraber hapishanede büyütülüyor. Bu utanç bizimdir.

Merve Demirel televizyonlarda, ülkenin tamamının, dünyanın tamamının gözü önünde tacize uğradı ve bu Meclisin çoğunluğunun bakanı ve buradaki sözcüleri bu tacizi atladı çünkü mantık şu: Onlardan değilsen, çoğunluktan yana değilsen, saraydan yana değilsen düşmansın ve düşmansan her şeyi hak edersin; işçileri savunduğunda teröristsin, yoksulları savunduğunda teröristsin, kadınları savunduğunda teröristsin.

Yetmedi, dün Tekirdağ'da bir işçi işsizlik nedeniyle intihar etti. Ondan önce de yapmışlardı, yoksulluk nedeniyle de intihar etmişlerdi ve bu Mecliste dün açıkça şu söylendi: "Yoksulluk yok, işsizlik yok, sefalet yok." Ve ben şunu düşündüm: Normaldir, ben burada 22 bin lira maaş alıyorum, Cumhurbaşkanı 100 bin lira alıyor, bakanlar 14 binle 20 bin lira arası maaş alıyor ve bu ülkenin servetinin yüzde 80'ini nüfusun yüzde 5'i yiyor. Bizim için sefalet yok. Sefaletin ve yoksulluğun ne olduğunu anlamak için basit bir önerim var. Bütün maaşları -Cumhurbaşkanının, bakanların, bizim- işçi maaşına indirin; yetmedi, bütün mülkleri tasfiye edin ve bakın yoksulluk var mı, yoksulluk yok mu.

Cumhurbaşkanı biber ve domatesi mermiyle kıyasladı, dedi ki: "Bir mermi fiyatını biliyor musunuz?" Halk mermi fiyatını bilmiyor, halk kursağına giren ekmeğin fiyatını ölçmekle meşgul, çocuğunun kursağına giren yemeğin fiyatını ölçmekle meşgul ve biz bu fiyatın neye mal olduğunu biliyoruz. Bu halk, o merminin çocuğunun kursağına giren ekmeği küçülttüğünü öğrendiği gün, bunun farkına vardığı gün yani Leyla Güven'in barış çığlığını duyduğu gün bu propaganda sona gerecek, savaşın maliyetinin ne olduğunu bu halk o zaman öğrenecek.

Biz bu utançla mecbur yaşıyoruz. Bu Meclise, eğer hâlâ işçiler ölüyorsa, kadınlar ve çocuklar sokağa çıkamıyorsa, insanlar çocuğunu sokağa çıkarmaktan korkuyorsa, kadınlar sokakta yürümekten korkuyorsa ve işçi işe giderken akşam eve gelip gelemeyeceğini bilmiyorsa bunun utancı buraya aittir.

Bu ülke halkı 31 Martta bir tercih yapacak. Bu utanç bize aittir ama bu tercih halka aittir. Ya sarayın yanında durmaya devam edecek ya bu yoksulluğa, sefalete ve hakarete boyun eğecek ya da karşı çıkacak.

Bir tane İçişleri Bakanınız var, olgunlaşmamış ergen çocuk gibi her gün kürsüye çıkıyor, tehdit ediyor; bizi ve herkesi değişik yöntemlerle tehdit ediyor. Devletin askerine güveniyor, devletin zor aygıtlarına güveniyor, devletin polisine güveniyor ve kendinden olmayan herkesi tehdit ediyor. Ben buradan kendisine cevap veriyorum, Pir Sultan'ın deyimiyle cevap veriyorum:

"Yürü bre Hızır Paşa,

Senin de çarkın kırılır.

Güvendiğin sarayın,

O da bir gün yıkılır."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın.

MUSA PİROĞLU (Devamla) - Bu ahit de bizim olsun. (HDP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) - Teröristlere mi güvenecek, tabii polise güvenecek. Teröriste mi güvenecek?

BAŞKAN - Buyurun Sayın Can.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Sayın Başkanım, tutanaklara geçmesi açısından hatibin konuşmalarına karşı…

Bir defa, bu üslubu kabul etmemiz mümkün değil, böyle bir üsluba gerek de yok. Şu an gruplar gayet medeni bir şekilde kanunla ilgili konuşmalar yapıyor.

MENSUR IŞIK (Muş) - Gayet medeni bir dildi Beyefendi.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Ama kanunla ilgili konuşmalar yapılırken farklı yerlere çekmenin bir anlamı da yok.

Efendim, "Taciz aklandı." dendi. Dün burada defaatle konuşuldu, grup başkan vekilimiz açıklamalarda bulundu, defaatle izahat yaptı.

MENSUR IŞIK (Muş) - Bugünkü açıklamanız ne, bugünkü açıklama?

BAŞKAN - Bir saniye değerli arkadaşlar.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Hâlâ "Taciz aklandı." diyor. Bunu kabul etmemiz mümkün değil.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) - Bakanınızı kınadınız mı?

MENSUR IŞIK (Muş) - Bugün İçişleri Bakanı ne söyledi peki?

48

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Tacizi kimsenin akladığı yok. Yargı yolu devam ediyor, idari tahkikat devam ediyor.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) - Bakan niye karışıyor?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Ayrıca milletvekilleri ve bakanlarından maaşlarından bahsedildi. Ucuz kahramanlığa, hamasete gerek yok.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) - Ucuz olan sensin ya.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Milletimizin imkânlarını, milletimizin alabildiğine ölçüsünde, adaletli ve hakkaniyetli bir şekilde dağıtmaya devam ediyoruz ve devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MENSUR IŞIK (Muş) - Maşallah, maşallah (!)

BAŞKAN - Peki, teşekkür ederim.

FATMA KURTULAN (Mersin) - Bir şey söyleyeyim ben de tutanaklara geçsin diye Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kurtulan, siz de buyurun.

FATMA KURTULAN (Mersin) - Bu üslubu kabul etmek istemediğini söylerken aynı zamanda kendisi de bir üslup sorunu yaşıyor. "Burada herkes gayet medeni konuşuyor." diyor. Arkadaşımız nasıl konuştu? Hoşunuza gitmeyen her şey medeni dışı mı arkadaşlar? Sizin de buna bu şekilde yaklaşmanız doğru değil.

POLAT TÜRKMEN (Zonguldak) - Bağırmasın.

BAŞKAN - Arkadaşlar, lütfen…

FATMA KURTULAN (Mersin) - Hayır, ellerinizi kaldırmayın. Herkes size göre, gönlünüze göre, dikte edildiği gibi konuşmayacaktır.

BAŞKAN - Sayın Kurtulan, Genel Kurula hitap edin.

FATMA KURTULAN (Mersin) - Bunu bilin arkadaşlar, biraz tahammüllü olun.

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) - Yeterince tahammül ediyoruz zaten.

FATMA KURTULAN (Mersin) - Herkes sizin istediğiniz gibi konuşsaydı zaten o sıralarda oturmuş olurduk.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 43 sıra sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 1'inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Mehmet Bekaroğlu Aydın Özer

İstanbul Antalya

MADDE 1 - 24/5/1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanununun ek 7 nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle ilave edilmiştir.

"Bu fıkranın uygulanmasında, 5510 sayılı Kanunun ek 18 inci maddesi uyarınca Ramazan ve Kurban bayramlarında ödenen bayram ikramiyeleri hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarının hesaplanmasına dâhil edilmez."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Antalya Milletvekilimiz Sayın Aydın Özer.

Buyurun Sayın Özer. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AYDIN ÖZER (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine bir torba kanunu görüşüyoruz ve bu torbanın içinde çiftçilerin tarımsal kredi borçlarının yapılandırılmasıyla ilgili bir madde de bulunuyor. Bir çiftçi milletvekili olarak benim de bu konuda söyleyeceklerim var.

Değerli milletvekilleri, geçen hafta çarşamba günü tarımın kalbi Antalya'da Kumluca Toptancı Hâli'nde üretici, pazarcı, komisyoncu ve tüccarlarla birlikteydik. Herkesin ortak derdi üretimin yüksek fiyatlarla gerçekleşmesine etki eden yüksek maliyetler. O gün çiftçi arkadaşlarımla ve hal esnafıyla dertlerimizi konuşurken dedim ki: Biz üreticiler olarak tüketicilerimizi de düşünüyoruz. Madem tüketici için tanzim satış yapıyorsunuz, gelin üretici için de tanzim satış yerleri açılsın. Naylonu, tohumu, ilacı, fideyi, gübreyi ucuza verelim, çiftçi ürününü ucuza mal etsin, tüketici ucuza yesin. Bunu geçen hafta Çarşamba günü söyledik, üç gün sonra Tarım Bakanından değil ama Dışişleri Bakanından bir açıklama geldi. Sayın Çavuşoğlu eski Antalya Milletvekili olduğu için Antalyalı üretici kendisini tenkit ediyor galiba, bunun için mi dedi bilmiyorum ama Antalya'ya geldiğinde üreticinin iyiliğini düşündüğünü söyledi, "Üretici için de tanzim satış yapacağız." dedi. İyi niyetten şüphemiz yok, ancak bu konuda samimiyet görmek istiyoruz. Çiftçimizin kalıcı olarak gübre, tohum,

49

fide, zirai ilaçlar ve mazotu daha uygun şartlarda alabilmesini sağlamak şart. Aksi hâlde çiftçi sayısı daha azalacak, üretim daha da düşecektir.

Değerli milletvekilleri, TÜİK verilerine göre, Türkiye'nin ekilebilir tarım alanlarında 2004 yılından bu yana 3 milyon 393 bin 232 hektarlık azalma meydana geldi. 2004 yılında ekili tarım arazisi 26 milyon 593 bin 178 hektarken, 2018 yılında ekili tarım arazisi 23 milyon 199 bin 946 hektara geriledi. 2004'te Türkiye nüfusu 66 milyon 845 bin 635'ken, 2018'de 80 milyon 810 bin 525 olmuştur. Yani son iki yılda Türkiye nüfusu yüzde 17 oranında artmış ama ekili alan miktarı yüzde 12 azalmıştır. Yine, on altı yılda buğday ekim alanları yüzde 18, arpa ekim alanı yüzde 30 oranında azalmıştır. On sene önce 142 bin 874 hektarlık alanda patates üretimi varken 2018'de bu rakam 138 bin 937 hektara gerilemiştir. Örneğin, sofralık domateste ekim alanı 9 bin hektar azalmış, kuru soğanda ekim alanı 8 bin, patlıcanda 7 bin hektar azalmıştır. Yani ürün azaldı ama nüfus arttı, talep çoğaldı. Bu rakamlar önemli mi? Eğer taş yemek istemiyorsak önemli, eğer çocuklarımızın ve torunlarımızın taş yemesini istemiyorsak önemli. Yani bu kafayla gidilirse, nüfusun artacağını bile bile ekim alanları azaltılmaya devam edilirse tabaklarımıza taş mı koyacağız?

Değerli milletvekilleri, bir çiftçi olarak söylüyorum, bugün tarımdaki en öncelikli sorun yüksek girdi maliyetleridir. Aldığım gübrenin fiyatı geçen yıldan bu yana yüzde 100 artmış, zirai ilaçların fiyatı yüzde 95 artmış, mazot artmış, tohum artmış, fide artmış, işçilik artmış. Yani, hani "Ne enflasyonu? Ne krizi?" diyorsunuz ya, ben o enflasyonu da o krizi de bizzat yaşıyorum. Sonra, geçen yıl en fazla 1 liraya mal olan domatesin maliyeti 2 liraya çıkınca "Vay efendim, teröristler!" İnsaf!

Geçen hafta Antalya'da Kaş'ın Çavdır Mahallesi'ndeydik. 200'e yakın çiftçi kardeşimizle buluştuk, dertleştik. "Kimin BAĞ-KUR borcu var?" diye sorduğum zaman herkes elini kaldırdı. Çiftçi BAĞ-KUR borcunu ödeyemiyor, mevcut borçlarını ödeyemiyor, yapılandırdığı borcunu bile ödeyemiyor ama diyorsunuz ki: "Biz harika bir şey düşündük, mevcuttaki faizi artırıp borcunu bir yıl daha uzatalım."

Spor kulüplerinin borçlarını üstlendiniz, yüzde 8 de Ziraat Bankasına yüklediniz, yapılandırdınız. Kaçak bina ruhsatlarını çıkardınız, şirketlerin vergi borçlarını sildiniz; çiftçiye gelince vatan haini muamelesi yaptınız. El insaf!

Değerli milletvekilleri, Tarım Kanunu'nun çıktığı 2006'dan Ekim 2018'e kadar tarım sektörüne toplamda 235 milyar lira destek verilmesi gerekirken sadece 105 milyar lira aktarıldı. Eğer bu desteklerin tamamı düzenli olarak verilseydi bugün et ithalini de buğday ithalini de mercimek ithalini de konuşmuyorduk.

Çiftçinin yüzde 90'ı borçlu, toplam borç 100 milyarı geçmiş, üretici zaten zor durumda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın Sayın Özer.

AYDIN ÖZER (Devamla) - Bu nedenle diyoruz ki: Üreticinin vadesi geçmiş tüm tarımsal kredi borçlarına ilişkin her türlü faiz borcu silinsin. Ana borç miktarını yılda bir kere ödemek üzere 5 eşit taksitle beş yılda ödeme imkânı verilsin. Taksitlendirme süresince herhangi bir değer artışı uygulanmasını.

Sonuç itibarıyla, üretimi destekleyelim, üretim kapasitemizi artıralım, tüketicimiz ucuza yesin. Üretici mutlu olursa tüketici de mutlu olur, üretici mutlu olursa Türkiye mutlu olur.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

1'nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1'inci madde kabul edilmiştir.

2'nci madde üzerinde iki önerge bulunmaktadır. Önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Hizmetler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi"nin 2'nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "eklenmiştir" ibaresinin "ilave edilmiştir" ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Behiç Çelik Mehmet Metanet Çulhaoğlu Ayhan Erel

Mersin Adana Aksaray

İsmail Tatlıoğlu Ayhan Altıntaş Ümit Beyaz

Bursa Ankara İstanbul

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen, İstanbul Milletvekilimiz Sayın Ümit Beyaz. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Beyaz.

50

ÜMİT BEYAZ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilgili kanunun 2'nci maddesinde yapılacak değişiklikler için İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, evde bakım hizmeti bütün dünyada yaygın olarak kullanılan bir hizmettir. Bizim ülkemizde bu hizmetten 2017 rakamlarına göre yaklaşık 500 bin kişi faydalanıyor. Bakıma muhtaç insanlarımızı kurumlarda barındırmak yerine kendi ortamlarında, çevrelerinden kopartmadan hizmet sunmayı, bununla beraber bakım masraflarını da düşürmeyi hedefleyen bu hizmette büyük sıkıntılar yaşanıyor.

Değerli milletvekilleri, ilgili bakanlığımız evde bakım hizmeti veren kişilerle, bakım aylığı ödemeden önce bir sözleşme yapıyor. Bu sözleşmeyle bakım verenden beklenti ve taleplerini kayıt altına alıyor. Bir anlamda o kişiyle hizmet alım sözleşmesi imzalıyor. Bu sistem bakıma muhtaç kişinin yükünü sadece bir kişiye yüklüyor. Bakım hizmeti veren kişiye asgari ücretin altında bir yardım yapılıyor. Bakıma muhtaç kişinin omuzlarına yüklediğiniz bu hizmeti devletin sırtından aile üyelerine devrederken bu yükü çoğunlukla kadınlar omuzluyor. Bu durum kadına aile içinde ek yük yüklerken kadınlarımızın enerjisinin tükenmesine, sosyal çevrelerden kopmalarına ve eve bağımlı hâle gelmelerine yol açıyor. Bu konuda yapılan araştırmalar evde bakım hizmeti verenlerin sosyal ve psikolojik desteğe ihtiyaç duyduklarını gösteriyor. Uygulama sürdürülmeli fakat bazı değişiklikler yapılmalıdır. Evde bakım hizmeti veren kişinin sadece 1 kişi olması şartı değiştirilmelidir. Bakım yükü hanede sadece kadınlara değil, hane içinde herkese eşit dağıtılmalıdır. Yine hane üyelerinin ihtiyaç duyması hâlinde sürekli veya kısmi dışarıdan birisinin bakım vermesine izin verilmelidir. Bakım hizmeti veren kişi sosyal güvenlik sistemine dâhil edilmelidir. Bakım hizmeti veren kişinin ihtiyaç sahibiyle akraba olma zorunluluğu kaldırılmalıdır. Bakıma muhtaç kişinin yakınları bu hizmeti yerine getirmek için gelir getiren işlerinden vazgeçmek zorunda bırakılmamalıdır.

Değerli milletvekilleri, bakıma muhtaç yakını olanlar bilir ki bakım hizmeti yorucu, yıpratıcı ve özveri isteyen bir hizmettir. Bu süreç içinde bakım hizmeti verenlerin fiziksel ve ruhsal ihtiyaçları oluşmaktadır. Bu ihtiyaçlar karşılanmadığı takdirde bakım hizmetinin kalitesi düşmekte, bakım hizmeti verende mutsuzluk ve zamanla tükenmişlik sendromu gözükmektedir. Bakım hizmeti verenler de bizler gibi insanlar; onların da kendilerine ayrılabilecek zamana, dinlenmeye, sosyalleşmeye ihtiyaçları var. Ağır bir tempoyla çalışan bu insanların haftada bir gün tatilleri yok, yıllık izinleri bile yok.

Değerli milletvekilleri, evde bakım süreci dikkatle incelendiğinde bu aylığı almanın zorlukları görülecektir. Bu zorlukları aşarak bakım aylığı almayı başaranlar da bakım hizmeti vermenin zorluklarını beklemektedir. Sistemin kendisinden kaynaklı ve sistemin uygulanmasından da ortaya çıkan sorunların önümüzdeki dönemde ortadan kalkacağını umut ediyorum.

Değerli arkadaşlar, başka bir soruna değinerek sözlerime devam etmek istiyorum. İstanbul'da Silivri ilçemize her yaptığımız ziyaretlerde vatandaşlarımız ve sivil toplum kuruluşlarımız bu güzel ilçemizin bir cezaeviyle anılmasından duydukları rahatsızlıkları bizlere iletiyorlar, Silivri'nin güzelliğine leke düşüren F Tipi Cezaevinin isminin değiştirilmesini talep ediyorlar. Parti ayrımı gözetmeksiniz, Silivri'de yaşayan tüm vatandaşlarımız bir cezaeviyle değil; denizi, doğası, ayçiçek tarlalarıyla anılmak istiyor, bu sorunların bir an önce çözülmesini bekliyor. Lütfen vatandaşlarımızın bu sesine kulak verelim.

Sözlerime son verirken, açılım sürecinin bir parçası olarak üniversitelerimize yerleşen terör örgütü üyeleri tarafından 20 Şubat 2015'te şehit edilen Fırat Yılmaz Çakıroğlu'nu şehadetinin yıl dönümünde rahmet ve sevgiyle anmak istiyorum. Ruhi Kılıçkıran'la başlayıp Fırat Çakıroğlu'na kadar süren ölümsüzler yolunun yolcularına selam olsun. Unutulmasın ki Fırat artık Erzincan'dan başlayıp Basra'ya dökülen bir nehir adı değildir, bayraklaşmış bir mücadelenin Akşehir'de doğup Ege'de dökülen ismidir.

Hepinize sevgiler sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 43 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin çerçeve 2'nci maddesiyle 2828 sayılı Kanun'a eklenen geçici 17'nci maddede yer alan "defaten" ibaresinin "bir kerede" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Arzu Erdem Cemal Çetin Esin Kara

İstanbul İstanbul Konya

İsmail Özdemir Mustafa Hidayet Vahapoğlu

Kayseri Bursa

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

51

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen, İstanbul Milletvekilimiz Sayın Arzu Erdem.

Süreniz beş dakika Sayın Erdem.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ARZU ERDEM (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan 43 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 2'nci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubum adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisi ve ekranları başında bizi izleyen aziz Türk milletini saygılarımla selamlıyorum.

Bugün kurulmuş olan araştırma komisyonunun önemi üzerine bir konuşma yapmak istiyorum. Malum, araştırma komisyonunun görüşmeleri esnasında bir konuşma yapmadık ama gerçekten gerekliydi bilişim teknolojileri bağımlılığının etkilerini incelemek üzere ve olası zararların bertaraf edilmesi ve bu teknolojilerin kontrolü noktasında bir komisyonun kurulması. Çünkü niye önemliydi? Aslında her birimiz tehdit altındayız, her şeyden önce evlatlarımız tehdit altında ve teknolojinin hayatımıza girmesiyle birlikte internet bağımlılığı ortaya çıkmıştır. Hepimiz bundan rahatsızız, evlatlarımızda da o sıkıntıyı yaşıyoruz aslında. Kişinin teknolojik kullanımı üzerindeki kontrolünün kaybolmasıyla birlikte teknolojiyi ölçüsüz kullanması çok ciddi zararlara sebep olmaktadır. İnternet ve teknoloji bağımlılığı diğer bağımlılıklarda olduğu gibi kişinin bağımlısı olduğu teknolojik ürüne ulaşamadığı zamanlarda bir yoksunluk durumuyla kendini göstermektedir ve internet bağımlılığı her yaşta, her dönemde aslında ortaya çıkabilecek olan bir bağımlılık. Teknoloji kullanım süresi arttıkça çocuk ve gençlerde düşünce süreçlerinin aslında bozulduğu, kişiler arasında duyarlılığın azaldığı ve genel sağlık düzeyinin düştüğü gözlemlenmektedir. Aynı zamanda obsesif, depresif, kaygılı, düşmanca, hostil, fobik, paranoit düşüncelerin de artabildiği görülmektedir. Yoğun bir şekilde internet kullanan ve bilgisayar oyunlarıyla zamanını geçiren çocukların sosyal gelişim düzeylerinin aslında aşağı doğru düştüğünü ve sosyal çevreden koptuklarını da görmekteyiz.

Bu hususta bizim çok üzerinde durduğumuz, aslında, çağın hastalığı hâline gelmiş ve ülkemizi tehdit eden, gençlerimizi de tehdit eden, geçen hafta da yine bir intihar vakasıyla sonuçlanmış olan bir "Mavi Balina" oyunu var ki bundan aslında ben bahsetmek istiyorum. Çok önemli, aslında her birimizin, ekranları başında bizi izleyen aziz Türk milletinin de dikkatle üzerinde durması gereken ve çocuklarını bu anlamda takip etmesi gereken, aslında intihara kadar sürükleyen önemli bir oyun.

21 Şubat 2018 tarihinde Bursa'da 16 yaşındaki Ahmet P. arkadaşının evinde Mavi Balina oyunu oynadıktan sonra gittiği halı sahanın tellerine kendini asarak yaşamına son vermiştir. 26 Şubat 2018 tarihinde İzmir'in Karabağlar ilçesinde 13 yaşındaki Aleyna A. yine aynı şekilde ailesiyle birlikte yaşadığı evlerinin çatısından atlayarak intihar etmiştir. 7 Mart 2018 tarihinde Balıkesir'in İvrindi ilçesinde 10 yaşındaki E.A. yine çatı katından kendini tavana asmıştır ve bu şekilde intihar etmiştir. Örnekler çok fazla. Bunları çok fazla saymak istemiyorum. Hepimizin mutlaka ki yüreğini incitiyor ama en sonuncusu, seçim bölgem olan İstanbul'un Bağcılar ilçesinde 16 yaşındaki Burak mavi balina oyunu yüzünden kendini asarak yaşamına son vermiştir ve demiştir ki bilgisayarındaki son komutu "Mavi Balina ölmüştür."

Değerli milletvekilleri, ülkemizde yaklaşık 150 civarında bu oyunu oynayıp intihar eden gencimiz bulunmakta ve bu konuyla ilgili yapacağımız bütün çalışmaların çok kıymetli olduğunu yani bilgisayar bağımlılığının ve kontrollü bir şekilde bunların aslında oynanması gerektiği oyunların da ne kadar önemli olduğunu biz vurgulayacağız bu dönemde. Türk milletinin bilinçlendirilmesini, annelerin, babaların yönlendirmesiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında bu olayla ilgili, bu konularla ilgili kontrolsüz kullanıma sebebiyet veren… Çünkü bu Mavi Balina'yla ilgili bir link gönderiliyor ve çocuk o linke tıkladığı andan sonra oyuna başlıyor. 50 tane komut var, 50 tane komutun ilk 10'u çok masum ama 10'uncu komuttan sonrası maalesef vücudun belli yerlerine bir şeyler kazıması gerekiyor ve bunları kazıdıktan sonra "Resmini gönder, kamerayı aç." gibi komutlar geliyor, bunları açtıktan sonra bu kez farklı şantajlarla karşı karşıya kalıyor çocuk. Yani olay aslında çok ciddi ve vahim bir boyutta, onun için çok önemli.

Kurulmuş olan Komisyonun her şeyden önce hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Burada kamu spotlarıyla desteklenmesi, ailelerin bilinçlendirilmesi, bununla ilgili farklı ülkelerde yine Mavi Balina oyunuyla ilgili hiç intiharın yaşanmadığı İngiltere'de bile el ilanlarında bu oyunun zararlı olduğuna dair bir bildiri dağıtılıyor. Onun için bu ve bunun gibi oyunlar, bunların isimleri çok fazla, burada yine onları zikretmeyeceğim çünkü bunları zikrettiğimiz vakit de aslında çocuklar için merak uyandırabiliyor. Ama çocuğunuz içe kapanıyorsa odasına çekiliyorsa sosyal çevreden uzaklaşıyorsa zamanını çok fazla bilgisayarın önünde geçiriyorsa lütfen hangi oyunları oynadığını, bu oyunların her ne kadar masum görünürse görünsün… Hikâye kitaplarından biliriz ya balinalar pembe olur ya mavi olur ve öğretirken de bu balina resmi deriz ve hatta mavi olanı öğretiriz. Onun için çok masum gelebilir ama oyun gerçekten büyük zarar veriyor, intihara kadar sürüklüyor.

BAŞKAN - Tamamlayalım Sayın Erdem.

52

ARZU ERDEM (Devamla) - Teşekkür ederim.

Tekrar kurulmuş olan Komisyonumuzun hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Türk milletini ve Türk gençliğine çok önemli bir hizmet olacağını düşünüyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

2'nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 2'nci madde kabul edilmiştir.

3'üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 43 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 3'üncü maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Mahmut Toğrul Ebrü Günay Erol Katırcıoğlu

Gaziantep Mardin İstanbul

Erdal Aydemir Serpil Kemalbay Pekgözegü

Bingöl İzmir

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Mardin Milletvekilimiz Sayın Ebrü Günay. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Günay.

EBRÜ GÜNAY (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de bu kürsüden birçok arkadaşımın ifade ettiği gibi şunu ifade ederek başlamak istiyorum: Bugün, Leyla Güven yüz altı gündür açlık grevinde, Sevgili Selma Irmak ve Sevgili Sebahat Tuncel otuz sekiz gündür açlık grevinde, Sevgili Dilek Öcalan Strazburg'da altmış yedi gündür açlık grevinde, gazeteci Kibriye Evren'in arasında olduğu 300'e yakın tutsak ise altmış sekiz gündür açlık grevinde ve bu arkadaşlarımızın talepleri çok basit bir talep aslında. Bizleri ve bu Hükûmeti, bu iktidarı kendi yasal mevzuatlarına uymaya davet ediyorlar. Herkes bilir, avukat görüş hakkı uluslararası mevzuatta, yine iç hukukumuzda yasal güvence altına alınmıştır; aile görüş hakkı herkes için yasal güvence altına alınmıştır ve bunlar uluslararası belgelerce de güvence altına alınmıştır ama maalesef, Türkiye'de bir ada cezaevi, İmralı ada cezaevi bu haklardan hiçbir hukuki dayanak gösterilmeden mahrum bırakılmakta ve bir yasak uygulanmakta. Bu arkadaşlarımız aslında bizleri ve bu Meclisi hukuka davet ediyor, aslında talepler çok basit.

Ve buradan şunu ifade etmek istiyorum: Van F Tipi Cezaevinde açlık grevinde olan Şahin Öncü altmış sekiz gündür açlık grevinde. Bugün hastaneye kaldırıldı ve tedaviyi kabul etmediği için tekrardan cezaevine götürüldü. Artık aslında kritik eşiğe geldik. Olası kötü ihtimallerde bu sürece sessiz kalan Meclis ve iktidar doğacak kötü sonuçlardan sorumludur, bunu buradan hatırlatmak istiyorum.

Bugün Dünya Anadili Günü. Bildiğiniz üzere, geçtiğimiz sene UNESCO dünyadaki dillere dair bir rapor açıkladı ve dünyada 6 bin dilin olduğunu ifade etti, bu dillerin yarısının ise yok olmayla yüz yüze olduğunu ifade etti. Bunlardan Türkiye'de ise 18 dil yok olmayla karşı karşıya. Tarih boyunca birçok uygarlığı barındırmış, diller, kültürler bakımından çok zengin olan Anadolu ve Mezopotamya toprakları yıllardır uygulanan tekçi politikalar sebebiyle büyük bir dil erozyonuna uğratıldı. Ana dilde eğitim anayasal güvence altına alınmadığı gibi hâlen farklı diller üzerinde yasakçı anlayış devam etmektedir.

Değerli arkadaşlar, KHK'lerle günlük tek Kürtçe gazete olan Azadiya Welat gazetesi kapatıldı. Kürtçe yayın yapan TV kanalları, haber ajansları, dergiler, radyolar, yayınevleri tekçi ve otoriter zihniyetin sonucu olarak kapatıldı. Kürdi-Der, İstanbul Kürt Enstitüsü gibi 90'lı yılların karanlığında bile faaliyet yürüten bu dernekler ve bu enstitüler maalesef bugün kapalı ve faaliyet yürütemez durumda.

Bir diğer nokta ise 8 Şubat 2019 tarihli Millî Eğitim Bakanlığı atamasında 19.996 öğretmenin ataması yapıldı. Bunlardan 3'ü Kürtçe öğretmeni olarak atandı, 2'si Kurmanci, 1'i Dımılki yani Zazaki öğretmeni olmak üzere atandı. Aslında bu atamada bile ayrımcı bir politika yürütüldü.

Bu zihniyetin bir başka yansıması vekili olduğum Mardin'in Artuklu Üniversitesinde kendisini gösterdi, üniversitedeki Yaşayan Diller Enstitüsü Kürt Dili ve Kültürü Bölümü'nde görevli birçok akademisyen ihraç edildi. Türkiye'de 2018 Millî Eğitim Bakanlığı resmî verilerine göre, 2.577 anaokulunda 764.462 çocuk Türkçe dilinde eğitim görürken DBP'li belediyelerin çok dilli belediyecilik politikaları kapsamında açtığı ana dilde eğitim yapan kreşler ve okullar kapatıldı. Bunlardan Diyarbakır'da Ferzad Kemanger, Kızıltepe'de Ferhat Kurtay, Cizre'de Berivan ilkokulları kapatıldı ve binlerce Türkçe eğitim veren okullara karşın

53

birkaç tane Kürtçe eğitim veren okul maalesef kapatıldı.

Kentlerin girişlerinde asılan çok dilli, çok lehçeli tabelalardaki ibareler kayyumlar tarafından kaldırıldı, Kürtçe sokak isimleri değiştirildi. Kürt coğrafyasının önemli isimlerinden Ahmed-i Hani, Melaye Ciziri, Cigerxun, Mehmet Uzun gibi Kürt yazar ve aydınlarının heykelleri yıkıldı, isimleri tabelalardan indirildi. Daha kötüsü, asimilasyon ve Türkleştirme politikaları modern zamanın da bir politikası olarak devam etti.

Evrensel standartlara erişmiş, demokratik bir dünyanın parçası olmak için tekçi, tek tipçi, merkeziyetçi politikalar hızla terk edilmeli, dil ve kültüre ilişkin politikalar halkların iradesi dikkate alınarak eşit yurttaşlık ilkeleri temelinde belirlenmelidir.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Hizmetler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 3'üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "eklenmiştir" ibaresinin "ilave edilmiştir" ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

Behiç Çelik Mehmet Metanet Çulhaoğlu Bedri Yaşar

Mersin Adana Samsun

İsmail Tatlıoğlu Ayhan Altıntaş Hüseyin Örs

Bursa Ankara Trabzon

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Trabzon Milletvekilimiz Sayın Hüseyin Örs. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Örs.

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; ilgili kanun teklifinin 3'üncü maddesi üzerinde konuşmak üzere İYİ PARTİ adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ 2002 yılında 3y formülüyle yani "Yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklarla mücadele." diyerek iktidara geldi ancak aradan geçen zaman içerisinde yoksulluğu yok etmek bir yana, yoksulluk yaygınlaşmış, hatta kurumsallaşmıştır. Yoksulluğu yaygınlaştırmayı "Sosyal devlet anlayışını güçlendirdik." ifadesiyle perdeleyen AK PARTİ vatandaşı yoksullaştırarak kendisine bağımlı hâle getirmiş, ülkemizde neredeyse nüfusun yarısı sosyal yardım alır hâle getirilmiştir. İktidar sosyal yardımı siyasi menfaatleri için kullanırken Türkiye'de yoksulluk maalesef bir yaşam biçimine dönüşmüştür. Sosyal yardım siyasi malzeme yapılacak bir durum değil, sosyal devlet anlayışı çerçevesinde vatandaşın hakkıdır. "Sosyal devlet anlayışını gerçekleştirdik." dediğiniz Türkiye'de her 5 gençten 1'inin işsiz olduğu gerçeğiyle yüzleşmek zorundasınız.

Değerli milletvekilleri, Doğu Karadeniz Bölgesi'nin en büyük ili konumunda olan ve köklü bir tarihe, coğrafi konumu dolayısıyla önemli avantajlara sahip olan Trabzon bugün ağır sosyoekonomik sorunların kıskacındadır. Türkiye'nin geneli gibi Trabzon'un da kanayan yarası işsizlik ve hayat pahalılığıdır. Trabzon'da ciddi bir iş alanı bulunmuyor, işsizlik, pahalılık, geçim sıkıntısı, umutsuzluk ve gelecek kaygısı yöre insanını bir cendere gibi sarmış durumda. Daha önce yine bu kürsüde Trabzon'daki İŞKUR müracaatlarını dile getirmiştim. Toplum Yararına Program yani kısaca TYP işsizliğin yoğun olduğu bölgelerde uygulanan bir program. Demek ki Trabzon işsizliğin yoğun yaşandığı bir şehir. Bu programla en fazla dokuz ay çalışma imkânı bulacak işsizlerimiz başvuru için uzun kuyruklar oluşturmuşlardı Trabzon caddelerinden ve sokaklarında. Her işsizin başvuramadığı, belli kıstaslara uyan işsizlerin başvurabildiği bu program için 1.500 kişinin alınacağı son uygulamada müracaat eden sayısı tam 10.108 idi. İŞKUR vasıtasıyla işe alımların şekli ve yöntemi de ayrı bir tartışma konusu ki bugün burada buna girmeyeceğim.

Değerli milletvekilleri, dağlık ve engebeli coğrafi yapısı, toprak azlığı tarımı zorlaştırırken, bölgeye özgü fındık, çay, tütün, mısır, patates, fasulye gibi tarım ürünleri ile tereyağı, peynir, süt, et gibi hayvansal ürünlerde hükûmetin yanlış politikalarına ülkedeki genel ekonomik kriz de eklenince üretici emeğinin karşılığını alamaz olmuş, geçim zorlaşmıştır.

Değerli milletvekilleri, Trabzon'un sorunları var, sıkıntıları var, Trabzon halkı mutsuz, umutsuz. Trabzon halkı trafikte hareket edemiyor, kaldırımları işgal edilmiş, yürüyemiyor. Pahalılık almış başını gitmiş, evinde, mutfağında yangın var. Trabzon esnafı darda, kime sorarsanız "İşler geçen seneye göre düştü." diyor. Çok sayıda firma işten adam çıkarıyor. İcra dosyaları almış başını gitmiş Trabzon'da, çekler patlıyor, senetler ödenemiyor. Pazarcı esnafı "Millet artık 1 tane pırasa, 2 tane domates alabiliyor, 1 bağ marul neredeyse lüks

54

madde oldu." diyor. Trabzon'u idare edenlere sesleniyorum: Çıkın, bir meydanda bakın insanların yüzlerine, kaçı gülüyor? Denizin kıyısında, denize hasret kent olmuş Trabzon. Sahilinde yürüyeyim desen, sinekten ve kötü kokudan adım atılmaz hâle gelmiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım Sayın Örs.

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) - Beşirli Sahili'nde insanlar evlerinin balkonunda oturamaz, pencerelerini açamaz durumdadırlar. Beyler, önce bu şehrin yaşayanını mutlu etmeliyiz.

Değerli milletvekilleri, gelin şöyle bir Trabzon turu yapalım sizinle: Havaalanından şehir merkezine gidiyoruz. Sağda beş yıldır kaldırılamayan çimento fabrikasının enkazı, solda on yıldır tek çivi çakılmayan Çömlekçi Dönüşüm Projesi için yıkılan evlerin viran görüntüsü. Diğer yanda, bir otogarımız var ki hâlâ harap, tabiri caizse dökülüyor. 2009'da, bundan tam on yıl evvel vadedilen otogar nerede diye soruyorum? 61 proje içinde "mega proje" denilen güney çevre yolu için ne yapıldı diye soruyorum? Ey Trabzon'u idare edenler, size soruyorum, "Sürmene'ye tersane kuracağız, 5 bin kişiye iş imkânı sağlayacağız." diyenlere soruyorum: Sahi, tersanede son durum nedir? Alıştık artık aynı sazın tellerinden gelen aynı sese. Artık yeni sesler lazım diyorum, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

3'üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 3'üncü madde kabul edilmiştir.

4'üncü madde üzerinde iki önerge bulunmaktadır, önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 43 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 4'üncü maddesinin Kanun Teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Mensur Işık Mahmut Toğrul Musa Piroğlu

Muş Gaziantep İstanbul

Erdal Aydemir Serpil Kemalbay Pekgözegü Erol Katırcıoğlu

Bingöl İzmir İstanbul

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen, Gaziantep Milletvekilimiz Sayın Mahmut Toğrul.

Buyurunuz Sayın Toğrul. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, son günlerde AKP'nin torbayla aslında seçim yatırıma dönük nasıl bir çabanın içerisinde olduğunu, 31 Martı kotarmak adına büyük bir, yoğun bir çabanın içine girdiğini hep beraber görüyoruz. Değerli arkadaşlar, tabii, bu, 31 Martta halktan geri dönecektir, halk bunlara izin vermeyecektir diye umut ediyoruz ve sonucun da bu yönde gerçekleşeceğini düşünüyorum.

Bugün Dünya Anadil Günü değerli arkadaşlar. 1999'da Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO kültürel çeşitliliği ve çok dilliliği desteklemek amacıyla 21 Şubat gününü Uluslararası Anadil Günü olarak kabul etmiş, ana dili ve ana dilinde eğitim hakkını aslında güvence altına almıştır.

Bugün, aynı zamanda, ana dili için Bangladeş polisiyle çatışan üniversite öğrencilerinin katledilmesinin de yıl dönümü olarak anılmaktaydı. 21 Şubat 1952 tarihinde Bangladeş Dil Eylemleri Komitesi'nin çağrısıyla Dakka Üniversitesi öğrencilerinin yaptığı eylemler UNESCO'nun bugünü Uluslararası Anadil Günü olarak kabul etmesine neden olmuştur. Bangladeşli öğrencilerin ana dilleriyle ilgili talepleri ve bu uğurda verdikleri mücadele dolayısıyla katledilmeleri dünyada benzer süreçleri yaşayan toplulukların mücadelesine de ayna tutmuştur.

Anadolu-Mezopotamya, geçmişten bu yana çok farklı medeniyete ev sahipliği yapan bir coğrafyadır. Bahsi geçen topraklar üzerinde kurulan Türkiye, çok dilli, çok inançlı ve çok kültürlü bir sosyolojik yapıya sahiptir. Bugün UNESCO, bu coğrafyada 40'a yakın dile vurgu yaparak Türkiye'nin kültürel miras açısından zengin bir ülke olduğunu varsaymaktadır. Buna rağmen, ülkemizde geçmişten bu yana birçok dil yok olup giderken bugün hâlâ 18 dil yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu sebeple, birçok farklı kesim, özellikle her 21 Şubat Dünya Anadil Günü'nde ülkeyi yöneten iktidarlara ana dilde eğitim ve ana diline ilişkin anayasal güvence başta olmak üzere birçok talebini dillendirmektedirler. Osmanlı'nın son dönemleri ile erken cumhuriyet dönemi Türkiye'de Türk dışındaki her etnik grup üzerindeki mühendislik faaliyetlerinin de aslında miladıdır. Bu dönem, aynı zamanda, Kürtçe üzerindeki

55

sistematik yok sayma politikalarının da başladığı dönemdir. Kamusal alana ve devletin bütün resmî kurumlarına sokulmayan Kürt dili, medreselerden, sokaklardan ve gündelik yaşamın her alanından uzak tutulmuş, hatta dil jandarmaları tarafından sokakta Kürtçe konuşanlara para cezası kesilmiş, sembolik ve psikolojik şiddetin bütün örnekleri uygulanmıştır. Bugün de benzer bir şekilde devam eden inkâr ve asimilasyon, dil kırım politikaları âdeta 20'nci yüzyıldaki anlayışın bir parçası olarak sürdürülmektedir.

Değerli arkadaşlar, 1990 yılında İHD kongresinde Vedat Aydın Kürtçe konuştuğu için önce lince uğramış, dokuz ay cezaevine atılmış ve bırakıldıktan bir ay sonra Ergani-Maden arasında maalesef faili meçhule kurban gitmiştir. Aslında 17 bin faili meçhulün de işaret fişeği Kürtçe konuşan Vedat Aydın'la başlatılmıştır. Onun burada anısı önünde saygıyla eğildiğimi ifade etmek isterim. (HDP sıralarından alkışlar)

Cumhuriyetin başından itibaren egemen hâle getirilen bu dil, kültür kırımları on yedi yıllık AKP politikaları tarafından da sürdürülmektedir. 15 Temmuz darbe girişiminin hemen sonrası ilan edilen OHAL'le Kürtçe tek gazete olan Azadiya Welat gazetesi kapatılmış, Kürtçe yayın yapan çocuk televizyonu Zarok TV dâhil televizyon kanalları kapatılmış, haber ajansları, dergiler, radyolar, yayınevleri hatta ilkokul, Ferzat Kemanger İlkokulu kapatılmıştır. Kurdi-Der, İstanbul Kürt Enstitüsü gibi 1990'ların karanlık döneminde dahi kapatılmayan kurumların kapısına maalesef kilit vurulmuştur. Kürt coğrafyasında edipler ve yazarlar, Kürt diline emek vermiş Ahmed-i Hani, Melaye Ciziri, Cigerxun, Mehmet Uzun gibi şahsiyetlerin heykelleri yıkılmış, isimleri tabelalardan kaldırılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

MAMHUT TOĞRUL (Devamla) - Türkiye'nin çok dilli, çok kültürlü sosyolojik yapısı ve anayasal eşitlik ilkesi gereğince herkese eşit, etkin ve nitelikli hizmetin verilmesinin yolu ana dilinde hizmetten geçtiği için farklı yerlerde yaşayan yurttaşlarımıza kendi ana dillerinde bu hizmetin sunulması önemli bir gerekliliktir. (…)(x)

Dünya Ana Dil Günü tüm halklara kutlu olsun diyor, saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Hizmetler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 4'üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "eklenmiştir" ibaresinin "ilave edilmiştir" ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

Behiç Çelik Mehmet Metanet Çulhanoğlu İmam Hüseyin Filiz

Mersin Adana Gaziantep

İsmail Tatlıoğlu Ayhan Altıntaş

Bursa Ankara

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Gaziantep Milletvekilimiz Sayın İmam Hüseyin Filiz.

Buyurun Sayın Filiz. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Hizmetler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 4'üncü maddesi üzerinde İYİ PARTİ Grubumuzun vermiş olduğu önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygılarımla selamlarım.

29 Kasım 218 tarihinde Resmî Gazete'de yayınlanan 7150 sayılı Yasa ile 2872 sayılı Çevre Kanunu'na ek 11'inci madde ilave edilmişti ancak aradan üç ay geçmeden değişiklik teklifi geldi. Üzerinde konuştuğumuz bu kanun teklifinin 3'üncü maddesinde ek 11'inci maddenin ikinci fıkrası değiştirilerek geri dönüşüm katkı paylarıyla ilgili olarak beyannamenin ne zaman ve nasıl ödeneceğine dair değişiklik yapılmış, ayrıca iki fıkra daha eklenmiştir.

4'üncü maddeyle 2872 sayılı Kanunu'na geçici bir madde ilave edilmektedir. Geçici madde aynen şöyle: "Ek 11 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca 2019 yılının Ocak ve Şubat ayına ilişkin verilmesi gereken beyannameler 15/4/2019 tarihine (bu tarih dahil) kadar verilir ve bu beyanlar üzerine ödenmesi gereken geri kazanım katılım payları 30/4/2019 tarihi mesai saati bitimine kadar ödenir." denmektedir. Burada bir erteleme söz konusudur ve bu erteleme kuvvetle muhtemel kanunun uygulanmasıyla ilgili gerekli hazırlığın olmadığı nedeniyle olmuştur diye düşünüyorum.

56

Değerli milletvekilleri, Muhasebeciler ve Mali Müşavirler Odası tarafından da beyan sisteminde bazı aksaklıklar ve zorlukların olduğu dile getirilmektedir. Anlaşılıyor ki yapılan düzenlemelerde uzman görüşleri yine alınmamış. Yüce Meclis gereksiz yere zaman kaybediyor. İsraf ekonomisi diyoruz ya, işte bu da israf, zaman israfı. Muhalefeti dinlemiyorsunuz. Gerçekten dinlemiş olsanız, kulak verseniz bu hatalar ya hiç olmaz ya da gereksiz yere bunlara bu kadar zaman harcanmaz.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin içinde bulunduğu durumu kısaca özetlersek, sorunlar yumağı hâlinde. Eğitimde nitelik sorunu, mesleki ve teknik eğitimde yetersizlik, ekonomide yapısal bozukluk, üretim yerine tüketim ve israf ekonomisi, had safhadaki işsizliğin sonucu olarak yan kesicilik, hırsızlık, uyuşturucu kullanımı, huzursuz bir toplum, liyakate önem verilmemesi, yandaşlık "Ben yaptım oldu." anlayışı sürüp gidiyor. Toplumumuz gerçekten yoruldu, insanlarımız mutsuz.

Sayın milletvekilleri, müsaade ederseniz, sizlerle bir tespiti paylaşmak istiyorum. Kanuni Sultan Süleyman en güçlü duruma getirmiş olduğu devletin akıbetini hayal eder "Günün birinde Osmanoğulları da inişe geçer, çökmeye yüz tutar mı?" diye derin derin düşünmeye başlar. Süt kardeşi meşhur âlim Yahya Efendi'ye bir mektup yazar, der ki bu mektupta: "Bir devlet hangi hâlde çöker? Osmanoğulları'nın akıbeti nasıl olur? Bir gün olur da izmihlale uğrar mı?" Yahya Efendi sadece bir cümleyle cevap verir "Neme lazım be Sultanım!" der. Bu cevap üzerine Kanuni Sultan Süleyman, Yahya Efendi'yi ziyaret eder ve bu kadar basit cevabı niye verdiğini sorar yani "Bu sorumuz bu kadar mı basit bir soruydu?" diye. O zaman Yahya Efendi cevap verir, der ki: "Sultanım, bir devlette zulüm yayılsa, haksızlık yaygınlaşsa, işitenler de 'Neme lazım.' deyip uzaklaşsalar; sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yese; bilenler bunu söylemeyip sussa; fakirlerin, muhtaçların, yoksulların, kimsesizlerin feryadını taşlardan başkası işitmese işte o zaman devletin sonu görünür. Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimat ve hürmeti sarsılır, asayişe itaat hissi gider, halkta hürmet duygusu yok olur, çöküş ve izmihlal de böylece mukadder hâle gelir.' Bunları dinlerken ağlamaya başlayan koca sultan söyleneni başını sallayarak tasdik eder, sonra da memleketinin kendisini böyle ikaz eden bir alime sahip olduğu için Allah'a şükreder."

Anlayanlara bu kıssadan hisseyi hatırlatmak istedim.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

4'üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 4'üncü madde kabul edilmiştir.

5'inci madde üzerinde bir önerge bulunmaktadır, önergeyi okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan "Sosyal Hizmetler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin" 5'inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "eklenmiştir" ibaresinin "ilave edilmiştir" ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

Behiç Çelik Mehmet Metanet Çulhaoğlu Aydın Adnan Sezgin

Mersin Adana Aydın

İsmail Tatlıoğlu İmam Hüseyin Filiz

Bursa Gaziantep

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Aydın Milletvekilimiz Aydın Adnan Sezgin. (İYİ PATİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Sezgin.

AYDIN ADNAN SEZGİN (Aydın) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; motorlu araçlarını tescil belgesinde belirtilen amacın dışında kullanan kişilere uygulanan 1.002 TL idari para cezası ve on beş günlük trafikten men süresi caydırıcılıktan uzaktı. Maddede öngörülen ceza ve sürelerin yeniden değerlendirilmesinde fayda olduğunu düşünüyoruz.

Sayın milletvekilleri, bilindiği gibi, geçtiğimiz haftalarda Aydın'da yaşanan aşırı yağışlar sonucunda Büyük Menderes Nehri taşmıştı. Binlerce dekar ekili tarım arazisi sular altında kalmış, Aydınlı çiftçiler büyük zarara uğramıştı. Taşan sular yerleşim yerlerine kadar ulaşmış, bazı evlere zarar vermiştir. Birkaç ay önce Büyük Menderes havzasındaki kirliliğin araştırılmasına yönelik bir komisyon kurulması önergesi iktidar bloğu tarafından reddedilmişti. Önerge üzerinde Genel Kurulda yaptığım konuşmada Büyük Menderes havzasındaki çevresel risklere bilimsel verilerle dikkat çekmiştim. Büyük Menderes Nehri'nin geçtiği Afyon, Uşak ve Denizli'de denetimsizlik madencilik, deri, tekstil ve kentsel atıklarla nehir kirlenmektedir. Aydın'da ise jeotermal santral atıklarının ve diğer atıkların Büyük Menderes Nehri'ne bırakılması nedeniyle nehir sularının dördüncü sınıf su kirlilik seviyesine ulaştığı belirlenmiştir. Aydın Efeler Ziraat Odasının değerlendirmesine göre, Menderes

57

Nehri, bugün, çevreye ve insanlara zehir kusmaktadır. Aydın'da jeotermal kaynaklı kirlilik konusu hem partimiz hem de Cumhuriyet Halk Partisi tarafından defalarca gündeme getirilmiştir. Az önce AK PARTİ milletvekili hemşehrim Sayın Erim'in bu konuda yaptığı konuşmada ise yeni ve ümitvar bir bilgi edinemedik. Bu konuşmayı, zemini ve inandırıcılığı müphem bir JES propagandası olarak gördüm. Aydın'da her yerde insanlar JES'lere direniyor, Kızılcaköylüler en bariz örnek. Bana kalırsa, sayın hatip söyledikleriyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığını bile ikna edemez. Gerek denetim yetersizliği gerekse yetkililerin ihmali nedeniyle Aydın'daki JES yatırımlarının insan sağlığı, çevre, tarımsal üretim, hayvancılık ve doğal kaynaklara çok ciddi zararlar verdiği bir gerçektir. JES yatırımlarıyla ilgili bugüne kadar vermiş olduğum soru önergeleri hususunda herhangi bir işlem yapılmamış, geçiştirme maksatlı cevaplar verilmiştir. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bir yanıtında, JES'lerin tarımsal üretim, insan ve hayvan sağlığı üzerinde herhangi bir olumsuz etkisinin tespit edilmediğini belirtebilmiştir. Bu yanıt hem bilimsel verilerle hem de Aydın'da gözlenen gerçeklikle uyumsuzdur.

JES'lerin yarattığı tahribatın tespit edilmesi ve çözüm önerilerinin geliştirilmesi için Avrupa İmar ve Kalkınma Bankasının finansmanıyla Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından bir proje başlatılmakta olduğu duyumunu aldık. JES'lerin yarattığı tahribata bu denli itiraz etmiş bir parti olarak bu konudaki bir çalışmayı ciddi, tarafsız ve gerçek anlamda bilimsel olması kaydıyla destekleyeceğimizin bilinmesini isteriz. Objektif ve sağduyulu olduğumuz için bu tutumu benimsiyoruz. Maalesef, Aydın'la doğrudan ilgili olarak verdiğim JES'lerin yarattığı tahribat, Nazilli Polis Meslek Yüksek Okulunun akıbeti, altyapı meseleleri ve diğer birçok konudaki soru önergelerim içi boş yanıtlarla geçiştirilmiştir.

İktidar, Aydın gibi potansiyel yelpazesi çok geniş bir vilayete, Türkiye tarihine damgasını vurmuş bir bölgeye gereken önemi atfetmiyor. Böyle giderse tarımı, turizmi ve sanayisiyle ülkemiz için önemli katma değer imkânlarına sahip olan Aydın ilimizin kapasitesi tahrip edilecek, hem bölge halkı hem de ülkemiz ekonomik, sıhhi, sosyal ve kültürel çok çeşitli zararlara uğrayacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYDIN ADNAN SEZGİN (Devamla) - Sayın Başkan, bir dakika alabilir miyim.

BAŞKAN - Bir dakika ilave ediyorum.

AYDIN ADNAN SEZGİN (Devamla) - Teşekkür ediyorum efendim.

Bugün Sayın Dışişleri Bakanı Aydın'da yaptığı konuşmada Kuşadası ve Didim'in geçmişte Türkiye'nin en gözde turizm merkezlerinden biri olduğunu, bugün ise istedikleri seviyede bulunmadığını, olamadığını söylemiştir; Aydın ve Kuşadası'nın eski hüviyetine kavuşması gereğinden söz etmiştir. Evet, on yedi yılda Aydın, Kuşadası ve Didim merkezî hükûmetin özensizliği nedeniyle hayli aşındı. İktidarı Aydın'a ve Menderes havzasına gerekli ihtimamı göstermeye davet ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

5'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 5'inci madde kabul edilmiştir.

BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) - Sataşma var, söz istiyorum.

BAŞKAN - Özür dilerim, anlayamadım ben sizi.

BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) - Gündüz konuşmuştum İsmim zikredildi, ben onun için söz istiyorum.

BAŞKAN - Şu anda mı?

BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) - Mümkünse.

BAŞKAN - Hayır, yani daha önceyse ben daha sonra size söz veririm ama yani zamanı geçen bir konudan dolayı olmaz.

BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) - Tamam, daha sonra o zaman.

BAŞKAN - Buyurun, ben yerinizden size söz vereyim. Konuyu anlayamadık da kusura bakmayın.

BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) - Aydın'da, Kızılcaköy'de ilk defa kazılmıyor sondaj, yıllardır kazılıyor. Başlangıcı da 1984 senesi, gündüz zikrettim. Kızılcaköy'de sondaj yapılacak, kamulaştırılacak araziyi istediği fiyata satamayan vatandaş, geri alınmadığı için, komşu parsel satıldığı için şikâyette bulunuyor. Bu da artık nedense suiistimal ediliyor, provokasyona başlanıyor, çadır kuruluyor ama bunların öncüleri de Aydın Büyükşehir Belediyesi, CHP'li. Burada, Aydın Büyükşehir Belediyesi 11/5/2015 tarihinde, Aydın Büyükşehir Belediye Başkanlığı Çevre Koruma Kontrol Dairesi Başkanlığı, genel sekreter imzası, Ahmet Uğur Cebeci; izin yazısı. 8/6/2018, Bülent Bozbaş, Belediye Başkanı; izin yazısı.

BAŞKAN - Sayın Erim, bu bahsettiğiniz konu kişisel bir sataşma değil size. Yani ben

58

size nezaket gösterdim, söz verdim ama bu kişisel bir sataşma değil.

Konu aydınlanmıştır değerli arkadaşlarım.

BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) - Peki, teşekkür ederim.

.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/1579) (S.Sayısı: 43)(Devam)

BAŞKAN - 6'ncı madde üzerinde aynı mahiyette olmak üzere iki önerge bulunmaktadır.

Aynı mahiyetteki önergeleri okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 43 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 6'ncı maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Musa Piroğlu Mensur Işık Mahmut Toğrul

İstanbul Muş Gaziantep

Erdal Aydemir Erol Katırcıoğlu Serpil Kemalbay Pekgözegü

Bingöl İstanbul İzmir

Aynı mahiyetteki önergenin imza sahipleri:

Behiç Çelik Mehmet Metanet Çulhanoğlu İmam Hüseyin Filiz

Mersin Adana Gaziantep

İsmail Tatlıoğlu Ayhan Erel

Bursa Aksaray

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Muş Milletvekilimiz Sayın Mensur Işık.

Süreniz beş dakika Sayın Işık. (HDP sıralarından alkışlar)

MENSUR IŞIK (Muş) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Ben konuşmama başlarken öncelikle dün AKP Grup Başkan Vekili Sayın Zengin'in söylemiş olduğu bir laftan hareketle bugün Hakkâri Milletvekilimiz Leyla Güven'in 106'ncı günündeki açlık grevine dair bir teklifte bulunmak istiyorum.

"Hukuk ve adalet etrafında uzlaşalım." dedi AKP Grup Başkan Vekili Sayın Zengin. Evet, gelin, beraber hukuk ve adalet etrafında uzlaşalım. Öncelikle elimizi vicdanımıza koyarak şunu kendi kendimize soralım: Bu Parlamentonun bir milletvekili olan Leyla Güven neden yüz altı gündür açlık grevinde? Sordunuz mu acaba, hiç merak ettiniz mi? Eminim ki etmemişsinizdir. Ben size söyleyeyim ama. Leyla Güven diyor ki: "Tutuklu olan bir kişinin -ki bu İmralı'da Sayın Öcalan için girilen açlık grevi- en doğal hakkı ailesi ve avukatlarıyla görüşme hakkıdır." Görüşme hakkını talep ediyor ve görüşme hakkının bir an önce gerçekleşmesi, İmralı'daki tecridin ortadan kalkması için girilen bir açlık grevidir. "Adalet ve hukuk etrafında uzlaşalım." dediniz ya, gelin, ben de size bu teklifi buradan tekrar soruyorum Sayın Zengin.

Aslında bu konuşmamda ben daha çok Muş'un yerel sorunlarını aktarmak istiyorum değerli arkadaşlar. Muş Türkiye'nin maalesef hâlâ en geri kalmış kenti ve Türkiye'de işsizlik oranı AKP iktidara geldiğinde yüzde 8 iken bugün yüzde 12,5'e çıkmıştır. Yüzde 12,5 olan Türkiye'deki işsizlik oranı, maalesef Türkiye'nin en geri kalmış ili olan Muş'ta daha bir fazladır. Halkımızın ve gençlerimizin, hemşehrilerimizin AKP'den önce cebinde üç beş kuruş para vardı ve o parayla kahvelere gidip çay içebiliyordu ama sizin sayenizde o çay parası bile artık yok Sayın AK PARTİ'li yetkili arkadaşlarımız, Meclisin üyeleri.

Şimdi, aslında, Muş'un sorunları çok. Ben önümüzdeki günlerde özellikle Muş Ovası için bir konuşma yapmak istiyorum ama bugün temel sorun olarak ben Muş'ta artık gerçekten kangrenleşen bir sorun olan araştırma hastanesine değinmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, sizin önceki dönem Başbakanınız olan Sayın Binali Yıldırım 5 Mart 2017 tarihinde Muş'a geldi, Muş'ta Belediye Meydanı'nda Muş halkına şu sözü verdi, dedi ki: "Biz size araştırma hastanesi getireceğiz. Siz de öncelikle bize oyunuzu verin." Yani oy isteyen bir Başbakan, Belediye Meydanı'nda binlerce insanın huzurunda oy isteyen bir Başbakan sözünü unutuyor. Sayın Başbakan ve AKP yetkilileri belki üç maymunu oynuyor olabilir ama biz size eşlik edip üç maymunu oynamayacağız; sizin verdiğiniz sözü her platformda, her ortamda dile getirmeye devam edeceğiz. Sizden şunu istiyoruz: Ya bu kentte siz verdiğiniz sözün ve aldığınız oyların gereğini yerine getireceksiniz, bu kente araştırma hastanesi kuracaksınız ya da aynı şekilde Muş halkının huzuruna çıkıp Muş halkından özür dileyeceksiniz, diyeceksiniz ki: "Ey Muşlular, biz size yalan söyledik, biz sizi kandırdık. Kusura bakmayın, oyunuzu da bize haram edin." Ya da her platformda biz… Muş'un hakkı

59

olan, Muş için ihtiyaç olan, Muş için gerekli olan araştırma hastanesini siz kuracaksınız arkadaşlar, bunu çok net bir şekilde söylüyorum.

Yani düşünebiliyor musunuz, her gün Muş'tan onlarca hasta Elâzığ'a ve Malatya'ya gidiyor ve maalesef, her gün oralardan cenazeler geliyor. Bakın, Muş'taki sivil toplum örgütleri, meslek örgütleri ve yerel yönetim kuruluşlarının neredeyse bir veya ikişer tane cenaze aracı var. Cenaze aracının amacı ne? Çünkü her gün oradan cenazeler getirilmektedir.

Muş'ta Muş Şivesi Derneği diye bir dernek var arkadaşlar. Muş Şivesi Derneği özellikle bu araştırma hastanesi ve Muş'un yerel sorunları hakkında ciddi talepler ve ciddi çalışmalar yürütmektedir. Aynı zamanda, neredeyse Muş'taki bütün sivil toplum örgütleri aynı talebi dile getiriyor.

Biz buradan bir kez daha hem Muş'taki sivil toplum örgütlerinin hem meslek kuruluşlarının hem de bütün bir Muş'un sesi olmaya devam edeceğiz ve bu, söz konusu araştırma hastanesini her ortamda, her yerde dile getirmeye devam edeceğiz çünkü, dediğimiz gibi, sizler bir söz verdiniz ve sözün gereğini mutlaka yerine getirmek zorundasınız. Söz vererek oy alacaksınız, sonra gelip burada unutacaksınız. Biz bunu unutmayacağız değerli arkadaşlar, her ortamda bunu dile getirmeye devam edeceğiz.

Bu düşüncelerle, bu duygularla sizleri tekrardan saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde söz isteyen Kocaeli Milletvekilimiz Sayın Lütfü Türkkan. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu maddeyle alakalı Adalet ve Kalkınma Partisinin verdiği bir önerge var. Bu önergede -maddeyle bağlantılı olduğu için- Jandarma Genel Komutanlığında görev yapan pilotların on beş yıllık mecburi hizmetten sonra ayrılmasını öngören bir kanun maddesi var. Bu kanun maddesi daha önce yine mevcuttu ancak şöyle bir madde vardı orada: "Kalan süreyle alakalı tazminat ödemek suretiyle ayrılabilirler."

Şimdi, geldiğimiz noktada, Jandarma Genel Komutanlığındaki pilot sayısı az, ordunun buna ihtiyacı var. Bunların hepsinde anlaşıyoruz, bir problem yok. Yalnız, bir şey söyleyeceğim: Bu, boşalan pilotları, giden pilotları kim aldı? Sizin döneminizde alınan pilotlar bunlar, sizin döneminizde teslim ettiğiniz o terör örgütünün oraya koyduğu pilotlar bunlar, ayrılanlar. Şimdi, kendi hatanızı mevcut kalan kadroya yüklemekle doğru iş yapmıyorsunuz. Bir kere, bu, evrensel hukuk kurallarına aykırı. Ben ayrılmak istiyorum… Burada uçucu pilot arkadaş var. Teğmen Mehmet Ali Çelebi burada mı? Uçuş korkusu diye bir şey var yani başladıktan sonra pilotluğa uçuş korkusuna kapılır. On yıllık pilot dahi olabilir, uçuramazsınız onu. İlla "Zorla uçacaksın." derseniz o mutlaka bir kaza yapar, hayatıyla öder onu ama bu kanunla, ilave edilen maddeyle o çocuğa sen uçuş korkusu bile… Bu da klinik olarak tespit edilen bir korku değil. Yani ben korkuyorum, "Klinik olarak, gel bakalım, tespit edelim." Bu, kolay bir şey değil.

Bir de şöyle bir şey var: Yasalar geriye doğru işlemez. Yani burada milletvekilliği hakkını kazanan, iki yıl yapan, emeklilikle ilgili gününü dolduran, yaşını dolduran milletvekili arkadaşlar iki sene sonra milletvekilliğinden emekli oluyorlar değil mi? Şimdi, birisi bir kanun getirse, "Hayır, vallahi bizim bütçede paramız yok. Bu emekliliği kaldırıyoruz ve geriye doğru da işletiyoruz." dese, bu, bunun gibi bir şey olur. Yani bu konuyu Anayasa Mahkemesine götürürlerse de geri döner. Doğru bir iş değil. İhtiyaç olduğu doğru, boşalan pilotların yerine pilotların devam etmesi doğru ama tazminat maddesinin kaldırılması noktasında mevcut kanunu geriye doğru işletiyorsunuz. Kanun yapma tekniğine de aykırı bu, Anayasa Mahkemesinin vereceği kararlarda da bunun benzerleri var. Doğru bir iş olmaz diye buradan vurgulamak için söz almıştım.

Teşekkür ediyorum, sağ olun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, az önceki önerge de aynı mahiyetteydi.

Şimdi aynı mahiyetteki iki önergeyi de oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Değerli milletvekilleri, şimdi okutacağım önergeyle ilgili birkaç cümle ifade etmek istiyorum.

Meclisimizde gerek komisyonlarda gerekse kanun tekliflerinin hazırlanmasında elbette ihtiyaç duyulan konular konusunda hepimizin özenli bir çalışma yapması gerektiği çok açıktır. Gerek milletvekillerimizin, kanun tekliflerini hazırlarken gerekse Meclisteki çalışmalarımızda da hepimizin tüm düşüncesi ülkemizin ihtiyaçları doğrultusunda kanunları toplumumuza ve milletimize kazandırmaktır. Bazen, kanun teklifleri hazırlanırken unutulan kimi maddelerin önemli bir ihtiyaç olarak sonradan fark edildiğini görüyorum. Bunların önceden çok daha ayrıntılı bir şekilde planlanarak yapılması gerektiğine inanıyorum. Aksi takdirde İç Tüzük'ü zorlamak gerekiyor. Ancak, devletin ihtiyaç duyduğu bir alanda, benim de tespit ettiğim bir konuda, konu bütünlüğü gördüğüm açısından bu son verilen önergeyi işleme alıyorum. Bir dahaki sefer de emsal olmamak kaydıyla işleme aldığımı da yüce Meclisimizin

60

bilgilerine tekrar sunuyorum.

Buyurun.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 43 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 6'ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"MADDE 6- a) 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununun 113 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan "üç yıl" ibaresi "altı yıl" şeklinde değiştirilmiş, Kanunun ek geçici 98 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten önce tabi oldukları yükümlülük sürelerini tamamlayarak Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayrılan pilot subaylar, uçuş için gerekli şartları sağlamaları ve haklarında yaptırılacak güvenlik soruşturmalarının olumlu olması kaydıyla ihtiyaç duyulan hava aracı tiplerinde ilgili Kuvvet Komutanının teklifi ve Milli Savunma Bakanının onayı ile halihazırda 113 üncü maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde pilotlar için belirlenen yükümlülük süresini tamamlamaları için yeniden subay nasbedilirler. Bunların emsallerinin bulunduğu rütbelere terfi işlemleri, 38 inci maddede belirtilen rütbe terfi şartları ve esasları aranmaksızın derhal yapılarak nasıpları emsalleri tarihine götürülür. Atanan pilot subayların dışarıda geçirdikleri süreler rütbe bekleme süresinden, uçuş süreleri ise uçuş hizmet süresinden sayılır."

'Bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten önce bu madde hükümlerine göre yeniden subay nasbedilenler için yükümlülük süresi, 113 üncü maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde pilotlar için belirlenen süredir."

b) 14/10/1983 tarihli ve 2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanununun 98 inci maddesine ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"İçişleri Bakanlığı bünyesinde görev yapan uçuculardan, kendi mevzuatlarında belirtilen mecburi hizmet sürelerini tamamlamadan sağlık durumları hariç olmak üzere bir mahkeme veya disiplin kurulu kararına dayanılarak ilişiği kesilenler, istifa edenler veya müstafi sayılanlar kalan mecburi hizmet süresi dolmadan yeterlik belgesinin sağladığı yetki ve imtiyazları kullanamazlar.""

Özlem Zengin Muhammed Levend Bülbül Metin Yavuz

Tokat Sakarya Aydın

Mehmet Doğan Kubat Recep Özel Ramazan Can

İstanbul Isparta Kırıkkale

Zeynep Gül Yılmaz İsmail Emrah Karayel

Mersin Kayseri

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) - Gerekçe…

BAŞKAN - Önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Maddeyle, pilotaj eğitimini bitiren personelin yükümlülük süresinin uzatılması amaçlanmaktadır.

Ülke güvenliği, terörle mücadele ve İçişleri Bakanlığı tarafından yürütülen iç güvenlik operasyonları açısından büyük önem arz eden uçucu personel yüksek maliyetlerle kamuda yetiştirilmektedir. Son yıllarda havacılığın gelişmesiyle orantılı olarak sivil sektörde pilot ihtiyacı giderek artmakta ve hava yolu şirketleri artan pilot ihtiyacını karşılamak adına öncelikle kamuda görev yapan pilotlara yönelmektedir. Bu kritik personelin özellikle etkin olarak hizmet vermeye başlayacağı dönemde kamu görevine devam edebilmesi amacıyla değişiklik yapılması öngörülmektedir.

Ayrıca maddeyle, ek geçici 98'inci madde kapsamındaki kaynağın artırılması ve yeniden subay nasbedilecekler için bu fıkranın yürürlük tarihinden önce bu madde kapsamında yeniden subay nasbedilenlerin yükümlülük sürelerinin artırılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 6'ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 6'ncı madde kabul edilmiştir.

7'nci madde üzerinde üç önerge bulunmaktadır. Önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 43 sıra sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 7'nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

61

MADDE 7- 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 13 üncü maddesinin birinci fıkrasının (n) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"n) 21/6/1927 tarihli ve 1117 sayılı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu hükümlerine göre poşetlenerek satılanlar hariç olmak üzere basılı kitap ve süreli-süresiz yayınların teslimi (Bu bent hükmünün uygulanmasında, bu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen had uygulanmaz.),"

Mehmet Bekaroğlu Bülent Kuşoğlu

İstanbul Ankara

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerine söz isteyen, Ankara Milletvekilimiz Sayın Bülent Kuşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Kuşoğlu.

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 43 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 7'nci maddesi üzerinde söz aldım.

Bu madde, Katma Değer Vergisi Kanunu'ndan kitap satışlarının muaf tutulmasıyla ilgili. Tabii ki kitap söz konusu, buna katılıyoruz, destekliyoruz ama biliyorsunuz, bir kanun görüşülürken o kanunla ilgili kurumlar veya sektörler de masaya yatırılır, onlarla ilgili de Meclisin denetim görevi vardır, o konularla ilgili çeşitli sorular ilgili kurumlara sorulur veya sektör sorunları tespit edilir tekrar tekrar, bunlar sık sık gündeme gelmez çünkü normal parlamentolarda.

Söz konusu olan konu kitap, kitabın muafiyeti. Çok önemli bir konu. Hani "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın." diyoruz ya, insanı yaşat ki devlet yaşasın tabii ki ama oradaki "insan" insanıkâmil olan, hani son günlerin deyimiyle patlıcanla, biberle yaşamıyor. İnsanıkâmil olan kitapla yaşar, ilimle yaşar, bilimle yaşar. Onun için kitaba değer verilmesi gerekiyor, kitap konusunun bu kadar basit olarak ele alınmaması lazım. Kitap sektörünün, yayıncılık sektörünün yıllardan beri devam eden çok önemli sorunları, sıkıntıları var, bunları masaya yatırmamız gerekirdi bizim bu vesileyle. Şimdi, katma değer vergisinden bunu muaf kıldık, kılıyoruz, yüce Meclisin takdiri ama bu sektörün sorunlarını konuşmuyoruz, görüşmüyoruz, çok önemli sorunları var. Önümüzdeki yıllarda kitap sektörüyle ilgili, yayıncılıkla ilgili olarak belki bir tekel oluşacak, gidişat öyle. Belli yayınevleri var dünyada, bunlar çok yaygın bir şekilde bizim gibi gelişmekte olan ülkelerdeki birçok yayınevini kapıyorlar, alıyorlar. Kitabı kaptırırsak, yayıncılığı kaptırırsak beynimizi kaptırmış oluruz. Bu konularla ilgili olarak oturup konuşmamız, tartışmamız gerekirdi, bu sektörün nereye doğru gittiğini anlamamız gerekirdi, sektörün sorunlarını çözmemiz gerekirdi. Sektörün sadece katma değer vergisi sorunu yok ki, birçok sorunu var, sıkıntısı var.

Bakıyoruz, yararlı kitaplar basılmıyor sektörde; kârlı olan, kârlı olabilecek, öyle görülen, değerlendirilen kitaplar basılıyor sadece. Hâlbuki birçok kitap var çok yararlı, Türkiye'ye kazandırılması lazım, tercüme edilmesi lazım veya yazarları tarafından yazılmış, bunların basılması lazım, bunların teşvik edilmesi lazım. Biz biliyorsunuz, bu torba kanunla şubat, mart ve nisan aylarında işe girenlerin, işverenlerin sigorta, vergi ve ücretleriyle ilgili olarak bir destek veriyoruz, keşke kitaba bu desteği verseydik, o zaman insanı yaşatırdık, o zaman daha faydalı bir iş yapmış olurduk. Maalesef bunlar konuşulmadan böyle bir gün içerisinde gelen bir torba kanunla alelacele getiriliyor, ham hum şaralop şeyden de görüyorsunuz Genel Kurulun hâlini, tartışılmadan geçiyor sıkıntıya giriyoruz. Şu torba kanun içerisinde birkaç ay önce geçmiş, kanunlaşmış birçok madde var biliyor musunuz? Birkaç ay önce -bunları yine söyledik- yapılan hatalar bugün gündeme geldi, bugün tekrar düzeltiliyor. İnanın, ben de bürokrasiden geliyorum, yıllarca çalıştım, özel sektörde de çalıştım ama yönetmelikler bile bu kadar şeysiz hazırlanmaz, daha detaya girilir, daha fazla imtina gösterilir. Maalesef çok kötü bir şekilde hazırlıyoruz. Ayrıca şu var: Katma Değer Vergisi Kanunu'ndan bunu muaf tutuyoruz yayınları, kitapları ama şöyle bir durum söz konusu: Kitaplarla ilgili girdilerde ödenen katma değer vergisinin kitap satışından elde edilen katma değer vergisinden bu şekilde düşülmemesi söz konusu. Bu sistemle, bundan sonra bir katma değer vergisinin birikmesi söz konusu. Şu anda -sorduk Komisyonda- 160 milyarın üzerinde birikmiş katma değer vergisi var, 160. Maliye Bakanlığı ödeyemiyor yani yayıncıların sorununu çözmemiş oluyoruz, yayıncılar bu parayı alamayacaklar yani girdileri üzerinde ödedikleri katma değer vergisini mahsup edemeyecekler veya iade olarak alamayacaklar.

Bu vesileyle herkese saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 43 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 7'nci maddesinin aşağıdaki şekilde

62

değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 7- 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 13 üncü maddesinin birinci fıkrasının (n) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"n) 21/6/1927 tarihli ve 1117 sayılı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu hükümlerine göre poşetlenerek satılanlar hariç olmak üzere basılı kitap ile süreli yayınların teslimi (Bu bent hükmünün uygulanmasında, bu maddenin ikinci fıkrasında belirlenen had uygulanmaz),"

Mensur Işık Erol Katırcıoğlu Mahmut Toğrul

Muş İstanbul Gaziantep

Musa Piroğlu Serpil Kemalbay Pekgözegü Erdal Aydemir

İstanbul İzmir Bingöl

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen, İstanbul Milletvekilimiz Sayın Erol Katırcıoğlu.

Süreniz beş dakika Sayın Katırcıoğlu.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlarım.

Şimdi, esasında, 17 Ocakta biz bu yasayı konuşmuştuk, bu maddeyi konuşmuştuk. Komisyondan geçti, Genel Kuruldan da geçti, yasalaşmıştı fakat aradan aşağı yukarı yirmi gün geçti, bu yasa tekrar önümüze gelmiş oldu. Şimdi, bunun bir anlamı olsa gerek yani niçin böyle oldu diye bir soruyu sormak lazım. Çok uzatmayayım ama yani bu sorunun cevabı çok açık. Böyle bir yasama süreci olamaz gibi geliyor bana. Yani ayrıntısına girmeyeyim ama gerçekten de gerek Komisyondaki süreler yani bir yasayı anlamak, değerlendirmek, üstelik de torba hâline geldiği için herhangi bir maddenin asıl maddeyle ilişkisini kurmak, o asıl maddedeki değişiklikleri izlemek zaman içinde, bunlar hayli zaman alan meseleler ve maalesef böyle bir zamanı olmuyor Komisyonun ve Komisyon üyelerinin. Kaldı ki buraya geldiğinde de zaten benim anladığım kadarıyla sahici -tırnak içinde söylüyorum- bir tartışma yapılmıyor. Kimse "Yahu ne oluyor, bu yasa neyi ima ediyor, bunun içeriği şu mu, bu mu?" diye de tartışmıyor çünkü her partinin bir pozisyonu var, onu söyleyip geçiyor ve işte çoğunluk, yani işte sizler oyluyorsunuz ve geçiyor.

Şimdi, dolayısıyla da bence, benden önce konuşan Sayın Bülent Bey'in de söylediği çok doğru geliyor bana yani biz kâğıtta KDV'nin kaldırılması, özellikle kitapta kaldırılmasından yana bir partiyiz. Gerçekten de o bakımdan herhangi bir sıkıntımız olmadı bu maddeyle ilgili olarak ama mesele sadece kitapta KDV'nin kaldırılması değildi. Nitekim benim anladığım kadarıyla yani bu yirmi gün içinde geriye gelmesinin sebebi… Ki geçen hafta İstanbul'da tanıdığım, tanımadığım bir sürü yayınevi sahibi beni aradılar, "Ya siz Plan-Bütçe Komisyonundaymışsınız, bu madde böyle geçti ama bu madde şöyle şöyle bir sonuca vardı. Ticaret yapamıyoruz." dediler, "Bütün ticari mekanizmaları bozan bir sonuç üretti." dediler. Çünkü yayın sertifikası varsa KDV'siz satıyorsunuz, eğer yoksa KDV ödemek durumundasınız -dağıtıcılar yüzde 8 civarında bir KDV ödüyorlar- ve sonuçta iki tane fiyat ortaya çıkıyor; KDV'siz fiyat, KDV'li fiyat gibi. E, tabii, burada hiçbir şekilde ticaret yapılamadı.

Şimdi, bu, tabii, neden kaynaklanıyor? Bence, kâğıt sektörünü konuşmadan, bu sektörün sorunlarını ele almadan kâğıttaki KDV'nin kaldırılmış olması bana çok popülist geliyor açıkçası yani "Biz de bunu yaptık." demekten başka bir şey değil çünkü demin de söylediğim gibi, ayrıntısını herhangi bir şekilde de konuşmamıştık. Şimdi, o sebeple de bir kere yani bu vesileyle söylemiş olayım ki bu torba yasa muhabbetine artık bir son vermek lazım. Artık dilimizde tüy bitti, bu yasa, gerçekten bir yasama sürecinde kullanılabilecek bir yöntem değildir, artık bundan vazgeçin, özellikle birinci partiye seslenmek istiyorum.

Şimdi, onun ötesinde kâğıt konusunda söylenebilecek çok şey var doğrusunu isterseniz yani ben uzmanı değilim ama sektörlere baktığım anladığım kadarıyla bu sektörde bir dışa bağımlılık hâli var. Bir kere anladığım kadarıyla yine aşağı yukarı 300 ton bir üretimimiz var, 800 ton bir ithalat yapmak zorunda kalıyoruz her yıl ve bunun miktarı da aşağı yukarı 2 milyar dolar civarında bir ithalata konu oluyor, böyle bir sektör. Biz bu sektörde böyle boğuşurken yani Hükûmetiniz hepimizin bildiği gibi SEKA'yı özelleştirdi ve bir süre sonra üretimi durmuş oldu. Bu yeni yeni anladığım kadarıyla yine Bakan Varank bunun bir yanlış olduğunu ve bunun düzeltileceğini söyledi. Umarım öyle olur fakat bu sektörün bu sorununu çözmeden kâğıt üretiminin gerçekten ülke kaynaklarıyla üretilir hâle getirmeden ya da tersten söylersek eğer kâğıt üretimini ithalata bağımlı hâle gelmesini -zaten gelmiş durumda da- buna devam etmeye, bu anlayışa devam etmeye devam edersek buradan hayırlı bir şey çıkma şansı yok Türkiye için açıkçası. Dolayısıyla da ben yani bu yasa vesilesiyle -tekrar konuşuldu tabii ki Komisyonda- yanlıştan dönüldü gibi gözüküyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

63

BAŞKAN - Tamamlayalım, buyurun.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) - Eksikleri var, özellikle elektronik kitap bağlamında, orada da KDV alınmadan pekâlâ satış yapılabilmesi lazımdır. Çünkü arkadaşlar, çok açık bir şey var yani demin yine Bülent Bey söyledi, ben de tekrar etmiş olayım yani Türkiye'de basınla uğraşan şirketler de esasında en çok hangi kitap satılabilir diye bakarak satış yapıyorlar ya da üretim yapıyorlar. Bu netice itibarıyla okunması gereken yani çağdaş, ne bileyim ben, dünyadaki tartışmaları, bir anlamda ifade eden konuları izlemek mümkün olmuyor.

Bu vesileyle, yirmi sekiz saniyem kalmış, son bir şey: Şimdi, hepinize gelmiştir sanıyorum bu, Türkiye israf raporu, Ticaret Bakanlığının basmış olduğu bir araştırma esasında bu rapor, israf raporu fakat bizatihi kendisi israf, arkadaşlar. Bakın, bu eser 240 sayfa ve birinci hamur kuşe kâğıda basılmış. Arkadaşlar, bir Hükûmet, bir devlet bu kadar kaynak sorunu yaşarken hâlâ bu türden kitapları basabiliyorsa yani herhâlde sonu iyi olmaz gibi geliyor bana.

Hepinize teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Hizmetler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 7'nci maddesinin işlenecek hükmünün aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

"n) 21/6/1927 tarihli ve 1117 sayılı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu hükümlerine göre poşetlenerek satılanlar hariç olmak üzere basılı kitap, süreli yayınların, elektronik kitap, elektronik gazete ve elektronik dergi yayımlarının teslimi, (Bu bent hükmünün uygulanmasında, bu maddenin ikinci fıkrasında belirlenen had uygulanmaz.)"

Behiç Çelik Mehmet Metanet Çulhaoğlu Metin Ergun

Mersin Adana Muğla

İmam Hüseyin Filiz İsmail Tatlıoğlu

Gaziantep Bursa

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Muğla Milletvekilimiz Sayın Metin Ergun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

METİN ERGUN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin 7'nci maddesi üzerinde verdiğimiz değişiklik önergesiyle alakalı olarak söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama, bugün vefat eden, Türk tarihçiliğinin büyük ismi Kemal Karpat Hoca'ya rahmet dileyerek başlamak istiyorum.

Sayın milletvekilleri, kitap, kelamıkadimde üzerine defalarca yemin edilendir. Kitap, bilgidir, kültürdür, medeniyettir, dildir, tarihtir, hafızadır, şuurdur; geçmişi öğreten, bugüne ve geleceğe yön veren bir araçtır. Kitap okumayan, dolayısıyla cehaletin kol gezdiği bir toplumun akıbetinin berbat olacağına tarih şahittir. Günlük hayatlarında kitabın yerinin olmadığı, kitaba ulaşmanın maliyetinin yüksek olduğu toplumların gelişmesi ve kalkınması mümkün değildir. İster siyasi olsun ister ekonomik veya toplumsal olsun bugün yaşadığımız her sorun mutlaka insani gelişmişlik ortalamasıyla alakalıdır. Dünyanın ilk 20 ekonomisi arasında yer alan Türkiye maalesef 2018 yılı itibarıyla İnsani Gelişmişlik Endeksi'nde 64'üncü sırada yer almaktadır. Bu sıralama değişik faktörleri temel alarak yapılmış olsa da kuşkusuz eğitim faktörü sıralamanın en önemli bileşeni olarak göze çarpmaktadır.

Türk eğitim sisteminin mevcut hâliyle eleştirel ve bilimsel düşünceye yeterince önem vermeyen bir içeriğe sahip olduğu herkesin malumudur. Eğitim müfredatımızın bilimsellik konusundaki yetersizliğinin yanı sıra bu eğitim sistemi kitap okumayı teşvik edici bir anlayışa da sahip değildir. Mevcut eğitim sisteminin kitap okumayı teşvik etmediği toplumsal araştırmaların sonuçlarından da açıkça anlaşılmaktadır. Verilere göre, Türkiye kitap okuma oranında dünyada 86'ncı sırada yer almaktadır. TÜİK'in yayınladığı verilere göre ise Türkiye'de kitaplar ortalama bir vatandaşın ihtiyaç listesinin, dikkat buyurun, 235'inci sırasında yer almaktadır. Ayrıca TÜİK'in 2007 yılında yayınlandığı bir başka rapora göre ise insanlarımızın bilgiye erişim kaynakları arasında kitaplar yüzde 6,3 oranında yer tutarken bu konudaki son araştırmanın yapıldığı 2012'de ise bu rakam yüzde 5,7'ye düşmüş durumdadır. Eğitim sisteminin yetersizliği bir problem olarak dururken bir de TÜRK EĞİTİM-SEN'in 2015 yılında yaptığı anketle öğretmenlerin neredeyse yarısının ayda bir kitap bile okumadığı ortaya çıkmış durumdadır. Dolayısıyla muasır medeniyetler seviyesine ulaşma iddiasında

64

olan bir ülke olarak eğitim sistemimizde hem öğrencilere hem eğitimcilere kitap okumayı teşvik edecek reformlar yapmamız gerekmektedir.

Biz de geçtiğimiz günlerde kitapların satışında KDV'nin kaldırılması amacıyla kanun teklifi vermiş idik. (2/1297) esas numaralı Kanun Teklifi'miz hâlâ komisyonda beklemektedir. Bu sebeple, kısmen KDV'nin kaldırılmasını sağlayan bu tekliften İYİ PARTİ olarak kısmen memnunuz ve destekliyoruz fakat bu düzenleme, eksik bir düzenlemedir. Bu düzenlemeye göre, piyasada satılan bütün kitaplarda KDV kalkmamaktadır. Dolayısıyla KDV muafiyeti vatandaşlarımıza tam olarak yansımayacaktır. Teklifin bu hâliyle, sadece yayınevlerinden doğrudan kitap temin eden vatandaşlarımız KDV'den muaf olacaktır. Bu teklifteki muafiyet, sadece kitap satış mağazaları yayınevinden kitap alırken ortaya çıkacaktır. Sonuç olarak, bu teklif, kitapların raf fiyatında bir vatandaşı olumlu etkileyecek bir değişiklik getirmeyecektir.

Sayın milletvekilleri, kitaplara erişimi kolaylaştırmak, kitap okuma kültürünü gündelik bir ihtiyaç hâline getirmek, neresinden bakarsak bakalım, hayırlı bir iş olacaktır. Onun için, bu maddeyi destekliyoruz. Bu yüzden kitaplarda, e-kitaplarda, sesli kitaplarda ve dergilerde KDV oranlarını toptan kaldırmamız gerekmektedir.

Bu duygu ve düşüncelerle konuşmama son verirken yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

7'nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 7'nci madde kabul edilmiştir.

8'inci madde üzerinde aynı mahiyette üç önerge vardır, önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 43 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 8'inci maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

Garo Paylan Mensur Işık Mahmut Toğrul

Diyarbakır Muş Gaziantep

Erol Katırcıoğlu Serpil Kemalbay Pekgözegü Erdal Aydemir

İstanbul İzmir Bingöl

Aynı mahiyetteki önergenin imza sahipleri:

Behiç Çelik Mehmet Metanet Çulhaoğlu Şenol Bal

Mersin Adana Ankara

İsmail Tatlıoğlu İmam Hüseyin Filiz

Bursa Gaziantep

Yine, aynı mahiyetteki önergenin imza sahipleri:

Mehmet Bekaroğlu Kazım Arslan Kemal Zeybek

İstanbul Denizli Samsun

Aydın Özer Sibel Özdemir

Antalya İstanbul

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önergeler üzerinde konuşmak isteyen Diyarbakır Milletvekilimiz Sayın Garo Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Paylan.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum tekrar.

Değerli arkadaşlar, saraydan gelen ferman vicdansız bir ferman ve bu vicdansız torba fermanın en vicdansız maddesiyle de karşı karşıyayız arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, adı üzerinde İşsizlik Sigortası Fonu. Çok basit bir mantıkla, ne için kullanılır? İşsizlik Sigortası Fonu işsizler için kullanılır değil mi çok düz mantıkla baktığımızda? Kimlere buradan kaynak ayrılması lazım? İşsizlere maaş ödenmesi lazım. Ne yapıyoruz iki yıldır? Patronlar "Yandım anam kriz var, bize para verin." diyor. Biz 10 milyarlarca lira yani eski parayla katrilyonlarca lira patronlara kaynak ayırdık. Yaraya merhem oldu mu? Hayır olmadı. Çünkü patronlar "Daha fazla." diyorlar "Kriz var, kriz var." diyorlar Arkadaşlar, kriz niye var? Çünkü tüketici olan vatandaşlarımızın tüketici güveni bitmiş durumda, geleceğe güvenmiyorlar, kaynakları az, harcama yapmıyorlar. Harcama yapmadıkları için de bakkallar, esnaflar iş yapamıyor, onlar da sanayiciden mal alamıyorlar. E, bu çarkı nasıl kıracağız? Güveni sağlayarak kıracağız. Bu çarkı nasıl kıracağız? Yoksullara kaynak ayırarak kıracağız. Yani işsizlere kaynak ayırmamız lazım. Bakın önerge verdik "Gelin, işsizlere biner lira aylık maaş ödeyelim." dedik bu yıl için yalnızca, işler nasıl açılıyor. O zaman patrona teşvik vermeye gerek kalmaz ki. Gelin bunu yapalım diyoruz. Yok. Niye? Patronlara kaynak ayıracağız. Bakın ne diyor bu madde? Diyor ki: "Şubat, mart, nisan aylarında istediğin kadar işçiyi çalıştır ya da çalıştırmış göster ben sana 6.060 lira teşvik vereceğim." Maaş teşviki. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez maaş teşviki veriyoruz. Bakın, primi ödüyoruz zaten, vergisini ödüyoruz, bir de maaş teşviki vereceğiz. Benim size tavsiyem arkadaşlar, hepiniz el kaldıracaksınız bir de patronlara gidin masaj yapın arkadaşlar, şöyle omuzlarına güzel bir masaj yapın.

65

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Hiç "Hayır" demeyiz.

GARO PAYLAN (Devamla) - Bu kadar da olur mu ya? Değerli arkadaşlar, böyle olmaz bu işler, işsizlere, işçilere destekle olur ve bunun kötüye kullanılma riski çok yüksek. Eş, dost, akrabasını çalıştırır gösterecek patronlar -göreceksiniz- ve 6.060 lirayı nereden alacak? İşsizlik Sigortası Fonu'ndan alacak arkadaşlar. Böyle bir yağmaya izin vermeyelim diyorum.

Değerli arkadaşlar, ama karşımızda vicdansız bir iktidar var ve maalesef vicdansız bir çoğunluk grubu var burada, AK PARTİ Grubu var. Nereden bunu biliyoruz? Değerli arkadaşlar, o kadar çok vicdansızlık oluyor ki bunlara sessiz kalıyorlar.

Bakın, dün Sevgili Osman Kavala'nın iddianamesi çıktı. Bu ülkenin barışı için, halkların bir arada, kardeşçe yaşaması için en çok mücadele veren, ömrünü bu işe adayan sevgili Osman Kavala 478 gündür hapiste. Ve arkadaşlar, az önce bir kaçamak yaptım, bir sergi açılışı vardı, Ani Sergisi. Kars milletvekillerimiz bilir, Kars'ın Ani şehriyle ilgili. Sevgili Osman Kavala yıllarca oraya gitti ve Ani şehrinin UNESCO'nun kültür mirasına girmesini sağladı, Ani şehrinin ayağa kalkmasını sağladı çünkü harabe hâlindeydi Ani şehri ve Ani şehrini kurtardı ve UNESCO'nun da kültür mirasına soktu. Değerli arkadaşlar, biz en sevgili vatandaşlarımıza ve onların hayallerine ihanet ediyoruz. Sevgili Hrant Dink de Ani şehrine giderdi çünkü o Ermenistan sınırındaydı. Uzaklaştırılmış iki halkın tekrar barışması için Ani'nin vesile olmasını isterdi. Oradan bir dere vardır, Karslılar bilir, Arpaçay vardır orada, o çayda da bir köprü vardır, o köprüde iki halkın buluşması ve birbiriyle tekrar kucaklaşması hayalini kurardı. Hrant Dink'in hayaline ihanet edildi. Bu devletin karanlık dehlizlerinde planlanan bir cinayetle Hrant Dink katledildi ve on bir yıldır adaleti verilmedi. Osman Kavala Hrant Dink'in hayalini devam ettirdi, Ani şehrini ayağa kaldırmaya çalıştı ve Osman Kavala'nın da hayallerine ihanet edilmeye çalışılıyor çünkü hayata yalnızca Türklük merceğinden bakan anlayış halkların bir arada yaşama iradesine ihanet ediyor arkadaşlar. Oysa, bu ülke hepimizin; Türk'ün de, Kürt'ün de, Ermeni'nin de, Laz'ın da, Süryani'nin de. Eğer ki bu anlayışa dönebilirsek, vatandaşlarımıza bir daha ihanet etmeyiz.

Hepinizi, Osman Kavala'nın ve Hrant Dink'in hayallerine sahip çıkmaya çağırıyorum.

Saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önerge üzerinde söz isteyen, Ankara Milletvekilimiz Sayın Şenol Bal.

Süreniz beş dakika Sayın Bal.

ŞENOL BAL (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 43 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 8'inci maddesi üzerine vermiş olduğumuz önerge hakkında İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Evet, bu maddenin anlamı, İşsizlik Sigortası Fonu'nun, yine seçimlere kırk gün kala ekonomik krizi örtmek veya belli iş adamlarını sevindirmek veya birçok istediğiniz işçinin alınmasını sağlamak üzere uygunsuz harcanmasıdır.

İşsizlik Sigortası Fonu'ndan, işsiz kalan sigortalılara işsizlik ödeneği verilir. Bu fonu başından beri amacına uygun olarak kullanmıyorsunuz. Bunlar günübirlik çözümler sayın milletvekilleri, kalıcı çözüm değil.

Değerli milletvekilleri, geçen hafta siyasal yozlaşma ve yolsuzluklar üzerine bir Meclis araştırması önergesi vermiştim, reddettiniz.

Bakın, size yozlaşmanın çok taze, yeni örneklerinden de söz etmek istiyorum. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay bugün AKP Yozgat Belediye Başkan adayının seçim merkezini açtı, bir de mitingde de kallavi bir konuşma yaptı. Fuat Oktay, dolgun maaşlı bir kamu görevlisidir değerli milletvekilleri. Kamu görevlilerinin sosyal medya hesaplarını didik didik inceleyen, hesap soran iktidar utanmak durumundadır.

Yine, 9 vatandaşımızın hayatını kaybettiği, 47 vatandaşımızın yaralandığı tren kazasının olduğu yerde, çok yakınında, tren kazasının üzerinden daha iki ay geçmeden Devlet Demiryolları deposunda Mehmet Özhaseki'nin seçim otobüsleri giydiriliyor, depo gibi kullanılıyor. Devletin kurumunda bir siyasi partinin belediye başkan adayının seçim otobüslerinin ne işi var?

Yine, sizin belediyecilik anlayışından söz etmek istiyorum. İstanbul Esenler Belediyesinin iştiraki bir şirket var: ESKON. Şirketin amacı: "Esenler ilçesinin çehresini değiştirecek kentsel dönüşüm projelerini hazırlayıp uygulamaya geçirmek, halkın yaşam kalitesini yükselterek çağdaş ölçülerde yaşayabileceği ortamı oluşturmak." olarak tanımlanmış. Bu şirket, dergi, ulusal ve yerel gazete alımı işiyle ilgili ihaleye çıkıyor. Hemen akıllara şu soru geliyor: Bir inşaat şirketinin gazete, dergi alımıyla ne işi olabilir? Amaç, yandaşlara para aktarmaksa oluyor sayın milletvekilleri. Daha kaç belediye iştirakiniz var böyle diye de sormak isterim. Görüldüğü gibi sadece bir şirket, günlük yaklaşık 2.400 adet ulusal gazete, 240 adet de yerel gazete alıp dağıttırabiliyor ve bunu yaparken yaptığı işi kanuni bir işmiş gibi gösterebiliyor, yolsuzluğa kılıf bulduğunu düşündüğü için yapıyor. Tüm bunlar denetlenememe, denetlense bile bir sonuç alınamayacağına inançtan kaynaklanıyor değerli milletvekilleri. Sayıştayın açıkladığı yolsuzluk raporları sıcaklığını hâlen koruyor.

Evet, iş kazaları son yıllarda hiç olmadığı kadar artmıştır. Neredeyse her yıl bir maden faciasına, neredeyse her gün bir asansör ya da göçük kazasına şahit oluyoruz.

66

Maalesef, bu facialar, sadece bir gün ülke gündeminde kalıyor, ikinci gün unutuluyor. Olan işçimize ve kederli ailelerine oluyor. Çok açık ve net olarak söylüyorum ki: İş sağlığı da iş güvenliği de bu iktidarın önceliği değildir. Kanun teklifi verdim, samimiyseniz alın gündeme.

Sayın milletvekilleri, biz rant uğruna binlerce işçimizi üç beş tane yandaş müteahhidin insafına bırakanları unutmadık. Biz "madenciler güzel öldüler." diyecek kadar alçalan eski Çalışma Bakanını da unutmadık. Biz madenlerde hayatını kaybeden vatandaşlarımızın ailelerini yerlerde tekmeleyen danışmaları da unutmadık. Biz tren faciasında 41 kişinin ölümünden sonra "Niye istifa edeyim, treni ben mi kullanıyorum." diyebilen son Başbakanı ve şu anda İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayını da unutmadık. Biz Soma'da 301 kişi can verdikten sonra "Kaza bu işlerin fıtratında var." diyebilen, İstanbul'da 31 vatandaşımızın boğulması üzerine "Derenin intikamı ağır olur." diyebilen Cumhurbaşkanı da unutmadık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ŞENOL BAL (Devamla) - Değerli Başkan…

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayalım.

ŞENOL BAL (Devamla) - Tamamlıyorum.

İktidarın çok değerli temsilcileri, sizin için işçinin tek önemi seçim döneminde vereceği oydur. İşçinin, memurun, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yediniz. Ölümlere kader, seçimlere beka, millete zillet dediniz. Kusura bakmayın sayın milletvekilleri, siz bu aziz milletin tokadını bekleyin.

Saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Denizli Milletvekilimiz Sayın Kazım Arslan.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Arslan.

KAZIM ARSLAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 43 sıra sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 8'inci maddesinde vermiş olduğumuz önerge üzerine söz aldım. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Yapılan düzenlemeyle işverenlerin iş gücü maliyetlerinin azaltılması, istihdamın artırılması ve 2018 yılı içinde en düşük sigortalı sayısına göre burada 1/2/2019 ila 30/4/2019 tarihleri arasında üç aylık süre içinde alınacak işçilerle ilgili ödenecek paranın durumunu burada değerlendirmeye ve bu maddeyle ilgili düşüncelerimizi aktarmaya çalışıyoruz. Şimdi, böyle bir düzenlemenin görünürde işverenin çok lehine oluyormuş gibi gözükse de aslında işverenin derdi sadece işçiye ödediği ücretler, primler değil arkadaşlar. İşverenler, sanayiciler bugün elektrik parasının altında, doğal gaz fiyatlarının altında eziliyor. 2018 yılının son aylarına doğru 3 kere zam yaptınız. Bugün elektrikte ve doğal gazda yapılan zammın miktarı yüzde 70'leri buldu arkadaşlar. Siz gidip de İşsizlik Fonu'ndan buraya aktarma yapacağınıza devlet fedakârlık ederek, vergi almayarak, vergisiz bir işçi-işveren ilişkisini kurarak, aynı zamanda da doğal gaz fiyatında ve elektrik fiyatında indirim yaparak işverenin yükünü azaltmak, onun işçi çıkarmamasına olanak sağlayacak bir yapıyı oluşturmak zorundasınız. Eğer siz bunu oluşturamıyorsanız geçici üç aylık, sadece seçim dönemi için yaptığınız bu düzenleme aslında aspirin tedavisi gösterecek bir tedavidir. Ki yapmış olduğunuz bu düzenlemeyle sanayicinin kesinlikle yaşama imkânı yoktur. Bundan sonra birçok sanayiciler, birçok işletmeler gerçekten birer birer kapanacak, konkordato da ilan edecek, kimileri de iflasla işlerine son verecektir. Bu noktaya getirmeden aslında gerçekçi, gerçekten çözüm üretebilen ve işverene hem hayatında çalışabilecek, kazandırabilecek hem de büyüyebilecek şartları ortaya getiren düzenlemeler getirin lütfen arkadaşlar. Böyle geçici düzenlemelerle gerçek anlamda işverenin derdine çare bulmanız mümkün değil. Şu anda ilim Denizli'de aslında sanayici gerçekten sessiz çığlık içinde, sesini çıkaramıyor, bir şey söyleyemiyor. Ne yapıyor? Kendi çapında küçülmeye gidiyor, işçi çıkarmaya başlıyor ve dolayısıyla yaşamak için, işini döndürmek için büyük gayret sarf ediyor, diyor ki: "Ya, ne olur, şu elektrik parasında devlet indirim yapsın, ne olur şu doğal gazda indirim yapsın. İşçinin üzerindeki vergileri almasın." Devlet kendisi sanayicilik yapmıyor, dolayısıyla fedakârlık yapacaksa sanayicilik yapan insanlara destek vermek zorunda değerli arkadaşlarım. Eğer siz bu işletmelerin kapanmasına sebebiyet verirseniz, yarın zorla kurulmuş olan, gerçekten büyük imkânsızlıklar içinde kurulmuş olan Anadolu kaplanları olarak görülen bu sanayilerin birer birer kapandığını, yok olduğunu göreceksiniz. Dolayısıyla bu işletmeler kolay kurulmuyor, bir sanayici gerçekten kolay yetişmiyor. İnsanların şevkini kırmadan, gerçekten heyecanını kırmadan, onların yatırım heyecanını öne çıkaracak, yeni yeni yatırımlar yapabilecekleri, istihdam alanları yaratabilecekleri çalışmalar yapmak zorundayız, düzenlemeler yapmak zorundayız, onları teşvik etmek zorundayız. Eğer bunları yapar isek Türkiye'nin sanayileşmesi mümkün olabilir ve dolayısıyla üretim artar, üretim arttıkça da ihracat artar. Siz ihracatı artırmadıkça, siz üretimi artırmadıkça dolayısıyla dış ticaret açığınızı sürekli borçlanarak kapatmaya çalıştığınız sürece Türkiye'yi ne borçtan kurtarabilirsiniz ne de vatandaşı borçtan kurtarabilirsiniz değerli arkadaşlarım. Onun için, işverenin dertlerine gerçek anlamda çare bulacağınız çözümler getirin şu Meclise, onun üzerine konuşalım. Böyle basit... İşsizlik Fonu başka amaçla ortaya konulmuş, sadece işsiz insanların emeklerine karşı işsiz kaldıklarında verilecek bir fon. Siz burada o fonu kullanmak istiyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Bir dakika ilave ediyorum.

67

KAZIM ARSLAN (Devamla) - Gerçekten hem işçiye yazık ediyorsunuz hem de işçi ile işvereni karşı karşıya getiriyorsunuz.

Şimdi, burada, İşsizlik Fonu kadar, devletin elinde imkân yok mu? Bir zamanlar ne yaptınız? Devlet bankalarını kendi yandaşlarınıza peşkeş çektiniz, kredi verdirdiniz, arkasından da İşsizlik Fonu'ndan 11 milyar Türk liralık aktarma yaptınız. Yazıktır arkadaşlar, gerçekten yazıktır; ya bir düşünün, elinizi bir vicdanınıza koyun, yapmayın böyle yanlışları. Yani orada işsizlerin gerçek anlamda sürelerinin daha fazla uzatılması, daha çok ücret alması, işsiz kalan insanların aç kalmaması, açıkta kalmaması için çözüm olan İşsizlik Fonu'nu böyle şeylerle, aradaki çözümlerle lütfen yazık etmeyin, gerçek anlamda çözümler getirin, onları görüşelim, onları düşünelim. İşsizlik Fonu'ndan ücret alanların ücretlerini daha da fazlalaştıralım ve işsiz olan insanların da dertlerine çare bulalım diyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

8'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 8'inci madde kabul edilmiştir.

Sayın Arslan, 60'a göre söz talebiniz var ama ben konuşma için çıkacağınızı bildiğimden dolayı söz vermedim, herhâlde muradınızı ifade ettiyseniz…

KAZIM ARSLAN (Denizli) - Sayın Başkan, yok etmedim efendim. Denizli'yle ilgili bir açıklama yapmıştı, onunla ilgili bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN - O zaman 60'a göre o sözünüzü şey yapıp sistemden çıkartalım sizi.

Buyurun.

KAZIM ARSLAN (Denizli) - Sayın Başkan, önceki dönem Orman ve Su İşleri Bakanı Denizli için birçok yatırımlar yaptığını söylemişse de Denizli'den sulanamayan arazi miktarı yarıya bile ulaşamamıştır. Hâlâ Tavas, Acıpayam ovalarının sulamaları yetersizdir. Çiftçi, sulu tarıma tam geçememiş, birçok araziler sulanamadığı için üretimde düşmeler olmuştur. Çiftçimiz su maliyetlerinin yüksek olması, mazot, gübre, yemin ve tohumun fiyatlarının çok yükselmiş olması nedeniyle ürünlerini pahalıya mal etmiş, ürettiklerini kazançlı satamamış, borçlarını da ödeyememiştir. Şu anda çiftçilerimizin birçoğu icra takibiyle karşı karşıyadır. Denizli çiftçisi kazanamayan duruma düşmüş, köyden şehre göç etmeye başlamıştır. Bu nedenle Denizli'nin merkez nüfusu on beş senede 230 binden 630 bine çıkmıştır. Bu da çiftçilerin üretemediğini, kazanamadığını ve köyden şehre göç ettiğini göstermektedir.

Teşekkür ederim.

1.- Adana Milletvekili Tamer Dağlı ve Ankara Milletvekili Yıldırım Tuğrul Türkeş ile 49 Milletvekilinin Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1579) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 43) (Devam)

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 9 ila 19'uncu maddeleri kapsamaktadır.

Şimdi, ikinci bölüm üzerinde söz isteyen değerli milletvekillerimize sırayla söz vereceğim.

İkinci bölüm üzerine ilk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Kayseri Milletvekilimiz Sayın Mustafa Baki Ersoy'un. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Ersoy.

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA BAKİ ERSOY (Kayseri) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 43 sıra sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin ikinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu ve ekranları başında bizleri izleyen yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Kanun teklifinin ikinci bölümünde yer alan düzenlemelere baktığımızda, çiftçilerimizin, işverenlerimizin, evde bakıma muhtaç engelli vatandaşlarımızın ihtiyaçlarının karşılanmasına, sorunlarının çözülmesine yönelik önemli düzenlemelere yer verildiğini görüyoruz. Söz konusu teklifle, cep telefonlarından alınan özel tüketim vergisine ilişkin bir düzenleme yapılmaktadır. Buna göre, cep telefonlarından alınan özel tüketim vergisi oranlarının yüzde 50'ye kadar artırılabilmesi ve oranlara esas özel tüketim vergisi matrahlarının maddede yer alan sınırlar dahilinde farklı dilimler hâlinde belirlenebilmesine imkân verilmektedir. Yine öngörülen düzenlemeyle, cep telefonlarına ilişkin özel tüketim

68

vergisi oranlarının belirlenmesinde özel tüketim vergisi matrahlarına ilişkin farklı dilimler ihdas edilerek gerektiğinde bu dilimlere farklı oranlar uygulanabilecektir. Buradaki amaç, yerli ürünlerden daha düşük, ithal ürünlerden ise daha yüksek vergi alınıp yerli üreticinin korunmasıdır.

Teklifle, Kamu İhale Kanunu'nun 62'nci maddesinde düzenlenen personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımları kapsamında çalıştırılan işçilerden 11 Eylül 2014 tarihinden sonra imzalanan ihale sözleşmeleri kapsamında kıdem tazminatı ödeneceklere ilişkin düzenleme yapılmaktadır. Buna göre, kamu kurum ve kuruluşlarına ait iş yerlerinde 11 Eylül 2014 tarihinden sonra geçen süreye ilişkin olarak kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılan kıdem tazminatları ödemeleri için ihale sözleşmesinde aksi yönde açık hüküm bulunmadıkça alt işverenlere rücu edilmeyecektir. Böylece asıl işveren ile alt işveren arasında yıllardan beri uygulamada karşılaşılan kıdem tazminatına yönelik sorunların giderilmesi amaçlanmaktadır.

Söz konusu teklifle Petrol Kanunu'nda değişiklik yapılmaktadır. Kanuna göre, serbest kullanıcılar, yıllık tüketimi 5 bin tonun üzerinde motorin, fuel oil ve kalorifer yakıtı tüketimi olan ve doğrudan dağıtıcı lisansı sahiplerinden ikmal yapabilme özelliğine haiz olan tüketici grubudur. Bu kapsamda, büyük miktarda tüketimi olan belediye otobüs işletmeleri, elektrik santralleri gibi tesislerin daha ucuza akaryakıt temin edebilmeleri mümkün olabilmektedir.

Bununla birlikte, meri mevzuatta tüketimi 20 bin tonun üzerinde olan serbest kullanıcıların ulusal petrol stoku tutma yükümlülüğü bulunmaktadır. Uygulamada serbest kullanıcı lisansına sahip kullanıcılar zaman zaman 20 bin tonun üzerinde tüketim yapabilmektedir. Meri mevzuattaki hüküm nedeniyle bu kullanıcılar ulusal petrol stoku tutma yükümlüsü kapsamına girmektedir. Bu durum özellikle stok ve işletme maliyetlerinin ciddi oranda artmasına ve serbest kullanıcı olmanın getirdiği iskontolu akaryakıt temin avantajının ortadan kalkmasına neden olmaktadır. Maddeyle, bu durumun önüne geçilebilmesi amacıyla serbest kullanıcı lisansı sahiplerinin ulusal petrol stok yükümlülüğünün kaldırılması hedeflenmektedir. Bu kapsamdaki kullanıcıların tutmaları gereken petrol stoku, ulusal petrol stokunun binde 1'ine tekabül etmektedir. Dolayısıyla öngörülen düzenleme, ulusal petrol stokunda da önemli bir azalmaya neden olmayacaktır. Bu anlamda öngörülen düzenlemeyle bu kapsamdaki kullanıcıların mağduriyetleri de giderilmiş olmaktadır.

Teklifle, belediyeler, büyükşehir belediyeleri ve bağlı kuruluşlarda çalışan personelin çocukları için kreş, gündüz bakımevi hizmetini bütçesinden hizmet alımı yoluyla karşılamış olanların suç niteliği taşımayan uygulamalardan dolayı ilgili belediye personelinin idari ve mali yaptırıma tabi tutulmaması yönünde düzenleme yapılmaktadır. Söz konusu teklifle, su ürünleri istihsal hakkına ilişkin yatırımların önündeki en büyük engel olan kira bedellerinde ortaya çıkan yüksek tutarları ve bölgeler arasındaki adaletsiz uygulamaları önlemeyi amaçlayan ve 1 Ocak 2019 tarihinde uygulaması sona eren düzenlemenin 1 Ocak 2020 tarihine kadar uzatılması amaçlanmaktadır. Düzenleme çerçevesinde, verimliliğin artmasıyla birlikte 25 bin kişilik istihdamın ve 1 milyar dolara yakın ihracat artışının gerçekleşmesi söz konusudur.

Teklifle iş güvenliği uzmanlarına yönelik önemli bir uygulamanın süresine ilişkin bir düzenleme yapılmaktadır. Düzenlemeyle (A) sınıfı iş güvenliği uzmanları yerine (B) sınıfı iş güvenliği uzmanlarının ve (B) sınıfı iş güvenliği uzmanları yerine (C) sınıfı iş güvenliği uzmanlarının hizmet verebilmesine ilişkin uyulama süresi 1 Temmuz 2020 tarihine kadar uzatılmaktadır. Böylece iş güvenliği uzmanlarını istihdama ilişkin yaşayabilecekleri sorunların önüne geçilecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 26 Aralık 2018 tarihinde Genel Kurul konuşmamda dile getirdiğim Kayseri'mizdeki çiftçilerimizi de etkileyen problemleri kısmen de olsa bu kanun teklifiyle çözüme kavuşmuştur. Bu teklifle çiftçilerimize yönelik çok önemli bir düzenleme yapılmıştır. Bu düzenlemeyle tarım kredi kooperatifi veya Ziraat Bankasına borcu olup da borçları takibe düşenler ile afet nedeniyle borçları ertelenmiş olan çiftçilerin tarımsal kredi borçları yapılandırılmaktadır. Yapılandırmada yüzde 15'lik bir oran öngörülmüş olup bunun 5 puanlık kısmı da hazine tarafından karşılanacaktır. Yapılandırmaya esas tutarın defaten ödenmesi veya taksitlendirilmesi hâlinde ilk taksiti 2019 yılının Ekim ayı sonuna kadar, izleyen taksitleri 2020 yılının Ekim ayından başlamak üzere her yıl tekabül ettiği ayda toplam beş eşit taksitte ödenecektir. Özellikle son dönemlerdeki doğal afetler nedeniyle ürünleri zarar gören çiftçilerimiz başta olmak üzere üreticilerimizin borçları nedeniyle mağduriyet yaşamaları noktasında önemli bir yapılandırma imkânı getiriliyor. Bu düzenlemenin çiftçilerimize hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Ancak bunun yanı sıra tarım kredi kooperatiflerinden kredi kullanan çiftçilerimize yüzde 22 gibi çok yüksek bir oranında kredi faiz oranı uygulanmaktadır. Bu faiz oranlarının mutlak suretle yüzde 10'un altına çekilmesi şarttır. Bugün seçim bölgem olan Kayseri'mizin özellikle Kocasinan, Bünyan, Pınarbaşı, Sarız, Develi, Felahiye, Sarıoğlan, Tomarza, Yahyalı, Yeşilhisar, İncesu ve Özvatan ilçelerinde vatandaşlarımız yoğun olarak tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadır. Türkiye'de 42 ilde bulunan IPARD projesi çevre illerde

69

uygulanırken maalesef Kayseri'miz bu destekten mahrum bırakılmakta, bu sebepten ilimizde yatırımlar azalmaktadır. Şehrimiz, büyükbaş hayvancılıkta Türkiye'de 6'ncı sırada iken 17'nci sıraya gerilemiştir. Teşvikler çiftçilerimizin kalkınması için önem arz etmekte olup 81 ilimizin de bu destekten faydalanması elzemdir. Ayrıca, Kayseri'mizde mevcut kırsal kalkınma destekleri yetersiz olup özellikle makine ekipman desteği artırılmalı ve depoculuk ile ilgili teşviklerde düzenlemeler yapılmalıdır.

Bir diğer husus ise Kayseri'mizde daha önceki yıllarda aktif olan Et ve Süt Kurumunun kapatılmasından kaynaklı doğan problemlerdir. Hayvancılık ile uğraşan vatandaşlarımız da mağdur olmakta, sıradan evrak işleri için dahi çevre illerdeki et ve süt kurumlarına gitmek zorunda kalmaktadır. Bu durum hâlihazırda maddi sıkıntı yaşayan vatandaşlarımıza maddi ve manevi zorluk çıkarmaktadır.

Türkiye'de üretilen kabak çekirdeğinin yüzde 65'i, ay çekirdeğinin yüzde 35'i Kayseri'mizde yetişmektedir. Şehrimizin ve ülkemizin diğer bir problemi ise Çin'den ithal edilen ve piyasa sürülen ayçiçeğidir. Kendi ürünlerimizi satamaz hâle gelen çiftçilerimiz mağdur olmaktadır. Bununla ilgili gerekli hassasiyetler gösterilerek üretimi destekleyecek, dışa bağımlılığı azaltacak politikalar mutlaka uygulanmalıdır.

İlimiz çiftçilerinin diğer bir problemi ise gübre, mazot ve elektrik fiyatlarının geçtiğimiz yıllara göre artmasıdır. Girdi maliyetlerinin azaltılması ve çiftçilerimizin üretim potansiyellerinin düşmemesi için teşvikler mutlaka artırılmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimi noktalamadan önce Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin isminin cennetmekân rahmetli Başbuğ'umuzun adı verilerek Alparslan Türkeş Üniversitesi olarak değiştirilmesinden duyduğum memnuniyeti dile getirmek istiyor, memleketimize hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Ayrıca, geçtiğimiz gün şehadetinin 4'üncü seneidevriyesi olan ülkücü şehidimiz Fırat Çakıroğlu'nu rahmetle, minnetle anıyorum, ruhu şad olsun. Eğer kılıçtan keskin kıldan inceyse sırat, bilin ki o sıratı gülerek geçti Fırat.

Çalışmalarımızın hayırlara vesile olmasını diliyor, bir kez daha Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Söz sırası İYİ PARTİ Grubu adına Aksaray Milletvekilimiz Sayın Ayhan Erel'de.

Buyurun Sayın Erel. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYHAN EREL (Aksaray) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; Sosyal Hizmetler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin ikinci bölümü hakkında söz almış bulunuyorum. İYİ PARTİ adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dil birliği bir milletin olmazsa olmazlarındandır. Aynı dili konuşmayan insanlar aynı düşünce sistemine sahip olamazlar çünkü insan önce düşünür, sonra konuşur ve yapar. Dil bu sistem içerisinde önemli bir yere sahiptir. Dil birliği kuramayan insanları ortak duygu ve düşünce sisteminde toplamak mümkün değildir; yapay millet olurlar ve belli bir zaman dilimi içerisinde dağılıp giderler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanan 2019 yarıyıl kadrolu öğretmenlerin aile birliği, sağlık, can güvenliği mazeretleri ve engellilik durumu ile diğer nedenlere bağlı yer değiştirme duyurusunda daha önceki dönemlerde uygulanan il, ilçe emri uygulamasına yer verilmemiş olup ayrıca mazerete bağlı yer değişikliği işlerinin kapsamında boş kontenjanların tamamının açık gösterilmediğine dair öğretmen arkadaşlarımızdan talep ve şikâyetler bulunmaktadır. Çok sayıda öğretmen arkadaşımız hizmet puanı yetersizliği ya da alanında boş kontenjan bulunmadığından dolayı mazerete bağlı yer değişikliği yapamadığı için mağdur olmaktadır. 2019 yarıyıl kadrolu öğretmenlerin mazerete bağlı yer değişikliği işlemlerinde öğretmenlerimize il/ilçe emri hakkı verilerek boş kontenjanlarının tümünün açık gösterilmesi sağlanarak mağduriyetin giderilmesini öğretmenlerimiz adına talep etmekteyiz.

Yine, memurlarımızın yaşadığı diğer bir sorun ise, hastaya refakat eden memurların refakat süresince kurumlarından izinli sayılıp sayılmayacağıdır. Bize ulaşan talepleri burada sizlerle paylaşmak istiyorum. Şu an yürürlükte bulunan mevzuatta yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Yasal düzenleme olmadığından da çalışanlar keyfî uygulamalarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Devlet Personel Başkanlığı çeşitli tarihlerde görüş yayınlamış, bu görüşlere göre memur yerleşim yerinde ise idare tarafından idare edilmesinin sağlanması istenmiştir. Ancak yerleşim yeri dışında memur hastaya refakat etme konusunda herhangi bir görüş ve kolaylık sağlanmamıştır. Diğer ifadeyle, yerleşim yeri dışında memurların hastalarına tedavi süresinde refakat edemeyeceği belirtilmiştir. Bu problemin giderilmesi için mevzuatta bir düzenleme yapılması gerekmektedir. Devlet memurlarının hastalanan yakınlarına, çocuklarına, eş, anne ve babalarına tedavi süresinde refakat etmeleri bazen zorunluluk arz etmektedir. Bu sorunun bir an önce giderilmesi, mevzuatımızda ivedilikle bir düzenleme yapılması gerekmektedir.

70

Yine, engelli vatandaşlarımız kamu görevine geçmek istemektedirler. Bize gelen taleplerde, bu dönemde en az 10 bin engelli vatandaşımızın kadroya geçme talepleri var. Yine, engelli kotasının da yüzde 5'e çıkarılması hususunda talepleri vardır.

Yine, daha önce Hükûmet taşeron işçileri kadroya geçirirken çok saçma sebeplerle yüzde 30, yüzde 70 gibi bir kriter getirip bazı çalışanları kadroya geçirmemiştir. Bu insanlarımızın perişanlığı ve talepleri hâlâ devam etmektedir. Hükûmetin de bu konuya duyarsız kalmaması gerekmektedir.

Yine, gazilerimizle şehit ailelerine verilen maaşlar arasında çok büyük farklılıklar vardır. Gazi ve şehit aileleri arasındaki bu farklılığının bir an önce giderilmesi ve eşitliğin sağlanması gerekmektedir.

Yine, KİT'lerde çalışan taşeron işçilerin büyük bir bölümü maalesef kadroya geçirilememiştir. Aynı KİT'e bağlı bazı bankaların taşeron işçileri kadroya alınırken bazı bankalarda çalışan işçiler maalesef kadroya alınmamıştır.

Yine, Aksaray'ımızda Koçaş'ta bulunan tarım işletme çiftliğindeki taşeron işçileri de bir an önce kadroya geçmeyi beklemektedirler.

Turizmde Aksaray çok önemli bir konuma, tarihî, tabii güzelliklere sahip olmasına rağmen maalesef siyasi iradenin bu konudaki yatırımlarından faydalanamamaktadır. Aksaray'ın en güzel turistik ilçelerinden biri olan Güzelyurt'ta yeteri kadar yatak sayısı bulunmamaktadır. 130 yatağa sahip ilçemize günübirlik gelen turistler konaklamadan, yatmadan ilçeyi terk etmekte, dolayısıyla ilçe ekonomisine bir katma değer sağlamamaktadır. Bunun en güzel çözüm yolu: Millî Eğitim Bakanlığı tarafından buraya uygulamalı bir turizm otelcilik meslek lisesi ve oteli açılması gerekmektedir.

Yine, bu bölgede bulunan Selime, Ihlara ve Güzelyurt'un Türk turizmine ve dış turizme tanıtılması adına TRT tarafından burada bir dizi film çekilmesinin bölge turizmine katkı sağlayacağı inancındayız.

Aksaray'ımızda bulunan Kunduracılar Sitesi toz toprak ve çamurdan geçilmemektedir. Bir an önce de buranın asfaltlanması talebi vardır.

Yine, Cenab-ı Hakk'ın bir nimeti olan ve milletimizin en önemli besin kaynaklarından biri olan ekmeği üreten fırıncılarımızın binbir türlü çile ve talepleri devam etmektedir. Geçen yıla oranla maya yüzde 100'e yakın, yine, un 85 lirayken 115 liraya, odun 400 lirayken 700 liraya, elektrik maliyeti 3 bin liradan 5 bin liraya çıktığı hâlde devletin ve Hükûmetin baskısıyla ekmeği aynı fiyattan satmaya devam eden fırıncılarımız zarar etmektedirler, feryat etmektedirler. Onların halka ucuz ekmek verme sevdası ve çabası devam etmekte ancak girdilerin düşürülmesi yönünde Hükûmetimizden talepleri vardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 15 Temmuz hain kalkışması sonucunda sorguya çekilen bazı insanların kendilerini kurtarmak adına masum ve suçsuz insanların adını verdiklerini, bir nevi iftira attıklarını hepimiz bilmekteyiz. Elimde bir cumhuriyet başsavcılığının takipsizlik kararı var. Takipsizlik kararına baktığımızda adı geçen şahsın byLock kullanmadığı, Bank Asyada herhangi bir hesabının bulunmadığı, yine, dijital materyallerin incelenmesinde bir suç unsuruna rastlanılmadığı, SGK kayıtlarının incelenmesinde FETÖ/PDY terör örgütüne ait kurum ve şirketlerden çalışmadığı, himmet, bağış adı altında herhangi bir eyleminin olmadığı ve FETÖ tarafından tutulan bir listede bu şahsın "AD", "EDL" şeklinde belirtildiği, "AD" ve "EDL"nin anlamının ehlî dünya, FETÖ mensubu olmayan, dünya hayatıyla haşır neşir olan Emniyet içindeki FETÖ yapılanmasının etki alanı dışında kalan kişileri ifade ettiği cumhuriyet başsavcılığının soruşturmasıyla ortaya çıkmıştır ve takipsizlik kararı verilmiştir. Bu, Anadolu'nun ortasında kalbi vatan ve millet için çarpan kavruk Anadolu çocuğu yirmi aydır boştadır, vatan haini damgası yemiştir. Bundan dolayı köy içine çıkıp gezememe gibi bir durumla karşı karşıya olduğu gibi kendisine istenilen kızların aileleri tarafından da bu talepleri malum sebeplerle geri çevrilmektedir. En azından bu kadar net bir şekilde hakkında takipsizlik kararı verilen bu vatandaşlarımızın mağduriyetlerinin giderilmesi adına soruşturmaların bir an önce bitirilmesi gerektiği kanaatindeyiz.

Yine, seçim bölgem olan Aksaray'da Tarım Bakanı yapmış olduğu ziyarette kenevir ekimi yönünde Aksaraylılara müjde verdiği hâlde Bakanlar Kurulu kararında yer alan iller arasında Aksaray'ın olmaması da bir çelişkidir. Sayın Bakanı, Aksaraylılara verdiği sözü tutmaya davet ediyoruz.

Aksaray, geçimini daha çok tarım ve hayvancılıkla sağlayan, eli nasırlı insanların oluşturduğu dünya güzeli bir ilimiz. Orada bugün Gaziemir köyümüzde nohut üreticileri nohutlarını satamamış, deposunda bekletmektedirler. Yine, Ağaçören'de yeşil mercimek insanlarımızın elinde kalmıştır. Bayıraltı'nda ay çekirdeği maalesef depolarda çürümeye yüz tutmuştur. Durum böyleyken, iktidarın bu kalemlerdeki gümrük vergisini sıfırlamasını anlamak mümkün değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Erel, toparlayın lütfen.

AYHAN EREL (Devamla) - Yani vatandaşların deyimiyle, AK PARTİ Türkiye'de tarım

71

ve hayvancılığın katili olmuştur.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekilimiz Sayın Erol Katırcıoğlu'na aittir. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Katırcıoğlu.

HDP GRUBU ADINA EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, hepinize iyi akşamlar dileyerek ben de sözlerime başlayayım.

Şimdi, doğrusunu isterseniz 43 sayılı bu Yasa'nın ikinci bölümüyle ilgili olarak partimin genel görüşlerini anlatmış olacağım sizlere. Fakat baştan şunu söylemem lazım ki, yani bir torba yasanın geneli üzerinde konuşmak kadar zor bir şey olamaz herhâlde. Çünkü, içinde envaitürlü şey var. Nitekim ikinci bölüm de yine aynı şekilde, ikinci bölümde birçok konu var ve birbirleriyle herhangi bir ilgisi de yok. Ama bir ilişkileri var bir tarafıyla da baktığımızda yani biz anlıyoruz onu, doğrusu sizler de anlıyorsunuz tabii ki. Bu teklif -hemen hemen hepsi- seçim perspektifi içinde komisyona getirilmiş ve bugün de Genel Kurulda konuştuğumuz maddeleri içeriyor. Yani, mesela, insan bir maddeyi okuyor, şöyle bir soru sormadan yapamıyorsunuz: Peki, neden şimdi yani neden şimdi oldu bu? Niye daha önce olmadı? Niye daha sonra olmayacak? Bunların cevabı yok.

Dolayısıyla da yani bu anlaşılabilir bir şey, bir kriz ortamındayız ve bir seçime gidiyoruz. İktidar partisi elindeki bütün imkânları -bence- kullanıyor, biraz -nasıl diyelim- fazla zorlayarak kullanıyor kanaatindeyim -daha negatif bir laf kullanmayayım- ama doğrusunu isterseniz gerçekten bu maddelerin ima ettiği insanlarla ilgili olarak tabii ki bizim de karşı çıkma sınırlarımız zorlanıyor.

Yani, eğer siz, işte -ne bileyim- belediye işçilerinin kreş ihtiyaçlarıyla ilgili bir madde getirirseniz ona biz "hayır" demeyiz çünkü bu doğru bir hamledir ama yine -demin söylediğim gibi- bir soruyu sormanız lazım; neden şimdi, neden daha önce olmadığı sorusu var ama onu da bırakalım, eğer bu konu tartışılacaksa biz daha da cesaretlendirelim sizi, her mahallede bir kreş ve okul açılmasını önerelim ve bunun yapılmasını sağlamaya yönelik olarak en azından politik bir destek verelim. Ama öyle olmuyor ve öyle anlıyorum ki bu da belli bir ihtiyacın cevabı olarak buraya yazılmış olarak…

Şimdi, öncelikli olarak bu cep telefonlarına ÖTV vergisiyle ilgili olarak, biliyorsunuz, bu vergi yüzde 50'ye kadar artabilir hâle getirildi bu yasa maddesiyle ve Cumhurbaşkanına verilmiş olan bir yetki bu, ÖTV yani Özel Tüketim Vergisi Cumhurbaşkanının kullandığı bir vergi. Tabii, bu -cep telefonlarıyla ilgili olarak söylüyorum- yüzde 50'ye çıkarılıyor. Bunun neyi ima ettiği tabii ki çok tartışılabilir, o kısımlarına girmeyelim ama arkadaşlar, yani bir malın satımıyla ilgili olarak bir Özel Tüketim Vergisi oranının belirlenmesi yetkisini bir Cumhurbaşkanının kullanması ne demek Allah aşkınıza, bunu anlıyor musunuz?

Hani, bana "Öyle yazıyoruz ama 'Hükûmet' yazamadığımız için, hani 'Hükûmetin yetkisindedir.' yazamadığımız için… Çünkü Cumhurbaşkanlığı Hükûmet sistemi başka türlü bir sistem, dolayısıyla 'Cumhurbaşkanı' diyoruz." diyebilirsiniz ama arkadaşlar, siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum, Cumhurbaşkanının aldığı bir yetkiye karşı tavır almak veya en azından karşı bir argüman koymak mümkün değildir. Dolayısıyla da gerçekten biz öyle okuyoruz, bu verginin artırılması ve bu ÖTV kaynaklı zammın yapılması doğrudan doğruya Cumhurbaşkanlığına bırakılmış olan bir yetki olarak duruyor. Fakat o zaman şöyle bir soru da geliyor doğrusu aklıma: Hani, bir yandan Sayın Cumhurbaşkanımız tanzim satışlarla fiyatları düşürmeye çalışıyor, bir yandan da zamlarla telefonların fiyatlarını yükseltmeye çalışıyor. Bu tuhaf durumun yorumunu size bırakayım ama ben tuhaf karşıladığımı söylemiş olayım.

Yine, kıdem tazminatlarının alt yükleniciye rücu edilemeyeceğiyle ilgili bir madde var. Yani bu da doğrusunu isterseniz şu anlamı taşıyor: Alt işverene rücu etmeyelim. E peki, ne olur? Kamuoyu ödeyecek demektir bu, değil mi? Yani alt yüklenicinin ödeyemediği kıdem tazminatlarının ödenmesi de yine devlete kalmış oluyor, yine bütçeye kalmış oluyor. Arkadaşlar, bu da bence son derece sakıncalı ve bir anlamda partinizin -hakikaten, bizim arkadaşlar zaman zaman söylüyor- çok fazla işveren yanlısı bir parti olduğunu tespit eden veya en azından destekleyen bir argüman yine bu. Fakat arkadaşlar, yani belki zamanı değil ama şunu söyleyeyim: 2008 krizini -ki hâlâ çıkamadık biliyorsunuz yani Türkiye olarak söylemiyorum, dünya olarak, hâlâ 2008 kriziyle uğraşıyor dünya- tartışan iktisatçılar son olarak yaptıkları analizlerde -ki bence birçoğu ikna edici- gelir dağılımındaki bozukluğun birinci derecede bu tür krizleri tetiklediğini yazıyorlar artık ve 2008 krizinin de esas itibarıyla Amerika'daki gelir dağılımının bozulmasıyla çok yakından ilgili olduğunu ampirik çalışmalarla ortaya koymuş durumdalar. Şimdi, dolayısıyla da eğer Türkiye'yi düşünecek olursak, Türkiye'de ekonomi ve siyaset arasındaki ilişkiyi düşünecek olursak normal olarak bir iktidarın gelir dağılımını düşünerek davranması, sanırım krizlerle ilgili olarak da mücadelesinin bir parçası olur diye düşünüyorum ama gördüğümüz kadarıyla yani bunu da açıkçası Cumhurbaşkanı çekinmiyor da bunu söylemekten, hatırladığım bir cümle mesela TÜSİAD'da, OHAL kanunuyla ilgili olarak "Gördünüz mü biz grevleri yasakladık böylelikle."

72

diyerek işverenlere sempatik görünmek şeklinde bir açıklaması da vardı. Dolayısıyla da kıdem tazminatlarının alt işverenlere rücu edilmesi ve bu borçların devlet tarafından yüklenilmesi bir tür -bu kelimeyi de kullanayım- işverenlere kıyak anlamına gelen bir madde bu da ve bu maddeyi de işte, gündeme getirmiş olduk.

Şimdi, arkadaşlar, bir başka konu var, birçok konu var da, bir başka konu, şöyle, iş güvenliği uzmanlarıyla ilgili bir konu var. Arkadaşlar konuştular, üzerinde ben de çok durmayacağım ama yani gerçekten şöyle bir tuhaf durum var: On altı yıllık iktidarınız boyunca aşağı yukarı 20 bine yakın insanın, işçinin iş kazalarından öldüğü söyleniyor, öldüğü yazılıyor daha doğrusu. E, şimdi, demek ki burada ciddi bir sıkıntı var ve bu sıkıntı nasıl giderilebilir? Bu sıkıntı iş güvenliği uzmanlarıyla giderilebilir ama siz uzmanları patronun emrinde çalışan bir kişi hâlinde yapılandırmışsanız e, bu olmaz. Yani bir yerde çalışan ve patrondan maaşını alan bir kişinin ne kadar uzmanlığı olursa olsun o iş yerindeki sağlık sorunlarını rapor etmesi ve onlarla ilgili önlem üretmesi pek mümkün değildir gibi geliyor bana. O nedenle de yine kaçıncı defa olmuş, yanılmıyorsam 4 5 civarında bu iş güvenliği uzmanlarının sürelerini bir yıl daha 2020'ye kadar uzatılması şeklinde bir madde var. Bu madde de esas itibarıyla yine çok palyatif, sorunu çözmeye yönelik olmak üzere düşünülmüş değil, tamamen daha düşük ücretle ve işverenlerin tümüyle kendi kontrolünde olan iş güvenliği uzmanlarını çalıştırmak anlamı taşıyan ve yine altını çizeyim, bunların faturaları topluma geri dönecektir arkadaşlar, size de geri dönecektir. Çünkü gerçekten de -demin Musa arkadaşım söyledi, neredeyse her geçen gün, çalışan insanların iş kazalarıyla hayatlarını kaybettiğine tanık oluyoruz. Dolayısıyla da eğer bir iktidarın iktidarı boyunca 20 bin civarında işçi ölümü kaydedilmişse buna ilişkin olarak bir şeyler yapmak gerekir ki bu yapılması gereken şey de bu değildir bence.

Efendim, son olarak, bu tarım kredilerinin yeniden yapılandırılmasıyla ilgili olarak da birkaç cümle söylemek istiyorum. Şimdi, arkadaşlar, Türkiye'de Türkiye'nin ekonomik yapısının konuşulmamasıyla kaybettiğimiz çok şey var. Ben size söyleyeyim: Mesela, Türkiye'de bankacılık sektörü son yıllarda çok değişik bir biçim aldı, yabancı sermayenin bilfiil içine girdiği bir yapı kazandı ve bu nedenle de esasında bankacılık sistemi ülkenin makroekonomi politikalarına çok da uygun davranmayabiliyor. O sebeple de zaten Hükûmet -benim anladığım kadarıyla- Ziraat Bankası, Halk Bankası gibi bankaları kullanarak müdahale etmek durumunda kalıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) - Ve yine altını çizmemde bir sakınca yok sanırım. Böyle oluşmuş olan bu bankacılık sisteminin verSdiği krediler… Esasında, Türkiye ekonomisinin, bir yandan hem küçük, orta sanayi işletmelerinin krediye ulaşabilme zorlukları dikkate alındığında hem de özellikle tarım üreticilerinin, çiftçilerin krediye ulaşmadaki zorluklarını dikkate aldığımızda, yapılması gereken şeyin başka bir şey olması lazım. Yani nasıl ki KOBİ'lere Kredi Garanti Fonu'ndan destekler veriyorsunuz, bence çiftçilerin sadece kredi borçlarının ödenmesini değil, onlara finansal desteği de vermeyi düşünmeniz lazım arkadaşlar. Aksi takdirde patates, domates, patlıcan olur ve sürekli olarak tanzim satış konuşuruz ama gerçek sorunlarımızı konuşmamış oluruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekilimiz Sayın Cavit Arı'da. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Arı.

CHP GRUBU ADINA CAVİT ARI (Antalya) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, görüşülmekte olan torba yasanın ikinci bölümüyle ilgili grubumuz adına söz almış bulunmaktayım.

Öncelikle şunu söylemek istiyorum değerli arkadaşlar: Bu Mecliste gördüğüm kadarıyla alelacele çıkarılan ve sonrasında da düzeltilmeye çalışılan kanunlarla, tekliflerle meşgul olmaktayız. Malum, son Anayasa referandumuyla kanun tasarısı kaldırıldı, kanun teklifleriyle artık kanunlaşma süreci başladı. Tabii, referandum sürecinde Meclisin saygınlığının artırılması, gücünün artırılması söylemleriyle bu referandum süreci geçirildi ama gelin görün ki özellikle Komisyonumuza, Plan ve Bütçe Komisyonuna gelen ve teknik nitelikte olan çok sayıda teklifin bürokrasi tarafından hazırlanıp milletvekili arkadaşlar aracılığıyla buraya gönderildiğini görmekteyiz ama bunun yanı sıra da özellikle günü kurtarmaya ve bilhassa da seçime dönük olduğu çok açık olan tekliflerin kanunlaştırılırken aceleye getirildiği çok açık ve öyle ki çok kısa süreler sonrasında da bunlar düzeltilmeye çalışılmakta.

Örneğin, görüşülmekte olan bu torba yasa içerisinde bayram ikramiyeleriyle ilgili verilen paraların gelir tespitinde dikkate alınıp alınmamasıyla ilgili bir sorunla karşı karşıya kaldığımız ortaya konulmaktadır.

Değerli arkadaşlar, öncelikle tabii, şunu söylemeden de geçmek istemiyorum.

73

Cumhuriyet Halk Partisinin seçim vaatleri arasında 7 Haziran sürecinde bildiğiniz üzere emekliye iki maaş ikramiye taahhüdü bulunmaktaydı. Bu iki maaş ikramiye taahhüdünü Cumhuriyet Halk Partisi bulunduğunda o dönem "Hani nerede bunun kaynağı?" denilmişti ama 1 Kasım sürecine kadar tarafınızdan bu uygulamaya geçirildi. Tabii, uygulamaya geçirilirken de emeklimize iki bayramda bin TL ancak ödeme yapılabildi. Şimdi, bu yapıldı ama bir taraftan da evde bakım ihtiyacı olan vatandaşımızın yani emeklimizin aile gelir tespitinde de bu paralar gözüktü. İşte bu nedenle de oradaki o vatandaşlarımız sıkıntı yaşadı ve maaşlarından kesinti yapılmaya başlandı. Değerli arkadaşlar, bu kanunlar hazırlanırken bunlar öngörülemiyor mu yani bu hususlar düşünülemiyor mu?

Değerli arkadaşlar, örneğin daha ocak ayında uygulamaya geçirilen Çevre Kanunu'yla ilgili ve gündemde poşet kanunu olarak uygulamaya geçen husus uygulandı. 15 Şubat geldiğinde beyannamesi verilecek mi, verilmeyecek mi kaygısına girdi mali müşavirler ve bütün mali müşavirler bununla ilgili ne yapacağını şaşırdılar. Ne yapıldı? Şimdi, getirilen teklifle 24 Nisana beyanname tarihi olarak gün belirlendi. Değerli arkadaşlar, daha iki ay önce bu düzenleme yapılırken bu hususta siz bir öngörüde bulunamadınız mı? Yani birçok böyle düzenleme yolda devam ederken günü kurtaralım, sonrasında da nasıl olsa bir şekilde ihtiyaç doğarsa düzeltilir hâline getirilmiş bulunmakta.

Yine, bu tekliflerin bir kısmına ve bundan önceki torba yasalara baktığımızda maalesef ki maalesef, birçok teklif seçime dönük hazırlanmış mahiyette. Yani daha öncede ben bu kürsüden söyledim, birçok teklif maalesef seçim rüşveti niteliğinde. Bu torba yasa içerisinde bulunan örneğin 8'inci maddeye baktığımızda, dokuz ay çalışan işçinin üç aylık maaşının işveren tarafından SGK'ya olan prim borcundan mahsup edilmesi. E değerli arkadaşlar, bu bir anlamda seçim rüşveti değil mi? Yani her ne kadar işverenin desteklenmesi niteliğinde gözükse de... Sonuçta bizim de işverenin nefes alması yönünde olumsuz bir düşüncemiz yok ama seçim gelmiş, siz bunlarla meşgulsünüz değerli arkadaşlar. Kaldı ki geçtiğimiz dönemlerde benzer mahiyette getirdiğiniz, efendim, adına "imar barışı" dediğimiz düzenleme, işte köprülerden geçenlere getirilen aflar, benzeri birçok düzenleme seçim rüşveti mahiyetindedir.

Değerli arkadaşlar, gündemde çokça yer alan konulardan bir tanesi de bağlantılı olarak bugünkü görüşülecek olan konular arasında bulunmakta ve 17'nci maddede yer almakta yani çiftçilerimizin Tarım Kredi Kooperatiflerine, Ziraat Bankasına olan borçlarının yapılandırılmasıyla alakalı.

Değerli arkadaşlar, Tarım Kredi Kooperatifleri son dönemlerde, malum olduğu üzere, tanzim satışları düzenleyen bir kurum hâline getirildi ve sizler, efendim "Uçak yapacağız." derken manav dükkânı açma vaziyetine getirdiniz ülkeyi.

Şimdi, değerli arkadaşlar, tanzim satışlarda şöyle bir durum uygulandığını görüyoruz: Bizim üreticimiz hallere ürününü getirmekte. Önce kredi kooperatifleri aracılığıyla bu ürünleri aldırdınız ve tanzim satış aşamasına gelinceye kadar örneğin nakliye bindi bunun üzerinde, diğer masraflar bindi ama ne oldu? Örneğin, Kumluca'dan 4,5 TL'ye alınan domates, artı nakliye gibi masraflar bindiğinde diyelim ki yaklaşık 5,5 TL'ye mal oldu, siz bunu 3 liraya sattınız. Tabii ki vatandaşımızın ucuz sebze yemeye ihtiyacı var. Ancak 2,5 TL'lik bu zararı kim ödeyecek değerli arkadaşlar? Sadece İstanbul'da günlük 200 milyar civarında zarar edilmekte. Yani bu belediye üzerinden yapılıyorsa belediye zarar etmekte veya kim yapıyorsa bir kamu zararı oluşmakta. Bakın, buradan sizlere söylüyoruz: Bir kamu zararı oluşmakta, bu kamu zararı da gün gelip birilerine rücu edilecektir. Şimdi, vatandaş belki kilo başına 3 liraya alıp da işte 2,5, 3 lira ucuza almış gibi olsa da genel anlamda baktığımızda sonuçta bu hepimizin vergilerinden karşılanacak bir zarara söz konusu olmakta.

Şimdi, vatandaşın ürünü ucuza yemesi bu şekilde sağlanmaz değerli arkadaşlar. Bu işin çözümü bir kere tarıma bakış açısıyla alakalıdır. Şimdi siz tanzim yapacaksanız eğer yakın tarihten bu tarafa efendim, gübreye neredeyse yüzde 100 zam gelmiş, gübrede tanzim yapın değerli arkadaşlar. Efendim, tohuma yüzde 100'e yakın zam gelmiş, tohuma tanzim yapın değerli arkadaşlar. Mazota neredeyse yüzde 80 seviyesinde zam gelmiş, ona tanzim yapın değerli arkadaşlar. Çiftçinin üretimine destek verelim ki çiftçi de ürettiğinden para kazanabilsin.

Şimdi, her şeye zam gelmiş, çiftçi perişan, ürettiğinden para kazanamamış vaziyete getirilmiş. Şimdi de tanzim satış yöntemiyle de "Efendim, tarıma çare bulduk." anlayışıyla günü kurtarma düşüncesindesiniz. Bakın, ben buradan söylüyorum: Seçime kadar sürecek bu tanzim, seçimden sonra tanzim manzim kalmayacak değerli arkadaşlar çünkü günü kurtarma peşindesiniz. Eğer tarımı kurtaralım deseydiniz çiftçiyi desteklerdik.

Tarım Kanunu gereğince çiftçiye ödenmesi gereken desteklemeleri her grup toplantısında Sayın Genel Başkanımız söylemekte, daha ödenmesi gereken paralar ödenmedi. Ben buradan söylüyorum: Tarım Kredi üzerinden, Ziraat Bankası üzerinden yapılacak bir yapılandırma varsa gelin öncelikle çiftçimizin ödeyemediği faizini silelim, o futbol kulüplerine yüzde 8'den yapılandırma yapıp on yıl boyunca yapılandırma yapılacağına gelin çiftçimizin önce faizini silelim, ana borcunu da en az beş yıla bölelim. Çiftçimizi

74

rahatlatalım, girdi fiyatlarını düşürelim ki çiftçimiz kazanabilsin değerli arkadaşlar. Ancak böyle tarım kurtulur yoksa böyle geçici çözümlerle hiçbir yere varamayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin Sayın Arı.

CAVİT ARI (Devamla) - Çiftçimizin desteklenmesi demek, tarımın güçlenmesi demektir, ekonominin düzelmesi demektir.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - İkinci bölüm üzerinde şahıslar adına söz isteyen İstanbul Milletvekilimiz Sayın Erkan Baş.

Buyurun Sayın Baş. (HDP sıralarından alkışlar)

Süremiz beş dakikadır.

ERKAN BAŞ (İstanbul) - Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Genel Kurulu ve ekranları başında bizleri izleyen tüm emekçileri, işçileri yürekten selamlıyorum.

Maalesef, yine bir iktidar alışkanlığıyla, torba yasayla karşı karşıyayız. Daha vahimi, bu torba yasayı bir temel kanun olarak görüşüyoruz. Bunu da şunun için vurgulama ihtiyacı hissediyorum: İkinci bölüm üzerine söz aldım, beş dakika sürem var, 8 madde hakkında konuşmam gerekiyor ve bu 8 madde 5 ayrı bakanlığa ait hükümleri içeriyor. Bunu yapmak herhâlde hiçbirimiz için imkân dâhilinde değil. Dolayısıyla bazı arkadaşlar biz söz aldığımızda "Türkiye İşçi Partisi de konu ne olursa olsun işçilere getiriyor, emekçilere getiriyor, yoksullara getiriyor, konuyla ilgilenmiyor." diyor. Biz de tam tersine şaşırdığımızı burada söyleyelim, konu ne olursa olsun, hangi yasa önümüze gelirse gelsin bir biçimde patronlara yaranmak için çıkartılıyor. Dolayısıyla yapacak bir şey kalmıyor değerli arkadaşlar.

Şunu söylemem gerekiyor: Ben, Parlamentomuzun böyle torba yasalarla yasa yapmasını, milletvekillerinin bir nevi torbacılıkla görevlendirilmesini doğru bulmuyorum. Usul açısından doğru olmayan bir şeyin içerik açısından da sağlıklı sonuçlar vereceğine hiç inanmıyorum.

Değerli arkadaşlar, 8'inci madde geçti ama üzerine bir çift laf etmezsem içimde kalır. Gerçekten utanıyorum 8'inci maddeyi bu Parlamento geçirdiği için. Sonuçta adı üzerinde "İşsizlik Fonu" diyoruz yani işçinin çalışırken emeğinden, alın terinden oluşmuş bir fondan söz ediyoruz. Bunun işsiz kaldıkları zaman işçilerin hayatını kolaylaştırmak için kullanılması lazım. Ama ne yaptık biraz önceki maddeyle? Patronlara verdik. Yani işçinin parasını, işçinin alın terini patronlara verdik. Dedik ki: "Sen işçilerin bu parasını al, işçileri istediğin gibi çalıştır, onları sömürmeye devam et, zaten işçilerin olan parasını işçilere tekrar ver." Bu arada patronlar haybeye işçi çalıştırmış, işçilerin alın terine, emeğine el koymuş olacaklar. Bu, kabul edilebilir bir şey değil, üstelik resmî rakamla 7 milyona yakın işsizin olduğu bir ülkeden söz ettiğimiz gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Değerli arkadaşlar, bu karanlık tabloda insanlar bir taraftan işsizliğe mahkûm ediliyorlar ama çalışan insanların da maalesef çalışırken hayatlarını kaybettiklerini görüyoruz. Rakamlar söylendi, bir kez daha tekrar etmek gerekiyor. AKP iktidara geldiği günden bugüne Türkiye'de adına "iş kazası" denilen iş cinayetlerinde 2002-2018 yılları arasında 22.370 kişi hayatını kaybetmiş. Arkadaşlar Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre bir iş kazasının karşılığında altı meslek ölümünden söz ediliyor. Demek ki aşağı yukarı 135 bin işçinin iş kazalarında ve işteki meslek hastalıkları nedeniyle hayatını kaybettiği bir tablodan söz ediyoruz. Şimdi buna niye değiniyorum? Çünkü arkadaşlar, elimizdeki şu torba yasanın içerisinde iş güvenliğine ilişkin sözde çözüm üretecek öneriler var.

Değerli arkadaşlar, herkesi uyarmak istiyorum. İş güvenliği, işçi sağlığı üzerine ciddiyetsizlikle yaklaşabileceğimiz bir mesele değildir. Bakın, bir tek örnek vermek istiyorum size. Bu teklif Meclis Başkanlığına 13 Şubatta gelmiş. 13 Şubat, bugün 20 Şubat bir haftadır gündemde. Ben şunu yaptım, hepinize öneriyorum, lütfen, hani rakamlarla konuşunca anlayamıyoruz birbirimizi.

Değerli arkadaşlar, bu teklif Meclis Başkanlığına sunulduğundan bugün biz burada görüşene kadar bakın ne olmuş, biliyor musunuz? İrfan Tözün 45 yaşında bir işçi kardeşimiz, hayatını kaybetmiş, biz İş Güvenliği Yasası'nı tartışırken Erkan Şahin, 39 yaşında, hayatını kaybetmiş, Atayurt Mahallesi'nde, Mersin Silifke'de 7 sağ, 22 işçi yaralanmış, 5 işçi yaşamını kaybetmiş. 24 yaşında bir işçi biz bunu konuşurken hayatını kaybetmiş, 38 yaşında başka bir işçi hayatını kaybetmiş, Muğla Milas'ta Engin Tutuk biz konuşurken hayatını kaybetmiş, Şükrü Otlak 42 yaşında, biz konuşurken hayatını kaybetmiş.

Arkadaşlar, inanın, sadece biz bunları konuşurken hayatını kaybeden işçilerin isimlerini saymaya kalksak bu gündem maddesinin süre sınırını fazlasıyla aşacağız. İnsan şunlara bakıp elini vicdanına koymadan bu yasaya nasıl "Evet" oyu verir, gerçekten anlamak mümkün değil.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; vebal altındayız. Biz burada konuşurken, her an, iş güvenliği yeterince alınmadığı için…

75

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin.

ERKAN BAŞ (Devamla) - İş güvenliğinin yeterince alınmaması nedir? Bir: Patronların daha fazla kâr etmek için işçilerin yaşamını önemsememesidir. İki: Patronların bu tutumuna iktidarın, devleti yönetenlerin göz yummasıdır. Bu, bundan sonrası açısından da, bugün itibarıyla, bu Genel Kurulda bulunan herkesi vebal altına koymaktadır. Yarın bir işçi kardeşimiz daha biz bugün yanlış bir karar verdiğimiz için hayatını kaybedebilir.

Süre sınırımı aşıyorum arkadaşlar.

Bakın, gerçekten çok isterdim, sadece 2018 yılının verileri var elimizde. 2018 yılında ismini öğrenebildiğimiz, resmî rakamlara giren ya da basın yoluyla ismini öğrenebildiğimiz -öğrenemediklerimiz de var- bakın değerli arkadaşlar, bunların hepsi, şu sayfalar boyu sığmayan ne, biliyor musunuz? Ölen işçilerin sadece isimleri. Siz bir de bunların çocuklarını, ailelerini, eşini, dostunu düşünün ve bu yasaya "Evet" oyu verirken bir kez daha düşünün diye uyarıyorum.

Değerli arkadaşlar, işçi sınıfımız sabırlıdır ama sabrı taştığı zaman bir ayağa kalkarsa sarayın temellerini de, o holdinglerin de hepsini sarsar. Demedi demeyin.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, ikinci bölümde soru-cevap işlemi yok.

Bu şekilde, ikinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o maddeler üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

9'uncu madde üzerinde iki önerge bulunmaktadır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alıp okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 43 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 9'uncu maddesinin Kanun Teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Mensur Işık Mahmut Toğrul Meral Danış Beştaş

Muş Gaziantep Siirt

Erdal Aydemir Serpil Kemalbay Pekgözegü Erol Katırcıoğlu

Bingöl İzmir İstanbul

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen, Siirt Milletvekilimiz Sayın Meral Danış Beştaş.

Buyurunuz Sayın Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün Dünya Anadil Günü. Öncelikle, bütün dünya halklarının Uluslararası Anadil Günü'nü kutluyorum. "…"(x)

Değerli arkadaşlar, ana dili yasaklı olan bir milletvekili olarak kendi dilimde ilk söylediğim cümleyi aynen ifade ettim.

EROL KAVUNCU (Çorum) - Yasaktı da niye konuşuyorsun o zaman?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Evet, değerli milletvekilleri, bu kürsüden çokça ifade ettiğimiz bir şey var: Açlık grevleri. Leyla Güven şahsında diğer açlık grevlerinin tümünü ısrarla burada ifade ediyoruz ama bugüne kadar tek bir üye, tek bir parlamenter çıkıp "Ya, bu açlık grevlerinde ne oluyor? Gerçekten devletin bir sorumluluğu var mı? Talep nedir? Bu talep neden karşılanmıyor? Gerçekten yasa dışı bir şey mi isteniyor, yasalara uygun olmayan bir talep mi var…" Böyle bir cevap bile duymadık.

Şimdi, ben bugün size açlık grevinde, açlık grevi sonucunda meydana gelebilecek sonuçlarda başta iktidar olmak üzere devletin sorumluluğunu yasalarla anlatacağım Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa'ya göre.

Yaşam hakkı, gerçekten devletin yaşatma hakkı ve zorunluluğu. Şimdi, ne diyor, bir kere, her şeyden önce Anayasa 17, size aynen okuyacağım: "Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir." Burada Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin de 2'nci maddesi yaşam hakkını düzenliyor, diyor ki: "Yasanın koruması altındadır." Açıkça söylüyor ve bunun istisnaları var. "Ne zaman bir ölüm olduğunda devlet bundan sorumlu olmaz." Bu, aynen bizim Anayasa'mızda da var. Ne diyor: "Ceza alması." Ölüm cezası; şu anda Türkiye'de ölüm cezası yok. "Kuvvete başvurmanın kesin zorunluluk arz etmesi." Bunu da herkes takdir eder. "Şiddete karşı korunması için." Bir kişinin korunması için. "Tutuklunun kaçmasını önlemek için." "Ayaklanma veya isyanın bastırılması için." Bu durumlarda yaşam hakkının sona ermesi hâlinde devletin sorumluluğu ortadan kalkıyor; diğer bütün hâllerde devlet meydana gelebilecek ölümden doğrudan sorumludur. İki türlü sorumluluğu vardır devletin: Bir, objektif, pozitif; bir de negatif yükümlülüğü vardır.

76

Negatif yükümlülüğü nedir? Öldürmeme yasağıdır. Devlet bir vatandaşını öldüremez, öldüremez.

NİLGÜN ÖK (Denizli) - Leyla Güven niye gelmiyor yemin etmeye? Gelsin. Bağlayan ne?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - İkinci sorumluluğu, pozitif yükümlülüğüdür. Bu da temel hakların üçüncü kişiler tarafından ihlal edilmesini önlemek amacıyla devletin alması gereken önlemlerdir.

Dinlerseniz anlayacaksınız.

NİLGÜN ÖK (Denizli) - Neden, niye gelmiyor?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Evet, şimdi, biz devletin pozitif sorumluluğundan söz ediyoruz. Şimdi, 300'ü aşkın tutsak şu anda Türkiye'de devletin denetimi ve sorumluluğu altında hapishanelerde açlık grevlerinde, dışarıdakileri bir tarafa bırakıyorum. Bugün biraz önce aldığımız bir telefona göre -daha önce milletvekilimiz de söyledi- Şahin Öncü Van Cezaevinde ve şu an yaşamı kritik bir aşamada, her an -umarım olmaz- yaşamını yitirebilir. Leyla Güven vekilimizin açlık grevinin yüz günü aştığını ki artık günleri bilerek söylemeyeceğim, biliyorsunuz. Burada ne var? Bizim karşımızda susuyorsunuz. Susmak sizi kurtaramayacak. Siz bugün susuyorsunuz "Bir milletvekili tahliye ettik sorumluluktan kurtulduk." diyorsunuz ama kurtulmadınız. Siz o milletvekili açlık grevini sanki tahliye olmak için yapmış gibi davranıyorsunuz. Öyle bir durum yok. Leyla Güven ilk günden itibaren "Ben kendim için bir şey istemiyorum. Bu ülkede tecridi bitirin, işkenceyi bitirin, insanlığa karşı işlediğiniz suça son verin." dedi ve bunu savundu. İki adım atıldı -tırnak içinde adım değil- biri, sanki tahliye için açlık grevine girmiş, diğeri de on beş dakika Mehmet Öcalan İmralı Adası'na gönderildi.

Şimdi burada ne var? Susarak sanki bu olay yokmuş gibi davranıyorsunuz. Böyle bir şeyin altında kalırsınız. Gerçekten bir milletvekili ve 300'ü aşkın tutuklunun her an ölümle yüz yüze olduğu bir durumda bunların yaşamına gelecek bir halel doğrudan sizin öldürdüğünüz anlamına gelir. Öldürmek tetiği çekmek değildir, öldürmek, o insanların talebini duymazdan gelmektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Bir dakika ilave ediyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Öldürmek aynı zamanda ölüme gidişe göz yummaktır ve şu anda siz bunu yapıyorsunuz. Talep çok açıktır ve Türkiye cezaevlerinde çok acı bir tarih vardır; çok sayıda insanın cenazesi çıkarılmıştır ve şimdi, bu yüzyılda seçimden sonrayı bekleyelim demeyin ha, çünkü seçim, ölüm karşısında, yaşam hakkı karşısında bir hiçtir. Yaşam hakkı her şeyin üstündedir ve sizden talep kesinlikle meşru, haklı ve yasalara uygun bir taleptir. Şu anda İmralı Adası'nda devam eden sonuçta bir hukuksuzluktur. Bir hukuksuzluğa karşı hukuka uyun talebidir ve Leyla Güven başta olmak üzere açlık grevindeki diğer bütün insanların taleplerine uymanız yasanın gereğidir, devletin yaşam hakkından objektif olarak sorumlu olmasının gereğidir diyorum ve teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Hizmetler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 9'uncu maddesinde yer alan "% 25'e kadar artırmaya" ibaresinden sonra gelen "8517.12.00.00.11 G.T.İ.P. numaralı. mallar için belirlenen oranlara esas özel tüketim vergisi matrahlarının alt ve üst sınırlarını dörtte birine kadar indirmeye, dört katına kadar artırmaya," ifadesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Behiç Çelik Mehmet Metanet Çulhanoğlu Aytun Çıray

Mersin Adana İzmir

İsmail Tatlıoğlu Ayhan Altıntaş Hüseyin Örs

Bursa Ankara Trabzon

BAŞKAN - Komisyon önerge katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Trabzon Milletvekilimiz Sayın Hüseyin Örs. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Örs.

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifinin 9'uncu maddesi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum, hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, konuşmamda Türkiye'deki sosyal hizmet uygulamalarına ilişkin görüşlerimi ifade etmek ve bazı önerilerde bulunmak isterim.

Değerli milletvekilleri, bakıma muhtaç, ağır engellilerin evde bakımıyla ilgili olarak bakıcıların önemli bir kısmının kadın

77

olduğu bilinmektedir. Bakıcıların yirmi dört saat esaslı hizmet vermeleri istihdam edilmelerini kısıtlamakta, bakıcıların hasta olmaları hâlinde engellinin bakımıyla ilgili sorunlar yaşanmaktadır. Bakım görevi süresinin yıllarca devam ettiği düşünüldüğünde bu zaman diliminde aile ve toplum için önemli görevi ifa eden kişilerin sosyal güvenlik sistemine kayıtlı olmayışı gerek sosyal devlet anlayışının eksiksiz yerine getirilmesi gerekse vatandaşlık hakkı açısından önemli bir kayıptır. Bakıcılar bir an önce sosyal güvenlik sistemine dâhil edilmeli, özel bakım merkezlerinin verdiği hizmet çeşitlendirilmeli, bakıcının sağlık sorunları yaşaması durumunda günübirlik bakım seçeneği devreye girip bakım hizmetinin sekteye uğraması engellenmelidir.

Değerli milletvekilleri, yaşlılarımızın bir kısmı barınma, bir kısmı da bakım ihtiyacı sebebiyle kamudan hizmet almaktadır. Bakım ihtiyacı hisseden yaşlılarımızın çeşitli hastalıklarının olduğunu bilmekteyiz. Bu anlamda, hastalıklara yönelik ihtisaslaşmış huzurevlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Alzaymır hastalarına yönelik ihtisaslaştırılmış huzurevlerinin bir an önce açılması gerekmektedir. Sadece barınma ihtiyacı olan yaşlılarımızın bu ihtiyacının karşılanması devletin bina yapımına bağlı kılınmamalıdır. Örneğin, turizm sektörüne hizmet veren otellerde ayrılacak kontenjanlarla bu ihtiyaç giderilirken yaşlı, sosyal yalıtılmışlık hissine kapılmadan yaşamını idame ettirebilmeli veya engelli ve yaşlılara yönelik koruyucu aile modeli uygulamaları geliştirilmelidir. Yaşlının yaşadığı çevreden kopmadan bakım ihtiyacının karşılanabilmesi için yerel yönetimler tarafından ev tipi yaşam alanlarının açılması sağlanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, ihtiyaç sahibi bireylere yapılacak sosyal yardımların adil bir şekilde kişilere ulaştırılabilmesi için sivil toplum kuruluşları ve kurumlar arası koordinasyonu artırıcı tedbirler bir an evvel alınmalıdır. Anadolu kültürünün günümüze yansıması olan "Askıda iyilik var." gibi uygulamalar yaygınlaştırılmalıdır. Sosyal hizmet ve yardımlar toplumsallaştırılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, can güvenliği sorunu olmayıp barınma ihtiyacı olan kadınlara hizmet verecek sığınmaevlerinin yerel yönetimlerce yapılmasını sağlayacak tedbirler alınmalıdır. 5393 sayılı Yasa'ya rağmen kadın konukevi ve kreş yapmayan belediyelerin yerine valilik bu görevi üstlenmeli, bedelini de belediyenin İLBANK hissesinden karşılamalıdır. Bu konuyla ilgili bir yasal düzenlemeye ihtiyaç vardır. Kadının toplumsal yaşamın her alanında olması istendiği düşünüldüğünde, aile ihtiyaç odası, emzirme odası gibi mekânların yaygınlaştırılması gerekmektedir.

Burada bir önemli şeyi de yine arz etmek istiyorum: Boşanmalarda tarafların çocukla kişisel ilişki tesisini kolaylaştırıcı tedbirler alınmalıdır. Çocuğun bir mal gibi icra dairesi aracılığıyla teslimi uygulamasının ivedilikle değiştirilip Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının bu hususta etkin olması sağlanmalıdır.

Hepinize saygılarımı arz ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

9'uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 9'uncu madde kabul edilmiştir.

10'uncu madde üzerinde önerge bulunmamaktadır.

10'uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 10'uncu madde kabul edilmiştir.

11'inci madde üzerinde aynı mahiyette iki önerge bulunmaktadır, önergeleri okutup birlikte işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan "Sosyal Hizmetler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin" 11'inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

İsmail Tatlıoğlu İmam Hüseyin Filiz Ayhan Altıntaş

Bursa Gaziantep Ankara

Behiç Çelik Mehmet Metanet Çulhaoğlu

Mersin Adana

Aynı mahiyetteki önergenin imza sahipleri:

Mehmet Bekaroğlu Kani Beko

İstanbul İzmir

BAŞKAN - Komisyon önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerine söz isteyen Isparta Milletvekilimiz Sayın Aylin Cesur. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AYLİN CESUR (Isparta) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Dünkü konuşmamda ülkemizde neler iyi değil, onlardan söz etmiştim. Müsaadenizle,

78

dün söz verdiğim gibi bunların çözüm önerileriyle ilgili düşüncelerimi bugün aktarmaya çalışacağım.

Ülkenin en önemli sorunu rejimin ve devletin işletilememesidir. Her şey aslında burada başlar ve burada biter. Her türlü idare, yetkisinin kaynağını milletten alacaktır, rejim de bunun üzerine oturacaktır. Bunun işlemesi lazımdır, kurmak yetmez. Parlamentonun da işleyen parlamento olması lazımdır. "İşlemeyen, işletilen bir parlamento, halkın beklentileri yerine iktidarın istediklerine göre işletilen bir yasama organı…" Bu tasvire anılmak sizleri incitmiyor mu? Yani, ittifak olarak geçirdiğimiz kanunlar, söz verip de reddettiğiniz önergeler vicdanlarınızın aslında içine sığıyor mu doğrusu merak ediyorum.

Kuvvetler ayrılığı kavramı ise gidemediğimiz uzaya fırlatılıp atılmış bir kuram gibi şu ara. Halkın sesine kulaklar tıkanmış, eller, onun için kalkamayacak şekilde bağlanmış yani değerli arkadaşlar, demek istiyorum ki aslında, hür ve korkusuz bir ortam işin başı. Hür ortam, demokratik rejimlerde vatandaşın soluduğu ortam. Yatırım iklimi de yaratıcılık da üretim de ancak bu ortamda mümkün olabilir. Bu kürsü de aslında sistemin kilit taşı. Bugün adına ne derseniz deyin, yeni sistemle Türkiye Büyük Millet Meclisini gereği gibi çalıştırmıyorsunuz. Bu, bindiğimiz dalı kesmektir, Parlamento işlemelidir. Geliniz, özgür iradelerimizle -şu sistemde bile mümkün aslında- Parlamentoyu işler hâle getirelim.

İkinci büyük konu hür ve özerk yargıdır. Yargı yetkisi, Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır. Hakimler görevlerinde bağımsızdırlar. Bunlar Anayasa hükmüdür. Bugün bu konuda tereddütler varsa derhâl tedbir alınmalıdır. Adalet, eşit dağıtılırsa adalettir.

Üçüncü önemli mesele, güvenliğimizdir. Ülkenin güvenliğini korumak devletin görevidir. Demokratik rejimlerde ülke güvenliğinin korunması, devlet çatısı içindeki muhtelif organ ve kuruluşlarca yapılır. Demokratik devlet bu görevini ilgili kuruluşlara Türkiye Büyük Millet Meclisinin üstün ve mutlak yetkisi ve denetimi altında yaptırır.

Ülkemizin güvenliği ve bekası denildiğinde bugün görülen en büyük sıkıntı, terör belasıdır. Türkiye her gün şehit cenazeleri kaldıran bir ülke olmaktan çıkarılmalıdır.

En büyük tehlikelerden biri, 4 milyona yakın Suriyeli nüfustur. Bugün her 20 kişiden 1'i ülkemizde, maalesef, Suriyeli. Yarattığı ekonomik buhrandan daha ziyade, büyük bir iç kargaşa -Allah vermeye- gerçekten gelecekte tehdit olarak önümüzde duruyor. Suriyeli kardeşlerimizin derhâl ülkelerine dönmeleri sağlanmalıdır.

Gelişmiş demokrasilerde vatandaşın temel haklarından en önemlilerinden bir tanesi, haber alma özgürlüğüdür. Bugün ülkemizde doğruları saptırma veya vatandaşa doğrunun tam tersini söylemeye dayalı bir yayın mekanizması oluşturulmuştur. "Havuz medyası" ismi verilen bu ortamda artık taraftar zümre dâhil, hiç kimsenin güveni yoktur. Bunu uzun süre devam ettirdiğinizde, geçmişe bakıldığında bunu yürüten hükûmetlerin de rejimin kendisinin de zarar gördüğü tespit edilmiştir.

Bugünkü çok önemli tedbir ise devlette dürüstlük, her türlü yolsuzlukla ve israfla mücadele edilmesidir. Bir yandan ekonomik kriz ve sonucu olan iflaslar, intiharlar yaşanırken; devletse vatandaşa soğan, patates satar hâldeyken bir yandan da Türk kamuoyu israf hadiseleriyle şaşkındır. Bir yandan köşe başı zenginleri türemektedir, bir yandan da ana atardamarlarımız olan önemli tesislerimiz bir bir satılmaktadır. Devlet kaynaklarının israfı, iktidarın günlük politikası hâline gelmiştir. Bu israf hem Türk devletini fakirleştirmekte hem de enflasyonun temel nedenini oluşturmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

AYLİN CESUR (Devamla) - Teşekkür ederim.

Demokratik hukuk devletlerinde demokrasinin işlemesi için gerekli sendikalar, üniversiteler, sivil toplum örgütleri baskı altında olmaz, hür olarak çalışırlar ama maalesef sistem dışı kalmışlardır.

Emeklisi, memuru, işçisi, köylüsü, çiftçisi, esnafı, asgari ücretlisi, yatırımcısıyla Türk milleti ve milletin toplam 64 milyonu yoksulluk ve açlık sınırındadır. Derhâl ekonomik tedbirler hayata geçirilmelidir ve israf ekonomisine son verilmelidir. Sihre gerek yok, üretim ve sanayileşme işin sırrı.

Belediyeler çok önemlidir. Geçmiş tecrübelere bakınca siyasi iktidar için geliş kapısı olduğu kadar gidiş kapısı da olmuştur. O nedenle önümüzdeki yerel seçimlerde, şikâyetleri olan varsa durup düşünme zamanıdır. Değişim şarttır şikâyeti olana ve kurtuluşun tek yolu vatandaşlarımızın demokrasiye sahip çıkmalarıdır. Yüce milletimize sesleniyorum: Korkmadan, kendiniz, çocuklarınız ve geleceğimiz için sandığa gidiniz; özgürce, korkmadan, umudumuz olacak adaylarınız varsa onlara oy veriniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Bir dakika daha veriyorum Sayın Cesur.

AYLİN CESUR (Devamla) - Ben buradan tüm milletimize sesleniyorum: Hadisesiz ve şaibesiz bir seçim geçirmeyi diliyorum. Herkesin vicdanlarıyla, kendisinin hak ettiği yönetimle gelecek adaylara oy vermelerini istiyorum. Korkmadan ve cesurca.

79

Yüce Meclisi ve milletimizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen İzmir Milletvekilimiz Sayın Kani Beko. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Beko.

KANİ BEKO (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 11'inci madde üzerinde söz almış bulunmaktayım.

Kıdem tazminatı seksen yıllık temel bir işçi hakkıdır. Türkiye işçi sınıfı 1936'dan bu yana kıdem tazminatı hakkına sahiptir. Kıdem tazminatı işçinin, çalışanın, güvencesidir; birikmiş, emeğidir, alın teridir. Kıdem tazminatı işverenlerin ve Hükûmetin iddia ettiği gibi, yük değildir. Hükûmet kapalı kapılar ardında sendikalardan ve işçilerden gizli, kıdem tazminatını fona devretme hazırlıkları yürütmektedir. Kıdem tazminatının fona devri sonun başlangıcı demektir. Fona devir, kıdem tazminatının on güne, on beş güne düşmesi anlamına gelmektedir. Fona devir, iş güvencesinin iyice yok olmasıdır. Fona devir, işten çıkarmaların kolaylaşması demektir. Hükûmet diyor ki: "Kıdem tazminatı fonu işçinin yararınadır." Aklımızla dalga geçmeyin, işçiyle dalga geçmeyin. İşsizlik rekor kırarken, TÜİK rakamlarına göre 7 milyon işsiz varken işten çıkarmaların kolaylaşması işçinin yararına olabilir mi? Hükûmet, işçiye ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye çalışmaktadır. Hükûmet, "Kıdem tazminatı hakkını ödemeyen patronlar var." diyerek kıdem tazminatını ortadan kaldırmak istemektedir. Hükûmetin kıdem tazminatına hazırladığı Truva atını reddediyoruz, bireysel fonu reddediyoruz, işçiler için garanti istiyoruz. Hükûmet fon ısrarından vazgeçmelidir. Kıdem tazminatı fonunu tazminat alamayan işçiler için getirdiklerini iddia ediyorlar.

Doğrudur, 100 binlerce işçi kıdem tazminatını alamıyor veya eksik alıyor. Doğrudur, örgütsüz çalışanların önemli bir bölümü kıdem tazminatını almakta sorunlar yaşıyor. Doğrudur, işverenler yasaları yok sayarak kıdem tazminatı ödememek için hile yoluna başvurmaktadırlar. Doğrudur, işçiler kıdem tazminatı almak için yıllarca mahkeme kapılarında sürünüyorlar. Doğrudur, istifa hâlinde kıdem tazminatı ödenmemesi nedeniyle çalışan, ciddi hak kaybına uğramaktadır.

O hâlde yapılması gereken, kıdem tazminatını tırpanlamak yerine fona devretmek değil, kıdem tazminatına erişimi kolaylaştırmaktır. Yapılması gereken, kıdem tazminatına yönelik ihlallere son vermektir. Yapılması gereken, kıdem tazminatı hakkının kullanımının önündeki engelleri kaldırmaktır. Kıdem tazminatının kâğıt üzerinde korunması yetmez, kıdem tazminatı güvence altında olmalıdır. Bütün çalışanlar kıdem tazminatı hakkına kolayca erişebilmelidir. Bunun için hiçbir ayrım olmaksızın bütün işçilerin kıdem tazminatından yararlanması sağlanmalıdır. Kıdem tazminatının fona devri gündemden çıkarılmalıdır. Kıdem tazminatı doğrudan işveren yükümlülüğü olarak kalmalıdır. Kıdem tazminatı her türlü işten çıkarmada ve istifa hâlinde süre koşulu olmadan ödenmelidir. Kıdem tazminatı tavanı kaldırılmalıdır. İşverenin icra ve iflası hâllerinde kıdem tazminatı alacakları devlet ve bankaların ipotekli alacaklarının önüne alınmalıdır, ilk sıraya yükseltilmelidir. Diğer tüm alacaklarından önce işçi alacakları kesinlikle ödenmelidir. İşverenin ödeme aczine düşmesi durumunda kıdem tazminatına garanti getirilmelidir. Kıdem tazminatı alacakları ücret alacağı sayılmalı ve hâlen İşsizlik Sigortası Kanunu'nda düzenlenmiş olan ücret garanti uygulaması kapsamına alınmalıdır. Ücret Garanti Fonu kıdem tazminatını da içerecek şekilde genişletilmeli ve ödeme süresi artırılmalıdır. Kıdem tazminatı ödemeyen, ödemekten kaçınan işverenlere ağır yaptırımlar getirilmelidir. Kıdem tazminatıyla ilgili hükümler doğrudan 4857 sayılı İş Yasası sistemi içinden alınmalıdır. Kıdem tazminatında kanun hâkimiyetini sağlayacak, kıdem tazminatı hakkını güvence altına alacak yol budur. Kıdem tazminatı yük değil haktır. Kıdem tazminatı işçilerin kırmızı çizgisidir. Kıdem tazminatı olmayan işçinin iş güvencesi olmaz.

İşçilerin işi, ekmeği, geleceği için kıdem tazminatının kaldırılmasına karşı olduğumuzu buradan bir kez daha ifade ediyorum, Meclise sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

11'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 11'inci madde kabul edilmiştir.

12'nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 12'nci madde kabul edilmiştir.

13'üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 13'üncü madde kabul edilmiştir.

14'üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 14'üncü madde kabul edilmiştir.

15'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 15'inci madde kabul edilmiştir.

16'ncı madde üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

80

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 43 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 16'ncı maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Mensur Işık Ebru Günay Serpil Kemalbay Pekgözegü

Muş Mardin İzmir

Musa Piroğlu Erol Katırcıoğlu

İstanbul İstanbul

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen İzmir Milletvekilimiz Sayın Serpil Kemalbay Pekgözegü.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, sözlerime başlamadan önce, açlık grevinin 106'ncı gününde olan sevgili Leyla Güven'i ve zindanlarda açlık grevinde olan, yurt dışında açlık grevinde olan tüm yoldaşları burada saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, emekçiler, işçiler çalışırken hastalanıyorlar ve ölüyorlar. Bu bir Türkiye gerçeği ve bu gerçek -ne kadar teşekkür etsek azdır- her zaman, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi tarafından her ay Türkiye'de yaşanan iş güvenliğiyle ilgili katliamları göz önüne seren İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin raporlarıyla ortaya konuyor. Bakın, burada -iş cinayeti- bir ayda 155 işçi yaşamını yitirmiş. Bir yılda yaklaşık 2 bin insan yaşamını yitirdi. Bunlar rakam değil, insanlar canı. Hayatı pahasına çalışan insanlardan bahsediyoruz. Aslında bu rakamlar, bu iş cinayeti rakamları kesinlikle doğru da değil. 2018'de en az 2 bine yakın işçi yaşamını yitirdi, 1.923 işçi yaşamını yitirdi, en az. Bunlar İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin tutulabildiği raporlardan elde edilen sonuçlar.

Aslında, Türkiye'nin bir yarası da meslek hastalıklarıdır. Meslek hastalıklarında kaç insanın yaşamını yitirdiğini şu anda hiç kimse bilmiyor. Uluslararası Çalışma Örgütüne göre, eğer bir ülkede günde 3 işçi yaşamını yitiriyorsa iş cinayetinde, yaklaşık 6 işçi de meslek hastalığından yaşamını yitiriyordur. Yani buradan hesaplarsak, Türkiye'de günde en az 18 işçi çalışırken hastalanıyor ve ölüyor iş cinayetiyle ve meslek hastalıklarıyla.

Şimdi, bu kadar derin bir yara varken biz ne yapıyoruz burada? İş güvenliği önlemleri almakla sorumlu olan iş yerlerini rahatlatmak adına C sınıfı iş güvenliği uzmanlarını tehlikeli, B sınıfı iş güvenliği uzmanlarını da çok tehlikeli işlerde çalıştırmak için, 2012 beri ertelediğimiz şeyi tekrarlıyoruz ve hizmet sürelerini uzatıyoruz. Yani çok tehlikeli bir iş yerinde daha az donanımlı, daha az deneyimli bir iş güvenliği uzmanı çalışacak. Ne olacak? İşverenler, patronlar işçileri, iş güvenliği uzmanlarını daha az ücretle çalıştırabilecekler, bu iş güvenliği uzmanlarına çok düşük ücretler verecekler. Üstelik bu iş güvenliği uzmanlarını zaten patronlar işe alıyorlar yani patrona karşı direnebilme şansları da yok, iddia edebilme şansları da yok. Böylece, iş cinayetleri sürecek, meslek hastalıkları sürecek; böylece, patronlar daha fazla kâr etsin diye işçiler ölmeye devam edecek.

Arkadaşlar yatacak yeriniz yok, gerçekten yatacak yeriniz yok! Yaptığınız cinayettir. Birazdan ellerinizi kaldıracaksınız ve bu cinayetleri onaylayacaksınız.

Bakın, Muğla'nın Milas ilçesinde -dinleyin, lütfen dinleyin- bir kömür madeninde 3 işçi yaşamını yitirmedi mi? Bu hafta bu gerçekleşti. Bu 3 işçiden biri Servet Çapacıoğlu, 24 yaşında, kardeşiyle birlikte aynı madende çalışıyorlar ve bu işçi Aydın'da toprağa veriliyor. Kardeşi yarım saat farkla kurtuluyor fakat Servet Çapacıoğlu yaşamını yitiriyor. Babası taziyede şunu söylüyor, Bilal Çapacıoğlu diyor ki: "Denetim yapılmadan evlatlarımı çalıştırmışlar. Oğlum iki gün önce yetkililere 'Riskli alanda çalışma yapıyoruz.' diye uyarıda bulunmuş ama kimse önlem almamış." Kim önlemi almayan? Patron önlemi almıyor. Neden? Çünkü denetim yok, cezasızlık politikası var, elbette ki önlem alınmaz. Bu madende neden bu cinayet yaşanmış? Şunun için: Sahada yasak olan ters ıskarpa yöntemiyle üretim yapıldığı için. Eğer donanımlı, deneyimli bir (A) sınıfı iş güvenliği uzmanı çalışsaydı o madende ters ıskarpa yöntemine asla izin vermemesi gerekirdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) - Oysa bu iş yeri -sadece bu da değil- patlayıcı madde ruhsatı da olmayan bir iş yeri aynı zamanda ve en az 3 basamak, 3 kademe olması gerekirken 1 basamak var bu iş yerinde. Bütün bu iş yeri, iş güvenliği ihlalleri nasıl olabiliyor? Burada (A) sınıfı iş güvenliği uzmanı olmadığı için ya da varsa bile bu iş güvenliği uzmanı cesaret edip acil ve hayat tehlikesi yaratan bir durumda Bakanlığı uyarması gerekirken o Bakanlığı uyaramıyor. Neden uyaramıyor? Çünkü patrondan ücretini alıyor. Nasıl patronu şikâyet edebilir değil mi? Patronu şikâyet edemez. Dolayısıyla biz iş güvenliğiyle ilgili başka kanunlar çıkartmalıyız. İşte, bu durumu ortadan kaldıracak, iş

81

güvenliği uzmanlarını özgürleştirecek, bağımsız karar alabilecekleri bir sistem kurmalıyız. İşverenlerden, işverenlerin müdahalesinden kurtarmalıyız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edelim.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) - Bağımsız çalışamama hissini iş güvenliği uzmanları aşabilmeli, Çalışma Bakanlığıyla direkt ilişkiye geçebilmeli. Fakat diyeceksiniz ki "Çalışma Bakanlığı yok ki Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı var." Çalışma Bakanlığı da böyle hilkat garibesi bir bakanlığın içine gömülmüş durumda. Aslında çalışma hayatı tamamen patronların vicdanına bırakılmış durumda. Ne denetim var ne doğru düzgün yasalar var. İşte 6331 sayılı Yasa'yı çıkartarak "Biz çok proaktif bir yasa çıkarttık, aman ne güzel yasa çıkarttık." dediniz ama o yasayı da şunun için çıkarttınız: İş güvenliği önlemlerini piyasalaştırmak için çıkarttınız, "İşverenler cezaevlerinde yatmasınlar, onların yerine iş güvenliği uzmanları cezaevine gitsinler." diye çıkarttınız ve böylece iş cinayetlerinin ve meslek hastalıklarının sonuçları bu halkın çocuklarının sırtına kalıyor. Burada hamasi nutuklar atıyorsunuz "Türk halkı, Türk milleti" diye, fakat Türkiye halklarının çocukları işte böyle, patronlar daha çok kâr etsinler diye iş cinayetlerine kurban gidiyor arkadaşlar.

Eğer vicdanınız varsa bu yasayı burada paketten çıkartalım diyorum, teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

16'ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 16'ncı madde kabul edilmiştir.

17'nci madde üzerinde iki önerge bulunmaktadır. Önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 43 sıra sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi"nin 17'nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 17-"GEÇİCİ MADDE 2- (1) Tarımsal üretime devam etmeleri şartıyla; T.C. Ziraat Bankası AŞ kaynaklarından gerçek ve tüzel kişilere ve Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından ortaklarına kullandırılan ve bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar vadesi geçmiş tüm tarımsal kredi borçlarına ilişkin her türlü faiz borcu silinir. Ana borç miktarı, 2019 yılı Ekim ayında başlamak ve 2023 yılı Ekim ayında sona ermek üzere her yılın ekim ayı içinde 5 eşit taksitte ödenir. Taksitlendirme süresince söz konusu alacağa herhangi bir değer artışı uygulanmaz. Taksitlendirme uygulamasından yararlanmak isteyen borçlular ve borçla ilgililer, bu kanunun yayımı tarihinden itibaren altmış gün içinde bankaya veya tarım kredi kooperatiflerine dilekçeyle başvuruda bulunmak zorundadır. Banka ve tarım kredi kooperatifleri, bu kanunda belirlenen başvuru ve peşinat ödeme sürelerini bir aya kadar uzatmaya yetkilidir. (2) Borcu yeniden yapılandırılan borçluların ödemeleri gereken taksit tutarlarını vadesi içinde ödememeleri ya da eksik ödemeleri halinde, ödenmemiş olan tutarların vadeden sonraki doksan gün içinde, ilgili her ay için bir önceki ay Türkiye İstatistik Kurumu tarafından ilan edilen Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi artış oranında ödenmesi halinde, bu Kanun hükümlerinden yararlanılmaya devam olunur. (3) Bu kanun kapsamındaki tarımsal krediler hakkında başlatılmış bulunan idari veya kanuni takibat işlemleri, hangi aşamada olursa olsun kendiliğinden durur. İcra tetkik mahkemelerinde görülmekte olan ve bu Kanun kapsamındaki borç ilişkisinden kaynaklanan mevcut ceza davalarının ve İcra ve İflas Kanunu çerçevesinde verilen mahkûmiyet kararlarının infazının son taksit tarihine kadar durdurulmasına karar verilir. İnfazına başlanmış ilamların infazına ara verilerek hükümlü derhal tahliye edilir. 2023 yılı Ekim ayı sonuna kadar borcunu ödemeyenler hakkında, bu tarihten itibaren takibata kalındığı aşamadan devam olunur. Bu borçları nedeniyle kredi kullandırılmayan üreticilere yeniden kredi kullandırılabilir. (4) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce borçları yapılandırılan ve ödemeleri hâlihazırda devam eden krediler, bu madde hükmünden etkilenmez. Ancak, başvurmaları halinde bu madde hükümlerinden faydalandırılır.'

Mehmet Bekaroğlu İlhami Özcan Aygun

İstanbul Tekirdağ

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Tekirdağ Milletvekilimiz Sayın İlhami Özcan Aygun.

Buyurun Sayın Aygun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;

82

Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin çiftçi borçları yönünden yapılandırılmasını öngören 17'nci maddesi üzerine partim adına söz almış bulunmaktayım.

Bakın, bu maddeyi gelin çiftçimizle Türkiye Büyük Millet Meclisinde oluşturmuş olduğumuz birlik ve beraberlik içerisinde, uzlaşıyla değiştirelim çünkü getirdiğiniz teklif çiftçimizin derdine derman değildir, çiftçimizin acısını dindirmemektedir. Gelin bu acıyı dindirelim, pansuman değil ameliyat yapalım.

Getirdiğiniz teklifle, tarım kredi kooperatifleri ve Ziraat Bankasından alınan kredisini bile ödeyemeyen çiftçinin borcunun -yüzde 15- yüzde 10'unu çiftçiden, yüzde 5'ini hazineden karşılıyorsunuz. Oysa çiftçi ana borcunu dahi ödeyemiyor, yüzde 10 faizle borcunu ödesin. Ödeyemediği için de günbegün tarımdan vazgeçiyor.

Çiftçinin borcunu ödeyememesi hepimizi etkileyen bir sarmaldır değerli dostlar çünkü çiftçi ödeyemezse bankalar, sonra hazine yani tüm Türkiye daha ağır bedel ödeyecektir. Üretim yapmayan çiftçi ülkeyi yabancıya muhtaç eder. Gıda fiyatlarının bugünkü rakamların üzerine çıkmasının ana sebebi üretimden kaçmaktır. Bakın, futbol kulüplerinin borcunu yüzde 8'le ama gerçek üretim yapan çiftçinin borcunu ise yüzde 10'la yapılandırıyoruz ve bu yapılandırmayı da Ziraat Bankasına yüklüyoruz.

Ziraat Bankası 1863 yılında kurulan bir banka. Kurulduktan sonra, 1916'da özel bir kanun çıkarılıyor, bu kanunun 1'inci maddesi diyor ki: "Çiftçinin yapmış olduğu işlemleri kolaylaştırmak için gerekli her türlü katkıyı sağlar." Ama geldiğimiz noktada, çiftçinin yerine medya patronlarına ve kalkıyoruz, spor kulüplerine destek oluyoruz. Gıda güvenliğinin sigortası çiftçimize geldiğinde yüzde 10 ama spor kulüplerine geldiği zaman ise yüzde 8 faiz uyguluyorsunuz. Bu nasıl bir adalettir, merak ediyorum sevgili milletvekillerimiz.

Futbolu hepimiz severiz, 7'den 70'e futbolla büyüdük ama futbol kulüplerinin düşüncesizce yaptığı harcamalarla, trilyonluk transferlerle ve yanlış yönetimler sonucu geldiği noktada tüm milletimize bu yükümlülüğü yüklüyorsunuz. Futbol kulüplerinin borç batağını kurutmak için yaptığınız jesti gelin çiftçimize de yapalım diyorum. Vicdan ve akıl varsa gerçek üretimdeki çiftçileri destekleyelim. Cengiz İnşaat'ın vergi borcunu nasıl sıfırladıysanız gelin çiftçinin faiz borcunu da öyle sıfırlayalım. Bu, çiftçiye vatan borcumuzdur, hepimizin minnet borcudur çünkü çiftçiyi doyuramazsanız, geçindiremezsiniz siz de aç kalırsınız, hepimiz aç kalırız. Ve bakın, şimdi sebze ve meyve fiyatlarını aşağı çekmek için göstermelik adımlar uyguluyorsunuz, yerel seçimlere kadar zamanla oynamaya çalışıyorsunuz çünkü çiftçiyi doyuramazsak hepimiz aç kalacağız. Millet kuyruklarda, çiftçi borç batağında inliyor. Durduralım bu gidişatı arkadaşlar, gelin çiftçilerin borçlarını, faizini silmek için verdiğimiz önergeye hep beraber destek olalım, gerçek üreticiye nefes aldıralım.

Peki, çiftçimiz niye borçlandı? Evet arkadaşlar, çiftçimiz niye borçlandı acaba? Çiftçimiz, değişen iklim koşulları, afetler, kuraklık, dolu gibi istek dışında oluşan gelişmelerden dolayı borçlandı; çiftçimiz AK PARTİ'nin Tarım Kanunu'na rağmen, evet, 2006'da çıkan Tarım Kanunu'na göre gayrisafi millî hasılanın yüzde 1'ini vermeniz gerekirken vermediğiniz sebeplerden dolayı borçlandı. Çiftçimiz yapmış olduğunuz yanlış tarımsal desteklemelerden borçlandı, kooperatifleşmenin desteklenmemesinden borçlandı, uygulanan yanlış tarım politikalarından, mazot fiyatlarındaki yüzde 30 artıştan, elektriğe yüzde 70 artıştan ve ana girdisi gübreye yüzde 130 vermiş olduğunuz artıştan dolayı borçlandı. Çiftçi ekonominin yönetilememesinden, dövizdeki aşırı artıştan dolayı borçlandı. Yani çiftçinin borcunun sebebi çiftçi değildir, bu borcun sorumlusu siz AKP iktidarıdır. O yüzden AKP iktidarı çiftçinin sırtına bindirdiği yükü geri indirmekle sorumludur. Çünkü çiftçi 2018'de bir önceki yıla göre yüzde 50 fakirleşmiştir arkadaşlar. Bakın, Tarım Kredi Kooperatifinden yararlanan 55 bine yakın çiftçi, bunlar icra dosyası, Tarım Kredi ve Ziraat Bankasındaki icra dosyası. Pembe dosyanın icra dosyası olduğunu hepimiz biliyoruz ve yaklaşık olarak 1 milyar 336 milyon lira Tarım Krediye borçlanmış çiftçi ve aynı rakam Ziraat Bankasında 843 milyon lira. Bunları şimdi yapılandıracağız arkadaşlar. Çiftçimiz, AK PARTİ iktidarı döneminde belini doğrultamamıştır, borçtan çıkamamıştır. Hasat döneminde elde ettiği gelirle bile borç ödeyemez hâldedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Devamla) - 2002 yılında 530 milyon olan çiftçi borcu Bankacılık Denetleme Kurulu'nun verdiği rakamla bugün 101 milyar lira yani sizin sayenizde, on altı buçuk yıllık iktidarın sayesinde çiftçinin borcu 190,5 kat artmıştır. Çiftçi kan ağlamakta, geçinemez hâldedir. Çiftçi bu yüzden adım adım toprağını terk etmektedir.

2002'de 41 milyon hektar alan ekilirken geldiğimiz günde ise 37 milyon hektar alan ekilmektedir. Türkiye'de buğday üretimi yüzde 25 ile 35 arasına düşmüştür, arpada ise bu oran yüzde 33'tür arkadaşlar. Bugün iktidarın gıda fiyatlarındaki fahiş artışı, zamanı durdurma çabası, gıda zincirini bozarak pansuman tedbirlerle olmaz, bizim ameliyat yapmamız lazım.

Bakın, Bakanın daha önce yaptığı gezilere baktım. Gitmiş olmayacak yerlere. Ya,

83

Şanlıurfa'ya gittin mi, Çukurova'ya gittin mi, Konya'ya gittin mi? Ama nereye gidiyor? Özel açılışlara gidiyor. Çünkü Şanlıurfa'ya giderse pamuk çiftçisiyle karşılaşacak, Konya'ya giderse buğday çiftçisi, Adana'ya giderse pamuk çiftçisi… Ve geldiğimiz noktada maalesef pansuman tedbirlerle yolumuza devam ediyoruz.

Gelin, üreticiyi ayağa kaldıralım, Türkiye'yi ayağa kaldıralım diyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kabul edildi)

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Devamla) - Sözlerime burada son verirken yüce Meclisi sevgi ve saygıyla selamlıyor, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ORHAN ÇAKIRLAR (Edirne) - Topu alalım.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Topu, söz verdim, güvenlik güçlerine…

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum arkadaşlar: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Ama Alpay'a vereyim onu. Haydi Alpay!

BAŞKAN - Sayın Aygun…

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - İstedi diye verdim.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) - Olur mu Sayın Başkan ya, burası top sahası mı?

BAŞKAN - Yerinize oturunuz lütfen.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Tamam Başkanım.

BAŞKAN - Yani o hoş bir hareket olmadı.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Yani biraz lakayt. Götürüp eline verebilirsin.

BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Hizmetler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 17'nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "üçüncü" ibaresinin "altıncı" ibaresi ile değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

Behiç Çelik Mehmet Metanet Çulhaoğlu İsmail Tatlıoğlu

Mersin Adana Bursa

İmam Hüseyin Filiz Fahrettin Yokuş

Gaziantep Konya

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen, Konya Milletvekilimiz Sayın Fahrettin Yokuş.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi İYİ PARTİ adına saygıyla selamlıyorum.

Akşamın bu son konuşmasında, yine, sizlere kamuda çalışan memurlara gösterdiğiniz, verdiğiniz kıymeti, değeri birkaç örnekle anlatacağım.

Efendim, adı Sefa İçli. FETÖ terör örgütü intisaplısı gerekçesiyle açığa alınıyor. Sonra herhangi bir suç unsuru bulunamıyor. Maliyede çalışan bir kardeşimiz. OHAL Komisyonunun verdiği karara rağmen 13/9/2018'den bu yana işe başlatılmıyor. Hâlbuki yine OHAL Yasası'nın yani 7075 sayılı OHAL Yasası'nın 10'uncu maddesine göre otuz gün içinde işe başlatılması lazım. Böyle tam 18 bin civarında, mahkeme kararı almış, OHAL kararı almış insanımız mağdur bir durumda bekliyor, iade edilmiyor.

Yine, emniyette yüzlerce polis memuru -FETÖ terör örgütüyle herhangi bir intisabına rastlanmamıştır- kurum kararıyla atılmıştır. Allah Allah. Yeni bir kurum kararı çıktı, "atarım" diyor. Ya, memur kurumdan öyle atılır mı? İntisabı yokmuş. "Atarız." diyor bu arkadaşlar.

Bir de damgalı askerler çıktı, damgalı. Efendim, askerî öğrenciymiş bunlar, sonra başka üniversitelere gitmişler, bitirmişler, sonra KPSS'ye girmişler, sonra işe girecekler. "Sen damgalısın, giremezsin." "Yahu kardeşim, niye damgalıyım?" "FETÖ terör örgütü süresinde, FETÖ'nün iktidar olduğu sürede okuldan alınmışsın sen. AKP iktidarında değil. Ee, suçlusun." "Suçluysam içeri tık". Yoo! İçeri tıkmam." "Kardeşim, işe gireyim." "İşe de sokmam." "Ne yaparım?" "Git hırsızlık yap, git bilmem ne yap." Ayıp yahu, ayıp yahu! Allah'tan korkun be, Allah'tan korkun be! Hukuk yok, kanun yok, adalet yok, iki durup buraya bir de yasaları, kanunları getiriyoruz. Yahu böyle bir eğlence olabilir mi?

Evet, devam ediyorum. Şimdi TEMSAN'da bir memur, TEMSAN'da. Adı Barış Demirbilek. Yahu nerede görülmüş? Yedi ay üst üste izin veriliyor, resmî izin. "Git, çalışma." "İzin istemiyorum." diyor, "Hayır.", düzenliyor yedi ay, yedi nüsha. "Yedi ay sonra, 22/6/2018'de iş akdim fesholdu." Yahu nerede görüldü böyle bir dünya? Böyle bir zulüm eskiden Bulgaristan Belene kamplarında vardı bu zulüm, şimdi de Çin'de var, Doğu Türkistan'da. Bu zulüm nerede var? Ama sizde var. Bu TEMSAN kimin kurumu? Devletin kurumu. Gelin bakalım, çözün bunu hadi. Ama çözemezsiniz.

Sayıyorum: Bıyık. Yahu diyorlar ki bıyık. "Ey, DHMİ personeli, güvenlik personeli, bıyık bırakamazsın." "Bıraktım." diyor. "Keseceksin." "Kesmiyorum." "Açığa aldım." ""Sendikacıyım, sendika yöneticisiyim." "Olsun." "Sendika Kanunu var." "Tanımam." Ne

84

yaparım sonra? Atarım Hakkâri'ye, Şırnak'a, Ağrı'ya. Adı Yener Kardeş, adı Davut Ayvaz, adı Ertuğrul Kıranbay. Sendikanın adı: Ulaşım Havacılık Sendikası. Ve bu arkadaşlar, Türk milliyetçisi, bunlar ülkücü. Ve bıyık davasından biri Hakkâri'ye sürülüyor, biri Şırnak'a, biri Ağrı'ya. Hani başörtü, başörtü, hani kılık kıyafet, yazıklar olsun be!

EROL KAVUNCU (Çorum) - Yalan atma oradan!

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) - Bunlar gelmediği sürece burada size söyleyeceğim.

RECEP ÖZEL (Isparta) - Sana yazıklar olsun, bunların hepsi yalan ve iftira.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) - "Yalan, iftira", al bu belgeleri, sana vereceğim o belgeleri.

RECEP ÖZEL (Isparta) - Ver, getir bakalım.

BAŞKAN - Sayın Yokuş, siz Genel Kurula hitap edin, karşılıklı olmasın.

Buyurun.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) - Dinle, sabret, sabret…

BAŞKAN - Genel Kurula hitap edin.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) - Sabretsinler.

RECEP ÖZEL (Isparta) - Böyle bir üslup olur mu ya, üslubunu düzeltsin ya!

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) - Şuna bak, bak, bak!

RECEP ÖZEL (Isparta) - Çirkin bir dil kullanıyor bu.

BAŞKAN - Sayın Yokuş…

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) - Sen çirkinsin!

BAŞKAN - Sayın Yokuş, lütfen… Değerli arkadaşlar böyle bir üslup olmaz. Siz konuşmanızı tamamlayın.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) - Adı Zekeriya Bilada, Nevşehir Yeni Cami imamı, Yeni Cami imamı. …

ORHAN YEĞİN (Ankara) - Sakin ol, sakin ol.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) - Sakin…

Efendim, Meral Akşener'in bir toplantısında dua ediyor hoca. "Vay, sen nasıl dua edersin yahu, attık seni memuriyetten!"

RECEP ÖZEL (Isparta) - Allah Allah, öyle bir şey olur mu ya!

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) - Evet, bir başka hoca…

RECEP ÖZEL (Isparta) - Ya, iyi atıyorsun.

BAŞKAN - Değerli arkadaşlar, lütfen.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) - Mehdi Aksu, bu muhterem hoca da Ataşehir'de AK PARTİ propagandası yapıyor, dua ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) - Hocaya bir şey yok, partili ya.

BAŞKAN - Sayın Yokuş, tamamlayın sözlerinizi.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) - Bu da Sayın Arınç'la okuyan hoca, ona da bir şey yok. Daha acısını söyleyeyim mi size? Siz imamları atıyorsunuz, Allah aşkına, ben size, sizinle el ele, sizinle beraber faaliyet yapan 100 tane imamı buraya getireceğim hatta Diyanet İşleri Başkanınızı getireceğim. Diyanet İşleri Başkanı, FETÖ'cü Diyanet İşleri Başkanı bugün AK PARTİ propagandası yapıyor. Onu da kendinize benzettiniz, Diyanet İşleri Başkanını da kendinize benzettiniz. Yahu böyle bir dünya var mı? Tayyip Erdoğan Bey, Kılıçdaroğlu aleyhinde konuşma yapıyor -videoda- Diyanet İşleri Başkanı alkışlıyor; yahu siz ne yapıyorsunuz?

KANİ BEKO (İzmir) - Ayıp be!

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) - Ayıp ya, Allah'tan korkun ya! Dinimizi de diyanetimizi de ayırdınız, Müslümanları da ayırdınız ama hâlâ itiraz ediyorsunuz. Neye itiraz ediyorsunuz? Kanun mu tanıyorsunuz? Bu Afyon, bu Afyon; niye afişleri kapatıyorsunuz, niye afişleri kapatıyorsunuz?

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Yalan söylüyorsun, kendiniz kapatıyorsunuz; yalan söylüyorsun!

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) - Çünkü güneşten korkuyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Korkunun ecele faydası yok. İşimize az kaldı, 31 Martı bekleyin.

ŞAHİN TİN (Denizli) - Şov yapma, şov yapma!

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) - İyi akşamlar, hoşça kalın. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

17'nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 17'nci madde kabul edilmiştir.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun Sayın Zengin.

85

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; bütün arkadaşlarımın son derece yorgun olduğunu biliyorum, görüyorum fakat bu saatte böyle bir üslupla konuşma yapmayı şiddetle reddediyoruz, kınıyoruz.

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) - Ben de seni kınıyorum.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Hakikaten insanların sabrı zorlanıyor. Şimdi, burada sayın hatip üç dakikada bir "Allah'tan kork." "Allah'tan kork." Korkan korksun Allah'tan, böyle bir kaygı içerisinde olan ama nedir bu yani, tehdit eder gibi, sürekli her çıkan "Yatacak yeriniz yok." "Allah'tan kork." Yani bir taraftan insanları dinle alakalı kavramları kullanmakla suçlayacaksınız, konuşmanızda da her üç kelimeden birinde dinî bir terminoloji kullanacaksınız; bunu anlamakta hakikaten güçlük çekiyorum, çok sakil buluyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Devamında bir kararlı olmak lazım yani bir tutarlılık… Devamında "örtü, örtü, örtü…" Ya, şurada "Allah'tan korkma" kavramını kullanan birisi olarak şunu ben size soruyorum: Örtüyle alakalı bu memlekette bu kadar çile çeken kadınlardan utanan bir insan böyle bir üslup kullanamaz, kullanamaz. Hanginiz bu çileyi çektiniz? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Vereceğim Sayın Türkkan, sözünü tamamlasın size de vereceğim.

Buyurun Sayın Zengin, tamamlayalım.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Şimdi, ben İYİ PARTİ'de görev yapan arkadaşlarımı biliyorum. Onlar bizim örtüyle alakalı çektiğimiz çileyi biliyorlar, bu, suistimale gelmeyecek bir konu, dalga geçilemeyecek bir konu. Biz bu işin otuz yıldan fazla çilesini çekmiş insanlarız ve sonuna kadar da saygıyı hak ediyoruz. Ben Sayın Türkkan'ın da bu konudaki hassasiyetini biliyorum. Velhasılıkelam, gecenin bu saatinde İYİ PARTİ adına konuşma yapan milletvekiliyle alakalı kararı ben kendi gruplarına havale ediyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Türkkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Başkan, tabii, bu akşamı çabuk bitirelim diye hepimiz bir fedakârlık yaptık, bu noktaya kadar geldik.

Ben herkesin ayrı bir üslubu olduğunu bilirim. Hatta biraz evvel bir komisyon üyesinin söz almak üzere ne yapacağını şaşırarak oralarda dolaştığını da gördüm yani bu, bir üslup meselesi, tarz meselesi.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Doğru değil.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Fahrettin Yokuş'un konuştuğunun içerisinde haksızlığa uğramış, mağdur olmuş insanları dile getirmesi sizi rahatsız etmedi mi?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Hayır etmiyor, mesele o değil, mesele üslup ve tarz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Mesele şudur bakın: Mağduriyetlerin dile getirilmesi hâlinde bu mağduriyetleri grup başkan vekili olarak ciddi ciddi not alıp bunların giderilmesi konusunda yardımcı olacağınızı söylemenizi beklerken işi evirip çevirip bir başka konuya getirmek bu gecenin finaline yakışmadı. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ZAFER IŞIK (Bursa) - Hadi be, hadi be!

BAŞKAN - Değerli arkadaşlar…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Söz aldığınız takdirde karşısında tekrar söz almaya devam edeceğim.

Teşekkür ederim.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Alırsınız.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Özkoç.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Bir daha alacağım, hayır, Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Özkoç'a söz verdim, sizden önce söz istedi.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Sayın Başkanım, saatlerden beri burada çalışıyoruz. Burada çalışırken koltuklarında oturup da kanunları takip etmeyen Adalet ve Kalkınma Partili milletvekilleri, son konuşmacı konuşmasını yaparken salonu dolduruyorlar, daha sonra da konuşmacının konuşmasına tepki göstererek burada üslup hatasını asıl onlar kendileri yapıyorlar. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Utanacakları bir şey varsa kendilerine verilen milletvekilliği görevini doğru yapsınlar. Sayın konuşmacı "Yatacak yeriniz yok." derken onlara diyor ki: "Mecliste yatacak yeriniz yok, yatak olsa gider yatar, uyur, öyle gelirsiniz buraya da." (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Şimdi şöyle yapalım…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Sayın Başkan, bir cümle söyleyeceğim, bitireceğim.

86

BAŞKAN - Toparlayalım Sayın Zengin, toparlayın, bitirelim artık.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Hâlâ dilsiz lehçe konuşuyorsunuz, utanmadan da konuşuyorsunuz, hâlâ da gülüyorsunuz. İnsanda biraz utanma olur.

BAŞKAN - Sayın Özkoç, Sayın Zengin'e söz verdim.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Sayın Başkan, şu anki sataşmalara kulağımı tıkayacağım ilk defa çünkü sonu gelmeyecek.

BAŞKAN - Toparlayalım.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Ama şunu ifade etmek istiyorum: Şimdi, ben grup başkan vekiliyim, burada dinlemesi gereken benim, cevap vermesi gereken benim arkadaşlarım adına, sayıdan bağımsız. Ben her kelimeyi dinliyorum, bak, buralar yazıdan geçilmiyor, her şeyi de yazıyorum. Sorumluluk sahibi insanlarız ve bu konuda da nasihate ihtiyaç olmadığını düşünüyorum. Burada bugün bir uzlaşma içerisinde bu noktaya geldik yani bütün arkadaşlar farkında, bak, hepimiz yutuyoruz, ses çıkarmıyoruz. O yüzden, lütfen, bu noktadan sonra, bu aşamadan sonra kullanacağımız üslubun da…

BAŞKAN - Tadında bırakalım.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - …bütün günün insicamına uygun olmasını herhâlde hepimiz bekliyoruz.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sağ olun.

1.- Adana Milletvekili Tamer Dağlı ve Ankara Milletvekili Yıldırım Tuğrul Türkeş ile 49 Milletvekilinin Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1579) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 43)

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, 18'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 18'inci madde kabul edilmiştir.

19'uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 19'uncu madde kabul edilmiştir.

Değeli milletvekilleri, ikinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Sayın Ünsal, ben sabahtan söz verdim 60'a göre söz isteyenlerin söz taleplerini karşılayacağım diye. Sisteme girmişsiniz.

Buyurun.

SERVET ÜNSAL (Ankara) - Sağlık Bakanlığı yetkililerine: İşsizlik ve ekonomik zorluklar nedeniyle yaşamın her geçen gün daha da zorlaştığı ülkemizde maalesef atama konusundaki sıkıntılar bitmiyor. Sağlık hizmetlerinin neredeyse her alanında yaşanan atama, kontenjan sıkıntısı bir dönemin en popüler mesleği olan fizyoterapistleri de olumsuz etkilemiştir. Yeterli atama yapılmadığı için mesleğini yapamayan fizyoterapistler özel sektörde de iş bulmakta zorlanıyor. Ne yazık ki bu alanda sağlık emekçileri arasında işsizlik oranı yüzde 40'larda. Hastalarına hizmet vermek için atama bekleyen fizyoterapistlerin haklı taleplerini karşılamak kaliteli sağlık hizmetleri için gerekliliktir. Fizyoterapistlerin mağduriyetlerinin sona erdirilmesi için atama sayılarında düzenlemeye gidilecek midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Beko, siz de girmişsiniz, siz de toparlayın, hemen oylamaya geçeceğiz.

KANİ BEKO (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; içinde bulunduğumuz bu ağır kriz ortamında bilindiği üzere emeklilik için iki grubun talepleri söz konusudur. Bunlardan ilki, çalışma hayatına atıldıktan sonra mevzuat değişiklikleri nedeniyle emeklilik tarihleri ileri bir tarih olarak yeniden belirlenen emeklilikte yaşa takılanlar grubu, bir diğeri ise çalışma hayatına başladıktan sonra yapılan doğumlara tanınan borçlanma hakkının SSK öncesi doğum borçlanması hakkına dönüştürülmesini isteyen kadınlar. Erkekler sigortalı olmadan önce askere gitmeleri durumunda askerlik borçlanması yapabilmektedirler ancak kadınlar bu haktan sadece doğumdan önce sigortalı olmaları durumunda yararlanabiliyorlar ve bu durum kadınlarımızda mağduriyete neden oluyor. Bu konu sürekli dile getirildiği hâlde Meclisten bir türlü geçirilmiyor. Kadınların da sigortalı olmadan önce yaptıkları doğumlarını borçlanabilmesi ve sigortalılık sürelerinin borçlandıkları süre kadar öne çekilmesi en doğal haklarıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

87

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Beko.

1.- Adana Milletvekili Tamer Dağlı ve Ankara Milletvekili Yıldırım Tuğrul Türkeş ile 49 Milletvekilinin Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1579) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 43)(x) ---(Devam)

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, şimdi teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri oylama için üç dakika süre veriyorum.

Bu süre içinde sisteme giremeyen değerli üyelerimizin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için öngörülen üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

Süremiz üç dakika.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, bu oylamadan sonra, Alparslan Türkeş Üniversitesinin kurulmasına ilişkin bir kanunu görüşeceğiz, sayın milletvekilleri lütfen Genel Kuruldan ayrılmasın. (MHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN - Oy pusulasını gönderen arkadaşlarımı birazdan okutacağım, ayrılmasınlar salondan.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN - Sayın Ahmet Sorgun? Burada.

Sayın Sadir Durmaz? Burada.

Sayın Halil Yıldız…

Sayın İsmet Büyükataman? Burada.

Sayın Serkan Bayram? Burada.

Sayın Faruk Aksu? Burada.

Sayın Bülent Karataş? Burada.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, Adana Milletvekili Sayın Tamer Dağlı ve Ankara Milletvekili Sayın Yıldırım Tuğrul Türkeş ile 49 milletvekilinin Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

"Kullanılan oy sayısı : 234

Kabul : 232

Ret : 2 (x)

Kâtip Üye

Mustafa Açıkgöz

Nevşehir Kâtip Üye

Rümeysa Kadak

İstanbul"

Bu şekilde teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Hayırlı olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, 2'nci sıraya alınan Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı Ankara Milletvekili Mehmet Naci Bostancı'nın Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine başlayacağız.

2 - Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı Ankara Milletvekili Mehmet Naci Bostancı'nın Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1580) ve Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 45) (xx)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

88

Komisyon Raporu 45 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Şahıslar adına? Yok.

Soru-cevap işlemi? Yok.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1'inci maddeyi okutuyorum:

YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNU İLE KAMU MALÎ YÖNETİMİ VE KONTROL KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- 28/3/1983 tarihli ve 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununun ek 143 üncü maddesinin başlığında ve birinci fıkrasında yer alan "Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesi" ibareleri "Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi" şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteyen? Yok.

Soru-cevap işlemi? Yok.

1'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1'inci madde kabul edilmiştir.

2'nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- 2809 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

"EK MADDE 200- Mevzuatta Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesine yapılan atıflar Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesine yapılmış sayılır."

BAŞKAN - 2'nci madde üzerinde söz talebi? Yok.

Soru-cevap işlemi? Yok.

2'nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2'nci madde kabul edilmiştir.

3'üncü maddeyi okutuyorum.

MADDE 3- 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (II) sayılı Cetvelin "A) Yükseköğretim Kurulu, Üniversiteler ve Yüksek Teknoloji Enstitüleri" bölümünün 105 inci sırası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. "105) Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi"

BAŞKAN - 3'üncü madde üzerinde söz talebi? Yok.

Soru-cevap işlemi yok.

3'üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3'üncü madde kabul edilmiştir.

4'üncü maddeyi okutuyorum.

MADDE 4- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - 4'üncü madde üzerinde söz talebi? Yok.

Soru-cevap işlemi yok.

4'üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 4'üncü madde kabul edilmiştir.

5'inci maddeyi okutuyorum.

MADDE 5- Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN - 5'inci madde üzerinde söz talebi? Yok.

Soru-cevap işlemi yok.

5'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 5'inci madde kabul edilmiştir.

Teklifin tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı olsun. (AK PARTİ, MHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, değerli arkadaşlar, toplantımızı, birleşimimizi bitirmedik; birkaç dakikanızı daha rica edeceğim.

Kabul edilen kanun teklifi üzerine söz isteyen sayın konuşmacılara birer dakikayla söz veriyorum.

Sayın İsmail Koncuk, buyurun.

İSMAİL KONCUK (Adana) - Ben Türk milletini sokaklarda ıspanak fiyatına satılan demokrasiye, rüşvet ve hileyle çiğnenen, çiğnetilen hukuk düzenine, ahlaktan mahrum bir

89

hürriyete, tefeciliğe, karaborsaya yer veren iktisadi bir yapıya çağırmıyorum. Türklük gurur ve şuuruna, İslam ahlak ve faziletine, yoksullukla savaşa, adalette yarışa, birliğe, kardeşliğe, kısacası Hak yolu, hakikat yolu, Allah yoluna çağırıyorum." diyen Başbuğ Alparslan Türkeş'i rahmet ve minnetle anıyorum.

Geç kalınmış da olsa, hangi gerekçeyle yapılmış olursa olsun Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin adının "Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi" olarak değiştirilmesini İYİ PARTİ olarak büyük bir sevinçle karşıladık, bütün Parlamentoya, destek veren bütün milletvekillerimize Başbuğ Alparslan Türkeş ve onu seven Türk milliyetçileri, ülkücüler, Türkiye sevdalıları adına teşekkür ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devan edin.

İSMAİL KONCUK (Adana) - Elbette Başbuğ Alparslan Türkeş hayatı boyunca ortaya koyduğu mücadeleyle Türkiye sevdalısı, Türk milliyetçisi, ülkücü bir nesil meydana getirmiştir. Bu nesil yüz yıl sonra da, bin yıl sonra da Türkiye'nin ve Türk milletinin derdiyle dertlenmeye devam edecektir. Onun için Alparslan Türkeş'e, Türk milleti olarak ülkücü bir nesil meydana getirdiği için minnetimiz sonsuzdur. Tekrar rahmet ve minnetle yâd ediyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Erkan Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 9 Şubat 2019 Cumartesi günü Adana'da Milliyetçi Hareket Partisinin kuruluşunun 50'inci yıl dönümü vesilesiyle bir araya geldiğimizde Sayın Genel Başkanımız, Sayın Cumhurbaşkanımızın kendilerini arayarak Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin isminin "Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi" olarak değiştirilmesini düşündüklerini ifade etmiştir. 18 Şubat Salı günü de Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı Sayın Naci Bostancı ilgili kanun teklifini Meclis Başkanlığına sunmuştur. 19 Şubat Çarşamba günü yani dün teklif, Millî Eğitim Komisyonunda görüşülüp kabul edilmiştir.

Öncelikle, Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin adının Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi olarak değiştirilmesine vesile olan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a, kanun teklifini hazırlayıp sunan Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı Sayın Naci Bostancı'ya en içten tebrik ve teşekkürlerimizi sunuyoruz. Kıymetli katkılarını sunarak kanun teklifini kabul eden yüce Meclisimizin muhterem milletvekillerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ayrıca teşekkürlerimizi sunuyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Devam edin, buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Bu kanun teklifinin, Alparslan Türkeş adının, 50'nci kuruluş yıl dönümünde özellikle bir bilim ve teknoloji üniversitesine verilmesi, bu üniversitenin, partimizin kuruluşunun gerçekleştiği, Başbuğ'umuz Alparslan Türkeş'in milletvekili seçildiği Adana'da bulunması ayrı bir anlam, ayrı bir güzellik getirmiş ve memnuniyet verici bir tevafuk olmuştur. Bu vesileyle bütün ömrünü Türk milletine ve millî davalarımıza adayan mümtaz devlet adamı Başbuğ'umuz Alparslan Türkeş'i rahmet ve minnetle anarken Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin ülkemize, milletimize, bilim ve teknoloji dünyasına ve Adana'ya hayırlı uğurlu olmasını diliyor, muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP, AK PARTİ ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Sayın Özkoç...

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; önceki dönem Genel Başkanımız Sayın Deniz Baykal önemli bir rahatsızlık geçirdikten sonra uzun süre Genel Kurula gelememişti. Bugün Genel Kurula gelerek yemin edeceği bir anda Milliyetçi Hareket Partisinin Sayın Grup Başkan Vekili beni arayarak Sayın Bahçeli'nin bu yemin törenine katılacağını söyledi.

Ülkemizde her ne olursa olsun yeri ve zamanı geldiği zaman birlik ve beraberlik içerisinde erdemli bir şekilde davranırsak bunun karşılığı Türkiye Cumhuriyeti'nin gücü olur, birlikteliği olur ve dış dünyaya karşı mesajı olur.

Sayın rahmetli Alparslan Türkeş'in bir üniversiteye adının verilmesi vesilesiyle Alparslan Türkeş'e Allah'tan rahmet, sevenlerine bir kez daha başsağlığı, birlikteliğimizin ve beraberliğimizin daim olmasını diliyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP, AK PARTİ, MHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Özlem Zengin, buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Teşekkür ederim.

90

Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; biraz evvel yapılan tüm konuşmalara, son 3 konuşmaya canıgönülden katılıyorum, fevkalade çok güzel konuşmalardı.

Ben de bugün Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin isminin Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi olarak değiştirilmiş olmasından son derece mutluluk duyuyorum grubumuz adına.

Bugün, sizler de biliyorsunuz, Türkiye'nin yetiştirdiği çok önemli mütefekkir bilim adamı Kemal Karpat hakkın rahmetine kavuştu, onu da rahmetle yâd ediyorum.

Ve onun cümleleriyle Alparslan Türkeş'i tarif edebileceğimi düşünüyorum, onun ifadelerini size aktarmak istiyorum, diyor ki insanlar için: "İnsanlar denize doğru akan nehirlere benzer. Nehirler gibi belirli mecralardan yürürler, yaşarlar ve bir yerde sonsuz denizlere erişirler. Ama bazıları herkesin gittiği yolu bırakıp başka yollardan yürümek isterler."

Zannımca Alparslan Türkeş kendi yolunu inşa etmiş bir insandı. Kendi yolunu inşa etti ve devamında da sadece Türkiye'de değil, Türk dünyasında çok büyük bir karşılık buldu.

Böyle bakıldığı zaman isminin bir üniversiteye verilmesini çok daha anlamlı buluyorum ve kendisinin sözleriyle gençlere, üniversite öğrencilerine şöyle hitap etmek istiyorum: Diyor ki rahmetli Alparslan Türkeş: "İdealler belki yıldızlar gibidir. Onlara belki ulaşamazsınız ama onlara bakarak yönünüzü tayin edebilirsiniz." Ümit ediyorum bu üniversitede yetişen gençler kendi ideallerini, kendi hayallerini kovalarlar ve bu hayalleri ışığında kendi arzu ettikleri Türkiye'yi ve dünyayı inşa etmek için gayret sarf ederler.

Bu manada, ben tekrar hem Kemal Karpat'ı hem Türkiye'nin yetiştirdiği çok önemli siyaset, devlet adamı Alparslan Türkeş'i tekrar yâd ederek yaptığımız iş için de kendimizi tebrik ediyorum. (AK PARTİ, MHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Zengin.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Bugün uzun ve yorucu bir gün geçirdik. Bu manada, yaptığımız her konuşmayı -gerginlikler de dâhil olmak üzere- çok anlamlı, faydalı buluyorum Türkiye için. Günün sonunda Türkiye kazansın diyorum.

Teşekkürler. (AK PARTİ, MHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, bugün yapmış olduğumuz birleşimle bundan sonra pazar günü sadece seçim maddesiyle toplanacağımızdan son çalışma günümüzü gerçekleştirdik yerel seçimlerden önce. Bugünden sonra pazar günü sadece seçim maddesiyle toplanacağız, ondan sonra nisan başında Meclisimiz tekrar açılacak, bu arada ülkemiz bir yerel seçimi gerçekleştirmiş olacak.

Yaklaşık üç gündür sürdürdüğümüz çalışmalar sonunda 3 kanun ve 2 araştırma önergesini Meclisimizden geçirmiş bulunmaktayız. Katkı sağlayan bütün arkadaşlarımızın her birine ayrı ayrı teşekkür ederim. Gerek kabul edilen kanunlar gerekse araştırma önergelerinin ülkemize ve yurttaşlarımıza hayırlı olmasını dilerim.

Bu arada, artık seçimlere girdiğimiz bu süreçte, seçimlerde bütün partilerimizin projelerini yarıştırarak, insanı odak alan bir anlayış içerisinde, kutuplaşmadan uzak, nezaket, saygı ölçüleri içerisinde bir seçim atmosferini ülkemize yaşatmalarını dilerim. Seçimin, gerginliklerle değil, tam tersine, bizleri birleştiren, güzelliklerle dolu olmasını dilerim. Elbette yurttaşlarımızın vereceği kararlar başımızın üstünde. Millet iradesinin hiçbir şekilde tartışılması söz konusu değil, millet iradesine herkes uyacak ve herkes yerine getirecek. Ve böyle bir tablo içerisinde ülkemizin bu seçimlerde kendi sorunlarını daha da aşmış, daha da bütünleşmiş ve birbiriyle kaynaşmış bir şekilde yoluna devam edeceğine dair inancım tamdır.

Bu duygularla yerel seçimlerin ülkemize hayırlı ve güzel sonuçlar getirmesini diliyor, bütün partilere ayrı ayrı başarılar diliyorum. (Alkışlar)

Değerli milletvekilleri, gündemimizdeki konular tamamlanmıştır.

Alınan karar gereğince, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı seçimini yapmak için 24 Şubat 2019 Pazar günü saat 12.00'de toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 23.41

91

Önceki Sayfa Sonraki Sayfa

Sosyal Medya

Kurumsal Facebook Adresi Kurumsal Twitter Adresi RSS Aboneliği Gunluk Haber Aboneliği Genel Kurul Facebook Adresi Genel Kurul Twitter Adresi Web Yoneticisine Mesaj
Sosyal Ağlarda TBMM

Arama

TBMM'yi Ziyaret

Randevulu Okul Gezisi

Rehber Eşliğinde Gezi

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin tanıtımı kapsamında ziyaretçilerin rehber eşliğinde gezdirilmesi, Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı tarafından hazırlanan bir program dahilinde gerçekleştirilmektedir.

Detaylı Bilgi İçin

 

 

 

 

 

 

E-devlet Üzerinden Randevu

E-devlet Linki

Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ziyaret etmek için e-Devlet üzerinden randevu talebinde bulunabilirsiniz.

e-Devlet Linki

Halk Günü

Halk Günü

Milli İradenin kalbinin attığı yer olan Türkiye Büyük Millet Meclisi tüm vatandaşlarımızın ziyaretine açılmıştır. Her ayın ilk Cumartesi günü 11.00 - 15.00 saatleri arasında önceden herhangi bir randevu almaksızın saat başı gerçekleştirilen gezi programlarına katılabilmek için TBMM Dikmen Kapısına gelmeniz yeterli olacaktır.

Detaylı Bilgi İçin

 

 

Kurtuluş Savaşı Müzesi

Kurtuluş Savaşı Müzes

'Birinci Millî Mimarlık Dönemi Üslubu'nun Ankara'daki ilk örneklerinden olan I.TBMM Binası, 1920-1924 yılları arasında Kurucu Meclis olarak da görev yapan Gazi Meclis tarafından kullanılmıştır. Halen TBMM Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı uhdesinde Kurtuluş Savaşı Müzesi (I.TBMM Binası) olarak hizmet vermektedir.

Sanal Tur

Türkiye Büyük Millet Meclisi Sanal Tur

Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni aşağıdaki bağlantıyı kullanarak sanal olarak gezebilirsiniz.

TBMM Sanal Tur Gezisi

Engelsiz Meclis

İşitme Engelliler

Rehber Eşliğinde Gezi

Yasama ve Denetim Hizmetlerine İlişkin Tanıtım Videolarına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz.

Youtube Erişim Linki