Turkiye Buyuk Millet Meclisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
26. Dönem 1. Yasama Yılı
60. Birleşim 23/Mart /2016 Çarşamba
Ulaşmak İstediğiniz sayfa aralığını giriniz.
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
Tutanak toplam 126 sayfadır.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

60'ıncı Birleşim

23 Mart 2016 Çarşamba

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi'nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

İÇİNDEKİLER

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Isparta Milletvekili Sait Yüce'nin, Bediüzzaman Said Nursi'nin vefatının 56'ncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan'ın, Kocaeli ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş'ın, Nevruz Bayramı'na ilişkin gündem dışı konuşması

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek ve 28 milletvekilinin, Kaz Dağlarını olumsuz etkileyecek girişimlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/117)

2.- Antalya Milletvekili Niyazi Nefi Kara ve 28 milletvekilinin, yerel basının sorunlarının ve kalıcı çözüm önerilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/118)

3.- Konya Milletvekili Mustafa Hüsnü Bozkurt ve 29 milletvekilinin, sağlıkta şiddet olaylarının nedenlerinin ve çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/119)

B) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İsmail Kahraman Başkanlığındaki bir heyetin, Pakistan Ulusal Meclis Başkanı Serdar Ayaz Sadıq'ın vaki davetine icabet etmek üzere Pakistan'a resmî bir ziyarette bulunmasına ilişkin tezkeresi (3/594)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Birliği Konseyi Hollanda Dönem Başkanlığınca 3-4 Nisan 2016 tarihlerinde Hollanda'nın Lahey şehrinde düzenlenecek olan "Enerji, Yenilik ve Döngüsel Ekonomi" başlıklı Komisyon Başkanları Konferansı'na Türkiye Büyük Millet Meclisini temsilen Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Ziya Altunyaldız'ın katılmasına ilişkin tezkeresi (3/595)

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Aydın Milletvekili Deniz Depboylu ve arkadaşları tarafından, geleceğimizin teminatı çocuklarımızın her türlü istismardan korunması, yaşanan sorunların tespit edilmesi ve çözüme yönelik çalışmalar yapmak amacıyla 17/2/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Mart 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ve arkadaşları tarafından, çocuklara yönelik cinsel istismarın araştırılması ve çocuk istismarını önlemek konusunda gerekli tedbirlerin alınması amacıyla 23/3/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Mart 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun haftalık çalışma günleri dışında 26 Mart 2016 Cumartesi ve 27 Mart 2016 Pazar günlerinde saat 15.00'te toplanarak her iki günde de saat 21.00'e kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Manisa Milletvekili Özgür Özel'in, Düzce Milletvekili Ayşe Keşir'in MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

2.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır'ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel'in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

3.- Manisa Milletvekili Özgür Özel'in, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır'ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

4.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş'ın, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır'ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

5.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay'ın, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır'ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

1

6.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay'ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan'ın usul görüşmesiyle ilgili yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

7.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken'in, çocuk istismarıyla ilgili bir komisyon kurulması kararının 4 siyasi partinin ortak iradesiyle hemen alınabileceğine ilişkin açıklaması

8.- İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın'ın bazı ifadelerine ve ortak bir önerge hazırlayarak çocuk istismarıyla ilgili bir komisyonun hemen kurulabileceğine ilişkin açıklaması

9.- Manisa Milletvekili Özgür Özel, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın'ın bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

10.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın'ın bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

11.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken'in, çocuk istismarıyla ilgili bir komisyon kurulması kararının 4 siyasi partinin ortak ha-zırlayacağı bir metinle bugün alınabileceğine ilişkin açıklaması

12.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan'ın, çocuk istismarıyla ilgili bir komisyonun kurulması konusunun Meclis gündemine halel getirilerek ve usule aykırı olarak ele alınamayacağına ilişkin açıklaması

13.- Manisa Milletvekili Özgür Özel'in, Adalet ve Kalkınma Partisinin çocuk istismarıyla ilgili bir komisyon kurulması konusundaki tavrının sorumlu bir iktidar anlayışıyla bağdaşmadığına ilişkin açıklaması

14.- İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın, Milliyetçi Hareket Partisinin Kişisel Verileri Koruma Kurulunda temsil edilmemesi durumunun kabul edilemez olduğuna ilişkin açıklaması

15.- İstanbul Milletvekili Engin Altay'ın, Kişisel Verileri Koruma Kurulunda tüm siyasi partilerin temsil edilmesinin kurulun de-mokratikliğine ve bağımsızlığına katkı sağlayacağına ilişkin açıklaması

16.- İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın, Milliyetçi Hareket Partisinin Parlamentonun yaptığı çalışmaya iştirakini temin edecek şekilde bir düzenleme yapılmasının Anayasa ve İç Tüzük'ün amir hükmü olduğuna ilişkin açıklaması

17.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken'in, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın'ın bazı ifadelerine ilişkin açık-laması

18.- Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu'nun, Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım'ın 117 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 22'nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

19.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım'ın, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın'ın bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

20.- İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın, PKK'lıların üniversitelerde yapılandığına ve üniversitelerdeki terör faaliyetleriyle hukuk çerçevesinde mücadele edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

21.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken'in, üniversite kampüslerinde öğrencilerin yaşamına mal olacak düzeyde bir provokatif zemin geliştirilmesinin son derece tehlikeli olduğuna ilişkin açıklaması

VII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın'ın MHP grup önerisinin oylamasının İç Tüzük hükümlerine uygun yapılıp yapılmadığı hakkında

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır'ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken'in CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sıra-sında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken'in, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır'ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır'ın, Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm'ün 117 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 18'inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı (1/541) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 117)

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan'ın, Kırklareli ilindeki esnaf ve sanatkârların kredi borçlarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci'nin cevabı (7/1859)

2.- Hatay Milletvekili Mehmet Necmettin Ahrazoğlu'nun, Bakanlık teşkilatında kullanılan bilgisayarların işletim sistemlerine ilişkin sorusu ve Avrupa Birliği Bakanı Volkan Bozkır'ın cevabı (7/2159)

3.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba'nın, Bakanlık bünyesinde çalışan taşeron işçiler ile kadrolu ve sözleşmeli personel verilerine ilişkin sorusu ve Avrupa Birliği Bakanı Volkan Bozkır'ın cevabı (7/2160)

4.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba'nın, Bakanlık bünyesinde çalışan taşeron işçiler ile kadrolu ve sözleşmeli personel verilerine ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci'nin cevabı (7/2210)

5.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman'ın, soru önergelerinin TBMM İnternet sayfasında yayımına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın'ın cevabı (7/2922)

23 Mart 2016 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER : Özcan PURÇU (İzmir), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

------0-----

2

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60'ıncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Bediüzzaman Said Nursi'nin vefatının 56'ncı yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Isparta Milletvekili Sait Yüce'ye aittir.

Buyurun Sayın Yüce. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Isparta Milletvekili Sait Yüce'nin, Bediüzzaman Said Nursi'nin vefatının 56'ncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

SAİT YÜCE (Isparta) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Çok değerli sayın milletvekilleri, bundan elli altı yıl önce bugün ebediyete uğurladığımız büyük İslam âlimi Bedîüzzaman Said Nursi'yi, bugüne ve geleceğe ışık tutan çok önemli bir özelliğiyle burada anmak istiyorum. O, birleştiren adam idi; o, kalpleri Allah inancında ve Allah muhabbetinde birleştirmişti. Bu muhabbet halka halka yayıldı ve dünyanın dört bir tarafında...

BAŞKAN - Sayın Yüce, bir saniye.

Sayın milletvekilleri, lütfen uğultuyu keselim, yerlerimize oturalım. Sayın hatip kürsüde.

Buyurun Sayın Yüce.

SAİT YÜCE (Devamla) - Evet, o, kalpleri Allah inancında ve Allah muhabbetinde birleştirmişti. Bu muhabbet halka halka yayıldı ve dünyanın dört bir tarafında iman kahramanları, muhabbet fedaileri olarak meyve verdi. O, dini ve dünya hayatını birleştiren adamdı. Ondan ders alanlar hayata daha bir canlılıkla sarılıyorlar ve dünyalarını imar ettikleri gibi, bu dünya hayatı uğrundaki çalışmalarını ahiret hayatlarına bir sermaye yapıyorlardı.

"Kabir var, hiç kimse inkâr edemez, herkes ister istemez oraya girecek. Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki bütün vaktini ona sarf ediyorsun?" diyerek insanın asıl vazifesinin ebedî hayatı kazanmak olduğunu her vesileyle belirtmiştir. Kendisini ziyaret eden demir yolu işçilerine "İnsanların yollarını yapıyorsunuz, namazlarınızı kılsanız bütün bu çalışmalarınız ibadet hükmüne geçer." diyordu. Aynı şekilde, havacı subay ve astsubaylara rastladığında "Bu uçaklar hem insanlığa hem İslamiyet'e büyük hizmet edecekler ama namazlarınızı mutlaka kılın." diye onlara nasihatlerde bulunuyordu.

O, fenleri ve dinî ilimleri birleştiren adamdı. Ayrı kaldıkları takdirde, birinden hile ve şüphe, diğerinden taassup doğacağını söylüyor, yeni yetişen nesillerin her iki bilgi kaynağıyla yani fen ilimleri ve din ilimleriyle mücehhez, bir arada bir şekilde yetiştirilmesi gerektiğini anlatıyordu.

Bediüzzaman Said Nursi, insanları Kur'an ve sünnette birleştiren adamdı. Her yaştan, her çevreden, her cinsten, her inançtan insanları doğrudan doğruya Allah'ın kitabına ve Allah'ın elçisine çağırdı. Onun eserlerini okuyanlar, kendilerini Kur'an'ın nuruyla ve Resulullah'ın muhabbetiyle kuşatılmış bulurlar ve girdikleri o nurlu ve muhabbetli âlemden bir türlü çıkmak istemezlerdi. Dönemin bütün baskılarına rağmen insanların 55 dünya diline çevrilen "Risâle-i Nûr"lar etrafında kenetlenmesi işte bu yüzdendi.

O, doğusuyla batısıyla bütün bir ülkeyi, hatta bütün İslam âlemini birleştiren adamdı. Milleti parçalayarak birbirine düşürmeyi amaçlayan ve dış mihraklar tarafından tahrik edildiklerinde şüphe bulunmayan ırkçılık akımlarına en küçük bir müsamaha göstermez, gösterilmesini de istemezdi. 9 Kasım 1922 tarihinde bu Türkiye Büyük Millet Meclisinde resmî hoş âmedîyle karşılandı. Birinci Dünya Savaşı'nda gösterdiği kahramanlıklar ve İstanbul'un İngilizler tarafından işgal edilmesine karşı verdiği o kuvvetli mücadeleden dolayı Mustafa Kemal ve arkadaşları Bediüzzaman Said Nursi'yi bu Meclise davet ettiler, hoş âmedî merasimiyle bir konuşma yapmasını istemişlerdi. Bediüzzaman'ın bu Meclis kürsüsünde yaptığı konuşmanın ilgili bölümünü, bugün için de son derece önemli olan o bölümünü sizlere aktarmak istiyorum. Şöyle diyor: "Ben Van'da iken hamiyetli Kürt bir talebeme dedim ki -yani, 1920'den önceki dönemi kastediyor- 'Türkler İslamiyet'e çok hizmet etmişler. Sen onlara ne niyetle bakıyorsun?' Dedi: 'Ben Müslüman bir Türk'ü fasık bir kardeşime tercih ediyorum. Belki babamdan ziyade ona alakadarım çünkü tam imana hizmet ediyorlar.' Bir zaman geçti, Allah rahmet eylesin, o talebem ben esaretteyken İstanbul'da mektebe girmiş. Esaretten geldikten sonra gördüm, bazı ırkçı muallimlerden aldığı aksülamelle, o Kürtçülük damarıyla başka bir mesleğe girmiş. Bana dedi: 'Ben şimdi gayet fasık, hatta dinsiz de olsa bir Kürt'ü salih bir Türk'e tercih ediyorum.' Sonra ben onu birkaç sohbette kurtardım. Tam kanaati geldi ki Türkler bu Milletiislamiye'nin kahraman bir ordusudur. Ey sual soran mebuslar -bu Mecliste söylüyor bunu Bediüzzaman- Şark'ta 5 milyona yakın Kürt var -o günkü rakamlarla- 100 milyona yakın İranlı ve Hintliler var, 70 milyon Arap var, 40 milyon Kafkas var. Acaba, birbirine komşu, kardeş ve birbirine muhtaç olan bu kardeşlere…"

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

3

SAİT YÜCE (Devamla) - Son cümle Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Sayın Yüce, tamamlarsanız… Çünkü hiç açmadık, adaleti gözden kaçırmayalım.

SAİT YÜCE (Devamla) - Tamamlıyorum, peki; son cümlesi.

"Acaba birbirine komşu, kardeş ve birbirine muhtaç olan bu kardeşlere, bu talebenin Van'daki medreseden aldığı dersidinî mi daha lazım veyahut o milletleri karıştıracak ve ırktaşlarından başka düşünmeyen, uhuvvetiislamiye'yi tanımayan, sırf ulumufelsefeyi okumak ve İslami ilimleri nazara almamak olan bu merhum talebenin ikinci hâli mi daha iyidir, sizden soruyorum."

Aramızdan maddeten ayrılışının 56'ncı yıl dönümünde bu büyük İslam âlimini rahmetle anıyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Yüce.

Gündem dışı ikinci söz, Kocaeli hakkında söz isteyen Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan'a aittir.

Buyurun Sayın Tarhan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

2.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan'ın, Kocaeli ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kocaeli'yle ilgili gündem dışı söz aldım. Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Kocaeli, Karadeniz'e ve Marmara Denizi'ne kıyısı olan, bir tarafı ormanlarla, iki tarafı denizlerle çevrili tarihî bir şehrimiz. Nikomedya'dan günümüze gelen, tarihiyle, kültürüyle var olan bir şehrimiz.

Sevgili milletvekillerim, geçmişte sosyal demokrat belediyecilikle Türkiye'ye model olmuş; fuar alanları, çöp fabrikası yapan, baraj yapıp su sorununu çözen, doğal gaz sorununu çözen, Kocaelispor'uyla Avrupa Ligi'nde mücadele eden, gerçekten Türkiye'ye model olmuş bir şehirdi ama on dört yıldır, AKP iktidarına baktığımız zaman, ulaşım sorununu çözmemiş, karmaşıklığın, yoksulluğun, işsizliğin var olduğu bir kentimiz.

"Millî gelire en büyük katkıyı sağlayan iliz." diye gururla söylüyoruz, "Sanayi kenti." diyoruz, "Teknoloji Kocaeli'de." diyoruz, "Bilgi Kocaeli'de." diyoruz ama yoksulluğa baktığımız zaman, işsizliğe baktığımız zaman, imar sorununa baktığımız zaman, sorunlarla, karmaşık bir kent, kimliksiz bir Kocaeli. Bir kentin ayağa kalkması için ya sanayi kenti olur ya liman kenti olur ya turizm kenti olur veyahut da spor kenti olur. Kocaeli'de bütün özellikler var.

Büyükşehir Yasası'yla birlikte şirin tarihî beldelerimiz yok edildi. Gerçekten, Hereke halısıyla, Karamürsel sepetiyle, Kandıra beziyle, aynı zamanda tarihî beldeleriyle, kapatılan Hereke, Karamürsel, Ereğli, şirin beldeleriyle var olan bir kentti.

12 tane ilçe kuruldu Büyükşehir Yasası'yla birlikte. 12 ilçeye baktığımız zaman, şehir merkezleri henüz belirlenmemiş, kamu binaları tamamlanmamış, şehir girişleri ve çıkışları henüz belirlenmemiş bir kent. En büyük sorunumuz ulaşım. 2014 yılında yerel seçimlerde AKP seçim startını, Sayın Bakan, Vali, Belediye Başkanıyla birlikte, bir parka tramvayı çekerek, elektrik kablosunu da elektrik direğinden kaçak alarak ve o tramvayın içine girip resim çekerek verdiler.

O günden bugüne baktığımız zaman tramvay hâlâ ortada yok. Büyük eleştiri alınca "Tramvayın rengini siz seçin." diye billboardlara resimler astılar. Ama bugüne geldiğimiz zaman, hâlâ raylı sistemle, hafif raylı sistemle, metroyla ilgili hiçbir çalışma yok.

Sevgili milletvekilleri, ulaşım problemi Kocaeli'de çözülmemiş, park problemi çözülmemiş, imar problemi çözülmemiş. Akşamları sokağa çıkamıyorsunuz; karanlık, sosyal anlamda bir şeyler yapacağınız alanlarınız yok. Onun için ben Kocaeli ilçelerine, Gebze'ye, özellikle Gebze bölgesindeki ilçelere şu ismi veriyorum: "Türkiye'nin en büyük köyü" ve aynı zamanda Kocaeli'yi bugünkü iktidarın sayesinde "İstanbul'un arka çöplüğü" diye değerlendiriyorum.

Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Tarhan.

Gündem dışı üçüncü söz, Nevruz hakkında söz isteyen Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş'a aittir.

Buyurun Sayın Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

3.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş'ın, Nevruz Bayramı'na ilişkin gündem dışı konuşması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

2016 yılının "Nevroz"unu da geride bıraktık. Güncele ilişkin bilgilere geçmeden önce "Nevroz Bayramı"nın tarihi ve içeriği konusunda kısaca birkaç hususu açmak isterim.

İlk 21 Mart, birçok farklı kaynakta farklı görüşler olsa da ortaklaşılan tarih 612 yılı. Yani, ilk kutlamasından bugüne üzerinden iki bin altı yüz on altı yıl geçen bir bayramdan söz ediyoruz ve bu bayram Kürt halkının Demirci Gâve önderliğinde Dahhak zulmüne karşı isyan ateşini tutuşturduğu ve zaferle taçlanan gün olarak bilinir, üzerinde ortaklaşılan en önemli olgu budur zaten ve

4

gerçekten aradan iki bin altı yüz on altı yıl geçmesine rağmen "Nevroz Bayramı" bugün içeriğinden ve direniş özünden, özgürlük arayışından ve mücadelesinden hiçbir şey kaybetmedi.

"Nevroz" ateşi bugün daha fazla alanı ve meydanı aydınlatıyor. Mezopotamya halkları, Kürt halkı başta olmak üzere, "Nevroz Bayramı"nı her yıl baskılara, engellemelere, cinayetlere, katliamlara rağmen kutlamaya ve özgürlük tutkusunu yükseltmeye devam ediyor. Özgürlük ateşi şüphesiz yıllar içinde, yüzyıllar içinde, binyıllar içinde daha da gürleşti ve din, dil, ırk, ulus, cinsiyet, kimlik, inanç farklılıkları gözetmeksizin tüm halkların yolunu aydınlatacak bir gün olarak "Nevroz Bayramı"nı, aynı zamanda, görmemiz ve değerlendirmemiz gerekiyor.

İki bin altı yüz on altı yıllık geçmişiyle "Nevroz Bayramı" en eski özgürlük bayramı olarak bilinir ve biz de bunu böyle kabul ederiz ve gerçekten "Nevroz"un isyan ve özgürlük ateşi diğer ezilen ve sömürülen halkları da gitgide sarmış ve bugün evrenselleşen bir bayramdır.

Tabii, bizim ülkemizde, Türkiye'de, "Nevroz Bayramı" 1924 yılında aslında yasaklanan bir gün olarak önümüzde duruyor ve başta egemenler, yönetenler, farklı iktidarlar "Nevroz Bayramı"nı w'sundan başlayarak günün kutlanmasına kadar her türlü yasakla karşıladılar ve büyük ölümler, büyük acılar yaşandı "Nevroz Bayramı" kutlamaları sırasında. Fakat muktedirler bir süre sonra, bu sefer içeriğini boşaltarak "Newroz"u "Nevruz" yaptılar, "o"yu "u" yaptılar, "w"yu da "v" yaptılar, "Vallahi bu bir Türk bayramıdır." dediler ve komik hareketlerle küçük küçük ateşlerin üstünden atlayarak, yumurta tokuşturarak "Nevroz"un içeriğini boşalttıklarını, özgürlük, direniş, diriliş, bahar bayramı olmasından ziyade, diğerini örtmek ve farklı bir şekilde değerlendirmek için alanlara çıktıklarını görüyoruz.

Tabii, Kürt halkı açısından "Nevroz Bayramı"nın en önemli özü direniş ve özgürlük mücadelesidir. 1982 yılında Diyarbakır 5 No.lu Cezaevinde, işkencehanesinde Mazlum Doğan 21 Martı 22 Marta bağlayan gece 3 kibrit çöpüyle bedenini "Nevroz" ateşi yapmıştır ve Kürt halkının bu yüzden "Nevroz Bayramı"na bakışı, hangi koşullarda olursa olsun, Diyarbakır zindanında bile "Nevroz" ateşinin asla sönmeyeceği, söndürülmeyeceği mesajı bütün dünya tarafından da görülmüştür ve bugün de bu bayramın kutlamaları devam etmektedir.

Fakat, tabii, bu yıl da -ileriki dönemlerde bunu da değerlendireceğiz- "Nevroz Bayramı" maalesef yasaklandı. Tarihine bakacak olursak; 1990, 1991 ve 1992 yıllarında yüzlerce insan öldürüldü "Nevroz Bayramı"nda, Cizre ve Nusaybin'de. 2009, 2010, 2011 yıllarında "Nevroz" serbestti ve hiçbir şey olmadı. 2012 yılında İdris Naim Şahin'in İçişleri Bakanı olduğu dönemde yine yasaklandı, yine kan aktı. 2013, 2014, 2015 yıllarında Sayın Öcalan'ın "Nevroz" mesajlarıyla hepimiz barışa ulaşacakken 2016 yılında yine yasaklandı ve bu yıl, gerçekten "Nevroz" alanlarında çok büyük bir eziyet uygulandı. 120 bin polis, 80 bin jandarma görevlendirildi ama özgürlük ateşi söndürülemedi, halkın alanlara çıkıp "Nevroz Bayramı"nı kutlaması engellenemedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Çünkü, hiçbir zaman "Nevroz Bayramı" izinlere bağlı olmamıştı, halklar bu bayramı, kendileri kendi bayramlarını kutlamaya devam etmişlerdi.

Sürem bittiği için, ben, 2016 yılı "Nevroz"unun tüm Mezopotamya halklarına kutlu olmasını diliyorum. "…"(x) diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Şimdi gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç adet önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek ve 28 milletvekilinin, Kaz Dağlarını olumsuz etkileyecek girişimlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/117)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1982 Anayasası'nın 56'ncı maddesi "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak, çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların görevidir." diyerek, devlete insanların geleceğini korumak gibi bir sorumluluk yüklemektedir. Ülkemizde çevre konusunda özellikle son dönemde yaşanan gelişmelerin önemli bir kısmı Anayasa'nın ilgili maddesine aykırı durumdadır. Bunun en net örneklerinden biri ise Kaz Dağlarında yaşanmaktadır.

Tarihinin milattan önce 7000'lere kadar gittiği bilinen, tarihî ismiyle İda Dağı olarak anılan Kaz Dağları, Homeros'un ünlü destanı İlyada'da "hayvanların anası, kaynağı bol, çok pınarlı" olarak geçmekte ve Yunan mitolojisinde önemli bir yer işgal etmektedir. Yine burada

5

yaşadığı varsayılan Sarıkız Destanı'yla Kaz Dağları, İslami halk hikâyeleri içinde de özel bir yere sahiptir.

Kaz Dağları, sadece tarihiyle değil, binlerce yıllık tarihî belgelerde geçtiği gibi, kaynakları, pınarları, bağrında yaşattığı canlıları açısından da önemini hâlâ korumaktadır. Biga Yarımadası'nda yer üstü ve yer altı su kaynaklarını oluşturan, besleyen, sürekliliğini sağlayan; Bandırma'dan Ayvalık'a ve Midilli'ye kadar yaklaşık 2 milyon insanın temiz, güvenilir su kaynağı olan Kaz Dağları, barındırdığı bitki ve hayvan türleriyle, temiz havası ve suyuyla, bu atmosferin can verdiği tarım alanlarıyla yüzyıllardır tüm bölgenin yaşam kaynağı olmuştur.

Bahsedilen özelliklere sahip Kaz Dağları gibi bir bölgede altın tekellerinin sondaj çalışmalarını tamamlaması ve işletmeye başlaması hem bölge halkı hem de konuyu yakından takip eden dünya kamuoyunca tepkiyle karşılanmaktadır. Yüzlerce metrelik çukurlar açılıp tonlarca zehirli siyanür kullanılarak yapılacak altın işleme çalışmaları, havayı, suyu ve toprağı kirleterek geleceğe miras olarak zehir ve ölüm bırakılmasına neden olacaktır. İçme sularına zehir karışacağı gibi, tarım arazileri de zehir üretip, bunun gıda yoluyla yayılmasına aracılık edecektir. Başka bir ifadeyle, ölümle pençeleşen, türlü hastalıklara sahip bir gelecek kuşağın genetik kodları yaratılacaktır.

Bölgede yaşayan yurttaşlarımız bu gidişe direnmiş, konunun uzmanlarınca "usulsüz" olarak nitelendirilen Çevresel Etki Değerlendirme Raporları (ÇED) hukuki yollarla iptal edilmiş olsa da siyasi iktidarın göz yumması, sessiz kalması ve zımni desteğiyle hukuk yok sayılmış, yapılan mevzuat düzenlemeleriyle ÇED raporları için hukukun arkasından dolanılmaya çalışılmıştır.

Özellikle Çanakkale ve Balıkesir illerimizde altın madenlerinin yaratacağı olumsuzluklar yetmezmiş gibi, tonlarca kömür ve su kullanacak termik santrallerin yapılması ve yapılmaya devam edilmesi de Kaz Dağları için ölüm ilanı niteliğindedir.

Bölge itibariyle Çanakkale ve Balıkesir illerimizle anılsa da Kaz Dağları, bir dünya mirasıdır. Buraya verilecek zarar, sadece bölgede yaşayan insanlara değil, tüm insanlığın karşısına olumsuz sonuçlarıyla çıkacaktır. Bu nedenle, 1982 Anayasası'nın açık hükmüne rağmen Kaz Dağlarını ve gelecek kuşakları olumsuz etkileyecek girişimlerin derhâl durdurulması gerekmektedir. Bu bağlamda, Kaz Dağlarının ve geleceğimizin yok edilmesinin önüne geçilmesi; havanın, suyun ve toprağın kirlenmesinin durdurulması için konunun uzmanlardan görüş alınması, bu konularda yapılmış dünya çalışmalarının incelenmesi ve bölgede incelemeler yapılması amacıyla Anayasa'nın 98'inci ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Muharrem Erkek (Çanakkale)

2) Bülent Öz (Çanakkale)

3) Namık Havutça (Balıkesir)

4) Mahmut Tanal (İstanbul)

5) Ahmet Akın (Balıkesir)

6) Mehmet Tüm (Balıkesir)

7) Gülay Yedekci (İstanbul)

8) Candan Yüceer (Tekirdağ)

9) Ömer Fethi Gürer (Niğde)

10) Gürsel Erol (Tunceli)

11) Nurhayat Altaca Kayışoğlu (Bursa)

12) Kamil Okyay Sındır (İzmir)

13) İbrahim Özdiş (Adana)

14) Erdin Bircan (Edirne)

15) Özkan Yalım (Uşak)

16) Gamze Akkuş İlgezdi (İstanbul)

17) Niyazi Nefi Kara (Antalya)

18) Musa Çam (İzmir)

19) Ünal Demirtaş (Zonguldak)

20) Yaşar Tüzün (Bilecik)

21) Kadim Durmaz (Tokat)

22) Mustafa Sezgin Tanrıkulu (İstanbul)

23) Atila Sertel (İzmir)

24) Zülfikar İnönü Tümer (Adana)

25) Şerafettin Turpcu (Zonguldak)

26) Haydar Akar (Kocaeli)

27) Devrim Kök (Antalya)

28) Okan Gaytancıoğlu (Edirne)

29) Aytuğ Atıcı (Mersin)

2.- Antalya Milletvekili Niyazi Nefi Kara ve 28 milletvekilinin, yerel basının sorunlarının ve kalıcı çözüm önerilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/118)

6

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Yerel basının sorunlarının tespit edilmesi ve kalıcı çözümlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzük'ümüzün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılması hususunda gereğini saygılarımla arz ederim. 25/11/2015

1) Niyazi Nefi Kara (Antalya)

2) Özgür Özel (Manisa)

3) Mustafa Sezgin Tanrıkulu (İstanbul)

4) Namık Havutça (Balıkesir)

5) Ahmet Akın (Balıkesir)

6) Mustafa Tuncer (Amasya)

7) Mahmut Tanal (İstanbul)

8) Ömer Fethi Gürer (Niğde)

9) Gülay Yedekci (İstanbul)

10) Şerafettin Turpcu (Zonguldak)

11) Candan Yüceer (Tekirdağ)

12) Gürsel Erol (Tunceli)

13) Nurhayat Altaca Kayışoğlu (Bursa)

14) Onursal Adıgüzel (İstanbul)

15) Gamze Akkuş İlgezdi (İstanbul)

16) Kamil Okyay Sındır (İzmir)

17) İbrahim Özdiş (Adana)

18) Erdin Bircan (Edirne)

19) Özkan Yalım (Uşak)

20) Musa Çam (İzmir)

21) Ünal Demirtaş (Zonguldak)

22) Yaşar Tüzün (Bilecik)

23) Kadim Durmaz (Tokat)

24) Atila Sertel (İzmir)

25) Zülfikar İnönü Tümer (Adana)

26) Haydar Akar (Kocaeli)

27) Devrim Kök (Antalya)

28) Okan Gaytancıoğlu (Edirne)

29) Aytuğ Atıcı (Mersin)

Gerekçe:

Yasama, yürütme ve yargıdan sonra dördüncü kuvvet olarak kabul edilen basın demokrasinin vazgeçilmez bir ögesidir. Toplumsal yaşamın şekillenmesinde önemli rol oynayan basının uluslararası ve ulusal alan yanında yereldeki performansı da son derece önemlidir.

Çok sesli, tarafsız ve özgür bir basının demokratik sistemin güçlenmesi ve kökleşmesinde son derece önemli bir aktör olduğu düşünüldüğünde, yerel basının da ulusal basın kadar önemli bir role sahip olduğu kabul edilmelidir. Yerel sorunların tartışılacağı bir mecra sunan yerel basın organları, halka doğruları tarafsızca iletmek, halk yararına yerel yönetim ve makamları denetlemek, halkın sesini duyurmak gibi önemli görevleri ifa etmektedir.

Yerel basın ve yerel basın çalışanlarının karşılaştıkları problemler ekonomik ve sosyal yetersizliklerden kaynaklanmaktadır. Ekonomik yönden oldukça kısıtlı bütçelerle ayakta ve hayatta kalma mücadelesi veren pek çok yerel basın kuruluşu, ihtiyaçtan daha az personelle bir günü programlamaya çalışmakta ve işi takip noktasında yetersizlikler yaşamaktadır. Personel yetersizliği ve personelin düşük ücretlerle ve çoğunun da sosyal güvenceden mahrum bir şekilde çalıştırılması da yerel basının ve yerel basın mensuplarının karşılaştığı en önemli sorunlardan biridir. Bunun yanında, vergi borcunu ödemekte karşılaştıkları güçlükler, matbaa ve kâğıt giderlerini karşılamada yaşanan mali yetersizlikler de bunlara eklenince yayın hayatına devam etmekte günden güne zorlanmaktadırlar. Basın İlan Kurumunun ilan ve reklam gelirlerinden gelen belli miktardaki gelirle kârdan kazanç elde etmeden yayın hayatına devam etme mücadelesi vermektedirler.

Günümüzde hızla gelişen teknoloji anlamında da problemlerle karşılaşan yerel basın organları, kısıtlı bütçeleri nedeniyle haber alma ve haberi duyurma sürecinde de rekabet edemez hâle gelmektedir.

Medya dünyasının sermaye yapısıyla medya organları sahipliğinde gün geçtikçe artan tekelleşme eğilimi yerel basını güçsüz ve savunmasız bırakmaktadır. Kendi çabalarıyla ayakta kalma mücadelesi vermeye çalışan yerel basın, Basın İlan Kurumundan aldıkları küçük miktardaki paylarla yayın hayatlarına devam etmeye çalışırken çok ciddi mali güçlüklerle karşılaşmakta ve nitelikli eleman çalıştırma konusunda da sıkıntılar yaşamaktadır.

Hâlbuki yerel basın, ulusal basın kadar önemlidir. Yerel halkın sorunlarının yerel makamlara iletilmesi ve farkındalık yaratılması noktasında ve yerel makamların yerel halk tarafından denetlenmesinin sağlanması hususunda en önemli aktör olan yerel basın sayesinde halk kendini bölgesinde daha güçlü hissetmektedir.

7

Yerel basının günümüzde yeterli desteği bulabilmesi, sektörde etkinliğini arttırabilmesi çok önemlidir. Hür ve çok sesli basının demokrasinin vazgeçilmez kuvveti olduğu düşüncesiyle yerel basının desteklenmesi ve güçlendirilmesi için sorunlarının tespit edilip kalıcı çözüm önerilerinin sunulması amacıyla Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzük'ümüzün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılması gerektiğini düşünmekteyiz.

3.- Konya Milletvekili Mustafa Hüsnü Bozkurt ve 29 milletvekilinin, sağlıkta şiddet olaylarının nedenlerinin ve çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/119)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de yapılan araştırmalar çalışma hayatında meydana gelen şiddetin 1/4'ünün sağlık alanında yaşandığına dikkat çekmektedir. Asli amacı sağlık hizmeti sunmak olan hekimler ve sektörün diğer çalışanları görevlerini yerine getirirken toplumun vicdanını yaralayan biçimde şiddete maruz kalmaktadır. Hastaneler ve diğer sağlık kurumlarında çalışanlar her geçen gün artan şiddet olayları karşısında kendilerini güvende hissetmemektedir.

Temmuz 2015'te açıklanan Sağlık Bakanlığı 113 Beyaz Kod kayıtlarına göre, 14 Mayıs 2012'den 2015 Mart ayına kadar 18 bini hekim olmak üzere toplam 317.067 sağlık çalışanı şiddete uğramıştır. Bakanlık kayıtlarında da yer aldığı üzere, Beyaz Kod uygulamasına başvuran sağlık sektörü çalışan sayısı her geçen yıl artış göstermektedir.

Hekime şiddetin kurbanlarından olan Doktor Kamil Furtun'un Samsun'da çalıştığı hastanede öldürülmesinin üzerinden altı ay geçmeden 19 Kasım 2015 günü yine Samsun'dan bir başka cinayet haberi gelmiş, Kadın Doğum Uzmanı Doktor Aynur Dağdemir, birlikte çalıştığı kadın sağlık çalışanına yönelik şiddeti önlemeye çalışırken öldürülmüştür.

Sektör çalışanları ve yanı sıra meslek odalarının yaptığı araştırmalar, büyük bir ivmeyle artan şiddet vakalarının asli nedenini Sağlıkta Dönüşüm Programı'nın getirdiği uygulamalara bağlamaktadır. Yanlış politikalar neticesinde hem sağlık çalışanları hem de hastalar büyük zarar görmüştür. Özelleştirilen sağlık sistemi ve performans uygulaması, hekim-hasta ilişkisindeki saygı ve güven ortamını zedelemiştir. Bunlara hastane yöneticilerinin politikaları, eğitimsizlik, hukuki boşluklar ve diğer sosyolojik unsurlar da eklenince şiddet körüklenmiştir.

Sağlık ortamındaki şiddetin artık yalnızca sağlık çalışanlarının değil toplumun ortak sorunu hâline geldiği göz önüne alındığında, bu konuda her türlü kalıcı siyasi, hukuki ve idari önlemin alınması gerektiği açıktır. Şiddet olaylarının nedenlerinin araştırılması, çözüm yollarının bulunması ve önleyici politikaların oluşturulması amacıyla Anayasa'nın 98'inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 104'üncü ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ederim.

1) Mustafa Hüsnü Bozkurt (Konya)

2) Özgür Özel (Manisa)

3) Mustafa Sezgin Tanrıkulu (İstanbul)

4) Namık Havutça (Balıkesir)

5) Ahmet Akın (Balıkesir)

6) Ömer Fethi Gürer (Niğde)

7) Mahmut Tanal (İstanbul)

8) Gülay Yedekci (İstanbul)

9) Candan Yüceer (Tekirdağ)

10) Gürsel Erol (Tunceli)

11) Nurhayat Altaca Kayışoğlu (Bursa)

12) Onursal Adıgüzel (İstanbul)

13) Kamil Okyay Sındır (İzmir)

14) İbrahim Özdiş (Adana)

15) Erdin Bircan (Edirne)

16) Özkan Yalım (Uşak)

17) Gamze Akkuş İlgezdi (İstanbul)

18) Niyazi Nefi Kara (Antalya)

19) Musa Çam (İzmir)

20) Ünal Demirtaş (Zonguldak)

21) Yaşar Tüzün (Bilecik)

22) Kadim Durmaz (Tokat)

23) Atila Sertel (İzmir)

24) Zülfikar İnönü Tümer (Adana)

25) Şerafettin Turpcu (Zonguldak)

26) Haydar Akar (Kocaeli)

27) Mustafa Tuncer (Amasya)

28) Devrim Kök (Antalya)

29) Okan Gaytancıoğlu (Edirne)

30) Aytuğ Atıcı (Mersin)

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması

8

konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Tanal, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Sayın Çevre Bakanı da buradayken…

BAŞKAN - Orman ve Su İşleri Bakanı.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Türkiye'de HES davalarıyla ilgilenen avukatlar aleyhine Çevre Bakanlığı -vergi kaçırmaları nedeniyle- suç duyurusunda bulunmuşlardır ve bu açıdan benim sayın Bakanlıktan, iktidardan istirhamım şu: Çevre davası -her vatandaşımızın sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı var- bir kamu hizmetidir ve gönüllülük esasına dayalıdır.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Çevre Bakanı değil ki o.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Bu kamu hizmetini ifa eden avukatlara gerçekten sayın iktidarın destek olması gerektiği inancını taşıyorum.

Bu sebepten dolayı, acaba bugüne kadar, gerçekten, yolsuzluk yapan, devleti soyanlar hakkında Çevre Bakanlığı hiç suç duyurusunda bulundu mu? Neden bu çevre davalarıyla ilgilenen avukatlar hakkında suç duyurusunda bulundular?

Ben teşekkür ediyorum. Sağ olun.

BAŞKAN - Tutanaklara geçmiştir Sayın Tanal.

Yalnız şunu ifade edeyim: Çevre Bakanı değil, Orman ve Su İşleri Bakanımız Veysel Bey.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Evet, Orman Bakanı; zaten iç içedir, iktidarın bir mensubu olduğu için onu söyledim. Dil sürçmesi olduysa da özür dilerim ben.

Sağ olun.

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının iki tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

B) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İsmail Kahraman Başkanlığındaki bir heyetin, Pakistan Ulusal Meclis Başkanı Serdar Ayaz Sadıq'ın vaki davetine icabet etmek üzere Pakistan'a resmî bir ziyarette bulunmasına ilişkin tezkeresi (3/594)

15/3/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İsmail Kahraman Başkanlığındaki heyetin Pakistan Ulusal Meclis Başkanı Serdar Ayaz Sadıq'ın vaki davetine icabet etmek üzere Pakistan'a resmî ziyarette bulunması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 6'ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

İsmail Kahraman

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Birliği Konseyi Hollanda Dönem Başkanlığınca 3-4 Nisan 2016 tarihlerinde Hollanda'nın Lahey şehrinde düzenlenecek olan "Enerji, Yenilik ve Döngüsel Ekonomi" başlıklı Komisyon Başkanları Konferansı'na Türkiye Büyük Millet Meclisini temsilen Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Ziya Altunyaldız'ın katılmasına ilişkin tezkeresi (3/595)

17/3/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Birliği Konseyi Hollanda Dönem Başkanlığınca 3-4 Nisan 2016 tarihlerinde Hollanda'nın Lahey şehrinde "Enerji, Yenilik ve Döngüsel Ekonomi" başlıklı Komisyon Başkanları Konferansı düzenlenecektir.

Anılan konferansa Türkiye Büyük Millet Meclisini temsilen Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Ziya Altunyaldız'ın katılması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 2'nci ve 9'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

İsmail Kahraman

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

BAŞKAN - Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

9

1.- MHP Grubunun, Aydın Milletvekili Deniz Depboylu ve arkadaşları tarafından, geleceğimizin teminatı çocuklarımızın her türlü istismardan korunması, yaşanan sorunların tespit edilmesi ve çözüme yönelik çalışmalar yapmak amacıyla 17/2/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Mart 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

23/3/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 23 Mart 2016 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

Erkan Akçay

Manisa

MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

17 Şubat 2016 tarih ve 2016/1218 sayıyla Aydın Milletvekili Deniz Depboylu ve arkadaşlarının, geleceğimizin teminatı çocuklarımızın her türlü istismardan korunması, yaşanan sorunların tespit edilmesi ve çözüme yönelik çalışmalar yapmak amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergemizin 23 Mart 2016 Çarşamba günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Öneri üzerine ilk söz, Bursa Milletvekili Lale Karabıyık'a aittir.

Buyurun Sayın Karabıyık. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

LALE KARABIYIK (Bursa) - Teşekkürler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün, biz heyet olarak Karaman'daydık. Karaman'da olma sebebimiz, haberlerde de gördüğünüz bu çok kötü hadiseyle ilgilidir. Ancak, siyaseten orada bulunmadık; ben bir anne olarak, arkadaşlarım baba olarak, toplumun bir ferdi olarak ve bu topluma karşı sorumluluklarımızın bilincinde olduğumuz için oradaydık biz. Orada çok elim bir hadiseyle karşılaştık, sizler basından da izliyorsunuz ancak bu olayın birkaç boyutuna ben burada yer vermeden geçemeyeceğim efendim.

Bakın, bu konu beni o kadar üzüyor ki dosyayı incelediğimde oturup hüngür hüngür ağladım ve konuşmakta da zorlanıyorum çünkü unutmayınız ki bizler anneyiz, babayız, bu duygularla bu dosyaları inceledik, bu olayı araştırdık.

Bir kere, şunun çok net bilinmesini istiyorum ki biz Karaman'a gittiğimizde… Bu olay sadece Karaman'ın sorunu değil; Karaman'ın, ailelerin, söz konusu çocukların manevi şahsiyetlerinin zedelenmemesi gerekiyor. Bu nedenle, çocuklara ait bilgilerin, kimliklerin ya da adreslerin kamuoyuyla asla paylaşılmaması önemli. Zaten, bu çocukların ve ailelerin yaşadığı travma o kadar büyük boyutlarda ki belki yıllarca sürecek.

Değerli milletvekilleri, söz konusu suçlu şahıs 2 ayrı yurtta -yurt veya ev, adına ne derseniz- iki yıl süreyle bu suçları işliyor, bir evden diğerine çocukları sürekli getirip götürüyor, bu çocukları gezilere de götürüyor. Bir iki madde okuyacağım size. Bakın, Anayasa'nın 41'inci maddesi der ki: Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirler almak zorundadır. Yine, eğitim ve öğretim hakkı ve ödevi Anayasa'nın 42'nci maddesiyle devlete verilmiştir, bu sorumluluklar devlete aittir. Şimdi, başka bir madde okuyacağım, sizler de açıp bakabilirsiniz, elinizde kanunlar var. 5661 sayılı Yasa ve 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin ilgili maddesi diyor ki: Asla, tüzel kişilikler ve şahıslar ilkokul ve ortaokul seviyesinde yurtlar ya da bu tür evler açamazlar; yükseköğretimde ve liselerde açabilirler, ilk ve ortaokul düzeyinde bu tür evler açamazlar. Yani bu evin veya yurdun, adına ne isim veriyorsanız, asla mümkün değil açılması ve illegaldir arkadaşlar, illegal olduğu için de denetimleri mümkün değildir.

Biz, Karaman'da Sayın Valiyle, savcıyla ve de Millî Eğitim Müdürüyle görüştük, hiçbirisinden de evin kimliği hakkında bilgi alamadık, kime ait olduğu konusunda hiçbir ipucu vermiyorlardı. Oysa, dosyalarda çocukların ifadesi var. KAİMDER'e ait olduğunu, Ensar Vakfına ait olduğunu çocuklar kendi ağızlarından vurguluyorlar.

Sayın vekiller, biz burada bir suçtan ve bir toplumsal yaradan bahsediyoruz. İnanın, o dosyadaki ifadeleri görseniz oturup siz de bir anne, baba olarak ağlarsınız. Ben bugün hâlâ kendime gelebilmiş değilim. Bu kişi iki yıl bu faaliyeti sürdürüyor, bu suçu işliyor ve bu evin alt katında ailesiyle önce bir müddet, ardından da eşi terk edip gidiyor ama kendisi burada yaşamaya devam ediyor; günde iki üç saat bu çocuklarla zaman geçiriyor, hatta başka bir ilçeye tayin oluyor, orada da çocukları misafir ettiği biliniyor. 2013-2014 yıllarında olan bu hadisenin ardından, bu kişi 2015'te yine Karaman'da bir ilköğretim okulunda eğitim vermeye devam ediyor. 2015'e ait hiçbir bilgi, bulgu yok. O çocuklar bu yurttan çıkmışlar ama neden, nasıl, bu bilinmiyor.

Değerli vekiller, bir çocuğun okula gitmek istememesinin ardından, ablası kendisini doktora, bir psikiyatriste götürüyor ve çocuk kendisine hayvan pornoları izletildiğini

10

söylüyor. Bunun üzerine, doktor, sorumluluğunu yerine getirerek savcıyı arıyor ve durumu beyan ediyor, bunun üstüne de bir açıklamayla, özellikle bu aileler ve çocuklar çağrılıyor ve savcının beyanına göre, ilk defa aileler burada olayın gerçeğini anlıyor. Peki, o zaman, 2013-2014'te bu yurtlar niye boşaltılmıştı? Bu yurtların boşaltılmasının ardından, bu kişi altı aylığına Ayrancı ilçesine becayiş olarak tayin edilmiş ama sonra tekrar gelmiştir. Bunlar hep soru işareti.

Sayın vekiller, önemli olan çocuklarımız, evlatlarımız. Burada sorumluluklarımız var; hepimizin, milletvekillerinin de var, bakanların da var, orada bulunan savcının, Valinin, Millî Eğitim Müdürünün var. Mümkün müdür Karaman gibi büyük olmayan bir yerde böyle bir evin bilinmemesi? Çünkü, sorduğumuzda "Biz böyle bir evin varlığının -yurdun adına ne derseniz- bilgisine sahip değildik." diyorlar. Nasıl olmazlar? Bir çocuğun çok küçük kelimelerle söylediği bir kelimeden, bir laftan suçlular yaratılıyor da bu çocukların çığlıklarını nasıl duyamadılar? Nasıl iki yıl bu olay gerçekleşmeye devam etti? Doktorların raporları var, çocukların ifadeleri var ve daha başka çocuklar var mı, bunların bilgisi yok.

Bakın, Türkiye genelinde taşımalı eğitim getirildi, köy okulları kapatıldı ve yine, YİBO adını verdiğimiz, yatılı ilköğretim bölge okulları da azaltıldı, ihtiyacı görmüyor. Bundan dolayı, yoksul aileler çocuklarını nasıl okutacakları konusunda hakikaten soru işareti yaşıyorlar ve böyle yerlere çocuklarını veriyorlar. Ailelere sorduğunuzda şöyle bir cevap alıyorsunuz, diyorlar ki: "Çocuğu Ensara verdik.", "Çocuğu KAİMDER'e verdik.", "Çocuğu şuraya verdik." şeklinde, bu vakıfların adlarını kullanıyorlar. Eğer bu vakıfların suçu yoksa gelip bunları ispatlayınız; eğer varsa veya örtbas ediliyorsa, lütfen, bunlar hepimizin evlatları. Arkadaşlar, evlatlar söz konusu olduğu zaman ne parti ne vakıf, hiçbirinin önemi olmaz; her şeyin üstündedir bu evlatlar, hepimizin çocuklarıdır bunlar. Lütfen, elimizi vicdanımıza koyalım, çocukları koruyalım, vakıfları değil.

Şimdi, ben sayın bakanlara soruyorum: Sayın Millî Eğitim Bakanı, bu okulların veya bu yurtların veya adına ne deniyorsa, varlığından nasıl haberdar olmazsınız? İki yıl, üç yıl faaliyette bulunuyorlar, bir ilköğretim okulu öğretmeni burada görev yapıyor, nasıl bilgi sahibi olmazsınız?

Peki, İçişleri Bakanına soruyorum: Burada yaşanan hadiselerden nasıl bilgi almazsınız? Hiç mi bu çığlıkları duymadınız?

Ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanına soruyorum: Sayın Bakan, "Bir defadan ne olur?" dediniz, dün üzülerek bu cümlelerinizi dinledik. Siz de bir annesiniz, siz de bu toplumun bir ferdisiniz, bir Bakansınız, bu sözü nasıl söyleyebildiniz? Lütfen, o raporları incelerseniz -ben şu anda bunları söyleyecek durumda değilim, konuşamıyorum ve ifade etmekte de zorlanıyorum- inanın o raporlarda içler acısı ifadeler var. Eğer o raporları okursanız, durumun bir defa olmadığını ve sürekli hâle geldiğini, kronikleştiğini doktor raporlarından da görmeniz mümkün. Bu cümleleri burada kullanmış olmaktan üzüntü duyuyorum ve de gerçekten, bu üzüntüleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Ama, dün orada yaşadıklarımız, benim hayatımda hiçbir zaman unutulmayacak manzaralardır. Bu çocuklarla ve ailelerle zaten konuşulmadı ama şunu gördüm ki herkes bu vakıfların veya nereye ait olduğu bilinmeyen bu evlerin kime ait olduğunu söylemekten çekiniyordu. Neden çekiniliyor? Geçmişe dönük incelemeler yapılabilir, başka bunun gibi illegal çalışan evler, yurtlar, kontrolsüz olan yerler nedir bunlara bakılabilir.

Sayın vekiller, toplumdaki sosyal bozulmalar gitgide arttı, bunun sebepleri olmalı, bunu hep beraber oturup düşünmek zorundayız. Lütfen, bir komisyon hazırlayalım, bir komisyon oluşturalım ve hep beraber gidelim inceleyelim. O parti, bu parti diye bir şey yok, bu siyasetüstü bir konudur, bunlar bizim evlatlarımızdır. Bu çocukların aileleri ve bu çocuklar çığlık bile atamıyorlar, kendilerini açıklayamıyorlar, kimsenin yanında belki ağlayamıyorlar. Ama, biz onların sesi olmalıyız, belki onlar gibi birden fazla çocuk var başka illerde konuşamayan, söyleyemeyen. Bu, devlet yurtlarında da olabilir, yurt olmayan yerlerde de olabilir ama bir denetim eksikliği olduğu ve bir sosyal bozulma olduğu aşikâr. Bunu kabul edelim ve bir komisyon oluşturarak bu olayı inceleyelim, bundan sonra bu tür olayların olmasına engel olalım. Bu evlatlar hepimizin.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Karabıyık.

Önerinin aleyhinde ilk söz, Düzce Milletvekili Ayşe Keşir'e aittir.

Buyurun Sayın Keşir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYŞE KEŞİR (Düzce) - Sayın Başkan, değerli üyeler; hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Benden önceki konuşmacının bıraktığı yerden almak istiyorum. Evet, bu çocuklar hepimizin. Yaklaşık otuz yıldır -hatta bu yıl otuzuncu yılım- sivil toplum kuruluşlarında, çocuk, genç ve yoksulluk çalışan biriyim, bir siyasetçiyim aynı zamanda.

Çocuğa yönelik politikalar bütüncül politikalardır, tek bir kurumun görev ve sorumluluğu altında değildir; hem kamu kuruluşlarının bu anlamda yetki ve sorumlulukları vardır, sivil toplum kuruluşlarının sorumlulukları vardır, toplumun her bir ferdinin, her

11

birimizin çocuğa yönelik politika ve uygulamalarda sorumluluğu vardır. Bu anlamda, bu konuya bütüncül yaklaşılması gerektiği kanaatindeyim, bugüne kadar yaptığımız tüm çalışmalarda da bunu öncelediğimizi düşünüyorum.

Özellikle, tabii, çocuğa yönelik politikaları konuşurken eğitim politikaları, gençlik, spor politikaları, kültür, sanat politikaları, tamamını, bütüncül ve sosyal politikaları konuşmak gerekiyor.

Biliyorsunuz, 2011 yılında Aile Bakanlığı kurulurken sosyal hizmet ve sosyal yardımların tek çatı altında toplanması gereğiyle Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü de Aile Bakanlığı bünyesinde yer aldı. Aslında, eski bir kurum biliyorsunuz, "SHÇEK" diye bilinen ya da "Himaye-i Etfal Cemiyeti" diye bilinen eski bir kurum Çocuk Hizmetleri Kurumu. Bugün, kurumun bakımı altında 12 bin çocuk var. Bu kurumlarda dört yıl bilfiil de görev yapmış bir siyasetçiyim aynı zamanda.

Her şeyden önce şunu söylemek istiyorum: Başta aile olmak üzere, aile, çevre, devlet, devletin kurumları, her birimiz çocukların geleceği ve ikbalinden sorumluyuz. Binalar yapabiliriz, yollar yapabiliriz ama o binaları ve yolları kullanacak olan gelecek nesli birlikte inşa etmeliyiz. Çocuğa ait konular, eğitim dâhil, olumlu politikalar dâhil ya da suça sürüklenmiş ya da suçun mağduru olmuş çocuklara yönelik politikalar dâhil hiçbir konu gündelik politikanın malzemesi yapılamayacak kadar ehemmiyet arz eden konulardır.

ERKAN AKÇAY (Manisa) -Lanetle bari de…

AYŞE KEŞİR (Devamla) - Bu anlamda, özellikle kurum bakımı altında bulunan çocuklarla bir arada bulunmuş, onlarla çalışmalar ve projeler yürütmüş bir politikacı olarak söylüyorum, suçun mağduru olan ya da suçun faili olan çocuklarla ilgili konularda maksimum hassasiyet göstermek zorundayız çünkü az önce konuşmacının bahsettiği gibi, bu dosyalarda, bu dosyaların büyükçe bir kısmında gizlilik esası vardır çünkü buradaki en önemli nokta çocuğun yüksek yararıdır. Biz, gündelik politikalara malzeme çıkartacağız diye mağduru tekrar mağdur edemeyiz politikacılar olarak. Mağdurun hakları birinci derece önemlidir, bizim her birimizin politik görüşünden çok daha önemlidir.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) - "Bir kereden bir şey çıkmaz." deyince o aileler mağdur olmuyor mu?

AYŞE KEŞİR (Devamla) - Aynı zamanda evrensel bir hukuk kuralıdır, babanın suçundan oğlu, oğlunun suçundan babası sorumlu değildir.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Ya, mağduru değil, faili korumamak lazım, faili!

AYŞE KEŞİR (Devamla) - Suçun şahsiliği evrensel bir hukuk kuralıdır. O çocukların her biriyle ilgili…

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Olayı daha kınamadınız, lanetlemediniz, tevil etmenin derdindesin! Ayıp yani!

AYŞE KEŞİR (Devamla) - Bu ilk dosya olmuş olabilir belki sizin karşılaştığınız ama benim karşılaştığım ilk olay değil.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Otuz yıldır biz de karşılaşıyoruz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Her gün yaşıyoruz bunları, her gün görüyoruz.

AYŞE KEŞİR (Devamla) - Biz burada çocuğun yüksek menfaatini göz önünde tutmak zorundayız.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Devletin sorumluluğu ne, devletin?

AYŞE KEŞİR (Devamla) - Gündelik politikaların önündedir çocuğun yüksek menfaati. Gizlilik kararı olan bir dosya hakkında fütursuzca konuşamayız. Çocuğun yüksek yararını göz önünde bulundurmalıyız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ŞEKER (İstanbul) - Siz vakfı mı koruyorsunuz, çocuğu mu koruyorsunuz burada?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Siz bulundurmuyorsunuz ya!

RUHİ ERSOY (Osmaniye) - Vakayı bir lanetleyin önce!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Ne çocuğu, vakfın yararı, vakfın!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Vakfın yararı var burada.

MURAT EMİR (Ankara) - Çocuklarla ilgili kim, ne söyledi ki!

AYŞE KEŞİR (Devamla) - Vakanın detayları pornografik bir hikâye değildir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Tabii değildir.

AYŞE KEŞİR (Devamla) - Çocuğun, mağdurun bu hikâyelerini anlatarak mağduru tekrar mağdur edemeyiz. (CHP ve HDP sıralarından gürültüler)

MURAT EMİR (Ankara) - Size pornografik geliyor olabilir, bize dramatik geliyor Hanımefendi.

ALİ ŞEKER (İstanbul) - Mağduru mağdur edenler hesap versin!

AYŞE KEŞİR (Devamla) - Mağduru tekrar mağdur etmemek çocuk politikalarımızın birinci önceliğidir.

ÖZKAN YALIM (Uşak) - Gerekli önergeyi verdiniz mi? Gerekli soruşturmayı başlattınız mı?

ALİ ŞEKER (İstanbul) - Hesabı sorun, hesabı!

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Mağdur edeni koruyorsun sen! Ahlaksızlık bu!

12

AYŞE KEŞİR (Devamla) - Ve bununla beraber suçun şahsiliği ilkesi…

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen müdahale etmeyelim.

AYŞE KEŞİR (Devamla) - …evrensel hukuk kuralının temelindedir.

LALE KARABIYIK (Bursa) - Önce araştırın da ondan sonra burada konuşun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Evrensel hukuk suçluları korumaz ama siz suçluları koruyorsunuz!

ALİ ŞEKER (İstanbul) - Masumları koruyun, suçluları değil!

AYŞE KEŞİR (Devamla) - Çocuk koruma politikaları kapsamında, 2011 yılından itibaren özellikle bütüncül bir çocuk politikası izlenmektedir. Özellikle kurum bakımında çocukların evrensel standartlarda bakılması ve devletin kurum bakım hizmetlerinin evrensel standartlarda yapılmasına yönelik çocuk evleri ve sevgievleri modeline geçilmiştir. Artık 7-8 kişilik sevgievlerinde, devletin, devlet kurumumun içindeki sevgievlerinde çocuklarımız bir ev ortamında yetişmektedir.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) - Sevgievlerinde de cihat çağrısı yapılıyor!

AYŞE KEŞİR (Devamla) - Bu, hem akademik başarılarına hem gelecekte aile hayatlarındaki başarılarına olumlu etki yapmaktadır. Bunların etki analizleri de mevcuttur. İlgilenenler bu anlamda Bakanlıktan bu etki analizlerini değerlendirebilirler.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) - Bakanlık cevap vermiyor ki!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Siz Ensar Vakfına gelin bence.

ALİ ŞEKER (İstanbul) - Korumak zorunda değilsiniz ya!

AYŞE KEŞİR (Devamla) - Diğer taraftan, 2013-2017 yılları için de Çocuk Hakları Strateji Belgesi hazırlanmıştır ilk defa. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa 2013 yılında, dört yıllık bir Çocuk Hakları Strateji Planı hazırlanmıştır. Bu anlamda…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Bunlar hazırlandı da niye bunlar arttı bu kadar ya?

AYŞE KEŞİR (Devamla) - Diğer taraftan, tabii, koruyucu, önleyici tedbirleri son derece önemsiyoruz politika olarak.

ALİ ŞEKER (İstanbul) - Okullardan koruyun çocukları!

AYŞE KEŞİR (Devamla) - Koruyucu, önleyici tedbirler kapsamında aile eğitim programları ve ailelerin eğitilmesi, özellikle ailelerin çocuk istismarında mağdur edilmemesi noktasında, çocuklarını eğitmesi noktasında aile eğitim programlarımız yaygın. Sadece 500 bin aile bu konuda eğitilmiştir aile eğitim programları kapsamında.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Siz öğretmenlere ne eğitim veriyorsunuz?

AYŞE KEŞİR (Devamla) - Rehber öğretmenler bu konuda son derece duyarlıdır. Son dönemde, belki de zaman zaman basında duyduğunuz bazı olayların ortaya çıkmasının ve savcılığa intikal etmesinin bir sebebi de bir nedeni de rehber öğretmenlerin bu konudaki duyarlılığıdır aslında.

Tekrar söylüyorum -aynı zamanda ben bir basın meslek mensubuyum- kadına yönelik şiddet, çocuk istismarı, suça sürüklenen çocuklar, suçun mağduru çocuklar ne medyanın hikâye malzemesidir ne de siyasetin malzemesidir. Bunlar, tümünün üzerinde temel konulardır, her birimizin en önemli önceliğidir.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Bu bizim için malzeme değil.

AYŞE KEŞİR (Devamla) - MHP Grubunun önerisi noktasında da şunu ifade etmek isterim: Daha önce, geçtiğimiz dönemlerde Parlamentoda bu anlamda çocuk hakları ve çocuk suçları, suça sürüklenen çocuklar ve suçun mağduru çocuklar yönünde bir komisyon oluşturulmuş. İlgilenen arkadaşlarımız bu komisyon raporunu detaylı bir şekilde inceleyebilirler. Şu an içinde çalıştığım komisyonun konusu olarak da biz suça sürüklenen çocukları çalışıyoruz ve ilgilenen komisyonun raporunu ben edindim. Bu konuda çalışmalarımızı devam ettiriyoruz. Geçmiş dönemde çok ciddi bir çalışma, araştırma komisyonu çalışması yapılmış ve Meclisin arşivlerinde bu çalışma mevcuttur. İlgilenen Parlamento üyesi arkadaşlarımız bu çalışmayı edinebilirler.

Ben, Genel Kurulu ve hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Keşir.

RUHİ ERSOY (Osmaniye) - Sayın Milletvekilim, bunu lanetlemeyecek misiniz? Lanetleyin olay bitsin ya!

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Lanetlemedi bile!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Süreniz dolmadı, üç dakika vardı, biraz da Ensar Vakfından bahsetseydiniz!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Evet, biraz da Ensar Vakfını anlatsaydınız!

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisi lehinde ikinci söz Aydın Milletvekili…

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Bir saniye Sayın Depboylu…

Buyurun Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan, tutanaklara girmesi bakımından ifade etmek

13

isterim ki bu bahse konu vahim ve çirkin hadiseleri kınamaktan ve lanetlemekten özenle kaçındığını gördük hatibin. Ben, bunu, son derece yanlış buluyorum. Meydana gelen bu iğrenç olayları, bu vahim hadiseleri, evet bütüncül bakacağız ama asla tevil etmeye çalışmayacağız. Eğriye eğri, doğruya doğru demek durumundayız. Aksi takdirde, kötülüklerle, çirkinliklerle, ahlaksızlıklarla nasıl mücadele edeceğiz? Buna, özellikle dikkatleri çekmek istiyorum. Bu hadiseler kesinlikle lanetlenmesi gereken hadiselerdir, kınanması gereken hadiselerdir.

AYŞE KEŞİR (Düzce) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Keşir.

AYŞE KEŞİR (Düzce) - Konuşmamın başında bunun elim verici bir olay olduğunu söyledim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - "Elim verici!"

AYŞE KEŞİR (Düzce) - Zaten gündem de konuşmamın gündemi de önerge üzerineydi, önerge üzerine konuşmamı tamamladım Sayın Başkanım.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Bakın, daha hâlâ süreniz var!

ERKAN AKÇAY (Manisa) - "Elim verici bir olay." ne demek?

RUHİ ERSOY (Osmaniye) - Kınamadınız!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - "Elim verici olay!"

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Özel, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan…

AYŞE KEŞİR (Düzce) - Konuyu şiddetle ve nefretle kınadığımı…

BAŞKAN - Bir saniye… Bir şeyin iyi anlaşılması lazım…

Sayın Keşir…

AYŞE KEŞİR (Düzce) - Tutanaklara geçirilmesi açısından tekraren bu konuyu…

BAŞKAN - Evet, buyurun.

AYŞE KEŞİR (Düzce) - Bir tek çocuğun gözyaşı, bakın, bir gözyaşı dahi bizim için çok kıymetlidir, çok vahim ve elim verici bir olaydır. Bu olay özelinde de aynı şeyi söylüyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Bu olayı kınayacaksınız!

RUHİ ERSOY (Osmaniye) - Bir kınayın ya!

AYŞE KEŞİR (Düzce) - Şiddetle kınıyorum. Bu olay özelinde de söylüyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Bu olayı kınayacaksınız!

AYŞE KEŞİR (Düzce) - Bu olay özelinde de söylüyorum diyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Efendim, kınadığını söylüyor zaten.

Sayın milletvekilleri…

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Şimdi söyledi. Uyarınca söylüyor.

AYŞE KEŞİR (Düzce) - Sayın Başkan, bu olay özelinde de söylüyorum: Bu olay ve buna benzer tüm olayları çocuk istismarını, çocuk mağduriyetini şiddetle, esefle kınıyorum.

AHMET BERAT ÇONKAR (İstanbul) - Kınamadığını nereden çıkarıyorsunuz bir kere ya? "Kınıyorum." diyor.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Dinledin mi?

RUHİ ERSOY (Osmaniye) - Şimdi kınadı, tebrik ediyoruz! Sayın Keşir'i tebrik ediyorum şimdi!

AHMET BERAT ÇONKAR (İstanbul) - Kınanmayacak olay mı bu?

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Biz uyarmasak kınamayacak. Kürsüde kınadı mı?

BAŞKAN - Evet, konu anlaşılmıştır.

Sayın Özel, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Manisa Milletvekili Özgür Özel'in, Düzce Milletvekili Ayşe Keşir'in MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Müsaade ederseniz yerimden konuşayım.

Sayın Başkan, Sayın Keşir'i dikkatle dinledik. Hâlâ, şu anda otuz dört saniyesi var yani iki buçuk dakika önce kürsüden inmemiş olsaydı hâlâ konuşabilirdi. Otuz yıldır bu meseleye emek vermiş birisi -emeğinin önünde saygıyla eğiliyoruz kendi beyanını doğru kabul ederek- otuz yıl bu işle uğraşmış birisi. Türkiye'de bütün annelerin, bütün babaların uykularını kaçıran ve 700'den fazla farklı yerde, binlercesi olduğu bilinen, hiçbir hukuki, kanuni temele dayanmayan ve gözden ırak tutuldukça "Bugün Karaman'da yaşananın bir benzeri acaba benim çocuğumun yaşadığı yerde de oluyor mu?" şüphesinde olan annelerin, babaların dört gözle, dört kulakla dinledikleri bir ortamda süreyi dahi tamamlamadan, ağız dolusu kınamadan, çocuğun yüksek menfaatleri yerine vakfın yüksek menfaatlerini koruyan bir konuşma yaptı ve konuşmasının sonunda da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Bitirelim Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Toparlıyorum Sayın Başkan.

14

…dediği şu: "Daha önce Meclis bunları araştırmış, isteyen açsın oradan okusun." Meclis araştırmış ama Türkiye Cumhuriyeti hükûmetleri, partisinin hükûmetleri o araştırma komisyonu raporunun sonuçlarından yararlanıp gerekli tedbirleri almamışlar ki bugün Türkiye'nin dört bir yanında böyle utanılacak olayların olduğu, hukuki temelden yoksun, denetimsiz evlerde bu istismarlar yaşanabiliyor. Bu konuda size teklifimiz yeni bir komisyon kurulmasıyken "Merak eden açsın, oradan okusun." diyorsanız, esas sizin dün hepimizin yüreklerini sızlatan, bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak beni utandıran Bakanınız açsın, okusun neler olduğunu da tedbir alsın buna.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

AYŞE KEŞİR (Düzce) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Özel, sayın milletvekilleri; bakın, bir şeyi doğru tespit etmemiz lazım: Sayın Keşir açıkça, esefle ve şiddetle kınadığını ifade etti, kendi kanaatlerini belirtti ondan sonra.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın grup başkan vekilinin uyarısından sonra, yarım ağızla.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Siz niye yorum yapıyorsunuz ki biz de duyuyoruz yani!

BAŞKAN - Sayın Çakır, size söz veriyorum.

2.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır'ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel'in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Her şeyden önce, bu aşağılık suçu işleyen kişi kim olursa olsun ama kim olursa olsun…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Hangi vakfa bağlı olursa olsun…

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Hangi vakfa bağlı olursa olsun Özgür Bey…

FİLİZ KERESTİCİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Biz mi söyleyeceğiz bunları? Yazıyor, isterseniz vereyim yani!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Hangi vakıf olursa olsun…

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Hangi vakıf olursa olsun, evet, hangi dernek, hangi STK olursa olsun hiç fark etmez çünkü burada yapmış olduğumuz konuşmalarda çocukların… (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Hayır, hayır, hüküm cümlesini bir tamamlayın da…

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bakın, az önce Sayın Özel konuştu, şimdi Sayın Çakır konuşuyor. Dinleyelim lütfen.

Buyurun.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Sayın Başkan, bir sürü konu üzerinden politik polemik yapabiliriz ama herhâlde hiç yapmayacağımız politik polemiğin konusu çocuklar olmalıdır. Burada konuştuğumuz gibi daha evvel de çocuklar, evet, masum varlıklardır. Dolayısıyla, bu çirkin fiili işlemiş olan kim olursa olsun ve bu kişinin ideolojik, politik yahut kurumsal aidiyeti nereye ait olursa olsun, bunu öncelikle lanetlemeliyiz, lanetliyoruz, lanetledik; bir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İkincisi: Burada kurulacak bir araştırma komisyonu ile bu fiili bağımsız olarak tartışmak ayrı şeylerdir. Araştırma komisyonu kurulur ya da kurulmaz ama bu konuyla ilgili kararımızı, kanaatimizi, düşüncemizi net olarak söylemeliyiz.

Sayın Özgür Özel, sadece bu kişinin değil, bu olayda eğer dahli olan yahut sorumluluğu olan kamu yöneticileri varsa, yetkililer, etkililer varsa aynı şekilde bu kişi gibi onun da cezalandırılması lazım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - "Araştıralım." diyoruz işte.

LALE KARABIYIK (Bursa) - Kesinlikle, araştıralım.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Ama, siz hâkim değilsiniz, ben hâkim değilim; onun yargı gereğini yapacak. Bir defa, bunun altını çizelim.

Hiç kuşkusuz, Değerli Başkanımın, Erkan Başkanımın dediği gibi, biz nasıl ifade etmeliyiz ki sizi memnun edecek bir kınamada, bir ilençte bulunmuş olalım?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Her şey suç unsuruysa hiçbir şeyi araştırmayalım o zaman, nasıl olsa hâkimler araştırıp şey yapacak. Öyle şey mi olur ya?

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Erkan Başkanım, bilmiyorum yani "ağız dolusu" diyorsanız ağzımız dolu da ifade edelim. Ayşe Hanım'ın konuşmasını baştan sona dikkatli bir şekilde dinlemişseniz -ki kendi şimdi söz alır- gayet net bir şekilde açığa koydu, açıktır.

Son husus ise, Sayın Başkan…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Toparlayalım lütfen…

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Son husus ise Bakanımızın konuşmasıdır. Lütfen, hepimiz elimizi yüreğimize koyarak Bakanın konuşmasını dikkatle dinleyelim yahut okuyalım.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) - Kulağımızla duyduk, duyduk.

15

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Okudum, 5 kere okudum ben.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Ben 2 defa tekrar okudum. Orada çok net bir şekilde "…müdahil olunduğunu -şu ifade- sıfır tolerans göstereceğimizi, rehabilitasyon çalışmalarının başladığını ve yürütüldüğünü, sorumluların en ağır şekilde cezalandırılması ve tekrar yaşanmaması için -tekraren kullanıyor- sıfır tolerans gösterildiğini…" Başka ne demesini istiyoruz yani?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Tamam, o ikinci kısım. Öncesini okur musunuz, vakıfla ilgili olanı?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Başını oku, en başını oku.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen ama…

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Okudum, okudum. Burada "ilk defa gerçekleşen bu olay" diyor, "bir defalık" asla demiyor. Hakikaten istismar etmeyelim.

Yani şunu mu söylüyoruz Sayın Kerestecioğlu, şunu mu söylüyoruz: Aklı başında bir insan, bakan ya da değil, milletvekili ya da değil hatta, herhangi bir üçüncü kişi yani bu olaydan dolayı memnuniyet duyduğunu mu ifade edecek?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Hayır, öyle bir şeyden bahsetmiyoruz.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Ya, niye yorum yapalım? Ne söylediğini okuyoruz biz. Niye kendimizi yoruma zorlayalım?

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Ya da bunu tolere edeceğini mi düşüneceksiniz? Bunu tolere eden kişi, değerli arkadaşlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Çakır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Bir saniye Sayın Özel…

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Son cümlem Sayın Başkanım.

Bunu tolere eden kişi ya hastadır, tedavi edilmesi gerekir ya da ağır suçludur, cezalandırılması gerekir.

Teşekkür ederim.

LALE KARABIYIK (Bursa) - Denetlemeyenler ne olacak?

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Sayın Danış Beştaş…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Sayın Başkan, sadece tutanağa geçsin diye çünkü adım zikredilerek söylendiğinden… Ben de okuduğumu anlayabilen bir insanım tıpkı sayın grup başkan vekili gibi.

BAŞKAN - Yalnız, bu bizim gündemimiz değil sayın milletvekilleri.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Nasıl bizim gündemimiz değil?

BAŞKAN - Hayır, hayır, dışarıda söylenen bir sözü… Buna ilişkin kanaatler söylendi, siz de söylediniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Devletin bakanı söylüyor, konuyla ilgili söylüyor.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Bir kere, Sayın Başkan, 45 çocuğun hayatından bahsediyoruz, bizim gündemimiz bu ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanının söylediği sözlerden bahsediyoruz. Nasıl bizim gündemimiz değil?

BAŞKAN - Şimdi, bakın, Sayın Kerestecioğlu, burada…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Ben sözümü tamamlamak zorundayım. Çünkü siz her şeye yorum yapmak zorunda da değilsiniz. Özellikle korumanız gereken o çocukların geleceği, yaşamı. Aile ve Sosyal…

BAŞKAN - Bakın, bu çocukları hep birlikte korumak zorundayız.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - O zaman…

BAŞKAN - …ve ben de herkese söz vermek zorunda değilim, bunu da böyle bilin, kusura bakmayın!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Benim adım anıldığı için…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - İsmi anıldı ama, ismi anıldı Başkan.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Benim adım anıldığı için…

BAŞKAN - Kusura bakmayın, bunu ben takdir ederim.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Siz de orada Türkiye Büyük Millet Meclisini temsil ediyorsunuz, AKP'yi değil, lütfen!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Böyle bir serbestliğiniz yok!

BAŞKAN - Tamam, tamamlayın, siz tamamlayın ama benim de takdirime karışmayın!

Buyurun, tamamlayın siz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Karışıp karışmamaktan bahsetmiyorum ben.

BAŞKAN - Tamam, tamamlayın.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Burada adım zikredildiği için usule göre söz alıyorum.

BAŞKAN - Tamam, tamamlayın diyorum size, buyurun.

16

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Sizin lütfunuzla olan bir şey değil bu.

BAŞKAN - Ama benim takdirime de siz karışmayın diyorum ben.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Bakanın ne söylediği çok açık: "Vakfa bir kere böyle bir şey bulaştı diye…" diye söylüyor, "Çocuklara bir kere tecavüz edildi diye bir şey olmaz." demiyor, ben böyle bir şey söylemedim. Ama vakfın adını özellikle karalamamak gerektiğinden bahsediyor konuşmanın ilk bölümünde, okuyun. Burada niye siz sahip çıkmak zorundasınız?

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Hiç sahip çıkmıyoruz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Hiçbir şeye sahip çıkmayın; sahip çıkmamız gereken şey, bu çocukların hayatıdır, o kadar!

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Hangi vakıf olursa olsun, hangi sivil toplum örgütü olursa olsun, hangi aidiyet olursa olsun, hangi mensubiyet olursa olsun, bitmiştir.

AYŞE KEŞİR (Düzce) - Suçun şahsiliğinden bahsediyoruz, onunla onun ne ilgisi var, söylediğimiz şeyin!

BAŞKAN - Sayın Özel…

3.- Manisa Milletvekili Özgür Özel'in, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır'ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Grup Başkan Vekili şöyle bir şey söylüyor Meclis araştırma komisyonu kuralım önerimize: "Bununla mahkeme, savcı ilgilenecek." Elbette ilgilenecek, o başka bir şey, o yargının görevi. Ama Sayın Grup Başkan Vekili, doping meselesini, dopingle mücadele için sorumlu savcı araştırmıyor mu? Hekime karşı şiddetle ilgili, öldürülen doktorlarla ilgili savcılar, mahkemeler görev yapmıyor mu? Soma'yla ilgili dava sürüyor, mahkeme görevini yapıyor. Boşanmalarla ilgili aile mahkemeleri görevini yapmıyor mu? Mesele o değil, yargı başka bir şeydir, Meclisin kanayan bir yaraya partilerüstü bir anlayışla el koyması başka bir şeydir. Doping için, hekime karşı şiddet için, Soma için komisyon kurarken mahkemenin yerine mi geçtik? Bu savınız, tamamen, Meclisin görevlerini ve Meclisin denetim görevini görmezden gelmektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Benim öyle bir savım yok!

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Siz öyle söylediniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, toparlıyorum, izninizle.

BAŞKAN - Sayın Özel, lütfen ama; toparlayın, tamamlayalım bu işi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Ayrıca, Sayın Bakanın altına herkesin imza atacağı 3 tane cümlesini okumak, eyvallah. Ama Sayın Bakan şunu söylüyor: "Bu olay bizim hizmetleriyle her zaman gurur duyduğumuz vakıfla ilişkilendiriliyor ki bu vakfımızda bir süre görev yapmış, onun ne kadar olduğunu vakıf çalışanları açıkladı. Her zaman kötü niyetli insanlar bazı işleri suistimal edebilirler. Bu, bir kere rastlanmış olması, hizmetleriyle ön plana çıkmış bir kurumu karalamak için gerekçe olamaz." diyor.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Tamam, ne var bunda?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - "Kurumumuzu" diyor. Bakın, buradaki mesele, şu anda o vakfa ait çok sayıda evin derhâl mercek altına alınması gerekirken, Bakan, yürütmeden kaynaklı yetkileriyle bunun üzerine bir şal örtmeye çalışıyor, bir karartma uyguluyor.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Hayır, sizin topyekûn linç girişiminize karşı çıkıyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Bunu kabul etmiyoruz, "Evet." demiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Danış Beştaş…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - O zaman Cumhuriyet Halk Partili "Muharrem İnce" deyince kapatmak lazım. Öyle mi yapmak lazım?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Nasıl?

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - "Muharrem İnce" deyince Cumhuriyet Halk Partisini mi kapatacağız? Muharrem İnce'nin olayı sebebiyle…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Deli misin sen ya, deli misin? Lafa bak ya!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Ne deli misin? Yani…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Hayır, bir adamla bu iş olmaz demek istiyor.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Eskiden beri var olan ceza hukuku prensibi, suçların şahsiliği prensibi. Senin amacın öteden beri zaten bağcıyı dövmek.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Danış Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Sayın Başkan, eğer tartışma biterse başlayacağım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Mesele şu… Bak, utanırsınız, biz bunu söylerken, biz Pozantı'yı söylerken aynen bu savunmayı yapıyordunuz siz. (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN - Sayın Özel, bakın, kaç defa söz verdim size, şimdi Sayın Danış Beştaş'ın mikrofonunu açtım.

17

Sayın Milletvekili, söz konusu çocuklarsa hepimizin duyarlılık göstermesi lazım diyoruz ama bunun üzerine de kalkıp lütfen istismar da etmeyelim. Her birimiz çocuklara ilişkin ne yapılacaksa onu yapalım.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Ne demek istismar?

BAŞKAN - Buyurun.

4.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş'ın, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır'ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Sayın Başkan, öncelikle, bu konu istismar konusu değil. Şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisi eğer çocuklara yönelik taciz, tecavüz ve istismarı konuşmayacaksa biz ne konuşacağız? Bunu sormak istiyoruz gerçekten.

Burada ben de Sayın Bakanın konuşmasını söyleyecektim ama Sayın Özel hepsini okuduğu için atıfta bulunuyorum sadece. Gerçekten, Mecliste, çocuklara istismarın tartışıldığı, önerge verildiği bir gündemde, bizim, vakfın nasıl korunduğunu tartışmamız, hele hele bu tartışmanın Meclis Başkan Vekili tarafından istismar olarak değerlendirilmesi gerçekten büyük bir ayıptır. Biz bundan gerçekten utanç duyuyoruz.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Siz vakfa saldırıyorsunuz ama. Olayı konuşmuyorsunuz, vakfa saldırıyorsunuz, sizin işiniz o.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Konuşacağız birazdan.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Sizin için çok kıymetli olduğunu biliyoruz ama saldıracağız bu yaptıklarına.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Sizin derdiniz bağcı, bağcıyı dövmek. Başka bir şey yok sizde.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Dün, Sayın Bakanın açıklamalarını bütün Türkiye gördü ve tartıştı.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Evet.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Orada, doğrudan, vakfı sahiplenen, arkasında duran ve tecavüz iddialarını görünmez kılmaya çalışan bir beyan olarak bütün herkes okudu.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Bundan doğal bir şey yok. Siz saldırırsanız o da sahiplenecek. Bütün bir camiayı nasıl böyle bir linç girişimine sokuyorsunuz?

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Vakfı sahiplenebilir, olayı sahiplenmiyor.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Siz eğer faili cezalandırmıyorsanız nerede hukukçuluğunuz? İstanbul Baro Başkanı adayı oldun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Ama nedense, Hükûmet sıralarına gelince Sayın Bakanın, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanının konuşmaları maalesef savunulmak zorunda. Bir kere bu, Türkiye açısından büyük bir utançtır.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Nerede okudun? Nasıl hukukçuluk? Senin derdin ceza hukuku, senin derdin dinleme değil; senin derdin basbayağı Ensar Vakfı, basbayağı AK PARTİ Hükûmeti, basbayağı cumhuriyet. Bıraksana sen, bıraksana!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Sen önce o elini de çek! Önce o elini de çek!

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Normal konuş, normal! Öyle elini sallayarak konuşma!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Siz oradan, oradan… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Siz şahısları konuşmuyorsunuz, vakfı konuşuyorsunuz.

AHMET BERAT ÇONKAR (İstanbul) - Vakıf mı suç işliyor? Suçu işleyen vakıf mı? Bırakın suçlamayı!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Sayın Başkan, ben konuşamıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen…

AHMET BERAT ÇONKAR (İstanbul) - Her şeyi istismar ediyorsunuz, her şeyi! Her türlü konuyu istismar ediyorsunuz!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Pozantı'da da böyle diyordunuz siz, Pozantı'da da! Pozantı'da da böyle diyordunuz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Derdiniz hukuksa giderdiniz sanıkla ilgilenirdiniz. Nerede sanık? Sanık şu anda bayram ediyor sizin sayenizde.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Sayın Başkan, toparlasın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Pozantı'da da böyle diyordunuz, Pozantı'da da!

BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Sayın Başkan, toparlayacağım.

BAŞKAN - Ee, ne yapalım yani! Açtık, bir iki dakikadır konuşuyorsunuz.

Tamamlayın, tamamlayın…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Ben söz istedim.

BAŞKAN - Tamamlayın.

18

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Sayın Başkan, bir kere ben, yani gerçekten sesimi kendim duyamıyorum. Şu anda çocukların istismarına ilişkin verilen önergelere dair adres olarak mahkemelerin gösterilmesini reddediyoruz. Burada, Türkiye Büyük Millet Meclisi söz konusu iddiaları yerinde inceleyip, gözlemleyip mevcut tanıklarla görüşmelidir.

Bizim, Halkların Demokratik Partisi olarak da grup önerimiz var ve kesinlikle bu olay hâkim ve savcılara havale edilerek sadece vakıf korunmaya çalışılmaktadır çünkü kendi hâkim, savcıları orada o sorgulamayı yapacak. Burada koruyacağımız Ensar Vakfı ve yetkilileri değil o çocukların üstün yararıdır. Çocukların üstün yararı da bu araştırmayı Meclisin yapmasını gerektirir diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Evet, teşekkür ediyoruz.

Sayın Akçay, buyurun.

5.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay'ın, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır'ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Grup Başkan Vekili "Sizi memnun etmek için ne dememiz lazım?" dedi. Efendim, bizi memnun etme gayretinizin olmaması gerekir. Böyle bir beklentimiz de yok ama illa ki ikna etmek için kamuoyunu ve bizleri bir şey söylemek istiyorlarsa, öncelikle böyle vahim ve çirkin olayları tevil etmemeye çalışmaları lazım. Çocukları korumaktan ve bu olayların karşısında gereğini yapmaktan ziyade vakfı koruma gayreti içerisinde bulunmak ibret vericidir, Sayın Bakanın bu konudaki tutumu ibret vericidir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı, çocukları merkeze alarak, özne alarak bir koruma ve mücadele, araştırma gayreti içerisinde bulunacağı yerde ilk refleksi, adı geçen kurumu koruma ve kollama gayreti içerisine girmiştir, bu açıktır. Ben bunu şiddetle kınıyorum, bu tutumu kınıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Şimdi, arkadaşlarımız diyor ki: "Efendim, bunu zaten savcı araştırıyor." E, savcı araştırıyor da Bakan, savcı araştırmadan, mahkemeler karar vermeden bu vakanın bir defa yaşandığını nereden biliyor? Bunun vakfı karalamak için gerekçe olamayacağını neye dayanarak söylüyor? Bu olayın bir defa yaşandığını nereden biliyor? Vakıf yöneticisi mi Sayın Bakan? Demek ki kendi görevinin şuurunda değil. Kamuoyunu yönlendirme ve bu çirkin olayın meydana geldiği yapıyı koruma, olayı tevil etme, küçümseme ve kamuoyunun gündeminden çıkartma gayretini görüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Çünkü siz linç girişimi yapıyorsunuz. Şu anda da aynısını yapıyorsunuz. Bir linç girişimi içerisindesiniz vakfa karşı.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Oysa bu kamuoyunun gündeminde olmalı ki bununla etkin mücadele edebilelim. Sizin terörle mücadele anlayışınız da bu. Böyle, ahlaksızlıklarla mücadele anlayışınız da bu olduğu sürece bunda başarılı olmak mümkün değildir.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Akçay.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Yani, bu vakıf sizin için çok önemli olabilir ama bu vakıf bunları da yapmıştır.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Bütün vakıflar bizim için önemli.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Komisyonu kuralım o zaman.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- MHP Grubunun, Aydın Milletvekili Deniz Depboylu ve arkadaşları tarafından, geleceğimizin teminatı çocuklarımızın her türlü istismardan korunması, yaşanan sorunların tespit edilmesi ve çözüme yönelik çalışmalar yapmak amacıyla 17/2/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Mart 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Önerinin lehinde ikinci söz, Aydın Milletvekili Deniz Depboylu'ya aittir.

Buyurun Sayın Depboylu. (MHP sıralarından alkışlar)

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - İki hafta önce bir matematik öğretmeninin lise öğrencisiyle ilişkisi çıktı. Okulları kapatalım o zaman, buyurun. Tartışıyor musunuz okuldaki o konuyu?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Onunla ilgili de biz araştırılsın diyoruz. Onunla ilgili de araştırma önergesi verdik, soru önergesi verdik.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Bu evlerin hiçbirinin hukuki dayanağı yok, hukuki. Göz yumuyorsunuz, açılamaz. Yasa yasaklıyor, açamazsınız böyle bir ev.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - O da araştırılsın canım. Bu ne biçim bir mantık ya? O da araştırılsın. O zaman üstünü kapatalım!

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Okulları kapatalım o zaman.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, istirham ediyorum, hatibe saygılı olalım lütfen, hatibi kürsüye davet ettim.

Buyurun Sayın Depboylu.

19

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Kimse okulları kapatın demiyor, "Üstünü kapatmayın." diyor.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Eğer bir öğretmen böyle bir şeye niyetleniyorsa bunun altından kalkamamalı.

BAŞKAN - Sayın Toğrul, Sayın Baluken; bakın, hatibi kürsüye davet ettim. Lütfen, hatibe saygıdan dolayı sükûnet içerisinde dinleyin.

Buyurun Sayın Depboylu.

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) - Süreyi tekrar başlatabilir misiniz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan, süreyi yeniden başlatalım.

BAŞKAN - Buyurun.

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) - Sayın Meclis Başkanı, saygıdeğer milletvekilleri; bence öncelikle biraz sakinleşelim. Ben de konuyu inceleyeceğim. Ben 17/2/2016 tarihinde vermiştim aslında araştırma önergesini grubum adına, daha farklı şeyler de vardı içerisinde. Ben burada konuyu sadece bir milletvekili değil, yıllarca çocuklarla, gençlerle, ailelerle çalışmış bir meslek elemanı olarak da değerlendireceğim. O nedenle, lütfen sonuna kadar dinlerseniz eminim siz de olayın vahametini daha iyi anlayacaksınız diye düşünüyorum.

Evet, bugün burada, Meclis gündeminde çocuk istismarının önlenmesine yönelik sunduğumuz araştırma önergemizin gerekçesini sizlerle paylaşmak için söz almış bulunmaktayım. Öncelikle sizleri saygıyla selamlıyorum.

Ben Meclisimizin literatürünü inceledim. Sayın Keşir zannediyorum ayrıldı. 2010 yılının Mart ayında, Kayıp Çocuklar Başta Olmak Üzere Çocukların Mağdur Olduğu Sorunların Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonunun kurulduğunu ve bu komisyonun bir rapor hazırlayarak bu raporu Meclis gündemine sunduğunu biliyorum. Ancak, bu raporda belli konular incelenmiş, gayet iyi incelenmiş ama daha sonraki dönemde konularla ilgili herhangi bir önlem alınmamış, bir gelişme kaydedilmemiş.

Dünya Sağlık Örgütünün istismarla ilgili bir tanımını size sunmak istiyorum: "Çocuğun sağlığını, fiziksel ve psikososyal gelişimini olumsuz etkileyen, bir yetişkin ya da toplum ya da bir devlet tarafından bilerek ya da bilmeyerek uygulanan tüm davranışlar çocuğa kötü muameledir." deniliyor.

Şimdi, bugün, burada benim aslında sunduğum araştırma önergesinde birçok istismar konusu ve özellikle suça yönelmeyle ilgili konu ağırlıklıydı ama günün önemine göre cinsel istismarla ilgili daha fazla bu konu üzerinde durmak istiyorum ve burada, sadece suçu işleyen kişinin değil, herkesin, buna göz yuman veya ihmalde bulunan ya da denetimde ihmal yapan kurumların da buradan pay çıkarması gerekmektedir. Bunu savunuyorum.

Cinsel istismara maruz kalan çocukların yaşa göre dağılımlarını bir incelediğimizde yüzde 30'unun 2 ila 5 yaş arası, yüzde 40'ının 6 ila 10 yaş arası, yüzde 30'unun 11 ila 17 yaş arasında olduğu görülmekte, yani başka bir deyişle, olguların yüzde 70'ini küçük yaş grubu oluşturmaktadır. Cinsel istismarın ilk anda fark edilmesi fiziksel istismara göre daha zordur. Çocuk genellikle istismarcı tarafından tehdit edilir, açıklamaya korkar, ayrıca bundan utanç duyar. Cinsel istismara uğrayan çocukta ihanet duygusu söz konusudur. İhanete uğramıştır ve bu duygular kökleşmeye başlar. Âcizlik söz konusudur çünkü bu olayın karşısında âciz kalmıştır, kendisini koruyan kimseler de olmamıştır.

Cinsel istismar olayına eşlik eden kötülük, utanç, suçluluk gibi kavramlar zamanla çocuğun benlik algısına karışır ve kendisini böyle algılamaya başlar. Yani bu olay, bir kerelik yaşanan bir olay değil, bir ömre mal olan bir olaydır.

Kişilik bozukluklarını inceleyelim dediğimizde, "borderline" kişilik bozukluğu saptanan kişilerin yüzde 70 ila 80'inde, çoğul kişilik bozukluğu saptananların yüzde 85 ila 90'ında çocukluk çağı cinsel istismar öyküsü pozitif bulunmuştur. Yine, ileriki yaşlarda başkalarına istismarda bulunan, cinsel istismarda veya farklı istismarlarda bulunan kişilerin de yüzde 60 ila 95'inde çocukluk çağında cinsel istismar söz konusudur. Yani bir olayı hoş gördüğünüz zaman, bir çocugun o anlık yaşadıgı değil ömrü boyunca diğer insanlarla olan etkileşiminde başkalarına verdiği zarara da, bütün bir yaşamı boyunca gördüğü zarara da göz yummuş olursunuz.

Yakın zamanda Karaman ilimizde gerçekleşen taciz olayı hepimizi sarstı, üzdü. Bu konuda, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanının olayın ardından "Aileler ziyaret edildi. Çocukların rehabilite edilmesi için çalışmalar başlatıldı. Çocukların bu dönemi en az travmayla atlatabilmesi için tüm destek veriliyor. Kötü niyetli insanlar, her zaman bazı işleri suistimal eden insanlar olabiliyor. Bir kere rastlanmış olması, hizmetleriyle öne çıkmış bir kurumumuzu karalamak için gerekçe olamaz. Biz Ensar Vakfını tanıyoruz. Hizmetlerini takdir ediyoruz. Bunu yapan kişi için de sıfır toleransla hukuki açıdan takibimizi yapıyoruz." şeklinde ilk açıklaması, talihsiz ve üzücü bir açıklamadır. Ben size konuşmasının tamamını verdim, iki kelimeyi, üç beş cümleyi vermedim.

Böylesine üzücü ve kötü bir olayın bir kez yaşanmış olması bile devleti yöneten Hükûmetin, çocukların güvenliği üzerinde alması gereken tedbirlerde eksiklik ve hata

20

yaptığını göstermektedir. Zira ailesinden daha iyi bir eğitim vaadiyle alınmış çocukların güvenliği sadece bunu yapan kuruluşların değil, buna izin veren yetkililerin de sorumluluğudur. Aileler o kurumlara çocuklarını teslim ederken, bu kuruma destek veren ve hatta bizzat açılışlarını yapan devlet büyüklerinin tavrına bakarak "Evet, burası güvenli. Öyle olmasa devlet büyüklerimiz onların yanında olmazdı." düşüncesiyle hareket etmektedirler. Bu tavrımız da kurumlarla ilgili sorumluluğunuzu 2 kat arttırır.

Ayrıca, eklemek isterim ki "Bir seferlik." dediğiniz olayda taciz iddiacısı olan çocuk sayısı 45, ispatlanan sayı ise 10'dur. Ayrıca, taciz olayının sayısı ise meçhuldür.

Sayın Bakandan, işlenen suçun önemine istinaden, tamamıyla çocuklarımızı koruyan ve haklarını arayan bir çizgide açıklama beklerdik. Vakıf kültürümüze bizim de saygımız var, vakıfları bizler de önemsiyoruz, dinî eğitimi biz de önemsiyoruz ama keşke Bakanla birlikte veya Bakandan önce ilgili vakıf da çıkarak bu konudaki üzüntülerini ve bu konuyla ilgili başka ne önlemler almaları gerektiği konusundaki öz eleştirilerini de yapsalardı.

Sadece suçu işleyenin değil, olayda ihmali ve kusuru olanların yapılacak resmî incelemelerle belirlenmesi önemli ve gereklidir. Yine, biz, kendisinden, tüm kurum ve kuruluşlarda gerekli denetimlerin sıklaştırılarak bu ve benzeri olayların bir daha yaşanmaması için her türlü tedbirin alınacağına dair güvence vermesini ve zaman zaman da yapılan çalışmaların kamuoyuna sunulacağını ifade etmesini beklerdik.

Az önce saydığım, çocukların o anda ve gelecek dönemlerde yaşayabilecekleri sorunlardan bahsettim. Burada ailelerin yaşayabileceği sorunlar ekli değil. Bir de düşünün aileleri neler yaşayacak? Hayatta en değer verdikleri çocuklarını bu konuda yetkin gördükleri kişilere emanet ediyorlar ve nihayetinde çok üzücü olaylarla karşılaşıyorlar. Onların hayatları da bir ömür boyu bundan olumsuz etkilenecek. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımızın sadece vakfı koruyan değil tamamıyla olayı irdeleyen ve alınacak önlemlerle ilgili neler yapılması gerektiğini belirten açıklamalarda bulunması gerekmektedir. Çünkü bu ülkede yaşayan herkesin, Türk milletinin güvencesi, teminatı Türkiye Büyük Millet Meclisi, parlamenter sistemdir.

Çocuk ihmaliyle ilgili olarak Sayın Keşir yapılan komisyon çalışmalarından bahsetti. Ben de sizlere bu konuyla ilgili bazı istatistiklerden bahsetmek istiyorum, yine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının sunduğu istatistiklerden bahsetmek istiyorum.

Bakanlığın sunduğu verilere göre zaten bu kurulan, önceki kurulan komisyon çalışmalarının amaca ulaşmadığı görünüyor. Ben, 2014'ü, 2016'yı 2002'yle karşılaştırmayacağım; araştırmanın yapıldığı tarih, komisyonun raporunu sunduğu tarih 2010 ile 2014'ü karşılaştıracağım. Sunulan tabloda, sokakta çalışma oranı 2010 yılında 2.768'ken 2014 yılında sayı 3.267 olmuş. Suça sürüklenme 2010 yılında 83.393'ken 2014 yılında sayı 117.486'ya yükselmiş. Mağdur çocukların sayısı 2010 yılında 76.428'ken 2014 yılındaki rakam 131.172 olmuş. Bu, Bakanlığınızın verdiği bilgidir.

TÜİK'in verdiği bilgileri size açıklayacak maalesef zamanım kalmadı. Suça itilen, terör için kullanılan çocukların sorunlarıyla ilgili açıklama yapmak istiyordum, maalesef onlarla ilgili de zamanım kalmadı, keşke onlara da değinebilseydim. Ancak şuna özellikle değinmek istiyorum: 2013 yılında Millî Eğitim Bakanlığının verilerine göre 174.625 öğrenci ilköğretim kurumlarını ve ortaöğretim kurumlarını terk etmiş. 2014 yılında bu kurumlarda 234.932 öğrenci okulu terk ettiğine göre bu çocukların cinsiyetle ilgileri nedir? Neden terk etmiştir? Tacize uğrayan mı vardır? Bundan sonra çocuk gelin mi olmuşlardır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DENİZ DEPBOYLU (Devamla) - Bunların bir araştırması yok. Bunları da özellikle Bakanlığınızdan rica ediyorum.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (MHP, CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Depboylu.

Öneri üzerinde, aleyhte olmak üzere son söz Tekirdağ Milletvekili Ayşe Doğan'a aittir.

Buyurun Sayın Doğan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYŞE DOĞAN (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgiyle selamlıyorum.

İnsan toplumlarındaki en önemli değerlerden biri çocuklarımızdır. Çocuklarımız geleceğimizin teminatı ve toplumun devamının garantisidir. Çocukların ve ergenlik dönemindeki gençlerin istismar ve taciz edilmelerinin etkileri tüm hayatları boyunca aşılamaz sonuçlar oluşturmaktadır. Ayrıca biz, bu çocuklarımızı istismar edenleri kınıyoruz ve bu konuda taviz vermedik AK PARTİ Grubu olarak, asla da taviz vermeyeceğiz, bunu da bildirmek isterim.

Evet, istismar ve taciz vakaları adliyeye yansımadıysa aileler cumhuriyet başsavcılığına başvurabiliyor. Adliyeye bildirilmişse, bu kişiler hakkında, çocukla ilgili uzmanlar tarafından sosyal inceleme raporu hazırlanıyor. Çocuğun yüksek yararına uygun olarak 5395 sayılı Kanun'un öngördüğü tedbir kararı talep ediliyor. Bu karar doğrultusunda, Bakanlık bünyesinde ihtisaslaşmış destek merkezleri bünyesinde bakım ve rehabilitasyonları

21

sağlanıyor. Başta devlet düzeyinde olmak üzere, eğitim, sağlık, hukuk alanlarında çocuklarla ilgili her kurum ve bireyin çocuk istismarı ve ihmaliyle ilgili hassasiyeti, görev bilinci olmalıdır ki, bu bilinç bizlerde üst seviyededir.

Toplumun ve bireylerin güçlendirilmesine çocuklarımızdan başlanmalıdır. Mağdur çocukların bu olayın üstesinden gelmesine yardımcı olmak, çocuğa öz saygısını ve kendine güvenini tekrar kazandırmak, onu suçluluk duygularından arındırmak bizlerin elindedir.

Başvuru merkezleri olarak, Alo 183 hattımız (Aile, Kadın, Çocuk, Özürlü ve Sosyal Hizmet Danışma Hattı): Yedi gün yirmi dört saat boyunca hizmet vermektedir. Şiddete uğradığını düşündüğünüz çocuklar için bildirimde bulunabilirsiniz. Alo 155 Polis: En yakın çocuk birimine başvurabilirsiniz. Çocuk koruma birimi ya da çocuk psikiyatrisi olan hastaneler: Birçok ilde üniversite ya da eğitim hastaneleri bünyesinde bu tür birimler bulunur. Çocuğun ya da gencin bu merkezlerden destek alması sağlanabilmektedir. Şiddet veya istismar durumunda bu merkezlerden sıra beklemeksizin randevu alınabilmektedir.

Tabii, bizler bunu istemiyoruz asla, her zaman, grup olarak da Hükûmet olarak da şiddetle kınıyoruz.

Benim ricam, buradan tüm basına, Meclisimize, sosyal medya ve yazılı, görsellerde paylaşım yaparken herkesin daha duyarlı olması.

Saygılarımı sunuyorum yüce Meclise. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın hatip konuşmasında dedi ki: "Bu tür suçları aileleri şikâyet edebilir." Bu tür suçlar resen soruşturulması gereken suçlardır. Burada hem idari anlamda iktidarı da ilgilendiren bir husus yani sadece savcılığı ilgilendiren bir husus değil ki.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Başka bir mekanizmadan bahsetti orada. Başka bir mekanizmadan bahsediyor. Elbette resen soruşturulacak.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Eğer aynı zamanda bir vakıf suç işleme merkezi hâline gelmişse bu aynı zamanda valilik makamı açısından kapatılma nedeni. Araştırma bu açıdan önemlidir.

Teşekkür ediyorum efendim.

BAŞKAN - Evet, teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

OKTAY VURAL (İzmir) - Kabul edilmiştir Başkan.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Kabul edilmiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) - Kabul edildi. (MHP sıralarından ayakta alkışlar)

BAŞKAN - Kabul edilmemiştir, kabul edilmemiştir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Biz çoğunluktayız efendim, biz çoğunluktayız.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Kabul edildi.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Böyle bir şey olmaz!

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Sayın Başkan…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Tarihe geçeceksiniz!

(CHP, HDP ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Bir saniye…

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Çoğunluktayız Başkan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Bu bir darbedir Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hayır efendim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Bu bir darbedir. Göz var, izan var.

BAŞKAN - Bırakın Allah aşkına!

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Şu anda bile yok.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Tarihe geçeceksiniz!

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Allah Allah ya!

BAŞKAN - İçerideki sayı da var, şey de var.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Devam et Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hesap ettim ben onu, hesap ettim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Bırakın Allah aşkına!

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Neyini hesap ettiniz!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Gelmelerini mi hesap ettiniz?

BAŞKAN - Arkadaşlar…

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Sayın Başkan, bu bir darbedir, bunu yapamazsınız.

BAŞKAN - Ne alakası var Sayın Altay ya!

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ne demek ne alakası var!

BAŞKAN - Ne demek, ne alakası var?

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ne demek? Belli, sayı belli.

BAŞKAN - Tabii, oylamayı yaptık…

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Babanın çiftliği mi burası? Yok işte burada bu insanlar!

BAŞKAN - Nasıl yoktu ya, Allah Allah!

22

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ne demek "Allah Allah" ya!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Sonradan da gelenler oldu, gelenlerle birlikte saydın sen.

BAŞKAN - Hayır, öncesinde de ben tek tek şey yaptım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Böyle şey olmaz Sayın Başkan!

BAŞKAN - Kesinlikle…

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Hayır, ayıp ediyorsunuz.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Kamera kayıtlarını isteyin.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Hâlen bile yok ya.

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubunun… (CHP, HDP ve MHP sıralarından gürültüler)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Sayın Başkan…

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Bir dakika… (CHP ve HDP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

BAŞKAN - …İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır…

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Başkan, yapamazsın böyle bir şey!

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - …okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Bir daha oylat. Yine yok.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Böyle bir şey yok!

BAŞKAN - Sayın Altay, bakın, ben bunu özenle seçtim, özenle yaptım, hiçbir…

ENGİN ALTAY (İstanbul) - 2 tane kâtip var, ne duruyorsunuz orada!

BAŞKAN - İki tarafa da baktım, problem yok.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Muhalefetin sayısı daha fazlaydı.

OKTAY VURAL (İzmir) - Saydık, 32 kişi vardı, ayıp ya!

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Böyle bir şey olur mu!

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Hâlen öyle ya, hâlen öyle ya! Ayıp ya!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Ne alakası var! Hadi 25 kişisiniz; 25, 33, 43 kişisiniz.

BAŞKAN - Sayın Altay, bakın, ben baktım, iki tarafa da, sağa sola da baktım ve burada o çoğunluğu gördüm, ona göre karar verdim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Öyle mi!

BAŞKAN - Evet, bir sıkıntı yok.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - 25, 33, 43 kişi var ya.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) - Yüz ifaden bile öyle söylemiyor.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - El insaf ya!

BAŞKAN - Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.28

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.40

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER : Özcan PURÇU (İzmir), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

------0-----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60'ıncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım. (CHP, HDP ve MHP sıralarından gürültüler)

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Sayın Başkan…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Sayın Başkan, MHP'nin önerisiyle ilgili durum netleşmedi.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Bir saniye, tek tek söz vereyim.

Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan, bizim önerimizle ilgili burada Divanda bulunan Kâtip Üyelerin de… En aşağı yarısının… Biz de saydık, 32 kişi vardı.

Bakın, Sayın Başkan, istirham ediyorum; şu tablo şunu ortaya koyuyor: Adalet ve Kalkınma Partisine mensup milletvekilleri dahi böyle bir öneriye "hayır" demek istemiyorlar. Dolayısıyla, bakın, bu konuda şu tablo bile, biraz önceki tablo bile bunu ortaya koyuyor. Meclis Başkanlığının bu konuya alet olmaması ve bu konuda Türkiye Büyük Millet Meclisine yönelebilecek eleştirileri dikkate almak ve itibarınızı korumak açısından bu konuda araştırma önergesinin kabulüne ilişkin irade beyanının yapılması gerektiği gayet açık ve net. Milletvekillerinin iradesi belli olmuştur, bunu siz, zatıaliniz değiştiremezsiniz efendim, değiştirmeniz mümkün değil.

BAŞKAN - Sayın Vural, ben değiştirmiyorum, ben gördüğümü söyledim, gerçekten gördüğümü söyledim. Bakın…(CHP, HDP ve MHP sıralarından gürültüler)

23

OKTAY VURAL (İzmir) - Efendim, sizin gördüğünüz değil, Divan kâtipleri var. Biz bu konuda, bununla ilgili… Kaç kişi vardı gördüğünüz söyleyin, kaç kişi vardı?

BAŞKAN - Bakın, Sayın Vural, birincisi şu…

OKTAY VURAL (İzmir) - Ben size söyleyeyim, 32 kişi vardı.

BAŞKAN - Bir saniye… Bir defa, siz toplu bir hâlde olduğunuza göre, kalabalık addediyorsunuz. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunda dağınık sayıda oturan arkadaşlarımız var, bu bir.

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Bula bula bunu mu buldun? Bula bula bunu mu buldun? Ayıp be!

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Herkes el kaldırmadı.

BAŞKAN - İkincisi…

OKTAY VURAL (İzmir) - Ben size "32 kişi vardı." diyorum.

BAŞKAN - Bir saniye, ben bitireyim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Ayıp, ayıp!

BAŞKAN - İkincisi, "Kabul edenler…" dediğimizde Milliyetçi Hareket Partisi tamamen kaldırdı.

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Hepsi kaldırdı.

BAŞKAN - "Tamamen kaldırdı." diyorum.

Ama Halkların Demokratik Partisi ve CHP'den de kaldırmayan çok sayıda, daha fazla sayıda milletvekili var. (CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar; HDP ve MHP sıralarından gürültüler)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Hayır canım, ne alakası var ya! Böyle bir iftira atmayın.

BAŞKAN - "Kabul etmeyenler…" dediğimizde oradaki çoğunluk çok daha fazlaydı.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Biz de kaldırdık… (CHP, HDP ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Daha sonra uyanarak hepiniz birden ayağa kalktınız ve ben "Kabul edilmemiştir." dedikten sonra bu oldu.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Kesinlikle bu söylediğiniz beyanat doğru değil.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Hayır, ne alakası var!

BAŞKAN - Evet, aynen böyle.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Hayır, hayır…

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan, bakın, herkesin hassas olduğu, milletimizin her evladının hassas olduğu bir konuda böyle tereddütlerle götürmek doğru değil. Bakın, yanlış olur bu. Bu konuda "Ben saydım, 32 kişi vardı." diyorum. Hatta arkadaşlarımıza dedim ki: Burada olalım. "32 kişi olduğunu saydım." diyorum. Sizden istirhamım, madem öyle diyorsanız, kaç kişi vardı?

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Sizde kaç kişi vardı ya?

BAŞKAN - Sayın Vural, sizde kaç kişi oy kullandı? CHP'de, HDP'de kaç kişi oy kullandı kabul yolunda?

OKTAY VURAL (İzmir) - Efendim, ben…

BAŞKAN - Bakın, sayının olması bir tarafa, sayının olmasından ziyade de "Kabul edenler…" derken kaç kişi buna katıldı? Kaç kişi katıldı HDP'den, CHP'den? (MHP, HDP ve CHP sıralarından gürültüler)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Herkes kaldırdı.

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Hepsi el kaldırdı, ayıp ya!

OKTAY VURAL (İzmir) - Bizim bu irademizle ilgili beyanda bulunduk.

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Hepsi el kaldırdı, ayıp ya!

OKTAY VURAL (İzmir) - Bakın, bu yanlış oluyor. Bakın, Sayın Başkan… (MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Bir saniye arkadaşlar, bir saniye, sakin olun.

OKTAY VURAL (İzmir) - Size bu eleştirileri yöneltmem bile size haksızlık olur.

BAŞKAN - Kesinlikle haksızlık olur, kesinlikle.

OKTAY VURAL (İzmir) - Böyle bir konuda üstünü örtmek gayreti içerisinde olmadığınız kanaatindeyim.

BAŞKAN - Eyvallah.

OKTAY VURAL (İzmir) - Bu durumda yapacağınız iş, o iradeyi, tecelli etmiş irade olarak…

GARO PAYLAN (İstanbul) - İradeyi tescil edin.

OKTAY VURAL (İzmir) - …Meclisin iradesi olarak bu olay başta olmak üzere, çocuklara yönelik cinsel istismarla ilgili bir araştırma komisyonu kuralım. Ne olacak canım, ne olacak yani?

BAŞKAN - O, grupların bileceği bir konu. Ona ben…

OKTAY VURAL (İzmir) - Efendim, kabul edildi zaten, gruplarla ilgili değil, kabul

24

edilmiş.

Bu tutumunuz gerçekten itibarımızı zedeliyor, herkesin itibarını zedeliyor. Onun için, istirham ediyorum, "Ben böyle gördüm." demekle olmaz. Burada açık seçik basının çektiği fotoğraflar var. Bizi millet izliyor.

KAMİL AYDIN (Erzurum) - Kameralar var.

OKTAY VURAL (İzmir) - Kameralar var.

BAŞKAN - Eyvallah.

OKTAY VURAL (İzmir) - Bunu alırsınız incelersiniz, buna göre delilinizi ortaya koyarsınız ama yanınızdaki kâtip üye ne dedi, size soruyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Sordunuz mu?

OKTAY VURAL (İzmir) - Sorun bakalım, ne dedi?

GARO PAYLAN (İstanbul) - Sorun.

ALİ ŞEKER (İstanbul) - Sorun.

BAŞKAN - Ben iki tarafa da baktım…

GARO PAYLAN (İstanbul) - Sorun.

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Sorun, ne dedi?

OKTAY VURAL (İzmir) - Ne dedi efendim, ne dedi?

BAŞKAN - Bir sıkıntı çıkmadı, bir şey söylenmedi.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan, ne dedi?

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) - Nasıl söylenmedi?

BAŞKAN - Bana hiçbir şey söylenmedi.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Orada arkadaşımız söyledi.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Bakın, kâtip üyeler arasında anlaşmazlık varsa ne yapmanız gerekiyor?

BAŞKAN - Anlaşmazlık olmadı ki, olsaydı ben elektronik yapardım, bunu…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Ama, orada bir şey var, onu çözemiyor.

BAŞKAN - Ve elektronik olsaydı da bir sıkıntı olmadığı ortaya çıkardı.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Muhalefetin oylarının daha fazla olduğunu söylemiş size.

OKTAY VURAL (İzmir) - Kâtip üye ne diyor?

BAŞKAN - Buyurun siz…

OKTAY VURAL (İzmir) - Ne dedi size?

BAŞKAN - Bana ne dedi?

OKTAY VURAL (İzmir) - Ne dedi?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Siz niye AKP'nin kâtip üyesine göre davranıyorsunuz?

BAŞKAN - Ben baktım, bir sordum, bir şey söylemedi bana. (CHP, HDP ve MHP sıralarından gürültüler)

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) - Aaa! "Söylemedi." diyor ya!

KÂTİP ÜYE ÖZCAN PURÇU (İzmir) - Başkanım...

BAŞKAN - Bir saniye, ben hepsini dinleyeyim.

OKTAY VURAL (İzmir) - Bir dakika efendim... Bir dakika...

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Kâtip üyenin kendisi söylesin.

KÂTİP ÜYE ÖZCAN PURÇU (İzmir) - Sevgili arkadaşlar, biz burada yemin ettik. Bu kürsü de tarafsız bir kürsüdür. Ben her şeyimin üstüne yemin ederim, muhalefet tarafı daha kalabalıktı. (CHP, HDP ve MHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) - Gördünüz mü?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Kalabalık değildi canım, nerede kalabalık!

BAŞKAN - Bir saniye… Peki, şunu soralım… Bakın…

Bir defa, böyle bir açıklama yapma hakkın yok; bir. İkincisi… (CHP, HDP ve MHP sıralarından "Aaa!" sesleri, sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

Bir saniye… Bir saniye… Bir saniye…

MEHMET METİNER (İstanbul) - Devam et Ahmet.

BAŞKAN - Peki, kabul edenler ile kabul etmeyenlere Allah için ne dersin?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Evet...

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık varsa elektronik yapacaksın.

BAŞKAN - Bir saniye… Bir saniye… Bir saniye…

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Elektronik yapın.

BAŞKAN - Kabul edenler ile kabul etmeyenler, oylama yapıldığında... (CHP, HDP ve MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) - Efendim, siz kâtip üyelere sormadınız ki.

BAŞKAN - Bir saniye... Bir saniye... Bir saniye...

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) - Bir yiğitlik yapın, ne var yani.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Siz saymıyorsunuz ki.

KÂTİP ÜYE ÖZCAN PURÇU (İzmir) - Sayın Başkanım, ben bu Parlamentoya

25

geldiğimde yemin ettim, hiç kimseyi ayırt etmeksizin, en yakınım dahi olsa, en uzağımdaki dahi olsa, hangi partiden olursa olsun ben burada tarafsızlığımı en iyi şekilde korumaya çalışıyorum, Allah'a ilk hesabım da o olsun. Tekrar ediyorum: Muhalefet tarafı daha kalabalıktı.

BAŞKAN - Kabul edenler…

KÂTİP ÜYE ÖZCAN PURÇU (İzmir) - Sayıyı görmedim.

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) - Gördünüz mü!

BAŞKAN - Bak, bak, bir saniye... Sayıyı görmedi.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Siz gördünüz mü?

KÂTİP ÜYE ÖZCAN PURÇU (İzmir) - Sayıyı net olarak tahmin etmiyorum.

BAŞKAN - Bakın… (CHP, HDP ve MHP sıralarından gürültüler)

KÂTİP ÜYE ÖZCAN PURÇU (İzmir) - Tahmin edemiyorum ama... Sayıyı net olarak tahmin edemiyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Ahmet Bey, Meclisi ne duruma düşürüyorsunuz ya!

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Diğer kâtip üyeye sorun.

MEHMET GÜNAL (Antalya) - İlk defa böyle bir şey yaşanıyor. Ayıp ya!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Diğer kâtip üyeye sorun sayıyı.

BAŞKAN - Bir saniye... Bir saniye...

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - CHP kaldırmadı, CHP. MHP'ninki kabul ediliyor diye kaldırmadı.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bir saniye... Bir saniye...

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Kaldırmadılar.

KÂTİP ÜYE MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) - Sayın Başkanım...

BAŞKAN - Bir saniye... Bakın, konuşmayın şu anda.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - MHP'nin grup önerisi kabul ediliyor diye hem HDP hem CHP kaldırmadı ellerini. Böyle kaldırmadı.

OKTAY VURAL (İzmir) - Ne diyorsun sen ya!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Kim kaldırmadı? Hepimiz kaldırdık.

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Ayıp ya! Şu Meclisin düştüğü duruma bak!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Hepimiz buradaydık, hepimiz kaldırdık.

BAŞKAN - Bir saniye... Bir saniye...

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Sizin öneriniz kabul edilir diye kaldırmadılar.

BAŞKAN - Şimdi, burada kabul edenler ile kabul etmeyenler arasında sayının çokluğuna göre bu karar verilmiyor mu, el kaldırmaya göre verilmiyor mu?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Hepimiz kaldırdık.

BAŞKAN - Siz kaldırmadınız. Ne zaman ki "Kabul etmeyenler." dedim, kabul etmeyenler çoğunlukta olduktan sonra "Kabul edilmemiştir." deyince ayağa kalktınız.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Hepimiz buradaydık, hepimiz parmak kaldırdık.

Sayın Başkan...

BAŞKAN - Pek çoğunuz... (CHP, HDP ve MHP sıralarından gürültüler)

Bir saniye…

Sayın Kâtip Üye, siz de bir şey söyleyin o zaman.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - HDP kaldırmadı MHP'nin grup önerisine.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Kaldırdığımız elimize nasıl "Kaldırmadınız." diyorsunuz ya? Hangi hakla yani!

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) - Herkes yemin etsin, yemin. Herkes yemin etsin. Allah'tan korkuyorsanız yemin edin.

KÂTİP ÜYE MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; şimdi, Sayın Başkan oylamaya geçti…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Siz miyiz biz kaldırmayacağız?

KÂTİP ÜYE MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) - …burada tabii bir siyasi partinin önerisi oylanıyor diye onlar tamamen el kaldırdılar ama muhalefette ilk sıralarda ilk etapta herhangi bir reaksiyon yok. Acaba iktidardaki şey…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Ya, ilk etabı, son etabı var mı bunun?

KÂTİP ÜYE MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) - Bir susun!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Ya, buradayız biz işte. Biz parmak kaldırdık, bakmıyor musun?

HAMZA DAĞ (İzmir) - Bu ne kardeşim ya!

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Başkan, Meclisi bu hâle düşürdün ya, helal olsun sana ya! Helal olsun ya!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Git, göz muayenesi ol!

HAMZA DAĞ (İzmir) - Ya, dinlesinler.

KÂTİP ÜYE MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) - Sayın milletvekilleri, sözümü tamamlayayım, itibar edip etmemek size ait tamamen.

26

HAMZA DAĞ (İzmir) - Kâtip Üye konuşuyor burada.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) - Yemin et.

BAŞKAN - Bir saniye, müdahale etmeyin.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) - Yemin etsin, yemin.

BAŞKAN - Bir saniye, bir saniye…

OKTAY VURAL (İzmir) - Mücahit Bey'in söylediğini…

KÂTİP ÜYE MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) - Değerli milletvekilleri, Sayın Başkan; şimdi, MHP'nin grup önerisi oylanırken MHP tamamen el kaldırdı…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Biz de kaldırdık ya.

KÂTİP ÜYE MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) - …muhalefet partileri ona bakarken onlar da kaldırmaya başladı…

GARO PAYLAN (İstanbul) - Kaldırdık işte ya.

KÂTİP ÜYE MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) - …ama AK PARTİ Grubu dağınık olduğu için…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Hepsi kaldırdı, değil mi?

KÂTİP ÜYE MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) - AK PARTİ Grubu dağınık olduğu için…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Hepsi kaldırdı.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - 32 kişi 60'dan daha mı çok?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Aferin sana ya! Bravo! Tebrik ediyorum seni!

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Hadi oradan! Kamera görüntülerini çıkaralım.

KÂTİP ÜYE MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) - Arkadaşlar, bu grup önerisi benim gördüğüm kadarıyla reddedildi.

Ben bilgilerinize arz ediyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Sayın Başkan, çıkarın kamera görüntülerini, ben sabah istifa ediyorum.

BAŞKAN - Şimdi, sayın milletvekilleri…

MEHMET GÜNAL (Antalya) - O zaman, çıkarın kamera görüntülerini.

BAŞKAN - Bir saniye arkadaşlar, bir saniye…

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Çıkarın kamera görüntülerini.

BAŞKAN - Bir saniye, bir saniye…

Şimdi, şöyle bir şey var…

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Var mı? Yemin ediyor musun?

BAŞKAN - Bakın, ben kanaatimi söyledim, ben gördüğümü söyledim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Ne gördün ya?

BAŞKAN - Ben gördüğümü söyledim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Ne gördün sen?

BAŞKAN - Eğer bu konuda sizin bir itirazınız, bir ikazınız, benim uygulamama ilişkin bir itirazınız varsa, usul tartışması açısından bir talebiniz varsa…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Ne alakası var ya?

BAŞKAN - …İç Tüzük 13'e göre bunu da yapabiliriz, bunu da tekrarlayabiliriz.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) - Yemin et o zaman.

BAŞKAN - Ama, bakın, şu var: Bu önemli bir mevzu.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) - Sayın Başkan, yemin et, inanacağım.

BAŞKAN - Bakın, bir saniye, bir saniye… Ben bugüne kadar bu Mecliste, bu kürsüde mümkün mertebe tarafsız olmaya, Anayasa'ya, İç Tüzük'e göre bunu yönetmeye çalıştım.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) - Sayın Başkan…

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) - Yapmadın işte.

BAŞKAN - Burada eğer ben siyaset yapmış olsaydım, tarafsız olmasaydım, "Orada bir çoğunluk görmedim." kanaatinde olsaydım, ben burada oylamaya geçmeyip ara da verebilirdim, verebilirdim ben bunu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Verdiniz zaten.

BAŞKAN - Bakın, siyaset yapmış olsaydım…

Lütfen benim gördüğüme itibar edin.

ALİ ŞEKER (İstanbul) - Yazıklar olsun ya!

BAŞKAN - Bu yaptığınız bu kürsüye de bana da bir haksızlıktır. Dolayısıyla, hiçbir değişiklik yoktur diyorum ve bu noktada biz gündeme kaldığımız yerden devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) - Hayır, sen Türk milletine haksızlık yapıyorsun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Baluken, siz de konuşun.

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) - Sen Türk milletine haksızlık yapıyorsun!

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Bir saniye Sayın Akçay, size daha sonra tekrar dönelim.

27

Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Sayın Başkan, Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin oylaması esnasında bizler de iktidar partisi sıralarında oturan milletvekillerini saydık, 40'ın altında milletvekili vardı ve burada, muhalefet sıralarında da 50'nin üzerinde milletvekili oturuyordu.

Şimdi, oylamaya geçtiğiniz anda, siz her iki kâtip üyeden görüş almak zorundasınız. Kâtip üyeler arasında herhangi bir görüş ayrılığı olduğu zaman da İç Tüzük ne yapmanız gerektiği noktasında net tanımlamalarla bazı kriterler koymuş durumda. Siz bütün bu kriterleri hiçe sayarak, İç Tüzük'ün ilgili maddelerini göz önünde bulundurmayarak, muhalefetten, doğru, Başkanlık Divanında oturan Kâtip Üyenin görüşünü göz önünde bulundurmayarak sadece AKP Grubunun, iktidar partisinin Genel Kurulda olan milletvekillerinin kullanmış olduğu oy doğrultusunda bir siyasi tavır sergilediniz. Bu hem İç Tüzük'e hem Anayasa'ya hem de sizin tarafsızlığınıza aykırı bir durum yaratıyor. Dolayısıyla, burada yapılması gereken şey kamera görüntülerinin incelenmesi ve…

MEHMET METİNER (İstanbul) - Meclisi kapatalım gitsin ya!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - …bu konuda ortaya çıkan Genel Kurul iradesinin net olarak tespitiyle ilgili bir sürecin açığa çıkarılmasıdır.

MEHMET METİNER (İstanbul) - Grup ağaları saatlerce konuşuyor ya!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Şimdi, oylama sırasında burada olmayan iktidar partisi milletvekillerinin oylama bittikten sonra buraya gelip gürültü çıkararak o esnadaki Genel Kurul iradesini…

MEHMET METİNER (İstanbul) - Gürültücü sizsiniz ya!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - …hiçe sayma anlayışını asla kabul etmemiz mümkün değil.

Bizim açımızdan, Sayın Başkan, toplumun vicdanını kanatan, burada bulunan tüm milletvekillerinin -en azından muhalefet açısından söylüyorum- vicdanını yaralayan bir hususla ilgili Başkanlık Divanı olarak siz taraflı davranarak zan altına girmeyin. Vicdanınızın sesini dinleyin. Genel Kurul iradesi ne demişse o doğrultuda, o Genel Kurul iradesi doğrultusunda bu grup önerisinin oylamasını tutanaklara geçirin. Bu bir zorunluluktur.

BAŞKAN - Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, insanız, beşer şaşar, siz de Divan da hata yapabilir, biz de yerimizden değişik görmüş olabiliriz.

Beni dinlerseniz konuşacağım Başkan, meramımı size anlatıyorum çünkü.

BAŞKAN - Buyurun, dinliyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Dolayısıyla, insan kaynaklı maddi hatalar, sayma, şu bu, bunlar olabilir. Benim asıl canımı sıkan şudur: Bu oylamadan, sizin yapmış olduğunuz, MHP grup önerisiyle ilgili oylamadan sonra, 3 siyasi partinin grup başkan vekili ayağa kalkmış, bir itiraz noktasındayken, bizi yok hükmünde sayıp işlem yapmaya devam etmeniz bizi incitmiş ve üzmüştür Sayın Başkan, önce onu bir söyleyeyim.

Şimdi, kâtip üyeler ayrı ayrı, görüşlerini -bu da on dört senedir ilk defa oluyor burada- kürsüden beyan ettiler. Şimdi, elbette kâtip üyelerin menşesi, bulundukları siyasi partiye dayalı olarak o partilerin istemlerine göre bir parça toleranslı konuşmaları, evet, yemin ettiler ama bu çok karşılaştığımız bir durumdur ama ben sizden en azından şunu yapmanızı beklerdim: İkinci defa açtığınızda İç Tüzük'ün 13'üncü maddesini işletmenizi beklerdim bizim talebimize gerek kalmadan. Burada biz bostan korkuluğu değiliz, raf elması da değiliz. 3 siyasi partinin grup başkan vekili bir konuda müttefik olmuşsak burada bir sorun vardır; kolay kolay müttefik olamıyoruz zaten. Dolayısıyla, bunu göz ardı etmenizi yadırgadım, takdiri makamınıza bırakıyorum.

Arz ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Altay.

Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) - İç Tüzük 13'e göre usul tartışması istiyoruz.

BAŞKAN - Evet yani şu var: Dilerseniz usul tartışmasıyla da İç Tüzük 13'ü… Onu ben teklif ettim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Siz teklif ettiniz.

BAŞKAN - Ben teklif ettim.

İsterseniz de usul tartışması yaparak da şey yaparım çünkü eğer bir ihtilaf varsa, 13'e göre usul tartışması dâhil…

Çünkü, aslında, bir de kâtip üyelerin konuşması benim rızamla olmadı. Sağ taraftaki Kâtip Üye direkt topa girdi, onu da özellikle ifade etmek istiyorum. Yani burada sizin baskınız üzerine özellikle direkt topa girdi, girmemesi gerekirdi, girdi; konuşunca öteki de konuştu. Bunu düzeltmemiz gerekiyor. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Sen top yokken gol yiyorsun be, topsuz gol yiyorsun.

BAŞKAN - İkincisi, eğer bir ihtilaf varsa oylamayı direkt tekrar da edebiliriz ama 13'e

28

göre usul tartışması da açabiliriz.

Buyurun, evet, lehte…

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Lehte…

BAŞKAN - …Sayın Akçay.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Lehte.

BAŞKAN - Lehte Ramazan Can.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Aleyhte.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Aleyhte Meral Danış Beştaş.

BAŞKAN - Aleyhte Meral Danış Beştaş.

Aleyhte, Sayın Altay, siz mi?

ENGİN ALTAY (İstanbul) - "Aleyhte" dedim ben.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük 13'e göre usul tartışmasını açıyorum.

Lehte ilk söz, Manisa Milletvekili Erkan Akçay'a aittir.

Buyurun Sayın Akçay.

Üç dakikadır süreniz.

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Meclis ne hâle geldi be!

VII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın'ın MHP grup önerisinin oylamasının İç Tüzük hükümlerine uygun yapılıp yapılmadığı hakkında

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, Sayın Başkan, aslında bir ihtilaf yok, olay son derece açık ve netken sonradan ihtilaflı hâle getirdiniz. Eğer ihtilaflı hâle gelmişse, bu kameralar boşuna çalışmıyor, çok açık ve net bir şekilde durum tespiti yapabilirsiniz. Öncelikle bunu öneriyorum.

İkincisi, Kâtip Üye arkadaşlarımızı da dinledik. Açık bir tereddüt de var. Özellikle Sayın Purçu'nun hiçbir tereddüdü yok. Diğer Kâtip Üye arkadaşımız da son derece muğlak konuştu; kararlı bir şekilde, net ortaya koymadı ama Sayın Purçu yemin ederek birkaç defa ısrarla ifade etti. E, sonra, hepimizde göz var, izan var, bir de objektif olma gibi bir durumumuz var. İlk defa oylama yapılıyor, ret veya kabuller oluyor değil ama objektif olmamız ve mutlaka doğruyu tespit etmemiz gerekiyor.

Bir de görüştüğümüz grup önerisi fevkalade önemli. Yani ben yürekten inanıyorum ki Adalet ve Kalkınma Partisi Grubundan yüzde 80, yüzde 90'a varan arkadaşlarımız… Kesinlikle bu konuda bir genel kapsamlı -hatta AKP adına konuşan sayın konuşmacının da ifade ettiği üzere- konuyu bütüncül bir yaklaşımla, bir araştırma komisyonu marifetiyle ele almakta büyük fayda var. Yani, bu inattan bir murat çıkmaz. Boşuna da inat etmesin arkadaşlarımız ve Sayın Başkan siz de. Bu konuyu uhuletle çözelim. Genel Kurulun genelinde böyle bir teamül de oluştuğu kanaatindeyim ve bunu kameraları da izledikten sonra kabul etmeniz daha doğru olacaktır. Ondan sonra da yine gruplar olarak mutlaka ben bir ortak çözüm bulacağımız kanaatindeyim. Ve bütün arkadaşlardan istirhamım da hadiseyi germeden, bir inada da bindirmeden bu işi götürmemiz lazım.

Şimdi, biraz evvel dikkat ettim Sayın Başkan, laf atan arkadaşların çoğu biraz evvelki tartışmalarda Genel Kurulda olmayan arkadaşlar yani hadiseye de çok da vâkıf değiller. Ben daha çok grup başkan vekillerini izleyerek eğilim ve tepkilerini ona göre belirlemelerinde fayda görüyorum, tavsiye ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Aleyhte, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş.

Buyurun Sayın Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; doğrusu çok önemli bir gündemi konuşuyoruz ama Meclisin içinde bulunduğu durum ve yaptığımız usul tartışması daha da vahim bir boyuta doğru gidiyor. Açıkça, hepimizin gözleri önünde, oy verdiğimiz bir önerge ve sayının 32 olduğu bizzat Kâtip tarafından tespit edilen bir ortamda, Meclis Başkan Vekili bu önergenin kabul edilmediğine kendi sübjektif, kişisel ve siyasi düşüncesine göre karar verdim diyor. Bunu asla kabul edemeyiz, etmiyoruz.

Öncelikle, tartıştığımız konu çocukların cinsel istismarı meselesi. Karaman'da çocuklara yönelik korkunç derecede boyutlara varan bir cinsel istismar ve bu maalesef Türkiye'de ilk değil. Daha önce Pozantı'da, Şakran'da, Antalya'da ve daha birçok cezaevinde ve farklı kurumlarda çocuklara yönelik cinsel istismar ve tecavüz davaları Türkiye'de tartışıldı ve bu utanç hâlâ Türkiye açısından devam ediyor. Çünkü, maalesef Şakran'da, Antalya'da ve özellikle Pozantı'da bir çocuğun uğradığı tecavüz sebebiyle intihar ettiğini de buradan bir kez daha söyleyeyim. Orada da bu tecavüz ve taciz edenleri, istismarda bulunanları yargılamayanları, çocukların bunları ifade ettiği için, o yetkilileri deşifre ettiği için sonradan soruşturulduğunu, yargılandıklarını ve birinin intihar ettiğini hatırlamamız

29

lazım. Dün, Sayın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanının açıklaması zaten Türkiye'de korkunç bir tepkiyle karşılandı. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı çocukları korumak yerine Ensar Vakfı güzellemeleri yaptı. Ensar Vakfını korumak ve kollamak onun görevi değil. Neyi koruyor? Niçin koruyor? Çocukların cinsel istismara uğradığı bu kadar alenen ayyuka çıkmışken, ortadayken o Bakanın görevi o çocukları korumaktır ama iktidar maalesef çevre katliamını Çevre Bakanına; çocuk ve kadın cinayetlerini, istismarı ve tecavüzü Aile ve Sosyal Politikalar Bakanına savundurtarak bu işe bir meşruiyet sağlıyor.

Şu anda süre bitmek üzere, şunu soruyorum: Sayın milletvekilleri, gerçekten hangi önergeyi reddediyorsunuz?

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - MHP'nin önergesini.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Niye reddediyorsunuz? Niçin reddediyorsunuz? Yani, çocukların cinsel istismara uğradığı meselesi yargı önünde tartışılacak, soruşturulacak, kovuşturulacak. Peki, biz Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, milletvekilleri ve halkın iradesi olarak "Buna niye karşı çıkıyor Hükûmet?" bunu anlamak istiyoruz. Eğer gerçekten AKP Grubu bu Meclis araştırması önergesini başını dik tutarak reddedebiliyorsa bu utanç size yeter. Neyi reddediyorsunuz yani? Biz diyoruz ki: "Mecliste bir önerge verdik, diğer partiler de vermiş, bunu Meclis olarak kuralım, götürelim, araştıralım, neyse bunu kamuoyuyla paylaşalım ve çocukların üstün yararını koruyalım."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - 2 kadın milletvekili konuşmacı arkadaşımız çıktı, toplamda on dakika konuşamadı. Yani böyle bir şey yok. AKP Grubu bu utançtan kurtulmak istiyorsa tecavüzcüleri korumaktan vazgeçsin; gelsin birlikte araştıralım. (HDP sıralarından alkışlar)

AHMET BERAT ÇONKAR (İstanbul) - Ne alakası var ya?

BAŞKAN - Lehte ikinci söz Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can'a aittir.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Ben konuşacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Turan, buyurun.

Çanakkale Milletvekili Sayın Bülent Turan, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle bir karineyi ifade etmek istiyorum, altını çizmek istiyorum. Tartıştığımız konu çok hassas bir konu, dilimizi çok daha dikkatli kullanmamız lazım. Bu çocuklar bizim de çocuklarımız olabilirdi. Bu çocukların aileleri var, kendileri var, o yüzden herhangi bir siyasi konuyu konuşmuyoruz, herhangi bir siyasi polemikten bahsetmiyoruz, çok da hassas olmaya herkesi davet ediyorum; birincisi bu.

İkincisi, bizim reddettiğimiz, çocukların mağduriyetinin incelenmesi filan değil, bir başka meseledir.

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) - Nedir?

BÜLENT TURAN (Devamla) - Şudur, söyleyeyim size: İngilizce bilmeyen vekillerinizin son üç dört günden beri konuyla ilgili sürekli İngilizce "tweet"ler atarak Türkiye'yi şikâyet etmeye başlayan, otuz yedi yıllık bir vakfı harap etmek için çok büyük mesai harcayan, şahsi suçların… (CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) - Ayıp! Ayıp! Ayıp!

BÜLENT TURAN (Devamla) - İşte, hâliniz bu işte, hâliniz bu işte hâliniz, samimiyetiniz bu işte.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) - Utanmıyor musun sen, ne İngilizcesi, Türkçe, Türkçe, ne İngilizcesi?

BÜLENT TURAN (Devamla) - Eğer suçların şahsiliği ilkesini göz ardı ederseniz, partilerin içerisinde de yanlış yapanlar vardır, beni polemiğe itmeyin, bak söylüyorum.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) - Bırak Allah aşkına ya, böyle bir savunma mı olur?

BARIŞ KARADENİZ (Sinop) - Çocukları savun.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Çocukların üzerinden bu tarz agresif, gergin tavır size yakışmıyor, onu söyleyeyim önce. Masaya vuranlarla filan işim yok.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) - Kardeşim, bırak agresifi, gece yarısı gelip çocuğun üstüne çıkıyor adam ya, ne konuşuyorsun?

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen, istirham ediyorum.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bir daha söylüyorum: Mesele samimiyse, mesele gerçekten üzüm yemekse… Ya, niye bağırıyorsun?

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) - Niye bağırmayayım kardeşim? Gece yarısı çocuğun ırzına geçen bir adamı savunuyorsun ya!

BÜLENT TURAN (Devamla) - Söylüyorum bak, konuşayım, sürem az.

BAŞKAN - Sayın Bozkurt, Sayın Bozkurt, lütfen ama, dinleyelim.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Diyorum ki, 4 parti bir araya gelsin, 2 partimiz…

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) - Okudun mu o ifadeleri?

30

BÜLENT TURAN (Devamla) - Sayın Engin Altay, müdahale eder misiniz.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) - Hadi canım sen de!

BÜLENT TURAN (Devamla) - Burası dağ başı mı, ne bağırıyorsun? Bir dakika dur ya, bir dakika, konuşuyorum.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) - Burası tecavüzcüyü savunma yeri değil.

BAŞKAN - Sayın Bozkurt, bakın, hoş olmuyor, lütfen birbirimizi dinleyelim, katılmasak da dinleyelim.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Arkadaşlar, samimiyseniz, 2 parti grup önerisini çeksinler, 4 parti bir araya gelsin, ortak, makul, sağduyulu bir önergeyle yarın konuyu buraya getirelim; bu kadar net, söylüyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) - Ya, gördün, böyle getiririz adamı.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Evet, samimiyseniz, ilkeliyseniz yarın 4 parti bir araya gelsin, hep beraber Genel Kurulda bunu bir günde oylayalım, konuyu araştıralım. Bu kadar net.

OKTAY VURAL (İzmir) - Ya, bugün, bugün.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Bugün niye oylamıyoruz? Ne engel? Bugün onay verin.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Ama şu bağırmalarla, bu polemiklerle, suçların şahsiliği prensibini haleldar eden bir anlayışla sonuç alınmaz.

OKTAY VURAL (İzmir) - Hani yanlıştı?

MEHMET METİNER (İstanbul) - Ensar Vakfıyla hesaplaşılmak isteniyor ya…

BÜLENT TURAN (Devamla) - Söylediğimiz ikiyüzlülük, samimiyetsizlik, bundan bahsediyorum değerli arkadaşlar. Bir daha diyorum: Bir adam suç işledi diye o kurum lanetlenecekse ağzımı açtırmayın, ağzımı açtırmayın! (CHP sıralarından gürültüler)

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) - Aç şu ağzını, aç!

BÜLENT TURAN (Devamla) - O yüzden, bir daha söylüyorum değerli arkadaşlar, ısrarla söylüyorum: Çocuklarla ilgili hassasiyetimiz had safhada. Otuz yedi yıllık bir kurumun da üzerinde olup olmadığı belli olmayan…

OKTAY VURAL (İzmir) - Ya, bu kadar çırpınmanız niyeymiş; gerek yok, öyle mi?

BÜLENT TURAN (Devamla) - "Bizim üyemiz değil." diyor, "Müdahil olduk." diyor, "Davayı takip edeceğiz." diyor vakıf, buna rağmen hesapsız saldırmayı doğru bulmuyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Kesinlikle sizin kanaatiniz değişmemiştir Ahmet Bey, biz biliyoruz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Akçay.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Konuşturmadınız, söyleyeceğim çok şey vardı. Bu mu sizin demokratlığınız! Ne oluyor!

LALE KARABIYIK (Bursa) - Ne söyleyecektiniz? Niye reddediyorsunuz?

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) - Ben dün Karaman'dan geldim…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Ayıp, ayıp!

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) - Ayıp olan seninki.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Sayın Akçay'a söz verdim, lütfen…

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) - Çıkıp burada tecavüzü savunuyorsun, tecavüzü savunma.

MEHMET METİNER (İstanbul) - Otur yerine ya!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Ayıp, yaşına bak başına bak…

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) - Haydi canım sen de! Sen kendi yaşına bak! Dünkü çocuk kalkmış bize bilmem ne öğretecek!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - "Araştıralım." diyorum.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) - Haydi canım sen de! Araştırma, araştırma; "Araştıralım." deniliyor.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Senin derdin başka, derdin başka senin.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) - Ya, bırak Allah aşkına ya, şu konuyu konuşmayın, hakikaten çok ayıp!

BAŞKAN - Sayın Bozkurt, Sayın Bozkurt…

Sayın Akçay, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

6.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay'ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan'ın usul görüşmesiyle ilgili yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan, Sayın Bülent Turan'ın konuşmasını baştan sona dinledik. Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu bu Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergenin veriliş tarihi 17 Şubattır ve "çocuk istismarı" başlığı altında verilmiştir ve AKP sözcülerinin kendilerinin de biraz evvel ifade ettiği gibi, bütüncül bir yaklaşımla ele alınmıştır. Burada herhangi bir kurumu, vakfı, derneği veya bir siyasi partiyi hedef alan herhangi bir hadise zaten yoktur. Tarih 17 Şubat, bahse konu olay daha sonradır.

31

Dolayısıyla, bunu da içine alacak şekilde, hep beraber, Sayın Turan da böyle bir irade ihdas ettiğine göre…

OKTAY VURAL (İzmir) - İmzalayalım, Engin Bey, şimdi yapalım, Danışma Kurulu da yapalım, şimdi imzalayalım ve açalım. Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - …şimdi imzalanabilir. Şimdi, bu işin şanı bütün Meclisimize ait olsun, size de, hepimize de.

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Akçay.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan, on dakika ara verin, hemen bu önergeyi hazırlayalım, Danışma Kurulu da yapalım ve araştırma komisyonu da kuralım. Hadi! Hadi bakalım!

BAŞKAN - Siz onu sonradan hazırlayabilirsiniz, bu arada yine hazırlayabilirsiniz, ara vermeye gerek yok. Ben, şimdi…

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan, beş dakika ara verelim.

BAŞKAN - Bakın, bu tartışmayı bir bitirelim.

Sayın Altay'a söz vermiştim ben, son söz, aleyhte.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Sayın Başkan, birkaç cümle bir şey ifade edelim isterseniz. İç Tüzük 60'a göre Sayın Grup Başkan Vekili önemli bir husus dile getirdi kürsüden.

BAŞKAN - Bakın, bir işleme başladık, işlemi bitirelim, yine size söz veririz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Sayın Başkan, İç Tüzük 60'a göre, Milliyetçi Hareket Partisinin Grup Başkan Vekili de, AKP Grup Başkan Vekilinin değerlendirmesi üzerine önemli şeyler söyledi.

BAŞKAN - Tamam, ben "söylemeyin" demiyorum size…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Bu konuda diğer siyasi partilerin de görüşlerini alırsanız…

BAŞKAN - Eyvallah.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - …ortak bir kanaatin çıkma ihtimali yüksek gibi görünüyor.

BAŞKAN - Tamam, evet.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - O nedenle, sizden ricamız, İç Tüzük 60'a göre kısa bir söz verin bize de, biz de görüşlerimizi dile getirelim, ona göre sizin yaşamış olduğunuz sıkıntının da ortadan kalkma durumu ortaya çıkabilir.

BAŞKAN - Şimdi, bir defa, yaşadığım sıkıntı ayrı bir hadise, onunla ilgili değerlendirmeyi yaparız. Ben size de bir dakikalık bir süre vereyim, siz de ne izah edecekseniz, buyurun, yerinizden…

Sayın Altay, bir saniye…

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Usulü tartışmayı bitirelim Sayın Başkanım.

7.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken'in, çocuk istismarıyla ilgili bir komisyon kurulması kararının 4 siyasi partinin ortak iradesiyle hemen alınabileceğine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, demin de ifade ettik, bütün toplumun vicdanını kanatan, buradaki 550 milletvekilinden hiçbirinin kabul edemeyeceği çok önemli bir sorunla ilgili siyasi parti gruplarının vermiş olduğu grup önerileri görüşülüyor. Demin ortaya çıkan oylamada, Genel Kurul iradesi, deyim yerindeyse gasbedildikten sonra, şimdi çözüme dair önemli bir zemin ortaya çıktı. Yani bu konuda Milliyetçi Hareket Partisinin verdiği grup önerisi dışında, partimizin verdiği grup önerisi de aynı konuyu içeriyor. AKP Grup Başkan Vekilinin de bu konuda ortaya çıkan kamuoyu baskısıyla, muhtemelen kendi yetkili parti organlarıyla da yapmış olduğu görüşmelerden sonra bu konuda onay verebileceklerine dair kürsüden ifade etmiş olduğu irade son derece önemlidir. Yarını beklemeye gerek yok, bugün, hemen, dört siyasi parti olarak, hızla bir araya gelip, bu konuda kamuoyu vicdanını tatmin edecek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Hemen toparlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Toparlayın hemen lütfen.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Danışma kurulları var. Danışma kurullarında bu görüşülür. Önceden, bunu düzgün bir şekilde ifade edip getirebilirdiniz.

KAMİL AYDIN (Erzurum) - Ya, sen grup başkan vekili misin?

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Ya, grup başkan vekillerin var, sen bir sus ya!

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Üç gün geliyorsun, bir de beş saatlik konuşuyorsun, bir dur!

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Ne diyorsun sen ya?

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Dur bir, bir otur, bir sakin ol.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Çocukların cinsel istismarıyla ilgili, herhangi bir milletvekilinin kabul edemeyeceği bu konuyla ilgili olarak, Sayın Başkan, bir ara vermeniz durumunda dört siyasi parti grup başkan vekilleri olarak hızla bir çalışma yapıp bugün bir

32

komisyonun kurulması kararını bu Meclisten alabiliriz. Bu kadar önemli ve hayati bir konuda bu Meclis bugün yaptığı tartışmalardan sonra bir komisyon kuramayacak şekilde kapanırsa bu hepimiz açısından utanç verici olur, kabul edilemez olur. O nedenle, yarını beklemeden, hep beraber ortak bir iradeyle bir komisyon kurulması için gerekli çabayı ortaya koyalım diyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - O niyette olsaydınız zaten…

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan, bu konuşmalardan dolayı bir öneri daha getirmek istiyoruz. Eğer ara verdikten sonra dört grup olarak bir ortak mutabakata varırsak biz de Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu grup önerimizi çekelim ve bu ortak öneriyi hep birlikte kabul edelim.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Zaten kabul edilmedi grup öneriniz; oylandı, kabul edilmedi.

OKTAY VURAL (İzmir) - "Kabul edildi." ne demek ya, Allah'ını seversen? "Edilmiş." diyorsun, öyle mi?

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Kabul edilmedi.

OKTAY VURAL (İzmir) - Niye etmedin, niye? Hangi vakıftasın sen?

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Edilmedi.

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Uymayın ona, o bugün meşhur olmak istiyor, Osman'ın yerine geldi.

KAMİL AYDIN (Erzurum) - Ensarcı mısın sen?

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Akçay.

VII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın'ın MHP grup önerisinin oylamasının İç Tüzük hükümlerine uygun yapılıp yapılmadığı hakkında (Devam)

BAŞKAN - Tutumum aleyhinde son söz Sayın Altay'ın.

Buyurun Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

Üç dakika süre veriyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, on dört senedir bu Parlamentoda görev yapan bir milletvekili olarak en utandığım günü yaşıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (İstanbul) - Biz de utanıyoruz.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Türkiye Büyük Millet Meclisinin içine düştüğü şu hâl bize yakışmaz değerli arkadaşlar. Vicdanlar sızlıyor. Yeni bir şey değil bu. Millî Eğitim Bakanlığının kimi tarikat, cemaat ve vakıflarla ilgili eğitim uygulama devrinin hesabını biz ayrıca soracağız.

JÜLİDE SARIEROĞLU (Ankara) - Derdiniz çocuk mu, yoksa başka bir şey mi?

ENGİN ALTAY (Devamla) - Bizim şimdiki derdimiz Ensar Vakfı, TÜRGEV, şu bu değil. Bunlarla ayrıca hesaplaşacağız, bunlarla ilgili Genel Kurula ayrıca metinler getireceğiz. Ama bakın, ben size bir şey söyleyeyim: Bu olaylardan dolayı YİBO kapandı geçmişte biliyor musunuz, yatılı ilköğretim bölge okulları kapandı. Bu yeni bir şey değil. "Bunu siz yaptınız." diyen yok ama bir feryat var, bir isyan var, 78 milyona, bu güzel ülkeye yakışmayan bir tablo var. Bu tabloyu Türkiye Büyük Millet Meclisinin yok hükmünde sayması bu Meclisin bir üyesi olarak bana zül. Sporda şike için komisyon kuran bir Meclisin böylesine vahim bir tabloda komisyon kurmaktan imtina etmesini biz de millete anlatamayız. Şunu diyemeyiz: "Efendim, biz istedik de AKP istemedi." Bunu diyemeyiz, bu da bizim ayıbımız olur. Sizi vicdanlarınızın sesine göre karar vermeye davet ediyorum.

Doğrudur, Parlamento tablosu bakımından muhalefetin verdiği önergenin iktidara rağmen geçmesinin siyasi mülahazaları yapılabilir. Adam söyledi.

Özür dilerim "adam" derken Sayın Grup Başkan Vekilim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Adamız adam.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Yani diyor ki: "Ben çekeyim."

Bizim derdimiz bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek. Yenecek bir üzüm de yok.

AYŞE KEŞİR (Düzce) - Üzüm yemek değil sizin amacınız.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Silmemiz gereken bir utanç var. Bu utancı temizlemek bu Meclisin görevi. Ben size daha ne diyeyim?

Bu konuda, geçmişte "Terörü araştıralım." dedik, "Olmaz." dediniz. "Yolsuzluğu araştıralım." dedik, "Olmaz." dediniz. El insaf! Cinsel istismar, hele hele çocuklara, minicik yavrulara cinsel istismar vakası Türkiye'de bir durum. Buna "Yok." diyen yok. Sadece Karaman'da olan bir şey de değil. Hepimizin çoluk çocuğu var, torunlarınız var, Allah esirgesin. Gözünüzü seveyim, yapmayın. Bu Meclis bu konuda araştırma komisyonu kurmuyorsa, bence, bu Meclis hiçbir konuda araştırma komisyonu kurmasın.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisi, tarafımca, İç Tüzük 141/4'e göre oya sunulmuştur. Maddede de açıkça belirtildiği üzere, oya sunulma sırasında

33

"Kabul edenler…" ve "Kabul etmeyenler…" ifadesini kullanmak suretiyle, sağa ve sola bakarak bu oylamayı, bu tespiti yaptım. Ve bu sırada kâtip üyelere de, özellikle sağıma soluma baktım, bir itiraz gelmedi. Ve bu…

GARO PAYLAN (İstanbul) - Ha, videoları var ya.

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Yalancının…

BAŞKAN - Bir saniye… Çok özür diliyorum, bakın, lütfen. Lütfen, bakın, çok ayıp, çok ayıp, çok ayıp.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Ayıp mayıp deme ya.

BAŞKAN - Çok ayıp, bakın.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan, tamam.

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Sen yapıyorsun ayıbı.

BAŞKAN - Bu sırada kâtip üyelerden açıkça oylamada hata olduğuna dair herhangi bir şey gelmedi. Kaldı ki Sayın Özcan Purçu burada haksız bir şey yaptı, ben söylemeden burada mikrofona girdi.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) - Başkanım, on dakika ara vermekte ne var?

BAŞKAN - Bir saniye, bir saniye… İç Tüzük'ü hatırlatmak durumundayım. Hepimiz İç Tüzük'e uymak durumundayız.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) - Sayın Başkan, on dakika ara verseniz ne olurdu?

BAŞKAN - Ve ben söz vermeden direkt topa girdi, bir baskı altında mı hissetti bilmiyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - "Topa girdi." ne demek? Maç mı yapıyoruz?

GARO PAYLAN (İstanbul) - Kamera var, akşam televizyonlar gösterecek!

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Bir baskı filan yok. Çoğunluk yok, çoğunluk.

BAŞKAN - Kendisi de orada şunu ifade etti: "'Kabul edenler…' ve 'Kabul etmeyenler…' oylaması sırasında ben kimin kabul edip etmediğini görmedim." dedi. Burada kişilerin varlığından ziyade "Kabul edenler…" ve "Etmeyenler…" diye oya sunulduğunda hangisi çoğunluktaysa karar o yönde tecelli eder. Ve sağa sola baktığımda bir itiraz da görmedim ve ben vicdani kanaatime göre tarafsız olarak bu noktada kabul etmeyenlerin çoğunlukta olduğunu gördüm. Bu bir.

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Biz, baktığında itiraz ediyorduk.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Sizin ne kadar tarafsız olduğunuz ortada, ortada! Zavallı bir durumdasınız.

BAŞKAN - Beni dinleyin, lütfen, bir saniye…

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Biz gördük seni. Biz gördük, Kâtip Üyenin itirazını biz gördük. Hepimiz burada müdahale ettik, ayağa kalktık. Ayıp be!

BAŞKAN - Lütfen Sayın Günal…

KAMİL AYDIN (Erzurum) - Ya, kameralar ayna gibi.

BAŞKAN - İkincisi: Kâtip üyeler arasında, sonradan -dediğim gibi topa girdi Özcan Bey- bir fikir ayrılığı varmış gibi bir algı oluştu oraya.

KAMİL AYDIN (Erzurum) - Vardı, başta vardı!

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Ayıp, ayıp!

BAŞKAN - Bakın, ben bu noktada kanaatimi, vicdanımı hiçbir şekilde atmam, hakikaten gördüğümü söylerim…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) - Başkan, on dakika ara ver, görüntüye bakalım.

BAŞKAN - …ve eğer ben burada bir siyasi düşünceyle, saikle hareket etmiş olsaydım, o çoğunluğu görmeseydim bu oylamayı yapmadan ara da verebilirdim ama ben neyse hak hukuk için onu yaptım.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) - Daha etik olurdu.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Bunu söylemeniz daha büyük ayıp.

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Göremedin, göremedin, itiraz etmeyeceğiz zannettin.

BAŞKAN - Sayın Özcan Purçu da "Kabul edenler…" ve "Etmeyenler…" arasındaki durumu görmediğini zaten ifade etti.

Oylamada yanlışlık olmadığını ve tutumumun doğru olduğunu ifade etmekle beraber, bütün bu tartışmaların üzerine ben yine de İç Tüzük 13/2'ye göre Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini tekrardan oylarınıza sunuyorum…

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Şimdi bu ne ya?

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- MHP Grubunun, Aydın Milletvekili Deniz Depboylu ve arkadaşları tarafından, geleceğimizin teminatı çocuklarımızın her türlü istismardan korunması, yaşanan sorunların tespit edilmesi ve çözüme yönelik çalışmalar yapmak amacıyla 17/2/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Mart 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Kameralar, çekin bunu, çekin.

34

BAŞKAN - Öneri kabul edilmemiştir. [CHP, HDP ve MHP sıralarından alkışlar(!)]

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan…

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Başkan, kameraya bak, ben istifa etmeye hazırım sen de hazırsan. Kameraya bak, benim dediğim doğruysa sabahleyin istifa etmeye hazırım. Sen de edebiliyor musun? Edebiliyor musun istifa?

BAŞKAN - Sayın Günal, çok ayıp!

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Vural.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

8.- İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın'ın bazı ifadelerine ve ortak bir önerge hazırlayarak çocuk istismarıyla ilgili bir komisyonun hemen kurulabileceğine ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan, şimdi konuşmanızda dediniz ki: "Oylamayı yaptım, oylamayla ilgili hiçbir itiraz olmadı." Aksine, burada bunun kabul edildiğine ilişkin bir irade beyanımız oldu. Olmadı mı? Niye ara verdiniz o zaman? Niye ara verdiniz?

BAŞKAN - Ben ara vermeyi her zaman takdir edebilen bir insanım.

OKTAY VURAL (İzmir) - Efendim, niye?

BAŞKAN - Buradaki Meclis Başkan Vekili herhangi bir saikle, herhangi bir sebeple ara verebilir. Sen de bunu biliyorsun Sayın Vural yani hepimiz bunu biliyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan, tefhime gerek yok. Oylamayla ilgili, oylamayı yaptınız, ondan sonra bu konuda itiraz eden benim, itiraz eden benim ya!

BAŞKAN - Sayın Vural, ne yapacağız?

OKTAY VURAL (İzmir) - Yani diyorsunuz ki… "İtiraz olmadı." filan diye bir şey söylüyorsunuz ki doğru değil ya! Doğru beyanda bulunmanız lazım.

BAŞKAN - Bu itirazlara rağmen ben gene de çıkarttım, bak yaptım oylamasını.

OKTAY VURAL (İzmir) - Ama gönül isterdi ki Sayın Başkan, 17 Şubat 2016 tarihinde verdiğimiz, çocukların cinsel istismarıyla ilgili sorunları tespit ve bu kapsamda alınması gereken tedbirlerle ilgili olan bu araştırma önergesine, biraz önce AKP Grup Başkan Vekilinin söylediği iradede, değerli milletvekillerimizin parmakları da keşke toplumun vicdanıyla beraber, birlikte kalksaydı. Gerçekten bunu kınıyorum, gerçekten yazıklar olsun diyorum! Gelin, beraber… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Bu ayıp size yeter! Ayıp! Ayıp!

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan, şimdi tekrarlıyorum: Reddetmiş olabilirler.

MEHMET METİNER (İstanbul) - Ne bağırıp duruyorsun? Kulaklarımızı sağır ettin ya!

OKTAY VURAL (İzmir) - Bakın, bu kürsüden söylenen sözler, verilen sözler havada kalmasın.

AHMET BERAT ÇONKAR (İstanbul) - Milletvekillerinin iradesine saygı duyun ya!

OKTAY VURAL (İzmir) - Analar, babalar, çocuklar, herkes, bütün milletvekillerinin… Adalet ve Kalkınma Partisinin "Bu konuda partilerin ortak hazırlayacağı bir önergeyi imzalayıp kabul etmeye hazırız." dediği andan itibaren ben buradan hodri meydan diyorum!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Sayın Başkan, ne yapıyorsunuz? İç Tüzük var ya!

OKTAY VURAL (İzmir) - Zaman kaybetmeyin, şimdi hemen önergeyi hazırlayıp -İç Tüzük uyarınca Danışma Kurulu- hemen geçirelim, üstelik üzerinde konuşma bile yapmadan geçirelim.

BAŞKAN - Sayın Vural, teşekkür ediyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) - Hodri meydan! Bu kürsüde atmak kolay, iradeyi kullanmak lazım, hadi bakalım!

BAŞKAN - Sayın Özel, bakın, bu konuyla ilgili, Engin Bey buradaydı, konuştu. Siz şimdi…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Başka bir…

BAŞKAN - Tamam, bir dakika veriyorum ama lütfen bir dakikada bitirelim.

9.- Manisa Milletvekili Özgür Özel, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın'ın bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, sayın grup başkan vekilimizin değerlendirmeleri paralelinde veya onunla ilgili bir konuda değil.

Biraz önce bir değerlendirme yaptınız. Yaptığınız değerlendirmede, partimiz tarafından aday gösterilerek Meclis Genel Kurulu tarafından seçilmiş olan Kâtip Üyemiz Sayın Özcan Purçu'nun tutumuyla ilgili eleştirel bir tavırda bulundunuz. Birincisi, Özcan Purçu bu Mecliste daha önce yaşanmamış bir şeyi yapmış olabilir ama Özcan Purçu çok özel bir milletvekilidir.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) - Allah Allah, ne özelliği var!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Ezilen, hep ötekileştirilmiş, hep hakkı yenmiş ve hep haksızlıklar karşısında mağdur olmuş bir kitleyi temsilen burada görev yaparken, 139 kişi "Evet." demediği takdirde "Karar yeter sayısı yoktur." demek gerekirken, 30 kişiye baka baka, 100 kişinin eksiğini görmeden verdiğiniz karara ve bu taraftaki milletvekili sayısının çokluğuna, vicdanen, yaradılışından varoluşsal ve ahlaki bir duruş sergilemiştir.

MEHMET METİNER (İstanbul) - Sayın Başkan, sağınızdaki bu tarafı görebiliyor mu?

35

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) - Bu, oryantalist bir şey. Hayır, varoluştan, yaradılıştan…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Onu kınamanız doğru değildir. Arkasındayız, kendisini tebrik ediyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz.

Şimdi, sayın milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük'ün…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Baluken, ne var?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Söz verdiniz.

BAŞKAN - Hayır, hepinize söz verdim ben.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Tutumunuzu açıkladıktan sonra grup başkan vekillerine söz verdiniz, biz de kısa bir söz söyleyeceğiz.

BAŞKAN - Ama, ben size kaç defa söz verdim?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Hayır, tutumunuzu açıkladıktan sonra, usul tartışmasından sonra bana söz vermediniz.

BAŞKAN - Şimdi, bir saniye…

Sayın Vural da az önce ifade etti, ben itirazı kastederken sağıma soluma baktım, kâtip üyelerden bir itiraz gelmediğini ifade ettim. Yani, üzerinize alınmış olabilirsiniz, öyle demedim ben, bunu özellikle açıklamak istiyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Onunla ilgili ben de söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun.

10.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın'ın bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Sayın Başkan, öncelikle grup başkan vekilleri söz isterken böyle bir savunmaya geçmenizi gerçekten kınıyorum.

AHMET BERAT ÇONKAR (İstanbul) - Siz terörü kınayın, terörü! Masum insanları katledenleri kınayın!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Burada her birimiz milyonlarca oyu temsil eden bir iradeyle söz talebinde bulunuyoruz. Dolayısıyla, sizin de yapmanız gereken, İç Tüzük ve Anayasa'ya göre burada mevcut haklarımızı kullanmak istediğimiz zaman engel çıkarmak, savunmaya geçmek değil, dinlemeye ve anlamaya çalışmaktır. Demin siz tartışmalardan sonra usul tartışmasıyla ilgili kanaatinizi ifade ederken "Ben oylamadan sonra herhangi bir itiraz görmediğim için şu şu süreci yürüttüm." dediniz. Oysaki siz oylama sonucunu açıkladıktan hemen sonra her 3 siyasi partinin grup başkan vekilleri de, milletvekilleri de sizin yapmış olduğunuz değerlendirmeye itiraz ederek, seslerini yükseltmeye çalışarak, duyarsız kaldığınız için de kürsüye yürüyerek bu yanlış uygulamanın önüne geçti. Ortada böyle bir durum varken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Hemen toparlıyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Toparlayın.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Ortada böyle bir durum varken "Hiçbir itiraz yapılmadı." şeklindeki bir söylem, sadece, sizin bugün içerisine girmiş olduğunuz taraflı ve yanlı ve bence tarih önünde de son derece ayıp olan tutumunuzu aklama çabasıdır. Bu aklama çabasına bizi ortaklaştırmanızı kabul etmemiz mümkün değildir. Hem siz hem AKP adına tarafsız olması gereken Kâtip Üye, bugün Genel Kurul iradesini gasbetmiş durumdasınız. Bununla ilgili değerlendirmeler yaparken de lütfen bizi o sürecin bir parçası hâline getirmeyin.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Şimdi, Sayın Baluken, siz beni tarafgirlikle suçladınız da, siz demek ki tarafgirlikle itham ediyorsunuz beni. Sizin hemen konuşmanızdan önce ben bir daha tekrar ettim: "Sağıma soluma baktım, İç Tüzük'e göre, kâtip üyelerden bir itiraz gelmedi." dedim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Ama "Ettim." diyor.

BAŞKAN - Ben bunu bu şekilde söylememe rağmen, sizin konuşmanızdan hemen evvel, Oktay Bey'in de söylemesi üzerine tekrar etmeme rağmen ısrarla bunu söylediniz. Demek ki tarafgirlik değil, sizin belki böyle bir ön yargınız oluşmuş olabilir, bir.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Şahsi yorumunuzdur.

GARO PAYLAN (İstanbul) - Kamera kayıtları belli.

BAŞKAN - İkincisi: "İç Tüzük ve Anayasa'ya göre" diyorsunuz. İç Tüzük'ün neresinde yazıyor? "Sabahtan akşama kadar, grup başkan vekili ya da milletvekili her istediğinde mutlaka söz verir Meclis başkan vekili." neresinde yazıyor, bana gösterebilir misiniz? Biz bu Meclisi nasıl yöneteceğiz? Bu Meclisi verimli olarak bu millet adına nasıl çalıştıracağız?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - İç Tüzük 60'ı bir okuyun bakayım, İç Tüzük 60'ı okuyun.

BAŞKAN - İç Tüzük'ü siz okuyun, ben okuyorum. Bu takdir bana aittir.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Şu anda Meclis adına utanç verici bir tablonun

36

içerisindeyiz. Bu utanç verici tablonun içerisinde… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) - Otur yerine!

BAŞKAN - Lütfen…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - …İç Tüzük 60'a göre bir grup başkan vekili söz hakkı istediğinde vermek durumundasınız. Aksi bir tutum, sizin kendi keyfinize göre, Genel Kurul…

BAŞKAN - Vermek zorunda değilim. Veriyorum, ayrı bir şey ama vermek zorunda değilim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Vermek zorundasınız.

GARO PAYLAN (İstanbul) - Vermek zorundasınız.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Bizi o utancın bir parçası hâline getirme gibi bir hakka sahip değilsiniz. Son derece net.

BAŞKAN - Bırakın Sayın Baluken.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) - Sayın Başkan, devam edelim.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ve arkadaşları tarafından, çocuklara yönelik cinsel istismarın araştırılması ve çocuk istismarını önlemek konusunda gerekli tedbirlerin alınması amacıyla 23/3/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Mart 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

23/3/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 23/3/2016 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

İdris Baluken

Diyarbakır

HDP Grubu Başkan Vekili

Öneri:

23 Mart 2016 tarihinde İstanbul Milletvekili Sayın Filiz Kerestecioğlu Demir ve arkadaşları tarafından verilen (1488 sıra numaralı), çocuklara yönelik cinsel istismarın araştırılması ve çocuk istismarını önlemek konusunda gerekli tedbirlerin alınması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 23/3/2016 Çarşamba günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin lehinde ilk söz, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir'in.

Buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Danışma Kurulu geçireceksek…

BAŞKAN - Bunu siz oturun konuşun, anlaşırsanız her hâlükârda biz bunu gündeme aldıkça Danışma Kurulunu oylarız.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Yani, eğer iktidar partisi -bir ara verilip- Danışma Kuruluyla, ortak bir önergeyle ya da ayrı ayrı önergelerin ortaklaştırılmasıyla…

BAŞKAN - Evet, tamam, genelde böyle olur usul.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - …getirilebileceğine onay veriyorsa bir ara vermenizi talep edeceğiz.

BAŞKAN - Tamam, onu oturup konuşursunuz, varsa böyle bir şey getirirsiniz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Bir ara verin işte.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) - Niye ara verelim? Çalışıyoruz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Ara verin Sayın Başkan.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Ya, niye konuşulsun? Bizim amacımız bir komisyon kurulması.

BAŞKAN - Hayır yani şu var, ben şunu diyorum: Biz bunu her zaman… Gündeme devam ederiz, bu noktada grup başkan vekilleri bir araya gelir, bir kanaat verirse zaten bugünkü şeyle olacak…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Ara verilsin.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Ara verilsin.

BAŞKAN - Peki, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.27

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.50

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER : Özcan PURÇU (İzmir), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

37

------0-----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60'ıncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Öneri bir önceki oturumda okunmuştu.

Öneri üzerinde ilk söz, lehinde olmak üzere…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Sayın Başkan, sözden önce bir açıklama yapmama müsaade eder misiniz.

BAŞKAN - Filiz Hanım yok zaten herhâlde, o konuşacaktı.

Buyurun, bir dakika veriyorum.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

11.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken'in, çocuk istismarıyla ilgili bir komisyon kurulması kararının 4 siyasi partinin ortak hazırlayacağı bir metinle bugün alınabileceğine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Sayın Başkan, demin iktidar partisinden gelen bir öneri üzerine -Ekonomi Bakanı Sayın Elitaş'ın da- bir ara verilmesi durumunda hızla dört partinin ya ortaklaşacağı bir metin ya da bugün önerisi bulunmayan siyasi partilerin de hazırlayacağı grup önerileriyle birlikte önerilerin ortaklaştırılması yoluyla bugün komisyon kurulması kararı alınabileceğine kanaat getirmiştik yani bize iletilen bilgilerde bu yönlü bir kanaat sahibi olduk ve o nedenle de özellikle, sizden bir ara vermenizi rica ettik. Ancak, maalesef, içerideki istişarelerde iktidar partisinin bugün için hem ya ortaklaşmış bir metin üzerinden ya da onlar tarafından da hazırlanmış grup önerilerinin, diğer siyasi partilerin de hazırladığı grup önerileriyle birlikte ortaklaştırılarak görüşülmesi üzerinden bir mutabakata varamadık. Dolayısıyla, bu grup önerimizi bu yönlü çekebiliriz şeklinde ifade etmiş olduğumuz husus bir anlamda boşa çıkarılmış oldu. Biz konunun önemine binaen, burada ortaya konulan o iradenin korunması gerektiğini ancak bugün de mutlaka Meclis gündeminde bu grup önerisinin görüşmelerine devam edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Umarız ki bir an önce dört siyasi parti de bu konuda ya bir ortak metin ya da kendi hazırladıkları metinleri ortaklaştırarak bir komisyon kurulması noktasında bir tutum ortaya koyarlar.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Baluken.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Turan, buyurun.

12.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan'ın, çocuk istismarıyla ilgili bir komisyonun kurulması konusunun Meclis gündemine halel getirilerek ve usule aykırı olarak ele alınamayacağına ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Sayın Başkan, kıymetli grup başkan vekilinin ifadesinden sonra şunu söylemek istiyorum: Tekrar olacak ama bu konunun hassasiyetinden dolayı Genel Kurulda çocukları, aileleri çok fazla rencide edecek ifadeler kullanmak istemiyorum. Bu, hassas bir durum, özel durum, bir daha ara verelim arzu ederseniz. İster şimdi ister sonra bu komisyonu kuralım, problem değil fakat hem konuşalım hem tahkir edelim hem birilerini rahatsız edelim hem komisyon kuralım, bu doğru bir şey değil. Bizim Meclisimizin başka gündemleri de var, bu gündemi haleldar etmeden bu işi yapalım. Takdir ederse arkadaşlarımız… Bir daha söylüyorum, bugün de olur, yarın da olur ama "Grup önerileri de devam etsin, komisyon da kuralım, kanunu da görüşmeyelim.", bunu ben usule uygunluk açısından doğru bulmuyorum. Eğer bugün çekeceklerse ve yarın grup önerisi getirmeyeceksek hemen gündeme geçelim, yarın da bu işi bitirelim diyorum. Çok net yani bu anlaşılmaz bir şey değil.

BAŞKAN - Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Sayın Başkan, bu konudaki ısrarımızın nedeni şudur: "Bu kadar önemli bir konuda bu Meclis çatısı altında tartışmalar yürütüldükten sonra bu Meclis bir komisyon kurmadı." şeklindeki bir gündemin…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Kuralım Sayın Başkan.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - …ne iç kamuoyuna ne dış kamuoyuna yansımasını istemiyoruz.

BAŞKAN - Peki efendim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Dolayısıyla, eğer iktidar partisi bugün için böyle bir iradeye sahipse, yine tekrar bir ara verilip bugün komisyon kurulmak üzere bu görüşmeler devam ettirilebilir. Şunu da taahhüt ediyoruz -yani bizim Meclis gündemini bir şekilde meşgul etmek gibi bir derdimiz de yok bu konuda- eğer dört siyasi parti, bu konuda bugün için Meclise bu ayıbı yaşatmayacak şekilde bir komisyon kurulmasına karar verirlerse biz konuşma süremizden de feragat edeceğiz, konuşmayacağız, hızla o önergeler bu Genel Kuruldan geçecek.

BAŞKAN - Sayın Baluken, bu, arkada da konuşuldu, bugün için gündeme devam edilmesi yolunda bir kanaat verildi. Bu, daha sonraki süreçte böyle bir şeyin olabileceğini söylediler. Takdir sizin tabii ki, çekmezseniz görüşeceğiz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan…

38

BAŞKAN - Sayın Özel, siz…

13.- Manisa Milletvekili Özgür Özel'in, Adalet ve Kalkınma Partisinin çocuk istismarıyla ilgili bir komisyon kurulması konusundaki tavrının sorumlu bir iktidar anlayışıyla bağdaşmadığına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, şimdi, öncelikle bir şunu görelim: Bu, Türkiye'nin en hassas gündemi bugün ve gruplar bununla ilgili öneri getirdi. Milliyetçi Hareket Partisinin önerisi üzerinde hepimiz konuştuk. Adalet ve Kalkınma Partisi şöyle bir ısrar içinde -inat demeye dilim varmıyor- geçen dönemden: "Benim grup önerim yoksa eğer o konuda ben muhalefetten gelen en olumlu öneriye dahi hayır veririm." Burada görüldü ki biz bütün muhalefet partileri Milliyetçi Hareket Partisinin önerisine evet oyu kullandık, AKP bu öneriyi reddetti. Şimdi gelinen noktada ısrar ve inat şu: "Biz, illaki kendi önerimiz olacak -daha önce de her şeyde böyle yaptılar- ve ona evet oyu vereceğiz."

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Ortak, ortak.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Bu, ortaklaşma; bu, birlikte muhalefetin ortaya koyduğu önerileri kale alma ve bununla ilgili üstüne düşeni yapan sorumlu bir iktidar anlayışıyla bağdaşmıyor.

Şimdi, sayın grup başkan vekilinin şahsına saygımız sonsuz ama şöyle bir şey yok, diyor ki: "Bugün grup önerilerini çekeceksiniz." Tamam, bu konuyla ilgili grup önerisini çekebileceğini zaten Sayın Baluken söyledi ama "Yarın önerge vermeyecekseniz..." Ne diyor? Burada birkaç saat zaman geçiyor, onu da muhalefetin İç Tüzük'ten kaynaklı haklarıyla pazarlık ve takas konusu yapma gibi bir gayret var. Bizim bunu kabul etmemiz mümkün değil. Eğer, muhalefet partisinin, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'yla ilgili hassasiyetinden dolayı, İç Tüzük'ten kaynaklı haklarını kullanmasını takas ve pazarlık konusu yapıyorsa -şahsen öyle düşünmediğini kabul ederim ama- Adalet ve Kalkınma Partisinin kurumsal tavrının, bu çocuk istismarı ve bu konuyu, Meclisin el koyması noktasında kırk dakikayla değerlendirebileceği bir yaklaşım oluyor. Bu doğru bir şey değil. O yüzden, iktidara bu düşmez.

BAŞKAN - Sayın Özel...

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Biz, İç Tüzük'ten kaynaklı bütün haklarımızı kullanırız. Millet de siz bu konuda nasıl oy kullanıyorsunuz, döner bakar.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Eyvallah.

Sayın Özel, bakın, eğer devam ediyorsanız gidin, arkada güzel güzel çay için, hep birlikte gene oturun konuşun. Bakın, burada ara da verdik, bir mutabakat sağlanmadı. Konuda herkes hemfikir ama bugün mü, yarın mı ya da başka bir zaman mı noktasında bir kanaat belirmedi. Dolayısıyla, biz gündemimize devam ediyoruz.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ve arkadaşları tarafından, çocuklara yönelik cinsel istismarın araştırılması ve çocuk istismarını önlemek konusunda gerekli tedbirlerin alınması amacıyla 23/3/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Mart 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Evet, önerinin lehinde ilk söz, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir'in.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu Demir. (HDP sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, öncelikle burada, çocuk istismarı konusunda bir komisyon oluşturulması için, araştırma yapılması için verilen Milliyetçi Hareket Partisinin önerisini 3 parti olarak oy birliğiyle aslında kabul ettik ama bu görünmez oldu nedense ve bu kaydın tarihe geçmesi için bir kere daha buradan ifade etmek istiyorum: Konu çocuk istismarıydı ve gerçekten kabul edilmemesi kabul edilebilir bir şey değil.

Verdiğimiz araştırma önergemizde de ifade ettiğimiz gibi, Karaman'da Ensar Vakfı ve Karaman Anadolu İmam Hatip ve İmam Hatip Lisesi Mezunları ve Mensupları Derneğine ait yurtlarda kalan 9-10 yaşlarındaki çocuklar, yine bu yurtlarda kaldığı iddia edilen sözde gönüllü bir öğretmenin cinsel saldırısına maruz kaldılar. Bu kişi hakkında bildiğiniz gibi, dava açıldı ve çocuğun nitelikli cinsel istismarı, hürriyeti tahdit, kasten yaralama ve müstehcen görüntüleri izletme suçlarından altı yüz yıla yakın hapsi istendi. İstismara uğrayan 8 çocuğun KAİMDER, 2 çocuğun ise Ensar Vakfıyla ilişkili yurtlarda kaldığını belirten iddianame kabul edildi. Ancak, araştırma daha derinleşmediği için maalesef rakamın artacağını ve 45, belki de daha fazla çocuğun istismara uğramış olabileceğini düşünüyoruz.

Burada kamu yararına çalışan vakıf statüsüne alınmış bir vakıftan bahsediyoruz, kamu yararına çalışan vakıf statüsünde. Kimse bunu gizlemesin, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dindar nesil yetiştirme görevini sivil alanda yüklediği en önemli vakıftır Ensar Vakfı. "Bu kadar ciddi bir iddia ve olayın ardından ne oldu, neyle karşılaştık?" derseniz, ilk önce Karaman Cumhuriyet Başsavcılığı, devam eden soruşturmaya getirdiği gizlilik kararının ardından yayın yasağı getirdi. Öncelikli olarak çocukların üstün yararı yerine vakıfları

39

gözeten bu karar, himaye edilmek istenenin çocuklar mı, yoksa sorumlu kurum ve vakıflar mı olduğuna dair ciddi bir şüphe yarattı ve ne yazık ki herkes, Hükûmet veya Hükûmetin yakın olduğu kişilerle ilgili eleştiride bulunmak dahi suç olduğundan tarafgirlikle vakfın sorumluluğunun örtbas edilebileceğini düşünmeye başladı. Olay duyulduktan sonra AK PARTİ Muğla Milletvekili Nihat Öztürk "Ensar Vakfı başarılı işler yapmaktadır, biz inadına Ensar Vakfına destek olmaya devam edeceğiz." dedi. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu ise vakıfta yaşanan çocuk istismarıyla ilgili "Bir kere rastlanmış olması, hizmetleriyle ön plana çıkmış bir kurumumuzu karalamak için gerekçe olamaz." dedi. Üstelik, Bakanın sözlerinin hemen ardından, bunun ilk kez olmadığı basında yer alan haberlerle anlaşıldı. Ensar Vakfının 2008'de Çorum, daha sonra da Rize'de il başkanlarının da vakıf öğrencisi çocukları istismar ettikleri için tutuklandıkları ortaya çıktı. Din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni Zekai İşler 2 kız öğrenciye tecavüz suçlamasıyla hapis cezasına mahkûm edilmiş. Bu kez bir başka kadın "Zekai İşler 13 yaşımdayken bana da tecavüz etti." diye şikâyetçi olmuştu.

Bu yetmezmiş gibi, Ensar Vakfı Rize Şubesi Başkanlığı, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Rize İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğü ve Kızılay Rize Şube Başkanlığı görevlerini yürütmüş Mehmet Nuri Gezmiş de küçük yaştaki 2 erkek çocuğa cinsel istismarda bulunmuştu. Bu tekrarlayan istismarlardan bihaber bir Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı. Maalesef bunu izah etmek güç.

Evet, arkadaşlar, 45 çocuktan bahsediyoruz, 45 çocuğun bedeninden, yaşamından ve geleceğinden. Duyduğumuz bu sözler ise onları korumakla yükümlü bir bakandan geliyor. Bir defa rastlanmış olması vakfa halel getirmezmiş! Yani söz konusu olan çocuklar değil, vakfın itibarı.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Şu anda siz de vakıfla uğraşıyorsunuz, çocuklarla uğraşmıyorsunuz ama.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) - Ve geldiğimiz siyasi nokta ise bazılarımızın çok iyi hatırlayacağı gibi "Anayasa'yı bir kere ihlal etmekle bir şey olmaz."dan 45 tecavüz iddiasıyla bir şey olmaza uzanan siyasi anlayış.

Bir siyasetçinin yapması gereken, kendilerinin veya yakınlarının en ufak bir ilişki iddiasının olduğu yerle ilgili hemen soruşturma açılmasını sağlamak ve bunun güvenilir biçimde yürütülmesine önayak olmaktır. Ne yazık ki sayın iktidar vekili, konuşma yapan Ayşe Hanım "Biz şunu yaptık, biz bunu yaptık." şeklinde bir savunma konuşması yaparak sorumluluk sanki ortada kalmış gibi bir tavır sergiledi. Buna ne gerek vardı?

Defaaten söylediğimiz gibi, önleme yükümlülüğü ciddi bir iştir. Hani "suçun şahsiliği" diyorsunuz ya, aynı zamanda bir hukuk kuralı daha vardır: İdarenin pozitif yükümlülüğü, önleme yükümlülüğü. Ensar Vakfı Başkanının yaptığı gibi hâkim olup ölüm fermanı vermenizi beklemiyor kimse sizden. Biz böyle bir şey istemiyoruz. İstenen, çocuklarla çalışan kurumlarda çocuk istismarına karşı önlemler alınmasıdır. Evet, çocuk istismarı Türkiye'de pek çok eğitim kurumunda yaşanabilir. Bu, tüm yolsuzluklarına, hukuksuzluğuna, AKP ve Hükûmetle yakın ilişkisine, kamu kaynaklarını çıkarlarına kullandıklarına dair güçlü delillere rağmen Ensar Vakfına da özgü değildir çünkü eğitim kurumları ve yurtlara ruhsat verilirken, protokol imzalanırken çocuk istismarıyla ilgili hiçbir önlem alınmadığı gibi hiçbir denetim de yapılmamaktadır. Çocuk istismarına karşı gerçek bir politika yürüten her ülkede çocuklarla çalışan kurumlarda gönüllü olarak çalışan ve istihdam edilen kişiler detaylı standartlara tabi tutulurlar ve denetlenirler. Bu gibi kurumlarda "Gönüllü çalışıyordu, bizim personelimiz değildi." demek suçu hiçbir şekilde örtmez, aksine, çocuk istismarcıları çocuklarla çalışılan kurumlarda genellikle gönüllü çalışmaya hevesli olurlar. Bu sebeple gönüllüler daha özel standartlara tabi tutulurlar. Bunu çocuklarla çalışan herkes bilir. Bugün Hükûmetin kalkıp "En ağır ceza verilsin.", "Çocuk istismarcılarına sıfır tolerans." demesi de hiçbir şeyi çözmeyecektir. Ortada ne prensip ne önleme ne denetim mekanizmaları olmadığı zaman bunlar boş laftan öteye gidemez. Şu anda başka yerlerde başka çocukların bunları yaşamadığından hiçbirimiz emin değiliz. Örneğin Pozantı Cezaevinden sonra cezaevlerinin durumunu, çocukların cezaevlerinde neler yaşadıklarını biliyor muyuz? En önemli sorun, bunu önlemek için ne yapıyoruz? Şurada bir komisyon kurulması için bile verdiğimiz mücadeleye bakın. Bu, gerçekten Türkiye Büyük Millet Meclisi için bir utançtır bugün.

Size bir filmden söz etmek istiyorum. Gerçekten üç gün önce tesadüfen seyrettiğim bir film, bu yıl Oscar alan bir film, Spotlight filmi. Bu filmde Katolik kilisesinin rahiplerinin çocuklara nasıl taciz ve tecavüzde bulunduğu bir gazeteci ekibinin çabalarıyla ancak yıllar sonra ortaya çıkarılıyor. Ancak, olayın olduğu koskoca Boston şehrinde yıllarca birçok yetkili ve etkili insan durumu bildiği hâlde sırf kilisenin itibarı için çocukların yaşadıklarını görmezden geliyor, onların ruhsal ve bedensel yok oluşlarını izliyorlar ve film yapıldığı tarihten sonra bile şimdi yetişkin olan o zamanın cinsel istismara uğrayan çocukları ortaya çıkıp yaşadıklarını anlatmaya devam ediyorlar, bugün bile aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen.

Şimdi, bizlerden beklenen nedir? "Dindar hiçbir insan bunu yapmaz, Müslümanlar

40

bunu yapmaz." demek mi? Çocuklar soruşturmalarda "Ensar evlerinde kalıyorduk." dedikleri hâlde "Orada bunlar olmaz." deyip küçücük çocukların yaşamlarını, geleceklerini yok etmek mi? Ne dinin ne ailenin hiç kimseye bir ahlaki koruma getirdiğini, sığınak sağladığını düşünmeyin. Bir çocuğun küçücük bir tırnağı ya da hırpalanan ruhu dinin ve siyasetin de, kurumların da, vakıfların da itibarından çok ama çok daha fazla önemlidir. Bu nedenle, çocukları korumak yalnızca istismar yaşandıktan sonra faili cezalandırmak değil, istismarı önleyici bir sistem oluşturmaktır.

Biz, HDP olarak, herkesi "Çocuk istismarına, cinsel saldırılara dur." demeye çağırıyoruz. Çocuklar için ayağa kalkmayacaksak kimler için ayağa kalkacağız?

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanına ise şunu söylemek isteriz: Siz de bir kere istifa edin. Bir kereden bir şey olmaz. Belki böylece yerinize kadınları, çocukları daha fazla gözeten bir bakan gelir.

Saygılarla. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Öneri üzerinde aleyhte olmak üzere ilk söz, İstanbul Milletvekili Haydar Ali Yıldız'a aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Yıldız.

HAYDAR ALİ YILDIZ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karaman'da Ensar Vakfı ve Karaman Anadolu İmam Hatip ve İmam Hatip Lisesi Mezunları ve Mensupları Derneğine ait yurtlarda kalan 9-10 yaşlarındaki çocukların gönüllü bir öğretmen tarafından cinsel istismara maruz kaldıkları haberi basına yansımış ve bunun üzerine Halkların Demokratik Partisi tarafından Meclis araştırması açılması talep edilmektedir. Talebin aleyhine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri saygıyla selamlıyorum.

Tabii, burada Meclis araştırması önergeleri gelebilir. AK PARTİ olarak da bizler… Böyle günübirlik taleplerle değil, enine boyuna bu mesele müzakere edilir, istişare edilir, gerekirse bu Parlamento bir Meclis araştırması açılması konusunda ortak bir mutabakatla kararını alır ve yoluna devam eder. Bu noktada "A partisi çocuğun cinsel istismarına taraftar, duyarlı, diğeri değil." şeklinde bir yaklaşım iğrençtir; bu olay kötü olduğu kadar, böyle bir yaklaşım da ahlaksızcadır, kabul edilemez ve faydasız bir tartışma olduğunu ifade etmek isterim.

Her şeyden önce, sayın milletvekilleri, bakış açımızı değiştirmek, bakış açımızı belirlemek durumundayız. Önce bakışımızı, sonra bu bakışın açısını hep birlikte tespit etmek durumundayız. Bakışımızı her türlü siyasi mülahazalarımızdan, ideolojilerimizden arındırmak, kişisel, siyasi mensubiyetlerimizden arındırarak bu meseleye yaklaşmak durumundayız, açımızı da olaya göre belirlemek durumundayız.

Olay ise çok vahim, çirkin ve ahlaksız bir olaydır, toplum ahlak ilkeleri gereğince, örf ve âdetimiz ve hukukumuz gereğince kabul edilemez bir olaydır. İlkeler nazarıitibarıyla da "suçların şahsiliği" ve "Kanunsuz suç ve ceza olmaz." ilkeleri gereğince ilkeli bir yaklaşımla da meselenin üzerine gitmek lazım. Suçu kim işlemişse kanunda en üst ceza ne ise o cezanın verilmesi konusunda AK PARTİ Grubunun yaklaşım ve düşüncesi budur.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - İdarenin suçu yok mu?

HAYDAR ALİ YILDIZ (Devamla) - Bu suç kim tarafından işlenirse işlensin, hangi mensubiyette olursa olsun en şedit bir cezayla cezalandırılmalı, yani suçların şahsiliği ilkesi ilkesel bir yaklaşımla kabul edilmeli ve yolumuza devam etmeliyiz.

Bütün dinlerin, bütün öğretilerin ve bütün doktrinlerin temel, vazgeçilmez kanunları vardır; aklın muhafazası kanunu, nefsin muhafazası kanunu, neslin muhafazası kanunu, dilin ve dinin muhafazası kanunu. Konumuz neslin muhafazası kanunu ise kendi medeniyetimizin, kendi inancımızın kodlarını harekete geçirmek ve meseleye bu şekilde yaklaşmak durumundayız.

Değerli milletvekilleri, hukukumuzda, Türk Ceza Kanunu'nda yargılama fail üzerinden değerlendirilir, fail üzerinden yargılama yapılır. Dolayısıyla, Ceza Kanunu'muzun metodolojisi ne ise meseleye de bu tarafından bakıp fail üzerinden bir değerlendirme yapmamız, suça bu noktadan bakmamız gerekmektedir. Mezkûr olayda, bahse konu olayda fail bellidir ve yargı üzerine düşeni yapacaktır. Nitekim, Karaman Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddianame hazırlanmış, 16 Martta çocuğun nitelikli cinsel istismarı, hürriyeti tahdit, kasten yaralama ve müstehcen görüntüleri izletme suçlarından altı yüz yıla yakın bir süreyle sanığın cezalandırılması için Karaman Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmış bulunmaktadır. Tabii, burada bizlerin milletvekili olarak, Parlamento olarak bütün kurum ve kuruluşların çocuğun haklarını, çocuğun ruh ve gönül dünyasını korumak üzere -bütün dünyada temel bir ilkedir- yayın yasağına ve gizlilik esasına, buna da hep birlikte duyarlı olmamız gerekir. Burada alınmış olan karar da çocukların haklarını, hukuklarını, onların masumiyetlerini, mahrumiyetlerini korumak üzerine olan bir yaklaşımdır.

Şimdi, tabii, Anayasa'mıza göre de yargıya intikal eden bir konu var. Karaman Ağır Ceza Mahkemesine açılan bir kamu davası var. Anayasa'nın 138'inci maddesine göre de yargıya intikal eden bir konuda Meclis araştırması yapılması kabul edilemez. Dolayısıyla,

41

bize düşen, ilgili Bakanlığa da düşen, konuyu bütün boyutlarıyla yargının incelemesi konusunda hassas yaklaşmaktır. Yargılama inanıyorum ki bağımsız ve tarafsız mahkemeler tarafından bütün detaylarıyla incelenecek ve bütün AK PARTİ Grubunun ve inanıyorum ki bütün Parlamentonun talep ve beklentisi, bu suça karışmış olan failin en ağır cezayla cezalandırılmasıdır. Bize düşen Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, Parlamento olarak, toplumun önündeki bu tür olaylarda düzenleyici ve önleyici tedbirleri almaktır. Dolayısıyla toplumun güvenliği ve huzuru, çocuklarımızın geleceği için bu Parlamento elbette ki üzerine düşen görevi yapacak; milletvekilleri olarak yapacağız, baba olarak yapacağız, anne olarak yapacağız, bu toplumu geleceğe, aydınlık, büyük, güzel Türkiye'ye hazırlama konusunu mesuliyet edinmiş kişiler olarak bu sorumlulukla elbette ki davranacağız. Biz çocuklarımızın masumiyetini, çocuklarımızın mahremiyetini korumak durumundayız.

Tabii, bu konuda AK PARTİ'nin duyarlılığını test etmek isteyenlere ve bu vesileyle bu araştırma önergesini Parlamentoya getiren milletvekili arkadaşlarımıza şunu ifade etmek isterim ki bu düzenleyici ve önleyici kanunlar, sözleşmeler gelmiş ve AK PARTİ iktidarı döneminde bu Parlamentoda şerefli milletvekilleri tarafından onaylanmış, kabul edilmiş uluslararası kanun ve sözleşmeleri de birazdan sizlerle paylaşacağız. AK PARTİ olarak kurucu liderimiz Recep Tayyip Erdoğan'ın başlatmış olduğu, muhterem eşleri hanımefendinin "Haydi Kızlar Okula" gibi, kızlarımızın eğitime kavuşturulması, toplumda daha etkin ve mücadele edebilir bir duruma gelmesi konusunda başlatmış olduğu kampanyalar da işin elbette ki sosyal boyutudur.

Hukuk noktasında ise bu Parlamentonun yaptıklarını yine AK PARTİ iktidarında kısa başlıklarla sizlerle paylaşmak isterim.

9/1/2003 tarihli 4787 Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun; 30/1/2003 tarihli 4804 sayılı Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'ne Ek İnsan Ticaretinin, Özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine, Durdurulmasına ve Cezalandırılmasına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun; 16/10/2003 tarihli 4991 sayılı Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek Çocukların Silahlı Çatışmalara Dahil Olmaları Konusundaki İhtiyarî Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun; 14/1/2004 tarihli 5049 sayılı Çocukların Korunması ve Ülkelerarası Evlat Edinme Konusunda İşbirliğine Dair Sözleşme; 2005 tarihli 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu. AK PARTİ iktidarında çıkan kanundan bahsediyorum saygıdeğer milletvekilleri; tekrar ediyorum, AK PARTİ iktidarı döneminde. 3/7/2005 tarihli 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu AK PARTİ iktidarı döneminde yürürlüğe girmiş bir kanundur. Aynı şekilde, 22/11/2007 tarihli 5717 sayılı Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yön ve Kapsamına Dair Kanun, ailenin ve çocuğun korunmasına dair kanun, pek çok kanun…

Zaman zaman muhalefet partisinin milletvekilleri kanunların geçmesini engellemek için, uluslararası sözleşmelerin burada yürürlüğe girmesini önlemek için burada değişik manevralara başvuruyorlar. AK PARTİ iktidar olduğu dönemde, bütün bu manevralara karşılık çocuklarla ilgili atılması gereken adımları atmış…

ERKAN AKÇAY (Manisa) - AKP'nin manevrası ne?

HAYDAR ALİ YILDIZ (Devamla) - …gerek iç hukuk gerekse uluslararası sözleşmelerin, uluslararası protokollerin burada hayata geçmesi noktasında üzerine düşeni yapmıştır.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sizin manevranız ne? Başkalarına tecavüzcüyü kurtarmak mı, he? Manevranız ne?

HAYDAR ALİ YILDIZ (Devamla) - İnanıyorum ki o dönemde muhalefet partisi milletvekilleri de buna katkı yaptı.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Ahlaksızı, tecavüzcüyü koruyorsunuz, manevranız bu!

HAYDAR ALİ YILDIZ (Devamla) - Bugüne kadar üzerimize düşeni yaptık Parlamento olarak. Yine, düzenleyici ve önleyici olarak bu Parlamento ne yapması gerekiyorsa… Parlamentonun düzenleyici ve önleyici fonksiyonu kanunlarla elbette ki hayata geçmeli. Diğer taraftan, önemli erklerden yargı da üzerine düşeni yapmalı. Sağlıklı bir toplumda, çocuklarımızın aydınlık bir gelecekte, huzurlu bir ortamda, huzurlu bir çevrede, güvenli bir şekilde yaşamaları konusunda ne gerekiyorsa AK PARTİ Grubu olarak da, inanıyorum Parlamento olarak da üzerimize düşeni yapma konusunda elimizden geleni yaptık, yapmaya devam edeceğiz.

Son söz olarak da tekrar hüküm cümlesini sizlerle paylaşmak istiyorum: Çocuğun istismarı istismar edilecek bir konu değildir, çocuğun ideolojisi yoktur. Mahremiyetini ve masumiyetini korumak anne, baba ve milletvekili olarak bizlerin, bu Parlamentonun görevidir diyor, sizleri saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Önerinin lehinde ikinci söz, Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer'e aittir.

Buyurun Sayın Yüceer. (CHP sıralarından alkışlar)

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisi Grubunun verdiği araştırma önergesi üzerinde grubum Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

42

Biraz önceki oylamayla yani milletvekilliği iradesini yok sayan oylamanızla herhâlde, bilmiyorum ama Meclis tarihine geçmişsinizdir diye düşünüyorum ve Divan Üyesi arkadaşımız Özcan Purçu'ya da hakikatlere olan borcunu ödediği için buradan yürekten teşekkür ediyorum sizlerin huzurunda. (CHP sıralarından alkışlar)

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Bu kadar çarpıtılabilir bir konu.

CANDAN YÜCEER (Devamla) - Değerli milletvekilleri, maalesef, ardı sıra terör olaylarında hayatını kaybeden yurttaşlarımıza ve şehitlerimize Allah'tan rahmet dileyerek sözlerime başlıyorum.

Aslında terörün tek amacı masumları öldürmek değil, terörün amacı masumiyeti öldürmek. Ne yazık ki ülkemizin son zamanlarda içine sürüklendiği bu şiddet sarmalında aslında terör masumiyeti öldürüyor. O masumiyetin yerini terörün de tam olarak istediği o kör öfke ve korkunç bir çaresizlik duygusu alıyor. İşte Türkiye'nin şu an içinde bulunduğu durum tam olarak bu, bu açık.

Bir açıklık da, maalesef, devletin vatandaşlarının yaşam hakkını koruyamaması gerçeği. Modern olsun olmasın tüm devletlerin ortaya çıkış amacı ve en temel görevi vatandaşlarının yaşam hakkını savunabilmesidir. Sokakta, işten eve giderken huzurla gitmesini sağlamak, güvenliğini sağlamak; okullarda, yurtlarda, eğitim alanlarında onun cinsel istismara, tacize, tecavüze, kötü muameleye uğramamasını sağlamaktır. Ama devletimiz maalesef ne can güvenliğini sağlayabiliyor vatandaşın ne de çocuklarımızın cinsel istismara ve ihmale uğramasını engelleyebiliyor.

Dolayısıyla, bugün görüştüğümüz önerge sadece bir Meclis araştırması değil, aslında, yıllardır görmezden gelinen bir vahşeti, çocuk istismarını ve yapılmayan denetimleri örtbas çabalarının araştırılması ve hesap sorulması. Evet, bu yalnızca bugünün meselesi de değil, doğrudur. Yıllardır devletin yurtlarında, sokakta, tutukevlerinde, okullarda, maalesef, bu istismar, taciz, tecavüz vardır. Yıllardır bunları görmezden gelme, örtbas etme çabaları da vardır. İşte en son örneği, Karaman'da yaşadığımız vahşet. Kimse bunun münferit olduğunu söylemesin, "Bir kere rastlanmış olması hizmetleriyle ön plana çıkmış bir kurumumuzu karalamak için gerekçe olamaz." hiç demesin. Bu münferit, Pozantı münferit, Sincan münferit, Hüseyin Üzmez münferit. Ee, bunlar münferit de sizin sorumluluğunuz, görevleriniz nerede? Altında imzamız olan sözleşmeler "Çocuklarınızı cinsel istismara karşı koruyun." diyor. Ee, bu sözleşmeler, bu biraz önce saydığınız planlamalar, projeler, peki Hükûmete bu cinsel istismarı önleme sorumluluğunu vermiyor mu? Siz ne yapıyorsunuz? Siz neden o koltuklarda oturuyorsunuz, neden işgal ediyorsunuz? O çocukları korumak, cinsel istismarı önlemek sizin görev tanımınızın içinde yok mu? Bunun yerine, hizmetleriyle ön plana çıkan bir kurumu savunmak mı sizin göreviniz? Evet, yıllardır yapılan budur, gerçekten budur.

Değerli milletvekilleri, 45 çocuktan bahsediyoruz, aylarca süren istismardan bahsediyoruz. Kimse bunları görmedi mi Allah aşkına? Bu çocuklar bunları yaşarken kimsenin haberi olmadı mı? Hiçbir denetleme yapılmadı mı bu vakıflara? Ufacık çocuklar tacize, tecavüze uğrarken kimse bunun farkına varmadı mı? Karaman İl Millî Eğitim Müdürü ne işe yarıyor, ne yapıyor? Onca müdür, onca öğretmen bunca olay yaşanırken ne yapıyordu Allah aşkına? Yanıt aranması gereken sorular ve çözülmesi gereken sorunlar buradayken Sayın Bakan çocukların tecavüze uğradığı yurdu işleten vakfı savunuyor. Bunu ne devlet yönetimiyle ne bir kadın olmakla, kusura bakmayın ne de empati duygusuyla bağdaştırmak mümkün değil. Bunun adı akıl tutulması, bunun adı bu.

Çocuklar zarar gördükten sonra işte, davalara gidip müdahil olmak, kadınlar şiddete, tacize, cinayete kurban gittikten sonra gidip davalara müdahil olmak, en ağır cezalardan söz etmek; bu kürsüye çıkıp kınamak sizin göreviniz değil ve yeterli de değil. O çocukları korumak sizin göreviniz. Bu görevinizi eğer yerine getirmezseniz Karaman vahşeti ne ilk olduğu gibi ne de son olur. Daha önce de çocuklar korunmadı; devlete emanet edilen çocuklar gardiyanların, öğretmenlerin, bakıcıların insafına terk edildi, tacize uğradı, dövüldü, istismar edildi. O zamanlarda da akıllara ziyan açıklamalarla örtbas edilmeye çalışıldı tıpkı bugünlerde olduğu gibi. Devlet görevlileri N.Ç.'ye defalarca cinsel istismarda bulundu. Gündeme gelmeseydi, kamuoyu bu konuya hassasiyetle yaklaşmasıydı o davaların arasında kaybolup gidecekti aynı Elâzığ'da 4 kız çocuğuna tecavüz edildiği gibi, aynı Mardin'de çocukların yaşadığı istismardaki gibi. Şunu görmek lazım: Kafayı kuma gömerek, görmezden gelerek bu sorunları çözemeyiz.

Değerli milletvekilleri, kürsüye her çıkan diyor ki: "İşte, suçun şahsiliği ilişkisi vardır." Haklısınız. Elbette birilerinin işlediği suçtan dolayı herkes sorumlu tutulamaz. Kimsenin, bu kürsüye çıkan kimsenin aksini söylediği yok. Ama, Sayın Bakanın, sayın milletvekillerinin böylesi canhıraş bir şekilde bu vakfı, Ensar Vakfını savunmaya çalışması, bu çabalar niye, nedir çabanız, ne oluyor? Bu yürekleri yakan gerçekten örtbas tavrı ve gayreti, "Bizdense görmezden gelelim." mantığı, yaratılan cezasızlık kültürü böylesi canavarlıkları maalesef cesaretlendiriyor. Hele bir AKP'li milletvekilinin işte "Türkiye'de çocuk tecavüzü durdurulsun." başlıklı medyada başlatılan bir kampanyaya dair "Fethullahçılar, PKK'lılar, CHP'liler Türkiye'yi dünyaya çocuk tecavüzcüsü olarak gösteriyor."

43

ifadelerini kullanması AKP'nin nasıl bir mantığa sahip olduğunu -kusura bakmayın- ve akıl tutulmasına uğradığını da açık bir şekilde gösteriyor. Bu hedefi saptırma gayretleri, ortada olan insanlık suçunun üzerini örtemez. Oysa, tüm vatandaşlarımızın bir isteği var, biz diyoruz ki: Birbirinizi ezerek birilerini aklama yarışına gireceğinize 45 çocuğun tecavüze uğradığı bu vahşeti tüm boyutlarıyla araştıralım. İhmali olanları, görmezden gelenleri, denetlemeyenleri, önlem almayanları dâhil edip herkesi cezalandıralım. Caydırıcılık anca böyle olur. Yani, görmezden gelelim, kınayalım, en ağır cezaları alsın, olay kapansın, bitsin mi? Böyle bir kültür, böyle bir şey yok. (CHP sıralarından alkışlar) Ancak, Türkiye'deki koruma sisteminden ve adalet mekanizmasından bunu beklemenin de çok anlamlı olmadığı ortada. Yakalanan zanlılar, biliyorsunuz "Kravat takarım, takım elbise giyerim, tecavüz ettiğimi suçlarım, nasıl olsa bu işten kurtarırım." mantığında. İşte bu rahatsız edici bir biçimde adalet sistemimizin içini çürütüyor. Bu çürüme ve cezasızlık kültürü yaygınlaştıkça, Bakanlık denetim yapmadığı gibi denetimsizliğe göz yumdukça, her önüne gelen vakıf, dernek "kurs" adı altında -ismi ne olursa olsun- böyle izinsiz yurtlar açtıkça ve bunu denetleyecek bir Allah'ın kulu olmadığı sürece bu vahşet, üzülerek ifade ediyorum ki devam edecektir.

Devlet yönetmek, bu sorumluluğu yerine getirmek. Hani "Fırat'ın kenarında bir koyun kaybolsa kendimi sorumlu tutarım." diyor ya Hazreti Ömer, hani devlet olma sorumluluğunu böyle anlatıyor ya, işte böyle bir ahlakla yönetemiyorsanız bırakıp bence o koltukları gidin.

Değerli milletvekilleri, istenen tabii ki bizim de seyirci kalmamız, galiba onu istiyorsunuz. Görmezden gelmemizi istiyorsunuz. Denetim yapılmamazlığını, yetkisi olmayanların "kurs", "vakıf" adı altında, bu çocukların belki istismarın ötesinde neler yaşayacağını görmezden gelelim, gözlerimizi kapatalım, aman bizden olunca susalım, aman bizden olmazsa bir şey diyelim mantığıyla bizlerin de seyirci kalmasını istiyorsunuz ama bizler bu insanlık suçuna ortak olmayacağız, kusura bakmayın. (CHP sıralarından alkışlar) Bizim için, çocuklar söz konusuysa, çocuk istismarı söz konusuysa bu olay münferit olamaz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Bizim için de öyle.

CANDAN YÜCEER (Devamla) - Devletin çocukları koruma görevinin yerine getirilmediğine tanıklık etmeyi sürdüreceğiz ve diyorum ki son olarak, hiçbir suçun, hiçbir ihmalin örtbas edilmesine izin vermeyeceğimizi söylüyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi üzerinde aleyhte son söz İstanbul Milletvekili Tülay Kaynarca'ya aittir.

Buyurun Sayın Kaynarca. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisi aleyhine söz aldım. Değerli Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Son cümleden başlayacağım ben desteklemek adına o cümleyi elbette. İnsanlık suçundan bahsedildi, örtbas etmekten bahsedildi ve bu çerçevede bütün o yaşananlar ölçeğinde bir suçlu arama, bir farklı yöne çekme, bir acaba buradan biz farklı bir şey elde edebilir miyiz gayreti…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) - Öyle bir şey yok.

TÜLAY KAYNARCA (Devamla) - …kesinlikle olaya endeksli olmak değil, başka bir açık ifadeyle, bir siyaset bulabilir, buradan bir şey çıkartabilir miyiz niyet.

Ben bir anneyim, bir anneyim ve bütün bu yaşananlara bu çerçeveden baktığım zaman, bu menfur olayı kınamayacak bir insan düşünemiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Çünkü bu bir insanlık suçu; bu bir.

İki: Şu Meclis 24'üncü Dönemde, çok değerli milletvekilleri, ortak birçok kanuna da imza attı. Kadınlarımızla ilgili ortak birçok kanuna imza attı, şiddetle ilgili attı, çocuklarımızla ilgili birçok kanuna ortak imza attı ve buradaki ortak paydalarımızdan bir tanesi de evlatlarımızla ilgili olandı. Hatırlayın lütfen, 18 Haziran 2014, Türk Ceza Kanunu'nun ilgili maddesinde biz çocuk istismarıyla ilgili, cinsel yönden istismar edenlerle ilgili sekiz yıldan on beş yıla kadar hapsi, neredeyse adam öldürmeyle eş değer olacak cezai müeyyideleri, bütün bunları düşünürken, bütün bunlarla ilgili kararlar alırken…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) - Cinsel istismardan soruşturma geçirmiş öğretmenleri okul müdürü yaptınız. Bırakın bu işleri ya!

MURAT DEMİR (Kastamonu) - Bir dinleyin ya, bir dinleyin!

TÜLAY KAYNARCA (Devamla) - …cinsel istismarla ilgili yapılanlarla ilgili tüm bu kararları alırken, işte, şurada, şu anda ifade edilenlerin birçoğunun da altına imza atabilecek ortak hassasiyetle hareket ettik.

İnsan olarak, anne olarak, evlatları, çocukları… Bu çünkü başka bir yer. Başka bir mecradan bakmak zorundayız.

Şimdi, şöyle deniyor, tekrar başa döneceğim: "İhmal edildi." "İşte, bakan şunu söyledi." Kelimeler içinden bir şey çıkartabilir miyiz?

Bir: Olay emniyete intikal etti mi? Etti. Eder etmez adli soruşturma oldu mu? Oldu. Aile ve çocukla ilgili psikoterapi, psikososyal çalışmalar, her biri hemen başladı mı? Başladı.

44

İlgili bakanlık hemen müdahil olacağına, zanlının, failin en ağır cezayı alabilmesi için sonuna kadar avukatlarla gereğini yapacağına yönelik bu adımı attı mı? Attı. Ne zamanki gibi? Tıpkı Özgecan yasasında olduğu gibi. O Özgecan'la ilgili, o kızımız, o vahşetle ilgili yaşanan olayda olduğu gibi hemen müdahil oldu sonuna kadar. O ifade edilen indirimler, evet, olmamalı, iyi hâl indirimleri, buna benzer; olmasın diye uğraşıldı, müdahil olundu ve sonuçta o cezayla sonuçlandı. Dava sonuçlandığında ne hissettik? Toplumsal vicdanda… Tabii, içimiz elbette rahat olmadı ama en azından o hapis cezası, ağırlaştırılmış, indirimlerin olmadığı o yasa için söylüyorum. Şimdi aynı hassasiyeti Bakanlığımızın gösterdiği ve bu davayla ilgili de hemen müdahil olacağını, en ağır cezayla ilgilinin yargılanabilmesi adına adım atacağını açıklamışken, bütün adımları yapmışken suç… Suçu işleyen bir kişi, bir birey var; neyse cezası, Türkiye bir hukuk devleti, o cezasını hukuk devleti çerçevesinde alacak.

Ama siz bu çerçeveden bakmak yerine, bu yönden ele almak yerine "Acaba başka bir yöne çekebilir miyiz?" Kurum "Üye değil." demiş. Kurum arkasından "Müdahil avukatlık, destek olacağız, ağır cezaya alacağız." demiş. Kurum bunu demiş, bir önemi var mı sizin için? Yok. Niye? Çünkü onu başka bir yere çekme gayreti var. Oysa, bizim hükûmetlerimiz döneminde çocuk hizmetleriyle ilgili bir defa ayrı bir birim oluşturuldu mu? Evet. Nedir o? Yıl 2011, hiç yoktu, farklıydı, başka başka birimlere bağlıydı, icracı değildi ama 2011 itibarıyla Aile Bakanlığı bünyesinde oluşan genel müdürlüklerden bir tanesi ve en önemli maddi, ciddi bütçeyi oluşturanlardan bir tanesi eğer Çocuk Hizmetleriyse evlatlarımıza, çocuklarımıza, geleceğimize verdiğimiz önemin adı değil midir bu? Elbette öyledir. Bundan sonra da o hassasiyet devam edecek.

Ben şöyle notlarıma bakıyorum, bağlı kalmadım ama. Yani Aile Bakanlığı, Çocuk Hizmetleri, kamudaki çocukların sevgievlerine yöneltilişi, anne kucağına ihtiyaç hisseden evlatlarımızın, maddi imkânsızlıklar yüzünden kurumlarda olan yavrularımızın oraya dönüşüyle ilgili vesaire, bunların hepsini artırabilirsiniz; çocuk hakları, 2013'te stratejik plan. Bütün bu hassasiyetlerimiz varken, her şey evlatlarımız için derken ve bütün bu hassasiyetlerimizi de -birçoğunu da- kanunlarla göstermişken, çocuklarımız, kadınlarımız -bunların hükümlerini, ben bunu birlikte o imzayı attığımız kanunlar için söylüyorum- bu çok önemliyken, böyle hassas bir konuyu siyaset malzemesi yapıyor olmak canımı acıtıyor. Gerçekten bu hassasiyeti hissetmek zorundayız.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) - Vallahi, çocukları hiç istismar etmediniz, sorularını da çalmadınız, haklarını da yemediniz!

TÜLAY KAYNARCA (Devamla) - Bu, şu anda adli ve idari soruşturma yapılan bir konu. Bakın, burada sayın vekillerimiz bazı açıklamalar yaptı, çok şaşırdım ben. Niye? Çünkü emniyete intikal ve devamında adli süreç başladığında gördük ki biz, gizlilik kararı alındı. Ama vatandaş buradan çıkıyor, tek tek şöyle şöyle okunuyor. Niye bu gizlilik kararı var arkadaş, niye? Çünkü mağdur daha çok mağdur olmasın diye. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Niye? Çünkü aile mağdur olmasın diye. Ben size bir il adı, bir olay adı, bir yapı söyledim mi? Hayır. Niye? Çünkü bütün o vurgularda, bütün yapma gayretinizde toplumsal travma hâline getirilecek bir yapıdan bahsediyorsunuz. Böyle bir şey olabilir mi? Hayır.

Daha vahimi, dünyanın birçok noktasında, çok daha akıllara… Şu anda ifade etmekten bile gerçekten hicap duyuyorum yani ifade bile edemiyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - O zaman onay verin, onay.

TÜLAY KAYNARCA (Devamla) - Bu kadar hassas bir yapıda, düşünebiliyor musunuz, Türkiye'yi şikâyet etme gayreti. Bakın, terör olaylarında da aynı şey oldu, her olayda aynı şey, "Ülkemi ben nasıl şikâyet ederim, hangi konuda nereden, bir yerden bir şey bulurum arkadaş, nasıl bulurum, nasıl şikâyet ederim?" (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Paris'te olay oldu, patlama oldu, anında, olağanüstü olay -ben gazeteci kökenliyim- hemen basın gereğini yaptı. Olaylar yapıldı, kimse bir şey yapmadı.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) - Altı aydır olağanüstü hâl var orada, altı aydır.

TÜLAY KAYNARCA (Devamla) - He, olağanüstü, evet.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) - Hayret bir şey ya! İlla kafanda mı patlayacak bomba olağanüstü hâl için!

TÜLAY KAYNARCA (Devamla) - Hiçbir yerde bulamazsınız hükûmetini, devletini suçlayan. Herkes terörü suçladı, terörü, herkes terörü suçladı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Brüksel'deki olayda, hemen arkasından, kim devletini, hükûmetini suçladı? Herkes terörü suçladı. Bir olay olduğunda "Allah'ım, bir yerden bir şey bulayım, ben ülkemi dünyaya, herkese şikâyet edeyim." Böyle bir şey yok, böyle bir şey yok. Devlet var, Türkiye Cumhuriyeti devleti güçlü, gereğini yapar.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) - Biz bunu Amerika mı araştırsın diyoruz, bu Meclis araştırsın diyoruz. Hayret bir şey ya!

TÜLAY KAYNARCA (Devamla) - Bu olay bir vahşet, bu olay insanlık suçu, hiçbirimiz kabul edemeyiz, kınıyoruz, sonuna kadar kınıyoruz. O evladımızın, ailesinin, anacığının babacığının yanındayız sonuna kadar.

Anne olarak diyorum ki: O davayı da takip, sonuna kadar takip edip en ağır cezayı

45

alabilecek, en ağır cezayı alabilecek noktaya getiririz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) O yüzden ben değerli vekillerimin -özellikle kadın milletvekillerimizden, tüm siyasi partilerde- konuşmalarını ifade ederken çocuklar yönünde ifade ettikleri, ana olarak ifade ettikleri cümlelere katılıyorum. Çünkü onlar da o hassasiyeti hissediyor. Ama ne olur, evlatlarımız olduğunda siyaset yapmayalım diyorum.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) - Babaların duygusu yok mu, babalar insan değil, değil mi! Hayret bir şey ya!

TÜLAY KAYNARCA (Devamla) - Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Şimdi, sayın hatip "Biz tüm tacizlerin, tecavüzlerin üzerine gidiyoruz." dedi de buradan Sayın Bakanlığa sesleniyorum: Sakarya ili Pamukova ilçesinde 25'inci Dönem AKP milletvekilinin kardeşi, tacizden dolayı orada yurt dışında…

BAŞKAN - Sayın Tanal, bakın…

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Bakın, buraya Bakanlık niye müdahale etmedi, buna niye müdahale etmedi? Lütfen, buna müdahale etmeye davet ediyoruz.

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun haftalık çalışma günleri dışında 26 Mart 2016 Cumartesi ve 27 Mart 2016 Pazar günlerinde saat 15.00'te toplanarak her iki günde de saat 21.00'e kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi

23/3/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 23/3/2016 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Engin Altay

İstanbul

Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun haftalık çalışma günleri dışında 26/3/2016 Cumartesi ve 27/3/2016 Pazar günlerinde saat 15.00'te toplanarak her iki günde de saat 21.00'e kadar çalışmalarını sürdürmesi önerilmiştir.

BAŞKAN - Öneri üzerinde ilk söz, lehinde olmak üzere İstanbul Milletvekili Engin Altay'a aittir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Sayın Başkanım, Eren Erdem'e devredeceğim uygun görürseniz.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Eren Erdem. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

EREN ERDEM (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çalışma düzenine dair bir öneriyi grup adına konuşmak üzere buradayım.

Çalışma düzenimizle alakalı söylenecek çok şey var fakat bugün konuşulan konuyu çalışma düzeni içerisinde değerlendirme adına birkaç şey söyleyeceğim.

Değerli arkadaşlar, 25 Kasım 2011 tarihinde herkesin çok yakinen bildiği ve buradaki 550 milletvekilinin tamamının büyük bir üzüntü duyduğunu çok yakinen bildiğim bir N.Ç. hadisesi yaşadık. Alınan karar son derece kötü, tehlikeli, Türkiye'deki hukuk sisteminin, ülkemizin temel omurgası olan hukuk sisteminin tartışılmasına yol açan bir karardı.

Arkasından, 10 Mart 2016'da, geçtiğimiz günlerde engelli bir çocuğa tecavüz iddiasıyla gerçekleşen yargılama süreci, benim burada zikretmek istemediğim bir kararla belli bir indirimin önünü açmış oldu.

Yine, 21 Mart 2016'da Kocaeli'de arkadaşlar, bir doktorun 3 yaşındaki bir çocuğa, zikretmek istemediğim, toplumun, milletin vicdanındaki ahlaki ve irfani kriterleri zedeleyecek bir fiil gerçekleştirmesine binaen oluşan süreci de yakinen biliyoruz. Eğer biz bu davalardaki savcılardan bir tanesine dokunabilseydik bu ülkede emin olun ki benzeri bir tutum yargı zemininde gerçekleşmezdi. Dolayısıyla, bizim bu hususta çok daha net bir tutum izlememiz gerekirken bugün önerilerin hangi siyasi partilerden geldiği kriteriyle hareket eder bir yaklaşım içindeyiz.

Ben, buradaki hiçbir iktidar partisi milletvekilinin Ensar Vakfında gerçekleşen olayı onaylama ihtimali dahi olduğunu düşünmüyorum. Tam tersine, doğal olarak bu milletin bütün temsilcileri aynı ahlaki ve irfani kriterlerle sürece bakmaktadır. Teklifi bir muhalefet partisinin vermiş olması hasebiyle geliştirilen bu yaklaşımın toplum vicdanında açtığı yarayı kapatmak iktidar partisinin sorumluluğudur. Derhâl bu konuda, bugün içerisinde bir önerge

46

getirilmeli, bu iş bir şekilde bir komisyona dönüşmeli ve toplum vicdanında oluşan bu yara kapatılmalıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, havuz medyası her konuda çok cevval ve mahir ifadeler kullanırken bu konuda da malum, sesi kısık bir yaklaşım içerisine giriyor. Arkadaşlar, vicdanlarına kayyum atanmış basın mensuplarının olduğu bir ülkede söylenen her söz yalandır. Bu hakikat üzere, havuz medyası günlerdir Amerika'da gerçekleşen bir tutuklama hadisesi üzerine odaklanmış durumda. Hatta şu meşhur Reza Zarrab'ı tutuklayan savcının paralel yapıya mensup olduğu yönünde birtakım yaklaşımlar sergileniyor. Ben de çok meraken ve aynı zamanda, paralel yapı soruşturmasını yürüten savcılara seslenmek şartıyla şunu öneriyorum arkadaşlar: Gelin, savcılara bir yol haritası oluşturalım. FETÖ iddianamesini değiştirelim, "Fetöminati ve tapınak şakirtleri" yapalım. Niye? Çünkü o kadar güçlü bir yapı ki bu, Amerika'daki savcıyı da yönetiyor tıpkı İlluminati gibi. Hani dünyayı eskiden Masonlar yönetirdi yahut da efendim, Siyonistler yönetirdi perspektifinden, bugün İlluminatinin yerini, anlaşılan, fetöminatiye ve tapınak şakirtlerine bırakmışız.

Arkadaşlar, komikleşiyoruz. Böyle bir medya düzeninin olduğu bir ülkede, böyle bir medya düzeninin tasvip edildiği, onaylandığı bir ülkede demokrasiden, özgürlükten bahsetmek bizi ancak kendisiyle çelişen komik bir objeye dönüştürecektir.

Bu bağlamda, bugün, Ensar Vakfı özeline iktidar partisi eliyle çekilen... Ki, önergelerde, arkadaşlar, bir vakıf, bir kurum, bir kişilik, bir şahıs, bir dinî lider ya da bir itikadi anlayış, yaklaşım hedef alınmadığı hâlde, bunu, ısrarla bir kurumla ilintili bir çerçeveden yorumlama suretiyle bu meseleyi Parlamento gündeminden uzaklaştırma çabası içerisine giren iktidar partisi Ensar Vakfını hedef hâline getirmektedir. Muhalefet partilerinin buradaki temel derdi çocuk istismarına yönelik müşterek bir yaklaşım ortaya koyabilmektir. Nasıl ki Ankara'da yaşanan terör saldırısı yahut farklı bir ülkede yaşanan bir terör saldırısı sonrası biz burada hep beraber bir şey söyleme kabiliyetini gösterebiliyorsak, bugün de herkesin vicdanında aynı noktada duran bu sorunu ve problemi çözümleme adına müşterek bir irade ortaya koymak zorundayız. Aksi takdirde, buradan çıktığımızda, sokağa indiğimizde insanların bize soracağı sorulara yanıt verirken yüz hatlarımızda belirecek durum karşımızdaki bireyleri fevkalade rahatsız edecek, ümitsizliğe sevk edecek ve gerçekten, belki de birilerinin sistematik olarak algılatmaya çalıştığı "Parlamenter sistem çalışmıyor." algısına hizmet eden bir durumun ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Bu doğru bir şey değildir. Burası demokrasinin beşiğidir, burası milletin vicdanıdır. Ben, bugün burada, tıpkı geçmişte olduğu gibi müşterek bir anlayışın, bir iradenin belirmesinin ne kadar önemli olduğu kanaatinin herkeste hasıl olması adına bu çağrıyı yinelemek istiyorum. Buyurun, gelin, önergenizi getirin, oylayalım, destek verelim, bu komisyonu kuralım; sizin öncülüğünüzde kuralım, siz bunun öncüsü olun, siz ortaya çıkacak politik sonuçların mesulü ve sorumlusu olun ve biz de bu sorumluluğun altına kellemizi koyalım, bütün bedenimizi koyalım ve toplumun vicdanına bu ülkede gerçekten de tahribat yaratmış olan bu hadisenin karşısında dik duran bir Parlamento olarak çıkalım. Bizim birinci temennimiz budur ve bu hassasiyetle Meclis gündemine bir yaklaşım sergilemenizi de murat ve temenni ediyoruz.

Arkadaşlar, Pozantı Cezaevinde -bir önceki hatibimizin ifade ettiği- malum bir hadise yaşanmıştı. Benim bir meslektaşım Pozantı Cezaevinde gerçekleşen bu menfur hadiseyi haber yaptığı için tutuklanmış, gözaltında tutulmuştu. Yani, çok enteresan bir şekilde, devletin mahremiyetine dair bilgileri ifşa ettiği gerekçesiyle bu arkadaşımız gözaltında tutulmuştu. Hâlbuki, orada yapılması gereken, Pozantı'da yaşanan hadisenin sorumluları hakkında verilen cezaları belli bir indirgemeci tutumla belirleyen anlayışın cezalandırılması gerekliliğiydi. Bugün de burada arkadaşlar, biz "o vakıf, bu vakıf, şu vakıf, şöyle vakıf, böyle vakıf" demeden bir müşterek tutum belirlemek mecburiyetindeyiz. Eğer buraya çıkan her milletvekili intikamcı bir yaklaşımla siyaseti inşa etmeye çalışacaksa, tıpkı 28 Şubatta bu ülkenin mütedeyyin insanlarının üstünden dozer geçirmiş olan bir anlayışın karşısında aynı intikamcı perspektifle bir benzerini kendi gibi düşünmeyenlere tatbik etme tutumunda ısrar edecek bir siyaset izleyecekseniz şunu söyleyelim arkadaşlar: Biz bugün burada geçmişte ÇYDD'ye yaptıklarınızdan dolayı bulunmuyoruz. Bizim burada bulunma sebebimiz, geçmişte vakıfları delik deşik edip, kumpas davalarında onların öncülerini, kurucularını kanser hastası olduğu hâlde gözaltılarına alıp da hayatlarından ciddi bir zamanı yok etmiş olmanızdan dolayı da değil. Bugün burada bulunmamızın sebebi, buradaki herkesin ortak vicdani tavrını somutlaştırmak ve müspet bir Parlamento iradesiyle bu soruna dur demektir.

O yüzden, lütfen, gelin, hep beraber, getirin önergenizi, altına imzamızı atalım, çocuk istismarını engelleyecek bir yaklaşımı hepimiz burada sahiplenerek, sizin öncülüğünüzde, sizin liderliğinizde ve sizin belirlediğiniz önerge konseptinde onaylayalım ve bu problemle birlikte mücadele edelim diyorum. Bu konuda hassasiyet göstermenizi bekliyor, temenni ediyor ve bütün milletvekili arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önerinin aleyhinde ilk söz Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken'e aittir.

Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Teşekkür ederim.

47

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP'nin verdiği grup önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Uzun bir süredir Türkiye'de bir yönetim sorunu olduğunu, mevcut Hükûmetin Türkiye'yi yönetememe gibi bir durumla karşı karşıya olduğunu bu kürsüden ifade ediyoruz. Ve maalesef, üzülerek belirtmek isteriz ki Parlamento da Meclis de bilinçli bir şekilde ülkeyi yönetemeyen Hükûmet ve AKP Grubu eliyle her geçen gün daha fazla işlevsizleştiriliyor. Bugün ortaya çıkan mevcut tablonun kendisi bile, bu Parlamentonun nasıl bir vesayet altında olduğunu, özellikle iktidar partisi grubunun toplum vicdanını rahatsız eden en doğru konularda bile muhalefetten gelen bütün önerilere nasıl kapalı olduğunu net bir şekilde ortaya koydu. Yani, çocuklara yönelik cinsel istismarla ilgili, bu Parlamentoda, bu sıralarda oturan milletvekilleri eğer ret yönünde, bir komisyonun kurulmaması yönünde bir irade beyanı ortaya koymuşlarsa, parmak kaldırmışlarsa bunun tarih önündeki vebalinin son derece büyük olduğunu düşünüyoruz.

Bakın, Türkiye'deki mevcut yönetimsizlik durumundan birkaç örnek vermek istiyorum: Özellikle son dönemlerde IŞİD saldırıları hem ülke hem dünya gündemini fazlasıyla meşgul ediyor. İstiklal Caddesi'nde bombalar patladığı andan itibaren "devlet ve Hükûmet yetkilileri" şeklinde ulusal ve uluslararası basına ismini vermeden açıklama yapan birçok yetkili, orada canlı bomba olarak bir kişinin ismini verdiler, "Savaş Yıldız" isimli bir DAİŞ militanının canlı bomba olarak kendini patlattığını ve Savaş Yıldız'ın da aslında uzun sürelerdir devletin takibi altında olduğunu, bahsetmiş olduğum medya organlarına yaptıkları açıklamalarda ifade ettiler.

Ancak, daha sonra o canlı bombanın kimliğinin başka bir DAİŞ militanı olduğu ortaya çıkınca da Savaş Yıldız'ın da arananlar listesinde olduğunu, telefondaki sinyallerin teknik takip tarafından tespit edildiğini ve bütün emniyet birimlerine de bu yönlü talimatlar verildiğini yine yapılan açıklamalarda gördük.

Oysaki -yani hem sizi hem de bütün Türkiye halklarını rahatlatacak bir haber vereyim ben- daha sonra medyaya yansıyan bazı görüntülerde de gördük ki sizin burada aradığınız, "Telefonunu burada tespit ettik." dediğiniz Savaş Yıldız, son şubat ayındaki Tel Abyad (Gire Spi) saldırısında YPG tarafından esir alınmış.

Bu tabii, hem halklarımız açısından olumlu bir gelişme -yani bir canlı bombanın YPG tarafından esir alınmış olması- hem toplumumuz açısından rahatlatıcı hem de bir yönetememe durumu olan Hükûmetinizin, bilgiye ulaşma noktasında bile son derece büyük bir zafiyet içerisinde olan Hükûmetinizin rahatlaması açısından önemli.

Ama, bu rahatlama haberiyle birlikte aynı zamanda sizi ve Hükûmeti tedirgin edecek birçok bilgiyi de Savaş Yıldız yaptığı itiraflarda net olarak dünya kamuoyuna açıkladı, ortaya koydu. Google'da o görüntülerden, eğer bir merak edeniniz varsa girip kendiniz bire bir Savaş Yıldız'ın ağzından AKP-IŞİD ilişkisi üzerine ortaya konan o itirafları çok rahatlıkla görebilirsiniz, dinleyebilirsiniz. Ne diyor Savaş Yıldız? "Ben 7 Haziran seçimlerinden önce Adana ve Mersin'deki HDP binalarını bizzat MİT ajanları tarafından verilen talimatla yerine getirdim." diyor. Saldırıyla ilgili bütün detayları, hangi keşfi yaptığını, Suriye'de kiminle görüştüğünü, Türkiye'de hangi ajanla birlikte planlandığını net olarak ortaya koyup saldırıyı hangi saatte ve nasıl gerçekleştirdiğini açık ve net olarak itiraf ediyor.

Yine aynı kişi yani şu anda Hükûmetin "Canlı bomba olarak arıyorum." dediği kişi Tel Abyad (Gire Spi) saldırısında da yine Türkiye'de önemli toplantıların yapıldığını, IŞİD militanlarının Suriye üzerinden Tel Abyad'a saldırısından hemen sonra Türkiye'den 1.000-2.000 kişilik bir IŞİD gücünün Tel Abyad'a müdahalesiyle ilgili bir planlamanın yapıldığını söylüyor, ancak gerek YPG direnişi gerekse koalisyon uçaklarının bombalamasıyla Türkiye'den gelen bu takviye gücün bir türlü Tel Abyad'a ulaşamadığını itiraf ediyor. Yerinizde olsam bu açıklamalardan inanılmaz derecede tedirgin olurum, açık itiraflardır.

Uzun süredir bu kürsüden sürekli dile getirdiğimiz ve sizin reddettiğiniz birçok hususla ilgili artık saklayamayacağınız gerçekler her geçen gün ortaya dökülüyor, ortaya saçılıyor. Bakın, bütçe görüşmeleri sırasında Meclis tutanaklarına geçen kayıtlar var; soruyoruz, cevabınız yok. 2014 ve 2015 yılında Akçakale ve Cerablus Kapısı'ndan IŞİD'le yapılan 5 milyonluk ve 7 milyonluk ticaret rakamlarının, ihracat rakamlarının ne anlama geldiğini ve bunu, IŞİD eğer bir terör örgütü olarak sizin tarafınızdan değerlendiriliyorsa, hangi kriter üzerinden gerçekleştirdiğinizi soruyoruz ama maalesef buna cevap veremiyorsunuz. Yani, Hükûmet olarak, iktidar partisi olarak tam bir yönetememe durumuyla karşı karşıyasınız. Bu tarz sıkışmaların olduğu her dönemde de içeride bir yapay düşman -ki o yapay düşman her zaman HDP oluyor- onun üstüne bir linç kampanyası ve bunun üzerinden de bu işlerin içerisinden sıyrılacak bir algı operasyonuna sarılıyorsunuz. Bugün de yaptığınız şey aynıdır.

Bakın, bugün Başbakan Davutoğlu yine dokunulmazlıklar üzerinden birçok mesaj vermiş, özellikle son hamleleriyle birlikte, HDP'ye ve Meclise şah ve mat çektiğini söylemiş. Şimdi, doğrusu, biz bu şah mat meselesinde 7 Hazirandan beri Sayın Davutoğlu'na şunu söylüyoruz: "Bir saray darbesi 7 Hazirandan sonra yapıldı ve saray tarafından, Sayın

48

Davutoğlu, sana şah çekildi ve sen mat oldun. Mat olmuş bir Başbakanın sözleriyle şimdi çıkıp burada 'Ben HDP'ye, Meclise şah ve mat çekiyorum.' demenin hiçbir inandırıcılığı yok. Aynı şekilde, 'stratejik derinlik' olarak sunduğun Suriye politikasında hem bölge halkları hem Suriye'deki küresel güçler sana şah çektiler ve sen çoktan mat oldun. Öyle mat yapacak, şah çekecek bir pozisyonda değilsin. Ha, bütün bunlardan ders çıkarmamışsan…"

Şimdi, yine hepinizin son derece tedirgin olması gereken, New York'taki bir savcı bir kez daha size şah çekti. Mat olur musunuz olmaz mısınız, önümüzdeki günlerde göreceğiz ama özellikle Reza Zarrab'la ilgili o tutuklamanın, 17-25 Aralık dosyalarının artık uluslararası bir platforma çekildiğiyle ilgili içinize saçmış olduğu tedirginliği çok rahatlıkla buradan görebiliyoruz. Siz burada her türlü yolsuzluğu yapmış, her türlü ahlaki yozlaşma, rüşvet ilişkilerine girmiş birisini maalesef bütün hukuk kurallarını çiğneyerek beraat ettirdiniz, aklamaya çalıştınız, bütün kirli ilişkilerini örtbas ettirdiniz, "Ankara'da bir yürekli savcı yok mu?" diye bu toplumun vicdanında büyük bir soru işareti yarattırdınız. İşte, şimdi New York'ta bir yürekli savcı çıkınca sizin bütün bu aklamaya çalıştığınız kirli ilişkilerle ilgili büyük bir uluslararası gündem hepinizi bekliyor. Önümüzdeki günlerde kara para aklamadan uluslararası ambargonun delinmesine kadar, IŞİD'le olan ilişkilerden altın kaçakçılığına kadar tedirgin olmanızı gerektiren birçok konu başlığı eminim ki önünüze gelecektir. Bu nedenle, özellikle, burada, bu kadar yalnızlaşmış, bu kadar sıkışmış ama toplum karşısında da kendisini güçlü göstermeye çalışan bir iktidar partisinin ya da Başbakanın tehditlerine ve blöflerine pabuç bırakacak değiliz. Kendisi HDP'ye had bildirme temelinde bir konuşma yapmış. Sayın Başbakana buradan hatırlatmak istiyorum: Sen bu grubun müdürü değilsin, bu Meclisi yöneten, bu Meclise talimat veren bir genel sekreter statüsünde değilsin. HDP'li milletvekilleri senin emir erin değil, senin memurun değil. Sen kendi grubunla ilgili, milletvekilleri üzerinden farklı yaklaşımlar ortaya koyabilirsin ama HDP milletvekilleri kendisine had bildirmeye çalışanlara bugüne kadar hadlerini bildirmeyi bilmiştir. Bize had bildirecek olan tek güç bizi oylarıyla buraya göndermiş olan halkımızdır.

MURAT DEMİR (Kastamonu) - Halk size haddinizi bildirdi!

İDRİS BALUKEN (Devamla) - O konuda da halkımızın iradesi arkamızda olduğu sürece bu dokunulmazlık meselelerinde hepinizin nasıl…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Çok korkuyorsun!

İDRİS BALUKEN (Devamla) - …buralarda toplum ve halk tarafından yargılanacağını hep birlikte göreceğiz.

Hepinize teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önerinin lehinde ikinci söz…

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Çakır, buyurun.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Diyarbakır'a giremeyeceksin İdris Baluken, zaman olacak Diyarbakır'a giremeyeceksin! Bunu da unutma, yaz bir yere.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Ne olacak?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Diyarbakır'a giremeyeceksin, yaz bunu bir yere.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Ya, Diyarbakır'da milyonlar vardı, görmediniz mi?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Bekle, bekle!

BAŞKAN - Bir saniye sayın milletvekilleri, Sayın Çakır'a söz verdim.

Buyurun.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Sayın Başkan, yönetememek, partimizin vesayet altında olması gibi bir dizi ithamla Sayın Baluken partimize dönük bir sataşmada bulunmuştur, 69'a göre söz istiyorum.

BAŞKAN - Buyurun, iki dakika süre veriyorum.

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) - Sayın Başkan, Reza Zarrab'a da sataştı Sayın Baluken; ona da cevap versinler, sataşma yaptı Reza Zarrab'la ilgili. Eski eş başbakan biliyorsunuz.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) - Burada olmayan adamın şahsı hakkında niye konuşuyorsunuz?

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır'ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken'in CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Baluken'in konuşmasının son cümlesinden hareketle bir şey söylemek istiyorum. "İktidarların gücü" dedi Sayın Baluken.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) - Sayın Aydın, Reza Zarrab burada yok. Niye uyarmıyorsunuz burada olmayan şahıs hakkında konuştu diye?

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) - Evet, değerli arkadaşlar, iktidarların gücünü millet belirler. Bir iktidarın gücünü ölçecek yegâne şey bir milletin o iktidara yahut bir siyasal partiye, otoriteye vermiş olduğu destektir. Dolayısıyla, AK PARTİ iktidarının desteği

49

milletimizin AK PARTİ'ye vermiş olduğu yüzde 50 destekle yani bu ülkede yaşayan her 2 kişiden 1'inin verdiği destekle tasdik edilmiştir, tescil edilmiştir, teyit edilmiştir, bunu söylemeye bile hacet yok. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Öte taraftan şah mat vesaire diye Sayın Baluken'in konuşmalarında yapmış olduğu, daha da ileri gidip stratejik derinlikle ilgili yapmış olduğu analiz…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Sayın Başbakan bize şah çekmiş.

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) - Değerli arkadaşlar, yani, herhâlde, Sayın Baluken Stratejik Derinlik'i okumuştur, çok az kitaba nasip olan bir kadere sahiptir Stratejik Derinlik.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Doğru, Suriye sonucu ortada.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Hakikaten ha!

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) - Yaklaşık 30 dünya diline çevrilmiştir.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Hem Türkiye'yi hem Orta Doğu'yu mahvetti vallahi o kitap var ya, o kitap.

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) - 30 dünya dili… Üstelik bir ders kitabı değil, üstelik bir ders kitabı değil arkadaşlar.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Tuğla gibi bir şey, tuğla.

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) - Dolayısıyla, bu da çok açık bir şeydir.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Tuğla gibi, keşke yazılmasaydı.

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) - "Hükûmeti yönetememek", "İktidar partisi vesayet altında." demek ise… Bunlara cevap verme gereği duymuyorum.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) - O Stratejik Derinlik değil mi Türkiye'yi Orta Doğu'ya çeviren?

BAŞKAN - Önerinin lehinde ikinci söz…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Sayın Başkan, Sayın Grup Başkan Vekili benim Stratejik Derinlik kitabını okumadığımı ima ederek açık sataşmada bulundu.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - "Okumuştur herhâlde." dedi.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Yok "Okumuşsunuzdur." dedim.

BAŞKAN - Ben şimdi konuşmacıyı davet ettim, konuşmacıdan sonra.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - İdris Bey "Okumuşsunuzdur." dedim ama "Okumadım." diyorsanız oradan sataşabilirsiniz yani.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Hayır, onu kastettiniz.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Okumayın, okursanız kötü örnek olur, baksanıza Türkiye ne hâle geldi.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Tabii, Veli Bey'in ihtiyacı yok, Veli Bey de haklı.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Türkiye'ye bak, geldiğimiz noktaya bak. Stratejik Derinlik… Geldiğimiz noktaya bak Allah aşkına.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Malatya'yı hatırlatacağım sana Sayın Ağbaba.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun haftalık çalışma günleri dışında 26 Mart 2016 Cumartesi ve 27 Mart 2016 Pazar günlerinde saat 15.00'te toplanarak her iki günde de saat 21.00'e kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Önerinin lehinde ikinci söz Bursa Milletvekili Sayın Kadir Koçdemir'e aittir.

Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

KADİR KOÇDEMİR (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında sizleri saygıyla selamlıyorum.

Bugün yapılan görüşmeler, müzakereler bana bir anekdotu hatırlattı, müsaadenizle onu arz etmek isterim. Birbirine hasım da olan 2 idam mahkûmu sehpaya çekildiğinde sırasıyla son istekleri sorulur. İlki der ki: "Son olarak annemi görmek istiyorum, ona layık bir hayat yaşayamadım, son defa görüp helallik almak istiyorum." İkinciye gelir sıra, ona sorarlar, onun cevabı şu olur, der ki: "Bu anasını görmeyecek." Bugün, buradaki müzakereler bunu gösteriyor. Neyi söylediğiniz, ne dediğiniz, dediğinizin neye tekabül ettiği önemli değil, kim tarafından söylendiğine göre tavır alınıyor. Bu, zannediyorum, milletin bize verdiği yetkiyle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin demokratik bir sistem içindeki statüsüyle bağdaşmayan bir durumdur.

Demokratik süreç, belli safhalardan oluşur. Bunlardan birincisi, nelerin tartışılacağının yani gündemin belirlenmesidir. Türkiye'nin hangi sorunları öncelikle tartışılmayı, müzakere edilmeyi hak ediyor; bu, burada belirlenmelidir. İkinci safhada, bu sorunlarla ilgili irade oluşumu gelmektedir yani bu sorunların çözümlerinde hangi şıklar söz konusudur, hangi çözümler muhtemeldir ve mümkündür, hangi tercihler toplumda hangi büyüklüklerde karşılık bulmaktadır, bunun ortaya çıkarılması gerekir. Üçüncü safha da bu ortaya çıkan şıkların burada oylanması ve burada çoğunluğu sağlayan şıkkın çözüm olarak uygulamaya geçmesidir. Bundan sonra, uygulama ve denetim safhaları geliyor ama "O annesini görmeyecek." yaklaşımı bütün bunları bir tarafa itmektedir.

1 Kasımdan beri milletvekiliyiz. Bugünler geçecek, 2019 yılına geleceğiz, aynada

50

kendimizle göz göze geldiğimizde, 2019'un o ayından bugün dâhil geriye doğru değerlendirdiğimizde ben olmasam şu olmazdı, ben olmasam şu maddede bu değişiklik olmazdı diyebilme imkânı kaç vekil arkadaşımızın var? Muhalefet partileri olarak biz en doğru şeyi de söylesek zaten dinlenmeden reddediliyor ama iktidar partisindeki arkadaşlarım hangi sürece nerede katkıda bulundular? Ben eminim, yarın mutabakat sağlanıp müşterek, ortak, birleştirilmiş -her ne ise- bir önergeyle çocuk istismarı konusunun araştırılmasına iktidar partisinin de imzası olan bir metin teklif hâline geldiğinde, bugün çok iyi gerekçeler bulan arkadaşlarımız bu sefer lehinde gerekçeler bulacaklar, oy birliğiyle bu buradan geçecektir. Bu inat ve ısrar bana "cehalet" kelimesiyle birlikte adını andığım, Peygamberimiz'in akrabası olduğu hâlde doğru yola gelmeyen bir inadı ve bir ismi hatırlatıyor; bundan bizim kurtulmamız gerekiyor. Böyle olduğu için arkadaşlar, biz kendi gündemimizi burada tartışamıyoruz.

Bugün memleketin bir güvenlik meselesi var, Meclise birileri müsaade ettiği ölçüde geliyor. Memlekette çok ciddi bir işsizlik meselesi var, Meclise birileri müsaade ettiği ölçüde geliyor. Memlekette pek çok iş yerleri kapanıyor, ücretsiz tatile çıkarılıyor çalışanlar, bu, Meclise birileri müsaade ettiği ölçüde geliyor. Öncelikle birilerinin onu sorun olarak görmesi gerekiyor. Bu anlayışın neticesinde ülkede siyasetin dili zehirlendi, ülke bir kamplaşmaya doğru gitti ve ümitsizlik, geleceğe dair bir karamsarlık hâkim oldu.

Çeşitli vesilelerle seçmenlerimizle, üniversitede öğrencilerle bir araya geliyoruz, maalesef şunu görüyoruz: Bu memlekette yirmi yıl, otuz yıl sonrasını birlikte karşılama iradesi maalesef kayboluyor arkadaşlar. Birbirimize karşı peşin hükümler, birbirimize karşı suçlamalarla hareket ediyoruz ve bu Mecliste mutabakat arama, müzakere yapma, uzlaşma gibi bir anlayıştan oldukça uzağız. Böyle olduğunda pek çok makam, Meclisle birlikte kendi fonksiyonunu yerine getiremiyor.

Yeni bir gelişme, Meclis Başkanımız siyasi partilere bu terör olaylarıyla ilgili bir mektup yazmış ve bir grup başkan vekilinin görevlendirilmesini istemiş. Böyle zamanlarda siyasi partileri bir araya getirecek makam neresidir? Cumhurbaşkanımızdır. Cumhurbaşkanlığı makamı Türkiye'de şu anda yok hükmünde olduğundan, memleketin -hepimizin üzerinde mutabık kaldığımız- en önemli sorunu dediğimiz terörle ilgili bir masanın etrafına siyasi parti liderlerini çağırabilecek hiç kimse kalmadığı için Meclis Başkanı devreye giriyor, o da siyasi parti liderlerini toplayamayacağı için grup başkan vekillerinin görevlendirilmesini istiyor. Meclis de bugün bu fonksiyonunu yerine getiremiyor. Peki, neyi yapıyor? Yine bir fıkra aklıma geldi: Ağanın birisi atıp tutmayı çok seviyormuş, yalanı meydana çıktığında bunu tevil etsin diye yanında bir tevilci taşırmış sürekli. Mesela ağa anlatıyor, diyor ki: "Yolda gidiyordum, bir baktım, bir tavşan, tabancamı çıkardım, bir el ateş ettim, yanına vardım, bir de ne göreyim? Arka ayağı ve kulağı delinmiş mermiyle." Tabii, millet diyor ki: "Nasıl olur, tek mermi, iki yerden birden nasıl yapar hem arka ayağını hem kulağını?" Hemen tevilci devreye giriyor, diyor ki: "Ağam ateş ederken tavşan arka ayağıyla kulağını kaşıyordu, o zamana denk geldi." (MHP sıralarından alkışlar) Ağa böyle kendini tutamadan giderken bir gün artık başka bir şey anlatıyor, diyor ki: "Yola devam ediyordum, baktım ki bir keklik sürüsü var, tüfeğimi aldım, keklik sürüsüne doğru ateş ettim, bir de ne göreyim? 40 tane keklik yerde, pişmiş, kızarmış, yenmeye hazır vaziyette, üzerinde de sarımsaklı yoğurt serilmiş vaziyette orada bizi bekliyor." Bizim tevilcinin artık burasına gelmiş, dönmüş demiş ki: "Ağam, hadi diyeyim ki fişekte 41 tane saçma vardı. 40 saçmanın her biri bir kekliğe isabet etti, keklikler vuruldu, 41'inci saçma da yerdeki kuru otları tutuşturdu, kuru otlar alev aldı, onların üzerine düşen keklikler pişti, ama sarımsaklı yoğurdu nereden bulayım?"

Arkadaşlar, bu Meclis sarımsaklı yoğurdu bulma fonksiyonunu gayet başarılı şekilde yerine getiriyor iktidar partisi sayesinde ve "Meclismiş" gibi yapıyor. Meclismiş gibi değil, hakikaten milletin sorunlarını dert edinen, bu derdi, milletin yetki paylaştırdığı diğer paydaşlarla birlikte müzakere ve mutabakat zemininde çözmeye çalışan, Meclismiş gibi değil, Meclis gibi davranan bir Meclis olma dileği ve umuduyla, Cumhuriyet Halk Partisinin hafta sonu çalışmayla ilgili önergesine "evet" oyu vereceğimizi söylüyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Sayın Başkan, demin sataşmadan dolayı söz istemiştim.

BAŞKAN - Dilerseniz öbür arkadaşı da konuşturalım, ondan sonra size söz verelim.

Size söz vereceğim, söz hakkınız duruyor.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi aleyhinde son konuşmacı Ankara Milletvekili Murat Alparslan.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MURAT ALPARSLAN (Ankara) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisiyle ilgili söz almış bulunmaktayım.

Bugün Ankara'da 2 şehidimizi ebediyete uğurladık. Bu vesileyle, konuşmamın başında

51

"Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır/Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır." şiarınca bayrağımızı göklerde daim tutan ve bu ülkeyi bize vatan kılan tüm şehitlerimizi rahmetle anıyorum.

Ve yine, dün, Avrupa'nın başkentinde yaşanan menfur terör saldırısını şiddetle ve lanetle kınıyorum. Terör kimden gelirse gelsin, kime gelirse gelsin "ama"sız, "fakat"sız, "lakin"siz kınadığımızı, lanetlediğimizi ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, devlet ve millet olarak zor günlerden geçiyoruz. Bu ülke, bu millet geçmişte çok büyük bedeller ödemiş, ağır sorunlarla karşılaşmış, büyük sorunların üstesinden gelmiş ve pek çok badireyi atlatarak bugünlere ulaşmıştır. Şanlı bir tarihe sahiptir, köklü bir medeniyeti vardır, zengin bir kültürü vardır ve kadim bir devlet geleneğine sahiptir. Geçenlerde 101'inci yılını idrak ettiğimiz Çanakkale ruhu ve bugün yaşadığımız bu ruhla istiklalimiz ve istikbalimiz inşallah ilelebet teminat altındadır.

Değerli dostlar, ülkemizi zayıflatmaya, güçsüzleştirmeye, belki de bir anlamda diz çöktürmeye çalışan pek çok ulusal ve uluslararası gayrimeşru yapılanmaların, birtakım farklı organizasyonların ve özellikle de terörün olduğu hepimizce malumdur. Bunlara karşı hep beraber, topyekûn bir seferberlik yapmak ve millî ve de yerli bir duruşu hep beraber ortaya koymak durumundayız. Terörle mücadele sadece Hükûmetin, AK PARTİ'nin meselesi değildir. Bu mesele başta tüm siyasi partiler olmak üzere toplumun her kesiminin, iş dünyasının, medyanın, sivil toplum kuruluşlarının ve hatta tüm bireylerin ortak sorunudur. Bu birliğimizi, bu dostluğumuzu, muhabbet ve kardeşliğimizi tesis eder isek eminim ki bu beladan da çok kısa sürede hep beraber kurtulacağız.

Değerli milletvekilleri, meselelere farklı açılardan bakıp mülahazalarımızı farklı perspektiflerden ortaya koyabiliriz. Ancak, milletimizin birliği, devletimizin bekası, istiklal ve istikbalimiz söz konusu olduğunda hiç tereddütsüz hepimiz dimdik, omuz omuza durabilmeli, "Eğer mesele vatansa gerisi teferruattır." diyebilmeliyiz.

Şurası muhakkaktır değerli milletvekili arkadaşlarım: Bu ülke, bu millet pek çok sorunun üstesinden geldi, pek çok konuyu ve meseleyi de çözdü. Ve inşallah, yine, ülkemiz üzerinde, milletimiz üzerinde oynanmaya çalışılan pek çok oyun, kurulmaya çalışılan pek çok tuzak da boşa çıkarılacak ve bu ülke, bu millet hak ettiği çok daha güzel günlere hep beraber kavuşacaktır diye ümit ediyorum.

Değerli arkadaşlar, hâkimiyet bilakayduşart milletindir ve bu millet yetkisini, iradesini seçilmiş milletvekillerinden oluşan Meclis marifetiyle kullanır. Meclisin millet iradesinin ve egemenliğinin temsil edildiği yer olduğu hiç tartışmasız ve şüphesizdir. O sebeple, bizler milletin iradesini ve egemenliğini temsil eden vekiller olarak milletin sorunlarını bilmek, anlamak, onların meselelerini çözme konusunda bir irade ortaya koymak durumundayız. O sebeple, meseleleri tahlil eder iken milletin diliyle konuşabilmeyi, milletin gözüyle görebilmeyi, milletin hassasiyetlerine dokunabilmeyi de becerebilmeliyiz.

Hiç tereddütsüz, siyasette üslup, retorik, hitabet bir sanattır ve vardır. Fakat, sadece içi boş, kuru vaatlerden ve cilalı birkaç cümleden ve hamasetten ibaret, ete kemiğe bürünmemiş; bir eser, bir hizmet üretmeyen siyaset de anlamsızdır. Zira, biz bilir ve inanırız ki "Kâmil insan odur ki dünyada bırakır eser, eseri olmayanın yerinde yeller eser." O sebeple, biz yine biliyor ve diyoruz ki "Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz/Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde."

O sebeple, biz partimiz kurulduğu günden itibaren hep ezberleri bozan, rutin siyasi çalışmaların ötesinde "Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak." diyerek yola çıkan ve bu anlamda milletin her türlü sorununu kendisine mesele edinen, çözümü için mesai harcayan, gayret gösteren bir siyasi hareket olduk ve bu anlamda da siyasette beyanname kültürünü realize ettik. Her zaman "Yapmıştık, yapıyoruz, yapacağız." düsturuyla, sloganlarımızda da ifade ettiğimiz gibi "Onlar konuşur, AK PARTİ yapar." gerçeğini milletimizle paylaştık. Yapacağımız konuları ve meseleleri iyi tespit ettik, yapamayacağımız konularda da hiçbir zaman milletimize söz vermedik. Bu anlamda, 1 Kasım seçimleri öncesinde ortaya koyduğumuz vaat ve reformlarla ilgili, 20 Aralık tarihinde belirlediğimiz takvim mucibince, bir aylık, üç aylık, altı aylık ve bir yıllık takvime göre, hamdolsun, bugün itibarıyla Meclise sevk edilen tasarılar da dikkate alındığında, reformların yüzde 65'inin, vaatlerin de yüzde 100'ünün gerçekleştirildiğini büyük bir memnuniyetle görüyor ve seviniyoruz.

Geçen hafta Avrupa Birliğinde Brüksel'de 3'üncü Zirve'yi gerçekleştirdik. Ve orada pek çok fasıl ve konu başlığıyla ilgili birtakım hususlarda bir takvim karşımıza çıktı. Belki, işte, mültecilerin göç imkânları, can kayıplarının önlenmesi, Suriye'de yaşayanların daha güvenli ve daha iyi şartlarda yaşayabilmesine ilişkin imkânlar, yine, sorumluluk paylaşımı anlamında 3+3 milyar avronun belli bir takvime bağlı olarak bırakılması ve yine temmuzdan önce "bütçe ve mali başlık" adı altındaki 33'üncü faslın açılmasıyla ilgili konu başlıkları dâhil ve özellikle Avrupa Birliğiyle ilgili vize muafiyetlerini öngören birtakım konu başlıklarında mutabakata vardık. İşte, bu mutabakat mucibince Avrupa Birliğiyle ilgili vize muafiyetinin sağlanabilmesi için birtakım mevzuat düzenlemelerinin yapılması gerek. 72 konu başlığıyla ilgili, 37'si gerçekleşti, kalan 35'inin de bir takvim içerisinde 4 Mayıs tarihinden

52

önce Meclisten bir şekilde çıkması ve mevzuata kazandırılması lazım. Bu anlamda, muhalefet partilerinin bu hususta samimi bir gayretle ciddi bir destek vereceklerine olan inancımızı da muhafaza ediyor ve bu konuda da…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Veriyoruz. Önergeyi destekleyin o zaman.

MURAT ALPARSLAN (Devamla) - …inşallah önümüzdeki süreç içerisinde, burada yapılacak çalışmalarda hep beraber mesele millet ve ülke yararı olduğunda nasıl bir araya gelindiğini de gösteririz diye ümit ediyorum. Tabii, bunun normal mesai saatleri içerisinde yapılabilmesi bizim de arzumuz ancak bunun farklı sebeplerle, belki birtakım engellemelerle, birtakım blokelerle, gündeme geçilmeksizin çok ileri saatlere kadar sarktığının ve bu anlamda da Meclis gündeminin bir şekilde geride kaldığının da hepimiz farkındayız. O sebeple, Meclis çalışmalarının çok daha farklı zamanlarda, gerekli görüldüğü her zaman yapılabilmesini de arzu ediyoruz. Bu sebeple, biz Meclisin çalışmalarının gerekli görülen her zaman yapılmasını ve Meclisin açık durmasını da önemsiyoruz. Meclisin açık olması demokrasinin güçlenmesidir. Pek çok sorunumuzun, pek çok sıkıntımızın hâl yolu olarak adres gösterilen, millet iradesi ve egemenliğin tecelli ettiği bu yerin açık olması, açık olmasının da ötesinde çalışması, bir şeyler üretmesi bizlerin de en büyük arzusudur. Tabii, bu arzunun gerçekleşebilmesi için de tüm siyasi partilerin bu konuda olumlu bir katkı sunması, elini bu meselelerde taşın altına koyması da en büyük arzumuzdur.

Belki siyasi partilerin tamamı şu veya bu şekilde Meclis çalışmalarının aksak yönlerinin olduğunu, kendilerini ifade edemediklerini veya bazı çalışmalarla ilgili birtakım sıkıntılarla karşılaştıklarını ifade ediyor olabilirler. O zaman, hiç tereddütsüz en büyük sorunun çözüm yeri yine Meclis ve yapılması gereken de Meclis İçtüzüğü'nün bu konudaki birtakım engellemeleri ortadan kaldıracak şekilde tekrar ele alınması, değerlendirilmesi ve Meclisin daha aktif, daha işler, daha verimli çalışır hâle getirilecek bir düzenlemeye kavuşturulmasıdır. Bunu yapacağımıza inanıyorum çünkü biz farklı meselelere farklı bakış açılarıyla yaklaşıyor olsak bile, siyasi reflekslerimiz, vizyonlarımız, takvimimiz ve birtakım vaatlerimiz farklı olsa bile iyi yönlerde, olumlu konularda, millet, devlet menfaatine olan her türlü hizmette bir arada olabilmeyi başarabiliriz diye ümit ediyor, hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Baluken, evet, size söz vereceğimi söylemiştim.

Sataşmadan dolayı iki dakika söz veriyorum.

Buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken'in, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır'ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Grup Başkan Vekili, bütün kitaplar uygulamaya geçtiğinde çocukların ölümüne sebep oluyorsa anlamını yitirir ve boşa çıkar. Stratejik Derinlik kitabı da Suriye'den Irak'a, en son içeride yürütülen savaşa kadar binlerce, on binlerce çocuğun ölümüne neden olduğu için artık bütün kamuoyu tarafından stratejik delilik ya da stratejik sefalet politikası olarak değerlendiriliyor.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Siz kitabı okumuşsunuzdur demiştim ama okumamışsınız ya.

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Dolayısıyla, onunla ilgili değerlendirmelerimizi yaparken biz son derece netiz.

Siz buraya her çıktığınızda "Muhalefet bizi dışarıya şikâyet ediyor." diye serzenişlerde bulunuyorsunuz. Oysaki zaten sizin politikalarınızın, uygulamalarınızın tamamı dışarıda yeterince tartışılıyor, farkında değilsiniz. Bakın, şimdi sosyal medyaya haberler yansımaya başladı. Sanırım Reza Zarrab konuşmaya karar vermiş. Şimdi konuşunca kimin sizi şikâyet etmesine ne gerek kalacak? Aynı şekilde, bakın, Reza'nın ortağı Zencani'yle ilgili iddianame basına düşmüş. O iddianamede 1 milyon doların Türkiye üzerinden -Reza Zarrab'ın ortağı- El Nusra ve Ahrar el-Şam çetelerine gittiği, yine 1 milyon dolara yakın da Dubai üzerinden IŞİD'e gittiği yazıyor. Yani, kimsenin sizi dışarıya şikâyet etmesine gerek yok. Zaten sizin politikalarınız yeterince dışarıda tartışılıyor. Her tarafı çelişkilerle dolu, her tarafı tutarsızlıklarla dolu politikalarla ne içeride ne dışarıda herhangi bir yol alma şansınız yoktur. O nedenle buraya gelip muhalefeti ön yargılarla suçlamak yerine bu yanlış politikaları bir kez daha gözden geçirmeniz gerekir diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı ve Adalet

53

Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı (1/541) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 117) (x)

BAŞKAN - Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Geçen birleşimde İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının birinci bölümünde yer alan 14'üncü maddesi kabul edilmişti. Şimdi 15'inci madde üzerinde önerge işlemlerine başlıyoruz.

15'inci madde üzerinde üç adet önerge vardır. Şimdi önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 15'inci maddesinin (4)'üncü fıkrasında yer alan "cevap verilmezse" ifadesinin "cevap verilmemesi halinde" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken Osman Baydemir Bedia Özgökçe Ertan

Diyarbakır Şanlıurfa Van

Meral Danış Beştaş Mahmut Celadet Gaydalı Erol Dora

Adana Bitlis Mardin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 15'inci maddesinin (7)'nci fıkrasındaki "hukuka aykırılık" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve açık rızanın ortadan kalkması" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Baki Şimşek Nuri Okutan İsmail Faruk Aksu

Mersin Isparta İstanbul

İsmail Ok Arzu Erdem Kamil Aydın

Balıkesir İstanbul Erzurum

Mustafa Mit Erkan Haberal

Ankara Ankara

BAŞKAN - Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 15'inci maddesinin (4)'üncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"(4) Şikâyet üzerine Kurul, talebi inceleyerek ilgililere cevap verir. Şikâyet tarihinden itibaren altmış gün içinde cevap verilecektir."

Namık Havutça Ömer Süha Aldan Özkan Yalım

Balıkesir Muğla Uşak

Zeynel Emre Cemal Okan Yüksel Haydar Akar

İstanbul Eskişehir Kocaeli

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU ÜYESİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Uşak Milletvekili Özkan Yalım.

Buyurun Sayın Yalım. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ÖZKAN YALIM (Uşak) - Teşekkür ederim Başkanım.

Yüce Meclis, değerli arkadaşlarım ve de bizi izleyen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları; hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi adına, görüşmekte olduğumuz Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 15'inci maddesiyle ilgili söz almış bulunmaktayım.

Çok iyi, çok güzel, hepsini tartışıyoruz ancak bazı şeyleri de es geçiyoruz. Nedir? Yaklaşık 7 Hazirandan bu tarafa yüzlerce insanımız terör olaylarından vefat etti, öldü, birçok şehidimiz oldu. Peki, bunun sorumlularıyla ilgili ne yaptık? Sayın Adalet Bakanımız da burada, umarım... Bu konulara biraz daha dikkat etmek zorundayız çünkü bu olaylar Avrupa'da da olmaya başladı ve de göreceksiniz… Dünkü Brüksel'deki olayın failleri de belli, IŞİD ve de bunların takibi yapılmadığından dolayı… En yakın zamanda sorumlusunun, -Adalet Bakanı mı, İçişleri Bakanı mı, yoksa Emniyet teşkilatı mı- bugün yarın kimin görevden alınacağını hep birlikte izleyeceğiz. Peki, ben Sayın Başbakan Davutoğlu'na buradan sormak istiyorum: 7 Hazirandan bu tarafa yaklaşık 280 kişi öldü, bunca şehidimiz oldu, güvenlik görevlimiz… Sayın Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı, Emniyet Müdürlüğü, MİT Müsteşarı Sayın Hakan Fidan, kimse sorumlusu, bunları takip etmeyen… Bunları canlı bomba olarak başka ülkelerin -Almanya'nın bile- Türkiye Cumhuriyeti'nden daha önce bizlere istihbarat olarak vermesinden dolayı da utancımızı buradan dile getirmek istiyorum. Nerede bizim MİT

54

teşkilatımız? Nerede Sayın Bakanımız? Yani, biz başkalarının verdiği bilgiler yüzünden mi takip edeceğiz, bilgilerin ışığında mı takip edeceğiz? Bu ölen insanların geride kalan çoluğunun çocuğunun haklarını, bu öksüzlerin vebalini kim çekecek Sayın Başkan?

Sayın Bakanım, siz burada sohbet ediyorsunuz ama gerçekten o aileler şu anda kan içinde, evlerinde çok azap içindeler. Onun için, özellikle MİT teşkilatının tekrar gözden geçirilmesini buradan altını çizerek belirtiyorum.

Bakın, bir olayı daha özellikle belirteceğim. Türkiye'de krallar gibi, bakanlarla birlikte güllük gülistanlık yaşayan iş adamı Reza Zarrab -madem hiç suçu yoktu- Amerika'da gözaltına alındı, hatta bugün parayla bile serbest bırakılması da reddedildi biliyorsunuz. Kanun, bizde maalesef çalıştırılmıyor ama Amerika'da çalıştırılıyor. Demek ki bu insanın suçu varsa Türkiye'de de suçu var.

Biraz önceki hatip arkadaşımız dedi ya "AK PARTİ yapar, başkaları bakar." diye. Değerli arkadaşlarım, bakın, siz böyle söylüyorsunuz ama yaklaşık dört yıldır ilk defa işsizlik iki haneli rakamlara ulaştı; 11,4 oldu. Onun için, uyanın, uyanın, bu kötü gidişatı hâlâ göremiyorsunuz. Bir an önce, başta Çalışma Bakanı olmak üzere, Başbakan, bakanlar... İlk önce, gelen mültecilerin güvenlik kontrolünden geçirilip ülkedeki sıkıntılara, terör olaylarına daha fazla sebep olmaması adına daha iyi takip edilmesi gerekiyor. Yakında gelen mültecilere verilecek olan her iş yerinde yüzde 10'luk kontenjanla, bugün açıklanan yüzde 11,4 olan işsizliğin önümüzdeki aylarda veya yıl sonunda 14'lere, 15'lere ulaşacağını göreceğiz. Başka ülkelerde kendi vatandaşına sahip çıkılır ama maalesef AKP Hükûmeti kendi vatandaşını ikinci sınıf vatandaş hâline getiriyor. Ya, beyler, kendi vatandaşımızın haklarını savunalım, kendi vatandaşımızı koruyalım. Dikkatinizi çekerim, bugün bir esnaf, bir çiftçi BAĞ-KUR'unu ödeyemediğinde, iki ay ödeyemediğinde ne devlet hastanesinde bakılabiliyor ne ilacını alabiliyor ama gelen Suriyeli mültecilere "10,5 milyar harcadık." diye buradan böbürleniyorsunuz. Kendi vatandaşımızı düşünelim lütfen.

Sizlere daha çok söylenecek şey var ama umarım göz önünde bulundurursunuz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 15'inci maddesinin (7)'nci fıkrasındaki "hukuka aykırılık" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve açık rızanın ortadan kalkması" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Mustafa Mit (Ankara) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Ankara Milletvekili Mustafa Mit.

Buyurun Sayın Mit. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA MİT (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 15'inci maddesi hakkında konuşmak üzere Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 15'inci maddesi, şikâyet üzerine veya resen Kişisel Verileri Koruma Kurulunca inceleme yapılmasının usul ve esaslarını düzenlemektedir. Önergemizde, 15'inci maddenin (7)'nci fıkrasında yer alan "veri işlenmesi ve verilerin yurt dışına, başkalarına aktarılmasında telafisi güç veya imkânsız zararların doğması" ve "açıkça hukuka aykırılık" şartlarına ilaveten, "açık rızanın ortadan kalkması"nın eklenmesi teklif edilmektedir.

Esasen kişisel verilerin rıza dışında işlenmesi veya başkalarına aktarılması getirilen bu tasarının ruhuna aykırıdır. O hâlde, rızanın ortadan kalkması hâlinde verilerin işlenmesi ve başkalarına aktarılması da önemlidir. İfade edelim ki yüz yüze muhatap olduğumuz veri sorumlusuna güvenle oluşan emniyet hissi tarafımızdan da kabul edilen meşru menfaat ve rızanın sonucudur. Bu iki kavram getirilen tasarının tamamının temel kavramlarıdır. Tasarının 10'uncu maddesinin (c) bendi, meşru menfaat ve rızaen elde edilen kişisel verilerin kimlere ne amaçla aktarılabileceğine ilişkindir. Bu madde kendi içerisinde şüphe ve endişe barındırmaktadır. Şüphe ve endişeleri ortadan kaldırmak için yurt dışına veya başkalarına aktarılacak kişisel verilerin, aktarma işlemi yapılmadan önce veri sorumlusu tarafından mutlaka ilgili kişinin yazılı rızasına bağlanmalıdır. Elde edilen kişisel verilerin başkalarına aktarılmasında, başlangıcından sonuna kadar her kademede veri sorumlusu aranmak şartıyla, zincir hâlinde belge düzenine kavuşturulması hususunun ayrıca kanunda belirtilmesi gerekmektedir.

55

Değerli milletvekilleri, tasarının 15'inci maddesinin (7)'nci fıkrasıyla verilerin işlenmesinin, başkalarına veya yurt dışına aktarılmasının hukuki şartları oluşsa dahi yapılacak işlemin durdurulup durdurulamayacağı kurulun ihtiyarına bırakılmaktadır. Hâlbuki, bent içerisinde zikredildiği gibi açıkça hukuka aykırılık ortaya çıktığında veri işlenmesi veya aktarılması da hukuka aykırı olacaktır. Hâlbuki, veri sorumlusunun yaptığı iş ve işlemler hukuka uygun olmak zorundadır. Yani, açıkça hukuka aykırı bir durum ortaya çıktığında kurul bu hukuka aykırılığa rağmen isterse iş ve işlemin devamına karar verebilecektir. O zaman, kurul hukuksuzluğa göz yummuş, hatta ödüllendirmiş olacaktır. Kurulun töhmet altında bırakılmaması için bu ifadenin de düzeltilmesi gerekmektedir. Kurul tarafından hukuka uygun olduğu kabul ve tespit edilen bir hususla ilgili şahıs tarafından hukuka aykırılık iddiasına da konu olabilir. Bunu açıklığa kavuşturmak gerekmektedir çünkü kişisel verileri başkalarına aktarabilecek kurum ve kuruluşlar kamuya ait olduğunda bunun tespiti idari yargıya taşınacaktır. Özel sektöre ait olduğunda ise açıkça hukuka aykırılık iddiasının nerede açıklığa kavuşturulacağı belirtilmemektedir.

Değerli milletvekilleri, bilindiği üzere, kanun uygulamalarının kanunun lafzına ve ruhuna uygun olması gerekmektedir. Getirilen tasarının 15'inci maddesinin (7)'nci fıkrasında sayılan şartların birlikte gerçekleşmesi hâlinde veri işleme ve yurt dışına aktarılması işleminin kurulca durdurulmasına karar verme yetkisi verilmiştir. Madde metnindeki birlikte gerçekleşme şartı, önergemiz neticesinde oluşacak yeni metin doğrultusunda yeniden düzenlenmelidir. Şöyle ki: Önergemizle getirilen, rızanın ortadan kalkması hâli, telafisi güç ve imkânsız zararların doğması hâli, yapılacak iş ve işlemin açıkça hukuka aykırılığı ile ayrı ayrı kaynağı olabilecektir. Bu şartlardan hangisinin, birinin varlığının veya açıklığının hukuka aykırılık teşkil edeceği belirtilmemiştir.

Kurulun belirsizlikten kurtarılması, zaten tartışmalı olan kişisel verilerin güvenliğinin sağlanması ve güvenlik hususunda kamuoyunun endişelerinin giderilmesi için maddenin önergemiz doğrultusunda değiştirilmesi gerekmektedir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Mit.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 15'inci maddesinin (4)'üncü fıkrasında yer alan "cevap verilmezse" ifadesinin "cevap verilmemesi halinde" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Meral Danış Beştaş (Adana) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) - Katılınmamaktadır Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş.

Buyurun Sayın Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nı görüşmeye devam ediyoruz, maalesef, henüz durdurulabilmiş değil fakat biz gerçekten bu kanunun mutlak surette üzerinde uzlaşılması gereken bir kanun tasarısı olduğunu, muhalefet ve iktidarın birlikte çıkarması gereken en temel kanunlardan biri olduğu gerçeğini bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyoruz ve bundan tabii ki vazgeçmeyeceğiz çünkü burada hepimizin Türkiye halkına, halklarına, yurttaşlarına karşı sorumluluğu var.

Dünyanın gündemi farklı fakat Türkiye'de biz maalesef bu gündemin tabii, çok farklı boyutlarını çok geriden takip ediyoruz. Şu anda Türkiye'yle ilgili… Belçika'da DAEŞ'in yaptığı saldırı, yine Zarrab hakkında yetmiş beş yıl istenen hapis cezaları, bu konuda uluslararası medyada, basın-yayın organlarında, Türkiye'deki tartışmalar, aslında bunları konuşmamız gerekirken biz şu anda "Avrupa Birliğine uyum" adı altında fakat Avrupa Birliğine uyumsuz olan bir kanunu görüşüyoruz.

Biraz önce bize yönelik sataşmalarda "tutarsızlık ve çelişki" diye sık sık oluyor fakat şunu söylemek isterim ki tutarsızlık konusunda ve çelişkiler konusunda biz aksi yöndeki tutumumuzu, dirayetimizi ve kararlığımızı her zaman koruduk. Dün, barış, özgürlük, eşitlik ve Türkiye'nin demokratikleşmesi konusunda ne düşünüyorsak, dokunulmazlıklarla ilgili de, Anayasa'yla ilgili de, hangi konuda olursa olsun aynı duruşumuzu devam ettiriyoruz.

Size, Sayın Cumhurbaşkanının 28 Temmuz 2010 yılında yaptığı bir konuşmayı okuyacağım. "Benim dokunulmazlığı kaldıracağımın sözünü verdiğimi söylüyorlar. Dürüst

56

olun, dürüst. AK PARTİ programına bakarsan dokunulmazlıklarla ilgili düşüncemizi orada görürsün. Orada ne yazar? Tüm 657'ye tabi olanlar, yargı, Silahlı Kuvvetler, tüm memurlar, aynı şekilde milletvekilleri, hepsinin dokunulmazlıklardan arındırılması hâlinde, evet, bizim düşüncemiz bu ama kalkıp da siyasetçiye dokunulmazlığı kaldır, ondan sonra da biz, siyasetçiyi birilerinin eline mahkûm edelim. Kusura bakma, bunun altında hangi tezgâhın yattığını biz çok iyi biliriz. Onun için, bu oyuna bizler gelmedik, gelmeyiz. Şimdi diyoruz ki: Gelin, en büyük dokunulmazlığı kaldıralım. Gelin, önce 12 Eylül Anayasası'yla dokunulmazlık zırhına bürünenlerin dokunulmazlığını kaldıralım. Milletvekili dokunulmazlığını ağızlarına sakız yapanlar, yedi buçuk yıldır muhalefet yapmak adına başka tek cümle üretemeyenler, şimdi 12 Eylülcülerin üzerindeki dokunulmazlık zırhının kalkmasına 'hayır' diyorlar." Nereden tutsak tutarsızlık gerçekten, çelişki dizboyu. Yani bugün dokunulmazlıklarla ilgili konuşmalar, demeçler, kükremeler, tehditler, şantajlarla kıyaslayınca bu konuşmanın hangi ruh hâlinde, o anki hangi çıkarlara göre ve hangi ilkeler ya da ilkesizlik üzerinden şekillendiğini, kamuoyunun, bizi izleyenlerin takdirine bırakıyorum.

Tabii, aslında Mecliste bu konuda verebileceğimiz yüzlerce, binlerce konuşma örneği var. Üç yıl önceden ya da beş yıl önceden ya da 2002'den bu yana gelinen süreçte o zaman ne deniyordu, şimdi ne deniyor? Gerçekten mağduriyet, mazlumluk ve haksızlık üzerine kurulan bir program ve yola çıkıştan, şu anda maalesef farklı bir yere evrilmiş durumda iktidar partisi. Mazlumluktan zalimliğe terfi etti ve şu anda, yani en büyük zulmü uygulama noktasında daha önce yaşadıkları acıları, haksızlıkları, ayrımcılıkları bugün aynı yöntemlerle değil, daha ağır, daha ağırlaştırılmış yöntemlerle Türkiye'de yurttaşlara karşı uygulamaktan tek bir adım geri atmamaktadırlar. Hâlbuki zamanında mağdur edebiyatı yapanlar, mağdur siyaseti yapanlar, mazlum olanlar, gerçekten haksızlığa uğrayanlar bunun acısını en iyi bilirler. Eminim, bütün milletvekillerinin de, AK PARTİ'lilerin de geçmişte yaşadıklarından çok büyük anıları vardır. İşte bugün Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'yla, biz, 78 milyonun hayatının mağdur edilebileceği zemini yaratıyoruz. Bütün verileri tek elde, tek güçte toplayarak totaliter bir sistemin altyapısını adım adım örüyorsunuz. Biz örmüyoruz tabii, siz örüyorsunuz, biz de burada muhalefet etmeye çalışıyoruz ve etmeye devam edeceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN - Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.46

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.53

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER : Özcan PURÇU (İzmir), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

------0-----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60'ıncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

117 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 15'inci maddesi üzerinde Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Tasarının görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet burada.

Şimdi maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

16'ncı madde üzerinde üç adet önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 16'ncı maddesinin (2)'nci fıkrasında geçen "aktarılma durumu gibi" ibaresinin "aktarılması halinde" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Deniz Depboylu Baki Şimşek Erkan Haberal

Aydın Mersin Ankara

Kamil Aydın Nuri Okutan İsmail Faruk Aksu

Erzurum Isparta İstanbul

İsmail Ok Arzu Erdem

Balıkesir İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın

57

16'ncı maddesinin (2)'nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"(2) Kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişiler, veri işlemeye başlamadan önce Veri Sorumluları Siciline kaydolmak zorundadır. Ancak, işlenen kişisel verinin niteliği, sayısı, veri işlemenin kanundan kaynaklanması veya üçüncü kişilere aktarılma durumu gibi Kurulca belirlenecek yasal kriterler göz önüne alınmak suretiyle, Kurul tarafından, Veri Sorumluları Siciline kayıt zorunluluğuna istisna getirilebilir."

Namık Havutça Kazım Arslan Özkan Yalım

Balıkesir Denizli Uşak

Zeynel Emre Cemal Okan Yüksel Haydar Akar

İstanbul Eskişehir Kocaeli

Ömer Süha Aldan

Muğla

BAŞKAN - Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilen Korunması Kanunu Tasarısı'nın 16'ncı maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Meral Danış Beştaş Ertuğrul Kürkcü Osman Baydemir

Adana İzmir Şanlıurfa

İdris Baluken Erol Dora Bedia Özgökçe Ertan

Diyarbakır Mardin Van

Mahmut Celadet Gaydalı

Bitlis

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen, İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü.

Buyurun Sayın Kürkcü. (HDP sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) - Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; bu kanun tasarısının bir temel problemi var ve sonraki bütün maddelerde de bu temel problem kendisini ortaya koyuyor.

Bu kanun tasarısı, esasen, Avrupa Birliği uyum mevzuatı çerçevesinde ele alınmış, dolayısıyla Avrupa Komisyonunun tavsiyeleri ve daha önce aldığı kararlarla bir uyum sağlama çabası içerisinde. Fakat Türkiye'de veri toplama ve veri işleme, esasen devlet eliyle yurttaşlar aleyhine yapılan bir işlem olduğundan, yüz yıllık geleneği, modernizm çağının yüz yıllık geleneği böyle oluşmuş olduğundan, kaçınılmaz olarak bu devlet etme alışkanlığı, Avrupa Komisyonu müktesebatı ile devlet etme alışkanlıkları arasındaki bir çelişkiye yol açıyor. Kaçınılmaz olarak bu çelişki de şeklen müktesebata uyum gösterilir gibi olsa da esasen devlet etme alışkanlığının bütün parametreleri bu yasalara siniyor.

16'ncı maddede de böyledir mesele. Aslında Avrupa Komisyonunun öngördüğü yaklaşım kişisel verileri koruma sicili doğrultusunda şudur: Bu kişisel verileri koruma görevlilerinin sicile kaydedilmeleri, onların uzun denetimlere tabi kılınmaları değil, hesap verilebilirliği üzerine kuruludur. Şikâyetler üzerine ortaya çıkan durum hesap verilebilirlik üzerinden yurttaşın talebi karşılansın diye düzenlenmiştir. Oysa bizde gene bu bin türlü mevzuata fakat asla saydam olmayan bir mevzuata bağlanmıştır. O yüzden sorumluluk esaslı mekanizmaların kurulması ilkesi burada geçerli değildir. Bu nedenle bunun yasadan çıkartılmasını öneriyoruz. Fakat bunu yasadan çıkartsak geri kalanlarıyla beraber hakikaten sahici bir kişisel verilerin işlenmesi bakımından yurttaşı koruyan yasaya ulaşabilir miyiz? Ben bunun olmayacağından yüzde yüz eminim, siz de emin olun. Çünkü getirdiği bütün istisna hükümleriyle bu Kişisel Verilerin Korunması Yasa Tasarısı bugüne kadar fişleme yapan bütün kurumların yaptıkları fişlemelerin yasal olduğunu teminat altına almakta, bunu koruma altına almakta ve bundan sonra da fişleme yapmaya devam etmelerini güvence altına almaktadır. Dolayısıyla yurttaşların bu yasa çıktı diye sevinmelerini gerektiren herhangi bir şey yoktur. Aslında, bugüne kadar Anayasa'ya, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ve Türkiye'deki diğer kişi haklarını koruyan mevzuata rağmen yurttaşları fişleyen herkes fişlemeye devam edecektir.

Öte yandan, özel kuruluşlar bakımından da getirdiği istisna hükümleriyle aslında kişisel verilerin ticarileşmesi, kişisel verilerin alınıp satılması önünde birçok açık kapı bıraktığı için de şeklen aslında Avrupa mevzuatıyla uyum sağlayan fakat esasen devletin ve piyasanın yurttaş üzerindeki hâkimiyetini onaylayan ve aslında bunu güvence altına alan bir yasayla karşı karşıyayız. O nedenle bu yasanın iyileştirilmesi bu temel çelişkiden kurtulmadıkça mümkün değil ama biz bu 16'ncı maddeyi hiç değilse kurtarabilirsek belki bu önergeyle, bir adım daha ileriye atmış olabiliriz.

Şahsen görüşüm ve grubumuzun da görüşü şudur ki Kişisel Verilerin Korunması Yasa

58

Tasarısı Türkiye Cumhuriyeti'nin Osmanlı Devleti'nden tevarüs ettiği, Osmanlı Devleti'nde mevcut bütün yukarıdan aşağı yönetme ve hükmetme mekanizmalarının hepsinin şimdi Avrupai bir kılık altında yeniden üremesi sonucunu vermektedir. O nedenle, bu temel çelişki çözülmedikçe yani Türkiye kişi haklarını güvence altına alan ve kişi haklarının ihlalini en önemli insan hakları ihlali olarak gören bir yeni anayasal rejime kavuşmadan evvel bütün bunların bir değeri ne yazık ki olmayacaktır. Tabii ki buna karşı Anayasa Mahkemesi kapısı açıktır ancak Anayasa Mahkemesinin de bu bakımdan bir güvence teşkil edeceği şüphelidir.

Bütün bu nedenlerle, Osmanlı Devleti'ni yeniden kurma yolunda Avrupai bir adım olan bu yasanın kendisine ve bu maddeye karşıyız, çıkartılmasını istiyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında ihtilaf var, elektronik yapacağız.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.04

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.09

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER : Özcan PURÇU (İzmir), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

------0-----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60'ıncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

117 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 16'ncı maddesi üzerinde İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Oylama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Tasarının görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet burada.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 16'ncı maddesinin (2)'nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"(2) Kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişiler, veri işlemeye başlamadan önce Veri Sorumluları Siciline kaydolmak zorundadır. Ancak, işlenen kişisel verinin niteliği, sayısı, veri işlemenin kanundan kaynaklanması veya üçüncü kişilere aktarılma durumu gibi Kurulca belirlenecek yasal kriterler göz önüne alınmak suretiyle, Kurul tarafından, Veri Sorumluları Siciline kayıt zorunluluğuna istisna getirilebilir."

Kazım Arslan (Denizli) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) - İştirak etmiyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Denizli Milletvekili Kazım Arslan.

Buyurun Sayın Arslan. (CHP sıralarından alkışlar)

KAZIM ARSLAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi öncelikle sevgiyle saygıyla selamlıyorum. 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 16'ncı maddesinde verdiğimiz önerge üzerine söz aldım.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, gerçekten, ülkede öyle bir ortamda bu kanunları görüşüyoruz ki Ankara'nın göbeğinde terör canlarımızı yakıyor, her taraftan şehitlerimiz geliyor, insanlar korkudan sokaklara çıkamıyor, insanların canları yanıyor, analar yine ağlıyor, çocuklar ağlıyor, vatandaş da "Türkiye nereye gidiyor? Bu ülkenin hâli ne olacak?" diye Anadolu'ya gittiğimiz zaman da soruyor.

Değerli arkadaşlarım, böyle bir ortamda bu kanunu görüşmeye devam ediyoruz. Ben şimdiye kadar vefat etmiş olan şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum, ailelerine de başsağlığı diliyorum.

Şimdi, öyle bir noktaya geldi ki Türkiye, siyasi iktidar on dört seneden beri iş başında olduğu hâlde, sanki bugünkü gelinen noktada hiçbir kusuru yok, hiçbir hatası yok, bugüne kadar yapılanların hepsi doğruymuş gibi, geldiğimiz noktayı sorgulamadan, muhalefete

59

çatarak, başka kesimlere çatarak kendilerini arındırmaya ve kendilerini sorumsuz hâle getirmeye çalışıyorlar. Kesinlikle böyle bir duruma imkân yoktur, bugünkü duruma gelinmesinin temel sebebi siyasi iktidardır. Ülkesini koruyamayan, vatandaşını koruyamayan, can ve mal güvenliğini sağlayamayan bir iktidarın kişisel verilerin korunmasını yapması imkânı da yoktur. (CHP sıralarından alkışlar) Ama yasa bugün önümüze gelmiştir, elbette görüşüyoruz, çoğunluğunuz var. Biz birçok noktalarda görüşlerimizi söylesek de siz yine bildiklerinizi okumaya, yine kanunu kendi istediğiniz gibi çıkarmaya devam edeceksiniz, bu görünüyor.

Ama değerli arkadaşlarım, bakın, ülkenin her yanı kan gölüne dönmüş durumda. Sayın Başbakan çıkmış geçen gün "Cumhuriyet Halk Partisi terörist sevicisi." diyebiliyor. İnsan utanır, Allah'tan utanır insan.

MUSA ÇAM (İzmir) - Elini vicdanına koyar.

KAZIM ARSLAN (Devamla) - Neden biliyor musunuz? Üç seneden beri teröristlerle beraber olan, aynı masada oturan, Kandil'le görüşen, Oslo'da sözler veren, taahhütler veren, Dolmabahçe'de görüşmeler yapan, taahhütler veren ve "Her şeyi verdik ve biz her şeyi vermemize rağmen bizim iyi niyetimizi suistimal etti." diyen ve sonra da bu PKK'nın silahlanmasına, dağdan şehre inmesine, hendeklerin kazılmasına sebep olan bu iktidarın başında olan Sayın Davutoğlu'nun böyle bir sözü söylemeye hakkı var mı arkadaşlar? Üç seneden beri kucak kucağa olan, onlarla gerçekten masada oturan, pazarlık eden ve Bakanı da açıklıkla "Biz görüşüyoruz." diyen, "MİT görüşüyor." diyen, "Devletin makamları görüşüyor." diyen bir Hükûmetin başı bunu nasıl söyleyebiliyor arkadaşlar? Bunu söylemeye hakkı var mı? İnsanın biraz vicdanı olur diye belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bakın, bir sorunumuz da şu, vatandaşın sorusu şu: Bakın, "Ekonomik sıkıntılar bir yanda, terör bir yanda, bu Suriyeliler ne olacak?" diyorlar. 3 milyona yakın Suriyeliyi aldık, kabul ettik, bir de yurt dışından Suriyeli getireceğiz, bunlara bakacağız.

Değerli arkadaşlarım, elbette bu işin insani yönü var ama önce vatandaşımıza bakacağız, yoksulumuza bakacağız, insanımıza bakacağız, ondan sonra bunlara bakma taahhüdünde bulunacağız değerli arkadaşlarım.

Onun için, Suriye'den gelen mültecilerle birlikte PKK'lı da geldi bu ülkeye, IŞİD'ci de geldi, PYD'lisi de geldi, YPG'lisi de geldi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAZIM ARSLAN (Devamla) - Buna müsaade eden, bu kayıtları tutmayan kim arkadaşlar? Bugünkü iktidar. Onun için bunları lütfen kayıt altına alalım, takip edelim, ülkenin her yerine yayılan bu insanları iyi bir şekilde tespit edelim ve bunların mutlak suretle, suç işlemesini, terör olayı yapmasını da önleyelim diyorum.

Hepinize çok teşekkür ediyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Karar yeter sayısı…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Karar yeter sayısı…

BAŞKAN - Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 16'ncı maddesinin (2)'nci fıkrasında geçen "aktarılma durumu gibi" ibaresinin "aktarılması halinde" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Deniz Depboylu (Aydın) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Aydın Milletvekili Deniz Depboylu.

Buyurun Sayın Depboylu. (MHP sıralarından alkışlar)

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 16'ncı maddesiyle ilgili konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım. Her birinizi saygıyla selamlıyorum.

Çok değerli vekil arkadaşlarım, bazen, ki özellikle oylama sıralarında muhalefet sıralarından Adalet ve Kalkınma Partisi sıralarını şöyle bir takip ediyoruz. Burada araştırma önergelerinin gerekçeleri okunuyor, konuşmacı, saygıdeğer hatip arkadaşlar çıkıyor konuşma yapıyor ama çoğunu duymuyorsunuz, burada olan birkaç arkadaştan başka takip eden olmuyor. Sonra oylama sırası geldiğinde bir bakıyoruz, dışarıdan koşa koşa geliyor

60

arkadaşlar. Neyi oyladığını bilmiyorsunuz, bu oyladığınız önergelerin gerekçesini de bilmiyorsunuz, "ret" oyu, "hayır" oyu verip çıkıyorsunuz.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) - Neye oy verdiklerini bilmiyorlar hiç!

DENİZ DEPBOYLU (Devamla) - Şimdi, güzel, burada kişisel verileri korumayı taahhüt ediyorsunuz ama kişileri korumuyorsanız. Çocuklarımızı koruyalım diye önerge verdiğimizde bunu reddediyorsanız siz kişisel verileri nasıl koruyacaksınız, biz size nasıl güveneceğiz?

Bugün bir araştırma önergesi verdik Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak çocuk istismarına yönelik ve sizler bunu reddettiniz. Ben bunun gerekçesini dinleyemeyen çok sayıda arkadaş olduğu için aranızda okumak istiyorum. Neye "hayır" dediğinizi bilin, neden "hayır" dediğinizi bir daha sorgulayın diye izninizle bu gerekçeyi okuyacağım.

"Çocuk istismarı, geniş anlamda, 0-18 yaş grubundaki çocuğun belli bir zaman dilimi içerisinde kendisine bakmakla yükümlü yetişkin kişiler, diğer yetişkin kişiler veya başka bir çocuk tarafından büyüme ve gelişmesini olumsuz yönde etkileyen, kaza dışı ve önlenebilir her türlü davranışa maruz bırakılması şeklinde tanımlanabilir. Çocuklara bir yetişkin, toplum, devlet veya başka bir çocuk tarafından bedensel, duygusal, zihinsel ve sosyal gelişimlerini olumsuz etkileyen kasıtlı bir davranış uygulaması olarak tanımlanan çocuk istismarı, çocuklardaki hastalanma ve ölümün en önemli sebeplerinden birini oluşturmaktadır."

Meclisimizin literatürü araştırıldığında konuyla ilgili olarak 2010 yılının Mart ayında kayıp çocuklar başta olmak üzere çocukların mağdur olduğu sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması komisyonunun kurulduğunu ve bu komisyonun 2006-2010 yılları arasındaki mağduriyetle ilgili olarak rapor sunduğunu görmekteyiz ama bakıyoruz 2010'dan 2016'ya, doğru giden hiçbir şey yok, her şey kötü gitmiş.

Size Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınızın paylaştığı verilerden bahsetmiştim. Bu gerekçede ise TÜİK verilerinden bahsediyorum. TÜİK verilerine göre 2011 yılında güvenlik birimlerine getirilen çocukların sayısı 204 bin iken, 2013 yılında bu sayı 273.571, 2014 yılında 280.414 olmuştur. 2011 yılında suça sürüklenen çocuk sayısı 84.416 iken bu sayı 2014 yılında 115.436 olmuştur. Mağdur çocuk sayısı 88.532 iken 2014 yılında bu sayı 121.717'ye yükselmiştir. Bugün otoritelerce, mağdur, fiziksel, cinsel ve duygusal istismar şeklinde bir ayrıma tabi tutulan çocuk istismarlarına yeni bir boyut daha eklenerek "çocuğun siyasi ve ideolojik amaçlara ulaşmak için kullanılması" şeklinde ifade edebileceğimiz çocuğun siyasi ve ideolojik amaçlı istismarı ortaya çıkmıştır.

Çocuk istismarı toplumun her kesimi etkileyen sosyal bir sorundur. Özellikle son yıllarda ülkemizde ve komşu ülkelerde yaşanan sorunlar iç ve dış göçleri artırmış, çocuk istismarı da bu sorunlara paralel olarak artmıştır. Sadece Türk çocukları değil, sığınmacı, mülteci ailelerin çocukları da işlenen suçların mağduru olmuştur.

Çocukları korumada en önemli hususlardan biri de yasaların çocukları ne kadar koruma altına aldığının belirlenmesidir. Bu sayede, çocuklarla ilgili görevleri ve sorumlulukları olan her birey kendine düşen görevi daha iyi kavrayabilecek, gerektiği yerde müdahale edecek ve tüm istismara uğramış çocukları yasal organlara bildirebileceklerdir. Bunun sağlanabilmesi için en etkili ve işlevselliği yüksek kanun, yönetmeliklerin oluşturulması gerekmektedir. Ve sırf bu sorunlar içinde araştırma gerekçesi sunarak bir araştırma komisyonu oluşturulmasını istedik ve reddettiniz. Lütfen, şimdi bir kez daha düşünün. Önce çocuklarımızı nasıl koruyacağımıza, vatandaşlarımızı nasıl koruyacağımıza karar verelim. Sizler de lütfen, sürekli burada olarak, Türk milletinin temsiliyet hakkını koruyun, onların söz hakkını koruyun, onların karar verme hakkını koruyun ve sonra kişisel verileri koruyun diye rica ediyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

16'ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime kırk beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.24

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.21

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER : Özcan PURÇU (İzmir), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

------0-----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60'ıncı Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

117 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

17'nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, şimdi önergeleri okutuyorum:

61

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 17'nci maddesinin (2)'nci fıkrasındaki "anonim hale getirmeyenler" ibaresinden sonra gelmek üzere "depolayan ve saklayanlar" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Baki Şimşek Nuri Okutan İsmail Faruk Aksu

Mersin Isparta İstanbul

Erkan Haberal Kamil Aydın Kadir Koçdemir

Ankara Erzurum Bursa

Arzu Erdem

İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 17'nci maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"(3) Söz konusu suçun bir Kurul üyesi veya Kurul çalışanı tarafından işlenmesi halinde tayin edilecek ceza yarı oranında arttırılır."

Namık Havutça Ömer Süha Aldan Özkan Yalım

Balıkesir Muğla Uşak

Cemal Okan Yüksel Haydar Akar Zeynel Emre

Eskişehir Kocaeli İstanbul

BAŞKAN - Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 17'nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken Bedia Özgökçe Ertan Osman Baydemir

Diyarbakır Van Şanlıurfa

Meral Danış Beştaş Erol Dora Mahmut Celadet Gaydalı

Adana Mardin Bitlis

Mahmut Toğrul

Gaziantep

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen, Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul.

Buyurun Sayın Toğrul. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Genel Kurulun sevgili emekçileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün üzerinde konuştuğumuz 117 sıra sayılı Tasarı, aslında, özünde, hâlihazırda mevcut olan fişleme işlemlerine bir yasal boyut kazandırmaktadır. Kişisel verilerin kişilerin rızası ve bilgisi dışında toplanıp işlenerek vatandaşların aleyhine kullanılması, fişlemelerin ve yaratılan devasa mağduriyetlerin kaynağı olan güvenlik ve istihbarat kurumlarının bu alandaki faaliyetlerini aynı keyfîlikle, özgürlükler ile yurttaşların kişisel verilerini korumak değil, tam tersine, bu verilerin toplanıp işlenmesini yasalaştırmakta, korumaya almaktadır. Aslında, tasarı bu yönüyle Anayasa'ya, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne, birçok iç ve dış hukuka göre yanlış bir tasarıdır, bu yasalara aykırıdır.

Fişleme geleneği bu tasarıyla sona erdirilmemekte, tam tersine, temel hak ve özgürlükler, özellikle de ifade özgürlüğü ve özel hayatın gizliliği hiçe sayılmaktadır. Bireylerin yaşamının her alanında gerçekleştirdikleri etkinlik merkezî bir gözetime tabi tutulmak istenmektedir. Bu, tabii ki, kuşkusuz ki totaliter bir toplumun arayışının da ifadesidir

Değerli arkadaşlar, aslında, bu yaşananların pratikte de nasıl yansıdığını görebiliriz. Bildiğiniz üzere, bölgede, kürdistan coğrafyasında bugün hâlâ devam eden sokağa çıkma yasakları adı altındaki hukuksuz gelişmelere, eğitim emekçileri, kamu emekçileri, TMMOB, DİSK ve KESK emekçileri bu eğitim hakkını engelleyen, yaşam hakkını engelleyen durum karşısında 29 Aralık 2015 tarihinde bir iş bırakma, üretimden gelen gücünü kullanma eylemi gerçekleştirmişlerdir. Bu eylemin ardından maalesef tüm kamu emekçilerine yönelik bir soruşturma furyası almış başını gitmektedir. Bildiğimiz üzere, bu soruşturmalar özellikle de eğitim emekçilerine yönelmiş durumdadır. Bu soruşturmalar neticesinde örneğin, Millî Eğitim Bakanlığı Rehberlik ve Denetim Başkanı Atif Ala 11 Mart 2016 tarihinde tüm illerin teftiş kurulu başkanlarını bir toplantıya çağırıyor ve aba altından sopa göstererek, açıkça, bu eğitimcilere önce il dışında görevlendirme, ardından meslekten men gibi suçlamaların dayatılması istenmektedir. Bu toplantının hemen ardından, Gaziantep'te bir toplantı daha yapılıyor, Maarif Müfettişleri Başkanı Mustafa Solak EĞİTİM-SEN üyelerine yönelik soruşturmaları yürüten müfettişleri toplantıya çağırıyor, açıkça tehdit ediyor. Bu tehdit te

62

aynı şekilde, ya il dışında başka bir yere tayininizi isteyin ya da meslekten men edileceksiniz denmektedir.

Şimdi, Mecliste bulunan değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, Hükûmet şu anda kendi yandaş sendikalarını, kendi yandaş kurumlarını oluşturmak suretiyle muhalif gördüklerine, demokrasi mücadelesi veren emekçilere yönelik bu saldırgan tutumunu maalesef gün geçtikçe artırmaktadır. Şu anda, sadece Gaziantep'te 400 civarında eğitim emekçisi soruşturma kıskacındadır. Bu soruşturmaların KESK'i, DİSK'i, TMMOB'u yıldırmayacağını ben bir kez daha burada ifade etmek istiyorum. Onların yanında olacağız, bu soruşturmalarla emekçilerin yıldırılmasına müsaade etmeyeceğiz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum...

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Karar yeter sayısı…

BAŞKAN - Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.28

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.37

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER : Özcan PURÇU (İzmir), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

------0-----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60'ıncı Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

117 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 17'nci maddesi üzerinde Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 17'nci maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"(3) Söz konusu suçun bir Kurul üyesi veya Kurul çalışanı tarafından işlenmesi halinde tayin edilecek ceza yarı oranında arttırılır."

Zeynel Emre (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Zeynel Emre.

Buyurun Sayın Emre. (CHP sıralarından alkışlar)

ZEYNEL EMRE (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında çok basit, tartışmasız, belki de ittifakla burada görüşülüp yasalaşması gereken bir kanun tasarısı, sırf AKP Grubunun "Acaba ben bu işten nasıl nemalanırım?" düşüncesiyle, muhalefetin hiçbir dediğini, hiçbir önerisini ciddiye almaması nedeniyle hem kamuoyunda hem de günlerdir bu Meclis çatısı altında tartışılmakta. En temel ve asli muhalefet cümlesi olarak en başta şunu söylemek isterim ki, bu yasayla getirilen istisnalar yasayla amaçlanan faydaya âdeta rahmet okutur cinsten. Kişisel verilerin korunmasını rızaya bağlıyor -kanunun ilk maddesinin en başında dile getirdiği husus bu- ancak bu rızaya "ama", "fakat", "lakin" gibi cümlelerle başlayıp ardı sıra gelmeyecek şekilde âdeta rızanın hiçbir önemi kalmıyor.

Değerli arkadaşlar, yasayla birlikte kurulacak Kişisel Verileri Koruma Kurulu oluşumu… Biz dedik ki Türkiye'nin bu yasaya ihtiyacı var. Avrupa Birliği istese de istemese de bugün içinde bulunduğumuz dijital çağda Türkiye'nin bu yasaya ihtiyacı var ve bu bir mecburiyet. Ancak, bu yasayla birlikte oluşacak kurul, bağımsız ve tarafsız olduğu ölçüde bir anlam kazanacak.

Bakın, tasarıya göre 7 kişilik bir Koruma Kurulu oluşuyor. Bunun 4'ünü Bakanlar Kurulu atayacak, 3'ünü Sayın Cumhurbaşkanı atayacak. E peki, Bakanlar Kurulunu kim atıyor? Herhâlde, Sayın Cumhurbaşkanının da AKP ile CHP'ye aynı oranda sevgi beslediğini düşünmüyoruz ya da diğer siyasi partiler açısından... Dolayısıyla, 7 kişinin tek elden atandığı bir kurul söz konusu olacak.

Bakın, bu kanunun olduğu tüm ülkelerde, istisnasız, ilk beklenen, bağımsız denetim mekanizmasının varlığı. Buna göz göre göre bu hâliyle kimse "evet" diyemez arkadaşlar. Bu,

63

açıkça, AKP'yi koruma kanunu olması planlanan bir tasarı. Biz hep dedik ki: Hukuk herkese lazım. Bir gün herkes yargı karşısında adaletin tecelli ettiğini görecek ve bu adalet herkes için geçerlidir. Siz yargıda, ekonomide, dış politikada her düzenlemeyi kendi ikbalinize uygun şekilde tasarlarken ilelebet iktidar kalacakmış gibi davranıyorsunuz. Ancak, şunu unutmayın: Hem Türkiye'de hem dünyada sizin gibi uzun süreli iktidarda olup daha sonrasında tabela partisi olan çok sayıda siyasi parti var. O nedenle, bu yasanın şikâyetçisi bir gün sizler de olacaksınız.

Değerli milletvekilleri, bu tasarıyı basit bir AB uyum şartı olarak değil, ilkesel olarak ele almalıyız. Siyasi atmosfere kurban gitmesine engel olmamız lazım.

Bakın, bunun en iyi örneklerini sizlerin, AKP'lilerin bilmesi lazım. Yıllardır, sürekli "Kandırıldık." ifadeleriyle geçmiş dönem uygulamalarınıza sahip çıkamıyorsunuz. Büyük ortaklıklarınızın, bitmez sandığınız ilişkilerin izaha muhtaç sonuçlarını mağduriyet olarak anlatıyorsunuz. Buradaki sonuçların da nelere yol açacağını görmeniz lazım.

Değerli milletvekilleri, sonuç olarak biz tarafsızlığı ve bağımsızlığı şüpheli bir kurul yerine, siyasi erkin ikbalini değil, özel yaşamın gizliliğini gözetecek ve bunu tek bir kişi adına değil, gelişen modern dünyada kişi özgürlükleri adına yapacak bir kurul öneriyoruz. Basit bir mantıkla, yetkiyi paylaştırmanın, kimseye özel bir fayda sağlamayacağı gibi kimseyi de bir "av" hâline getirmeyeceğini görmek lazım.

Değerli arkadaşlar, son olarak şuna da değinmek istiyorum: Özel nitelikli kişisel veri olarak bu kanunda yer alan maddeyi incelediğimizde, bunu Avrupa Birliği ülkelerinden, bu kanunun olduğu diğer ülkelerdeki maddeden kıyasladığımız zaman, bizde, onlardan farklı olarak, kişilerin mezhebi ve kılık kıyafeti de bir kişisel veri olarak, özel nitelikli kişisel veri olarak kabul edilmiş. Bunun da bir mantığı yok, bunun da buradan çıkarılması lazım. Bu konudaki düşüncelerimizi biz hem Adalet Komisyonunda hem bu Meclis çatısı altında oldukça yapıcı şekilde dile getirdik. Özellikle oluşturulacak kurulun oluşumu konusunda biz hâlâ umutluyuz. Buradaki bu kısma sağduyunun hâkim olacağına inanıyoruz ve gerçekten, hukuka, adalete uygun, herkesin içine sinecek şekilde bir kurulun oluşacağı beklentimizi devam ettiriyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 17'nci maddesinin (2)'nci fıkrasındaki "anonim hale getirmeyenler" ibaresinden sonra gelmek üzere "depolayan ve saklayanlar" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Arzu Erdem (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Arzu Erdem.

Buyurun Sayın Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)

ARZU ERDEM (İstanbul) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 17'nci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Bugün, Hacettepe Üniversitesinde öğrenim gören ülkücü kardeşlerimiz, PKK sempatizanı bir grup tarafından saldırıya uğramıştır ve 2 gencimiz yaralanmıştır. Kardeşlerime acil şifalar diliyorum. Terörün üniversitelerde olmayacağına dair mücadelemizin devam edeceğini de bildirmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, kişisel verilerimizin korunması milletimizin huzur ve refahı için çok önemlidir mutlaka. Bu konuda yeteri kadar konuştuğumuzu düşünüyorum.

Ülkemiz, cumhuriyet tarihine kara bir leke olarak geçecek toplu çocuk tecavüzleri ve tacizleriyle sarsılmaktadır. Aylardır kürsüden çocuk istismarları ve çocuk tecavüzleriyle ilgili kalıcı önlemler alınması gerektiğine ilişkin konuştuk. Konuştuk da ne oldu, bir arpa boyu yol alamadık. Alamamışız ki bugün verdiğimiz araştırma önergesi ret oylarınızla kabul edilmemiştir. Aksine, durum daha da vahim bir hâl almaya başladı. Kendi canımızı, kanımızı, evlatlarımızı koruyamıyoruz ya da korumuyoruz. Mağdur çocuklarımız hayatları boyunca taşıyacakları yaralarla yaşamaya devam etmeye çalışırken ne yazık ki bu konunun diğer konular gibi üstü kapatılmaya çalışılmaktadır. 45 çocuktan durumu belgelenen 10 çocuk -8'i KAİMDER, 2'si Ensar Vakfı olmak üzere- iğrenç bir şekilde tecavüze uğramışlardır. İlgili tecavüz olayının ortaya çıkmasının ardından Ensar Vakfı birileri tarafından savunulmuştur ve koruma altına alınmıştır. Ne yazık ki savunan kişiler, çocuk yaşta tecavüze uğrayan

64

evlatlarımızı bir kenara atıp vakfın haysiyetini koruma derdine düşmüşlerdir.

Değerli milletvekilleri, anne babaların çocuklarını teslim ettiği bu kurumda çocuklarının uzun süre tacize maruz kalması bir anne olarak benim uykularımı kaçırmıştır dün gece. İlginç olan, tecavüzlerin ortaya çıkış biçimi. Tecavüzü fark eden vakıf yöneticileri değildir. Bir ailenin durumu fark ederek yargıya başvurması ve o ana kadar hiçbir vakıf yöneticisinin durumu fark etmemesi normal midir, onaylanması gereken bir durum mudur? Bunu sizin vicdanınıza bırakıyorum. Bu korkunç olayın güzel ahlaklı olmayı ilke edindiğini söyleyen bir kurumda geçiyor olması daha vahim bir durumdur. 1 değil, 45 çocuktan bahsediyoruz.

Bilinçaltında Cumhurbaşkanının Ensar Vakfıyla ilgili övgü dolu sözleri olan ülkemizin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı çok talihsiz açıklamalarda bulunmuştur. Sözlerini bire bir hatırlatmak istiyorum: "Tabii ki bu olay, bizim hizmetleriyle her zaman gurur duyduğumuz bir vakıfla ilişkilendirmek istendi ki bu vakfımızda bir süre görev yapmış, onun da ne kadar olduğu vakıf çalışanları tarafından açıklandı. Her zaman kötü niyetli insanlar, bazı işleri suistimal edebilen insanlar olabiliyor. Buna bir kere rastlanmış olması hizmetleriyle ön plana çıkmış bir kurumumuzu karalamak için bir gerekçe olamaz."

Bakanın bu açıklaması pek anlaşılmamaktadır, ben tercüme edeceğim. "Ensar Vakfının hizmetleri bir kere meydana gelmiş olan tecavüz olaylarıyla gölgelenemez." demiştir Bakan Hanım. Biz 1 çocuğumuzun tecavüze uğramasından bahsetmiyoruz ki. Bu bile utanç verici ve milletimizin ve hiçbirimizin unutamayacağı ve affedemeyeceği vahim bir olaydır. Biz 10 çocuğumuzun kesin olarak tecavüze uğramasından bahsediyoruz. Yani bu kurumda 1 çocuğumuz tecavüze uğramamıştır, olay bir kez yaşanmamıştır -kaldı ki bunu söylerken bile utanıyorum ve içim yanıyor- 10 çocuğumuz defalarca tecavüze uğramıştır. Bakanın dünkü açıklamasından sonra milletimizden özür dileyip sözlerinin yanlış olduğunu kabul etmesini bir anne ve bir kadın olarak bekledim, lakin bugün gördüm ki kararlı ve fikrinde sabit.

Hatırlatmak istiyorum: Sizler belki milletimizin unutacağını düşünüyorsunuz ama bu olay, cumhuriyet tarihine ve AKP'nin siciline kara leke olarak işlenecektir ve unutulmayacaktır. Hâlbuki Bakan Hanım "Cinsel suçların takipçisi olacağız." dediğinde aziz milletimiz belki de çok ümitlenmişti. Belli ki çocukların ömür boyu yaşayacağı bu büyük travma iktidar partisinin savunduğu politikaların yanında kocaman bir hiç.

Tacize boyun eğmeyip yargıya giden ve diğer çocuklara uygulanan bu zulmü sonlandıran o aileye buradan teşekkür etmek istiyorum ve Milliyetçi Hareket Partisi olarak yanlarında olduğumuzu belirtmek istiyorum. Gelin, çocuklarımızın yüzü suyu hürmetine bu konuya açıklık getirmek için hep birlikte mücadele edelim. Gelin, geleceğimiz olan evlatlarımız için elimizden ne geliyorsa yapalım. Unutmayalım ki her kızımız kahraman bir Türk kızı, her oğlumuz kahraman bir Türk askeridir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ARZU ERDEM (Devamla) - Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizler için, aziz milletimizin ve geleceğimizin neferleri olan evlatlarımıza yapılan bu vahim olayların biri de aynıdır, birçoğu da aynıdır.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 17'nci madde kabul edilmiştir.

18'inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 18'inci maddesinin (1)'inci fıkrası (ç) bendindeki "20,000 Türk lirasından" ibaresinin "100,000 Türk lirasından" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Baki Şimşek Arzu Erdem Erkan Haberal

Mersin İstanbul Ankara

Kamil Aydın İsmail Faruk Aksu Nuri Okutan

Erzurum İstanbul Isparta

Kadir Koçdemir Ruhi Ersoy

Bursa Osmaniye

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 18'inci maddesinin (1)'inci fıkrasına aşağıdaki bendin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"d) (b), (c), (ç) bentlerinin ihlalinin 'en az 250 kişiden fazla çalışanı bulunan işletme' tarafından yapılması halinde, ayrıca yıllık cirosunun 'yüzde bir'i kadar ilave para cezası verilmesini,"

Namık Havutça Ömer Süha Aldan Özkan Yalım

Balıkesir Muğla Uşak

Zeynel Emre Cemal Okan Yüksel Mehmet Tüm

65

İstanbul Eskişehir Balıkesir

Haydar Akar

Kocaeli

BAŞKAN - Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 18'inci maddesinin (2)'nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve (3)'üncü fıkrasının da kaldırılmasını arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken Osman Baydemir Mahmut Celadet Gaydalı

Diyarbakır Şanlıurfa Bitlis

Filiz Kerestecioğlu Demir Erol Dora Bedia Özgökçe Ertan

İstanbul Mardin Van

Meral Danış Beştaş

Adana

(2) Bu maddede öngörülen idari para cezaları veri sorumlusu olan gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri ile kamu kurum ve kuruluşları hakkında uygulanır.

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) - Komisyon, Meşrutiyet Dönemi parlamento hukukunun ibaresiyle, ademiiştirak reyini izharla müftehirdir.

BAŞKAN - Hükûmet önergeye katılıyor mu?

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu.

Kelime dağarcığımız artıyor, Sayın Komisyon Başkanı sağ olsun.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı 18'inci maddeyle ilgili söz aldım.

Genel olarak bu kanunla ilgili öncelikli soru, neden Avrupa Birliğinin 1995 çerçevesine göre hazırladığı ve 2016 regülasyonuna göre düzenlenmediği. Çünkü o dönemde Twitter, Google, Facebook, WhatsApp gibi uygulamalar yok ve hayatımızda İnternet'in gerçekten yaratabileceği başka sorunlar ya da karmaşık bir durum söz konusu değil. O nedenle bugün bu koşullara göre düzenlenmeler hayatın gerçeklerine uymuyor.

İkinci önemli nokta, aslında herkesin ifade ettiği gibi, Veri Koruma Kurulunun gayet siyasal bir yapı olması. Bu kurul, 3 Cumhurbaşkanı, 3 Bakanlar Kurulu, 3 Millet Meclisi seçimi şeklinde tasarıda yer alıyor. Gerçekten aslında en önemli noktalardan biri de, 195 kişilik kadrosuyla, bu kadroya ve bunların haklarına kanunun esasından daha fazla yer ayrılmış kanuna baktığınız zaman ve bir şekilde bu sorumlu kurul tamamen siyasi bir yapı olarak şekilleniyor. O nedenle genel eleştirilerde aslında fişleme eleştirisinin, fişleme kanunu eleştirisinin nedenlerinden bir tanesi de bu.

Bir nokta daha: Başbakan izin vermezse, örneğin verileriniz kullanıldığında, soruşturma izni onun iznine tabi olduğu için, eğer o izin vermezse o zaman verileriniz kullanıldığında, usulsüz de olsa bu, siz itiraz ettiğinizde bu itirazınız ele alınmayabilir ve tamamen karartılabilir.

"Açık rıza" ifadesi yer alıyor ama açık rızanın nasıl belirleneceğine dair bir tanım yok.

En önemli diğer husus tabii hassas veriler yani bizim ırk, etnik köken, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, kılık kıyafet, cinsel hayat, biyometrik veriler, bunlar neden işlenmek durumunda? Bunlar kesinlikle ayrımcılık yaratan konular ve hiçbir gereklilik yok bunun işlenmesi için, gerçekten tek merkezde bütün hayatımızın toplanması isteğinin dışında.

Kurulun oluşmasını zaten sakıncalı görüyoruz ve bu kurul istediği zaman istediği kişi için hassas verileri işleyebilecek, bu da diğer bir sakınca ve dolayısıyla hepten fişleneceğiz.

Bilgi edinme hakkına baktığımız zaman, bilgi edinme hakkı bu ülkede kanunla düzenlenmiş ve her vatandaşın hakkı ancak taslakta, evet, bilgi edinme hakkı var ama ücretli olarak size sunuluyor. Yani bilgi edineceksiniz ama kurulun tarifesiyle bir ücret ödeyeceksiniz o bilgiyi almak için.

Öncelikle, bu kanun taslağı firmaları, kurumları korumaktan ziyade gerçekten, insanları, bireyleri koruyan bir kanun olmalı ve AB regülasyonuna, 2016 regülasyonuna uygun bir kanun olmalı. Böyle olmadığı için de biz bu tasarıyı olumlu bulmuyoruz olumlu yanları olmasına rağmen, gerçekten uygun olarak düzenlenmemiş ve eleştirilere açık bir şekilde hazırlanmamış.

Bu arada, önümüzdeki cuma günü yapılacak olan duruşmada ülkemizin en değerli gazetecilerinden Erdem Gül ve Can Dündar'la ilgili olarak tutuklama gibi bir uygulama yaşamayacağımızı ve basın ifade özgürlüğünün bir kez daha ayaklar altına alınmayacağını umarak sözlerimi bitirmek istiyorum.

66

Saygılarımla. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Karar yeter sayısı…

BAŞKAN - …Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 18'inci maddesinin (1)'inci fıkrasına aşağıdaki bendin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"d) (b), (c), (ç) bentlerinin ihlalinin 'en az 250 kişiden fazla çalışanı bulunan işletme' tarafından yapılması halinde, ayrıca yıllık cirosunun 'yüzde bir'i kadar ilave para cezası verilmesini,"

Mehmet Tüm (Balıkesir) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) - Komisyon katılmıyor Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm.

Buyurun Sayın Tüm. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET TÜM (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 18'inci maddesi üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, sözlerime ünlü bir siyaset bilimcinin 20'nci yüzyılın gördüğü en tipik faşist rejimlerin özelliklerini anlatan görüşleriyle başlamak istiyorum. "Faşizm" konulu makalede bakınız ne diyor: Güçlü ve sürekli milliyetçilik, insan haklarının aşağılanması, düşmanların birleştirici bir neden olarak tanımlanması, militarizmin yüceltilmesi, cinsel ayrımcılığın şahlanışı, medyanın kontrol altına alınması, ulusal güvenlik takıntısı, din ve yönetimin iç içe geçmesi, özel yandaş sermayenin gücünün korunması, emek gücünün baskı altına alınması, aydınların ve sanatçıların gözaltına alınması ve tutuklanması, adam kayırma ve yozlaşmada sınır tanımama.

Değerli milletvekilleri, bu saydıklarımın sizlere yabancı gelmediğini düşünüyorum, ne yazık ki bizlere de çok yabancı değil. Ülkemizin içerisine sürüklendiği durum bundan farklı değil.

Değerli milletvekilleri, on dört yıllık AKP iktidarının Türkiye'yi getirdiği yerde yurttaşlık bile tartışılır hâle gelmiştir. Dış basında ülkemizle ilgili "Faşizmi anlamak için Hitler Almanyası'na bakmaya gerek yok." başlıklı yazılar çıkmaktadır. Ülkemiz böyle bir tabloyu asla hak etmiyor.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Kim yazdı? Abuzittin Zımterelelli mi yazdı?

MEHMET TÜM (Devamla) - Değerli arkadaşlar, ülkemizde barışı savunan herkes gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor. AKP ulusal güvenlik bahanesiyle insanları aylarca evlerine hapsetmiştir, devlet neredeyse kendi yurttaşlarından korkar duruma gelmiştir.

Değerli arkadaşlar, AKP izlediği yanlış politikalar, mezhepçi yaklaşımlar nedeniyle IŞİD diye vahşi bir terör örgütünü Türkiye'nin ve dünyanın başına bela etti.

ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) - DHKP-C'yi de siz desteklediniz.

MEHMET TÜM (Devamla) - "Küresel güç olacağız." diye yola çıkan AKP ne yazık ki IŞİD terörünü küreselleştirmeyi başardı. Suruç'ta, Ankara'daki saldırılarda, Sultanahmet'te, Taksim İstiklal Caddesi'nde yaşamını yitiren yurttaşların ölümlerinin nedeni AKP'nin ve sizlerin izlediği yanlış politikaların sonucudur. Daha dün Brüksel'de patlayan bombalarla yaşamını yitiren insanlarda sizin sorumluluğunuz büyüktür.

ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) - Bombaları patlatanların…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Vay vay vay vay!

MEHMET TÜM (Devamla) - Değerli arkadaşlar, IŞİD ve PKK sizin yanlış politikalarınız yüzünden ülkemizi kan gölüne çevirmişlerdir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Dinleyin arkadaşlar.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Konuşmayı sen mi hazırladın, birisi mi yazdı?

MEHMET TÜM (Devamla) - Değerli milletvekilleri, buradan iktidara sesleniyorum: Ülkeyi, içine düşürdüğünüz bu şiddet ve terör ortamından bir an önce kurtarın. Çözüm süreci diye kurduğunuz masaları…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - 18'inci madde ne söylüyor, onu söyle sen!

MEHMET TÜM (Devamla) - Önce dinleyin, dinleyin, dinleyin.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - 18'inci madde ne söylüyor, onu söyle. Kabahatlerin bedelini söyle!

BAŞKAN - Müdahale etmeyin sayın milletvekilleri.

67

MEHMET TÜM (Devamla) - Çözüm süreci diye kurduğunuz masaları neden devirdiniz? Gelin, buradan halkımıza ve bizlere açıklayın.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Vay vay vay vay! O makaleyi kim yazmış? Abuzittin mi yazdı?

MEHMET TÜM (Devamla) - Barış demek yerine neden sürekli "Savaş, savaş." çığlıkları atıyorsunuz? Bunun çözüm olmadığını siz daha iyi biliyorsunuz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Vay vay vay vay! Hadi bakalım. Millet çok iyi biliyor, millet!

MEHMET TÜM (Devamla) - Ülkemizin barış ve huzuru için hangi çözümü Meclise getirdiniz de bizler karşı çıktık? Daha ülkemizde ne kadar kan ve gözyaşı akmasını bekliyorsunuz? Daha ne kadar şehit vereceğiz? Kentlerimizde daha ne kadar sokağa çıkma yasağı ilan edeceksiniz?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Şu terörü de bir lanetle bakalım, DHKP-C'yi de, PKK'yı da bir lanetle bakalım, bir de onu söyle! IŞİD'in avukatlığını yapıyorsun burada, IŞİD'in avukatlığını yapıyorsun!

MEHMET TÜM (Devamla) - Ülkemizi içine düşürdüğünüz bu Orta Doğu bataklığından ne zaman kurtaracaksınız?

Değerli milletvekilleri, Türkiye önemli bir ülkedir ve hepimizin ortak vatanıdır. Bu güzel ülke birilerinin hırslarına ve diktatörlüğüne asla kurban edilemez.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Paralel avukatlığı yapıyorsun.

MEHMET TÜM (Devamla) - Sayın Meclis Başkanı başta olmak üzere…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Kim yazdı o makaleyi?

MEHMET TÜM (Devamla) - …Türkiye Büyük Millet Meclisi zaman geçirmeden inisiyatif almalıdır.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - 18'inci madde ne söylüyor, onu söyle.

MEHMET TÜM (Devamla) - Bu kadar önemli olayların olduğu bir dönemde halkımız bizlerden çözüm beklemektedir. AKP, milletvekili dokunulmazlıklarını gündeme alarak halkımızı oyalamaktadır. Terör ve barış konusunda acilen Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir araştırma komisyonu kurulmalıdır. AKP Grubu, Cumhurbaşkanının iki dudağından çıkacak sözlere göre karar vermek yerine milletvekillerinin özgür iradeleriyle karar vermelidir, sorumlulukları bunu gerektirir.

Değerli milletvekilleri, bizler özgürlük ve bağımsızlığımızı korumak ve ülkede barışı sağlamak için sonuna kadar mücadele etmeye kararlıyız çünkü bizler bu ülkede barış ve kardeşlik istiyoruz, insanlarımızın mutlu olmasını istiyoruz. Bizler, Cumhuriyet Halk Partisi olarak her türlü terörün her zaman "ama"sız ve "fakat"sız karşısında olduk ve olmaya da devam edeceğiz. Teröre karşı mücadele ederken hukuk dışı yöntemler asla kullanılmamalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET TÜM (Devamla) - Tüm vatandaşlarımızı terörist gören anlayışa sonuna kadar karşıyız. Devletin görevi vatandaşın can ve mal güvenliğini sağlamaktır. Bu faşizan anlayışa sonuna kadar karşıyız.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Madde neydi, onu söyle ya, maddeyi söyle, maddeyi.

MEHMET TÜM (Devamla) - Gelin, adaletin Türkiyesi'ni, eşitliğin Türkiyesi'ni, özgürlüğün Türkiyesi'ni, kardeşliğin Türkiyesi'ni, laik Türkiye'yi, emekçilerin Türkiyesi'ni birlikte kuralım.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Ama 1 Kasımda başka şey çıktı.

MEHMET TÜM (Balıkesir) - Öyle bağırma Osman, dinle önce, ülkenin durumu ortada.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Dinledim ben, merak etme.

MEHMET TÜM (Balıkesir) - Osman, bağırmakla ülkenin sorunları çözülmüyor, sen çığırtkanlık yapıyorsun, önce dinle.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Çakır.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Sayın Başkan, Sayın Tüm konuşmasında "IŞİD örgütünü Türkiye'ye bela etti, dünyanın başına bela etti AK PARTİ." diyerek sataşmada bulundu, 69'a göre söz istiyorum.

MEHMET TÜM (Balıkesir) - Mahvettiniz Türkiye'yi ya, Allah'tan korkun ya! Allah korkusu yok mu sizde ya!

BAŞKAN - Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika süre veriyorum.

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır'ın, Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm'ün 117 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 18'inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle teşekkür ediyorum.

68

Esasında Sayın Mehmet Tüm'ün konuşmasına bir cevap verme ihtiyacı duymuyordum ama yıllar sonra, ola ki tarihçiler, sosyologlar Meclis zabıtlarını araştırmak suretiyle kayıtlara baktıklarında bu notları, bilgileri görürler; o bakımdan, gelecek kuşaklarımıza, çocuklarımıza ve torunlarımıza haksızlık etmemek için cevap verme ihtiyacı duydum.

"IŞİD örgütünü dünyaya AK PARTİ bela etti." diye Sayın Tüm bir konuşma yaptı. Konuşmanın başında 21'inci yüzyılın ünlü bir siyaset bilimcisinden bahsetti, ondan sonra gazete haberlerini alt alta sıraladı fakat siyaset bilimcinin adını duyamadık. İsterseniz onu da bir söyleyin Sayın Tüm, onu da bilelim yani. Kim bu? Habermas mı, Wittgenstein mı? Onu da bilirsek çok makbule geçer doğrusunu söylemek gerekirse. Sonra, Brüksel'in sorumlusu olarak da biz ilan edildik.

Sayın Tüm, bir şeyi unuttunuz, onu da size söyleyeyim ben özellikle.

Değerli arkadaşlar, sayın milletvekilleri; çok ciddi bir şey söylüyorum, lütfen dikkat kesilin, dikkat buyurunuz.

Roma'yı da AK PARTİ yaktı arkadaşlar!

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı (1/541) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 117) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sonraki önergeyi okutuyorum…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Sayın Başkanım, şahsıma sataşma var, 69'dan söz istiyorum.

BAŞKAN - Birbirinizle paslaştınız, oturun Sayın Bak, lütfen.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Sayın Başkanım, lütfen…

BAŞKAN - Sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 18'inci maddesinin (1)'inci fıkrası (ç) bendindeki "20,000 Türk lirasından" ibaresinin "100,000 Türk lirasından" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ruhi Ersoy (Osmaniye) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet?

EKONOMİ BAKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy.

Buyurun Sayın Ersoy. (MHP sıralarından alkışlar)

RUHİ ERSOY (Osmaniye) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle kişisel verilerin güncellenmesiyle ilgili teklifimizin yerine getirilmesini sizden istiyoruz, daha sonra istediklerimizi de kısaca ifade etmek istiyorum.

Çok büyük işlerle uğraşıyoruz gerçekten Meclis olarak da ülke olarak da. Memleket savaşa girecek mi? Rusya krizi ne olacak? Terör belası hangi noktaya geldi? Ekonomik kriz ne zaman patlayacak? Bu koca koca problemlerin altında, dokunamadığımız insani hâlleri ve bizi toplum olarak bir arada tutan değer yargılarının muhafazasını ve sürdürülebilirliğini galiba görmezden geliyoruz, başta eğitim sistemi ve sosyal yaşam olmak üzere.

Amasız, fakatsız, lakinsiz şunu ifade ediyoruz ki hayırlı işler yapmak için yola çıkan her türlü sivil toplum örgütünün, vakfın ve samimi iş yapan tüm müesseselerin yanındayız ve bir müessese içerisinde bir yanlışın çıkması, bütün içerisinde lanetlendikten sonra o müesseseleri bağlamaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Fakat bizi bağlayan daha büyük konular vardır. Bunlar, muhafazakârlık söylemiyle, demokratlık söylemiyle siyaseten yola çıkmak ama toplumda bırakınız muhafazakâr yaşamayı, aile değerlerinin korunmasıyla ilgili konularda toplumsal yaşamın sağlıklı sürdürülebilirliği konusunda alınması gereken önlemlerin alınmamasıyla her geçen gün büyük büyük yaraların oluştuğunu görüyoruz. Kadına yönelik şiddetin, çocuk istismarının, ailelerin boşanma oranının, toplumda her geçen gün intihar oranının, vakasının artmasının, memlekette antidepresan kullanımının hangi noktaya geldiğinin şöyle kısaca, geçmişe dönük üç beş yıllık araştırması hâlimizi gösteriyor. Bakın, bugün gazetelerde çok dramatik bir haber vardı. "Üniversiteli genç oyuncu tacizden kaçmak için intihar etti." 10'uncu kattan aşağıya sarkıyor çocuk, çıplak bir vaziyette. Çocuk diyorum daha, kırk gün önce de babası vefat etmiş. Acaba hangi duyguyla, arkadaşlık duygusuyla, müşfik bir hâlde arkadaşıyla bir aradaysa onu bilemiyoruz. Ama bu arkadaşların buluşma yeri neresi arkadaşlar, biliyor musunuz? Saatlik ve günlük kiralanan apartlar. Apartlar, saatlik ve günlük kiralanan apartlar. Bırakın metropolleri, büyük şehirleri, bunlar, Anadolu'nun üniversite olan her şehrinde üniversiteli gençler niyetiyle açılan, daha sonra fonksiyon değiştiren bir sosyal yara hâlinde.

69

Buradan Sayın İçişleri Bakanına, Sayın Hükûmet yetkililerine sesleniyoruz, lütfen, bu apartları denetleyin ve buralarda saatlik, yarım günlük, günübirlik kiralarla neler yapılıyor, ne oluyor, buna bir bakın. Hemen yanı başında, yoğun bir şekilde bu apartların olduğu sokaklarda köşe başında torbacılar, uyuşturucu âlemleriyle ilgili altyapılar.

Evet, terörle mücadeleye yoğunlaşacaksınız, başka türlü konulara da elbette, ama devletin bir bütün olduğunu hesaplarsak birini yaparken diğerini yıkmaya hakkımız yok. Ve memleketin gençlik politikasını, yarınlara bu milleti taşıyacak olan büyük Türk milletinin taşıyıcısı olan gençlere dair politikalarımızı sadece ve sadece birkaç spor etkinliği yaparak çözemeyiz. Bu meseleyi başta mahalle muhtarları, mahallelerdeki kanaat önderleri… Ve hani "Milletin hizmetinde olacaksınız." dediğimiz valiler var ya, o valiler sadece seçim döneminde çıkıp kömür dağıtarak, sırtında buzdolapları dağıtarak değil, bu konulara dokunarak gündeme gelmeli. Ve onlar, gerçekten devlet ile milletin bütünleşmesinin zeminini oluşturmalı.

Lütfen, bu konuyu hassasiyetle irdeleyip takip edelim ve bunun takipçisi olarak da geri bildirimi buradan yapalım.

Bu memlekette her dört saatte 1 kadına tecavüz edildiği gerçeğini unutmayalım.

Bu memleketi yarınlara taşıyacak olan toplumsal yapımız çürürse zemin ortadan kaybolur. O zaman hareket kabiliyetimiz de olmaz, millî zeminimizi oluşturacak meşruiyet de ortadan kalkar, millî irade de ortadan kalkar.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

18'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Böylece, birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 30'uncu maddenin 1'inci, 2'nci, 3'üncü, 4'üncü, 5'inci, 6'ncı ve 7'nci fıkraları ile geçici madde 1 dâhil olmak üzere 19 ile 33'üncü maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde gruplar adına ilk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak'ın.

Buyurun Sayın Parsak. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) - Aziz Türk milleti, saygıdeğer milletvekilleri; 117 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın ikinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Gazi Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, iktidarın tutarsız politikalarının sonucu olarak ülkemizde son sekiz ay içinde hızla artan canlı bomba terör eylemlerinde ve yine, AKP iktidarı tarafından "çözüm" adı altında yürütülen ihanet sürecinin sonucu olarak kirletilen kadim topraklarımızı temizlerken şehit düşen insanlarımıza ve güvenlik görevlilerimize yüce Allah'tan rahmet, kalanlarına ve milletimize sabır ve başsağlığı diliyorum.

AKP iktidarının eli kanlı terör örgütüne artık kararlı ve net ifadelerle "dur" diyeceği ve durması için gerekeni yapacağı günleri özlemle bekliyoruz. Bu kapsamda, Milliyetçi Hareket Partisinin şahsımın da aralarında bulunduğu 4 milletvekilinin terörle kol kola olan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasına dair 3 Mart 2016 tarihli başvurusunu hatırlatıyor, AKP'nin bu konuda da "kem küm" diyerek, ipe un sererek sürdürmeye çalıştığı algı operasyonuna bir son vermesini ve konuyu samimiyetle ele alarak sonuçlandırmasını diliyorum.

Değerli milletvekilleri, temelde kişisel verilerin korunması amacına yönelik bir kanun gibi görünen görüşmekte olduğumuz bu tasarı özellikle kurum ve teşkilat yapısını ifade eden kısmı itibarıyla özensiz ve yetersiz, istisnaları itibarıyla da kendi kendisini uygulanamaz hâle getiren bir tasarı durumundadır. Kanun tasarısı hazırlanırken âdeta "mış" gibi yapılmış, kuzuyu kurda emanet eden bir yöntem esas alınmıştır. Son yıllarda yaşadıklarımız ve bu süreçte oluşan psikoloji itibarıyla bir vatandaşımıza sorsak ve desek ki "Kişisel verilerinin en çok kimin eline geçmesinden korkuyorsun?", alacağımız cevap, ne yazık ki, çok muhtemel "Hükûmetin." olacaktır.

Evet değerli milletvekilleri, insanlarımız en çok izlenilmekten, dinlenilmekten ve fişlenmekten çekiniyorlar. Üst düzey devlet yetkililerinin bile rahatlıkla dinlenildiği bir ortamda, milletvekilleri olarak bizler de dâhil olmak üzere tüm vatandaşlarımız kişisel bilgileri ve mahremiyetleri konusunda endişe duymaktadır. Bu toplumsal kaygının en büyük nedeniyse kendi kişisel verilerini dahi muhafaza edemeyen bir Hükûmetin vatandaşın kişisel verilerini korumaya talip olmasıdır.

Türkiye, kişisel verilerin izinsiz paylaşıldığı yasal olmayan dinleme ve izlemelerle özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiği bir ülke durumundadır ne yazık ki. Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni kabul eden 47 devlet arasında, özel hayatın en çok ihlal edildiği -ne yazık ki- ilk 3 ülke arasındadır.

70

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nda kişisel verilerin ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemeyeceği ilkesine yer verilmiş, ancak buradaki "rıza" kavramının tanımı yapılmadığı gibi hangi unsurları içerdiği de belirtilmemiştir. Vatandaş, razı olmak bir yana, neredeyse âdeta mecbur durumdadır.

Anlık olarak bakıldığında, bir ülkedeki en güçlü iradenin yürütmeyi elinde bulunduran irade olduğu gözetilirse vatandaşın kişisel bilgilerinin de en çok Hükûmetten korunması gerekmektedir. Buradaki "koruma" terimi "saklamak"la eş değer görülmemelidir. Bu da toplum ile yönetim arasındaki güvene dayalı bir durumdur. Bu güven de yasal düzenlemelerin yani bu tür kanunların net, tarafsız ve eksiksiz olmasıyla mümkündür.

Tarafsız demişken, kanun tasarısı kapsamında oluşturulması planlanan Kişisel Verileri Koruma Kurumunun en üst karar organı olan ve 7 üyeden oluşan Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 4 üyesinin Bakanlar Kurulu, 3 üyesinin ise Cumhurbaşkanı tarafından belirlenmesi öngörülmektedir. Kurul üyesi olarak atanmanın şartları ise kurulun görev alanı hakkında bilgi ve deneyim sahibi olmak, dört yıl lisans öğrenimi, bir kamu kurumu, sivil toplum kuruluşunda ya da özel sektörde on yıl çalışmış olmak gibi alelade hususlar olarak belirlenmiştir. Yani Cumhurbaşkanı ya da Bakanlar Kurulu herhangi bir özel sektörde on yıl süreyle görev yapmış ve üniversite öğrenimi görmüş bir personeli kurul üyeliğine rahatlıkla atayabilecektir. Örnek verecek olursak, bakanlarımızla arası iyi olan, hasbelkader dört yıllık açık öğretim fakültesinden mezun olmuş ve on yıldır çalışan bir müteahhit kurul üyesi olabilecektir. Şu anda KPSS'ye göre personel alan bir kamu kurumunun sınavına girecek bir vatandaşımız dahi daha fazla, daha objektif kriterlere muhatap durumdadır. Bu sebeple bu kanunun çıkarılma amacı iyi niyetli bir yaklaşımdan kaynaklanıyorsa muhakkak yeterli, birikimli, eğitimli, konunun uzmanı kişilerden kurul üyelerine atama değil, seçme yapılmalıdır. Bu kriterlerin gerçekleşmesi için de kanun içerisinde kurul üyelerinin vasıflarına ilişkin daha somut ve tatmin edici şartlar getirilmelidir. Bu sebeple kurul üyelerinin üniversitelerdeki bilim insanları, yüksek yargı üyeleri ile kişisel verilerin korunmasıyla ilgili ve bağlantılı kurum ve kuruluşların kendi aralarından seçecekleri üyelerden oluşması daha tarafsız ve adilane bir yaklaşım olacaktır.

Ayrıca, Cumhurbaşkanının kurul üyesi atama yetkisinin bu kanunla ihdas edilmesi de kurumun tarafsızlığını derinden etkilemektedir. AKP'nin bu tür hukuk oyunlarıyla Cumhurbaşkanına daha fazla yetki vermeye çalışması kabul edilemez bir durumdur. Acaba AKP başkanlık sisteminin Türk milleti tarafından benimsenmediği gerçeğinin farkına mı vardı ki bu tür küçük oyunlara kalkışmaktadır? Kanun tasarısına bu şekilde hüküm konulması akıllara sadece bu soruyu getirmektedir.

Keşke Anayasa Uzlaşma Komisyonunu anayasa zıtlaşma komisyonu sananlar el ele verip Anayasa Uzlaşma Komisyonunu dağıtmasalardı da asıl niyetleri görebilseydik. Milliyetçi Hareket Partisinin uzlaşmacı ve iyi niyetli yaklaşımlarına rağmen Anayasa Uzlaşma Komisyonu dağıtılınca AKP bir çıkmaz içerisine girmiş olmalı ki bu tür kanun hükümleriyle Cumhurbaşkanının gönlünü almaya çalışmaktadır.

Şu hususu açıkça ifade etmek isterim ki kaçak saraya bu şekilde jestler yapmaya çalışarak AKP usulü seçilmiş krallık sistemini hayata geçiremezsiniz. Milliyetçi Hareket Partisi var oldukça Türk milletinin açık iradesini yok sayamazsınız.

Saygıdeğer milletvekilleri, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nda öngörülen istisnalar kanunun uygulanmasını aleni olarak engellemektedir. Konuyla ilgili uluslararası belgeler ve ülke uygulama örnekleri de göz önünde bulundurulduğunda, demokratik toplumun gerekleri de dikkate alınarak millî güvenlik, millî savunma ve kamu düzeni gibi alanlarda getirilecek istisnaların sınırlarının açık ve net olarak belirlenmesi gerekmektedir.

Öte yandan, kişisel verilerin korunması hakkı doğal olarak sınırsız bir hak alanı da değildir. Temel ilkelere belirli durumlarda istisna getirilmesi mümkündür ancak kişisel verilerin korunmasına temel oluşturan hakkın diğer hak ve özgürlüklerle, ayrıca bireysel olarak başkalarının hak ve özgürlükleriyle dengeli olması gerekir. Nitekim kişisel verilerin korunmasına hâkim olan temel ilkelere yönelik sınırlama ve istisnalar konuya ilişkin bütün uluslararası belgelerde yer almaktadır. Ancak bu sınırlamaların genel ilkeleri yok sayar şekilde ve hukuka aykırı olması durumunda sınırlama bir tedbir niteliğinden hukuka aykırılığa doğru şekil değiştirebilecektir. Böylesine önemli ve hassas bir konuda sınırlamalar daha net ifadelerle belirtilmeli ve ancak olağanüstü zaruri durumlarda işleme alınabilecek şekilde mevcut hükümler değiştirilmelidir. Siz olsanız kişisel bilgilerinizin korunması görevinin neredeyse hiçbir objektif kriter olmaksızın belirlenen bu keyfî kurula verilmesini ister misiniz?

Sayın milletvekilleri, tasarıda çocuklara ilişkin koruyucu bir düzenlemenin yer almamış olması da dikkat çekici ve düşündürücü bir eksikliktir. Hele ki çocukların cinsel istismarının vicdanları kanatmakta olduğu şu günlerde Karaman'da Ensar Vakfına bağlı KAİMDER yurdunda kalan 45 öğrencinin cinsel istismara uğraması sonucu vakfın AKP'yle olan yakın ilişkileri nedeniyle apar topar konuyla ilgili yayın yasağı getirilmesi ahlaki bir çöküntü durumudur. Ayrıca Aile ve Sosyal Politikalar Bakanının "Buna bir kere rastlanmış

71

olması hizmetleriyle ön plana çıkmış kurumumuzu karalamak için gerekçe olamaz." niteliğindeki âdeta "Bir kereden bir şey olmaz." şeklindeki beyanının cevabını yüce Türk milleti elbet verecektir.

Değerli milletvekilleri, kişisel verilerin korunması ve her bir bireyin özel yaşantısının kendine has temel yapı taşlarının gizliliğinin muhafaza edilmesi konusu önemli olduğu kadar devletin ve yöneticilerinin de bu mahremiyeti koruma ve saygı gösterme yükümlülüğü bulunmaktadır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz de bütün bu hassasiyetleri gözeterek sorumlu bir siyaset anlayışıyla tutumumuzu ve duruşumuzu ortaya koyuyoruz.

Sözlerime son verirken gazi Meclisi bir kez daha saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Gruplar adına ikinci söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Mithat Sancar'a aittir.

Buyurun Sayın Sancar. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MİTHAT SANCAR (Mardin) - Sayın Başkan, değerli üyeler; Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı üzerine söz almış bulunuyorum.

Kişisel verilerin korunması günümüzde belki de insan haklarının en hassas alanlarından birini oluşturmaktadır. Kişisel hayatımızın pek çok alanı kolayca kontrol edilebilir durumdadır çağımızda. Pek çok teknik imkânla hayatımızın her alanına sızılabilir, hayatımızın bütün bilgileri, bütün mahrem konuları pekâlâ kamu otoriteleri veya üçüncü kişiler tarafından elde edilebilir. O nedenle, bir korumaya mutlaka ihtiyaç vardı ve bu korumanın ihtiyaç hâline geldiği daha 1981'de Avrupa Konseyi tarafından karara bağlanmıştı. Avrupa Konseyi, gelişmeleri öngörerek kişisel verilerin, özel hayatın ve diğer kişisel hakların korunması amacıyla çalışmalara başlamıştı. 1981'de yapılan çalışmaların sonuca bağlandığını görüyoruz. O tarihten bugüne kadar Türkiye'de kişisel verilerin korunmasıyla ilgili güvenceler içeren bir mevzuatın geliştirilmemiş olması büyük bir eksiklikti, açıkçası büyük bir ayıptı.

Şimdi böyle bir kanunun gündeme gelmiş olması eksikliklerine rağmen olumlu bir adımdır, olumlu bir gelişmedir. Ancak önümüzde bulunan tasarının son derece önemli eksiklikleri ve yanlışlıkları vardır. Eğer bu tasarıdaki yanlışlıkları ve eksiklikleri gideremezsek aslında yine sadece iş yapar görünmüş olacağız; hakları korumak yerine hakları koruyor görünmüş olacağız, insan hakları standartlarına uygun davranmak yerine uygun davranıyor gibi davranacağız, uygun davranıyormuşuz gibi görüneceğiz.

Bu kanunun bu tür kanunlarda olduğu gibi en hassas yeri, hatta belki de Aşil topuğu, burada verilen imkânların nasıl kullanılacağı, hakların nasıl güvence altına alınacağı ve denetim mekanizmalarının nasıl oluşturulacağıdır.

Tasarının Altıncı Bölümüne baktığımızda bununla ilgili hükümler getirildiğini görüyoruz. Altıncı Bölüm "Kişisel Verileri Koruma Kurumu ve Teşkilat" diye başlıyor.

Burada, yine uzun süredir, bir kısmı Avrupa Birliği uyum süreci dolayısıyla, bir kısmı iç kamuoyunun talepleri doğrultusunda gündeme gelmiş düzenlemelerde başvurulan yöntemin tekrarlandığını görüyoruz. Açık söyleyelim, AKP, bu tür denetim kurumlarının yürütmeden bağımsız olmasını önleyecek bütün hilelere bugüne kadar başvurmayı âdeta alışkanlık hâline getirmiştir. İnsan Hakları Kurulunda bu böyle olmuştur, ondan önce oluşturulan insan hakları il ve ilçe kurullarında da aynı yol benimsenmiştir. Bu kurullar güya devlet içinde özerk yapılar olarak çalışacaklardı ve insan hakları ihlallerini önleme konusunda devletin imkânlarını da kullanan önemli kurumlar olarak bulunacak, faaliyet göstereceklerdi ama maalesef bu kurulların bileşimine baktığımızda tamamının yürütmenin, idarenin kontrolünde olacak şekilde yapılandırıldığını görüyoruz. Bu nedenle, kuruldukları tarihten sonra çok kısa bir süre içinde işlevsiz, anlamsız ve tabiri caizse itibarsız kuruluşlar olarak varlıklarını şeklen sürdürmüşlerdir.

İnsan haklarının korunmasıyla ilgili diğer çalışmalarda da AKP hükûmetleri aynı yöntemi benimsemişlerdir. Güya "Özerk kurumlar oluşturacağız." diye yola çıkarlar, bu tür beyanatlarda bulunurlar ama getirdikleri kanun tasarılarında, tekliflerinde yaptıkları şey şudur: Yürütmeye, hükûmete tamamen bağlı olacak, hükûmetin, yürütmenin dışında davranma ve faaliyet gösterme cesareti göstermeyecek bir yapı oluşturmak; yöntem budur. Bunun ne ülkeye ne de hükûmete bir faydası vardır. Belki iç kamuoyunu bazı sürelerde, belli dönemlerde kandırabilirsiniz; işte "İnsan haklarına uygun düzenlemeler yapıyoruz." diye kendinize prim sağlayacak propaganda yöntemlerine başvurabilirsiniz, iç kamuoyunu bir süre kandırabilirsiniz de ama uluslararası kamuoyunu uzun süre, hatta kısa süre kandırmanız mümkün değildir. Bu tür numaraların -yine söylüyorum, deyim yerindeyse- bu tür Şark kurnazlıklarının uluslararası alanda geniş birikime sahip insan hakları hareketi tarafından hiç de yutulmadığını bilmeniz gerekiyor. Uluslararası toplantılara katılan değerli vekiller mutlaka karşılaşmışlardır bu durumlarla. Ne zaman böyle hileli yöntemlere başvurarak bir düzenleme yapmışsa hükûmetler, o kuruluşların temsilcileri bütün platformlarda bu hileleri en ince ayrıntılarına kadar yüzlerine vurmuşlardır.

Burada iki önemli husus var; biri hukuksal, biri etik. Hukuksal gereklilik, hukuksal

72

boyut, bu düzenlemeleri evrensel standartlara, samimi bir şekilde, uygun olarak yapmaktır. Etik boyut ise, gerçekten bunun ruhuna sadık kalmaktır, uygulamada da sadık kalmaktır.

Şimdi, İnsan Hakları Kuruluyla ilgili eleştiriler çok uzun süredir çeşitli düzeylerde dile getiriliyor. Biliyorsunuz, insan hakları kurullarının evrensel standartlarda nasıl faaliyet göstereceğine, nasıl düzenleneceğine ilişkin Birleşmiş Milletlerin bir bildirgesi vardır. "Paris Kriterleri" diye adlandırılan bu bildirgeye baktığınızda, uluslararası standartlara uygun bir insan hakları kurulu veya hak ve özgürlüklerle ilgili bir kurulun nasıl olması gerektiğini görürsünüz. Bu kriterlere İnsan Hakları Kurulu oluşturulurken maalesef uyulmadı. Bugün İnsan Hakları Kurulu şeklen var ama fiiliyatta hiçbir etkisi olmayan, uluslararası kurumlar nezdinde de itibar görmeyen bir durumdadır.

Şu ülkeyi bu hâle getirmeye kimsenin hakkı yok, ilk başta hükûmetlerin hakkı yok. Kanuna karşı, evrensel standartlara karşı hile yaparak, uyanıklık yaptığını zannederek prim toplayacağını düşünmek artık uluslararası camiada kabul görmüyor, uluslararası camiada tam tersine ciddi tepkilerle karşılaşıyor. Aynı şeyi ulusal kamuoyu için de söyleyebiliriz.

Kişisel Verileri Koruma Kuruluna gelince -tam da bu konunun, bugünkü konuşmamızın konusu- öncelikle bu kurulun 7 kişiden oluşacağı belirtilmiş, "Bu 7 üyenin 4'ü Bakanlar Kurulu, 3'ü Cumhurbaşkanı tarafından seçilecek." diye bir hüküm konmuştur. Şimdi, hem özerk bir kurul olacağını söylüyorsunuz hem de üyelerinin tamamını yürütmeye seçtireceksiniz. Yani, burada bir tutarlılık, asgari bir mahcubiyet gerekmez mi? Özerk bir kurulun bütün üyelerini eğer siz yürütmeye seçtirirseniz bu kurulun özerk davranması mümkün mü? Üstelik bu kurulun başkanını da ve ikinci başkanını da Bakanlar Kurulu belirleyecek. Neden kendisine bırakmıyorsunuz kurulun? Tamamen kontrol altında tutmak için, asla özerk davranmasın diye, tamamen yürütmenin emrinde olsun diye.

Peki, dostlar alışverişte görsün amacıyla yapılmış düzenlemelerin kime ne hayrı var? Ne yapmak istiyorsunuz, açık söyleyin. Getirin, deyin ki: "Biz özerk kurumlara karşıyız. Bu tür denetim mekanizmalarının da bir anlamı yok. Biz yapmıyoruz, Kişisel Verileri Koruma Kanunu'nu da çıkarmıyoruz."

Daha pek çok ayrıntı var ama sürenin sonuna geldik. Özellikle şunu tekrar söyleyeyim: Eğer millî iradeyi gerçekten söylediğiniz kadar önemsiyorsanız, üyelerin tamamının seçimini nitelikli çoğunlukla Türkiye Büyük Millet Meclisine bırakmalısınız. Bu kurul Türkiye Büyük Millet Meclisine bağlı olarak çalışmalı ve Paris İlkelerini esas alacak şekilde düzenlenmelidir.

Kendinizi kandırmayın, ülkeyi kandırmayın, zaten toplumu ve uluslararası kamuoyunu da kandırmanız uzun süre mümkün değil.

Saygılarımla, teşekkürler ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler.

Gruplar adına üçüncü söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili Mehmet Gökdağ'a aittir.

Buyurun Sayın Gökdağ. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET GÖKDAĞ (Gaziantep) - Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın ikinci bölümüyle ilgili, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, üzerinde konuştuğumuz kanun Kişisel Verileri Koruma Kanunu'dur. Adı üstünde "kişisel verileri koruma" yani kanunun amacı korumadır, kişisel verilerimizi korumadır. Böyle bir kanuna ihtiyaç olduğunu biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak hep söyledik çünkü gelişen dünyada çeşitli ilişkiler nedeniyle bir şekilde elde edilen kişisel verilerimizin korunması gerekmektedir.

"Kişisel veri" dediğimiz şey, kişiye ilişkin her türlü bilgidir değerli arkadaşlar, adımız, soyadımız, annemizin, babamızın adı, kızlık soyadı, kimlik numaramız, ırkımız, etnik kökenimiz, siyasi düşüncemiz, felsefi inancımız, dinimiz, mezhebimiz, dernek üyeliklerimiz, parti üyeliklerimiz, biyometrik verilerimiz, genetik verilerimiz yani bizimle ilgili olan her şey, aklınıza gelebilen her şey. Bu bilgilerin sorumsuzca ortalarda dolaşması, kötü niyetliler tarafından elde edildiğinde temel hak ve özgürlüğümüz ihlal edilecek, telafisi mümkün olmayacak mağduriyetlerimize yol açacak sonuçlar doğurur. Bu nedenle korunması gerekir; bu yasanın çıkarılma amacı budur, bu olması gerekir. Böyle baktığımızda geç kalınmış bir yasadır. Avrupa Birliği uyum yasalarından biridir ancak Avrupa Birliği uyum yasalarından biri olmasından daha çok kendi yurttaşımızın, kendi vatandaşımızın verilerinin güvenliği açısından çıkarılması gereken bir yasadır ve biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak böyle bir yasanın gerekliliğini hem Adalet Komisyonunda hem de burada Meclis kürsüsünde dile getiriyoruz. Ancak bir şey daha söylüyoruz değerli arkadaşlar, diyoruz ki: Bu hâliyle yasa tasarısı deminden beri söylediğim koruma ruhundan uzak, aksine korumamayı öne çıkarmış bir yasa tasarısıdır. Bundan vazgeçin, gelin hep birlikte toplumun ihtiyacına cevap veren bir yasayı hazırlayalım diyoruz ama siz o tekçi anlayışınızla, "Ben yaptım, oldu." mantığınızla yarın hepinizin pişman olacağı, zarar göreceği bu tasarıyı yasalaştırmayı dayatıyorsunuz

73

değerli arkadaşlar.

Şimdi, kişisel verilerin bu kadar önem arz ettiği bir hâlde açık rıza çok önem kazanıyor. Açık rızanın gerekliliğinden söz ediliyor yasada ancak hem açık rıza belirsiz bırakılıyor hem de getirilen istisnalarla açık rıza işlevsiz kalıyor değerli arkadaşlar. Biz bu açık rızayı belirli bir hâle getirmek için alt komisyonda AKP'li milletvekilleriyle de konuştuk, anlaştık, bunun yazılı hâle gelmesi konusunda anlaştık, bunun daha sonra onaylanması konusunda anlaştık ama yukarıya çıktığınızda bu tekrar değişti ve açık rıza işlevsiz bırakıldı değerli arkadaşlar. Bugün Türk Ceza Kanunu'nda suç sayılan hâller bu yasayla suç olmaktan çıkarılıyor. Türk Ceza Kanunu'nda hiç değilse cezalar getirilip belli anlamda korunabiliyordu ama şimdi onu da kaldırıyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, soruyorum size: Kişinin mezhebini işleme ne amaç taşır? Kılık kıyafetini işleme hangi güvenliğimizi korumaya hizmet eder? Kişinin cinsel hayatı kimi ne ilgilendirir arkadaşlar? Bunun işlenmesi hangi ulusal yararımızı güvence altına alır?

Şimdi biz buna "fişleme yasası" diyoruz, siz itiraz ediyorsunuz. Ne diyelim buna başka? Yani kişiye ait her türlü bilgiyi yazacaksınız, her türlü bilgiyi fişleyeceksiniz, bunu da korumayacaksınız; e, bunun adı "fişleme yasası" değerli arkadaşlar, başka bir adı yok.

Şimdi ben merak ediyorum, bu yasayı kimin için çıkarıyorsunuz? Yani vatandaş için çıkarıyorsunuz desek olmuyor. Bakıyoruz, vatandaşın hiçbir şeyini korumuyorsunuz, sadece verileri işliyorsunuz ve bu verileri paylaşıyorsunuz. Uluslararası aktarma konusunda düzenleme getiriyorsunuz. Koruma yok, vatanı için değil. Peki, Avrupa Birliği için mi? E onu da göremiyoruz. Ne Avrupa Birliğinin 1995 tarihli kriterlerine ne de 2015 tarihli kriterlerine uymuyor bu yasa Sevgili Bakanım. Kime çıkarıyoruz bunu, ne için çıkarıyoruz? Yani aklımıza şu geliyor: Acaba birileriyle anlaştınız da bu verilerimizi satmak için, hemen alelacele fişleyip, derleyip toparlayıp paketlemek mi istiyorsunuz? Doğrusu aklımıza geliyor değerli arkadaşlar.

Şimdi, böyle bir yasada tabii ki "Kişisel Verileri Koruma Kurulu" diye bir kurul oluşturuluyor. Bakın, okuyorum, maddede diyor ki: "Bu kurul verilen görev ve yetkilerini bağımsız olarak yerine getirir ve kullanır." Güzel. "Görev alanına giren konularla ilgili olarak hiçbir organ, makam, merci veya kişi, Kurula emir ve talimat veremez, tavsiye veya telkinde bulunamaz." E, çok güzel. Peki bu nasıl bir kurul? Değerli arkadaşlar, bu şöyle bir kurul: Kurul 7 üyeden oluşuyor, 4 üyesini Bakanlar Kurulu atıyor, 3 üyesini Cumhurbaşkanı atıyor. Bağımsızlık anlayışınız bu. Yetmiyor değil mi Sevgili Bakanım, yetmiyor, ne olacak? Kurulun başkan ve ikinci başkanını da Bakanlar Kurulu belirleyecek. Yani, kendi belirledikleri, kendi atadıkları üyelerin kendi arasındaki bir seçime de güvenmiyorlar, işi böyle sağlama alıyorlar. Ha, bu da yetmiyor. Kurulun gündemini de sadece başkan belirliyor. Yukarıdan aşağıya bir teklik anlayışı, bir tekçilik anlayışı. Bu kuruldan bağımsız, bu kuruldan kimseden tavsiye ve emir almayan bir anlayış bekliyoruz. Değerli arkadaşlarım, ne kendi kendinizi kandırın ne bizi kandırın.

Şimdi, biz bu kanun tasarısı başladığından beri bir şeyler anlatmaya çalışıyoruz ama doğrusunu isterseniz, bizim birtakım değişiklikler umudu taşıdığımız, birtakım eksiklikleri gideririz diye anlatmalarımızın beyhude olduğunu gördüm ve bugün Ensar Vakfında tecavüze uğrayan çocuklarla ilgili oylama tavrınızı gördükten sonra gerçekten umudu kestim değerli arkadaşlar. Biz burada 10 çocuğa tecavüzden bahsediyoruz, Bakan diyor ki: "Bir kereyle karar verilmez." Arkadaşlar, böyle bir şey olur mu ya? Yani, Bakanın bir bilgisi var mı? Kaç defa öyle olur, soralım o zaman Bakana. Yani, kaç defa olursa bir karar veririz? Böyle bir anlayış olabilir mi? Olmaz. Peki, biz bunu söylüyoruz, sıralarınızdan "Sizin derdiniz başka, sizin derdiniz vakıf." diyorsunuz. Arkadaşlar, vakfınızın hayrını görün. Bizim derdimiz tecavüze uğrayan çocuklar, o bebeler. Bizim derdimiz bu. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, gerçekten, yüreğinizi, vicdanınızı açık tutun ve burada Cumhuriyet Halk Partisinin söylediği her şeyi hemen ön yargıyla reddetmeyin. Bakın, umarım, bu Ensar Vakfıyla ilgili, orada tecavüze uğrayan çocuklarla ilgili yarın bu utanacağınız kararınızdan vazgeçersiniz, hep birlikte orayla ilgili bir araştırma komisyonu kurarız. Yine umarım ki bu yasa tasarısındaki birtakım değişiklikleri Sayın Bakanım ve değerli üyeler hep birlikte yaparız.

Ben bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Gruplar adına son söz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu'na aittir.

Buyurun Sayın Çavuşoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın ikinci bölümü üzerinde grubumuz adına söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Saygıdeğer milletvekilleri, sözlerimin başında belirtmek isterim ki şu anda yürürlükte kişisel verilerin korunmasına ilişkin bir kanun bulunmaması nedeniyle birçok kimsenin verileri denetim dışı ve kontrolsüz olarak kötü niyetli kimseler tarafından işlenmeye ve

74

kullanılmaya müsaittir. Bu bakımından, görüşülmekte olan tasarının ne denli önemli olduğu izahtan varestedir. Hele hele günümüz bilgi teknolojilerindeki gelişmeler karşısında bu verilere erişimin kolay ve hızlı hâle gelmiş olması bu kanunun ihdasını zorunlu hâle getirmiştir. Hâl böyle olunca, önümüzdeki tasarının özel hayatın gizliliğinin bir alt unsuru olan kişisel verilerin işlenmesini belli bir disiplin altına alması başlı başına bir reform niteliğindedir.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) - Nasıl gizleyeceksiniz?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Sayın milletvekilleri, şu anda kişisel veriler zaten bir şekilde işleniyor ve âdeta bu veriler havada uçuşuyor.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) - Ortaklık bozulunca nasıl gizleyeceksiniz?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Bu kadar önemliydi de on dört senedir niye getirmediniz, 2014'te niye geri çektiniz?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Bu durumu bir disiplin altına almak üzere bu kanuni düzenleme yapılıyor ancak ne yazık ki bu tasarı fişleme yasası olarak yaftalanıyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - E, fişleme yasası tabii, 2014'teki yasayla karşılaştırdın mı?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Kabul edilmesi mümkün olmayan bir iddiadır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Değiştirdiğiniz maddelere baktın mı Hakan, baktın mı? Hangi maddeleri değiştirdiniz, değiştirdiğiniz maddelerdeki içerikler neler?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Kanuna eleştirileriniz olabilir, bu, müzakerenin tabiatı gereğidir ama kanunun hiç olmaması gerektiği anlamı çıkarabileceğimiz tarzda…

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) - Öyle demedik, öyle diyen yok.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - …onu âdeta ademe mahkûm edecek yaklaşımlarınız "Bu kanun olmasın, mevcut kontrolsüz ve denetimsiz sistem devam etsin." demektir ki bunu sizin de isteyebileceğinizi düşünmüyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Sizinle aynı şeyi istemeyiz biz.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Saygıdeğer milletvekilleri, ben tasarının ikinci bölümü üzerinde söz aldım. Tasarının ikinci bölümü 19 ila 33'üncü maddeler arasında yer alan son kısımdan oluşmaktadır. İkinci bölümdeki düzenlemeleri genel olarak 3 ana başlık altında toplayabiliriz.

İlk olarak, bu bölümde Kişisel Verileri Koruma Kurumunun oluşumu, yapısı, işleyişi, görev, yetki ve sorumlulukları düzenlenmektedir. İkinci olarak, tasarının istisna kapsamında tuttuğu hâller…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Yarın senin aleyhine döner o istisna kapsamındakiler, o zaman göreceğim seni.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - …son olarak da kanunun ihlali yani hukuka aykırı veri işlenmesi durumunda öngörülen cezai hükümler düzenlenmiştir.

Sayın Akar, dinlerseniz siz de tatmin olacaksınız.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Sen hiç dinlemedin ki. Hiç dinledin mi sen? Hiç dinlemedin sen.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Sana ben öğretirim bunu. Sen bir öğren önce dinlemeyi. Bak, herkesi dinledik sen çıkana kadar.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Sayın milletvekilleri, bu tasarıyla kişilere ait verileri işleyecek kimseler yani veri sorumlularını herkesin öğrenmesine olanak sağlayacak şekilde veri sorumlularının veri kayıt sistemi kurmadan önce kaydolmalarını zorunlu kılan bir veri sorumlusu sicili oluşturulmaktadır. Bu veri sorumluları sicilinin tutulmasını Kişisel Verileri Koruma Kurumu sağlayacaktır.

Yine altını çizerek ifade etmeliyim ki…

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) - Kim atayacak Koruma Kurulunu?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Kim atayacak Koruma Kurulunu, biliyor musun?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Arkadaşlar, altını çizerek ifade etmeliyim ki, burayı lütfen dinleyiniz…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - O tabi olduğun saray mı atayacak?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - …Kişisel Verileri Koruma Kurumunun asla veri işleme görevi ve yetkisi bulunmamaktadır.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ne görevi var? Ne görevi var?

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) - Kimi kime şikâyet edeceğiz Hakan?

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Kurul raf elması mı, kurul üyeleri raf elması mı orada?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Kişisel Verileri Koruma Kurumu, şikâyet üzerine veya resen veri sorumlusunun işlemiş olduğu verilerin hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olmadığını…

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) - Kimi kime şikâyet edeceğiz?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - …doğru ve güncel tutulup tutulmadığını, belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenip işlenmediğini…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Hakan, hiç haberin yok dünyadan senin be!

75

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - …işlenen verilerin işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olup olmadığını…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Hiç teknolojiyi de bilişimi de bilmiyorsun, verinin nasıl kullanıldığını da bilmiyorsun. Kanunu da bilmiyorsun, kanunu.

Başkan, kanunda burada grup adına konuşuyor ya. Kanunu okumamış, kanunu.

BAŞKAN - Sayın Akar, hayırdır… Müdahale etmeyelim lütfen.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - …amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilip edilmediğini, verilerin işlenmesinden önce veri sahibi kişinin açık rızasının bulunup bulunmadığını denetleyecek ve…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Tabii canım, milyon kişiyi getireceksin imza attıracaksın açık rıza var diye.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - …bu konuda gerekli tedbirleri alarak veri sorumlusu tarafından yerine getirilmesini sağlayacaktır.

Sayın milletvekilleri, burada 7 üyeden oluşan Kişisel Verileri Koruma Kurumu üyelerinin Bakanlar Kurulu ve…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Neyle kuracaksın, neyle?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - …Cumhurbaşkanlığı tarafından seçilmesine ilişkin birçok eleştiri dile getirildi.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) - Seçilme değil, atama, atama.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Bu eleştirilerin tamamı haksız ve yersiz eleştirilerdir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Yapma ya!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Zira, unutulmamalıdır ki hem Bakanlar Kurulu hem de Cumhurbaşkanlığı makamı, bu milletin sandıkta ortaya koyduğu iradesiyle seçtiği kişiler tarafından göreve gelmektedir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Hüsnü Mübarek'i de millet seçti, Hitler'i de seçti millet; hiç farkı yok.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Bu nedenle, Bakanlar Kurulu ve Cumhurbaşkanının kuruma üye seçmelerine dahi tahammül gösterilememesi bir yerde milletin iradesine tahammülsüzlük olacaktır ki…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Hitler de seçimle geldi, Mübarek de seçimle geldi, Kenan Evren de seçimle geldi, Cumhurbaşkanı oldu.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - …ben bu manada eleştiri getirenlerin millet iradesine tahammülsüz olduklarını düşünmüyorum. Kaldı ki Kişisel Verileri Koruma Kurumunun bağımsız ve tarafsız görev yapmasına imkân sunacak mekanizmalar zaten kanuna yerleştirilmiştir değerli arkadaşlar.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) - Nerede var, söyle bir tane. Bir tane söyle.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Örneğin Anayasa'nın 138'inci maddesinde mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı için öngörülen anayasal hüküm Kişisel Verileri Koruma Kurumu için de aynen bu kanuna dercedilmiştir.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) - İyi de mahkemeler bağımsız mı?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Yine kurum, mali ve idari yapısı bakımından bağımsız kamu tüzel kişisi olacak, kurumda görev yapan üyelerin görev süresi dolmadan görevden alınmaları mümkün olmayacaktır değerli arkadaşlar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Kim denetleyecek, kim? Bunları kim denetleyecek?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Ayrıca, kurum üyeleri resmî veya özel başka bir görev alamayacakları gibi, kazanç getirici bir faaliyette de bulunamayacaklardır. Bununla birlikte, üyeler herhangi bir siyasi partinin yönetim ve denetim organlarında görevli veya yetkili bulunmayan kimseler arasından seçilecektir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Kim denetleyecek bunları, kim? Bir gün önce istifa ettiği gibi, değil mi? Bağımsızlık oluyor o zaman.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan, anlaşılmıyor efendim.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Görüldüğü üzere, kuruma ilişkin öngörülen bu düzenlemeler âdeta kurumun bağımsızlığını ve tarafsızlığını teminat altına almaya yönelik bir emniyet supabı niteliğindedir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) - İnanarak mı söylüyorsun bunu?

BAŞKAN - Ya, sayın milletvekilleri, Hakan Bey bile bu kadar müdahale etmiyordu, Allah var yani. Bu kadar müdahale etmiyordu sizin müdahale ettiğiniz kadar.

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) - Aylardır o kadar çok müdahale etti ki, o kadar çok saygısızlık etti ki.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Öte yandan, kurum her yıl hazırlayacağı faaliyet raporunu Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna da sunacaktır. Böylelikle, Türkiye Büyük Millet Meclisi de kurumun bağımsız ve tarafsızlığına dönük olarak bir yönüyle sürece dâhil edilmiş olmaktadır.

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) - Herkesin her sözüne müdahale etti. Kimi zaman

76

anlamadan müdahale etti.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Ya, Hakan, hakikaten kanunu okumamışsın sen ya!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Komisyon görüşmeleri sırasında kurum üyelerinin bir kısmının Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, seçilmesine ilişkin önergeleri sunmuştunuz, bizim birtakım kaygılarımız vardı Anayasa'yla ilgili olarak, biz diyoruz ki: Bakanlar Kurulu da, Cumhurbaşkanlığı makamı da Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, Türkiye Büyük Millet Meclisi de millet tarafından seçilmiş, hepsi muteber organlardır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) - Ya, ne anladınızda ne alkışlıyorsunuz Allah aşkına!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Kanundan haberin yok, ne getirdiğinden haberin yok, bağımsız kurulun nasıl oluşacağından haberin yok, teknik bir kurumdan haberin yok!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - İşte, şimdi birazdan göreceksiniz, önergemizi getireceğiz, sizin de bütün iddialarınız yerle yeksan olacak arkadaşlar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - O kurumun teknik olması lazım…

METİN KÜLÜNK (İstanbul) - Dilini ısırdı.

BAŞKAN - Sayın Akar, çarpıldınız herhâlde.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Kanuna getirilen istisnalar bakımından da birçok eleştiriler yapıldı, bunlar da haklı eleştiriler değildir. Kişisel verilerin korunması, özel hayatın gizliliğine ilişkin temel hak ve özgürlüğün bir alt unsurudur. Nasıl ki temel hak ve özgürlükler, kanunla, özüne dokunmaksızın demokratik toplum gereklerine uygun olarak sınırlandırılabiliyorsa, kişisel verilerle ilgili bu hak da aynı amaçlarla sınırlandırılabilmektedir. Bu tür sınırlandırmaların temelinde güdülen amaç, kişi yararı ile toplum yararı arasında, bir başka deyişle kişi güvenliği ile toplum güvenliği arasında bir denge kurmaktır, kanunda öngörülen sınırlamalar da bu amaca matuf söz konusu ilkeler doğrultusunda yapılmıştır.

Kaldı ki kanunda öngörülen sınırlamalar, hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8'inci maddesinde hem de tasarının hazırlanması sırasında esas alınan Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi'nin 9'uncu maddesiyle…

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) - Avrupa Birliği açıklama yaptı…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - …95/46 sayılı Avrupa Direktifi'nin 13'üncü maddesindeki sınırlamalarla aynı mahiyettedir, lafzı da aynıdır değerli arkadaşlar.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) - Çok yanlış, kişisel verilerin istisnai olarak alınması…

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) - Ya, bir okuyun, okuyun! Avrupa Birliği açıklama yapıyor.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Lafzı da aynıdır, hatta sınırlamalar için kanunda kullanılan ifadeler tıpatıp benzer ifadelerdir.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) - Kanunun adı yanlış!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Sayın milletvekilleri, bakın, bir şey söyleyeceğim. Evet, çok müdahale ettiniz ama bir şey söyleyeceğim. Bu kanunun anayasal dayanağını, ilk defa kişisel verilerin korunmasını bir hak olarak tanımlayan Anayasa'mızın 20'nci maddesinin üçüncü fıkrası oluşturmaktadır. Bu madde ne zaman geldi biliyor musunuz arkadaşlar?

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) - Avrupa Birliğinden öyle geldi, şart koştu, şart koştu!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Bu madde 2010 referandumunda anayasa değişikliğiyle geldi. Peki, siz ne yapıyordunuz o sırada? "Hayır" turları düzenliyordunuz değerli arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Tarlada izi olmayanın harmanda yüzü olmaz değerli kardeşlerim. Siz bunu da yapıyorsunuz, olmaz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ne yapalım, gidelim mi buradan? Nasıl istiyorsun?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Evet, değerli arkadaşlar, kanunun ikinci bölümünde üçüncü olarak cezai düzenlemelere yer verildiğini ifade etmiştim. Bu kanunun ihlali durumunda Türk Ceza Kanunu'na atıf yapılmakta ve Türk Ceza Kanunu'nun 135'inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan hüküm değiştirilerek…

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) - Baypas edildi Türk Ceza Kanunu!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - …özellikle kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesi, kişisel verilerin kaydedilmesi suçunun ağırlaştırıcı nedeni olarak yeniden düzenlenmektedir.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) - İstisnaları söyle! İstisnaları anlat!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Bunun yanında, Türk Ceza Kanunu'nun 243'üncü maddesine yeni bir fıkra eklenerek…

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) - Kanunun adı yanlış, "Kişisel Verilerin İstisnai Olarak Alınması" olacak.

77

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - …bir bilişim sisteminin kendi içinde veya bilişim sistemleri arasında gerçekleşen veri nakillerini, sisteme girmeksizin teknik araçlarla hukuka aykırı olarak izleyen kişilerin cezalandırılacağı da hüküm altına alınmaktadır.

Değerli arkadaşlar, ne derseniz deyin, neyi söylerseniz söyleyin, şu anda, Türkiye'de bu manada meri bir kanuni düzenleme yoktur.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) - Hakan, bütün avukatlarda borçluların MERNİS bilgileri var. Bunları nereden alıyorlar? Kamu kurumlarından. Kamu kurumlarına karşı koruyor mu bu kanun?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Şu anda kişisel verilerimiz her yerde, havada uçuşmaktadır. Dolayısıyla bu kanun her şeyden evvel bunların işlenmesine, saklanmasına, değiştirilmesine ilişkin birtakım denetim sistemini ortaya koymaktadır.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) - Sen de bir avukatsın, çok iyi biliyorsun, bütün avukatlarda borçluların bütün bilgileri var. Kamu kurumlarına karşı koruyor mu bu kanun? SGK sattı bütün bilgileri 65 milyona.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Ayrıca, Sayın Altaca, ben prensip olarak hiçbir Bursa milletvekiline buradan söz atmıyorum, sizi de kınıyorum Bursa Milletvekiline söz attığınız için.

Teşekkür ediyorum.

Hepinize iyi akşamlar diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) - İlkeli söz atıyorsunuz yani öyle mi? İlkeli söz atıyorsunuz, bravo, tebrikler!

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Çavuşoğlu.

Şimdi, şahıslar adına…

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) - Kürsüdeki hatibe müdahale etmek hiç iyi değil, değil mi?

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan, tekrarı mümkün mü acaba, anlaşılamadı?

BAŞKAN - Yani tekrarı mümkün değil ama…

OKTAY VURAL (İzmir) - Tekrar ettirseniz.

BAŞKAN - …CHP sıralarından Hakan Bey'e sataşma oldu, isterse sataşmadan da ayrıca söz verebilirim Hakan Bey'e.

Evet, şimdi, şahıslar adına ilk söz Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin'e aittir.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) - Başkanım, sataşma var, bana sataştılar.

BAŞKAN - Lütfen arkadaşlar, oturalım.

Buyurun Sayın Bilgin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HİLMİ BİLGİN (Sivas) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın ikinci bölümünde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kişisel veri gerçek kişilerle ilgili her türlü bilgi olup bu bağlamda, kişinin kimlik bilgilerinden iletişim, sağlık ve mali bilgilerine, özel hayatından dinî, siyasi görüşüne ilişkin her türlü veri kişisel veri olarak kabul edilmektedir. Gerek kamu gerekse özel kurum ve kuruluşlar bir görevin yerine getirilmesi veya bir hizmetin sunumuyla bağlantılı olarak kişisel veri niteliğindeki bilgileri öteden beri toplamaktadır. Örnek olarak, hepimizin sıkça karşılaştığı İnternet bankacılık işlemlerinde banka görevlilerince, güvenlik gerekçeleriyle kişisel verilerimiz, hatta annemizin kızlık soyadının herhangi bir harfi talep edilmekte, bu işlemleri yapanlar da gerek zaruret gerekse işlemin avantajları nedeniyle işleme rıza göstermektedir. Bir ticari işletmenin müşterilerinin ödeme yöntemine, bir eğitim kurumunun öğrencilerinin başarı ve not durumuna, bir sağlık kuruluşunun hastalarının tedavilerinin seyrine ilişkin bilgileri toplaması hayatın olağan akışında gayet normaldir. Bunun yanı sıra, resmî dairelerce toplanması ve muhafazasında mevzuat gereği zorunluluk bulunan veriler de bulunmakta ve toplanmaktadır. İşte bu bilgilerin, sadece ilgili ve yetkili kişi ve kurumlarca belli şartlar ve kurallar altında toplanması, işlenmesi, muhafazası ve amaca uygun kullanımına yönelik esasların düzenlenmesi mutlak bir ihtiyaç olduğu gibi, Anayasa'yla korunan bir haktır.

Ayrıca, bilgi ve iletişim teknolojilerinin siyasi, sosyal ve ekonomik hayatımızı sarsıcı biçimde değiştiren, dönüştüren etkileri de kişisel verilerin etkin korunması ihtiyacını artırmış ve zorunlu hâle getirmiştir. Mevcut meri mevzuatımızda kişisel verilerin işlenmesi, muhafaza edilmesi ve korunmasına ilişkin bütüncül bir düzenleme bulunmamakta, bu konuya ilişkin yasal düzenlemeler farklı farklı kanunlarda yer almaktadır. İnşallah, yasalaştıracağımız bu düzenlemeyle Anayasa'yla güvence altına alınan temel bir insan hakkı olan kişisel verilerin korunmasına yönelik bütüncül ve detaylı bir mevzuat oluşacaktır.

Bilindiği üzere, 12 Eylül 2010 yılında yapılan halk oylaması neticesinde Anayasa'nın 20'nci maddesinde yapılan düzenlemeyle kişisel verilerin korunması temel bir insan hakkı olarak güvence altına alınmış, kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenlenmesi gerektiği belirtilmiştir.

Yine, ülkemizle ilgili olarak devam etmekte olan, Avrupa Birliği tam üyelik sürecinde

78

sürecin ilerleyebilmesi için kişisel verilerin korunmasına ilişkin temel bir kanunun yürürlüğe girmesi gerekmektedir. Tüm bu açıklamalar ülkemizde kişisel verilerin korunmasına ilişkin kanunun bir an önce yürürlüğe girmesini gerekli kılmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Konseyi 108 sayılı Sözleşmesi ve Avrupa Birliğinin ilgili direktifi, kişisel verilerin işlenmesine ilişkin ilkelerin uygulanmasını izlemek ve yönlendirmek üzere bağımsız bir şekilde görev yapacak otoritelerin oluşturulmasını öngörmektedir. Bu kapsamda, tasarının 19'uncu maddesiyle, kanunla verilen görevleri yerine getirmek üzere adli ve mali özerkliğe sahip, kamu tüzel kişiliğini haiz Kişisel Verileri Koruma Kurumu düzenlenmiş, 20'nci maddeyle kurumun görevleri belirlenmiştir. Kurumun faaliyetleri hakkında hazırlayacağı yıllık raporları Cumhurbaşkanlığına, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna ve Başbakanlığa sunma zorunluluğu getirilerek kurumun şeffaflığı ve hesap verilebilirliği amaçlanmıştır.

Yine, tasarının 21'inci maddesiyle, kurumun karar organı olarak faaliyet göstermek üzere Kişisel Verileri Koruma Kurulu düzenlenmektedir. Düzenlemeyle kurulun kanunla ve diğer mevzuatla verilen görev ve yetkilerini kendi sorumluluğu altında bağımsız olarak yerine getirirken ve yetkilerini kullanırken hiçbir organ, makam, merci ve kişiden emir ve talimat almadan görev yapması amaçlanmıştır. Kurul üyelerinin belirlenmesinde devlet memuru olmaya ilişkin genel şartları taşıma dışında özel şartlar aranmayarak üyelerin geniş tabanlı alandan seçilmesi amaçlanmaktadır.

Tasarının 28'inci maddesinde kanun kapsamı dışında tutulan hususlar düzenlenmekte olup istisnalar tahdidi olarak belirlenmiştir. Maddeyle kısmen veya tamamen kanun kapsamı dışında tutulacak hususlar özenle ve hassasiyetle belirlenmiş ve istisnalar tahdidî olarak madde metninde sayılmıştır.

Tasarı, yıllardır farklı farklı kanunlarda düzenlenmiş ve mevzuatımızda bu alanda eksik olan bütüncül bir yasal düzenleme ihtiyacını ortadan kaldıracak bir tasarıdır.

Tasarı metni yasalaştığında mevzuatımızda var olan önemli bir eksiği kapatacağı inancıyla tasarının hukuk sistemimize, milletimize hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler.

Şimdi, söz sırası Hükûmet adına Adalet Bakanı Sayın Bekir Bozdağ'a aittir.

Buyurun Sayın Bozdağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz on dakikadır.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; sözlerimin başında hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Çok önemli bir kanun müzakeresinin ikinci bölümündeyiz. Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı, adı üzerinde olduğu gibi, kişisel verileri korumayı amaçlayan, bu maksatla birtakım ilkeler, kurallar ortaya koyan, son derece önemli bir kanun tasarısı. Esasında "Bu kadar eleştiriyi hak ediyor mu?" derseniz, bence hak etmiyor. Eleştirilecek yönleri mutlaka vardır ama bu kanun fişleme kanunu değil fişlemenin panzehri olan bir kanundur.

Bugün, ülkemizde kişisel veriler değişik vesilelerle pek çok kamu kurum ve kuruluşu, özel sektör, kişiler tarafından işlenmektedir ama bunun bir kuralı yok. Şimdi, ilk defa kişisel verilerin işlenmesi konusunda, âdeta bunun anayasası sayılacak bir yasal düzenlemeyi Meclisimizde görüşüyoruz. Bu düzenleme üzerinde değerlendirme yapılırken bazı hususlar çok fazla eleştirildi. Ben, izniniz olursa hem eleştirilere cevap olsun hem de kanundaki o maddelerden neyi hedefledik, onu açıklamak için söz aldım.

Açık rıza çok tartışıldı. Açık rıza nedir, ne değildir? Esasında "Tanımlar" maddesinde belirli bir konuya ilişkin, açık bilgilendirilmeye dayanan ve özgür iradeyle açıklanan rıza açık rıza olarak tanımlanıyor. Şimdi, açık rızayı yazılı hâle de getirebilirdik. Nitekim, alt komisyonda böyle bir öneri oldu, "Yazılı olsun." veyahut da işte "Bir şekilde teyit edilecek başka birtakım mekanizmalar kuralım." gibi. Bunu yazılı hâle getirdiğimizde hayat işlemez hâle geliyor. Örneğin, alışveriş merkezinde alışverişinizi yaptınız, tam fatura kesecek "Rızan var mı buradaki bilgileri almak için?", telefon numarasını alacaksınız, "Rızan var mı?", "Var.", "O zaman bir yazılı taahhütte bulun, rızanı açıkla." Bu, hayatı işlemez hâle getirir. Esasında çıkarma nedeni budur. Peki, açık rızanın var olup olmadığı konusunda verisi işlenen ile işleyen arasında bir ihtilaf çıkarsa ispat yükümlülüğü kime aittir? Kişisel veri sorumlusuna aittir. Siz dediniz ki: "Benim açık rızam yok. Bunu işlemişsiniz, rızam yok." O zaman, veri sorumlusu rızanın varlığını ispat etmekle mükelleftir. Bu da önemli bir korumadır.

Diğer bir konu: 6'ncı madde çok tartışıldı. 6'ncı maddede özel nitelikli kişisel veriler düzenleniyor. Bu madde esasında özel nitelikli kişisel verileri özel koruma amacıyla düzenlenmiş bir maddedir. Sanki bu verileri işlemek için konulmuş bir madde gibi algılandı. Çok net söylüyorum: Kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi ve diğer burada sayılan özel nitelikli kişisel veriler bu maddeyle özel koruma altına alınmıştır. "Özel nitelikli kişisel verilerin, bir defa, kişinin açık rızası olmaksızın işlenmesi mümkün değildir, yasaktır." diyor. Bunu işleyemezsin, yasak. Nasıl işlenebilir? Bir kanun

79

yazıyorsa işleyebilirsin. Kanunu bu Meclis çıkarıyor. Oraya yazmışsa o işlenebilir. Örneğin, Nüfus Hizmetleri Kanunu'nda, Tapu Kanunu'nda, başka pek çok kanunda verilerin işlenmesine ilişkin kurallar var, orada herkesin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğu yazıyor. İşlenebilir orada, kanun yazıyorsa.

İki: Birinci fıkrada sayılan -önergeyle değiştirdik- sağlık ve cinsel hayat dışındaki kişisel veriler kanunda öngörülen hâllerde ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir. Bir kanuna koyuyoruz ama diğer konuyla ilgili ne yapıyoruz? Sağlık sistemimizin işlemesi için, kişilerin tedavisi için lazım olan bilgileri işlemek… Bu kanun, kimsenin cinsel hayatıyla ilgilenen bir kanun değil ama cinsel bakımdan tedaviye ihtiyacı olan herhangi bir vatandaşımızın veya herhangi bir şekilde hastaneye yolu düşen vatandaşımızın tedavisi için gerekli olan bilgilerin işlenmesini ve tedavi amaçlı bunun kullanılmasını amaçlıyor, yoksa kişilerin cinsel hayatında şu olmuş veya bu olmuş, bu maksatla değil. Sağlık kurumları şu anda bunlarla ilgili verileri zaten işliyor. Bu, son derece önemli.

Ayrıca, bir şey daha getirdik bu kanunla. Özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinde bu yasak, istisnayı sınırlayan kural yetmez, bir de Kişisel Verileri Koruma Kurulunun belirlediği yeterli koruma önlemleri de olacak, bu önlemler varsa ona da uyacak, öyle işleyecek. Biz şimdi buradan mezhebi çıkarabiliriz, dini de çıkarabiliriz. Çıkardığımız zaman bunlar koruma altında olmaktan çıkar. O zaman ne olur? Bunlar korumasız kalır ve herkes dilediği gibi işleyebilir. Burada koruma altına alıyoruz, "Herkes bunları işlemesin." diyoruz, işlemesini yasaklıyoruz, hangi şartlarda olacağını açık açık ifade ediyoruz. "Bunların tamamen işlenmesi yasaktır." diye bir kural koysak, mutlak kural koysak o zaman da bunların hiçbirisini ifade etme imkânı kalmaz. Bu kuralı dediğimiz gibi koysak bir vatandaşımız "Ben Alevi'yim." deme imkânını kaybeder, insanlar etnik kökenini ifade etme imkânını da kaybeder. Onun için, bunları açık rızayla, insanlar, kendileri dilediği gibi kullanabilir; kullansınlar ama art niyetli, kötü niyetli bunların işlenmesi söz konusu olduğunda da ona karşı tedbir, korumak... Bunları fişlemek değil, bunları daha etkin, daha güçlü korumak için getirdik biz bunu.

İstisnalar konusu yine çok tartışıldı, son derece önemli. 28'inci madde istisnaları düzenliyor. Şimdi, elinizi vicdanınıza koyun, "Bu istisnaları ben çizerim." deyin; hangisini çiziyorsanız siz çizin, ben anlatayım.

Birinci istisna şu: Kişinin, aynı konutta oturan kişilerin birlikte oturduğu kişilerle ilgili kişisel veriyi işlemesi. Siz babasınız, annesiniz; evlatlarınızla ilgili, eşinizle ilgili, anneniz, babanızla ilgili veya aynı konutta yaşadığınız kişilerle ilgili verileri işlemek için bu kanunla kurallara tabi olmanız gereksin mi, gerekmesin mi? Bir kişisel veri sorumlusu atayıp "Bak, aydınlanma yükümlülüğüm var, bana bir hatırlatma…" demek doğru bir şey midir? Değildir. Biz istisna koyduk, kişi ailesiyle ilgili veriyi istediği gibi bilgisayarında, başka yerde değerlendirsin.

İkinci istisna: Kişisel verilerin resmî istatistiği. Bugün TÜİK kişisel verilerle ilgili pek çok araştırma inceleme yapıyor, pek çok araştırma şirketi bunları yapıyor, planlama maksadıyla yapıyor. Bunları anonimleştirmek suretiyle ancak yapacaklar, anonimleştirerek kullanabilecekler. Araştırma şirketlerini kapatalım mı yoksa istisna tutalım, vazifelerini yapsınlar mı? İstatistik Kurumu işini yapsın mı, yapmasın mı? Biz bunu koymazsak bu düzenlemeden sonra yapamaz.

Üçüncü istisna: Sanat, edebiyat, tarih, bilimsel amaçlarla ya da ifade özgürlüğü kapsamında kişisel verilerin işlenmesini istisna tutuyoruz. Üniversiteler pek çok araştırma yapıyor. Sanatla ilgili pek çok çalışma var, edebiyatla ilgili konularda pek çok kişisel veri işleniyor. Gazeteler, televizyonlar haber yapıyorlar. Eğer bu istisnayı koymazsak bu kanundan sonra televizyonlar, gazeteler haber yapamaz. Onun özgürce çalışması için, vazifesini milletin beklentilerine uygun yapması için getirilip konmuş bir istisnadır yoksa kişisel verileri işlemesi için değil. Onu da hangi şartlar altında… Millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni, ekonomik güvenlik, özel hayatın gizliliği, kişi haklarını ihlal etmemek ve suç olmamak kaydıyla ancak bunları yapabilir diyoruz. Bu da büyük bir sınırlamayı kendi içerisinde getiriyor. Suç olan şey, zaten ceza kanunlarımızda karşılığı var, gereğini alacak.

Bir diğer konu, dördüncü konu nedir derseniz, o da kişisel verilerin millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni, ekonomik güvenliği sağlamaya yönelik önleyici, koruyucu istihbari faaliyetler kapsamında işlenmesi. Bugün kişisel verileri koruma kanunu bulunan bütün ülkelerde istihbarat teşkilatları yüzde yüz bu kanunların istisnasıdır. Şimdi, Millî İstihbarat Teşkilatı, Emniyet istihbaratı, Jandarma istihbaratı kişisel verilere ulaşsın mı, ulaşmasın mı? Biz burayı istisnadan çıkarırsak o zaman Millî İstihbarat Teşkilatının elini kolunu bağlayacağız, ayaklarını bağlayacağız, hiçbir iş yapamayacak. E, o zaman vatandaşına ilişkin verilere ulaşamayan bir istihbarat teşkilatı önleyici vazifesini nasıl yerine getirecek, koruyucu vazifesini nasıl yerine getirecek?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) - Var mı öyle bir kurumumuz ki Sayın Bakanım, öyle bir

80

kurumumuz var mı ki?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Dünyanın bütün ülkelerinde istisnadır Sayın Vekilim. İstisna olmayan hiçbir ülke yoktur, her tarafta bunlar istisnadır.

Bir diğer konu da yargıdır. Yargının istisna olması da işin doğası gereğidir.

Ben kanun tasarısının hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyor, emeği geçen herkese teşekkür ediyor, Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Bölüm üzerinde şahıslar adına son konuşma Ankara Milletvekili Erkan Haberal'a aittir.

Sayın Haberal, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ERKAN HABERAL (Ankara) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Altında bulunduğumuz bu çatı Türkiye'nin çatısıdır ve bizim seçilenler olarak iddiamız, daha iyi koşullarda yaşanılabilecek bir memlekettir. Kendi çatımız altında biz daha iyi koşullarda yaşanabilecek bir memleket için yasama faaliyetinde bulunurken burada bizimle beraber çalışan iş arkadaşlarımıza, emekçilerimize yeterince eşit ve adil davranmadığımız kanaati maalesef hasıl olmuştur bizde.

Burada yaklaşık 600 polis memuru kardeşimiz çalışmaktadır. Kapıdan içeri girerken her gün, her an görmekteyiz hep beraber. Sayın milletvekilleri, hangisinin yüzü gülüyor? Bu insanların, burada çalışan polis kardeşlerimizin tazminatları maalesef kesilmiştir, özellikle dikkatinize sunmaktayım.

Tutanak Hizmetleri Başkanlığında yaklaşık -ki yaklaşık değil, doğru rakamdır- 50 stenograf görev yapmaktadır. Ki bunların büyük bir bölümü yirmi yıldan fazladır burada çalışmaktadır. 7/24 tam mesai yapan bu arkadaşlarımız, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda, 18 ihtisas komisyonunda, araştırma komisyonlarında, soruşturma komisyonlarında, alt komisyonlarda, ötesi, Anayasa Mahkemesinde bile görev yapmaktadırlar. E, bu arkadaşlarımız ne kadar mutludur? Buradadırlar, yanımızdadırlar. Emekliliği dolanlara, en azından hizmet yılını dolduranlara emeklilik hakkı veremez miyiz? Yaklaşık 15 stenograf hanımefendi arkadaşımızın emeklilik hakları gelmiştir. Yaş uygulamasına bakılmaksızın bu arkadaşlarımızın emekli olmalarını sağlayamaz mıyız, kıdemlerini düzeltemez miyiz? Özellikle bu 15 arkadaştan bahsediyorum.

Meclis bünyesi altında çalışan birçok personel farklı statüdedir. Mecliste taşeron olur mu efendim?

Bu Mecliste taşeron vardır -ki Bakanlar Kurulundan geçti sanıyorum, burada önümüze gelecek- Mecliste çalışacak insanları biz taşerona verip nasıl adlandırabiliriz? Ki mevcut taşeronları bile taşeron kadrosundan çıkartıp devlet kadrosuna almaya çalışıyoruz. Burada 4/C'liler, burada sözleşmeliler, burada kadrolu olanlar; buradaki insanların her biri, polisler, stenograflar, kavaslar, şoförler, garsonlar, çaycılar farklı vasıflardadırlar, farklı kriterlerde iş yapmaktadırlar. Aynı işi yapan insanlar, aynı çaycı, aynı garson, birisi kadroda olduğu hâlde farklı maaş almaktadır, birisi 4/C'li olduğu hâlde farklı maaş almaktadır. Yardımcı hizmet kadrosunda alınan personele memur olarak görev yaptırılmaktadır; memur olarak, 4/C'li olarak alınan üniversite mezunları yardımcı hizmetli olarak, çaycı olarak çalıştırılmaktadır. Burada kavaslar, kavas arkadaşlarımız kadrolu olarak çalışmaktadırlar; bizimle beraber burayı açmaktadırlar, bizimle beraber kapamaktadırlar. Buranın temizliğinden, bize hizmetten… Bizim iyi çalışabilmemiz için, bizim rahatımız, refahımız için çalışan bu arkadaşlara baktığınızda -aralarında 4/C'liler vardır- eşitsizlik ilkesi vardır. Biz Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında, bu yüce çatı altında eğer kendi çalışanlarımızı eşitlik ilkesinden faydalandıramıyorsak, onları aynı kategori içine sokamıyorsak; stenografları kendi içinde, uzmanlar, danışmanlar, yeniler diye ayırıyorsak; kavasları 4/C'liler, sözleşmeliler diye ayırıyorsak; polislerin -keza daha farklı bir durum- tazminatlarının kesilmesine sessiz kalıyorsak burada milletimize biz sizin için iyi şeyler yapıyoruz diyemeyiz kanaatindeyim çünkü burası milletin çatısı. Bu çatının altında çalışan bütün arkadaşlarımızı önce mutlu etmek bizim görevimizdir diye düşünüyorum. Hepinizin dikkatine sunuyorum.

Saygılarımı sunuyorum efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Haberal.

Sayın milletvekilleri, şimdi ikinci bölüm üzerinde on beş dakika süreyle soru-cevap işlemini gerçekleştireceğiz. Sürenin yarısını sisteme giren sayın milletvekillerine, diğer yarısını da Sayın Bakana vereceğim.

Sisteme giren sayın milletvekillerinden Sayın Kayışoğlu, buyurun.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) - Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, Bursa'da on yıla yakındır adliye yetersiz kalıyor ve buna ilişkin olarak da birçok yerde yeni binalar kiralandı dosya sayıları arttığı için ve buralara kiralar ödeniyor. Son olarak, Bursa'da bölge adliye mahkemesi açılacak diye bir bina kiralandı, oraya birtakım masraflar yapıldı, tam olarak ne kadar yapıldığını bilmiyoruz. Sonra bölge adliye

81

mahkemesinin kurulmasından vazgeçildi. Yani, kamunun kaynakları bir nevi heba oluyor. Hem bu yeni adliye binası ne zaman yapılacak -her sorduğumuzda temeli atılıyor, atılacak deniyor ama yıllardır böyle sürüyor- hem de bölge adliye mahkemesiyle ilgili yapılan bu boşa giden masraflar rücu edilecek mi, sorumlusu kimdir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biraz önce dediniz ki: "Avrupa Birliği ülkelerinde de bu şekilde, kişisel verilerin toplanması, işlenmesi şeklinde hükümler var." Benim şimdi elimde, okuyorum size, Beta Yayınlarının, Doktor Aydın Akgül'ün "Danıştay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Işığında Kişisel Verilerin Korunması" adlı kitabı, sayfa 100 ve 101'de, aynen -burada İsveç'ten tutun, Hollanda'dan tutun, birden fazla ülke var- buralarda bu tür felsefi ve dinî inancına ilişkin bilgilerin toplanması, işlenmesi açıkça yasaklanmış durumda. Siz burada diyorsunuz ki… Avrupa Birliği ülkelerini kürsüden referans verdiniz, kitap sizin tam tersinizi söylüyor.

Aynı şekilde, Yunanistan'da bir karar var, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Kokkinakis kararı var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Aynı şekilde, Yunanistan bu konuda tazminata mahkûm olmuş durumda.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Topal…

SERKAN TOPAL (Hatay) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bilindiği gibi, trafik sigortalarında geçtiğimiz yıl 1 Haziranda başlayan yeni dönemle birlikte zorunlu trafik sigortası iki yılda yaklaşık 10 kat zamlanmış oldu, 10 kat. Sizce bu adil mi? Sizce bu, halkı soymak değil midir? Ülkemizde yaklaşık 19 milyon 500 bin aracın bulunduğu göz önüne alınırsa sigorta primlerindeki fahiş artış vatandaşlarımızın önemli bir kısmını maddi olarak zor durumda bırakmaktadır. Bu nedenle, vatandaşlarımızın tepkisine ve mağduriyetine sebep olan bu uygulamanın yeniden düzenlenmesinin uygun olacağı kanaatindeyim. Hükûmetin bu konuda gerekli adımları atmasını ve bir an önce bu mağduriyeti gidermesini talep ediyorum. Sayın Adalet Bakanı, siz Adalet Bakanısınız, bugün emekliye, memura yüzde 2 zam yapılırken buna yüzde 1000 zam yapılıyor; burada adalet var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Köksal…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) - Sayın Bakan, seçim bölgem Afyonkarahisar'da Bayat, Sultandağı ve İhsaniye ilçelerinde yıllar önce adliyeler kapandı fakat burada kapanan adliyeler yüzünden vatandaşlarımız son derece mağdur. Özellikle köylerden gelen vatandaşlarımız diğer adliyelere ulaşabilmek için -örneğin, Bayat Kuzören köyünden gelen yurttaşım, Mallıca köyünden gelen hemşehrim İscehisar Adliyesine ulaşabilmek için- neredeyse iki gününü yolda geçiriyor. Keza, İhsaniye ve Sultandağı'nın da özellikle köylerinde -İhsaniye merkez adliyeye bağlandı, Sultandağı Çay Adliyesine gidiyor- yaşayan hemşehrilerimin adliyeye ulaşımı bir hayli sıkıntılı oluyor. Bu konuda, vatandaşların hukuki hizmetten yararlanabilmeleri için bu kadar mağdur olmalarını nasıl gidereceksiniz? Buralarda yeniden adliye açılması konusunda bir çalışmanız var mı?

BAŞKAN - Sayın Zeybek…

KEMAL ZEYBEK (Samsun) - Sayın Bakanım, Samsun'un Vezirköprü ilçesinde açık cezaevi için arsa alındı. Bu cezaevi için 160 dekar arsa alınmış ve bu arsayla açık cezaevinin iyileştirilmesi, orada yeniden bir yatırımın yapılması gerekliliğine ihtiyaç duyulmuştu. Şu anda aldığımız habere göre, son günlerde, 2016 yılında bu yatırımın Vezirköprü'den, açık cezaevinden kaydırıldığı, orada yapılmayacağı söylenmektedir. Bu hangi amaçla alınmıştır? O yatırım neden yapılmamaktadır? Oradaki cezaevi şu anda kötü bir durumda olduğu için ve şu anda insanlığa yakışır bir şekilde bir cezaevi yeri olmadığından, hükümlülerimizin düzenli bir şekilde orada yaşamlarını iyileştirerek geçirmeleri, günlerini doldurması için daha iyi bir cezaevinin yapılabilmesi, açık cezaevinin de iyileştirilmesi için bu yönüyle o 160 dekarlık alanın değerlendirilmesi gerekiyordu. Bu sizin tarafınızdan değerlendirilecek midir Sayın Bakanım?

BAŞKAN - Sayın Gökdağ…

MEHMET GÖKDAĞ (Gaziantep) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biraz önceki konuşmanızda Türk Ceza Kanunu'ndaki hükümlerin aynen kalacağını söylediniz. O zaman, bu yasaya bunu eklememiz gerekmiyor mu? Yani Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'na Türk Ceza Kanunu'ndaki 135 ve devamı maddelerinin korunacağını eklememiz gerekiyor bence.

Öte taraftan, Gaziantep'in Yavuzeli ve Oğuzeli ilçelerindeki adliyeler kapandı, oradaki yurttaşlarımız mağdur oluyor. Bunların tekrar açılmasını düşünüyor musunuz?

82

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) - Benim sorum Tarım ve Hayvancılık Bakanına.

Çiftçiler ve hayvancılık yapan vatandaşlarımız şu anda sütlerini, elmalarını ve üzümlerini satamıyorlar. Bu ürünlerin Bakanlığınız veya Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından satın alınarak okullarımızda ve yoksul ailelere dağıtılması uygun olacaktır. Bu projeyi uygulayarak elma, süt ve üzüm üreticilerine destek olmayı düşünüyor musunuz?

İki: Pancar ekimi eskiden verilen kotalara göre üretilmektedir. Bugün üretim yapmayan pancar ekicisi kotasını başka çiftçilere satıyor, bu şekilde ekime devam ediliyor. Bu nedenle, kota tespitinin yeniden yapılarak gerçek pancar üreticilerine bir kez daha fırsat verilmelidir diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Tezcan…

YILMAZ TEZCAN (Mersin) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Geçen hafta idrak ettiğimiz 14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle sağlık çalışanlarımıza bir mesaj vermek istiyorum.

Tıp Bayramı dolayısıyla ülkemizin dört bir köşesinde insan hayatını her türlü menfaatin üzerinde tutarak fedakârca hizmet veren meslektaşlarım olan doktorlarımızı ve tıp fakültelerinde görevli akademisyenlerimizi, çalışma arkadaşım olan sağlık çalışanlarımızı en içten duygularımla tebrik ediyor, çalışmalarında başarılar diliyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN - Sayın Bakan, şimdi soruları cevaplandırmak için sizin mikrofonunuzu açıyorum, söz sizde.

Buyurun Sayın Bakan.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bursa Adliyesiyle ilgili daha önce de ifade ettik, Bursa'da gerçekten büyük bir adliye ihtiyacı var. Bununla ilgili çalışmalar uzunca bir zaman aldı ve şimdi, o projeyi etaplara ayırdık, etap etap yapacağız. Bir etabın ihalesi yapıldı, benim bildiğim kadarıyla sözleşmesi de imzalandı. İnşallah, o hızlı bir şekilde tamamlanacak, sonra diğer etabı tamamlayacağız. Bursa'da bölge adliye mahkememiz kurulu, bölge idare mahkememiz de kurulu. Bildiğiniz gibi 15 bölge adliye mahkemesinin şu anda 7 tanesi faaliyete geçecek; diğer kalan 8 bölge adliye mahkemeleri de peyderpey faaliyete geçecektir çünkü hâkim ve savcı sayımızdaki sıkıntı nedeniyle bir kısmını, şimdi, hemen devreye alıyoruz, diğerlerini de peyderpey alacağız. Bursa Bölge Adliye Mahkememiz de faaliyete geçecektir. Orada bölge idare mahkemesiyle beraber çalışmalarını yürütecektir. İstinafın faaliyete geçmesi maksadıyla kiralanmış bir yer var. O kira sözleşmesi daha sonra feshedilmiş durumda. Şu anda buraya yapılmış yeni bir harcama planlaması yok. Özel idareden bir yer ayarlaması oldu. Biz, özel idareyle ilgili yere de şu anda bir harcama yapmayı düşünmüyoruz çünkü yapacağımız inşaatların süratle biteceğini tahmin ediyoruz.

Sayın Tanal "Kişisel verilerle ilgili işte oralarda bu tabirler geçiyor mu?" dedi. Şimdi baktığımızda, Avrupa Konseyinin 1981 tarihli 108 sayılı Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi'nin 6'ncı maddesinde "Irksal köken, siyasi düşünce, dinî ve diğer inançları ortaya koyan kişisel veriler ile sağlık veya cinsel hayata ilişkin kişisel veriler, özel nitelikli kişisel veri olarak kabul ve uygun önlem alınmak şartıyla işlenmelerine…" Yine Avrupa Birliğinin 95/46 sayılı Veri Koruma Direktifi'nin 8'inci maddesinde, kişilerin sağlık durumunu veya cinsel yaşamını ilgilendiren kişisel verileri ile ırkını, etnik kökenini, siyasi görüşünü, dinî veya felsefi inancını veya sendika üyeliğini ortaya çıkaran veriler özel nitelikli veri olarak kabul edilmiş, kural olarak işlenmelerinin yasak olduğu belirtilmiş ancak işlenebileceği hâller de öngörülmüştür.

Şimdi, Avrupa Genel Veri Koruma Regülasyon Taslağı'nın 9'uncu maddesinde de bunlara ilişkin düzenlemeler var. Anlaşılan o kitabın yazarı bunları pek yakından takip etmemiş.

Sayın Topal'ın söylediği sigortayla ilgili kısım, ben de katılıyorum, hakikaten burada fahiş bir artış var. Bununla ilgili dün, Başbakan Yardımcımız Sayın Mehmet Şimşek Bey'in başkanlığında bir toplantı oldu. Ben de o toplantıya katıldım. 3 maddelik bir kanun değişikliği yapılıyor. Şu anda zannedersem Plan Bütçe Komisyonuna havale edilecek bir kanun tasarısının içerisine konacak, ondan sonra sigorta şirketlerinin bu alandaki şeylerini yeniden değerlendirme durumu olacak. Kanun otomatik ilgilendirmeyecek ancak onların muallakta olan alacaklarından bahsediliyor. Bu alacaklar 1,8'ken 7,5'a çıkmış. Çok büyük bir artış var. O sıkıntıdan kaynaklandığı ifade edildi. Bu düzenlemenin bu konuda makul bir inişi sağlayacağını tahmin ediyoruz.

Tabii, şu anda kapanan adliyelerimiz var. Bazı yerlerde de adliyeler açılsın diye milletvekillerimizin haklı talepleri var. Kapatılma gerekçelerinde, hem dosya azlığı hem ulaşım kolaylığı ve başka pek çok neden var. Şu anda bu nedenler ortadan kalkmış değil. Yani 5 kilometre mesafede ilçeler var, 10 kilometre mesafede ilçeler var ve şu anda ulaşım

83

kolaylığı var. Dosyalar çok az, hâkim ve savcılar -baktığımızda- gerçekten boş oturuyorlar. Yani o yüzden de -bu bir ihtiyaçtan dolayı kaldırıldı- bizim de Bakanlık olarak kapatılan adliyelerin yeniden açılmasına dair bir çalışmamız, şu anda bir planlamamız yok.

Sayın Zeybek'in Vezirköprü ilçesinde açık ceza infaz kurumuyla ilgili bir sorusu oldu. Şu anda Vezirköprü ilçesinde bir açık ceza infaz kurumu yapılması için arsa araştırması devam ediyor. Arsa bulunduğunda biz yapacağız. Oradaki şeyin…

KEMAL ZEYBEK (Samsun) - Arsa alındı Sayın Bakanım, arsa terk edilmiş.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Şu anda ben, bendeki olan bilgiyi paylaşıyorum, bana verilen. Uygun yer bulunduğunda oraya yapacağız. Oradan başka yere taşınması söz konusu değil, bunu ifade etmek isterim.

Türk Ceza Kanunu'ndaki hükümlere neden atıf yapılmadığına ilişkin Sayın Gökdağ söyledi. Suçlar ve kabahatleri düzenleyen biraz önce kabul ettiğimiz 17'nci madde "Suçlar" başlığını taşıyor bölümün altında.

"(1) Kişisel verilere ilişkin suçlar bakımından 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 135 ila 140 ıncı madde hükümleri uygulanır.

(2) Bu Kanunun 7 nci maddesi hükmüne aykırı olarak; kişisel verileri silmeyen veya anonim hâle getirmeyenler 5237 sayılı Kanunun 138 inci maddesine göre cezalandırılır."

Yani bu, bu ceza hükümleriyle desteklenen bir kanundur. Bu ceza hükümlerine atıf açıkça burada zikredilmiştir.

Ayrıca, tabii, hassas verilerde de cezada artış öngörülüyor. Ayrıca, "Kabahatler" diye 18'inci maddede idari yaptırımları öngörmektedir. Bunu ifade etmek isterim.

Tabii, Kazım Arslan Bey'in çiftçilerimizin ürettikleri ürünlere dair sorusu benim doğrudan alanım değil ama benim de ilgilenmem gereken bir konu. Tarım Bakanımıza, ilgili bakanlarımıza ben bu talebinizi ileteceğim, onların değerlendirmesine sunacağım. Bunu bilmenizi isterim.

Tabii, Tıp Bayramı'nı ben de kutluyorum, geçti ama. Tabii -Yılmaz Tezcan zannedersem sordu- orada da Sayın Başbakanımızın Tıp Bayramı vesilesiyle sağlık çalışanlarına bir dizi müjdesi oldu. İnşallah Parlamentomuzun gündemine geldiğinde bu müjdeler de somuta dönüşecektir.

Teşekkür ediyorum.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Sayın Başkanım, süre var, iki sorum olacak Sayın Bakana eğer müsaadeniz olursa doğrudan alanıyla ilgili.

BAŞKAN - Açtım ben sizin mikrofonunuzu. Çok kısa hemen bir sorun.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Sayın Bakanım, Antep'te şu anda tüketici mahkemesine 5 bin başvuru var. Her yıl 1.200 tanesi ancak karara bağlanabiliyor. Bir başvuru yaklaşık bir iki yıl zaman süresi alıyor. Hâlbuki başvuru sayısına göre, Antep'te en az 4 tüketici mahkemesinin olması gerekir. Oysa 2 olması kararı varken şu anda 1 mahkeme çalışıyor. Bunu artırmayı düşünüyor musunuz? Bir sorum bu.

Bir ikinci sorum da: Antep İŞKUR kurumunda bir masada 1 kişi çalışması gerekirken 4 kişi çalışıyor. İŞKUR'a yeni bir bina tahsisi konusunda bir çalışmanız var mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Bakan, notlarınızı aldınız herhâlde.

Var mı cevap?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Evet.

BAŞKAN - Buyurun.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - İŞKUR binasıyla ilgili benim bir bilgim yok tabii, ayrı bakanlığı ilgilendiriyor, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızı. Oraya iletirim onu.

Mahkemelerle ilgili ihtiyacı da ben not aldım, Gaziantep'in tüketici mahkemesi durumu. Ona yarın arkadaşlarımızla bir bakalım, nedir, ne değildir durumu, ona göre ihtiyaç varsa elbette gereken yapılır.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Baronun bu yönlü talebi var.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Mahkeme sayılarını yüzde 69 artırdık Türkiye genelinde ama gerçekten ihtilafların çeşitliliği ve çokluğu nedeniyle yeni mahkeme ihtiyaçları oluyor.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - 2 kalem var, şu anda 1 tanesi çalışıyor.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Onu takip edeceğiz.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Şimdi, böylece ikinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmış oluyor.

İkinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

19'uncu madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 19'uncu maddesinin (1)'inci fıkrasında geçen "kişiliğini" kelimesinin "kişiliğine" şeklinde

84

değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken Osman Baydemir Bedia Özgökçe Ertan

Diyarbakır Şanlıurfa Van

Mahmut Celadet Gaydalı Meral Danış Beştaş Erol Dora

Bitlis Adana Mardin

Dengir Mir Mehmet Fırat

Mersin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 19'uncu maddesinin (1)'inci fıkrasındaki "görevleri" ibaresinin "görev, yetki ve sorumlulukları" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Baki Şimşek Nuri Okutan İsmail Faruk Aksu

Mersin Isparta İstanbul

Erkan Haberal Arzu Erdem Kadir Koçdemir

Ankara İstanbul Bursa

Kamil Aydın Mehmet Erdoğan

Erzurum Muğla

BAŞKAN - Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 19'uncu maddesinin (2)'nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"(2) Kurum görevini yaparken bağımsızdır. Kurum Başbakanlıkla ilişkilidir."

Namık Havutça Cemal Okan Yüksel Murat Bakan

Balıkesir Eskişehir İzmir

Bülent Yener Bektaşoğlu Zeynel Emre Selina Doğan

Giresun İstanbul İstanbul

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen İzmir Milletvekili Murat Bakan.

Buyurun Sayın Bakan. (CHP sıralarından alkışlar)

MURAT BAKAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 19'uncu maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum.

Hızla gelişen iletişim teknolojileri bir yandan dünyamızı küresel bir köy hâline getirirken diğer yandan da bireyi özgürleştirmekte, dünyayla bağ kurmasını sağlamaktadır. Diğer taraftan, bu teknolojik gelişim bireyin mahremiyetini de ortadan kaldırmaktadır. Her an özel yaşamımızın en mahrem alanlarına kadar veri üreten teknoloji karşısında bireyin özerkliğini, özel yaşamın gizliliğini koruyacak bir yasaya gerçekten ihtiyaç vardır. Ancak gen haritasından ırkına ve felsefi düşüncesine, cinsel yaşamına kadar hakkında bütün verileri toplayarak, bireye sürekli izlenme duygusu yaşatarak koruma sağlanamaz. Bu nedenle yasa, öncelikle özel yaşamın gizliliğini ve bireyin özerkliğini korumalıdır. Peki, bu yasa bunu sağlıyor mu? Elbette hayır. Bu tasarının bu hâliyle yasalaşması birkaç açıdan sakıncalıdır. Bu tasarının en sakıncalı yönü kişisel verilerimizi koruyacak kurul üyelerinin doğrudan Bakanlar Kurulu ve Cumhurbaşkanı tarafından belirlenmesidir. Böyle bir kurul topluma ve bireye beklediği güveni veremez, evrensel ölçütlere de uymamaktadır. Bu kurul Almanya'da ve diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Parlamentoda nitelikli çoğunlukla nitelikli uzmanlar arasından seçilmelidir. Bu tasarı bu hâliyle yasalaşırsa vatandaşını fişleyen devlet, cinsel yaşamından ırkına, felsefi düşüncesinden mezhebine ve biyometrik verilerine kadar tüm özel verilerini orantısız ve ölçüsüz olarak kullanabilecektir. Yani bu tasarı bu hâliyle yasalaşırsa devlet, koruması gereken hakkı bizzat ihlal eden olacaktır çünkü bu yönetim kadroları bu sırları yeri geldikçe faş edecektir.

Size tarihten bir örnek vereyim sevgili arkadaşlar. İnsanlık tarihine en karanlık dönemini yaşatan Naziler ne yapıyordu biliyor musunuz? Sitelerin, evlerin, apartmanların görevlilerini topluyorlardı ve güya onları onore ediyorlardı, sonra onlara ek bir millî görev veriyorlardı. Görevleri, sitelerinde, apartmanlarında, mahallelerinde oturan Yahudileri, komünistleri, sosyalistleri, demokratları, Romanları, hatta engellileri bile -yani ötekileri- tespit edip liste hâlinde devlete sunmaktı. Bu listelerin adı "kara listeler"di. İşte, savaşa karşı seslerini çıkaran ve sonrası Nazi fırınlarında yakılan o milyonlarca masum insan bu listelerde adları olan insanlardı. Çoğu iyi niyetle millî bir görev yaptığını zannedenler yıllar sonra gerçekler ortaya çıktığında çocuklarının, torunlarının yani insanlığın yüzüne bakamaz oldular.

İşte, bu acı deneyi yaşayan Almanya ve Avrupa, vatandaşının kişisel verilerini yani

85

sırlarını koruyan yasanın yürütmesini parlamentoda nitelikli çoğunlukla seçtikleri uzmanlara bırakıyor. Hatta bu seçilen kişiler kendilerine gelen hediyeleri dahi parlamentoya bildirmek ve bu hediyeleri meclise teslim etmek zorundalar, asla başka bir iş de yapamazlar. Çünkü devlet dediğimiz aygıt faşizan zihniyetlerin eline geçtiğinde vatandaşın sırlarını yerine göre kendi siyasi menfaati, yerine göre rantı, yerine göre de vatandaşına karşı politik şantaj olarak kullanmıştır. Avrupa tarihi bunun acı örnekleriyle dolu olduğu için kılı kırk yararak yasalarını yapmışlar. Onun içindir ki vatandaşının sırrını, mahremini az bilen devlet erdemli devlettir.

Bakın, bu durumu, sömürgeciliğe karşı duruşuyla bilinen Fransız felsefeci Montaigne ne güzel ifade etmiş: "Bana emanet edilen bir sırrı kutsal bir emanet gibi saklarım ama sırları elimden geldiği kadar bilmemeye çalışırım." Şimdi sesleniyorum arkadaşlar: Hani vatandaşı devletten koruyacaktınız? Hani vatandaşı devlete kul etmeyecektiniz? Hani vatandaşın sırrı, mahremiyeti devleti ilgilendirmezdi? Bu yasa, istisnalarla vatandaşın mahremiyetini kamunun insafına terk etmiyor mu?

Sevgili arkadaşlar, bu tasarı, bu hâliyle vatandaşı, devleti yönetenlerin kucağına atıyor. Buna müsaade etmemeliyiz. Evet, bireyin mahremiyetini koruyacak bir yasa gerekli ama bu hâliyle değil. Bu yasayı yaparken murat ettiğimiz hâle getirmek hepinizin, bu Parlamentonun ortak sorumluluğudur. Biz bu yasayı şu hâliyle, bu şekliyle çıkartırsak korumayı hedeflediğimiz hakkı bizzat ihlal eden olacağız. Bu yasayı Parlamentonun ortak aklıyla değiştirerek, bu istisnaları ortadan kaldırarak ve seçilecek kurul üyelerini de birlikte, nitelikli çoğunlukla bu Parlamentodan seçerek yasalaştırmak hepimizin ortak sorumluluğudur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 19'uncu maddesinin (1)'inci fıkrasındaki "görevleri" ibaresinin "görev, yetki ve sorumlulukları" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Erdoğan (Muğla) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan.

Buyurun Sayın Erdoğan. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 19'uncu maddesinde vermiş olduğumuz önerge hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Maddede, bu kanunla verilen görevleri yerine getirmek üzere bu kurulun kurulduğu belirtilmektedir ancak bu kanun tasarısı tamamen incelendiğinde, bu kanunla bu kuruma sadece görevler değil, yetkiler ve sorumluluklar da yüklenmektedir. Bu bakımdan, verdiğimiz önergenin kabul edilmesi buradaki, metindeki eksikliği giderecektir.

Yine, bu maddeye baktığımızda, Kişisel Verileri Koruma Kurumunun statüsü ve bağlılığı belirtilmektedir. Önce kurumun özerkliğinden bahsedilmekte, sonra da Başbakanlığa bağlı olduğu belirtilmektedir. Devam eden maddelerde de kurul üyelerinin, başkanın atanması ve kurul üyeleri ve başkan hakkında yargılama izni konusunu detaylı olarak incelediğimizde, bu kurulun özerkliğinden bahsetmek mümkün değildir. Bu bakımdan, bu konunun üzerinde fazla konuşmaya, özerklik konusunda fazla tevil getirmeye de gerek yoktur.

Değerli milletvekilleri, kişisel verilerin korunması konusu konuşulurken, iktidarın, kişilerin sosyal medya hesapları üzerinden, başta kamu görevlilerinin hesaplarını takip etmek ve bunlar üzerinden kamu görevlilerine yaptığı mobbingleri birazcık konuşmak istiyorum.

Özellikle sarı sendikaya üye olmayan kamu görevlilerinin hesapları değişik kamu kurumları ve iktidar partisi yetkilileri tarafından çok ciddi gözetim altında tutulmakta ve buradan elde edilen bilgilerde Cumhurbaşkanı ya da iktidarla ilgili herhangi bir paylaşım görülürse hemen bu konu, bu bilgiler AK trollere aktarılmakta, onlar da BİMER'e şikâyet etmekte, sonrasında da kamu görevlileriyle ilgili olarak hem idari hem adli soruşturma açılarak onlara psikolojik baskı uygulanmaktadır. Bu da, özellikle sendikalarda yetki konusunda, önümüzdeki günlerde yetkili sendikaların belirlenmesi sürecinde insanları kendi sendikalarından koparma konusunda psikolojik olarak çok etkilemektedir. Bu sebeple, haksız yere soruşturma açılan çok sayıda kamu görevlisi vardır. Bu kamu görevlilerinin hepsi artık

86

ne yapacaklarını şaşırmışlar; bir kısmı emekli olup kaçmayı düşünmekte, bir kısmı sadece bu soruşturmalardan kurtulmak maksadıyla sendikalarını değiştirmek zorunda kalmaktadır. Bu, demokratik bir ülkede kabul edilebilir bir durum değildir. Bu bakımdan, iktidarın bu kamu görevlileri üzerinde uyguladığı mobbingden vazgeçmesini temenni ediyoruz.

Yine, tabii ki bu paylaşımlara baktığınızda, sonuçta, değişik dergilerde, gazetelerde Cumhurbaşkanıyla, Hükûmetle ilgili yazılan yazılardan ibaret olduğu görülmektedir. Tabii ki şimdiye kadar Türk toplumu Cumhurbaşkanının bu kadar siyaset malzemesi olmasına da alışık değil ama Cumhurbaşkanımız her gün muhtarları toplayarak kasaba politikasına dâhil olduğundan bu tartışmalara da dâhil olmaktadır. Bu konuda kendisinin de dikkat etmesi lazım.

Yine, son zamanlarda arkadaşlar, Amerika Birleşik Devletleri dünyanın birçok yerine müdahale edince Amerika Birleşik Devletleri'nin cari açığı artmış. Amerika Birleşik Devletleri yetkilileri düşünmüş taşınmış, bu meseleyi çözmek için şimdiye kadar Türkiye'nin cari açığını kapatan hayırsever iş adamı Reza Zarrab'a el koymuş. Hem küresel ekonomideki durgunluk hem bölgemizde yaşanan olaylar 2016'da ülkemizde de ekonominin çok iyi olmayacağını, yine cari açığın devam edeceğini göstermektedir. Ben, bu bakımdan, 2016'da oluşacak cari açığı kapatacak Reza Zarrab'dan boşalan yeri dolduracak Hükûmetin yedek iş adamlarının, hayırsever dostlarının olup olmadığını merak etmekteyim. Eğer kişisel verilerin korunması bakımından bir sakıncası yoksa bu bilgileri Sayın Bakanın ve Hükûmet yetkililerinin bizimle paylaşmasını istirham ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 19'uncu maddesinin (1)'inci fıkrasında geçen "kişiliğini" kelimesinin "kişiliğine" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Dengir Mir Mehmet Fırat (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen, Mersin Milletvekili Dengir Mir Mehmet Fırat.

Buyurun Sayın Fırat. (HDP sıralarından alkışlar)

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Mersin) - Sayın Divan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kişisel verilerin korunması hakkındaki kanunu görüşmekle meşgulüz. Aslında, bu kanunla kişisel verilerin hangi eller tarafından, nasıl kullanılacağının esas ve usulleri tespit edilmektedir. Aslında, büyük birader vatandaşlarını gözlemekle, onun kişisel verilerine ulaşıp onu bir tehdit vasıtası olarak onlara karşı kullanmakla asayişi temin edebileceği kanısında.

Değerli arkadaşlar, bir süre önce bu Meclisten iç güvenlik yasa tasarısı kanunlaşarak geçti. Bu kanunun bu Meclise getirilme sebebi iç güvenliğin sağlanmasıydı. Hakikaten orada çok zecrî tedbirler vardı. Fakat çok enteresan, bu kanun geçtikten sonra Türkiye'de iç güvenliğin ortadan kalktığı, suç ve suçluların giderek arttığı, hatta bu suçların cezalarının da giderek ağırlaştırıldığı görüldü. Dolayısıyla, cezaları artırarak veya vatandaşların kişisel verilerine ulaşarak suçu önlemek mümkün değildir. Suç, ancak insanları özgürleştirerek önlenebilecek olan bir şeydir.

2002 yılında bir siyasi hareket 3Y formülünü getirmişti, hatırlayacaksınız; yasaklarla mücadele, yoksullukla mücadele… Hakikaten, ondan sonraki süreç içerisinde, özellikle yasakların ortadan kaldırıldığı süreç içerisinde Türkiye'deki suç unsurlarının düşmeye başladığını Adalet Bakanlığı istatistiklerinde görmek mümkündür.

Dolayısıyla, bu tür, kişilerin kişisel hayatlarını da içeren bilgilerin belli bir yerde depolanması ve bu depolandığı yerin yönetiminin de iktidar tarafından belirlenmesi bana göre çok büyük bir hatadır çünkü iktidarlar mutlaka değişir, hiçbir iktidar ilelebet devam etmez. Bunun en yakın örneğini Sayın Zerrab'la Amerika'da çok yakında hep beraber izleyeceğiz. Sayın Zerrab'ın itiraflarının ve Sayın Zerrab'ın yapmış olduğu telefon, WhatsApp görüşmelerinin çok detaylı bir şekilde gündeme geleceğini ve oldukça da Türkiye'yi sarsacağını hep beraber izleme imkânına sahip olacağız çünkü Amerika Birleşik Devletleri'nde de aynı şekilde bu verilerin toplanması konusunda oldukça gelişmiş yöntemler uygulanmaktadır.

O bakımdan, benim kişisel tavsiyem, Hükûmetin bu tip yasalar getireceğine demokrasiyi kökleştirecek, yasakları ortadan kaldıracak ve özgürlükleri artıracak yasalarla

87

meşgul olması daha faydalı olur kanısındayım.

Biraz önce iktidar partisi grup başkan vekilinin, burada, tahmin ediyorum ki şaka olsun diye söylemiş olduğu bir lafa değinmeden geçemeyeceğim. Şöyle demişti: "Roma'yı da AKP yaktı." Bunun çok doğru bir laf olduğunu zannetmiyorum çünkü biliyorsunuz, bir süre önce Sayın Cumhurbaşkanı Belçika'ya bunu söyledi, ertesi gün orada bir patlama oldu. Allah korusun, yarın Roma'da bir patlama olur ise sayın grup başkan vekili acaba buna nasıl cevap verir, onu merak ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum, teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

19'uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

20'nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 20'nci maddesinin (1)'inci fıkrasının (b) bendinde geçen "veya" ifadesinin "ve" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken Meral Danış Beştaş Osman Baydemir

Diyarbakır Adana Şanlıurfa

Erol Dora Mahmut Celadet Gaydalı Bedia Özgökçe Ertan

Mardin Bitlis Van

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 20'nci maddesinin (1)'inci fıkrasının (ç) bendindeki "Cumhurbaşkanlığına" ibaresinin çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

Baki Şimşek Erkan Haberal İsmail Faruk Aksu

Mersin Ankara İstanbul

Kadir Koçdemir Kamil Aydın Nuri Okutan

Bursa Erzurum Isparta

Arzu Erdem

İstanbul

BAŞKAN - Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 20'nci maddesinin (1)'inci fıkrasının (ç) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"ç) Yıllık faaliyet raporunu ilk 3 ayda kamuoyuna sunmak."

Namık Havutça Ömer Süha Aldan Özkan Yalım

Balıkesir Muğla Uşak

Zeynel Emre Haydar Akar Mehmet Tüm

İstanbul Kocaeli Balıkesir

Cemal Okan Yüksel

Eskişehir

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm.

Buyurun Sayın Tüm. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET TÜM (Balıkesir) - Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı hakkında grubum adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, biraz önce yine konuşma yapmıştım ama şimdi farklı bir konuşma yapacağım. Biraz önceki o "14 Maddede Faşizm" Doktor Lawrence Britt'e ait, onu bilmenizi istiyorum. Bu benim ürettiğim bir şey değil.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - Teşekkür ederim Mehmet Bey.

MEHMET TÜM (Devamla) - Değerli arkadaşlar, ülkemiz çok inançlı, çok kültürlü bir ülke. Yüzyıllar boyu bu ülkede birlikte yaşıyoruz; cumhuriyeti birlikte kurduk ama barış içinde, huzur içinde bu ülkede birlikte yaşayabiliriz. Önce bu çoğulculuğu kabul etmek zorundayız. Bu ülkede Kürt sorunu, Alevilerin sorunları, azınlıkların sorununu oturup kardeşçe çözebiliriz. O nedenle, bu kadar kavgaya, bu kadar kana ihtiyaç yok değerli arkadaşlar.

Bakın, ben Alevi bir aileden geliyorum. Bu ülkede yaklaşık 10-15 milyon Alevi var, bu ülkenin kurulmasında başta cumhuriyetin yanında, Mustafa Kemal Atatürk'ün yanında yer

88

almışlardır ama ne yazık ki bu ülkede Aleviler yok sayılmaktadır. Aleviler bu devlete vergi veriyorlar, Aleviler bu ülkenin yurttaşları, askerlik yapıyorlar. On dört yıldan beri siz iktidardasınız, defalarca Alevi çalıştayı yaptınız, gündeme getirdiniz, Alevilerin şu andaki cemevine yasal statü vermediniz. Bu bir haksızlık, bu çağda demokratik bir ülkeye yakışmayan bir tavırdır. Diyanet İşleri Başkanlığının bütçesi 7-8 bakanlıktan daha fazladır. Burada Alevilere 1 kuruş verilmiyor. Diyanet İşlerinde çalışan 150 bin personelden 1 odacı bile Alevi değil. Bu bir haksızlık değil mi değerli arkadaşlar?

Her şeyden önce, eğer Müslüman'sak, inançlı insanlarsak bu toplumdaki adaletsizliği gidermek gerekiyor. Alevilerin sorunlarını, bu ülkede ezilenlerin sorunlarını dile getirmek için Alevi olmaya gerek yok değerli arkadaşlar, demokrat olacağız. Eğer bu ülkede birlikte yaşamayı savunuyorsak farklılıkları kabul edip demokratik bir şekilde eşit vatandaşlık temelinde birlikte bu sorunları çözmek zorundayız ama ne yazık ki AKP iktidarı hem içeride hem dışarıda mezhepçilik yapmaktadır.

Bakın, Orta Doğu'da bu duruma gelmemizde sizin payınız büyüktür. Neydi, Suriye'yle ne sorunumuz vardı? Esad'la ne sorununuz vardı? Çok rahat, o dönemin Başbakanı, şu andaki Cumhurbaşkanımız tatile çıkıyordu. Üç ayda Suriye'ye girecektiniz, Emevi Camisi'nde namaz kılacaktınız. Peki, biz Suriye'ye gittik mi? Tam tersine, Suriye Türkiye'ye geldi. 2,5 milyonun, 3 milyonun bu ülkeye gelmesindeki asıl neden biz miyiz arkadaşlar? Sizsiniz değerli arkadaşlar. O nedenle, savaş politikalarından vazgeçmemiz gerekiyor, sonuna kadar barışı savunmamız gerekiyor. Teröre ve şiddete sonuna kadar biz karşıyız değerli arkadaşlar ama bu sorunun da güvenlikçi önlemlerle çözülmeyeceğini sizler çok iyi biliyorsunuz. Bu sorunun adresi, çözüm yeri -Kürt sorunun da, Alevilerin sorunlarının da- Türkiye Büyük Millet Meclisidir çünkü şu anda Kürtlerin temsilcileri, Alevilerin temsilcileri, her kesimin temsilcileri Türkiye Büyük Millet Meclisindedir değerli arkadaşlar. O nedenle, oturup bu sorunları birlikte çözebiliriz ama önce demokrat olmak gerekiyor, önce demokrasiye inanmak gerekiyor ama şu anda siz demokratik bir anlayışa sahip olarak bu işlemleri yapmıyorsunuz.

Bakın, kendi düşüncelerini, Türkiye'deki gidişatı dile getiren ve bu konuda itirazlarını söyleyen aydınları hedef gösterdiniz ve birçok aydın şu anda işinden oldu, 3-4 aydın tutuklandı. Değerli arkadaşlar, hangi dönemde bunlar yaşanmıştır? Hitler Almanyası'nda yaşanmıştır. Bunu söylediğimiz zaman kızıyorsunuz. Ya, insanlar demokratik bir ülkede kendi düşüncelerini ifade edemezler mi? Bugün eğer onlara yasaklarsanız yarın aynı şey sizler için de geçerlidir.

Her fırsatta diyorsunuz ki "Biz yüzde 50 aldık." Evet, alabilirsiniz, buna saygı duyuyoruz. Yüzde 50 almışsanız, bu toplum bu yüzde 50'yi niçin verdi? Problemleri çözmek için. Yani, başkalarının üzerinde baskıyı ve şiddeti uygulamak için size bu oyları vermedi.

Demokrasi çoğunluğun azınlığa tahakkümü değildir, azınlığın haklarını savunmaktır. Bir kişi bile olsa onun düşüncesine, inancına saygı göstermek zorundasınız ama bugün, siz, çoğunluğa dayanarak en ufak bir tartışmada buraya hücum ediyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET TÜM (Devamla) - Bu doğru bir yaklaşım değil. Yani, bu güç güç değil değerli arkadaşlar; asıl güç, demokratik bir anlayışa saygı göstermektir ve birlikte yaşama kültürünü savunmaktır diyorum.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 20'nci maddesinin (1)'inci fıkrasının (ç) bendindeki "Cumhurbaşkanlığına" ibaresinin çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

Kamil Aydın (Erzurum) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Erzurum Milletvekili Kamil Aydın.

Buyurun Sayın Aydın. (MHP sıralarından alkışlar)

KAMİL AYDIN (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 117 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 20'nci maddesine ilişkin olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak vermiş olduğumuz değişiklik önergemiz hakkında söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Gazi Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 20'nci maddesi Kişisel Verileri Koruma Kurumunun görevlerini düzenlemektedir. Bu maddeyle kurum, uygulama ve mevzuattaki gelişmeleri takip etme, değerlendirme ve önerilerde bulunma, araştırma ve

89

incelemeler yapma veya yaptırma, çeşitli kurum ve kuruluşlarla iş birliği yapma, uluslararası gelişmeleri izleme ve değerlendirme, uluslararası kuruluşlarla iş birliği yapma ve toplantılara katılma, Cumhurbaşkanlığına, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna ve Başbakanlığa yıllık faaliyet raporu sunma ve kanunlarla verilen diğer görevleri yapma gibi görevlerle yükümlüdür. Kurumun genel olarak araştırma ve incelemelerde bulunması, ulusal veya uluslararası düzeyde iş birliği içerisine girmesi müspet ve kurumun gelişmesine olanak tanıyan çalışmalar arasında sayılabilecektir. Ancak, kurumun Cumhurbaşkanlığına yıllık faaliyet raporu sunması madde içerisinde anlamsız ve gereksiz sayılabilecek bir görev olarak göze çarpmaktadır. Kanun tasarısının 19'uncu maddesinde kurumun Başbakanlıkla ilişkili bir kurum olduğunun belirtilmesine rağmen ve kurumun hiçbir şekilde Cumhurbaşkanlığıyla organik veya hukuki bir bağı olmamasına rağmen, Cumhurbaşkanlığına yıllık faaliyet raporu sunması akılla izah edilebilir bir durum değildir. Başbakanlıkla ilişkili, idari ve mali özerkliğe sahip ve kamu tüzel kişiliğini haiz bir kurumun Cumhurbaşkanına neden yıllık faaliyet raporu sunması gerektiğinin hiçbir hukuk düzeni ve hukukçu izahı yoktur çünkü bu durum akla ve mantığa aykırı gözükmektedir. AKP'nin bu tutumunun sonucu, Türkiye'deki tüm kurumların zamanla Cumhurbaşkanlığına bağlanmasına ve Cumhurbaşkanlığına yıllık faaliyet raporu sunmasına kadar gidebilecektir.

Çok kıymetli milletvekilleri, bakın, bu tasarıyla gerçekten sanki iki başlı bir yönetim özentisi varmış gibi ve böyle bir riski algılarmış gibi bir düzenlemeye doğru gidiyoruz.

Bu yüce Mecliste, gecenin bu saatinde bir anekdot paylaşmak istiyorum kalan süremi değerlendirerek. Bu yüce Meclisin de somut bir simgesi olduğu genç Türk demokrasisinin başlangıç yıllarına götürmek istiyorum. Bu kürsüden zaman zaman Batılı filozoflardan da örnekler verdik; biraz önce bir konuşmacı arkadaşımız Montesquieu'dan, Rousseau'dan örnek vererek söyledi, ben de Türk milletinin ortak bir değeri olan büyük Türk mütefekkiri ve Diyarbakır'ın öz evladı, bu Meclisin kurucu iradesinde çok büyük emeği olan, Mustafa Kemal'in de fikir babası olan Gökalp'ten bir anekdot anlatmak istiyorum.

Efendim, idadi öğrencisiyken -yatılı bir okul- sınıfa hoca geldiğinde hep beraber, topluca "Padişahım çok yaşa, Padişahım çok yaşa, Padişahım çok yaşa!" deniliyormuş ama bir grup genç, işte o fikir babalığı yapan, bu kurucu iradenin, bu Meclisin somut simgesi olan genç, Türkiye Cumhuriyeti devletinin fikir babalığını yapan düşünürün başkanlığında bir grup genç "Milletimiz çok yaşa, milletimiz çok yaşa, milletimiz çok yaşa!" diyor ve maalesef bu, daha sonra padişaha bir şekilde jurnalleniyor ve okulun yatılı bölümü kapatılıyor. Değerli milletvekilleri, ama o cumhuriyetin temellerindeki o millet düşüncesi, Allah'a şükür, ondan sonra da devam ediyor ve sonuçta ne oluyor? Ziya Gökalp gibi mütefekkire Malta yolları görülüyor, "Evet, hüküm padişahın ise -efendim- sürgün bizimdir." diyor ve Malta'ya gidiyor. Onun için, bakın, bu yüce Meclisin temellerinde bu tür yüce duyguların, yüce düşüncelerin payı çok yüksektir. İnşallah, bu duyguların devam ettirilmesi açısından, parlamenter sistemin sürekliliği açısından aynı şeyleri paylaşır ve aynı direnişi gösteririz dileklerimle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Sonraki önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 20'nci maddesinin (1)'inci fıkrasının (b) bendinde geçen "veya" ifadesinin "ve" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Meral Danış Beştaş (Adana) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş.

Buyurun Sayın Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Kişisel verilerin korunması hakkında kanuna ilişkin uygulama gelecekte nasıl olacak göreceğiz; bu gidişle, gecikmeli de olsa, korkarım ki, kişisel verilerin korunmaması, tekelleşmesi, her türlü verinin kamuoyuyla paylaşılması yasası bir iki hafta içinde çıkacak ya da daha kısa bir sürede ama bu arada, çıkan kanunların uygulamasına, yargı pratiğine ve Hükûmetin bu konudaki pratiğine bakmamız lazım.

Sayın Adalet Bakanı buradayken -geçen sefer dinletememiştim kendimi, umarım bu sefer dinler- gerçekten çok önemli birkaç sorumuz var. 2009'da, hatırlanacağı üzere, o zaman BDP'ye karşı, Barış ve Demokrasi Partisine karşı, legal alanda siyaset yapan, Mecliste grubu bulunan, 102 belediyesi olan partimize karşı -o zaman ben BDP'deydim- sistematik bir şekilde yakalama, gözaltı ve tutuklama operasyonları yapıldı "KCK" adı

90

altında, aslında siyaseten BDP tasfiye edilmek istendi ve sonrasında Hükûmet yaptığı açıklamalarda, cemaat operasyonları sonrasında, "paralel yapı" adı altında, bu 10 bin insanın yakalanması ve tutuklanmasının kendilerinden kaynaklanmadığını, aslında düşüncelerinin kesinlikle demokratik siyasetin devamından yana olduğunu, bu nedenle bu operasyonları cemaatin yaptığını ısrarla ve inatla savundu, bugün de bu savunusu devam ediyor ama gelin görün ki bu operasyonlar aslında hiç durmadı. Yani ara ara hafiflese de, yasal değişiklikler sebebiyle bazı tahliyeler olsa da hiç durmadı, fakat 1 Kasımdan önce başlayan ve bugün, son bir aydır inanılmaz derecede artış gösteren yeni bir "KCK" adı altındaki operasyon dalgasıyla karşı karşıyayız. Birçok ilde; İzmir, Adana, Mersin, Manisa, Ağrı, Urfa, Diyarbakır, yani şu anda zaman olmadığı için hepsini sayamayacağım illerde, son iki haftadır, il eş başkanları içinde olmak üzere, il yönetimi, gençlik meclisi üyeleri, kadın meclisi üyeleri ve sendikalar, odalar üye ve yöneticileri gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor.

Daha geçen hafta, İstanbul'da, Özgürlükçü Hukukçular Derneği üyesi avukatlar, Tutuklu Aileleri ile Dayanışma Derneğiyle birlikte toplam 27 kişi sorgu sonucunda serbest bırakıldılar, fakat herhâlde bir yerlerden talimat gitmiş olacak ki itiraz sonucunda hemen dün, maalesef tutuklandılar.

Yine, akademisyenlere ilişkin başlatılan linç kampanyası sonucunda 3 akademisyen, bilim insanı şu anda cezaevindeler ve Esra Mungan tek kişilik hücrede tecrit altında tutuluyor.

Ve bu operasyonların gerekçeleri… Emin olun, burada -umarız bunlar durur ve artmaz- kime yükleyecekler, bilmiyoruz. Mesela İzmir il eş başkanlarının tutuklanma gerekçelerine baktım, bir cenaze törenine katılmak. Dilan Kortak, İstanbul'da polislerce öldürülen genç bir kadın. Onların takdimi farklı olabilir ama Dilan Kortak'ın ailesi İzmir'de ikamet eder ve il eş başkanları da o cenaze törenine ailesiyle birlikte gitmişler ve propagandadan, örgüt üyesi olmamakla beraber örgüt adına suç işlemekten 10 kişi, il eş başkanları… 2'si tutuklandı ve şu anda cezaevindeler.

Yine Manisa'da il eş başkanları yanındaki diğer yöneticilerle beraber tutuklandı. Ağrı'da yine öyle. İzmir'de bugün 8 kişi daha tutuklandı.

Bu operasyonlarda sorulan sorular, 2009 yılında şablon hâlinde oluşturulan iddianameler, sorgu zabıtları emin olun hemen hemen aynı. Kes-kopyala-yapıştır sistemiyle üye ve yöneticilerimize, il eş başkanlarımıza, parti meclisi üyelerimize bunlar soruluyor ve emir-talimat zinciri içinde yargı erki bunları tutuklayarak cezaevine gönderiyor. İktidar partisi bizimle siyaseten yarışmak yerine tutuklama operasyonlarıyla, gözaltılarla, cezaevleriyle bizi siyaset dışına itmeye çalışıyor. Ama bunu dün başaramadılar, bugün de başaramayacaklar. Emin olun, bu operasyonlarla hiçbir yere varılmaz ve Sayın Adalet Bakanının da bu konuda dinlemediğini maalesef fark ettim. Böyle bir ülkede yaşıyoruz, adaletten sorumlu olan Bakan tutuklamalardan, bir partinin üye ve yöneticileri, başkanlarıyla ilgili tutuklamalardan sorumlu olduğu hâlde dinleme nezaketinde de bulunmuyor. Bunu da halkımızın takdirine sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN - Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

On dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.09

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.25

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER : Özcan PURÇU (İzmir), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

------0-----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60'ıncı Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

117 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 20'nci maddesi üzerinde Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi bir kez daha oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Komisyon ve Hükûmet burada.

Şimdi maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

21'inci madde üzerinde dört adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 21'inci maddesinin (2)'nci fıkrası ile (3)'üncü fıkrasının (c) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini; (4)'üncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki (5)'inci ve (6)'ncı fıkraların eklenmesini, mevcut

91

(5)'inci ve (6)'ncı fıkraların (7)'nci ve (8)'inci fıkralar olarak aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve diğer fıkraların buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

Necip Kalkan İshak Gazel Coşkun Çakır

İzmir Kütahya Tokat

Mustafa Şükrü Nazlı Fatma Benli

Kütahya İstanbul

"(2) Kurul, dokuz üyeden oluşur. Kurulun beş üyesi Türkiye Büyük Millet Meclisi, iki üyesi Cumhurbaşkanı, iki üyesi Bakanlar Kurulu tarafından seçilir."

"c) Herhangi bir siyasî parti üyesi olmamak."

"(5) Türkiye Büyük Millet Meclisi Kurula üye seçimini aşağıdaki usulle yapar:

a) Seçim için, siyasî parti gruplarının üye sayısı oranında belirlenecek üye sayısının ikişer katı aday gösterilir ve Kurul üyeleri bu adaylar arasından her siyasî parti grubuna düşen üye sayısı esas alınmak suretiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca seçilir. Ancak, siyasî parti gruplarında, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak seçimlerde kime oy kullanılacağına dair görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.

b) Kurul üyelerinin seçimi, adayların belirlenerek ilânından sonra on gün içinde yapılır. Siyasi parti grupları tarafından gösterilen adaylar için ayrı ayrı listeler hâlinde birleşik oy pusulası düzenlenir. Adayların adlarının karşısındaki özel yer işaretlenmek suretiyle oy kullanılır. Siyasî parti gruplarının ikinci fıkraya göre belirlenen kontenjanlarından Kurula seçilecek üyelerin sayısından fazla verilen oylar geçersiz sayılır.

c) Karar yeter sayısı olmak şartıyla seçimde en çok oyu alan boş üyelik sayısı kadar aday seçilmiş olur.

ç) Üyelerin görev sürelerinin bitiminden iki ay önce; üyeliklerde herhangi bir sebeple boşalma olması hâlinde, boşalma tarihinden veya boşalma tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde ise tatilin bitiminden itibaren bir ay içinde aynı usulle seçim yapılır. Bu seçimlerde, boşalan üyeliklerin siyasî parti gruplarına dağılımı, ilk seçimde siyasî parti grupları kontenjanından seçilen üye sayısı ve siyasî parti gruplarının hâlihazırdaki oranı dikkate alınmak suretiyle yapılır.

(6) Cumhurbaşkanı veya Bakanlar Kurulu tarafından seçilen üyelerden birinin görev süresinin bitmesinden kırkbeş gün önce veya herhangi bir sebeple görevin sona ermesi hâlinde durum, onbeş gün içinde Kurum tarafından, Cumhurbaşkanlığına veya Bakanlar Kuruluna sunulmak üzere Başbakanlığa bildirilir. Üyelerin görev süresinin dolmasına bir ay kala yeni üye seçimi yapılır. Bu üyeliklerde, görev süresi dolmadan herhangi bir sebeple boşalma olması halinde ise bildirimden itibaren onbeş gün içinde seçim yapılır."

"(7) Kurul, üyeleri arasından Başkan ve İkinci Başkanı seçer. Kurulun Başkanı, Kurumun da başkanıdır.

(8) Kurul üyelerinin görev süresi dört yıldır. Süresi biten üye yeniden seçilebilir. Görev süresi dolmadan herhangi bir sebeple görevi sona eren üyenin yerine seçilen kişi, yerine seçildiği üyenin kalan süresini tamamlar."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 21'inci maddesinin (2)'nci fıkrası ile (3)'üncü fıkrasının (c) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini; (4)'üncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki (5)'inci ve (6)'ncı fıkraların eklenmesini, mevcut (5)'inci ve (6)'ncı fıkralarının (7)'nci ve (8)'inci fıkralar olarak aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve diğer fıkraların buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

Erkan Akçay Oktay Vural Mustafa Kalaycı

Manisa İzmir Konya

Arzu Erdem Kamil Aydın

İstanbul Erzurum

"(2) Kurul, on üç üyeden oluşur. Kurulun dokuz üyesi Türkiye Büyük Millet Meclisi, iki üyesi Cumhurbaşkanı, iki üyesi Bakanlar Kurulu tarafından seçilir."

"c) Herhangi bir siyasî parti üyesi olmamak."

"(5) Türkiye Büyük Millet Meclisi Kurula üye seçimini aşağıdaki usulle yapar:

a) Seçim için, siyasî parti gruplarının üye sayısı oranında belirlenecek üye sayısının ikişer katı aday gösterilir ve Kurul üyeleri bu adaylar arasından her siyasî parti grubuna düşen üye sayısı esas alınmak suretiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca seçilir. Ancak, siyasî parti gruplarında, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak seçimlerde kime oy kullanılacağına dair görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.

b) Kurul üyelerinin seçimi, adayların belirlenerek ilânından sonra on gün içinde yapılır. Siyasî parti grupları tarafından gösterilen adaylar için ayrı ayrı listeler hâlinde birleşik oy pusulası düzenlenir. Adayların adlarının karşısındaki özel yer işaretlenmek suretiyle oy kullanılır. Siyasî parti gruplarının ikinci fıkraya göre belirlenen kontenjanlarından Kurula seçilecek üyelerin sayısından fazla verilen oylar geçersiz sayılır.

c) Karar yeter sayısı olmak şartıyla seçimde en çok oyu alan boş üyelik sayısı kadar aday seçilmiş olur.

92

ç) Üyelerin görev sürelerinin bitiminden iki ay önce; üyeliklerde herhangi bir sebeple boşalma olması hâlinde, boşalma tarihinden veya boşalma tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde ise tatilin bitiminden itibaren bir ay içinde aynı usulle seçim yapılır. Bu seçimlerde, boşalan üyeliklerin siyasî parti gruplarına dağılımı, ilk seçimde siyasî parti grupları kontenjanından seçilen üye sayısı ve siyasî parti gruplarının hâlihazırdaki oranı dikkate alınmak suretiyle yapılır.

(6) Cumhurbaşkanı veya Bakanlar Kurulu tarafından seçilen üyelerden birinin görev süresinin bitmesinden kırkbeş gün önce veya herhangi bir sebeple görevin sona ermesi hâlinde durum, onbeş gün içinde Kurum tarafından, Cumhurbaşkanlığına veya Bakanlar Kuruluna sunulmak üzere Başbakanlığa bildirilir. Üyelerin görev süresinin dolmasına bir ay kala yeni üye seçimi yapılır. Bu üyeliklerde, görev süresi dolmadan herhangi bir sebeple boşalma olması halinde ise bildirimden itibaren onbeş gün içinde seçim yapılır."

"(7) Kurul, üyeleri arasından Başkan ve İkinci Başkanı seçer. Kurulun Başkanı, Kurumun da başkanıdır.

(8) Kurul üyelerinin görev süresi dört yıldır. Süresi biten üye yeniden seçilebilir. Görev süresi dolmadan herhangi bir sebeple görevi sona eren üyenin yerine seçilen kişi, yerine seçildiği üyenin kalan süresini tamamlar."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 21'inci maddesinin (2) ve (5)'inci fıkralarının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Erol Dora İdris Baluken Bedia Özgökçe Ertan

Mardin Diyarbakır Van

Meral Danış Beştaş Osman Baydemir Mahmut Celadet Gaydalı

Adana Şanlıurfa Bitlis

Garo Paylan

İstanbul

"Madde 21

(2) Kurul, yedi üyeden oluşur. Kurul üyeleri; Türkiye Barolar Birliği'nin gösterdiği adaylar arasından bir avukat, kişisel verilerin korunması alanında çalışan sivil toplum örgütlerinin gösterdiği adaylar arasından bir kişi, üniversitelerin gösterdiği adaylar arasından iki öğretim üyesi, özel sektör temsilcilerinin gösterdiği adaylar arasından iki kişi, kişisel verilerin korunması alanında çalışan ve Başbakan'ın gösterdiği adaylar arasından bir kişi olmak üzere Bakanlar Kurulu tarafından seçilir.

(5) Kurul, üyeleri arasından bir Başkan ve İkinci Başkan seçer. Kurulun Başkanı, Kurumun da başkanıdır."

BAŞKAN - Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 21'inci maddesinin (2)'nci, (5)'inci ve (9)'uncu fıkralarının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"(2) Kurul; Yargıtay, Danıştay, Yüksek Öğretim Kurumu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Türkiye Barolar Birliği, Türk Tabipleri Birliği, Bakanlar Kurulu tarafından önerilen üçer aday arasından Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Genel Kurul'unda yapılacak oylamada ilk iki turda nitelikli çoğunluk seçimin üçüncü tura kalması halinde salt çoğunlukla seçilen 7 üyeden oluşur.

(5) Kurul, başkan ve ikinci başkanı üyelerin kendi arasından yapacağı seçimde salt çoğunlukla belirlenir. Her ikisi hakkındaki oylama ayrı ayrı yapılır.

(9) Üyelerin görevleri sebebiyle işledikleri iddia edilen suçlara ilişkin soruşturmalar doğrudan gerçekleştirilir."

Cemal Okan Yüksel Zeynel Emre Ömer Süha Aldan

Eskişehir İstanbul Muğla

Mehmet Gökdağ Özgür Özel

Gaziantep Manisa

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Muğla Milletvekili Ömer Süha Aldan.

Buyurun Sayın Aldan. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖMER SÜHA ALDAN (Muğla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 117 sıra sayılı Yasa Tasarısı'nın belli kritik maddeleri var; örneğin, 3'üncü madde, 6'ncı madde, 9'uncu madde, 28'inci madde.

93

Yine, kritik maddelerden bir tanesini şu anda görüşmekteyiz, o da 21'inci madde ve Kişisel Verileri Koruma Kurulunun oluşumunu düzenleyen bir madde. Ben öncelikle tasarının Genel Kurula geliş hâlini değerlendirmek istiyorum. Daha sonra da bir değişiklik önergesi var sanıyorum, onunla ilgili görüşlerimi beyan edeceğim.

Avrupa Konseyinin direktif kararları çerçevesinde bu kurul mutlaka özerk ve bağımsız olmalı. Elimde Daily News gazetesinin 25 Şubat 2016 tarihli nüshası var. Burada, açıkça mevcut hâliyle bu komisyonun bağımsız olamayacağı bir Avrupalı yetkili tarafından belirtilmiş ve o da haberleştirilmiş. Dolayısıyla, bu kurulun çok önemli bir görev ifa edeceğini düşünürsek iktidarın etkisi altında bir yapı arz etmesi son derece sakıncalıdır. Mevcut hâlde yani tasarının bugünkü görüşmekte olduğumuz hâlinde 7 üye söz konusu. Bunlardan 4'ünü Bakanlar Kurulu atayacak, 3'ünü Cumhurbaşkanı atayacak ve bu Bakanlar Kurulu, aynı zamanda başkanı ve başkan yardımcısını da belirleyecek. Şimdi, mevcut hâlde bu Kurulun bağımsızlığından söz etmek mümkün müdür? Onunla da yetinmemişler, bu kurulun başkan, başkan yardımcısı ve üyeleri hakkındaki soruşturmaya izin yetkisini de Başbakana bırakmışlar. Yani, Başbakan hem başkanı tayin edecek, başkan yardımcısını tayin edecek ve bunun akabinde de soruşturma iznini de yine sadece Başbakan vermiş olacak. Dolayısıyla, bu mevcut hâliyle bu kurulun bağımsızlığından söz etmek mümkün değildir.

Öte yandan, Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından bir değişiklik önergesi verildi; amaç, kurulda biraz daha çok ses getirebilmek. Bu maksatla da kurulun 7 olan üye sayısı 9'a çıkarılıyor ve bunlardan 5'i Türkiye Büyük Millet Meclisince belirlenecek, Meclisteki siyasi partilerin milletvekili sayılarına göre bir oranlama yapılacak.

Şimdi, olumlu bulduğumuz bir şey daha var yine bu değişiklik önergesinde, o da kurul üyelerinin başkanı ve başkan yardımcısını seçecek olması. Bu bence önemli, iyi bir gelişme, bu anlamda bunu olumlu sayabiliriz. Ama, bir gerçeği de dile getirmek lazım. Mevcut hâlde oranlamaya baktığımız zaman yani bir RTÜK modelini söz konusu ettiğimiz zaman, bu takdirde 5 üyeden 3'ünü Adalet ve Kalkınma Partisi belirleyecek, 1'ini Cumhuriyet Halk Partisi, 1'ini Halkların Demokratik Partisi belirleyecek. Bence madem iş bu noktaya geldi, belli bir ölçüde bir uzlaşmaya daha gitmemizde yarar var, yakışanı da odur diye düşünüyorum. Milliyetçi Hareket Partisinin de bir önerisi var, üye sayısını artırmak kaydıyla Milliyetçi Hareket Partisine de bu kurula 1 üye seçebilme olanağı yaratılmış olacak. Bu şansın verilmesinin doğru olacağını düşünüyorum.

Bu tasarıyı pek çok tartışmayla bu noktaya kadar getirdik, ciddi anlamda tartıştık, bazı engellemeler söz konusu oldu ama belli bir ölçüde de doğruyu bulmaya çalışıyoruz. Aslında, bu tasarı, özünde dünyayı bir anlamda şirketlerin yöneteceği günlere yönelik olarak yapılmış bir hazırlık. Bu tasarısının temeli de, asıl amacı da bir anlamda kişisel verileri bir ticari meta gibi kullanmak. İşin özü bu ama bu noktada farklı anlayışların bu komisyonda temsil edilmesini ben yararlı görüyorum. Kurulun üye sayısının 13'e çıkarılması kaydıyla, bu takdirde 9'unu bu Parlamento belirlemiş olacak, bunun 5'i Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından belirlenecek, 2'si Cumhuriyet Halk Partisi tarafından, 1'er tanesi de HDP ve MHP tarafından belirlenmiş olacak. Bu konsensüsün sağlanması dileğiyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 21'inci maddesinin (2) ve (5)'inci fıkralarının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Garo Paylan (İstanbul) ve arkadaşları

"Madde 21

(2) Kurul, yedi üyeden oluşur. Kurul üyeleri; Türkiye Barolar Birliği'nin gösterdiği adaylar arasından bir avukat, kişisel verilerin korunması alanında çalışan sivil toplum örgütlerinin gösterdiği adaylar arasından bir kişi, üniversitelerin gösterdiği adaylar arasından iki öğretim üyesi, özel sektör temsilcilerinin gösterdiği adaylar arasından iki kişi, kişisel verilerin korunması alanında çalışan ve Başbakan'ın gösterdiği adaylar arasından bir kişi olmak üzere Bakanlar Kurulu tarafından seçilir.

(5) Kurul, üyeleri arasından bir Başkan ve İkinci Başkan seçer. Kurulun Başkanı, Kurumun da başkanıdır."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Garo Paylan, İstanbul Milletvekili.

94

Buyurun Sayın Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Kişisel Verilerin Korunması Yasa Tasarısı, şimdi sayı üzerinde yeni bir öneri var. Aslında eleştirilerimiz daha yoğundu ama bu da bizi kurtarmayacak, onunla ilgili konuşacağım. Yani Mecliste seçilecek bazı temsilcilerin o kurulda olması bu kurulun eşitlikçi davranacağı anlamında bir güvence maalesef olamaz.

Bakın, ben birkaç milletvekili arkadaşımla birlikte geçen hafta Avrupa'daydım; Berlin'de, Brüksel'de temaslar yaptık. AKP'den Atay Uslu, CHP'den Utku Çakırözer ve ben ciddi üst düzey temaslar yaptık. Şimdi görüştüğümüz yasaları tamamen Avrupa'dan vize serbestisi almak ve bazı ilişkileri geliştirmek anlamında kullanıyoruz. Ancak, oradan buraya doğru bakışı şöyle özetleyebilirim: Türkiye, insan haklarının ayaklar altında çiğnendiği, basın ve ifade özgürlüğünün artık yok hükmünde olduğu, otoriterliğe at nalı koşan bir ülke fotoğrafı veriyor oradan. Ancak, Avrupa Birliğinde görüştüğümüz herkes, bakın, sağ partilerden ve sol partilerden herkes bunu kabul etti, "Evet, bu ihlaller var ancak Recep Tayyip Erdoğan çok iyi bir oyun oynadı yani mültecilere yol verdi. Evet, Avrupa Birliği buraya bakmamakla büyük bir haksızlık etti, bunu kabul ediyorum. Buradaki mülteci meselesiyle ilgilenmemek büyük bir haksızlıktı. Türkiye'yi bütün bu yükle baş başa bırakması ve bütün bu yükün Türkiye'nin üzerine bırakılması haksızlıktı. Ancak, mültecilere yol verilmesi ve Avrupa'nın bir anda 1 milyon mülteciyle karşı karşıya kalması büyük bir oyundu ve bu oyunda Recep Tayyip Erdoğan çok iyi oynadı ve bizi mat etti. Biz buradaki insan hakları ihlallerinin, basın özgürlüğünün, ifade özgürlüğünün ayaklar altında olduğunu biliyoruz ancak sesimizi çıkaramıyoruz çünkü bu oyunda Recep Tayyip Erdoğan elini çok iyi oynadı." dediler. Bu, ülkem adına bir utançtır. Bakın, biz basın özgürlüğüyle, ifade özgürlüğüyle ve insan haklarıyla orada başımız dik durabilmeliydik ancak bizler başımız, boynumuz bükük oradan ayrıldık. Ülkem adına bunu söylüyorum.

FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) - Biz de gittik Brüksel'e, başımız dikti.

GARO PAYLAN (Devamla) - Hayır, hayır. Hiçbir şekilde…

Bakın, şunu da söyleyeyim: 4 Martta Davutoğlu müzakereye gidiyor, hemen öncesinde Zaman gazetesine el konuluyor. Çok ilginç. 17 Martta Davutoğlu bir daha gidiyor, iki gün önce 3 akademisyen arkadaşımız tutuklanıyor ve görüşmeden bir gün önce de bir yabancı ama Türkiye'de yirmi iki yıldır yaşayan bir akademisyen, Chris tutuklanıyor. Sanki birileri de sabote etmeye çalışıyor bu işi, bu da işin başka bir boyutu.

Ancak, maalesef, dediğim gibi, ülkem adına utanç duyduğum görüşmeler yaptık. Onlar haziran ayına doğru bununla ilgili daha fazla ses çıkaracaklarını söylediler ancak şu anda Avrupa Birliği mülteci meselesiyle ilgili kilitlenmiş durumda ve insan hakları ihlallerini maalesef görmüyorlar.

Şimdi, biz sabahlara kadar çalışıp bu yasayı çıkarıyoruz. Ne için? Vize serbestisi alacakmışız. Bakın, vize serbestisi benim umurumda değil, elbette ki önemli bir adım olur ancak ben ülkemdeki insan hakları ihlallerini, ifade özgürlüğünü, siyaset alanının genişlemesini önemsiyorum, özgürlükçü politikaları önemsiyorum. Bu yasayı geçireceğiz, bir kurul kuracağız; şimdi de daha çoğulcu olacağını iddia ediyoruz.

Bakın, ülkemde kimlikler eşit mi? Değil. MİT -daha geçenlerde gösterdim- bakın, "Ermenilik faaliyetleri" diye faaliyetleri araştırıyor, adı MİT'in araştırdığı şekliyle "Ermenilik faaliyetleri." Alevilerle ilgili ve pek çoğumuzla ilgili başka faaliyetlerde de bulunabilir. Yarın sizlerle ilgili de "irtica" diye başına bir madde yazar ve bu araştırmaları yapabilir. O açıdan, ben bu devlete güvenmiyorum bu çerçevede, bu bürokrasiye güvenmiyorum…

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) - Beğenmiyorsan git Erivan'da yaşa!

GARO PAYLAN (Devamla) - …siz de güvenmeyin, sizin de güvenmemek için pek çok sebebiniz var.

Demokratik bir anayasayı yapmadığımız sürece, ben "Bu kurulda 1 HDP'li, 1 MHP'li, 1 CHP'li var ve bu, çoğulcu ve bütün kimliklere, orada yazacak bütün verilere eşitlik çerçevesinde bakacak." mevzusuna maalesef güvenemiyorum.

Son olarak -sürem de bitiyor- Can Dündar ve Erdem Gül cuma günü yargılanacak. "O kararı, Anayasa Mahkemesinin kararını tanımıyorum, uymuyorum, saygı da duymuyorum." diyen Cumhurbaşkanı maalesef bir talimatla eminim ki savcıyı bugün değiştirdi. Bugün o duruşmanın savcısı değişti ve Can Dündar ve Erdem Gül bir utanç çerçevesinde daha tutuklanabilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GARO PAYLAN (Devamla) - Buna yol vermememiz lazım arkadaşlar. Basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü ayaklar altındaysa biz ülkemizde bu utançla yaşamamalıyız.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) - Basına müdahale etme.

GARO PAYLAN (Devamla) - Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Karar yeter sayısı…

95

BAŞKAN - Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Evet, elektronik oylama yapıyoruz.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) - Başkanım, bu kabul olmaz, neye oy vereceklerini bilmiyorlar ki.

BAŞKAN - Onlar hiç olmazsa oy veriyorlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN - Önerge reddedilmiştir, kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 21'inci maddesinin (2)'nci fıkrası ile (3)'üncü fırkasının (c) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini; (4)'üncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki (5)'inci ve (6)'ncı fıkraların eklenmesini, mevcut (5)'inci ve (6)'ncı fıkralarının (7)'nci ve (8)'inci fıkralar olarak aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve diğer fıkraların buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mustafa Kalaycı (Konya) ve arkadaşları

"(2) Kurul, on üç üyeden oluşur. Kurulun dokuz üyesi Türkiye Büyük Millet Meclisi, iki üyesi Cumhurbaşkanı, iki üyesi Bakanlar Kurulu tarafından seçilir."

"c) Herhangi bir siyasî parti üyesi olmamak."

"(5) Türkiye Büyük Millet Meclisi Kurula üye seçimini aşağıdaki usulle yapar:

a) Seçim için, siyasî parti gruplarının üye sayısı oranında belirlenecek üye sayısının ikişer katı aday gösterilir ve Kurul üyeleri bu adaylar arasından her siyasî parti grubuna düşen üye sayısı esas alınmak suretiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca seçilir. Ancak, siyasî parti gruplarında, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak seçimlerde kime oy kullanılacağına dair görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.

b) Kurul üyelerinin seçimi, adayların belirlenerek ilânından sonra on gün içinde yapılır. Siyasî parti grupları tarafından gösterilen adaylar için ayrı ayrı listeler hâlinde birleşik oy pusulası düzenlenir. Adayların adlarının karşısındaki özel yer işaretlenmek suretiyle oy kullanılır. Siyasî parti gruplarının ikinci fıkraya göre belirlenen kontenjanlarından Kurula seçilecek üyelerin sayısından fazla verilen oylar geçersiz sayılır.

c) Karar yeter sayısı olmak şartıyla seçimde en çok oyu alan boş üyelik sayısı kadar aday seçilmiş olur.

ç) Üyelerin görev sürelerinin bitiminden iki ay önce; üyeliklerde herhangi bir sebeple boşalma olması hâlinde, boşalma tarihinden veya boşalma tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde ise tatilin bitiminden itibaren bir ay içinde aynı usulle seçim yapılır. Bu seçimlerde, boşalan üyeliklerin siyasî parti gruplarına dağılımı, ilk seçimde siyasî parti grupları kontenjanından seçilen üye sayısı ve siyasî parti gruplarının hâlihazırdaki oranı dikkate alınmak suretiyle yapılır.

(6) Cumhurbaşkanı veya Bakanlar Kurulu tarafından seçilen üyelerden birinin görev süresinin bitmesinden kırkbeş gün önce veya herhangi bir sebeple görevin sona ermesi hâlinde durum, onbeş gün içinde Kurum tarafından, Cumhurbaşkanlığına veya Bakanlar Kuruluna sunulmak üzere Başbakanlığa bildirilir. Üyelerin görev süresinin dolmasına bir ay kala yeni üye seçimi yapılır. Bu üyeliklerde, görev süresi dolmadan herhangi bir sebeple boşalma olması hâlinde ise bildirimden itibaren onbeş gün içinde seçim yapılır."

"(7) Kurul, üyeleri arasından Başkan ve İkinci Başkanı seçer. Kurulun Başkanı, Kurumun da başkanıdır.

(8) Kurul üyelerinin görev süresi dört yıldır. Süresi biten üye yeniden seçilebilir. Görev süresi dolmadan herhangi bir sebeple görevi sona eren üyenin yerine seçilen kişi, yerine seçildiği üyenin kalan süresini tamamlar."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı.

Buyurun Sayın Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA KALAYCI (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 21'inci maddesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdiğimiz değişiklik önergesi üzerine söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Maddeyle, Kişisel Verileri Koruma Kurulu üyelerinin sayısı, seçimi, nitelikleri, görev süresi, soruşturma usulü gibi hususlar düzenlenmektedir. Kişisel Verileri Koruma Kurumu,

96

5018 sayılı Kanun'a ekli (III) sayılı cetvele alınmak suretiyle düzenleyici ve denetleyici kurum olarak nitelendirilmekle birlikte Kurul üyelerinin belirlenme usulü, diğer düzenleyici ve denetleyici kurumlardaki hükümlere göre farklılık arz etmektedir.

Kişisel Verileri Koruma Kurulunun bağımsızlığı ana unsurlardan birisidir. Kurulun doğrudan ya da dolaylı her türlü dış etkenden bağımsız karar alma gücüne sahip olması, kuruma tevdi edilen işlemleri yerine getirirken tamamen bağımsız hareket etmesi gerekmektedir.

Tasarıda Kurulun bağımsızlığına vurgu yapan hükümler düzenlenmiş ise de Kurul üyelerinin nitelikleri ve seçilmeleri başta olmak üzere pek çok konuda söz konusu bağımsızlığın göstermelik kalacağının işaretleri bulunmaktadır.

Tasarıda 7 üyeden oluşması öngörülen Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 4 üyesinin Bakanlar Kurulu tarafından, 3 üyesinin ise Cumhurbaşkanı tarafından seçilmesi yer almış iken, AKP Grubunun verdiği ve biraz sonra görüşeceğimiz önergeyle üye sayısı 9'a çıkarılmakta, 5 üyesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi, 2 üyesinin Cumhurbaşkanı, 2 üyesinin Bakanlar Kurulunca seçilmesi öngörülmektedir.

Genel Kurul iradesinin bu yönde olacağı düşüncesiyle Milliyetçi Hareket Partisi olarak önergemizde değişiklik yapmış bulunuyoruz. Kurul üye sayısının 13'e çıkarılması suretiyle RTÜK'teki yapıya benzer bir yapının oluşturulmasının daha doğru, daha adil, daha hakkaniyetli olacağını düşünüyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdiğimiz önergede üye sayısı 13 olarak önerilmekte ve Türkiye Büyük Millet Meclisince seçilecek üye sayısı 9'a çıkarılmaktadır. Böylelikle Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu olan tüm siyasi partilerin, dolayısıyla Milliyetçi Hareket Partisinin de kurulda temsili sağlanmış olacaktır. Doğru olan, adil olan, hakkaniyetli olan, makul olan budur. Bu itibarla, önergemize destek verileceğini umuyoruz.

Değerli milletvekilleri, bir diğer konu, maddeye göre kurula üye seçecek organlar, neredeyse istedikleri kişiyi, kişisel verilerimizle ilgili her türlü kararı verecek kurula üye yapabilecektir. Uluslararası normlar ve uygulamalar da dikkate alındığında kurul üyelerinin ehil ve liyakatli olması, niteliklerinin kurumun görevleri, tarafsızlık ve bağımsızlığıyla uyumlu olması gerekmektedir. Bu itibarla, kurul üyelerinin, başta öğrenim şartları olmak üzere tüm nitelikleri somutlaştırılmalıdır. Kurumun görev alanının genel anlamda hukuk ve mühendislikle ilgili olması sebebiyle kurul üyelerinin bu alanlardan olma zorunluluğu getirilmelidir. Kritik bir görev ifa edecek kurumun karar organında görev yapacak üyelerin belirli bir birikime sahip olmaları, eğitim düzeylerinin kurumun görev, yetki ve sorumluluklarıyla uyumlu olması gerekli görülmektedir. Uzmanlık, bilgi ve tecrübe mutlaka dikkate alınmalıdır. Kurul üyelerinin görevleriyle ilgili bir niteliğe sahip olmalarının yanı sıra kurumun göreviyle uyumlu belli kurumları da temsil etmesi gerekir. Kurumun görevlerini etkin, verimli ve bağımsız bir şekilde yerine getirebilmesi bakımından kurul üyelerinin hem yargı hem de teknik kurumların temsilcilerinden oluşturulması kurumun tarafsızlığına ve bağımsızlığına gölge düşmesini de nispeten önleyecektir.

Dolayısıyla, kurul üyelerinin temsilinde kamu, özel sektör, sivil toplum örgütleri, meslek birlikleri gibi kurumlar dikkate alınarak bağımsız bir yapı oluşturulmalıdır.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın Vural, sisteme girmişsiniz.

Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

14.- İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın, Milliyetçi Hareket Partisinin Kişisel Verileri Koruma Kurulunda temsil edilmemesi durumunun kabul edilemez olduğuna ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) - Evet, teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün aslında bu verdiğimiz önerge biraz sonra Adalet ve Kalkınma Partisinin vereceği önergenin aynısı ama üye sayısı değiştiriliyor. Üye sayısının değiştirilmesinin amacı burada bulunan partilerin temsil imkânı. Şu anda çoğunluk iradesi Milliyetçi Hareket Partisi iradesinin bu kurulda temsil edilme ihtimalini ortadan kaldırmış oluyor. Bu, kabul edilebilir gibi değil. Elinizde yetki var. Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun bu kurulda temsil edilmemesi iradesi tamamen siyasi bir irade olarak tecelli etmiştir. Kaldı ki Anayasa'mıza göre "Başkanlık Divanı, Meclisteki siyasi parti gruplarının üye sayısı oranında Divana katılmalarını sağlayacak şekilde kurulur." hükmünü haizdir. İç Tüzük hükümleri de siyasi partilerin faaliyetlere katılmalarını sağlayacak yolda düzenlenmesini amirdir.

Şimdi, burada Parlamentoya verilmiş bir yetki varken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sistemi açalım arkadaşlar.

Bir dakikada bitirelim.

OKTAY VURAL (İzmir) - Parlamentoya tanınan bu imkân, doğrudan doğruya üye sayısı münasebetiyle Milliyetçi Hareket Partisinin üye vermemesini sağlayacak bir oranda

97

temsil edilmesi gerçekten çok ayıp olmuştur. Yani bu hasmane tutumun neden kaynaklandığını… Objektif hiçbir temeli olmadığı gayet açık ve net. Anayasa, partilerin faaliyetlere katılmalarını temin edecek şekilde düzenlenmesini amirdir. Nitekim RTÜK, üye sayısı da, 9 üyeyle birlikte bütün partilerin temsil edildiği bir yerdir. Peki, neden çoğunluk iradesi, bu konuda kendi çoğunluk iradesiyle Milliyetçi Hareket Partisi iradesinin burada yer almamasını istiyor? Anayasa buna engeldir çünkü, Anayasa diyor ki: "Partilerin katılmalarını temin edecek şekilde düzenle."

Bu bakımdan, Sayın Başkan, biraz sonra ele alacağımız önergenin, Anayasa'nın öngördüğü siyasi parti gruplarının katılımını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (İzmir) - …engellemek amacına matuf olan bu düzenleme doğrultusunda bu önergenin, açıkçası, bu şekilde yeniden tezekkür ettirilerek partilerin katılımını temin edecek şekilde düzenlenmesi gerekiyor.

Doğrusu, bunu partimizin temsiline yönelik bir oran belirlenmesi açısından da son derece yanlış gördüğümüzü belirtmek istiyorum. Bu bakımdan da çoğunluk iradesinin bütün partilerin temsil edilebileceği, burada her partinin temsil edilmesi… Zaten 9 üye olursa 5 üyesini Adalet ve Kalkınma Partisi belirleyecek, yani 2 Bakanlar Kurulu, 2 Cumhurbaşkanı, diğerlerini de -4 tane- böyle dağıtacak. Yani neden Milliyetçi Hareket Partisinin yer almayacağı bir oran belirleniyor, bir sayı belirleniyor, bunu anlayabilmek mümkün değil.

Bu önerge, partilerin bu faaliyetlere katılmalarını sağlamak amacıyla değil, katılmamasını temin etmek amacıyladır. Aksi takdirde ne olur? Parlamentoda çoğunluk istediği gibi siyasi partilerin bunlara katılmamasını sağlayarak hakkımızı gasbeder.

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) - Bu bakımdan, bu önerge bu yönüyle Anayasa'da katılımını temin etmeyecek oranda düzenlendiği için, işleme alınması hususunun değişiklikten sonra yapılmasını arz ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Vural.

Sayın Altay, sistemi açıyorum, buyurun.

15.- İstanbul Milletvekili Engin Altay'ın, Kişisel Verileri Koruma Kurulunda tüm siyasi partilerin temsil edilmesinin kurulun demokratikliğine ve bağımsızlığına katkı sağlayacağına ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, görüşmekte olduğumuz tasarının özellikle bu 21'inci maddesinin ilk gelen hâli tasarının amacına 180 derece ters, aykırı bir şekildeydi. Yapılan kimi temaslarla, kurulun oluşumunda, teşekkülünde 9 üyeye çıkarılması ve yürütme organının belirleyeceği 4 üyenin dışındaki 5 üyenin Türkiye Büyük Millet Meclisince seçilmesi bizce olumlu ama çok küçük bir adım olmuştur. Bu şekli de kurulu demokratik kılmaz, kurulun yapısının demokratik olmasını sağlamaz, bağımsızlığını tabii ki. Avrupa Birliği normlarında bu kurulun yapısının, kurulun kuruluş amacı ve yapısı bakımından bağımsızlığı ön şart sayar. Buna zaten, Avrupa Birliği tarafından "Bu bizim normlarımıza uygun değil." deneceği de çok açık.

Öte yandan, bu Parlamentoda 4 siyasi parti grubuyla birlikte…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Hemen bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Bitirelim efendim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - …bir yasama faaliyeti yürütüyoruz. RTÜK olayında olduğu gibi, siyasi partilerin, grupların dışlanmamasında bence Parlamentonun bundan sonra yapacağı çalışmalar açısından da fayda vardır. Kurulun demokratikliğine ve bağımsızlığına katkı sağlayacağı da muhakkaktır.

Sayın Hükûmet ve çoğunluk partisinin biz de dikkatini çekmek isteriz. MHP grup önerisinin benzeri bir şekilde -MHP grup önerisi reddedildi ama- iktidar partisinin grup önerisinde bir revizyon yapılması hâlinde bunun ülke menfaatine olacağını düşünmekteyiz.

Arz ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkanım…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Vural.

16.- İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın, Milliyetçi Hareket Partisinin Parlamentonun yaptığı çalışmaya iştirakini temin edecek şekilde bir düzenleme yapılmasının Anayasa ve İç Tüzük'ün amir hükmü olduğuna ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) - Anayasa ve İç Tüzük, Parlamentoda siyasi partilerin temsil edilmesiyle ilgili iki tür oran belirliyor, partilerin Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsili oranında ama katılımlarına ve temsiline imkân sağlayacak şekilde. Şimdi, bu çerçevede bakıldığında, mesela, diyelim ki komisyonların üye sayısı 8'e düşürüldüğü zaman fiilen bizim katılmamızı engellemiş oluyorlar. Dolayısıyla, kanun koyucu Parlamenter faaliyetlerde, Parlamento faaliyetlerinde parti gruplarının temsil edilmesini öngörüyor.

İkinci husus da takdir edersiniz ki Başkanlık Divanı. Başkanlık Divanı seçiminde de başkan vekillerinin ilk 2'sinin salt çoğunluğa sahip olan partiye, diğerlerinin de sırasıyla diğer partilere dağıtılacağını amirdir. Bu konuda Adalet ve Kalkınma Partisine önerim şu olmuştur: Bir, bu oranı 5 kişi yerine 9 kişi olarak belirlediğiniz zaman partilerin oy oranına

98

göre temsil imkânı olur ve adalet sağlanır ya da iki, başkan vekilleri seçimi gibi 5 üye seçiyorsanız ilk 2'si salt çoğunluğa sahip üyeler, diğerleri de çoğunluk sırasına tabi, çoğunluk sırasına göre diğer parti grupları arasında dağıtılır. Bu seçim esası, kanunla verilen seçim esası Anayasa ve İç Tüzük'te siyasi parti gruplarına tanınan seçimin son derece dışında ve Milliyetçi Hareket Partisini dışlamak amacına matuf kurulmuştur. Bu bakımdan iki usulümüz var. Bu iki usulde de Milliyetçi Hareket Partisinin temsili mümkünken Adalet ve Kalkınma Partisinin bu iki usulün dışında başka bir üye sayısı belirlemek suretiyle yapması bir kastımahsusadır ve bu bakımdan da Anayasa ve İç Tüzük çerçevesinde Milliyetçi Hareket Partisinin Parlamentonun yaptığı bu çalışmaya iştirakini temin edecek şekilde bir düzenlemenin yapılması Anayasa ve İç Tüzük'ün de amir hükmüdür, bunu arz ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Vural.

Kayıtlara geçmiştir. Bizim bu işlemde, bu önerge üzerinde bunu işleme almaktan başka ve Genel Kurulun takdirine sunmaktan başka yapabileceğimiz herhangi bir usul siz de takdir edersiniz ki mümkün değil.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan, şimdi, Anayasa diyor ki: "Siyasi parti grupları üye sayısı oranında katılırlar." Şimdi ben de diyorum ki: Bu durumda siz eğer çoğunluk iradesinin istediği gibi yaparsanız Anayasa'nın öngördüğü parti gruplarının faaliyetlere katılmasını engellemiş olursunuz. Bu, çoğunlukçu bir iradedir; bu, Türkiye'yi Parlamento çoğunluğunun istediği her şeyi yapabilmesine götürür. Bu doğru bir şey değil. Neden burada adalet sağlamıyor? Şimdi, burada adaleti sağlamayan bir kurul, kişisel verilerde nasıl adaleti sağlayacak? Burada adaleti, kişisel verileri işliyorsunuz, ayrımcılık yapıyorsunuz bize, sonra kalkıp diyorsunuz ki: "Bu kurulda kişisel verileri koruyoruz." Korumuyorsunuz. Ayrımcılık yapıyorsunuz, dışlayıcılık yapıyorsunuz yani böyle bir şey…

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı (1/541) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 117) (Devam)

BAŞKAN - Sayın Vural, meramınız anlaşılmıştır lakin bu önergeyi işleme koymaktan başka bir şansımız yok.

Önergeyi okutuyorum:

OKTAY VURAL (İzmir) - Yapacak çok işiniz var da beş dakika ara vermeyi bile, bu konuda bir ortam oluşturulması için bile bunu kullanmıyorsunuz yani. Bunu bile kullanmıyorsunuz ama oylama olduğu zaman, çocuklarla ilgili oylama olduğu zaman itiraz ettiğimizde beş dakika hemen ara veriyorsunuz.

BAŞKAN - Sayın Vural, haksızlık yapıyorsunuz, lütfen.

OKTAY VURAL (İzmir) - Haksızlık değil, bana haksızlık yapılıyor. Müsaade edin de yapılan haksızlığı ifade edeyim. Ne var yani burada beş dakika ara verseniz?

BAŞKAN - Sayın Vural, o konuyla ilgili de herhangi bir ortaklaşa girişim olmadı. Daha önce istediniz, başka konular için verdik, arkada görüştük. Bu konuda benim en ufak bir tereddüdüm de olmaz. Keşke bir uzlaşı ortamı olsa, tüm gruplar için ben beş dakika değil bir saate kadar gene ara veririm. Benim yapabileceğim bir şey yok.

OKTAY VURAL (İzmir) - Yapın yapın!

BAŞKAN - Buyurun Sayın Purçu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 21'inci maddesinin (2)'nci fıkrası ile (3)'üncü fıkrasının (c) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini; (4)'üncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki (5)'inci ve (6)'ncı fıkraların eklenmesini, mevcut (5)'inci ve (6)'ncı fıkraların (7)'nci ve (8)'inci fıkralar olarak aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve diğer fıkraların buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

Coşkun Çakır (Tokat) ve arkadaşları

"(2) Kurul, dokuz üyeden oluşur. Kurulun beş üyesi Türkiye Büyük Millet Meclisi, iki üyesi Cumhurbaşkanı, iki üyesi Bakanlar Kurulu tarafından seçilir."

"c) Herhangi bir siyasî parti üyesi olmamak."

"(5) Türkiye Büyük Millet Meclisi Kurula üye seçimini aşağıdaki usulle yapar:

a) Seçim için, siyasî parti gruplarının üye sayısı oranında belirlenecek üye sayısının ikişer katı aday gösterilir ve Kurul üyeleri bu adaylar arasından her siyasî parti grubuna düşen üye sayısı esas alınmak suretiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca seçilir. Ancak, siyasî parti gruplarında, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak seçimlerde kime oy kullanılacağına dair görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.

b) Kurul üyelerinin seçimi, adayların belirlenerek ilânından sonra on gün içinde yapılır. Siyasi parti grupları tarafından gösterilen adaylar için ayrı ayrı listeler hâlinde birleşik oy pusulası düzenlenir. Adayların adlarının karşısındaki özel yer işaretlenmek suretiyle oy kullanılır. Siyasî parti gruplarının ikinci fıkraya göre belirlenen kontenjanlarından Kurula seçilecek üyelerin sayısından fazla verilen oylar geçersiz sayılır.

c) Karar yeter sayısı olmak şartıyla seçimde en çok oyu alan boş üyelik sayısı kadar aday seçilmiş olur.

99

ç) Üyelerin görev sürelerinin bitiminden iki ay önce; üyeliklerde herhangi bir sebeple boşalma olması hâlinde, boşalma tarihinden veya boşalma tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde ise tatilin bitiminden itibaren bir ay içinde aynı usulle seçim yapılır. Bu seçimlerde, boşalan üyeliklerin siyasî parti gruplarına dağılımı, ilk seçimde siyasî parti grupları kontenjanından seçilen üye sayısı ve siyasî parti gruplarının hâlihazırdaki oranı dikkate alınmak suretiyle yapılır.

(6) Cumhurbaşkanı veya Bakanlar Kurulu tarafından seçilen üyelerden birinin görev süresinin bitmesinden kırkbeş gün önce veya herhangi bir sebeple görevin sona ermesi hâlinde durum, onbeş gün içinde Kurum tarafından, Cumhurbaşkanlığına veya Bakanlar Kuruluna sunulmak üzere Başbakanlığa bildirilir. Üyelerin görev süresinin dolmasına bir ay kala yeni üye seçimi yapılır. Bu üyeliklerde, görev süresi dolmadan herhangi bir sebeple boşalma olması halinde ise bildirimden itibaren onbeş gün içinde seçim yapılır."

(7) Kurul, üyeleri arasından Başkan ve İkinci Başkanı seçer. Kurulun Başkanı, Kurumun da başkanıdır.

(8) Kurul üyelerinin görev süresi dört yıldır. Süresi biten üye yeniden seçilebilir. Görev süresi dolmadan herhangi bir sebeple görevi sona eren üyenin yerine seçilen kişi, yerine seçildiği üyenin kalan süresini tamamlar."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Katılıyoruz.

BAŞKAN - Gerekçeyi mi okutuyoruz?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Gerekçe...

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle, Bakanlar Kurulu ve Cumhurbaşkanı tarafından üye seçilen Kişisel Verileri Koruma Kuruluna Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından da üye seçilmesi ve kurulun 7 olan üye sayısının 9'a çıkarılması amaçlanmaktadır. Düzenlemeyle, kurula üye seçecek kaynaklar artırılarak kurulun daha demokratik ve çoğulcu bir yapıya kavuşması öngörülmektedir. Ayrıca bu amaca uygun olarak üyelere, Başkan ve İkinci Başkanı kendi aralarından seçme imkânı tanımak suretiyle kurulun bağımsızlığının ve özerkliğinin daha da güçlendirilmesi amaçlanmaktadır.

Öte yandan, siyasi partilerin yönetim veya denetim organlarında görevli veya yetkili olup olmadığına bakılmaksızın, herhangi bir siyasi partiye üye olanların kurula üye olmalarının engellenmesi öngörülmektedir.

BAŞKAN - Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

OKTAY VURAL (İzmir) - Karar yeter sayısı…

BAŞKAN - Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

21'inci maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum…

OKTAY VURAL (İzmir) - Karar yeter sayısı…

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 21'inci madde kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

22'nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 22'nci maddesinin (1)'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "ileri sürenlerin" ifadesinin "iddia edenlerin" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken Bedia Özgökçe Ertan Meral Danış Beştaş

Diyarbakır Van Adana

Osman Baydemir Behçet Yıldırım Mahmut Celadet Gaydalı

Şanlıurfa Adıyaman Bitlis

Erol Dora

Mardin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 22'nci maddesinin (1)'inci fıkrasının (ç) bendinin başına "Kanunlarda belirtilen durumlarda" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Baki Şimşek Nuri Okutan İsmail Faruk Aksu

Mersin Isparta İstanbul

Erkan Haberal Kamil Aydın Kadir Koçdemir

Ankara Erzurum Bursa

Deniz Depboylu Arzu Erdem

Aydın İstanbul

BAŞKAN - Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alıyorum.

100

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 22'nci maddesinin (1)'inci fıkrasının (ç) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"ç) Özel nitelikli veya kişisel verilerin işlenmesi için aranan yeterli önlemleri belirlemek."

Namık Havutça Ömer Süha Aldan Özkan Yalım

Balıkesir Muğla Uşak

Cemal Okan Yüksel Zeynel Emre Haydar Akar

Eskişehir İstanbul Kocaeli

Gaye Usluer

Eskişehir

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Eskişehir Milletvekili Gaye Usluer.

Buyurun Sayın Usluer. (CHP sıralarından alkışlar)

GAYE USLUER (Eskişehir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 22'nci maddesine ilişkin verdiğimiz önerge hakkında konuşmak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, birey olabilmenin iki temel mantığı bulunmaktadır; bunlardan birisi özerklik, diğeri ise mahremiyettir. Aslında, özerkliğin sağlanabilmesi için mahremiyet temel koşuldur, mahremiyetin korunur olması temel koşuldur. Mahremiyet aslında birey olarak sahip olduğumuz hakların en kapsamlısıdır ve özgür insanlar tarafından en çok değer verilmesi gereken hak mahremiyettir. Mahremiyet, bireyin yalnız bırakılma hakkıdır. Modern devlet yapısında özgür olabilmenin koşulu mahremiyettir.

Günümüzde bireyin veri tabanları içinde, aynı bu yasa tasarısında olduğu gibi dijital kodlar kullanılarak algılanması "gözetim toplumu" kavramının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Gözetim, iktidarın temel amacıdır. Gözetim, iktidarın kitleleri kontrol aracıdır.

Değerli milletvekilleri, eğer dinleyecek olursanız bu noktada sizlere Panoptikon Hapishanesi tasarımından bir metafor olarak bahsedeceğim. Panoptikon bir hapishane tasarımıdır. Bu hapishanenin dışarıya bakan tek bir penceresi vardır ve tek bir gözetleme kulesinde nöbetçi vardır. Bu tek pencereden giren ışık hüzmesi içerisinde, ışığın hareketiyle birlikte mahkûmun tüm hareketleri bu tek nöbetçi tarafından kontrol edilebilmektedir ancak gözetleyen görünmemektedir.

Burada bilginin nesnesi mahkûmdur ama iletişimin içerisinde mahkûmun kendisi ne yazık ki yoktur. Birey edilgen durumda ve sürekli kontrol edilir hâldedir. Bu kontrol hissi kişiye ne vermektedir biliyor musunuz değerli milletvekilleri? Bu kişi gözetlendiğinin bilincinde edilgen bir birey olup iktidar, muktedir ne istiyorsa sadece o hareketleri yani istenen hareketleri yapmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bugün hepinize çok sıcak gelen, iktidar olmanız nedeniyle sevinçle parmaklarınızı kaldırarak kabul ettiğiniz bu yasa tasarısı bir gün bumerang gibi sizlere de gelip geri çarpacaktır. Bu fişleme, "Kişisel Verilerin Korunması Tasarısı" adı altında geçtiğinde bizler bir gözetim toplumu, disiplinin hâkim olduğu bir toplum hâline geçeceğiz.

Değerli milletvekilleri, bu yasanın kabul edilmesiyle kurulacak olan kurul, elbette ki sizlerin de farkında olduğunuz gibi, bağımsız bir kurul olmayacaktır. 7 üyeli kurulun 4 üyesi Başbakan, 3 üyesi Cumhurbaşkanı tarafından seçilecek. Kurul, direkt yürütmeye bağlı olacak. Yürütmeye yani devlete bağlı olacak olan bu kurul, "devlet güvencesi ve devlet koruması" adı altında devlet adına vatandaşlarını fişleme işlemini gerçekleştirecektir.

Bugün bizleri fişleyeceksiniz bu yasayla, yarın iktidar değiştiğinde o iktidar sizleri de fişleyecek değerli milletvekilleri. Sayın Başbakanın söylediğinin aksine, bu yasa fişlemenin panzehri değil, bu yasa bizzat zehrin ta kendisidir.

Değerli milletvekilleri, Ankara'da, Türkiye Cumhuriyeti'nin kalbinde yurttaşını koruyamayan, terör örgütlerini etkisiz hâle getiremeyen, bombacıyı ancak öldükten sonra tanımlayabilen bu Hükûmetin, yurttaşlarının kişisel verilerini de koruyamayacağı açıktır. Sizleri vicdanlarınızla baş başa bırakıyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

OKTAY VURAL (İzmir) - Karar yeter sayısı…

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı

101

vardır.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 22'nci maddesinin (1)'inci fıkrasının (ç) bendinin başına "Kanunlarda belirtilen durumlarda" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Deniz Depboylu (Aydın) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Aydın Milletvekili Deniz Depboylu.

Buyurun Sayın Depboylu. (MHP sıralarından alkışlar)

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'ndaki 22'nci madde için söz almış bulunmaktayım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Bireylerin kişisel bilgilerinin saklanmasının önemi şüphesiz ki çok fazladır. Zira bu bilgileri eline geçiren art niyetli kişiler tarafından birçok vatandaşımızın dolandırıcılık mağduru olduğuna ya da farklı amaçlarla yapılan bilgi ifşalarının verdiği zararlara da bir şekilde tanık olduk. Kişisel bilgilerin korunmasına yönelik olarak anayasal, hukuksal ve doğru şekilde olması gereken bir uygulamanın bugüne kadar yapılmamasını da ihmal olarak kabul ediyorum. Bununla birlikte zaman zaman Anayasa kurallarının ve genellikle de hukukun hiçe sayıldığı bir yönetimde kâğıt üzerinde belirlenmiş, etik kurallara uydurulmuş kanunlarla elde edilen bilgilerin korunması hususunda da endişelerimi açıkça belirtmek istiyorum. Zira bu çatı altında belirlenen yasaların yürütme aşamasında erozyona uğratılarak, ihmale dayalı olarak eksik, daha da kötüsü kasıtlı olarak çıkarlar uğruna farklı kullanıldığına da tanık oluyoruz. Hele siber saldırılara karşı yeterli önlemler alınamamış olması ve de bakanlıklarımızın dahi siber saldırılara maruz kalarak çaresizlik yaşıyor olması, toplanılan bu verilerin güvenliği konusundaki kaygımızı daha da artırmaktadır.

Benzer kanun tasarılarında gördüğümüz ve bu kanun tasarısında da önümüze getirilen bir kavram var, "etnik kimlik" kavramı. Çoğu kanun tasarısında görüyoruz, burada da görüyoruz. "Bireylerin kimlik bilgilerini korumak" derken neleri, hangi hakları, hangi değerler uğruna korumak istiyorsunuz bilmiyorum ancak millî kimliğimize nasıl zarar verdiğinizi, millî kimliğimizi korumaktan uzak olduğunuzu iktidar olduğunuz yıllar içerisinde öne sürdüğünüz etnik grup iddialarınızdan anlıyoruz. Etnik ayrımcılık tohumlarını ekip büyüterek, Türk milletinin birlik beraberlik duygusuna verdiğiniz zarar bugün canımızı acıtan gerçekliklere dönüşüyor: Doğu ve güneydoğu illerimizde şehit düşen Silahlı Kuvvetler elemanlarımız, askerlerimiz, polislerimiz, Ankara'nın merkezinde patlayan bombalarla şehit düşen çoğu masum vatandaşımız -hepsi masum vatandaşımız- yine, İstanbul'da gerçekleşen, patlayan bombalar. Buradan görüyoruz ki, bildiğimiz bir gerçek: Ülkenin güvenliğini koruyamadınız, huzuru sağlayamadınız. Kişileri koruyamazken kişisel bilgileri nasıl koruyacaksınız, onu da bilmiyoruz.

"Çözüm süreci" adını verdiğiniz çözülme ve ihanet sürecinde PKK semirip büyürken, silahları evlerde stoklayıp yığınak yaparken, yol kesip kimlik kontrolü yaparken, "Vergi topluyoruz." deyip haraç toplarken ne yapıyor, neleri koruyordunuz, onu da bilmiyoruz. Ancak, aşikâr olan fakat birçok kişinin göremediği bir gerçek var. Siz yollara açılan hendeklerden şikâyet edip durdunuz. Oysa en büyük, en derin hendekleri siz milleti etnik gruplara ayrıştırırken Türk milletinin içinde açtınız. Bu konudaki başarınızı yakın zamanda yapılan bir araştırmanın sonucunda gördük. İnsanlar artık öteki diye gördüğü kişilerle komşu olmaya dahi tahammül edemeyecek, çocuklarını evlendirmek istemeyecek, birbiriyle iş yapmaktan uzak duracak kadar kutuplaşmış durumda. Daha da kötüsü, sizlerin de bu fikre kendinizi kaptırmış olmanız. Zaman ve mekân olarak çok uzağa gitmeye gerek yok, daha iki üç hafta önce, bütçe görüşmelerinden önce sizler bu çatı altında, kim daha millî kim daha yerli diye tartışınız ve hatta kavga ettiniz. Bunun sorumluluğunun farkında olmanız lazım zira bu Meclisi tüm Türkiye, Türk milleti izlemektedir. Etnik köken ayrımcılığının sonu ırkçılığa kadar gider, sizleri uyarıyorum. Bu oyun içine düşmeyin. Hatanın neresinden dönülse kârdır, hatayı kabul etmek büyük bir erdemdir, o hatayı düzeltmenin ilk adımıdır. Temennim, hatalarınızı fark edip yaptığınız yanlışlardan vazgeçmeniz, etnik ayrımcılık tohumlarını her kanuna ekmekten vazgeçip millî kimliğimize sahip çıkmanız, korumanızdır. Kişisel verilerden önce, öncelikli olarak millî hafızamızın verilerine sahip çıkmanız gerekmektedir ve bunun haricinde, bugün verdiğimiz önerge de dâhil olmak üzere kişisel bilgilerden önce Türk milletini, çocuklarımızı, bu milletin mensuplarını korumanız gerekmektedir.

Saygılarımla selamlıyorum.

102

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Karar yeter sayısı…

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Karar yeter sayısı yok Sayın Başkan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - İstemediniz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - İstedik.

BAŞKAN - Elektronik yapıyoruz.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

OKTAY VURAL (İzmir) - Biraz önce de yoktu zaten de… Olmadığı açık, 119 kişi saydık zaten. Herhâlde sayıyoruz burada. Şimdi, dışarıdan gelenler oy kullandığı zaman "Var." dediğinizde nasıl şey yapacağız Mücahit Bey kardeşim? Dışarıdan gelenler olduğu zaman ne diyeceğiz? Matematik sınavı mı yaptırsak acaba(!)

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN - Karar yeter sayısı vardır, önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 22'nci maddesinin (1)'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "ileri sürenlerin" ifadesinin "iddia edenlerin" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Behçet Yıldırım (Adıyaman) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı üzerine grubum adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Keşke bu yasa adına yakışır şekilde uygulansa, vatandaşı korusa ama maalesef tam tersi, bir fişleme yasası olarak uygulanacağı aşikârdır. Pratikte bunun örneği var. Geçenlerde Passolig davası vardı, bu Passolig davasına gittim Ankara'da, katıldım, avukatlar, taraftarlar, grup temsilcileri çok güzel savunma yapmalarına rağmen reddedildi. Taraftar sayısı düşmüş, dolayısıyla kulüp gelirleri düşmesine rağmen, sırf kişiler fişlensin diye, adı sanı bilinmeyen yandaş bir banka rant sağlasın diye bu Passolig davası reddedildi.

Her şeyden, her kesimden, gölgesinden bile korkan bu zihniyet, bu iktidar, taraftarı olduğum Beşiktaş Çarşı Grubunu Hükûmeti devirmekle suçluyorsa sözün bittiği yerdeyiz.

Hepinizin bildiği gibi, IŞİD, Türkiye'de en son olarak 19 Martta İstiklal Caddesi'nde bir katliam yaptı ve bu vahşeti yaşatan IŞİD elemanı Mehmet Öztürk'ün, maalesef, Adıyaman Otogarı'nda otobüse bindiği görüntülerde ortaya çıkıyor.

7 Haziran öncesi Adana ve Mersin'deki parti binalarımıza saldıran, katliam girişiminde bulunan Savaş Yıldız Adıyamanlı, 20 Temmuz Suruç katliamını yapan Abdurrahman Alagöz Adıyamanlı, Diyarbakır mitingini bombalayan Adıyamanlı. 10 Ekim Ankara Barış Mitingi'nin canlı bombası Yunus Alagöz Adıyamanlı, aranan onlarca canlı bomba Adıyamanlı. Herkes üzülüyor bu duruma. Bir Adıyaman Milletvekili olarak en çok üzülenlerden biriyim. Adıyaman'ın adının IŞİD'le anılması bizleri derinden üzmüştür ama sanırım bu duruma üzülmeyen birileri vardır; Adıyaman Valisi, Adıyaman Emniyeti, dolayısıyla AKP iktidarıdır.

En son olarak, İstiklal Caddesi faili canlı bomba Mehmet Öztürk'ün Adıyaman'dan otobüse bindiği saatlerde tüm bu katliamları protesto etmek için toplantı yapan, yürüyüş yapan, basın açıklaması yapan çoğu partili, parti yöneticisi, eş başkanlarımız, eğitimcilerimiz gözaltına alınıyor -12 kişi- bunlardan 10 kişi tutuklanıyor. Teknik takip sonucuymuş, telefon dinlemeleri sonucuymuş! Hani telefon dinlemelerini paralel yapıyordu? Acaba içinizde hâlâ paralel mi var, yoksa telefon dinlemeleri yasal mı? 20 Temmuzdaki Suruç katliamı ki 34 kişi burada hayatını kaybetmişti. Ve bugüne kadar sırf Adıyaman'da olmak üzere yüzlerce parti çalışanımız, yöneticimiz gözaltına alındı, bunlardan -Adıyaman için söylüyorum- 37 kişi tutuklandı. Aynı şekilde, yüzlerce kamu çalışanı defalarca soruşturmaya tabi tutulmuştur. Dikkatinizi çekiyorum, IŞİD'li canlı bomba Adıyaman'dan elini kolunu sallayarak İstanbul'a gidiyor; tesadüf bu ya, aynı gün benim partilim 12 kişi gözaltına alınıyor, 10 kişi tutuklanıyor. Barışın simgesi Nevruz'u kutlamak isteyen halkıma izin verilmiyor. 20 Mart için başvuru yaptık, "21 Martta kutlanır." dediler. Peki, 21 Mart için

103

başvuru yaptık, 21 Martta da türlü gerekçelerle kabul edilmiyor. Nevruz için bu kadar hassassınız, barış ve kardeşliği pekiştirecek bugünü yasaklıyorsunuz da Adıyaman'da IŞİD cirit atarken neden bu kadar hassas değilsiniz? Adıyaman'da bugüne kadar IŞİD'e yönelik kaç operasyon yapıldı? Kaç kişi tutuklandı? En son, Adıyaman'dan İstanbul'a katliama giden Mehmet Öztürk Adıyaman'da kimlerle görüştü? Acaba bu katliam Adıyaman'da mı planlandı? Benzer sorular çoğaltılabilir. Ciddi iddialar bunlar. Sorumluluk sahibi bir Hükûmet bu durumlarda istifa etmez mi? İçişleri Bakanı istifa etmez mi? Valiyi görevden almaz mı? Ama nerede o sorumluluk ve hassasiyet!

Gelelim bu fişleme yasasına. Bu fişleme yasası IŞİD'liler için uygulanmıyor. Gerçi, Başbakanımız Davutoğlu ne demişti? "Elimizde 20'nin üzerinde canlı bomba var ama eylem yapmadıkları için bir şey yapamıyoruz." demişti.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Öyle demedi.

HACI ÖZKAN (Mersin) - Ya, sen nasıl Adıyaman Milletvekilisin!

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) - İşte, zihniyet bu olunca, korkarım daha çok bombalar patlar.

HACI ÖZKAN (Mersin) - Böyle Adıyaman Milletvekili olur mu ya! Nasıl Adıyaman Milletvekili olmuşsun sen ya!

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) - Adıyamanlı olmaktan gurur duyuyorum ama…

HACI ÖZKAN (Mersin) - Devamlı Adıyaman'ı karalıyorsun ya!

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) - …Adıyaman'ın IŞİD'le anılmasının tek nedeni AKP iktidarıdır.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Yapma ya!

HACI ÖZKAN (Mersin) - Böyle Adıyaman Milletvekili olmaz ya! Adıyaman'ı öveceğin yerde hep karalıyorsun, böyle bir şey olur mu!

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) - IŞİD'i besleyen AKP zihniyetidir. Bunu her tarafta da her platformda da söylüyorum. Dünya bunu biliyor, bunu ben söylemiyorum, dünya söylüyor, bir tek ben söylemiyorum bunu.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Adıyaman'a yakışmadı söylediklerin.

HACI ÖZKAN (Mersin) - Bir Adıyamanlıya yakışmaz böyle bir konuşma.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Sen devam et, anlaşılıyor. Adıyaman'ı IŞİD yuvası yapanlar utansın! Sen devam et.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Adıyamanlı IŞİD'e sahip çıkmaz.

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) - Adıyaman'ı mahvettin be!

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) - Adıyaman'a kurban olasın. Ne demek? (HDP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) - Netice itibarıyla, yasa uygulamasındaki kurulların seçilme ve karar alma şekil ve oranları yasanın antidemokratik uygulamaya zemin hazırlayacak bir yasa düzenlemesi olduğunu gösterecektir.

Adıyaman IŞİD'e dersini de verecektir. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Tabii, söz konusu Adıyaman olunca, bir Adıyaman milletvekili olarak, ben, bir defa Adıyaman halkını terörle anılır bir şekilde sunmanın çok yanlış bir şey olduğunu…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Sayın Başkan…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Ne alakası var?

BAŞKAN - Bugüne kadar Adıyaman ve Adıyamanlılar, tarihin hiçbir döneminde, hiçbir terör örgütüne prim vermemiştir; ne PKK ne DHKP-C ne de IŞİD. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Bu dönemde öyle değil!

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Ama şimdi öyle, o hâle getirdiniz!

BAŞKAN - Bir şehirde yanlış yapan insanlar olabilir. Adıyaman'ı tüm Türkiye bilir, Adıyaman'ı bu şekilde sunmanın, bu şekilde anlatmanın çok yanlış olduğunu bir Adıyaman milletvekili olarak üzülerek ifade etmek istiyorum.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Adıyaman'ı terörle anılır hâle siz getirdiniz.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) - Söylediğim şeylerin hangisi yalan?

BAŞKAN - Adıyaman bunu hak etmiyor, Adıyaman her şeyin en iyisini hak ediyor ve Adıyaman, bu ülkede hakikaten onuruyla, ülkesine ve milletine olan bağlılığıyla yaşayan, çok güzel insanların yaşadığı bir diyardır, hepinizi de Adıyaman'a davet ediyorum. Bu şekilde olmaz sayın milletvekilleri. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) - Söz istiyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Yani Genel Kurulu yönetirken birçok kez ilklere imza atıyorsunuz. Bir Meclis Başkan Vekili olarak, kürsüde konuşan sayın hatibin sözlerini farklı yöne çekerek…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Adıyaman'a sahip çıkacak tabii ya!

104

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - …âdeta yeni bir tartışma başlatan bir tutumunuz var. Dolayısıyla, ilklere imza attığınız için, ben de -İç Tüzük'te çok tanımlanmamış ama- milletvekilimizin yapmış olduğu konuşmayı bağlamından koparıp hem milletvekilimize hem grubumuza sataşma yaptığınız için sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN - Bir defa, ne grubunuza ne milletvekilinize bir sataşma değil…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Açık bir sataşmadır.

BAŞKAN - …ben bir Adıyaman milletvekili olarak Adıyaman'ın bu şekilde sunulmasının Adıyaman'a ve Adıyamanlılara haksızlık olduğunu çok net bir şekilde ifade ettim.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) - Adıyaman'a bir şey demedim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Bağlamından kopardınız konuşmayı.

BAŞKAN - Bağlamından nerede kopardım?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Adıyamanlılarla ilgili, milletvekilimizin sizin belirtmiş olduğunuz hususlarda dile getirdiği tek bir şey yok. Söylediği son derece net.

BAŞKAN - Evet.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Adıyaman Emniyeti, Adıyaman Valiliği ve dolayısıyla…

BAŞKAN - Onunla ilgili ben…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - …onlardan sorumlu olan AKP Hükûmetinin uygulamalarının Adıyaman'ı IŞİD'le anılır bir noktada…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Hayır, yok öyle birşey.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Yapmayın şimdi Sayın Başkan ya.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - …ülke ve dünya kamuoyunun gündemine getirdiğini söyledi ki bu son derece…

BAŞKAN - Ben de getirmediğini söyledim, ne var bunda?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Siz yorum yapamazsınız ki!

GARO PAYLAN (İstanbul) - Siz yorum yapamazsınız.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Siz yapamazsınız.

BAŞKAN - Şehrin tamamını… Bakın, şu var: Bir şehri dünya kamuoyunda, IŞİD noktasında Adıyaman'ı merkeze koyarak… Böyle bir şey olur mu?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Sayın Başkan, bu, açık bir…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) - Adıyaman'ı merkeze koymuyor, IŞİD'i merkeze koyuyor.

BAŞKAN - Yanlış yapanlar olabilir, suç işleyenler olabilir, hata yapanlar olabilir ama bu noktada özellikle de istirham ediyorum… Bu sadece Adıyaman'la alakalı değil, hangi şehirle ilgili olursa olsun…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Sayın Başkan, söz verin o zaman, cevap vereyim.

BAŞKAN - Tamam, yerinizden ben size söz vereyim, buyurun.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) - Ben ayrıca söz istiyorum.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) - Ayrıca vekilimiz de söz istiyor.

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) - Adıyamanlı Adıyaman'a muhalefet ya!

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

17.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken'in, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın'ın bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, öncelikle sizi İçtüzük'ün ve Anayasa'nın tanımladığı şekilde Genel Kurulu yönetmeye davet ediyorum. Kürsüde konuşma yapan hatibin sözlerine cevap verecek bir konumda değilsiniz bugün.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Pervin Hanım veriyor burada, hep görüyoruz. Kaç defa yorum yaptı Pervin Buldan!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Bugün orada oturmanızın tek bir amacı var, Genel Kurulu tarafsız olarak yönetmek. Siz bugün orada değil de bu sıralarda olmuş olsaydınız bu kişisel düşüncelerinizi milletvekillerimizin konuşmasını bağlamından koparacak şekilde ifade edebilirdiniz. Bu birincisi.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Sayın Buldan da konuştu kaç defa! Yorum yaptı burada!

ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) - Pervin Buldan bunu fazlasıyla yaptı.

BAŞKAN - Bir saniye arkadaşlar.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - İkincisi, sayın milletvekilimiz Adıyamanlılarla ilgili ya da Adıyaman halkıyla ilgili herhangi bir zan oluşturacak hiçbir cümle kullanmamıştır. Orada ifade ettiği husus son derece nettir. Adıyaman Emniyetinin ve Adıyaman Valiliğinin ihmalleri ya da kasıtlı göz yumması ve bunları denetlemekle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Toparlayacağım.

BAŞKAN - Tamamlayalım.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - … sorumlu olan AKP Hükûmetinin uygulamaları neticesinde bu ülkede yaşanan birçok terör saldırısında, IŞİD saldırısında…

ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) - PKK saldırısı da var!

105

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - …Adıyaman ilinin sürekli gündemleştiğini söylemektedir ve bundan dolayı da hem Adıyaman Emniyetini hem Adıyaman Valiliğini hem de mevcut Hükûmeti teşhir edecek bir siyasi eleştiri getirmektedir. Bu konuda milletvekilimiz dışında da kamuoyu yeterince bilgiye sahiptir. "İslam Çay Ocağı" adı altında IŞİD hücrelerinin nasıl korunduğunun ve Diyarbakır saldırısından başlayarak Suruç'tan Ankara katliamına, Sultanahmet'ten İstiklal'e kadar bütün bu saldırılarda o hücrelerin nasıl hareket ettiğini bir Adıyaman milletvekili olarak sizin kamuoyundaki tartışmalardan da çok iyi bilmeniz ve bu konuyla ilgili de Hükûmeti, Valiliği ya da Emniyeti korumaktan çok, bu ihmalleri giderecek şekilde buradan gerekli uyarıları yapmanız gerektiğini düşünüyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Ben bir Adıyaman Milletvekili olarak Adıyaman'la ilgili kanaatimi ifade ettim.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Aynı şeyleri Pervin Hanım'dan da gördük; Pervin Hanım da yaptı, Sayın Buldan da yaptı, yorum yaptı.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Neyi yaptı?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan…

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) - Başkanım, lütfen…

BAŞKAN - Sayın Yıldırım, bir saniye, tamam, otur, vereceğim, sana da veririm.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Vermeyin Sayın Başkanım.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Gündeme devam edelim Sayın Başkanım.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) - Neye devam edeceksin ya?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Size göre mi her şey düzenlenecek?

CEYHUN İRGİL (Bursa) - Kürsü özgürlüğü, isteyen istediğini söyleyebilir. Kürsü özgürlüğü yok mu? İstediğini söyler.

BAŞKAN - Sayın Bakan, aynı zamanda Adıyamanlıların fahri hemşehrisi.

Buyurun Sayın Bakanım.

18.- Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu'nun, Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım'ın 117 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 22'nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; özellikle ben de fahri bir Adıyamanlıyım. Hakikaten, fahri Adıyamanlı olmaktan gurur duyuyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan, hangi sıfatla…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Esasen, Adıyamanlılar hiçbir şekilde teröre destek vermemişlerdir. Dolayısıyla, onlarla gurur duyuyoruz. Kaldı ki oradaki Vali ve Emniyet Müdürü de vazifelerini layıkıveçhile yapıyor yani. Bunu suçlamak fevkalade yanlıştır.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - O yüzden mi bombalar gelip patlıyor her yerde, o yüzden mi öyle oluyor?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Yani, özellikle, arkadaşlar biraz da PKK terör örgütüyle ilgili durumdan bahsetseler daha çok memnun olurum.

Teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Sen İstiklal saldırısında IŞİD'i niye aklamaya çalıştın?

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Yıldırım, bir saniye.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Başkanım, devam edelim gündeme.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Bu Bakan, bu Sayın Bakan, İstiklal patlamasından sonra gece on birde çıkıp "O saldırıyı PKK yaptı." demek suretiyle IŞİD'i aklama faaliyetine katılmış bir bakandır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) - Ne fark eder?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - PKK yapmadı mı?

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - PKK kaç tane yaptı! Her gün patlama oluyor.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - PKK da yaptı, DEAŞ da yaptı, hepsi yaptı, DHKP-C de yaptı.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Şu PKK'yı savunmaktan bir vazgeçin be, terörü savunmaktan bir vazgeçin! Hayatınız terör!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - "İçişleri Bakanı gerekli açıklamayı yapacak." demesine rağmen bir gün sonra İçişleri Bakanı saldırıyı yapanın IŞİD militanı olduğunu ve o IŞİD militanının da hangi güzergâhtan geldiğini açıklamıştır.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Hepsi aynı kuklacıların kuklaları ya!

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) - O da terör örgütü, o da.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Öncelikle çıkıp bunu, kamuoyunu neden yanılttığını, IŞİD'i neden aklamaya çalıştığını burada açıklasın.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) - Sen PKK'nın avukatı mısın, temsilcisi misin?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Gece on birde niye o açıklamayı yaptın, onu söyle

106

bakayım.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Ben hiçbir terör örgütünü aklamaya çalışmadım. Bütün terör örgütlerini ve onların yaptıklarını lanetliyorum!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - IŞİD aklayıcısı.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - PKK deyince zıplıyorsunuz ya.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Sayın Başkanım, devam edelim. Sayın Başkanım, devam edelim.

BAŞKAN - Evet, Sayın Yıldırım'a da bir dakika veriyorum.

Sayın Yıldırım, buyurun.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) - Sayın Başkan…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Sayın Başkan, IŞİD'i neden akladığının cevabını vermedi bize.

BAŞKAN - Hiçbir terör örgütünü aklamadığını söyledi. Hiç kimse aklamaz. Ve bütün terör örgütlerini lanetlediğini ifade etti.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - "İstiklal Caddesi'nde olan patlamayı PKK yaptı." açıklamasını gece on birde yaptı ve "İçişleri Bakanı beni teyit edecek." dedi.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) - Ya, sen PKK'nın avukatı mısın be!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Niye rahatsız oldunuz!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Ama ertesi gün İçişleri Bakanı çıkıp o saldırıyı IŞİD'in yaptığını, IŞİD militanının kimlik bilgilerinin de şunlar şunlar olduğunu ifade etti.

BAŞKAN - Sayın Baluken, ben Sayın Yıldırım'ın sistemini açtım.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Ya, Merasim Sokak da PKK çıktı, ne oldu? Allah Allah!

BAŞKAN - Buyurun Sayın Yıldırım.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan, Bakanın konuşması duyulmuyor efendim.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) - Evet, Sayın Başkan, öncelikle…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - İşte, aklayınca olmuyor, aklayınca olmuyor. IŞİD çıktı, IŞİD.

BAŞKAN - Sayın Yıldırım konuşuyor.

Buyurun.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Merasim Sokak'taki de PKK'ydı.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - İçişleri Bakanına sor onu.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Ya, Merasim Sokak'taki PKK değil miydi?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - İçişleri Bakanına sor.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Merasim Sokak'taki PKK değil miydi?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Değildi, o da değildi.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - O da değildi.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Nerede değildi!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Orada da yaptığınız açıklama yanlıştı. Allah Allah!

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) - Onu kınadık, en başta biz kınadık.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Yıldırım.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) - Bütün katliamları biz kınadık.

Sayın Başkan…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Savunuyorsunuz ya, PKK deyince zıplıyorsunuz havaya ya! Ayıp!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - PKK terör örgütüdür!

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) - Adıyamanlı…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Doğru bilgilerle konuşun.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Ayıptır ya!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Bir bakan çıkıp bir ülkeyi yanıltamaz.

BAŞKAN - Sayın Baluken, bakın, Sayın Yıldırım'a söz verdim. Lütfen…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Ya, Yılmaz Bey oradan sataştığı için söylüyoruz.

BAŞKAN - Tamam.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - PKK terör örgütüdür!

BAŞKAN - Siz buyurun Sayın Yıldırım.

19.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım'ın, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın'ın bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) - Sayın Başkan, Adıyamanlısın, evet, ikimiz de aynı ilin vekiliyiz. Bir büyüğün olarak sana şunu tavsiye ederim: Ya, lütfen tarafsız olarak şey yap ya da git otur onların arasında, AKP'nin arasında dur, bir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İkincisi…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Adıyamanlılar seni içeri almazlar!

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) - İkincisi…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Adıyaman'a zor gidersin. 5-0 olur.

107

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) - Sen bu IŞİD konusunu en az benim kadar biliyorsun. Defalarca aileler sana geldi: "Emniyet bir şey yapmıyor, vali bir şey yapmıyor." Sana ulaşıldı. Adıyaman Üniversitesinde Başbakan Davutoğlu kongre yaparken aileler Başbakanla bile görüştü, "Çocuklarımız kayıp. Vali bir şey yapmıyor, Emniyet bir şey yapmıyor." Senin bunlardan haberin var.

Ben Adıyaman'ı herkesten daha fazla seviyorum. Adıyaman'ın IŞİD'le anılması beni son derece geriyor. Bu konuda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) - …rahatsızlıklarımı dile getirdim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yıldırım.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Bir dahaki seçimde Adıyamanlılar gösterir. 5-0 olur, 5!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - 5-0 olur Adıyaman.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Nerede 5-0 oldu?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Olur diyorum, bir dahaki seçimde.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Öyle mi? Hayal görürsünüz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Baksana tutanaklarda ne dedi ya. Adıyamanlılara bunu dedi, yapmayın. Rize 3-0. 5 de olur, 7 de olur.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı (1/541) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 117) (Devam)

BAŞKAN - Evet, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 22'nci madde kabul edilmiştir.

23'üncü madde üzerinde dört adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 23'üncü maddesinin (2)'nci fıkrasında yer alan "en az beş" ibaresinin "başkan dâhil en az altı" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mustafa Şükrü Nazlı Coşkun Çakır İshak Gazel

Kütahya Tokat Kütahya

Ahmet Tan Şahin Tin

Kütahya Denizli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 23'üncü maddesinin (5)'inci fıkrasında geçen "en geç on beş gün" ibaresinin "en geç yedi gün" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Baki Şimşek Arzu Erdem Nuri Okutan

Mersin İstanbul Isparta

İsmail Faruk Aksu Kadir Koçdemir Kamil Aydın

İstanbul Bursa Erzurum

Erkan Haberal

Ankara

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 23'üncü maddesinin (3)'üncü fıkrasında geçen "aralarındaki evlilik bağı kalkmış olsa bile eşlerini" ifadesinin "aralarındaki evlilik bağı sona ermiş kişileri" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken Meral Danış Beştaş Osman Baydemir

Diyarbakır Adana Şanlıurfa

Erol Dora Mahmut Celadet Gaydalı Bedia Özgökçe Ertan

Mardin Bitlis Van

Mahmut Toğrul

Gaziantep

BAŞKAN - Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 23'üncü maddesinin (2)'nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"(2) Kurul, en az beş üye ile toplanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğuyla karar alır. Kurul üyeleri çekimser oy kullanabilir."

Namık Havutça Zeynel Emre Ömer Süha Aldan

Balıkesir İstanbul Muğla

Ceyhun İrgil Cemal Okan Yüksel Haydar Akar

108

Bursa Eskişehir Kocaeli

Özkan Yalım

Uşak

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) -Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Sayın Altay, gerekçeyi mi okutalım?

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Gerekçe…

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Önergeyle kurul üyesi kişilerin çekimser oy kullanabilmesinin engellenmesinin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

OKTAY VURAL (İzmir) - Karar yeter sayısı…

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 23'üncü maddesinin (3)'üncü fıkrasında geçen "aralarındaki evlilik bağı kalkmış olsa bile eşlerini" ifadesinin "aralarındaki evlilik bağı sona ermiş kişileri" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Diyarbakır) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) -Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul.

Buyurun Sayın Toğrul. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Genel Kurulun bu saate kadar çalışan emekçileri; sizleri de saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, aslında bugün kişisel verilerin korunmasını konuşuyoruz ama aslında bu kişisel verilerin korunmasıyla ilgili yasa toplumu gözetim altına alma yasası gibi işletilmekte. Türkiye'de aslında ikili bir hukuk var. Hukuk zamana ve yere göre, iktidarın tavrına göre değişen bir süreç izliyor.

Değerli arkadaşlar, daha önce "Nevroz"… Ki "Nevroz" Orta Doğu'da birçok halkın bayram olarak değerlendirdiği, dirilişin, baharın gelişi olarak değerlendirdiği, Alevilerin Hazreti Ali'nin doğum günü olarak değerlendirdiği önemli bir gün. Barış içinde bu günün kutlanmasına müsaade edildiğinde hiç kimsenin burnu kanamadan toplumun tamamının nasıl bugüne katkı sunduğunun, bu bayramı nasıl kutladığının yıllardır şahidi oluyoruz. Ama biliyorsunuz bu yıl nasıl ki kürdistanda Hükûmet bir savaş başlattıysa hukuk alanında da aynı savaşı sürdürmeye çalışıyor ve "Nevroz"u İçişleri Bakanlığının genelgesine bağlı olarak yasaklama kararı aldı. Tüm bu yasaklara rağmen "Nevroz" önemli oranda kutlandı ama kutlanırken herkesi koruması gereken güvenlik güçleri bugün ülkemizin yaşadığı IŞİD belasını takip etmesi gerekirken her yerde binlerce askerle, polisle "'Nevroz'u nasıl kutlatmam?" diye büyük bir çabanın içerisine girdi. Bakın, Elbistan'da en az 2 bin civarında polis vardı, sadece bir ilçede. Pazarcık'ta kutlama alanı jandarma bölgesiydi, sadece 2 bin civarında jandarma görev almıştı. Neyi engellemeye çalışıyordunuz peki, derdiniz ne? IŞİD cirit atarken, IŞİD çeteleri her gün bir yerde bomba patlatırken onları takip etmezsiniz ama halkın bayramını kutlamasının önüne geçersiniz.

Öyle bir hukukunuz var ki toplumun muhalif gördüğünüz tüm kesimi üzerinde büyük bir baskı politikası uygularsınız. Emekçiler, zapturapt altına alınmak için soruşturmalara maruz kalır. Halkların Demokratik Partisi siyaset yapmasın diye -bakın, dikkatinizi çekiyorum- 7 Hazirandan bu yana sadece Gaziantep'te 400 civarında parti çalışanımız gözaltına alındı. Bununla neye ulaşmaya çalışıyorsunuz? Bu baskı politikalarınızla…

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Neden gözaltına alındı?

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) - Neden, biliyor musunuz?

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Neden?

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) - Cevap vereyim: Üzerinde kırmızı şal bulundu diye, üzerinde şalu şepik bulundu diye. Bunlar mahkeme kararlarında var.

109

MEHMET HABİB SOLUK (Sivas) - Ya, yapmayın! Tiyatro salonuna çevirdiniz burayı.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) - Bakın, ben size şunu söyleyeyim, bakın, daha da ötesini söyleyeyim: Suruç cenazelerini teslim ettiğimiz zaman, orada güvenliği alan arkadaşlar -ki biz, vekil olarak ben, emniyet müdür yardımcısı ve cumhuriyet savcısıyla ortak bir karar almıştık- güvenliğin alınmasına yardımcı olacaklardı. Orada güvenliği alan arkadaşlar böyle bir onay olmasına rağmen bu nedenle gözaltına tabi tutuldu ve bu konuda gözaltına alındılar, sadece bu konuda. Böyle bir şey olabilir mi? Siz bu baskı politikanızla, toplumu zapturapt altına alma politikanızla hiçbir şeye ulaşamayacaksınız.

Biraz önce Adıyaman Vekilimiz şunu söyledi, dedi ki: "Adıyaman sizin politikalarınız sayesinde IŞİD'le anılır oldu." Ben aynısını Gaziantep için söylüyorum. Bugün politikalarınız, maalesef, ekonominin merkezi olan, tüm farklılıkların bir arada yaşadığı bir kent olan Antep'i DAİŞ'le, IŞİD'le anılan bir kent hâline getirdi ve Antep yaşanmaz bir il hâline geldi.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Rakka'dan daha önemli.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) - Sadece "Nevroz"un kutlandığı gün 8 tane bomba ihbarı yapıldı, "Şurada bomba patlayacak, burada bomba patlayacak." diye ihbarlar yapıldı. Peki, neden bu noktaya geldik? Çünkü sizin politikalarınız, bırakın Antep'i, Adıyaman'ı, Türkiye'yi IŞİD'le anılır hâlde algılamaya neden oldu. Bu algı hepinize yeter. Eğer önlem almak istiyorsanız gerçekten bu çetelerle savaşmaya çalışın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - PKK'ya da bir şey söyle ya!

ENGİN ALTAY (İstanbul) - IŞİD'e laf söyleyince batıyor mu size ya? Osman, IŞİD'e laf söyleyince batıyor mu sana?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - PKK'ya da bir şey söyle, DHKP-C'ye de söyle, teröre de söyle, IŞİD'e de söyle, hepsine söyle!

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) - Halkı takip etmekten, bizi takip etmekten vazgeçin.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

OKTAY VURAL (İzmir) - Karar yeter sayısı…

BAŞKAN - Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Bariz yok Başkan yani buna da "Var." diyecekseniz eve gidelim!

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan, kesinlikle yok!

BAŞKAN - Elektronik cihazla oylama yapacağız.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan, bakın, bunun fotoğrafını çektik, saydık, 112 kişi var. Dolayısıyla, yani bütün bunlarla ilgili sürekli olarak iktidar ve muhalefet denklemi içerisinde karar yeter sayısıyla ilgili bir hususun bu şekilde istismar edilmesi doğru değil.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Ayıp ya!

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Yok yani, açık!

OKTAY VURAL (İzmir) - Fotoğrafı gösterelim, sayalım!

BAŞKAN - Şimdi, Sayın Vural, bakın, 2 kâtip üye var.

OKTAY VURAL (İzmir) - Yazıklar olsun ya! Yazıklar olsun be!

BAŞKAN - İhtilaf olduğunda elektronik yapıyorum, olmadığında ara veriyorum. Öbür türlü de ne yapabilirim ben?

OKTAY VURAL (İzmir) - Yazıklar olsun!

ERKAN AKÇAY (Manisa) - "Millet oy verdi." diyor, milletvekilimiz "317" diyor; 30, 40, 50 kişi var.

OKTAY VURAL (İzmir) - Vara yok, yoka var! Allah ıslah etsin sizi ya!

CEYHUN İRGİL (Bursa) - Dünyada adı Adalet ve Kalkınma Partisi olup adaleti olmayan tek parti sizsiniz.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN - Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 23'üncü maddesinin (5)'inci fıkrasında geçen "en geç on beş gün" ibaresinin "en geç yedi gün" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Kadir Koçdemir (Bursa) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet önergeye katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Katılmıyoruz

110

Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Bursa Milletvekili Kadir Koçdemir.

Buyurun Sayın Koçdemir. (MHP sıralarından alkışlar)

KADİR KOÇDEMİR (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 23'üncü maddesinde Milliyetçi Hareket Partisinin önergesi hakkında söz almış bulunuyorum.

İyi bir beste bile kaliteli bir müzik ziyafetini garanti etmez.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan…

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Ya çıksınlar ya dinlesinler. Oy kullanmada geliyorlar. Böyle bir rezalet olur mu Sayın Başkan! Gitsin sohbeti dışarıda yapsınlar. Bu kadar ciddiyetsizlik olur mu ya!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, kürsüde hatip olduğu zaman lütfen insicamını bozmayalım, müdahale etmeyelim, sakin bir şekilde dinleyelim.

Buyurun.

KADİR KOÇDEMİR (Devamla) - Teşekkür ederim Başkan.

İyi bir beste bile kaliteli bir müziği garanti etmez. Kaldı ki burada iyi bir besteden söz etmek mümkün değildir. Tercüme hataları ve ilk alınan metinden daha sonra yapılan değişiklikleri dikkate almayan bir çalışmayla karşı karşıyayız.

Hakikaten beste ne kadar düzgün olsa bile, uygulayıcı, müziği belirleyen husustur. Biraz önce burada bir şey gördük; Meclis Başkan Vekili hatibin konuşmasıyla ilgili kanaat belirtti. Meclis İçtüzüğü'nde değişiklik gündemde olduğu için ben Avrupa ülkelerindeki meclis iç tüzüklerini inceledim. Orada buna benzer bir hüküm vardı; oturumu yöneten meclis başkan vekili tartışmaya katılmak isterse yerini başka bir başkan vekiline terk eder, o, üst seviyeden meclise karşı konuşamaz. Buna benzer hususları bugün birkaç kere yaşadık ve usulün nasıl rencide edildiğini gördük.

GARO PAYLAN (İstanbul) - Alışkanlık oldu.

KADİR KOÇDEMİR (Devamla) - Peki, kişisel verilerin uygulamasını kim yapacak? 70 küsur milyon insanın seçmenlerinin bütün bilgilerini kaptıran Emniyet Genel Müdürlüğü mü? Bir küçücük konuşmayı dört duvar arasında bırakamayıp, Dışişleri Bakanının, MİT Müsteşarının olduğu konuşmayı sızdırıp, kimin sızdırdığını hâlâ daha bulamayan MİT mi? Efendim, öğretmenlerin verilerini bir personeli piyasaya satan Millî Eğitim Bakanlığı mı? Başbakanın bile telefonunu dinleten, koruma ekibi olan organizasyonlar mı? Düne kadar bu tür verilerle insanları mahkûm eden mahkemeler mi? Yukarıdan birisi bu verilere itibar edilmemesini söylediği anda mahkûm ettiklerinin tamamını, alayını birden beraat ettiren yargı yerleri mi? Ve bunu nasıl bir ülkede yapıyoruz? Kişisel veriyle ilgili, özel hayatla ilgili geçmişimiz ve bu hususta devlet büyüklerimiz başta olmak üzere, yetkililerin tavırları hafızalarımızda. Burada daha önce söylemiştim, Avrupa ülkelerinde anayasa mahkemeleri pek çok şeyi iptal ediyorlar. Bunlardan biri dükkânlarda, iş yerlerinde yer alan kameraların kaldırımdan yani müşterek alandan 1 santim bile görüntü alamaması. Başka biri, yaygın olan bir uygulama, trafik hızını tespit etmeye yarayan düzeneklerde video kaydının yapılamaması çünkü orada trafik hızını ihlal etmeyen insanın görüntüsünü almaya devletin hakkı yoktur ama burada bizim polisimiz kapı kapı gezip dükkânlara güvenlik kamerası taktırıyor, bir yerde bir olay oldu mu iş yerlerinin kameralarına bakıyor. O zaman, evlerimize, salonlarımıza, yatak odalarımıza da kamera koysunlar çünkü orada aile içi şiddet olabilir, çünkü orada çocuklara şiddet uygulanabilir.

Bu kafayla bu kanunun uygulanması mümkün değildir çünkü kişinin kendine karşı korunan hakları da vardır hukukta ve özel hayatın gizliliği kural olarak kişiye karşı da korunmalıdır. Açık rıza prensip olarak yok sayılmalı; var olduğu için açıkça belgelendirilmek, delillendirilmek ve yazılı olarak oraya konulmak suretiyle açık rızanın varlığı aranmalıdır.

Mülkiyede bir hocamız şöyle derdi: "Kem alâtla kemalât olmaz." Bu kanunların saiki, haziran ayına yetiştirmek için konulmuştur, toplumu çok derinden etkileyen bir kanun olduğu hâlde görüşülmesi, müzakere edilmesi engellenecek şekilde temel kanun elbisesi giydirilmiştir. Bu kanunlar kem alâttır yani kem aletlerdir, bunlarla kemalât olmaz.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Karar yeter sayısı…

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Elektronik cihazla oylama yapacağız.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 23'üncü maddesinin (2)'nci

111

fıkrasında yer alan "en az beş" ibaresinin "başkan dâhil en az altı" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Coşkun Çakır (Tokat) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Katılıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Sayın Turan, gerekçeyi mi okutuyoruz?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Gerekçe.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle, kanunun 21'inci maddesinde kurulun üye sayısının artırılmasına yönelik değişikliğe uyum sağlamak amacıyla ibare değişikliği yapılmaktadır.

OKTAY VURAL (İzmir) - Karar yeter sayısı…

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arıyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Karar yeter sayısı için yine iki dakika elektronik oylama yapmak durumundayız, ihtilaf çıktı.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 23'üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

24'üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 24'üncü maddesinin (3)'üncü fıkrasının birinci cümlesinin "Başkanın görev ve yetkileri şunlardır:" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken Meral Danış Beştaş Osman Baydemir

Diyarbakır Adana Şanlıurfa

Erol Dora Mahmut Celadet Gaydalı Bedia Özgökçe Ertan

Mardin Bitlis Van

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 24'üncü maddesinin (3)'üncü fıkrasının (b) bendine "kurulca" ibaresinden önce gelmek üzere "gizlilik niteliği taşıyanlar hariç" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Baki Şimşek Erkan Haberal Kamil Aydın

Mersin Ankara Erzurum

Kadir Koçdemir İsmail Faruk Aksu Nuri Okutan

Bursa İstanbul Isparta

Arzu Erdem

İstanbul

BAŞKAN - Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 24'üncü maddesinin (3)'üncü fıkrasındaki "Kurulca gerekli görülenler" ibaresinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Namık Havutça Ömer Süha Aldan Özkan Yalım

Balıkesir Muğla Uşak

Zeynel Emre Cemal Okan Yüksel Haydar Akar

İstanbul Eskişehir Kocaeli

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Katılmıyoruz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Gerekçe…

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyoruz Sayın Altay.

Gerekçe:

Önergeyle, sadece kurulca gerekli görülenlerin değil gerekli görülmeyen kararların da kamuoyuna tebliğ edilmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

112

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 24'üncü maddesinin (3)'üncü fıkrasının (b) bendine "kurulca" ibaresinden önce gelmek üzere "gizlilik niteliği taşıyanlar hariç" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Arzu Erdem (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Arzu Erdem.

Buyurun Sayın Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)

ARZU ERDEM (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, dünden bugüne 10 şehidimiz, sayısız yaralımız vardır. Her gün saldırı ve şiddet haberleri almaktayız. İnsanlarımız katledilmektedir, askerlerimiz, polislerimiz arka arkaya şehit düşmektedir ve bu duruma milletimiz alıştırılmaya çalışılmaktadır. Ancak, aziz Türk milleti teröre asla alışmayacaktır, sinmeyecektir ve korkmayacaktır. Tüm şehitlerimize Allah'tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Büyük Türk milletimizin başı sağ olsun.

Ülkemizde güvenlik zafiyeti var, istihbarat zafiyeti var, ülkeyi yönetme zafiyeti var ve bu zafiyetlerin bedelini aziz milletimiz ödemektedir.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) - Muhalefet zafiyeti de var.

ARZU ERDEM (Devamla) - Bu buhranlı günlerde tek vücut olmalı, millî menfaatlerimizi her türlü siyasi hesabın üstünde tutmalıyız.

Değerli milletvekilleri, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 24'üncü maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Kişisel verilerin korunmasının temel amaçlarından biri özel hayatın gizliliğinin korunmasıdır aynı zamanda. Özel hayatın gizliliğini ihlal eden ve yasal olmayan dinleme ve izlemeler ile bunların yayınlanmasını engellenmeyi amaçlayan partimiz, milletimizin iletişim özgürlüğü ve özel hayatın gizliliğinin teminat altına alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu tasarının uygulanması sırasında yaşanan sıkıntıların, tereddütlerin ve karmaşanın son bulması gerekmektedir. Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın bir çerçeve düzenlemeye kavuşturulması şarttır.

Ayrıca, bir temel hakkın tesisi için düzenleme yaparken milletimizin başka bir hakkının ihlaline sebebiyet vermemek gerekmektedir. "Koruma" adı altında algı yaratarak milletimizin rızası dışında fişleme ve ayrımcılık yapılması, kişisel verilerin yeteri kadar korunmamasının yanı sıra muallakta kalan düzenlemelerin sakıncalar yaratabileceği kaygısını da taşıtmaktadır.

Değerli milletvekilleri, hepimiz görüyoruz ki dün yapılan vahim hatalar bugün karşımıza felaket olarak çıkmaktadır. Bugün burada yapacağımız tüm çalışmalar yarın aziz Türk milletimize zeval vermemelidir. Milletimizin huzur ve güven içerisinde yaşamasını sağlamak adına bilgi güvenliğinin korunması stratejik önem taşımaktadır. Türk milletinin her bir ferdi gelen telefondan neden tedirgin? Bir bilgiyi sanal ortama girerken neden tedirgin? Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası istendiğinde neden tereddütlü? Bunların hepsi tesadüf mü, yoksa milletimiz gölgesinden bile korkar mı oldu? Devletin vazifesi milletini korkuya itmek değil, güvenini kazanmaktır.

Ülkemizde son zamanlarda okullarda artan terör olayları iç savaş görüntüsüne bürünmüştür. Bu da, öğrenciler, veliler ve eğitim camiasında büyük endişe yaratmaktadır. Normal şartlarda bile okullarda yeterli güvenlik önlemlerinin olmadığı ülkemizde bir sonraki dönemde devletin ne gibi tedbirler alacağı, okullarda güvenliğin nasıl sağlanacağı merak edilmektedir. Yarın bu kürsüden üniversitelerimizdeki PKK terörünü konuşmamak için ciddi tedbirlerin alınması gerekmektedir. Geçtiğimiz yıllarda üniversitelerde güvenlik, özel güvenlik şirketlerine bırakılmıştı. Özellikle doğu illerinde üniversite kazanan öğrenciler ile yine bu illere atanan eğitim görevlileri, öğretmenler büyük endişe yaşamaktadır.

Terör, sağlıklı yaşam koşullarımızı olumsuz olarak etkisi altına almaktadır. Yaşanan terör olaylarından sonra yeni olaylar gündeme gelse bile milletimiz yaşanan terör olaylarının etkisiyle endişeli ve korku dolu bir yaşam sürdürmektedir. Terör bu şekilde ele alındığı zaman toplumsal travma etkisi yaratmaktadır. Lakin Türk milleti kahramandır ve kahraman Türk milleti terörün oluşturmaya çalıştığı sonuçlara karşılık iradesini ortaya koyarak terörden yılmayacağını ve korkmayacağını beyan etmiştir.

Gençlerimiz çok kıymetlidir ve onlara sahip çıkmak bizim vazifemizdir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak gençliğine sahip çıkan ve bunların sorunlarına eğilen çalışmalar yaptık ve yapmaya devam ediyoruz.

Büyük zorluklarla ve büyük emekle üniversiteye giren gençlerimiz siyasi görüş ayrılıkları sebebiyle sıkıntılarla karşı karşıya gelmektedir ve bu olaylar belki de büyüyerek

113

devam edecektir. İşte, yükseköğretimde iş, başta rektörler ve dekanlar olmak üzere, birinci derecede öğretim görevlilerine düşmektedir.

Bugün Hacettepe Üniversitesinde yaşanan, PKK'lıların ülkücü kardeşlerimize yaptığı saldırı bunun en önemli örneklerinden bir tanesi. Bu konuda gerekli çalışmaların yapılması gerekmektedir, gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi mücadeleci tavrını sürdürecektir. Bu konuda sizlerin de desteğini beklemektedir.

Saygılarımı sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) - Yani bir önceki maddeyle ilgili ama isterseniz şeyden sonra…

BAŞKAN - Tamam, maddeyi geçirelim olmazsa.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 24'üncü maddesinin (3)'üncü fıkrasının birinci cümlesinin "Başkanın görev ve yetkileri şunlardır:" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Diyarbakır) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken konuşacaktır.

Buyurun Sayın Baluken. (HDP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 117 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 24'üncü maddesi üzerine vermiş olduğumuz önergeyle ilgili konuşacağım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Önergeyle ilgili konuşmadan önce, 2 defa burada, Beytepe Kampüsü'nde bugün yaşanan hadiselerle ilgili verilen bilgilendirmenin doğru olmadığını, bugün Beytepe Kampüsü'nde yaşanan provokasyonun dünden beri sahte sosyal medya hesapları üzerinden "Beytepe Kampüsü'nde Nevruz kutlanacak." şeklinde planlı bir örgütlenmeye dayandığını, bu sahte JİTEM hesaplarının da içinde bulunduğu hesapların çağrı yaptığı saatte de devrimci, yurtsever, muhalif öğrencilere yönelik 100 kişiyi aşan bir ırkçı grubun satırlarla saldırılar düzenlediğini ve bu saldırılarla birlikte birçok öğrencinin yaralandığını, yaralı öğrencilerin Gazi Hastanesine kaldırıldıktan sonra da aynı ırkçı grubun Gazi Hastanesinin acil servisini basarak CHP eski milletvekillerinin de bulunduğu grubu da yaraladığını ifade etmek istiyorum.

Dolayısıyla, uzun süredir, özellikle AKP Hükûmetinin çanak tuttuğu, teşvik ettiği, üniversitelerde öğrenciler arasında yaratmak istediği bir çatışmanın bugün Beytepe yerleşkesinde bir ırkçı grup tarafından faaliyete geçirildiğini ve bunun sistematik bir politika şeklinde bütün üniversitelere taşırılmak istendiğini ifade etmek istiyorum.

Öyle, ifade edildiği gibi üniversitelerde birtakım terör örgütlenmeleri var da, o terör örgütlenmeleri öğrencilerin eğitim hakkını gasbediyor gibi bir durum yok. Tam tersine, bu Hükûmetin mevcut çatışma ve savaş ortamını gözden kaçırmaya yönelik, bu anlamda kaos ortamını derinleştirecek, üniversite ortamında da benzer provokasyonlara göz yuman tutumundan dolayı kaynaklanan ırkçı saldırılarla devrimci, yurtsever, muhalif öğrenciler karşı karşıyadır.

Dolayısıyla bu konuda, evet, Hükûmetin tedbirler alması gerekir ama sanırım İçişleri Bakanlığının ya da istihbarat örgütlerinin de yapacağı küçücük bir araştırmayla o üniversitedeki saldırıların nereden kaynaklandığı açık bir şekilde ortaya konabilir.

Değerli milletvekilleri, tabii, görüştüğümüz bu kişisel verilerin korunmasıyla ilgili biz defalarca buradan görüşlerimizi ifade ettik. Mevcut fiilî durumda zaten devletin kendi yurttaşına karşı hayata geçirdiği bir fişleme uygulamasının yasallaşması gibi bir durumla karşı karşıyayız. Bunun AB kriterleri üzerinden sunulmuş olmasını da asla kabul etmiyoruz. 9 başlıkta AB'ye uyum için ya da vize muafiyeti için haziran ayına kadar çıkarmamız gereken kanunlar olarak tasarladığınız, kamuoyuna sunduğunuz o yasal düzenlemelerin tamamı AB'yle ilgili değil, vize muafiyetiyle ilgili değil, adım adım geçmek istediğiniz başkanlık sisteminin kurumsallaşmasıyla ilgilidir. Burada kişisel verilerin korunmasıyla ilgili oluşturulan kurulun yapısına bakın, gerçi muhalefetin itirazlarından sonra kısmi revizyonlar oldu ama yine 2'si Cumhurbaşkanında, 2'si Başbakanda ve sayısal çoğunluğun iktidar partisinde olduğu Meclis şeklinde sınırlı tutulan, baroları, sivil toplum örgütlerini tamamen devre dışı bırakan, Parlamentoda grubu bulunan siyasi partilerin üye hakkını bile göz önünde

114

bulundurmayan bir düzenlemeyle karşı karşıyayız.

Aynı şekilde, önümüze gelecek olan diğer kanun tasarılarında da benzer şeyler var. Yani insan haklarıyla ilgili yarın öbür gün buraya bir yasa tasarısı getirdiğinizde de yine sarayın etkinliğini, başkanlık sisteminin kurumsallaşmasını göz önünde bulunduran bir denetim mekanizması oluşturduğunuz ayan beyan bir şekilde ortadadır. Dolayısıyla, AB kriterleri değil, AKP kriterleri üzerinden burada yasallaştırılmaya çalışılan bir fişleme yasasıyla karşı karşıyayız.

Bunun doğru olmadığını, son ana kadar en sert şekilde muhalif tutumumuzu devam ettireceğimizi ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

24'üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Vural.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın, PKK'lıların üniversitelerde yapılandığına ve üniversitelerdeki terör faaliyetleriyle hukuk çerçevesinde mücadele edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) - Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, tabii, maalesef terörün acı yüzünü hep beraber, birlikte hissediyoruz. Aslında, bu bombalı saldırıları yapanların ve bu terör faaliyetlerinde bulunanların özellikle üniversitelerde odaklandığını maalesef görmekteyiz. Dolayısıyla, Yurtsever Devrimci Gençlik adı altında PKK'nın gençlik yapılanmasının üniversitelerde yer edindiği ve bu çerçevede de orada eğitim hakkını kullanmak isteyen insanlarımıza karşılık acımasızca saldırıda bulunduğu gayet açık ve nettir. Bunları, işte canlı bombayı gördük, diğerlerini gördük. Çok açık bir şekilde dağda askerimizin, şehirlerde suçsuz insanların, üniversite yerleşkelerinde de öğrencilerimizin canına kastediliyor. Hacettepe Beytepe yerleşkesinde de yine öğrencilere bu gruplar saldırmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (İzmir) - Sözde Nevruz kutlamaları bahanesiyle…

BAŞKAN - Tamamlayalım Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) - Efendim, önemli.

Dolayısıyla, terör örgütü lehine sloganlar atılmış, terör örgütünün propagandası yapılmış, devletimizin bütünlüğünü tehdit eder noktaya gelmiştir. Dolayısıyla, tek gayeleri okullarını bitirerek hizmet etmek isteyen insanlar, sosyal medya aracılığıyla hedef gösterilmiştir; pala, satır, hepsiyle yapılmıştır. Hacettepe Üniversitesinde PKK'nın saldırdığı… Maalesef bu konuda yaralı öğrencilerimiz vardır.

Üstelik geçen sene Nevruz kutlamalarında bölücü örgüt propagandasına yönelik, yapılan propagandayla ilgili olarak bu tepkilerini ortaya koymak isteyenler… Geçen sene vatansever öğrenciler bir bayrak yürüyüşü yapmıştı. Bayrak yürüyüşünün yapıldığı günün yıl dönümünde PKK bu bayrak yürüyüşünü yapan iradeye saldırmıştır. Gerçekler bunlardır. Dolayısıyla, bu konuda PKK'nın üniversitelerde yapılandığı, bu yapılanmaya dayalı olarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (İzmir) - …nasıl öğrencilerin canlı bomba olarak kullanıldığı gayet açık ve nettir. Dolayısıyla, hem üniversiteleri hem YÖK'ü hem de Hükûmeti uyarıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Açalım arkadaşlar.

Tamamlayalım.

OKTAY VURAL (İzmir) - Bakın, üniversitelerde PKK yapılanması vardır. PKK yapılanması daha önce Ege Üniversitesinde Fırat Yılmaz Çakıroğlu'nu katletmiştir. Bugün de bütün üniversitelerde bu yapılanma özellikle terörü üniversitelere indirmek suretiyle saldırılarını yapmaktadır. Gerçekler bunlardır. Dolayısıyla, üniversiteleri terörize eden bu terör faaliyetleriyle terör örgütünün propagandasını yapan bu mihraklarla hukuk çerçevesinde mücadele edilmesi gerektiği çok açıktır. Bu bakımdan, bu konuda da öğrencilerin açıkçası üniversiteleri bir terör örgütü yuvası ya da terör örgütünün propagandasının yapıldığı bir merkez hâline...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (İzmir) - ...dönüştürmesinden de önemli ölçüde şikâyetler olduğunu ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Sayın Baluken, görüyorum sistemi.

Buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - İç Tüzük 60'a göre söz talebim var.

BAŞKAN - Buyurun.

115

21.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken'in, üniversite kampüslerinde öğrencilerin yaşamına mal olacak düzeyde bir provokatif zemin geliştirilmesinin son derece tehlikeli olduğuna ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, burası Türkiye Büyük Millet Meclisi ve burada halkın iradesini temsil eden milletvekillerinin kullanmış olduğu her cümlenin, vermiş olduğu her bilginin toplumsal zeminde, sokakta, alanda bir yansıması oluyor. Dolayısıyla, burada değerlendirmeler yaparken de mümkün olduğunca, zaten içerisinde bulunduğumuz kaos ortamını derinleştirme arayışından uzak bir çerçeveyle, daha çok yaşanan sorunların diyalog yoluyla çözümünü esas alan bir yaklaşım içerisinde parti olarak hareket ediyoruz. Bu kürsüde bugüne kadar kasıtlı ve bilinçli bir şekilde asla yanlış bir bilgilendirme yapmadık, bundan sonra da yapmayacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Açalım arkadaşlar.

Tamamlayın Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Üniversitelerde öğrenciler arasında yaşanacak her türlü olumsuzluğun sorumluluğunun mevcut AKP Hükûmetinde olduğunu bir kere öncelikle ifade etmek istiyorum. Diğer taraftan, karşıt görüşlü öğrenciler arasında zaman zaman bilinçli bir şekilde tırmandırılan bazı hadiselerin son derece tehlikeli birtakım olaylara sebebiyet verebileceğini geçmişteki deneyimlerden de biliyoruz. Bugün Beytepe yerleşkesinde yaşanan hadiselerle ilgili benim kürsüde aktardığım bilgilerin tamamı doğrudur ve açık bir şekilde oradaki ırkçı bir grup tarafından yapılan bir provokasyonun yansımasıdır. Üniversitelerde öğrencilerin herhangi bir şekilde katledilmesini tasvip etmek mümkün değil. Hangi görüşten olursa olsun, herhangi bir öğrencinin üniversite kampüsü içerisinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - …yaşamını yitirmesi siyasetin bütün kurumları tarafından bir öz eleştiri olarak değerlendirilmesi gereken bir husustur. Yakın dönemde, Şerzan Kurt Muğla Üniversitesinde, Aydın Erdem Dicle Üniversitesinde bu tarz sorumsuz politikaların ve Hükûmetin göz yuman uygulamalarının bir neticesi olarak yaşamını yitirdiler. Dolayısıyla, hangi taraftan olursa olsun, öğrencilerin yaşamına mal olacak düzeyde bir provokatif zemin geliştirilmesinin son derece tehlikeli olduğunu, bu konuda siyasi partilere düşen görevin de bu provokatif zemini ortadan kaldıracak itidalli ve soğukkanlı bir yaklaşım olduğunu ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan, karşıt görüşlü değil, PKK terör örgütünün yapılanması vardır. Bir üniversitede teröristbaşının posteri, PKK'nın paçavrası olmaz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Hiçbir öğrenciyi…

OKTAY VURAL (İzmir) - Orada yalnız Türk Bayrağı olur, Atatürk olur, başkası da olmaz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Sayın Başkan, hiçbir öğrenciyi bu şekilde itham etmek hiç kimsenin hakkı da değil, haddi de değil.

OKTAY VURAL (İzmir) - O bakımdan, bununla ilgili olarak, terör örgütünün paçavralarıyla yapılan saldırılara, bütün vatanseverler, eğitim hakkını kullanmak isteyenler bu konudaki saldırılar karşısında tek vücutturlar.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Hiçbir öğrenciye mahkeme kararı olmadan, hukukla ilgili bağlayıcı bir şey olmadan herhangi bir şekilde bir tanımlama yapılamaz. Bu tehlikeli bir yaklaşım, bunu kabul etmek mümkün değil.

BAŞKAN - Şimdi, böyle bir usul yok, böyle bir usul yok. Sayın Vural, Sayın Baluken; ikinize de eşit oranda süre verdim, kayıtlara geçti.

25'inci madde üzerinde…

OKTAY VURAL (İzmir) - İkisi meselesi değil, taraf yok burada. Saf belirleyeceğiz; PKK terör örgütüdür, flamasına, paçavrasına karşı tavır oluşturacağız.

BAŞKAN - Sayın Vural, ben şunu ifade ettim: Siz de söz talebinde bulundunuz, Sayın Baluken de, ifadelerinizde bulundunuz.

Teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) - İki taraf filan yok. Tavır oluşturacağız, ya oradasınız ya burada.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Böyle bir şey yok Sayın Başkan, böyle bir şey yok.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı (1/541) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 117) (Devam)

BAŞKAN - Şimdi 25'inci madde üzerinde üç adet önerge vardır.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan, biraz önce "23'üncü maddede dört adet önerge var." dediniz, 23'üncü maddede.

BAŞKAN - Evet.

116

OKTAY VURAL (İzmir) - Yalnız üç adetle ilgili işlem yaptınız, yanlış hatırlamıyorsam. Tutanaklara da baktım.

BAŞKAN - Yok, dört önerge yaptık, arkadaşlar da burada. Dört önergeye de işlem yaptık, dördünü de Genel Kurulun takdirine sunduk.

SALİH CORA (Trabzon) - Gerekçesi okundu onların, sadece gerekçe okundu.

OKTAY VURAL (İzmir) - Ne yaptınız? Dördüyle ilgili konuşma mı yapıldı?

BAŞKAN - Gerekçe okutuldu.

OKTAY VURAL (İzmir) - Okundu mu?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Tabii, gerekçe okundu.

OKTAY VURAL (İzmir) - Tutanakta yoktu da o bakımdan.

BAŞKAN - Yok, gerekçe okundu. Ben özellikle de Sayın Altay'a da sordum, gerekçeyi okuttuk.

OKTAY VURAL (İzmir) - Hayır, tutanaklara baktım da yoktu.

BAŞKAN - Evet, 25'inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 25'inci maddesinin (1)'inci fıkrasının son cümlesi yerine aşağıdaki cümlelerin eklenmesini ve (5)'inci fıkradaki "Hizmet birimleri ile" ibaresinin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Baki Şimşek Nuri Okutan İsmail Faruk Aksu

Mersin Isparta İstanbul

Erkan Haberal Kamil Aydın Kadir Koçdemir

Ankara Erzurum Bursa

Arzu Erdem

İstanbul

"Başkanlıkta Sicil Hizmetleri Daire Başkanlığı, Bilgi Teknolojileri Hizmetleri Daire Başkanlığı ve İnsan Kaynakları ve Destek Hizmetleri Daire Başkanlığı olmak üzere üç daire başkanlığı kurulmuştur. (4). fıkrada belirtilen görevlerden, Sicil Hizmetleri Daire Başkanlığı (a) ve (k) bendinde belirtilen görevleri, Bilgi Teknolojileri Hizmetleri Daire Başkanlığı (e) ve (k) bendinde belirtilen görevleri, İnsan Kaynakları ve Destek Hizmetleri Daire Başkanlığı ise (b), (ç), (d), (f), (g), (ğ), (h), (ı), (i), (j) ve (k) bendinde belirtilen görevleri yerine getirir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 25'inci maddesinin (4)'üncü fıkrasının (a) bendinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken Bedia Özgökçe Ertan Meral Danış Beştaş

Diyarbakır Van Adana

Osman Baydemir Erol Dora Mahmut Celadet Gaydalı

Şanlıurfa Mardin Bitlis

Garo Paylan

İstanbul

BAŞKAN - Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 25'inci maddesinin (3)'üncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"(3) Başkan Yardımcısı ve Daire Başkanları; en az dört yıllık yükseköğretim kurumu mezunu ve yüksek lisans eğitimini üniversitelerin sosyal bilimler fakültesine bağlı "insan hakları" anabilim dalında yapmış, on yıl süreyle kamu hizmetinde bulunan kişiler arasından Başkan tarafından atanır."

Namık Havutça Ömer Süha Aldan Özkan Yalım

Balıkesir Muğla Uşak

Cemal Okan Yüksel Zeynel Emre Haydar Akar

Eskişehir İstanbul Kocaeli

Serkan Topal

Hatay

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Hatay Milletvekili Serkan Topal.

Buyurun Sayın Topal. (CHP sıralarından alkışlar)

SERKAN TOPAL (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bizim yıllar önce anladığımız ve karşı çıktığımız "yeni Türkiye"nin, daha doğrusu

117

"yeni Türkiye anlayışı"nın ne demek olduğunu, umarım AKP'li milletvekili arkadaşlarımız da anlamıştır.

Yıllardır bu kürsüde "Yapmayın, etmeyin, yanlış yoldasınız, yanlış işler yapıyorsunuz." dedik ama maalesef bizi dinlemediler. Kimin nerede, hangi canlı bombaya rastlayacağını bilemez hâldeyiz şu anda. Hangi şehirde, hangi sokakta bomba patlayacak, kimler ölecek, bunu bilmiyoruz ve bu ülkenin yurttaşları Türkiye Cumhuriyeti kurum ve kuruluşlarından değil yabancı ülke elçiliklerinden aldıkları bilgilerle yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Evet, bravo!

SERKAN TOPAL (Devamla) - Gözümüz emniyette; ses yok. Gözümüz MİT'te; ses yok. Gözümüz Başbakanlıkta; ses yok. Onların yerine yabancılar konuşuyor, onların yerine yabancı elçilikler uyarıda bulunuyor ama haksızlık etmeyelim, Bilal oğlanın vakfı TÜRGEV de tıpkı o yabancılar gibi kendi öğrencilerini uyarıyor, "Şu şehirde, şu mahallede bomba patlayabilir, oraya gitmeyin." diyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bu ülkenin yurttaşı, AKP Hükûmetinden daha fazla yabancıların gözünün içine bakıyor, bundan utanın.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) - Sen utan lan!

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Sen utan!

SERKAN TOPAL (Devamla) - Bundan utanmıyorsanız yeni Türkiye anlayışından utanın.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ne biçim konuşuyorsun sen ya! Tutanaklara geçti değil mi? "Lan" lafını duydunuz.

SERKAN TOPAL (Devamla) - Yandaş gazetelerinizde, televizyonlarınızda her daim "Eski Türkiye'yi mi istiyorsunuz, hastane kuyrukları mı istiyorsunuz?" diyenler…

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Adam eleştiriyor ya! Ne demek kürsüdeki adama "lan" diyorsun sen ya? Terbiyesiz adam!

SERKAN TOPAL (Devamla) - …yarattığınız Türkiye'deki morg sıralarından utanın. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Adam kürsüde konuşuyor. Terbiyesiz herif! "Lan" diyor. İyi alıştınız bu "lan" demeye.

SERKAN TOPAL (Devamla) - Her bomba haberi geldiğinde acaba benim çocuğum da orada mıydı…

ENGİN ALTAY (İstanbul) - "Lan" diyor.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim lütfen.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) - Hepsini iade ediyorum size. Aynen iade ediyorum size. Hayret bir şey!

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ben sana iade ediyorum. Muhatap olma benimle.

SERKAN TOPAL (Devamla) - …tanıdık birisi var mıydı diye ağlayarak, kaygılanarak haber dinleyen, telefonlara sarılan analardan, babalardan utanın. ( AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ağzının pervazını düzelt önce sen! Terbiyesiz herif!

SALİH CORA (Trabzon) - Bağırma!

SERKAN TOPAL (Devamla) - Ne önlem aldığınız var ne de belli ki önlem alabilme gücünüz kalmamış.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Kürsüde konuşan adama "lan" diyorsunuz.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen, istirham ediyorum.

SERKAN TOPAL (Devamla) - Yanı başımızdaki savaşı engellemek için değil…

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Sayın Başkan, niye uyarmıyorsunuz?

BAŞKAN - Uyarıyorum, herkesi uyarıyorum.

SERKAN TOPAL (Devamla) - …oradan çıkar sağlamak için, mücadele edip silah gönderdiğiniz için, sınırlarımızı teröristlere açtığınız için bugün canlı bombalar cirit atıyor Türkiye'mizde.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - İyi, TÜRGEV'den de bahsetmeyelim, değil mi?

SERKAN TOPAL (Devamla) - Ülkeyi getirdiğiniz hâlden, düşürdüğünüz durumdan utanın! Ama siz utanmak yerine -yapabildiğiniz tek şey var, kınamak- kınıyorsunuz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Esad mı mesaj yolladı sana?

SERKAN TOPAL (Devamla) - İnsanlar bu kadar acı çekerken, bu kadar "Sorun yok, milletimiz rahat olsun." diyorsunuz, bunu söylerken bari şehitlerimizden utanın, bari onların analarından, babalarından utanın!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Esad mı mesaj yolladı sana? Esad mı mesaj yolladı sana?

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) - Esad'ın sözcüsü! Katil Esad'ın sözcüsü! Katil Esad'ın sözcüsü!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen…

SERKAN TOPAL (Devamla) - Eğer kınamayla iş bitecekse bir kınama bakanlığı kurun,

118

bu iş bitsin gitsin.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Konuşuyorsun be!

SERKAN TOPAL (Devamla) - Bu ülkenin Cumhurbaşkanı çıkıp "Ben gidersem devlet yıkılır." diyebiliyor.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Hadi oradan be! Ne zaman demiş?

SERKAN TOPAL (Devamla) - Bu nasıl bir kibir, bir Cumhurbaşkanına yakışıyor mu?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Bu kadar da yalancılık olmaz be! Kim inanır sana?

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Hayatın yalan be, hep yalan!

SERKAN TOPAL (Devamla) - Bu devletin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk "Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır." demiştir.

ŞAHİN TİN (Denizli) - Masal anlatıyorsun, masal!

SERKAN TOPAL (Devamla) - Şimdi, siz kendinizi ne sanıyorsunuz?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Sen ne zannediyorsun be? Esad mı mesaj yolladı sana? Konuşuyor be!

SERKAN TOPAL (Devamla) - Bu cumhuriyetin temelinde 78 milyon insan var. Bu 78 milyon insana saygısızlık yapmıyor musunuz?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Cumhuriyete saygı duy bir kere, cumhuriyete!

SERKAN TOPAL (Devamla) - Bu ülkeye canını veren aziz şehitlerimizi hiçe saymış olmuyor musunuz?

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Esad'ı savunurken sen olmuyor muydun?

SERKAN TOPAL (Devamla) - Ya, siz bunu içinize sindirmiş oluyorsunuz, öyle mi?

Abdülhamit gitti, bir şey olmadı; Damat Ferit gitti, bir şey olmadı; Enver Paşa gitti, bir şey olmadı; sizin üçlü de gitse bir şey olmaz. Siz gidin de millet rahat nefes alsın.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) - Ona millet karar verecek! Ona millet karar verecek!

SERKAN TOPAL (Devamla) - Siz gitseniz de gitmeseniz de, siz değil, sizin ağababalarınız değil, sizin yedi sülaleniz de gitse bu ülke, bu devlet ilelebet payidar kalacaktır, bunu da böyle bilin!

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Hadi be! Hadi be!

ŞAHİN TİN (Denizli) - Ayıp!

SALİH CORA (Trabzon) - Afkurma!

SERKAN TOPAL (Devamla) - Türk milletinin bağrında Mustafa Kemaller tükenmez, bunu da böyle bilin.

Millî İstihbarat Teşkilatı olmuş millî istirahat teşkilatı, iyi istirahat.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Hadi be! Yürü be!

ŞAHİN TİN (Denizli) - Yalan söyleme burada!

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) - Sayın Başkan, müdahale etmeyecek misiniz?

SERKAN TOPAL (Devamla) - Ya, peki, arkadaşlar, bir şey söyleyeceğim:

Bu kadar insan ölüyor. Bunun sorumlusu kim?

MUSTAFA KÖSE (Antalya) - Sensin, sen.

SERKAN TOPAL (Devamla) - Ağrı'daki esnaf Dilaver kardeşim mi, Hatay'daki inşaatçı Yusuf kardeşim mi? Ya, bunun sorumlusu siz değil de, MİT değil de, İçişleri Bakanı değil de kim? (AK PARTİ sıralarından "Sen, sen" sesleri)

MUSTAFA KÖSE (Antalya) - Sensin sorumlusu.

SERKAN TOPAL (Devamla) - Siz değil de kim değerli arkadaşlar ya? Biraz elinizi vicdanınıza koyun.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Esad'ın yanına git, Esad'ın yanına. Esad'ın yanına git.

SERKAN TOPAL (Devamla) - Hepinize teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) - Esad'ın yanına git.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Turan…

Sayın milletvekilleri, lütfen…

Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Sayın Başkan, zabıtlara geçsin diye söylüyorum…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Esad'ın yanına git!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen…

Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Zabıtlara geçsin diye söylüyorum. Böyle bir üslubu, böyle bir seviyesizliği gecenin bu saatinde cevap vermeye değer bulmayarak kınıyoruz arkadaşımızı.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

OKTAY VURAL (İzmir) - Karar yeter sayısı…

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Sayın Başkan…

119

BAŞKAN - Bir saniye… Bir saniye… Önergeyi oylara sundum, söz vereceğim.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Sayın Başkan, biraz önce Parlamentoda bir hatip konuşurken… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

SALİH CORA (Trabzon) - Hatip mi vardı? Terbiyesiz…

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Terbiyesiz sensin! Hayret bir şey! Niye "terbiyesiz" diyorsun adama?

SALİH CORA (Trabzon) - Terbiyesiz terbiyesiz konuşuyor, aklını başına alsın. Haddini zorlamasın. Terbiyesiz konuşmasın. Saygı duysun, yüzde 50'ye saygı duysun, saygısızlık yapmasın.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen…

ENGİN ALTAY (İstanbul) - İşinize gelmeyen şeyler burada söylenmeye devam edecek. Dinleyeceksiniz. Ne demek bu ya?

Müdahale etsenize Sayın Başkan. Böyle şey olur mu ya? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Onun savunulacak bir tarafı yok.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Sayın Altay'a söz verdim.

Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Kürsüde konuşan bir hatibe konuşmasını beğenmeyerek "lan" diye hakaret eden bir milletvekili var.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Kim hakaret etmiş ya?

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Bu milletvekiliyle ilgili bir işlem yapacak mısınız? Tutanakları isteyip işlem yapmanızı talep ediyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Abi, yapma gözünü seveyim.

BAŞKAN - Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Olur mu ya! Yeter ya! Bu bir değil, iki değil ya! (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) - Grup başkan vekili, tecrübesine, yaşına yakışmayacak bir biçimde "terbiyesiz" diye hitap etmiştir. Aynen iade ediyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Kürsüde konuşana "lan" diyene "terbiyesiz" derim…

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, hiç yakışık almıyor.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) - Aynen iade ediyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - …daha fazlasını da derim. Terbiyesiz adam!

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) - Aynen iade ediyorum!

BAŞKAN - Sayın Altay, sayın milletvekilleri, lütfen…

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Terbiyesiz adam!

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) - Terbiyesiz sensin!

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Terbiyesiz herif!

BAŞKAN - Lütfen…

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) - Sensin!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Sayın Başkan, bakınız, kürsüde konuşan kişinin…

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) - "Engin oğlan" desem düzgün mü olur şimdi?

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Konuşma be!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - …bu millete saygısından dolayı edepli bir dil kullanması lazım, bunu uyarmanız lazım. Konuşurken kim olursa olsun "sayın" denir, "bey" denir. "Bilal oğlan" diye başlayan konuşmada… "Serkan oğlan" diyorum ben de. (AK PARTİ sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Serkan oğlan!

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) - Serkan oğlan!

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) - Serkan oğlan!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - "Serkan oğlan" olarak konuşan adam, adamlığı kendisine bırakıyorum… Ama anlamadığım, grup başkan vekilinin tarzı. Oradan buraya bağırmak anlaşılacak bir şey mi?

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 01.41

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 01.56

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER : Özcan PURÇU (İzmir), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

------0-----

120

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60'ıncı Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

117 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Şimdi, bir sonraki önergeyi okutuyorum…

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan, biraz önce maddenin oylanması sırasında karar yeter sayısı istedim, siz işleme almadınız. Lütfen, bundan sonra taleplerimizi işleme alınız.

BAŞKAN - Sayın Vural, her talebinizi duydum, her talebinizi ben işleme alıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) - Hayır, almadınız diyorum bakın.

BAŞKAN - Yani, hatırlamıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) - İsterseniz…

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Duymadınız belki.

BAŞKAN - Olabilir, belki duymamış, fark etmemiş de olabilirim.

OKTAY VURAL (İzmir) - "Duymadım." diyebilirsiniz.

BAŞKAN - Bilemiyorum, hatırlayamıyorum ben.

OKTAY VURAL (İzmir) - Ama "Her talebi aldım." derseniz doğru dememiş olursunuz.

BAŞKAN - Yani, ben sizin her talebinizi mümkün mertebe kaçırmadan işleme alıyorum, gereğini yapıyorum, rahat olun.

OKTAY VURAL (İzmir) - Almadınız.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Alır, alır, merak etme.

BAŞKAN - Okutuyorum, buyurun…

OKTAY VURAL (İzmir) - Dolayısıyla, tekrar işleme almanız için tutanakları istemiyorum.

BAŞKAN - Peki, tamam Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) - Oldu mu?

BAŞKAN - Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 25'inci maddesinin (4)'üncü fıkrasının (a) bendinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Garo Paylan (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken konuşacak.

Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 25'inci madde üzerine vermiş olduğumuz önergeyle ilgili konuşacağım.

Demin ifade ettiğim gibi, Avrupa Birliğine uyum ya da vize muafiyeti üzerinden tanımlanan yasal düzenlemelerin tamamı iktidar partisinin kendi siyasi hesapları doğrultusunda hazırlandığı için bu şekilde gece yarılarına kadar süren mesaileri bu Meclis harcamak zorunda kalıyor. Oysaki çok rahat bir şekilde, muhalefet partileriyle ortaklaşılarak, gerek komisyon aşamasında gerek Genel Kurul aşamasında muhalefetin sunmuş olduğu önergelerden yararlanılarak ortak bir akılla bir yasal düzenleme arayışına girilmiş olsa ne bu kadar uzun mesai saatlerinde bu Meclis kendi zamanını tüketmiş olur ne de Genel Kurulda bu şekilde gerilim yaratan gündemler olur.

Bakın, bir kere Avrupa Birliğiyle ilgili birilerinin bizim önümüze ev ödevi getirmesini utanç verici bir durum olarak kabul etmemiz lazım.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) - Bunu en son söyleyecek adam sensin.

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Demokrasiyi, insan haklarını, hukuk devletini, barışı, zaten bu ülkenin her bir yurttaşının en temel hakkı olarak siyaset kurumunun ve siyasi partilerin sağlaması gerektiğini her bir milletvekilinin ve özellikle iktidar partisinin savunması gerekiyor ama bugün ülkede demokrasi ya da hukuk devleti olduğunu söylememiz mümkün mü? Yani bir ülkede Cumhurbaşkanı "Ben gidersem devlet yıkılır." derse, kusura bakmayın, kimse orada demokrasi ya da hukuk devleti olduğuna inanmaz. Bir ülkede eğer "Ben rejim değişikliği yaptım." derse, "Mevzuatı bir kenara bırakın." derse, "Anayasa Mahkemesinin verdiği kararlara saygı duymuyorum." derse o ülkenin zaten temel olarak kendisinin bir demokrasi ve hukuk devleti olmayla ilgili bir sorunu var demektir, birinin ev ödevi getirmesine gerek yok.

İnsan haklarıyla ilgili hakeza, her gün en temel insan haklarının ihlal edildiği

121

uygulamalar var. Bunları artık burada, bu saatte çok fazla detaylandırmaya gerek yok ama bir ülkede sadece barış istedi diye akademisyenler cezaevine gönderiliyorsa, bir akademisyen bu söyleminden dolayı cezaevinde tecrit altında tutuluyorsa, bir öğretmen katıldığı bir televizyon programında "Barış istiyorum." dediği için lince tabi tutuluyorsa o ülkede artık insan haklarından bahsetmek mümkün değildir. Dolayısıyla, bunlarla ilgili yapılacak düzenlemelerin tamamını, sadece Avrupa Birliğiyle ilgili uyum değil, kendi yurttaşımızın, kendi ülkemizin demokratik kriterlerini genişletme adına siyasi partilerin üzerinde bir görev ve sorumluluk olarak görmek zorundayız. Bunu görmediğimiz sürece buradan herhangi bir yasal düzenlemenin iktidar partisinin hesapları uğruna, siyasi çıkarları uğruna çıkması mümkün değil.

ORHAN KIRCALI (Samsun) - PKK terör örgütü müdür, söyle bakalım!

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) - PKK terör örgütü müdür?

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Bakın, bütün dünyada -bu terör meselesine gelelim, yani hep tartışıyoruz biz- bu terör meselesinin nereden doğduğu, kimin ne yaptığı çok iyi biliniyor. Siz Avrupa Birliğiyle ilgili bugün mülteci pazarlığı da yapıyorsunuz ya, Suriye'de o insanların kimler tarafından bu hâle düşürüldüğünü, bu mağdur hâle getirildiğini bütün dünya çok iyi biliyor. Önce yanlış politikalarla, oradaki zalim rejim başta olmak üzere, çetelerin hedefine o insanları getireceksiniz, ondan sonra o insanlar buraya geldiğinde de bir kart olarak, bir pazarlık unsuru olarak, Kayseri pazarlığının bir parçası olarak kullanacaksınız. Buna kim inanır? Bununla ilgili sizin pratiğiniz, Suriye politikasının sonucu olarak mağdur etmiş olduğunuz o insanların gelmiş olduğu bütün mağduriyetlerden Hükûmetiniz birinci derecede sorumludur. Dolayısıyla, gerek mülteci konusunda gerek AB'yle ilgili uyum kriterlerinin yerine getirilmesi konusunda gerekse IŞİD başta olmak üzere birtakım çete yapılanmalarının desteklenmesi konusunda bugüne kadar Hükûmet olarak siz sadece bizim değil, bütün dünya kamuoyunun gündeminde olacak şekilde yanlış üstüne yanlış yaptınız. Yanlışları yaptığınız sürece de muhalefet partileri, burada, hem yanlışlarınızı dile getirmeye devam edecek hem de bu şekilde iktidar uğruna getirdiğiniz yasal düzenlemelere muhalefet etmeye devam edecek diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

GARO PAYLAN (İstanbul) - Karar yeter sayısı istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Oylamaya geçtikten sonra istediniz.

Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

İSMAİL TAMER (Kayseri) - Sayın Başkan, Kayseri'ye sataşma var.

BAŞKAN - Sayın Tamer, lütfen…

Sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 25'inci maddesinin (1)'inci fıkrasının son cümlesi yerine aşağıdaki cümlelerin eklenmesini ve (5)'inci fıkradaki "Hizmet birimleri ile" ibaresinin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

"Başkanlıkta Sicil Hizmetleri Daire Başkanlığı, Bilgi Teknolojileri Hizmetleri Daire Başkanlığı ve İnsan Kaynakları ve Destek Hizmetleri Daire Başkanlığı olmak üzere üç daire başkanlığı kurulmuştur. (4). fıkrada belirtilen görevlerden, Sicil Hizmetleri Daire Başkanlığı (a) ve (k) bendinde belirtilen görevleri, Bilgi Teknolojileri Hizmetleri Daire Başkanlığı (e) ve (k) bendinde belirtilen görevleri, İnsan Kaynakları ve Destek Hizmetleri Daire Başkanlığı ise (b), (ç), (d), (f), (g), (ğ), (h), (ı), (i), (j) ve (k) bendinde belirtilen görevleri yerine getirir."

Nuri Okutan (Isparta) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde Isparta Milletvekili Sayın Nuri Okutan.

Buyurun Sayın Okutan. (MHP sıralarından alkışlar)

NURİ OKUTAN (Isparta) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 25'inci maddesiyle ilgili partimiz adına verilen önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım. Bir kez daha herkesi saygıyla selamlıyorum.

Efendim, ben, bugün saat onda Meclise geldim, yaklaşık on altı saattir Meclisteyim.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Biz her gün buradayız.

KAMİL AYDIN (Erzurum) - Ya, siz rotasyona tabisiniz, rotasyonla gelip gidiyorsunuz!

NURİ OKUTAN (Devamla) - Epeyce tansiyon yükseldi. Hepimiz için söylüyorum yani sadece kendim için de söylemiyorum, tansiyon yükseldi, şekerler düştü ama ben de birkaç hususu dile getirmek istiyorum.

Burada çok güzel insanlar var ama herhâlde şekerin düşüşünden kaynaklanan, hiç beklenmedik, zaman zaman Meclisin bu mehabetine yakışmayacak tavırlar içerisine giriyoruz.

122

Bundan da şahsen kendi adıma üzüldüğümü ifade etmek isterim.

Hülasa, üzüldüğüm bir başka şey var, yirmi yedi yıl bekledik, bu kanunun gündeme ilk gelmesinden bugüne kadar yirmi yedi yıl geçmiş, birkaç sefer Meclise gelmiş, tekrar geri çekilmiş. Maalesef hazirana yetişecek, içini de tam bilmediğimiz, söz gereği de şimdi burada böylesine önemli bir kanunu çok hızlı bir şekilde değerlendirmek durumundayız. Önemli, Hükûmetin bu manada bu çalışmasını destekliyoruz ama diğer taraftan endişeler de dile getirilen soru işaretleri de önemli çünkü kamu bilgileri bu memlekette sahiplenilemiyor. Kaldı ki kişisel bilgilerin korunması hangi düzeyde gerçekleştirilebilecek? Bu soruyu herkes sorar ve herkes de bunu acayip saymamalı, bu doğru bir yaklaşımdır. Bu dengeyi biz iyi kullanmalıyız. Yani hem bu kanun bizim için gerekli, geçmeli ama aynı zamanda temel hak ve hürriyetlerin korunması hususunda da azami dikkati göstermeli, kılı kırk yarmalıyız.

Diğer taraftan, nasıl yapacağız bunu? Böyle bir kanun tasarısı gelecek ve bir teşkilat kuracağız. Burada eğilimler, bu bilgilerin nasıl kullanılacağı vesaire filan geçecek ama bir de teşkilatı lazım. Kurum kültürü de gerekir. Sadece buradaki niyetlerin, usullerin konuşulması yetmez, teşkilatın kendisi de bu manada önemli. Dolayısıyla, bilgileri işleyeceğiz, muhafaza edeceğiz ve denetleyeceğiz. Bunun için -ben, şöyle bir, devlet aklıyla da bir birim saydım- en az 7 tane daire başkanlığının kurulması gerekiyor. Bu bakımdan, böyle olsa bile yetersiz. Bunu kanunla düzenliyoruz da, nasıl yapacağımızı kanunla düzenliyoruz da kurumu kanunla düzenlememiz lazım gelmez mi de bir yönetmeliğe bağlıyoruz? O bakımdan, kurumun kurulması, teşkilat yapısının da kanunla düzenlenmesi gerekirdi, burada Meclis kararıyla bağlanması gerekirdi; bir yönetmelikle bunun düzenlenmesi doğru olmamıştır.

Diğer taraftan, kurul üyelerinin seçimi de bir parça düzeldi ama biz şunu biliyoruz: Valiliklerde ve il özel idarelerine biz başkanlık yapardık "Hükûmet atadı." falan diye. İşte, vesayet denetimi var, özerk yönetim olması lazım. Hâlbuki Meclisin tamamı seçimle gelmişti ve bu doğru, biz bunu destekliyoruz ama burada da Hükûmet… Efendim, Başbakanlığa bağlı, Cumhurbaşkanı tarafından, Bakanlar Kurulu tarafından başkanı seçilen bir kurulun her ne kadar 5 üyesi Meclis tarafından seçilmiş olsa bile hâlâ bir vesayet altındadır, özerk bir yapı değildir diye düşünüyorum.

Bir başka husus: Sanki son günlerde bir moda oluştu, Başbakanlık-Cumhurbaşkanlığı dengesi gözetilir oldu.

OKTAY VURAL (İzmir) - Paralel, paralel!

NURİ OKUTAN (Devamla) - Hâlbuki bu doğru değil, bu devlet geleneği açısından da doğru değil. Cumhurbaşkanı zaten dokunulmazlığı olan, sadece vatan hainliği -Allah göstermesin- yani bu konuda suçlanabilecek, yargılanabilecek bir konumda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURİ OKUTAN (Devamla) - Dolayısıyla, yeni bir, ek korumaya burada ihtiyaç yok.

30'uncu madde de konuşma talebim var. İnşallah, geri kalan kısmını orada ifade ederim.

Herkesi saygıyla, hürmetle selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Okutan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

25'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

26'ncı madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 26'ncı maddesinde geçen "yükseltilmesi uygulanır" ifadesinin "yükseltilir" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken Meral Danış Beştaş Bedia Özgökçe Ertan

Diyarbakır Adana Van

Mahmut Celadet Gaydalı Osman Baydemir Erol Dora

Bitlis Şanlıurfa Mardin

Garo Paylan

İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 26'ncı maddesinin sonuna "Uzman Yardımcılarının hizmete alınmaları ile uzmanlığa atanma ve uzmanların çalışma usul ve esasları yönetmelikle düzenlenir." ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Baki Şimşek Nuri Okutan İsmail Faruk Aksu

Mersin Isparta İstanbul

Erkan Haberal Kamil Aydın Kadir Koçdemir

Ankara Erzurum Bursa

Mustafa Kalaycı Arzu Erdem

123

Konya İstanbul

BAŞKAN - Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 26'ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 26- (1) Kurumda, Kişisel Verileri Koruma Uzmanı ve Kişisel Verileri Koruma Uzman Yardımcısı istihdam edilebilir. Bunlardan 657 sayılı Kanununun ek 41 inci maddesi çerçevesinde Kişisel Verileri Koruma Uzmanı kadrosuna atananlar için bir defaya mahsus olmak üzere bir derece yükseltilmesi uygulanır.

Namık Havutça Ömer Süha Aldan Özkan Yalım

Balıkesir Muğla Uşak

Cemal Okan Yüksel Zeynel Emre Haydar Akar

Eskişehir İstanbul Kocaeli

Ceyhun İrgil

Bursa

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz alan, Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil.

Buyurun Sayın İrgil. (CHP sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kişisel veriler kanunu üzerinde konuşmak üzere grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu yasayla ilgili çok arkadaşımız, bütün gruplardan bütün milletvekilleri, hukukçular, sağlıkçılar onlarca, yüzlerce uyarıda bulundular, öneride bulundular ama görünen o ki bu yasa, belli bir söz verilmiş, Avrupa Birliği müktesebatı içerisinde mutlaka geçirilecek ve bu konuya odaklanmış bir şekilde hızla gidiyoruz ve bir şekilde çıkacak.

Biz, burada, belli uyarılarla bu kanundaki bazı maddelerde, bazı noktalarda değişiklikler yapılması veya bunların Türk toplumuna biraz daha uygun hâle getirilmesi için çaba harcıyoruz. Nitekim, 6'ncı maddede -sağ olsun Sayın Bakan da burada- o zaman Sayın Bakanla ve diğer arkadaşlarla görüşmüştük, sağlık bilgilerinin işlenmesi konusunda bazı konuların istisnai hâllere sokulmasını kabul etmişlerdi, o zaman da güzel bir grup çalışması oldu ve el birliğiyle bu madde yasalaştı.

Arkadaşlar, bu yasanın içerdiği birtakım istisnalardan dolayı yapılan eleştirilerle çoğunuz pek ilgilenmiyorsunuz, aldırmıyorsunuz. Biz bu yasanın, kişisel veriler yasasının karşısında değiliz. Bu kişisel veriler yasasının modern bir toplumda gerekli olduğunu ve kişisel verileri koruması için Avrupa Birliğiyle uyum açısından da gerekli olduğunu düşünüyoruz ancak bu yasada o kadar çok istisna var ki, o kadar çok Avrupa Birliği direktifleri dışında getirilmiş aykırı noktalar var ki biz bunlara itiraz ediyoruz.

Şimdi, bu noktada, 6'ncı maddedeki vurguları arkadaşlar yaptı ve onunla ilgili bazı değişiklikler önermiştik. Şimdi, burada, asıl sorunlardan bir tanesi 30'uncu madde; sonradan eklenen maddelerden bir tanesi, sağlık verileri. Sağlık verilerinin, kişisel verilerin, özel ve hassas verilerin toplanmasına olanak sağlıyor bu madde. Biliyorsunuz, 2014 yılında kanun hükmünde kararnameyle Sağlık Bakanlığına hastaların kişisel verilerini toplama izni verilmiş ancak böyle bir hükmün kanun hükmünde kararnameyle düzenlenemeyeceği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi iptal etmişti. Nitekim bunun üzerine, aynı iznin verilmesi üzerine -bu kez kanunla getirilmiş- yine Cumhuriyet Halk Partisinin talebiyle Anayasa Mahkemesine gidildi -biliyorsunuz, Sağlık Bakanlığı hastaların kişisel verilerinin toplanması yönünde- bu kanun da Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi.

Şimdi, bizim burada itirazımız, özellikle benim hekim olarak vurgulamak istediğim nokta arkadaşlar, bu sağlık verileri ve cinsel hayata ait olan tıbbi tedaviler çok riske edilecek veriler değil çünkü bizim sistemlerimiz ne olursa olsun, kurduğumuz dijital sistemler insan yapısı ve bunlar güvenli değil ve çok büyük riskler içeriyor. Nitekim, geçtiğimiz aylarda Sosyal Güvenlik Kurumundan kişisel verilerinizin satıldığına şahit oldunuz. Nitekim emniyetle ilgili veya şu anda bile İnternet'ten Türkiye'deki herkesin TC kimlik numaralarını, telefon numaralarını, adreslerini indirebileceğiniz alanlar var ve programlar var.

Bizim burada itirazımız, hatırlayın, bundan birkaç ay önce veya geçtiğimiz yıl içerisinde bir vatandaşın gebelik testi pozitif çıkmıştı ve bu kişinin babasına -yanlışlıkla veya bilerek- cep telefonundan arayarak sonuç hakkında bilgi verilmişti. Bu bile ne kadar büyük olaylara neden oldu, büyük feryatlara, aile dramlarına neden oldu. Şimdi, düşünün, AIDS, kadın hastalıkları, kürtaj gibi, spiral kullanımı gibi, psikiyatrik ilaçlar gibi ve son yılda kullandığınız afrodizyak ilaçlarla ilgili konuların, bilgilerin bir şekilde üçüncü şahısların

124

eline geçip veya ticari firmaların eline geçip bir şekilde kullanılmasını veya bu bilgileri, ailenize ait, şahsınıza ait kişisel sağlık verilerini İnternet'te görmek ister misiniz?

Bugün bizler buradan gelip geçeceğiz. Bakan Bey de bugün Bakan, belki on yıl, yirmi yıl sonra değil; belki hepimiz buradan gideceğiz ve başka insanlar gelecek ama arkadaşlar burada sorun şu: Bizler gelip geçiciyiz ama bu sağlık verileri işlendikten sonra ve özellikle de üçüncü kişilere verilebilir olduktan sonra sorun yaratıyor. Bakanlık bürokratlarıyla görüşüyoruz, sağ olsunlar, anlayışla dinliyorlar. Şu anda sağlık verilerinin ve cinsel hayata ait verilerin bu kapsam dışında bırakılması eğer mümkünse veya bunların güvenlik altına bir şekilde alınması ama en önemlisi, ticari amaçla kullanılması engellenirse…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEYHUN İRGİL (Devamla) - …özellikle de ilaç firmalarına verilmesi engellenirse bu yasanın bu maddesi bizim için çok endişe verici olmayacaktır.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın İrgil.

Sayın Bakan için "yirmi yıl" dedin de tabii şunun şurasında bir 3-5 dönem daha yapar herhâlde, ondan sonra gider, çok da kalıcı olacak değil.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 26'ncı maddesinin sonuna "Uzman Yardımcılarının hizmete alınmaları ile uzmanlığa atanma ve uzmanların çalışma usul ve esasları yönetmelikle düzenlenir." ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Nuri Okutan (Isparta) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat)) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı konuşacaktır.

Buyurun Sayın Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA KALAYCI (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Görüştüğümüz maddeyle Kişisel Verileri Koruma Kurulunda uzman ve uzman yardımcısı çalıştırılması düzenlenmektedir. Kariyer meslekler olarak tarif edilen uzman kadrolarında bulunanların seçilme, atanma ve yetiştirilmelerinin kendilerinden görevlerini en iyi şekilde yerine getirme beklentileriyle uyumlu olarak düzenlenmesi şarttır. Bir kariyer meslek olarak düzenlenen kişisel verileri koruma uzmanlığı da -mesleğe özel yarışma sınavına tabi tutulmak suretiyle alınması- kamu hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde yürütülmesi amacıyla oluşturulmuş bir kadrodur. Bu itibarla, bu kadrolara atanacaklarda aranacak şartların, genel hükümlerle birlikte, kurumun görev alanıyla uyumlu öğrenim ve diğer niteliklerin bu kanunda net bir şekilde yer alması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, Anayasa'mızda da düzenlenen kişisel verilerin korunması hakkı, temel insan hak ve özgürlükleri arasında yer almakta olup insanın şahsiyetinin korunması, hukuk devleti ilkesi ve demokrasinin derinlik kazanması açısından hayati öneme sahiptir. Ancak ülkemizde kişisel verilerin hiç güvende olmadığı Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu tarafından hazırlanan 27/11/2013 tarihli ve 2013/3 sayılı Rapor'da da ortaya konulmuştur. Raporda bankacılık, sigortacılık, telekomünikasyon, kargo, sağlık, turizm, eğitim, çağrı merkezi ve pazarlama hizmetlerinde bulunan boşluk ve risklerin önemli boyutlara ulaştığı ve acil önlem alınması gerektiği uyarısı yapılmıştır. Ülkemizde milyonlarca kişinin kişisel bilgilerinin parayla satıldığı, hatta kişisel verilerin dolandırıcıların eline geçtiği zaman zaman gündeme gelmektedir. Türkiye, kişisel verilerin izinsiz paylaşıldığı, yasal olmayan dinleme ve izlemelerle özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiği bir ülke konumundadır. Türkiye, kişisel verilerin korunması konusunda yeterli düzeyde koruma sağlayan bir mevzuata sahip olmaması nedeniyle Avrupa Birliği düzenlemeleri kapsamında uluslararası veri transferi bakımdan güvensiz ülke sayılmaktadır. Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki kişisel veri transferinin önünü açacak düzenlemenin bir an önce yapılması için Milliyetçi Hareket Partisi olarak tasarının uluslararası normlar ve uygulamalarla uyumlu hâle getirilmesini, özellikle kurulun yapısını adil hâle getirecek gerekli değişikliğin yapılmasını gerekli görmekteyiz.

Bilindiği üzere Kişisel Verileri Koruma Kurulunun üye sayısı AKP Grubunun önergesiyle 7'den 9'a çıkarılmıştır. Kurul üye sayısı neden 7'den 9'a çıkmıştır, AKP Grubu açıkça izah etmelidir. Sayın Bakan, niye 9? 9'un özelliği nedir, altyapısı nedir, gerekçesi nedir, açıklayınız. Madem Türkiye Büyük Millet Meclisinde siyasi partilere üye seçme imkânı

125

verilmiştir, neden Milliyetçi Hareket Partisini dışlayacak bir sayı belirlenmiştir? Üye sayısının tasarıda yer aldığı gibi 7 olması hâlinde getirilen modele göre HDP'nin dışlanacağı endişesi ve kaygısı mı taşınmıştır? AKP, HDP'ye üye hakkı verebilmek için mi üye sayısını 9 olarak belirlemiştir? Mutlaka açıklanmalıdır. Sayın Bakan kime göz kırpıyorsanız mutlaka açıklayınız. Bu durumun başka bir izahı yoktur. Aksi iddia ediliyorsa üye sayısının niye 9'a çıkarıldığının makul gerekçesi kamuoyunu tatmin edecek şekilde açıkça burada açıklanmalıdır. Siyasi partilerin kurulda temsili dikkate alındıysa Milliyetçi Hareket Partisi niye dışlandı, açıklayınız. Sayı niye 13 değil de 9 oldu ya da 15 değil de 9 oldu, bunu mutlaka açıklayınız. Bunu izah edemezsiniz, bunu milletimize de anlatamazsanız.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı'nın 26'ncı maddesinde geçen "yükseltilmesi uygulanır" ifadesinin "yükseltilir" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Diyarbakır) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Katılmıyoruz.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Gerekçe...

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddenin dil bilgisi açısından düzeltilmesi ve anlaşılabilir olması amaçlanmıştır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

26'ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Birleşime iki dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 02.24

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 02.26

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER : Özcan PURÇU (İzmir), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

------0-----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60'ıncı Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

117 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 24 Mart 2016 Perşembe günü saat 14.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Hayırlı geceler diliyorum.

Kapanma Saati: 02.27

126

Önceki Sayfa Sonraki Sayfa

Sosyal Medya

Kurumsal Facebook Adresi Kurumsal Twitter Adresi RSS Aboneliği Gunluk Haber Aboneliği Genel Kurul Facebook Adresi Genel Kurul Twitter Adresi Web Yoneticisine Mesaj
Sosyal Ağlarda TBMM

Arama

TBMM'yi Ziyaret

TBMM Gezi ve Rehberlik

Rehber Eşliğinde Gezi

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin tanıtımı kapsamında ziyaretçilerin rehber eşliğinde gezdirilmesi, TBMM rehberlik online kayıt sistemine başvurunun ardından, Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı tarafından hazırlanan bir program dahilinde gerçekleştirilmektedir.

Detaylı Bilgi İçin

 

 

 

 

 

 

E-devlet Üzerinden Randevu

E-devlet Linki

Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ziyaret etmek için e-Devlet üzerinden randevu talebinde bulunabilirsiniz.

e-Devlet Linki

Halk Günü

Halk Günü

Milli İradenin kalbinin attığı yer olan Türkiye Büyük Millet Meclisi tüm vatandaşlarımızın ziyaretine açılmıştır. Her ayın ilk Cumartesi günü 11.00 - 15.00 saatleri arasında önceden herhangi bir randevu almaksızın saat başı gerçekleştirilen gezi programlarına katılabilmek için TBMM Dikmen Kapısına gelmeniz yeterli olacaktır.

Detaylı Bilgi İçin

 

 

Kurtuluş Savaşı Müzesi

Kurtuluş Savaşı Müzes

'Birinci Millî Mimarlık Dönemi Üslubu'nun Ankara'daki ilk örneklerinden olan I.TBMM Binası, 1920-1924 yılları arasında Kurucu Meclis olarak da görev yapan Gazi Meclis tarafından kullanılmıştır. Halen TBMM Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı uhdesinde Kurtuluş Savaşı Müzesi (I.TBMM Binası) olarak hizmet vermektedir.

Sanal Tur

Türkiye Büyük Millet Meclisi Sanal Tur

Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni aşağıdaki bağlantıyı kullanarak sanal olarak gezebilirsiniz.

TBMM Sanal Tur Gezisi

Engelsiz Meclis

İşitme Engelliler

Rehber Eşliğinde Gezi

Yasama ve Denetim Hizmetlerine İlişkin Tanıtım Videolarına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz.

Youtube Erişim Linki