Turkiye Buyuk Millet Meclisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
22. Dönem 3. Yasama Yılı
16. Birleşim 10/Kasım /2004 Çarşamba
Ulaşmak İstediğiniz sayfa aralığını giriniz.
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
Tutanak toplam 126 sayfadır.

Açıkoylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için 3 dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen 3 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını, yine, oylama için öngörülen 3 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Millî Eğitim Temel Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının açıkoylama sonucunu açıklıyorum.

Kullanılan oy sayısı: 258

Kabul: 229

Ret: 27

Çekimser: 2 (x)

Böylece, kanun tasarısı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı olmasını diliyorum.

Sayın milletvekilleri, Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarının raporlarının müzakeresine başlıyoruz.

5.- Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/855) (S. Sayısı: 680) (xx)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde

Hükümet?.. Yerinde.

Komisyon raporu 680 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz istekleri vardır.

İlk söz isteği, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ordu Milletvekili Sayın Sami Tandoğdu'nun.

Buyurun Sayın Tandoğdu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakika.

CHP GRUBU ADINA İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun Tasarısının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; görüşlerimi belirtmeden önce, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun Tasarısı, sağlıkta dönüşüm programı çerçevesinde oluşturulan kanunlardan sadece bir tanesidir; diğerleri ise, genel sağlık sigortası, performansa dayalı ücret, hastanelerin işletmeleştirilmesi, yani, kâr amaçlı işletmelere dönüştürülmesi, sözleşmeli personel, Kamu Personel Yasası ve Yerel Yönetimler Kanunu gibi kanunlardır. Yani, bu kanunlar ve değiştirilen yasalar, AK Parti Hükümetinin Sağlık Bakanlığı tarafından, yenilikler olarak Yüce Meclisimize getirilmiştir. Aslında, bu tasarı, liberal eğilimli ülkelerin 1980'den sonraki dönemde uygulamış olduğu politikaların bir kopyasıdır. Ancak, bu uygulamaları yapan ülkelerdeki, ülke ekonomisinde kişi başına düşen gelir, kişi başına ayrılan sağlık harcaması, ülkenin genel sağlık koşulları, işsizlik oranları, sosyal yapısı ve eğitim düzeyleri, sağlığın ulaşılabilirlik oranları gibi kriterler Türkiye'nin içerisinde bulunduğu durumla kıyaslandığında, uygulamaların sonuçlarının farklı olacağı açıkça görülmektedir.

Buradaki yanlış, Türkiye'ye özgü koşullar değerlendirilmeden, gerekli altyapı çalışmaları ve araştırmaları yapılmadan, tasarı ve tekliflerin bir an önce yasalaştırılması, Meclisten geçirilmeye çalışılmasıdır.

Sayın milletvekilleri, hükümet, Mecliste çoğunluğu temsil etmesinin verdiği rahatlıkla, birçok kanunda değişiklikler yapmakta, yeni düzenlemeler geliştirmekte; ama, şunu bilmeliyiz ki, gelecek yıllarda, yaptıkları yanlışların hesabını tüm halkımız, vatandaşımız ödeyecektir, bunun sıkıntısını onlar yaşayacaktır. Biz, bunların sorumlusu olmak istemiyorsak, milletvekili olarak, Yüce Meclise getirilen her kanuna onay vermeden önce, araştırmamız ve incelememiz gerekir.

Bugün gündeme getirilen Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun Tasarısı da, gelecek yıllarda sağlık sistemi içerisinde büyük sorunlar yaratabilecek bir tasarıdır. Tasarı, aile hekimliği uygulamasından ziyade genel sağlık sigortasının uygulanmasına ortam ve zemin hazırlamaktadır.

112

Genel sağlık sigortası uygulaması, aslında, bir sağlık sigortasından çok hastalık sigortasıdır ve bu uygulamayla, koruyucu sağlık hizmetleri gözardı edilmektedir.

Bu kanun tasarısı, ülkemize, yepyeni ve büyülü bir çözüm gibi sunulmaktadır. Birçok ülkede genel sağlık sigortası uygulaması çok daha önce uygulanmaya başlanılmış; ancak, sakıncaları görülerek terk edilmiştir. Hatta, 1990'lı yıllarda, Türk hükümetinin isteğiyle, İngiliz sağlık ekonomisti Prof.Dr.Abel Smith'e, Türkiye'de genel sağlık sigortasına geçilebilmesi için bir rapor hazırlatılmıştır. Bu rapora göre:

1. Türkiye'de olağanüstü bozuk olan gelir dağılımının düzeltilmesi gerekir. Şu an Türkiye, dünyada en kötü gelir dağılımına sahip ilk on onbeş ülkeden biridir.

2. Üretilen sağlık hizmetlerinin nitelik ve nicelik olarak artırılması, sağlık personelinin ve kuruluşlarının ülke genelinde dengeli dağılımının sağlanması gerekmektedir. Sağlık hizmetleri, Türkiye'nin doğusu ve batısında farklılıklar göstermektedir. Türkiye'de 1 hekime Ankara'da 329, İzmir'de 504, İstanbul'da 541, Antalya'da 888 hasta düşmektedir. Bitlis'te ise, 1 hekim 2 722, Mardin'de 2 972, Muş'ta 3 030, Batman'da 3 303, Şırnak'ta 4 533 kişiye bakmak zorunda kalmaktadır. OECD ülkelerindeyse bu ortalama, 900 hastadır.

Türkiye'nin sağlık sistemi için hazırlanan bu rapor, genel sağlık sigortası uygulamasının ülkemiz için uygun olmadığını göstermektedir. Verilen bu istatistikler gösteriyor ki, biz, halen, sağlık hizmetleri konusunda çok yetersiz ve gerilerdeyiz. Sağlık hizmetlerinin tüm halkımıza eşit, ulaşılabilir ve ücretsiz olarak verilebilmesi için çalışmalar yapılmalıdır. Bu konuda bütçeye kaynak aktarılması ve bütçedeki sağlığa ayrılan payın artırılması gerekmektedir. Bunun yanı sıra, birinci basamak sağlık hizmetlerinin en kısa sürede etkinleştirilmesi ve sağlıkocaklarının verimli hale getirilmesi gerekir.

Sayın milletvekilleri, Sağlık Bakanımız, birçok ülkede aile hekimliği uygulamalarını araştırdıklarını belirtmiştir; ancak, sanırım, sadece aile hekimliğinin iyi uygulandığı ülkeler seçilmiştir; çünkü, 1999 yılından beri Bulgaristan'da uygulanan aile hekimliği uygulaması, halkı mağdur duruma düşürmüştür ve aile hekimlerine halk arasında "insan tüccarı" denilmeye başlanmıştır. Bizde başlanması planlanan aile hekimliği uygulaması, sorun yaşayan ülkelerle kıyaslanmış mıdır acaba; bunu kendilerine ve sorumlularına soruyorum.

Sorunları görmek için pilot uygulama yapmak yeterli değildir, araştırmak ve önceki uygulamalardaki aksaklıklarla karşılaştırmak da önemli bir noktadır; üstelik, maliyeti de çok ucuzdur.

Saygıdeğer Başkanım, sayın arkadaşlarım; bu tasarının uygulanmasındaki engellerden biri de Türkiye'de yeteri kadar aile hekiminin bulunmamasıdır. Türkiye'de yaklaşık 1 200 aile hekimi vardır. Bu sistem uygulamaya geçirildiğinde, yaklaşık 25 000 aile hekimine ihtiyaç olacaktır. Tasarıda, aile hekimi eksikliğinin pratisyen hekimlerin eğitimiyle sağlanacağı belirtilmiş; ancak, nasıl, nerede ve ne kadar süre eğitim görüleceği belirtilmemiştir. Ayrıca, bu eğitimin başarı ölçüsü ne olacaktır? Sonuçta bir sınav mı yapılacaktır? Eğitim alan herkes aile hekimi olma sertifikasına hak kazanacak mıdır? Eğer öyle olacaksa, üniversitelerimizde aile hekimliği ihtisasını tamamlamış doktorların durumu ne olacaktır? Daha önce aile hekimliği ihtisası alanlara yeni haklar ve statü verilmesi planlanmış mıdır? Ben şahsen, bir doktor olarak, bu konularda yasal bir düzenleme getirilmesi gerektiğine inanıyorum.

Avrupa Birliği üyesi ülkelerde, Danimarka'da, aile hekimliği uygulaması için, doktorlara özel aile hekimliği eğitimi verilmektedir. Altı yıllık temel eğitimin dışında, beş yıllık aile hekimliği eğitimi verilme zorunluluğu getirilmiştir. Ülkemizde ise, bu kadar kısa bir zamanda, yeterli sayıda aile hekimi yokken, gerekli önlemler alınmadan, altyapısı hazırlanmadan bu tür bir uygulamaya geçilmesi insan sağlığını tehdit edici bir unsur değil midir? Planlama eksiktir, altyapı eksiktir; ama, nedense, Allah'tan ümit kesilmez düşüncesiyle işe başlanmıştır. O zaman, bütün halkımızın Allah yardımcısı olsun, bütün hastaların Allah yardımcısı olsun diyorum; ama, bu konuda, sizin en yakın, yapıcı takipçiniz olacağız. Bu sistemin muhalefeti yapıcı olacaktır ve biz, elimizden gelen her yardımı da size göstereceğiz. Buradaki muhalefetimizin amacı, vatandaşlarımızın hak ettiği sağlık hizmetlerine kavuşturulmasıdır.

Sayın milletvekilleri, kanun tasarısı incelendiğinde birçok sorunla karşı karşıya kalmaktayız. Konuşma sürem yettiği müddetçe sizlere bunları aktarmaya çalışacağım.

Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun Tasarısında, aile hekimi ve sağlık elemanının seçiminin gönüllü olduğu belirtilmiştir; ancak, eleman eksikliği söz konusu olduğu durumlarda, zorunlu atamanın yapılabileceği öne sürülmüştür. Ülkemizde, zaten, yeteri kadar aile hekiminin olmadığı bilindiği halde, bunun gönüllü olduğunun varsayımı bize çok gerçekçi gelmemektedir.

Aile hekimliği uygulamasında diğer bir sakıncalı nokta, aile hekimi ve sağlık elemanlarının sözleşmeli olarak çalıştırılmasıdır. Bu durum, aile hekimliği uygulamasında, çalışan hekim ve sağlık elemanlarını zor duruma düşürecektir; çünkü, bir çalışan için en önemli husus, iş güvencesidir. Kamuda kadrolu olarak çalışan bir hekimin sözleşmeli statüye geçirilmek istenilmesinin nedenini anlamış değiliz. Bu durumda, aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarının iş bulma, ücretlendirme, özlük hakları konusunda net bilgi sahibi olması gerekir. Bununla birlikte, aile hekimliği ve aile sağlığı elemanlığından ayrılmak istediğinde, eski işine geri dönmek istediğinde, bakıyor ki kadrosu doldurulmuş, boş kadro yok.

113

Sayın Bakanımıza ve sorumlulara buradan sesleniyorum; doktorlarımızı ve sağlık personelini iş güvencesiz bırakarak ne yapmaya çalışıyorsunuz? Ayrıca, tasarıda, aile hekimleri ve sağlık elamanlarının ücretleri konusunda belirsizlik söz konusu. Kanun tasarısında, aile hekimlerinin, 657 sayılı Kanunun 4/b bendinde belirlenen en yüksek brüt sözleşme ücretinin, aile hekimi için 6 katını, aile sağlığı elemanı için 1,5 katını aşmayacak kaydıyla ödeneceği belirtilmiştir. Tüm bu söylediklerimizin ışığında, bizim hesaplamalarımıza göre, bir aile hekiminin brüt maaşı 5 ile 10 milyar arasında değişecektir. Bu durum sağlık çalışanları arasında huzursuzluk yaratacaktır. Ayrıca, Anayasamızda belirlenen "eşit işe eşit ücret" ilkesine de ters düşmektedir. Aile hekimlerinin ücretlerinin çalıştığı bölgenin sosyoekonomik gelişmişlik düzeyi, aile sağlık merkezi gideri, tetkik ve sarf malzemeleri gideri, kayıtlı kişi sayısı ve bunların risk grupları, gezici sağlık hizmetleri ile aile hekimliği tarafından karşılanmayan giderler de ücretleri artırıcı etkenler olarak belirlenmiştir. Ancak, bu durumda hastalar, aile hekimlerini seçme özgürlüğüne sahip olduğuna göre, örnek vermek gerekirse, Çankaya'daki bir hasta Akyurt'taki bir hekimi tercih ettiğinde ücretlendirme konusunda nasıl bir uygulama yürüteceklerdir? Aile hekimi, hastalarına, hangi laboratuvar tetkiklerini kendi merkezinde, hangisini dışarıda yaptıracaktır? Bu tetkiklerin fiyat olarak sınırları nelerdir? Hekimin uygulamalarla ilgili sınırları nelerdir? Bunların açıklığa kavuşturulması gerekir.

Aile hekimliğinin pilot uygulaması için kanun tasarısında diğer bir göze çarpan nokta, koruyucu hekimlik hizmetlerinin eksik uygulandığında veya hasta sevk oranlarının yüksek olması halinde aile hekimleri ücretlerinden yüzde 21 kesintinin yapılacağıdır. Bir örnek vermek gerekirse, aile hekimine müracaat eden ve travma geçiren bir çocuğun veyahut da bir vatandaşın kolunda veyahut da bacağında kırık olup olmadığına nasıl karar verecek? Hemen bunu sevk etmek zorunda mı kalacaktır veyahut da o alandaki bulunan, yani, muayenehanesinde bulunan röntgen cihazıyla filmini çektikten sonra mı hastayı sevk edecektir? Kırığın tespitini orada mı yapacaktır, yoksa, röntgen cihazı olan tam teşekküllü, ortopedi mütehassısı olan hastaneye mi anında sevk edecektir? Aile hekiminin hizmet verdiği yerde röntgen cihazı bulundurma yetkisi doktora verilecek midir? Bütün düşme olaylarında, kırık şüphesi nedeniyle bu tür hastalar sevk mi edilecektir? İmkânsızlıkları nedeniyle sevk ettiği hastalardan, sevk oranı artacağından, aile hekimlerinin maaşlarından, o zaman yüzde 20 kesinti yapılacak mıdır?

Benzer bir örnek olarak da, basit bir sinüzit şikâyeti olan vatandaşa, bir sinüzit filmi çektirmeden, ezberden mi tedavisini yapacaktır? Bunların açıklığa kavuşturulması çok elzem ve acildir.

Sayın milletvekilleri, bu, bir nevi, ticarî ilişkilerdeki müşteri memnuniyeti kavramına benzemektedir. Siz, müşteriyi memnun etmek zorundasınız; aksi takdirde, işten atılırsınız ya da maaşınız kesilir. Aile hekimliğinde de, sağlık, bir ticarî araç gibi satılan ve alınan bir mal olarak görülmüş ve açıkça aile hekimleri de bunları pazarlayan yerine konulmuştur.

Sayın milletvekili arkadaşlarım, aile hekimliği, Sağlık Bakanlığının göstereceği yerlerde hizmet verecektir. Eğer, Sağlık Bakanlığına ait bir yer bulunmazsa, özel olarak tutacağı bir muayenehanede hizmet verecektir. Bize göre, bu uygulama, sağlığı özelleştirmeye yönelmiş bir politikadır.

Kanun tasarısında diğer göze çarpan nokta ise, aile hekiminin çalışma saatleridir. Aile hekiminin, haftada en az 40 saat ve tam zamanlı çalışacağı belirtilmektedir; azamî sınırlar belirtilmemiştir. Bu, aile hekimlerinin gece gündüz çalıştırılacağını ve buna karşılık mesai ücreti alamayacağını göstermektedir.

Genel olarak, aile hekimliği uygulamasında aksaklıklarının yanı sıra, pilot uygulama için de belirsizlik söz konusudur. Aile hekimliği pilot uygulamasının ilk olarak Düzce'de yapılacağı belirtilmiştir. Bu uygulama için neden Düzce seçilmiştir? Seçim kriterleri nelerdir? Bu seçim için Devlet İstatistik Enstitüsünden destek alınmış mıdır?

Çeşitli sivil demokratik örgütlerin ve bizim çalışmalarımız sonucunda, Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun Tasarısında bazı belirsizlikler ve boşluklar olduğunu tespit etmiş durumdayız. Bunları şöyle sıralayabilirim:

Pilot uygulamaya geçiş sonrasında başarı kriterlerinin neler olduğu ve nasıl değerlendirileceği, ölçünün ne olacağı belli değildir.

Pilot uygulamanın süresinin ne kadar olduğu belli değildir.

Pilot uygulamanın finansmanının nereden ve nasıl sağlanacağı, pilot uygulamada hekimlerle beraber çalışacak sağlık elemanının kaç kişi olacağı kanun tasarısında belirtilmemiştir.

Aile hekiminin maaşının belirlenmesinde yer, gider, aşılama oranı ve sevk oranı etkilerinin nasıl olacağı açıklanmamıştır.

Sayın Bakanımızdan, bu konuda bizi ve halkımızı açık ve net bir şekilde aydınlatmalarını ve bilgilendirmelerini rica ediyoruz.

Sayın milletvekilleri, sağlığın, sosyal hukuk devleti gereği, tüm halkımız için ücretsiz, eşit ve ulaşılabilir olması gerekir. Sağlık hizmetleri, insana yapılan en önemli yatırımdır. Bu nedenle, kesinlikle devletin koruyuculuğundan çıkarılmaması gerekir. Ülkemizin sağlık hizmetlerinde yaşadığı problemlerin çözümü, Dünya Bankasının ve IMF'nin istediği politikalarla belirlenmemelidir; çünkü, hiçbir ülke, hiçbir devlet ya da devletin kurum ve kuruluşları, bizim ülkemizin genel yapısını bizim kadar ve sizler kadar da bilmez.

114

Konuşmamı bitirirken, Atatürk'ün 66 ncı ölüm yıldönümünde mekânının cennet olmasını diler, hepinizin bayramını kutlar, saygılar sunarım. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Tandoğdu.

Gruplar adına ikinci söz isteği, AK Parti Grubu adına Tokat Milletvekili Sayın Şükrü Ayalan'a aittir.

Buyurun Sayın Ayalan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA ŞÜKRÜ AYALAN (Tokat) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubumuzun görüşlerini bildirmek amacıyla huzurunuzda bulunmaktayım; öncelikle, tüm Genel Kurul mensuplarını saygıyla selamlıyorum.

Pilot uygulamasını başlatmak istediğimiz aile hekimliğini sizlere tanıtmadan önce, ülkemizin sağlık hizmetlerinin tarihçesini sizlere çok kısa özetlemek istiyorum.

Cumhuriyetimizin ilk yıllarından itibaren, sağlık hizmetlerinin sunumu ve sağlık verilerinin iyileştirilmesi için hükümetlerce birçok çalışma yapılmıştır. 1923 ve 1937 yılları arasında Refik Saydam, sonrasında Behçet Uz, tıp tarihimizin önemli isimlerinden sayılabilmektedir. Nusret Fişek dönemi, tıp tarihimizde, sosyalizasyon açısından önemle vurgulamamız gereken bir dönemi kapsamaktadır. 1980'li yıllara kadar geçen dönem, hizmetin iyileştirilmesi, sağlık altyapısı ve örgütlenmenin düzenlenmesiyle ilgili uygulamalara tanık olmuştur. 1983 sonrası yıllar, sağlık politikalarında önemli değişimlerin yaşandığı yıllardır. Bu yıllarda, mevcut durumun sorun olduğu anlayışına dayanan reform çalışmaları hız kazanmıştır.

Sağlıkta reform arayışlarının hedefi sadece hasta memnuniyetini artırmaya yönelik olmamalıdır. Günümüzün modern yönetim anlayışı içinde, daha kaliteli hizmeti daha uygun maliyetle sunmak ya da satın almak, temel ilkelerden biri olmalıdır. Ülkelerin sağlık alanında reform kapsamında yaptıkları çalışmalar incelendiğinde, bütün ülkelerde görülen ortak özelliğin, uzun yıllara yayılmış, sabrı, ısrarı ve mücadeleyi gerektiren bir program olduğu görülmektedir. Günün şartları içinde ortaya çıkan ihtiyaçların giderilmesi ve sorunların sınırlı kaynaklarla çözülmesi gerekmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde sağlık reformlarının başarısını etkileyen en temel faktörler, hükümetlerin istikrarı, görev başındaki insanların reform ihtiyacına inanmaları, çalışmaların ve elde edilecek sonuçların sosyal pazarlaması ve buna ilişkin sosyal destektir.

Sayın milletvekilleri, Türkiye'de sağlık alanında yapılan çalışmalar, 1920 yılında gerçekleştirilmiş olan Sağlık Bakanlığının kuruluşuyla başlamakta, 1938 yılına kadar, savaş sonrası problemleri çözmek, sağlık personelinin nicelik ve nitelik bakımından desteklenmesi ve köylere kadar ulaşmaya çalışılan bir örgütlenme yapısına çalışılmış, 1938 ile 1960 yılları arasında ise, daha çok merkezî yapıyı kuvvetlendirici ve sosyal içerikli politikalar geliştirilmeye çalışılmıştır.

1961 - 1980 döneminde değişik sağlık politikaları tartışılmaya başlanmış olmakla birlikte, sağlık hizmetlerinin sosyalizasyon görüşü benimsenmiştir. Bu dönemde dikey örgütlenmeler kısmen azaltılıp, farklı nitelikte sağlık hizmeti veren yapılar sağlıkocağı bünyesinde entegre hale getirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, bugünkü haliyle, ülkemiz nüfusunun sağlık durumunun, hem mutlak olarak hem de aynı gelir düzeyine sahip ülkelerle karşılaştırıldığında iyi düzeyde olmadığı bir gerçekliktir. Sağlık sektörümüzdeki sorunlar çok büyüktür. Ülkemiz, ekonomik güç olarak dünya ölçeğinde 17 nci sırada yer almakla birlikte, sağlık ve eğitimin içinde olduğu sosyal göstergelere göre hazırlanan insanî gelişim endeksinde 86 ncı sırada yer almaktadır. Tabiî, bunun pek çok nedeni vardır. Özellikle Sağlık Bakanlığının koordinasyon ve yönetimde daha çok kendi kurumlarına hizmet vermeye yoğunlaştığından yetersiz kalması, Bakanlık, SSK, üniversite hastaneleri ve özel hastaneler arasında etkili bir koordinasyon olmadığından, hizmet ve yatırım planlamaları toplumsal ihtiyaçlarımıza paralel olarak yapılamamaktadır. Sağlık yatırım ve planlamalarında demografik ve epidemiyolojik özellikler gözardı edilmektedir. Hizmetlerin yapılandırılması yönündeki birinci basamak yeterince güçlü olmadığından, temel sağlık hizmetlerinin verilmesinde arzu edilen düzeye ulaşılamamıştır. Hekimlerin bu alanda hizmet vermek üzere yetiştirilmemiş ve yönlendirilmemiş olması, ayrıca sağlıkocağı işletmesinin kurumsallaşmamış olması, etkili bir hizmet sunumuna engel oluşturmaktadır.

Kentsel alanlarda, özellikle de büyük şehirlerde sağlıkocağı altyapısı yetersizdir. Daha önce verem savaş dispanseri, aile planlaması ve ana ve çocuk sağlığı merkezi gibi özel amaçla kurulmuş birçok birinci basamak kuruluşları ya görevlerini tamamlamış ya da gereken önemi korumada yetersiz kaldıkları için atıl duruma düşmüşlerdir.

Birinci basamak sağlık hizmetlerinde görev alan pratisyen hekimlerimiz, içinde bulundukları çalışma koşulları, sosyoekonomik ve uzmanlık beklentileri nedeniyle, kendi hizmetlerine yeterince odaklanamamışlardır.

Diğer yandan, vatandaşlarımızda da, sağlık hizmetlerini bu seviyede alma konusunda büyük bir isteksizlik görülmektedir. Sonuçta, insanlarımız çok büyük bir oranda doğrudan hastaneye gitme eğilimindedirler.

Birinci basamaktaki yetersizlikler ve sevk zincirinin yeterince çalıştırılamaması sonucunda hastanelerimizde çok büyük yığılmalar olmakta, hem hizmet maliyetleri çok yükselmekte hem de hizmet kalitesi çok ciddî oranda düşmektedir.

115

Yine, insan kaynaklarımızın sayısal yetersizliği dışında, özellikle personelin ülke geneline yayılmasındaki dengesizlikler, sağlık sektöründeki önemli problemlerimizden bir tanesini oluşturmaktadır.

Değerli milletvekilleri, yine, özellikle sağlık kayıtlarımızın birçok yerde poliklinik defteri düzeyinde kalması, hastanelerde tutulan düzensiz dosyaların da arşivlerde kaybolması sonucunda, ayrıca, bulunan dosyaların da içeriğini anlamanın çok mümkün olmaması sonucunda, sağlık kayıtlarının bütüncül bir durum arz etmediği ortadadır.

Değerli milletvekilleri, özetle, bugünkü haline baktığımızda, ülkemizde sağlık sektörünün, özellikle birinci basamak sağlık hizmetlerinin son derece dağınık olduğunu, sağlıkocaklarımızın, ana ve çocuk sağlığı merkezlerimizin, verem savaş dispanserleri, kurum hekimlikleri, SSK dispanserleri, SSK'nın sağlık istasyonları ve benzeri şekillerde sağlık hizmetleri vermeye çalıştıklarını görmekteyiz.

Bu dağınıklık içinde mevcut duruma bakıldığında ise altyapının, personel motivasyon ve kayıt sistemlerinin, yine, yetersizliği gözümüze çarpmaktadır.

Sağlıkocaklarımız, âdeta bir sevk ya da reçete yazdırma kurumu haline dönüşmüş, ne yazık ki, tüm iyileştirme çalışmalarına rağmen, halkımız tarafından tercih edilmeyen kurumlar haline düşmüştür. Elimizdeki istatistikler, hastaların yüzde 50'den fazlasının doğrudan hastanelere gitmekte olduğunu bize göstermektedir.

Yine, önemli bir nokta da, ülkemizdeki bireyler, koruyucu sağlık alanında kendilerine rehberlik edecek ve tedavilerini üstlenecek hekimleri seçme özgürlüğüne sahip değillerdir. Halbuki, gelişmiş ülkelerin tamamında, hastalar, kendi iradeleriyle, özgürce hekimlerini seçebilmektedirler.

Özetle, ortaya çıkan bu tablonun, aile hekimliğiyle birlikte, kısmen nasıl düzelebileceğini ve aile hekimliğinin bu konuda bize nasıl yardımcı olabileceğini size tekrar anlatmak istiyorum.

Avrupa Birliğinin tamamına yakınında ve bunun dışında da pek çok gelişmiş ülkede var olan aile hekimliğinin temel amacı, birinci basamakta tedavi edilebilecek olan büyük bir hasta grubunun, ikinci basamak ve kurumlarına gitmeden tanı ve tedavilerinin daha hızlı ve süratli yapılması, zaman ve işgücü kaybının önlenmesi ve eğitim hastanelerinin birinci basamak tedavi yükünün azaltılarak asıl işlevlerine dönmesini temin etmektir.

Değerli arkadaşlar, son derece önemli ve gerekli olduğunu düşündüğümüz ve uygulandığı ülkelerdeki büyük başarılarla, aile hekimliğinin dünyadaki gelişmesine baktığımız zaman, özellikle geçen yüzyılın ikinci yarısından itibaren, İngiltere, Almanya, Batı Avrupa ülkeleri gibi bütün gelişmiş ülkelerde, Amerika Birleşik Devletlerinde, Kanada'da ve Japonya'da, hatta gelişmekte olan bazı ülkelerde birinci basamak sağlık hizmetlerinin bu hekim tipiyle yürütüldüğünü görmekteyiz.

Yine, Dünya Sağlık Örgütüne göre, önümüzdeki yıllarda, aile hekimliğinin, birinci basamak sağlık hizmetlerinin yürütülmesinde ve kaynakların optimum bir şekilde kullanılmasında çok önemli rol oynayacağı özellikle vurgulanmaktadır.

Ülkemiz de, aile hekimliğine çok yabancı değildir aslında. 1983 yılında aile hekimliği, Tababet Uzmanlık Tüzüğünde yer almıştır. 1994 yılında, ilk olarak, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı kurulmuştur. 1985 yılından itibaren de Ankara, İstanbul ve İzmir'de eğitim veren hastanelerimizde aile hekimliği uzmanları yetiştirilmeye başlanmıştır. Halen, ülkemizde, üniversite tıp fakültelerimizin 30 kadarında, aile hekimliği uzmanlık eğitimi verilmektedir. Şu anda, ülkemizde, 1 200 civarında aile hekimi uzmanı bulunmakta ve acilen ihtiyacımız olabilecek aile hekimliğine geçişte ise bu rakam ihtiyacı karşılamakta, belki pratisyen hekimler kısa süreli uyum ve eğitim sistemine alınarak, daha sonra part-time eğitimlerle, bu arkadaşların aile hekimliği uzmanlığına doğru geçmesi de temin edilmeye çalışılacaktır.

Sayın milletvekilleri, getirmiş olduğumuz Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun Tasarısının kanunlaşmasıyla, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de aile hekimliği uygulaması başlayacaktır.

Aile hekimi, hastalık ve sağlık hakkındaki düşüncelerine, fiziksel, psikolojik ve sosyal faktörleri de dahil eden, kendisine getirilen tüm sağlık problemleri için bir ilk değerlendirme yapan, kronik, tekrarlayıcı ya da terminal dönem hastalığı olan hastanın devamlı tedavisini üstlenen, hastasıyla uzun süreli bağlantı kurarak hastalığı hakkında meslekî açıdan kullanabileceği verileri toplayan, diğer medikal ve medikal olmayan branşlarla ortak çalışan hekimdir.

Aile hekimi, anne karnındaki fetustan en yaşlı bireyine kadar bütün aile fertlerinin sağlığından, ailenin sağlıkla ilgili sorunlarından ve hastalıklarından sorumludur. Sağlıklı bir toplumu oluşturacak en küçük toplumsal birimi, yani, aile fertlerini koruyucu, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmeti sunar. Bireyin sağlıkla ilgili tüm sorunlarını ele alırken, fiziksel, psikolojik ve sosyal faktörleri bir bütün halinde değerlendirerek çözüme ulaştırır. Kişinin yaşadığı ortamı, aile ilişkilerini ve mevcut sorunlarının geçmişini bilir. Hizmet sunduğu toplumu her yönüyle tanır, aile, çevre ve iş ilişkilerini değerlendirir.

Aile hekimliği sistemini kurmuş olan Batı ülkelerinin tamamında, bir aile hekiminin hastayla olan ilişkisinin ortalama süresi on oniki yıl arasında değişmektedir. Bu da, aile hekimi ile aile arasındaki ilişkilerin, hangi ölçüde sıcak, yakın ve sağlıklı kurulabildiğine bağlıdır, ayrıca göstergesidir.

116

Aile hekimliği, ilk basamak tedavi hizmetlerini sürekli, etkin ve kaliteli biçimde vererek, gerek toplumun sağlıkla ilgili problemlerinin ve gerekse sağlık sektörünün içinde bulunduğu ikinci ve üçüncü basamak tedavi hizmeti veren kuruluşlara aşırı yüklenme ve benzeri problemlerin çözümünde büyük faydalar sağlayacaktır.

Gelişmiş bütün ülkelerde birinci basamak sağlık hizmetlerini sunan aile hekimleri, toplam hasta yükünün, yaklaşık yüzde 85'ini çekmektedirler. Böylece, hastalar her konuda hastaneye gitmediğinden, hastane kuyrukları ve aşırı yığılma engellenmekte ve hastaneler gerçek işlevlerini yerine getirebilmektedirler.

Ayrıca, yine aile hekimi, hastayı, daha ileri bir merkeze ya da başka bir dal uzmanına sevk etmesi gerektiğinde, onun, en doğru bilgilerle en doğru merkeze gitmesini sağlayarak, yüksek maliyetli ikinci basamak sağlık hizmetlerinin daha etkin biçimde kullanılmasını sağlamaktadır.

Aile hekimi kayıtları, sağlıkla ilgili araştırmalarda çok değerli bir veri kaynağıdır. Kişinin sağlık kayıtlarının bulunması, eksiksiz bir koruyucu hekimlik uygulaması için zorunludur. Bu kayıtlar, toplumun sağlığının değerlendirilmesi için gerekli olan istatistikî bilgilerin elde edilebileceği en önemli kaynaktır.

Özetle, aile hekimliği, hizmeti, toplumun belirli kesimleriyle sınırlı olmadan, yaş, cins, sosyal sınıf, ırk ve din farkı gözetmeksizin herkes için uygulayan bir kurumdur. Aile hekimliği hizmetine kolay ulaşılabilir -bu ulaşılabilirlik, hem bölgesel hem kültürel anlamdadır- aile hekimliği bütünleştiricidir; aile hekimliği süreklidir; aile hekimliği bir ekip çalışmasını gerektirir; aile hekimliği, toplumun, hem fiziksel hem psikolojik hem sosyal yönleriyle danışmanlığı görevini üstlenir; aile hekimliği insan merkezlidir. Aile hekimi ile hastası arkasında yakın, sıcak ve güvene dayalı bir ilişki kurulur.Aile hekimi, hastanın, diğer sağlık hizmeti sunan birimlerle arasında hem bir köprüdür, hem hastanın savunucusudur hem de danışmanıdır.

Değerli milletvekilleri, dünyada ve Türkiye'de, aile hekimliğinin gelişimini ve görevlerini çok kısa bir şekilde özetledikten sonra, pek çok Avrupa Birliği ülkesinde -neredeyse tamamında- aile hekimliği sistemi uygulamalarının ve sağlık politikalarının büyük başarılarla yürütüldüğünü bilmekteyiz; bu, dünyanın bir gerçeğidir. Bugüne kadar çeşitli girişimler olsa da, ülkemizde aile hekimliği uygulaması başlayamamıştır. "Neden başlatılamadı" sorusunun cevabını sizlere bırakıyorum.

Hepinizin bildiği gibi, iktidarımız, sağlıkta yaşanan büyük problemlerin giderilmesi amacıyla cesur bir adım atmış ve büyük bir değişim süreci başlatarak, sağlıkta dönüşüm kapsamında, aile hekimliğiyle, birinci basamak sağlık hizmetlerine çağdaş bir yaklaşım getirmeyi planlamıştır. Aile hekimliği pilot uygulamasının başlaması, aslında, sağlıkta dönüşümün sadece bir ayağını oluşturmaktadır. Bu proje çerçevesinde güçlendirilmiş temel sağlık hizmetleri, herkesi tek çatı altında toplayan genel sağlık sigortası, sağlıklı bilgi sistemi, tanı ve tedavi kurumlarının tek elden yönetimi ve teşkilat yapısının yenilenmesi şeklinde genel politikalarla, sağlık hizmetlerinde büyük bir yapısal değişim ve çağdaş anlayışın benimsenmesini amaçlıyoruz.

Aile hekimliği sisteminin yürümesinde sıkıntılar olmaması için, çevresinde oluşturulacak politikalar da son derece önem taşımaktadır. Hükümetimiz bu projeye bir bütün olarak bakmakta ve her bir ayağının en kısa zamanda realize edilebilmesi için gerekli çalışmaları yapmaktadır.

Sayın milletvekilleri, özetle, Avrupa Birliği ülkelerinin tamamına yakınının uygulayarak sağlıkla ilgili problemlerin büyük ölçüde ortadan kalktığı bu çağdaş yaklaşımla, ülkemizin sağlık sorunlarının çözümü konusunda çok önemli adımlar atacağımıza inancım tamdır. İlgili çalışmalarımız konusunda maruz kaldığımız eleştirilerden rahatsız olmuyoruz. Tam tersine, bunlardan istifade ederek, varsa yanlışlarımızı düzeltme noktasında işbirliğine açık olduğumuzu da buradan ifade etmek istiyoruz. Biz, hata yapmayalım diye, var olan, ama, iflas etmiş, maliyeti yüksek, halkı canından bezdiren uygulamalara devam edemeyiz. Sağlık politikalarında köklü bir değişim gereklidir ve her alanda olduğu gibi bu alanda da değişimi gerçekleştirecek parti AK Partidir. Biz bir başlangıç yapıyoruz. Hedefimiz, başlatılacak pilot uygulamayla aile hekimliğinin uygulamasında çıkabilecek aksaklık ve sorunları gidermektir. Aksaklıklar yaşanacağı konusunda duyulan endişelere verilecek cevap, pilot bölge uygulamasının bir laboratuvar olduğudur. Unutulmamalıdır ki, tüm yeni adımlar belirli endişelerle karşılanır. Oysa, değişimler, risk alabilmeyi ve kararlı olmayı gerektirir. Bizim partimiz, risk almayı bilen, ülkesini seven insanlardan oluşan, hizmet etmekten başka bir amacı olmayan ve yeniliklere, gelecek eleştirilere karşı da açık olan bir partidir. Aile hekimliği çerçevesinde bir geçiş dönemi yaşayacağımız açıktır; ancak, bu geçiş döneminin çabuk aşılması ve aksaklıkların giderilmesi için başlatılacak pilot uygulama önemli bir adımdır.

Bir hekim olarak, gelecek yıllarda ülkemizdeki sağlık sisteminin başarısı ve sağlıklı nesiller adına bu projenin çok büyük bir önem taşıdığına olan inancımla, hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Ayalan.

Şahsı adına söz isteği var.

Balıkesir Milletvekili Sayın Turhan Çömez; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun Tasarısıyla ilgili şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

117

Günümüzde, bir ülkenin gelişmişliğini değerlendirmek için, kişi başına düşen millî gelir ve dağılımı, sanayileşme ve istihdam, altyapı, temel mal ve hizmetlerdeki tüketim düzeyi kriterleri yeterli kabul edilmemekte, eğitim ve sağlıkta geldiği nokta da dikkate alınmaktadır. Tüm kriterlerin yanında, bir ülkenin gelişmiş sayılabilmesi için, eğitim ve sağlıkla ilgili sorunlarını da çözmüş olması gerekmektedir. Ülkemizde, gelmiş geçmiş tüm siyasî iktidarlar sağlığın önemini hep vurgulamış, çözümler vaat etmiş; ama, ne yazık ki, günübirlik politikaların ötesine taşınamayan anlayışlar nedeniyle sağlık hizmetleri arzu edilen kaliteye ulaşamamıştır. Maalesef, son döneme kadar sağlıkta bir ulusal politika oluşturulamamış, ülkenin ihtiyaçlarına göre gelecek perspektifler hesap edilip planlamalar yapılamamıştır.

Sağlık hizmetlerinde aslolan, ucuz, kaliteli, zamanında verilebilir olması ve herkesin ulaşabilir olmasıdır. Son döneme kadar uygulanan aşırı merkeziyetçi politikalar, vizyonsuz yaklaşımlar ve partizanca tutumlar nedeniyle, Sağlık Bakanlığı, ulusal bir sağlık politikası ortaya koyamamış, adımlarını gelecek on yılların hesabını yaparak atamamıştır. Sistemin öncelikleri ortaya konulamadığı için planlamalar doğru yapılamamış, kaynakların verimli kullanımı sağlanamamıştır. Pek çok alanda olduğu gibi sağlık sektörü de varlık içinde yoklukta yaşamaya mahkûm edilmiş, yetersiz kullanımlar ve yüksek maliyetler ortaya çıkmıştır. Artık bu plansızlıklar dönemi geride kalmıştır. Hükümetimiz, Türk insanının kaliteli, ekonomik ve konforlu bir sağlık hizmeti alabilmesi için pek çok karar almış, sağlık hizmetlerindeki eşitsizliklerin önüne geçmek ve herkesin kolaylıkla ulaştığı bir sistem oluşturabilmek için ciddî çalışmalar yapmıştır. Sağlık Bakanlığımızın Sağlıkta Dönüşüm Projesi bu noktada başarıyla yürütülmektedir.

Değerli milletvekilleri, bugün hepimizi yakından ilgilendiren hastane kuyruklarının en temel nedeni sağlık hizmetlerinin olması gereken basamaklarda verilemeyişidir. Birinci basamak sağlık hizmetlerindeki örgütlenme modelimiz pek çok nedenle artık işleyemez hale gelmiştir. Hastayı ilk gören hekimden itibaren işleyen mekanizmada yaşanan pek çok aksaklık sistemi tıkamakta, sonuç olarak da, işgücünün, ekipman ve yatağın yetersiz kullanımı ortaya çıkmaktadır. Bu da uzayıp giden hastane kuyruklarına ve hasta memnuniyetsizliğine neden olmaktadır.

Peki, aile hekimliği sistemi nedir; aile hekimliği, aile fertlerinin ikametinin yakınlarında bulunan, her an kolaylıkla ulaşılabilen ilk başvuracakları hekimlik uygulamasıdır. Bu görevi yapacak olan meslektaşlarım, koruyucu hekimlik yanında, ayaktan tanı ve tedaviyi de üstlenecekler, yeri geldiğinde aile bireylerine danışmanlık ve yeri geldiğinde de eğitim hizmeti verecekler; ailenin tüm bireylerine, anne karnındakinden en yaşlısına kadar bakacaklar. Çok basit bir ifadeyle tarifi bu.

Dünyanın pek çok ülkesi bu sistemi kendi koşullarına göre şekillendiriyor. Buna, toplum hekimi, ev doktoru, genel pratisyen diyenler de var. Kavramların ne olduğu değil, ne ifade ettiği önemli. Şüphesiz, bizim ülkemizde de modifikasyonlar yapılacak, şartlara göre revizyonlar yapılacak ve en sağlıklı işleyen yapı zaman içerisinde uygulanacaktır. Zaten bu amaçla pilot uygulama gündeme alınmış ve bir Türkiye modeli hedeflenmiştir. Zaman içerisinde tüm illere yayıldığında mobil hizmetler devreye girecek ve en ücra dağ köyündeki vatandaşımızın da ayağına sağlık hizmeti gidecektir.

Sistem, kaliteli bir sağlık hizmeti sunmanın yanında, hekimler arasında rekabet anlayışını da ortaya koyacaktır. Hasta, hekiminden memnun değilse değiştirecek, bu da hekim arkadaşlarımızın daha dikkatli ve özverili olmasını teşvik edecektir. Tüm yönlerini bildiği hastalarını uzun süreli izleyen doktorlarımız daha kolay değerlendirmeler yapacak ve bu da beraberinde rasyonel ilaç kullanımını getirecektir; yani, daha az ilaç kullanımıyla daha fazla fayda sağlanacaktır. Tedavi maliyetleri de bu şekilde azalacaktır.

Bugün birinci basamakta çözülmesi gereken pek çok sorun, ne yazık ki ileri hizmet veren hastanelerimize taşınmakta, oralardaki birikim de asıl verilmesi gereken hizmetleri engellemektedir. Artık pek çok problem aile hekimliğinde çözülecek ve bu sayede hastane kuyrukları azalacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hastanelerin ortak kullanımıyla ilgili atılan adımdan hepimiz memnunuz. Sağlık Bakanlığı hastanelerinin SSK'lı hastalara açılmasıyla, şu ana kadar 25 000 000 SSK'lı vatandaşımız buralardan hizmet almış oldu. Peki, açılmasaydı ne olacaktı; SSK hastanelerinde 25 000 000 daha fazla vatandaşımız olacaktı ve hiç gereği olmayan yığılmalar yaşanacaktı. Yalın bir mantıkla değerlendirmesi bu.

Şüphesiz, uzun yıllar alışılmış bir sistemde değişiklik yapmak ve kronikleşmiş sorunları kısa sürede halletmek kolay olmayacak; ancak, kararlı olunursa, planlı olunursa ve neyin ne zaman, nasıl yapılacağı iyi bilinirse, kuşkusuz, başarıyı yakalamak mümkün olacaktır.

Türkiye, bundan sonra, kaynaklarını en doğru nasıl kullanacaksa, en ekonomik nasıl kullanacaksa, ona uygun politikalar üretecektir. SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devri son derece yararlı ve doğru bir adımdır. Bunun yararlarını anlatarak huzurlarınızı meşgul etmek istemiyorum; ama, diğer kurumlara ait sağlık tesislerinin de ortak kullanımının ne kadar önemli olduğunu söylemeden de geçemeyeceğim.

Bugün, TEDAŞ Genel Müdürlüğü, 500 000 dolarlık tomografi cihazını kurumunun bünyesinde çalıştırma gayretinde ve Numune Hastanesinde aylık 600 tomografi çeken bu aletle, burada, maalesef, ayda 25 tomografi çekiliyor. Bu ben yaptım oldu anlayışlarına artık son verme zamanıdır; doğru olanı, ekonomik olanı ve yararlı olanı uygulama zamanıdır.

118

Değerli arkadaşlarım, hastanelerin ortak kullanımından bahsederken, askerî hastanelerden de yararlanma gereğine değinmek istiyorum. Askerî hastaneler, dünyanın değişik ülkelerinde değişik uygulama yöntemleriyle çalışır. Bazıları sivillere kapalı, bazıları ise açıktır. Ülkemizde ise, bu hastanelerimiz, sınırlı sayıda sivil kullanımına açıktır. Bu hastanelerimizin, GATA Kanununda yapılacak bir değişiklikle, daha geniş manada sivil hizmete sunulmasının gereğine inanıyorum. Bu, hem askerî hastanelerin zaman içerisindeki artık ve atıl hizmet kapasitelerini değerlendirmek hem de sivil hastanelerdeki kuyrukları azaltmak için yararlı olacaktır. Bu sayede, ayrıca, askerî hastanelere dönersermaye katkısı da sağlanmış olacaktır. Taksim İlkyardım Hastanesi veya Şişli Etfal Hastanesi koridorları hastayla doluyken Gümüşsuyu Askerî Hastanesinden yararlanmamak çok doğru bir yaklaşım olmasa gerek.

Değerli milletvekilleri, sağlık harcamalarının önemli bir kısmı ilaç ve malzemeler için yapılmaktadır. Tahminlere göre, yılda, ilaç için harcadığımız para 4 500 000 000 dolar, tıbbî malzeme, sarf malzemesi ve ekipmanlar için harcanan para ise 2 500 000 000 dolar civarındadır. Yerli ilaç sanayii halen yüzde 55 kapasiteyle çalışmaktadır ve önümüzdeki dönemde, veri korumayla ilgili yaptırımlar nedeniyle, zor günler yaşayacağı tahmin edilmektedir. Yerli ilaç sanayii stratejik bir alan kabul edilmeli ve mutlaka desteklenmelidir.

Türkiye, ne yazık ki, tıbbî malzeme ve ekipmanların üretimi konusunda oldukça geri bırakılmış bir ülkedir. Biz, bugün, hâlâ ameliyatlarda kullandığımız makasları Pakistan'dan, enjektörleri Hindistan'dan alıyorsak, ileri teknoloji cihazlarını yapamıyorsak, bu durumdan alarme olmalıyız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Çömez, açıyorum mikrofonu; lütfen, konuşmanızı tamamlayın.

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bütçeden bu yıl TÜBİTAK'a ayrılan payda ciddî artışlar öneriliyor. TÜBİTAK tıp teknolojisi için özel çalışmalar yapmalı ve yerli üreticilere ar-ge destekleri sağlamalıdır.

HALUK KOÇ (Samsun) - Bunların hepsi Samsun'da yapılıyor.

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Ben onları çok iyi biliyorum ve kullandım Sayın Koç. Türkiye'de 170 tane sağlık kuruluşu var üretim yapan; ama, 19 000 tane de ithalatçı firma var. Onları ayrıca tartışırım sizinle.

HALUK KOÇ (Samsun) - Samsun'daki sanayii desteklemek lazım.

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bu ülkenin sağlık sistemini rehabilite etmek, daha sağlıklı ve mutlu bir Türkiye için çalışmak hepimizin ortak sorumluluğudur. Bunun için sağduyuya, çalışmaya, paylaşmaya, dünya gerçeklerine ve bilimsel verilere göre hareket etmeye mecburuz. Siyaset yaparken, bu gerçekleri hiçbir zaman gözardı etmemeliyiz. Biz bunları gözardı etsek de, arşivler ve kamuoyu asla gözardı etmiyor.

Sağlık politikası oluşturmak ne kadar doğru ve gerekliyse, sağlığa politikayı sokmak da, o kadar yanlıştır. Bakınız, komisyonumuzda, Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun Tasarısı görüşülürken, Anamuhalefet Partisinden bir milletvekili arkadaşım aynen şu ifadeyi kullandı, Meclis Tutanak Müdürlüğümüzden aldığım notları okuyorum: "Pratisyen hekim olarak kalan arkadaşlar olarak söyleyeyim. Ben uzunca yıllar serbest muayenehane hekimliği yapan bir pratisyen hekimim. Yani, aile hekimliğini, kendi yaşamımda, yasası olmadan; ama, koruyucu hekimlik tarafıyla çok fazla iştigal etmeden, daha çok tedavi edici hekimlik yönüyle uğraşan bir arkadaşınızım ve o hekimliği yaptığım dönemlerde de, böyle bir yapısal düzenlemenin, pratisyen hekimlere tedavi edici hizmetler verme sorumluluğunu da getiren bir yapısal düzenlemenin Türkiye için ne kadar yararlı olacağını, o dönemlerde hep düşünmüşümdür. İnşallah, hayırlı, uğurlu olur. Ben, güzel olacağını sanıyorum. Akıllıca uygulanırsa, düşünülerek uygulanırsa, aile hekimliğinin Türkiye'deki sağlık sorunlarının çözümünde önemli katkılar getireceğini sanıyorum." Bu, çok değerli bir CHP'li milletvekili arkadaşımın komisyondaki ifadesi; yani, aile hekimliğini savunan ifadesi.

İki gün sonra, bakıyorsunuz, aynı arkadaşımız, Meclisin önünde bir basın açıklamasına katılıyor ve aile hekimliği sisteminin ne kadar işe yaramaz olduğundan bahsediyor. Bu çelişkiyi anlamakta zorlanıyoruz.

Aslına bakarsanız, arşivleri incelediğimiz zaman, bu türden çelişkili yaklaşım tarzının CHP için neredeyse bir gelenek halini aldığını görüyoruz. Bakınız, CHP'nin seçim bildirgesinde hangi ifade var: "Birinci basamak sağlık hizmetlerini etkinleştirerek, sevk zincirine işlerlik kazandıracağız. İkinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerinde yığılmaları, kuyrukları ve sıkıntıları ortadan kaldıracağız." Yani, bugün konuştuğumuz yasanın anateması ortaya konulmuş.

Aynı bildirgeyi hazırlamak amacıyla oluşturulan komisyonda, 13 Ağustos 2002 tarihinde, Sayın Baykal, bakınız ne demiş: "İlk yapılması gereken iş, SSK'yı hastanecilikten çıkarmaktır. Bunu cesaretle söylemeliyiz. Bu, Türkiye'nin meselesidir ve bunu çözmek bize düşecek. SSK, hastane kuracak, işletecek; olacak iş mi?! Hastaneler, SSK Yönetim Kurulunun kumandasından çıkarılacak."

Bu ifadeler, Sayın Baykal'a ait ve hükümetimizin aldığı SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devredilmesi kararıyla da tamamen örtüşen bir yaklaşım biçimi...

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Mülkiyetinden söz etmiyoruz Sayın Çömez.

119

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - İzlerseniz, gerisini getiriyorum Sayın Neşşar.

...fakat, Sayın Baykal, geçenlerde, partisinin grup toplantısında, SSK hastanelerinin devriyle ilgili kararı, ilkel, çocukça ve aldatmaya dayalı olarak değerlendiriyor ve bu devrin, sağlık sisteminde iyileşmeye yol açmayacağını söylüyor. Ben, bunun takdirini yüce millete bırakıyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, 21 inci Asrın en temel ahlakî sorumluluklarından biri, sağlık alanında yaşanan eşitsizliklerle mücadele etmek olacaktır...

BAŞKAN - Sayın Çömez, lütfen, tamamlayın efendim.

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.

...ve inanıyorum ki, ulaşılabilir ve kaliteli bir sağlık hizmeti, 21 inci Asırda, en temel insan hakkı olacaktır. Bu anlamda, Meclisimizin bugün hayırlı bir karara imza atacağına inanıyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Çömez.

Şahsı adına ikinci söz isteği, Samsun Milletvekili Sayın Haluk Koç'a aittir.

Buyurun Sayın Koç.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarının tümü üzerinde, şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, oldukça önemli bir kanun tasarısı; pilot uygulama adı altında geçiyor; ama, sağlık sisteminin, sağlık politikasının felsefesinin tartışılması gereken bir yasa tasarısı. Şimdi, ben, sayın arkadaşımın dile getirdiği birtakım sözlere tabiî ki yanıt vereceğim; oradaki çarpıtmaları tabiî ki açıklayacağım; ama, öncelikle, şunu koymak istiyorum: Siz, ne yapmak istiyorsunuz; daha doğrusu, Sağlıkta Dönüşüm Programı adı altında, bir genel, parçaları olan bir bütünü oluşturmaya çalışıyorsunuz. O parçaların en önemlilerden bir tanesi, bu aile hekimliği uygulaması ve onun dayandığı genel sağlık sigortası uygulaması olacak.

Tabiî, konunun felsefe boyutuna yaklaşacak olursak, olayı iki şekilde almak lazım. Sağlıkta temel tercihiniz nedir? Sağlıkta temel tercihiniz, sağlık hizmetlerinin bir sosyal devlet kavramı içerisinde, hele de Türkiye gibi bir ülkede, hele de Türkiye gibi çok çarpık gelir dağılımının olduğu bir ülkede, hele de Türkiye'nin bütün coğrafyasını düşünecek olursanız -burada, birçok milletvekilinin yarasına herhalde tuz basıyorum- hizmet dağılım farklılıklarının derin uçurumlar içerdiği bir Türkiye'de, siz, nasıl bir sağlık politikası tercihi yapıyorsunuz? Yani, bugün, dünyada egemen olan, her alanın kâr amacıyla kullanılabileceği bir düşüncenin uzantısı olan bir sağlık politikası mı uygulamak istiyorsunuz, yoksa, sayın milletvekili arkadaşımın söylediği gibi, ama, savunduğunuz politikaya uymayan bir sloganla, gerçekten eşit, ulaşılabilir, nitelikli ve halkının vergilerini ödediği bütçesiyle karşılanan sağlık giderlerinin oluşturduğu bir sağlık politikası mı? Yani, sosyal devletten yana mısınız, yoksa, neoliberal yaklaşımlardan yana mısınız? Temel tercih ne bu felsefede?

Değerli arkadaşlarım, bakın, şimdi, konu sağlık. Sağlık, çok önemli bir konu. Sağlık deyince, isterseniz, sağlığın hizmet tanımına bakalım. Ben, ekonomi tanımını şu şekilde yapıyorum ki, bunu genelde ekonomistler de bu şekilde yapıyorlar, benim onlardan alıntımdır bu: "Ekonomi bilimi, eldeki dar kaynaklarla, her zaman sınırsız olan ihtiyaçları karşılamanın en uygun yol ve yöntemlerini bulma sanatıdır." Ekonomi budur. Hele Türkiye gibi bir ülkede, her zaman ihtiyaçlar çok, her zaman kaynaklar kıt. Bunun en uygununu bulma sanatı... Sağlıkta ise bu, sağlık ekonomisi olarak adlandırılıyor. Bunu neye dayandıracaksınız? Bu, finansmanı bakımından son derece önemli; çünkü, bu temel tercihi belirleyecek açılım burada yatıyor.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bakacak olursanız, ben bazı örnekler vereceğim size ve daha sonra arkadaşımın sözlerine de...

Ona tam 4 dakika 38 saniye fazla konuşma süresi vermişsiniz Sayın Başkan, o hakkı herhalde kullanırım.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Şimdi olmaz Sayın Başkan, daha sonra...

HALUK KOÇ (Devamla) - Peki.

Değerli arkadaşlarım, bakın, sağlık hizmeti niye devletin üzerinden atmaması gereken bir yük halinde ele alınmamalıdır, onu açıklamak istiyorum size. Sağlık hizmeti tüketimi tamamen rastlantısaldır. Yani, kime, nerede, ne zaman, ne ölçüde gerekeceğini önceden kestirmek imkânsızdır -aranızda hekim olan arkadaşlarım var- bu yüzden, büyük ölçüde kamunun girişimini gerektirir. Örnek vereyim -bunu daha önce de söylemiştim- yarın görevli olduğunuz hastanenin acil servisine 13 tane kolera olgusu gelecek. Yani, bu öngörü ne şekilde tutar, ne kadar tutar; tutmayabilir; ama, kamu, yani devlet, bunun olabileceğine göre hazırlıklarını yapar, organizasyonunu kurar ve bu konuda finansmanını sağlar; gelir ya da gelmez; o, rastlantısal hizmet anlayışını bırakmaz hiçbir zaman.

Şimdi, baktığınız zaman, bu işin felsefesinin devamında, o pazılın parçalı oyuncakların parçalarını tamamladığınızda, finansman modeliyle de sağlık hizmeti sunumunu birleştirdiğinizde, aile hekimliğini, Türkiye gerçeklerine pek uymayan, sıkıntılarını, daha sonra tasarının görüşülmesi sırasında dile getireceğimiz genel sağlık sigortası uygulamasını da insanlardan ek bir

120

sağlık vergisi alarak -onun aktuaryel hesabını da yapabiliriz sizinle Türkiye gerçeğinde- uygulamaya soktuğunuzda, bu 13 kolera olgusunu... Hiçbir zaman, maddî beklentisi olan ve sağlığı bir ticaret aracı olarak gören anlayış, bunun hazırlığını yapmaz değerli arkadaşlar; bir tanesi bu.

Bakın, sağlık hizmetlerinin yerine başka bir hizmet koyamazsınız. Başka alanlarda hizmet değişimi yapabilirsiniz; ama, sağlık alanında verilecek hizmetin yerine hiçbir zaman başka bir hizmet koyamazsınız. Örnek veriyorum: Getirdiğiniz sistemde ikinci kademeye gitti, oradan üçüncü kademeye gitti; yani, uzmanlık gerektiren bir hastalık var. Hasta, hiçbir zaman hekimiyle şu pazarlığı yapamaz: Doktor bey, doktor hanım, benim açık kalp ameliyatı olmam gerekiyor; fakat, bu, ekonomik olarak oldukça yüklü, siz, bunun yerine, bana apandisit ameliyatı yapın isterseniz. Böyle bir mantık sağlıkta geçerli mi; mümkün değil. O zaman, yerine başka bir hizmet konulamayacağı gerçeğini kabul etmek zorundayız, ikinci temel olgu bu.

Üçüncüsü, sağlık hizmetleri ertelenemez. Bazı ihtiyaçlarınızı erteleyebilirsiniz, çok önemli bazı devlet ihtiyaçları da ertelenebilir; ama, bir toplumun sağlık ihtiyacı hiçbir zaman ertelenemez. Kamusal özelliğini anlatmaya çalışıyorum, son derece önemli. Anadolu'da zor koşullarda hekimlik yapan arkadaşlarım ya da Ankara'ya gelen hastalarının peşinde hastane hastane koşan milletvekilleri bunu çok iyi anlayacaklardır.

Değerli arkadaşlarım, neden ertelenemez? Lösemili çocukları üç ay sonra tedavi edelim, ödeneğimiz bitti... Sağlıkta bunu söyleyemezsiniz, böyle bir şey yok, ne gerekiyorsa o, anında yapılacaktır, sağlık hizmeti ertelenemez bir hizmettir.

Değerli arkadaşlarım, boyutunu ve kapsamını hizmeti kullanan değil, mutlaka sağlık çalışanı ve hekim saptar; yani, yine, isterseniz bir doktor benzetmesiyle yapalım. Bir hastanın mutlaka mide ameliyatı olması gerekiyor, midesinin tümünün çıkarılması gerekiyor diyelim. Hekimine gidip de, ya, sen bunun tümünü çıkarma, istersen midemin dörtte 3'ünü çıkar diye bir pazarlık yapamaz; yani, sağlık hizmetleri son derece farklıdır ve son derece önemlidir.

Değerli arkadaşlarım, en önemli özellik, sağlık hizmetlerinin çıktısı paraya çevrilemez. Bu çıktı, bir meta olarak hiçbir zaman kullanılamaz. Örnek vereyim: Dünya Sağlık Örgütünün sağlık açısından gelişmişlik parametrelerinden biri olan bebek ölüm hızını binde 40'tan binde 30'a indirdik; 10 puanlık düşüş kaç Türk Lirası eder diye bir hesap yapamazsınız; mümkün değil bu. Yani, sağlık hizmetlerinin diğer sunulacak hizmetlerden bir farklılığı var, bunu ortaya koymak gerekiyor. Bunun temeli de, sağlık hizmetleri ticarî alanda kullanılacak hizmetler değildir. Sağlık hizmetleri, kamusal özelliği olan hizmetlerdir; ertelenemez, rastlantısaldır, hizmetin sunumunu, boyutunu hekim saptar, sağlık çalışanı saptar. Burada, getirilmek istenen noktaya geliyorum. Şimdi, o kadar güzel sahneye konuluyor ki, uzun yıllar uygulanıyor bir sağlık sistemi, daha doğrusu mevcut olan, geçerli olan yasalar, bilinçli bir şekilde içi boşaltılarak uygulanamaz hale getiriliyor.

Lütfen değerli arkadaşlarım, hepiniz seçim bölgelerinizi bir düşünün, mutlaka, il sağlık müdürlerinize veya Sayın Sağlık Bakanına ya da sayın bürokratlara, seçim bölgelerinizdeki sağlıkocaklarına hekim atanması için, vatandaşlarınızın, seçmenlerinizin taleplerini iletmişsinizdir. Bir düşünün, Türkiye'de 6 000 sağlıkocağı var. Ben, size rakam olarak da söyleyeyim, şu anda 5 883 sağlıkocağından 787'si kapalıdır, hekimsizdir, sağlık personeli yoktur. Mevcut bir sistemin...

Bakın, alanda vatandaşlarımızın, yurttaşlarımızın eşit ulaşabileceği bir sağlık hizmeti verme ünitesi içi boşaltılarak kullanılıyor. Gelelim isterseniz Ankara Altındağ'a, gelelim isterseniz İstanbul Kadıköy'e ya da İzmir Karşıyaka'ya...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Koç, konuşmanızı tamamlar mısınız efendim.

HALUK KOÇ (Devamla) - Teşekkür ederim.

MEHMET ALİ BULUT (Kahramanmaraş) - Süreniz bitti...

HALUK KOÇ (Devamla) - Son derece önemli, bir toplumun geleceğine yön verecek yasaları görüşüyoruz ve burada muhalefet görevi olarak, yapılan yanlışlıkların altını çizmek istiyorum, sizi uyarmak istiyorum.

Siz, çoğunluğunuz var, istediğinizi geçireceksiniz, onu biliyorum; ama, bu yanlışları kendi görüşlerimizle tutanaklara geçirme görevim var Sayın Vekilim. Geciktirdiğim için özür diliyorum.

MEHMET ALİ BULUT (Kahramanmaraş) - Teşekkür ederiz, sağ olun.

HALUK KOÇ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, 11 726 sağlıkevinden 9 018'i kapalı; yani, halka hizmet vermek için kurulu sistemin bilinçli bir şekilde içi boşaltılıyor ve ondan sonra, vatandaş memnuniyetsizliği üstplana çıkarılıyor. Görüyor musunuz; bakın, bu sistemde siz hizmet alamıyorsunuz...

Peki, ben soruyorum -bu iktidarın suçu değil, onu söylüyorum- yıllardır Türkiye'de, bu hizmet çizgisini kullanmayanların, içini doldurmayanların, bu yasayı de facto uygulamayanların, bu vatandaş memnuniyetsizliğinin bugün ortaya çıkmasında sorumlulukları yok mu?

121

Peki, bunun üzerine dayanılarak, SSK hastaneleri de sonradan gelecek; onun hakkında da geniş açıklamalar yapacağız ve bizim söylediğimizle, şimdi hiçbir çelişkimiz olmadığını, Sayın Çömez, anlayacaksınız. SSK hastanelerine konuşmamın son 2 dakikasını ayıracağım 3 küsur dakikam var ve onu söyleyeceğim.

Şimdi, burada, bakın, bir dönüşüm yapıyorsunuz. Bu dönüşümün sonu, Kamu Yönetimi Temel Kanunu bir daha görüşülecek, Anayasa Mahkemesine gider, gitmez, şu olacak, bu olacak. Bütün parçaları eklediğinizde, siz, sağlık hizmetini, artık, aile hekimliği birinci kademede ücretsizdir; fakat, ondan sonra, aile hekimleri, Maliye Bakanlığına ait taşınmazları muayenehane olarak kiralayabilirler, işyeri olarak kiralayabilirler maddesi var kanunda; yani, temel çelişkileri de birbirinde barındırıyor.

Özeti şu: Sağlık hizmetleri, parça, parça, parça devletin üzerinden atılacaktır. Türkiye gerçeği dedim, değerli arkadaşlarım, Türkiye gerçeği dedim; hiçbir asgarî ücretli Türkiye'de aldığı 360 küsur milyon liranın yüzde 12,5'ini ek sağlık vergisi olarak veremez. Değerli arkadaşlarım, veremez. Minimum, en az sağlık hizmeti alacak bir paketin kendisine sunulması, ekhizmet almak istiyorsa, başka primler ödeyerek farklı paketlerden yararlanması gündeme gelecek.

Özet; paran kadar sağlık noktasına gidiyorsunuz. Keşke, bir Danimarka olsaydık, keşke, bir Fransa olsaydık, keşke, sosyal devleti kurumsallaştırmış, vatandaşına sağlıkta, eğitimde, sosyal güvenlikte asgarî hizmeti sunabilen bir altyapıyı oluşturabilseydik! Benim eleştirilerim geçmiş döneme. Siz, dönüşüm adı altında mevcudu tam dönüştürüyorsunuz ve bu şekilde bir sıkıntılı denize doğru yelken açıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, tabiî, burada, bu benzetmeyi mazur görün. Çok taciz olayları var gazetelerde biliyorsunuz, çok kapkaç olayları var. Hep şöyle denir... Hani, fıkralarda da geçer; şeker vereceğim diye çocukları kandırırlar. Ben size çok iyi sağlık hizmeti vereceğim, ücretsiz sağlık hizmeti vereceğim diye farklı bir uygulamaya gidiyorsunuz. Sonuçta, vatandaş, kendi kaderini sağlık alanında yaşayacak bir sürece giriyor. Ben, bunları söylemek istiyorum.

4 dakika oldu. Tabiî, burada, ben, konuşmanın sonunda tekrar söz alacağım, bütün bu boyutları... Ve şunu çok merak edenler var: Siz ne düşünüyorsunuz, hep eleştiriyorsunuz... Olayın antitezini, bir sosyal sağlık politikasının nasıl olması gerektiğini de, yürürlük ve yürütme maddelerinde, 30 dakikada, Cumhuriyet Halk Partisinin görüşleri olarak anlatacağım. Sadece eleştirmek değil, karşısındaki sistemin nasıl olması gerektiği düşüncelerimizi de size yansıtacağım.

SSK hastanelerine gelince Sayın Çömez -Sayın Baykal'ın deyimini söylediniz, bizim açıklamalarımızı söylediniz- biz, SSK hastanelerinin ve diğer hizmetlerin Sağlık Bakanlığında, kamu iradesi olarak tek elde toplanmasını istiyoruz; SSK'yı gasbetmek istemiyoruz, SSK'da hukuksuzluk istemiyoruz, SSK'nın özerk yapısını bozmak istemiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Lütfen çarpıtmayın!.. Ben de, aziz milletimin bilgilerine bunları sunmak istiyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Koç.

Sayın Bakanın da söz isteği var.

Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gecenin bu ilerlemiş saatinde sizi çok fazla meşgul etmeyeceğim. Yalnız, hakikaten, tarihe not düşmek, tarihe kayıt düşmek açısından, bugünkü oturumumuz çok önemli bir oturum.

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Çok çalıştırarak sağlığımızla oynuyorsunuz!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Şimdi, bir defa, şunu net ve açık olarak ifade etmeliyim ki, Hükümetimiz, işbaşına geldiği günden bugüne kadar, sağlık konusunda yıllardır yapılamayanları yapmaya başlamıştır. Çok değil, daha bundan iki yıl önce, bu ülkenin acil servislerine giden insanlar, parası yok diye, sosyal güvencesi yok diye o acil servislerden geri çevrilebiliyordu. Ben, çocuk hekimi olarak görev yaptım uzun yıllar boyunca. Hayatını kaybetmiş çocukların cenazelerinin hastane morglarında uzun süre rehin olarak bekletildiğini çok iyi biliyorum. Ambulanslardan para alındığı zamanlar da çok geride bir zamanı ifade etmiyor; ama, bugün, artık, ülkemizde bunların hiçbiri yaşanmıyor.

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Sayın Bakanım, anlattığın Türkiye mi?!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Eğer bunlar tek tük yaşanıyorsa, bütün bunların üzerine gerektiği biçimde giden bir yönetim var, gerektiği biçimde giden bir hükümet var.

Bütün uygulamalar, bu işle ilgili yönetmelikler, Bakanlar Kurulu kararları, genelgeler, tamamen, biraz önce ifade ettiğim olumsuzlukları gidermek üzere şu anda yürürlükte. Tabiî ki, yılların alışkanlıklarını, kültürünü bir iki sene içerisinde tamamen yok edemezsiniz; ama, bu hususta biz kararlıyız. Artık, bu ülkede, insanlar, sağlık hizmeti almak için devletin kapısına gelip, oradan başka adreslere yönelmek zorunda kalmayacaklardır.

Şimdi, burada, böyle sloganlarla konuşup, meseleyi biraz da vatandaşın gözünden kaçırmak için, sanki biz sağlığı ticarî bir meta haline getireceğiz, sanki AK Parti Hükümeti sağlığı piyasalaştıracak gibi takdim etmek, hakikaten, çok yanlıştır.

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Pratik öyle.

122

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Aslında, ülkemizde, on yıllar boyunca uygulanan politikalar, sağlığı biraz da piyasalaştırmış durumdadır. Eğer, siz, bir hastane kapısına gider ve o hastane kapısından hizmet alamazsanız, bir muayenehaneye yönelmek zorunda kalırsınız. Eğer, siz, bir hastaneye müracaat etmek için, randevu almak için telefon numarasını çevirip, oradan randevu alamazsanız, yine muayenehanelerin kapısına gitmek zorunda kalırsınız. Yıllarca bu ülkede böyle olagelmiştir; ama, artık, böyle gitmeyecek.

Bakın, ben size sadece bir ilimizden örnek veriyorum. Uygulamaya başladığımız performans katkı ödemeleriyle, bütün hekimlerimize ve sağlık çalışanlarımıza, hakkaniyetli bir biçimde, kendi emeklerinin karşılığını ödemeye başladığımız günden itibaren ülkede çok şeyler değişti. Ben, geçtiğimiz ay Şırnak, Batman ve Siirt'teydim, geçtiğimiz hafta da Erzincan, Gümüşhane ve Bayburt'taydım. Şu anda Bayburt'ta 19 uzmanımız var. Bu uzmanlardan 9'u muayenehanesini kapamış durumda. Gümüşhane'de 25 uzmanımız var ve bu 25 uzmandan 23'ü muayenehanesini kapamış durumda. Ben, bu ülkenin Sağlık Bakanı olarak, Türkiye Cumhuriyetinin Sağlık Bakanı olarak, artık, Gümüşhane'de bıçak parası bitmiştir diyebiliyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) - Şunu Yalova'da da bitirin Sayın Bakan.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Yakında Yalova'da da bitecek, yakında bütün illerimizde de bitecek.

Değerli arkadaşlarım, bütün ülkede, neredeyse yarım asra yakın bir süredir yanlış bir kültür hâkim sağlık konusunda; biz bu kültürü değiştiriyoruz, biz bir zihniyeti değiştiriyoruz, sağlıkta dönüşüm programı derken bir zihniyeti değiştiriyoruz.

Biraz önce, Cumhuriyet Halk Partisinin Grup Başkanvekili Sayın Koç, ülkede 11 000 sağlıkevinin olduğundan, bunların da şu kadarının kapalı olduğundan şu kadarının açık olduğundan bahsetti. Değerli arkadaşlarım, bu ülkede, hiçbir zaman, 11 000 sağlıkevi olmadı. Böyle, birtakım metinleri okuyarak kürsülere çıkarsanız, bu yanlışları yaparsınız. Bu ülkede inşaı yapılmış olan sağlıkevi sayısı yalnızca 6 000'dir. Onun dışındaki 5 000, 6 000 sağlıkevi yıllardır birilerinin dilinden düşürmediği sağlıkevleri sanaldır. 1961 yılındaki Sosyalizasyon Yasasıyla bu sağlıkevlerinin yapılması planlanmış; ama, binaları falan yapılmamıştır. Üstelik, bu mevcut sağlıkevlerimizin bulunduğu köylerimizin önemli bir bölümünde, bugün, çok az sayıda nüfus vardır.

O zaman, 2004 yılının kavramlarıyla konuşacaksınız. 2004 yılının kavramlarını, 1961 yılında ülkede hâkim kılınan sosyalizasyon ruhuyla buluşturacaksınız, birleştireceksiniz. Eğer, mobil sağlık hizmetlerini, gezici sağlık hizmetlerini geliştiremezseniz, bugün sosyalizasyonu gerçekleştiremezsiniz. Artık, Türkiye, 1960'lı yılların Türkiyesi değil. 17 yaşında bir ebeyi, gencecik bir hanımefendiyi bir köye koyun, sonra da yürüyerek, merkep sırtında, katır sırtında diğer köylere gitmesini bekleyin; artık böyle bir ülkede yaşamıyoruz. Onun için, günümüzün kavramlarıyla konuşmak ve günümüzün kavramlarını konuşturmak zorundayız.

Yine, Cumhuriyet Halk Partisinden konuşan değerli milletvekili arkadaşım "siz, sistemi çok iyi incelemişsiniz; ama, acaba sadece başarılı olan ülkelerde mi incelediniz" dedi. Hayır, biz, sistemi sadece başarılı olan ülkelerde incelemedik, sadece gelişmiş Batı Avrupa ülkelerinde de incelemedik; Küba'ya da gittik, Ortadoğu'ya da gittik, Mısır'a da gittik, Sudan'a da gittik, Azerbaycan'a da gittik ve yerinde yaptığımız incelemeler sonucunda gördüğümüz şey şudur: Hakikaten, 1985'li yıllarda Profesör Doktor Nusret Fişek'in, sosyalizasyonun kurucusu olan Sayın Fişek'in ifadelerinde olduğu gibi, artık, çağdaş aile hekimliği, bugün, sağlık hizmetinin birinci basamakta gerçek anlamda verilebilmesi için olmazsa olmaz bir kaide haline gelmiştir. Koruyucu hekimlik yapacaksanız da böyle yapacaksınız, tedavi edici hekimlik yapacaksanız da böyle yapacaksınız. Türkiye'yi 1950'li yıllara,1960'lı yıllara döndürme imkânımız yoktur.

Şimdi, enteresan bir biçimde, komisyonlarda ve bugün çatısı altında bulunduğumuz bu Yüce Mecliste Cumhuriyet Halk Partisi adına konuşan değerli arkadaşlarım, genel sağlık sigortasının yanlışlığından bahsediyorlar.

Aslında, bu, hakikaten çok enteresan; Cumhuriyet Halk Partimizin bütün dokümanlarında, yazılı metinlerinde, internetteki sitelerinde genel sağlık sigortası tarif ediliyor, hem de sigorta ismiyle tarif ediliyor. O zaman, siz, bundan sonraki seçimlere gireceğiniz zaman programınızı değiştireceksiniz, seçim bildirgelerinizi değiştireceksiniz ve genel sağlık sigortasına karşı çıkacaksınız.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Sayın Bakanım, muhalefet başka iktidar başka!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Ben, bizzat sizin kendi dokümanlarınızdan, bir kere daha hatırlatmak üzere, sizlere takdim ediyorum. Cumhuriyet Halk Partimizin sağlıkla ilgili ifadelerini, kendi sitesinden aldığımız şekliyle, aynen Yüce Meclisimize takdim ediyorum: "Halen yurttaşlarımızın sağlık hizmetleri açısından sadece bir bölümünü kapsayan mevcut sigorta programlarının belirli aşamalarla tüm nüfusa yaygınlaştırılması hedef alınırken, arzu edenler özel sağlık sigortaları kapsamında yer alabilecek."

Şimdi, biz bunu söylediğimiz zaman, sağlık piyasalaştırılmış oluyor, ticarî bir meta haline geliyor; ama, Değerli Cumhuriyet Halk Partimizin programında olduğu zaman yerli yerine oturuyor!

Başka bir şey daha var. Bizim dönersermaye uygulamalarımıza da karşı çıkıldı. "Sağlık hizmetlerinin bir reform niteliğinde yeniden düzenlenmiş ve dönersermaye uygulamasıyla güçlendirilmiş sosyalleştirme anlayışıyla halkımıza sunulması sağlanacaktır."

123

Aslında, biraz önce Partimiz adına söz alan ve konuşan değerli arkadaşım Sayın Çömez çok enteresan bir şeye işaret etti; ama, o da bu konuşmaların arasında kaybolup giderse, ben çok üzülürüm. Orada da tarihe bir not düşüldü; buradaki tutanaklara geçti. Sayın Baykal'ın 2002 yılında yaptığı bizzat kendi konuşmasında, Sosyal Sigortalar Kurumunun hastane sahibi olması ciddî bir biçimde tenkit ediliyor. Şimdi, bunu, bizim Sosyal Sigortalar Kurumunun hastanelerini Sağlık Bakanlığına alma çabamızla karşılaştırdığınızda, aslında aynı şeyleri düşünüyoruz demektir; ama, muhalefet olunca, herhalde, biraz başka türlü konuşmak gerekiyor.

HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Zorla güzellik olmuyor Sayın Bakan.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bakın, onu da okurum size isterseniz. Okuyayım mı onu da kendi programınızdan?

HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Okuyun, okuyun.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Bugün, Cumhuriyet Halk Partisinin programını okuma günü.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Sayın Bakan, gecenin bu saatinde program okumayın.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bakınız, seçim bildirgenizden okuyorum: "Sosyal Sigorta Kurumunu, sadece sosyal güvenlik hizmetleri sunan özerk yapıya dönüştüreceğiz. SSK hastanelerini sosyal sigorta sisteminden ayıracağız. İşçilerin SSK hastaneleri üzerindeki hakları saklı tutulmak kaydıyla..." (CHP sıralarından "Doğru" sesleri)

MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Biz de onu istiyoruz.

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Sayın Bakan, orayı bir daha okuyun, orası önemli.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Müsaade edin değerli arkadaşlarım.

"... SSK'nın sağlık hizmetlerini Sağlık Bakanlığının koordinasyonuna devredeceğiz." (AK Parti sıralarından alkışlar) Bunlar çok net ifadeler.

HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Yönetim anlayışı... Sayın Bakan, yönetim anlayışı. Lütfen...

MUHARREM İNCE (Yalova) - "İşçilerin hakları saklı tutulmak kaydıyla" deniliyor.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, biz de diyoruz ki, biz, Sosyal Sigortalar Kurumunun hastanelerini bedeli karşılığında devralacağız. Bunun anlamı, kimin ne hakkı varsa, o hakkın fazlasıyla korunacağıdır.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Dün dündür, bugün bugündür.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Şimdi, burada bir noktaya daha işaret etmek istiyorum; o nokta da şudur: Biz, aile hekimliğinden bahsettiğimizde, Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımız, sürekli olarak, bizim karşımıza 224 sayılı Sosyalizasyon Yasasıyla çıktılar.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, Sosyalizasyon Yasasının 30 uncu maddesinin (d) fıkrasını size okuyacağım. Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi tümüyle Sosyalizasyon Yasasının arkasında. Bunu birçok kereler ifade ettiler. Değerli arkadaşlarımızla birlikte yaptığımız atölye çalışmalarında konuştular, sektörle birlikte yaptığımız çalışmalarda bunu ifade ettiler, komisyonlarda ifade ettiler. Biz de hep dedik ki, 224'ün aslında ruhunu benimsiyoruz; ancak, 224'ü mutlaka çağın kavramlarıyla yeniden yorumlamak lazım.

Bakınız, şimdi, bunlar o kadar açık ve net ki, hiçbir yoruma falan gerek yok. 224 sayılı Yasa madde 30, (d) fıkrası: "İşçi Sigortaları Kurumuna ait sağlık tesisleri..."

HALUK KOÇ (Samsun) - Ben söyledim bunu da.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Tabiî, doğruları siz de söyleyeceksiniz Sayın Koç.

HALUK KOÇ (Samsun) - Siz yanlış yapıyorsunuz.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Siz söyleyince doğru oluyor, biz söylediklerinizi yapınca yanlış oluyor... Çok enteresan! (AK Parti sıralarından alkışlar)

HALUK KOÇ (Samsun) - Sadece biz söylemiyoruz. Türkiye İşveren Sendikaları da karşı çıkıyor.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Lütfen...

HALUK KOÇ (Samsun) - Hukuken gasp var. Çok açık.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Sayın Koç, bu gasp, işgal, hatta, biraz önce, bu taciz, şeker verilip kandırma laflarını falan, aslında hakikaten yakıştıramıyorum.

HALUK KOÇ (Samsun) - Yakıştırmayacak bir şey yok. Ben çok nezih bir şekilde söyledim.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Açıkça ifade ediyorum ve ben, bu kürsüden bunların benzerlerini hiçbir zaman size ifade etmeyeceğim, hiçbir zaman söylemeyeceğim, merak etmeyin. (AK Parti sıralarından alkışlar)

124

"İşçi Sigortaları Kurumuna ait sağlık tesisleri, binaları, tıbbî malzeme, eşya ve ilaçlar, iktisap bedeli verilmek suretiyle, Sağlık ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıkları tarafından müştereken tespit edilecek esaslar dairesinde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına devredilir."

Aslında, bu yasa şu anda yürürlükte. Bu yasa, 1961'den beri yürürlükte ve bu yasanın bu amir hükmü de yerine getirilmiyor.

Şimdi, biz, kuşkusuz, 2004 yılındayız, bunu nasıl yerine getireceğimizle ilgili de bir yasa tasarısı hazırladık; bu, Sağlık Komisyonumuzdan geçti, şimdi Plan ve Bütçe Komisyonumuzda, yarın Genel Kurulumuza da gelecek, bunu yine orada konuşacağız.

Şimdi, buradan şunu anlıyoruz: Aslında, genel sağlık sigortası ve hastanelerin Sağlık Bakanlığının çatısı altında toplanması, tamamen, Cumhuriyet Halk Partisinin kendi programında da halka vaat ettiği hususlardır; ancak, elbette, bunları gerçekleştirebilecek güçlü bir iktidara, güvenilir bir iktidara, istikrara ve kararlılığa ihtiyaç var. Bu kararlılık, hamdolsun, AK Partimizde vardır. (AK Parti sıralarından alkışlar)

HALUK KOÇ (Samsun) - Farklılıkları söylemiyorsunuz ama...

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, çok kısa olarak, aile hekimliğinin halkımız adına ne ifade ettiğini sizlere arz etmek istiyorum.

Şimdi, aile hekimi, bizim yakınımızda olan, oturduğumuz mahale yakın bir bölgede oturan, bizim onu kendi özgür irademizle seçtiğimiz, bize tamamen ücretsiz olarak hizmet veren, ondan hizmet alırken asla elimizi cebimize atmak zorunda kalmayacağımız bir hekim olacak, onun sağlık elemanları da bu şekildeki sağlık elemanları olacak.

HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Sayın Bakanım, sağlıkocakları da dönersermaye adı altında para alıyor.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Şimdi, buradaki mesele şudur; buradaki en önemli mesele şudur: Sosyalizasyon Yasası ve benzeri başka uygulamalarda -1950'li yılların, 1960'lı yılların uygulamalarında- vatandaş edilgen durumdadır; devletin kapısına gider, sağlıkocağının kapısına gider, hastanenin kapısına gider, orada ona ne hizmet verilirse, boynunu bükmek ve ona razı olmak zorundadır. Bu sebepledir ki, bugüne kadar sosyalizasyonun ruhu gerçekleşememiştir değerli arkadaşlarım. Eğer buna razı olmazsa -sistem yine kurulmuş biçimdedir- o zaman, dışarı gider, parasıyla bu hizmeti satın alır; bugün ülkemizde birçok vatandaşımızın yapmak zorunda kaldığı gibi.

Şimdi, Sağlık Bakanlığı ile Sosyal Sigortalar Kurumu hastanelerini ve sağlık kuruluşlarını, bir yıla yakın bir süredir ortak bir biçimde çalıştırıyoruz. Sekiz ay içerisinde 25 000 000 vatandaşımız Sağlık Bakanlığımıza ait sağlık kuruluşlarından yararlanmıştır.

Değerli arkadaşlarım, bu vatandaşlarımız, çok değil, daha dün, bu hizmeti alma imkânından mahrumlardı ve bu hizmeti sadece ceplerinden ödeme yaparak alabiliyorlardı; ama, bugün, rahatça devletin şefkatli kollarına kendilerini teslim edebilmekte ve sigortalarından yararlanarak bu hizmeti almaktadırlar.

Tabiî, bu konuları, bu Yüce Meclisin çatısı altında daha çok konuşacağız; çünkü, Hükümetimiz, sağlıkta dönüşüm programını bir bütün olarak ele alıyor. Bunun içerisinde genel sağlık sigortası var, yoksullarının primlerinin devlet tarafından ödendiği, hakkaniyetli bir genel sağlık sigortası var. Burada, vatandaşımızın kolayca ulaşacağı bir aile hekimliği var. Burada, vatandaşımızın eşit biçimde ulaşabileceği kamu sağlık kurum ve kuruluşları var.

Ben, müsaadenizle, bu kadarla iktifa ediyorum ve hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Maddelere geçilmesi kabul edilmiştir.

Birleşime 5 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 03.21

125

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 03.26

BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER : Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 16 ncı Birleşiminin 5 inci Oturumunu açıyorum.

680 sıra sayılı Kanun Tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

5.- Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/855) (S. Sayısı: 680) (Devam)

BAŞKAN -.Komisyon?.. Yok.

Hükümet?... Yok.

Ertelenmiştir.

Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporunun müzakeresine başlayacağız.

6.- Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/837) (S. Sayısı: 639)

BAŞKAN -Komisyon?.. Yok.

Hükümet?.. Yok.

Ertelenmiştir.

Sayın milletvekilleri, kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 11 Kasım 2004 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 13.00'te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati : 03.28

126

Önceki Sayfa Sonraki Sayfa

Sosyal Medya

Kurumsal Facebook Adresi Kurumsal Twitter Adresi RSS Aboneliği Gunluk Haber Aboneliği Genel Kurul Facebook Adresi Genel Kurul Twitter Adresi Web Yoneticisine Mesaj
Sosyal Ağlarda TBMM

Arama

TBMM'yi Ziyaret

Randevulu Okul Gezisi

Rehber Eşliğinde Gezi

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin tanıtımı kapsamında ziyaretçilerin rehber eşliğinde gezdirilmesi, Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı tarafından hazırlanan bir program dahilinde gerçekleştirilmektedir.

Detaylı Bilgi İçin

 

 

 

 

 

 

E-devlet Üzerinden Randevu

E-devlet Linki

Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ziyaret etmek için e-Devlet üzerinden randevu talebinde bulunabilirsiniz.

e-Devlet Linki

Halk Günü

Halk Günü

Milli İradenin kalbinin attığı yer olan Türkiye Büyük Millet Meclisi tüm vatandaşlarımızın ziyaretine açılmıştır. Her ayın ilk Cumartesi günü 11.00 - 15.00 saatleri arasında önceden herhangi bir randevu almaksızın saat başı gerçekleştirilen gezi programlarına katılabilmek için TBMM Dikmen Kapısına gelmeniz yeterli olacaktır.

Detaylı Bilgi İçin

 

 

Kurtuluş Savaşı Müzesi

Kurtuluş Savaşı Müzes

'Birinci Millî Mimarlık Dönemi Üslubu'nun Ankara'daki ilk örneklerinden olan I.TBMM Binası, 1920-1924 yılları arasında Kurucu Meclis olarak da görev yapan Gazi Meclis tarafından kullanılmıştır. Halen TBMM Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı uhdesinde Kurtuluş Savaşı Müzesi (I.TBMM Binası) olarak hizmet vermektedir.

Sanal Tur

Türkiye Büyük Millet Meclisi Sanal Tur

Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni aşağıdaki bağlantıyı kullanarak sanal olarak gezebilirsiniz.

TBMM Sanal Tur Gezisi

Engelsiz Meclis

İşitme Engelliler

Rehber Eşliğinde Gezi

Yasama ve Denetim Hizmetlerine İlişkin Tanıtım Videolarına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz.

Youtube Erişim Linki