Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
24. Dönem 3. Yasama Yılı
40. Birleşim 14/Aralık /2012 Cuma
Ulaşmak İstediğiniz sayfa aralığını giriniz.
Önceki Sayfa Sonraki Sayfa
Tutanak toplam 152 sayfadır.

Şimdi, yiğidi öldürelim ama hakkını yemeyelim. Sadece bu Hükûmetin Sağlık Bakanı, Başbakanı mı sağlık alanındaki sorunların müsebbibi olarak hekimleri hedef gösteriyor? Hayır. Kenan Evren'den bugüne kadar birçok bakanın ifadesi belki hiç bu kadar onur kırıcı, hedef gösterici değildi ama benzerdi. Hak etmediği ifadelerle hedef hâline getirilen sağlık emekçileri bu ülkenin öz evlatlarıdır. Bunlar, eğitim hayatının en başarılı öğrencileri olmuş, bu ülkenin üniversitelerinden mezun olmuş, devlet hastanelerinde çalışmış, uzun, zorlu bir eğitimden sonra en zor, en özverili koşullarda çalışan meslek mensuplarıdır. İşte bunlardan biri benim, işte sizlersiniz -karşımda bir sürü milletvekili hekim var- işte bizim çocuklarımız, bizim kardeşlerimiz.

Mevcut iktidar, iktidarlar, Sağlık Bakanı yani sağlık hizmetlerindeki sorunların, sıkıntıların, noksanlıkların asıl sorumluları, sorumluluktan kaçarak kendi siyasi geleceklerinin ve çıkarlarının doğrultusunda bu alandaki olumlu her şeyi kendilerine, olumsuz olan her şeyi sağlık çalışanlarına yüklüyorlar. İşte bu zihniyet, bu sözler, bütün karşı çıkmalara rağmen inatla uygulanan yanlış politikalar, hekimlik mesleğini her geçen gün değersizleştiriyor, itibarsızlaştırıyor, hedef şekline sokuyor, hekimleri hedef gösteriyor ve maalesef, hasta ve hasta yakınlarıyla karşı karşıya getirip şiddete, cinayetlere davetiye çıkarıyor.

Doktor Göksel Kalaycı 60 yaşındaydı, Doktor Ali Menekşe 51 yaşındaydı, Doktor Ersin Arslan henüz 30 yaşındaydı. Hepsine Allah rahmet eylesin, toprakları bol olsun.

Aslında olay ne, her şeyin özü ne biliyor musunuz değerli milletvekilleri? Bizim yöneticilerimizin gözünde bizim yurttaşlarımızın hiçbir değerinin olmaması. Vatandaşına verdiğin değer, insanına verdiğin değer; işin özü bu. Ülkemizde ne doktorun ne öğretmenin ne işçinin ne memurun ne askerin ne de polisin değeri var.

Neden mi böyle söylüyorum? Çünkü, bakın, geçen hafta İstanbul Şile'de hızı saatte 90 kilometreyi bulan fırtınada evlerinden zorla çağrılıp can yeleği olmadan, kıyıda herhangi bir yardımcı ekip daha bulunmadan azgın sulara kurban edilen 3 yurttaşımız… Van'da görev yapan bir öğretmen, Gülşah kardeşimiz, eski erkek arkadaşından ölüm tehdidi alıyor, nasıl kurtulacağını, ne yapacağını bilmiyor; tayin istiyor olmuyor; koruma istiyor, olmuyor; can havliyle devlet büyüğüne sığınıyor, yardım istiyor. Vali, vali yardımcısı, millî eğitim müdürü yardım ediyor mu? Hayır. Vali yardımcısı akıl veriyor, "Ölüm hak. Ölümden kaçış yok. Hiç olmadı istifa edersin. Yanında biber gazıyla gez. En fazla ölürsün. Asıl sorun, böyle abuk sabuk insanlarla arkadaş olan kızlarımızda." diyor ve Gülşah öldürüldü.

Soruyorum size: Hayatın baharında, 27 yaşında ölüm hak mıdır? Hep garibana, fakire fukaraya, kadına mı haktır? Hep bize mi hak? Hep bize mi kader?

Japonya'da 9 şiddetinde deprem oluyor, kimsenin burnu bile kanamıyor; bizim ülkemizde 7 şiddetinde deprem oluyor, binlerce insanımız ölüyor. Şili'de grizu patlaması sonucu 33 madenci tam altmış dokuz gün sonra kurtarıldı; Zonguldak'taki patlamadan sonra ölen 30 madencimizin cansız bedenine bile ulaşamadık. Bu onlara kader değil galiba. Kader hep bize, hep bize hak. Sonra, çıkıyorsunuz kürsüye, on yıllık icraatlarınızı, her şeyi düzeltmiş gibi, her şey güllük gülistanlıkmış gibi, ballandıra ballandıra anlatıyorsunuz. Neyi düzelttiniz Allah aşkına? Sadece sahte gündemlerle halkımızı oyalıyorsunuz. Bırakın "Muhteşem Yüzyıl"ı da 21'inci yüzyılda Türkiye'nin hâline bakın. O film kurgu ama bizim yaşadıklarımız gerçek.

GDO'suz gıda kalmadı, sağlıklı gıda yok. Bugüne kadar birçok kez dile getirdik "Ergene kanser saçıyor, işte Dilovası." diye, her 3 kişiden biri kanser.

Açlık sınırının 958 lira, yoksulluk sınırının 3.120 lira, asgari ücretin 773 lira olduğu ülkemizde insanlar nasıl beslenecek? Bütün vatandaşlar borç içinde. Hiç kimsede ruh sağlığı bırakmadınız; 38 milyon kutu antidepresan kullanmışız, yüzde 100'ün üzerinde antidepresan ilaç kullanımı. "Çocuğuma ne yedireceğim, okula yarın ne giydireceğim?" diyen insanın, halkımızın sağlıklı olmasını bekleyebilir misiniz?

Evet, bakın, sağlık için çalışan Acil Tıp Asistanı Doktor Melike Erdem, Sağlık Bakanlığının SABİM hattına yapılan bir şikâyetle ilgili savunmasını verdikten sonra, çalıştığı hastanenin 6'ncı katından atlayarak hayatına son verdi. Elinde SABİM'e ait, tuttuğu savunma aslında faillerin kimin olduğunu ve olayın özünü bize en iyi şekilde anlatıyor.

Ben 5 kısa cümleyle bu gerçekleri dile getirmek istiyorum: Kader değil, değer; rakip değil, ekip; müşteri değil, insan; "bak kazan" değil, "önce zarar verme"; ölüm hakkı değil, yaşama hakkı.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

İzmir Milletvekili Sayın Rahmi Aşkın Türeli. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz.

CHP GRUBU ADINA RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

23

Önceki Sayfa Sonraki Sayfa