Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
22. Dönem 4. Yasama Yılı
103. Birleşim 17 Mayıs 2006 Çarşamba

Teknik konuda bir yasa tasarısı var önümüzde; ama, zannedersem herkesi, milletvekillerini, özellikle İktidar milletvekillerini ve toplumu çok yakından ilgilendirmesi gereken bir iki ayrıntı var dikkat çekmek istediğim. Bana kalırsa -üzülerek söylüyorum bunu- AKP Hükümetinin artık kalıcı bir üslubu, bir yaklaşımı olarak dikkat çeken bir durum var. Bu da, yasaların bir dikkatsizlikle ciddiyetten uzak yazılması, geliştirilmesi. Aceleye mi geliyor, tercüme hataları mı yapılıyor nedir, tam anlayamadığım çok ciddî hatalar yapılıyor.

Şimdi bir iki tane konuya değineyim; sadece bir tanesine değineyim.

Bakın, önünüzde bir uluslararası anlaşma var. Yasa tasarısı da, anlaşma da Türkiye Hükümetinden söz ediyor. Türkiye Cumhuriyeti Hükümetidir değerli milletvekilleri, Türkiye Hükümeti değil. Bunu yasa tasarısında düzeltmişler, komisyonda "Türkiye Hükümeti" yerine "Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti" denilmiş; fakat, kabul edeceğimiz anlaşmada hâlâ "Türkiye Hükümeti" diye geçiyor. Hadi bu kadar olsa yanlış, yine yanmayacağım -önemli bir ihmal bu "cumhuriyet" kelimesi- ama, anlaşmanın -sıra sayısı, beşinci sayfa- başında diyor ki: "Türkiye Hükümeti -Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olması gerekir- bundan sonra Türkiye olarak söz edilecektir." Öyle denir ya, kısaca Türkiye olarak söz edilecek. Ondan sonra anlaşmayı okuyoruz; bir yerinde "Türkiye" diyor, bir yerinde "Türk Hükümeti" diyor, bir yerinde başka bir şey diyor. Yani, bunlar kabul edilemez, kabul edilemez yanlışlıklar, sakillikler. Ciddî bir anlaşmayla karşı karşıyayız. Teknik düzeyde bir, iddialı… Uzaydan falan bahsediyoruz; daha doğru dürüst o anlaşma yazılamamış bile! Bu, çok hayret edilecek bir şey. Bunu üniversitede öğrenciler yapsa, hoca olarak kabul edilmeyecek şeyler bunlar. Nasıl böyle sakil yasa tasarılarıyla geliniyor hâlâ?! Ve bu, ilk kez değil, sık sık oluyor. Bunlar şekilsel; ama, önemli.

Gelelim şekilselin ötesine. Bu anlaşma ne zaman imzalandı; temmuz ayında, Temmuz 2004'te. Yani, anlaşma imzalandıktan sonra, şu bir maddelik, basit, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim de desteklediğimiz bir yasa tasarısı iki sene sonra geliyor Meclis gündemine.

Daha da önemlisinden söz edeyim. Bu yasa çıktığı zaman, bu anlaşma imzalandığı zaman, bu uzay anlaşması, Avrupa Uzay Ajansı ile Türkiye arasında, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti arasında bir anlaşma. Şimdi karşımızda bir Avrupa Uzay Ajansı var. Bu Avrupa Uzay Ajansına üye ülkelerin veya anlaşma imzalayan ülkelerin -bu arada, bu anlaşmayı imzalamak bizi otomatikman üye yapmıyor; umuyorum, zaman içerisinde üye de olacağız- bu Avrupa Uzay Ajansıyla anlaşma yapan ülkelerin hepsinde bir uzay ajansı veya bir uzay kurumu var muhatap olunacak. Yani, hükümete muhatap olmuyorlar, bir uzay kurumuna muhatap oluyorlar. Türkiye'de, iki yıl önce, bu anlaşma imzalandıktan sonra, bir de Türkiye Uzay Kurumu kurulması kararı alınıyor, belli süreçlerden geçiyor, geliyor, tıkanıyor bir bakanlıkta -ona gireceğim- ve iki yıl içerisinde bir Türk uzay kurumu kuramamışız. Geliyor Ukrayna'dan -beraber uzay araştırmaları yapacağımız ülkelerden biri- veya başka bir yerden; hepsinin uzay kurumu var, geliyorlar. Muhatap kim; muhatabı TÜBİTAK belirlemişiz.

Bu arada onu da söyleyeyim: TÜBİTAK, sizin değiştirdiğiniz yasayla, "Türkiye Bilimsel Teknolojik Araştırma Kurumu" artık adı. Burada, imzada, hâlâ "Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu" yazıyor, eski adı yazıyor. O da başka bir hata. Neyse...

Şimdi, Türkiye'de Türk uzay kurumu yok, o iki sene içerisinde de kurulamamış. Anlaşılacak gibi değil.

Şimdi söz konusu anlaşmaya gelelim. Kısaca bunun tarihsel gelişmesini özetleyeyim. Uzaya ilişkin uluslararası alanda çeşitli düzenlemelerin yapılması girişimleri, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda, 12 Aralık 1959 tarihine kadar gider. O zaman alınmış bir kararla, Uzayın Barışçı Amaçlarla Kullanılması Komitesi kuruldu. Daha sonra, 1975 yılında, ESA, yani, Avrupa Uzay Ajansı kuruldu. Bu Avrupa Uzay Ajansı, bu arada, Avrupa Birliğiyle, altında bir kuruluş değildir, ayrıdır; tabiî, yakın ilişkileri vardır.

ESA -yani, Avrupa Uzay Ajansı- Avrupa'nın uzay alanında barışçıl amaçlarla gerçekleştireceği faaliyetler için gerekli insanî, malî ve teknik kaynakların en iyi kullanımını sağlamak hedefiyle kurulmuş olan sivil bir Kıta Avrupa ülkeleri araştırma geliştirme kuruluşudur.

Avrupa Uzay Ajansı, 17 Kıta Avrupa ülkesi -15'i AB üyesi, artı, Norveç ve İsviçre- ve kısmî üyelik statüsündeki Kanada'nın ortak olduğu bir organizasyondur. Amerika Birleşik Devletlerindeki NASA'dan sonra, en büyük uzay organizasyonudur.

1999 yılına kadar AB'den bağımsız olarak yürütülen uzay faaliyetleri, ESA Konseyi ve AB Konseyinin ortak olarak hazırladığı Avrupa Uzay Stratejisi Raporuyla yeni bir yola girdi.

ESA "AB'nin uzay ajansı" olarak tanımlanmaya, bu yıl, yani, 2000 yılında başladı. Bu resmî stratejinin hazırlanma gerekçesi ise şudur: Avrupa'nın temel politikalarını uluslararası alanda ve küresel boyutta daha etkin kılmak ve uzay alanında gelişmiş diğer ülkelerle tek bir Avrupa olarak rekabet edebilmek.

Türkiye de, işte, tam bu dönemde, resmî olarak ESA'nın gündemine alınmıştır. Türkiye'de, ESA'nın karşısında görüşme yapacak bir uzay kurumu yoktu, hâlâ yok. Dolayısıyla, Başbakanlık tarafından Mayıs 2000 tarihinde -dönemin Başbakanı tarafından- TÜBİTAK'a, Türkiye adına, ESA ile söz konusu anlaşmayla ilgili resmî müzakereleri başlatma yetkisi verilmiştir. TÜBİTAK tarafından yürütülen çalışmalar sonucunda hazırlanan anlaşma metni Temmuz 2004 tarihinde imzalandı. Önümüzdeki anlaşmanın imzalanma tarihidir bu.

50