Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
20. Dönem 3. Yasama Yılı
28. Birleşim 16 Aralık 1997 Salı

1997 yılında dünyada ortaya çıkan en çarpıcı ekonomik olay, Güneydoğu Asya ülkelerinde başlayan ve giderek bütün ülkeleri değişik ölçü ve biçimlerde etkileyen kriz olmuştur.

Bugün bu krizin nedenleri herkes tarafından bilinmektedir. Neydi bu krizin nedenleri?

Birinci neden, bu ülkelerin dışarıdan sağladıkları kısa vadeli kaynakları üretken yatırımlara değil, gayrimenkul gibi üretken olmayan ve uzun süre sonra geri dönecek olan alanlara harcamaları olmuştur.

İkinci neden, bu ülkelerin para birimlerini dolara bağlamaları ve sabit kur politikaları izlemeleri nedeniyle dolardaki değer artışları karşısında ihraç mallarının pahalanarak dış pazarlarda rekabet güçlerini kaybetmeleridir.

Güney Kore'nin krize sürüklenmesinde bir neden daha rol oynamaktadır. Bu ülkenin sanayileşmesini sağlayan ve devletçe desteklenen "Cheabol" adı verilen otuz kırk büyük aile şirketinin özellikle bazı sektörlerde dış talepteki gelişmeleri dikkate almaksızın aşırı derecede büyümeleri, kaldıramayacakları kadar kredi almaları ve bunları ödeyemez hale gelmeleri nedeniyle de kredi veren bankaların malî açıdan sıkıntıya sürüklenmeleridir.

Bu ülkeler Türkiye'nin yabancısı olduğu ülkeler değildir. Hatta, Türkiye'nin örnek almaya çalıştığı ve "Asya Kaplanları" olarak anılan ülkelerdir.

Söz konusu koşullar Türkiye'de mevcut olmamakla birlikte, neyin yapılması ve ne de ısrar edilmemesi gerektiğini göstermeleri açısından çok iyi örnekler oluşturmaktadırlar.

Uluslararası malî kuruluşlar hem bu ülkelerdeki yabancı yatırımları korumak ve krizin bölge dışına taşmasını önlemek hem de krizin aşılması amacıyla, bu ülkelere acil yardım programları uygulamaya başlamışlardır.

IMF'nin önderliğindeki birçok ülke Güneydoğu Asya ülkeleri için yardım çabası içerisine girmiştir. Tayland'a 17 milyar, Endonezya'ya 40 milyar, Kore'ye de 57 milyar dolar kaynak sağlanmıştır.

Krizin aşılması için, Japonya'nın önermiş olduğu 100 milyar dolarlık bölgesel fon oluşturulması fikri, IMF'nin bölgedeki etkinliğini azaltacağı endişesiyle olsa gerek, reddedilmiştir.

Malezya ise uzunca bir süre IMF koşullarında kredi almaya direnmiş; fakat, başka çıkış yolu bulamayınca, Malezya Başbakanı Dr. Mahatir Muhammed, tutumunu yumuşatarak, IMF ile anlaşma imzalayacağı sinyallerini vermiş ve aynen, anlaşma imzalanmış gibi istikrar programı uygulamaya başlamıştır.

Bölge ülkelerinin ve Amerika Birleşik Devletlerinin katılımıyla Manila'da yapılan toplantıda, IMF, tarihinde ilk kez standart reçetelerinde ülkelerin ekonomik ve sosyal koşullarına göre bazı değişiklikler yapmayı, esneklikler sağlamayı kabul etmiştir.

Türkiye, dünya ekonomisinin nereye gittiğinin farkındadır ve dünyadaki olumsuz etkilerden kendisini koruyabilecek durumdadır.

Ülkemiz, uygulanan gerçekçi kur politikası, cari işlemler açığının gayri safî millî hâsılaya oranının çok düşük düzeylerde olması ve kısa vadeli sermaye hareketlerine karşı kendini koruyacak durumda olması gibi nedenlerle, böylesi bir gelişmeye aday değildir.

Alınan her ekonomik önlem, ekonomik etkileri de ayrıntısıyla değerlendirilerek alınmakta, ekonominin böyle olumsuzluklarla karşılaşmaması için gereken hassasiyet gösterilmektedir.

Değerli milletvekilleri, dünyanın bu bölgesindeki ekonomik gelişmeler, başta büyüme olmak üzere, birçok konudaki dünyaya yönelik tahminleri de değiştirmektedir.

Dünya ekonomisinde son yıllarda gerçekleşen yüzde 4 oranındaki istikrarlı büyümenin, bu nedenle, 1997 yılında yüzde 3,5'e düşmesi söz konusu olabilecektir.

1995 yılında yüzde 9'u geçen, 1997 yılında da yüzde 7,7 olacağı tahmin edilen dünya ticaret hacmindeki büyüme hızında da bir düşme söz konusu olabilir.

Dünya ekonomik göstergeleri içerisinde diğer dikkat çekici gelişme de enflasyondaki düşüşlerdir.

Gelişmiş ülkeler, ortalama enflasyon oranlarını yüzde 2'ler civarında tutmayı başarırlarken, gelişmekte olan ülkeler de, enflasyonu yüzde 13 seviyelerine indirebilmişlerdir. Enflasyonun bizden yüksek düzeylerde seyrettiği ülkeler ise, bizimle kıyaslanamayacak bazı geçiş sürecindeki ülkelerdir. Bununla birlikte, bu grubun 1996 yılında yüzde 40 olan ortalama enflasyon oranının, 1997 yılında yüzde 32'ye ve 1998 yılında da yüzde 14'e inmesi beklenmektedir.

Büyüme ve enflasyonda sağlanan olumlu gelişmelere rağmen, istihdam ve işsizlik, bütün ülkelerin çözüm bekleyen önemli sorunlarının başında gelmeye devam etmektedir. Avrupa Birliğinde bile ortalama işsizlik yüzde 11'ler gibi yüksek bir seviyede seyretmektedir.

Dünyada pek çok ülkede kamu borçlarının millî gelire oranı yüksek düzeylerde seyretmektedir. İtalya'da bu oran yüzde 125, Belçika'da yüzde 130, Yunanistan'da yüzde 112, Kanada'da da yüzde 100 dolayındadır. Ancak, altyapıları oluşmuş ve ekonomik istikrara sahip ülkelerde vadeleri yayılmış bu yükseklikteki borç, ekonomik açıdan sorun yaratmamaktadır. Eğer bir dışborç uzun vadeli olarak alınmış ve üretken yatırımlarda kullanılmış ise, geri ödenmesinde de bir sorun olmamaktadır.

Diğer taraftan, yabancı doğrudan yatırımlar 1990 yılından itibaren hızlı bir seyir izleyerek 110 milyar dolara ulaşmıştır. Bu artışta, gelişmekte olan ülkelerin ticaretlerini serbestleştirmeleri ve özellikle yabancı yatırımlar üzerindeki sınırlamaları kaldırmaları etkili olmuştur.

9