Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
22. Dönem 2. Yasama Yılı
13. Birleşim 04 Kasım 2003 Salı

AHMET GÜRYÜZ KETENCİ (İstanbul) - Ama, bu kafes, Türkiye'nin yüzkarasıdır.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Diğer taraftan, değişik vesilelerle, Sayın Başbakanımızla ilgili ifadeler kullanıldı; yani, bunları, şöyle objektif bir biçimde önümüze koyup, düşünmek lazım. Düşündüğümüz zaman, karşımızda neyi görürüz; bir kere, Sayın Başbakanımız, belediye başkanlığından geliyor, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapmıştır. Belediye başkanlığı yaptığı dönem, partisinin iktidar olduğu dönem değildir, muhalefette olduğu dönemdir. Üstelik, siyasî rekabetin acımasızca ve kural tanımaksızın işlediği, çarkların çok olumsuz döndüğü bir dönemdir ve her gün, hem belediye başkanlığı döneminde hem belediye başkanlığını bıraktıktan sonra, sürekli olarak, müfettişlerle, denetimlerle, incelemelerle, bütün birimlerin didik didik edildiği; bir incelemenin, aynı konu, aynı birim hakkında yeterli görülmeyerek, defalarca, tekrar tekrar incelendiği bir süreci yaşamıştır ve o süreç yaşanırken dokunulmazlığı da yoktu; yani, bunu görmemiz lazım. Neticede, bunlar, mahkemelere de -hatta, idarî, tek taraflı inisiyatiflerle- yargıya da intikal ettirildiği halde, şu anda tek bir davanın dışında, hiçbir davası da yoktur. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bunu, bu çerçeve içerisinde değerlendirmek lazım.

Mal bildirimiyle ilgili konu diye ifade ettiler. Zaten, bu konuda açılan dava beraatla neticelenmiş; kesinleşmiş yargı kararı varken, bunu tartışmanın bir gerekliliği olduğu gibi bir düşünceye sahip olmadığımı belirtmek istiyorum.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Artvin) - Sayın Bakan, Özelleştirme İdaresi neden sizden alınıp Sayın Unakıtan'a verildi?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Diğer taraftan, kamu yönetim reformunda teftiş kurulları niye kaldırılıyor; acaba, sizin dönemdeki yolsuzlukların ortaya çıkarılmasını engellemek gibi bir niyet mi var, diye, bir... Yani, bunu söylemek için çok farklı boyutlarda bir düşünce geliştirmek lazım. Bir kere, getirilen düzenlemede, iç denetim var, dış denetim var. İç denetim dediğiniz, daha çok, hiyerarşik denetime dayalı bir denetim; dış denetim dediğiniz şey, Sayıştayın yapacağı denetimdir. Herkesin de bildiği bir gerçek var ki, teftiş kurulları, ilgili bakana bağlı olarak, onun verdiği görevler çerçevesinde incelemeler yapıyor, teftişlerde, denetimlerde bulunuyor; hatta, KİT'lerde genel müdüre bağlı olarak yapıyor; bakanlık makamı ve genel müdürlük makamının işlemleri de bu teftiş birimlerinin inceleme alanı dışında seyrediyor.

Burada, teftişin, daha doğrusu denetimin, gerçekten, yolsuzluğu, her türlü, her düzeydeki suiistimali ortaya çıkarabilmesi için, bir kere, idarenin içinden bağımsız bir niteliğe kavuşturulması lazım. Bu nasıl yapılır, asıl bunu tartışmamız lazım. Bana kalırsa, dış denetimin Sayıştay vasıtasıyla yapılacak olması, buna bağlı olarak, Sayıştayın etkinliğinin, Meclisi bilgilendirmesinin daha güçleneceğini düşünecek olursanız, idarenin dışında, ayrı bir erk olan, güç olan yasama denetiminin daha fonksiyonel, daha etkili hale getirileceği bir sisteme doğru gidiş vardır ki, asıl, yolsuzluklarla mücadele böyle olur; yolsuzlukların açığa çıkarılması, ortaya çıkarılması bu şekilde olur. Ayrı bir güç, Meclis, yasama organı; denetim fonksiyonu; altyapı, verilerin, materyallerin de ulaştırılması suretiyle, Danıştayın daha fonksiyonel hale getirilmesi suretiyle, işletilmesiyle, asıl, yolsuzlukla mücadele edilecek bir zemini oluşturacak bir düzenlemedir ve deminden beri anlattığım yolsuzlukla kurumsal mücadele paketimize de uygundur diye düşünüyorum.

Diğer taraftan "nereden buldun yasasını kaldırdılar" denildi; tartışılabilir; bir şey demeyeceğim; ama, ben de bildiğimi söylüyorum; dediğim gibi, polemik yapma niyetim yok. "Nereden buldun yasası kalktığına göre, şimdi, bu yolsuzluk yapanlara olağanüstü mal ve servet edinenlere hesabı nasıl soracağız" deniliyor. Şimdi, birincisi, bir kere "nereden buldun" veya kamuoyunda "malî milat yasası" denilen yasa kaldırıldı diye birtakım kanunî takibatların ortadan kalkacağını düşünmek yanlış. Neden yanlış; 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması ve Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadele Kanununa göre hesap sorarsınız. İkincisi, karaparanın aklanmasının önlenmesiyle ilgili yasa çerçevesinde, yani, 4208 sayılı Kanun çerçevesinde de gerekli işlemler yapılabilir; yargıya gönderilebilir ve gerekli cezalar verilebilir. Üçüncüsü, bir kere, bu nereden buldun yasası hiç yürürlüğe girmedi; yani, AK Parti kaldırdı diye bir şey yok; hiç yürürlüğe girmedi.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Uygulayacak bakan bulamadık da onun için Sayın Bakan. Hiçbir bakan buna onay vermedi.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Niye yürürlüğe girmedi; 22.7.1998 tarih ve 4369 sayılı Kanunla bu getirildi; yani, 1998 yılında getirildi ve 1 Ocak 1999'dan itibaren...

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - 1994'te geldi Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Daha önceki serüveni anlatıyorsunuz.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Hayır... Hayır... Aynı yasadan bahsediyor.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Kayıtdışı serveti kayıt altına alacak olan malî milat uygulamasıyla 1 Ocak 1999'dan itibaren, bu kişilerle ilgili sıkı bir takibata geçilmesi öngörülüyordu; bu tarih gelmeden önce üç yıl ertelendi; yani, hiç devreye giremeden ertelendi. Bu ertelemeye göre 1 Ocak 2003'te yürürlüğe girecekti ve ondan sonra da, biz erteledik veya kaldırdık.

Şimdi, neyi anlatıyorum burada; şunu anlatıyorum: Yani, bu yasa zaten yürürlüğe girmedi; yani, kararlılıkla, değişik tarihlerde bununla ilgili konular Meclise geldiği halde neden yürürlüğe girmiyor? Geliyor, Meclis tartışıyor, kanunu çıkarıyor, sonra arkasından erteliyor. Bunun, elbette, yaşanan ekonomik krizlerle, Türkiye'den para kaçışlarıyla filan bağlantısı olduğu için, konjonktür ve zemin müsait olmadığı zaman, çok daha büyük maliyetlere katlanacağını, bir ülke, hissettiği zaman, sorumluluk taşıyan kişiler de bu maliyetlerden kurtulmak için ertelemeyi öngörüyor veya kaldırmayı düşünüyor; ama, böyle bir sorumluluk dışında teorik olarak konuştuğumuz, tartıştığımız zaman çok daha güçlü bir şekilde savunabiliriz; fakat, Türkiye gerçekleriyle ne kadar bağdaşır; bu, ayrı bir tartışma zeminidir diye düşünüyorum.

60