Turkiye Buyuk Millet Meclisi


TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI SAYIN BÜLENT ARINÇ'IN İLİM YAYMA CEMİYETİ'NİN İSTANBUL'DA DÜZENLENEN GENEL KURUL TOPLANTISI'NDA YAPTIKLARI KONUŞMA

(30 Mart 2003)

Sayın Divan, çok değerli misafirler, sevgili dostlar;
Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum; hayırlı günler diliyorum. İlim Yayma Cemiyetimizin bir genel kurul toplantısında sizlerle birlikte olduğum için büyük bahtiyarlık duyuyorum. Genel Merkezimiz bizleri ziyaret etmişlerdi, bu toplantıdan bahsederek bizleri davet etmişlerdi. Ben de severek, koşarak, sizlerle birlikte olmak amacıyla, huzurlarınıza geldim. İlginizden, misafirperverliğinizden dolayı hepinize çok teşekkür ediyorum; Allah hepinizden razı olsun.

Değerli arkadaşlar,
İlim Yayma Cemiyeti, elli yılını doldurmuş, çok büyük hizmetleri olmuş bir cemiyetimiz. Bizim kuşağımız da bunu çok iyi bilir, o tarihlerde bu hizmete koşan insanlar da, görüyorum ki, onların hayrulhalef çocukları da, yakınları da bu hizmetleri yakından bilir. Bugüne kadar çok da genel kurul yapmıştır. Bir cemiyet olarak zaten yapması gereken birtakım çalışmalar var. Bakanlarımız, genel müdürlerimiz var; belediye başkanlarımız var; Silahlı Kuvvetlerimizden emekli olmuş, ayrılmış; ama, bu güzel hizmeti götürenlerimiz var; böylesine milletimizin bir aynası olan, toplumun bütün kesimlerinden, bu hayırlı hizmete şu veya bu şekilde katkısı olmuş değerli insanlarımızın buluştuğu İlim Yayma Cemiyetimiz var. Belki yeni yetişen nesiller, öğrenciler haricinde, bu cemiyeti çok fazla tanıyor olmayabilirler.

Basınımızın nelerle meşgul olduğunu, ekranlarda hangi görüntülerin olduğunu, bu hayır çalışmalarının çok arka planda kaldığını hepiniz görüyorsunuz. Ama, bu cemiyet var, hizmeti çok büyük. Binlerce insan bu cemiyetin sunduğu imkânlardan istifade etti. Okullar yapıldı, yurtlar yapıldı, yapılıyor. Yüzlerce öğrenciye burslar verildi. Talebelik hayatını yaşayanlar çok iyi bilirler ki, bu üçüne de ihtiyaç vardır. Hem öyle dönemler gelmiştir ki, bu ihtiyaç çok büyük şekilde kendini hissettirmiştir. Ben Ankara'da okudum. O tarihlerde de İlim Yayma Cemiyetinin Ankara'da çok fazla bir faaliyeti yoktu ama İstanbul'daki arkadaşlarımızın ne kadar büyük bir sevinç içerisinde olduklarını biliyorduk. Şimdi, İlim Yayma Cemiyeti, Türkiye'nin her yerinde var. Okullarıyla, yurtlarıyla var, öğrencilerimize sağladığı imkânlarla var ve bu imkânlardan istifade etmiş, bugün, burada, ancak bir kısmını görebildiğimiz çok değerli insanlarımız var. Ne mutlu böyle hayırlı bir cemiyette görev alan, küçük büyük katkılarıyla bu cemiyetin ayakta durmasını sağlayan ve bu hizmetlerin büyümesini temin edenlere. Ben de, kuruluşundan bu yana bu Cemiyete katkısı bulunmuş, bugün de rahmete kavuşmuş bütün büyüklerimize Cenabı Hak'tan rahmet diliyorum; kalanlarına, hizmetlerine devam edenlere Cenab-ı Hak'tan sağlık ve afiyetler diliyorum.

Değerli dostlar,
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olduğum gün, kendi kendime söz verdim. Egemenliğin gerçek temsilcisi olan, egemenlik hakkının gerçek sahibi olan milletimizin, onu temsil etmeye, liyakatla temsil etmeye azmetmiş bir naçiz ferdi olarak, milletimizin ortak değerlerine sahip olacağım. Ona saygı göstermek; elbette. Ama, ona bağlı da olacağım. Milletimizin inancını, tarihini, kültürünü, gerçekten çok büyük meziyetleriyle insanlık âlemine ışık tutmuş, o bütün güzelliklerini kabul etmiş bir insan olarak, milletimizin bütün çabalarına katkıda bulunacağım. Bu Meclis Başkanlığı, eğer, ben gelinceye kadar bazı kişilere, bazı kurumlara, bazı kuruluşlara kapalı olmuşsa, bütün kapıları açacağım ve eğer bir Meclis Başkanı şu veya bu sebeple bazı yerlere gitmemişse ben gideceğim. Gideceğim, kabul edeceğim, konuşacağım ve düşüneceğim tek şey, milletime lâyık bir evlat olabilmektir.

Değerli dostlarım,
Belki başkaları gelmedi; ama, ben bugün geldim. İlim Yayma Cemiyetinin bugüne kadar yaptığı bu mütevazı ama adeta bir tohum gibi, toprak altına atılıp, sonra sümbüller, güller verdiği gibi, o büyük hizmetlerini tebrik etmek için geldim. Sizleri tebrik ediyorum, canı gönülden kutluyorum. Allah sizden razı olsun.

Değerli dostlar,
Bu bir vefakârlıktır; bu bir kadirbilirliktir. "İnsanların hayırlısı, insanlara faydalı olandır" düsturuna inanmış, hayırda yarışmayı prensip edinmiş bir medeniyetin çocukları, bugün, bu hizmetleri, ellerindeki o küçücük imkanlarıyla sürdürebiliyorlarsa ve aradan elli yıl geçmişse ve binlerce insan bu hizmetlerden istifade etmiş, her biri memleketini, milletini gerçekten seven, hiçbir kötülük yapmamış, yolsuzluğa bulaşmamış, cinayet işlememiş, bir kötü işin içerisinde olmamış pırıl pırıl gençler yetişmişse, devletin en üst kademesinden, siyasetin en küçük kademesine kadar herkesin bu hizmetlere saygı duyması ve bu işi yapanlara bağlılık göstermesi gerekir.

Değerli dostlar,
Evet, bu, milletimizin ortaya koyduğu hizmetlerden sadece bir tanesidir. Eminim ki, İlim Yayma Cemiyetinin gayesi gibi, çok hayırlı işler yapan çok dernekler var, çok vakıflar var ve bundan sonra da olacak. İsimleri de yüzlerce. Onları da kutluyorum. Hayırda yarışıyorsunuz, herkes birbirinin elinden tutarak bir hizmeti götürmeye çalışıyor ve böylece toplum eğer bir Arjantin olmuyorsa, toplum hâlâ ortak değerlerini sımsıcak ayakta tutmaya gayret ediyor ve bu güzel millet, bütün zorluklara rağmen, ülkesinde birlik ve dirlik içinde yaşamaya gayret ediyorsa bu, samimi gayretlerin bir neticesidir. Eğer, bu değerleri ayakta tutan, bu hamiyet duygusu yüklü, bu başkalarına yardım etme gayreti güçlü olan insanlar bir araya gelmemiş olsalardı ve "herşey maddeden ibarettir" düşüncesiyle, bir materyalist felsefe, bu ülkede gerçekten egemen olsaydı, insan insanın kurdu olsaydı, toplumda huzursuzluklar, kavgalar, ihtilaflar daha da artarak devam edecekti.

Bugün, İlim Yayma Cemiyeti'nin, şu önümüzdeki dosyalara baktığınızda da göreceksiniz ki, yaptığı okulları devletin bütçesiyle yapmak mümkün değil, yaptığı yurtları eğitimin bütçesiyle yapmak mümkün değil, verdiği bursları da, yine, kamu harcamalarıyla yerine getirmek mümkün değil. Sivil toplum örgütleri dediğimiz, demokratik kitle örgütleri dediğimiz, sadece hayrî amaçlarla bir araya gelmiş insanların topluma sunduğu hizmetler, devletin de yükünü azaltıyor, kamu harcamalarının da yükünü azaltıyor ve milletimizdeki mevcut potansiyeli ayağa kaldırmak suretiyle, herkese elindeki en küçük imkânı bile bir başkasına sunma fırsatı veriyor. Buna herşeyden önce ülkeyi yönetenlerin sevinmesi gerekir. Ülkeyi yönetenler bundan sevinmelidir, bunları desteklemelidir, bunların önünü açmalıdır, bunlara omuz vermelidir, bunlara teşekkür etmelidir. Aksi olursa, devlet kaybeder, millet kaybeder, hepimiz kaybederiz.

Üç yıldan fazla zaman geçti. Türkiye'nin belli bir yerinde, hepimiz büyük bir deprem felaketi yaşadık, hepimiz gözyaşlarına boğulduk. Yüzlerce insan can verdi, binlerce bina yıkıldı, katrilyonluk zararlar meydana geldi. O günleri hatırlıyorum. 1999'un Ağustos'unu, Eylül'ünü. Halk, elindeki ekmeğini kardeşiyle paylaşmak istedi. Herkes elinde ne kadar battaniye varsa, ceket varsa, gömlek varsa oraya koştu. Fırınlar kuruldu, berberler bile hizmete koştu. Aşevleri hizmete girdi. Ama, o gün, bir sakil düşünce "bu vakıflar acaba buraya niçin geldiler; bu ekmek acaba neden çıktı; bu yemeği verenler acaba arkadan ne isteyecekler" gibi, çok yanlış bir düşünceyle, çok saçma bir düşünceyle, maalesef, bu hayır hizmetlerinin önünü kesmeye çalıştılar. O günleri yaşayan, hem de Parlamento'da olan bir arkadaşınız olarak ne kadar üzüldüğümü tahmin edemezsiniz.

Millet fakir, işsizlikten bunalmış, ocağı tütmüyor, işyeri kapanmış, çalışırken işsiz kalmış; ama, bir feryat duymuş, oraya gidiyor, elindeki tek ekmeğini paylaşmaya çalışıyor. Bir vehimle, bir korkuyla "bu acaba neden oraya gitti" diye birbirlerine bakıyorlar. İnsanımızdan, milletimizden hiç kimse korkmamalıdır. Önümüz açılmalıdır. Bu hizmetler büyümelidir. Demokrasinin en güzel tariflerinden birisi de, korkulardan kurtulma rejimi olmasıdır. Kendi milletine korkuyla bakan, "aman ha, bunun gecesi gündüzü belli olmaz, korkulu rüya görmektense, uyanık duralım" endişesiyle tedbir üstüne tedbir düşünenler, kendi annesine babasına baksın, amcasına dayısına baksın, köyüne kasabasına baksın, mahallesine komşusuna baksın. Bu millet korkulacak bir millet değil, eli öpülecek bir millettir ve bundan sadece iftihar edilir.

Değerli dostlar,
İlim Yayma Cemiyeti, bu cemiyetlerin en önde gelenlerinden biri olarak, şüphesiz, çok büyük bir fonksiyon ifa ediyor; ama, devamlı olmak gerekir. Amellerin efdâli az da olsa devamlı olanıdır. Sayın Bakan da çok güzel ifade ettiler. Birbiri peşi sıra damlayan o küçücük damlaların bir graniti bile eritebileceğini çok güzel bir misalle ortaya koydular. Az da olsa devamlı olmalı; ama, büyüyerek de devam etmek mümkün, gelişerek de devam etmek mümkün.

Türkiye Büyük Millet Meclisi ve oradaki bütün milletvekillerimiz, hangi partiden olursa olsun, milletimizin gerçek temsilcileri olarak, bundan böyle, inanıyorum ki, sivil toplum adına hizmet gören bütün cemiyetlerimizin gayretinde, yardımında olacaklardır ve biz, Meclis olarak, bundan sonra da, bundan önce de yapıldığı gibi; ama, daha da artacak biçimde, sizlere, milletimize yardımcı olmaya ve demokratik bir cumhuriyet içerisinde, çoğulculuğun, katılımcılığın ülkemize fayda getireceğini düşünerek, bu katkıları daha da artırmaya çalışacağız.

Demokratik ülkelerin pekçoğunda, Amerikasıyla, Avrupasıyla, bu iş adeta bir üçüncü sektör gibi, gönüllü hizmetler gibi çok büyük teşviklere maruzdur. Oralarda ülkeleri yönetenler, bu çalışmaları teşvik etmektedirler. Hem kendi yükünü azaltmak, hem de sivil iradeyi güçlendirmek adına bu çalışmalar teşvik edilmektedir. Dolayısıyla, bundan böyle de, bilesiniz, biz, bu çalışmaları teşvik eden bir zihniyetle, her zaman, sizin önünüzde değil, yanınızda ve hizmetinizde olacağız.

Değerli dostlar,
"Şüphesiz ilim olunca, bunun bir üniversitesi de olmalı" diye arkadaşlarımız söylediler. Özel üniversitelerin kurulması, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir kanunla gerçekleşiyor. Benim üç dönemdir bulunduğum Meclis'te bazı üniversitelerin kuruluşlarına tanık olduk. Gönlüm istiyor ve Cenabı Hak'tan da niyaz ediyorum ki, bizim dönemimizde, bu cemiyet, bir üniversite kurmaya muvaffak olsun ve çıkacak kanunun altında bizim de imzamız bulunsun.

Değerli arkadaşlar,
İlime çok ihtiyacımız var. Bu ülke cehaletten çok çekti, zaruretten, ihtilaftan çok çekti. Şimdi, sanata, marifete, ittifaka ihtiyacımız var. İlim önümüzü aydınlatan bir meşale. Bu konuda da eksiğimiz olduğunu düşünüyorum. Milli eğitim sisteminin bugüne kadar önümüze koyduğu tablo... Evet, çok güzel gençlerimiz yetişti; ama, milyonları bulan öğrencilerimiz içerisinde, lâyıkıyla eğitim alamayanların... Liseyi bitirmiş, üniversiteyi bitirme imtihanına katılmış bir milyonu geçkin öğrenci arasında, sadece onda birinin üniversiteye girebildiğini bildiğim için de söylüyorum, eğitim sistemimiz büyük bir ıslahata ihtiyaç duymaktadır. Pırıl pırıl çocuklarımız var. Allah bu ülkeye en büyük nimetleri nasip etmiş.

Coğrafyamız çok güzel, iklim çok güzel, maden rezervimiz çok önemli. Üç tarafımız denizlerle çevrili, ovalar var, yaylalar var. Sadece tarım için kullanılması mümkün onsekiz milyon hektar arazi var. Bunun bir yarısı kadar daha tarıma elverişli hale getirilebilir. Aynı anda dört iklimi birlikte yaşayan bir ülkedeyiz. Belki şu anda Antalya'da denize giriyorlar, biz İstanbul'da ceketle dolaşıyoruz. Hakkari'de olabilir ki kar vardır, Trabzon'da yağmur yağıyordur. Dünyaya baktığınız zaman, böyle büyük nimetlere sahip olan ülkeler çok azdır. Bazıları vardır ki, senede yağan yağmur, şu bardağı bile doldurmaz; insanlar topraktan ot bile bitmediğini görürler; çocuklar sağlıklı beslenemezler. Eritre böyledir, Habeşistan böyledir, Afrika'nın pek çok ülkesi böyledir. Bazı yerler çöl altındadır, buz altındadır. Bazı yerlerde senenin her günü yağmur vardır ve güneşi göremezler. Allah, bu millete, bin yıl Hak'kın bayrağını en yüksekte tuttuğu için belki de, en büyük nimetleri vermiş.

Güneş var, yağmur var, kar var, tarla var, ova var, bahçe var, insan var. Düzenli akarsular var, denizlerle çevrili bir ülkeyiz. Zengin olmamız lazım. En büyük zenginliğimiz belki de genç nüfusumuzdur. Yetmiş milyon nüfusun yarısından fazlası otuz yaşın altında. Avrupa yaşlanmış, Amerika yaşlanıyor; ama, Türkiye'de genç bir nüfus var. Taşı sıksa suyunu çıkaracak. Akıllı, zeki ve kabiliyetli. Yeter ki, elinden tutulsun, önüne düşülsün, hizmet imkânı verilsin. Böyle bir ülkede, varlar içinde yokluk çekmenin sıkıntısı, her gün önümüze düşüyor gölgesiyle birlikte. "Ya Rab, nedendir bu susuzluğumuz, gürül gürül akan çeşmenin başında" diyor şair. Gürül gürül çeşme akıyor, bizim de susuzluktan dudaklarımız çatlamış. Bu kadar varları bir araya getirmenin, unu, yağı, şekeri bir araya getirip helva yapmanın, insanımızın istifadesine sunmanın bir yolu olmalı. Bu yol ilimden geçiyor. Bu yol, gerçek ilmi bilen, sanatı bilen, marifeti bilen insanların ahlâklı yetişmesinden ve insanlara hayırlı hizmetler yapmayı düşünmesinden geçiyor.

Değerli dostlar,
Bunun için, böyle cemiyetlere, çok büyük ölçüde ihtiyacımız var. Bunları çoğaltmalıyız, herkesi gayrete getirmeliyiz. Milletimizde büyük bir potansiyel var. Bu, hayırda yarışmaktır; bu, insanlara yardımcı ve yararlı olmaktır. Mehmet Akif Ersoy merhumun, eskiden lise kitaplarında okutulan "Seyfi Baba" diye bir şiiri vardı. Şimdi kaldı mı bilmiyorum. "Geçen akşam eve geldim, dediler ki Seyfi Baba hastalanmış yatıyormuş, nesi varmış acaba..." diye başlar, devam eder. Sonunda gider eve, ziyaret eder. Bir kandil ışığında, zavallı, fakir, yaşlı bir insan. Geleni, gideni yok, kimsesi yok, yardıma himmete muhtaç. Çok güzel tarif eder bunu Mehmet Akif ve sonunda "şuna birkaç kuruş bıraksam da, bir ihtiyacını görse" diye düşünür. Kesesini çıkarır, elini atar, bakar ki, bir on akçesi bile yok. Sonunda gözyaşıyla der ki " Ya hamiyetsiz olaydım, ya param olsaydı." Hamiyet duygusu, bu milletin mayasında vardır.

İnanınız ki, bu insanlar, bir yerde hayır hizmeti duydukları zaman, birilerinin ihtiyaç altında olduklarını duydukları zaman, hemen bir araya gelebilir, bir yardımı, bir hizmeti ortaya koyabilirler. Bunu kendi başlarına amatörce yapan insanlarımız da var, bir cemiyetin, onun hizmeti, ağı içinde yapanlar da var. Böyle bir milleti, elbette bu potansiyeliyle hayata hâkim hale getirmek çok önemlidir.

Bugün dünyada kavgalar var. En yakınımızda bir savaş var. Bu savaşı önlemek için, inanınız ki, Meclisiyle, Hükümetiyle çok büyük çabalar gösterdik; ama, bir düşünce hâkim oldu. "Ben güçlüyüm, ben istediğimi yaparım, bana kimse hiçbir şey diyemez." Ve maalesef, güçlünün haklı olduğu bir düşünce, dünyada bütün kurumları, bütün kuralları arkada bıraktı ve kendi gücüyle, kendi kuvvetiyle bir savaşı başlattı. Biz, yine, bu işin hem uzağında olmak, hem de yakınımızda olan bu ateşin söndürülmesi için bütün gücümüzle çalışıyoruz. Ekranlara bakamayan, çok üzülen, gözyaşı döken, bu zulmü bir türlü hazmedemeyen milletimizin içindeyiz. Ne var ki, herşeye hakim olmak, önlemek veya yerine getirmek gücünden belki mahrum olabiliriz. Ama, gönlümüz bu zulmün durmasını istiyor, bu savaşın bir an evvel bitmesini istiyor. Aynı coğrafyayı yıllarca paylaştığımız bir ülke ve o ülkenin insanlarıyla, yine huzur içerisinde, yine dostluk içerisinde hayatımızı sürdürmek istiyoruz. İnanıyorum ki, eğer gerçek ilimden nasiplerini almış olsalardı, bazı ülkelerin başkanları böyle bir siyaseti uygun görmezlerdi, bunun haksız ve yanlış olduğunu düşünürlerdi.

Geçenlerde bir görüşme sırasında, sanıyorum son tezkere öncesinde Başkanlığa ben çıkmıştım. Tabii, herkesin sinirleri gergin, herkes büyük bir üzüntü içerisinde, o gün, gündem dışı söz verdim. Gündem dışı verdiğim sözlerden biri, Dünya Şiir Günü dolayısıyla, bir değerli arkadaşımızın konuşmasıydı. Bir diğeri de, hepimizin ortak değeri, sevinci, övüncü olan Aşık Veysel'in Ölüm Yıldönümü ile ilgili bir konuşmaydı. Bazıları yadırgadılar. Hayret ediyorum ki, bazı televizyonlar ve basın da bunu yadırgadı. "Canım, böylesi önemli bir günde, herkesin kafasının meşgul olduğu bir zamanda, şiir okumak da neymiş. Hele hele bu Aşık Veysel de nereden çıkmış." Bilerek verdim söz hakkını ve bunun da doğru olduğuna inanıyorum. Şiir yazmak da, okumak da bir kabiliyettir. Şiir yazan adam duygulu adamdır; şiir yazan adam gözyaşını tanımış insandır; şiir yazan aşkı bilen insandır, sevgiyi bilen insandır. Eğer, Sayın Başkan Bush ve Saddam Hüseyin, hayatlarında iki satırlık bir şiir yazmış olsalardı, bu savaşı yapmazlardı.

Evet, işte, basın da, zaten, sadece bu cümleyi almak için saatlerdir bekledi. Sizlere karşı da görevimi yerine getirmiş oldum. Evet, şiir yazmak ve okumak duygulu insanların işidir. Ben, sadece, bunu hatırlatmak istedim. Aslında çok da iyi oldu. "Keşke, hep şiir söyleselerdi, savaşa zaman kalmasaydı" diye de eklemiştim. Onun için, biz, gözyaşı medeniyetinin çocuklarıyız. Gözyaşı büyük bir nimettir. Rahmetli Necip Fazıl sağ olsaydı, burada konuşsaydı, bunu güzel anlatırdı. Onun verdiği misaller içerisinde, ben çok şeyler hatırlıyorum ki, gözyaşı bir medeniyetin işaretidir. Gözyaşını tanımamış, sadece hayatında zulüm bilmiş insanlar, keşke şiir okusa, şiir yazsalardı. Ortadoğu kana bulanmasın. Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir zaman savaş olmasın. Bunu gönülden istiyoruz ve bu yangın derhal sönsün ve söndürülsün. Biz üzerimize düşeni yapıyoruz, yapmaya çalışacağız. Ama, insanlar ne kadar ilime muhtaç, insanlar ne kadar ilimden yararlanmaya hasret kalmışlar. Bu savaş, bize, onu da gösteriyor.

Gençlerimizi güzel yetiştirelim, onlara ilim, ahlâk ve siyasetin en güzel örneklerini verelim ve yarın, ülke yönetimine geldikleri zaman, buralardan aldıkları feyizle, hep hayırlı, hep güzel hizmetler yapsınlar. Bugün öyle güzel bir beraberlik var ki... Burada, Anadolu'nun güzel bir görüntüsü var. Rahmetli oldu birkaç ay öncesinde, bu Cemiyetin başkanı, bir emekli tuğgeneraldi. Güzel yetişmiş ve gözbebeğimiz Silahlı Kuvvetlerde çok önemli hizmetler yapmış bir komutanımızdı. Emekli oldu, İlim Yayma'da görev yapmaya başladı. Aramızda, belediye başkanları var, genel müdürler var, müsteşarlar var, bakanlar var, milletvekilleri var, tüccar var, sanayici var, işadamı var, hanımefendi kardeşlerim var, gençler var. Bütün bu beraberlik nedir; bizim bütünlüğümüzdür, bizim en büyük sermayemizdir ve gücümüzdür.

Allah bizi bizden, sizi bizden, sizi birbirinizden ayırmasın. Güzellikler içerisinde bu hayırlı hizmetlerimizi devam ettirelim. Hepinize sağlık ve mutluluklar diliyorum. Üstün başarılar niyaz ediyorum. Hayırlı günler. Sağolun.

Sosyal Medya

Kurumsal Facebook Adresi Kurumsal Twitter Adresi RSS Aboneliği Gunluk Haber Aboneliği Genel Kurul Facebook Adresi Genel Kurul Twitter Adresi Web Yoneticisine Mesaj
Sosyal Ağlarda TBMM

Arama

TBMM'yi Ziyaret

TBMM Gezi ve Rehberlik

Rehber Eşliğinde Gezi

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin tanıtımı kapsamında ziyaretçilerin rehber eşliğinde gezdirilmesi, TBMM rehberlik online kayıt sistemine başvurunun ardından, Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı tarafından hazırlanan bir program dahilinde gerçekleştirilmektedir.

Detaylı Bilgi İçin

 

 

 

 

 

 

E-devlet Üzerinden Randevu

E-devlet Linki

Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ziyaret etmek için e-Devlet üzerinden randevu talebinde bulunabilirsiniz.

e-Devlet Linki

Halk Günü

Halk Günü

Milli İradenin kalbinin attığı yer olan Türkiye Büyük Millet Meclisi tüm vatandaşlarımızın ziyaretine açılmıştır. Her ayın ilk Cumartesi günü 11.00 - 15.00 saatleri arasında önceden herhangi bir randevu almaksızın saat başı gerçekleştirilen gezi programlarına katılabilmek için TBMM Dikmen Kapısına gelmeniz yeterli olacaktır.

Detaylı Bilgi İçin

 

 

Kurtuluş Savaşı Müzesi

Kurtuluş Savaşı Müzes

'Birinci Millî Mimarlık Dönemi Üslubu'nun Ankara'daki ilk örneklerinden olan I.TBMM Binası, 1920-1924 yılları arasında Kurucu Meclis olarak da görev yapan Gazi Meclis tarafından kullanılmıştır. Halen TBMM Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı uhdesinde Kurtuluş Savaşı Müzesi (I.TBMM Binası) olarak hizmet vermektedir.

Sanal Tur

Türkiye Büyük Millet Meclisi Sanal Tur

Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni aşağıdaki bağlantıyı kullanarak sanal olarak gezebilirsiniz.

TBMM Sanal Tur Gezisi

Engelsiz Meclis

İşitme Engelliler

Rehber Eşliğinde Gezi

Yasama ve Denetim Hizmetlerine İlişkin Tanıtım Videolarına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz.

Youtube Erişim Linki