Komisyon Adı:Dışişleri Komisyonu
Konu:Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun, Türkiye'nin Dış Politikasında Son Dönemdeki Gelişmeler Hakkında Sunumu
Dönemi:26
Yasama Yılı:1
Tarih:25/02/2016


Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun, Türkiye'nin dış politikasında son dönemdeki gelişmeler hakkında sunumu DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU (Antalya) - Teşekkür ediyorum.

     Talip Bey'e çok teşekkür ediyorum. Gerçekten Türkiye, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinde ve Avrupa Konseyinde önemli bir ülke. Kurucu üyelerinden ama hiçbir zaman, 1949'dan bu tarafa kurucuyuz ama Türkiye, 2004'ten bu yana burada gerçekten güçlü bir ülke. Onu da söyleyelim. Türkçe'nin burada resmî çalışma dili olması, daha fazla vatandaşımızın burada istihdam edilecek olması ve üst düzeyde görev alması hem Mahkemede hem Parlamenter Mecliste hem de Avrupa Konseyinin diğer kurumlarında önemli.

     Tabii, İhvan'ın, Müslüman Kardeşlerin terör örgütü olup olmadığının kararını Meclisler falan veremez. Yani bu yanlıştır fakat esas itibarıyla, biz, Batılılara suç bulacağımıza, İhvan'ı, sadece kendi rejimlerine belki "Potansiyel risk oluşturuyor." diye terör listesine alan Müslüman ülkelere eleştiri yapmamız lazım. Mısır gibi, Körfez'deki bazı ülkeler gibi korkularından. Şimdi bazen İslamofobi konusunda biz Batılı ülkelere eleştiri yapıyoruz. Şimdi adam, Amerikalı "Benim Başkanımın düzenli görüştüğü, son derece saygın bir din âlimini, İslam âlimini, din adamını, sizin işte "Kardeş" dediğiniz ülkeler terör listesine koydu. Bize ne suç buluyorsunuz?" diyor. Maalesef böyle bir ikilemdeyiz ve bizim de zaten bu ülkelere yönelik -Mısır dâhil- eleştirimizin sebebi de budur ama biz, tabii ki İhvan'ı bir terör örgütü olarak görmüyoruz. Bu konudaki düşüncelerimizi de Amerika dâhil herkesle de bugüne kadar paylaştık, bundan sonra da paylaşmaya devam edeceğiz.

     Şimdi, Türkiye'nin teröre destek verdiği yönündeki suçlamalar, işte bugüne kadar hiç gündeme getirmeyen Rusya bile uçak düşürme hadisesinden sonra birden gündeme getirdi. Neden? İlişkilerimiz bozulduğu için. Avrupa'da bu oyun çok oynandı ve bunu destekleyen bazı Müslüman ülkeler de oldu. Para da harcadılar Türkiye'ye karşı bu karalama kampanyasına, hem de milyar dolarlar harcayanlar oldu. Türkiye rakamları ortaya koyunca şimdi hiç bu konuşuluyor mu? DAEŞ'le mücadele konusunda, DAEŞ'e yönelik mücadelede operasyonlardaki aktif görevimiz, havaalanlarını açmamız ve buna katılmamız, aynı şekilde ılımlı muhalefete bu yönde verdiğimiz destek DAEŞ'le mücadelede ve yabancı terörist savaşçıların durdurulması, engellenmesi, tutuklanması... 37 bin kişiye giriş yasağı koyduk. Havaalanları ve otobüs terminallerinde kurduğumuz bu tarama mekanizmaları sayesinde binlerce kişi mülakata tabi oldu ve bunlardan yaklaşık 1.700'üne giriş yasağı koyduk yani ülkeye sokmadık. Türkiye içinde 2 bine yakın teröristi yakaladık, suçluyu demeyelim de şüpheliyi ve bunlardan 600 küsur tanesi tutuklandı ve 3 binden fazla yabancı terörist savaşçıyı ya Suriye'ye giderken ya da dönerken yakalayıp ülkelerine teslim ettik. Bizim bu konudaki tutumumuz son derece nettir.

     Şimdi, dolayısıyla, yani bu tür suçlamalar bitti. Biz rakamları zaten paylaşıyoruz, terörle mücadelenin eş başkanlığını hem Birleşmiş Milletlerde yapıyoruz hem de koalisyon içinde yapıyoruz. Önemli olan terör örgütlerinin hepsine aynı bakabilmek lazım. Bizim de zaten esas şeyimiz bu.

     Öztürk Bey'e çok teşekkür ediyoruz. Kendisiyle kısa sürede çalışma imkânımız oldu. Kendisinin kararnamesini de imzalama mutluluğunu yaşamıştım ama işte kader insanı nereye getiriyor, siyasete getiriyor. Ben de gençliğimde bu diplomatlarımız şehit edilirken diplomat olmak istiyordum ama kariyer diplomat olmak nasip olmadı, bir gün geldi, siyaset yoluyla diplomasinin başına geçmek nasip oldu. Şimdi Öztürk kardeşimiz de CHP Genel Başkan Yardımcısı olarak dış politikamıza da önemli katkılar sunuyor. Kendisine çok teşekkür ediyoruz.

     Anlaşmalara önem verdiğiniz için Başkanımıza ve tüm Komisyona teşekkür ediyoruz. Gerçekten birikmiş anlaşmalar var. Meclisin, tabii, yoğun gündemi var ama uluslararası anlaşmaları, yani siyaseti bir kenarda tutarak bir an önce onaylarsak, hem ekonomik anlaşmalar var, başka konular var ve uzun uzun bizim diplomatlarımız ve ilgili kurumlardaki bürokratlarımız, müzakerelerden sonra bu anlaşmaları imzalıyoruz. Onaylamadığımız zaman bir kere Türkiye'nin güvenilirliği azalıyor. Yani imzalıyorsunuz anlaşmayı. "Var mısınız mutabakata?" Dört sene olmuş imzalamamışsınız, onaylamamışsınız Mecliste. İşte o zaman bir anlamı yok. Biz, hükûmet değişiyor ya da seçim oluyor, tekrar şeyini yitiriyor, tekrar yazılar gönderiyoruz Meclise.

     O yüzden sizlere gerçekten gönül dolusu teşekkür ederiz. Sabahlara kadar Başkanın sizi çalıştırdığından haberimiz var. İnsan Hakları Mahkemesine götürürseniz sizleri savunurum ben orada ama ciddi bir şekilde gerçekten teşekkür ederiz.

     Şimdi, bu çözüm sürecinde, çatışmaların durdurulması konusunda taslak şeylerde hep El Nusra ve DAEŞ'le mücadele devam edecek. Rusya ve İran, bazı ülkeler ısrarla Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin de belirlediği diğer, bunlara bağlı örgütler diyor. Kimisi de bunların içinde Ceyşul Muhacirin vel Ensar var, ondan sonra El-İzz bin Abdüsselam Tugayı var, vesaire. Fakat Rusya'nın ve İran'ın burada ısrar etmesinin sebebi muhalefete yönelik operasyonları devam ettirmek, iyi niyetli değiller. Biz bunu Münih'te söyledik. Şimdi de DAEŞ ve El Nusra konusunda bir sorun var mı, yok. En büyük terör örgütleri bunlar. Bu çatışmaların durdurulduğu zaman ve ateşkes zamanında tüm gücümüzü bunlara odaklandıralım, yönlendirelim. Hatta DAEŞ'e, yüzde 45'ini işgal ediyor Suriye'nin, buraya yönlendirelim.

     Bu bölgede şimdi Rusya diyor ki "Burada bunlara bağlı şey var." ve vuruyor orayı. Kimi vuruyor? Türkmenleri vuruyor. Kimi vuruyor? Ilımlı muhalefeti. Kimi vuruyor? Ondan sonra hastaneleri vuruyor. Bu süreçte de bunları devam ettirmek için ısrarla buraya koymak istedi. Şimdi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı olduğu için de diğer ülkeler de buna itiraz edemiyor. Yani "Buna karşı mısınız siz, yani bu terör örgütleriyle mücadeleye?" "Hayır, karşı değiliz." Son derece net. El Nusra da, diğerleri de hepsi terör örgütü.

     Şimdi bu bölgede, kuzey batıda yani bizim sınırımızın hemen altında El Nusra var. El Nusra'yla şey sırt sırta muhalefetin olduğu yerlerde. Yani bunu gerçekten, samimiyetimle söylüyorum, saldırılar ve baskılar devam ettiği sürece o arazideki insanların radikalleşmesi artıyor ve birbiriyle dayanışması da artabilir ve biz muhalefete her zaman diyoruz ki diğer terör örgütleriyle aranıza böyle keskin bir çizgi koyun ve bu konuda da, bu süreçte de bu uyarılarımızı da devam ettiriyoruz fakat ortada net bir şey var, DAEŞ var. Niye bu ateşkes ve çatışmaların durduğu zamanda DAEŞ'e ve El Nusra'ya yönelmiyoruz da o küçük şeylere odaklanarak, amaç bu. Yani Rusya'nın buradaki niyeti maalesef bu.

     Uluslararası Destek Grubunun terörle ilgili kararı sağlıklı bir şey değil. Niye? Bu görev Ürdün'e verildi. Ürdün Dışişleri Bakanı tüm üye ülkelere, grubun içindeki ülkelere yazdı, sizce kim terör örgütü? Şimdi New York'ta bir açıldı, tam 166 tane isim var. İran Dışişleri Bakanı "Bizim resmî gücümüzü de siz bazı ülkeler terör listesine yazmış, nasıl koyarsınız?" diye isyan etti. Şimdi, herkes kendi kafasına göre veya başka bir ülkeye bakış açısıyla bir terör listesi hazırlıyor. 166 tane terör örgütü ismi biliyor musunuz? Mesela siz görev de yaptınız, yok, ben de bilmiyorum ama bu terör örgütlerine yönelik yaklaşımdaki farklılıkta ya da samimiyetsizliğin de başka bir göstergesidir. O yüzden bu Uluslararası Suriye'ye Destek Grubunun terör listesi sağlıklı bir liste olmaz çünkü herkes keyfine göre istediği gibi isim veriyor, bu doğru değil.

     Şimdi, AKEL'in daveti konusunda, doğru, Yunanistan bizim gibi cesur davranamıyor. Ben son görüşmemde Koçiyas'a dedim ki: "Gel, biz de tanımıyoruz, güneye beraber gidelim. Önce gidelim hatta. Orada yemek yiyelim, sonra kuzeye geçelim, Kıbrıs kahvesi içelim. Siz diyorsunuz Yunan, biz diyoruz Türk, Kıbrıs kahvesi içelim." "Ben buna hazır değilim." diyor. Aslında Nikos Koçiyas vizyonu olan ve enternasyonalist bir insan, bu konularda cesur ama "Hazır değilim." derken, Kıbrıs kamuoyunun ve Yunanistan kamuoyunun hazır olmadığını söylemek istiyorum ama diğer taraftan, AKEL'in içinde de, hatta Anastasyadis'in partisinin içinde de çözüme karşı olan gruplar da var. Mesela kiliseye çok bağlı gruplar var, başka sebeplerden. Şimdi, o grupları ikna etme çalışmaları da önemli. Şimdi biz şunu söylemiyoruz: "Nasıl olsa bir çözüm olmaz, bunun sorumlusu da biz değiliz, bunu ispatlayalım." Böyle değil.

     Biz gerçekten kalıcı bir çözüm istiyoruz burada. Bu, çünkü, herkesin yararına. Türklerin de yararına, Türkiye'nin de yararına, Kıbrıs'ın da, Doğu Akdeniz için yararlı. O yüzden o partilerle de temaslarımız aslında o güven artırıcı tedbir bakımından anlamlı ve AKEL'in ziyareti Rum kamuoyunda da büyük bir memnuniyet yarattı. Biz onlara şirin görünmek için değil ama bu tür olumlu mesajları vermeye devam etmemiz lazım, korkmamamız lazım. Biz güçlü bir ülkeyiz. Biz Yunanistan atamadı diye, davet etmedi diye biz bu adım atmayalım şeyinde değiliz. Daha önce müzakereciler çapraz ziyarette bulundu. O zaman Başbakanımız Dışişleri Bakanıydı. Sayın Başbakanımız Dışişleri Bakanı olarak Yunanlı muhatabına müzakerecileri biz kabul edelim yani bakanlar düzeyinde kabul edelim dedi. Yunan tarafı buna yanaşamadı. Niye? İç kaygılardan dolayı. Ama bizim böyle bir kaygımız yok. Yani bu tür cesur adımları da atmamız lazım ve Türk kamuoyunun da, siyasi partilerin de bu konuda zaten çok radikal şeyi yok, tabii ki Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını korumak, özellikle garanti ve güvenlik bakımından, bizim önemli görevimizdir ama bir çözüm de istiyorsak bazı olumlu adımlar atmamız lazım. Bundan sonraki adımlarımız konusunda sizlere bilgi verme konusunda daha hassas oluruz. Hatta geldikleri zaman sizlerle de görüşmesini de memnuniyetle sağlarız. Bu konuda herhangi bir şeyimiz yok, olumsuz bir tutumumuz yok.

     Şimdi, Hişyar Bey, bölgede bir yangın varsa bu yangından herkes etkilenir yani herkesin evine sıçrar. Orta Doğu da budur, yani bize de yansımaları oluyor ama bizim yani buradaki Orta Doğu'daki yangının ne Irak'taki durumun ne de Suriye'deki durumun sorumlusu Türkiye değildir. Ha, diyebilirsiniz, Türkiye daha sert söylemeseydi de bu düşüncelerini, daha diplomatik söyleseydi. İnanın, bunları da çok yaptık biz. Yani Başbakanımız danışmanken, Dışişleri Bakanıyken de yaptı, Cumhurbaşkanımızın Esat'a "Kardeşim Esat." dediği günlerde ki o zaman Türkiye eksen kayması yaşıyor diye eleştiriliyordu, şimdi ise niye kötü diye eleştiriliyor. Bence o günkü tutumumuz da doğruydu, bugünkü tutumumuz da doğrudur, ikisi de ilkesel.

     O nedenle, şimdi her iktidarın, her hükûmetin, benim de dâhil hepimizin hataları olabilir, eksikliği olabilir ama biz ilkesel bir tutum sergiliyoruz ve beş sene önceki tutumumuz, dört sene önceki tutumumuz, tespitlerimiz, görüşlerimiz, önerilerimiz, hepsi gerçekçiydi ve hepsi de bugün gerçekleşti maalesef. Bazılarına maalesef diyoruz çünkü çok olumsuz tespitlerimiz de vardı olabilecek ama "Bunlar Türkiye yüzünden oldu." derseniz bu büyük bir haksızlık olur. "Türkiye sesini gür çıkardı diye bunun sorumlusu Türkiye." dersek de kendimize haksızlık etmiş oluruz. Yani yanı başımızda bir adaletsizlik var, bir katliam var, bu konudaki düşüncelerimizi söylememiz... "Buna Türkiye sebep oldu, Türkiye'nin herhangi bir sorumluluğu var, Türkiye olmasaydı bunlar olmazdı." dersek ben ona...

     HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) - Ama Sayın Bakan, çok özür dilerim de bunu söyleyen kimse yok. Söyledi mi kimse?

     DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU (Antalya) - Yani "Türkiye... Hatalarınız..." dediniz. Ben kendi yorumlarımı söylüyorum.

     HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) - Hayır, biz böyle bir şey söylemedik Sayın Bakan.

     DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU (Antalya) - Hayır, ben kendi yorumlarımı yapıyorum Hişyar Bey.

     HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) - Benim soruma istinaden söylediniz...

     DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU (Antalya) - Siz istediğiniz gibi soru sorabilirsiniz, ben de cevap verirken kendi üslubumla... Sizi de rahatsız ettiysem özür dilerim ama ben kendi düşüncelerimi bu vesileyle...

     HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) - ...başka bir soru var yani. Türkiye'nin hataları... Kimse sorumlu demiyor ki. Savaşı Türkiye çıkarmış filan değil, Orta Doğu'yu altüst eden o değil. Ancak Türkiye'nin...

     DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU (Antalya) - Şimdi karşılıklı bu şekilde mi devam ettirelim? Benim de söyleyeceğim bir sürü laf olabilir ama ben medeni bir ortamda sözlerimi bitirmek isterim, cevap vermek isterim, samimi bir şekilde de cevap vermek isterim. Sözümün de bu şekilde kesilmesini de arzu etmem işin doğrusu. Ama karşılıklı tartışmaya girmek...

     BAŞKAN - Yo, siz buyurun, siz buyurun. Ben tartışma... Bir şey değil.

     DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU (Antalya) - Siz düşüncelerinizi söylediniz, ben de size sizinle karşı karşıya oturduğumuz zaman karşılıklı samimi düşüncelerimizi zaten paylaşıyoruz. O nedenle ben, müsaade edin, kendi düşüncelerimi söyleyeyim. Beğenmemiş olabilirsiniz ama bu benim düşüncelerim, benim cevabım. Siz de istediğiniz soruyu tekrar sorabilirsiniz.

     Teşekkür ederim Değerli Başkanım.

     Şimdi, Sayın Başbakanımızın "Bizi bağlamaz." demesinin sebebi şu: Şimdi, Suriye'de bir ateşkes, bir çatışmalar duracak. Ondan sonra bu süreçte Türkiye'ye yönelik bir terör tehdidi gelecek, bir saldırı gelecek. Dolayısıyla, DAEŞ'i zaten kapsamıyor bu şey. Ama YPG'den, PKK'dan bize yönelik bir saldırı -ve diğer terör örgütü- geldiği zaman biz angajman kurallarımızı uygularız, bizim söylemek istediğimiz son derece net. Şimdi, Türkiye'nin güvenliğine oradan bir tehdit geldiği zaman, Kandil'den geldiği zaman nasıl Kandil'e müdahale ediyorsak, bu bizim uluslararası hukuktan kaynaklanan hakkımız ve Suriye'den bize Ankara'daki terör saldırısı gibi bir saldırı ya da sınırdan bir saldırı geldiği zaman, bir havan mermisi düştüğü zaman angajman kuralımızı uygularız. Sayın Başbakanımızın söylediği bu. Yani oradaki çatışmaların durdurulması, ateşkesin sağlanması, siyasi müzakereyi desteklemiyoruz ya da buna uymayız anlamında söylemiyor Sayın Başbakanımız. Başka bir noktaya çekmemiz lazım.

     Şimdi, bizim PYD'ye itirazımız rejimle olan iş birliği değil. Bizim PYD'ye itirazımız PKK'yla birlikte oldukları için ve yapılanmasına bakın, hep PKK var, isim isim de hepsi var. Salih Müslim'i kim davet etti Suriye'ye? Rejim. Neden davet etti? Oradaki PKK'yla birlikte unsurları toplayarak Türkiye'ye karşı da harekete geçmek için. Dolayısıyla böyle bir bağı var rejimin, bunu da ortaya koyuyoruz. Nasıl koyuyoruz? ABD şimdi "Rejime karşıyım." diyor. Rejimle iş birliği yapan biri YPG'yle de iş birliği yapıyor. Bu ne çelişki diyoruz biz. Şimdi, muhalefet DAEŞ'e saldırıyor. DAEŞ'le mücadele eden muhalefete -bu konuda ABD ile ortağız- ondan sonra YPG saldırıyor. "Nasıl oluyor, şimdi desteklediğiniz YPG bizim birlikte desteklediğimiz muhalefete saldırıyor. Bu çelişki değil mi?" diyoruz.

     Şimdi, Suriye rejimi bizim unsurumuz, bizim silahlı kuvvetimiz dedi YPG için, böyle açıklama yaptı. Şimdi, Moskova'da bir ofis açtı YPG. Arkadaki postere bakın. Kimin posteri? Öcalan'ın, bölücü başının. Öcalan kim? PKK'nin lideri. Şimdi, dolayısıyla, bizim itirazımız.... Başından beri de bizim YPG'ye, PYD'ye telkinlerimiz de bu yöndeydi. "Terör faaliyetlerinde bulunmayın, terörden vazgeçin." Bizim zamanında Hamas'a da telkinlerimiz bu yöndeydi seçimden sonra. "Artık siz seçimleri kazandınız, silahı bırakın, terörü bırakın. Ondan sonra meşru zeminde siyaset yapın." Biz PYD'ye bu konuda telkinlerde de bulunduk ama PYD-YPG bunun tam tersini yaptı, terörü tercih etti.

     Şimdi, niye illa belli bir ideolojiye sahip grup buralara hâkim olacak? YPG-PYD'nin sürgüne gönderdiği Kürt sayısını biliyor musunuz siz? Sadece şu anda 10 binden fazla Kuzey Irak'ta var. Avrupa'da yaşayanlarla hiç görüştünüz mü? Türkiye'deki PYD'nin sürgüne gönderip kendisi gibi yani Marksist-Leninist ideolojiyi paylaşmadığı için zorla sürgüne gönderdiği, bazılarının da başlarını kesti, gözdağı verdi. Onlarla hiç temasta bulundunuz mu, onların düşüncelerini hiç dinlediniz mi? Ben dinliyorum ve onlar bize nasıl güneydoğuda Kürt kardeşlerimiz "Bizi PKK zulmüne bırakmayın." diye ricada bulunuyorsa, âdeta yalvarır gibi böyle istiyorsa, oradaki Kürtlerde bunu çok istiyor. O yüzden Suriye'deki Kürtlerin temsilcisi YPG değil. Esasen hiçbir milletin, hiçbir ulusun, hiçbir etnik grubun... Hiçbir terör örgütü yani bir etnik grubun şeyi olamaz. Yani PKK ve YPG de Kürt kardeşlerimizin temsilcisi olamaz. Bizim itirazımız budur ama diğer ilişkiler konusundaki çelişkileri de ortaya koyuyoruz. Yani YPG'nın ya da Kürtlerin başkalarıyla temasta olması, bilmem ne bizi rahatsız etmez ama terör örgütlerinin ülkelerle, o ülkelerin terör örgütleriyle... Bizim mutlaka bu çelişkiyi ortaya koymamız lazım, koyuyoruz.

     Şimdi, tabii ki biz de isteriz Türkiye'de terör bitsin. Biz de isteriz Türkiye'de huzur olsun. Yani on dört senedir atılan samimi adımları ben bizzat biliyorum, içinde de yer aldım. Yani bu partinin kurucusuyum, kurucularından bir tanesiyim, mutfağında çok çalıştım ve inanın çok siyasi riskler de aldık biz Türkiye'de terör bitsin diye ama PKK terör örgütünün bu süreci nasıl suistimal ettiğini herkes biliyor. Yani İçişleri Bakanıyla görüşeceğiniz konular ama siz gündeme getirdiğiniz için... YPG de terörü tercih etmesin, PKK'da silahı bıraksın ve ondan sonra zaten silahı bıraktıktan sonra operasyona da gerek kalmaz, bu sorunlara da gerek kalmaz. Niye siz diyorsunuz "Devlet hatasını anlasın, geri dönsün."? Diğer taraftan, bu şehirlerdeki silah yığınağını ben mi yaptım? Terör faaliyetlerini ben mi gerçekleştirdim devlet olarak? Niye PKK'ya demiyorsunuz "Sen silahı bırak."? İstiyorsunuz, diyemiyorsunuz; çabalar oluyor, dinlemiyor çünkü onlar görüyor ki... Burada "Meclisteki tabloyu da biz oluşturduk." diyorlar. Bu anlayış var, diyemiyorsunuz. Dememiz lazım yani terör örgütüne dur demeyi başarmamız lazım hep birlikte. Yani bu sadece silahlı mücadeleyle olmaz, siyasi iradeyi de hep birlikte ortaya koymamız lazım.

     Bizim, Kuzey Irak'taki Kürt kardeşlerimizle ne sorunumuz olabilir veya Türkiye'deki Kürt vatandaşlarımızla bizim bir sorunumuz mu var? Hepsi bizim kardeşimiz, hepsi bizim canımız ciğerimiz. Böyle bir ayrım yapamayız biz. Suriye'deki tüm Kürtlerle de aynı anlayış içindeyiz. O nedenle terör örgütleriyle halk arasındaki ayrımı da çok iyi yapmamız lazım.

     İsrail net bir şekilde özür diledi. Önce telefonda Netanyahu sözlü bir şekilde özür diledi. Daha sonra yazılı bir şekilde özür diledi ve "Can kaybına yol açan her hata nedeniyle Türk halkından özür dilerim." dedi net bir şekilde. Sizde sanırım bu bilgiler yok. Net bir şekilde hatasını kabul etti, özür diledi. Şimdi diğer iki şartın yerine gelmesini bekliyoruz. Görüşmeler devam ediyor.

     Değerli Başkanım ikinci tura geçebiliriz.

     BAŞKAN - Tabii, öyle yapalım. Zaten söz isteyenler var.

     ÜMİT ÖZDAĞ (Gaziantep) - Benim sorularımın hiçbiri cevaplanmadı.

     DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU (Antalya) - Özür dilerim, aradan atlamışız.

     Şimdi, "Ateşkes bizi bağlamaz." kısmına açıklık getirdim Sayın Başbakanımızın söylemek istediği. Yani Suriye rejiminin kontrolü kaybetmesiyle ilgili ben o açıklamayı görmedim. O yüzden Sayın Başbakanımızın yani sizin iddia ettiğiniz sözüyle ilgili yorum yapmam doğru değil. Ama biz Rusya Federasyonu'yla uçak düşürmeden sonra tüm olasılıklara karşı senaryolarımız hazır, çalıştık. Ekonomiyle ilgili, gerginliğin tırmanmasında karşı karşıya kalacağımız durumlarla ilgili, siyasi adımlarla ilgili, yani her senaryoya karşı biz âdeta simülasyon yaparak tüm birimlerimizle beraber, istihbaratımız, ekonomiyle ilgili bakanlarımız, diğer diplomasiyle ilgili arkadaşlarımız, askerlerimiz, hep tüm ilgili kurumlar ve kişilerle âdeta simülasyon yaparak tüm senaryolara karşı hazırlıklıyız. Vatandaşlarımızın uğradığı, ekonomik...

     ÜMİT ÖZDAĞ (Gaziantep) - Bu vurulmadan önce değil mi?

     DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU (Antalya) - Hayır, sonrasında.

     ÜMİT ÖZDAĞ (Gaziantep) - Ha, sonrasında. Vurulmadan önce böyle bir şey yapılmadı o zaman.

     DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU (Antalya) - Vurulmadan önce böyle bir şey öngörmüyorduk. Biz Ruslara, çünkü, uyarı yaptık ve bir anlaşma da yapıldı askerler arasında, 15 Ekimdeydi. 5 milden daha fazla yaklaşamayacaktı Rus jetleri bu anlaşmaya göre. İlk ihlallerden sonra telefonda Putin özür diledi, sonra askerler geldi. Sonra bir daha ihlal oldu. Putin Antalya'da Sayın Cumhurbaşkanımızdan tekrar özür diledi. Şimdi, bir devlet başkanı niye özür diler? Hata yaptığı için özür diler. Şimdi, Rusya gibi bir devletin başkanı özür diledikten sonra siz ne yaparsınız? Bundan sonra bir daha olmayacak beklentisi içinde olursunuz. O yüzden hani böyle başlangıçta özür de diledikten sonra, olmayacağı yönünde anlaşmalar da yapıldıktan sonra, tabii, biz bunu öngörmüyorduk. Ama bu on yedi saniye içinde gelişen bir hadise. Maalesef oldu. Ama ondan sonraki senaryolara hazırlıklıyız.