Komisyon Adı:Plan Ve Bütçe Komisyonu
Konu:Askerlik Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı(1/414)
Dönemi:26
Yasama Yılı:1
Tarih:06/01/2016


Askerlik Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı(1/414) ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Hoş bulduk.

     Ben de, Sayın Başkan, nezaketiniz içi teşekkür ederim. Konuya verdiğimiz ehemmiyeti biliyorsunuz. Onunla ilgili de bizi haberdar ettiniz. Ben nöbetçi Grup Başkan Vekili olduğum için aşağısı kapandıktan sonra ancak buraya gelebildim.

     Şimdi, tabii, yarın görüşülecek, imkân oldukça geleceğiz. Zaten konunun uzmanı çok değerli arkadaşlarımız partimiz adına burada görev yapıyorlar. Ama burada birkaç tane durumun öncelikle altını çizmek isteriz. Soma faciası yaşandıktan sonra Türkiye'de hep birlikte şöyle bir karar vermiştik. Bunu devrin Başbakanı Sayın Cumhurbaşkanının grup konuşmasında verdiği birtakım sözler vardı. Onların takipçisi olmaya çalıştık. Ama bir şey vardı ki 4 parti birden şunu söylüyorduk: Bir daha Somaların yaşanmasına izin vermeyecektik ve üç gruptaki sözlerin takipçisi olacaktık. Bunlar: Ölen madencilerin geride bıraktıklarına sahip çıkma, mevcut madencilerin çalışma şartlarını iyileştirme ve işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda atılacak adımlar.

     Buradaki bu 15 söze ve buradaki konuşmalara falan dönecek değilim. Ama birinci kategoride, geride kalanlara sahip çıkma konusunda nispeten verilen sözler tutuldu. Yani tabii o ilk günlerdeki beklentilerin çok dışında şeyler oldu. Mesela madencilere ev verilecekti. Bu ev, bir özel holdingin ev taahhüdüne, işte bu ev o evdir denilerek, sadece oraya bir arsa tahsis edilerek yapıldı. Oysaki o holding başka bir şey söylemişti ama devlet babanın verdiği söz başkaydı.

     Madencilerin geride kalan arkadaşlarının çalışma şartlarıyla ilgili verilen sözlerin pek azı tutuldu. Tutulanlardan 2 tanesi yani hafta tatilinin iki gün olması ve asgari ücretin 2 asgari ücrete çıkarılması noktasındaki sözler tutuldu. Ama esas hiçbir madencinin işsiz kalmasına izin verilmeyecekti. Bunun içinde, özellikle özel sektördeki maden ocaklarının maliyet artışlarıyla ilgili düzenlemelerin yapılması falan da bu kapsam içindedir işsiz kalmamasıyla ilgili verilen devlet sözü. Ama Soma'da bir sms mesajıyla 2.870 madenci işten çıkarıldı. O arkadaşlar için kimse parmağını kıpırdatmadı. Hatta ve hatta şöyle bir gerçeklikle karşı karşıyayız: Onlar tazminatlarını dahi daha alamadılar.

     Birlikte iyi niyetle bir düzenleme yaptık. Bankacılık sistemi gereği el konulmuş olan malların elden çıkarılması aşamasında bu tazminatların ödenmesiyle ilgili düzenleme yaptık. Ancak madencilerin sendikası gidip işçiler adına işverenle anlaşarak bunu, 24 takside bağlanacak ve maden çalışmaya başladıktan sonra ödenecek gibi bir şey yaptı. Sayın Cumhurbaşkanının Manisa'da yapmış olduğu mitingde verdiği sözün ilk taksitin o gün yatmıştı, ondan sonra madenciler para almadılar. Yani seçime beş gün kala bir para verildi, bir para alınmadı ondan beri.

     BAŞKAN - Sendika nasıl böyle bir şey yaptı?

     ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Yaptı ve ben, bunu, Bilgi Edinme Yasası'na göre edindiğim bir bilgiyle bizim yaptığımız düzenlemeye rağmen, bizim düzenlemenin tarafı olanı TMSF, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu dedi ki: Ben bu parayı öderdim ama işçiler anlaşmış işverenle. Sonradan da 24 aylık vadeye yayan korkunç bir protokol çıktı. Gecenin bu vaktinde polemik için söylemiyorum. Ama bu anlaşmanın sermaye-siyaset-sendika üçgenindeki paslaşmaların bilgisi dışında olduğunu da kimse iddia etmesin. Bunu uzun uzun konuşuruz. Bu kadar söyleyeyim. Yani bu sizin şaşırmanızdaki samimiyete inanıyorum ama inanın, bu salonda şaşırmayanlar var. Bunu daha sonraki süreçte siyasi mülahazalarla mutlaka konuşuruz. Ama o sendika ki böyle bir şeye imza attı. Ve bugün gelinen noktada, o madenciler işsiz, paralarını almadılar, verilen devlet sözü tutulmadı, çocuklarını okutamadığı için okuldan alan madenciler var. Dileyen arkadaşıma telefonunu veririm Kınıklı, Somalı, Balıkesir'in Savaştepe'sinden o madenci aileleriyle de konuşabilirsiniz. Hatta simgeleşmiş, kazada iki gözü kör olmuş Ali Kandemir ile iki ayağı birden kopmuş kazalı madencilere o verilen çok ciddi sözlerin, bu salonda "takipçisi biziz" falan, hâlâ daha tutulmadığını da telefonlarını sizle paylaşabilirim. Bu kadarda bırakayım.

     Ama esas tutulmayan söz, işçi sağlığı ve iş güvenliği konusundadır. Ve Soma Komisyonu raporu raflarda durmaktadır. Meclis tarafından konuşulmamıştır. Maden Kanunu çıkarken Sayın Enerji Bakanlığı ve işçi sağlığı ve iş güvenliğiyle ilgili düzenlemeler yapılırken de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının değerli bürokratları, Soma kanununu inceleyemediklerini, onun için bu düzenlemeleri yapamadıklarını söylemiştir. Hatta bugün karşımızda olan değerli bürokratların kendinden önce aynı görevleri yapan mevkidaşları "Biz kanuna erişemedik." demiştir Mecliste dağıtımından kırk gün sonra ve bunların hepsi tutanaklarda mevcuttur.

     Şimdi geldiğimiz noktada meseleyi, Soma'yla ilgili meseleyi, madenlerle ilgili meseleyi sadece bir fiyat farkı işine indirgemek sıkıntılı. Yapılmaya çalışılan iş, bir sürü eksik bir tarafa doğru bir iş. Neden? O gün, o zaman söylemiştik. Hatta burada şöyle açıklamalar oldu: Redevans anlaşmaları zaten bir sonraki yıl için maliyet artışlarıyla ilgili yetki veriyor. O artışları yapabilirsiniz. Orada bir sıkıntı yok. Esas sıkıntı, küçük maden işletmelerine ait. Ama orada bir telaşla Soma AŞ, bir telaşla İmbat AŞ, bir telaşla birkaç tane redevansçının, dev şirketlerin ki 1 milyon ton kömür yerine 3,5 milyon tonu çıkar kardeşim alacağım deyip, alınıp da parası ödenip, o üretim baskısına dönüşüp, o madende neler konuşuyorlar... O Soma davasını izliyorum. Toplam 5 oturum 8 celse yani kırk gün dinledik biz onu. Burada ne söylediysek, ne konuşulduysa, ne anlatıldıysa, en vahim iddia neyse hepsinin de fevkinde iddiaları mahkeme sorduruyor. Elbette ceza davası sürecek ama vicdanlarımızda... O geçen dönemlerde biz burada anlatırken hani o üstümüze yürüyenler veya hakaret edenler, dava açanlar bizlere... Gerçi siyasetin böyle bir adaleti var. O arkadaşlar şimdi buralarda değiller ama şöyle de bir nokta var: Keşke burada olsalardı da birazcık o mahkeme tutanaklarını getirseydik yüzleri kızarsaydı.

     Şimdi, bugün, redevansçılara ilave bir formül düzenlemesi yapacağız falan meselesi... Onu bir kenara bırakın. O redevansçılar meselesinde karşılıklı bir ilişkilenme, karşılıklı bir beslenme var. Bir gün bir hakikatler komisyonu kurulur da emek harcarsa buradan öyle fena şeyler çıkacak. Bugünün belli siyasi ve bürokratik muhatapları o gün gerçekten çok ciddi bir utanç yaşayacaklar. Ancak ve ancak bugün yapılması söylenen küçük işletmeler var. Geçen sene zaten bunu söyledik; dedik ki: Redevansçılarla ilgili sorun yok. Onlar zaten fahiş kârlar elde ediyorlar. Küçük işletmeleri korumanız lazım. Küçük işletmelerin yok olmasını istiyorlar. Burada isim vermeyerek söyleyeyim, sektörün çok ciddi temsilcileri şunu dedi: "Sayın Bakan bizi gözden çıkarmış. Redevansçıyı koruyacağına bizi korusun. Hepimiz batarız. Biz bu işlere devam edemiyoruz." Onlara dinletemedik. Bir redevans sevdası, bir redevans sevdası... Bu, biliyorsunuz son on üç yılın icadı olan farklı bir sistemdir. Aykut Erdoğdu bunu her seferinde anlatıyor. Yazmış olduğu kömür yolsuzluğu ve bu konu üzerinde anlattığı bütün her şeyi belki ilerleyen süreçte bu Komisyonun yeni üyeleri dinleyecekler ve bence gerçekten bundan etkilenecekler. Bu gelinen noktada küçük işletmelere bir şey verme işi doğru ama Sayın Müsteşarım, ben hayatta bir bürokratı eleştirmek, onu küçük düşürmek istemem ama size bu notları hazırlayanlar, siz buraya gelirken sizi bu donanımsızlıkla buraya gelmeye mahkûm edenlerle ilgili dönüp bir şey yapmanız lazım. Yani bu olacak bir şey değil. Devlet bu duruma düşmez. Biz gerçekten bu işten üzüntü duyduk. Küçük işletmelerle ilgili bir şey yapın ama onu da sorgulayacağız, arkadaşlarımız bakacak. Sektörün rızası önemli ama redevansçılarla ilgili o bir sayfalık formül var ya, mesele yalın olduğu zaman anlaşılabilir, karmaşık olduğu zaman sorgulanamaz olduğu şeyle o formül. Mesele ne? Kardeşim, artış belli. Şirkete diyeceksin ki: Getir bakayım, önüne koyacak, ne formülü? Beyanname usulüne çevirin beyefendi. Desin ki bu işçiye bu parayı ödüyordum, sen bu kadar artırdın bu fiyat çıktı, zararın bu. Beyannameyi 2 tane bu işi bilen devlet memuru inceler, der ki: "Ödenmesi uygundur." Vurursunuz altına oluru, ödersiniz parayı. O formül işi... Bakın, bir taraftan bir itiraf geliyor, tutmamış, yanlış formül yapmışsınız. Karşılamadı, pek azını karşılıyor. Bir başka taraftan belki hak edilmeyen paralar ödeniyor. Formül falan değil, koysun beyannameyi önünüze. Ben buna tabiydim, bu kadar maliyetim vardı, sen bunu çıkardın. Bu kadar, inceleyin, ödeyecekseniz ödeyin.

     Sayın Kuşoğlu geçen sene sorduğunda tahminî rakamları söylerken burada çok keskin... Şimdi ödediğinizi ifade etmekte güçlük çekiyorsunuz. Yarın, geçen sene biz tutanaklardan bakacağız ama bu Komisyona dağıtılan bilgi notunu da lütfen bütün Komisyon üyelerine yani size geçen sene sorulduğunda ne öngörmüşsünüz, ne ödemişsiniz? Formül bir sayfa da olsa istiyoruz. O formülü çıkaran arkadaşların o formülle ilgili mutlaka bir izahatı vardır, onu da görmek istiyoruz. Küçük işletmeleri koruyacak. Ne yapacaksanız desteklemeye göre, Zonguldak Milletvekili orada, Soma'da bu tür işletmeler yok ama Ermenek'te sorun var, Türkiye'nin dört bir yanında sorun var ama şeffaflık istiyoruz, bir de haklı çıkmanın utancı içindeyiz bir kez daha.

     Lütfen, geçen seneki tutanakları ben fosforlamayayım ama bir vaktiniz olursa Sayın Bakanım, sayın müsteşar yardımcıları, şu Cumhuriyet Halk Partisi Grubu, hatta haksızlık etmeyelim, MHP Grubunun değerli temsilcisi, HDP'den arkadaşlar neler demiş, nasıl karşı çıkmışsınız, bugün ne noktaya gelmişsiniz, bir de bunlara bakalım.

     Nezaketiniz için teşekkür ediyorum. Konunun takipçisi olacağız.