Komisyon Adı:Sağlık, Aile, Çalışma Ve Sosyal İşler Komisyonu
Konu:Sağlıkla İlgili Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi(2/1186)
Dönemi:27
Yasama Yılı:2
Tarih:06/11/2018


Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi(2/1186) MAHMUT TANAL (İstanbul) - Teşekkür ederim Değerli Başkanım.

     Gecenin bu saatinde hepinize iyi çalışmalar diliyorum ben.

     Şimdi, Sayın Bakan açıklamasında mevzuatın yetersiz olduğundan bahsetti. Mevzuat taramasına baktığımız zaman... Sayın Bakanım, özür dilerim, siz mevzuat yetersizliğini söylediniz. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 48'inci maddesine (8) numaralı bir bent eklendi. O bentte kamu görevlilerinin yani 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 48'inci maddesine ilave yapılmıştı. Memuriyetin, asaletin tasdik edilmesi açısından arşiv araştırmasının yapılması şartı arandı, o eklendi.

     İkinci bir olay: Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmalarıydı yani 4045 sayılı Yasa. Şimdi, 4045 sayılı Yasa diyor ki: "Bir kişi eğer kamu görevlisi olarak atanacaksa bunun arşiv araştırması yapılır, eğer olumlu sonuç gelirse atama yapılır, olumsuz sonuç gelir ise gizlilik derecesi olan yerlere atanmaz." Bu ne demek? Zaten doktorun yaptığı iş, hekimin yaptığı iş gizlilik derecesi olan bir alan değil zaten yani MİT'in, istihbaratın yaptığı şekilde bir iş değil. Bu anlamda zaten mevzuatımızda yeteri kadar iş var yani burada bunu engelleyen hususlar var.

     Şimdi, burada 5'inci maddenin son cümlesinde deniliyor ki: "Bu doktorların verdiği raporlar idari işleme esas alınmaz." Şimdi, bilmiyorum, herhâlde burada aşağı yukarı hepimizin çocukları var. Çocuğunuzu siz ilkokula gönderiyorsunuz, okul takımı var, okul takımında oynayacak. Okul idaresi diyor ki: "Arkadaş, siz bu çocuğu getirdiniz ancak sporcu lisansı alması gerekir. Onun için doktordan rapor isteyin." Peki, doktor bu raporu verdi, okul idaresine gelecek. Bu yasayla ne deniliyor? "Buna idari işlem esas alınmaz." deniliyor. Ya, okul öğrencisi arkadaşlar, ilkokul öğrencisi. "Bu spor lisansı alınmaz." Bu bir.

     İki: Benim gözlüğüm var ve bu gözlük nedeniyle ben yarın -burada reklam olmasın diye söylemiyorum- herhangi bir hastaneye gittim, özel hastaneye gitmiş olayım. Özel hastane de bana -şu anda 1,5'tur; 2,5 oldu, 3 oldu diyelim- yeni bir gözlükle ilgili bir reçete yazdı ve milletvekiliyim ben, bunun ödemesini kim yapacak? Meclis yapıyor bir kısmını. Peki, bu, idari işlem değil mi arkadaşlar? Yani doktorun bu raporunu dahi... Bakın, iki tane çok masumane örnek de veriyorum değerli hekim arkadaşlar, değerli milletvekili arkadaşlar yani bunun ucunun nereye gidebileceğini görebilme açısından iki tane çok masumane örnekle anlattım, bu doktor raporlarının idari işleme esas olamazla ilgili. Bir tane masumane örnek daha, bilirkişiyle ilgili: Mahkemeye gönderdik. Nedir? Yani mahkeme kalktı -bunu böyle ceza davalarına vesaire getirmeyelim, bir aile mahkemesinin bilirkişisine getirelim, bir tüketici mahkemesine getirelim, bir fikrî ve sınai hakları mahkemesine getirelim- öğretim üyesini oraya bilirkişi olarak atadı. Peki, bilirkişi olarak atandı yani bilimsel anlamda onun vereceği rapor çok masumane. Bunun terör örgütleriyle vesaireyle bağlantısını nasıl yapacaksınız değerli arkadaşlar? Yani bu anlamdaki o son iki tane masumane koyduğunuz cümlenin ne kadar boşlukta olduğunu gösterme açısından bu üç örneği anlattım.

     Şimdi tekrara düşmeme açısından, bir: Anayasa'mızın 90'ıncı maddesinin son fıkrası diyor ki: "Uluslararası sözleşmeler kanun hükmündedir." Bugüne kadar, bu saate kadar anlattığımız mevzuatımızda, bakın, bir: Sayın Bakanım "Kanun hükmünde kararnameler mahkeme kararı." dedi, arşiv kaydına... Hatta, Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun ek 7'nci maddesi diyor ki: "İstihbari bilgiler mahkûmiyet için delil olarak kullanılamaz." Şimdi, bunu kullanamıyoruz.

     İkincisi: Anayasa'nın 90'ıncı maddesinde "Kanun hükmündedir." diyoruz. "Eğer uluslararası sözleşmeler ile iç hukukta düzenlenen kanun çatışırsa uluslararası sözleşmeler geçerlidir." deniliyor.

     (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

     MAHMUT TANAL (İstanbul) - Bitireceğim Sayın Başkan.

     (Oturum Başkanlığına Başkan Vekili Müşerref Pervin Tuba Durgut geçti)

     BAŞKAN - Yalnız, lütfen toparlayalım çünkü Komisyon üyelerimizin, çok haklı olarak, sağlıklı çalışma metodu istekleri var. Biraz bir metot dâhilinde gidersek çok daha verimli kullanırız zamanı.

     Toparlamanızı bekliyorum efendim.

     MAHMUT TANAL (İstanbul) - Teşekkürler.

     Şimdi, bakın, değerli arkadaşlar, ne dedik biz? Yani mevcut olan, bir sefer, Anayasa'mızın 129'uncu maddesi "Kamu görevlileri işten atıldığı zaman herhangi bir disiplin soruşturması geçirecekse savunması alınmadan atılamaz." diyor. Kanun hükmündeki kararname kanunlaşsa da ne yaparsa yapsın, bal gibi, Anayasa'nın 129'uncu maddesine aykırı.

     İki: Uluslararası sözleşme anlamında söyledik "Anayasa'nın 90'ıncı maddesi" dedik. İç hukuk yolları vesaire, ne kanun yaparsak yapalım, ne yaparsanız yapın, Anayasa'nın 90'ıncı maddesi, bizim elimizde mevcut olan iç hukuk düzenlemesi ile uluslararası sözleşmeler çatıştığı zaman uluslararası sözleşmelerin geçerli olacağını hüküm altına almış durumda. Peki uluslararası sözleşmelerde... Avrupa Sosyal Şartı Sözleşmesi'nin 26'ncı maddesi "Herkesin onurlu çalışma hakkı var."

     İki: Aynı şekilde, yine ayrımcılık yasağı var. Yani burada felsefi, sosyal, herhangi bir nedenden dolayı eğer ayrım yapılıyorsa ayrımcılık yasağı var.

     Geliyoruz, yine aynı şekilde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 14'üncü maddesinde ayrımcılık yasağı, 17'nci maddesinde hakları kötüye kullanma yasağı var. Hakları kötüye kullanma yasağı, 17'nci madde sadece vatandaşlar açısından değil "hiçbir devlet" diye başlar. Bu da açıkça 17'ye de aykırı değerli arkadaşlar.

     Geliyoruz yine aynı şekilde Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi'nin 8'inci maddesine, 10'uncu maddesine de yine aykırılık teşkil etmekte ve burada mevcut olan bu düzenleme, hem iç hukuktaki Anayasa'mıza -değerli arkadaşlar hep bahsettiler- aykırı olduğu gibi hem de uluslararası sözleşmelere de bu 5'inci madde aykırı.

     Şimdi, bununla ne olacak, attınız, atıldı, ne olacak? Bir: Bu sağlık çalışanları, doktorlar, güvencesiz, taşeronlaştırılmış hekimler çalışmış olacak ve bu hekimler... Sahi, kimi arkadaş "7 bin" diyor, kimisi "3 bin" diyor, bilemiyoruz sayısını, Bakanlık daha doğrusunu bilir, ona inanırım en azından çünkü resmî kayıtlar Bakanlığın elinde. Bu kadar ihraç edilen ve güvenlik soruşturmasına takılan hekimler bundan sonra tamamen güvencesiz, taşeronlaştırılarak sigortasız, ucuz emek gücüyle özel hastanelerde çalıştırılacak. Peki, bunu önleme imkânınız var mı? Mümkün değil ve bu, dünyanın her tarafında oluyor. Maalesef bu yol açılmış olacak.

     Aslında burada asıl neden, gizlenen amaç, bütün yapılan bu özel hastanelere bu şekilde güvencesiz hekimleri yönlendirmektir ve aynı zamanda şehir hastanelerine de bu şekilde bu yönlendirilmiş olacak. Güvenlik soruşturmasına takılan genç hekimler tıpta uzmanlık sınavına girip bir ihtisası kazandıktan sonra ihtisas yapamamış olacak güvenlik soruşturması nedeniyle. Akademisyen arkadaşlarımız yaşam boyunca, Anayasa'mızın bilim özgürlüğü açısından yaşam boyu eğitimini yapamamış olacak ve bu yarım kalacak.

     Biraz önce arkadaşlarımız TUS'la ilgili sorular sormuşlardı. TUS'la ilgili iyi derece yapan bir öğrenci TUS'u kazandıktan sonra güvenlik soruşturması nedeniyle bu arkadaşlarımız atanamamış olacak.

     Şimdi, değerli arkadaşlar...

     BAŞKAN - Sayın Tanal, lütfen toparlayabilir misiniz efendim.

     MAHMUT TANAL (İstanbul) - Toparlıyorum Değerli Başkanım, toparlıyorum.

     BAŞKAN - Çok rica ediyoruz.

     MAHMUT TANAL (İstanbul) - Affınıza sığınıyorum, toparlıyorum.

     Şimdi, değerli arkadaşlar, burada anahtar kavramlarımız çalışma hakkı, insan hakkı, istihdam edilmeyi isteme hakkı, serbestçe iş seçme hakkı. Şimdi, bu kavramlara baktığımız zaman, çalışma hakkı temel bir insan hakkıdır ve bu çalışma hakkı bir işe sahip olmakla sınırlı değildir, çalışma ortamının ve koşullarının da bununla birlikte mutlak şekilde sağlanması lazım. Tabii, çalışma hakkı, diğer haklardan kaçınılmaz yaşam hakkıyla atbaşı yarışan bir haktır. Burada gerek Anayasa'mızda gerek uluslararası sözleşmelerde çalışma hakkı temel bir insan hakkıdır, sosyal, ekonomik temeli olan bir haktır. Bu çalışma hakkı aynı zamanda diğer hakları da etkileyen bir haktır. Burada nasıl bir zincirin bir parçasını kopardığımız zaman o zincir artık zincir olmaktan çıkıyorsa insan haklarındaki bu çalışma hakkını zincirin halkasından çektiğiniz zaman o haklardaki zincir halkası da dağılmış olur.

     (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

     MAHMUT TANAL (İstanbul) - Sayın Başkan, toparlayacağım.

     BAŞKAN - Sayın Tanal, otuz saniye veriyorum efendim, lütfen.

     MAHMUT TANAL (İstanbul) - Ne olur, ne olur yani vallahi ben insanlar için, kul hakkı için yalvarıyorum size. Bugüne kadar kimseye yalvarmadım.

     BAŞKAN - Estağfurullah efendim, lütfen...

     MAHMUT TANAL (İstanbul) - Bakın, hiç kimseye yalvarmadım, insan hakkı için yalvarıyorum, ne olur...

     BAŞKAN - Peki, tamam, lütfen...

     Ben şimdi sizin mikrofonunuzu da açacağım yalnız bir şeyi hatırlatmak istiyorum. Sırada bekleyen Komisyon üyelerimiz var söz almak üzere, sivil toplum temsilcileri var.

     MAHMUT TANAL (İstanbul) - Tamam.

     Ben de bir insan hakkını savunuyorum, insan haklarının süresi olmaz, insan haklarında pazarlık yapılmaz canım Başkanım, ne olur yani.

     BAŞKAN - Biz sizi cankulağıyla dinliyoruz ama bazen tekrara giriliyor.

     MAHMUT TANAL (İstanbul) - Tekrara girmiyorum.

     BAŞKAN - Yeterince müzakere ettiğimizi düşünüyoruz aslında.

     Buyurunuz efendim.

     Lütfen zamanı ekonomik kullanarak 30 saniye olmasa da...

     MAHMUT TANAL (İstanbul) - Teşekkür ederim.

     Şimdi, çalışma hakkının insan hakları içindeki yeri, ekonomik, sosyal, kültürel haklardan mahrumiyet İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nde öngörülen ideal özgür insanı gerçekleştirmesine engel olacak. Aynı zamanda İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 23'üncü maddesine de bu 5'inci madde aykırı değerli arkadaşlar.

     Şimdi, devletin vatandaşına istihdam edilme imkânını sağlama yükümlülüğü var. Avrupa Sosyal Şartı'nın 1'inci maddesinin birinci fıkrasına göre istihdam edilmeyi sağlama yükümlülüğü var devletin. Bu açıdan yoksulluk nerede olursa olsun mutlak surette refahı tehlikeye düşürür. Devlet yoksulluk yaratmaz, devlet refah yaratır. Burada yapılan bu yasalarla devlet maalesef yoksulluğu yaratmakta. Aynı zamanda her vatandaşın, yine Avrupa Sosyal Şartı'nın hükümleri uyarınca insanların özgürce iş edinme hakkı var. Bu açılardan baktığımız zaman, mevcut olan bu düzenlemeler, çalışanın işinin korunması hem kendisinin menfaatini koruması açısından hem de toplumun menfaatinin gereğidir yani burada bu doktorların iş yaşamının güvencesiz bırakılmasıyla toplum hayatını da tehlikeye düşürmüş olacağız.

     Şimdi, burada esasen yapılmak istenilen... Sınırımız nedir yani her türlü yasayı Parlamento yapabilir mi? Yapamaz. Parlamentonun buradaki sınırı hukuk devletidir. Eğer bir parlamento hukuk devletinin sınırları dışına çıkıyorsa artık o parlamento meşruluğunu yitirmiştir, gayrimeşru parlamento durumuna düşmüş olur çünkü burada bizim yasa yapma sınırımız demokratik toplumun gerekleri. Bu sözlerin sahibi olan Profesör Doktor İbrahim Kaboğlu Hocamız da kafasını sallayarak "okey"liyor, onaylıyor. Tabii eğer bunun dışına çıkmışsam gayrimeşru.

     Diyorsunuz ki peki yani ispat hakkı denilen bir husus var. Anayasa'mızda 36, hâkim güvencesi dediğimiz 37, ispat hakkı 39'da düzenleniyor. En önemlisi "soykırım" kelimesinden hepiniz çok rahatsız oldunuz. İşin bam teli burası. Bam teline geliyorum, Türk Ceza Kanunu'nun 77'nci maddesi. Türk Ceza Kanunu'nun 77'nci maddesi "İnsanlığa karşı suçlar" başlığını taşımakta. Şöyle diyor.... Efendim, başlık Soykırım: "Kişilerin bedensel veya ruhsal bütünlüklerine ağır zarar verme" insanlığa karşı işlenen bir suçtur. Burada bu hekimlerin bu şekilde işten uzaklaştırılmaları Ceza Kanunu'muzun 76'ncı maddesinde bulunan bir soykırım suçudur. "Parlamentolar da suç işlemez." diyemeyiz biz burada. Gelin soykırım suçunu işlemeyelim, soykırım suçuna el kaldırmayalım. Burada hâlen yol yakın, gerçekten rahmetli Profesör Doktor Faruk Erem Hocamızın bir sözü vardı "Hümanist bir ceza hukukuyla yaklaşalım, düşman ceza hukukuyla yaklaşmayalım." Eğer bugüne kadar işte güneydoğuyla ilgili, başka yerlerle ilgili... Aslında terörü ve teröristi devletin kendi uygulamaları yaratmıştır. Biz devlet olarak şefkatli kollarımızı açmalıyız. Hiç kimse burada suç ve suçluyu savunmuyor, kim suç işlemişse mutlak surette cezalandırılmalı ama adil ve hukuk kalıpları içerisinde, hukuk sınırları içerisinde yargılanmalı çünkü rahmetli Avukat Burhan Apaydın Menderes'lerin avukatlığını yaptı, düşüncelerine katılmıyordu.

     Bugüne kadar -dört dönemdir milletvekiliyim- hakkını hukukunu savunmadığım kesim kalmadı, AK PARTİ'li arkadaşlarımın da savundum. Örnek: Üsküdar ilçesi Ünalan Mahallesi Şampiyon Spor Tesisleri'nin sahibi AK PARTİ'nin Üsküdar kurucu üyesidir. Sabah onun iş yerine yıkıma gidildiği zaman ben gitmiştim. Basın açıklaması yaptı o değerli arkadaşımız, dedi ki: "Ben ölümüme inanırdım ama bir Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilinin gelip benim hakkımı hukukumu savunacağına inanmazdım." Onun için gelin arkadaşlar, insan hakları hususunda parti farkı gözetmeyelim, partiler üstü olan bir husustur. Belki, bu, ülkemizdeki millî birlik ve beraberliğimizi de...

     (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

     MAHMUT TANAL (İstanbul) - Son cümleyle bitireceğim Başkanım.

     Sesim gürdür, meşgul etmeyeyim, kayıtlara geçer herhâlde.

     (Oturum Başkanlığına Başkan Şenel Yediyıldız geçti)

     BAŞKAN - Geçmez, geçmez.

     MAHMUT TANAL (İstanbul) - Ben tekrar teşekkür ederim sabrınız için.

     Şimdi, netice itibarıyla burada partiler üstü bir tavır takınarak bizim buradaki kıblemiz insan hakları,demokrasi, hukuk devleti olmalı ve bu şekildeki noktada eğer birleşirsek gerçekten hukukun üstünlüğü ülkemizde büyük bir hizmet getirmiş olacak.

     Ve son bir kanun vardı, onu da söylüyorum, bitiriyorum.

     Şimdi, dediniz ki Sayın Bakanım, "Bu suçlarla mücadelede kanun yetersiz." Mesela 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 28'inci maddesi "Beş yıl ve daha fazla hapis veya devlet güvenliğine, anayasal düzene karşı suç işleyen hekimler, doktorlar hekimlik yapamaz." diyor ve aynı düzenleme -41'inci maddesi- diş hekimleri için var. Zaten eğer gerçekten mahkeme kararıyla bu cezayı almışsa, bu doktorlar hüküm giymişse zaten hekimlik yapamaz. Mahkemeler temel hak ve özgürlüklerin bekçisidir. Yani bu kadar biz bu ortamda, yargının tartışıldığı bir ortamda yine bunu bir güvence görebiliyorsak, siz bunu da güvence görmüyorsanız valla Allah size akıl fikir versin diyorum, sizi Allah'a havale ediyorum.

     Hepinize teşekkür ediyorum. İyi geceler.