Komisyon Adı:İçişleri Komisyonu
Konu:Karayolları Trafik Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/860)
Dönemi:27
Yasama Yılı:2
Tarih:15/10/2018


Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/860) MAHMUT TANAL (İstanbul) - Teşekkür ederim Değerli Başkan.

     Değerli milletvekilleri, değerli bürokratlar, basın mensupları; hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

     Şimdi, baştan itibaren başlayacağım ama 30'uncu maddenin ikinci fıkrasında kalmış iken konuyla bağlantılı olarak... Şimdi deniliyor ki: "Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli olan birimlerce kamu kurum ve kuruluşlarından belge, bilgi alabilir." Şimdi, kamu kurum ve kuruluşları nelerdir? Ona baktığımız zaman Sayın Başkan; Cumhurbaşkanlığı, Millî Güvenlik Kurulu, Genelkurmay Başkanlığı, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Kara Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri, Jandarma, Sahil Güvenlik, Yükseköğretim Kurulu, Sayıştay, Hazine Müsteşarlığı, Radyo ve Televizyon, Merkez Bankası, Rekabet Kurumu, Sermaye Piyasası, Diyanet İşleri Başkanlığı. Hacca gitmiş misin? Diyanet İşleri Başkanlığına soracak: Bu kişi umreye veya hacca gitti mi gitmedi mi? Yani bu soruşturmanın, kovuşturmanın ne alakası, ilgisi var, benim gidip gitmediğimle devletin merakına mucip olan ne konu var burada? Aynı şekilde Devlet Tiyatroları. Devlet Tiyatroları gayet rahat kim tiyatroya gitti, kim gitmedi? Devletin soruşturma ve kovuşturma için hangi menfaati olabilir? Türkiye İstatistik Kurumu. Millî Kütüphane. Millî Kütüphaneden, gittiniz Sayın Başkanım, siz kitaplar okudunuz. Millî Kütüphanede, Mahmut Tanal geldi, benimle ilgili bir soruşturma var. Millî Kütüphaneden soruyor: Mahmut Tanal oradan hangi kitapları istedi? Hangi kitapları okudu? Yani burada soruşturma ve kovuşturmayla ilgili benim Millî Kütüphanede hangi kitaplarla, hangi konularda araştırma yaptığımın bunun ne alakası, ilgisi var? Millî İstihbarat Teşkilatı, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu. Gittik televizyon kurumunda orada bir program yapıldı, herhangi bir TRT'de vesairede. Burada ne konuşuldu, ne oldu? Zaten bunlar açık arşiv benim ne söylediğim ne yaptığım yani burada bunu araştırmak... Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu. Şimdi burada da zaten eğer sizin bir suçla bağlantınız varsa zaten mahkemeler bu kara paranın aklanmasıyla alakalı olarak bu ayrıntılı bilgiyi zaten bankalardan istiyor. Ayrıca bu yetkinin verilmesinin ne kadar absürt bir şey olduğunu gözler önüne sermek için bunu söylüyorum. Diğer tarafta, bunun içerisinde, mevcut olan tüm bakanlıkları saymış, ben zaman tasarrufu anlamında bakanlıkların tek tek isimleri söylemeyeyim. Yani bu hakikaten, değerli vekilimizin bahsettiği bu 30'uncu maddenin ikinci fıkrasının sonuçlarının ağırlık anlamında nerelere kadar boyutunun varacağını... Gelelim hemen yine buradaki, şeyden açılmışken, 29'uncu maddede, burada terörle, işte 19'uncu maddesinin bir madde eklemesi yani burada ödüllendirmeyle ilgili...

     Şimdi değerli arkadaşlar, burada eksik. Çok azılı bir katile, o azılı olan katilin işlediği suçların ortaya çıkması için biz niye ödüllendirmeyi koymuyoruz? Sadece terörle ilgili mücadele suçları. Peki terörle ilgili zaten Ceza Kanunu'nun 221'inci maddesinde ödüllendirme anlamında etkin pişmanlık var. Şimdi biz şunu yapabilir miyiz? Yani çok azılı olan bir katilin terör örgütlerinden daha az topluma tehlikeli olduğunu söyleyebilir miyiz? Söyleyemeyiz. Yani bu anlamda eğer gerçekten biz burada ödüllendirme sisteminde samimiysek ve bunu sübjektif anlamda getirmek istemiyorsak, objektif anlamda getirmek istiyorsak Ceza Kanunu'yla ilgili yani örneğin bir banka soygununu hesaplayın, örneğin bir yağmayı hesaplayın, örneğin bir insan kaçakçılığını hesaplayın. Bu anlamda gerçekten insanlığa karşı işlenen suçlarla hesaplayalım. Yani bunlar sadece terör suçlarından az tehlikelidir diyemeyiz Değerli Başkanım. Bu açıdan bu kapsamın daha genel, daha genişletilmesi lazım diye düşünüyorum, eğer bir suç ve suçlarla ilgili mücadeleyi yapmak istiyorsak. Gerçi bu konuda uyuşturucuyla mücadeleyle ilgili hükümde, kanunda var burada ama burada şu husus da var, deniliyor ki: "Bu ödüllendirmeler vergi hususundan muaftır." Peki biz burada niye vergiyi muaf getirmiyoruz? Öyle ya, madem ödüllendirmeyi getirdik, diğer Narkotik Kanunu'nda olduğu gibi, Kaçakçılık Kanunu'nda olduğu gibi orada nasıl vergiden muafsa oradaki muafiyetleri de buraya yerleştirmekte yarar var.

     Şimdi burada bu husus bu şekliyle hakikaten sıkıntılı ve eksik, ceza hukuku açısından da bu yerinde değil.

     Gelelim teknik anlamdaki baştaki mesele şu Değerli Başkanım: Bu kanun 10 Ekimde Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş. Asli komisyon Komisyonunuz. Ben sizin Komisyonunuzun üyesi değilim. Ancak tali komisyon Millî Savunma, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm. Burada aynı zamanda İç Tüzük'ün 38'inci maddesi, daha doğrusu 37'inci maddesi "Komisyonlarda inceleme süresi." diyor Değerli Başkanım. Son fıkrası "Tali komisyonlara havale edilmiş olan konu hakkında on gün içerisinde cevap verebilir, bu süre kısaltılabilir." de der. Acaba bir, öğrenmek istediğim, bu tali komisyonlarla ilgili size bir rapor geldi mi? Veya hiç yazı geldi mi? Siz istediniz mi? Bu konuyla ilgili bilgi almak isterim.

     BAŞKAN - Komisyon Başkanlarıyla görüştük, görüşemeyeceklerini...

     MAHMUT TANAL (İstanbul) - Yazılı cevap verdilermi size Sayın Başkan?

     BAŞKAN - O da geliyor.

     MAHMUT TANAL (İstanbul) - Şimdi geliyoruz burada bu konuyla ilgili -zaten vekil arkadaşlarımız- Emniyet mensuplarıyla ilgili, sözlü mülakatlarla ilgili ek bir bilgi daha. Kamu kurumlarına avukatların alınmasına yönelik yine böyle yazılı, sözlü mülakat vardı. Türkiye Barolar Birliği avukatların kamu kurumlarına yazılı ve sözlü mülakatla alınması, sözlünün partizanca ve yolsuz bir, liyakat sisteminden aykırı bir yola gideceği sebebiyle dava açtı, kamu kurumlarına avukatların alınmasındaki sözlü mülakatlar iptal edildi. Şimdi benim sizden istirhamım: Burada toplum olarak, devlet olarak, Parlamento olarak hedefimiz eğer şuysa; gerçekten liyakat esaslarına göre kim alınacaksa, o bizim kamu kurumu açısından lehimize, yararımızı ise -olması gereken de bu- gelin burada bu "sözlü" ibaresini kaldıralım. Yani insanların içindeki "Benim dayım yoktur, benim babam yoktur, amcam yoktur, ben bu sözlüde kalırım." veya "Ben A partisine, B partisine yakın değilim, beni burada almazlar." Bu düşüncelerden insanları kurtaralım. Buradaki bu "sözlü" ibaresini kaldırmakta yarar var.

     Şimdi, aynı şekilde madde 17. Bunu da kanun teklifini veren sayın arkadaşlarımızdan istirham ediyorum. Deniliyor ki sürücüyle...

     ATAY USLU (Antalya) - Maddelerde görüşsek olmuyor mu Başkanım bunları?

     MAHMUT TANAL (İstanbul) - Geneli üzerinde.

     Şimdi burada sürücü ile araç sahibi aynı değilse sürücüye verilen cezanın aynısı yine araç sahibine de kesiliyor.

     Değerli Başkanım, burada bir koyundan bir post çıkar, bir koyundan iki post çıkmaz, Ceza Kanunu'nun temel ilkesi bu. Siz kalkıp bir koyundan iki post çıkaramazsınız burada. Niye? Siz aracı gittiniz, bir araç kiralama firmasından kiraladınız. Araç kiralama firması iyi niyetli, hüsnüniyetli yani gayet rahat ben ehliyetimi gitmişim ibraz etmişim, bana kiralamış ve benim çocuğum benden habersizce oradan alıp götürmüşse, ehliyeti yok, o sürücü olan benim çocuğumla birlikte araç firmasının müşterek, müteselsilen sorumlu olması cezaların şahsiliği ilkesine, Anayasa'nın 38'inci maddesine aykırı Değerli Başkanım. Bununla ilgili işlemler olmuş mu? Olmuş. Geçmişte böyle bir düzenleme var mıydı? Vardı. Anayasa Mahkemesine götürüldü mü? Götürülmüş. Anayasa Mahkemesi bunu iptal etmiş. Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği bir maddenin, arkasına dolanarak aynı şekilde gündeme getirilmesi Anayasa'ya aykırı. Bu Anayasa'ya aykırılık anlamında benim sizden istirhamım yine Komisyon olarak sizin görevlerinizin arasında. Tüzüğü'müzün 38'inci maddesi diyor ki: "Komisyon kendisine havale edilen tasarı ve teklifin ilk önce Anayasa'ya, ruhuna aykırı olup olmadığını tetkik etmekle yükümlüdür." Sizden ricam, bu gelen maddenin usul açısından, öncelikle bunun nazara alınmasını... Ayrıca biz diyoruz ki: Mahkeme kararları, Anayasa'nın 138'inci maddesi uyarınca yürütme, yasama, yargı, herkesi de bağlar. Bağlıyorsa, bu yasama organı adı da orada yazıyor, yasama organı bundan muaf değil ki yani yasama organı kötü niyetli hareket etmemeli diye düşünüyorum.

     Geliyoruz madde 19. Şimdi "muayenesi yapılmamış" diyor. Doğru. Hiç muayenesi yapılmamış da olabilir yani sıfır araç. İki; süresi geçmiş olan da olabilir. Sizden istirhamım, orada, hiç muayenesi yapılmamış ve/veya süresi geçmiş... Yani çünkü burada süresi geçmiş veya hiç muayenesi yapılmamış burada sanki süresi geçmiş yarın öbür gün bu mahkemelerde dava konusu olabilir, bunu hiç "muayenesi yapılmamış ve süresi geçmiş" ibareleri daha doğru olur. Madde 18'de, geçmiş maddede şu husus vardı Sayın Başkanım: Kişi trafik tesciline kendi adresini vermemiş ise para cezası kesiliyordu ve o adres kısmını çıkarmışsınız, burada her türlü değişiklik vesaire, inanın, burada bir nevi vatandaşa biz pusu kurmuş oluyoruz. Yani, burada, ne olur, geniş ibareli değil...

     BAŞKAN - "Sayın Tanal maddelerde söyler." diyorlar ama ben buradan şunu anlıyorum: Sizin bir işiniz var başka komisyonda, onun için şimdi söylüyorsunuz.

     MAHMUT TANAL (İstanbul) - Yok, yanılıyorsunuz.

     BAŞKAN - Kalacaksınız yani.

     MAHMUT TANAL (İstanbul) - Tabii.

     BAŞKAN - O zaman Sayın Tanal, maddelerde konuşun.

     MAHMUT TANAL (İstanbul) - Bitmek üzere Başkanım.

     BAŞKAN - Peki, buyur.

     MAHMUT TANAL (İstanbul) - Şimdi, 32'nci maddenin ikinci fıkrasına kanun teklifi sahipleri dediler ki: "Biz, efendim, amacına uygun araç vesaireyle ilgili, şimdi, peki, ben şunu sormak isterim: Şu anda Türkiye'de tüm adliyelerde Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfı'nın araçları var. Yanılmıyorsam Ankara Adliyesinde herhâlde 400-500, İstanbul'da bine yakın, Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfı araçlarının hepsi minibüs. Minibüsler de trafik kanunları hükümleri uyarınca, şehir içerisinde güzergâhsız nasıl çalışabilir? Okul aracıysa, servisse, o da içerisinde listeler olmak kayıt ve şartıyla, güzergâhı belirtilmek şartıyla çalışır. Siz uzun dönem valilik yaptınız, bunu çok iyi biliyorsunuz. Şimdi, bu Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfı'nın;

     Bir: Güzergâhsız çalışabileceğine ilişkin bugüne kadar valiliklerden aldığı izin yok. Sayın Bakan Yardımcısı da uzun süre valilik yaptı.

     İki: Keşmekeş, gelişigüzel çalışır

     Üç: Ticari taksilerde taksimetre olduğu hâlde, taksimetreyle çalışıldığı hâlde, Ankara-İstanbul'daki uçak bileti fiyatı neyse, Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfı'nın hacze giren, darda olan, müşkül durumda olan, fakir fukara olan vatandaşın evine giden hacizde de aynı para alınıyor. Şimdi benim sizden istirhamım: Ben bunu -siz, Bakan Yardımcısı arkadaşımız burada, diğer emniyet birimleri burada- size ihbarda bulunuyorum. Yazık, günah vatandaşa. Bakın, taksimetreye basıyorsunuz, buradan, Bakanlıktan, Meclisten Sıhhiye'ye gitmek en f azla tutacağı 20 liradır, gidin bir icra aracına binin, icra araçları -Adalet Teşkilatı Güçlendirme Vakfı dediğimiz- en az 60-70 liradır. Fakir fukaraya yazık günah. Bu maddeyi, zaten kanun vardı bu konuda, izin olmadan zaten güzergâhsız çalışamazlardı ama uygulayan yok. Rahmetli Sulhi Dönmezer hocamız derdi ki: "Çocuklar, iyi bir kanun kötü bir uygulayıcı elinde kötü olur, kötü bir kanun iyi bir uygulayıcı elinde iyi olur." Mesele insan unsurudur. Burada insan unsurunu hesaba katmak lazım.

     30'uncu maddede tartışmalar yoğun oldu ama şunu ben söyleyeyim: Sayın Başkanım, bugüne kadarki uygulamalarda, yani sizin şahsınızda bir şey söylemiyorum ama hep şu denilirdi: "Efendim, daha katılımcı, daha demokratik, daha elekten süzülmüşçesine kanun yapılırdı." Bu 10'unda tebliğ edildi, daha doğrusu sunuldu. Dağıtıldı asıl komisyona. 10'unda sunulmuş.

     BAŞKAN - Aynı gün de ben hemen whatsapp'tan herkese ulaştırdım ki çalışılsın diye.

     MAHMUT TANAL (İstanbul) - Ona bir şey söylemiyorum Sayın Başkanım, benim söyleyeceğim, meramım farklı. Yani eskiden kanunlar üniversitelere gönderilirdi, barolara gönderilirdi, bu işi 21 kanunda, ben 21 dedim, kanun teklifini sunan sayın arkadaşımız "17" dedi, yani en azından bunun muhataplarına gönderilirdi. Görüşleri nedir bu konuda? Bu konuyla ilgili görüşlerini bildiren kurumlar varsa, o kurumları da sizden öğrenmek isteriz çünkü burada teknik anlamda, her şeyi bilmek Allah'a mahsustur, biz her şeyi bilebilecek durumda değiliz ama burada, birinci fıkradaki, yani birinci cümledeki "4045 sayılı Güvenlik Soruşturması"yla başlayıp "ve" bağlacıyla devam eden "1402 Sayılı Sıkıyönetim Kanunu" Arkadaşlarımız diyorlar ki: "Ya, siz isme takılı kalmayın, içerik önemli." Onun içeriği de 31 Temmuzdaki Resmî Gazete'de zaten Sıkıyönetim Kanunu, onun adını sıkıyönetimden çıkarsanız bile içeriği de kaldırıldı bunun. Yani hocalarımız bize derdi ki: "Kanun koyucu abesle iştigal etmez." Yani, burada yürürlükten kalkmış olan bir kanunun arkasına şu madde eklenmesi hakikaten kabul edilebilir bir durum değil. Yani bu, yasama organının ne kadar itibar kaybettiğini de gösterir. Yani biz burada niye yasama organını bu kadar itibarsızlaştıralım? Bu doğru bir hadise değil.

     Gelelim bu 34'üncü maddedeki, evet, bu kaçakçılıkla ilgili... Geçmişte şu çok tartışılırdı: İşte, ikramiyenin dağıtılmasıyla ilgili, hâkimler genellikle çağırırlardı, "Kardeşim, bu tutanakta imzası olan tüm polislerin ifadeleri alınır." diye. "Kardeşim, burada senin imzan var, ikramiye sana verilecek mi, verilmeyecek mi?" diye. Emniyet mensubu arkadaşlarımız daha iyi bilirler. Çoğu polislerin hepsi derlerdi ki, "Valla, sayı tutsun diye bizim imzamızı attırdılar. Aslında benim orada işim, görevim yoktu." Yani burada bu ikramiyenin bu şekilde dağıtılması, evet, bir yönde iyi ama bu sefer narkotik ve diğer bölümlere âdeta çok fazla talep olur. Bu çok fazla talebin olması nasıl önlenecek? Yani ekonomik anlamda o bölümleri isteyen Emniyet mensuplarıyla alakalı olarak çok fazla talep olur ve kaldı ki burada biraz o sivillerle ilgili, mesela 2'nci maddede deniliyor ki: "Görevi gereği olan..." E alt fıkrada biz yine görevi gereği olanlara ikramiye veriyoruz. Bir üst cümlede "verilmez" diyor görevi gereği, altta geçiyoruz, görevi gereği olan o isimleri saymış, yine o ikramiye verilmiş. Yani bir tezatlık, çelişki var orada. Bunların üzerinde tekrar durmak lazım.

     Teşekkür ederim. Saygılarımı sunarım.

     Ve Komisyonun sonuna kadar da takipçisi olacağım Sayın Başkan, mahcup olacaksınız.

     Teşekkür ederim.