Komisyon Adı:Adalet Komisyonu
Konu:Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1)
Dönemi:27
Yasama Yılı:1
Tarih:19/07/2018


Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1) MAHMUT TANAL (İstanbul) - Teşekkür ederim, sağ olun Sayın Başkan.

     Değerli arkadaşlar, şimdi burada can alıcı nokta; ikinci fıkradaki "Vali kamu düzeni ve güvenliğinin olağan hayatı durduracak..." "Kamu düzeni ve kamu güvenliği" dediğimiz olay kaypak, subjektif kavramlar, objektif kavramlar değil ve daha ötesi, biraz önce değerli sözcümüzün bahsettiği gibi "ciddi belirti." Kime göre ciddi sayılır, kime göre ciddi sayılmaz? Bana göre ciddi sayılan bir husus size göre ciddi sayılmayabilir Sayın Başkanım. Biz ne deriz: Kanunlar genel olmalı, kanunlar anlaşılabilir olmalı, açık ve seçik olabilmeli. Eğer kanun açık ve seçik olmuyorsa, burada subjektif çağrışımlar yapılıyorsa ve Türkiye'de 81 vali varsa 81 çeşit karar çıkar. Valiler tabii ki siyasi iktidardan korkmazsa, devletin valisi olursa, iktidarların valisi olmazsa 81 karar farklı farklı çıkar. Çünkü bu "ciddi belirti..." "Ciddi sebepler" denilebilir, "ciddi deliller" denilebilir. Yani "ciddi delil" koyun. Niye "belirti" diyoruz? "Belirti" ile "delil" arasında anlam açısından, kuvvetlendirme açısından çok büyük bir fark var. Bu "belirti" kavramı subjektif bir kavram ve kötüye kullanılabilir.

     Buna dayalı olarak baktığımız zaman, devam edersek "Kamu güvenini bozabileceği şüphesi bulunan kişiler için sınırlayabilir." Şimdi, bunu geçmişte biz yaşadık mı? Bakan bile ile sokulmadı. Buna dayalı olarak bakan eğer ile sokulmuyorsa şuna ilave edebilir miyiz? İlerde şu andaki bakanların da sokulmaması için... Hatta buna dayalı olarak bir vali "Cumhurbaşkanını da sokmuyorum." diyebilir. Belki size komik gelecek. Bakanı sokmayan bir vali "Cumhurbaşkanını da sokmuyorum." diyebilir. Gelin, bunun başına bari yapıcı...

     BAŞKAN - Onu nasıl diyecek?

     MAHMUT TANAL (İstanbul) - Oldu ama.

     AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) - Oldu, oldu.

     MAHMUT TANAL (İstanbul) - HDP'den o dönem alınan...

     BAŞKAN - Alınabileni alırlar, ondan sonra...

     MAHMUT TANAL (İstanbul) - Bakanı sokmadılar ama bakın...

     BAŞKAN - Ne zaman oldu bu?

     ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Kendi can güvenliğini korumak için koymadılar.

     MAHMUT TANAL (İstanbul) - Beyefendi ne can güvenliği, siz o dönem milletvekili... Biz buradaydık, onunla mücadele eden bir kişiyim. Yapmayın bana bunu ya! Konuyu biliyorum ben. Yani ezbere konuşmayın, sizden rica ediyorum. Ne can güvenliği, ne can güvenliği Beyefendi? Söz size geldiğinde konuşursunuz. Özür dilerim, benim insicamımı bozmayın ne olur arkadaşım.

     Şimdi, burada şunu der misiniz Sayın Başkanım: Bakın, yapıcı... Ben sizi dinleyeyim o zaman arkadaşlar...

     AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) - Toplantıyı bölmeyin lütfen. Konuşmak istiyorsanız açın, konuşun. Biraz öz güvenli olun.

     BAŞKAN - Arkadaşlar, lütfen... Hayır, hayır... Arkadaşlar, lütfen, lütfen... Tamam ya, tamam...

     AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) - Ama gerçekten Başkan, bunlar provoke eden davranışlardır. Konuşmak istiyorsa bassın düğmeye, konuşsun. Biraz öz güvenli olun ya.

     ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Hayır, Tanal'a bir şey söyledim.

     BAŞKAN - Tamam, tamam ya. Atilla Bey, tamam, bırakalım artık bu işi ya.

     Sayın Tanal, devam edin.

     MAHMUT TANAL (İstanbul) - Arkadaşlar, benim sizden ricam, yani ben herkesi dinliyorum, mümkün olduğunca kimsenin insicamını da bozmamaya özen gösteriyorum; siz de ne olur dinleyin arkadaşlar ya. Yani dinlemek istemeyen arkadaşlar dışarı çıkabilirler. Yani kimse dinlemek zorunda değil, birbirimize tahammül edeceğiz en azından.

     Şimdi, Değerli Başkanım, burada şu ibare konulursa daha yapıcı, daha anlaşılır olur. Nedir? Hani denilir ya "Ya muhalefet hep karşı çıkıyor." Arkadaş, öneri sunuyorum, öneri açık ve net. "İldeki belirli kişiler için sınırlanabilir." deniliyor ya ondan sonra "Özel kanunlardaki hükümler saklı" ibaresini koyun. Bakan gelirse o şehre girebilsin, Cumhurbaşkanı girmek isterse o da girebilsin, milletvekili girmek isterse o şehre girebilsin. Yani şimdi düşünebiliyor musunuz, her ilde her bakanın bir temsilcisi vardır. O dönem Avrupa Birliği Bakanı sokulmadı. Ben İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyesiyim, o ilde olaylar olmuştur. Hakikaten oradaki müdahalelerde hukuk içerisinde, hukuk kalıpları içerisinde mi kalındı yoksa hukuk kalıplarının dışına mı çıkıldı? Bu hükme dayalı olarak vali diyecek ki: "Ben hiçbir milletvekilini de sokmuyorum." Ne olur, bari deyin ki: "Özel kanunlardaki hükümler saklıdır." Öyle bir hadisede biz milletvekilleri veyahut da sizler veya bakanlar veya Cumhurbaşkanı engellenmesin.

     Bunun devamında ne deniliyor: "Araçların seyirlerini düzenleyebilir veya kısıtlayabilir ve ruhsatlı da olsa her çeşit silah ve merminin taşınması ve naklini yasaklayabilir." Bunu terörle mücadele kapsamı için getiriyorsunuz. Emniyet mensuplarının terörle ilgili mücadele yaparken mühimmatı, silahları, mermileri vesairesi bitti, vali dedi ki: "Ben mermi göndermiyorum." Ne yapacaksınız siz? Engelleyebilir mi buna göre? Engelleyebilir. Yapabilir mi? Yapabilir. Peki, böyle bir yetkiyi niye veriyorsunuz? Mademki "terörle mücadele" diyorsunuz, öyle ya -Sayın Ahmet Şık Bey bana pürdikkat bakıyor- vali hakikaten bunu engelleyebilir. Yani gelin mademki terörle mücadele kapsamındaysa... Ne malum ki vali de yolda çıkan birisi olmasın. Türkiye'de oldu mu? Oldu. Bizzat bakanın kendisi "Bu kadar valimizin terör örgütleriyle iltisakı, irtibatı, ilgisi var." dedi. Yani onun için siz burada vekilinize güvenmeyeceksiniz, bakanınıza güvenmeyeceksiniz, valiye bu kadar yetki vereceksiniz. Bu anlaşılabilir bir durum değil değerli arkadaşlar. Sizden istirham ediyorum. Bir hukuk devletinde denge fren balataları olur. Buradaki "mermilerin taşınması..." Mermiyi kim taşıyacak? Mermiyi taşıyacak olan herhâlde terörle mücadele kapsamında ihtiyacı olan Türk Silahlı Kuvvetleri olur, Emniyet mensupları olur. Onun dışında yani eğer bu yetkiyi de siz veriyorsanız o zaman demek ki buradaki amaç gayet açık ve net, terörle mücadele değil. Terörle mücadele kapsamında valiler bu yetkiyi de kötüye kullanır, bunu da engelleyebilir. Eğer bu hükümle ilgili bu konuda -bilemiyorum- imzası bulunan arkadaşlarımız veyahut da yetkililer, bürokratlar bir açıklama getirirlerse en azından örnek kapsamında "her çeşit mermi, silah taşıyan..." Bunu ben ruhsatlı silahı olan sivil kişiler için söylemek istemiyorum. Bunları kapsamayacağına ilişkin bürokratlar veyahut da kanun teklifi sahipleri bir açıklama yaparlarsa sevinirim.

     Teşekkür ediyorum.