Komisyon Adı:İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu
Konu:Türkiye İnsan Hakları Ve Eşitlik Kurumu Başkanı Süleyman Arslan'ın, 6701 Sayılı Kanun'un 9'uncu Maddesinin (3)'üncü Fıkrası Gereğince Kurumun Görev Ve Yetkileri İle Faaliyetleri Hakkında Komisyonu Bilgilendirme Sunumu
Dönemi:26
Yasama Yılı:3
Tarih:18/04/2018


Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanı Süleyman Arslan'ın, 6701 sayılı Kanun'un 9'uncu maddesinin (3)'üncü fıkrası gereğince Kurumun görev ve yetkileri ile faaliyetleri hakkında Komisyonu bilgilendirme sunumu ORHAN MİROĞLU (Mardin) - Konuşmayan tek kişi ben kaldım. Ben de bir iki şey söyleyeyim.

     Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanı ve değerli üyelerine teşekkür ediyoruz.

     Şimdi, tabii, üstünde konuşulacak bir rapor yok gerçekten ve zaten arkadaşlarımız genel olarak kurumumuzun itibarı üzerine söz söylediler, bence de bu çok önemli bir şey. Türkiye'de insan hakları mücadelesi söz konusu olduğunda bence her şeyi yeniden düşünmek durumundayız. Yani şu an Avrupa Birliği ülkelerinde bu müktesebatın çok zorlandığını görüyoruz çünkü hiçbir şey bu müktesebatın oluştuğu İkinci Dünya Savaşı yıllarındaki gibi değil. Türkiye aslında, bu meseleye çok daha geniş bir ufukla bakmalı. Neden Türkiye'nin on yıl sonra Orta Doğu'da muazzam ihlallerin sorgulanacağı, mahkeme edileceği bir insan hakları mahkemesi olmasın? Şimdi, bu ufukla hareket ettiğiniz zaman, bence bu tür kurumlarımızın önce bir kuruluş felsefesine bakmak lazım. Şunu görüyoruz: Yani burada keşke Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu ile bizim Komisyonumuz kuruluş felsefesi üzerine bir toplantı yapsa, birkaç saatimizi harcasak. Nasıl yürüyecek bu iş Türkiye'de yani raporlama üzerine mi, işte mağdurları dinleyerek mi yoksa bizim çok daha geniş bir perspektifle mi hareket etmemiz lazım?

     Şimdi, "itibar" dediğimiz zaman Türkiye'de hakikaten insana güven verecek itibarlı bir insan hakları kuruluşumuz yok. Herkes kendi cenahında bir şeyler yapıyor, yapıyor tabii ki yani bunu inkâr edemeyiz, İnsan Haklarından tutun, MAZLUMDER'e kadar herkesin bir çalışması falan var ama itibar söz konusu olduğunda bence ortada fazla bir şey yok. Yani itibardan kastım şudur: Bir insan hakları kuruluşunun raporları eğer ilgili davaların yargılandığı mahkemelerde delil olarak delil niteliğinde görülmezse bence o insan hakları mücadelesi itibarlı bir mücadele sayılmaz. Avrupa Konseyinde biz, Gazze'de kurulu Filistin İnsan Hakları Derneğini dinlemiştik, başkan ve üyeleri vardı. Şunu öğrenmiştik: Gazze'de kurulu olmasına ve kurucularının tümünün Filistinli olmasına rağmen, bu kuruluşun hazırladığı raporlar, ihlallerle ilgili İsrail mahkemelerinde görülen davalarda mahkeme heyetinin çok itibar ettiği raporlardı. Yani "insan hakları mücadelesi" dediğiniz zaman böyle bir sonucu hedeflemeniz lazım ve bu tabii ki sadece ulusal düzeyde yani sadece Diyarbakırlının, Yozgatlının size itibar etmesi yetmiyor. Evet, dünyaya karşı da bir sorumluluğunuz var ve bu itibardan söz ederken ulusal ve uluslararası düzeyde itibarı anlamamız lazım çünkü insan hakları mücadelesi artık bir ülkenin iç sınırları, içiyle ilgili bir mesele değil. Mesele doluyor, dolaşıyor, sizin ülkenizle ilgili, başka ülkelerle ilgili çeşitli raporlara konu oluyor vesaire.

     Şimdi, buradaki eleştirilerin bile aslında vardığı bir sonuç var: Beklentimiz yüksek, yeni bir kurum ve bence Türkiye'de bu kurumdan beklenti çok yüksek olduğu için arkadaşlarımız biraz eleştirdiler ama bu da doğru bir şey. Yani milletvekiliyiz biz, ihlallere pek fazla uğramıyoruz, geçmişimizde hepimize bazı ihlaller falan var ama şimdi düşünün ki bu toplantıyı biz vatandaşlarla, 3-5 vatandaşla yapsak herhâlde kurumumuz çok daha sert eleştirilere uğrayabilirdi. Dolayısıyla ben bir şey teklif ediyorum somut olarak: Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun kuruluş felsefesi ve perspektifi üzerine İnsan Hakları Komisyonumuzla birlikte bir çalışma yapalım ve arkadaşlarımız hazırlansınlar. Yani Türkiye'deki bu koşullar, Orta Doğu'daki bu gelişmeler yani şu an bize sığınmış 3-3,5 buçuk milyon mültecinin... Muazzam insan, hadi bırakalım kendi Türkiye Cumhuriyeti yurttaşımızı, tecavüze uğramışlar var, işte Midyat'ta, kampta Ezidi vatandaşlarımız var vesaire, her türlü ihlal var, Orta Doğu bir ihlaller coğrafyasına dönüştü ve biz Orta Doğu'ya sınır bir ülkeyiz ve biz, Orta Doğu'daki süreçten bizi farklı kılan bir demokrasimiz olduğunu söylüyoruz. Dolayısıyla bu kurum bu fikre çok fazla hizmet edebilir diye düşünüyorum ama bu temaslar çok önemli, akademik çalışmalar da önemli tabii. Üniversitelerden -gördüğümüz kadarıyla- çok yeterli destek falan alınmıyor. Oysa birçok üniversitemizde biliyoruz ki insan hakları kürsüleri falan var, çok yoğun çalışmalar var, geçmişle yüzleşmeler var, bir sürü çalışma yapıyor üniversitelerimiz. Kurumumuzun biraz da o çalışmaların içerisinde bir biçimde olması lazım, o çalışmaların sonuçlarını biraz kendi cephesinden irdelemesi lazım diye düşünüyorum.

     Teşekkür ediyorum.