Komisyon Adı:Anayasa Komisyonu
Konu:Seçimlerin Temel Hükümleri Ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2137) (alt Komisyon Metni)
Dönemi:26
Yasama Yılı:3
Tarih:07/03/2018


Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2137) (Alt komisyon metni) FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) - Evet, teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

     Yavaş yavaş maddelerin sonuna geliyoruz, teklifin sonuna geliyoruz. Tabii, tüm teklife baktığımızda en önemli maddelerden bir tanesi bu. Daha öncesinde yine ittifak düzenlemesinin bir tamamlayıcısı olan baraj konusunda çok detaylı bir şekilde zaten eleştirilerimizi söylemiştik. O yüzden kısaca geçeceğim ama maddeye geçmeden önce, gerçi Sayın Parsak çıktı, az önce alt komisyon çalışmalarından bahsetmişti, "Orada rahat rahat, uzun uzun konuştuk, bütün her şeyimizi söyledik." demişti ama şunu da hatırlatmak isterim ki o alt komisyon çalışmalarına daha bismillah başlar başlamaz tartışmayla başlamıştık çalışmalara. Çünkü daha oturur oturmaz, söz hakkı bile almadan "Bakın biz makul konuşacağız, hani siz de az konuşun." diye bir cümleyle başlandığı için, sanki böyle sopa gösterir gibi muamele edildiği için, daha başından murat belliydi, daha başından aslında komisyonun hızlı çalışma gayreti belliydi. Bir günde bitirilmek isteniyordu ki, öyle de oldu, noktasına, virgülüne dokunmadan o komisyon çalışmaları tamamlandı. Orada da böyle başladığımızı hatırlatmak isteriz, böyle bir baskının da olduğunun kayıtlara geçmesi açısından.

     Şimdi, bu maddeyle ilgili daha önce de söyledik ve söylemeye devam edeceğiz. Milliyetçi Hareket Partisinin, özellikle, yüzde 10'u geçemem korkusuyla bu teklifi getiriyorsunuz diye ısrarla, altını çize çize söylemiştik, nitekim bu maddenin zaten dikkatli okunduğunda bizi haklı çıkardığı ortada. Baraj, zaten başlı başına demokrasinin önüne konulmuş bir engel. Şimdi bu engelin üzerine bir engel daha konuluyor ama ittifak kuran partiler lehine kolaylaştırılıyor, ittifak kurmayan partilerin önüne engel üstüne engel konulmaya devam ediliyor. Bu uygulamayla birlikte ne yazık ki örneğin somut rakamlar üzerinden konuşursak 550 bin seçmen bir partiye oy verecek, ittifak nedeniyle milletvekili çıkaracak ama 5,5 milyon oy almış bir parti ittifak kurmadığı için, daha da önemlisi cesurca ben tek başıma bu seçime girerim deme cesaretini gösterdiği hâlde, diğer partilerin korkusu karşısında ne yazık ki dezavantajlı duruma getirildiği için, önü barajla kapatıldığı için, bu kadar yüksek oy almasına rağmen ne yazık ki Meclise giremeyecek, milletvekili çıkaramayacak; bu ciddi anlamda ayıplı bir düzenlemedir değerli arkadaşlar. Şöyle düşünün: 3 vekil çıkan bir il var, A partisi 2 tanesini alıyor, B partisi 1 vekil alıyor, C partisi hiç vekil çıkaramıyor. A ve C partileri ittifak yaptığında ne yazık ki B partisinin alnının akıyla aldığı o 1 tane vekil diğer partilere, ittifaka kayabiliyor. Peki, o zaman burada sormak lazım, ne oldu kul hakkı? Hani milletin hakkı? Hani eşit yarış? Hani demokratik temsil? Hani çoğulculuk? Hani vaatleriniz arasında bas bas bağırdığınız tam demokrasi? Bunların hepsini bir anda çuvala koyuyorsunuz, açıkça seçmen iradesini haksız ve kasti olarak başka partiye aktarıyorsunuz. Bu vesileyle de dolaylı olarak yasamayı yürütmenin tam anlamıyla emrine veriyorsunuz değerli arkadaşlar. Yani barajın üzerinden merdiven koyarak uzun atlama yapıyorsunuz, resmen uzun atlıyorsunuz ve adaletsizliğin dibine vuruyorsunuz bu sayede. Hani "12 Eylül darbe yasalarıyla mücadele, mücadele" diye diye aslında o darbe yasalarına kocaman bir kucak açıyorsunuz ve sevgiyle kucaklıyorsunuz bu darbe yasalarını çünkü işinize geliyor. Çünkü işinize geliyor. Çünkü size kâr sağlıyor. Çünkü size avantaj sağlıyor ve çıkarınız için millet iradesini kenara koyuyorsunuz. Çıkarınız için millet iradesinin sandığa yansıyıp yansımadığını umursamıyorsunuz bile. Çıkarınız için "Bu sandığa yansıyan milletin iradesini doğru dürüst biz nasıl koruruz?" iktidar bilincine sahip değilsiniz şu anda, tamamen korkularınıza esir düşmüşsünüz ve bu korkularla hareket ediyorsunuz. Resmen sandalye hırsızlığına tevessül ediyorsunuz. Bu, kabul edilebilir bir şey değil arkadaşlar, bu doğru bir şey değil. Daha cesur davranan partilerin de hakkını hukukunu yemiş oluyorsunuz.

     Bir de şunu ifade etmek istiyorum: Birçok konuşmacı, özellikle bu teklifle ne murat edilmek istenmektedir, hangi ihtiyaçtan doğmuştur, hangi ihtiyaca dayalı olarak böyle bir teklif getirilmiştir diye gerek maddeler üzerinde gerekse geneli üzerinde sorduğunda hep 15 Temmuz, 15 Temmuz önümüze konuyor, "milletin bekası, devletin bekası" deniyor. Vallahi ben burada şunu görüyorum bu savunmalarda: 15 Temmuzu resmen suistimal ediyorsunuz, resmen suistimal ediyorsunuz ki Cumhurbaşkanı da söylemişti 15 Temmuzun hemen akabinde "Allah'ın bir lütfu." demişti, hakikaten lütfu gibi kullanıyorsunuz. Sürekli hukuksuzluk diyoruz, haksızlık diyoruz, adaletsizlik diyoruz, eşitsizlik diyoruz, kul hakkı diyoruz; 15 Temmuz, 15 Temmuz, 15 Temmuz. Yahu 15 Temmuzu gerçekten düşünüyorsanız daha adil, daha katılımcı, daha çoğulcu, daha demokratik bir teklifi getirmeniz gerekmiyor mu? Daha doğru bir sistemi Türkiye'de daha uzlaşmacı kültürle kurmamız gerekmiyor mu? Sizin vekilleriniz hatta Sayın Komisyon Başkanı Şentop demişti: "Anayasa referandumundan sonra artık bu baraja gerek bile kalmayacak." Bu, sadece bizim istediğimiz bir şey değildi, biz bu barajı ya indirelim ya tamamen kaldıralım dediğimizde, bunu Sayın Şentop da ifade etmişti katıldığı programlarda. O da demişti: "Ya, artık bunlara gerek kalmayacak." O noktadan, şimdi, baraj tehdidiyle, baraj şantajıyla: Ne yapalım canım, ittifak kursunlar, kuran kursun, kurmuyorsa baraj altında kalıversinler. Yok böyle bir dünya, yok böyle bir anlayış, yok böyle bir haksızlık, hukuksuzluk. Yüzde 9,9 alan parti sırf tek başına girdiği için vekil çıkaramayacak, yüzde 3,5, 8, 6, neyse oy alan parti sırf ittifak kurduğu için o ittifakın nimetlerinden yararlanacak ve bundan hiçbir rahatsızlık duymayacak, haksız kazanç elde ettim diye hiç ama hiç vicdanı sızlamayacak ve hak etmediği milletvekilini, oy almadığı hâlde çıkardığı milletvekilini nasıl göğsünü gere gere temsil ettirecek? Bu milletvekili aslında oy verilmemiş olduğu hâlde kimi temsil edecek? Bunların hepsi ciddi anlamda hepimizin şapkamızı önümüze koyarak düşünmemiz gereken şeyler diye düşünüyorum değerli arkadaşlar. Gerçekten ciddi anlamda kul hakkı yiyorsunuz, gerçekten ciddi anlamda millî iradeyi zedeliyorsunuz. Böyle bir eşitsizliği, böyle bir adaletsizliği, böyle bir hukuksuzluğu Anayasa'ya aykırı olduğunu bile bile kabul etmemiz mümkün değil. Ki, önergemiz de birazdan okunacak, önergemizde de söyledik: Bu düzenlemeler Anayasa'ya aykırıdır. Evrensel kurallara aykırıdır. Taraf olduğunuz uluslararası sözleşmelere aykırıdır ve asla kabul edilemez, kesinlikle bu metinden çıkarılması lazım. Aksi takdirde bu uygulamalarla birlikte, bu düzenlemeyle birlikte yapacağımız seçimler her ne olursa olsun şaibelidir, her ne olursa olsun ayıplı seçimler olarak tarihe geçecektir ve ülkenin geleceği itibarıyla, demokrasisine katkısı itibarıyla ne yazık ki telafisi mümkün olmayacak zararlara sebep olacak, hasarlara sebep olacak ve önümüzdeki süreçte ne yaparsak yapalım bu hasarları telafi etmemiz çok zor olacak değerli arkadaşlar, o yüzden herkes aklını başına alsın. Bu hırsızlığa "Evet." demek hiçbir vicdana sığmaz, bu hırsızlığa... Bakın, tekrar altını çiziyorum, bunu her ne kadar farklı yorumlasınız da bunu bir siyasi eleştiri olarak alın lütfen. Buna kim "Evet." derse desin gerçekten bir vicdanını sorgulasın, elini bir vicdanına koysun. Bu doğru bir düzenleme değil, yanlış bir düzenleme. Daha önceki söylediklerimizi de yine bu vesileyle de tekrar etmek istiyorum. Aynı zamanda, alt komisyonda vermiş olduğumuz muhalefet şerhimiz vardı, onun da yine ayrıntısını okumak istemiyorum zaten kayıtlarda var. Tekrar etmek istiyorum, Anayasa'ya aykırılık iddiamızı da bir kez daha belirterek... Şimdilik bu maddeyle ilgili söyleyeceklerim bu kadar.

     Teşekkür ediyorum.