Komisyon Adı:Avrupa Birliği Uyum Komisyonu
Konu:Tabiatı Ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı (1/838)
Dönemi:26
Yasama Yılı:2
Tarih:14/06/2017


Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı (1/838) SELİNA DOĞAN (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

     Sayın bakanlık temsilcileri, teşekkür ederiz.

     Biz öncelikle bir sitemimizi ifade ederek başlamak istiyoruz. Yani Komisyonumuz haftalardır pek çok temel hak ve özgürlükler AB uyum yasalarını ilgilendirdiği hâlde toplanmadı ve nihayetinde, zeytinlikler yasasıyla birlikte bu çevre kanunu vesilesiyle hemen toplandı. Yani elbette bu anlamda da uyum sağlansın ama keşke ülkemizi ilgilendiren diğer tüm konularda da Komisyonumuz amacına uygun şekilde toplansa.

     Şimdi kanun geneliyle ilgili düşüncelerimizi ifade etmek istiyorum grubumuz adına. Uzun süreden beri Komisyonumuz toplanmadığı hâlde nihayet toplanmasını memnuniyetle karşılıyoruz. Türkiye'nin, stratejik bir hedefi olan Avrupa Birliğinden giderek uzaklaştığını üzüntüyle izliyoruz. Temennimiz odur ki Türkiye, sonu belirsiz maceralardan bir an evvel sıyrılıp yeniden Avrupa Birliği üyelik müzakereleri sürecine girer.

     Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik sürecinde yerine getirmesi gereken bir mevzuat olması bakımından önemsediğimiz bir tasarı. Zira uzun süreden beri ilk defa AB'ye uyum için bir yasa tasarısını görüşüyoruz, bunun devamının gelmesini temenni ediyoruz.

     Hepimizin, içinde yaşadığı ve dengesinin bozulması durumunda nasıl felaketlerle karşılaşabileceğimizi tahmin ettiğimiz tabiatı korumak için tüm dünya bir şekilde önlem almaya çalışıyor. Önlem alan kurumların başında da Avrupa Birliği geliyor. Çevreye özel bir önem veren Avrupa Birliğinin çevre politikası, kirliliği ortadan kaldırmayı, azaltmayı ve önlemeyi, doğal kaynakların ekolojik dengeye zarar vermeyecek şekilde kullanılmasını temin ederek sürdürülebilir kalkınmayı sağlanmayı, çevresel zararın kaynağında önlenmesini ve çevreyi korumanın diğer sektörel politikalarla entegrasyonunu güvence altına almayı amaçlamaktadır. Avrupa topluluğunu ekonomik ve parasal birliğin yanı sıra siyasi bir birlik hâline getirerek Avrupa Birliğini kuran, 1993 yılında yürürlüğe giren Maastricht Anlaşması'yla çevre alanına politika statüsü verilmişti. Türkiye'yle açılan 27'nci Fasıl özelliğini taşıyan Çevre Faslı'na belirli düzeyde uyum sağlanmış olması da memnuniyet vericidir ancak özellikle atık yönetimi ve endüstriyel kirlenmeye ilişkin olmak üzere uygulamanın hâlâ zayıf olduğunu biliyoruz. Nehir havzası yönetimi planlarına ilişkin çaba sarf edilmektedir, daha kapsamlı ve iyi koordine edilmiş çevre ve iklim politikalarının oluşturulmasına ve uygulanmasına hâlâ ihtiyaç bulunmaktadır. Stratejik planlamaya, büyük yatırımlara ve daha güçlü bir idari kapasiteye de ihtiyaç duyulmaktadır. Gelecek yıl Türkiye'nin, özellikle atık yönetimi, endüstriyel kirlenme ve suyla ilgili direktiflere ilişkin uyumunu tamamlaması ve çevresel etki değerlendirmesi mevzuatının doğru olarak uygulanmasını sağlaması, iklimle ilgili eylemlerin şeffaflığı konusundaki müktesebatın yanı sıra, halkın katılımı ve çevresel bilgilere halkın erişim hakkıyla ilgili müktesebata uyum sağlaması, iklim değişikliğiyle ilgili Paris Anlaşması'nı onaylaması ve anlaşmaya yönelik katkısını uygulamaya başlaması gerekmektedir ki anlaşmanın askıya alındığını okuduk ancak gerekçesini bilemiyoruz.

     Doğa korumayla ilgili çerçeve mevzuat, ulusal biyoçeşitlilik stratejisi ve eylem planı henüz kabul edilmemiştir. Sulak alanlarda, ormanlarda ve doğal sit alanlarında imara izin veren düzenlemeler hâlâ AB müktesebatına uyumlu değildir. Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı'nın AB müktesebatına uyumlu hâle getirilmesi gerekmektedir. Potansiyel NATURA 2000 alanları henüz belirlenmemiştir, gelecekteki NATURA 2000 alanlarının belirlenmesi ve yönetilmesine yönelik kurumsal çerçevenin geliştirilmesi ve uygun kaynağın sağlanması gerekmektedir.

     Şimdi, 2002 yılından beri hazırlıkları süren bu tasarı, ilk olarak 2013 yılında gündeme gelmiş, o dönemde de tepkiyle karşılanmış, kadük hâle gelmişti. İktidar yasa yapma konusundaki alışkanlığını maalesef bu tasarıda da karşımıza çıkardı. Gönül isterdi ki tasarı, kimsenin haberi olmadan Meclise gönderilmek yerine konu tüm taraflarıyla, sivil toplum örgütleriyle istişare edilerek burada görüşülseydi ancak bu tasarıda da "Ben yaptım, oldu." mantığıyla karşı karşıyayız.

     Bu yasa tasarısını genel olarak olumlamakla beraber son derece olumsuz sonuçlara yol açabilecek yönlerinin de altını çizmek istiyoruz. Tasarının yasalaşması hâlinde Türkiye'de yürürlükte olan doğa korumayla ilgili yasalar tek bir çatı altında toplanacak yani müstakil bir mevzuat olacak. 1983 yılından bu yana yürürlükte olan Millî Parklar Kanunu yürürlükten kaldırılacak, bu alanlar için eğer daha korumacı bir düzenleme getirilmezse mevcut 42 adet millî park için tehlike çanları çalmaya başlayacak. Maalesef, bu tasarıda gerekli değişiklikler yapılmazsa bu kaygıların haklı çıkma tehlikesiyle karşı karşıyayız. Doğa koruma alanlarından yalnızca Orman ve Su İşleri Bakanlığını yetkili kılmayı öngören tasarı yasalaşırsa özel veya tüzel kişilerin talep etmeleri durumunda doğal sit alanlarının derecesi düşürülebilecek, sınırları değiştirilebilecek, koruma statüsü kaldırılabilecek. Tasarıya yönelik eleştirilerin başında uluslararası öneme sahip korunan alanların yatırımcıların talepleriyle elden çıkmasına zemin hazırlanacağı endişesi geliyor. Getirilen yeni düzenlemelerin korumayı değil, kullanmayı öngördüğü eleştirisine neden olan tasarıyla ülke yüz ölçümünün yaklaşık yüzde 5'ine karşılık gelen korunan alanların korumasız bırakılacağından endişe ediliyor, oysa bu oranı artıyor olmamız gerekir.

     Bizce hangi madde neden sakıncalı?

     1) Kanun tasarısı, doğa koruma çalışmalarını yönlendirebilecek, doğaya yönelik tehditleri ve çatışmaları -madenler, kentleşme, enerji, HES'ler gibi- giderebilecek içerikten yoksundur. Koruma vurgusu çok zayıf ve yetersiz, kullanmaya yönelik düzenlemeler ağırlıkta.

     2) Birçok belirleyici madde ve uygulamayla ilgili kritik hükümler gelecekte hazırlanacak yönetmeliklere bırakılmış. Bu durum kanun tasarısının temel hedefini ve etkinliğini büyük ölçüde zayıflatıyor, şeffaflığı ortadan kaldırıyor.

     3) Doğal sit statüsü ortadan kaldırılmakta. Doğal sitler bugün Türkiye'de hâlâ bakir kalmış kıyılara sahip olabilmemizin nedenidir. Bunun yanı sıra, HES'ler başta olmak üzere, doğal sit alanlarında gerçekleştirilen ve doğaya zarar veren birçok müdahale koruma kurulları ve mahkemelerce engellenebilmiştir. Dolayısıyla, bu olanağın ortadan kalkması tehlikesi vardır.

     4) Tasarının 14'üncü maddesiyle korunan alanlarda Bakanlıkça resen veya gerçek ya da tüzel kişilerin talebi üzerine yeniden değerlendirme işleminin başlatılabileceği belirtilmiştir. Yeniden değerlendirme kararlarıyla koruma alanlarının sınırları değiştirilebilecek veya koruma kararları kaldırılabilecektir. Türkiye'de korunan alanların sayısı ve yüzey alanları, birçok Avrupa ülkesinin ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerle kabul edilen hedeflerin zaten çok gerisindedir. Ülke yüzölçümünün yaklaşık yüzde 4'ü, 5'i dolayında olan korunan alanların sayısının daha da artırılması gerekirken bu maddeyle, var olan alanların da korumasız kalmasına imkân tanınmış olacaktır. Taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler ve AB yaklaşımı dikkate alındığında, Türkiye'nin yeni korunan alanlar ilan etmesi ve bunlara daha etkili bir şekilde koruma getirmesi gerekmektedir. Tasarıda geçen "yeniden değerlendirme" adı altında mevcut korunan alanlarımızın dahi korumasız kalması tehlikesi söz konusudur.

     Tasarının 19'uncu maddesinin 4'üncü bendiyle korunan alanlarda, stratejik öneme sahip veya çevre koruma açısından zaruri faaliyetlere alternatif çözümlerin bulunmaması durumunda telafi edici tedbirlerin alınması kaydıyla izin verilebilecektir. Bu maddeyle, hâlâ siyasi olarak şu veya bu nedenle önemli bulunan projelerin Bakanlar Kurulunun siyasi iradesiyle, statüsü ne olursa olsun korunan alanlarda hayata geçirilmesine imkân tanınmaktadır.

     Sonuç olarak, yasalaşması ihtiyaç hâline gelen bu tasarıda gerekli düzenlemeler yapılmadığı takdirde eşsiz doğal alanlar ve biyolojik çeşitlilik değerleriyle küresel düzeyde öneme sahip ülkemizdeki son derece hassas birçok tür ve HABİTAT geri dönüşü olmayacak tahribatlara uğrayabilecektir.

     Biz bu eleştirilerimiz doğrultusunda değişiklik önergelerimizi de hazırladık. Sanırım Sayın AB Bakanlığı yetkilisi önergelerin gündeme alındığını söyledi, yani biz onlarla ilgili de hazırlamıştık ama hani onları ortak mı sunmak uygun olur?

     BAŞKAN - Onları isterseniz inceleyebilirsiniz AB Bakanlığının sunduğu ortak önergeleri.

     SELİNA DOĞAN (İstanbul) - Biz o önergeler doğrultusunda da hazırladık, aynı maddelerle ilgili biz de hazırladık.

     BAŞKAN - Eğer ortak varsa aynı maddeler üzerinde çünkü üç madde üzerinde 4 tane değişiklik önergesi var. Bakalım, eğer ortak varsa sizlerin de imzasıyla onları sunabiliriz.

     SELİNA DOĞAN (İstanbul) - Bizim kendi müstakil olanlarımız var, bir de onlar için de...

     RECAİ BERBER (Manisa) - Ortak olanları birlikte imzalarız.

     BAŞKAN - Ortak olanları birlikte, öbürlerini ayrı ayrı gerekirse değerlendiririz.

     SELİNA DOĞAN (İstanbul) - Tamam, teşekkür ederim.

     BAŞKAN - Tabii, Avrupa Birliği Bakanlığı, AB mevzuatına uygun bulduğunu zaten genel olarak ifade ettiler, bize yazılı olarak da gönderdiler ama Sayın Genel Müdürüm, mutlaka bu asli komisyonun görevi, orada da mutlaka bu tür eleştiriler olacaktır ama bizim de, Komisyon üyelerimizin bilgilenmesi açısından bu eleştirilere sizin de genel olarak vereceğiniz bir açıklama var mı? Onu da duyarsak biz de memnun oluruz.

     DOĞA KORUMA VE MİLLÎ PARKLAR GENEL MÜDÜRÜ NURETTİN TAŞ - Sayın Başkanım, çok değerli milletvekillerimiz; hepinizi şahsım ve kurumum adına saygıyla selamlıyorum.

     Öncelikle özür diliyorum çünkü Kültür Turizmde toplantımız vardı, ondan dolayı biraz geç kaldım. Belki Sayın Vekilimizin sorularının tamamına şey yapamadım ama özellikle ben şuradan başlamak istiyorum: Sitle alakalı bizim bu kanunda herhangi bir düzenlememiz yok Sayın Vekilim. Sit düzenlemeleri tamamıyla Çevre ve Şehircilik Bakanlığının. Biz bu kanunla alakalı herhangi bir kısıtlama da getirmiyoruz. Bu kanunda olan, sadece geçen, sit alanlarıyla bizim korunan alanların çakışması noktasındaki Çevre ve Şehircilik Bakanlığıyla yapmış olduğumuz kanundaki ortak metin yani bu kanunda sitle alakalı kesinlikle herhangi bir düzenleme getirilmiyor. Yok, eğer varsa, bizim gözümüzden kaçan bir şey varsa ben izah edebilirim.

     SELİNA DOĞAN (İstanbul) - Yani biz ilgili sivil toplum örgütlerinin görüşlerini aldığımız için, bize o şekilde kaygılarını ifade ettiler.

     DOĞA KORUMA VE MİLLÎ PARKLAR GENEL MÜDÜRÜ NURETTİN TAŞ - Öyle bir maddemiz yok bizim Sayın Vekilim.

     SELİNA DOĞAN (İstanbul) - Peki, teşekkür ederim.