Komisyon Adı:Anayasa Komisyonu
Konu:Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1504)
Dönemi:26
Yasama Yılı:2
Tarih:27/12/2016


Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1504) SELİNA DOĞAN (İstanbul) - Sayın Başkan, Komisyon üyemizin hakkını gasbetmeksizin söz aldığımı ifade etmek istiyorum.

     BAŞKAN - Tamam, buyurun.

     SELİNA DOĞAN (İstanbul) - Öncelikle, deminden beri sürdürdüğünüz uygulamayı kınadığımı ifade etmek istiyorum. Sizin göreviniz, o listenin adilane bir şekilde yürütülmesini sağlamak, burada milletvekillerinin söz hakkını gasbetmek değil. Toplum vicdanında da bu yaptığınızı mahkûm ediyorum.

     BAŞKAN - Uyarınız için teşekkür ederim.

     Devam edin lütfen, buyurun.

     SELİNA DOĞAN (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; birkaç gündür biz burada aslında sadece Türkiye demokrasisi için değil, dünya demokrasi tarihi açısından da gerçekten çok ilginç bir görüşme yapıyoruz, neden? Çünkü uygarlık tarihi incelendiğinde siyasal sistemler diktatöryal sistemlerden çoğunlukçu demokrasilere evrilirken biz, burada, sayenizde, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına ilk kez bir demokrasiden sizin "partili Cumhurbaşkanlığı" adını verdiğiniz bir sisteme geçme mağduriyetini yaşatıyoruz.

     Evet, günlerdir vekillerimiz anlatıyor, Türkiye hiç olağan şartlarda bir dönem geçirmiyor, olağanüstü hâldeyiz ve AKP iktidarının yıllardır biriktirdiği günahların vebalini ödüyoruz hep birlikte. Neler yaşadığımızı biliyorsunuz, tekrar burada dile getirmeyeceğim.

     Vatandaşlarımız zorunlu olmadıkça sokağa çıkmıyorlar. Şöyle bir dışarı çıkın, vize şirketlerine gidin, Meclise çok yakınlar; orada insanlarımızın oluşturduğu uzun kuyrukları görebilirsiniz. Bakın, daha dün bir haber çıktı, Alman İçişleri Bakanlığı verilerine dayanarak Deutsche Welle'nin hazırladığı Türkçe yayınında: Bu verilere göre sadece bu yılın kasım ayında 702 Türk pasaportu sahibi kişi Almanya'ya iltica başvurusunda bulunmuş, ocak ayındaki başvuru sayısı ise sadece 109 yani bu rakam yaklaşık 7 katına çıkmış. Şimdi siz hemen bu kişilere FETÖ'cü damgası vuracaksınız, belki bir kısmı da FETÖ'cüdür ancak şu bir gerçek ki artık Türkiye muhalifler için nefes alınamaz bir yer hâline geldi.

     İşte, biz böyle bir ortamda Anayasa'yı tartışıyoruz, hatta bence tartışamıyoruz bile. Oysa anayasalar toplumsal uzlaşı metinleridir. Toplumun geniş bir kesimi tarafından benimsenen ve tüm toplumsal kesimlerin haklarını korumak amacıyla hazırlanmış metinlerdir, kılı kırk yararak üzerinde düşünülmesi gereken metinlerdir. İşte böyle bir metni bırakın yasalaştırmayı, tartışmak için bile uygun bir ortamın olmadığı kanaatindeyiz. Her şeyden önce bu kadar bilgi kirliliği ve dezenformasyonun yaşandığı bir ortamda bırakın sistemi tamamen değiştirecek bir anayasayı yapmak, kanaatimizce normal bir kanun teklifinin bile görüşülemeyeceği bir ortamdayız.

     Günlerdir burada bu değişikliğe gerekçe olarak sadece "millî irade" kavramını ileri sürüyorsunuz. Yaptığınız millî iradeye saygı değil, düpedüz ucuz bir popülizm. Popülizmin en bariz özelliği toplumu kutuplaştırarak bölmesidir. Türkiye'de çok net bir şekilde görülmektedir ki popülist politikacı kendilerince okumuşlara karşı halkın ezici çoğunluğunu temsil ettikleri düşüncesini işlerler. Belirsiz ve flu bir düşman yaratır ve o düşmanlara karşı geniş kitlelerin bir araya gelmesini sağlar. Bunun için cinsiyetçi, ırkçı ve ötekileştirici bir söylem kullanır. Doğal olarak bu söylem halkın bir kesimini diğerine karşı kışkırtır. Buradan ortaya çıkan dinamizm diktatörler için bulunmaz imkânlar sunar. İşte bu Anayasa değişikliği fiilî olarak sürdürülen diktatörlüğün yasal zemine kavuşması anlamını taşıyor. Yani bu aralar çokça duyduğumuz "Terbiyesize bak", "Bir adam gibi ölmek var, bir de madam gibi ölmek var.", "Senin her yerin yaptırım olsa ne yazar." gibi söylemler ve idam güzellemeleri boşuna değil. İşte, bu, tek insan -tek adam demiyorum, tek insan diyorum çünkü kadın da olabilir- yönetiminin hukuki zemine kavuşması için yapılan popülizmin dile yansımasından başka bir şey değil. Yani sizin yaptığınız millî iradeye saygı değil, bambaşka bir şey. Millî iradeye saygınız varsa eğer o millî iradeyi sakatlamaz, sağlıklı düşünebileceği ve karar verebileceği bir siyasi ortam yaratırsınız. Bunun için düşünce ve ifade özgürlüğünün önündeki tüm engelleri kaldırırsınız, basın özgürlüğünü güvence altına alırsınız, bu teklifi kapalı kapılar ardında pazarlık usulü değil, sivil toplumun, üniversitelerin de katıldığı geniş bir platformda tartışırsınız. Millî irade diyorsunuz, okullarda felsefe dersleri kaldırılarak millî irade olmaz. Gazeteler, TV'ler kapatılarak millî irade olmaz. Kanun hükmünde kararnamelerle temel hak ve özgürlükleri rafa kaldırarak millî irade olmaz. Üniversitelere, belediyelere kayyum atayarak millî irade olmaz. "Halk Cumhurbaşkanını seçsin, geri kalan herkesi Cumhurbaşkanı seçsin." diyerek millî irade olmaz. Millî iradenin seçtiği milletvekillerini tutuklayarak millî irade hiç olmaz. Soru önergelerimizi bile cevapsız bırakarak, muhalefeti işlevsiz hâle getirmeye çalışarak millî irade olmaz.

     Sayın vekiller, yıpratıcı sosyoekonomik koşullar altında yaşayan kitlelerin din ve milliyet gibi duygularını kullanarak yapılacak seçimlerden sağlıklı bir sonuç çıkmayacağı hepimizin malumu. Ayrıca şu anda millî iradenin bir kısmı cezaevlerinde, bir kısmı da yurt dışına kaçıyor. Bakın, diktatör eleştirisinde bulunduğumuzda bunu bir hakaret olarak addediyorsunuz. Gelin, Türk Dil Kurumu ne diyor "diktatör"e bir birlikte bakalım. Türk Dil Kurumuna göre "diktatör"ün tanımı: "Bütün siyasi yetkileri kendinde toplamış bulunan kimse." olarak yapılıyor. Wikipedia ne diyor "diktatör" için? "Otokratik bir hükûmet biçiminde, yönetimin diktatör olan tek bir birey tarafından yönetilmesi türü." Yine aynı kaynakta "Diktatörlük Çeşitleri" başlığı altında "ideolojik diktatörlük" diye de bir bölüm var, burada ise ideolojik diktatörlüğe ilişkin şu bilgiler veriliyor: "Devlet içinde tüm yetkileri kendi elinde tutup en üst düzeyde bulunan yöneticidir. Bu kişi aynı zamanda partisinin de mutlak lideri olup dışişleri bakanlığı ve orduda başkomutanlık yapabilir. Bu tür diktatörlüklerde demokrasiden asla söz edilemez. Katı bir liderlik ilkesi vardır." Bu size bir yerden tanıdık geliyor mu? Aynı başlık altında devam ediyor: "Bu diktatörlük çeşidi daha çok benzer sistemler olan Nazizm ve faşizmde görülmüş olup bu diktatörlük çeşidinde en çok ünlenmiş olan kişi Adolf Hitler'dir."

     Sayın milletvekilleri, şimdi izninizle AB Uyum Komisyonu üyesi olarak konuya biraz da AB açısından bakmak istiyorum, Sayın Özkan Yalım Vekilimiz de değinmişti. Acaba, bu değişiklik bizim dünyadaki konumlanışımızı nasıl değiştirecek, biraz buna bakalım. Son süreçte iktidar sözcüleri tarafından ısrarla Batı'nın ve Avrupa Birliğinin hedef gösterilmesi boşuna olmasa gerek, bu teklifle bunu daha da iyi anlıyoruz. İdeolojik olarak son birkaç yıldır uzaklaştığımız stratejik hedeflere ilişkin ihlaller şimdi anayasa olarak karşımıza çıkıyor. Bu Anayasa değişikliğiyle biz Avrupa Birliğinde yerimiz olmadığını tescillemiş oluyoruz. İktidarın kamuoyunda tartışılmasını istemediği için sürekli çöpe attığı AB ilerleme raporlarını lütfen dikkatli okuyunuz. Bazı eleştirileri bizler de haksız bulsak da ne diyor bu raporlar? Örneğin, son ilerleme raporu, Meclisin çalıştırılmadığını örnekleriyle anlatıyor ve bu konuda Türkiye'yi ağır bir dille eleştiriyor. Raporda, ifade özgürlüğünün çok dar yorumlandığı, Cumhurbaşkanının iç işleyişe ve dış politikaya çok fazla müdahale ettiği, yine Cumhurbaşkanının Bakanlar Kurulunun yol haritasını belirlediği, kuvvetler ayrılığı ilkesinin açıkça ihlal edildiği eleştirileri var. Gelinen noktada, Avrupalı siyasetçiler böyle bir Türkiye'nin Avrupa Birliğinde yeri olmadığını söylüyorlar. Peki, biz ne yapıyoruz? Bu eleştirileri dikkate almak bir yana, anayasa teklifinin hazırlanmasında Avrupa Birliğinin temel değerleri olan şeffaflık, denetlenebilirlik, çoğulculuk, hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı ilkelerini elimizin tersiyle itiyoruz. Böyle bir Türkiye'nin Avrupa Birliğinde yerinin olmayacağını Avrupalılar da biliyor, biz de biliyoruz, siz de biliyorsunuz. Hangi Avrupa ilkesinde sizin bu getirmeye çalıştığınız sistem var?

     BAŞKAN - Değerli arkadaşlar, lütfen, uğultuyu keselim.

     Sayın Doğan, siz de toparlar mısınız lütfen.

     SELİNA DOĞAN (İstanbul) - Bu sistem, Avrupa'nın ve diğer medeni dünyanın hangi değerleriyle örtüşüyor? İnsanlığın, demokrasi evriminin tersine kürek çekerek bu ülkeyi nereye götüreceksiniz? Bu soruların cevabını bekliyoruz.

     Evet, bu sistem Avrupa Birliğinde yok ama göz kırptığınız Şanghay Beşlisinde benzer şekilde var. Esin kaynağınız burası mı? Eğer böyleyse, Türkiye makas değiştirdiyse bunu kamuoyuyla paylaşmanızı bekliyoruz. Bunun nedenini açıklamadığınız gibi, Sayın AB Bakanı ısrarla stratejik hedefimizin değişmediğini iddia ediyor. Sayın AB Bakanı Ömer Çelik son AB Bakanlığının bütçesinin görüşüldüğü Komisyon toplantısında kendisi Türkiye'nin makas değiştirmediğini, Avrupa'nın bir parçası olmak istediklerini bize söyledi. Ama, bir taraftan, son dönemlerde hemen her konuşmasında AB'yle restleşen Sayın Cumhurbaşkanı da 1 Aralık tarihinde muhtarlar buluşmasında şöyle dedi: "Bizi Avrupa'dan dışlamaya Avrupa devletlerinin gücü yetmez. Biz Avrupa'da misafir değil ev sahibiyiz. Avrupa ülkeleriyle yaşadığımız son dönemdeki sıkıntılar günlük siyasi çatışmalardır. AB çifte standardı bırakırsa AB'ye hemen yarın üye olmaya hazırız ama artık tek taraflı adım atma dönemi bitti." AB çifte standardı elbette bırakmalı ama siz AB'ye böyle derken getirdiğiniz bu teklif çifte standart değil mi? Bu teklif hangi AB değerleriyle örtüşüyor? AB'ye mi blöf yapıyorsunuz yoksa Şanghay Beşlisine mi? Bu kafa karışıklığı neyin nesi?

     Sayın milletvekilleri, bu teklifle birlikte Türkiye'nin AB üyeliği süreci de resmen sonra erdirilmiş olacak. Üyelik söz konusu olamayacağı gibi zaten askıda olan müzakereler de heba edilmiş olacak. Adının önüne "yeni" ifadesini getirdiğiniz Türkiye'nin yeni rotasını bu teklife imza atanların da kestirdiğini sanmıyoruz. Kişilerin siyasi ikbali için bir ülkeyi kaosa, bilinmezliğe ve karanlığa mahkûm ediyorsunuz. Çoğulculuğa, parlamenter sisteme inanan sosyal demokrat bir parti olarak bizim bu teklife "Evet." dememiz asla söz konusu değildir.

     Teşekkür ediyorum.