Komisyon Adı:Plan Ve Bütçe Komisyonu
Konu:2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/774) İle 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/733) Ve Sayıştay Tezkereleri C) Avrupa Birliği Bakanlığı Ç) Türk Akreditasyon Kurumu
Dönemi:26
Yasama Yılı:2
Tarih:24/11/2016


2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/774) ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/733) ve Sayıştay tezkereleri c) Avrupa Birliği Bakanlığı ç) Türk Akreditasyon Kurumu SELİNA DOĞAN (İstanbul) - Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, değerli bürokratlar, değerli basın mensupları; hepinize iyi akşamlar.

     Bütçe büyüklüğü olarak diğer bakanlıklara nazaran daha sınırlı bir bütçe tasarısını görüşüyor olsak da aslında hepimizin, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının gündelik hayatını yakından ilgilendiren bir Bakanlığın bütçesi olması itibarıyla çok önemli bir bütçe. Ülkemiz için hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

     Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Bizler, partimizin Avrupa Birliği Uyum Komisyonu üyeleri olarak hem iki hafta önce Avrupa Birliği İlerleme Raporu'nun yayınlanması üzerine -yani o zaman da böyle bir dondurma tehdidi dile getirilmişti- hem de dün bu tasarının kamuoyuna yansıması üzerine hemen bir basın toplantısı düzenledik ve Avrupa Parlamentosuna seslenerek böyle bir kararın alınmaması çağrısında bulunduk. Böyle bir çağrıda bulunduk çünkü hem siyaseten yerinde olmadığını düşünüyorduk böyle bir kararın, ölçüsüz olduğunu düşünüyorduk hem de, açık konuşmak gerekirse, ana muhalefet partisi olarak böyle bir kararın iktidar partisinin uyguladığı insan hakları ihlallerini artırabileceğini, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını Avrupa Birliğinin temel değerleri olan hukuki güvencelerden de uzaklaştırabileceği kaygısını taşıyorduk. Ancak, değerli milletvekilimiz de ifade etti Sayın Bakanım, kararın bu şekilde çıkacağı sürpriz değildi, bu kararın geleceği belliydi ve bize göre, bunun bir iç politika malzemesi yapılmaması gerekirdi. Yani iç kamuoyuna yönelik, işte, "Bu karar yok hükmündedir." Sayın Dışişleri Bakanı bu kadar kısa sürede nasıl böyle bir değerlendirme yaptı bilmiyoruz ama işte "Biz halkımıza sorduk, zaten halkımızın umurunda değilmiş bu karar." gibi bir açıklama yaptı bir iki saat önce. Kanaatimizce yerinde olmasa da bizce önemli tespitler içeriyor.

     Partimiz açısından önemli tespitlerden bir tanesi, değerli Komisyon üyeleri, Lozan Anlaşması'yla ilgili olan tespit. Söz konusu kararda Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Lozan çıkışı da eklenmiş. Lozan Anlaşması'nı tartışmaya açan açıklamalardan ciddi endişe duyulduğu ifade edilmiş ve bu anlaşmanın modern Türkiye'nin sınırlarını belirleyen ve yaklaşık bir yüz yıldır bölgenin barış ve istikrarının korunmasına katkı yaptığı hatırlatılmış.

     Şimdi, şöyle bir tablo çıkıyor ortaya, düşünün, siz kendi ülkenizin kurucu anlaşmasını tartışmaya açıyorsunuz ama bu anlaşmaya Avrupa Birliği sahip çıkıyor. Bu da herhâlde hepimizin sorgulaması gereken bir husus.

     Malum, Türkiye bakımından Avrupa Birliğine katılım elli yılı aşkın süredir bir stratejik hedef olarak görülüyor. Türkiye'de iktidarlar değişse de hükûmetler değişse de bu konuda geri adım atılıp bir strateji değişikliğine gidilmemiş. Bu yıllar içerisinde askerî darbeler de olmuş, muhtıra da yayınlanmış ancak iki taraf da birbirinden vazgeçmemiş. Oysa, bugün sınırlı bazı çevrelerin hedefi olmaktan öteye gidemeyen ve zaman zaman iktidarların Avrupa Birliğine karşı bir taktik olarak kullandığı Şanghay Beşlisine katılım fikri gördüğümüz kadarıyla bir fikir olmaktan çıkmış ve yaşama geçirilmeye başlanmış, öyle anlaşılıyor ana akım medyadan.

     Elbette ne Türkiye Avrupa Birliğine mecbur ve muhtaç ne de Avrupa Birliği Türkiye'ye. Ancak biliyoruz ki devletlerin ve uluslararası toplulukların stratejik hedefleri mecburiyet ve muhtaçlık kriterlerine göre kurulmuyor. Türkiye'nin Avrupa Birliğine katılım isteği ekonomik ve sosyolojik gerçeklerin üzerine oturuyor. Aynı zamanda, cumhuriyetin ideali de olan modernleşmenin gereklerinden biri olarak Avrupa Birliğine katılım kendisini dayatıyor.

     Zaman zaman Avrupa Birliği ile Türkiye arasında kan uyuşmazlıklarının olduğu doğrudur. Özellikle, Türkiye'de sağ siyasetçilerin iç siyaset malzemesi olarak kullandıkları "Avrupa Türkiye'yi istemiyor. Sadece oyalıyor. Onlar Hristiyan, biz Müslüman'ız, bizi zaten almazlar." türünden argümanlar kullanmalarına karşın bu söylem bugün gelinen süreci açıklamıyor Sayın Bakanım.

     Türkiye ile Avrupa arasında birçok farklılıkların olduğu doğru. Avrupa'nın büyük bir bölümünü Hristiyan, Türkiye'nin de büyük bir bölümünün Müslüman olduğu doğru. Yine, her iki toplumun tarihte sık sık karşı karşıya geldiği de doğru. Aslına bakarsanız, az önce yine sayın vekilimiz ifade etti, Avrupa Birliğine üye ülke toplumlarının hepsinin büyük bir uyum içinde olduğunu da söyleyemeyiz. Yani Avrupa Birliği homojen bir birlik değil. Alman toplumuyla İtalyan toplumu, İtalyanlarla Fransızlar, Fransızlarla Yunanlılar, Yunanlılarla İskandinavlar da ayrı toplumsal yapıya sahiptir.

     (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

     BAŞKAN - Sayın Doğan, toparlar mısınız lütfen.

     SELİNA DOĞAN (İstanbul) - Tabii.

     Biz şunu merak ediyoruz Sayın Bakanım: Bu, Şanghay Beşlisi alternatifi ne açıdan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları açısından avantaj sağlamaktadır? Belki gizli bir oturum yapılabilir bunun için Mecliste eğer kamuoyuna açıklanmasından imtina ediliyorsa, muhakkak bizlerin de görüşleri olur.

     Ayrıca, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu üyeleri olarak bir başka meramımızı dile getirmek istiyorum hazır sizi bulmuşken. Nitekim, bu konu ilerlere raporuna da yansıdı. Temel hak ve özgürlüklerle ilgili olan pek çok kanun tasarısı bizim Komisyonumuza gelmedi. Zaten Komisyonumuz çok az toplandı dolayısıyla etkin bir şekilde çalıştırılmadı.

     Ayrıca, Komisyonumuz, biliyorsunuz tali bir komisyon. Oysa eğer bahsedildiği gibi, Hükûmet programında belirtildiği gibi ciddi, samimi bir hedefse bu komisyonun asli bir komisyon olması gerektiği kanaatindeyiz. Bu hususu da takdirlerinize sunuyoruz.

     Teşekkür ederim.