Konu:Ceza Muhakemesi Kanunu İle Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarı Ve Teklifleri
Yasama Yılı:3
Birleşim:56
Tarih:23/01/2013


CEZA MUHAKEMESİ KANUNU İLE CEZA VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

ATİLA KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vermiş olduğumuz değişiklik önergesiyle ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi adına, Grubum adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Ceza Muhakemeleri Kanunu'nda dil sorunuyla ilgili uluslararası düzenlemelerin başında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin Adil Yargılanma Hakkı başlıklı 6'ncı maddesinin (3)'üncü fıkrasının ikinci bendindeki hüküm yer almaktadır. Bu düzenlemeyle, aynı hükümleri öngören bir diğer düzenleme Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'nin 14'üncü maddesinin (3)'üncü fıkrasında bulunmaktadır. Bu hükümler uyarınca, her sanık duruşmada kullanılan dili anlamadığı veya konuşamadığı takdirde, bir tercümanın yardımından parasız olarak yararlanmak hakkına sahiptir. Dikkat etmek gerekir ki her iki madde de duruşmada kullanılan dili anlamadığı veya konuşmadığı takdirde sanığın bir tercümandan faydalanacağı yönündedir. Bu bağlamda, CMK'nın 202'nci maddesi her iki sözleşme bakımından da Türkiye'nin üzerine düşen yükümlülükleri karşılamaktadır. Bu maddelerin değiştirilmesinin bu bağlamda herhangi bir hukuki zemini yoktur. Bu değişiklik talebi tamamen siyasi saiklerle, PKK dayatmalarının, teröristbaşıyla yürütülen müzakerelerin bir sonucu olarak gündeme gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, terör örgütüyle yürütülen pazarlıkları örtmek maksadıyla son günlerde dolaşıma sokulan birtakım kelimeler var, efsunlu kelimeler var. Bunlarla ilgili en küçük bir itirazda nasıl bir linç kampanyasına maruz kalacağınızı tahayyül bile edemezsiniz. Emin olun ki bu linç kampanyası, otuz yıldır dağlarda, hain pusularda Mehmetçiğimizi ekin gibi biçen, şehirlerde bebeklerimizi paramparça eden, genç kızlarımızı otobüslerde cayır cayır yakan PKK'lı teröristlerin görmediği bir linç kampanyası olur. Bu efsunlu kelimelerden birisi, belki de en önde geleni "barış"tır.

Buradan soruyorum değerli milletvekilleri: Kim barışıyor, kiminle barışıyor, barışın tarafları kimlerdir? Bin yıldır bu topraklarda kardeşçe yaşayan ve yaşamaya devam edecek olan insanlarımız arasında bir savaş var da biz mi bilmiyoruz? Tabii ki böyle bir savaş yok; yalnızca, güneydoğuda, dağlarda ve şehirlerde inlerine saklanmış, pusuya yatmış 3-5 bin sırtlan sürüsü var; kalleşçe pusu kuruyor, mayın döşüyor ve öldürüyor. Bunun adı "savaş" değildir değerli milletvekilleri, bunun adı "terör"dür ve teröristlerle, bırakın barış yapmayı, pazarlık dahi yapılması söz konusu olmamalıdır. Ahlaksızca, hayasızca sürdürülen terörle ancak mücadele edilir ve varlık sebebi, vatandaşlarının can güvenliğini sağlamak olan devletin yapması gereken de budur. Kendi dağlarını eşkıyalara teslim eden, üstelik ona hayat hakkı tanıyan bir yapının, o terörün elebaşlarıyla, siyasi uzantılarıyla masalarda oynaşan bir anlayışın barıştan, müzakereden, çözümden söz etmesi açıkça bir yetki aşımıdır, millete ait bir yetkinin fiilî bir durum yaratarak kullanılmasıdır.

Değerli milletvekilleri, efsunlu kelimelerin diğerleri, daha doğrusu diğer ikisi "çözüm" ve "müzakere"dir. Yine buradan soruyorum, çözülmek istenen, çözümden kastedilen nedir? Müzakere edilen kimdir? Toprak anlaşmazlığı mı vardır arada? Mesele toprak ise herkes bilsin ki, Türk milleti bu topraklarda var olmanın bedelini ödemiş bir millettir.

Değerli milletvekilleri, söyleyeceğim şudur ki ortada bir savaş yoktur, karşılıklı ordular yoktur, savaşan iki millet yoktur. Ortada yalnızca bir savaş olduğunu millete ezberletmek isteyen, şimdilerde aralarına İslamcı Kürtçülerin de katıldığı eski tüfek dönek Marksistlerden, bir kısım büyük sermaye sahiplerinden ve bazı medya patronlarından oluşmuş sivil, gönüllü PKK müfrezeleri vardır. Bu savaş, adı geçen PKK müfrezelerinin Türkiye'yle bitmeyen savaşıdır.

Yüce Meclise seslenerek diyorum ki Türk milletinin birliği ve egemenliği Türkiye Büyük Millet Meclisine emanettir. Bu emanete sahip çıkmak, hukuka, tarihe ve Türk milletine karşı her parti, bakan, milletvekili, medya ve kendini Türk milletinden sayan her yurttaş için kutsal bir namus borcudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ATİLA KAYA (Devamla) - Bu anlayış içerisinde önergemizin kabulünü teklif ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.