Konu:HABERLEŞME ÖZGÜRLÜĞÜNE VE ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİNE YÖNELİK İHLALLERİN TESPİTİ VE ÖNLENMESİNE İLİŞKİN TEDBİRLERİN BELİRLENMESİ AMACIYLA BİR MECLİS ARAŞTIRMASI AÇILMASIINA İLİŞKİN ÖNERGELERİN ÖN GÖRÜŞMESİ
Yasama Yılı:3
Birleşim:55
Tarih:22/01/2013


HABERLEŞME ÖZGÜRLÜĞÜNE VE ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİNE YÖNELİK İHLALLERİN TESPİTİ VE ÖNLENMESİNE İLİŞKİN TEDBİRLERİN BELİRLENMESİ AMACIYLA BİR MECLİS ARAŞTIRMASI AÇILMASIINA İLİŞKİN ÖNERGELERİN ÖN GÖRÜŞMESİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA RIZA TÜRMEN (İzmir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasa dışı dinlemelerle ilgili bir araştırma komisyonu kurulması konusunda Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini açıklamak için huzurunuzdayım.

Telefon dinlemeleri, yasa içi olsun yasa dışı olsun, bir kere özel hayat bakımından, insan hakları bakımından potansiyel bir tehdit niteliğini taşıyor her zaman. Bir insanın konuşmalarına müdahale ediyorsunuz ve bu konuşmalara ortak oluyorsunuz. Zaten işin esasında, temelinde bir özel yaşamın gizliliğinin ihlali yatıyor, potansiyel bir ihlal yatıyor. Tabii, işin başka tarafları da var; bir de konuşan diğer taraf var, onu da dinliyorsunuz. Bir de tabii, dinlenenin bundan hiçbir haberi yok yani dinlenen yasa dışı mı dinleniyor, yasa içi mi dinleniyor, yasal mı dinleniyor, tamamen kendi bilgisi dışında oluyor bütün bunlar. Yani bütün bunları toplayınca bu konunun ne kadar nazik, insan hakları bakımından ne kadar önemli olduğunu daha iyi görmek mümkün. O nedenle, bu dinlemeler konusunun son derece özenli bir biçimde, çok dikkatli bir biçimde düzenlenmesi gerekiyor; yani ne zaman yasa dışıdır dinleme, ne zaman yasaldır, hangi durumlarda? Ancak son derece istisnai durumlarda. Hangi istisnai durumlarda bu dinlemelere izin verilmesi gerekir? Bu çok ince, nazik bir konu.

Kanuna baktığımız zaman, CMK'nın 135'inci maddesine baktığımız zaman şunu görüyoruz: Bir kere, bu dinleme, kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı yanında, suç işlendiğine dair kuvvetli şüphenin varlığı yanında, aynı zamanda, başka suretle delil edilmesi imkânının bulunmaması durumunda söz konusu olabiliyor yani telefonun dinlenmesi, yasal olabilmesi için en son çare olarak başvurulması gereken bir tedbir, başka tedbirlerle bu suçun izlenmesi, suç işlendiğinin önlenmesinin mümkün olmaması durumunda başvurulacak bir tedbir. Onun dışında, hâkimin vereceği kararın çok ayrıntılı olması lazım yani tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısının tespitine imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı, süresinin belirtilmesi lazım. Yani kanunda da -görüyorsunuz- epeyce ayrıntılı bir biçimde düzenlenmiş bu. İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına baktığınız zaman orada da görüyorsunuz yani özel yaşamın bir ihlali, potansiyel bir ihlali söz konusu olduğu için orada da büyük bir itinayla bu hâkim kararlarının neleri kapsaması, hangi ayrıntıları kapsaması gerektiği belirtiliyor, hâkim kararlarının hangi durumlara inhisar etmesi gerektiği belirtiliyor filan.

Şimdi, bizdeki uygulamaya bakarsanız, bizdeki uygulama hiç de böyle değil. Ne kanunun öngördüğü itinalı bir şekilde telefon dinlemeleri yapılıyor ne de İnsan Hakları Mahkemesinin öngördüğü kriterlere uygun bir şekilde telefon dinlemeleri yapılıyor, bizde bu koşullar yerine getirilmiyor. Bizde son derece keyfî bir şekilde, hâkim kararı bazen var bazen yok, hâkim kararı olsa bile bu hâkim kararının koşulları yerine getirilmemiş yani efendim, işte, telefon numarası, süre, isim, bunlar belirtilmeden bir liste getiriliyor hâkimin önüne, hâkim sadece telefon numaralarından oluşan bu listeyi onaylıyor. Biliyorsunuz, bunu gösteren en güzel hikâye, o telefon numaraları içinde hâkimin kendisi de var ve hâkim kendisi dinleme yetkisi verdiğinin, izni verdiğinin farkında değil; bu kadar gelişigüzel, bu kadar keyfî bir şekilde yapılıyor ve herkes dinleniyor.

Şimdi, Sayın Bakan biraz önceki konuşmasında bu İletişim Kurumunun 25 bin dinleme talebini reddettiğini söyledi. Bu çok güzel de, peki, kaç talebi kabul etti acaba, onu söylemedi. Bu kabul edilen taleplerin sayısı ne kadar, ben asıl onu merak ediyorum.

Tabii, uygulamalara baktığınız zaman şöyle şeyler görüyorsunuz: Bir dönem 163 tane yargıç dinlendi yasa dışı bir şekilde. Yani yargı, 163 yargıç, hâkim kararı olmadan dinlendi.

Bir de bakıyorsunuz, Adalet Bakanlığı Teftiş Kuruluna, yargıç ve savcıları dinleme izni veriliyor, dinleme yetkisi veriliyor. Bu korkunç bir şey tabii. Yani Teftiş Kurulu, yargıçları ve savcıları dinleme yetkisine sahip oluyor. Teftiş Kurulu ne savcıdır ne polistir ne kolluktur ve ondan sonra, bu yasa dinlemeler yayınlanıyor, yasa dışı dinlemeler gazetelerde çıkıyor çarşaf çarşaf. Bu, gazetede çıkan dinlemeleri siyasi iktidar kullanıyor, kendi amaçları için kullanıyor.

Tabii yani dinlemeler, aslında yasa dışı dinlemeler birkaç amaca hizmet ediyor. Eğer bir siyasi baskı, bir grup üzerinde bir baskı kurmak istiyorsanız bunları gayet rahat kullanabiliyorsunuz. Tabii "yasa dışı dinleme" dediğimiz zaman burada, ya hiç hâkim kararı olmayan dinlemeleri ya da hâkim kararı olsa bile usulüne uygun olarak verilmemiş hâkim kararıyla yapılan dinlemeleri kastediyoruz.

Aslında ikisi de aynı nitelikte yani usulüne uygun olarak verilmemiş bir hâkim kararıyla, hiç hâkim kararı olmadan yapılmış bir dinleme arasında hukuken hiçbir fark yok tabii, ikisi de yasa dışı dinleme.

Burada bu tür dinlemeler, işte, bir özel hayatın ihlali olduğu kadar bir siyasi baskı unsuru olarak da kullanmaya son derece elverişlidir.

Tabii, çok basında çıkan haberler, hep işte siyasi kişilerin dinlenmesiyle ilgili spektaküler haberler oluyor, onlar basında çıkıyor, onların, işte Başbakanın dinlenmesi söz konusu oldu, Genelkurmay Başkanının dinlenmesi söz konusu oldu. Genelkurmay Başkanının, Başbakanın dinlenmesi tabii bir de güvenlik boyutu katıyor işe. Yani, devletin önemli işlerinin konuşulduğu telefon konuşmaları da demek dinlenebiliyor, işin bir de bu tarafı çıkıyor ama bir de gazetelerde çıkmayan, sokaktaki vatandaşların dinlenmesi meselesi var. Bu, bence daha da vahim. Eğer sokaktaki vatandaş, hiçbir siyasi niteliği olmayan, gündelik hayatını yaşayan sokaktaki vatandaş dinlendiğinden kuşkulanıyorsa, böyle bir korku içinde yaşıyorsa, böyle bir güvensizlik içinde yaşıyorsa ve de dinleniliyorsa üstelik bu, gerçekten, bir ülkenin demokratik bir düzen kurması bakımından çok vahim bir tablo. Bence, işin en ciddi tarafı da bu yani siyasilerin dinlenmesinin yarattığı çeşitli sakıncaların yanında bu sakıncaların söz konusu olmadığı, gündelik hayatını yaşayan sokaktaki vatandaşın dinlenmesi ve vatandaşın böyle bir korku içinde olması. Bu, işte demokratik toplum düzeniyle bağdaşmayan bir durum, bunu düzeltmek lazım.

O nedenle, kurulması öngörülen araştırma komisyonunun alabileceği önlemler, yapabileceği şeyler çok burada. Fakat, her şeyin başında, araştırma komisyonunun bu tedbirlerle topluma bir güven verebilmesi lazım; en önemli yapabileceği şey bu. Bir güven verebilmesi lazım ki bu toplumdaki bu korku ortamı, bu herkesin dinlendiği ortam? Türkiye'de insanların yüzde 70'i dinlendiğine inanıyor. Tabii, yüzde 70'i dinlendiğine inanınca dinlenmeyenler de bundan alınıyor "Ben adam değil miyim? Niye beni dinlemiyorlar?" diye, böyle bir düşünce de doğabiliyor. Yani bu ortamı düzeltebilecek bir güven verebilmesi lazım araştırma komisyonunun, en önemli fonksiyonu bu olacak.

Tabii, bu güveni verebilmesi belki de biraz da şuna bağlı: Bu dinlemelerde çok önemli bir rol oynayan Telekomünikasyon Kurumu Başkanlığı bağımsız bir kurum değil, bunlar Hükûmete bağlı bir kurum ve Hükûmet bu kurumu, eğer siyasi iktidar istiyorsa bu kurumu kendi siyasi amaçları için kullanma imkânına sahip. Topluma bir güven verilebilmesi için bu yasa dışı dinlemeler bakımından, dinlemeler bakımından bir güven verilebilmesi için, dinlemelerde önemli bir rol oynayan bu kurumun mutlaka bağımsız bir kurum hâline getirilmesi lazım.

Nitekim, Anayasa Mahkemesi, 2009 yılında açılan davada, Telekomünikasyon Kurumu İletişim Başkanının Başbakan tarafından atanmasını iptal etti, "Başbakan tarafından atanması Anayasa'ya aykırıdır" dedi. Anayasa Mahkemesi şöyle diyor: "5651 sayılı Yasa'ya göre İnternet yoluyla yapılan yayınlara erişimin engellenmesi, 5397 sayılı Yasa gereğince telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti, uygulanması konularında kamu düzeni ve kamu güvenliğiyle ilgili görevleri bulunan kurumun başkanlığını yürüten Telekomünikasyon İletişim Başkanının önemli yetki ve sorumluluklarla donatıldığı, bu nedenle üst düzey yönetici kapsamında bulunduğu ve atamasının da müşterek kararname ile yapılması gerektiği açıktır" diyor ve bu nedenlerle bu kural, yani Telekomünikasyon İletişim Başkanının Başbakan tarafından atanması kuralı, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'ndaki bu kuralı Anayasa'ya aykırı bulduğu için iptal ediyor. İptal edilmiş olmasına rağmen Başbakan tarafından atanan Telekomünikasyon İletişim Kurulu Başkanı görevine devam ediyor. Yani, Anayasa Mahkemesinin Anayasa'ya aykırılığını saptadığı bir kişi, aslında bu karar hiç yokmuş gibi Başbakan tarafından atanmış olarak görevine devam ediyor.

Tabii, bütün bunlar siyasi iktidarın iletişime müdahalesi açısından büyük bir güvensizlik yaratıyor. Bu güveni sağlamanın birinci yolu, önce bu kurumun bağımsız bir kurum hâline getirilmesidir.

Tabii, işin başka bir yönü daha var: Yasa dışı dinlemelerle elde edilen delillerin aynı zamanda yasa dışı elde edilen deliller kapsamında görülmesi gerekiyor. Tabii, yasa dışı elde edilen deliller sadece telefon dinlemeleri değil, başka yollardan da elde edilen deliller var ama yasa dışı elde edilen deliller bakımından Türkiye'de çok büyük bir problem var.

1 Şubat 2011 tarihli bir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı var, Desde/Türkiye kararı. Bu, yasa dışı elde edilen delillerle ilgili bir karar. Bu karar diyor ki: "Bir kere hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin yargılamada kullanılması, bu delil tek başına mahkûmiyete yol açmamış olsa bile yani mahkûmiyet kararı bu delile dayanmamış olsa bile, adil yargılamanın ihlalidir." diyor. Ondan sonra, bu karardaki başka bir şeyi söylüyor. Davacı, polisteki ifadelerin dosyadan çıkarılmasını istiyor fakat bu talebi hiçbir şekilde cevaplandırılmıyor, bunu dikkate alıyor mahkeme ve İnsan Hakları Mahkemesi son cümlesinde şunu diyor: "Dava dosyasına hukuka uygunluğu kuşkulu delilin konulması, savunma hakkının ve adil yargılanma hakkının ihlalidir diyor yani hukuka aykırı elde edilmiş bile değil, hukuka uygunluğu kuşkulu bir delilden söz ediyor. Yani hukuka uygunluğunun kesinleşmemiş olduğu, hukuka uygunluğunun kuşkulu olduğu bir delilden söz ediyoruz burada. "Bunun bile dosyaya konmuş olması savunma hakkının ve adil yargılama hakkının ihlalidir." diyor.

Şimdi, bunu tabii, dilerdim ki Türkiye'deki hâkimler de bu kararı okusun çünkü, bu uygulamada böyle değil. Uygulamada şöyle bir durum var: Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 230'uncu maddesi, (1)'inci fıkrası hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin gerekçede açıkça gösterilmesini talep ediyor. Oysa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararından da gördüğümüz gibi, hukuka aykırı olarak elde edilen delillerin dosyaya hiç girmemesi gerekir yani gerekçede gösterilmek değil, hiç girmemesi gerekir.

Bunu nasıl sağlayacağız peki? Bu zor bir soru: "Nasıl sağlayacağız?" Şundan zor bir soru: Çünkü genelde pek çok davada kısıtlama kararı alınıyor, hâkim kısıtlama kararı veriyor. Kısıtlama kararı verince savunma avukatları dosyayı inceleyemiyor, dosyadaki delilleri inceleme imkânına sahip olmuyorlar yani dosyadaki delillerin hukuka uygun mu, hukuka aykırı mı elde edildiğini savunma avukatı göremiyor ve bu delillere itiraz edemiyor. Bu delillere itiraz edemeyince o zaman bu işi yapmak? Savunma avukatı yapamadığına göre bu işi kim yapacak? Bu işi hâkim yapacak, yargıç yapacak, davayı gören yargıç yapacak. Davayı gören yargıç iddianameyi aldığı zaman, iddianameyi gördüğü zaman bir de bakacak ki, iddianamede işte efendim hâkim kararı olmadan, hukuka aykırı bir şekilde dinlemeyle elde edilmiş bir delil var. O zaman hâkimin bu iddianameyi reddetmesi gerekir, mutlaka reddetmesi gerekir. Biz bunu sağlamak için bir kanun teklifi getirdik, bu kanun teklifinde dedik ki: "Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 174'üncü maddesinin (1)'inci fıkrasına (d) bendi eklenmek suretiyle hukuka aykırı delilleri içeren iddianamelerin cumhuriyet başsavcılığına iade edilmesi gerekir." Bence bu son derece önemlidir gerek dinlemeler gerek başka yollardan hukuka aykırı bir şekilde elde edilen deliller bakımından.

Şimdi, tabii, polis, kolluk kuvveti dinlememesi gereken telefonları dinliyor hukuka her zaman uygun olmayan bir şekilde ama asıl dinlemesi gereken telefonları da dinlemiyor. Bir örnek vermek gerekirse Mehtap Civelek? Mehtap Civelek "Seni öldüreceğim." diyen eşi tarafından kaçırılıyor. Bu yeni bir olay. Ailesi polise koşuyor, polise diyor ki ailesi: "Yahu, kızın cep telefonu açık, sinyallerden yerini bulun lütfen kızın." Polisin cevabı şu: "Siz galiba `Arka Sokaklar' dizisini fazla izlemişsiniz bu aralar." diyor polis ailesine ve bu talebi yerine getirmiyor. Kırk sekiz saat sonra Mehtap kocası tarafından öldürülüyor. Polis eğer bu telefonu dinlemiş olsaydı, Mehtap'ın açık olan telefonunu dinlemiş olsaydı, sinyalleri almış olsaydı, Mehtap'ın nerede olduğunu bulacaktı, belki de bugün Mehtap Civelek hâlâ hayatta olacaktı. Yani, bir de dinlenmesi gereken yerlerde polisin dinlemesi söz konusu, bu da başka bir sorun.

Özel yaşamın ihlali ya da kanuna aykırı delillerden söz ederken bu son, Çağdaş Hukukçular Derneğine yapılan baskınları hiç bahsetmemek olmaz. Çağdaş Hukukçular Derneği, bildiğiniz gibi, sabahın olmadık bir saatinde, üçte, dörtte vahşi bir şekilde kapılar kırılarak, kendileri tutuklanarak, gözaltına alınarak götürülmüşlerdir ve bunu yaparken, avukatların eşyaları aranırken, el konulurken, savcı bulunmamıştır. Ceza Muhakemesi Kanunu 119'uncu maddesi hâkimin arama ve el koyma kararı için açık kimlik ararken, hâkimin arama kararında böyle bir şey yoktur. Hâkimin kararında "bir kısım avukatların kullanımında olabilecek yerler" gibi açık olmayan, son derece belirsiz bir ifade kullanılmıştır. Yani, hâkim kararı, arama kararı bu bakımından sakattır. Bu sakat karara rağmen sabahın dördünde aranmış, evleri kırılmış, büroları kırılmış ve avukatlar olmadan ve savcı olmadan, savcı gelmeden arama yapılmıştır. Bu da tabii, burada bulunan delillerin, hukuka aykırı bir şekilde elde edilmiş delilin çok tipik bir örneğidir. Eğer, bizim teklifimiz kabul edilmiş olursa -olabilir belki diye düşünüyorum, makul bir teklif çünkü, akıllı bir teklif gibime geliyor- o zaman hâkim iddianamede bakacak, bu şekilde elde edilmiş delilleri reddedecektir.

Bu kurulacak olan komisyonun hayırlı olmasını dilerim.

Çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.