Konu:Elektrik Piyasası Kanunu İle Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Ve Teklifi
Yasama Yılı:3
Birleşim:53
Tarih:16/01/2013


ELEKTRİK PİYASASI KANUNU İLE ÖZEL TÜKETİM VERGİSİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI VE TEKLİFİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA MÜSLİM SARI (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Elektrik Piyasası Kanunu ile Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı için Cumhuriyet Halk Partisi adına düşüncelerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kanunun eleştirilecek -hem tasarının hem teklifin ikisi bir arada değerlendirildiğinde- çok boyutu var ama yirmi dakikalık süre içerisinde, mümkün olduğu kadar objektif bir biçimde ama kendi düşüncelerimizi ve eksik yanları da belirterek bir genel değerlendirme yapmak istiyorum.

En başta söyleyeceğim husus şudur: Bu kanun tasarısı ve teklifinin ciddiyeti konusunda birtakım problemli alanlar var, en basitinden, ciddiyetten uzak diyebiliriz. Gerçi, AKP hükûmetleri döneminde yapılan kanunların, çıkarılan kanunların, yasa yapma sürecinin ne kadar ciddiye alındığına ilişkin birtakım kaygılarımız vardı, bunun birçok örneğini gördük. Benzer bir şeyi bu kanun için de söylemek mümkündür.

Bildiğiniz üzere, ilgili mevzuat çerçevesinde kanunlar gelirken gerek Plan ve Bütçe Komisyonuna ya da gerekse ilgili komisyona, bunların etki analizlerinin yapılması gerekir. Yani bu kanunla birlikte ne gibi bir vergi yükünden, ne gibi bir vergiden vazgeçilmektedir, ne kadar vergi kaybedilmektedir, ne kadar harcama yapılmaktadır, ne kadar vergi gelirinden vazgeçilmektedir? Bununla ilgili değerlendirmelerin orta ve uzun vadeli perspektif içinde yapılması gerekir. Bu kanuna ilişkin böyle bir değerlendirme yapılmamıştır. Çünkü bu kanun bir teşvik kanunudur bir boyutuyla ve teşvik kanunu olduğu için de ciddi anlamda vergi kazançlarından ya da vergi gelirlerinden vazgeçilmesini önermektedir.

Biz Sayın Bakana bunu Plan ve Bütçe Komisyonunda sorduk. "Bir etki analiziniz var mı, bu kanunla ne kadarlık bir vergi alacağından vazgeçiyoruz?" diye sorduğumuzda, Sayın Bakan, bize, 2012 yılında vazgeçilen ÖTV'nin ve teşvik maliyetinin rakamlarını verdi. Sayın Bakanın verdiği rakamlara göre 2012 yılında -bu kanun uygulandığı için yani şimdi süresini uzattığımız için- 250 milyon, teşvik maliyeti olarak da 58 milyon yani 308 milyonluk bir vergiden vazgeçmiş oluyordu.

Şimdi, normalde etki analizleri orta ve uzun döneme özgü olarak yapılır, geleceğe dönük olarak yapılır. Bir kanun teklifi hazırlandığında ya da bir kanun tasarısı hazırlandığında, bunun toplam vergi üzerindeki etkisinin, toplam kamu bütçesi üzerindeki etkisinin ne olacağı titizlikli bir şekilde çalışılır ve önümüze konur. Orta ve uzun vadede milletvekilleri de bunun toplam kamu bütçesi üzerine yükünün ne olacağını bilirler ve buna göre karar verirler, olması gereken budur. Ancak burada bu gerçekleşmemiştir, üzülerek belirtelim.

İkincisi, bu kanun teklifinin ya da tasarısının samimiyetsiz olduğunu da söyleyebiliriz.

Şimdi, esasen bu kanun teklifinin 4'üncü maddesi çok kritiktir ve 4'üncü maddesinde aslında bir arz güvenliği sorunu çözülmeye çalışılmaktadır. Doğal gaz kullanımı kış aylarında artacağı için doğal gaz çevrim santrallerinde yani doğal gaz kullanarak elektrik üreten santrallerde bir doğal gaz problemi oluşmasın diye ikincil yakıtlar kullanılmaktadır ve bu ikincil yakıtlarda da ÖTV muafiyeti getirelim. anlayışıyla hazırlanmıştır. 4'üncü madde temelde bunu düzenlemektedir. Ancak maddenin gerekçesine baktığımız zaman bu samimiyetsizliği görürüz. Gerekçesinde aynen şunu söylemektedir: "İleride bu ÖTV muafiyeti olmazsa eğer tüketicilerin kullandıkları elektriğe zam gelmesi muhtemeldir. İşte, biz, bu zammı engellemek için ya da muhtemel ortaya çıkabilecek elektrik zamlarından kurtarabilmek için tüketicileri böyle bir kanun teklifi ya da böyle bir kanun tasarısı hazırlıyoruz." diyor ki bu çok samimiyetsiz bir yaklaşım. Çünkü, biraz önce söyledim, esasen bu arz güvenliği meselesidir. Dolayısıyla, arz güvenliğiyle ilgili problemleri çözmesi gereken iktidardır. Bunu, bir elektrik faturasıyla tüketiciye hoş görünecek şekilde, muhtemel zamları engelliyormuş gibi bir görüntü altında gerekçelendirmesi de çok doğru değildir, samimiyetsizdir.

Birkaç tane gerekçem var bunun için. Örneğin, kanun kapsamındaki yap-işlet-devret projeleri için kullanılan, kullanılacak yani kanun kapsamındaki yap-işlet-devret projelerindeki kurulu güç yani ÖTV muafiyeti tanınacak olan kurulu güç bu çerçevedeki bütün kurulu gücün ancak yüzde 2,6'sını oluşturuyor. Yani doğal gaz ve ikincil yakıt kullanım santrallerinin kurulu gücü bugün Türkiye'de 56 bin megavat, kanun kapsamında 1.500 megavatlık bir alandan söz ediyoruz. Dolayısıyla aslında daha küçük bir alandan, çok daha küçük bir alandan söz ediyoruz ama bu çok daha küçük alandaki bir ÖTV düzenlemesinin elektrik faturaları üzerine yansımasından bahsetmek suretiyle tüketicilere ve vatandaşlara şirin gözükmeye çalışıyoruz. Bunun bu yasa çıkmasaydı eğer elektrik faturaları üzerinde ne kadar etkisinin olacağına ilişkin net bir çalışma olmamakla beraber, ilgili milletvekili arkadaşın hazırlamış olduğu bir rapordan ya da bir tablodan birkaç tane rakam söylemek istiyorum. "ilgili milletvekili arkadaşımız "Ocak ayında yani 2012 yılının ocak ayında çevrim santrallerinde ikincil yakıtlar kullanılarak üretilen elektriğin değeri 38,6 milyon, şubat ayında 84,8 milyon, mart ayında 5,2 milyon." diyor ve bunları topluyor, diyor ki: "128 milyon liralık elektrik üretilmiştir bu çerçevede. Eğer bu ÖTV'siz üretilmiş olsaydı yani bu kanunun kapsamında muafiyet söz konusu olmuş olsaydı 28 milyon olacaktı yani 100 milyon liralık bir vergi gelirinden vazgeçmiş oluyor ve bu 100 milyon lira faturalara yansıyacaktı, şimdi yansımıyor." Şimdi, bu devede kulak arkadaşlar.

Benim yaptığım araştırmalara göre, Türkiye'de 28-30 milyon civarında elektrik abonesi var. Ortalama elektrik faturasının 100 lira olduğunu düşünürsek aylık ortalama 3 milyar lira civarında elektrik faturası ödüyor vatandaş. Bu şekilde yapılan işlemden ÖTV alınmamış olsaydı yani ilgili kanun çerçevesinde yapılan işlemden ÖTV alınmamış olsaydı ortalama aylık 30 milyon lira elektrik faturalarına yansıyacaktı; bu, toplam elektrik faturalarının yüzde 1'i demek. Eğer biz elektrik faturalarını aşağıya çekmek istiyorsak, gerçekten elektrik faturalarında bir indirim yapmak istiyorsak ya da muhtemel artışları engellemek istiyorsak, yani vatandaşın elektrik faturasını aşağıya çekmek istiyorsak bakmak zorunda olduğumuz yerler başka alanlardır, buralar değil. Böyle komik gerekçeler üretmeyi ben çok anlamlı bulmuyorum.

Örneğin, elimde bir vatandaşın elektrik faturası var. Ankara'da mukim 3 kişilik bir ailenin elektrik faturası. Toplam tüketim 274 kilovat, 0,23'le çarpılmış, 64 lira. toplam tüketim bedeli 64 lira elektrik faturası gelmiş vatandaşa. Ama, nedense bu 64 liralık elektrik faturası faturanın sonuna doğru indiğimiz zaman 98 liraya çıkmış. "Peki, bu fark nereden?" diye baktığımız zaman, 10,27 kuruş dağıtım bedeli alınmış, 1 lira 8 kuruş personel satış hizmet bedeli alınmış, 0,42 kuruş sayaç okuma bedeli alınmış, iletişim sistem kullanım bedeli 2 lira 33 kuruş alınmış, enerji fonu 0,64 kuruş alınmış, TRT payı 1 lira 28 kuruş alınmış, elektrik tüketim vergisi 3 lira 21 kuruş alınmış, 15 lira da KDV alınmış, elektrik faturası birdenbire 98 liraya çıkmış. Yani, 64 liralık elektrik faturası 98 liraya çıkmış; yüzde 53, fatura yarısı kadar şişmiş.

Şimdi, biz eğer faturaları indirmek istiyorsak, böyle bir gerekçeyle bu düzenlemeyi yaptığımızı iddia ediyorsak ve bunu samimiyetsiz bir biçimde bu gerekçeye koyuyorsak? Gerçekten samimiysek ve gerçekten vatandaşın elektrik faturasını aşağı indirmek gibi bir talebimiz varsa o zaman nereye bakılması gerektiği bellidir. Dolayısıyla, buralara bakmak gerekir, gerçek fiyat şişimleri buralarda. Vatandaşın soyulduğu nokta, 64 liralık elektrik faturasını 100 lira olarak, 98 lira olarak ödediği yerler buralar. Dolayısıyla ben, buralara özgü birtakım düzenlemelerin yapılmasını daha samimi, daha gerçekçi bulurum. Yüzde 1'lik elektrik faturasında muhtemel artışları göz önünde bulundurarak bunu bir gerekçe olarak bu yasanın içine koymanın son derece samimiyetsiz olduğunu düşünüyorum.

Biraz önce belirttiğim gibi, mesele bir arz güvenliği meselesidir. Bunu çözmesi gereken Hükûmettir, on yıldır AKP Hükûmeti iş başındadır. Şimdi, şunu sormak gerekiyor: Türkiye'de kış aylarında doğal gaz talebi arttığında bu talebi karşılayacak doğal gaz depolama kapasitesini niye artırmıyorsunuz? On yıldır iktidardasınız, bu konuyla ilgili ne gibi gelişmeler var? Niçin bu sorunu çözemediniz?

Sayın Bakan Plan Bütçe Komisyonunda depolama kapasitesinin normal koşullarda toplam tüketimin yüzde 15'i kadar olması gerektiğini söylemektedir. "Türkiye'de kaç?" diye sorduğumuzda, Sayın Bakan gayet açık bir biçimde "Yirmide 1" olduğunu söyledi. Dolayısıyla, arz güvenliği meselesini çözmek zorunda olan bir Hükûmet bu konuda adım atmıyor, bunu çözmüyor ve arza ilişkin bir problem ortaya çıktığında bunu "ÖTV'den vazgeçelim, ikincil yakıtlar kullanalım." diye çözmeye çalışıyor, bir vergi kaybı yaratıyor ve ondan sonra bu vergi kaybını da vatandaşa şirin gözükmek için "İşte biz bunu yapmasaydık elektrik faturalarınız artacaktı." diyerek gizlemeye çalışıyor. Ben bunu Sayın Bakana yakıştıramadığımı, taslağı hazırlayan, teklifi hazırlayan arkadaşlara da yakıştıramadığımı söylemek istiyorum. Dolayısıyla, bir arz güvenliği sorunu vardır, problemi vardır, bu çok açık ve net.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, buradaki ikinci önemli husus, tabii ki enerjideki dışa olan bağımlılıktır ve özellikle doğal gazda dışa olan bağımlılıktır. Yine, bu konuyla ilgili düşüncelerimizi söylediğimizde Sayın Bakan "Var mı bir tavsiyeniz?" diyor. Bizim ne kadar tavsiyede bulunduğumuz? Sadece biz değil, ilgili sivil toplum kuruluşları, bu alanda bulunan meslek kuruluşları, diğer siyasal parti temsilcileri de gerekli düşüncelerini ve görüşlerini söylüyorlar, biz de her fırsatta söylüyoruz ama nedense, on yıllık Hükûmet döneminde bu konuda bir gelişme olmadığını görüyoruz.

Bakın, size birkaç tane rakam vereceğim: Türkiye'de toplam enerji tüketiminin doğal gaza olan bağımlılığı yüzde 33, doğal gazda dışa olan bağımlılığımız yüzde 98 ve özellikle iki ülkeye olan bağımlılığımız, yani Rusya bu 98'in 58'ini oluşturuyor, İran 18'ini, eşittir yüzde 76. Son derece riskli politik gelişmelerin olduğu bir coğrafyada bir devlet yönetmeye çalışıyoruz ve böyle bir coğrafyada, özellikle orta ve uzun vadede çatışma ihtimalimiz olan ya da uyguladığımız politikalar sebebiyle karşı karşıya kalma ihtimalimizin kuvvetle muhtemel olduğu iki devlete karşı doğal gazda bağımlılığımız çok yüksek. Dolayısıyla, dış politikaya ilişkin tercihler yapılırken ya da dış politika dizayn edilirken bu tür gerekçelerin mutlaka göz önünde bulundurulması gerekir.

Elektrik üretiminde doğal gaza bağımlılığımız yüzde 46, yani yüzde 98'le ithal doğal gaza bağlıyız, elektrik üretmek için de bunun yüzde 46'sını kullanıyoruz, yani biz, elektrik üretiminin yüzde 46'sını yüzde 98 dışarıya bağımlı olduğumuz bir kaynak üzerinden ya da bir unsur üzerinden gerçekleştiriyoruz. EPDK bunun farkına varmış olmalı ki 2023'e ilişkin yayınlamış olduğu strateji belgesinde şöyle bir şey diyor: "2023 yılında biz bu yüzde 46'yı yüzde 30'un altına indireceğiz." Güzel? Güzel bir stratejik tercih, üçte 1'in altına indirmeyi düşünmüş ve bunu bir stratejik tercih olarak önüne koymuş. Ancak uygulamalara baktığımız zaman ya da bu konuyla ilgili gelişmelere baktığımız zaman bunun tam tersi yönde hareket ettiğimizi görüyoruz. Örnek vermek gerekirse: Lisans alıp da yatırımları süren yani doğal gaz çevrim santralleriyle elektrik üretebileceğimiz, lisans alıp yatırım süreci devam eden santrallerin muhtemel kurulu güç kapasitesi 17 bin megavat. Başvuru, inceleme ve değerlendirme aşamasında olan yap-işlet-devret projeleri ya da diğer şekillerdeki santrallerin muhtemel kurulu gücü 33 bin megavat. Bunlar şu anki kurulu gücümüz olan 56 bin megavatın yüzde 90'ını oluşturuyor yani mevcut olan durumun üzerine bir bu kadar daha neredeyse doğal gaz çevrim santralleriyle elektrik üretebileceğimiz santraller kuruyoruz. Dolayısıyla, bu açıdan baktığımız zaman meseleye, orta ve uzun vadede, bırakın bu yüzde 46'nın 30'lara indirilmesi, belki bu yüzde 46'nın da daha yukarılara çıkartılması riskiyle karşı karşıyayız.

EPDK koyduğu stratejik hedefler doğrultusunda hareket etmelidir, Hükûmet de bu stratejik hedeflere uygun bir enerji politikası geliştirmek zorundadır. Eğer bu gerçek olursa, yani söz konusu olan bu megavatlar, 50 bin megavata yakın doğal gazla elektrik üretimi işi gerçek olursa bizim ek 70 milyar metreküp doğal gaza ihtiyacımız var. İçinden geçtiğimiz politik gelişmeleri, Orta Doğu'nun içinden geçtiği politik gelişmeleri, dünyanın içinden geçtiği konjonktürü göz önünde bulundurduğumuzda, ihtiyaç duyduğumuz bu 70 milyar metreküp doğal gazın ne şekilde, nereden, hangi yollarla ve nasıl sağlanacağı açıklanmaya muhtaçtır. Dolayısıyla, bir enerji politikası güdüyorsak, dışa olan bağımlılığın azaltılmasını merkezine alan bir enerji politikamız varsa, böyle strateji belgelerimiz varsa bu konuların çok ince ince çalışılmaya gereksinimi var diye düşünüyorum. Umarım, Sayın Bakanım bu konuyla ilgili birtakım değerlendirmelerle bizi aydınlatma fırsatı bulur.

Teklif 6 tane maddeden oluşuyor, bunların birkaç tanesi son derece önemli, yürütme ve şey maddelerini saymazsak. İlgili maddelerde arkadaşlarım bu konuyla ilgili düşüncelerini gündeme getirecekler, değerlendirmelerde bulunacaklar ama ben birkaç tane maddeyle ilgili, geneli üzerinde konuşurken de bazı değerlendirmelerde bulunmak istiyorum.

Şimdi, yasanın 1'inci maddesi üretim ve perakende faaliyetlerinin ayrı şirketler hâlinde yapılması ve ayrıştırılması gerektiğini hükmediyor. Aslında bu hüküm, eski bir hüküm. Onun süresi 1 Ocak 2013'te doluyordu, bu yasayla bu süre uzatılıyor, bu yasal düzenlemeyle teklifle ya da tasarıyla uzatılıyor. Şimdi, şunu sormak gerekir: 1 Ocak 2013'te bu ayrışma işleminin yapılacağı, yapılması gerektiği kanunun amir hükmüne şamil olmakla beraber niçin yapılamamıştır? Bunu sormak lazım, aradan bunca yıl geçmiş olmasına rağmen, dört ya da beş yıl bu ayrıştırma işlemleri niçin tamamlanmamıştır? Dolayısıyla bu ayrıştırma işlemlerinde kurumlar vergisi ve diğer vergilerde muafiyet getiriliyor ilgili yasada, Plan Bütçe Komisyonunda bununla ilgili biz birtakım değerlendirmelerde bulunduk, kayıtlı değer esasının burada tıpkı kurumlar vergisinin ilgili yasa hükmünde olduğu gibi olması gerektiğini söyledik. Bununla ilgili düzenlemeyi de komisyon üyeleri marifetiyle de Sayın Bakanın da katılmasıyla yasaya ekletme fırsatı bulduk, doğru bir iş yaptık, bu konuda Sayın Bakana da teşekkür etmek istiyorum.

Yasanın 2'nci maddesi son derece önemli, çok tartışmalı, sosyal boyutu olan bir alan aynı zamanda, bölgesel tarife ve ulusal tarife meselesi. Şimdi, aslolan şey aslında bölgesel tarifedir yani piyasa mekanizması içerisinde hangi bölge elektriği ne kadar kullanıyorsa, kayıp kaçak oranı ne kadarsa o bölgedeki vatandaşın faturasının içine bunun giydirilmesidir. Örneğin X ilindeki kayıp kaçağın maliyetinin Y ilindeki bir vatandaşa ödettirilmesi piyasa mekanizması içinde doğru değildir. Doğrusu aslolan bu kayıp kaçağın bir an önce önlenerek ulusal tarife sisteminden bölgesel tarife sistemine geçmektir. Bakanlığın da ben aynı fikirde olduğunu biliyorum ama konuyla ilgili maalesef istenilen hızda ve istenilen süreçte mesafe kat edilemediğini görüyoruz. O yüzden bu yasa hükmü 2015'e uzatılmaya çalışılıyor, Bakanlar Kuruluna da beş yıllık bir yetki veriliyor. Bu yetkiden de anlıyoruz ki bu 2015'de de tamamlanamayabilir. Dolayısıyla ben bakanlığın bir an önce bu konuyu çözmesi gerektiğini, bu konuya el atması gerektiğini düşünüyorum ve faturasını ödeyemeyecek vatandaşların  -ki Doğu'da ve Güneydoğu'da bu konuyla ilgili çok ciddi sıkıntılar olduğunu biliyoruz- sosyal devlet anlayışı çerçevesi içinde belirli bir miktar elektrik tüketiminin, belirli bir kilovat -bunun parametreleri tartışılabilir- sübvanse edilmesi ya da devlet tarafından karşılanmasının ben kayıp kaçakla mücadele etmede  önemli bir kazanım hâline dönüşebileceğini düşünüyorum. Bunun maliyeti, bütçe üzerindeki yükü, ötesi gerisi tartışılabilir, bu konuyla ilgili ayrıntıları tartışabiliriz ama tıpkı suda olduğu gibi -bazı belediyeler bunu uyguluyor biliyorsunuz- ya da fiyat ayrıştırarak, belirli bir metreküp ya da belirli bir kilovata kadar olan kısımda fiyat ayrıştırma yoluna giderek dar gelirli olan vatandaşların, elektrik faturasının asgarisini dahi ödeyemeyecek durumda olan, asgari ihtiyaçlarını bile karşılayamayacak durumda olan vatandaşların elektrik faturalarının sosyal devlet anlayışının doğrudan bir uzantısı olarak doğrudan doğruya devlet tarafından karşılanması gerektiğini öneriyorum, bunu bir geçiş aşaması olarak öneriyorum. Kayıp kaçağa ilişkin düzenlemeler gelene kadar, bu konuyla ilgili sistem oturana kadar ve piyasa kurulana kadar doğru bir uygulama olduğunu düşünüyorum.

Dediğim gibi, ayrıntılara çok fazla da girmeyeceğim, arkadaşlarım da bu konuyla ilgili değerlendirmelerde bulanacaklar.

Ben bu vesileyle yasanın, teklifin ve tasarının hayırlı olmasını temenni ediyorum. Değerlendirmelerimiz ışığında AK PARTİ'li milletvekillerinin de bu çerçevede birtakım değerlendirmeler yapacağını umuyorum, hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Sarı.