Konu:YARGILAMA SÜRELERİNİN UZUNLUĞU İLE MAHKEME KARARLARININ GEÇ VEYA KISMEN İCRA EDİLMESİ YA DA İCRA EDİLMEMESİ NEDENİYLE TAZMİNAT ÖDENMESİNE DAİR KANUN TASARISI
Yasama Yılı:3
Birleşim:50
Tarih:09/01/2013


YARGILAMA SÜRELERİNİN UZUNLUĞU İLE MAHKEME KARARLARININ GEÇ VEYA KISMEN İCRA EDİLMESİ YA DA İCRA EDİLMEMESİ NEDENİYLE TAZMİNAT ÖDENMESİNE DAİR KANUN TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA RIZA TÜRMEN (İzmir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uzun yargılama süresinin genel yargılamadan ayrılarak ayrı bir başvuru konusu yapılmasının hikâyesi şöyle gidiyor: 2002 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Kudla Kararı'yla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde uzun yargılama süresi davalarının çok sayıda olduğu devletlerin ayrı bir başvuru yolu ihdas etmeleri için bir karar aldı ve onun üzerine İtalyanlar, işte, Slovenler, Almanlar -hukuk davaları bakımından- Yunanlılar ve Polonyalılar, başka birkaç bu devlet ayrı bir başvuru yolu kurdular. Aynı durumda Türkiye de bulunuyor. Türkiye'nin de uzun yargılama süresi nedeniyle çok sayıda davası var. Türkiye için de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, önce Daneshpayeh davası, arkasından da Ümmühan Kaplan davasıyla Türkiye'nin, bir yıl içinde bu uzun yargılama nedeniyle ayrı bir başvuru yolu kurmasını önerdi ve şimdi karşımızdaki, bu tartıştığımız 342 sayılı Kanun Tasarısı, bu Ümmühan Kaplan kararında Türkiye'den isteneni yerine getiriyor. Yerine getiriyor ama bu, istenenle ne kadar tam bağdaşıyor bunu görmek lazım.

Bir kere, bu Kanun Tasarısı, iki tane çok büyük sakıncayı içinde barındırıyor. Birincisi şu: Uzun yargılama süreleri için kurulacak yargı yolunun ya da başvuru yolunun etkili olması lazım. Etkili olabilmesi, sadece kâğıt üzerinde değil, uygulamada da etkili olabilmesi lazım. Etkili olabilmesi için birinci koşul, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin adil yargılama kurallarına uygun olması lazım ki bunların başında da tarafsız ve bağımsız bir organ olması gerekiyor. Sadece tazminat verileceği için bunun yargısal bir yol olması şart değildir. Yargısal bir yol? Nitekim bu Kanun Tasarısında da yargısal bir yol diye bir tazmin komisyonu kuruluyor ama kurulacak olan tazmin komisyonunun mutlaka bağımsız ve tarafsız olması lazım. Kimden bağımsız ve tarafsız olacak? Tabii ki devletten. Oysa, bakıyoruz ki bu kurulacak komisyon 5 kişiden oluşuyor. Bu 5 kişiden 4 kişi, Adalet Bakanlığı tarafından tayin edilecek, 1 kişi de Maliye Bakanlığı tarafından tayin edilecek. Şimdi, böyle bir komisyonun tarafsız ve bağımsız olduğundan söz edilebilir mi? Birinci problem bu. Bununla da kalmıyor tabii. Başkanını Adalet Bakanı seçecek, sekretarya hizmetlerini Adalet Bakanlığı verecek yani bu, etkili bir başvuru yolu olmaktan uzaktır. Şimdi, etkili bir başvuru yolu değilse bağımsız ve tarafsız olmadığı için, o zaman Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu kurulan komisyonu etkili bir başvuru yolu olarak kabul etmesini beklememek gerekir. Bu kanun böyle bir risk taşıyor yani komisyonu kuracaksınız, davalar görülecek, tazminatlar verilecek fakat bu nedenle, bağımsız bir komisyon olmadığı için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi "Bu olmamış; bu, benim standartlarıma, benim kriterlerime uymuyor." diyebilir ve bu ihtimal yüksektir bu kurulan komisyonla.

İkinci sorun da şu: Tasarının 2'nci maddesinin 2'nci fıkrasında diyor ki: "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türkiye'nin taraf olduğu ek protokoller kapsamında korunan haklara ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yerleşik içtihatları doğrultusunda Ülkemiz aleyhine verilen ihlal kararlarının yoğunluğu dikkate alınmak suretiyle, Adalet Bakanlığınca teklif edilecek diğer ihlal alanları bakımından da Bakanlar Kurulu kararıyla bu Kanun hükümleri uygulanabilir." Yani sadece yargılama süresi değil, yargılama süresi dışındaki problemler için de bu komisyon harekete geçirilebilir. Bu, bir kere, Ümmühan Kaplan kararıyla Türkiye'den istenen komisyona? Ümmühan Kaplan kararı, böyle bir şey istememektedir. Ümmühan Kaplan kararı, Türkiye'den sadece ve sadece uzun yargılama süreleri için bir komisyon kurulmasını istemektedir ama diğer ihlal konuları için de bu komisyonun görevlendirilmesi yolunda bir talep yoktur. Ama bunun başka bir sakıncası var. Bir kere, hangi ihlaller gelecek buraya, bu belli değildir ve son derece geniş bir yetki verilmektedir hükûmete. İkincisi de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önündeki ihlaller sadece tazminat vererek giderilemez ki. Bu komisyonun yetkisi, sadece tazminat vermektir. Tazminat vermekten başka bir yetkisi yoktur bu komisyonun ama Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ihlalleri tazminat ödenerek giderilmiyor ki.

Bu ihlallerin giderilmesi için birtakım tedbirler alınması isteniyor, o ihlali ortadan kaldıracak birtakım tedbirler alınması isteniyor. Bu komisyon buna yetkili değildir elbette. O zaman nasıl olacak? Parayı verecek fakat ihlal devam edecek. Yani burada bir gariplik var, bir tuhaflık var, bu tuhaflığın giderilmesi doğru olurdu.

Burada anlaşılan, bu Adalet Komisyonu raporundan da anlaşılan, bu tasarıyı yazanlar dostane çözüm yolunu akılda tutarak yazmışlar. Yani, Türkiye'de fazla ihlal çıkıyorsa bunlar işte dostane çözümlenebilir, bu komisyon çerçevesinde gibi. Bu dostane çözüme uymuyor bu komisyon yapısı çünkü dostane çözümde iki taraf vardır: Davalı taraf burada -devlettir- ve davacı taraf, üçüncü bir taraf yoktur. Oysa burada üç taraf var, davalı, davacı ve bir de komisyon var yani dostane çözümün yapısına da uygun değildir bu. O bakımdan yanlış bir düzenlemedir.

Tabii, bütün bunlar niçin yapılıyor? Bütün bunlar şunun için yapılıyor: Türkiye, insan haklarına saygılı, hukuk devletinin geçerli olduğu bir ülke hâline gelsin isteniyor, bunun için yapılıyor. Oysa bu kanun tasarısı gerçekleşirken, başka bir tarafta çok büyük hukuksuzlukların, çok büyük adaletsizliklerin olduğunu görüyoruz. Bu son Balyoz davasının gerekçeli kararı, bu adaletsizliklerin, hukuksuzlukların ortaya dökülmesidir, açığa kavuşturulmasıdır. Burada bu Balyoz kararını okuduğunuz zaman, gerekçesini de okuduğunuz zaman, 2 tane problem görüyorsunuz.

Birincisi: Unsurları oluşmamış bir suça dayanarak insanlar mahkûm edilmiştir. Yani, insanlar? Burada, efendim, deniyor ki: "Bunlar örgüt kurmuşlardır, bu örgüt birtakım planlar yapmıştır, listeler hazırlamıştır, kim gözaltına alınacak, kim tutuklanacak, kim işinden, görevinden alınacak böyle uzun listeler yapmışlardır, o yüzden teşebbüs suçu oluşmuştur." Arkadaşlar, teşebbüs suçu böyle olmaz. Teşebbüs suçunun oluşması için icra hareketleri gerekir, dışarı vurulmuş icra hareketleri gerekir. Bu, şuna benziyor: Bir arkadaşımla ben otursam kahvede, desem ki "Şu bankayı soysak ne iyi olur. Sen arka kapıdan gir, ben ön kapıdan gireyim, bankadaki paraları alıp çıkalım." Bu, bir teşebbüs suçu mudur? Değildir. Bu, bir düşünce aşamasında, planlama aşamasında kalmıştır, suçun unsurları burada yoktur. Kaldı ki icra hareketlerinin meydana geldiğini kabul etsek bile Türk Ceza Kanunu'nun 36'ncı maddesi vardır. Türk Ceza Kanunu'nun 36'ncı maddesi ne demektedir? "Gönüllü vazgeçme"den söz etmektedir, demektedir ki: "Fail, suçun icra hareketlerinden gönüllü vazgeçerse teşebbüsten dolayı cezalandırılamaz." Burada, icra hareketleri olsa bile -ki yoktur- suçtan vazgeçmişlerdir. O zaman, teşebbüs suçundan dolayı cezalandırılamazlar. Ne olabilirdi? Örgüt kurmak suçu olabilirdi, o, ayrı bir şey ama onun cezası ayrıdır, o, suç ayrıdır. Bir, bu problem var.

İkinci problem, delillerin değerlendirilmesi. Delillerin değerlendirilmesi, elbette ki hâkimin takdirine kalmıştır ama hâkim bunu, bu takdir yetkisini keyfî bir şekilde kullanamaz. Burada, mahkeme heyeti, takdir yetkisini keyfî bir şekilde kullanmıştır. Burada, çok açık bir biçimde, üretilmiş deliller vardır. Bunlarla ilgili hiçbir bilirkişi incelemesi yaptırmadan bunları doğru olarak kabul etmiştir, kararı bunun üzerine kurmuştur. Bir bakıyorsunuz, Genelkurmay diyor ki: "Bu şeylerin asılları bende yoktur, böyle bir şey yoktur?" diyor "kararda yazıldığı gibi." Bir de bakıyorsunuz, Millî Savunma Bakanı burada söyledi: "Bu dokümanlar Genelkurmayda yazılmış olamaz." dedi.

Bunun dışında, efendim, dışarıda olanlar da mahkûm oluyor o sırada, 2003 yılında. Kararda deniyor ki: "Bu iletişim asrında, iletişim yüzyılında böyle şeyler olabilir."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RIZA TÜRMEN (Devamla) - Peki, onların suça katıldığı yolunda bir kayıt var mıdır, bir kanıt var mıdır? Yani bütün bunlar, Türkiye'deki adaletsizliği ortaya koymuştur ve Balyoz davası mahkemesinin başına iki gün önce geçirilen mahkeme başkanının niçin iki gün sonra değiştirildiğini şimdi daha iyi anlıyoruz.

Çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Türmen.