Konu:Yargılama Sürelerinin Uzunluğu İle Mahkeme Kararlarının Geç Veya Kısmen İcra Edilmesi Ya Da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı
Yasama Yılı:3
Birleşim:50
Tarih:09/01/2013


YARGILAMA SÜRELERİNİN UZUNLUĞU İLE MAHKEME KARARLARININ GEÇ VEYA KISMEN İCRA EDİLMESİ YA DA İCRA EDİLMEMESİ NEDENİYLE TAZMİNAT ÖDENMESİNE DAİR KANUN TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 342 sıra sayılı Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı'nın 8'inci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum.

Daha önce görüşmeleri ilk 7 madde itibarıyla yapılan, şimdi 8'inci maddeden 11'inci maddeye kadar bugün yasalaşması gerçekleştirilecek olan bu düzenleme, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuruları kapsamına alan bir düzenleme.

Yasa tasarısının gerekçesinde söylendiğine göre Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yaklaşık 16 bin başvuru var. Bunlardan 2.500'ü yargılama süresi makul sürenin daha üstündedir ya da mahkeme karar vermiştir ama mahkemenin kararı uygulanmamış ya da geç uygulanmıştır şikâyetiyle ilgili. Yasa tasarısının gerekçesi diyor ki: "Bu yıl sonuna kadar 3.500'ü bulabilir." Kabaca bir hesapla, öyle görünüyor ki, ülkemiz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin önünde açılan davalar bakımından yüzde 20'si itibarıyla işini iyi yapmayan bir ülke diye değerlendirilmiştir.

Biz, bu tasarı görüşülürken Adalet Bakanına sormuştuk: "Bu 3.500 başvurunun konu itibarıyla dağılımı nedir? Mülkiyet hakları, yaşam ihlali itibarıyla bir sınıflandırma yapabilir misiniz?" Sayın Bakanın bize verdiği cevap şu oldu: "Bilmiyoruz, 3.500 davadaki bu gecikmeler hangi alanlara ilişkindir, buna ilişkin Türkiye Cumhuriyeti olarak bizim bir bilgimiz yoktur." Hükûmetin bilgisi olmadığına göre, bizi bilgilendiremediğine göre yüce Meclisin de bu konuda akıl yürütmesi mümkün değildir ama bir ipucu olabilir mi acaba? Bu tasarının hazırlanmasına neden olan şey, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye bakımından aşırı iş yükü karşısında bulunduğu ve bu iş yükünün hafifletilmesi için Türkiye Cumhuriyeti'nin harekete geçmesi gereği.

Bir pilot davadan söz ediliyor. Bu pilot davayı incelediğinizde, davanın 1972 tarihli olduğu, Türkiye ve Avrupa açısından da 1987 tarihi esas alınacak olursa kırk ya da yirmi beş yıllık süreler itibarıyla bir gecikmeye konu olduğu görülüyor. Dava, bir kadastro davası; dava bir mülkiyet davası. Şimdi oluşturulan komisyon, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de ilkeleri gereğince, bu davayı emsal olarak kullanacak ve konusunu bilmediğimiz bu 3.500 dosyaya, bu emsal karar doğrultusunda ilkeler belirleyerek karar verecek, öyle yaklaşacak. Bu, bizim için önemli bir soru işareti olmaya devam ediyor.

Sayın Bakandan bir kez daha talep ediyorum, uzun yargılama süresi ve mahkeme kararının uygulanmaması ya da geç uygulanmasıyla ilgili olan bu davalar, konusu bakımından nasıl dağılmaktadır? Bunların ne kadarı taşınmaz davalarıdır, ne kadarı mülkiyet davalarıdır? Ve bu mülkiyet davaları içerisinde acaba çeşitli azınlık vakıflarının, Türkiye'nin Adalar çerçevesindeki mülkiyet problemlerinin ya da KKTC'yle ilgili olanların yeri var mıdır?

Bu davalara ilişkin olarak elimizdeki tasarı bir komisyon kurmayı öngörmüş. Komisyon, 4 Adalet Bakanlığı hâkim, savcısı ve 1 Maliye Bakanlığı temsilcisinden oluşacak. Elbette üyeleri hâkim ve savcı olsa da komisyon bir yargı organı unsuru değil, bir idari yapılanma ve öyle görünüyor ki madde 8 itibarıyla bir idari komisyon yargı organlarının üzerine çıkmış, yargı organlarına emir verme pozisyonuna getirilmiştir.

8'inci maddeyi kâtip arkadaşım okudu, ama bir kere de ben dikkatinize sunmak istiyorum. Bu maddeye göre "Müracaata konu işlem henüz sonuçlandırılmamışsa, ilgili adli veya idari merci -yani mahkeme- tarafından bu işlem ivedilikle sonuçlandırılır." Yani komisyon tazminata karar verdiğinde mahkeme henüz o davayı belli bir sonuca getirmemişse, mahkemenin iş sıralaması idarenin talebiyle değiştirilmiş oluyor. Bu işleyiş tarzı doğru değildir. Eğer Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yükü hafifletilmek isteniyorsa, bunun için bir yapılanmaya gidilmek isteniyorsa herhâlde doğru yol; mahkemeye idare tarafından emir veren bir mekanizma kurmak değil, yargı sistemi içerisinde öncelikli ve belki de tek görevi bu olan bir mahkeme heyeti organize etmektir ve Yargıtay, Danıştay, bölge idare mahkemesi, yerel idari mahkemelerden oluşan yargı sistemi hiyerarşisi içerisinde bu meseleyi çözmenin yollarını aramaktır.

Gerçekte bu tasarının gerekçesinde tasarıyı hazırlayan Hükûmet öyle şeyler söylüyor ki yargı sisteminin böyle pansumanlarla başa çıkılamayacak kadar kötü durumda olduğunu itiraf ediyor. Nitekim, her ne kadar Hükûmet "Biz onu beğenmiyoruz."dediyse de Avrupa Birliğinin İlerleme Raporu'nda da 2012 yılı itibarıyla çok önemli sözcükler kullanılıyor. Deniyor ki: "Türkiye yargı, adalet, ceza sisteminde temel eksikleri ele almakta yetersiz kalmıştır. Türkiye'nin yargı, adalet, ceza sisteminin soranları yapısal ve sistematiktir." Yapısal ve sistematik olan yargılama sorunlarını yargının üzerine idari iradeyi geçirerek düzeltmeyi hangimiz düşünebiliriz?

Avrupa Birliği İlerleme Raporu; Türkiye'de adli kolluk olmadığını, o yüzden savcılıkların ve mahkeme heyetlerinin emniyet tarafından hesapsızca yönlendirildiklerini yazmış. Aynı rapor; savunma savcılık dosyalarına erişemiyor, dolayısıyla savunma hakkı temelden ihlal edilmektedir saptamasında bulunmuş, tutuklama ve tutukluluğun devam kararlarında gerekçeli karar verilmediği için kamu vicdanının yaralandığından söz ediyor, yargılama öncesinde tutukluluğa itiraz mekanizmasının olmamasından yakınıyor, iddianame süreci ve iddianamelerin niteliğinin savunma hakkı ve adil yargılama bakımından sorunlu olduğunu dile getiriyor. Bunun yargılamaları geciktiren en temel özelliklerden biri olduğu söyleniyor. Şimdi, biz, geciken yargılamaları bir idari komisyon marifetiyle, o da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuş olma şartıyla düzeltmeyi, bu yanlışı ortadan kaldırmayı öngörüyoruz. Bu pansuman bu hastaya yetmez. Biz böyle, yargılama sisteminin yanlışlarını düzeltemeyiz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine de yardımımız olacağını söylemek son derece güçtür.

Ben burada, yargılama sisteminin yapısal ve sistematik sorunları nedeniyle, bütün kalbimle inanıyorum ki haksız yere tutuklu bulunanlara selam göndererek sözlerimi tamamlamak isterim. Burada yalnızca siyasi, idari başka değerlerle değil, temelde insani değerlerle düşünmeye yüce Meclisi davet ederim. Profesör Doktor Fatih Hilmioğlu'nun ivedilikle özgür bırakılması için yüce Meclisin harekete geçmesini talep ederim.

Tüm tutuklu arkadaşlarımıza özgürlük, ülkemize adil yargılama ve adalet sistemi talep ediyorum.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Güler.