Konu:2013 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2011 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI
Yasama Yılı:3
Birleşim:45
Tarih:19/12/2012


2013 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2011 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

BDP GRUBU ADINA AYLA AKAT (Batman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce? Bugün 19 Aralık, 19 Aralık 2000 tarihinde 20 cezaevine "hayata dönüş" adı altında eş zamanlı olarak yapılan operasyonun üzerinden on iki yıl geçti ve bu operasyonda 237 tutuklu ve hükümlü yaralı olarak hastaneye kaldırıldı, 30 tutuklu ve hükümlü yaşamını yitirdi, 1.200 tutuklu ve hükümlü başka cezaevlerine sevk edildi ve en önemlisi, devlet ve Hükûmet yetkilileri operasyon sırasında tutuklu ve hükümlülerin ateş açtığı iddiasında bulundu, ancak koğuşta yapılan aramalarda herhangi bir ateşli silaha rastlanılmadı. Olayın üzerinden on iki yıl geçti, ne yazık ki mağdurlar, mağdurların aileleri herhangi bir şekilde adaletle buluşamadı. Biz, buradan bir kez daha bu ailelerin bir an önce adaletle buluşmaları çağrısında bulunarak ve yaşamını yitirenlerin anısı önünde saygıyla eğilerek sözlerimize başlamak istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, bugün bütçe görüşmeleri vesilesiyle? Aynı ilin vekiliyiz Sayın Maliye Bakanıyla, kendisini de -uzun zaman oldu- en son bir buçuk yıl önce, hatta bir yıl kadar önce aramak istemiştim, aradım çünkü Batman'da belediyemize bağlı Eğitim Destek Evi gerekçesiz bir şekilde kapatılmak istenmişti, hatta bir gerekçe bulunamadığı için TEM ve güvenlik şube ekipleri gidip İl Millî Eğitim Müdürünün yakasına yapışıp onu götürmüşlerdi "Gel, mühürle. Belediyeye ait Eğitim Destek Evinin mutlaka kapanması gerekir." diye. Tabii, ilin bütün bileşenleri, bütün STK'ları herkes seferber oldu. Bu arada ben de Hükûmetin değişik bakanlarını, Millî Eğitim Bakanımızı, yine, İçişleri Bakanını, İdris Naim Şahin Bey'i ve yine Adalet Bakanımızı aramıştım. Kendileri sağ olsunlar, telefonlarımıza döndüler ama ilimizin vekili ve Sayın Bakan telefonumuza dönme gereği duymadı. Belki söylenecek sözü olmadığı içindir Sayın Bakanın. Çünkü Van'dan gelen depremzedelerle birlikte yaklaşık 950 öğrenci Eğitim Destek Evinde bu desteği alıyordu ve oraya gelen herhangi bir öğrencinin bunun alternatifini yaratabilme şansı yoktu çünkü öyle bir elemeden geçiyorlardı ki ailelerin hiçbir şekilde sosyal güvencesi olmaması şartı vardı. Bizim mücadelemiz, bizim vermiş olduğumuz eğitim kalitesini yükseltme noktasında vermiş olduğumuz mücadele sizi de önlem almaya itiyor çünkü sayın valimiz, o dönemki valimiz hemen "Biz onların fonunu hazırladık." dedi, muhtemelen Maliye Bakanlığı bu konuda katkı sunmuştur, sanırım 900 küsur bin lira küsur, "İstedikleri dershaneye gidebilirler, biz orayı kapattık, artık gidemeyecekler." dedi. Öğrenciler üç gün dershanede yatıp kalktılar, hiçbir yere gitmediler, Eğitim Destek Merkezinde yatıp kalktılar.

Bunun karşısında ilde oluşan hassasiyetten dolayı tekrar açıldı Eğitim Destek Merkezimiz ama daha sonra şöyle bir gerekçe oldu, çünkü protokol yapılmadığı iddiası vardı, Belediyemiz "Hemen protokol yapalım." dedi. Valilikle Belediye arasında bir protokol yapıldı, Eğitim Destek Evi açıldı ama daha sonra müfettiş denetiminde -Gençliğe Hitabe mi yanlış hatırlamıyorsam- bir çerçeve olmadığı için tekrar kapatılıp 950 öğrencimiz SBS sınavına bir yıl kala kapıya bırakıldı. Sayın Bakanımız ilin vekilidir aynı zamanda, bu konuda göstermesi gereken hassasiyeti göstermedi. Biz yine de kendisine teşekkür ediyoruz çünkü il, bu gerçeklikle Maliye Bakanının farklı bir yönüyle karşılaşmış oldu.

Değerli arkadaşlar, bugün bütçe görüşmeleri vesilesiyle, bölgede en önemli yatırımlardan biri olarak neredeyse elli yıldır gündemde olan GAP ve GAP'ın en büyük projelerinden birisi olan Ilısu Barajı'na değinmek istiyorum.

Biliyorsunuz, GAP'la birlikte 22 baraj, 19 hidroelektrik santrali ve 1,7 milyon hektarın sulanmasını sağlayacak sulama kanallarının inşası öngörülüyordu. Bu, Dicle ve Fırat nehirlerinin toplam su potansiyelinin yüzde 29'unun tutulması anlamına geliyordu.

Yine, meydana getirebileceği yüksek sanayi ve tarım potansiyeliyle bölgede gelir düzeyinin 5 kat artacağı ve yine, hakeza, 3,8 milyon kişinin de iş imkânına kavuşacağı bilgisi veriliyordu GAP'la.

Tabii, en önemlisi bunun enerji ve sulama alanındaki hedefleriydi. Enerji bakımından değerlendirirsek, Türkiye'deki enerji potansiyelinin yüzde 22'sine, yine, sulanabilir alanın yüzde 20'sine denk düşecek bir projeden bahsediliyordu ama gün itibarıyla, bugün itibarıyla enerji projelerinin yüzde 75'i, sulama projelerinin ise ancak ve ancak yüzde 15'i gerçekleştirildi.

Şimdi ne yapıyor Hükûmet? Diyor ki: "Gelin, sulama projeleri için yerel sermayenin, yerel iş insanlarının katkısını alalım, onlar sulama projelerini geçirsinler, biz enerji projelerini geçirmeye çalışıyoruz."

Tabii, niye bizim için Ilısu bu kadar önemli? Buna geçmeden önce, GAP'a yönelik de bazı itirazlar gelişti. En önemli itirazlardan biri, Hasankeyf'in suların altında kalacak olmasaydı.

Yine, son yüz elli yılda biliyorsunuz, artık hak kategorisi içerisine, insan hak kategorisi içerisine değişik hak tanımları da girdi. Bunların içerisinde büyük baraj projeleri karşısında gelişen, baraj karşıtlığı da var ve yine, bölgede vadedilen etkiyi yaratamadığı için GAP, bu nokta da birtakım itirazların geliştiğini ifade edebiliriz. Ama biz tabii ki Hasankeyf'in suların altında kalacak olması kısmı ve Ilısu Barajı'yla ilgili birtakım değerlendirmeleri ortak yapmak istiyoruz.

Şimdi, Hasankeyf suların altında kalıyor ama insanlık suyun kenarında yaşam bulmuş. Niye? Çünkü su en temel ihtiyaçlarımızdan birisi ve biz bu kadar dev barajlar yaparak, esasında insanlığın geçmişine ihanet?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - Ayla Hanım, Bakan Bey yine gitti, Batman halkına duyurun da dinlemiyordu.

AYLA AKAT (Devamla) - Ben dinlemesini beklemiyordum Sayın Bakanın. Eğitim hakkı gibi bir hakka karşı sırtını çevirebilmiş bir bakan, burada Ilısu Barajı'nın bölge halkı, bölge insanı, Batman insanı üzerinde yarattığı etki ve ihtiyaçların dile getirilmesine tahammül edemeyeceğini de ifade etmek sanırım yersiz olmayacaktır.

Şimdi, Dicle Vadisi sular altında kalacak ve orada gerçekten endemik türde flora ve faunaya sahip birden fazla tür var ve buna karşı, çevrecilerin geliştirmiş olduğu bir hareket var. Bu hareket Türkiye'nin esasında tüm alanlarında örgütlü ama bir kulak tıkama durumu söz konusu. Yine, antik Hasankeyf kentinin sadece görünen kısmı değil -bilindiği kadarıyla- en az 200'e yakın tespit edilmiş ama henüz kazısı başlamamış alanın bile sular altında kalma durumu söz konusu. Yine en önemlisi, UNESCO'nun dünya kültür mirası içerisinde yer almak durumu için belirlediği 10 temel kriterden 9'una Hasankeyf sahip. Hasankeyf nerede? Batman il sınırları içerisinde. Hasankeyf nerede? Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde. Nerede? Türkiye'de ama dünyaya ait bir değer. Ama biz ülke olarak böyle bir başvuru yapmaya kendimizi zorlamıyoruz, hatta sivil toplum örgütlerinin geliştirmiş olduğu bu konudaki muhalefete de kulağımızı tıkıyoruz. Hasankeyf'i sular altına gömerek -bir şekilde güvenlik amaçlı, birtakım stratejik hedefler eksenli- esasında sadece ülke insanına değil geleceğimize de ihanet etmiş oluyoruz. Bu söz benim değil. 2002 yılında Batman'ı ziyaret eden Sayın Başbakan çok net söylemişti "Hasankeyf'i sular altında bırakmak insanlığa ihanettir." diye. Bu ihaneti şu an AKP iktidarı kendisi yaşıyor.

Barajın ömrü elli yıl. Elli yıl sonra ne olacak? Orası bir balçığa dönüşecek ve Ilısu Barajı havzasında kalan 314 kilometrekarelik alanda binlerce hektarlık verimli tarım arazisi yine sular altında kalıyor. Aynı şekilde, o bölgede yaşayan, Yörük olan insanlarımız var. 30 bin kişi de böylece, kullanmış olduğu, hayvancılık için kullanmış olduğu arazileri terk etmek durumunda kalacak. Yine Hasankeyf dışında 95 köy, 104 mezrada yaşayan insan yerinden yurdundan göç edecek; bu, toplamda 75 bin insana tekabül ediyor. Yerinden yurdundan göç eden insanların, güvenlik gerekçesiyle göç eden insanların özellikle kent yaşamına uyum sağlama noktasında yaşadığı sıkıntıları defalarca kez ülke gündemine taşımıştır bölge insanı. En önemlisi, ülkenin batısında yaşayan insanlar da bu yer değiştirmenin, bu göç dalgasının etkilerini gerek ekonomik gerek sosyal anlamda ciddi şekilde, hissedilir bir biçimde yaşamışlardır. Şimdi aynı şeyi biz bu büyük barajlarla tekrar tekrar yaşamaya ve yaşatmaya başlıyoruz. En önemlisi sosyal sorunlar, göçün tabii ki açığa çıkarmış olduğu, onun üzerine valilikler bünyesinde geliştirilen birtakım projeler var. Yine bizim belediyelerimiz bünyesinde geliştirilen projeler var ama ne yazık ki yeterli olduklarını ifade edemeyiz.

Tabii en önemlisi Dicle Nehri, Irak ve Suriye topraklarından geçen bir nehir. Bu boyutuyla uluslararası su kaynağı niteliğinde, ülkenin sınır güvenliğini su tutarak sağlamak ve bölgeyi insansızlaştırmak hedefleri sınır tanımıyor. Ne insanlığa ne doğaya ne tabiat ve kültür değerlerine karşı herhangi bir şekilde sınır tanımaz bir aymazlığı beraberinde getiriyor. Biz açık bir şekilde söylüyoruz, bölgenin güvenliği için bir tek şey yapmak gerekiyor, o da bölge insanını anlamak, bölge insanının açığa çıkıp yıllardır bedel ödeyerek, mücadele ederek açığa çıkarmış olduğu değerleri tanımak ve bölge insanıyla ortak, gönüllü, eşit, özgür birlikteliğin anayasasını yapmaktan geçiyor. Bundan gayrısı, bundan gayrısı, su tutarak sınır güvenliğini sağlamak bugüne kadar çözüm olmadı, bundan sonra da olmayacaktır. Yapılması gereken açıktır, ortadadır. AKP Hükûmetini bekleyen de bu gerçekliktir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Akat.