Konu:Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:104
Tarih:24/06/2020


Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

ÜMİT ÖZDAĞ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; demokrasi hem çok eski hem de çok yeni bir yönetim anlayışı. İlk temel uygulamasını Yunan'da görüyoruz. Fransız Devrimi'nden sonra Avrupa'da ortaya çıkan ulus devletler de 19'uncu yüzyılda demokratik siyasal sistemleri geliştirmeye başladılar. Demokrasinin gelişimi, fikir hürriyeti ve basın özgürlüğüyle paralel süreçler olarak gelişti. Basına yönelik baskılar, fikir hürriyetine ve demokrasiye saldırı olarak anlaşılmıştır. Basına yönelik baskılar da fikir hürriyetlerine ve demokrasiye saldırı niteliği taşır.

Son aylarda ülkemizde otoriter rejimi tahkim etme hevesleri çerçevesinde basın üzerindeki baskıların arttığını görüyoruz. Bir yandan baroları bölmeye çalışırken diğer yandan İş Bankasında Atatürk'ün hisselerine el konulması hamleleri yapılmakta, basına ağır baskılar uygulanmaktadır. Artan otoriter rejim heveslileri, bazı medya ve sosyal medya trollerini fişeklemekte, TV'lerde hangi komşularını öldürmek için liste yaptıklarını açıklayanlardan çocuklarımızın canını nasıl koruyacağımızı soranlara kadar her türlü saldırıyla karşılaşmaktayız. Allah hiçbir anne babayı çocuğunun canını savunmak zorunda bırakmasın. Ne yazık ki bu hezeyanlara iktidar partisinin temsilcilerinden tepki gelmemektedir.

Değerli milletvekilleri, bugün İstanbul'da yargılamaları başlayan Yeniçağ gazetesinden Murat Ağırel, OdaTV'den Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu, yine geçtiğimiz günlerde Ankara'da tutuklanan Müyesser Yıldız son tutuklama dalgasının hedefindeki araştırmacı gazetecilerdir. Ne Ağırel ne Pehlivan ve Terkoğlu ne de Yıldız'ın gerçek tutuklanma nedenleri iddianamelerde ileri sürülen hususlar değildir. Bu gazeteciler uzun saha ve kütüphane araştırmalarına dayanarak yazdıkları kitaplardan ve yaptıkları araştırmalardan dolayı tutuklanmışlardır. FETÖ'nün etkin olduğu ve iktidarla ittifak içinde olduğu süreçte FETÖ'cü gazetecilerden birisi şöyle söylemişti Ergenekon, Balyoz kumpasının psikolojik baskı ortamını haklı çıkarmak için: "Köşe yazarları cesur olmalı." Oysa demokratik bir ülkede bir gazetecinin veya köşe yazarının cesur olmasına gerek yoktur ancak antidemokratik bir sistemde gazeteci olmak için cesur olmak gerekir.

Değerli milletvekilleri, bugün yargılanan Murat Ağırel, Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu ve Müyesser Yıldız sadece Ergenekon, Balyoz günlerinin değil, bugünlerin de cesur gazetecileridir. Onlar, bazı sözde gazeteciler gibi FETÖ'nün maddi ve manevi imkân ve kabiliyetlerinden sonuna kadar istifade edip, son anda AK PARTİ trenine atlamayı tercih edenlerden değil, AKP-FETÖ ittifakı günlerinde de FETÖ'yle mücadele için özgürlüklerinden vazgeçmeyi göze almış, gerçek vatanperver ve demokrat gazetecilerdir. Nasıl geçmişte FETÖ bu gazetecileri korkutamadıysa bugün de yapılan baskılar korkutamayacaktır. Ancak 2007-2012 arasında yapılan baskı ve yıldırma operasyonları için "FETÖ yapmıştı." mazeretiniz var fakat bugün yapılan baskılar için suçu atabileceğiniz bir casus örgütü de yok. Bu vatansever gazeteciler Türkiye'nin sırlarını açıklamazlar; aksine, bu vatansever gazeteciler Türkiye'nin sırlarını göz bebekleri gibi saklarlar. Özetle, bu davalardan, Türkiye'nin millî güvenliğini sağlamak noktasında hiçbir şey çıkmaz ancak Türkiye'de hukukun zayıflatılması ekonominin zayıflatılması anlamına geleceği için daha az ve daha pahalı dış borç çıkar.

Küresel sistemin corona salgını sonuçları altında zorlandığı, kaynakların azaldığı, jeopolitik gerilimlerin arttığı, Türkiye'nin Libya'dan Suriye'ye, Doğu Akdeniz'den Karadeniz'e, mavi vatanda alarm durumunda olduğu, kırılgan ittifakların ve güçlü düşman cephelerin varlığını sürdürdüğü, ekonomik krizin ağırlaştığı, terör örgütlerinin fırsat kolladığı bir süreçte vatanseverleri hapishanede tutmak, muhalefete düşman muamelesi yapmak, doğru bir politika değildir. Bu politikadan vazgeçmek iktidarın da menfaatinedir, Türkiye'nin de Türk halkının da menfaatinedir. Bu baskı politikalarının sonuç almayacağını daha önce gördük. Türkiye, bundan önce baskı politikalarını nasıl aştıysa bu baskı politikalarını ve otoriter rejimi tahkim etme çabalarını da demokratik hukuk devleti içerisinde aşmayı başaracaktır.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)