Konu:Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Filistin Devleti Hükümeti Arasında Filistin-Türkiye Dostluk Hastanesi'nin Gazze'de Ortak İşletilmesi ve Devri ile Filistin Vatandaşlarının Tıpta Uzmanlık Eğitimini Türkiye'de Almasına Dair Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:75
Tarih:31/03/2020


Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Filistin Devleti Hükümeti Arasında Filistin-Türkiye Dostluk Hastanesi'nin Gazze'de Ortak İşletilmesi ve Devri ile Filistin Vatandaşlarının Tıpta Uzmanlık Eğitimini Türkiye'de Almasına Dair Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ÜMİT ÖZDAĞ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; corona salgını sonrası dünyanın, corona öncesi dünyadan çok farklı olacağı konusunda hemen hemen herkes mutabık görülüyor. Esasen, dünya, salgın öncesinde, 2008 finansal krizinden bu yana hiper küreselleşmeden bölgeler etrafında yeniden örgütlenen bir küreselleşmeye, neoliberalizmden milliyetçiliğe, kozmopolitizmden millîliğe, tek kutupluluktan çok kutupluluğa doğru ilerliyordu. Corona salgını, yaşanan değişim sürecini müthiş şekilde hızlandırmış görünüyor.

Değerli milletvekilleri, yaşanan salgının kısa, orta ve uzun vadeli, geçici ve kalıcı sonuçları olacaktır. Devlet, siyaset, ekonomi, hukuk, kültür, çalışma hayatı, sivil toplum, eğlence anlayışı; özetle her şey, bütün dünyada büyük ölçüde eş zamanlı olarak değişecektir. Bütün dünyada bu kadar kısa sürede yaşanan bu kadar büyük bir dönüşüm, bütün insanlık tarihi boyunca gerçekleşmemiştir. Salgını etkisizleştirecek ilacın, tedavinin bulunması geciktikçe salgının dönüştürücü etkisi, daha kökten ve ağır olacaktır.

Değerli milletvekilleri, önce salgını göğüsleyecek, salgının Türk milleti üzerindeki etkilerini, başta sağlık, sonra ekonomik anlamda en aza indirgeyecek ve müteakiben salgının dönüştürücü etkilerini yapıcı bir şekilde dönüşüm için kullanacak bir hazırlığa devlet cihazının hazır olması gerekir. Ancak ne yazık ki Türkiye, salgının sonuçlarını doğru yönetemediği gibi, salgın sonrası dünyaya da henüz hazırlandığımızı söylememiz mümkün değil. Büyük bir ekonomik krizle karşı karşıyayız ve kriz, salgının sağlıkla etkileri azalınca kendiliğinden ortadan kalkmayacak, aksine ne yazık ki daha da ağırlaşacak. Karşı karşıya olduğumuz durumu, günübirlik hazırlanmış ekonomi paketleriyle aşmak veya halkın ihtiyaçlarını yardım paketleriyle karşılamak mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, Varto depreminden sonra bir grup milletvekili, Varto'ya ziyarete gidiyorlar. Bir milletvekili, çadırda oturan bir yaşlı Vartoluya felaketten dolayı üzüntülerini ifade ettikten sonra diyor ki: "Sizin için dua ediyoruz." Yaşlı Vartolu kızarak cevap veriyor: "Duayı biz ederiz, siz devletsiniz, işinizi yapın; bizi bu durumdan kurtarın." Böyle büyük bir küresel tehdit karşısında sivil toplum, millî birlik içinde dayanışma göstererek yardım kampanyaları düzenleyebilir, hatta düzenlemelidir. Devlet ise yardım kampanyası yapmaz, stratejik planlama yaparak mücadele eder. Yapılması gereken, başı sonu belli, riskleri hesap edilmiş bir makro devlet planlaması ve uygulamasıdır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi, büyük imkânsızlıklar içerisinde İstiklal Harbi yönetmiş gazi bir meclistir. Meclisimiz, İstiklal Harbi şartlarında harbin ekonomik kaynaklarını oluşturmak için önce vergi tedarik kanunu çıkarmıştır; böyle bir gelenekten geliyoruz.

Eski Merkez Bankası Başkanı ve İYİ PARTİ Ankara Milletvekili Sayın Durmuş Yılmaz'la bu sabah bir görüşme ve fikir alma imkânım oldu. Sayın Yılmaz, dört beş yıl süren harplerde bile bir ekonomik program dâhilinde harbin sürdürüldüğüne, İkinci Dünya Savaşı'nda İngiltere'nin savaşın finansmanı için ünlü ekonomist Keynes'in ortaya koyduğu "Savaşı nasıl finanse ederiz?" adlı plan çerçevesinde savaşı enflasyonsuz sonlandırdığına dikkat çekti.

Değerli milletvekilleri, AKP, Türk milletini ve milletimizin geleceğini düşünüyorsa palyatif, popülist politikalar yerine Türkiye Cumhuriyeti devletine yakışır şekilde stratejik bir planlamayla konuyu ele almak zorundadır. Zaman, var olanı korumak, en az hasarla ekonomiyi ileriye taşımak için planlamalar yapma zamanıdır. Maliye ve para politikalarını birlikte, yaratıcı bir şekilde ve dönemin şartları gereği uygulamak zorundayız.

Değerli milletvekilleri, ülke kaynaklarının büyük bir bölümünü yandaş 5 firmaya tahsis edeceksiniz, yandaş şirketlere aklın ve vicdanın kabul etmeyeceği vergi afları getireceksiniz ve 18 Ağustos 2018'de Anadolu Ajansının verdiği bir habere göre Türkiye'nin yardımda dünyanın en cömert ülkesi olduğunu, 2018'de 8,7 milyar dolarlık yardımla, 6 milyar 690 milyon dolarlık yardım yapan ABD'nin önünde dünyanın en cömert ülkesi olduğunu kaydedeceksiniz ve Suriyeli sığınmacılar için sizin ifadenize göre 40 milyar dolar ama hazineden çıkan 52 milyar dolarlık bir harcama yapacaksınız ve sıra, Türk halkına gelince "Kendi kendinize yardım edin." diyeceksiniz. Kriz sebebiyle bu sene ödemeleri ertelemeleri mümkün iken, kullanılmayan havaalanları ve yollar için hazineden yandaş şirketlere para aktarmaya devam edeceksiniz ama işsiz kalan vatandaşlarımıza, işi batan esnaflarımıza sahip çıkmayacaksınız.

Bakın, 1986 ile 2002 arasında yap-işlet-devret modeliyle 67 tane proje yapılmış. Sözleşme bedeli 11 milyar 602 milyon dolar, yatırım bedeli ise 11 milyar 127 milyon dolar, şirketlerin kârı 454 milyon dolar, takriben yüzde 4 kâr etmişler. 2003-2017 arasında 158 yap-işlet-devret projesi yapılmış, sizin döneminizde; sözleşme bedeli 123 milyar 286 milyon dolar, yatırım bedeli ise 50 milyar 530 milyon dolar; şirketlerin kârı 72,7 milyar dolar, kâr oranı yüzde 147! Bunlar, devlet rakamı. Milletten para toplayacağınıza, bu kadar kârı aktardığınız şirketlere bu sene hazineden para aktarmayın.

Değerli milletvekilleri, karşı karşıya olduğumuz ağır kriz, üç-beş aylık maaş bağışıyla toplanacak parayla aşılabilecek bir kriz değil. Yapılması gereken, büyük kaynakları harekete geçirmektir.

Özetle, bu açıklandığı şekliyle, bir yardım kampanyasıyla süreç yönetilmeye çalışılırsa, bu süreç yönetilemeyeceği gibi, aslında, bir konkordato ilanı ifadesi bütün dünyanın önünde dile getirilmiş olur ki doğrusu muhalefet partisi üyesi olarak da böyle bir şeyi biz arzu etmeyiz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)