Konu:Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:65
Tarih:05/03/2020


Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son bir ayda İdlib'de vermiş olduğumuz 57 şehide ve diğer şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum, yaralı askerlerimize, gazilerimize acil şifalar diliyorum, milletimizin başı sağ olsun diyorum.

Hepinizin bildiği gibi, geçen hafta bu teklifi, ürün güvenliğiyle ilgili teklifi görüşüyorduk. Aslında gruplar anlaşmıştı, 10'uncu maddede görüşmeleri kesecektik ve bu haftaya bırakacaktık. Ama 7'nci maddeye geldiğimizde, birden, Meclisi kapatma kararı alındı. "Niçin böyle oldu?" diye düşünürken bir de sosyal medyaya baktığımızda İdlib'den, gerçekten içimizi acıtan, yürekleri yakan haberler gelmeye başlamıştı. Tabii, sağlıklı bilgi alamıyorduk, sosyal medyadan bilgi alıyorduk. Sosyal medyadaki bilgi kirliliğini hepimiz biliyoruz, önce yüzlerle telaffuz edildi. Daha sonra, ortada siyasi olarak açıklama yapması gerekenlerin olmadığını gördük ama bir kamu görevlisi Hatay'dan açıklama yaparak şehit sayımızı Türk halkıyla paylaşıyordu. Evet, insanlar sarayda toplanmışlar, strateji belirliyorlardı -çok meşguldürler- tamam, kabul. Ertesi gün, cuma günü, bütün arkadaşlarımızla birlikte, bütün siyasi partiler milletvekillerini olağanüstü toplantıya çağırırken, grup toplantıları yaparken biz de bekledik ki Meclisimiz de olağanüstü toplantı yapsın ama bizim siyasilerimiz, ülkeyi yönetmeye çalışanlar Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyini olağanüstü toplantıya çağırıyorlardı, yine NATO'yu olağanüstü toplantıya çağırıyorlardı ama Türkiye Büyük Millet Meclisini çağırmıyorlardı olağanüstü toplantıya. Çok meşguldüler, strateji geliştiriyorlardı ama cumartesi günü serbesttiler, bir toplantı düzenlediler, daha önce davetiyeleri yolladıkları bir toplantı düzenlediler. Zannettik ki ulusun başındaki yani Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan kişi bu insanlara, çıkacak, Türk halkına seslenecek, önce başsağlığı dileklerini iletecek, birlik beraberlikten bahsedecek diye düşündük ama "Bay Kemal"le başladı, "Bay Kemal"le bitirdi. Sonra baktık ki o toplantının davetlileri İstanbul milletvekilleri ve eski milletvekilleriydi yani milletvekilliğini tamamlamış arkadaşlardı o toplantının davetlileri. "Acaba niye böyle bir toplantı yapıldı?" dedik, merak ettim araştırdım. Niçin yapılmış olabilir sizce? Söyleyeyim size: 5 Nisanda Türk Parlamenterler Birliğinin İstanbul Şubesi seçimi var ve Türk Parlamenterler Birliği İstanbul Şubesi sosyal tesis olarak Filizi Köşk'ü kullanıyor. Çok meşhur bir köşk, tarih kitaplarına da bakarsanız ne kadar meşhur olduğunu görürsünüz. Meğer o seçimlerde mevcut başkanı devirip yeni başkan seçebilmenin toplantısını yapmışlar. Yani, İdlib'den 33 canımız -o günkü sayıyla söylediğimizde- gelirken, devleti yönetenlerin o toplantıdaki asıl amacı, 5 Nisanda İstanbul'da Türk Parlamenterler Birliği Başkanını seçebilmek, milletvekillerini ona ikna edebilmek. Geldiğimiz hâli görebiliyor musunuz?

Yine bekledik, ne zamana kadar? O toplantıyı AKP Genel Başkanı olarak yaptı, grup toplantısında yine AKP Genel Başkanı olarak konuştu ve yine "Bay Kemal"le başladı, ağza alınmayacak laflarla "Bay Kemal"le bitirdi.

Empati yapın diyorum şimdi. Eğer birlik beraberlikten söz etmek istiyorsanız, önce -grup toplantınızı izledim- eliniz patlarcasına alkışladığınız Genel Başkanınızı bir uyarın derim ben size buradan.(CHP sıralarından alkışlar)

Evet, şiddetle savunan arkadaşlar, bu dili savunan arkadaşlar dün akşam bize de saldırdılar burada. Bunlar zaman zaman Mecliste yaşanıyor ama bugün bunların yaşanma zamanı değil. Ordumuz, askerlerimiz İdlib'de savaşırken... Yani politikanızı beğenelim, beğenmeyelim ama Türkiye Cumhuriyeti'nin ordusu savaşıyor, bizim çocuklarımız savaşıyor; Okçular Vakfının kefen giyen gençleri savaşmıyor orada. Türkiye Cumhuriyeti ordusu, hangi etnisiteye mensup olursa olsun, hangi inanca mensup olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti adına orada savaşıyor; birinin kılına zarar gelmesini istemeyiz. Onun için de eğer birlikten bahsedecekseniz önce dilinizi düzelteceksiniz ki Türkiye bu savaştan muvaffak olarak çıksın diyorum.

Sevgili arkadaşlar, lafı daha fazla uzatmaya gerek yok aslında, söylenecek çok şey var ama kanun teklifini görüşüyoruz. Bu kanunu desteklediğimiz biliniyor. Zaten Avrupa uyum yasaları gereğince bu kanunun çıkması gerekiyor. Bu, Ürün Güvenliği Kanunu Teklifi sadece gıdayla ilgili değil, Türkiye'de üretilen ve ithal edilen tüm ürünleri kapsayan bir yasa teklifi. Bu nedenle de teklifin olumsuz karşıladığımız birkaç maddesini de önergelerimizle düzelttik, Komisyonda da -Sayın Elitaş burada yok- zaman zaman görüşlerimiz kabul gördü, onların da düzeltilmesini sağladık.

"Ürün güvenliği" deyince aklımıza -dedim ya- yalnız gıda gelmiyor, başka şeyler de var. Bakın, hepiniz telefon kullanıyorsunuz değil mi? Hepinizin elinde çeşitli markalarda telefonlar var. Yine, bunlara hizmet veren operatörler ve hizmet sağlayıcılar var; işte Türkiye'de Turkcell var, Avea var, Vodafone var. Bu olaylar neticesinde, geçen hafta gündemden düşen bir olay yaşadık Türkiye'de: 2 gazetecinin telefonu "hack"lendi veya kopyalandı. 2'si de ayrı operatöre sahipti; biri Turkcell'di, diğeri Vodafone'du. Şimdi, bu telefonların kopyalanabilmesi için ya bir yazılım yüklenmesi gerekiyor, "Truva atı" diye bir yazılım yüklenmesi gerekiyor, bu yazılım yüklendikten sonra telefonlarınız kopyalanabilir, bu da hackerların işi ya da operatörlerin bu işi gerçekleştirmesi gerekiyor. Operatörlerde MİT istihbarat elemanlarının olduğunu biliyoruz ama 2 ayrı operatör aynı saatte bu işi yapıyor.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Bir şık daha var, telefonu götürürsün kopyalatırsın.

HAYDAR AKAR (Devamla) - Bir şıkkı daha söyleyeceğim.

Operatörler dışında BTK diye, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu var, bütün bilgilerimiz bu operatörle birlikte BTK'ye akıyor arkadaşlar. Herkesin yetki seviyesi bellidir, yetkilendirilmiş insanlar isterse sizin maillerinize bakabilir, telefonlarınızı dinleyebilir, aynen FETÖ'de olduğu gibi, TİB'de olduğu gibi. TİB'i dağıttınız değil mi? Şimdi BTK'yi kurdunuz. Şimdi, biri cevap vermeli, bırakın şimdi, savunmayın bu kurumları. Önce kurumların güvenilir olması lazım. Operatörlerin sesi çıkmadı bu olaydan sonra, sizin de sesiniz çıkmadı, BTK'nin de sesi çıkmadı. Çok vahim bir durum arkadaşlar. Gelecekte bu, sizin için de kullanılabilecek bir durum. Kullanılmadı mı? Kullanıldı. FETÖ'yle iş birliği yaparken, FETÖ'yle birlikte bu ülkeyi dizayn etmeye çalışırken herkesi dinlemediniz mi? Nereden dinlediniz? TİB'den dinlediniz. Niye TİB'i lağvettiniz? İşte bu gerekçeyle lağvettiniz. İşte bu da bir ürün güvenliğidir. Eğer devletin kurumlarına güvenmeyeceksek ürün güvenliğinden bahsetmek de mümkün olmayacaktır. Bu nedenle de gazeteci arkadaşlarımızın telefonlarının kopyalanması, o iş öyle geçiştirildi. Hemen peşinden, aynı konuyla ilgili, Libya'dan gelen şehitlerle ilgili açıklama yapan -Mecliste konuşulmuş olmasına rağmen- gazetesinde, internet sitesinde paylaşan arkadaşlarımız da dün tutuklandılar; bundan vazgeçin. İnsanları korkutamayacaksınız, bizleri korkutamayacaksınız; bunlardan vazgeçin. FETÖ'nün taktikleriyle Türkiye'yi dönüştüremezsiniz, bir gün bunun hesabı sizlerden sorulur diyorum.

Yine, bir başka mesele, ürün güvenliğiyle ilgili. 2013'ten beri takip ediyorum, 2013'ten beri bir otomobil firmasının -aynı zamanda bu firma Türkiye'de ithalat yapıyor, üretim de yapıyor- yüzlerce, binlerce aracı ayıplı çıktı. İnsanlar başvurdular, şikâyetlerini bize ilettiler. Sanayi Bakanlığına o tarihte, 2013 yılında sordum, cevap geçen hafta geldi arkadaşlar, cevap geçen hafta geldi. Eğer ürün güvenliğinden bahsediyorsak bu kurumların, bakanlıkların çalışması gerekiyor, lobilere yenilmemesi gerekiyor. Tamam, bunlar çok güçlü lobiler, dünyanın her tarafında üretim tesisleri var ama ürün güvenliğini sağlayabilmek için yenilmememiz gerekiyor.

Bakın, size bir şey söyleyeyim: O tarihte, belirtilen tarihte, 2011 ile 2013 yılları arasında 171.906 araç bu firma tarafından 3 değişik modelde piyasaya sürülmüş, satılmış. Yalnız, firma, bunların 55.475'inde yanlışının, hatasının olduğunu kabul ediyor ama millet mahkemelerde sürünüyor, millet Bakanlık kuyruklarında bekliyor. Niçin bu araç... Bakanlık müfettiş görevlendiriyor 2014 yılında, soruşturmanın cevabı şimdi geliyor. Soruşturmanın sonunda da çok ilginç şey söyleniyor: "Söz konusu inceleme raporuna ilişkin bildirimler Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğünce yapılmış olup o dönemde tüketiciler açısından konunun yargıya taşındığı da dikkate alınarak ayrıca bir işlem yapılmamıştır." Bakanlığın bana vermiş olduğu cevap. Şimdi, ben bu Bakanlığa güvenip bu ürün güvenliği yasasının uygulanacağını düşünebilir miyim, mümkün müdür bu? Değil. Bu Ürün Güvenliği Yasası Teklifi'nin içerisinde 19'uncu madde var. İşveren veya üreten üretici ayıplı mallar için ya da tespit edilmiş arızalı mallar için, bu mallar için vatandaşa, satın alan kişiye -eğer ayıplıysa- müracaat ettiğinde 3 tane alternatif sunuyor: "Geri alma, bedelini ödeme ya da yeni bir ürünle değiştirme." Ama diyor ki: "Sadece birini sunar."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sözlerinizi toparlayın Sayın Akar.

HAYDAR AKAR (Devamla) - Bitiriyorum.

Ya, ben ayıplı malı kullanmak zorunda mıyım? Onun verdiği öneriyi kabul etmek zorunda mıyım? Bir önergemiz olacak 19'uncu maddede, bunu, vatandaşın lehine değiştirelim, sermayenin değil. Dünyadaki emperyal güçlerin tüketicilere uyguladığı bu baskılardan kurtulalım. Ne yapalım? Vatandaşımızın lehine değiştirelim. Bir mal, bir ürün ayıplıysa vatandaşa seçme hakkını tanıyalım, değiştirme hakkını tanıyalım, bedelini alma hakkını tanıyalım ya da tamir etme hakkını -eğer yapılabilirse- tanıyalım diyorum.

Yasanın hayırlı olmasını diliyorum. Çünkü bu yasa gerçekten gerekli bir yasa. Sadece bizim Türkiye'miz için değil, Avrupa Birliği nedeniyle çıkıyor bu yasa. Üçüncü ülkelere bu olanak tanınmıyor ama ihracatımızı artırabilmek için de bu yasanın çıkması gerekiyor diyorum.

Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)