Konu:2013 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2011 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI
Yasama Yılı:3
Birleşim:38
Tarih:12/12/2012


2013 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2011 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

BDP GRUBU ADINA AYLA AKAT (Batman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Yasa Tasarısı'nın Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı bütçesi üzerine söz almış bulunmaktayım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, böyle önemli bir bütçe konuşulurken keşke salonumuz biraz daha dolu olsaydı diye de değerlendiriyoruz.

Değerli Başkan, müsteşarlık terörle mücadeleye ilişkin bir politika ve stratejiler geliştirmek, bu konuda ilgili kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak görev tanımıyla kurulmuş, 8/7/2011 tarihinde de Başbakanlığa bağlanmıştır.

Tabii, önemli görevleri var; en önemlisi, MİT, emniyet, jandarma arasındaki istihbarat bilgilerini bir merkezde toplayıp koordine etmek. Geçen sene de aynı bütçe üzerine konuşmuştum, kurumun bütçesi üzerine. Biz, henüz böyle bir koordineyle tanışmış değiliz. Hâlâ bizim açımızdan görünür olan temel olgu şu: Acaba MİT, emniyet ve jandarma istihbaratı bizi ayrı ayrı mı izliyor; yok, hâlâ tek elden mi izliyor? Hayır, hâlâ ayrı ayrı kameralarla izliyorlar ve tahminimizce geçen sene 5 olan kamera sayısı bu sene 9'a çıkmış durumda Sayın Bakanım. Yani bu diğer istihbarat birimleri hangileri, bunu da bizimle paylaşırsanız seviniriz çünkü yerelde bizi izleyen basın kuruluşları bellidir ama onun dışında yapılan izlemeler var ya da şöyle bir şey olabilir: "Acaba MİT, emniyet ve jandarma istihbaratı oraya gönderdiği görevli personelden mi şüphe duyuyor ki 2 tane görevlendirmeye başladı, birinin çekemediğini çeksin ya da biri yanlış çekmiştir, yanılgılı çekmiştir, onu da kontrol edelim adı altında mı?" diye değerlendiriyoruz.

Tabii, bizim açımızdan bu görev henüz tamamlanmış değil, yani bu amaçla kurulmuş olabilir ama bir koordinenin söz konusu olduğunu söyleyemeyiz. Hâlâ MİT, emniyet ve jandarma arasında, jandarma istihbaratı arasında ciddi bir çelişki olduğunu düşünüyoruz. Hâlâ bunların -büyük, süper yetkilerle donatılmış olsa bile- müsteşarlığınız bünyesinde koordinesi

sağlanmak istense bile böyle bir koordinasyonun söz konusu olmadığını, hatta bu kurumların, yani müsteşarlığınızın Başbakanlığa bağlanmasının ardından bile hâlâ ciddi bir koordinasyonsuzluk olduğunu ve bunun da dönem dönem kamuoyuna yansıdığı gerçeğini de hatırlatmak gerekir. Kaldı ki MİT Müsteşarı hakkında Oslo görüşmeleri sonrasında yapılan suç duyurusu, muhtemelen devlet içerisindeki belli eller tarafından tetiklenmişti. Bu noktada ne yürütülen konseptin doğru temelde ne de açığa çıkarmış olduğu sonuçların tarafınızca doğru temelde ele alındığını söylemek de çok mümkün değil.

Diğer bir boyutu: Hani bağımsız bir istihbarat birimi değil, tabii ki içinde barındırmış olduğu tüm kurumlar birer istihbarat birimi, bunların elde etmiş oldukları istihbarat üzerinden bir çalışma yapılıyor ama biz bunun bağımsızlığını söyleyemeyiz çünkü bütün bilgiler Sayın Başbakana aktarılıyor. Zaten jandarma istihbaratı hâlâ tepkili olsa bile ya da bu konuda gerekli sorumluluğu göstermese bile, emniyetin bu konuda çok yüksek birtakım yetkilerle görevlendirildiğini, hatta politikaları belirlediğini düşünürsek bağımsız değil, direkt Başbakana bilgi veriyor. Başbakanla ilgili, ciddi bir bağımlılık olduğunu düşünüyoruz biz bu kurum arasında. Bu, Başbakanın bu kurumlardan sorumluluğu adında değerlendirilemez sadece, Tabii ki Başbakana bilgi verecekler ama yargıya intikal etmeyen hususlar bile dönem dönem Başbakana ifade ediliyor. Hatırlarsanız, yerel yönetim seçimleri sırasında, Sayın Başbakan, yargıya bile intikal etmeden, kamuoyuna bile yansımadan, bir konuşmasında "Yarın Gültan Hanım'ın konuşmaları da basına düşer, görürsünüz." demişti, eş başkanımızın yapmış olduğu bir telefon konuşmasının dinlemeye takıldığı ve bu bilgilerin kendisine aktarılmış olmasından kaynaklı.

Diğer bir boyutu: Güvenlikle ilgili operasyonel bir faaliyeti bulunmuyor bu müsteşarlığın ama "Operasyonel bir faaliyeti bulunmayan bir kuruma niye bu kadar bütçe aktarılıyor?" diye biz soruyoruz. Mesela, operasyonel faaliyeti yok, 90 küsur personeli var. Bu personelin maaşlarını ödemek dışında nasıl bir ekonomik girdiye ihtiyaç duyabilir? Bizim açımızdan böyle bir ekonomik girdi ihtiyacı yoktur ama sonuç itibarıyla, sadece kendisine ayrılan bütçeden değil aynı zamanda örtülü ödenekten bütçe alan bir kurumdur. Hatta 2012 yılı içerisine bakarsanız -2013'ün bütçesi zaten de- biz soruyoruz bu örtülü ödenekte bu müsteşarlığın yapmış olduğu çalışma ne? Ha, tabii, bizim de bazı fikirlerimiz var Sayın Bakanım, bu müsteşarlık ne yapıyor diye. Muhtemelen bu dinlemeler? Her dinleme muhtemelen bir ekonomiyi gerektirir, aynı zamanda bir kadroyu gerektir. Bir kadro temini var, emniyet teşkilatı istihbaratına da var, jandarma istihbaratına da bir kadro temini var. Aynı zamanda, bunlar gece gündüz çalışıyorlar. Bizim elimize geçen notlardan görüyoruz gece de konuşsak tutanakları var, gündüz de konuşsak tutanakları var, evde de konuşsak var, parkta da konuşsak var, partide de konuşsak bunların tutanakları var. Şimdi, böyle olunca, tabii bu kadar yorulacak personeli muhtemelen hoşnut tutmak gerekiyor. Her çalışmanın bir kadrosunu oluşturmak lazım. Siz 90 küsur kadro elde etmediniz. Bu dinlemeleri de? Bakanlığınız bütçesinden -ki zaten hani telekomünikasyonla ilgili birim bu dinlemeleri yapıyordur ama- bu noktada bütçenin büyük bir kısmının dinlemelere ayrıldığına inanıyoruz çünkü "Operasyonel bir faaliyeti yoksa nereye para gidecek?" diye soruyoruz. Eğer Sayın Bakan bu konuda bizi aydınlatırsa seviniriz. Bütçe yetmedi, bak, müsteşarlığa ayrılan bütçe yetmiyor bir de örtülü ödenekten alınıyor ve operasyonel bir faaliyeti yok. Bunların cevaplarını bizimle, kamuoyuyla paylaşırsanız mutlu oluruz Sayın Bakanım.

Bir de bu müsteşarlığa ortak bir kurum kuruldu; Terörle Mücadele Koordinasyon Kurulunun da bir sekreteryası görevi var müsteşarlığımızın.

Şimdi, bu Terörle Mücadele Koordinasyon Kurulunun bir defa aktif çalışabilmesi için Türkiye'nin gerçekten ciddi, ulusal üstü ölçekte kabul görecek bir terör tanımına ihtiyacı var. Aksi hâlde, işte bugün olduğu gibi, Sayın Bakanım, biz 1'inci sıradayız. İsterdik ki Türkiye düşünce özgürlüğünde, ifade özgürlüğünde, örgütlenme özgürlüğünde dünyada 1'inci sırada olsun ama biz düşünce, ifade özgürlüğünü kullandığı için, örgütlenme özgürlüğünü kullandığı için dünyada "terörist" sıfatıyla yargılanan ülkeler sıralamasında 1'inci sıradayız. O zaman, bu kadar açık, net ve ortadayken bu müsteşarlık bunu kestirmiştir yani bugün elde ettiğiniz istihbari bilgiler açıktır, ortadadır. Öğrencisinden gazetecisine, sağlıkçısından eğitimcisine, siyasetçisinden sokakta yürüyen vatandaşa kadar herkes bu sıfatla yargılanabilir durumdadır. Tabii bunun toplumda bir de meşruiyet sorunu vardır. O yüzden de bazı sıfatlar bulunuyor. Yeri yurdu belli olmasına rağmen, kimlerin yöneticisi olduğu belli olmasına rağmen, "KCK" adı altında, "Ergenekon" adı altında, toplumda meşruiyet yaratacak birtakım sıfatlarla yargılamalar yapılıp toplumun buna karşı sessiz kalmasının da önü açılıyor.

Şimdi, biz, buradan, madem bu alanın, bu müsteşarlığımızın en önemli görevi terörle mücadele alanında araştırma, analiz, izleme, değerlendirme çalışmaları yaparak politika ve strateji üretmekse, en büyük hizmetinin yeni bir terör tanımı olması gerektiğini düşünüyoruz. Bu da alt hukuk normlarında yapılacak iyileştirmelerin önünü açabilir, belki yeni anayasa çalışmalarına da bir kısım faydası olabilir.

Tabii, bizim özellikle partimizin örgütlenme faaliyetlerinin hedef alındığı "KCK" adı altında yürütülen siyasi soykırım operasyonlarında, biz, bu politika ve stratejilerin, üretilen politika ve stratejilerin neler olduğu gerçeğiyle yüzleşiyoruz.

Sayın Bakanım, şubat ayında, hemen Batman ilinde yapılan 5'inci KCK operasyonunun iddianamesini geçen ay yapılan yargılamayla bizler de öğrendik. İddianamede diyor ki:

1) Gelen cenazelere sahip çıkmak, çadırları kurmak, ailelere başsağlığı dilemek.

2) Mahallelerde komisyon kurmak, faaliyet yürütmek.

3) Bu anlamda basın açıklaması yapmak, kamuoyunu bilgilendirecek çalışmalar yapmak.

Şimdi, bir siyasi parti olmanın temel birtakım pratikleri vardır. Türkiye'de Siyasi Partiler Kanunu eğer rafa kaldırıldıysa bize bunu söyleyin, biz de bunu bilelim, buna göre bir taktik belirleyelim ama hem bir siyasi parti olarak kabul edeceksiniz anayasal anlamda hem de diyeceksiniz ki: "Siz, basın açıklaması dahi yapamazsınız. Vatandaşınıza, kendi seçmeninize başsağlığı dahi dileyemezsiniz. Onu da bırakın, örgütlenme çalışması yapamazsınız."

Sayın Bakanım, açık söyleyelim, yani eğer bir hukuk varsa ve hukukun üstünlüğü varsa, bizim tüzüğümüz geçti Yargıtaydan ve orada diyor ki: "Evet, BDP meclisler şeklinde örgütlenebilir; kent meclisi kurabilir, mahalle meclisi kurabilir, sokak meclisi kurabilir." Ama şimdi öğreniyoruz son operasyondan, operasyon beş gün önce yapıldı Batman'da, 31 kişi göz altına alındı 24'ü tutuklandı. Geçen sene, 2010 Ekim ayında son kongremizi yapmıştık, şubat ayında bir operasyon yedik, daha sonra belediyemize bir operasyon yapılıp bir kısım arkadaşımız daha tutuklandı. Bu operasyonla yedek, asil, denetleme, disiplin; toplam 2 arkadaşımız kaldı geriye. Şimdi, o 2 arkadaşımızı tabii canla başla koruyoruz, yeni kongreye de gideceğiz ama bir baktık ki ilin kapısında kuyruklar oluşmuş, insanlar gelip "Biz gönüllü olarak siyasi partide yöneticilik yapmak istiyoruz." diye. Hani bilin diye söylüyorum, ona göre strateji üretin.

Yıldız Aktaş, Mahmut Kaygusuz, Ayşe Algat, Abdülmenaf Eripek, Şükrü Tapkan, Mehmet Zeki Tangüner, Medeni Algat isimli şahısların düzenlediği kent meclisi toplantısı. Yıldız Aktaş merkez yürütme kurulu üyemiz; Batman'da operasyon yapıldıktan sonra Batman'a gelmiş. Diğer ismini saydığım arkadaşlarımın hepsi il yöneticisi. Hep beraber oturmuşlar, operasyondan sonra il yönetimindeki görev dağılımı ne olacak, atama mı yapılacak, kongre mi gerçekleşecek, tartışmışlar. İl yönetimimiz, il binamız dinlenmiş, dinlemeden sonra bir de yafta, etiket yapıştırılmış "kent meclisi toplantısı" diye.

Sayın Bakanım, bu konudaki bizim sunacağımız bilgiye ihtiyacınız olduğunu düşünerek belirtiyorum. Şimdi, bu müsteşarlık, bir: Toplumu kontrol etme, sindirme, pasivize etme, tek tipleştirme, korkutulmuş bir toplum yaratma ve planlama müsteşarlığına dönüştü. Biz geçen sene de ifade ettik, böyle bir müsteşarlığa gerek yok. Ne koordinasyon var istihbarat teşkilatları arasında ne de politika ve strateji üretilebiliyor.

Diğer bir boyutu: Yıllardır "güvenlik" adı altında toplum güvensizliğe itiliyor. Hangi insan güven duyuyor bu toplumda? Toplumun hangi kesiminden olursa olsun, güven duyan kimse var mı bu toplumda? Bir huzur, güven ortamı yaratmak isteyen herkes hedef hâline getirilmiyor mu? Getiriliyor. O zaman biz, bilginin, özgür düşüncenin ve yaratıcılığın kontrol altına alınmaya çalışıldığı bu stratejinin, bu politikanın insan aklı olmaması gerektiğine inanıyoruz. Eğer ülke gerçeği buysa ve bu ülke gerçeği doğrultusunda birtakım stratejiler ve politikalar üretilecekse akla, mantığa, Hakk'a, izana uygun olması gerekiyor. Eğer BDP Batman İl Teşkilatında operasyon sonrası geriye kalan il yöneticilerimiz bir araya gelip toplantı yapmış ama siz yeni bir operasyon gerekçesi olsun diye bunlara "kent meclisi" diyorsanız -ki kent meclisini bizim tüzüğümüz gereği oluşturmamız gerekir ve bundan sonra da oluşturacağız, onu belirtelim- ortada bir tek gerçek vardır: Siz düşünen, muhalefet eden, ortaya koymuş olduğu proje gerçekten toplumda kabul görecek veya belki sorunların aşılması noktasında

size de yol gösterecek projesi, planı olan herkesi belli sıfatlarla yargılayıp toplumda bir tehdit algısı yaratmaya çalışıyorsunuz.

Sayın Bakanım, "KCK" adı altında yürütülen operasyonların geldiği nokta toplumu bölmedir, toplumu kutuplaştırmadır, toplumu birbirine kırdırtmadır, toplumu birbirine küstürtmedir. Eğer bu konuda ısrarınız varsa ve bu noktada devam edecekseniz, bizim söyleyeceğimiz tek şey var "Amenna! Kimse alternatifsiz değil." Bunu da tartışırız, bunu da oturup sizlerle tartışırız. Biz, burada bir çözüm olabilir diye tartışıyoruz kaç yıldır ama 2009 14 Nisanından beri içine girdiğiniz politik süreç ve içine girdiğiniz pratik, doğru bir pratik değil, akla, mantığa da uygun değil. Eğer toplum siyasetsiz bırakılmak, siyaset etkisizleştirilmek isteniyorsa; bir,  BDP burada kararını verdi, ne siyasetsiz ne iradesiz olmayacak; iki, eğer siyaseti etkisiz kılarsanız siyaset dışındaki araçları referans veriyorsunuz demektir. O zaman, çıkıp kamuoyuna doğru bilgi vereceksiniz. "Biz, siyaset dışı yöntemleri refere ediyoruz çünkü siyasetçileri bir hedef olarak görüyoruz ve yargılıyoruz. Bu yargılamalardan açığa çıkan sonuçları da kamuoyundan gizliyoruz. Bu konuda kamuoyuna bilgi veren gazetecileri gözaltına alıp tutukluyoruz. Bu konuda bilimsel çerçevede çalışma üreten sivil toplum örgütlerini hedef hâline getiriyoruz."

Peki, açığa çıkan sonuç ne oluyor Sayın Bakanım, onu da söyleyip bitireceğim.

Batman Lisesi 1'incisi on altı yaşında bir genç kızımız Evin Barış, üç yıl önce gözaltına alındı. İlk çalışmalara başladığında ailesiyle görüşmüştük. Ben kendisine "On altı yaşındasın, Batman Lisesi 1'incisisin." demiştim. Kendisi çalışmalarda olmak istediğini ifade etmişti. Daha sonra gözaltına alındı, yaşı küçük olduğu için bırakıldı. Sonra bir kez daha alındı, sonra TMK mağduru olduğu için bırakıldı. En son yargılamasında, ben İstanbul Bakırköy Cezaevinde kendisini ziyaret ettim. Dedi ki: "Sayın Vekilim, gidin siyasetçilere de söyleyin. Annem bana `Kızım, okul 1'incisisin, Batman Lisesi 1'incisisin; oku' dedi. Ben de `Anne, okuyup ne olacağım?' dedim. `Profesör olursun, vekil olursun, gazeteci olursun, avukat olursun, doktor olursun.' dedi. Şimdi, ben Bakırköy Cezaevindeyim. Eski milletvekilimiz Fatma Kurtulan benim yanımda -o zaman için- Prof. Dr. Büşra Ersanlı benim yanımda. Gazeteciler var, hepsi -30 küsur- benim yanımda. Ankara'da sağlık öğrencileri tutuklular, benim gibi onlar da siyasi rehin durumunda. Eğitimciler, KESK'e sayısız operasyon yapıldı, yargılanıyor durumda." Bu durumda söylenecek tek söz var: Toplumsal muhalefet bir bütün tehdit hâline getirilip herkes cezaevlerine konularak toplumsal barışı sağlamak mümkün değildir. Bu akıl, doğru bir akıl değildir. Bir an önce bundan vazgeçilmesi gerekir. Bu müsteşarlık da görevini yerine getiremediği için, bu bütçenin kendisine -halktan toplanan vergilerle- ayrılmasına da gerek yoktur. Bu şartta kapatılması gerekir.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)