Konu:
Yasama Yılı:3
Birleşim:37
Tarih:18/12/2019


TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

HDP GRUBU ADINA ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) - Yine iyi geceler.

Ben nefret suçlarından bahsetmek istiyorum. Zira, yaşam hakkının olmadığı bir yerde ne bütçenin bir anlamı kalıyor ne de başka bir tartışmanın. Nefret suçları aslında çok yaygın yaşanan ama Türkiye ceza hukukunda gerçek anlamda karşılığı olmayan ve iktidarlar tarafından da korunan suçlar. Nefret suçları aslında mağdurların var oluşlarını hedefleyen politik suçlar, öyle, düşünüldüğü gibi, kişisel, bireysel suçlar değil.

Kapitalist sistemler ve emperyalizm düşmanlıklar üzerinden de aslında iktidarlarını koruyorlar. Halkları, din ve mezhepleri birbirine düşman ederek kendi iktidarlarını sağlamlaştırıyorlar. İktidar kendi bekasını, tekçi anlayışın çerçevesi içinde yer alanların bekası gibi göstererek ötekini bu grubun düşmanı hâline getirir. Bu, aynı zamanda, asıl sorumlu olanlara, sömürenlere karşı suçun ve suçlunun üstünün örtülmesini sağlar. Halkı, eşit, özgür, herkesin kendi haklarıyla yaşayabileceği bir toplumun mümkün olmayacağına ikna eder. Öteki olanın hep bölücü olduğunu, onun iktidara gelmesi ya da eşit yaşam hâlinde diğerini yok edeceğini söyler ve inandırır. Hep bir düşman yaratır, zira, kendisinin ayakta kalmasının koşulu düşmanlara bağlıdır. Basınıyla, eğitimiyle, politik söylemleriyle düşmanlaştırır. Bazen de yok sayarak bu zemini besler.

Nefret suçları yıkıcı bir etki yaratır. Nefret suçu mağduru kişiler ve toplumsal kesimler, toplum tarafından ve iktidar tarafından verilen, hoş karşılanmadıkları, güvende olmadıkları, sürekli hayati risk taşıdıkları mesajlarını alırlar. Mağdurlara, var oluşlarının ve kimliklerinin tanınmadığı, makbul olmadıkları ve o toplumda istenmedikleri mesajı sürekli iletilir. Mağdurların talep ve şikâyetleri, devleti, otoriteyi temsil eden kişiler tarafından ciddiye alınmaz; alaycı, suçlayıcı hatta yargılayıcı tutumlarla karşılaşır, bir daha ileri adımı ise suçluları koruyan tavırlar geliştirilir. Mağdurlar hukuk sisteminin yanlı olduğunu, onları desteklemeyeceğine inandıkları için -ki bu inanç gerçektir- yargıya başvurmazlar, cezasızlıkla sanıklar ödüllendirilir, failler ise böyle bir ortamda yeniden saldırılarına devam ederler.

İktidarca körüklenen bu durum, dönem dönem kendini egemen görenlerin fiilî saldırısına dönüşürken bazen de iktidarca planlanmış provokatif süreçlere yol açar. Öteki sayılanlar egemene benzemek zorundadır; inancını, kültürünü, ulusal kimliğini, cinsiyet kimliğini, cinsel yönelimini bir kenara bırakmadan yaşama hakkı tanınmaz. Ya egemen olana, tekçi anlayışa benzeyeceksin ya da yaşam hakkın dahi yoktur. Ülkemizde ise iktidar direkt veya dolaylı olarak bu nefret söylemlerinin zeminini hazırlar, bu suçu işleyenleri korur, kollar. Türk'ü Kürt'e, Ermeni'ye, Süryani'ye, Laz'a, Çerkez'e, Roman'a; Sünni olanı Alevi'ye Hristiyan'a, ateiste, Yahudi'ye, Ezidi'ye düşman eder, tüm toplumu da LGBTİ'lilere düşman kılar. Bu politikaların sonucu olarak da işte şunlar gelişir: Adapazarı'nda Şirin Tosun, İstanbul'da Sedat Akbaş, Antalya'da Mahir Çetin Kürtçe konuştuğu için öldürülür. Kadir Sakçı "Kürt müsünüz?" sorusuna "Evet." cevabı verdiği için oğlunun yanında silahla öldürülür, oğlu da ağır yaralanır. Ekim ayında, Çanakkale'de, 74 yaşındaki Ekrem Yaşlı, eşiyle Kürtçe konuştuğu için hastanede bir hasta yakınının saldırısına uğrar. Antalya'da Kürt öğrenciler saldırıya uğradıkları için okullarını bırakmak zorunda kalırlar. Bu ülkede "Evlerinizi başınıza yıkacağız, sizi buradan çıkaracağız." diyerek Kürtler saldırıya maruz kalıyor, ev ve iş yerleri tahrip ediliyor. Kürt illerinden gelen otobüs ve araçlara saldırılıyor. Hemen depremin ertesinde "Allah sizin belanızı verdi." başlıkları atılıyor. Kürtçe konuşan futbolculara küfür ve hakaretler ediliyor. Bir dergide, Kürtlerden alışveriş yapmayın çağrısı yapılıyor. Ama bu nefret suçlarının hepsi cezasız kalıyor.

Yılbaşı yaklaşırken başka bir konuya da dikkat çekmek istiyorum. Her yılbaşı öncesi olduğu gibi 2016 yılında da Noel Baba'nın kafasına silah dayanan parodilerden billboardlarda boy boy afişlere kadar apaçık bir nefret söylemi yaygınlaştırılmıştı. Unutmayalım, yılbaşı kutlaması yaptıkları için bu ülkede Reina katliamı oldu, 39 insan hayatını kaybetti. Benzer şekilde, geçtiğimiz ekim ayında Konya Büyükşehir Belediyesine ait otobüs duraklarında asılan, Yahudileri ve Hristiyanları hedef gösteren afişler için yapılan suç duyurusu takipsizlikle sonuçlandı. Malatya Zirve Yayınevi katliamını unutmayalım bunları konuşurken.

LGBTİ+'lar "sapkın" ve "ahlaksız" gibi söylemlerle doğrudan nefret suçlarının muhatabı olan en büyük kesimlerden biri. 2016'da transkadın Hande Kader yakılarak öldürüldü. Afyonkarahisar'da yaşayan transkadın Defne, bir erkek tarafından boğazı kesilerek öldürüldü. Didem Akay yaşadığı baskılardan dolayı daha fazla dayanamadı ve intihar etti. Antalya'da transkadın Gökçe Saygı evinde sırtından 7 bıçak darbesiyle öldürüldü. Son beş yılda onlarca transkadın öldürüldü. Ankara'da yani Meclisin olduğu yerde, Eryaman'da translara karşı sistematik yağma ve yaralamalar yaşandı. Türkiye transkadın cinayetlerinde Avrupa'da 1'inci sırada, dünyada ise 9'uncu sırada, işte Türkiye'nin rakamları.

Nefret suçuyla karşı karşıya kalan Aleviler ise bu topraklarda yıllardır insanlık suçlarına da maruz kaldılar. Maraş, Çorum, Sivas bu ülkede organize edilen -en hafif deyimiyle söylüyorum- iktidarın yol verdiği, göz göre göre gelen katliamlar. Birçok Alevi katliamı ve saldırılarının cezasızlık politikasıyla ödüllendirilmesi, katliamı tetikleyen en önemli etkenlerden biri. Bunun yanında, Alevilik inancının tanınmaması, yasal haklarının verilmemesi, zorla Sünni İslam'ın dayatılması, zorunlu din dersleri, Alevi köylerine cami yapılması da nefret suçlarını körükleyen iktidarın diğer eylem ve etkinlikleri. İktidar bloğundan gelen sözlere bakalım: "Affedersiniz Alevi." "Sapkın bir mezhep, Nusayri." "Cemevi, cümbüşevi." "ateist" "Alevilik" gibi tanımlar, Madımak katliamı davası zaman aşımına uğrayınca "Hayırlı olsun." sözleri, "Reyhanlı'da 53 Sünni vatandaşımız hayatını kaybetti." ifadesi, Alevilerin katledilmesi için fetva veren Ebussuud'un övülmesi, yargı için "Yargıyı dedeler yönetiyor." sözleri nefret söyleminin iktidar odağından gelen örnekleri. Sadece son yedi yılda 32 ayrı yerde 100'ü aşkın Alevi ailenin evleri işaretlendi. En son geçtiğimiz günlerde İzmir'in Gaziemir ilçesinde bir Alevi ailenin evinin duvarına "Defol Alevi." yazıldı. Mersin'de Yenişehir ilçesinde Alevilerin kapılarına tarihler yazılarak işaretlendi. Bu nefret suçlarını işleyenlerini cezalandırmak yerine devlet yetkilileri şöyle buyurdu: "Mezhepsel bir durum, işte, sarhoşların işi." dedi. Ataşehir Cemevi Başkanı Metin Arslan, kullandığı araçta cemevi logosu bulunduğu için trafik polisleri tarafından aracı bağlanmak istendi, karşı çıktığında ise polislerin biber gazlı ve coplu saldırısına uğradı. Aliağa Belediyesinde 30 Mart yerel seçimlerinden sonra yeni başkanın yaptığı ilk icraat çoğunluğu Kürt ve Alevi işçilerin oluşturduğu 104 kişinin işten çıkarılması oldu.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) - Aliağa Belediyesinde 30 Marttan önce de aynı başkandı.

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) - Aynı başkandı, başkan değişmedi.

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) - İnsan, varoluşuyla nefreti getirmez, doğuştan getirilmez. Nefret suçu işleyenler bunu bir yönlendirme altında yapsa da asıl sorumlu olanlar bu zemini besleyen iktidardır. Farklı olana düşmanlık politikalarından bir an önce vazgeçilmeli, nefret suçlarına ilişkin caydırıcılığı sağlayacak, gerçek anlamda önleyecek hukuki düzenlemelerin bir an önce hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Son olarak Irak'taki işçilerin durumundan bahsetmek istiyorum. Irak'ta bir firmada çalışan işçiler haklarını alamadıkları için, maaşlarını alamadıkları için direnişteler. Bu sadece Irak'ta geçerli değil, aslında yurt dışında çalışan çok fazla sayıda işçi maalesef haklarını alamayarak işverenin oyalama taktikleriyle iş yerinden istifa noktasına getirilerek hakları ödenmiyor. İşçiler şu an çatışma bölgesi içerisinde silahların gölgesinde çalışmak zorunda bırakılıyorlar, aynı zamanda su basmış konteynerlerde yaşamak zorunda kalıyorlar. İşveren bir şekilde her seferinde aynı uygulamayı yaparak işçilerin haklarını gasbediyor. Emekten yanaysanız, işçiden yanaysanız Irak'ta yaşanan bu soruna müdahale edin ve emekçilerin haklarını almasını sağlayın.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)