Konu:2013 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2011 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI
Yasama Yılı:3
Birleşim:37
Tarih:11/12/2012


2013 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2011 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

BDP GRUBU ADINA HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'yla ilgili, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu hakkında Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Halkta hâlen küresel ekonomik krize yönelik kaygılar mevcuttur. Kamu kaynaklarının nerelere, nasıl ve ne kadar harcandığını bilmek elbette ki vatandaşın en doğal hakkıdır. 2013 yılı bütçesinin gelir ve giderleri şimdiden açık vermiştir. Geleceğimizi ilgilendiren eğitim ve sağlık bütçesi hâlâ standartların altındadır. Eğitime ayrılan kaynak yeterli değildir. Eğitimde ve öğretimde hâlâ fırsat eşitliği sağlanmamıştır. "Eğitimde gereken iyileştirme yapılmıştır." deniliyor, bu iyileşme nasıl sağlanmıştır, hâlâ belli değil. AKP Hükûmeti, sözüm ona Fatih Projesi'yle övünmektedir. Nerede bu proje, kim yürütüyor? Bu projenin Muş'ta, Bitlis'te, Van'da, Ağrı'da, Şırnak'ta, Kars'ta nasıl uygulandığını merak ediyorum. "Akıllı tahta ile tablet arasında iletişim sağlanmadığı için hâlen bilgisayar oyuncağı gibi öğrenciler tarafından, öğretmenler tarafından kullanılmaktadır." deniliyor. Bu alınanların -85 binin- tabii ki yasa yani kanun dışı alındığı da ortadadır. Bu konuda henüz bir açıklama ortada yok.

Kaliteli eğitim sayesinde ancak kaliteli insan yetiştirilebilir. Eğitime ayrılan bütçe personel bütçesinin ödeneğidir. Buralarda herhangi bir AR-GE projesi geliştirilmemiştir. İlkokuldan üniversiteye kadar eğitimde bir karmaşa yaşanmaktadır. Bugün, YÖK başlı başına bir sorun olarak karşımızda duruyor. İşte, Türk Dil Kurumunu da bu eksende değerlendirdiğimizde içinde bulunduğumuz durum iç açıcı değildir. Kim burayı yönetiyor, nasıl burayı yönetiyor, o da belli değildir. Dille ilgili çalışmayı bir yöntem biçimiyle yürüttüğü kuşkuyla anlaşılmaktadır. Nasıl arı bir dil araştırması yapılıyor, o da belli değildir. Dil tarihi önemlidir. O ülkede yaşayan kardeş halkların dillerine yönelik bir araştırma yapmamıştır. Sadece Türk dilinin gelişmesi için bir çaba da görmüyoruz. Değişik dillerden kelime almakla Türkçeleştirmek yeterli değildir. Yaşam kalitesinin yükselmesi için ana dilde eğitim en kutsal haktır. Ana dilde eğitimi yasaklamak, asimilasyona tabi tutmak bir insanlık suçudur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk tarihini, kültürünü, medeniyetini araştırmak, yayınlar yapmak için 15 Nisan 1931 yılında bizzat Atatürk tarafından kurulmuş ancak bir yıl sonra Türk Dil Kurumu olmuştur yani 1932'de.

Bu iki kurum da bilimsel bir çalışma yapmamıştır. Kardeş halkların dilleriyle ilgili herhangi bir araştırmada da bulunmamıştır. 1980 askerî darbesi sonrasında, Anayasa'nın 134'üncü maddesine göre yeniden Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bünyesine alınmıştır. Ayrıca, bu kuruma Atatürk Araştırma Merkezi de eklenmiştir. Burada amaç, bilimsel araştırma gerçekleştirme değildir, "İş Bankasındaki hesaptan buraya ne aktarabilirim?" hesabı yapılmıştır.

AKP Hükûmeti, bu kurumu 2876 sayılı Yasa'ya göre devlet kontrolüne almıştır. 2 Kasım 2011 tarihinde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname ile bunu sıkılaştırmıştır. Bu kurum bilimsel çalışma mı yapıyor? Yoksa siyasi bir arpalık olarak mı kalacaktır? Yoksa gerçek tarihi mi yazacaktır? Hakikatleri mi araştıracaktır? Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük'ü çıkarmış, içerik olarak lehçelerle ilgili sözcük ve deyimler amacına uygun bir çalışma yaratmamıştır.

Bu kurum, politika ve stratejik açıdan Bakanlığın gözetim ve denetimi altındadır. Eğer bu kurum, çağdaş ve bilimsel bir anlayışla yönetilebilseydi bugün konumu daha farklı olabilirdi. Böylesi kurumları etkisiz hâle getirmekten çok, kardeş halkların dilleri, tarihleri, kültürleri bir proje çerçevesi içerisinde araştırabilseydi, Dil ve Tarih Kurumu birer akademi hâline getirilseydi eminim daha faydalı olacaktı. Bu hâliyle bu kurumun bütçesi bilimsel bir çalışma yürütemez. Her şey mali destekle gelişmez, ortak değerler yaratmak bir kültür olayıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insanoğlunun, toplumsal hayatı kolaylaştırmak amacıyla milyonlarca icadı olmuştur. Hiç kuşkusuz ki bu iletişimi sağlayan en büyük icat dil olmuştur.

Dil, insan kimliği için temel bir unsurdur, aynı zamanda düşüncenin de evidir. Her toplum kendi ihtiyaçlarından yola çıkarak bir dili oluşturmuştur. Coğrafik olarak doğa koşulları, yaşam biçimi dillerin yapısını oluşturmuş ve toplum ile özdeş hâle gelmiştir.

Dil, ifadenin biçimiyle, içeriğiyle söylense de sıkı sıkıya birbirine bağlıdır. Eğer kişi kendi seçtiği dili kullanma özgürlüğünden edilir ise dil anlamında gerçek bir ifade özgürlüğü olamaz.

Dil, bir halkın kendi kültürünü, kimliğini ifade edebildiği bir araçtır. Kürt halkının dili 1923 yılından bugüne kadar yasaklanmaya başlamıştır. Kürdistan'da Kürt köyleri, bölgeleri, kasabaları, çeşmeleri, dağları, ovaları, yeni doğan çocukların isimleri tamamen Türkçeleştirilmiş, bir dil ve kültür ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır.

Daha bugün, İstanbul Bağcılar'da yedi günlük bebeğe Rojvan Deliktaş adı konulmuş ama resmî kurumlar tarafından reddedilmiştir. Nerede dil özgürlüğü? Askerî cuntanın ürünü olan ve hâlâ değiştirilmeyen 12 Eylül Anayasası Türkçe dışında başka bir dil kabul etmemektedir ancak uluslararası sözleşmeler ana dilin yasaklanamayacağını açıkça bildirmektedir. Buna rağmen, Türkiye'de ana dil hakkı ihlal edilmektedir.

AKP Hükûmeti, "tek dil, tek millet, tek ırk" anlayışıyla bu topraklarda yaşayan bütün farklı kesimlere karşı asimilasyoncu bir politikayla ulus devlet inşasında ısrar etmektedir.

Ahmet Arif'in deyimiyle: "Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır/ Anadolu'yum ben, Anadolu/ Tanıyor musunuz?"

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; daha önceki yıllarda bölgemizde hazırlanan Kürt raporları doğrultusunda, Kürt halkına ait birçok ezgi, dizi, şarkı, şiir Türkçeye çevrilip bu toplumun Türk kültürü olarak sunulmuştur. Bugün, bütün engellemelere rağmen, baskılara, asimilasyona rağmen, bu ülkede Kürtler, dillerini kullanmaktadır ve kullanmaya, geliştirmeye de, zenginleştirmeye de devam edeceklerdir.

Kürtçe uzun yıllardır yasak olduğundan, kamusal alanda kullanılmadığından edebiyat dili, bilim dili olarak çok fazla gelişmediği söyleniliyor ama yasaklanan böyle bir dil, hâlen diğer dillerle yarışabilecek düzeyde ve güçtedir.

Mıhemed Şexo'nun dediği gibi "?"(x) Fakat "?"(x) aracılığıyla sözü edilen edebiyat kültürü sayesinde ağızdan ağıza dolaşan, günlük kullanımda herkes tarafından kullanılan bir dildir, özellikle Orta Doğu'nun en zengin dillerinden biri sayılır. Örnek olarak, 200 kanal televizyon var, gazete var, üniversite var, okul var, hâlen doğru dürüst Türkçe konuşmada güçlük çekiliyor.

19 Ekim 1983 tarihinde çıkarılan 2932 sayılı Yasa 1991 yılında iptal edilmiş olmakla birlikte Türkçe hâlâ Anayasa'ya göre tek resmî dil durumundadır. Eğitimde, medyada, siyasi hayatta ve birçok alanda öteki dillerin kullanımına ilişkin hâlâ birçok kısıtlama bulunmaktadır.

Türkiye'de Kürtçe özel hayatta bile yasaklanmış durumdaydı. Yasa, Türk vatandaşlarının ana dilinin Türkçe olduğunu ilan etmekte ve başka bir dilin bir ana dil olarak kullanımına ilişkin her türlü etkinliği, görsel, işitsel malzemeyi yasa dışı saymaktadır. Tüm bu yasaklar Kürtçenin gelişmesini ve dünyada?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) - ?sayılı diller arasına girmesini engelleyememiştir. Cezaevlerinde tutuklu ve hükümlülerin aileleriyle telefonda Kürtçe konuşmalarından dolayı konuşmalar zaman zaman kesilmiştir. Bazı cezaevlerinde Kürtçe günlük gazete, Kürtçe şiir, öykü, roman gibi kitapların alınması keyfî olarak engellenmektedir. Bir insan, cezaevinde olan yakınıyla istediği dilde konuşamıyorsa artık o ülkede demokrasiden söz etmek mümkün değildir.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) - Konuşuyor Hüsamettin Bey, konuşuyor.

ADİL KURT (Hakkâri) - Sesini açın da dinleyelim Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Olur, bir dahaki sefere açarım.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) - Cezaevlerinde ana dilde konuşabilmek için birçok şarta, araştırmaya, incelemeye bağlı olarak incelemeyi yapacak güvenlik güçlerinin ikna olup?

BAŞKAN - Sayın Zenderlioğlu, süreniz tamam.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) - ?olumlu rapor vermesiyle uygulanması gerektiği konusu gayriinsani muameledir. 

TURGUT DİBEK (Kırklareli) - Sayın Başkan, insicamımız bozuldu.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) - Kürt halkı bu ülkenin bir realitesidir.

BAŞKAN - Sayın Zenderlioğlu, süreniz tamam efendim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Ya, hazır tutturmuştu Hüsamettin Abi.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) - Sözlerime son verirken hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Zenderlioğlu.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) - İki dakika daha olsa sonuçlandıracaktım. Ne yapayım, sürem yetmedi.

(x) Bu bölümlerde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.