Konu:Olağanüstü hâlin anayasal anlamda verdiği yetkilerle kamunun içerisindeki FETÖ'cülerin temizlendiğine, ister parlamenter sistemde ister Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde olsun her tür müzakereden sonra nihai kararı verenin 1 kişi olduğuna, Cumhurbaşkanını değersizleştirmenin kimsenin hakkı ve haddi olmadığına, "Millet size niye güvensin?" sorusunun abesle iştigal olduğuna ilişkin açıklaması
Yasama Yılı:3
Birleşim:36
Tarih:17/12/2019


Olağanüstü hâlin anayasal anlamda verdiği yetkilerle kamunun içerisindeki FETÖ'cülerin temizlendiğine, ister parlamenter sistemde ister Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde olsun her tür müzakereden sonra nihai kararı verenin 1 kişi olduğuna, Cumhurbaşkanını değersizleştirmenin kimsenin hakkı ve haddi olmadığına, "Millet size niye güvensin?" sorusunun abesle iştigal olduğuna ilişkin açıklaması
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Ya, hakikaten enteresan bir şey ya! Şu Genel Başkanınıza olan sahip çıkma hâlini keşke şu darbe karşısında yapabilseniz yani! (CHP sıralarından gürültüler) Hakikaten yapabilseniz yani!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Aynen öyle yaptık!

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Yapmıyorsunuz, yapmıyorsunuz, hakikaten yapmıyorsunuz!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Yazıklar olsun ya! Ayıp ya! Vallahi yanlış ya!

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Ya Sayın Başkan...

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Olmaz, olmaz! Doğru değil efendim.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Bir saniye... Bir saniye...

Sayın Başkan...

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Böyle laf olur mu ya?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Evet, öyle. Şunu söylemek...

ATİLA SERTEL (İzmir) - Hakikaten ayıp, hakikaten ayıp! Çok ayıp, çok çirkin!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Kime söylüyorsunuz bir de ya?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun, düşüncelerinizi ifade edin, buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Sayın Başkan...

Bir saniye... Niye ayıp? Niye çirkin? Ben şunu söylüyorum: Bakın, biz burada konuşurken...

ATİLA SERTEL (İzmir) - Solu hep darbeler ezmiştir Hanımefendi, solu; sizi beslemiştir.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Bakın, rica ediyorum... Bakın, biz darbelerden çok çekmiş birisiyiz.

ATİLA SERTEL (İzmir) - Asıl -biz- sol çekmiştir; sol, sol çekmiştir.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Biliyoruz, siz de çektiniz, amenna, siz de çektiniz.

ATİLA SERTEL (İzmir) - Devrimciler, solcular, Atatürkçüler çekmiştir.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Ya, bir saniye...

BAŞKAN - Ya, bir değerlendirme yaparken...

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Bir on saniye... Her söylediğim cümleden kendinize muhalif bir şey çıkarmayın.

Bakın, ben şunu söylüyorum: Burada aslında HDP'ye ben cevap verecektim ama artık CHP, hepsi beraber çünkü aynı noktada buluşuyorlar. (CHP sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) - Resmen siz beraberdiniz be!

AYHAN BARUT (Adana) - Beraber yürüdünüz bu yollarda, beraber ıslandınız yağan yağmurlarda!

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Bir saniye... Şurada buluşuyorsunuz değerli arkadaşlarım...

ATİLA SERTEL (İzmir) - Çok ayıp!

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Bir "ayıp" demeyi bırakır mısınız, ayıp neyse ben söyleyeceğim.

AYHAN BARUT (Adana) - Beraber ıslandınız, beraber yürüdünüz!

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Bir susar mısınız, derdimi söylemek istiyorum. Lütfen, rica ediyorum...

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Arkadaşlar, Grup Başkan Vekilidir, lütfen...

BAŞKAN - Özlem Hanım, bir dakika, bir dakika...

Değerli milletvekilleri, Grup Başkan Vekillerimiz düşüncelerini ifade ediyorlar. Emin olun...

ATİLA SERTEL (İzmir) - Sayın Başkanım, hakaret istemiyoruz.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Hakaret etmiyorum ben, tam tersine Sayın Başkanım...

ATİLA SERTEL (İzmir) - Hakaret ediyor.

BAŞKAN - Siz tecrübeli bir arkadaşımızsınız, bir dakika...

Bu laf atmalarla Meclisin saygınlığına zarar verdiğimizin hesabını yapalım. Emin olun, bunların ne partinize faydası var ne şahsınıza faydası var; dinleyelim Özlem Hanım'ı.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Sayın Başkanım, ben hakaretten yorgunum, asla yapmıyorum ve yapmayacağım da.

Şunu söylemek istiyorum: Bakın, hayatta bazı şeyler var ki "ama"sız söylememiz gerekiyor; mesela iman etmek "Allah'a iman ediyorum..." Bunun şirki yok, ediyor musun etmiyor musun? Darbe... Darbeye karşı mısın değil misin? Şimdi, karşıysak arkasına dizdiğimiz argümanların ilk söylediğimiz cümleyi tamamen ortadan kaldırmaması lazım; bütün mesele bununla alakalı. Biz burada kimin genel başkanı daha önce geldi, kimin bilmem nesi falan...

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Onu Erkan Bey yaptı, biz yapmadık.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Herkesin ne yaptığını zaten... Her şey bütün Türkiye'nin, kamuoyunun önünde oldu. Buranın takdirini ben milletimize bırakıyorum ama lütfen, söylediğimiz ifadelerle... Aynı şey HDP Grubundan dinlerken de vardı. Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanımızın söylediği ifade o kadar net ki. Niçin Allah'a şükretti, niçin? Eğer bu darbe girişimini biz durduramamış olsaydık...

BAŞKAN - Felaket...

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - ...Türkiye Cumhuriyeti diye bir şey neredeyse kalmayacaktı, ele geçireceklerdi. Bu darbe girişiminden sonra sizin yere batırdığınız ve hiçbir şekilde destek vermediğiniz olağanüstü hâl içerisinde, olağanüstü hâlin anayasal anlamda bize verdiği yetkilerle biz kamunun içindeki FETÖ'cüleri temizleme imkânına sahip olduk. Ha, buradan şunu kastetmiyorum: Bu işler yapılırken uygulama içerisinde idarenin, yargının yaptığı işlemlerdeki hatalarla alakalı zaten devam eden süreç var. Burada kastettiğimiz şey şu: Siz, daha sonra, olağanüstü hâlle alakalı meseleyi izah ederken öyle bir dil kullanıyorsunuz ki neredeyse darbeye olan karşıtlığınızı ortadan kaldırıyorsunuz; bu dengede bir sorun var.

Şimdi, buradan şuraya gelmek istiyorum, konuşmalara gelmek istiyorum: Burada yapılan konuşmalara, hatta buraya gelmeden evvel "Acaba başkanlık sisteminden, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminden evvel bütçeyle alakalı itirazlar hangi minvalde şekilleniyordu yani Sayın Cumhurbaşkanımıza daha evvel neler söyleniyordu?" diye dönüp baktığım zaman, aslında o gün söylenenler ile bugün söylenenler arasında hiçbir fark olmadığını görüyorum. Bir defa, eleştirilerimizi yaparken, bütçeye doğru eleştirilerimizi yaparken, hâlâ parlamenter sistemin argümanları içerisinde düşünerek cevap verildiğini görüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Bunlardan bir tanesi, çok tartışılan -ki tekrar açmak istemiyorum ama- atanmışlar meselesi, tartışma anlamında. Bizim elimizde İç Tüzük'ümüz var. İç Tüzük'ümüzü açtığımız zaman, İç Tüzük'ün 62'nci maddesi Sayın Fuat Oktay'ın yani Cumhurbaşkanı Yardımcımızın niçin burada olduğunu çok sarih bir şekilde izah ediyor. Niçin kendisi burada? Çünkü İç Tüzük'e göre -ki bunu da hep beraber yaptık- kendisi, hukuk çerçevesinde, yetki çerçevesinde bir temsil adına burada, Cumhurbaşkanlığını temsil adına burada. Fakat aynı yaklaşımı... Siz, Cumhurbaşkanlığına dair her meseleyi konuşurken şuna bağlıyorsunuz, aynen bunu söylüyorsunuz: "Efendim, darbeyi yaptırdınız." E? "Buradan da güç aldınız -siz de biraz evvel buna benzer bir şey söylediniz- rejimi değiştirdiniz." Ya, bu süreci biz beraber devam ettirmedik mi? Yani şunu kastediyorum: Siz seçime girerken başka bir yerde miydiniz? Bu ülkede referandumu hep beraber yapmadık mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) - Olağanüstü hâl altında yaptınız Hanımefendi!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Dur, bir dakika ağabey, ben cevap vereceğim, bekleyin.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Devam ediyorum.

BAŞKAN - Buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Evet, Sayın Özel cevap vereceğini söylüyor.

Referandum neticesinde ülkemizin insanları bu Anayasa değişikliğine "evet" demediler mi? "Evet" dediler. Bu sistem içerisinde Cumhurbaşkanımız seçilmedi mi? Seçildi. Hatta, biz milletvekilleri, buradaki milletvekilleri, siz de CHP'li arkadaşlarım, bu sistem içerisinde yapılan seçimle seçildiniz. Eğer bunu reddederseniz kendi varlık sebebinizi reddetmiş olursunuz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Bravo, bravo!

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Şimdi, buradan şuraya geliyorum: Tutturmuşsunuz "tek adam, tek adam, tek adam."

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Kaç adam çok adam, çok adam kaç adam?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Ben şunu söyleyeceğim: Bakın, bugün burada, burayı idare eden Meclis Başkan Vekilimiz var. Normalde nasıldı? HDP'li arkadaşlardan sonra biz konuşacaktık fakat kendisi bir irade kullandı -konuşmacıya söz vermişti- dedi ki: "2'nci grubu tamamlayalım, öyle vereceğim." Kararı veren kaç kişi? 1 kişi. Çünkü bütün nihai kararları veren 1 kişidir. Bütün nihai kararları, bakın, müzakere, tartışma...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - İster parlamenter sistemde ister Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde her tür müzakereden sonra nihai kararı veren 1 kişidir.

Şimdi, başkanlık sisteminin çok öncesinde kuvvetler ayrılığının belki de fikir babası diyebileceğimiz Montesquieu "Kanunların Ruhu" adlı eserinde -muhteşem bir eser, adıyla da öyle- orada baktığınızda bizim gibi yasama meclislerinde çoğunluğun olması gerektiğini anlatıyor. Öyle; şu an Türkiye tarihinin en çoğunlukçu Parlamentosundayız. O beğenmediğiniz sistem buna sebep oldu. 9 tane siyasi parti var, 5 tane grubu olan parti var şu an Meclisimizde. Devamında şuraya gelmek istiyorum: Orada söylenen yasamayla alakalı kurullarda çoğulculuk ama karar vermede, yürütmede teklik esastır, bir olmak esastır. Tartışılır, müzakere edilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Almanya'da farklı mı sistem? Değil yani Merkel'den başka karar veren mi var, son nihai karardan bahsediyorum. O sebeple, bu sistem içerisinde, parlamenter sistemde de durum aynen böyledir. Başbakanın istemediği bir şeyi bir bakan yapabilir miydi? Mümkün değil, olamaz böyle bir şey. Yani Başbakanın seçtiği bakan sizin için kıymetli ama Cumhurbaşkanı seçilirken aslında yüzde "50+1"in, bu kadar fazla onayın alınmasının sebebi, onun içerisinde, seçilen kişiye, kendisine Anayasa'ya uygun olarak Cumhurbaşkanı Yardımcısının, bakanların, bunların atanmasıyla ilgili yetkinin zaten veriliyor olması; bu, onun içinde mündemiç. Bunu tekrar tekrar söylemeyi artık hakikaten abes görüyorum.

Şimdi, burada bir tartışma oldu, hatta o tartışma esnasında ben kendi arkadaşıma da dedim ki "Söylememeliydi." Aynı şeyi ben Sayın Özel'den de bekliyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Şimdi, hatip konuşmasını yaparken konuşması içerisinde enteresan ifadeler var. Ben merak ettim, bu yem meselesini merak ettim yani bu yem neyin nesidir? Çünkü "yem" ifadelerini kullanırken hakikaten çok aşağılayıcı bir dil kullanılıyor, aşağılayıcı. Yani sanki almış, kendi yemiş, yok tavuklara yedirmiş, falan yapmış. Şimdi, bu ne için kullanılmış? Bu giderlerin ne için kullanıldığına baktığımız zaman, orada bomba kontrolüyle alakalı köpekler var, resmî törenlerde kullanılan atlar var ve devamında da orada evcil hayvanlar var; aslında bunların hepsiyle alakalı bir giderdir bu. Kaldı ki eğer gerçekten bir tarafıyla da o...

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Pendik giderlerine ayrı bir kalem var onda.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Sayıyorum yani ben Cumhurbaşkanlığımızdan aldığım bilgiyi paylaşıyorum.

Velhasılıkelam, bunları kullanarak bir ülkenin Cumhurbaşkanını değersizleştirmek hiç kimsenin hakkı değildir, haddi değildir. Buradan kürsüden böyle konuşurken çok doğal olarak hitap ettiğiniz kitleyi de terörize ediyorsunuz; hitap ettiğiniz kitlede bilerek, isteyerek tahribat yaratarak size saldırmasını isteyerek bir üslup, bir dil kullanıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Toparlayalım lütfen, buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Toparlayacağım Sayın Başkan.

Madem temiz bir dilden bahsediyoruz, bu temiz dil herhâlde sadece biz dinleyenlere düşmüyor, hitap edenler için de muhakkak ki bunun bir karşılığının olması lazım.

Şimdi, Sayın Başkan, şu soru da çokça vardı, o soruyla, o soruya cevapla ve bir de bir şiirle bitireceğim. Bugün güzel bir şey oldu, şiirler, fıkralar... Ben fıkraları da şiirleri de çok beğendim doğruyu söylemek gerekirse. Soru şuydu: "Millet size niye güvensin?" Böyle değil mi, soru böyleydi? "Bu millet size niye güvensin?" Şimdi, bu soru o kadar abesle iştigal bir soru ki. Bu kadar zamandan sonra, girmişiz, girmişiz, her seçimi kazan, kazan, kazan, kazan; işte bir tek İstanbul, Ankara'da Büyükşehir Belediyelerini almamışız, onların da Büyükşehir Meclislerinin tamamını gene biz almışız.

ATİLA SERTEL (İzmir) - Yenileseydiniz!

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Denilen şu: "Millet size niye güvensin?" Bence soruyu şöyle sormak lazım: "Bu kadar kötülemenize rağmen, bu millet hâlâ AK PARTİ'ye güveniyor, bize niye güvenmiyor?" diye sormanız lazım, size niye güvenmiyor? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Size niye güvenmiyor?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Şiire sıra geldi mi Özlem Hanım?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Hemen geliyor Sayın Başkanım.

Şimdi, niye güvenmiyor? Çünkü siz, hâlâ şu temel değerler konusunda konuşurken bence gereksiz şeylere giriyorsunuz. Cami meselesi: Şimdi, efendim, niye İngiltere'de cami yapılmış? Niye Amerika'da cami yapılmış? Afrika'da niye cami yapılmış? Bunlara niye para harcanmış? Memlekette insanların ayağına giyecek çorabı yokmuş.

Şimdi -bu camileri, bilemiyorum, gidip görmüş de olabilirsiniz ama gitmediyseniz lütfen görün- ben, yurt dışına gittiğimde -kendi adıma- sivil olarak gezerken de orada var olan camileri muhakkak geziyorum çünkü camilerin etrafında kümelenen bizim vatandaşlarımız var, camilerin etrafında oraya sarınarak kendini, kendi kültürünü -bakın, sadece dinî değerlerini demiyorum- korumaya çalışan bizim insanlarımız var, yurttaşlarımız var, dünyanın farklı coğrafyalarından gelen Müslümanlar var. Neden hâlâ uzak diyarlarda bir caminin yapılmasını burada gündem yapmayı tercih ettiğinizi anlayamıyorum. Buna destek vermenizi bekliyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Bitireceğim.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Buna itiraz etmeyi hakikaten anlamakta zorlanıyorum. Onlar birer külliyedir, birer külliye; bizim hayata bakışımızı anlatan, oradaki vatandaşlarımızın -hem bizatihi kendilerinin hem evlatlarının- ülkeleriyle olan maddi manevi bağını koruyan kollayan külliyelerdir. Bunlara hürmet ve teşekkür bekliyoruz.

Şimdi son olarak ben de Âşık Mahzuni'nin iki dizesini söyleyerek bitirmek istiyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Özgür'e mi?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Almak isteyen kalplere... Kim alıyorsa...

"Kendini bilmeyen eli ne bilsin, halkı ne bilsin, Hakk'ı ne bilsin." Önce herkesin kendini bilmesi lazım diyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)