Konu:2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 8'inci Tur görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:36
Tarih:17/12/2019


2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 8'inci Tur görüşmeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bütçeye dair genel bir değerlendirmeyi özetle şöyle söylemek isterim değerli arkadaşlar: Bütçeye baktığımızda, rakamları analiz ettiğimizde işin sonucu şu: "Bir çıkmaza girdi yolumuz." diyor ya şair, gerçekten de yolumuz bir çıkmaza girmiş durumda. Bu bütçe işsizliği düşürmeyen, yoksulluğu önlemeyen, yurttaşı mağdur eden, sarayı ve yandaşı memnun eden bir bütçedir değerli arkadaşlar. İşin özü bu kadar basit ve nettir. Ama bütün bunlara rağmen, bizleri izleyen yurttaşlarımıza asla umutsuzluğa kapılmamalarını tavsiye ederim çünkü "Bir çıkmaza girdi yolumuz." diyen şair, devamında diyor ki: "Geçit vermez hem sağımız hem de solumuz." Bu ülkenin aslanlar gibi iktidara hazırlanan muhalefeti var ve millet bir gün iktidara gelecek değerli arkadaşlar, o yüzden yurttaşlarımız asla umutsuzluğa kapılmasın. Değerli arkadaşlar, devamında şair diyor ki: "Öyle bir vakte ermiş ki devran; mert ağlasın, namert olan utansın." Gerçekten mertlerin artık ağlamaktan vazgeçtiği, intihar ettiği bir ülkede yaşıyoruz ve bunu üzülerek takip ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, Millî Saraylar bütçesi üzerine konuşuyoruz ama kısa bir Millî Saraylar tarihçesi hatırlatmak isterim. 1923'te cumhuriyet kurulur, 1924'te Osmanlı'nın bütün mülkleri cumhuriyetin mülkü hâline gelir, 1925'te Mustafa Kemal Atatürk bu mülkleri korumaya alır, Türkiye Büyük Millet Meclisinin korumasına alır ve 1933'te ise bu mülkler yani Millî Saraylar, Meclise, bize devredilir; millet adına bize devredilir. Şimdi geldiğimiz nokta, yüz yıl sonra bu mülklerin yeniden saraya devredilmesi noktasıdır değerli arkadaşlar. Demokrasimizin geldiği yeri özetlemek açısından, anlayışı sergilemek açısından önemlidir.

Devamı şudur: Bir zirveye katılır Cumhurbaşkanı ve "İngiltere, Almanya, Fransa ve şahsım bir zirve yaptık." der değerli arkadaşlar. Şimdi anlayış bu. Peki değerli arkadaşlar, Millî Sarayları Meclise emanet eden Mustafa Kemal Atatürk -şahsım yerine- ne diyor: "Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar olacaktır." diyor değerli arkadaşlar. Anlayış farkı bu. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi devam edelim, değerli arkadaşlar, bütçemiz 1 milyar 648 binden 2,3 milyara çıkmış ve sonra 4 milyara çıkmış yani 2 kat, 3 kat artıyoruz. Millî Saraylar bütçesi önce 22 milyon, 2019'da 120 milyon, 5 kat artıyor; 2020 için 157 milyon yani 7 kat.

Değerli arkadaşlar, kendi bütçelerinize gelince 7 kat, 10 kat yani yüzde 700 artıyor ama vatandaşa gelince enflasyon yüzde 13, öyle mi? Kendinize gelince itibardan tasarruf olmaz, vatandaşa gelince itibar yok, öyle mi? Böyle mi düşünüyoruz değerli arkadaşlar? Tablo bu. İşte bu tabloyu gören Tevfik Fikret, Meclis-i Mebusanın yetkileri kısıtlandığında -aynen bizim gibi- diyor ki: "Yiyin efendiler, yiyin. Bu doyumsuz sofra sizin, doyuncaya, tıksırıncaya kadar yiyin." Ve değerli arkadaşlar, elbette Tevfik Fikret'in dediği gibi bu harmanın sonu elbet bir gün gelecek.

Şimdi itibar meselesinden devam ediyorum. Değerli arkadaşlar Millî Sarayların başına Bilal Erdoğan'ın arkadaşının gelmesi itibarlı bir iş midir? Millî Sarayların başına "Camilerde içki içtiler." yalanını konuşan birisinin gelmesi itibarlı bir iş midir? Millî Sarayların başına bu Meclisin Başkanının ihaleyle ilgili soruşturma açtığı birisinin gelmesi itibarlı bir iş midir? (CHP sıralarından alkışlar) İtibara bu kadar önem veriyorsanız bu arkadaşı niçin Millî Sarayların başına getiriyorsunuz değerli arkadaşlar? Bütün bunlara rağmen görüyoruz ki milletin yerine kendisini koyan bir anlayış var. Uçan sarayımız elbette var, kaçak sarayımız elbette var, yüzen sarayımız oldu, sarayın envaiçeşidi var, şimdi Simit Sarayımız var. Vallahi, şunu söylemek isterim ki değerli arkadaşlar: Milletin itibarını simit parasından daha düşük hâle getirdiniz, bunu bilmenizi isterim, simit parasından daha kötü milletin hâli.

Değerli arkadaşlar, itibar meselesine devam ediyorum. Millî Saraylarla ilgili ihaleleri kim alıyor? "SICPA" diye bir İsviçre firması. Adı "Millî Saraylar" olan bir yerde bile yabancı bir firmayla çalışıyoruz, biliyor musunuz? Böyle bir durumla karşı karşıyayız. Hani yerliyiz, nerede millîyiz, sormak istiyorum değerli kardeşlerim, sormak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Millî Saraylarda çalışanların problemlerini çözmediniz, onun yerine Bilim ve Değerlendirme Kurulu ve danışmanlık komiteleri oluşturuyorsunuz; ücretleri 9 bin, 7.500. Bu çalışanların haklarını savunmak bizim boynumuzun borcudur, bunu buradan hatırlatmak da boynumuzun borcudur.

Bu saray anlayışının bizi getirdiği noktayla ilgili şunu söylemek isterim: Demokrasimiz zedeleniyor değerli arkadaşlar ve geldiğimiz noktada kayyumlar var. Biz burada merkezi bütçeyi konuşuyoruz. Şimdi bir şeyi merak ediyorum: 28 kadar kayyum var, sayısını takip edemedim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - 31 oldu.

ÖZGÜR KARABAT (Devamla) - 31 olmuş.

BAŞKAN - Toparlayın Sayın Karabat.

ÖZGÜR KARABAT (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bu kayyum belediyelerin bütçesiyle ilgili araştırma yapmaya çalıştık, bir haftadır bütçelerine ulaşamıyoruz. Bazen Meclis üyeleri, bazen encümenler bütçeden haberdar değil. Bütçe milletin hakkı değil mi? Diyarbakır'daki, Van'daki, Mardin'deki vatandaşın yerel yönetim bütçesinden haberdar olması ve bilmesi gerekmez mi? Bu bilgilere niçin biz ulaşamıyoruz? Bu bütçelerin nasıl yapıldığını ve İstanbul Büyükşehir Belediyesinde kaybedilen bütçenin Diyarbakır'dan, Van'dan çıkarılmaya mı çalışıldığını, yandaşlara oradan pay mı ayrılmaya çalışıldığını da sormak hakkımız diye düşünüyoruz değerli arkadaşlar.

Ve sonuç olarak şunu söylemek isterim ki değerli arkadaşlar: Evet, bir çıkmaza girdi yolumuz demiştim, sarayın dalkavuğu olmak değil ama halkın da soytarısı olmak gerekir. Şunu söylemek istiyorum: Ozan Musa Eroğlu türküsünde diyor ki:

"Geçtim dünya üzerinden,

Ömür bir nefes derinden,

Bak feleğin çemberinden,

Yolun sonu görünüyor.

Azrail'in gelir kendi,

Ne ağa der ne efendi,

Sayılı günler tükendi,

Yolun sonu görünüyor."

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)