Konu:2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 3'üncü Tur görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:31
Tarih:12/12/2019


2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 3'üncü Tur görüşmeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

HDP GRUBU ADINA ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) - Evet, bütçeyi tartışıyoruz. Sermayeden yana, zenginden yana bir bütçe olduğu aslında tartışmasız ama bir başka yanına bakalım; bu bütçeyi kim yapıyor, kimlerin elinden çıkmış, bir de o yönden değerlendirmek gerekiyor.

Kamu alanında karar mekanizmalarının büyük bölümü erkeklerden oluşuyor, kadınlar gerçekten çok ciddi oranda azlar. 16 Bakanın 2'si, 49 bakan yardımcısının ise sadece 4'ü kadın. Teknik olarak değerlendirilen hiçbir genel müdürlük veya daire başkanlığında kadın yok; tüm genel müdür ve daire başkanları içinde kadınların oranı sadece yüzde 2. Ekonomi Politikaları Kurulu'nun 9 üyesinden 3'ü, Sosyal Politikalar Kurulunun 7 üyesinden sadece 1'i kadın. Kurumların bütçesini hazırlayan strateji daire başkanlıklarının yüzde 95'i erkek. Mecliste de sadece 103 kadın milletvekiliyiz ama oranı yükselten de yine bizim partimiz. Erkek aklıyla yönetiyorsunuz, "Kadın aklı ne ola ki sizin için?" diyorsunuz.

Uluslararası raporlar, Türkiye'de gelir ve servet eşitsizliği ile cinsiyet eşitsizliğinin tavan yaptığını söylüyor ama siz, erkeklerin ihtiyaçlarına odaklanan, "toplumsal cinsiyet" kavramını her yerden çıkaran "erkek" bir bütçe hazırlıyorsunuz; üstelik de bunu, Dünya Ekonomik Forumu Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Endeksi'nde Türkiye'nin 149 ülke arasında 131'inci sırada yer aldığı bir zamanda yapıyorsunuz.

Evet, bütçeniz saraya, savaşa, zenginlere ama bunu gizleme ihtiyacı duyuyorsunuz, halka bir bütçe gibi göstermeye çalışıyorsunuz. Bütçenizde yine kadınlar yok. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı 2'nci en büyük bütçeli Bakanlık ama Kadının Statüsü Genel Müdürlüğüne ayrılan payı artırmak yerine düşürdünüz. Yüzde 1'e bile ulaşmayan bu payla mı kadına yönelik şiddetle mücadele edeceksiniz, kadın istihdamını artıracaksınız, kadın yoksulluğunu azaltacaksınız? Pardon ya, zira, siz kadını değil, aileyi koruyordunuz(!) Aman, aile dağılmasın da kadınlar kutsal ailesinde öldürülüyormuş, ne gam(!)

Biz kadınlar çalışmak istediğimizde ne oluyor, biliyor musunuz? İş bulamıyoruz. İstihdam oranımız yüzde 29,3; Kürt illerinde yaşayan kadınlarda ise yüzde 15. Kadın işsizlik artışı oranında Mardin ilk sırada yer alıyor; takip eden diğer iller ise yine Kürt illeri. Buna rağmen, nafaka hakkımızı elimizden almayı tartışıyorsunuz. Sosyal güvenlikten yararlanabilen kişilerin de büyük çoğunluğu erkekler. Zorunlu sigortalı yaklaşık 14 milyon kişinin sadece 4 milyonu kadın. Birkaç örnek vereyim:

Bilge, 33 yaşında bir kadın, biri 4 yaşında, diğeri 5 aylık 2 kız çocuğu annesi. İstanbul Esenyurt'ta yaşıyor. Çocukluğunun en güzel yıllarını akranları gibi okul sıralarında, ders kitaplarının arasında değil, fabrikada geçirmiş. Bilge'nin eşi de asgari ücretle çalışıyor, 2.020 lirayla nasıl ayakta kalıyorlar biliyor musunuz? Eşi mesaiye kaldığında, akşam yemek yapmamak için -masraf olmasın diye- annesine, kardeşine gidiyor, oralarda kalıyor. Elektrik faturası çok gelmesin diye ütüyü kullanmıyor, acil bir durum yoksa da fırını çalıştırmıyor. Bebeği olduğu için arada sırada doğal gazı açmak zorunda kalsa da faturasını ödeyemiyor, geçen ay da elektrikleri kesildi. Gözlerinizi kapattığınız şeyler bunlar

Jale, yoksullukla mücadele eden, boşanmış, 2 çocuk annesi bir kadın; gece yarılarına kadar düşük ücretlerle marketlerde çalışmış. Elektriğinin, suyunun kesildiğini, tüpçünün borç yüzünden tüpü evden götürdüğünü anlatıyor. Bu ülkede sayısız Jaleler var, haberiniz var mı? Ve bunlar sizin eseriniz. Eserinizle ne kadar övünseniz azdır, zira, siz zaten sermayeye çalışıyorsunuz.

Gamze, çocuk esirgeme yurdunda büyüdü; iş bulamadı, çocuğuna bakamadı ve 4 yaşındaki oğlunu bir alışveriş merkezinin oyun alanına bırakmak zorunda kaldı. Şimdi, suçlu Gamze mi yoksa sizin iktidarınız mı? Nur topu gibi ekonomik krizimiz var artık sayenizde. Yoksulluk arttıkça kadınların görünmeyen emeği daha da değersizleşiyor, ev içi emek daha fazla artıyor. Doktora götüremediğimiz çocuğumuza evde bakmak zorunda kalıyoruz, elektrik faturası artmasın diye çamaşırları elde yıkıyoruz.

Esenyurt'ta bir tekstil atölyesi; mülteciler, atanamayan öğretmenler, kadınlar -sadece kadınlar çalışıyor bu atölyede- güvencesiz, sigortasız çalışıyor, tabii ki sendika Hak getire. Hukuki güvencesizlikleri bir yana, göçmenler, şiddet, linç ve nefret söylemlerinin de hedefi oluyorlar; kayıt dışı ucuz iş gücü olarak çalışmak zorunda kalıyorlar. Çalıştıkları sektörler ne biliyor musunuz? Geldiği ülkedeki mesleği ne olursa olsun, tekstil, temizlik, yaşlı, hasta bakımı gibi işlerde çalışıyorlar. Eğer dışarıda iş bulamazlarsa çalıştıkları iş evde parça başı, düşük ücret. Bu ne demek? Sigortanız yok, ücret garantiniz yok, sağlık güvenceniz yok demek. Hani "Muhteşem ağırlıyoruz." diye övünüyorsunuz ya göçmenleri, hani şantaj aracı olarak istediğinizde kullanıyorsunuz ya, işte göçmenler bu koşullarda yaşıyor. Erkek egemenliğin yarattığı erken ve zorla evlendirme, çoklu evlilikler, cinsel taciz, tecavüz, şiddet; savaşın yarattığı yerinden edilmenin, yoksulluğun ve geleceksizliğin etkisiyle çok daha fazla artıyor.

Jesca'dan bahsedelim size: Ailesini geçindirebilmek için İstanbul'da bir tekstil fabrikasında çalışan Ugandalı göçmen bir kadındı. Enver Dursun tarafından camdan atılarak öldürüldü. Kadınlar davayı takip etmeseydi sizin yine erkek yargınız katili cezasızlıkla ödüllendirecekti ama kadın örgütleri takip ettiği için cezai yaptırım aldı.

"Kadına yönelik şiddete sıfır tolerans." diyorsunuz da iyi, hoş, güzel; peki, şu örneklere ne diyorsunuz?

Fatma Hülya Yıldız, 9 Ağustos 2019'da, Ankara'da, kocası Mehmet Nevzat Yıldız tarafından başına poşet geçirilerek, boğazı kesilerek öldürüldü. Fatma Hülya Yıldız, cinayetten kısa bir süre önce, kendisine şiddet uyguladığı için eşi hakkında şikâyette bulunmuş, koruma kararı aldırmış, boşanma davası açmıştı. Çok iyi korumuşsunuz ki kadın öldürüldü(!)

Eskişehir'de sokak ortasında eski eşi Yalçın Özalpay tarafından öldürüldü Ayşe Tuba Arslan. Eski eşi hakkında tam 23 kez ya, tam 23 kez suç duyurusunda bulundu ve korunmadı. Birçok suç duyurusu delil yetersizliğinden takipsizlikle sonuçlandı, 5 dava açıldı sadece, bu 5 davadan da hiçbir sonuç çıkmadı ve öldürüldü. Kadının cümleleriyle söyleyeyim, mahkemeye gönderdiği son dilekçede şöyle diyordu: "Defalarca şikâyet etmeme rağmen, uzaklaştırma kararı aldırmama rağmen bir sonuç alamadım. Peki, benim ölümüm gerçekleşince mi bana yardım edeceksiniz? Ben çok mağdurum." Ve bu kadın bu dilekçesi cebinde olarak öldürüldü.

Meryem Karalök, Adana'da kocası tarafından sistematik olarak şiddet gören ve beş yıldır boşanmaya çalışan bir kadın. "Artık kurtulmak istiyorum." diye isyan eden Meryem, kocasının şikâyeti üzerine çağrıldığı karakolda gözaltına alındı, adamı cezalandırmak yerine kadına yüz elli gün gün hapis cezası verildi. E, ne yapsaydı, öldürülse miydi? Bunu mu istiyordunuz?

LGBT+'lara yönelik nefret söyleminiz nefret suçlarının artmasına yol açıyor. Eda Yıldırım, Ankara'da yaşayan bir trans kadındı, bıçaklanarak öldürüldü, başı kesildi, bedeni Bursa'da bir çöp konteynerinde bulundu. Katili Sadi Öznar ağırlaştırılmış müebbet istemiyle yargılandı ama sizin yine erkek yargınız, transfobik yargınız delil yetersizliğinden beraat kararı verdi.

Siz, kadınları değil, erkek egemen sisteminizi koruyorsunuz. Kayyumlarla eş başkanlık sistemimizi engellemeye, kadınların siyasetin içine girmesinin önüne kesmeye çalışıyorsunuz. Yetmiyor, hem tutukluyorsunuz hem de tutukladığınız kadınlara cezaevlerinde şiddet uyguluyorsunuz; o da yetmiyor, kadın koruma mekanizmaları kuran, kadın dayanışmasını güçlendiren kadınlara da saldırıyorsunuz. Kadın veterinere tecavüz etmekten yargılanan Hasan Bilgili'nin yargılandığı davada açıklama yapmak isteyen kadınlara saldırıyorsunuz. Mardin'de Şahmaran Kadın Platformu üyelerini gözaltına alıyorsunuz. İstanbul'da, 25 Kasımda, kadına yönelik erkek şiddetiyle mücadele eden kadınların yürüyüşünü engellemeye çalışıyorsunuz. Şili'de kadınların erkek egemen sisteme karşı başlattığı direnişin şarkısını söylemek isteyen kadınlara saldırdınız. Bu şarkı birçok ülkede söylendi, sağ olun sizin sayenizde sadece bizim ülkemizde kadınlara polis saldırısı oldu. Kadınlara ters kelepçe takarken, Ceren Özdemir'in katilinin elini kolunu sallayarak götürülmesine izin veriyorsunuz. Yasalarla, yaptığınız düzenlemelerle katilleri, tecavüzcüleri açık cezaevlerine alıp "Buyurun, kaçın." diyorsunuz. "Kadına yönelik şiddete sıfır tolerans." diyorsunuz da siz meseleyi anlamamışsınız ya da işinize geldiği gibi anlamışsınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın Sayın Gülüm.

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) - Kadınlara saldırıyorsunuz çünkü suçlarınızın açığa çıkmasından korkuyorsunuz; haklısınız, kadınların tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de isyanı büyüyor.

Dünyada yaygınlaşan ama sizin söylenmesini yasakladığınız o şarkının sözleriyle bitirmek istiyorum:

"Kadın olmak suçumuz.

Kestiğiniz cezamız.

Seyrettiğiniz şiddet.

Erkek egemen bir yargıç.

Kadın olmak suçumuz.

Kestiğiniz cezamız.

Seyrettiğiniz şiddet.

Tecavüzler,

Cezasız katiller,

Şüpheli ölümler,

Kadın cinayetleri.

Suç bende değil, her neredeysem, her ne giydiysem suç bende değil.

Suç bende değil, her neredeysem, ne içtiysem suç bende değil.

Suç sizde.

Polisler,

Hâkimler,

Devlet,

Ve Başkan.

Direnen kadınlar,

Dünyada her yerde."

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)