Konu:2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin İlk Görüşmesi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:28
Tarih:09/12/2019


2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin İlk Görüşmesi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

AK PARTİ GRUBU ADINA LÜTFİ ELVAN (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Gazi Meclisimizi ve ekranları başında bizleri izleyen vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Bütçeyle ilgili değerlendirmeme geçmeden önce müsaade ederseniz bugün gündeme getirilen bazı hususlara yönelik olarak düşüncelerimi açıklamak istiyorum.

Birincisi, Cumhurbaşkanı Yardımcımızın bütçe görüşmelerinde yürütmeyi temsiliyle ilgili bir eleştiri söz konusu oldu. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Anayasa'da tanımlanmış ve Cumhurbaşkanımıza vekâlet etme yetkisi verilmiştir. İkincisi, Cumhurbaşkanı Yardımcımız Hükûmetin bir üyesidir. Üçüncüsü, Mecliste yemin etmektedir. Dördüncüsü, yargılanması da Anayasa'nın 106'ncı maddesi gereğince Anayasa Mahkemesinde olmaktadır. Beşincisi, yasama dokunulmazlığı vardır. Cumhurbaşkanı Yardımcısı devlet memuru değildir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Cumhurbaşkanı Yardımcımız, statüsü Anayasa'da düzenlenmiş bir hükûmet üyesidir. Burada sanki 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na tabi bir devlet memuru gelmiş bütçeyi savunuyormuş gibi bir algı oluşturmak son derece yanlıştır değerli arkadaşlar. Bunu özellikle ifade etmek istiyorum.

Yeni hükûmet sistemiyle, Anayasa değişikliği referandumunda, evet, ana muhalefet "Hayır" dedi, bizler "Evet" dedik. Halkımız ne dedi? Halkımız da "Evet" dedi ve Anayasa'nın arkasında olduğunu söyledi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ancak anladığım kadarıyla, Anayasa değişikliği tam olarak kavranamamış. Bunu özellikle ifade etmek istiyorum.

Bir diğer husus, yine bildiğim kadarıyla, Meclis İçtüzüğü tüm partilerin ortak görüşleri çerçevesinde konuşuldu, tartışıldı ve bu İç Tüzük'te değişiklik oluşturuldu. Şimdi, size İç Tüzük'ün 62'nci maddesini okuyorum değerli arkadaşlar: "Bütçe sunuş konuşmasını Yürütme adına Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bir bakan yapar. Bütçe ve kesinhesap kanun tekliflerinin görüşüldüğü Genel Kurul oturumlarına Yürütme adına Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar katılabilir ve görüş bildirebilir." Bu, Meclisimizin İç Tüzük'ü. Dolayısıyla, İç Tüzük'ün gereği neyse yapılan da odur değerli arkadaşlar.

İkinci husus, yine, bugün burada gündeme getirilen soru önergelerine yönelik değerli arkadaşlar. 27'inci Dönemde aşağı yukarı bir buçuk yıllık bir süre geçti. Toplam soru önergesi sayısını biliyor musunuz arkadaşlar? Ben söyleyeyim: Bakanlarımıza yönelik gönderilen 21.720 soru önergesi var. 21.720. Bakan başına düşen soru önergesi 1.357. Şimdi bakanlarımız... Evet, soru önergeleri cevaplandırılmalı; ben karşı değilim, elbette cevaplandırılmalı ama bir bakana bir buçuk yıllık bir süre içerisinde tam 1.357 soru önergesi gönderirseniz bakan işini mi yapacak, haftanın iki üç gününü soru önergesini cevaplamakla mı geçirecek? Burada, makul oranda bir soru önergesi olması hâlinde, evet, mutlaka cevaplandırılmalı; buna ben de inanıyorum.

İkinci husus yine soru önergelerine yönelik olarak: Burada şu ifade kullanıldı, dendi ki: "Bu soru önergelerinin yüzde 8'i cevaplandırılmıştır." Ancak "Evet, zamanında olmayabilir, daha sonra da olsa bu sorular cevaplandırılmalı." şeklinde bir ifade de kullanıldı ve yine burada cevaplandırılan oranın yüzde 8 olduğu söylendi. Evet, zamanında cevaplandırılan soru önergelerinin oranı yüzde 8; doğru ama on beş günden sonra cevaplandırılan soru önergelerini de dâhil ettiğimizde bu oran yüzde 44,5 değerli arkadaşlar. Düşük bir oran değil, tam 9.672 soru önergesi bakanlarımız tarafından cevaplandırılmış.

Bir diğer husus, yap-işlet-devret modeline yönelik olarak, burada yine dile getirildi, Zafer Havaalanı'ndan bahsedildi. Bildiğim kadarıyla, 26 milyon veya 27 milyon euroluk bir ödeme yapıldığı ifade edildi. Yap-işlet-devret projeleri, kamu-özel iş birliği çerçevesinde yürütülen projeler. Burada, kamu ve özel kesim birlikte bir risk paylaşımı yapıyorlar. Peki, biz Zafer Havaalanı'na 26 milyon euro ödedik. Yap-işlet-devret modeli projelerini bir paket olarak düşünmemiz gerekir değerli arkadaşlar. Bakın, 2018 yılında, evet, 26 milyon euro Zafer Havaalanı için ödenmiştir ama yap-işlet-devret modeli projelerinden devletin kasasına 2018 yılında giren miktar tam 440 milyon eurodur değerli arkadaşlar; buna İstanbul Havaalanı dâhil değildir. 440 milyon euro...(AK PARTİ sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, bir paket olarak düşündüğünüzde, gerçekten kamu yararına olan ve vatandaşımıza daha hızlı, daha çabuk hizmet sunulabilecek bir altyapının oluşturulduğunu görüyoruz.

Değerli arkadaşlar, müsaade ederseniz bütçe üzerindeki değerlendirmelerime geçmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel düzeyde ekonomik ve siyasi durumun çok hızlı bir biçimde değiştiği bir dönemden geçiyoruz. Savaşlar, bölgesel ve küresel gerginlikler, doğal afetler ve ekonomik belirsizliklerin arttığı bir süreci yaşıyoruz. Uluslararası düzeyde ittifakların zayıfladığı, ekonomik ve siyasi ilişkilerin oldukça karmaşık bir hâle geldiği, ticari korumacılığın ve siyasi içe kapanma eğilimlerinin arttığı ilginç bir dönemden geçiyoruz. Ayrıca, tek kutuplu düzenden çok kutuplu düzensizliğe doğru küresel devinimin hızlandığı bir zamana şahit oluyoruz. Siyasi alandaki bu karmaşa, benzer şekilde, ekonomik alana da yansımakta, bölgesel ekonomik ittifaklar zayıflamakta ve ülkelerin tek tek çıkarlarına dayalı ticaret anlaşmaları ortaya çıkmaktadır.

2009 krizinden sonra dünyada en düşük büyümenin gerçekleştiğini, ticaret müzakerelerinin bir anlamda ticaret savaşlarına dönüştüğünü, Birleşmiş Milletler, IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü gibi uluslararası kuruluşların yaşanan sorunlara çözüm üretmede yetersiz kaldığını, hatta uluslararası kuruluşların ve kuralların bazı ülkeler tarafından hiçe sayıldığını görüyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünya ekonomisinde küresel krizden sonra ilk defa 2017 yılında oluşan ciddi orandaki canlanmanın 2018 yılından itibaren yerini yeniden yavaşlamaya bıraktığını görüyoruz. Gelişmeleri jeopolitik riskler açısından değerlendirdiğimizde ise Orta Doğu'da artan riskler ve yaşanan terör olayları Türkiye'yi çeşitli kanallardan etkilemektedir. Bunların ilki seyahat gelirleri, ikincisi ise sermaye hareketleridir. Her iki husus da terör olaylarına, sıcak ya da soğuk çatışmalara oldukça duyarlıdır. Bununla birlikte, Sayın Cumhurbaşkanımızın gösterdiği kararlılık ve güçlü liderliğinde son yıllarda yurt içinde ve yurt dışında gerçekleştirdiğimiz terörle mücadele operasyonları ülkemizin dünyadaki siyasi konumunu güçlendirmiştir. Bu durum, aynı zamanda ekonomik operasyonlara karşı da ülkemizin dirayetini artıran psikolojik bir etken olarak da öne çıkmaktadır. Bu vesileyle kahraman Mehmetçiklerimize, şehit ve gazilerimize ve yakınlarına şükranlarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Yapılan tüm algı operasyonlarına rağmen TL'ye olan güven aşınmamış, aksine dezenflasyon programımızın başarısının da etkisiyle TL varlıklar her geçen gün yerini sağlamlaştırmıştır.

Jeopolitik risklerin ülkemiz ekonomisini etkilediği bir diğer kanal da petrol fiyatlarıdır. Nitekim küresel jeopolitik riskler sadece Orta Doğu'da değil, dünyanın dört bir yanında sürmektedir. Latin Amerika ülkeleri başta olmak üzere, dış müdahalelerle seçilmiş rejimler, meşru hükûmetler devrilmeye çalışılmakta ve bu durum, başta petrol fiyatları olmak üzere, küresel ekonominin dalgalı bir seyir izlemesine neden olmaktadır. Tüm bu gelişmeler yatırım kararlarını ve ticareti olumsuz etkilemektedir. Artık, uluslararası kuruluşlar ve ülkeler makroekonomik tahminleri yapmakta zorlanmaktadırlar çünkü bugün iyi gibi görünen iklim, yarın tamamıyla tersine dönebilmektedir. Nitekim IMF on dört ayda tam 5 kez dünya büyüme tahminini revize etmiştir. Evet, on dört ayda IMF dünya büyüme tahminini tam 5 kez revize etmiştir. On dört ay önce iyi bir tablo çizen uluslararası kuruluşlar, bugün farklı bir söylem içerisinde olabilmektedirler. Yine IMF'ye baktığımızda, IMF bir yıl önce Türkiye için şunu söylemişti: Eksi 2,5 Türkiye'nin küçüleceğini ifade etmişti ama bugün IMF, Türkiye'nin 2019 yılında artı 0,2 oranında büyüyeceğini ifade etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; böyle bir ortamda, milletler arenasında güçlü kültür ve medeniyetiyle sayılı ülkeler arasında olan Türkiye, aynı zamanda etkili devlet geleneği, güçlü liderliği ve onun arkasında olan milletiyle, işleyen demokrasisiyle küresel ekonomik meydan okumalara karşı durabilmekte ve kendisine sağlam bir zemin edinmektedir.

Gezi olayları, hukuk darbesi girişimi, menfur askerî darbe girişimi gibi kalkışma denemelerine boyun eğmediğimizi gören ve ülkemizin güçlenmesini istemeyen güçler, 2018 yılı Ağustosunda düğmeye bastıkları ekonomik algı operasyonundan da kararlı tutumumuz sayesinde hüsranla çıkmışlardır. Nitekim Türkiye, 2018 yılından sonra 2019 yılında da yılı pozitif bir büyümeyle kapatarak ekonomik daralmayla karşılaşmayan ülkeler arasında yerini korumuştur.

Hatırlarsanız, uluslararası kuruluşlar başta olmak üzere, Türkiye'nin 2019 yılını negatif büyümeyle kapatacağını, hatta yüzde 5 oranında daralacağını iddia edenler vardı ancak bu böyle olmadı. Zira Hükûmetimiz, sadece zor günlerde değil, icra ettiğimiz tüm dönem boyunca büyümeyi başarıyla sonuca götürmüştür, 2013-2018 döneminde ekonomimizi yıllık ortalama yüzde 5,6 oranında büyütmeyi başararak büyüme algımızı bir üst platoya taşımıştır. Tüm bu olumsuzluklara rağmen Türkiye ekonomisinin ne kadar güçlü ve dirençli olduğunu tüm dünyaya gösterdik. Uluslararası bazı kuruluşların Türkiye ekonomisinin beklenenden daha dirençli olduğunu ifade eden açıklamalarına hep birlikte şahit olduk. Nitekim Ekim 2018'de Tüketici Fiyat Endeksi yüzde 25'ti, bugün yüzde 10,5'a düşmüş durumda. Üretici Fiyat Endeksi'miz yüzde 46'ydı, bugün yüzde 4,2'ye düşmüş durumda. İki yıllık gösterge faizimiz yüzde 27'lerdeydi, bugün yüzde 12 seviyesinde.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2019 yılı üçüncü çeyreğinde Türkiye ekonomisi yüzde 0,9 oranında büyüyerek 3 çeyrek sonra yeniden büyüme patikasına girmiştir. Büyüme verileri göstermektedir ki sanayi sektöründe üçüncü çeyrekte önemli bir toparlanma görülmektedir. Üçüncü çeyrekte yüzde 1,6 oranında büyüyen sanayi sektörünü tarım sektörü de destekleyici mahiyette takip etmiş ve yüzde 3,6 oranında büyüme kaydetmiştir. Hizmetler sektöründe inşaat dışı tüm alanlarda kaydedilen olumlu gelişmeler de göstermektedir ki ekonomik canlanma sürmektedir. Harcamalar yönüyle değerlendirildiğinde ise ekonomik aktivitedeki canlılık görülebilmektedir. Nitekim yatırımlardaki daralma hızının düşmesi ve toplam tüketimin yüzde 2,5 oranında artış göstermesi bunun en bariz göstergesidir. 2019 yılı genelinde olduğu gibi, bütçenin disiplinden sapılmadan, makul bir açık yoluyla ekonomiyi destekleyici bir rol oynaması sağlanmış ve böylece kamu harcamaları üçüncü çeyrekte de büyümeye destek vermiştir. Dördüncü çeyrekte de daha yüksek büyüme hızıyla orta vadeli programda yer alan pozitif büyüme hedefi tutturulacaktır.

2019 yılı bütçe hedeflerini küresel ölçekte yaşanan gelişmeler ve karşılaştığımız onca soruna rağmen önemli ölçüde gerçekleştiriyoruz. İhracat hedefimiz 182 milyar dolardı, yine 181,4 milyar dolarlık bir ihracatı inşallah 2019 yılında gerçekleştiriyoruz. Cari işlemler dengesine baktığımızda 2019 yılı hedefi 26 milyar dolar açıktı ancak yıl sonu gerçekleşme tahminimiz 1 milyar dolar fazladır. Tüketici Fiyat Endeksi'ne baktığımızda hedefimiz yüzde 15,9'du, yıl sonu beklentimiz yüzde 12. Büyüme, işsizlik oranı ve bütçe açığında belirlediğimiz hedeflerden bir miktar sapma oldu ancak bunlar enflasyon, cari açık, faiz oranlarında düşüş ve ihracatta sağladığımız başarıyı gölgeleyecek düzeyde değil.

Değerli arkadaşlar, özet olarak şunu ifade edebilirim: Küresel ölçekte yaşanan tüm olumsuz gelişmelere rağmen Türkiye gelişmeye, kalkınmaya ve gelişmiş ülkelere yakınsamaya devam etmektedir. Nitekim, satın alma gücü paritesine göre kişi başına düşen gelirde 2002 yılında Avrupa Birliği ortalama gelirinin yüzde 37'si düzeyindeydik yani kişi başına yüzde 37'sini ancak karşılayabiliyorduk, bugün yüzde 65 düzeyine çıktık yani satın alma gücümüz arttı, Avrupa Birliği ülkelerine yakınsadık ve şu anda refahımız çok daha üst sıralarda. Satın alma gücü paritesine göre kişi başına düşen gelirimizi 9.209 dolardan 28.384 dolara çıkardık. Satın alma gücü paritesine göre dünyada 17'nci sıradan 13'ncü sıraya yükseldik.

En yüksek insani gelişmişlik kategorisine girmemizle ilgili olarak biraz önce Sayın Canikli de bahsetti ama kısaca ben de değinmek istiyorum. Değerli arkadaşlar, bu sadece ekonomik alanda sağladığınız bir başarı değil, sadece sosyal alanda sağlamış olduğunuz bir başarı değildir; hem ekonomik alanda hem sosyal alanda hem kültürel alanda, tüm alanlarda sizin bir anlamda insani gelişmeyi çok ön plana çıkardığınızı ve en yüksek ülkeler grubuna girdiğinizi göstermektedir. Bu ne demektir? Bu aslında, on yedi yılın bir başarısıdır, AK PARTİ hükümetlerinin bir başarısıdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu aynı zamanda on yedi yıllık dönemde kaliteli bir büyüme sürecini gerçekleştirdiğimizi göstermektedir. Yani zaman zaman şu söyleniyor: "Büyümeniz kaliteli değil." Evet, biz kaliteli bir büyüme sürecini gerçekleştirdik ki en yüksek insani gelişmişlik grubu ülkeler arasında şu anda biz yer alıyoruz değerli arkadaşlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yine, AK PARTİ hükûmetlerinin insana odaklandığının bir başka göstergesidir.

Değerli arkadaşlar, bir başka husus; bu, Plan ve Bütçe Komisyonunda da çok sık dile getirildi, "Efendim, bu, yüzde 1'in bütçesidir; bu, sarayın bütçesidir." şeklinde çok değişik ifadeler kullanıldı, yorumlar yapıldı. Değerli arkadaşlar, bu bütçe yüzde 100 halkımızın bütçesidir, halkımızın bütçesidir, halkımızın bütçesidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Önceki 17 bütçede olduğu gibi, bu bütçe de toplumun tüm kesimlerinin ihtiyaçlarını dikkate alan ve 82 milyonun tamamının bütçesidir, bu bütçe toplumun tüm kesimlerinin haklarını koruyan bir bütçedir. Bu kapsamda, bütçemize baktığımızda, 3,4 milyon kamu çalışanı için 340 milyar lira harcayacağız, 22 milyar lirayı 2,7 milyon çiftçimizle bölüşeceğiz, 24,3 milyon öğrencimiz için 176 milyar lira harcayacağız, 82 milyon vatandaşımızın sağlık giderleri için 189 milyar lira para harcayacağız. Daha detayına girmek istemiyorum ama burada kadını da bulabilirsiniz, gençleri de bulabilirsiniz, engellileri de bulabilirsiniz, KOBİ işletmelerini de bulabilirsiniz; ne arıyorsanız 2020 yılı bütçesinde var değerli arkadaşlar.

Bir başka husus değerli arkadaşlar, sık sık ifade ediliyor "Vatandaşlarımızı enflasyona ezdiriyorsunuz." diye. Biz vatandaşlarımızı hiçbir şekilde enflasyona ezdirmedik, enflasyona ezdirmediğimiz gibi refah artışından onların hak ettiği payı almalarını sağladık. Bakınız, örnekler ortada, enflasyondan arındırılmış şekliyle söylüyorum: En düşük memur maaşı reel olarak yüzde 74 artmış -enflasyondan arındırılmış şekliyle- demek ki refah artışından yüzde 74'lük bir pay vermişiz. Net asgari ücrette reel olarak yüzde 124, en düşük SGK emekli aylığında yüzde 51,7; BAĞ-KUR en düşük tarım emekli aylığında yüzde 317, engelli aylıklarında yüzde 507'lik bir reel artış var arkadaşlar, yüzde 507; el insaf! (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Muhtar aylığında yüzde 329 reel artış var.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir başka önemli husus Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Sayıştay meselesi. Bildiğiniz gibi, yine AK PARTİ hükûmetleri döneminde Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu yasalaştırıldı. Bu kapsamda, bütçe ve kesin hesap kanunlarının kapsamı ne yapıldı? Genişletildi, bütçe kanunu sadeleştirildi, mali saydamlık artırıldı. Meclise gönderilen raporlar son derece genişletilmiş ve sayıları da artırılmıştır, ki bugün, bu dönemde, özellikle bu yılki bütçe görüşmelerinde muhalefet milletvekili birçok arkadaşımızın Sayıştayın raporlarına teşekkür ettiğine hepimiz şahidiz.

Harcama denetimi anlamında da çok kapsamlı bir reform daha gerçekleştirdik, 6085 sayılı Sayıştay Kanunu'nu çıkardık. Bu kanunla birlikte kamu kaynağı kullanan tüm kurum ve kuruluşlar ne oldu? Denetim kapsamına alındı. 6085 sayılı Kanun öncesinde -bunu özellikle ifade etmek istiyorum- kamu kurumlarına ait bir tek denetim raporu dahi olmadan bütçe müzakereleri gerçekleştiriliyordu. Bir daha tekrar ediyorum: 6085 sayılı Kanun öncesinde kamu kurumlarına ait bir tek rapor dahi olmadan bütçe görüşmeleri gerçekleştiriliyordu arkadaşlar. 6085 sayılı Kanun'dan önceki dönemde bütçe görüşmelerinde genel uygunluk bildirimi dışında düzenli olarak Plan ve Bütçe Komisyonuna ikinci bir rapor sunulmuyordu. Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi arkadaşlarımız var, bu yıl kaç rapor geldi arkadaşlar? Tam 194 rapor geldi değerli arkadaşlar. Bu kanun çıktıktan sonra Meclisimize 1.315 Sayıştay raporu geldi, oldukça kapsamlı raporlar ve bizler yararlanıyoruz. Evet, zaman zaman eleştiriyoruz, zaman zaman yol gösterici tavsiyelerde bulunuyoruz ama şunu ifade etmeliyim: Plan ve Bütçe Komisyonuna 199 milletvekilimiz geldi ve çok kapsamlı olarak görüşlerini ifade etti, hem kesin hesap üzerine hem Sayıştayın raporları üzerine hem de bütçesi üzerine çok kapsamlı olarak görüşlerini, düşüncelerini aktardılar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir diğer alan gelir dağılımı, sosyal adaletin tesisi ve evet, fırsat eşitliği konusu. Bu konuda da zaman zaman işte gelir dağılımının bozulduğu -ki bugün de ifade edildi- sosyal adaletin tam olarak tesis edilemediği, fırsat eşitliğinin olmadığı ifade edildi. Sosyal devlet anlayışının tesisi, gelir dağılımının iyileştirilmesi ve fırsat eşitliğinin sağlanmasına yönelik olarak AK PARTİ hükûmetleri döneminde çok önemli adımlar atıldı; sizler bunların hepsini biliyorsunuz. 2020 yılı bütçemizde ne kadar? Yaklaşık 70 milyar lira sosyal harcamalar için ayırdık ve bütçemizin yüzde 6,3'üne karşılık geliyor. Geçmişte bu ne kadardı? Sadece bütçenin yüzde 1,3'ü oranındaydı. Gelir dağılımını iyileştiren... Evet, gelir dağılımını iyileştirdik -buna geleceğim biraz sonra- yoksulluğu da azalttık. Dünya Bankasının Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Atlası Raporu'na göre, dünyada yoksulluk oranlarını en fazla azaltan ülke olduk ve hükûmetlerimiz döneminde ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza tam 315 milyar lira tutarında sosyal yardım sağladık. 2002 yılında toplumun yüzde 30'u -yani o dönemdeki nüfusa göre yaklaşık 20 milyon kişi- günlük 4,3 doların altında gelirle yaşamını sürdürüyordu. Peki, o dönemdeki nüfusa göre yüzde 30, bugün bu oran neye düştü? Yüzde 30'dan yüzde 1,6'ya düştü 4,3 doların altında gelirle yaşayan vatandaşlarımızın sayısı. Nedir bu? 1,2 milyon. Nüfusumuz 80 milyona çıktı, 1,2 milyon kişi 4,3 dolar gelirin altında; nüfusumuz 60-65 milyon, 20 milyon kişi 4,3 dolar gelirin altında; fark bu değerli arkadaşlar. Demek ki biz, gelir dağılımını iyileştirmişiz. Bunun örneklerini de vereceğim, yine yüzde 20'lik dilim burada zikredildi, sizlerle paylaşacağım. En alt gruptaki yüzde 20'lik dilim değerli arkadaşlar, 2006 yılında yüzde 5,1'lik paya sahipmiş; peki, şimdiki pay oranı ne? Yüzde 6,1. Yani en fakir yüzde 20'lik dilimin payı 5,1'den 6,1'e çıkmış. Peki, en zengin yüzde 20'lik dilime bakalım. 2006 yılında yüzde 48,4'müş payı; peki, şimdi ne olmuş? Yüzde 47,6'ya düşmüş, demek ki gelir dağılımında bir iyileşme söz konusu.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir başka husus, yine sık sık dile getirilen konulardan bir tanesi "Türkiye üretmiyor, üreterek büyümüyor, yatırım yeterince yapılmıyor." şeklinde yorumlar yapıldı. Burada "Üretim yapılmıyor." denildiği için özel sektör yatırımlarına özel olarak değinmek istiyorum. Özel kesim tarafından, 2002-2018 döneminde, 2018 yılı fiyatlarıyla yaklaşık 11 trilyonluk yatırım yapılmış arkadaşlar. 2002 yılında -yine 2018 yılı fiyatlarına getiriyorum, sabit fiyatla- özel kesim tarafından 221 milyar liralık yatırım yapılmış. 2018 yılına gelelim, 2018 yılında özel sektör tarafından tam 947 milyar liralık yatırım yapılmış. Peki, bunun anlamı nedir? Özel sektör yatırımları tam 5 kat artmış arkadaşlar, 5 kat artmış. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ve özel sektörün sabit sermaye yatırımlarının millî gelir içindeki payı da yüzde 15'ten yüzde 25'e çıkmış. "Üretmiyoruz." şeklinde "Üretim ekonomisi yok." şeklinde eleştiriler geliyor. Üretmeden, değerli arkadaşlar, 34 milyar dolarlık sanayi ihracatını yaklaşık 150 milyar dolara nasıl çıkarırsınız sorarım size, nasıl çıkarırsınız?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Toyota'yla, Toyota'yla!

LÜTFİ ELVAN (Devamla) - Üretmeden 34 milyar dolardan 150 milyar dolara nasıl çıkarırsınız?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Toyota'yla!

LÜTFİ ELVAN (Devamla) - 2002 yılında otomobil ve diğer araçlar dâhil 357 bin araç üretiliyordu, bugün 1 milyon 588 bin araç üretimimiz var; 2002 yılındaki otomobil ve diğer araçlar da dâhil ihracatımız 2,2 milyar dolar. Peki, bugün ne? 22 milyar dolar, tam 10 kat artmış. Üretmezseniz 22 milyar dolara siz nasıl çıkacaksınız, sorarım size arkadaşlar, nasıl çıkacaksınız? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Toyota'yla!

LÜTFİ ELVAN (Devamla) - Bir başka husus, şunu da söyleyebilirsiniz, diyebilirsiniz ki: "Efendim, biz üretiyoruz ama dünya bizden daha çok üretiyor, diğer ülkeler bizden daha çok üretiyor." Ona da bakalım, gerçekten biz diğer ülkelerden daha az mı üretiyoruz? Dünya ölçeğindeki ortalamadan daha az mı üretiyoruz, ona da bakalım. Ne yapacağız? O zaman imalat sanayisi katma değerimizin dünya imalat sanayisi katma değeri içindeki payına bakacağız, değil mi? Dünyadaki payımız ne olmuş imalat sanayisinde? Peki, 2002'de...

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Sadece imalat sanayisi mi var ya?

LÜTFİ ELVAN (Devamla) - Üretimden bahsediyoruz, üretimden bahsediyorsak elbette imalat sanayisinden bahsedeceğim.

Şimdi, 2002'de yüzde 0,69'muş arkadaşlar. Peki, 2017'de kaç olmuş? Yüzde 1,13 olmuş. Demek ki dünyadaki imalat sanayisi üretiminden daha fazla üretmişiz değerli arkadaşlar, daha fazla üretmişiz.

Bir başka örnek vereyim: 2002 yılında 5 milyar doların üzerinde ihracat yapan sadece bir sektörümüz vardı. Neydi? Hepiniz biliyorsunuz, tekstil sektörü.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Onu batırdınız, o bitti.

LÜTFİ ELVAN (Devamla) - Bugün, 5 milyar doların üzerinde ihracat yapan tam 11 adet sektörümüz var. Yine, imalat sanayisi katma değeri itibarıyla dünyada 2002 yılında 10'uncu sıradaydık. Peki, kaçıncı sıraya geldik? 13'üncü sıraya yükseldik değerli arkadaşlar. Yine, imalat sanayisi katma değerinde dünyada 20'nci sıradaydık, 13'üncü sıraya yükseldik; Avrupa'da 10'uncu sıradaydık, 5'inci sıraya yükseldik değerli arkadaşlar (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bir başka husus, değerli arkadaşlar -zamanım daraldı- evet, üretim ekonomisi olmadığı için mi acaba organize sanayi bölgesi sayısını biz 197'den 313'e çıkardık? Yine, üretim yapılmadığı için mi 400 bin olan organize sanayi bölgesinde çalışan sayısını 2 milyona çıkardık? 400 bin kişi çalışıyordu, şu anda organize sanayi bölgelerinde 2 milyon kişi çalışıyor. Bu kardeşlerimiz ne yapıyorlar arkadaşlar? Üretim yapıyorlar.

Bir başka örnek: Değerli arkadaşlar, teknoloji geliştirme bölgelerinde sadece 50 tane işletmemiz vardı, bugün 5.414 adet işletmemiz var. Evet, üretim artışı oldu, verimlilik oldu mu? Ona da bakalım; orada da ciddi bir gelişme var. Örnek vereyim: 2009 yılında bir imalat sanayi çalışanının 100 birim ürettiğini varsayalım, bugün bu kardeşimiz 121-122 birim üretmektedir; demek ki verimlilikte de bir artış söz konusu.

Bir başka önemli husus ithalata olan bağımlılık; sık sık dile getirilen bir konu. Evet, ithalat yapımıza baktığımızda ara malı ithalatının yüksek olduğunu görüyoruz. Ara malı ithalatının düşürülmesine yönelik aslında çok önemli adımlar attık, belki bunlar yeterince konuşulmuyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız teker teker ithalat yaptığımız tüm ürünlerin analizini yaptı ve bu çerçevede Türkiye'de üretilebilecek olanlara yönelik yine bu çalışmasını devam ettirdi. Biliyorsunuz, özellikle yeni uygulamaya koyduğumuz teşvik sistemiyle ithalata bağımlılığın azaltılmasına yönelik de ciddi bir teşvik mekanizması ortaya koyduk. Bununla da kalmadık; üniversitelerimize, TÜBİTAK'a ve ilgili diğer kuruluşlara, ithal ettiğimiz ama Türkiye'de üretilmeyen ürünlerin üretilmesine yönelik çok ciddi AR-GE destekleri vermeye başladık. Araştırma üniversitelerini belirledik, bölgesel ihtisas üniversitelerini belirledik ve bu üniversitelerin belirli alanlarda uzmanlaşmalarını sağlıyoruz. Dolayısıyla, evet, bugün petrokimyasallar, ilaç -savunmayla ilgili olabilir yine bir miktar- birtakım ithal ettiğimiz gerçekten yüklü ürünler var, bunların Türkiye'de üretimine yönelik çok önemli adımlar atıldı ve bu çalışmalar hızla sürdürülüyor ki AR-GE harcamalarımızın millî gelir içerisindeki payına baktığımızda da, evet, özellikle araştırma üniversitelerine, TÜBİTAK'a vermiş olduğumuz bu desteklerle AR-GE harcamalarının millî gelir içerisindeki payı yüzde 1'in üzerine çıkmıştır değerli arkadaşlar.

Bir başka önemli konu ki bunu da ifade etmeliyim: Dijital Türkiye Projemiz, son derece önemli. Bürokrasi ve kırtasiye işlemlerinin azaltılmasına, izin ve ruhsat işlemlerinin basitleştirilmesine, vatandaşlarımızın bulundukları yerden kamuyla ilgili olarak iş ve işlemlerini yapabilmesine ve kayıt dışılığın azaltılmasına yönelik Dijital Türkiye Platformu'nu oluşturduk. Şu anda 44 milyondan fazla kullanıcı var değerli arkadaşlar, 44 milyon ve 5.115 işlem şu anda elektronik ortamda yapılabiliyor. Vatandaşlarımızın devletle olan işlerini ve sorunlarını tek bir noktadan çözecek çalışmalar sürdürülüyor, iş süreçleri kısalıyor. Bu çalışmalar neticesinde, vatandaşlarımız kapı kapı dolaşmaktan kurtuluyor. Bu uygulamalar zaman ve para tasarrufu sağlamakta ve kayıt dışılığı da önemli ölçüde azaltmaktadır.

Sürem çok kısaldı ama tarıma yönelik sadece birkaç hususu dile getirmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar "Tarımsal üretim düşüyor. Tarıma gereken önem verilmiyor." şeklinde eleştiriler var. Bakın, çok kısa, şunları söyleyeceğim: Bitkisel üretimimizde artış var mı? Evet, var. Hayvancılıkta, hayvan sayısında artışımız var mı? Evet, var. Tarım sigorta sistemini ilk kez biz uygulamaya koyduk mu? Koyduk. Su ürünleri yok denecek kadar azdı değerli arkadaşlar, şu anda su ürünleri ihracatını gerçekleştiriyoruz, hem de önemli oranda; çok önemli bir gelişme sağladık. Geçmişte sadece sözde olan "kırsal kalkınma" anlayışını memleketimizin her bir sathına yaydık. Nedir bu, biliyor musunuz arkadaşlar? Kırsal kalkınma projeleriyle 100 bin kardeşimizi kırsal alanda, köylerde yapılan fabrikalarda istihdam ediyoruz şu anda, 100 bin kardeşimizi. Bunların hepsi önemli diye düşünüyorum.

Bir başka önemli husus, toplulaştırma, sadece 0,5 milyon hektar alan toplulaştırılmıştı. Bugün 8,3 milyon hektar alan, evet, toplulaştırma kapsamında ve bu çalışmalar önemli ölçüde tamamlandı arkadaşlar -bunu da buradan ifade etmek istiyorum- ve bu çalışmalar neticesinde şu anda tarımsal üretimde Avrupa'da 1'inci, dünyada ise 7'nci sıradayız değerli arkadaşlar.

Bir başka husus, örtü altı üretimde yüzde 44'lük bir artış söz konusu son on altı yılda. Sebze meyve üretiminde yine son on altı yılda yüzde 89'luk bir artış söz konusu, neredeyse 2'ye katlamışız. Ve tohum, şu söyleniyor: "Efendim, tohum ithal ediyorsunuz." Değerli arkadaşlar, 2002 yılında 17 milyon dolarlık tohum ihracatımız vardı; bugün, 152 milyon dolarlık tohum ihracatımız var, yüzde 775'lik bir artış söz konusu. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2002'de yüzde 31'di tohumda, bugün yüzde 85, inşallah 2020 yılında tohumda yüzde 100 yerliliği hedefliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son on yedi yılda, AK PARTİ, çok önemli reformlar gerçekleştirdi, bu reformları gerçekleştirirken hiçbir zaman popülist bir yaklaşım ortaya koymadı, hep orta ve uzun vadeli düşündü; milletimizin benimsediği ve sonuna kadar arkasında durduğu hedefler ortaya koydu. Bu hedefleri milletimiz sahiplendi, bundan sonra da inşallah sahiplenmeye devam edecek. Bugün, güçlü Meclise ve Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine her zamankinden çok daha fazla ihtiyaç var. Dünyada güç merkezi Batı'dan Doğu'ya kayarken Türkiye bu dönüşümün aslında tam da merkezinde yer alıyor. Geçmişte olduğu gibi, ülkeler yeni bölgesel dengeler kuruyorlar ve bu dengeler ekonomik, siyasi ve coğrafik olarak Türkiye'yi çok yakından ilgilendiriyor. Tüm dünyada yaşanan teknolojik gelişmelerle birlikte Y ve Z kuşaklarının çok farklı geleceğe sahip olacağı ifade ediliyor. Bu çerçevede, genç nüfusuyla Türkiye bu dönüşümden en fazla etkilenecek ülkelerden biri olacak. Bu kapsamda, eski paradigmalar ülkelerin sorunlarını gidermeye yönelik yeni ve kalıcı çözümler üretemiyor; dünyanın birçok bölgesinde yaşanan huzursuzluklar ve karmaşaların da aslında temel nedeni bu.

Diğer taraftan, uluslararası arenada "Ben güçlüyüm, istediğimi yaparım; kural, kaide dinlemem." diyen yaklaşımlarla karşı karşıya kalıyoruz. Ben inanıyorum ki, şimdi, küresel ölçekte, Cumhurbaşkanımızın "Dünya 5'ten büyüktür." söylemi çok daha iyi anlaşılıyor değerli arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

LÜTFİ ELVAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, AK PARTİ olarak yapısal reformlarımızı yapmaya devam edeceğiz. Zaman zaman muhalefetten bazı arkadaşlar "Bugüne kadar niye yapmadınız?" şeklinde eleştirilerde bulunuyorlar. Onlara söyleyeceğim tek söz şu: Dünyadaki değişim ve dönüşüme bak. Biz, dünyadaki değişim ve dönüşüme ayak uydurmak hatta önde gitmek zorundayız. Bisikletin pedalını hiç durmadan çevirmeye devam edeceğiz yani "Reformlarda durmak yok yola devam." diyoruz sevgili kardeşlerim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sözlerime son verirken Sayın Cumhurbaşkanımıza, Cumhurbaşkanı Yardımcımıza, Hazine ve Maliye Bakanlığımıza, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanımıza ve ekibine, Plan ve Bütçe Komisyonumuza ve tüm milletvekillerimize teşekkür ediyor...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFİ ELVAN (Devamla) - ...2020 yılı bütçemizin ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyor, yüce heyetinizi ve ekranları başında bizleri izleyen kıymetli vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)