Konu:Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonunun, Kamu İktisadi Teşebbüslerinin 2011-2014 ve 2015-2016 Yılları Denetimine İlişkin Raporlarının Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğünün 2011-2016, Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğünün 2011-2016, Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğünün 2011-2016, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunun 2015-2016, Toplu Konut İdaresi Başkanlığının 2011-2016 ve Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğünün 2011-2016 Yıllarına Ait Bölümleri ile Raporların Bu Bölümlerine Yapılan İtirazlar ve Komisyonun Görüşü (3/21, 22, 23, 24, 25, 26, 27) münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:26
Tarih:04/12/2019


Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonunun, Kamu İktisadi Teşebbüslerinin 2011-2014 ve 2015-2016 Yılları Denetimine İlişkin Raporlarının Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğünün 2011-2016, Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğünün 2011-2016, Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğünün 2011-2016, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunun 2015-2016, Toplu Konut İdaresi Başkanlığının 2011-2016 ve Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğünün 2011-2016 Yıllarına Ait Bölümleri ile Raporların Bu Bölümlerine Yapılan İtirazlar ve Komisyonun Görüşü (3/21, 22, 23, 24, 25, 26, 27) münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

HDP GRUBU ADINA ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) - Merhabalar.

TOKİ'yle ilgili konuşmadan önce, iki konuya değinmek istiyorum.

Bildiğiniz gibi, Eş Başkanımız Sayın Selahattin Demirtaş'ı tüm hukuk kurallarını çiğneyerek tutukladınız, tahliye olacakken yeni dosyalar çıkarıp yine hukuku çiğneyerek tutukluluğunun devamına karar verdiniz. Sadece o değil, tüm parti yöneticilerimize yönelik baskılarınız yargı aracılığıyla sürüyor. Ama herhâlde korkularınız o kadar büyük ki bu baskı da yetmemiş, tutuklamalarınız da yetmemiş, sağlığıyla alenen oynuyorsunuz; ciddi bir rahatsızlık geçirmesine rağmen tedavisini yaptırmıyor, sağlığının ciddi bir risk altına girmesine yol açıyorsunuz. Demirtaş'ın sağlığından ve cezaevlerindeki tüm tutsakların sağlığından siz sorumlusunuz, bunu unutmayın. Rehineliğine son verin ve Selahattin Demirtaş'ı serbest bırakın.

Bir diğer konumuz -umarız doğru değildir- Mecliste kadın çalışanların kılık kıyafetine karıştığınızın duyumunu aldık. Kadınlara şöyle dediğinizi duyduk: "Uzun yelekler giyeceksiniz, o zamana kadar da geniş pantolon giyin." dediğinizi duyduk, umarız doğru değildir. Kadınların bedenlerine müdahale etmekten vazgeçin, giyim kuşamlarına müdahale etmekten vazgeçin. Kadınlar nerede ne giyeceğine kendisi karar verebilir. Bugün burada lanetlediğiniz kadın cinayetleri meselesi var ya, erkekler aynı gerekçelerle öldürüyor, kılığı kıyafeti gerekçesiyle öldürüyor, oturuşu kalkışı gerekçesiyle öldürüyor. Siz de aynı zihniyete sahipseniz burada da kadınların kıyafetlerine müdahale edersiniz doğal olarak.

TOKİ'yle ilgili kısma gelince... Halkın olan her değerin, kamuya ait bütün varlıkların haraç mezat ulusal ya da uluslararası sermayeye aktarıldığı bir süreçten geçiyoruz. Kentler, neoliberal değişim sürecinde sermayenin rant alanı olarak yeniden biçimlendiriliyor tarafınızdan. Kent merkezleri yoksullardan arındırılıyor, hatta "mahalle" kavramı ortadan kaldırılmaya çalışılıyor, gecekondu bölgeleri "kentsel dönüşüm" adı altında akıllı binalardan oluşan uydu kentlere dönüştürülüyor. Kentin yarattığı değerler, TOKİ aracılığıyla, kentlilere değil, sermaye birikimine kullandırılıyor. TOKİ için yasalar çıkarılıyor, mevcutlar değiştiriliyor, sınırsız yetkiler veriliyor. TOKİ "Evsizlere ev, işsizlere iş sağlamak, yoksulları ev sahibi yapmak." reklamıyla kuruldu oysa gerçek böyle değil. AKP iktidarı, hemen her konuda olduğu gibi bu konuda da gerçekleri gizliyor. TOKİ, zenginlere akıllı evler üretmekle meşgul. TOKİ, yoksulları ev sahibi değil, devletin kiracısı yapıyor. Kalitesiz evleri insanlara yirmi yıl vadelerle satıyor, kiracılık âdeta bir ömre yayılıyor. TOKİ'ye olan borçlarını ödeyemeyenler hacizle karşı karşıya. Bölgenin değişen ekonomik, sosyal, kültürel ortamında barınamayan yoksullar mahallelerini terk etmek zorunda kalıyor. İstanbul Taşoluk'ta yeni konuta hak kazanan 300 aileden sadece 27'si mahallede kaldı. Oysaki hasılat paylaşımı yöntemiyle üst gelir grubuna yönelik 3.454 konutta iade oranı ise sadece 0,4 idi. Yoksullara yapılan binaların kalitesi ile zenginlere yapılan binaların kalitesi arasındaki fark bu oranlarla açıkça görülüyor.

Kentler kimliksizleştiriliyor. Kentlerin, mahallelerin farklı sosyal, kültürel, fiziksel özellikler taşımasına aldırmadan aynı tip, kimliksiz konutlar üretiliyor. Yoksullara kalitesiz konut, TOKİ'nin gerçeği. İstanbul örneği, TOKİ'nin yoksullara kalitesiz ev sattığını gösteriyor; konutlar çürümeye, dökülmeye başladı. Dersim'de TOKİ'den ev satın alanlar evlerin kalitesizliğinden şikâyetçi. Nusaybin'de TOKİ evlerinde dış duvarlarda kullanılan yapıştırma taşlar dökülmeye başladı. Altyapı sorunları çözülmedi, konutlarda çatlaklar oluştu, sokaklarda yollar çöktü. Atık suların Çağ Deresi'ne bırakılması sağlık sorunlarına ve ekosistemin bozulmasına yol açacak.

Şırnak Merkez, Cizre, Silopi, İdil ilçelerinde 2016 yılında ilan edilen sokağa çıkma yasakları sonrasında Şırnak Merkezin yüzde 65'i yıkıldı, yurttaşlar evlerini terk etmek zorunda bırakıldı. TOKİ tarafından yapılan toplam 9.270 konutun yapımı bitmesine rağmen konutlar hâlâ hak sahiplerine teslim edilmedi. Bazı konutlarda "ortak alan ücreti" olarak yurttaşlara yeni borçlar çıkarıldı. Konutların zeminlerinde kaymalar ve altyapılarında sorunlar ortaya çıktı.

Diyarbakır'ın Sur ilçesinde kentsel dönüşüm bahanesi ve sokağa çıkma yasakları yıkım politikalarıyla halk yerinden yurdundan edildi. Yenişehir ilçesi Üçkuyular Mahallesi'nde müteahhit firma iflas etti; tam olarak tamamlanmayan evler teslim edildi. Binaların duvarlarında derin çatlakların oluştuğu, doğal gaz bağlanmadığı, asansörlerin çalışmadığı ortaya çıktı. Açık kanalizasyonlar nedeniyle çocuklar hastanelik oldu.

İstanbul'da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, bilimsel çalışmalara ve mahkemelerin kararlarına rağmen, kamu alanlarını rant ve çıkar uğruna yapılaşmaya açıyor; tarihî alanları, yaşam alanlarını yok ediyor. TOKİ, sosyal konutlar kapsamında yurttaşların barınma ihtiyaçlarına değil; yüksek katlı plazalar, AVM'ler, lüks beş yıldızlı oteller yaparak yandaşların çıkarına hizmet ediyor. Özellikle kamuya açık yaşam alanlarını, deprem toplanma yerlerini bu amaçlar uğruna imara açarak kentin tarihini, doğasını ve geleceğini yok ediyor.

Zeytinburnu ilçesi Kazlıçeşme Mahallesi'ndeki 120 dönüm kamu alanı TOKİ'ye devredildi. Bu düzenlemeyle hâlihazırda nüfus ve yapı yoğunluğu fazla olan bölgede trafik ve altyapı sorunları gibi sorunlar yumağı daha da şiddetlendi.

Manisa'da yapılan TOKİ konutları hak sahiplerine eksikleri tamamlanmadan verildi. Eksiklerin giderilmesini isteyen yurttaşlar muhatap bulamadı. En yakın okul ve sağlık ocağı 10 kilometre uzakta.

Kentte kentleşmeye ait kurallar sermayenin ihtiyaçları üzerinden belirleniyor. 2/B ve kentsel dönüşüm denen afet yasası ile büyükşehir yasası peş peşe çıkarıldı. TOKİ'ye sunulacak, yerleşime açılacak alanlar belirlendi. Üst ölçek planlarında Datça, Bozburun, Fethiye örneklerinde olduğu gibi kıyılara, marinalara; doğal alanlar ise agro turizmine, otellere ve yapılaşmaya açılıyor.

Büyükşehir yasasını çıkardınız. Bunu köylerde, beldelerde yaşayanlara daha iyi bir hizmet götürmek için yaptığınızı söylediniz ama bu yalan da hızla ortaya çıktı. Köylerin meralarını, tarım alanlarını hızla belediye il sınırlarına alıp TOKİ'leştirmeye devam ediyorsunuz. Halkın ve Türkiye'nin doğal varlıklarını tahrip edip yeni rant alanları yaratıyorsunuz. Yalnız tek bir günde, TOKİ tarafından, aralarında Muğla Datça'nın da bulunduğu 26 ilde 993 bin metrekare büyüklüğünde 87 arsa satışa çıkarıldı. TOKİ aracılığıyla iktidar tarafından hayata geçirilen rantçı, yok edici anlayış sadece Türkiye sınırlarında değil. "Suriye'de güvenli hat işine TOKİ olarak girebiliriz." diyerek kuzey Suriye'ye işgal girişiminde de rant odaklı niyetinizi açıkça ortaya koydunuz.

Kentlerde gecekonduda yaşayan konut sahiplerine önce konutların tapusunu alabilecekleri söylendi, sonra kentsel dönüşüm yasası çıkarıldı, riskli alan ilan edilen yerlerde konutların deprem yönetmeliğine uygun olmadığı gerekçesiyle yıkım başladı. Rant çalışmaya başladı, insanlar mahallerinden sürüldü, şehir dışına itildi, mülksüzleştirildi. Çekmece'de, Süleymaniye'de, Gülsuyu'nda, Sulukule'de yapıldı ve yapılmaya devam ediyor. Deprem riski öncelikli olmayan bölgeler bile -örneğin Beşiktaş, Ortaköy, Okmeydanı- bu kapsama alındı. Gaziosmanpaşa, zemin olarak en sağlam yerlerden biri olmasına rağmen riskli bölge ilan edilerek 2 katlı konutlardan dahi insanlar evlerinden sokaklara atıldı. Binanın güvenliğine bakılmadan yandaşlara kaynak için imar barış ruhsatları verildi. Rant değeri taşımayan, zemini sağlam olmayan mahallelerse, yoksul insanlar ise göz ardı edildi.

Sayıştay raporunda TOKİ şantiyelerinde seyyar kabloların muhafaza altına alınmamış olduğu, yüksekten düşme tehlikesi olan yerlerde emniyet tedbirlerinin olmaması gibi eksiklikler tespit edildi. TOKİ için işçinin hayatının da bir önemi yoktu. Zira TOKİ'de çalışan çok sayıda işçi ücretlerini alamadı, ücretlerini alamadığı gibi hayatlarından da oldu. Neredeyse sınırsız yetkilerle donatılmış rantçı TOKİ anlayışınız, işlerini vergilerden ve denetimden muaf sürdürmekte ve daha da önemlisi uyguladığı ihale sistemiyle bir kamu kuruluşu olmasına rağmen özel bir şirket gibi davranmakta, gücünü kamu kaynaklarından sağlamakta da beis görmemektedir. İhale işlemlerinde kendi yandaşı şirketlere ihale vermekte, yandaşlarına rant alanı açmaktadır. "Konut sorunu" diyerek neoliberalizmin insafsız çarkına kurban ettiğiniz şey halkın barınma hakkıdır ve talebin muhatabı da devlettir. Sosyal devlet olmanın gereği barınmanın temel bir insan hakkı olduğu gerçeğinin kabul edilmesi, sağlıklı, güvenli, yaşanabilir bir çevreye sahip konutun kamu tarafından ihtiyaç sahiplerine bedelsiz verilmesidir. Sermaye odaklı değil, insan odaklı bir yaşam esas alınmalıdır. (HDP sıralarından alkışlar)