Konu:Cumhurbaşkanlığının, hudut, şümul ve miktarı Cumhurbaşkanınca belirlenecek Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının, 1701 (2006) sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı ve 880 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı'yla tespit edilen ilkeler kapsamında; Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü bünyesinde UNIFIL'e, 31/10/2019 tarihinden itibaren bir yıl daha iştirak etmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Cumhurbaşkanınca yapılması için Anayasa'nın 92'nci maddesi uyarınca izin verilmesine dair tezkeresi (3/882) münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:8
Tarih:22/10/2019


Cumhurbaşkanlığının, hudut, şümul ve miktarı Cumhurbaşkanınca belirlenecek Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının, 1701 (2006) sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı ve 880 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı'yla tespit edilen ilkeler kapsamında; Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü bünyesinde UNIFIL'e, 31/10/2019 tarihinden itibaren bir yıl daha iştirak etmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Cumhurbaşkanınca yapılması için Anayasa'nın 92'nci maddesi uyarınca izin verilmesine dair tezkeresi (3/882) münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Barış Pınarı Harekâtı kapsamında hayatını kaybeden şehitlerimize ve sivil vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, yaralılarımıza, gazilerimize acil şifalar, ailelerine ve tüm milletimize de başsağlığı diliyorum.

Ek olarak, seçilmiş belediye başkanlarının şafak operasyonlarıyla gözaltına alınmasının da kabul edilemez olduğunu görüyorum. Seçim kurullarının onayıyla aday olmuş, milyonlarca seçmenin oyunu almış belediye başkanları, atamalarla, kayyumlarla görevden alınıyor. Adalet ve Kalkınma Partisi olarak her fırsatta, bu kürsüden, sandık, millet iradesi üzerinden konuşurdunuz, bugün geldiğiniz noktada şunu yapıyorsunuz: Milletin iradesini gözden çıkarmışsınız. Ama şunu unutmayın: Biz her fırsatta milletin iradesine ve demokrasiye sahip çıkmaya devam edeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, ekonomi, sağlık, eğitim derken ülkemiz ne yazık ki dış politikada da bir çöküş içindedir ve Adalet ve Kalkınma Partisinin dış politikadaki uygulamaları uluslararası arenada ülkemizi itibarsız hâle getirmiştir. "Dünya 5'ten büyüktür." diyerek yola çıkanlar bugün uygulamış oldukları istikrarsız politikalarla, söylemlerle, eylemlerle dünyada 5 müttefik bulamaz hâle gelmişlerdir. Görüyoruz ki AKP, dış politikada da liyakati bir kenara bırakıp dış politikayı iş bilmezlere emanet etmiştir.

Değerli milletvekilleri, tüm kurullarda olduğu gibi dış politikada da ve diğer noktalarda da ne liyakat kalmıştır ne de istikrar kalmıştır. Her defasında söylüyoruz, her defasında diyoruz ki: Dış politika devlet adamlığı gerektirir, dış politika istikrar gerektirir. Peki, Adalet ve Kalkınma Partisi ne yapıyor, on yedi yılda ne yaptı? On yedi yıllık dış politika icraatlarınıza baktığımızda olmayan tek şey istikrar. Dediniz ki: "Emevi Camisi'nde Suriye'de namaz kılarız." Geldiğimiz noktada Süleyman Şah Türbesi'ni kaçırarak sonuçlandırdınız. Döndünüz dediniz ki: "İstesek Suriye'yi birkaç saatte yok ederiz." Biz bunu hiç kabul etmedik, bu söylemi de kabul etmedik. Peki ne oldu? ABD Başkanının küstah mektubuyla, Türkiye Cumhuriyeti'ni hedef alan mektubuyla bu harekâtınızı da sonuçlandırdınız. Görüyoruz ki saray eşrafında Trump sevdası en üst seviyede.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) - Amerika'nın mektubu küstahsa sizin ifadeniz bundan daha ağır, küstah.

ONURSAL ADIGÜZEL (Devamla) - Diyor ki Sayın Cumhurbaşkanı ABD Başkan Yardımcısı için: "Benim muhatabım değil." Sonra sarayda başköşede ağırlıyor. Ağırlamadıysa söyleyin biz de öğrenelim.

Ben de buradan, Genel Başkanımızın bugün grupta sorduğu soruları tekrar size sormak istiyorum. Hakaret dolu ifadeler içeren bu mektubu neden iade etmediniz? Bu ifadeleri nasıl hazmettiniz? Hangi korku, endişe ve ruh hâliyle bu mektubu kabul ettiniz? O da yetmedi, kamuoyundan neden gizlediniz?

Siz cevap vermeyeceksiniz ama ben size söyleyeyim. O kadar büyük açıklarınız var ki anlata anlata bitiremediğiniz Suriye politikasını Trump'ın çizdiği çizgilere hapsettiniz.

Değerli milletvekilleri, âciz dış politika, basiretsiz iç politika ülkeyi ekonomide de birçok konuda da yaşanamaz hâle getirdi. Peki, bu faturanın bedelini kim ödüyor? Bu ülkedeki yoksul vatandaşlar ödüyor ve onların çocukları ödüyor. Yandaşlara icat edilen üyelikler, unvanlar, maaş üstüne maaşlar; yandaş çocukları atandıkları görev yerlerinde bir saat bile görev yapmadan jet hızıyla terfi ettiriliyorlar, mevki, makam sahibi oluyorlar. Peki, bu milletin çocukları ne oluyor? Yoksullukla, işsizlikle, açlıkla baş başa bırakılıyorlar.

Danıştay Başkanının kızını mı anlatayım, yoksa bugün gündeme düşen İBB'de mezbahada çalışırken açıktan atamayla Devlet Demiryollarında memur olan AKP'li yandaştan mı bahsedeyim? Kırk gün geçmemiş şimdi de daire başkanı olmuş arkadaşlar.

Değerli milletvekilleri, TÜİK'in rakamları -her fırsatta inanmadığımızı söylüyoruz- ne diyor? Diyor ki: Türkiye'de genç işsizlik yüzde 7,2 arttı. Ne kadar manipüle etmeye çalışsanız da bunu söylüyorlar ve yüzde 27,3 oldu diyorlar.

Ben size daha çarpıcı bir örnek vereyim. Ne eğitimde ne istihdamda olan genç oranı kaç biliyor musunuz Türkiye'de? Yüzde 29,3 yani her 3 gençten 1'i ne işe gidiyor ne eğitim görüyor ne staj görüyor ne de gençliğini yaşıyor. Milyonlarca üniversite mezunu işsiz. Bu çocuklar şu hayaller içindeydi üniversiteye giderken: Eğitim alıp anama babama destek olacağım. Peki, geldiğimiz noktada ne oldu? Anasının babasının emekli maaşıyla öğrenim kredisi borcunu ödemek zorunda bırakıldı bu çocuklar.

Bakın, arkadaşlar, şunu söyleyeyim: On yedi yıl bir ülkeyi yönetmek kimseye nasip olmaz. Size böyle bir fırsat verdi bu millet. Geldiğimiz noktada siz birçok şeyi unuttunuz. Neyi unuttunuz biliyor musunuz? Atanamadığı için intihar eden öğretmenleri unuttunuz. İşsizlik ya da ihraç sebebiyle inşaatta çalışmak zorunda kalan ve iş cinayetine kurban giden işçileri unuttunuz. Kadınları saç kurutma makinesiyle çocuklarını ısıtacağı bir noktaya getiren politikalarınızla onları intihara ittiğinizi unuttunuz. Bununla birlikte, daha birçok konu var, yarattığınız kaos ve özellikle de kargaşa atmosferiyle ardı ardına katliamlarla bu ülkenin çocuklarının heba olmasına sebep olduğunuzu unuttunuz. Bu çocukların tek suçu, Okçular Vakfına üye olmamak mıdır? Bu çocukların tek suçu, sarayda bir yakınlarının oturmaması mıdır? Bunu buradan size sormak istiyorum ve diyorum ki: Bugün Türkiye bir kişiyi konuşuyor, Hüseyin Avni Önder. Tanıyor musunuz bilmiyorum ama tanıyanlar var; Sirkeci ve Haydarpaşa Garı ihalesine katıldı ve İBB'nin elinden hukuksuzca alınan bu ihalede de kazanan oldu. Bugün burada bunu konuşmamın en temel sebebi Bakanın tutumudur. Sayın Bakan çıktı, sanki Hüseyin Avni Önder'in firmasının avukatıymış gibi süreci sahiplendi.

Bakın arkadaşlar, sizin vicdanınıza sesleniyorum tekrar: Bir ihale yapılıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve ne olduğu belli olmayan bir genç bu ihaleye katılıyor. Biraz önce bahsettim, bu ülkede gençler işsiz, gençlerin birçok sorunu var ama 33 yaşındaki bir genç, neye güveniyorsa bu ihaleye katılıyor. 2 kamu kurumunun kamu zararı olmadan çıkacağı bir işe, Bakan diyor ki: "Bu ihale hukuka uygun bir şekilde iptal edildi." "Peki, gerekçeleri ne?" diye baktığımızda, iş bitirme belgesi yokmuş. İş bitirme belgesi var, hem de sadece Kültür AŞ'nin 250 milyon TL'den fazla. Siz de yönettiniz Kültür AŞ'yi geçen dönem, şimdi de Ekrem İmamoğlu'nun Başkanlığında Cumhuriyet Halk Partisi belediyesi olarak yönetiliyor ve ihale dosyasında açık açık "Bütün kurumlar için geçerli olmasına gerek yok, iştirak eden bütün konsorsiyum şirketleri için geçerli olmasına gerek yok." dendiği hâlde bunu keyfî bir komisyon kararıyla gündeme getirdiniz. Üzerine özellikle basarak söylemek istiyorum: Sonra "müştereken ve müteselsilen" yazmadığı için yani "ortaklaşa ve birlikte" yazdığı için iptal etmeye niyetlendiniz. Çıktı Bakan, şunu söylüyor, gülerek -gerçekten kargalar güler bu anlattıklarına- izliyorum: "100 bin lira vermişti İstanbul Büyükşehir Belediyesi, karşısındaki firma da 300 bin lira vermişti." Pardon, İstanbul Büyükşehir Belediyesi bir kamu kuruluşu değil mi? Bu iştirakler kamu ortaklığıyla kurulmuş şirketler değil mi? Ayrıca, kapalı teklif usulü olan ihalede şu madde de çok net bir şekilde yazıyordu, diyordu ki: "Kapalı teklifler, zarflar açıldıktan sonra pazarlık usulüne geçilir." 4 Ekimde olan bu ihalede kimse pazarlık usulü için İBB'yi çağırmadı. Hâlbuki eğer bir eksiklik varsa zarflar açılmadan önce İBB iştirakleri bu ihaleden menedilebilirdi. Kapalı kapılar ardında, basına da duyurmadan 18 Ekim günü Hüseyin Avni Önder bu ihaleye çağrılıyor ve komik bir şekilde -beni ekranları başında izleyen bütün vatandaşlarımız anlayacaktır ki- "Ya, şu 300'ü 350 yap da hadi sana verelim." deniyor. Bu ne biliyor musunuz? Bakan bunu çağırıyorsa ve bunu söylüyorsa bu şu: Bilal oğlan Sirkeci Garı'nda ve Haydarpaşa Garı'nda cirit atsın diye milletimizin, 16 milyon İstanbullunun mağdur edildiğini görüyoruz. Hakkı yeniyor 16 milyon İstanbullunun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ONURSAL ADIGÜZEL (Devamla) - Bir dakika daha alabilir miyim Sayın Başkan?

BAŞKAN - Buyurun.

ONURSAL ADIGÜZEL (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz Cumhuriyet Halk Partililer olarak 16 milyon İstanbullunun hakkını size yedirmeyiz. İstanbul halkı sahipsiz değildir. Bırakın artık bu rövanşist politikaları. Bugün ihaleyi verdiğiniz şirket yarın kime satılır belli olmaz ama İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı her dönem bir yarışla belirlenir ve İstanbul halkını temsil eder. Sırf birinin arkadaşı, bilmem ne vakfının genel müdürlüğünü yapmış diye, hiçbir iş deneyimi olmayan, üç yıl önce İstanbul Büyükşehir Belediyesinde 3 bin liraya çalışan, sonra Okçular Vakfında Genel Müdürlük yapan birine bu mekânları peşkeş çekmeyin. Bakanlarınızla da bu meseleye sahip çıkmayın çünkü biz şunu istiyoruz: Türkiye'de bu devletin kapıları, tüm devlet kapıları sadece yandaş gençlere değil, Mustafa Kemal Atatürk'ün ülkeyi emanet ettiği Türkiye gençliğine, Türkiye'de yaşayan milyonlarca gence sonuna kadar açık olsun. Bu yandaşlık, kayırmacılık anlayışı da Türkiye'de son bulsun istiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)