Konu:Cumhurbaşkanlığının, hudut, şümul ve miktarı Cumhurbaşkanınca belirlenecek Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının, 1701 (2006) sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı ve 880 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı'yla tespit edilen ilkeler kapsamında; Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü bünyesinde UNIFIL'e, 31/10/2019 tarihinden itibaren bir yıl daha iştirak etmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Cumhurbaşkanınca yapılması için Anayasa'nın 92'nci maddesi uyarınca izin verilmesine dair tezkeresi (3/882) münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:8
Tarih:22/10/2019


Cumhurbaşkanlığının, hudut, şümul ve miktarı Cumhurbaşkanınca belirlenecek Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının, 1701 (2006) sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı ve 880 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı'yla tespit edilen ilkeler kapsamında; Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü bünyesinde UNIFIL'e, 31/10/2019 tarihinden itibaren bir yıl daha iştirak etmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Cumhurbaşkanınca yapılması için Anayasa'nın 92'nci maddesi uyarınca izin verilmesine dair tezkeresi (3/882) münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

AK PARTİ GRUBU ADINA FİKRİ IŞIK (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin UNIFIL'in görev süresinin uzatılması yönündeki 2485 sayılı Kararı uyarınca, hudut, şümul ve miktarı Cumhurbaşkanınca belirlenecek Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının 1701 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı ve 880 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı'yla tespit edilen ilkeler kapsamında 31 Ekim 2019 tarihinden itibaren bir yıl daha UNIFIL'e iştirak etmesiyle ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisinden yetki talep eden Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2006 yılında yaşanan İsrail-Lübnan savaşı sonrasında Lübnan'da barışın tesisi ve idamesi amacıyla oluşturulan ve ülkemizin de kuvvet katkısında bulunduğu Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü'nün varlığı sayesinde Lübnan-İsrail sınırında göreceli bir sakinlik oluşturulmuştur ve devam etmektedir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 11 Ağustos 2006 tarihinde kabul ettiği 1701 sayılı Karar'la kurulan UNIFIL'in görev süresi geçici olarak bir yıl olarak belirlenmiş ve bu sürenin gerekli görülmesi hâlinde her yıl uzatılması öngörülmüştür. UNIFIL'in görev süresi, bu çerçevede, bugüne kadar tam 12 kez uzatılmıştır.

Ülkemiz geniş bir bölgeye yayılma riski olan ve otuz dört gün süren İsrail-Lübnan savaşına son verilmesi amacıyla o dönemde yoğun diplomatik çaba sarf etmiştir. 1701 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı'nın kabul edilmesinden üç gün sonra 14 Ağustos 2016 tarihinde ateşkes sağlanmıştır. Bölgesel barış ve istikrara büyük önem atfeden ülkemiz, UNIFIL'e katkıda bulunma iradesini süratle ortaya koymuş, bu çerçevede, Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının UNIFIL'e iştirak etmeleri yolunda Hükûmete yetki veren tezkere yüce Meclisimizin 5 Eylül 2006 tarihli kararıyla onaylanmıştır. Bu karar sonrasında Türk Silahlı Kuvvetlerinin unsurları Ekim 2006'dan itibaren bölgeye konuşlandırılarak görevlerine başlamışlardır. UNIFIL'e iştirak eden askerî unsurlarımızın görev süreleri UNIFIL'in görev süresi uzadıkça yenilenmiştir. Bu kapsamda yüce Meclisimizin son olarak geçen yıl verdiği yetkilendirmenin süresi 31 Ekim 2019 tarihinde dolacaktır. Diğer taraftan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin geçtiğimiz ağustos ayında aldığı kararla UNIFIL'in görev süresi 31 Ağustos 2020 tarihine kadar uzatılmıştır.

Tabii, yeni bir uzatma ihtimalini de göz önünde bulundurarak, Meclisimizin de tatilde olma durumu göz önünde bulundurularak bir yıllık bir yetki istenmiştir. Bir yıllık yetki verilmesinin bizce hiçbir mahzuru yoktur.

Bölgemizdeki gelişmeler, ülkemizin istikrar ve güvenliğinin bölge ülkelerinden ayrı düşünülmeyeceğini göstermektedir. Millî çıkarlarımızı yakından ilgilendiren bölgesel konular karşısında kayıtsız kalmamız kesinlikle düşünülemez.

Lübnan, coğrafi açıdan küçük olmakla birlikte bölge istikrarı bakımından anahtar öneme sahip bir ülkedir. Orta Doğu'da yaşanan ayrışmaların küçük modelde tezahür ettiği Lübnan'da siyasi ve toplumsal yapı, dinî ve etnik topluluklar arasındaki hassas denge çok ama çok önemlidir. Bu denge komşu ülke Suriye'de yaşanan ihtilafın Lübnan'a yansımasıyla sürekli sınanmaktadır. Lübnan'daki dinî ve etnik gruplar arasında yaşanan dönemsel gerginlikler endişe kaynağı olmaya devam etmektedir. Böyle bir dönemde Lübnan'da toplumsal uyumun korunması her zamankinden daha da fazla önem kazanmıştır. Bu bakımdan Lübnan'la tüm temaslarımızda bu ülkenin Suriye ihtilafına taraf olmama yolunda belirlediği politikaya bağlı kalınmasının son derece önemli olduğunu vurguluyoruz. Ayrıca Türkiye olarak hiçbir şekilde Lübnan'ın iç siyasetine müdahil olmadığımızı bir kez de buradan bu vesileyle ifade etmiş olalım.

Çatışma ortamından kaçarak komşu ülkelere sığınmak durumunda kalan milyonlarca Suriyelinin yarattığı yoğun mülteci baskısı ciddi toplumsal sınamalarla baş başa bırakmıştır Lübnan'ı. Bugün tahminen 6 milyon nüfusa sahip Lübnan, yaklaşık 1,5 milyon Suriyeli ve Filistinli mülteciye ev sahipliği yapmaktadır. Bu bağlamda, mülteci meselesi Lübnan'ın önündeki en temel istikrarsızlık konularından biri olarak önümüzde durmaktadır.

Diğer taraftan, Irak ve Suriye'deki istikrarsız ortamın, Yemen ve Libya'da yaşanan gelişmeler ile bölgesel planda etkisi hissedilen mezhepsel gerilimlerin diğer bölge ülkelerine kıyasla sosyopolitik açıdan çok daha hassas dengeler üzerine kurulu Lübnan'ın barış, huzur ve istikrarına olumsuz yansımaları olabilecektir. Şüphesiz, bu etkiler asgari düzeyde tutulamadığı takdirde ülkede yaşanabilecek mezhep temelli bir iç çatışma komşu ülkeler başta olmak üzere bölgesel ve küresel düzeyde barış ve istikrara yönelik ciddi risk ve tehditler oluşturacak, telafisi güç derin hasarlar açılabilecektir. Bu noktada Suriye kaynaklı güvenlik tehdidi ve bölgesel çatışma riski bağlamında Lübnan Silahlı Kuvvetlerinin desteklenmesi ve güçlendirilmesi önem taşımaktadır. Ülkemiz, UNIFIL kapsamında sağlamakta olduğu desteğe ilave olarak Lübnan Silahlı Kuvvetlerinin güçlendirilmesi için önümüzdeki dönemde başta eğitim ve iş birliği olmak üzere hayata geçirilebilecek adımlara ilişkin önerilerini Lübnan tarafıyla paylaşmıştır. UNIFIL komutasında görevlendirilmek ve İsrail'le sınır bölgesine konuşlandırılmak üzere bir Lübnan model alayı kurulması söz konusudur. Bu kapsamda, Birleşmiş Milletler himayesinde 15 Mart 2018 tarihinde Lübnan Silahlı Kuvvetlerinin desteklenmesine matuf düzenlenen Roma II Konferansı'nda ülkemizce model alaya yönelik destek taahhütlerimiz ilan edilmiştir. Bu kapsamda, iki ülke arasındaki karşılıklı koordinasyon faaliyetlerinin devam etmesini memnuniyetle karşılıyoruz.

Lübnan'la aramızdaki derin tarihî bağların ve ikili ilişkilerin yanı sıra, Lübnan'daki gelişmeleri de bizler, Türkiye olarak yakından izlemekteyiz. Mevcut konjonktürde Lübnan'da huzur ve sükûnetin korunması hepimizin en önemli önceliği olmayı sürdürmektedir. En son 2009 yılında gerçekleştirilen Lübnan genel seçimleri, uzun tartışmalar sonucunda kabul edilen yeni seçim anayasası uyarınca 6 Mayıs 2018 tarihinde yapılmış ve hükûmet, seçimlerden yaklaşık sekiz ay sonra, 31 Ocak 2019 tarihinde kurulmuştur.

Lübnan'ın istikrar ve refahına atfettiğimiz önem çerçevesinde, bu ülkede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik Türkiye olarak ortaya koyduğumuz somut katkılar, ikili ilişkilerimizin her veçhesine olumlu etki yapmaktadır. UNIFIL'de görev alan birliklerimizin sergilediği üstün performans, diğer katılımcı ülkeler tarafından olduğu kadar Lübnan halkı tarafından da dikkatle karşılanmaktadır.

Bu noktada, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin tarihinden gelen, gerçekten, gittiği bölgelerdeki insani hizmetleri, insani faaliyetleri Lübnan'da da ortaya koymuş olması, bu milletin bir ferdi olarak hepimizin göğsünü kabartan gelişmelerdir, göğsünü kabartan iftihar vesileleridir.

Nitekim, UNIFIL'e kuvvet katkısında bulunduğumuz 2006 yılından bu yana, UNIFIL'in icra ettiği görevler kapsamında Türk Silahlı Kuvvetleri unsurları tarafından hayata geçirilen birçok önemli proje, Lübnan halkının hafızalarında yer etmiştir. Bunlar arasında köy okullarının elektrik ihtiyacının karşılanması, köy okullarına oyun sahaları, köylere sağlık ocakları, su deposu inşa edilmesi, yol inşaatı gibi pek çok hayırlı hizmeti saymamız mümkündür.

Ülkemiz, UNIFIL'e 2006-2013 döneminde bir istihkâm bölüğü ve deniz gücüyle iştirak etmiştir. 2013 yılından bu yana ise 2 karargâh personeli ve deniz unsurlarımızla katılımını sürdürmektedir. Bu bağlamda, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, hâlihazırda Nakura'daki karargâhta bulunan 2 personelle birlikte denizdeki görevler için 1 korvet, takriben 85 personelle UNIFIL'e bağlı Deniz Görev Gücü dahilinde denetim harekâtını icra etmektedir.

UNIFIL'e deniz unsurlarımızla katkımız, Suriye'de yaşanan kriz ve Doğu Akdeniz'de gelişen güvenlik ortamı bakımından gerçekten önem arz etmektedir. Bu katkı UNIFIL'in Barışı Koruma Harekâtı'nın etkin biçimde icrasında önemli bir bileşendir. Şüphesiz Türk Silahlı Kuvvetlerinin üstlendiği bu misyon bölgemizde barış ve istikrarın korunmasına yönelik politikalarımızın önemli bir yapı taşıdır. Biz AK PARTİ Grubu olarak uluslararası meşruiyeti haiz olan ve uluslararası toplumun ortak iradesini yansıtan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 1701 sayılı Kararı'nda öngörülen amaçlar doğrultusunda Lübnan'da görev yapan UNIFIL'e kuvvet katkımızın sürdürülmesinin uygun olacağı görüşümüzü muhafaza ediyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bölgemizde istikrarsızlığın bu kadar yoğunlaştığı dönemde bugünkü tezkerenin gerçekten Türkiye açısından da bölgenin en kilit ülkelerinden biri konumunda olan Lübnan'ın istikrarı açısından da son derece önemli olduğunu bir kez daha ifade ediyorum.

Bakınız, bölgede artık vekâlet savaşları yürütülmektedir. Bazı güçler doğrudan kendileri sahada olmasalar bile terör örgütlerini kullanarak vekâlet savaşı ortaya koymaktadırlar. Bunlara karşı dikkatli olmak, küresel barışı korumak, bölgenin en önemli, en güçlü ülkelerinden biri olarak Türkiye'nin görevidir. Bu noktada Parlamentomuz 2006 yılından beri bu iradeyi net olarak ortaya koymuştur. Bu noktada tüm destek veren partilerimize, milletvekillerimize teşekkürü bir borç biliyoruz.

Değerli arkadaşlar, "vekâlet savaşları" dediğimiz savaşlar maalesef günümüzde terör örgütleri üzerinden yürütülmektedir. Bu noktada ilkeli bir güvenlik politikası maalesef ortaya konmuyor. Özellikle dünyada "etkili" "güçlü" dediğimiz ülkeler "senin terör örgütün, benim terör örgütüm" ayrımını çok net olarak -sözlü olarak ifade etmeseler bile, yazılı olarak, daha doğrusu fiilî olarak- ortaya koyuyorlar. İşte, "PKK terör örgütüdür ama YPG terör örgütü değildir." Yani PKK'nın YPG'yi kontrol ettiğini dünyada bilmeyen acaba bir tek istihbarat örgütü var mıdır veya diğer bir ifadeyle YPG'nin PKK'nın Suriye kolu olduğuna yönelik, başta CIA olmak üzere, eski adıyla KGB olmak üzere acaba bu gerçeği bilmeyen bir tek istihbarat örgütü var mıdır? Herkes çok çok iyi biliyor ki YPG PKK'nın Suriye koludur, emirleri doğrudan PKK'nın sözde üst yöneticilerinden almaktadır. Organik bağları artık gizlenemez noktadadır ama buna rağmen terör örgütünü "özgürlük savaşçıları" diye sunmak aslında dünyada bugün borusu öten, sözü geçen ülkelerin terör konusunda samimi olmadığının en net işaretidir.

Bu noktada belki şunun özellikle altını çizmemizde fayda var: Değerli arkadaşlar, bu konuda dünyada en ilkeli duruşu gösteren ülkelerden birisi Türkiye'dir. Türkiye hiçbir terör örgütü arasında ayrım yapmamıştır ve yapmamaktadır ve Türkiye hiçbir terör örgütünü karşısına muhatap olarak alıp onunla konuşmamıştır, konuşmamaktadır. "Efendim, sarayda gizli oda kuruldu, YPG'yle görüşüldü." iddiaları tamamen gerçek dışı, vahim iddialardır. Sarayda, Külliye'de, Beştepe'de Amerika Birleşik Devletleri'nden gelen heyetle müzakere yapılmıştır. Onlar da Amerika Birleşik Devletleri'yle elbette ki müzakerelerin gidişine göre müzakereler, görüşmeler yapmıştır. Bunun nereyle yapıldığını bizim bilmemiz mümkün değil. Amerikan Başkanıyla da görüşülmüş olabilir, başkalarıyla da görüşülmüş olabilir ama Türkiye'nin buradaki muhatabı Amerika Birleşik Devletleri'dir. İşte, bugün akşam saatlerinde dolacak süre de bu noktada Amerika Birleşik Devletleri'nin taahhütlerini yerine getirip getirmediği noktasında kritik bir süredir.

Biz doğru olduğuna inandığımız, haklı olduğuna yüzde 100 emin olduğumuz bir noktada yani bölgemizde bir terör yapılanmasının devletleşmesine müsaade etmemek için bu harekâtı başlattık. Hiçbir tehdide de boyun eğmedi Türkiye. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, özellikle Barış Pınarı Operasyonu her türlü engellemeye, her türlü tehdide rağmen başladı. Şimdi, bu noktada, bu tehdit bertaraf edilene kadar kararlılıkla yürümeye devam edeceğiz ama bunu yaparken Türkiye'ye haksız eleştiride bulunmak, değerli arkadaşlar, doğru değil. Türkiye bugüne kadar DEAŞ ile PKK'yı hiçbir zaman ayırmadı, PYD-YPG ile DEAŞ'ı da ayırmadı.

Ben, Fırat Kalkanı Harekâtı döneminde Millî Savunma Bakanı olarak çok çok iyi biliyorum, olayların içerisindeyim ki dünyada DEAŞ'a yönelik en güçlü operasyonları yapan ülke Türkiye'dir. 3 binin üzerinde DEAŞ militanını Türkiye etkisiz hâle getirmiştir. Aynı şekilde, PKK'yla kırk yılı aşkın şekilde mücadele eden, PKK terör örgütünü ortadan kaldırmak için gece gündüz mücadele eden de Türkiye'dir. "DEAŞ'a tamam, PKK'ya tamam ama YPG'ye dokunmayın." anlayışı dürüst bir anlayış değildir, ilkeli bir anlayış değildir. Terör örgütü terör örgütüdür. Senin terör örgütün, benim terör örgütüm kesinlikle kabul edilemez. Bu noktada, Türkiye bugüne kadar ilkeli duruşunu muhafaza etmiştir. Türkiye bundan sonra da ilkeli duruşunu muhafaza edecektir. Türkiye'nin en önemli önceliği kendi güvenliğidir, bölgenin güvenliğidir. Bölgenin huzuru ve güvenliği olmadan bu bölgede ne Türkler ne Kürtler ne Araplar ne diğer unsurlar huzur içerisinde yaşayamaz. Bu noktada da Türkiye'nin bu harekâtına Türk milletinin verdiği büyük destek, gerçekten, aslında Türkiye'nin, millî meselelerde her türlü tartışmayı bir kenara bırakıp nasıl bir araya geldiğinin de güzel bir göstergesidir.

Değerli arkadaşlarım, bu tezkere hayırlı bir tezkeredir. Ümit ederiz ki bölgemizde barış olur, huzur olur ve bölgemizdeki çatışmalar, savaşlar son bulur. Ümit ederiz ki İsrail bu saldırgan tavrından vazgeçer, kendi sınırlarına -1967 anlaşmasıyla belirlenen sınırlara- çekilir ve Lübnan gibi bir ülkeye saldırma riski ortadan kalkar, bölgede barış olur ve biz de bir daha Silahlı Kuvvetlerimizi Lübnan'a göndermek durumunda kalmayız. Ama bugün bu ihtiyacın olduğunu bütün parti gruplarımız özellikle ifade ettiler. Bundan dolayı biz AK PARTİ Grubu olarak bu tezkerenin lehinde oy kullanacağız.

Şimdiden, tezkeremizin Silahlı Kuvvetlerimiz için, ülkemiz için, Lübnan için ve bütün bölge için, küresel barış için hayırlı olmasını diliyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)